Türkçe - İngilizce Sözlük V

  1. v İng.
    • kıs. vanadium, velocity, volt.
  2. v İng.
    • kıs. verb, versus, vide, volt, volume, von.
  3. v ,v İng.
    • i. ingiliz alfabesinin yirmi ikinci harfi
    • V şeklinde şey
    • Latin sistemine göre beş rakamı
  4. V yaka Tür.
    • v neck.
  5. v-j day İng.
    • 2 eylül, İkinci Dünya Savaşında Birleşmiş Milletlerin Japonya'da zafer günü.
  6. v-neck İng.
    • i. V şeklindeki yaka.
  7. v-shaped İng.
    • s. V şeklinde.
  8. v.p. İng.
    • kıs. Vice President.
  9. v2 İng.
    • roket bombası.
  10. v8 İng.
    • oto. V şeklinde sekiz silindirli motor.
  11. va İng.
    • kıs. Virginia.
  12. va İng.
    • kıs. active verb.
  13. vaat Tür.
    • promise. undertaking. promise söz.
  14. vaat Tür.
    • commitment. parole. promise. undertaking.
  15. vaaz Tür.
    • sermon. exhortation.
  16. vaaz Tür.
    • homily. sermon.
  17. vaaz Tür.
    • grind. homily. sermon.
  18. vacancy İng.
    • i. boşluk
    • boş yer, aralık, fasıla.
  19. vacant İng.
    • s. boş, münhal, açık
    • işsiz
    • bön bakışlı
    • huk. terkedilmiş, sahipsiz
    • vârissiz. vacant lot A.B.D. şehirde boş arsa. vacantly z. ifadesizce, boş boş.
  20. vacate İng.
    • f. terketmek, bırakmak, boşaltmak
    • feshetmek, lağvetmek.
  21. vacation İng.
    • i. tatil
    • huk. adli tatil. vacation school yaz tatilinde öğrenim yapan okul. summer vacation yaz tatili. vacationist i. tatile çıkan kimse, turist, gezgin kimse. vacationland tatil yeri.
  22. vaccinal İng.
    • s., tıb. aşıya veya aşılamaya ait.
  23. vaccinate İng.
    • f. aşılamak
    • çiçek aşısı yapmak.
  24. vaccination İng.
    • i. aşı
    • çiçek aşısı yapma
    • aşılama.
  25. vaccine İng.
    • i., s. aşı maddesi, aşı
    • s. aşıya ait
    • ineğe ait
    • inekten elde edilen. vaccinator i., tıb. aşıcı
    • aşı aleti.
  26. vaccinia İng.
    • i., bayt. ineklerde çiçek hastalığı.
  27. vacillate İng.
    • f. iki yana sallanmak, sendelemek
    • tereddüt etmek, kararsız olmak. vacilla'tion i. tereddüt
    • sendeleme. vacillating s. tereddüt eden, kararsız.
  28. vacip Tür.
    • obligatory. required. incumbent. incumbent on a Muslim.
  29. vacip olmak Tür.
    • to be necessary.
  30. vacuity İng.
    • i. boşluk, boş yer
    • aptallık
    • işsizlik, tembellik
    • hiçlik
    • budalaca konuşma.
  31. vacuolated İng.
    • s., biyol. boşluklu. vacuola'tion i., biyol. boşluk meydana gelmesi.
  32. vacuole İng.
    • i. hücre içinde bulunan boşluk.
  33. vacuous İng.
    • s. boş
    • aptal
    • işsiz
    • manasız. vacuousness i. boşluk
    • işsizlik
    • aptallık.
  34. vacuum İng.
    • i. (çoğ. -s, vacua) s., f. boşluk, vakum
    • elektrik süpürgesi
    • s. boşlukla ilgili
    • f. elektrik süpürgesi kullanmak. vacuum bottle termos. vacuum brake vakum freni. vacuum cleaner elektrik süpürgesi. vacuumpacked s. içindeki hava boşaltılıp kapatılmış (teneke kutu). vacuum pump boşluk pompası, boşaltaç. vacuum tube elek. radyo lambası.
  35. vade Tür.
    • To fade
    • hence, to vanish.
  36. vade Tür.
    • settlement date. redemption date. maturity date. term. fixed term. fixed date. the day of reckoning. the fatal date. due date.
  37. vade Tür.
    • maturity. term. due date. delay. fixed period of time. prompt. date of maturity. grace period. respite. extension. one"s hour of death. fixed time. option. fixed term. terminal date. time allowed.
  38. vade Tür.
    • credit. date. deferment. expiration. expiry. matureness. maturity. prompt. tenor. time.
  39. vade bitimi Tür.
    • due date. date of maturity. maturity date.
  40. vade mecum İng.
    • Lat. her zaman yanında taşınan şey.
  41. vade sonu Tür.
    • date of maturity. maturity date. final term.
  42. vadeli Tür.
    • having a fixed term.
  43. vadeli Tür.
    • deferred. forward. future.
  44. vadeli hesap Tür.
    • forward account. time deposit. forward s account.
  45. vadeli hesap Tür.
    • deposit account.
  46. vadeli mevduat Tür.
    • time deposit. deposit for fixed period. term deposits. time deposits. fixed deposits.
  47. vadeli satış Tür.
    • sale on credit terms. sale for the settlement. sale on account. forward sales. futures / forward sale. forward s sale. futures sale. put and call. time sale.
  48. vadesi geçmiş Tür.
    • overdue. past due.
  49. vadesiz Tür.
    • undated.
  50. vadesiz Tür.
    • at call. having no fixed term.
  51. vadesiz hesap Tür.
    • demand deposit.
  52. vadesiz mevduat Tür.
    • demand deposit. deposit at call. demand deposits. call deposits. sight deposits.
  53. vadi Tür.
    • valley. wadi. subject. topic. sense. line. dale. vale.
  54. vadi Tür.
    • dale. vale. valen. valley. valley koyak.
  55. vadi Tür.
    • canyon. clough. combe. coomb. coombe. dale. dell. glen. gorge. vale. valley.
  56. vadose İng.
    • s. yeraltında su tabakasının üstünde bulunan su hattı ile ilgili.
  57. vaevictis İng.
    • Lat. Vay yenilenin haline.
  58. vaftiz Tür.
    • baptismal. christening. baptism. christening.
  59. vaftiz Tür.
    • baptism.
  60. vaftiz Tür.
    • baptism.
  61. vaftiz babası Tür.
    • godfather.
  62. vaftiz babası Tür.
    • godfather.
  63. vaftiz etmek Tür.
    • to baptize. christen.
  64. vaftizhane Tür.
    • baptistery.
  65. vagabond İng.
    • s., i. serseri, avare, derbeder (kimse). vagabondage i. serserilik.
  66. vagary İng.
    • i. aşırı merak
    • kapris
    • sapıklık.
  67. vagina İng.
    • i. (çoğ. -s, -nae) anat., zool. dölyolu, vajina, mehbil, hazne
    • bot. kılıf. vaginal s. dölyoluna ait
    • kılıfa ait.
  68. vaginectomy İng.
    • i., tıb. döl yolunun çıkarılması.
  69. vaginitis İng.
    • i., tıb. dölyolu iltihabı.
  70. vagon Tür.
    • wagon.
  71. vagon Tür.
    • carriage. railway car. car. coach. passenger car. truck. wagon. wag g on.
  72. vagon Tür.
    • car. carriage. railway car.
  73. vagon restoran Tür.
    • cafe / dining car. restaurant car.
  74. vagonet Tür.
    • tip truck. tip wagon. car (used on a narrow-gauge railroad.
  75. vagrant İng.
    • s., i. serseri, derbeder, dağınık
    • i. serseri veya dilenci kimse
    • göçebe kimse. vagrancy i. serserilik.
  76. vague İng.
    • s. muphem, bellisiz, bulanık, şüpheli, karanlıkça, muğlak. vague'ly z. müphem şekilde, belli belirsiz. vague'ness i. müphemlik, belirsizlik, muğlaklık.
  77. vagus İng.
    • i. (çoğ. -vagi) anat. onuncu kafa siniri, akciğer-mide siniri.
  78. vah Tür.
    • what a pity.
  79. vah Tür.
    • oh!. alas!. what a pity!.
  80. vaha Tür.
    • oasis.
  81. vaha Tür.
    • oasis.
  82. vahim Tür.
    • serious. grave. acute. desperate.
  83. vahim Tür.
    • grave. dangerous. serious. desperate. perilous.
  84. vahit Tür.
    • single. sale. one.
  85. vahit Tür.
    • one. single. sole.
  86. vahiy Tür.
    • revelation. divine inspiration.
  87. vahiy Tür.
    • divine inspiration.
  88. vahiy Tür.
    • apocalypse.
  89. vahşet Tür.
    • wildness. savageness. savagery. atrocity. fear. solitude.
  90. vahşet Tür.
    • brutality. wilderness. savageness. barbarousness. ferocity. savagery.
  91. vahşet Tür.
    • atrocity. savageness. savagery.
  92. vahşi Tür.
    • brutal. savage. wild. barbarous. untamed. virgin. ferocious. fierce. grim. inhuman. rude. uncivilized. wolfish.
  93. vahşi Tür.
    • barbarian. barbaric. disorderly. ferocious. fierce. lawless. ruffian. savage. truculent. turbulent. vitriolic. wanton. wild. brutal.
  94. vahşi Tür.
    • atrocious. barbarian. barbaric. brutal. brute. churlish. feral. ferocious. haggard. heathenish. savage. tigerish. truculent. uncivilized. wild. wolfish. barbarian. heathen. savage.
  95. vahşi hayvan Tür.
    • wild animal. wild animal / beast. wild beast.
  96. vahşice Tür.
    • wildly.
  97. vahşice Tür.
    • savagely. atrocious. barbarically. barbarously. wild.
  98. vahşice Tür.
    • bestially. brutally.
  99. vahşileşmek Tür.
    • to become savage. to grow / to run wild.
  100. vahşilik Tür.
    • brutality. wildness. savageness. untamedness. brute violence. savagery.
  101. vahşilik Tür.
    • brutality.
  102. vahşilik Tür.
    • barbarity. savagery. wildness. brutality. savageness.
  103. vail İng.
    • i., f., (eski) çıkar
    • bahşiş
    • f., (eski) işe yaramak, faydası olmak.
  104. vail İng.
    • f., (eski) hürmetle çıkarmak (şapka).
  105. vain İng.
    • s. kibirli, gururlu, kendini beğenmiş, mağrur
    • gösterişçi
    • boş, beyhude, nafile
    • kıymetsiz, verimsiz, değersiz
    • hükümsüz, faydasız, manasız. a vain hope boş ümit . in vain boş yere, beyhude yere
    • hürmetsizce . vain'ly z. boşuna, boş yere .vain'ness i . kibirlilik, gurur.
  106. vainglorious İng.
    • s. mağrur, gururlu. vaingloriously z. mağrurca, gururla. vaingloriousness i. kibirlilik.
  107. vainglory İng.
    • i. aşırı derecede kendini beenmişlik, boş gurur.
  108. vaiz Tür.
    • preacher. monitor. sermon.
  109. vaiz Tür.
    • chaplain. preacher. cheplain. sermon.
  110. vaiz Tür.
    • chaplain. clergyman. devil-dodger. preacher. predicant. pulpit orator. sermon. minister.
  111. vajina Tür.
    • vagina.
  112. vajina Tür.
    • vagina.
  113. vak vak Tür.
    • quack.
  114. vaka Tür.
    • event. occurrence olay. hadise. happening.
  115. vaka Tür.
    • circumstance. event.
  116. vaka Tür.
    • case. event. occurrence. case in point. affair. fact. facts of the case. happening. incident. occasion.
  117. vakanüvis Tür.
    • chronicler. annalist.
  118. vakar Tür.
    • seriousness.
  119. vakar Tür.
    • dignity. gravity. sedateness. self-posession. solemnity.
  120. vakarlı Tür.
    • sedate. grave. dignified.
  121. vakarsız Tür.
    • undignified.
  122. vakayiname Tür.
    • chronicle. annals.
  123. vaketa Tür.
    • calfskin.
  124. vakfetme Tür.
    • consecration. devotion.
  125. vakfetmek Tür.
    • to make over to religious / charitable foundation. to devote / to dedicate to sth. consecrate. dedicate. devote. endow. vow.
  126. vaki Tür.
    • sth which has happened.
  127. vaki Tür.
    • happening. true. actual. hapining. occuring. taking place.
  128. vakit Tür.
    • time. the right time. time (for doing sth. when. hour. tide. while.
  129. vakit Tür.
    • season. time. the right time. appointed time. hour.
  130. vakit Tür.
    • father time. hour. season. time. when. while.
  131. vakit geçirmek Tür.
    • potter putter.
  132. vakitli Tür.
    • pünktlich. rechtzeitig.
  133. vakitli Tür.
    • done at the right time. done in due season. timely.
  134. vakitli vakitsiz Tür.
    • without considering whether or not it is the proper time to do. in and out of season.
  135. vakitsiz Tür.
    • premature. unearthly. untimely. inopportune. ill-timed.
  136. vakitsiz Tür.
    • done at an unsuitable time. premature. too early. out of season. ill timed. untimely.
  137. vakitsizlik Tür.
    • untimeliness.
  138. vakıa Tür.
    • fact. event. happening. dream. although. it is true that.
  139. vakıf Tür.
    • foundation.
  140. vakıf Tür.
    • aware. cognizant. charitable foundation. charitable fund. endowed charity. endowed institution. trust.
  141. vakıf senedi Tür.
    • alms deeds. settlement deed. trust indenture.
  142. vakıfname Tür.
    • charter of a wagf. deed of trust. act of foundation.
  143. vaktinde Tür.
    • on time. in time.
  144. vaktinde Tür.
    • on time. in.
  145. vaktiyle Tür.
    • at the proper time. in the past. once. once upon a time.
  146. vakum Tür.
    • vacuum. vacuum boşluk.
  147. vakum Tür.
    • vacuum.
  148. vakum Tür.
    • suction. vacuum.
  149. vakumlu Tür.
    • vacuum.
  150. vakumlu Tür.
    • suction. vacuum. vacuum-packed.
  151. vakur Tür.
    • solemn. grave. dignified. solemn ağırbaşlı. onurlu.
  152. vakur Tür.
    • graceful. staid.
  153. vakur Tür.
    • dignified. grave. sedate. proud. reserved. solemn. staid.
  154. vakvak Tür.
    • duck ördek. quack.
  155. valance İng.
    • i. saçak, farbala
    • sayvan. valanced s. saçaklı, perdeli.
  156. vale Tür.
    • See 2d Vail, 3.
  157. vale Tür.
    • knave. valet. jack.
  158. vale Tür.
    • jack. knave. houseman. waiting man.
  159. vale Tür.
    • A tract of low ground, or of land between hills
    • a valley.
  160. vale Tür.
    • a long depression in the surface of the land that usually contains a river.
  161. vale İng.
    • i., (şiir) vadi, dere.
  162. vale İng.
    • (ünlem), Lat. Uğurlar olsun! Güle güle ! Sağlıcakla kalın!
  163. valediction İng.
    • i. veda.
  164. valedictorian İng.
    • i. Amerikan lise ve üniversitelerinde diploma töreninde veda konuşmasl yapan son sınıf birincisi.
  165. valedictory İng.
    • s., i. veda kabilinden
    • i. diploma törenindeki veda söylevi.
  166. valencecy İng.
    • i., kim. valans, değerlik.
  167. valenciennes İng.
    • i. Fransa'da Valenciennes şehrinde yapılan bir çeşit ince dantel.
  168. valentine İng.
    • i. on dört şubata rastlayan St. Valentine gününde seçilen sevgili
    • bu günde gönderilen aşk belirtisi kart.
  169. valerian İng.
    • i. kediotu, bot. Valeriana officinalis
    • kediotu kökünden çıkarılan ecza.
  170. valet İng.
    • I., f. uşak, erkek oda hizmetçisi. valet de chambre Fr. erkek oda hizmetçisi
  171. valetudinarian İng.
    • s., i. sıhhatsiz, devamlı hasta, müzmin hasta, zayıf mizaçlı (kimse)
    • sağlığına aşırı düşkün (kimse), sıhhatine meraklı (kimse).
  172. valf Tür.
    • valve. cock n.
  173. valf Tür.
    • valve. ana valf. king valve. clack. cock. gate vana.
  174. valf Tür.
    • register. valve.
  175. valgus İng.
    • s, i, tlb çarpık bacaklı: i bacak çarpıklığı
  176. valhalla İng.
    • i., (iskandinav mit.) ölen kahramanların ruhlarının sonsuz mutluluk içinde yaşadığı tanrı Odin'in sarayı.
  177. vali Tür.
    • one of the Aesir and avenger of Balder
    • son of Odin.
  178. vali Tür.
    • one of the Aesir and avenger of Balder
    • son of Odin.
  179. vali Tür.
    • governor. governor of a province. vali.
  180. vali Tür.
    • governor. governor ilbay. governor of a province. vali.
  181. vali Tür.
    • exarch. governor. proconsul.
  182. valiant İng.
    • s. yiğit, cesur, yürekli, kuvvetli
    • kahramanca. valiancy, valiantness i. kahramanlık, yiğitlik. valiantly z. kahramanca, yiğitçe.
  183. valid İng.
    • s. muteber, geçerli
    • doğru, sağlam
    • huk. meşru, kanuni. validly z. muteber olarak, meriyette, meşru olarak.
  184. validate İng.
    • f. muteber kılmak, geçerli hale koymak
    • tasdik etmek, onaylamak. valida'tion i. onaylama.
  185. valide Tür.
    • mother.
  186. valide sultan Tür.
    • sultana.
  187. validity , validness İng.
    • i. meriyet, geçerlik, muteberlik
    • yürürlük
    • sağlamlık, doğruluk.
  188. valilik Tür.
    • governorship. proconsulate.
  189. valilik Tür.
    • governorship. governor"s office. province. governor generalship.
  190. valilik Tür.
    • governorship.
  191. valise İng.
    • i. küçük el bavulu, valiz.
  192. valiz Tür.
    • suitcase. traveling bag. baggage. luggage. valise.
  193. valiz Tür.
    • suitcase.
  194. valiz Tür.
    • case. suitcase. valise.
  195. valkyrie İng.
    • i., (iskandinav mit.) savaş alanında ölen kahramanlan seçip ruhlarını Valhalla'ya götüren kızlardan biri.
  196. vallahi Tür.
    • I swear it"s true. for the life of me. by jingo.
  197. vallahi Tür.
    • by God. i swear it is so.
  198. vallahi billahi Tür.
    • upon my conscience.
  199. vallation İng.
    • i. sur
    • kale siperi
    • sur yapımı.
  200. vallecula İng.
    • i. (çoğ. -lae) anat., bot. çukurcuk. vallecular, valleculate s. çukurcuğa ait.
  201. valley İng.
    • i. dere, koyak, vadi
    • mim. çatı oluğu.
  202. valona İng.
    • i. Arnavutluk'ta Avlonya şehri.
  203. valonia İng.
    • i. meşe palamudu, sepicilikte kullanılan palamut. valonia oak pelit ağacı, bot. Quercus macrolepis.
  204. valör Tür.
    • numbers. value date. official date when money is transferred. becomes good funds to the depositor. valuta.
  205. valor , ing. valour İng.
    • i. yiğitlik, cesaret, mertlik, bahadırlık, kahramanlık.
  206. valorization İng.
    • i. hükümetçe fiyat tespiti.
  207. valorize , ing. -ise İng.
    • f. hükümetçe fiyat tespit etmek.
  208. valorous İng.
    • s. yiğit, cesur. valorously z. yiğitçe. valorousness i. yiğitlik.
  209. vals Tür.
    • waltz. rolling mill.
  210. vals Tür.
    • waltz.
  211. vals Tür.
    • waltz.
  212. vals Tür.
    • advertisers" psychographic segmentation strategy that classifies consumers according to values and lifestyles.
  213. valse İng.
    • i., müz. vals.
  214. valuable İng.
    • s., i. kıymetli, değerli
    • aziz
    • pahalı
    • i., gen. çoğ. kıymetli şey, mücevherat.
  215. valuate İng.
    • f kıymet biçmek
  216. valuation İng.
    • i. değer biçme
    • kıymet, biçilmiş değer.
  217. value İng.
    • i., f. kıymet, değer
    • itibar, önem, ehemmiyet
    • gerçek değer, hakiki kıymet
    • kesin anlam
    • müz. değer
    • resimde renk tonu, rengin açıklık veya koyuluğu
    • para eden şey, mal
    • f. değerini ölçmek
    • iabar etmek, muteber tutmak, saymak, takdir etmek
    • kadrini bilmek
    • paha biçmek, kıymet takdir etmek. approximate value yaklaşık değer. at value piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş. insurable value sigorta değeri. market value piyasa fiyatı, piyasa rayici. nominal value itibari kıymet. value-add-ed-tax i. ek değer vergisi. value judgment önyargı
    • değerine göre kıymet verme. The value of the dollar has gone up this month Doların değeri bu ay yükseldi. This dress is a good value for its price Bu elbise fiyatına göre kalitelidir. valuer i. bilirkişi, değer biçen kimse. valueless s. kıymetsiz, değersiz, beş para etmez.
  218. valued İng.
    • s. değerlendirilmiş, belirli bir kıymeti olan.
  219. valvate İng.
    • s. valflı, valf gibi, valf şeklindeki
    • bot. kenarları birbirine bitişik.
  220. valve İng.
    • i. valf, supap, ventil
    • zool. midyede kabuğun bir kanadı, kabuk
    • bot. çenet
    • kapı, kapı kanadı
    • anat. kapacık
    • ing. radyo lambası. valve chest valf mahfazası. valve gear buhar makinasının valflarını işleten cihaz. valve-in-head engine valfları silindir üstünde olan motor. inlet valve mak. emme supapı, giriş supapı. valved s. valflı. valvular s. valfa ait, valf gibi
    • anat. kalp kapaçığına ait.
  221. valvulitis İng.
    • i., tıb. kalp kapakçığı iltihabı.
  222. vamoose İng.
  223. vamp Tür.
    • vamp. unscrupulous seductress.
  224. vamp Tür.
    • vamp.
  225. vamp Tür.
    • Value Analysis of Management Practices. a seductive woman who uses her sex appeal to exploit men. an improvised musical accompaniment. piece of leather forming the front part of the upper of a shoe. make up
    • "vamp up an excuse for not attending the meeting". piece with a new part
    • "vamp up an old speech". act seductively with. provide with a new vamp
    • "revamp my old boots".
  226. vamp Tür.
    • To provide, as a shoe, with new upper leather
    • hence, to piece, as any old thing, with a new part
    • to repair
    • to patch
    • often followed by up. piece of leather forming the front part of the upper of a shoe an improvised musical accompaniment provide with a new vamp
    • "revamp my old boots" act seductively with piece with a new part
    • "vamp up an old speech" make up
    • "vamp up an excuse for not attending the meeting".
  227. vamp Tür.
    • To play a chord progression repeatedly.
  228. vamp Tür.
    • To advance
    • to travel.
  229. vamp Tür.
    • The repeating part of a tune at its end, usually the chorus or part of the chorus.
  230. vamp Tür.
    • The repeating pan of a tune at its end, usually the chorus or part of the chorus.
  231. vamp Tür.
    • The repeating pan of a tune at its end, commonly the chorus or part of the chorus.
  232. vamp Tür.
    • The part of a shoe upper from the instep forward to the toe See the color-coded sneaker for an illustration.
  233. vamp Tür.
    • The part of a boot or shoe above the sole and welt, and in front of the ankle seam
    • an upper.
  234. vamp Tür.
    • The complete forepart of a shoe upper.
  235. vamp Tür.
    • See Vamp, v. t.
  236. vamp Tür.
    • foxy woman. siren.
  237. vamp Tür.
    • A short sequence of chords that is repeated over and over again. the part of the shoe that cover the top of the foot and toes Either a Russian V-Vamp cut, or a rounded U shape There are variations of both with different brands.
  238. vamp Tür.
    • Any piece added to an old thing to give it a new appearance.
  239. vamp İng.
    • i., f., A.B.D., k.dili. maceraperest kadın, erkek peşinde koşan kadın, vamp
    • f., k.dili. (erkeği) ayartmak.
  240. vamp İng.
    • i., f. saya, kundura veya çizme yüzü
    • yamalık
    • müz. basit ve notasız eşlik
    • f. kunduraya yüz takmak
    • yamalamak
    • müz. eşlik etmek.
  241. vampir Tür.
    • vampire. vampire bat.
  242. vampir Tür.
    • vampire. vampire bat.
  243. vampir Tür.
    • vampire.
  244. vampire İng.
    • i. vampir, hortlak
    • kan emici bir çeşit büyük yarasa. vampire bat vampir, zool. Desmodus vampir'ic s. vampir cinsinden
    • kan emici. vam'pirism vampire inanma
    • kan emicilik
    • cadılık.
  245. Van Tür.
    • Van refers to the enzymes found in bacteria that is resistant to the antibiotic Vancomycin.
  246. Van Tür.
    • van city.
  247. Van Tür.
    • Value-added Network. Value added network VAN services provide shared, private messaging networks for supporting EDI applications.
  248. Van Tür.
    • Value Added Network Third-party service organizations that deliver EDI messages from senders to receivers This is a highly secure and private alternative to the Internet VAN"s typically charge by data character sent/received, so longer messages cost more See also: EDI over Internet, UIG Standards, PGP Standards, XML.
  249. Van Tür.
    • Value Added Network is a third-party communications network that can accept a message from virtually any computer hardware and software configuration and can deliver the message to a receiver that uses different hardware and software.
  250. Van Tür.
    • Value Added Network is an independently contracted company, which acts as a post office for sending and receiving electronic transactions to and from trading partners.
  251. Van Tür.
    • Value-Added Network A VAN company is an organization that helps companies exchange private documents, usual via EDI systems.
  252. Van Tür.
    • Value-Added Network A third party service provider that facilitates the transmission of electronic data among multiple trading partners Service may include EDI communications skill, expertise, and equipment necessary to receive, store, and transmit electronic commerce transactions between trading partners.
  253. Van Tür.
    • Value Added Network A third party network that transmits data between trading partners.
  254. Van Tür.
    • Value-Added Network A private data communications network used for EDI transactions.
  255. Van Tür.
    • Value Added Network.
  256. Van Tür.
    • Value Added Network.
  257. Van Tür.
    • To wash or cleanse, as a small portion of ore, on a shovel.
  258. Van Tür.
    • To fan, or to cleanse by fanning
    • to winnow. a truck with an enclosed cargo space a camper equipped with living quarters.
  259. Van Tür.
    • The front of an army
    • the first line or leading column
    • also, the front line or foremost division of a fleet, either in sailing or in battle.
  260. Van Tür.
    • See the Note under Car, 2.
  261. Van Tür.
    • Networking providers that differentiate themselves on the basis of local-dial availability, upper-layer services, network management, and global connectivity.
  262. Van Tür.
    • multi-purpose vehicle.
  263. Van Tür.
    • Movers call all types and kinds of trucks used for moving "vans" A van can be as small as a small econoline pack van or as large as a long tractor-trailer. value-added network.
  264. Van Tür.
    • A wing with which the air is beaten.
  265. Van Tür.
    • A shovel used in cleansing ore.
  266. Van Tür.
    • A railway goods vehicle which has a roof. [1] A covered road vehicle for carrying goods.
  267. Van Tür.
    • Any of a number of forms of motorized transportation larger than a car but smaller than a bus.
  268. Van Tür.
    • any creative group active in the innovation and application of new concepts and techniques in a given field. the leading units moving at the head of an army. a camper equipped with living quarters. a truck with an enclosed cargo space.
  269. Van Tür.
    • A light wagon, either covered or open, used by tradesmen and others fore the transportation of goods.
  270. Van Tür.
    • A large covered wagon for moving furniture, etc., also for conveying wild beasts, etc., for exhibition.
  271. Van Tür.
    • A Land Rover fitted with windowless rear roofsides These are quite common in Britain since tax codes there charge much higher rates on vehicles with rear side windows see also Blindside. a specialized common carrier that "adds value" over and above the standard services of common carriers.
  272. Van Tür.
    • A fan or other contrivance, as a sieve, for winnowing grain.
  273. Van Tür.
    • A close railway car for baggage.
  274. van İng.
    • i., f. üstü kapalı yük arabası
    • ing. furgon
    • f. yük arabası veya vagon ile taşımak.
  275. van İng.
    • i. ileri kollar, ordu veya donanmanın keşif kolu
    • öncüler.
  276. vana Tür.
    • valve. gate valve. stop valve. stopcock.
  277. vana Tür.
    • stopcock. turncock. valve. gate.
  278. vana Tür.
    • poppet valve.
  279. vanadium İng.
    • i. vanadyum. vanadium steel vanadyum ile kuvvetlendirilmiş çelik.
  280. vandal Tür.
    • vandal.
  281. vandal Tür.
    • vandal.
  282. vandal Tür.
    • someone who willfully destroys or defaces property. a member of the Germanic people who overran Gaul and Spain and North Africa and sacked Rome in 455.
  283. vandal Tür.
    • One of a Teutonic race, formerly dwelling on the south shore of the Baltic, the most barbarous and fierce of the northern nations that plundered Rome in the 5th century, notorious for destroying the monuments of art and literature.
  284. vandal Tür.
    • Of or pertaining to the Vandals
    • resembling the Vandals in barbarism and destructiveness. someone who willfully destroys or defaces property a member of the Germanic people who overran Gaul and Spain and North Africa and sacked Rome in 455.
  285. vandal Tür.
    • Hence, one who willfully destroys or defaces any work of art or literature.
  286. vandal İng.
    • i., s. vandal
    • s. vahşi, yıkıcı. vandalism i. vandalizm.
  287. vandyke İng.
    • i., s. Felemenk'li ressam Van Dyck'ın eseri
    • Van Dyck'ın resimlerinde görülen modaya göre yaka veya pelerin veya sakal
    • s. Van Dyck tarzına ait .Vandyke beard keçisakal. Vandyke brown koyu kahverengi.
  288. vane İng.
    • i. rüzgar yönünü gösteren şey, fırıldak, yelkovan
    • yeldeğirmeni kanadı
    • pervane kanadı
    • fırdöndü
    • tüy bayrağı
    • den. pinel. weather vane yelkovan, rüzgâr fırıldağı. vaned s. pervaneli
    • fırdöndülü.
  289. vang İng.
    • i., den. gizin ablisi iskota halatı.
  290. vanguard İng.
    • i., ask. ileri kol, öncü kolu.
  291. vanilla İng.
    • i. vanilya, bot. Vanilla planifolia
    • bu fidanın yemişleri
    • vanilya ruhu.
  292. vanillin İng.
    • i. sentetik vanilya
    • vanilyadan çıkarılan bir esans.
  293. vanilya Tür.
    • vanilla.
  294. vanilya Tür.
    • vanilla.
  295. vanish İng.
    • f., i. kaybolmak, gözden kaybolmak, yok olmak
    • uçmak
    • zail olmak
    • mat. sıfıra eşitlemek
    • i., dilb. diftongun daha zayıf telaffuz olunan ikinci kısmı. vanishing cream az yağlı krem. vanislning fraction sıfıra eşit olan kesir. vanishing point birleşme noktası, intiha noktası.
  296. vanity İng.
    • i. kibirlilik, kendini beğenmişlik, fazla gurur
    • gösteriş, caka
    • boş şey, abes şey, beyhudelik. vanity case makyaj çantası. Vanity Fair gösteriş dünyası
    • moda ve eğlence dünyası. vanity publisher yazarın bütün masrafları karşılaması kaydıyle kitap yayımlayan yayınevi.
  297. vanquish İng.
    • f. yenmek, altetmek, mağlup etmek, hakkından gelmek.
  298. vantage İng.
    • i. üstünlük
    • (tenis) düsten sonra gelen puvan. avantaj vantage ground üstünlük sağlayan alan. coign of vantage iş veya gözleme elverişli yer veya saha.
  299. vantilatör Tür.
    • fan. ventilator.
  300. vantilatör Tür.
    • fan. radiator fan. air propeller. ventilator.
  301. vantilatör Tür.
    • airexhauster. blower. fan. fanner. ventilator.
  302. vantilatör kayışı Tür.
    • drive / fan belt.
  303. vantrilok Tür.
    • ventriloquist.
  304. vantrilok Tür.
    • ventriloquist.
  305. vantuz Tür.
    • rubber suction cup.
  306. vantuz Tür.
    • cupping glass. sucker. cupping-glass.
  307. vapid İng.
    • s. tatsız, lezzetsiz, yavan
    • bön
    • cansız. vapidity, vapidness i. cansızlık
    • bönlük.
  308. vapor , ing. vapour İng.
    • i., f. buhar, buğu, duman
    • gaz haline gelmiş madde
    • geçici şey
    • uçucu şey
    • çoğ, (eski) karasevda
    • f. buhar çıkarmak
    • buharlaşmak, buhar olup uçmak
    • övünmek. vapor lock buhar ile tıkama. vapor pressure fiz. buhar basıncı. vapor trail yüksekte uçan uçağın bıraktığı beyaz buhar şeridi. vaporous, vapory s. bu harlı, dumanlı: hayalperest: boş, esassız.
  309. vaporing İng.
    • s., i. cakalı, övüngen i. caka satma.
  310. vaporize İng.
    • f. buharlaştırmak, bu harlaşmak. vaporiza'tion i. buharlaşma, buharlaştırma.
  311. vaporizer İng.
    • i. püskürgeç, vaporizatör.
  312. vapur Tür.
    • steamboat. steamer. steamship.
  313. vapur Tür.
    • ship. steamer. steamship. ferry. boat.
  314. vapur Tür.
    • boat. ship. steamer. steamship. liner. ferry boat. steamboat. steamship vessel.
  315. vapurculuk Tür.
    • operating a steamship line.
  316. vaquero İng.
    • i. çoban, sığırtmaç, kovboy.
  317. var Tür.
    • Volt Amps Reactive.
  318. var Tür.
    • variant.
  319. var Tür.
    • Variable This Virtual character formatting element indicates text that represents a variable name.
  320. var Tür.
    • Variable.
  321. var Tür.
    • VA regulation. [in] Contains the name of the item in the collection. nIII: courage
    • brave, courageous. a unit of electrical power in an AC circuit equal to the power dissipated when 1 volt produces a current of 1 ampere.
  322. var Tür.
    • Value Added Reseller. value-added reseller
    • a business that repackages and improves hardware manufactured by an original equipment manufacturer. an abbreviation for variety It applies to a variation of the species.
  323. var Tür.
    • Value-Added Reseller A business that repackages and improves hardware manufactured by an original equipment manufacturer.
  324. var Tür.
    • to. existent. present. available. there is. there are. to have. belongings. possessions. wealth.
  325. var Tür.
    • The SI unit of reactive power The reactive power at the port of entry of a single-phase two-wire circuit when the product of the rms value in amperes of the sinusoidal current, the rms value in volts of the voltage, and the sine of the angular phase difference by which the voltage leads the current is equal to 1.
  326. var Tür.
    • See: Value-at-risk model.
  327. var Tür.
    • get in.
  328. var Tür.
    • existing. in existence. present. in attendance. at hand. available. going spare.
  329. var Tür.
    • Company that writes application software that is packaged and sold with underlying systems software and hardware.
  330. var Tür.
    • Acronym for Value Added Reseller A VAR is a business that adds its own "value," or application, to an existing product, and resells the resulting enhanced product as a package.
  331. var Tür.
    • A business that repackages and improves hardware manufactured by an Original Equipment Manufacturer A VAR typically improves the original equipment by adding superior documentation, packaging, system integration, and exterior finish. abbreviation for volt ampere reactive Unit of ac reactive power.
  332. var İng.
    • kıs. variant variation, variety.
  333. var etmek Tür.
    • call into being.
  334. var gücüyle Tür.
    • hammer and tongs.
  335. var kuvvetiyle Tür.
    • with all this might.
  336. var olmak Tür.
    • be. breathe. come into being. exist. subsist.
  337. var olmak Tür.
    • appear. be. exist. occur.
  338. varagele Tür.
    • boat which is propelled by a guess-rope. l train.
  339. varagele halatı Tür.
    • guess-rope.
  340. varak Tür.
    • sheet. foil. kelp. leaf.
  341. varak Tür.
    • foil. gold leaf. silver leaf. leaf.
  342. varaka Tür.
    • sheet of paper. note.
  343. varaka Tür.
    • printed form. official document. certificate.
  344. varakçı Tür.
    • gilder. silvered. gold beater.
  345. varaklamak Tür.
    • to gild. to silver.
  346. varaklı Tür.
    • gilded. silvered.
  347. varan Tür.
    • The monitor.
  348. varan Tür.
    • See Monitor, 3.
  349. varan Tür.
    • monitor. varan.
  350. varan Tür.
    • any of various large tropical carnivorous lizards of Africa and Asia and Australia
    • fabled to warn of crocodiles.
  351. varangian İng.
    • i. dokuzuncu yüzyılda Rusya'da bir hükümdarlık kuran iskandinav denizcilerinden biri: on bir ile on ikinci yüzyıllarda Rus veya iskandinavya'lı Bizans saray muhafızı.
  352. varda Tür.
    • look out ! keep clear.
  353. vardiya Tür.
    • shift. watch. shift. watch. multishift. labor shift. gang. course.
  354. vardiya Tür.
    • relay. shift. watch.
  355. vardiya Tür.
    • job rotation. relay. shift. spell. turn of work. watch.
  356. vardırmak Tür.
    • to let a matter reach (a certain point.
  357. vareste Tür.
    • freed from. relived from. unencumbered by.
  358. vargel Tür.
    • cableway. trolley.
  359. vargel Tür.
    • boat which is propelled by a guess-rope. reciprocating device. trolley. rocket. shuttle. crab. planer. trolley line. traveler. tail-rope haulage system. sledge. jinny. reciprocating.
  360. vari- İng.
    • (önek) değişik, çeşitli.
  361. variable İng.
    • s., i. değişir, değişken
    • kararsız, sebatsız
    • biyol. değişken i. değişen şey mat. değişken nicelik: astr. değişken yıldız: çoğ. okyanusta rüzgarların hafif ve sakin olduğu ekvatora yakın kısımlar. variabil'ity, variableness i. değişkenlik. variably z. değişkence
    • kararsızcasına.
  362. variance İng.
    • i. değişme, değişiklik
    • uyuşmazlık
    • çelişki, ihtilâf, ayrılık at. variance with çelişkili, tutarsız, aykırı.
  363. variant İng.
    • s., i. farklı, değişik: dönek
    • değişken
    • i. başka şekil
    • varyant
    • değişen şey.
  364. variate İng.
    • i. değişken şey.
  365. variation İng.
    • i. değişme, dönme dönüşme
    • değişme miktar, değişme derecesi
    • gram. çekim, tasrif
    • müz. çeşitleme, varyasyon
    • gökcisminin ortalama yörünge veya devrinin değişmesi
    • biyol. değişme. variation compass ibrenin en ufak değişikliklerini gösteren pusula. periodic variation düzenli aralarla meydana gelen değişiklik.
  366. varicella İng.
    • i., tıb. suçiçeği.
  367. varicocele İng.
    • i., tıb. hayâ torbası damarlarında tümör.
  368. varicose İng.
    • s., tıb. genişlemiş, varisli (damar).
  369. varicosis İng.
    • i., tlb. varis.
  370. varidat Tür.
    • revenues. income. revenue. assets.
  371. varied İng.
    • s çeşitli, türlü
    • değişik.
  372. variegate İng.
    • f. renk renk yapmak, renklendirmek
    • değişiklik katmak, çeşitlemek. variegated s. renk renk, alaca
    • çeşitli. variega'tion i. renklilik
    • çeşitlilik.
  373. varietal İng.
    • s. çeşitlere ait.
  374. variety İng.
    • i. değişiklik, farklılık
    • karışım
    • biyol. çeşit
    • cins nevi, tür. variety meat sakatat
    • salam, sosis, sucuk. variety show varyete. variety store A.B.D. tuhafiye dükkânı.
  375. variform İng.
    • s. farklı şekilleri olan, biçim biçim.
  376. varil Tür.
    • barrel. cask. keg. tub. vat.
  377. varil Tür.
    • barrel. cask. keg. butt.
  378. varil Tür.
    • barrel. butt. cask.
  379. variola İng.
    • i., tıb. çiçek hastalığı. variolous s. çiçek hastalığı kabilinden
    • çiçek bozuğu, çopur.
  380. variolite İng.
    • i., jeol. beyaz lekeli bir çeşit volkanik kaya. variolit'ic s. bu kayaya ait
    • benekli.
  381. varioloid İng.
    • s., i. çiçek hastalığına benzer
    • i. hafif bir çeşit çiçek hastalığı.
  382. variometer İng.
    • i., elek. varyo metre.
  383. variorum İng.
    • s., i. değişik nüshalardan derlenmiş (eser). variorum edition değişik nüshalardaki farkları dipnotta veren baskı.
  384. various İng.
    • s. farklı, muhtelif, ayrı, çeşitli, birkaç
    • değişik
    • nad. kararsız, sebatsız. variously z. farklı olarak. variousness farklılık, çeşitlilik.
  385. varis Tür.
    • varicose vein. varicosis. successor. varicose veins.
  386. varis Tür.
    • successor. heir. devisee. heritor. inheritor. inheritress. inheritrix. survivor. varicose vein. varicosis. varicosity. varix.
  387. varis Tür.
    • heir. varicose veins. varicose vein. varix.
  388. varissiz Tür.
    • escheat.
  389. varit Tür.
    • likely to happen. possible. plausible.
  390. varit olmak Tür.
    • to be likely to happen.
  391. varix İng.
    • i. (çoğ. varices) tıb. varis.
  392. varış Tür.
    • destination. arrival. accession. coming. finish.
  393. varış Tür.
    • arrival. coming.
  394. varış Tür.
    • advent. arrest. coming.
  395. varışlı Tür.
    • quick. keenly intelligent.
  396. varlet İng.
    • i., (eski) iç oğlanı, şövalye uşağı
    • alçak adam.
  397. varlık Tür.
    • assets. actuality. asset. being. entity. fortune. havings. presence. subsistence. substance. wealth.
  398. varlık Tür.
    • asset. circumstances. being. havings. circumstance. possessions. creature. criter. entity. estate. existence. means. possession. presence. property. stock. subsistence. wealth.
  399. varlık Tür.
    • affluence. asset. being. existence. opulence. presence. riches. subsistence. wealth.
  400. varlık nedeni Tür.
    • basis of existence.
  401. varlıklı Tür.
    • wealthy. rich.
  402. varlıklı Tür.
    • affluent. flush. opulent. wealthy. rich. well-to-do. well-off.
  403. varma Tür.
    • arrival. attaining.
  404. varma Tür.
    • arrival.
  405. varma Tür.
    • accession.
  406. varmak Tür.
    • to reach. to arrive at. to come to. to get to. to get as far as. to marry a man. arrive. attain. come. come at. come in. draw into the station. fetch up. gain. get. hit. make.
  407. varmak Tür.
    • approach. arrive. arrive at. attain. come at. come to. get. get at. get to. go into. hit. make. reach.
  408. varmak Tür.
    • appear. arrive. get. hit. reach. to arrive. to get to. to reach. to attain. to appear. to hit. to amount to. to approach. to end in. to marry. to arrive. attain.
  409. varmint İng.
    • i., leh. zararlı böcek, zararlı küçük hayvan
    • sefil adam.
  410. varnish İng.
    • i., f. vernik, cila
    • yapmacık, yapma kibarlık
    • f. cilalamak, verniklemek
    • görünüşte süslemek, içyüzünü gizlemek.
  411. varoluş Tür.
    • existence. being.
  412. varoluş Tür.
    • existence.
  413. varoluş Tür.
    • being. entity. existence. presence.
  414. varoluşçu Tür.
    • existentialist.
  415. varoluşçu Tür.
    • existentialist.
  416. varoluşçuluk Tür.
    • existentialism. existentialism egzistansiyalizm.
  417. varoluşçuluk Tür.
    • existentialism.
  418. varoluşçuluk Tür.
    • existentialism.
  419. varoş Tür.
    • suburb. outskirt.
  420. varoş Tür.
    • outskirts. suburb. suburbs.
  421. varsayım Tür.
    • conjecture. hypothesis. presumption. supposition. hypothesis hipotez. faraziye. assumption.
  422. varsayım Tür.
    • conjecture. guess. guesswork. hypothesis. supposition.
  423. varsayım Tür.
    • assumption. hypothesis. supposition. conjecture. postulate.
  424. varsayımlı Tür.
    • conjectural. hypothetical.
  425. varsayımsal Tür.
    • hypothetical. assumptive.
  426. varsayma Tür.
    • supposition. assumption.
  427. varsayma Tür.
    • postulation.
  428. varsaymak Tür.
    • conjecture. count. deem. hypothesize. posit. presume. reckon as. reckon for. say. suppose.
  429. varsaymak Tür.
    • assume. to suppose. to assume. to hypothesize. posit. postulate.
  430. varsaymak Tür.
    • assume. believe. call. grant. presume. say. suppose. to suppose. to assume. to presume.
  431. varsity İng.
    • i. birinci gelen okul takımı
    • ing. üniversite.
  432. varsıl Tür.
    • rich. wealthy zengin.
  433. varta Tür.
    • dangerous situation. tight spot. scrape.
  434. varus İng.
    • i., tıb. kemik veya eklemin kusurlu teşekkülü.
  435. varve İng.
    • i., jeol. iklimsel birikimlerin oluşturduğu katman, tabaka.
  436. vary İng.
    • f. değişmek
    • değiştirmek
    • baş kalaştırmak
    • müz. çeşitlemek
    • almaşık olmak, keşikleşmek
    • biyol. değişime uğramak. vary from den. ayrılmak den. sapmak.
  437. varyant Tür.
    • variant. version.
  438. varyant Tür.
    • variant. variant reading. detour.
  439. varyant Tür.
    • variant. detour. diversion.
  440. varyasyon Tür.
    • variation.
  441. varyasyon Tür.
    • variation.
  442. varyemez Tür.
    • miser. stingy.
  443. varyete Tür.
    • vaudeville.
  444. varyete Tür.
    • variety show. variety.
  445. varyos Tür.
    • sledge.
  446. vas İng.
    • i. (çoğ. vasa) biyol. damar, kanal vas de ferans anat. meni kanalı.
  447. vaşak Tür.
    • lynx.
  448. vaşak Tür.
    • lynx.
  449. vaşak Tür.
    • bobcat.
  450. vasat Tür.
    • mediocre. ordinary. average. middling. arithmetic mean. centre. environment. the common run. medial. middle. middle class. so so.
  451. vasat Tür.
    • fair. indifferent. medial. mediocre. middling. undistinguished. middle. average. environment. moderate.
  452. vasat Tür.
    • everyday. fair. fair average. indifferent. mediocre. medium. par. undistinguished.
  453. vasati Tür.
    • average. mean.
  454. vascular İng.
    • s., biyol. damar cinsinden
    • damarlı, damarları çok. vascular'ity i. damar damar olma, damarlılık.
  455. vase İng.
    • i. vazo.
  456. vasectomy İng.
    • i., tıb. meni kanalı ameliyatı.
  457. vaseline İng.
    • i., tic. mark vazelin.
  458. vasi Tür.
    • Visual Approach Slope Indicator A series of lights using Fresnel lenses that cause them to change colors at different viewing angles, providing visual cues to pilots as to whether their aircraft is on the correct vertical path for an approach to a runway. signal lights at the sides of the runway which tell an aircraft about to land if it is on the correct approach course. visual approach slope indicator.
  459. vasi Tür.
    • tutelar. tutelary. administrator. conservator. custodian. guardian. tutor.
  460. vasi Tür.
    • guardian. executor. trustee. guardian.
  461. vasi Tür.
    • administrator. guardian. executor. bail absolute. balius. curator. general guardian. liberal. tutor. vast.
  462. vasilik Tür.
    • guardianship. wardship.
  463. vasistas Tür.
    • transom. transom window.
  464. vasistas Tür.
    • fanlight. transom. transom window.
  465. vasiyet Tür.
    • will. testament. last request.
  466. vasiyet Tür.
    • will. testament.
  467. vasiyet Tür.
    • devise. testament. will. last will and testament.
  468. vasiyet etmek Tür.
    • bequeath. to bequeath. to make a request.
  469. vasiyetname Tür.
    • testament. will. will.
  470. vasiyetname Tür.
    • testament. will.
  471. vasiyetname Tür.
    • testament.
  472. vasıf Tür.
    • qualification. quality.
  473. vasıf Tür.
    • characteristic. qualification. quality.
  474. vasıf Tür.
    • attribute. qualification. quality. characteristic. feature. adjective. character.
  475. vasıflandırmak Tür.
    • to describe. to characterize. to qualify. categorize.
  476. vasıflanmak Tür.
    • to be described / characterized / qualified.
  477. vasıflı Tür.
    • qualified. skilled.
  478. vasıflı Tür.
    • qualified. skilled.
  479. vasıflı işçi Tür.
    • skilled worker.
  480. vasıfsız Tür.
    • unqualified. unskilled.
  481. vasıfsız Tür.
    • unqualified.
  482. vasıfsız işçi Tür.
    • unskilled worker. dilutee.
  483. vasıfsızlık Tür.
    • nonqualification.
  484. vasıl Tür.
    • used in.
  485. vasıta Tür.
    • instrument. means. vehicle. means of transportation. implement. intermediary. agency. agent. appliance. handle. instrumentality. intermediate. organ. way.
  486. vasıta Tür.
    • agent. means. medium. organ. intermediary. means of transportation. vehicle. implement. instrument.
  487. vasıta Tür.
    • agency. facility. instrumentality. medium. resource. stepping stone. vehicle.
  488. vasıtalı Tür.
    • indirect. involving an intermediary. indirectly. through an intermediary.
  489. vasıtasıyla Tür.
    • by the agency of. through the agency of. by dint of. by means of. through the medium of. whereby. by. per.
  490. vasıtasıyla Tür.
    • by. per. by means of. through.
  491. vasıtasıyla Tür.
    • by. in. per.
  492. vasıtasız Tür.
    • direct not involving an intermediary. directly.
  493. vasıtasız vergi Tür.
    • direct tax.
  494. vasıtasız vergi Tür.
    • direct tax.
  495. vasıtasızlık Tür.
    • immediacy.
  496. vaso- İng.
    • (önek), fizyol. damar, kanal.
  497. vasoconstrictor İng.
    • i., fizyol. damar daraltan ilaç veya sinir.
  498. vasodilator İng.
    • i., fizyol. damargenişleten ilaç veya sinir.
  499. vasomotor İng.
    • s., fizyol. kan damarlarını büzücü veya genişletici.
  500. vassal İng.
    • i. s. vasal, biat eden kimse
    • tebaa
    • kul, hizmetli köle
    • s. köle gibi. vassalage i. vasallık
    • derebeylik sistemi
    • kölelik
    • tımar zeamet
    • vasallar.
  501. vast İng.
    • s. geniş engin, vasi
    • çok büyük
    • çok, kulliyetli. vas'titude vast'ness i. genişlik
    • büyüklük
    • çokluk. vastly z. çok. vast'y s., (şiir) büyük, geniş, engin.
  502. vat Tür.
    • watt.
  503. vat Tür.
    • watt.
  504. vat Tür.
    • Visual Audio Tool.
  505. vat Tür.
    • Value-added tax. value-added tax.
  506. vat Tür.
    • Value-added tax [TOP].
  507. vat Tür.
    • Value added tax The method of indirect taxation whereby a tax is levied at each stage of production on the value added at that specific stage, a tax calculated as a percentage of purchase price, payable on the purchase of goods and services in certain countries see also: Stamp Duty, Witholding Tax.
  508. vat Tür.
    • Value Added Tax A tax applied to the sale of goods and services Business can reclaim VAT paid for "inputs" Small businesses below annual turnover threshold limits and meeting other conditions do not need to register for VAT, although there may be advantages in doing so.
  509. vat Tür.
    • Value Added Tax.
  510. vat Tür.
    • Value-added tax.
  511. vat Tür.
    • Value Added Tax.
  512. vat Tür.
    • To put or transfer into a vat. a tax levied on the difference between a commodity"s price before taxes and its cost of production.
  513. vat Tür.
    • This Unix audio teleconferencing tool enables you to talk to one or more people over an Internet connection In most cases, all you need is the Unix VAT program, IP connection, and sound hardware The VAT program"s window is divided into two parts: the right pane controls the local audio and the left pane displays the status of the other parties participating in the conference.
  514. vat Tür.
    • The total VAT amount.
  515. vat Tür.
    • See: Value-added tax.
  516. vat Tür.
    • A wooden tub for washing ores and mineral substances in.
  517. vat Tür.
    • A vessel for holding holy water.
  518. vat Tür.
    • A tub or a tank used for dyeing.
  519. vat Tür.
    • a tax levied on the difference between a commodity"s price before taxes and its cost of production. a large open vessel for holding or storing liquids.
  520. vat Tür.
    • A square, hollow place on the back of a calcining furnace, where tin ore is laid to dry.
  521. vat Tür.
    • An indirect tax levied on goods and services. abbrev Value Added Tax.
  522. vat Tür.
    • A measure for liquids, and also a dry measure
    • especially, a liquid measure in Belgium and Holland, corresponding to the hectoliter of the metric system, which contains 22.01 imperial gallons, or 26.4 standard gallons in the United States.
  523. vat Tür.
    • A large vessel, cistern, or tub, especially one used for holding in an immature state, chemical preparations for dyeing, or for tanning, or for tanning leather, or the like.
  524. vat Tür.
    • A large container used for washing, fulling or dyeing cloth Vertical wheel A water wheel which is immersed in the water vertically and has a horizontal transmission shaft Vertical-axis turbine A horizontal turbine having an axis which is arranged orthogonally in relation to the rotor Vestibule A hall used as an entrance to an edifice or a large room.
  525. vat Tür.
    • Acronym for vane air temperature sensor. is a tax levied on a firm as a percentage of its value added, to avoid the multiplying effect of taxes as the product passes through different stages of production The tax is based on the difference between the value of the output and the value of the inputs used to produce it The aim is to tax a firm only for the value added by it to the inputs it is using for manufacturing its output In principle, although the tax is levied on the value added at each stage of production, it is intended to tax only the final consumer For producers, the VAT they pay on the inputs they buy from other companies is recouped when they sell their own output.
  526. vat Tür.
    • Abr Value added tax.
  527. vat İng.
    • kıs., İng. valueaddedtax.
  528. vat İng.
    • i. f. tekne, fıçı
    • gerdel
    • boya fıçısı
    • sarnıç
    • f. tekneye koymak
    • teknede ıslatmak.
  529. vatan Tür.
    • habitat. home. homeland. land. motherland. native land. native shore. soil.
  530. vatan Tür.
    • fatherland. home. one"s native country. motherland. mother country. homeland. shipping country.
  531. vatan Tür.
    • country. home. land. one"s native country. motherland. native country. homeland.
  532. vatan haini Tür.
    • traitor. traitor to his country.
  533. vatan haini Tür.
    • traitor.
  534. vatan hainliği Tür.
    • high treason. lese-majesty.
  535. vatandaş Tür.
    • citizen. countryman.
  536. vatandaş Tür.
    • citizen. compatriot. countryman. fellow countryman. countrywoman. fellow countrywoman. man-in-the-street. national. subject.
  537. vatandaş Tür.
    • citizen.
  538. vatandaşlık Tür.
    • citizenship. national status.
  539. vatandaşlık Tür.
    • citizenship.
  540. vatandaşlık Tür.
    • citizenship.
  541. vatani Tür.
    • pertaining to one"s country.
  542. vatani Tür.
    • patriotic.
  543. vatani vazife Tür.
    • military service.
  544. vatanperver Tür.
    • patriotic.
  545. vatanperverlik Tür.
    • patriotism.
  546. vatanperverlik Tür.
    • patriotism.
  547. vatansever Tür.
    • patriot. patriot yurtsever. patriotic yurtsever.
  548. vatansever Tür.
    • patriotic. public-spirited person.
  549. vatanseverlik Tür.
    • patriotism. public spirit.
  550. vatansız Tür.
    • stateless.
  551. vatansız Tür.
    • heimatlos. stateless.
  552. vatic İng.
    • s. kehanet kabilinden.
  553. vatican İng.
    • i. Vatikan
    • papalık. Vatican City Vatikan.
  554. vaticide İng.
    • i. peygamber katili
    • peygamber öldürme.
  555. vaticinate İng.
    • f. kehanette bulunmak. vaticinal s. kehanet kabilinden. vaticina'tion i. kehanet.
  556. vatka Tür.
    • wadding. stuffing. wadding.
  557. vatka Tür.
    • shoulder padding in a garment. pad. stuffing. wadding.
  558. vatka Tür.
    • padding. wadding. shoulder padding.
  559. vatman Tür.
    • streetcar driver. tramdriver. motorman. trolley man.
  560. vatman Tür.
    • motorman.
  561. vaudeville İng.
    • i. vodvil
    • yergili balad.
  562. vault İng.
    • i., f. tonoz, çatı kemeri, kemer
    • gök, sema
    • mahzen
    • kasa
    • yeraltında kemerli kabir
    • f. kemer yapmak, üstüne kemer çevirmek. bank vault banka kasası. vault'ing i. tonozlu yapı, kemerli yapı
    • kemer yapma sanatı.
  563. vault İng.
    • i, f. atlama, atlayış
    • sırıkla yüksek atlama
    • atın sıçraması
    • f. atlamak, sıçramak. vault'ing horse sporda kullanılan kasa, kuzu.
  564. vaunt İng.
    • f., i. övünmek
    • övmek
    • i. övünme. vaunt'ingly z. övünerek.
  565. vavasor İng.
    • i. tımarcı.
  566. vay Tür.
    • wow. oh! alas!. oh!. wow!. well!. boy!.
  567. vay Tür.
    • oh.
  568. vazelin Tür.
    • vaseline. petroleum jelly.
  569. vazelin Tür.
    • vaseline.
  570. vazelin Tür.
    • vaseline.
  571. vazetmek Tür.
    • to make (a law. to impose (a tax. to legislate (a law. lay.
  572. vazgeçilebilir Tür.
    • dispensable. renounceable.
  573. vazgeçilmek Tür.
    • to be renounced. to be given up.
  574. vazgeçilmez Tür.
    • indispensable.
  575. vazgeçilmez Tür.
    • inalienable. indispensable. necessary.
  576. vazgeçirmek Tür.
    • dissuade. turn aside.
  577. vazgeçirmek Tür.
    • deter. discourage. dissuade. wean. to dissuade. to deter. to discourage. to talk sb out of.
  578. vazgeçme Tür.
    • renunciation. surrender. giving up. cession.
  579. vazgeçme Tür.
    • relinquish. abandonment. renouncement. renouncing. abdication. abnegation. cession. departure. desistance. discontinuance. recantation. relinquishment. remise. remission. remitment. remittal. renunciation.
  580. vazgeçmek Tür.
    • to renounce one"s claim to sth. to give up. to abandon. to decide not to. to forgo to waive.
  581. vazgeçmek Tür.
    • drop the reins. abandon. back down. back down from. back out. back out of. back track. backtrack. cease. cede. cry off. cut loose. declare off. desist. disclaim. dispense with. do without. forbear. forego. forgo. forsake. give over. give up. go witho.
  582. vazgeçmek Tür.
    • abandon. chuck. desist. forgo. forsake. quit. relinquish. renounce. waive. to give up. to quit. to abandon. to abdicate. to desist. to forsake. to back out. to relinquish. to renounce. to change one"s mind.
  583. vazife Tür.
    • duty. service. task. charge. situation. post. obligation. function. homework. classwork.
  584. vazife Tür.
    • commission. incumbency. mission.
  585. vazife Tür.
    • appointment. charge. duty. responsibility. homework. job. employment. task. business. commission. function. jurisdiction. office. position.
  586. vazifelendirilmek Tür.
    • to be charged with a duty. to be assigned. to be entrusted with (a duty.
  587. vazifelendirmek Tür.
    • to charge sb with (a duty a task.
  588. vazifeli Tür.
    • in charge görevli. on duty görevli.
  589. vazifeli Tür.
    • charged with a duty / task
    • on duty
    • employment.
  590. vazifesizlik Tür.
    • nonjurisdiction. lack of jurisdiction.
  591. vaziyet Tür.
    • condition, state
    • situation, circumstances, plight
    • position. aspect. ball-game. circumstance. condition. demeanour. fixed position. footing. juncture. occasion. picture. pose. posture. set up. state. status. trim.
  592. vaziyet Tür.
    • condition. position. set. state. things. circumstance. situation. attitude.
  593. vazıh Tür.
    • manifest. clear. easily understood. perspicuous.
  594. vazııkanun Tür.
    • legislator. law giver.
  595. vazo Tür.
    • vase. vase.
  596. vazo Tür.
    • vase.
  597. vazolunmak Tür.
    • to be laid down / imposed.
  598. vb İng.
    • kıs. verb.
  599. vc İng.
    • kıs. Vice Chairman, Vice Consul, Victoria Cross, Viet Cong.
  600. vd İng.
    • kıs. venereal disease.
  601. vd İng.
    • kıs. vanadium.
  602. ve Tür.
    • Visual Emissions Source: US EPA.
  603. ve Tür.
    • Visual Emissions.
  604. ve Tür.
    • Vietnam Era.
  605. ve Tür.
    • Victory in Europe. verb.
  606. ve Tür.
    • Very early in the season. vaginal examination.
  607. ve Tür.
    • Ventilation Exchange is the exchange of gases, primarily oxygen and carbon dioxide, during the passage of air into and out of the respiratory passages.
  608. ve Tür.
    • Vented Electric
    • the implanted pump contains an electric motor but is vented to outside air through the driveline.
  609. ve Tür.
    • Vector Equilibrium.
  610. ve Tür.
    • Value Engineering.
  611. ve Tür.
    • Value engineering.
  612. ve Tür.
    • The two-character ISO 3166 country code for VENEZUELA.
  613. ve Tür.
    • Negative.
  614. ve Tür.
    • Brother of Odin and Vili He was one of the three deities who took part in the creation of the world.
  615. ve Tür.
    • Bosch Distributor type injection pump used on 89-93 Ram diesel engines.
  616. ve Tür.
    • and. plus.
  617. ve Tür.
    • and. and.
  618. ve Tür.
    • and.
  619. ve Tür.
    • Also known as Lothur, one of Odin"s brothers.
  620. ve devamı Tür.
    • et seq.
  621. veal İng.
    • i. dana eti, buzağı eti, süt danası eti.
  622. veba Tür.
    • plaque, pestilence
    • bubonic plague. black death. pest. plague.
  623. veba Tür.
    • plague. pestilence. any fatal epidemic disease.
  624. veba Tür.
    • black death.
  625. vebal Tür.
    • strafe.
  626. vebal Tür.
    • consequences of an evil action.
  627. vebalı Tür.
    • stricken with plague.
  628. veçhe Tür.
    • side. aspect. way. course. direction. complexion.
  629. vecibe Tür.
    • charge. obligation. duty.
  630. vecit Tür.
    • the jerks.
  631. veciz Tür.
    • short and to the point. pithy. succinct. concise. laconic. terse.
  632. veciz Tür.
    • laconic. terse.
  633. veciz Tür.
    • gnomic.
  634. vecize Tür.
    • aphorism. saying. epigram. maxim. aphorism özdeyiş. terse saying.
  635. vecize Tür.
    • aphorism. epigram. pithy. saying.
  636. vecize Tür.
    • aphorism.
  637. vector İng.
    • i., mat. vektör
    • biyol. taşıyıcı.
  638. veda Tür.
    • The most ancient of the Hindu scriptures.
  639. veda Tür.
    • The ancient sacred literature of the Hindus
    • also, one of the four collections, called Rig-Veda, Yajur-Veda, Sama-Veda, and Atharva-Veda, constituting the most ancient portions of that literature.
  640. veda Tür.
    • Literally, "Knowledge" the authoritative scriptures of the Hindus. knowledge. or vedas - Veda means knowledge and the four vedas are basic scriptures of sanatana dharma which all yogis refer to as the ultimate scriptural authority. the 4th cakra, with melakartas containing M1, R2, and G2, comprising numbers 19-24. any of the most ancient sacred writings of Hinduism written in early Sanskrit
    • traditionallly believed to comprise the Samhitas, the Brahmanas, the Aranyakas, and the Upanishads.
  641. veda Tür.
    • farewell. parting. valedictory. adieus. farewell. adieux. leave. parting. valediction.
  642. veda Tür.
    • farewell. leave-taking.
  643. veda Tür.
    • farewell. good-bye. leave. valediction.
  644. veda İng.
    • i. Hindu dininin en eski kutsal kitapları. Veda Ve'dic s. bu kitaplara ait.
  645. vedalaşma Tür.
    • saying farewell to each other.
  646. vedalaşmak Tür.
    • to say good-by to each other. take leave of. to say good-bye to each other.
  647. vedalaşmak Tür.
    • to say farewell to each other.
  648. vedalaşmak Tür.
    • bid a person adieu. make one"s adieus. make one"s farewells.
  649. vedanta İng.
    • i. Hindu kutsal kitaplarına dayanan. panteist bir felsefe sistemi.
  650. veday İng.
    • 8 mayıs, ikinci Dünya Savaşında Birleşik Milletlerin Avrupa'da zafer günü.
  651. vedette İng.
    • i., ask. keşif kolu önündeki atlı nöbetçi
    • den. gözetleme gemisi.
  652. vedia Tür.
    • bailment. sth entrusted to another for safekeeping. bailment agreement / contract.
  653. veer İng.
    • f., den. yön değiştirmek
    • saat yel kovanı doğrultusunda yön değiştirmek
    • dönmek
    • değişmek
    • çevirmek, döndürmek.veer round den. dönüp aksi yöne gitmek.
  654. veer İng.
    • f., den. laçka etmek. veer away halatı laçka etmek. veer and haul laçka ve vira etmek.
  655. veery İng.
    • i. Birleşik Amerika'nın doğusuna mahsus bir ardıçkuşu.
  656. vefa Tür.
    • loyalty. faithfulness. being true to one"s word. fidelity. truth.
  657. vefa Tür.
    • fidelity. loyalty. faithfulness.
  658. vefa Tür.
    • adherence. constancy. fidelity. trueness. truth.
  659. vefalı Tür.
    • faithful. loyal. faithfulness. staunch. truehearted.
  660. vefalı Tür.
    • constant. loyal. truehearted. faithful. true.
  661. vefalı Tür.
    • approved. constant. faithful. loyal. true-hearted.
  662. vefasız Tür.
    • disloyal. unfaithful. faithless. false.
  663. vefasız Tür.
    • disloyal. faithless. fickle. perfidious. unfaithful. untrustworthy.
  664. vefasız Tür.
    • disloyal. errant. erring. inconstant. perfidious. unfaithful. untrue. untruthful.
  665. vefasızlık Tür.
    • disloyalty. unfaithfulness. infraction of faith. perfidy. treachery.
  666. vefasızlık Tür.
    • disloyalty. perfidy. treachery.
  667. vefasızlık Tür.
    • disloyalty.
  668. vefat Tür.
    • decease. dath. passing. death. demise.
  669. vefat Tür.
    • deaths. decease. demise.
  670. vefat Tür.
    • death. decease. demise.
  671. vefat etmek Tür.
    • to die. to pass away. depart. to meet one"s destiny.
  672. vefat ilmühaberi Tür.
    • certificate of dead. certificate of death.
  673. vega İng.
    • i., astr. Vega.
  674. vegetable İng.
    • i., s. sebze, zerzevat, göveri, yeşillik
    • bitki, nebat
    • s. bitkilere ait bitkilerden alınmıs
    • bitkisel
    • sönük. vegetable black boya olarak kullanılan bitkisel yağ isi. vegetable butter margarin, bitkisel yağ. vegetable dye bitkisel boya. vegetable garden bostan, sebze bahçesi. vegetable kingdom bitkiler âlemi. vegetable marrow kabak, sakızkabağı. vegetable oil bitkisel yağ. vegetable oyster tekesakalı, iskorçina, bot. Tragopogon vegetable silk Brezilya'ya mahsus bir ağaçtan alınan ve yastık doldurmak için kullanılan pamuk gibi madde . vegetable sponge lif. vegetable wax bitkisel mum.
  675. vegetal İng.
    • s., biyol. bitkisel.
  676. vegetarian İng.
    • i., s. etyemez kimse, otobur
    • s. etyemez
    • yalnız sebzeden ibaret. vegetarianism i. etyemezlik.
  677. vegetate İng.
    • f. bitki gibi büyümek
    • bitki gibi yaşamak, kuru ve anlamsız hayat yaşamak
    • tıb. fazla büyümek, bitmek (ur). vegetative s. bitki gibi biten
    • bitkisel
    • bitek
    • bitkinin üremeyle ilgisi olmayan kısımlarına ait
    • bitki gibi yaşayan
    • fizyol. otonom.
  678. vegetation İng.
    • i. bitki gibi büyüme
    • bitkiler
    • h.b. ur, tümör.
  679. vehement İng.
    • s. şiddetli, hiddetli
    • ateşli vehemence, -cy i. hiddet, şiddet, ateşlilik. vehemently z. şiddetle, hiddetle.
  680. vehicle İng.
    • i. vaslta, araç, taşıt
    • ecza. vasıta, vehikül. vehicular s. taşıtlara ait
    • taşıt olarak kullanılan
    • vasıta olan.
  681. vehim Tür.
    • groundless fear. apprehension. delusion. hallucination. suspicion.
  682. vehim Tür.
    • fantasy. suspicion.
  683. vehmetmek Tür.
    • to imagine groundlessly.
  684. veil İng.
    • i., f. peçe, yaşmak, perde
    • tül, duvak
    • bahane, maske
    • cenin zarı
    • f. peçe ile örtmek
    • üstünü kapamak, gizlemek. beyond the veil öbür dünyada. take the veil rahibe olup manastıra girmek. veil'ing i. peçelik ince kumaş.
  685. vein İng.
    • i., f., anat. damar, verid, ven, toplardamar
    • ebru
    • huy, mizaç
    • oluk, oyuk
    • f. damar teşkil etmek
    • damarlarla kaplamak
    • ebrulamak. vein'ing i. damar ağı. vein'y s. çok damarlı, damar damar
    • ebrulu.
  686. veinstone İng.
    • i., jeol. gang.
  687. vejetaryen Tür.
    • vegetarian.
  688. vejetaryen Tür.
    • vegetarian.
  689. vejetaryenlik Tür.
    • vegetarianism.
  690. vekalet Tür.
    • power. proxy. attorneyship. ministry.
  691. vekalet Tür.
    • attorneyship.
  692. vekalet etmek Tür.
    • substitute.
  693. vekalet ücreti Tür.
    • attorney"s fee. counsel fees. attorney"s retainer.
  694. vekaleten Tür.
    • by proxy.
  695. vekaleten Tür.
    • by attorney. by proxy. acting on commission. by procuration.
  696. vekaletname Tür.
    • proxy. power of attorney. proxy statement.
  697. vekaletname Tür.
    • power. proxy. power of attorney.
  698. vekil Tür.
    • deputy. supply. vice-gerent. administrator. alternate. assignee. attorney. commissary. commissioner. delegate. deputy. lieutenant. locum. locum tenens. minister. nominee. proxy. representative. stand-in. substitute. supply. surrogate. vicar. vice. vi.
  699. vekil Tür.
    • assignee. administrator. agent. proxy holder. attorney. deputy. proxy. representative. minister of state. cabinet member. alternate. commissary. commissional. commissioned. commissioner. confidential clerk. delegate. attorney in fact. fiduciary. fill in.
  700. vekil Tür.
    • acting. deputy. locum. proxy. replacement. representative. substitute. agent. attorney. minister bakan. mandatary.
  701. vekilharç Tür.
    • steward. majordomo.
  702. vekilharç Tür.
    • majordomo. butler.
  703. vekillik Tür.
    • agency.
  704. vektör Tür.
    • vector.
  705. vektör Tür.
    • vector.
  706. veladet Tür.
    • birth.
  707. velamen İng.
    • i. (çoğ. velamina) anat. zar
    • bot. yılanyastığı veya salep kökü üstündeki süngersi zar.
  708. velar İng.
    • s. yumuşak damağa ait
    • dilb. damaksıl.
  709. velayet Tür.
    • guardianship. wardship. sainthood. alieni juris.
  710. velayet Tür.
    • guardianship. custody.
  711. veldt İng.
    • i. Güney Afrika'da bozkır.
  712. velespit Tür.
    • velocipede.
  713. velet Tür.
    • kid. child. brat. rascal. imp. scamp.
  714. velet Tür.
    • brat. kid. child. perisher. urchin.
  715. velet Tür.
    • brat. child. chit.
  716. velev Tür.
    • even if.
  717. veli Tür.
    • saint. guardian of a child. holy man. balius. curator. guardian. guardian by nature. patron. tutor.
  718. veli Tür.
    • guardian. parent. protector. saint evliya. ermiş. eren. guardian.
  719. veli Tür.
    • conservator. curator. custodian. guardian. patron.
  720. veliaht Tür.
    • heir apparent to a throne. candidate for a post. crown prince. heir to the throne. immediate heir to the throne.
  721. veliaht Tür.
    • crown prince. heir apparent.
  722. veliaht Tür.
    • crown prince.
  723. velinimet Tür.
    • benefactor. patron. patronizer.
  724. velinimet Tür.
    • benefactor. patron.
  725. velitation İng.
    • i. kavga, çatışma
    • münakaşa, hafif çatışma.
  726. velites İng.
    • i., çoğ., Rom. tar. hafif piyade.
  727. velleity İng.
    • i. hafif heves, hafif arzu.
  728. vellicate İng.
    • f. seğirmek
    • seğirtmek.
  729. vellum İng.
    • i. parşömen, tirşe
    • parşömene yazılı belge
    • tirşe taklidi kâğıt. vellum cloth tirşe taklidi bez. vellum paper tirşe taklidi kâğıt.
  730. veloce İng.
    • z., İt., müz. çabuk tempo ile, hızlı.
  731. velocipede İng.
    • i. velespit, üç tekerlekli çocuk bisikleti.
  732. velocity İng.
    • i. sürat, hız
    • hız derecesi.
  733. velodrome İng.
    • i. içinde motosiklet veya bisiklet yarış pisti. olan bina.
  734. velours İng.
    • i. kadife taklidi.
  735. velum İng.
    • i. (çoğ. vella) biyol. ince zar
    • anat. yumuşak damak, damak eteği.
  736. velur Tür.
    • velvet. velour velours.
  737. velure İng.
    • i., f. kadife, velur
    • kadifeye benzer kumaş
    • kadife fırça
    • f. kadife fırça ile fırçalamak.
  738. velut Tür.
    • fecund. fertile. prolific. productive.
  739. velutinous İng.
    • s., bot. ülgerli.
  740. velvele Tür.
    • outery. hubbub. fracas. hullabaloo. noise. pandemonium. uproar.
  741. velveret İng.
    • i. arka yüzü pamuklu kadife.
  742. velvet İng.
    • i., s. kadife
    • yeni büyüyen boynuzu örten kadifemsi deri
    • kadifemsi şey
    • (argo) cabadan kazanç
    • s. kadife gibi
    • yumuşak. velvet grass kadifeotu, bot. Holcus lanatus. velvety s. kadife gibi
    • yumuşak.
  743. velveteen İng.
    • i. pamuklu kadife.
  744. ven İng.
    • kıs. Venerable.
  745. vena Tür.
    • A vein.
  746. vena Tür.
    • a blood vessel that carries blood from the capillaries toward the heart
    • all veins except the pulmonary carry unaerated blood.
  747. venal İng.
    • s. satın alınır rüşvetle kandırılır, para ile elde edilir
    • onurunu satmaya hazır. venal'ity i. nüfuz ve yetkisini satma rüşvet yeme. venally z. rüşvet yiyerek.
  748. venatic , -ical İng.
    • s., (eski) ava ait, avla ilgili, avda kullanılan.
  749. venation İng.
    • i. yaprak veya böcek kanadında damar düzeni.
  750. vend İng.
    • f. satmak
    • ilân etmek
    • satıcılık yapmak
    • satılmak. vender, vendor i. satıcı, işportacı, çerçi. vendible s. satılabilir. vend'ing machine (madeni para ile çalıştırılan) satıcı makina. vendi'tion i. satış.
  751. vendace İng.
    • i. ingiltere ve iskoçya göllerinde bulunan alabalık cinsinden lezzetli bir balık.
  752. vendee İng.
    • i., huk. alıcı.
  753. vendetta İng.
    • i. kan davası, kan gütme.
  754. veneer İng.
    • f., i. kaplamak, kaplama yapmak
    • fig. cilâlamak, yaldızlamak
    • i. kaplama tahtası
    • gösteriş, yapma tavır, yaldız, cilâ. veneering i. kaplama.
  755. venerable İng.
    • s. muhterem, saygı değer
    • kutsal, huşu uyandıran. venerably z. saygı uyandıracak şekilde.
  756. venerate İng.
    • f. çok muhterem tutmak, hürmet etmek saygı göstermek, ululamak. venera'tion i. hürmet, saygı.
  757. venereal İng.
    • s. cinsel ilişkiye ait
    • tıb. cinsel ilişkiden meydana gelen, zührevi. venereal disease zührevi hastalık.
  758. venery İng.
    • i., (eski) aşırı cinsel ilişki.
  759. venery İng.
    • i., (eski) avcılık.
  760. venesection İng.
    • i. tıb. toplar damardan kan alma.
  761. venetian İng.
    • s., i. Venedik'e ait
    • i. Venedikli. Venetian blind jaluzi. Venetian glass Venedik kristali. Venetian pearl camdan yapılmlş taklit inci. Venetian window orta kısmı enli ve diğer iki yan ensiz uç bölümlü pencere.
  762. Venezuela Tür.
    • venezuela. venezuelan.
  763. Venezuela Tür.
    • Venezuela.
  764. Venezuela Tür.
    • Venezuela.
  765. Venezuela Tür.
    • a republic in northern South America on the Caribbean
    • achieved independence from Spain in 1811
    • rich in oil.
  766. Venezuela Tür.
    • a republic in northern South America on the Caribbean
    • achieved independence from Spain in 1811
    • rich in oil.
  767. venezuela İng.
    • i. Venezuela.
  768. vengeance İng.
    • i. intikam, öç
    • öç alma. with a vengeance büyük bir şiddetle
    • son derecede, ziyadesiyle, alabildiğine.
  769. vengeful İng.
    • s. öç alıcı, intikam alıcı, hınçlı, kinci. vengefully z. kinle, hınçla. vengefulness i. kinlilik, hınçlılık.
  770. veni , vidi, vici İng.
    • Lat. geldim, gördüm yendim.
  771. venial İng.
    • s., ilah. affolunur, kolayca affedilebilir, affı mümkün. veniality, venialness i. af imkânı. venially z. affedilebilecek şekilde.
  772. venice İng.
    • i. Venedik.
  773. venire İng.
    • i., huk. davetiye.
  774. venison İng.
    • i. geyik eti, karaca eti.
  775. venom İng.
    • i. yılan veya akrep zehiri, ağı
    • kötülük, garez, kin, düşmanlık, diş bileme.
  776. venomous İng.
    • s. zehirli
    • zehirleyici
    • düşman, kin dolu, diş bileyen. venomously z. zehirli bir şekilde. venomousness i. zehirlilik
    • kinlilik.
  777. venosity İng.
    • i., fizyol. damarlılık
    • toplardamarlarda kirli kan bolluğu.
  778. venous İng.
    • s. toplardamara ait
    • kirli kana ait
    • bot., zool. damarlı.
  779. vent İng.
    • i., f. delik
    • menfez, ağız, açma
    • nefeslik
    • zool. hayvan kıçı
    • ask. top falyası
    • mahreç, çıkak, çıkıt
    • yarık
    • f. dışarı salıvermek
    • ifade etmek, göstermek, belirtmek. give vent to açığa vurmak. He vented his fury on the dog öfkesini köpekten çıkardı.
  780. ventage İng.
    • i. küçük delik.
  781. venter İng.
    • i. karın, batın
    • çıkıntı
    • huk. rahim, ana rahmi.
  782. ventiduct İng.
    • i. hava borusu.
  783. ventilate İng.
    • f. hava vermek, havalandırmak
    • açığa vurmak, ilan etmek. ventilating fan vantilatör, fırıldaklı yelpaze. ventila'tion i. havalandırma. ventilator i. havalandırma düzeni, vantilator.
  784. ventral İng.
    • s., i. karna ait, karında olan
    • anat. vücudun aşağı veya ön kısmına doğru
    • vücudun ön veya aşağı kısmındaki
    • bot. çiçeğin iç tarafına ait
    • i., zool. karın yüzgeci. ventrally z. karın tarafından, karna doru.
  785. ventricle İng.
    • i., anat. beden veya organda boşluk
    • karıncık. ventric'ular s. karıncıkla ilgili, karıncığa ait.
  786. ventricose İng.
    • s. göbekli
    • ortada veya yanda şişkin.
  787. ventriloquism İng.
    • i. vantrlogluk. ventriloquist i. vantrlog.
  788. ventro- İng.
    • (önek) karın.
  789. venture İng.
    • i., f. risk, riziko: şans işi, tehlikeli iş, cüret: f. bahta bırakmak
    • cesaret edip girişmek: cüret etmek: tehlikeli işe atılmak, riske girmek. at a venture rasgele. May I venture a suggestion? Bir teklifte bulunabilir miyim ?
  790. venturesome İng.
    • s. cüretli, atak, atılgan
    • riskli. venturesomely z. cesaretle. venturesomeness i. yiğitlik
    • maceraperestlik.
  791. venturous İng.
    • s. gözüpek, atılgan, cesur, cüretli
    • riskli, tehlikeli. venturously z. atılganca cesaretle. venturousness pervasızlık, cesurluk.
  792. venue İng.
    • i., huk. mahkeme yeri
    • olay yeri, cinayet mahalli
    • yetki dairesi.
  793. venus İng.
    • i. aşk tanrıçası Venüs
    • astr. Zühre, Venüs, Çulpan, Çobanyıldızı. Venus's flytrap sinekkapan, bot. Dionaea muscipula. Venus's looking glass ayna otu, bot. Specularia.
  794. Venüs Tür.
    • evening star. lucifer. venus. vesper.
  795. veracious İng.
    • s. doğru sözlü
    • gerçeğe sadık
    • hakiki, doğru. veraciously z. doğrulukla. veraciousness i. doğruluk.
  796. veracity İng.
    • i. hakikat, gerçek
    • dürüstlük, doğruluk
    • gerçeklik.
  797. veranda Tür.
    • veranda. porch. sun porch.
  798. veranda Tür.
    • veranda. porch. patio. winter garden.
  799. veranda Tür.
    • See Loggia. a porch along the outside of a building.
  800. veranda Tür.
    • piazza.
  801. veranda Tür.
    • deck, patio, porch, veranda, verandah.
  802. veranda Tür.
    • a porch along the outside of a building.
  803. veranda Tür.
    • An open, roofed gallery or portico, adjoining a dwelling house, forming an out-of-door sitting room.
  804. veranda İng.
    • i. veranda, taraça.
  805. veraset Tür.
    • inheritance. heredity kalıtım. soyaçekim. administration. tutorship.
  806. veraset Tür.
    • inheritance. heredity. hereditary transmission. succession.
  807. veraset ve intikal vergisi Tür.
    • succession duty. inheritance tax. estate tax. duty on inheritance. death duty. inheritance / succession tax.
  808. veratrine İng.
    • i., kim. veratrin.
  809. verb İng.
    • i., gram. fiil. active verb etken fiil. auxiliary verb yardımcı fiil. complex verb katışık fiil. compound verb bileşik fiil. impersonal verb şahıssız fiil. intransitive verb geçişsiz fiil. neuter verb geçişsiz fiil. passive verb edilgen fiil. reciprocal verb işteşlik fiili. reflexive verb dönüşlü fiil. transitive verb geçişli fiil.
  810. verbal İng.
    • s. söze ait
    • sözlü, şifahi
    • kelimesi kelimesine, aynen, harfiyen
    • gram. fiile ait, fiil kabilinden. verbal contract sözlü anlaşma, şifahi kontrat. verbal distinction kelime farkı. verbal note pol şifahi takrir, nota. verbal noun mastar ismi, isimfiil. verbal translation harfi harfine tercüme
    • sözlü çeviri. verbally z. ağızdan, şifahen.
  811. verbalism İng.
    • i. söz
    • anlatım
    • boş laf
    • laf kalabalığı. verbalist i. kelimelere önem veren kimse
    • laf ebesi.
  812. verbalize İng.
    • f. sözle ifade etmek
    • açıklamak
    • fiil şekline koymak.
  813. verbatim İng.
    • z., s. kelimesi kelimesine, aynen harfi harfine
    • s. kelimesi kelimesine yapılmış, tam.
  814. verbatimet literatim İng.
    • Lat. tam, harfi harfine, kelimesi kelimesine.
  815. verbena İng.
    • i. mineçiçeği, bot. Verbena.
  816. verbiage İng.
    • i. laf kalabalığı
    • şişirme.
  817. verbigerate İng.
    • f., psik. arka arkaya manasız kelimeler sıralamak, kelime salatası yapmak.
  818. verbose İng.
    • s. gereksiz sözlerle dolu. verbosely z. şişirerek. verboseness, verbosity i. söz çokluğu, laf kalabalığı.
  819. verboten İng.
    • s., Al. yasak.
  820. verbumsatsapientiest İng.
    • Lat. Akıllıya bir söz yeter, Arife tarif gerekmez. kıs. verbum sap.
  821. verdant İng.
    • s. yeşil, taze
    • yeşillikli
    • toy, pişmemiş. verdancy i. yeşillik, tazelik. verdantly z. yeşil bir halde.
  822. verdantique İng.
    • yeşil somaki.
  823. verderer İng.
    • i. (eski) ingiltere'de kraliyet orman memuru.
  824. verdi Tür.
    • rate of flow.
  825. verdi Tür.
    • Italian operatic composer.
  826. verdi Tür.
    • Italian operatic composer.
  827. verdict İng.
    • i., huk. juri heyeti kararı
    • hüküm, karar, ilâm.
  828. verdigris İng.
    • i. jengâr, zencar, bakır pası.
  829. verditer İng.
    • i. bakırdan elde edilen mavi veya yeşil boya.
  830. verdure İng.
    • i. yeşillik
    • bitki yeşilliği
    • çimen. verdurous s. yeşil çimen kaplı.
  831. verecek Tür.
    • debt. money owed. debit.
  832. verecek Tür.
    • debt. money owed. debit.
  833. verein İng.
    • i., Al. cemiyet, birlik, dernek.
  834. verem Tür.
    • tuberculosis. tubercular. hectic fever.
  835. verem Tür.
    • phthisic. phthisical. tubercular. tuberculous. consumption. phthisis. tuberculosis.
  836. verem Tür.
    • consumption. tuberculosis.
  837. veremli Tür.
    • tubercular. tuberculous.
  838. veremli Tür.
    • hectic.
  839. veresiye Tür.
    • on the nod. on trust. on the cuff. tick.
  840. veresiye Tür.
    • on account. on credit. haphazardly. on tick.
  841. verev Tür.
    • bias. diagonal. cut / folded on the bias. oblique.
  842. verge İng.
    • i., f. sınır, hudut, had, kenar
    • eşik
    • halka daire
    • değnek, asa
    • f. yönelmek
    • on ile yaklaşmak, -e doğru gitmek
    • meyletmek
    • sınırlamak. on the verge of eşiğinde, üzere.
  843. verger İng.
    • i. kilisede piskoposa hizmet eden kimse
    • ing. zangoç.
  844. vergi Tür.
    • duty. impost. tax. taxation. tribute. gift. talent. present.
  845. vergi Tür.
    • contribution. duty. imposition. impost. tax. tribute. assessment. levy. toll. title. surtax. apanage. charge. cloud on title. tallage. taxation.
  846. vergi Tür.
    • assessment. duty. excise. gabelle. imposition. impost. scot. tax. dues.
  847. vergi beyannamesi Tür.
    • tax return.
  848. vergi dairesi Tür.
    • tax administration. tax department. fiscal administration. assessment office. fiscal management. rating authority. revenue authorities. taxation authority. taxing authority. valuation board.
  849. vergi dilimi Tür.
    • tax tranche. tax bracket.
  850. vergi iadesi Tür.
    • tax return.
  851. vergi iadesi Tür.
    • tax refund. tax drawback. tax rebate. return of tax. repayment of taxation.
  852. vergi kaçağı Tür.
    • tax exile.
  853. vergi kaçağı Tür.
    • tax evasion.
  854. vergi kaçakçılığı Tür.
    • tax evasion. tax fraud. tax evasion.
  855. vergi matrahı Tür.
    • tax base. assessment. tax assessment. basis of appointment. basis of assessment. assessable income / profits. assessment to tax.
  856. vergi mükellefi Tür.
    • taxpayer. tax payer.
  857. vergi mükellefi Tür.
    • taxpayer.
  858. vergi yükümlüsü Tür.
    • tax payer. taxpayer.
  859. vergil İng.
    • i. Vergilius.
  860. vergilendirme Tür.
    • taxation. taxing. levying (of taxes. assessment. fiscalization.
  861. vergilendirme Tür.
    • taxation.
  862. vergilendirme Tür.
    • assessment. tax. taxation.
  863. vergilendirmek Tür.
    • to tax sb / sth. to make sth taxable. to subject sth to a tax (to taxation. to impose / lay a tax on sth. to make dutiable.
  864. vergilendirmek Tür.
    • tax. to tax.
  865. vergili Tür.
    • assessed. rated.
  866. vergisiz Tür.
    • untaxed. tax-free.
  867. vergisiz Tür.
    • tax-free. non-taxable. nondutiable. tax-exempt. deductible. tax-deductible.
  868. vergisiz Tür.
    • tax free.
  869. veri Tür.
    • data. datum. throughput.
  870. veri Tür.
    • data. datum. dope. input data.
  871. veri Tür.
    • data. datum.
  872. veri bankası Tür.
    • data bank.
  873. veri dosyası Tür.
    • data file.
  874. veri ortamı Tür.
    • data medium.
  875. veri tabanı Tür.
    • data base. database. data-base. data book.
  876. veri tabanı Tür.
    • data-base.
  877. veri tabanı Tür.
    • data base.
  878. veri toplama Tür.
    • data acquisition / collection. data collection. collection of data.
  879. verici Tür.
    • transmitting. donor. giver. transmitter.
  880. verici Tür.
    • feeder. transmitter. donor. broadcaster. impeller. dropper. emitter. sender. yielder. sending. broadcasting. emiting.
  881. verici Tür.
    • donor. sender. transmitter. giver. giving. transmitting.
  882. veridical İng.
    • s. doğru sözlü, gerçeğe sadık.
  883. verification İng.
    • i. gerçekleme
    • doğrulama
    • huk. soruşturma, tahkik.
  884. verify İng.
    • f. gerçeklemek, doğrulamak, tasdik etmek
    • doğruluğunu ispat etmek
    • huk. tahkik etmek tetkik etmek. verifiable s. gerçekliği ispat edilebilir
    • tahkiki mümkün.
  885. verilme Tür.
    • presentation.
  886. verilmek Tür.
    • to be given to.
  887. verilmek Tür.
    • to be given.
  888. verily İng.
    • z., (eski) gerçekte, hakikaten, sahiden, doğrusu, filvaki.
  889. verim Tür.
    • output. produce. yield. return. profit. efficiency. product.
  890. verim Tür.
    • efficiency. output. yield. production. proceeds. rating. performance. capacity. delivery. creativeness. fruit. labo u r performance. make. outturn. turnout. useful work.
  891. verim Tür.
    • capacity. crop. delivery. effect. efficiency. feat. make. output. outturn. performance. rating. richness. run. turnout. yield.
  892. verimli Tür.
    • efficient. fertile. fruitful. productive. rich. yielding. lucrative. fecund. generous. profuse. sweet. teeming. voluminous.
  893. verimli Tür.
    • copious. exuberant. fertile. fruitful. pregnant. productive. prolific. rich. profitable.
  894. verimli Tür.
    • abundant. bonanza. copious. effective. efficient. exuberant. fat. fecund. fertile. fruitful. generous. grateful. high-speed. loamy. pregnant. procreant. procreative. producing. productive. prolific. rank. rich. sweet. yielding.
  895. verimlilik Tür.
    • productivity. efficiency. fruitfulness.
  896. verimlilik Tür.
    • fertility. productivity. fruitfulness.
  897. verimlilik Tür.
    • fecundity. fertility. fruitfulness. productivity. prolificacy. prolificness.
  898. verimsiz Tür.
    • infertile. unproductive. unfaithful. inefficient. non-productive. unfertile. barren. nonefficient. sterile.
  899. verimsiz Tür.
    • infertile.
  900. verimsiz Tür.
    • barren. fruitless. inefficient. infertile. lean. poor. sterile. unproductive. unfruitful.
  901. verimsizlik Tür.
    • unproductiveness. lack of productivity. nonproductiveness. sterility.
  902. verimsizlik Tür.
    • unproductiveness.
  903. verimsizlik Tür.
    • infertility.
  904. veriş Tür.
    • giving.
  905. verisimilar İng.
    • s. hakikat gibi görünen
    • muhtemel
    • umulur beklenir. verisimilarly z. muhtemelen.
  906. verisimilitude İng.
    • i. gerçeğe benzeyiş
    • ihtimal.
  907. verism İng.
    • i. sanat veya edebiyatta gerçekçilik.
  908. veriştirmek Tür.
    • to give sb a dressing down. to talk at length in a certain way.
  909. veritable İng.
    • s. gerçek, hakiki. veritableness i. gerçeklik, hakikat. veritably z. gerçekte.
  910. veritas İng.
    • i., Lat. hakikat, gerçek.
  911. verity İng.
    • i. doğruluk, gerçeklik
    • hakikat, gerçek.
  912. verjuice İng.
    • i. koruk suyu
    • ham meyva suyu
    • ekşilik, mayhoşluk.
  913. verme Tür.
    • giving. cession. conferment. dation. deliverance. dotation. expense. feeding. granting. issuance. pay. rendering.
  914. verme Tür.
    • dispensation.
  915. verme Tür.
    • conferment. lodgment. rendering. supply.
  916. vermeil İng.
    • i., s., (siir) parlak kırmızı
    • yaldız
    • lal, yakut
    • s. parlak kırmızı lal.
  917. vermek Tür.
    • to give sth to. to hand sth to. to bequeath / to leave sth to. to vie in marriage. to produce. to yield. to hold. to give. administer. afford. ascribe. attach. bestow. blossom. concede. confer. consign. dedicate. defray. deliv.
  918. vermek Tür.
    • administer. assign. attribute. award. bestow. cede. concede. consign. deal. devote. dispense. distribute. emit. extend. furnish. give. grant. impart. lend. pass. present. provide. supply. treat. vest. to give. to hand. to pass. to give sth away. to concede. to deliver. to give in. to hand sth in. to provide. to furnish. to dispense. to present. to yield. to bear. to afford. to apply. to bend. to donate. to bestow. to grant. to assign. to devote. to sel. to pay. to sell. to offer. to attribute. just.
  919. vermek Tür.
    • accord. allow. assign. bear. bestow. bring in. cede. come across with. confer. contribute. dedicate. deliver. deliver up. dispose of. distribute. donate. endow. extend. furnish. give. give away. give in. grant. hand. hand in. hand out. hand over. imp.
  920. vermi- İng.
    • (önek) kurt, solucan.
  921. vermicelli İng.
    • i. tel şehriye.
  922. vermicide İng.
    • i.solucan ilâcı.vermici'dal s.solucan düşürücü.
  923. vermicular İng.
    • s. solucana benzer, kurt şeklindeki
    • solucan hareketi gibi. vermiculate(d) s. solucana benzer
    • kurt yemiş gibi delik deşik
    • kurt yeniği şeklinde süsü olan
    • solucan gibi sürünen veya hareket eden
    • solucanlı, kurtlu. vermicula'tion i. solucan gibi sürünme
    • kurt yeniği şeklinde süs.
  924. vermiform İng.
    • s. solucan şeklindeki, kurda benzer. vermiform appendix anat. apandis. vermiform process anat. apandis
    • anat. beyinciğin bir kısmı.
  925. vermifuge İng.
    • i., tıb. solucan ilâcı.
  926. vermilion İng.
    • i., s., f. al renk, parlak kırmızı
    • zincifre, sülüğen
    • s. al
    • f. zincifre veya sülüğen sürmek.
  927. vermin İng.
    • i. (çoğ. vermin) zararlı ve iğrenç küçük hayvan
    • haşarat
    • iğrenç mahluk
    • ayaktakımı
    • muzır adam, mikrop.
  928. verminous İng.
    • s. haşaratlı
    • haşarat kabilinden.
  929. vermivorous İng.
    • s. solucanla beslenen, kurt yiyen.
  930. vermouth İng.
    • i. vermut.
  931. vermut Tür.
    • vermouth.
  932. vermut Tür.
    • vermouth.
  933. vernacular İng.
    • s., i. ana diline ait
    • yerli konuşma dilindeki
    • bölgesel
    • argoyla ilgili
    • yaygın
    • i. anadili
    • konuşulan dil, günlük dil
    • lehçe
    • deyim, argo
    • yaygın isim. vernacularism i. lehçe deyimi
    • şive
    • konuşulan dili kullanma. vernacularize f. yerlileştirmek. vernacularly z. anadilinde
    • konuşma dilinde.
  934. vernal İng.
    • s. ilkbahara ait, ilkbaharda olan
    • gençliğe ait. vernal equinox ilkbahar noktası (21 Mart). vernal grass otlar arasında biten güzel kokulu bir ot bot. Anthoxanthum odoratum. vernally z. ilkbahar gibi.
  935. vernation İng.
    • i., bot. tomurcuk içinde yaprakların dizilişi.
  936. vernier İng.
    • i. verniye.
  937. vernik Tür.
    • lacquer. varnish. glaze. lac. polisher. french polish. gloss. stain.
  938. vernik Tür.
    • lacquer. stain. varnish.
  939. verniklemek Tür.
    • to varnish. lacquer.
  940. veronica İng.
    • i. yavşanotu, veronika, bot. Veronica. arvensis.
  941. verruca İng.
    • i. (çoğ. -cae) tıb. siğil
    • biyol. siğil gibi çıkıntı.
  942. verrucose İng.
    • s. siğilli
    • siğil gibi
    • nasırlı.
  943. versailles İng.
    • i. Versay.
  944. versant İng.
    • i. bayır.
  945. versatile İng.
    • s. çok yönlü, çeşitli ye tenekleri olan
    • şahbaz, çevik ve becerikli, eli her işe yatkın
    • biyol. kolay yönelebilen. versatil'ity, versatileness i. beceriklilik
    • çok yönlülük.
  946. verse İng.
    • i. mısra
    • şiir
    • koşuk, nazım
    • beyit, kıta
    • ayet.
  947. versed İng.
    • s., in ile tecrübeli, bilgili
    • hünerli, marifetli, usta.
  948. versicle İng.
    • i. ayet
    • bent, parça.
  949. versicolor ,ıng. -our İng.
    • s. çok renkli, rengarenk
    • yanardöner, şanjan.
  950. versicular İng.
    • s. ayetlere ait.
  951. versify İng.
    • f., i. şiir haline koymak
    • şiir ile ifade etmek
    • şiir yazmak. versifica'tion i. şiir yazma sanatı.
  952. version İng.
    • i. belirli bir görüşe dayanan açıklama veya tanımlama
    • çeviri
    • uyarlama, adaptasyon.
  953. versiyon Tür.
    • version.
  954. versiyon Tür.
    • version.
  955. verslibre İng.
    • Fr. serbest nazım.
  956. verso İng.
    • i., matb. soldaki sayfa.
  957. verst İng.
    • i. 1,07 kilometrelik Rus uzunluk ölçüsü.
  958. versus İng.
    • (edat) karşı, aleyhinde, kıs v. veya vs.
  959. vert İng.
    • i, ing. huk. ormanda yeşil yapraklı her şey
    • ormanda odun kesme hakkı
    • hane yeşil renk.
  960. vertebra İng.
    • i. (çoğ. -brae, -bras) anat. omur, vertebra, fıkra. vertebral s. omurga kemiklerine ai. vertebral
    • omurga kemikleri olan, omurlu. vertebral column belkemiği, omurga.
  961. vertebrate İng.
    • s., i. belkemiği olan, omurgalı
    • i. omurgalı hayvan. vertebrated s. omurgalı, belkemikli. vertebra'tion i. omurların yapısı
    • belkemiğinin omurlara bölünmesi
  962. vertex İng.
    • i. (çoğ. -texas, -tices) zirve, doruk, tepe
    • anat başın tepesi
    • astr. başucu.
  963. vertical İng.
    • s., i. düşey, dikey
    • tam tepede olan
    • bot. dikey
    • i. dikey çizgi, dikey düzlcm
    • dikey kiriş. vertical circle astr. ufuk düzlemine dikey olan büyük daire.
  964. verticality , verticalness İng.
    • i. dikeylik. vertically z. dikey olarak.
  965. verticil İng.
    • i., biyol. yaprak veya dokunaç halkası
    • halkavi dizili.
  966. verticillate İng.
    • s. halka şeklindeki.
  967. vertiginous İng.
    • s. baş dönmesi olan
    • sersemletici, baş döndürücü
    • terelelli. vertiginously z. baş döndürücü bir şekilde.
  968. vertigo İng.
    • (çoğ. vertigoes, vertigines) i., tıb. baş dönmesi.
  969. vervain İng.
    • i. mineçiçei, güvercinotu, bot. Verbena officinalis .
  970. verve İng.
    • i. şevk, gayret, enerji, heves.
  971. vervet İng.
    • i. grimsi yeşil renkli ve siyah benekli Guney Afrika maymunu.
  972. very İng.
    • s. z. tam, hakiki, ta kendisi
    • mutlak, kati
    • hususi, belirli
    • aynı, tıpkısı
    • bile, hatta
    • z. pek, çok, ziyadesiyle. He is the veriest idiot who ever lived Simdiye kadar yaşamış aptalların daniskasıdır. Marriage is the very thing for you Evlilik senin için biçilmiş kaftandır. She wept for very joy Sırf sevinçten ağladı. The very idea! Daha neler! very high frequency (radyo) 30-300 megasikl. very low frequency (radyo) 10-30 kilosikl. Very light işaret fişeği.
  973. vesaik Tür.
    • documents. papers.
  974. vesaik Tür.
    • deeds.
  975. vesaire Tür.
    • et cetera. etc. and so forth. and so on. and what not.
  976. vesaire Tür.
    • etc.
  977. vesaire Tür.
    • and so forth.
  978. vesait Tür.
    • means of transportation. vehicles.
  979. vesayet Tür.
    • ward. executorship. trusteeship. guardianship.
  980. vesayet Tür.
    • tutelage.
  981. vesayet Tür.
    • guardianship. wardship. curatorship. tutelage. ward.
  982. vesica İng.
    • i. (çoğ. -cae) anat. torba
    • sidik torbası, mesane. vesical s. mesaneye ait.
  983. vesicate İng.
    • f., tıb. kabarcık meydana getirmek. vesicant, vesicatory s., tıb. deriyi kabartan, kabarcık yapan. vesica'tion i. kabarcık meydana getirme.
  984. vesicle İng.
    • i. kabarcık, kese, kist
    • jeol. kaya veya taşta ufak yuvarlak boşluk.
  985. vesicular İng.
    • s. kabarcık şeklindeki
    • kese gibi.
  986. vesiculate İng.
    • f., s. kabarcıklarla kaplamak veya dolmak
    • s. kabarcıklı
    • keseli. vesicula'tion i. kabarcıklarla kaplanma.
  987. vesika Tür.
    • record.
  988. vesika Tür.
    • document. certificate belge. title deed.
  989. vesika Tür.
    • certificate. document. ration card. paper.
  990. vesikalı Tür.
    • documentary. licensed.
  991. vesikalık Tür.
    • suitable for a document or certificate.
  992. vesikalık Tür.
    • suitable for a document.
  993. vesikalık fotoğraf Tür.
    • passport-size photograph. snapshot.
  994. vesile Tür.
    • means. opportunity. cause. pretext. inducement. matter. occasion. peg. scope.
  995. vesile Tür.
    • matter. occasion. pretext. means. cause. opportunity. bir vesile ile - by some means. under some pretext.
  996. vesile Tür.
    • handle. means. peg. purchase.
  997. vesper İng.
    • i., s. akşam duası veya ilâhisi
    • akşam duası çanı
    • b.h. akşam yıldızı, Venüs, Çulpan
    • s. akşama veya akşam duasına ait. vespers i. akşam duaları.
  998. vespertine İng.
    • s. akşama ait, akşamleyin yapılan
    • bot. akşamları açan
    • zool. gece uçan.
  999. vespiary İng.
    • i. yaban arısı yuvası
    • yaban arısı kolonisi.
  1000. vespid İng.
    • s. yaban arısına ait, eşek arısına özgü.
  1001. vessel İng.
    • i. kap, tas, tekne: tekne, gemi
    • anat. damar, kanal
    • alet. blood vessel kan damarı.
  1002. vesselam Tür.
    • and that"s that.
  1003. vest İng.
    • i., f. yelek
    • f., gen. with veya in ile yetki vermek
    • hak vermek
    • (cuppe) giydirmek. vested interest kazanılmış hak
    • çıkar
    • alâkadar menfaat
    • coğ. çıkar çevreleri.
  1004. vesta İng.
    • i., Rom. mit. ocak tanrıçası.
  1005. vestal İng.
    • s., i. ocak tanrıçasına ait
    • bu tanrıçanın rahibelerine ait
    • iffetli
    • i. ocak tanrıçasının kâhinesi
    • erdemli kadın
    • rahibe.
  1006. vestiary İng.
    • s. elbiseye ait.
  1007. vestibule İng.
    • i., f. giriş, antre
    • trende vagonlar arasındaki kapalı geçit
    • anat. kanal
    • dehliz
    • f. antre veya dehliz yapmak
    • vagonlan kapalı geçitlerle birleştirmek. vestibuled s. kapalı geçitleri olan.
  1008. vestige İng.
    • i. eser, iz
    • biyol. zamanla küçülmüş ve görevini yitirmiş olan. vestigial s. iz bırakmış
    • artakalan.
  1009. vestiyer Tür.
    • cloakroom. checkroom. vestiary. check room. dressing room.
  1010. vestiyer Tür.
    • checkroom. cloakroom. coat rack.
  1011. vestiyer Tür.
    • checkroom. cloakroom.
  1012. vestment İng.
    • i. giysi, resmi elbise
    • cüppe.
  1013. vestry İng.
    • i. giyinme odası
    • bazı kiliselerde yönetim kurulu. vestryman i. kilise yönetim kurulu üyesi.
  1014. vesture İng.
    • i., f., (eski) kıyafet, kılık, üst baş
    • elbise
    • örtü
    • f., eski giydirmek, örtmek.
  1015. vesuvius İng.
    • i. Vezuv.
  1016. vesvese Tür.
    • apprehension. misgiving. apprehensiveness.
  1017. vesvese Tür.
    • anxiety. misgivings. apprehension. misgiving.
  1018. vesveseli Tür.
    • apprehensive. restless.
  1019. vesveseli Tür.
    • anxious. preoccupied. apprehensive. scrupulous.
  1020. vet İng.
    • kıs. veteran, veterinary medicine.
  1021. vet İng.
    • i., f. veteriner, baytar
    • t. tedavi etmek, baytarlık etmek
    • ing. dikkatle incelemek.
  1022. vetch İng.
    • i. baklagillerden herhangi bir bitki, bot. Vicia
    • burçak, cılban, bot. Lathyrus. bitter vetch kara burçak, bot. Vicia ervilia.
  1023. vetchling İng.
    • i. baklagillerden ve burçak cinsinden herhangi bir bitki.
  1024. veteran İng.
    • s., i. kıdemli, tecrübeli
    • kıdemli asker
    • emekli asker.
  1025. veterinary İng.
    • s., i. baytarlığa ait
    • i. baytar, veteriner. veterinar'ian i., A.B.D. baytar, veteriner.
  1026. veteriner Tür.
    • vet. veterinarian. veterinary surgeon.
  1027. veteriner Tür.
    • veterinary. horse doctor. vet. veterinarian. veterinary surgeon.
  1028. veteriner Tür.
    • veterinarian. vet. veterinary.
  1029. veterinerlik Tür.
    • veterinary medicine.
  1030. veterinerlik Tür.
    • veterinary medicine.
  1031. vetiver İng.
    • i. Kabe samanı, bot. Andro pogon.
  1032. veto Tür.
    • veto.
  1033. veto Tür.
    • veto.
  1034. veto Tür.
    • To prohibit
    • to negative
    • also, to refuse assent to, as a legislative bill, and thus prevent its enactment
    • as, to veto an appropriation bill. a vote that blocks a decision the power or right to prohibit or reject a proposed or intended act vote against
    • refuse to endorse
    • refuse to assent
    • "The President vetoed the bill".
  1035. veto Tür.
    • To cancel or postpone a decision, bill, etc For example, the president of the United States may veto a bill that has been passed by Congress.
  1036. veto Tür.
    • The rejection of a bill by the President.
  1037. veto Tür.
    • The power of the President to reject a bill or resolution and prevent it from becoming law
    • activated when the President returns a bill to the originating house without approval Congress can override a presidential veto by a two-thirds vote in each house although this is rarely done.
  1038. veto Tür.
    • The power of the president to disapprove a bill
    • it may be overridden by a two-thirds vote of each house of congress.
  1039. veto Tür.
    • The Governor"s formal rejection of a measure passed by the Legislature The Governor may also exercise a line item veto, whereby the amount of an appropriation is reduced or eliminated, while the rest of the bill is approved A veto may be overridden by a two-thirds vote in each house.
  1040. veto Tür.
    • The exercise of such authority
    • an act of prohibition or prevention
    • as, a veto is probable if the bill passes.
  1041. veto Tür.
    • The act of the Governor disapproving a measure The Governor"s veto may be overridden by 2/3"s vote The Governor can also exercise an Item veto, whereby the amount of appropriation is reduced or eliminated, while the rest of the bill approved An Item veto may be overriDDen by 2/3"s vote in each house.
  1042. veto Tür.
    • The action of the governor in disapproval of a measure It includes a statement of the reasons why the governor has not approved the measure and is sent to the chamber from which the bill originated.
  1043. veto Tür.
    • Such a power may be absolute, as in the case of the Tribunes of the People in ancient Rome, or limited, as in the case of the President of the United States.
  1044. veto Tür.
    • Return by the Governor to the legislature of a bill without his or her signature
    • the veto message from the Governor usually explains why he or she thinks the bill should not become a law.
  1045. veto Tür.
    • Rejection of an enactment without authority to modify
    • usually the prerogative of the Governor.
  1046. veto Tür.
    • Rejection of a bill by the Governor Governor has power to veto sections of bills but cannot make any additions The Governor can also veto appropriation items To pass a bill over a Governor"s veto takes a two-thirds vote of both houses and is known as overriding a veto back to top.
  1047. veto Tür.
    • If the Governor disapproves of a bill, he may veto it and return it to the house of origin with his objections A veto may be overridden by at least 3/5 vote of both houses If he has reduced an appropriation by veto, this can be overridden by a majority vote He may also recommend changes in a bill, which the Assembly may accept by majority vote or override with a 3/5 vote.
  1048. veto Tür.
    • Disapproval of a bill or resolution by the President.
  1049. veto Tür.
    • Disapproval by the president of a bill When Congress is in session, the president must veto a bill within 10 days, excluding Sundays, after he/she has received it
    • otherwise, it becomes law without his/her signature When the president vetoes a bill, he/she returns it to the house of origin with his/her objections To override his/her veto, Congress needs a two-thirds majority vote in each house.
  1050. veto Tür.
    • Disapproval by the president of a bill or joint resolution When Congress is in session, the president must veto a bill within 10 days, excluding Sundays, after he has received it
    • otherwise, it becomes law without his signature When the president vetoes a bill, he returns it to the house of origin along with a "veto message," stating his objections The President also has the power of a "pocket veto," where he or she delays addressing the bill until after final adjournment, denying Congress an opportunity to meet and override a veto.
  1051. veto Tür.
    • Called also the veto power.
  1052. veto Tür.
    • a vote that blocks a decision. the power or right to prohibit or reject a proposed or intended act. vote against
    • refuse to endorse
    • refuse to assent
    • "The President vetoed the bill". command against
    • "I forbid you to call me late at night"
    • "Mother vetoed the trip to the chocolate store".
  1053. veto Tür.
    • A power vested in the governor to prevent the enactment of measures passed by the Legislature by returning them, with objections, to the Legislature.
  1054. veto Tür.
    • A power or right possessed by one department of government to forbid or prohibit the carrying out of projects attempted by another department
    • especially, in a constitutional government, a power vested in the chief executive to prevent the enactment of measures passed by the legislature.
  1055. veto Tür.
    • An official action of the Governor to nullify legislative action The legislature may override the action by a constitutional 2/3 vote of each house if still in session or if called back into veto override session.
  1056. veto Tür.
    • An authoritative prohibition or negative
    • a forbidding
    • an interdiction.
  1057. veto Tür.
    • An action of the Governor in disapproval of a measure that has passed both houses After a veto, the bill is returned to its house of origin with written objections A Governor"s veto may be reconsidered by both houses, and if it is again passed by two-thirds of the members present, it is considered overridden and becomes law It is reconsidered upon a motion from the floor, and must be reconsidered at the very next Legislative session following the veto.
  1058. veto Tür.
    • After a bill has been passed by both houses in the same form, it is eligible to go to the governor to be signed into law If the governor rejects the bill, he issues a veto A vetoed bill can be overridden by a constitutional majority in both houses.
  1059. veto Tür.
    • A document or message communicating the reasons of the executive for not officially approving a proposed law
    • called also veto message.
  1060. veto Tür.
    • Action by which the Governor refuses to sign legislation passed by the General Assembly The Governor returns the vetoed bill to its house of origin A 2/3 vote of each body is required to overturn a veto.
  1061. veto Tür.
    • According to the Apache methodology, a change which has been made or proposed may be made moot through the exercise of a veto by a committer to the codebase in question If the R-T-C commit policy is in effect, a veto prevents the change from being made In either the R-T-C or C-T-R environments, a veto applied to a change that has already been made forces it to be reverted Vetos may not be overridden nor voted down, and only cease to apply when the committer who issued the veto withdraws it All vetos must be accompanied by a valid technical justification
    • a veto without such a justification is invalid Vetos only apply to code changes
    • they do not apply to procedural issues such as software releases.
  1062. veto İng.
    • i. (çoğ. -toes) f. veto
    • yasak
    • f. veto etmek, reddetmek. veto power reddetme yetkisi, veto hakkı.
  1063. veto hakkı Tür.
    • veto right. right to veto.
  1064. vex İng.
    • f. canını sıkmak, sinirlendirmek, kızdırmak, taciz etmek
    • darıltmak
    • tartışmak.
  1065. vexation İng.
    • i. sinirlenme, kema
    • kızacak şey, sinirlenecek şey, üzüntü, sıkıntı.
  1066. vexatious İng.
    • s. sinirlendirici, can sıkıcı, üzücü, gücendirici. vexatiously z. sinirlendirerek. vexatiousness i. sinirlen diricilik.
  1067. vexed İng.
    • s. üzgün, sinirli, canı sıkkın.
  1068. vexedly İng.
    • z. üzgün bir halde. vex'edness i. üzgünlük, sinirlilik.
  1069. vexillary İng.
    • i. bayraktar, sancaktar.
  1070. vexillate İng.
    • s. bayrağı olan.
  1071. vexillum İng.
    • i. (çoğ. -la) bayrak, sancak
    • sancak bölüğü
    • bot. kelebek şeklindeki çiçeğin büyük üst yaprakçığı, bayrak: tüy bayrağı.
  1072. veya Tür.
    • or.
  1073. veya Tür.
    • or.
  1074. vezin Tür.
    • metre. rhythm. meter. meter.
  1075. vezin Tür.
    • meter. rhythm.
  1076. vezinsiz Tür.
    • verse which lacks meter.
  1077. vezir Tür.
    • vizier. queen. minister. queen.
  1078. vezir Tür.
    • vizier. queen.
  1079. vezir Tür.
    • queen. vizier.
  1080. veziriazam Tür.
    • grand vizier.
  1081. vezirlik Tür.
    • vizierate.
  1082. vezne Tür.
    • cashier"s office. cashier. teller. treasurer. cash desk. cash office. pay desk. paybox. paying counter. penny bank.
  1083. vezne Tür.
    • cashier"s desk. cashier"s office. cash desk. teller"s department.
  1084. vezne Tür.
    • bursar. cashier"s office. cashier"s window. treasury. pay-office.
  1085. veznedar Tür.
    • treasurer. teller. cashier.
  1086. veznedar Tür.
    • cashier. teller. treasurer. bursar. cash clerk. cash collector. money taker. person cashing. receiving cashier.
  1087. veznedar Tür.
    • cashier.
  1088. veznedarlık Tür.
    • work or rank of a cashier / teller. office of treasurer. cashier"s office.
  1089. veznedarlık Tür.
    • treasure ship.
  1090. vfw İng.
    • kıs. Veterans of Foreign Wars.
  1091. vhf İng.
    • kıs. very high frequency .
  1092. via İng.
    • (edat) i. yolu ile, -dan geçerek
    • i. yol
    • tıb. mecra, yol, kanal.
  1093. viable İng.
    • s. yaşayabilecek, yaşayabilir
    • tutarlı, uygun, geçerli. viabil'ity i. yaşama kabiliyeti.
  1094. viaduct İng.
    • i. sıra kemerli köprü, viyadük.
  1095. vial İng.
    • i. ufak şişe.
  1096. viand İng.
    • i. yiyecek maddesi
    • çoğ. yemek.
  1097. viatic İng.
    • s. yolculuğa ait, yolculukla ilgili.
  1098. viaticum İng.
    • i. (çoğ., -cums, -ca) ölüm halindeki kimseye verilen Aşai Rabbani
    • kumanya, azık
  1099. viator İng.
    • i. (çoğ., viatores) yolcu.
  1100. vibraculum İng.
    • i. (çoğ. -la) zool. yosunsu hayvanların uzun ve kamçı şeklindeki korunma organı.
  1101. vibrant İng.
    • s. titrek, titreşimli
    • canlı, enerjik
    • ateşli, coşkun
    • gür, dolgun, yankılı (ses)
    • çarpıcı. vibrancy i. titreklik
    • coşkunluk
    • gürlük .vibrantly z. titreşimle
    • canlılıkla
    • coşkunca.
  1102. vibraphone İng.
    • i. elektrikle işleyen kapacıklar yoluyle titreşimli ses çıkaran bir çeşit ksilofon.
  1103. vibrate İng.
    • f. titremek
    • sallanmak, sakınmak
    • duraksamak, tereddüt etmek
    • titretmek, sallandırmak. vibratile s. titrek titreyen.
  1104. vibration İng.
    • i. titreme, sallanma
    • titreşim
    • sallanış
    • salınım.
  1105. vibrato İng.
    • i., müz. vibrato.
  1106. vibrator İng.
    • i. titreten şey
    • elektrik zilinin dili
    • osilatör
    • titreşimli masaj aleti.
  1107. vibratör Tür.
    • vibrator.
  1108. vibratör Tür.
    • vibrator.
  1109. vibratory İng.
    • s. titretici
    • titreşim özelliği olan.
  1110. vibrissa İng.
    • i. (çoğ. -sae) burun kılı
    • zool. bıyık.
  1111. viburnum İng.
    • i. kartopu, bot. Viburnum.
  1112. vicahen Tür.
    • face-to-face.
  1113. vicar İng.
    • i. papa veya piskopos vekili
    • kilise papazı. vicar general piskopos yardımclsı. vicarate, vicarship i. papa veya piskopos vekilliği
    • papazlık. vicarial s. papaz veya piskopos vekiline ait
    • vekâlet kabilinden.
  1114. vicarage İng.
    • i. papazın görevi veya evi.
  1115. vicariate İng.
    • i. papa veya piskopos vekilliği
    • vekilin yetki veya görevi.
  1116. vicarious İng.
    • s. başkasının yerine yapılmış
    • vekaleten yapılan
    • başkasının yaşantısına katıldığını hayal ederek duyulan
    • tıb. vücudun umulmadık yerinde meydana gelen. vicariously z. başkası hesabına, vekaleten.
  1117. vicdan Tür.
    • conscience. scruple. conscience bulunç.
  1118. vicdan Tür.
    • conscience. heart. inner man. remorse. scruple.
  1119. vicdan Tür.
    • conscience. casuist. heart. qualm.
  1120. vicdan azabı Tür.
    • compunction. remorse.
  1121. vicdan azabı Tür.
    • compunction.
  1122. vicdan azabı Tür.
    • bad / burdened conscience. compunction. bad conscience. guilty conscience. pangs of conscience. qualm. qualms of conscience. remorse. worm of conscience.
  1123. vicdanen Tür.
    • as far as one"s conscience is concerned.
  1124. vicdani Tür.
    • of conscience. pertaining to one"s conscience.
  1125. vicdanlı Tür.
    • just. fair.
  1126. vicdanlı Tür.
    • conscientious. scrupulous. honest. just. fair.
  1127. vicdanlı Tür.
    • conscientious.
  1128. vicdansız Tür.
    • unscrupulous. unjust. unfair.
  1129. vicdansız Tür.
    • remorseless. unscrupulous. unjust. unfair. conscienceless.
  1130. vicdansız Tür.
    • cold-blooded. hard-hearted. without remorse. remorseless. unconscientious. unconscionable. unscrupulous.
  1131. vicdansızlık Tür.
    • unscrupulousness.
  1132. vicdansızlık Tür.
    • unjustness. unfairness. unscrupulousness.
  1133. vice İng.
    • s., i. muavin, yardımcı, ikinci
    • i. vekil, muavin. vice admiral koramiral. vice chairman meclis başkanı yardımcısı. vice chancellor başhakim yardımcısı
    • rektör yardımcısı. vice consul viskonsül, konsolos vekili. vice president ikinci başkan, başkan yardımcısı. vice regent kral naibi vekili.
  1134. vice İng.
    • i. ayıp, kusur, leke
    • kötü alışkanlık, kötü huy
    • (at) kötü oyun. vice squad fuhuş ve kumar kontrolü ile görevli polis ekibi.
  1135. vice İng.
    • (edat) yerine.
  1136. vice İng.
    • vise.
  1137. vicegerent İng.
    • i., s. vekil
    • s. vekâlet eden. vicegerency i. vekâlet, vekillik.
  1138. vicennial İng.
    • s. yirmi yıl süren
    • yirmi senede bir olan.
  1139. viceregal İng.
    • s. genel valiye ait. viceregally z. genel vali sıfatıyle.
  1140. viceroy İng.
    • i. genel vali
    • eskiden Hindistan'da ingiltere kralını temsil eden vekil
    • Kuzey Amerika'ya özgü bir çeşit kelebek. viceroy'alty, viceroyship i. genel valilik.
  1141. viceversa İng.
    • z. tersine, karşılıklı olarak. call black white and vice versa siyaha beyaz ve beyaza siyah demek.
  1142. vichywater İng.
    • Vichy madensuyu
    • maden suyu.
  1143. vicinage İng.
    • i. çevre, yöre, havali
    • komşuluk.
  1144. vicinity İng.
    • i. yakınlık
    • komşuluk
    • çevre, civar, semt.
  1145. vicinsl İng.
    • s. komşu
    • benzer. vicinalroad mahalli yol.
  1146. vicious İng.
    • s. kötü, bedhah, kötücül
    • şiddetli, sert
    • kusurlu, bozuk
    • kirli
    • hırçın, huysuz (hayvan). vicious circle kısır döngü, fasitdaire. viciously z. kötü maksatla
    • şiddetle
    • hırçınlıkla. viciousness i. kötü maksat.
  1147. vicissitude İng.
    • i. değişme, değişiklik
    • çoğ. olaylar vicissitu'dinary, vicissitu'dinous s. değişikliklere maruz.
  1148. victim İng.
    • i. kurban
    • mağdur kimse.
  1149. victimize İng.
    • f. hile ile soymak, aldatmak. victimiza'tion i. aldatma.
  1150. victor İng.
    • s., i. fatih, galip (kimse).
  1151. victoria İng.
    • i. dört tekerlekli ve körüklü gezinti arabası
    • Güney Amerika'ya mahsus iri bir nilüfer. Victoria Cross ingiltere hükümetinin asker veya bahriyelilere verdiği en yüksek kahramanlık nişanı. kıs. VC.
  1152. victorian İng.
    • s., i. muhafazakâr
    • Kraliçe Viktorya zamanına ait (kimse) Victorianism i. tavır ve harekette tutuculuk.
  1153. victorious İng.
    • s. galip, muzaffer. victoriously z. zaferle.
  1154. victory İng.
    • i. zafer, yengi, utku, muzafferiyet, galebe
    • başarı.
  1155. victrola İng.
    • i., tic. mark. bir çeşit gramofon, Viktrola.
  1156. victual İng.
    • i., f. (-ed, -ing veya -led, -ling) yiyecek
    • gen. çoğ. yemek
    • f. yiyecek tedarik etmek
    • nad. yemek yemek. victual(l)er i. erzak veren kimse
    • lokantacı
    • erzak gemisi.
  1157. vicuna ,vicugna İng.
    • i. vikunya, bot. Lama vicugna.
  1158. vida Tür.
    • screw. thread. bolt. worm.
  1159. vida Tür.
    • screw.
  1160. vidala Tür.
    • calfskin. calf"s / calf leather. box calf.
  1161. vidalamak Tür.
    • to screw. to screw down.
  1162. vidalamak Tür.
    • to screw sth in a place.
  1163. vidalamak Tür.
    • screw. screw down. screw on.
  1164. vidalanmak Tür.
    • to be screwed in a place.
  1165. vidalı Tür.
    • screwed. provided.
  1166. vidanjör Tür.
    • pump used to suck the sewage from a septic tank. sewage truck. vacuum truck.
  1167. vidanjör Tür.
    • gully emptier. cesspit.
  1168. vide İng.
    • bakın, kıs. v. veya vid. vide ante Lat. öncekine bakın. vide infra Lat. aşağıya bakın, kıs. v.i. vide post Lat. aşağıya bakın. vide supra Lat. yukarıya bakın. vide ut supra Lat. yukarıda yazılı olana bakın.
  1169. videlicet İng.
    • z. yani, demek oluyor ki, kıs. viz.
  1170. video Tür.
    • video. video player. video.
  1171. video Tür.
    • video deck. video player. video recorder. video teyp. audiovisual aids.
  1172. video Tür.
    • Video console variables find the best tradeoff between performance and quality Also possible to use these commands in scripts to change your settings quickly in-game.
  1173. video Tür.
    • Video cameras and cable television Visible spectrum The portion of the electromagnetic spectrum that can be seen by the unaided human eye Voice Telephone services.
  1174. video Tür.
    • video.
  1175. video Tür.
    • the visible part of a television transmission
    • "they could still receive the sound but the picture was gone".
  1176. video Tür.
    • The medium of delivering information created from the.
  1177. video Tür.
    • Source of video signal for the monitor, may be an add-on board, or built right into the motherboard.
  1178. video Tür.
    • Something that has been recorded on videotape, CD, DVD, cassette, or other broadcasting medium.
  1179. video Tür.
    • Pertaining to visual information in an integrated system.
  1180. video Tür.
    • Pertaining to the picture signals in a television system or to the information-carrying signals which are eventually presented on the cathode-ray tubes of a radar.
  1181. video Tür.
    • Pertaining to picture signals in a television system Voltage Drop The voltage developed across a component or conductor by the current in the resistance or impedance of the component or conductor.
  1182. video Tür.
    • Pertaining to picture signals in a television system.
  1183. video Tür.
    • Moving pictures. the visible part of a television transmission
    • "they could still receive the sound but the picture was gone". a recording of both the video and audio components. broadcasting visual images of stationary or moving objects
    • "she is a star of screen and video"
    • "Television is a medium because it is neither rare nor well done" - Ernie Kovacs.
  1184. video Tür.
    • Digital video is useful in multimedia applications for showing real life - such as people talking or real life illustrations of concepts Its main drawback is its very large file size To make it usable video files need to be compressed. Electronic recording and playback of imagery.
  1185. video Tür.
    • A version of filming often used in music productions or to promote someone or something.
  1186. video Tür.
    • A smoothly animating series of images More complex than simple animated gifs, videos can add richness to content and enhance the user experience Videos are often accompanied by sound tracks
    • it is recommended that this not be done within the video itself but by using SMIL.
  1187. video Tür.
    • A series of framed images put together, one after another, to simulate motion and interactivity A video can be transmitted by number of frames per second and/or the amount of time between switching frames.
  1188. video Tür.
    • A moving picture, accompanied by sound.
  1189. video İng.
    • s. televizyonla resim nakline ait .video tape görüntü ve ses kaydeden televizyon bandı.
  1190. vie İng.
    • f. (-vied, -vying) with veya for ile yarışmak, çatışmak, rekabet etmek.
  1191. vienna İng.
    • i. Viyana.
  1192. viennese İng.
    • s., i. Viyanalı.
  1193. vientiane İng.
    • i. Vyentyan, Laos'un başkenti.
  1194. viet armis İng.
    • Lat. zorla, cebren, silâh kuvvetiyle.
  1195. Vietnam Tür.
    • Viet Nam, Vietnam.
  1196. Vietnam Tür.
    • vietnam.
  1197. Vietnam Tür.
    • viet nam.
  1198. Vietnam Tür.
    • Vietnam.
  1199. Vietnam Tür.
    • a communist state in Indochina on the South China Sea
    • achieved independence from France in 1945. a prolonged war between the communist armies of North Vietnam who were supported by the Chinese and the non-communist armies of South Vietnam who were supported by the United States.
  1200. Vietnam Tür.
    • a communist state in Indochina on the South China Sea
    • achieved independence from France in 1945.
  1201. vietnam İng.
    • i. Vietnam. Vietnamese i., s. Vietnamlı
    • Vietnam dili
    • s. Vietnamlı
    • Vietnam diline ait.
  1202. Vietnamlı Tür.
    • vietnamese.
  1203. Vietnamlı Tür.
    • Vietnamese.
  1204. view İng.
    • i., f. bakış, nazar, bakma
    • görüş
    • göz ayrımı
    • görüş alanı
    • manzara, görünüm
    • maksat, emel, meram
    • f. görmek, bakmak
    • yoklamak, muayene etmek, tetkik etmek
    • mütalaa etmek, düşünmek. view finder foto. vizor. bird's eye view kuşbakışı. in full view tam göz önünde. in view of karşısında
    • sergide. point of view görüş noktası, bakış açısı. with a view to maksadı ile, amacıyle
    • umidiyle. view'less s. manzarasız
    • fikirsiz
    • gözükmez.
  1205. viewpoint İng.
    • i. görüş noktası, bakış açısı.
  1206. vigesimal İng.
    • s. yirminci
    • yirmilerle devam eden.
  1207. vigil İng.
    • i. uyanıklık
    • gece nöbet tutma
    • yortu arifesi
    • çoğ. akşam ve gece ibadetleri.
  1208. vigilance İng.
    • i. uyanıklık, uyumayış
    • tetikte olma, dikkat, ihtiyat. vigilance committee A.B.D. asayişi temin amacıyle kurulan kanundışı örgüt.
  1209. vigilant İng.
    • s. uyanık, tetikte olan, ihtiyatlı. vigilantly z. ihtiyatla, tetikte.
  1210. vigilante İng.
    • i., A.B.D. kanuni yetkisi olmadan kendi fikrine göre zorla düzen sağlamaya uğraşan kimse.
  1211. vignette İng.
    • i., f. nükteli kısa hikâye
    • asmadalı şeklinde süs
    • kitabın başlık sayfasına veya bölüm başlarına konulan ufak süs, nakış
    • f. süslemek, süs çizmek
    • kısa hikâye yazmak.
  1212. vigor ,ing. vigour İng.
    • i. kuvvet, dinçlik, gayret, enerji.
  1213. vigoroso İng.
    • s., İt., müz. canlı.
  1214. vigorous İng.
    • s. kuvvetli, etkin, dinç, gayretli. vigorously z. gayretle, gayretli bir şekilde. vigorousness i. gayretlilik, dinçlik.
  1215. viking İng.
    • i. ortaçağda iskandinav savaşçısı
    • korsan.
  1216. vikont Tür.
    • viscount.
  1217. vikont Tür.
    • viscount.
  1218. vikontes Tür.
    • viscountess.
  1219. vilayet Tür.
    • province. vilayet. county.
  1220. vilayet Tür.
    • province il. province.
  1221. vilayet Tür.
    • One of the chief administrative divisions or provinces of the Ottoman Empire
    • formerly called eyalet.
  1222. vilayet Tür.
    • eparchy.
  1223. vilayet İng.
    • i. vilayet.
  1224. vile İng.
    • s. aşağı, aşağılık, değersiz
    • alçak, rezil, habis, şeni, pespaye
    • kötü, iğrenç nefrete lâyık, çirkin, pis. vile'ly z. alçakça, adice, çirkin bir şekilde. vile'ness i. alçaklık, adilik, iğrençlik.
  1225. vilify İng.
    • f. alçaltmak, kötülemek, yermek
    • iftira etmek
    • aleyhinde bulunmak vilification.i. iftira, yerme, zem.
  1226. vilipend İng.
    • f. hakir görmek
    • iftira etmek.
  1227. villa Tür.
    • villa.
  1228. villa Tür.
    • Single-storey dwelling usually registered under strata or community title.
  1229. villa Tür.
    • Rural homestead in the Roman world, traditionally of courtyard form with house, workshops and farm buildings Normally used by archaeologists to refer to substantial establishments of the well-to-do, country houses with associated farmsteads.
  1230. villa Tür.
    • Mexican revolutionary leader. detached or semi-detached suburban house. country house in ancient Rome consisting of residential quarters and farm buildings around a courtyard. pretentious and luxurious country residence with extensive grounds.
  1231. villa Tür.
    • mansion, villa.
  1232. villa Tür.
    • It A country-home Sometimes used in the hotel industry to describe a small, separate suite or cottage. a group of detached or semi-detached, self-contained residences of uniform style with own direct access to outdoor area.
  1233. villa Tür.
    • expensive detached house with a garden. country box. villa.
  1234. villa Tür.
    • A medium to large house built during the last half of the 19th century or in the first decade of the 20th century. an attached dwelling, one storey in height. a style of housing, often an attached dwelling.
  1235. villa Tür.
    • A destination property located in a resort area Guest units usually consist of a bedroom, living room and kitchen Kitchens are separate from bedrooms and are equipped with stove, oven or microwave, refrigerator, cooking utensils and table settings for the maximum number of people occupying the unit Basic housekeeping supplies may be available, but daily housekeeping services may not be offered Usually has recreational facilities for such specific interests as golf or tennis.
  1236. villa Tür.
    • A country seat
    • a country or suburban residence of some pretensions to elegance. pretentious and luxurious country residence with extensive grounds country house in ancient Rome consisting of residential quarters and farm buildings around a courtyard detached or semi-detached suburban house Mexican revolutionary leader.
  1237. villa Tür.
    • A country house.
  1238. villa İng.
    • i. yazlık köşk, gösterişli yazlık ev, villa. villadom i., ing. villalar
    • banliyöde oturan halk.
  1239. village İng.
    • i. köy
    • köy halkı villager i. köylü.
  1240. villain İng.
    • i. hain veya cani kimse
    • edebi eserde kötü adam
    • çapkın adam
    • problem yaratan durum. villainy i. alçaklık, habislik, hainlik.
  1241. villainous İng.
    • s. habislik kabilinden, alçak, çok çirkin, bozuk, kötü, murdar. villainously z. habisçe, alçakçasına. villainousness i. habislik, alçaklık.
  1242. villanelle İng.
    • i. Fransız edebiyatında on dokuz beyit ve iki kafiyeden kurulu şiir şekli.
  1243. villein İng.
    • i. ortaçağda derebeyi i.daresindeki köylü. villeinage i. köylünün kendi malını derebeyinin tayin ettiği şartlar altında işletmesi.
  1244. villus İng.
    • i. anat. bağırsak içindeki kılsı çıkıntı
    • bot. ülger, sebze veya meyva tüyü. villous s. kılsı çıkıntılı
    • ince tuylu, ülgerli.
  1245. vim İng.
    • i. kuvvet, gayret
    • enerji.
  1246. viminal İng.
    • s., nad. ince dallara ait, ince dal meydana getiren.
  1247. vinaceous İng.
    • s. şarap veya üzüme ait
    • şaraba benzer
    • şarap rengindeki.
  1248. vinaigrette İng.
    • i. nışadır ruhu koymaya mahsus kapağı delikli şişe, koklama şişesi.
  1249. vinç Tür.
    • crane. elevator. winch. windlass. hoist. hoisting machine / engine / crane. rig. capstan. gin. jack. lifter. crab. derrick. hoistaway. hoisting engine. lifting crane.
  1250. vinç Tür.
    • crane. derrick. winch.
  1251. vinç Tür.
    • crab. crane. derrick. hoist. hoisting crane. hoisting engine. lifter. lifting jack. winch. windlass.
  1252. vinculum İng.
    • i. (çoğ. -la) bağlayan şey, bağ., rabıta
    • mat. terimleri birbirine bağlamak için kere yerine kullanılan tepe çizgisi.
  1253. vindicable İng.
    • s. hakkı korunabilir
    • doğruluğu ispat edilir, ithamdan kurtanlabilir.
  1254. vindicate İng.
    • f. hakkını korumak, fiilen korumak
    • tarafını tutup haklı ve suçsuz olduğunu iddia ve ispat etmek
    • (eski) öç almak. vindica'tion i. koruma, teyit etme, doğrulama, şüpheden kurtarma. vindicatory s. tarafını tutup koruma kabilinden
    • öç alan.
  1255. vindictive İng.
    • s. kinci, intikam kabilinden, intikam almaya meyilli
    • öç alan. vindictively z. kinle, kinli bir halde. vindictiveness i. kincilik
  1256. vine İng.
    • i. asma, bağ kütüğü
    • sarılgan bitki. vine borer bağ kütüğünü kemirip delen bir çeşit böcek. vineclad s. asmalarla kaplı. vin'y s. bağları veya asmaları çok
    • asmaya ait veya buna benzer.
  1257. vinedresser İng.
    • i. bağcı.
  1258. vinegar İng.
    • i. sirke
    • ekşi olma
    • kuvvet. vinegar eel sirkede bulunan çok ufak kurt, zool. Anguillula aceti. vinegary s. sirke gibi
    • ekşi
    • suratsız, çehresi asık.
  1259. vineland İng.
    • i. asma yetiştirmeye mahsus arazi.
  1260. vinery İng.
    • i. asma limonluğu.
  1261. vinestock İng.
    • i. üzüm kütüğü, asma kütüğü.
  1262. vineyard İng.
    • i. bağ, üzüm bağı
    • faaliyet alanı.
  1263. vingtetun İng.
    • i., Fr. iskambilde yirmibir oyunu .
  1264. vini- İng.
    • (önek) şarap, üzüm.
  1265. viniculture İng.
    • i. şarapçılık için üzüm yetiştirme.
  1266. vinificator İng.
    • i. maya halindeki şaraptan çıkan alkollü buharı toplayan cihaz, şarap kondansatörü.
  1267. vinometer İng.
    • i. şaraptaki alkolün miktarını ölçen alet.
  1268. vinordinaire İng.
    • Fr. sofra şarabı.
  1269. vinous İng.
    • s. şaraba ait, şarap gibi, şarap hassası olan. vinosity i. şarap gibi olma
    • şarap tiryakiliği.
  1270. vintage İng.
    • i., s. bağ bozumu
    • bir mevsimin bağ mahsulü
    • bir mevsimde çıkarılan şarap
    • s. iyi mevsimden (şarap)
    • kaliteli
    • eski, iyi, seçkin
    • modası geçmiş. vintage year kaliteli şarabın elde edildiği yıl
    • başarılı sene. vintager i. üzüm toplayan kimse.
  1271. vinter Tür.
    • hoopnet for fishing.
  1272. vintner İng.
    • i. şarap tüccarı.
  1273. vinyet Tür.
    • printer"s flower.
  1274. vinyl İng.
    • i. vinil.
  1275. viol İng.
    • i., müz. eski zamanlarda keman cinsinden dört farklı boyda ve altı veya yedi telli saz, viyol.
  1276. viola İng.
    • i., müz. viyola. viola da gamba altı telli eski usul viyolonsel, diz viyolası.
  1277. violable İng.
    • s. bozulması mümkün
    • tecavüz edilebilir.
  1278. violaceous İng.
    • s. menekşe renginde
    • bot. menekşe familyasından.
  1279. violate İng.
    • f. bozmak, ihlâl etmek, kanuna aykırı hareket etmek
    • tecavüz etmek
    • kutsallığını bozmak, hürmetsizlik etmek
    • ırzına tecavüz etmek. viola,tion i. ihlâl
    • tecavüz . traffic violation trafik düzenini bozma suçu. violator i. tecavüz eden kimse.
  1280. violence İng.
    • i. zor, cebir, şiddet
    • tecavüz, zorlama
    • zorbalık
    • bozma
    • ırza tecavüz. do violence to zorlamak, tahrif etmek. resort to violence şiddete başvurmak, cebre müracaat etmek.
  1281. violent İng.
    • s. sert, şiddetli, zorlu, cebirli, kuvvetli
    • göz alan (renk)
    • zorla yapılan
    • fena. violent death kaza sonucu ölüm, cebren ölüm. violently z. şiddetle, vahşice.
  1282. violescent İng.
    • s. morumsu, mora çalan.
  1283. violet İng.
    • i., s. menekşe, bot. Viola odorata
    • menekşe rengi
    • mor boya
    • s. menekşe renginde. violet rays mor ışınlar, gökkuşağındaki en kısa ışınlar. shrinking violet utangaç kimse.
  1284. violin İng.
    • i. keman
    • kemancı. violinist i kemancı, viyolonist.
  1285. violist İng.
    • i. viyola çalan kimse.
  1286. violoncello İng.
    • i., müz. viyolonsel. violoncellist i. viyolonsel çalan kimse .
  1287. violone İng.
    • i., müz., (eski) en pes sesli büyük keman.
  1288. vip İng.
    • kıs. very important person.
  1289. viper İng.
    • i. engerek yılanı, zehirli yılan
    • sağır yılan, zool. Vipera berus
    • yılan gibi hain kimse
    • (argo) esrar içen kimse. viperine s. engerek cinsinden, engereğe benzer. viperish s. engerek gibi zehirli. viperous s. engerek gibi, zehirli, hain.
  1290. vira Tür.
    • incessantly. keep on.
  1291. vira Tür.
    • incessantly. continuously. continually.
  1292. viraj Tür.
    • bend. curve. twist.
  1293. viraj Tür.
    • bend. curve dönemeç. curve of a road.
  1294. viraj Tür.
    • bend. curve. curve in a road. highway curve. switch back. switchback. turn.
  1295. viral İng.
    • s. virüsten meydana gelmiş, virüse ait.
  1296. viran Tür.
    • ramshackle. ruinous. ruined. in ruins. tumbledown.
  1297. viran Tür.
    • in ruins. ruined. ruinous. tumble- down. waste.
  1298. virane Tür.
    • wreck. a ruin. ruin. ruined building.
  1299. virane Tür.
    • desolation. wrecks.
  1300. virane Tür.
    • a building in ruins. desolation. rat trap. wreck.
  1301. viranelik Tür.
    • place containing a ruin or ruins.
  1302. virauo İng.
    • i. (çoğ. -goes, -gos) şirret kadın, kavgacı kadın, cadaloz kadın.
  1303. virelay İng.
    • i. (eski) bir çeşit Fransız nazım şekli.
  1304. vireo İng.
    • i. Amerika'ya mahsus güzel sesli ve böcek yiyen bir çeşit ufak kuş.
  1305. virescencu İng.
    • i. yeşillik
    • bot. anormal yeşil renk. virescent s. yeşilleşen
    • yeşilimsi.
  1306. virgate İng.
    • s., bot. çubuk şeklinde ince ve uzun.
  1307. virgate İng.
    • i. değişebilir ölçüde (eski) bir ingiliz arazi ölçüsü.
  1308. virgin İng.
    • i., s. kız, bakire
    • b.h. Hazreti Meryem
    • b.h., astr. Sünbüle burcu
    • s. baki reye yakışır, kız gibi, afif
    • kullanılmamış, dokunulmamış, temiz
    • tabii
    • el değmemiş, bakir. virgin forest bakir orman. Virgin Queen ingiltere kraliçesi 1. Elizabeth. virgin soil işlenmemiş toprak.
  1309. virginal İng.
    • s. bakireye yakışır, kıza ait.
  1310. virginal İng.
    • i., müz. virginal, on altıncı ve on yedinci yuzyıllara ait ve çembaloya benzer ayaksız çalgı.
  1311. virginia İng.
    • i. Amerika Birleşik Devletlerindeki eyaletlerden biri. Virginia creeper frenk asması, bot. Parthenocissus quinquefolia. Virginia reel bir Amerikan halk dansı.
  1312. virginity İng.
    • i. kızlık, bakirelik, iffetlilik.
  1313. virginsbower İng.
    • i. orman asması, bot. Clematis virginiana.
  1314. virgo İng.
    • i., astr. Sünbüle burcu ve takım yıldızı.
  1315. virgül Tür.
    • comma. virgule.
  1316. virgül Tür.
    • comma. point.
  1317. virgül Tür.
    • comma.
  1318. virgule İng.
    • i., matb. eğri çizgi ( / ).
  1319. viridescent İng.
    • s. yeşilimsi. viridescence i .hafif yeşillik.
  1320. viridity İng.
    • i. yeşillik, tazelik.
  1321. virile İng.
    • s. erkeğe ait
    • erkekçe, yiğit, güçlü. viril'ity i. erkeklik
    • mertlik.
  1322. virilism İng.
    • i., tıb. kadında erkeklik özelliklerinin görünmesi.
  1323. virman Tür.
    • transfer. bank transfer.
  1324. virman Tür.
    • transfer. bank giro. internal transfer. virement.
  1325. virology İng.
    • i. virüslerle uğraşan tıb. dalı.
  1326. viroloji Tür.
    • virology.
  1327. virtu İng.
    • i. nadirlik ve güzellik
    • ince sanat eserleri
    • güzel sanatlar sevgisi. articles of virtu güzel sanat eserleri.
  1328. virtual İng.
    • s. gerçek kuvveti olan
    • gerçek olmayan
    • fiili
    • kuvvet veren
    • kuvvette olup eyleme geçmemiş, zımni. a virtual promise ima edilen vaat. the virtual ruler kuvvetine dayanarak hüküm süren kimse. virtually z. gerçekte
    • hemen hemen
    • fiilen.
  1329. virtue İng.
    • i. hassa, hasiyet
    • fazilet, iyi ahlâk doğruluk, meziyet
    • iffet
    • ismet
    • kuvvet, tesir. by virtue of yetkisiyle, -den dolayı, nedeniyle, binaen. make a virtue of necessity lâzım olan şeyi seve seve yapmak,gerekli olan şeyden fazilet çıkarmak. virtueless s. hasiyetsiz, tesirsiz, meziyetleri olmayan.
  1330. virtuoso İng.
    • i. (çoğ. -sos, -si) virtüöz, hüner sahibi kimse
    • güzel sanatlar meraklısı kimse. virtuosity i. virtüözlük, hüner
    • güzel sanatlara karşı kabiliyet.
  1331. virtuous İng.
    • s. erdem sahibi
    • doğru ve dürüst
    • iffetli. virtuously z. erdemli bir şekilde. virtuousness i. erdemlilik.
  1332. virtüöz Tür.
    • virtuoso.
  1333. virtüöz Tür.
    • virtuoso.
  1334. virtüözlük Tür.
    • virtuosity.
  1335. virulent İng.
    • s. çok zehirli, çok tehlikeli, öldürücü
    • çok kötücül
    • kin hissini kötülükle belirten. virulence, -cy i. çok zehirlilik, tehlikelilik
    • aşırı sertlik
    • şiddetli düşmanlık
    • şiddetli kin. virulently z. zehirli olarak
    • kinle, düşmanca.
  1336. virus İng.
    • i. virüs
    • hastalıktan ileri gelen zehir
    • aşı için kullanılan zehirli madde
    • ahlâki veya manevi zehir.
  1337. virüs Tür.
    • virus.
  1338. virüs Tür.
    • germ. virus.
  1339. virüs Tür.
    • bug. virus. viral.
  1340. vis İng.
    • i. (çoğ. vires) Lat. kuvvet, kudret.
  1341. visa İng.
    • i., f. (-saed, -saing) vize, tasdik imzası
    • f. vize etmek, tasdik etmek.
  1342. visage İng.
    • i. yüz, surat, çehre, sima
    • görünüş. visaged s. yüzlü, çehreli
    • görünüşlü.
  1343. visavis İng.
    • z., i. (çoğ. visàvis) (edat) karşı karşıya
    • i. karşı karşıya oturan veya duran kimse
    • aynı görevde bulunan memur
    • karşılıklı oturulur bir çeşit çift sandalye
    • (edat) hususunda.
  1344. viscacha İng.
    • i. Güney Amerika'ya mahsus iri bir sıçan.
  1345. viscera İng.
    • i., çoğ. insan veya hayvanın iç uzuvları, ahşa, bağırlar. visceral s. iç uzuvlara ait. viscerate f. bağırsaklarını çıkartmak.
  1346. viscid İng.
    • s. yapışkan, tutkal gibi. viscid'ity i. yapışkanlık.
  1347. viscose İng.
    • i. selülozu alkali ve su ile karıştırarak yapılan ve suni ipek için kullanılan yapışkan bir madde.
  1348. viscosimeter İng.
    • i. sıvıların yapış kanlığını ölçmeye yarayan alet.
  1349. viscosity İng.
    • i. yapışkanlık, lüzucet.
  1350. viscount İng.
    • i. vikont. viscountess i. vikontes.
  1351. viscous İng.
    • s. yapışkan, tutkal gibi, luzuci, cıvık. viscously z. yapış yapış. viscousness i. yapışkanlık.
  1352. vise İng.
    • bak. visa.
  1353. vise , ing. vice İng.
    • i., f. mengene
    • f. mengene ile sıkıştırmak.
  1354. vishnu İng.
    • i. Hintlilerin üç büyük ilâhlarından ikincisi.
  1355. visible İng.
    • s. görülür, görünür
    • açık, belli. visibil'ity i. görünebilme
    • görme imkânı, görünürlük, görüş. visibly z. görünebilir halde.
  1356. visigoth İng.
    • i. Vizigot.
  1357. vision İng.
    • i., f. görüş
    • görme kuvveti
    • görme
    • önsezi
    • hayal, imgelem
    • kuruntu, evham, kuruntuya dayanan şey
    • f. hayal gibi görmek. visional s. hayali.
  1358. visionary İng.
    • s., i. hayali, hayal kabilinden, merak ve kuruntu cinsinden
    • meraklı, kuruntulu
    • önseziye ait
    • düşsel
    • i. hayale kapılan kimse, hayalperest kimse. visionariness i. kuruntululuk, meraklılık.
  1359. visit İng.
    • f., i. ziyaret etmek, yoklamak, gömrüşmeye gitmek
    • resmi ziyarette bulunmak
    • hastayı muayene için gitmek (doktor)
    • özel bir maksatla gelmek
    • musallat olmak, çektirmek
    • i. ziyaret, görüşmeye gitme
    • doktorun hastaya gitmesi, vizite
    • k.dili. sohbet
    • teftiş turnesi. visit with ahbapça konuşmak. right of visit gemiyi muayene veya yoklama hakkı. visitable s. muayeneye ve yoklamaya tabi
    • ziyaret edilebilir.
  1360. visitant İng.
    • s., i. ziyaret eden
    • i. ziyaretçi
    • göçmen.
  1361. visitation İng.
    • i. ziyaret, ziyaret etme
    • resmi kontrol
    • musallat olma. visitatorial s. teftişe ait.
  1362. visiting İng.
    • s. ziyaret eden. visiting book yapılmış veya yapılacak ziyaretlerin yazıldığı defter. visiting card kartvizit. visiting day kabul günü. visiting fireman A.B.D., k.dili. resmi ziyarette bulunan kimse. visiting nurse gezer hastabakıcı. visiting professor ders veren ziyaretçi profesör.
  1363. visitor İng.
    • i. misafir, ziyaretçi
    • müfettiş
    • turist.
  1364. viski Tür.
    • whisky.
  1365. viski Tür.
    • whiskey. hoo t ch.
  1366. viski Tür.
    • scotch. whiskey. whisky.
  1367. viskonsül Tür.
    • vice- consul.
  1368. viskoz Tür.
    • viscose.
  1369. viskozite Tür.
    • viscosity. viscosity akışmazlık. ağdalık.
  1370. viskozite Tür.
    • viscosity.
  1371. vişne Tür.
    • morello. sour cherry. black cherry.
  1372. vişne Tür.
    • morello. sour cherry.
  1373. vişne Tür.
    • morello cherry. sour cherry. morello.
  1374. vişneçürüğü Tür.
    • purple brown. oxide brown.
  1375. visor İng.
    • i. miğferin açılıp kapanan ön parçası
    • güneşlik, siper.
  1376. vista İng.
    • i. manzara
    • yaygın görünüş
    • hayal edilen şeyler silsilesi.
  1377. vistula İng.
    • i. Polonya'da Vistül nehri.
  1378. visual İng.
    • s. görme duyusuna ait, optik, görülebilir, görülmesi mümkün. visual aid öğretimde görme yoluyle bilgi vermek için kullanılan sinema gibi araç. visual angle görüş açısı. visual education görerek eğitim. visual field görüş sahası. visual nerve gözden beyne giden sinir. visually z. görülür şekilde, görerek.
  1379. visualize İng.
    • f. gözünde canlandırmak, tahayyül etmek. visualiza'tion i. gözünde canlandırma.
  1380. vital İng.
    • s., i. hayata ait, hayati
    • hayat değerinde, hayat için gerekli, hayatı devam ettirici
    • yaşayan, canlı, hayatı olan, dirimsel
    • hayat merkezine ait
    • önemli, ehemmiyetli, esaslı, çok lüzumlu
    • i., çoğ. kalp veya beyin gibi hayat için esas olan organlar
    • herhangi bir şey için en mühim ve esaslı şeyler. vital force, vital principle hayat enerjisi. vital functions kan dolaşımı veya sindirim sistemi gibi hayat için gerekli doğal faaliyetler. vital statistics doğum ve ölüm istatistikleri. vitally z. esaslı surette
    • hayati olarak.
  1381. vitalism İng.
    • i., fels., biyol. dirimselcilik.
  1382. vitality İng.
    • i. hayat, dirilik, can, ruh
    • canlılık
    • dayanma kuvveti.
  1383. vitalize İng.
    • f. hayat vermek, canlandırmak, diriltmek, kuvvet vermek. vitaliza' tion i. canlandırma, hayat verme.
  1384. vitamin Tür.
    • vitamin. vitamine.
  1385. vitamin Tür.
    • vitamin.
  1386. vitamin Tür.
    • vitamin.
  1387. vitamin Tür.
    • Organic molecules essential in small amounts for normal metabolism, growth and development of the body See also Micronutrient.
  1388. vitamin Tür.
    • Organic molecules essential for survival that humans cannot metabolize.
  1389. vitamin Tür.
    • Literally, vital amines A wide range of compounds that are either water-soluble or fat-soluble and are necessary components of the diet of higher organisms, such as mammals.
  1390. vitamin Tür.
    • Chemicals produced by plants or animals that are required in our diets in very small amounts to maintain normal health development.
  1391. vitamin Tür.
    • A substance necessary for growth and good health, found in many foods They help to nourish the body.
  1392. vitamin Tür.
    • Any organic substance that is essential to human health, and which the body cannot make for itself, at least not in sufficient quantities Vitamins are added to foods to increase their nutritional value.
  1393. vitamin Tür.
    • Any of various organic substances essential in small quantities to the nutrition and normal metabolism of most animals Vitamins are found in minute quantities in food, in some cases are produced by the body, and are also produced synthetically. any of a group of organic substances essential in small quantities to normal metabolism.
  1394. vitamin Tür.
    • Any of many organic substances that are vital in small amounts to the normal functioning of the body Vitamins are found in food, produced by the body, and manufactured synthetically
    • along with minerals, they are known as micronutrients.
  1395. vitamin Tür.
    • any of a group of organic substances essential in small quantities to normal metabolism.
  1396. vitamin Tür.
    • an organic substance that acts as a coenzyme and/or regulator of metabolic processes There are 13 known vitamins, most of which are present in foods or supplements
    • some are produced within the body Vitamins are crucial for many bodily functions including a healthy immune response. any of the various organic substances that are essential in small amounts for most animals and mostly obtained from foods.
  1397. vitamin Tür.
    • An organic compound essential in small quantities for normal physiologic and metabolic functioning of the body.
  1398. vitamin Tür.
    • A group of organic micronutrients, present in minute quantities in natural foodstuffs, that are essential to normal metabolism. one of the six types of nutrients needed to sustain human life Vitamins help form blood cells, hormones, and genetic material Vitamins are found in meat and dairy products, vegetables, fruits, cereals, and grains.
  1399. vitamin İng.
    • i. vitamin.
  1400. vitaminli Tür.
    • with vitamins.
  1401. vitaminli Tür.
    • vitamined. vitaminized.
  1402. vitaminsizlik Tür.
    • avitaminosis.
  1403. vitascope İng.
    • i. eski biçim sinema makinası.
  1404. vitellin İng.
    • i., biyokim. yumurta sarısında bulunan bir protein.
  1405. vitellus İng.
    • i. yumurta sarısı. vitelline s. yumurta sarısına ait
    • sönük sarı.
  1406. vites Tür.
    • gear. speed. transmission. gears.
  1407. vites Tür.
    • gear. speed. transmission.
  1408. vites Tür.
    • gear. gearshift.
  1409. vites dişlisi Tür.
    • gear wheel.
  1410. vites kolu Tür.
    • gearstick.
  1411. vites kolu Tür.
    • gear / gearshift lever. gearshift. gear lever.
  1412. vites kutusu Tür.
    • gear box. transmission. gearbox. transmission box.
  1413. vites kutusu Tür.
    • gearbox.
  1414. vites kutusu Tür.
    • gear box.
  1415. vitiate İng.
    • f. bozmak
    • tesirini bozmak, ihlâl etmek, iptal etmek
    • hükümsuz kılmak. vitiated s. bozulmuş
    • lekelenmiş
    • bulaştırılmış. vitia'tion i. bozma.
  1416. viticulture İng.
    • i. bağcılık, bağ yetiştirme. viticultural s. bağcılığa ait. viticulturalist i. bağcı.
  1417. vitray Tür.
    • stained glass.
  1418. vitray Tür.
    • stained glass.
  1419. vitreous İng.
    • s. cam kabilinden, camlı
    • camdan yapılmış veya alınmış
    • cama benzer
    • cam şeklinde
    • anat. camsı. vitreous body, vitreous humor anat. gözün retina ile çevrili olan boşluğunu dolduran pelte koyuluğundaki saydam ve renksiz sıvı, camsı cisim. vitreous electricity camı ipekle ovmak suretiyle elde edilen elektrik, cam elektriği, pozitif (statik) elektrik. vitreousness i. camlı olma, cama benzer olma. vitrescence i. cam haline gelme özelliği. vitrescent s. cam haline girebilen.
  1420. vitriform İng.
    • s. cam gibi, cam şeklinde.
  1421. vitrify İng.
    • f. cam haline koymak veya girmek. vitrification i. camlaştırma.
  1422. vitrin Tür.
    • showcase. window. shopwindow. china cabinet.
  1423. vitrin Tür.
    • shopwindow. showcase. vitrine. china cabinet. display. display case. display window. glass case. shop case. shop front. shop window. squeegee.
  1424. vitrin Tür.
    • display window. glass case. shop window. shopwindow. show glass. show window. window.
  1425. vitriol İng.
    • i., kim. sülfürik asit, zaç yağı, karaboya
    • herhangi bir maden sülfatı
    • iğneleyici söz veya yazı
    • yakıcı şey. blue vitriol göztaşı. vitriolic s. zaç yağına ait
    • acı, yakıcı
    • iğneleyici
    • öfkeli (söz).
  1426. vitriolize İng.
    • f. vitriyol haline koymak
    • zaç yağı ile yakmak.
  1427. vitta İng.
    • i. (çoğ. -tae) saç şeridi, file
    • bot.bazı meyvalarda bulunan yağ mahfazası
    • zool. renkli çizgi. vittate s. yağ mahfazaları olan
    • boyuna çizgili.
  1428. vittles İng.
    • i., k.dili. veya leh. yiyecek, erzak.
  1429. vituperate İng.
    • f. sövüp saymak, şiddetle azarlamak. vitupera'tion i. sövüp sayma, hakaret etme.
  1430. vituperative İng.
    • s. sövüp sayan, azarlayıcı, ağzı bozuk, küfürbaz. vituperatively s. sövüp sayan bir şekilde.
  1431. viva İng.
    • (ünlem) Yaşa ! Çok yaşa !
  1432. viva voce İng.
    • Lat. şifahen, sözle, sözlü olarak.
  1433. vivace İng.
    • s., z., müz. canlı, kıvrak.
  1434. vivacious İng.
    • s. canlı, hayat dolu, neşeli, şen. vivaciously z. canlı ve neşeli bir şekilde. vivaciousness, vivacity i. canlılık, neşelilik, şakraklık.
  1435. vivandiere İng.
    • i. eskiden Fransa'da savaş alanında askerlere yiyecek ve içki sağlayan kadın.
  1436. vivarium İng.
    • i. hayvan veya bitkilerin yetiştirildiği park veya akvaryum gibi yer.
  1437. vive İng.
    • (ünlem), Fr. Yaşasın!
  1438. vivid İng.
    • s. çok parlak, canlı, berrak
    • hayat dolu
    • kuvvetli. vividly z. çok canlı bir şekilde. vividness i. parlaklık, canlılık.
  1439. vivify İng.
    • f. canlandırmak
    • daha canlı yapmak. vivifica'tion i. canlandırma.
  1440. viviparous İng.
    • s. doğurucu, vivipar. viviparousness i. yavru doğurma kabiliyeti veya hali
    • yavru doğurma. viviparously z. doğurucu olarak.
  1441. vivisection İng.
    • i. fenni amaçlarla diri hayvan üzerinde yapılan açımlama. vivisectionist i. böyle teşrih yapan kimse.
  1442. vixen İng.
    • i. dişi tilki
    • şirret kadın, huysuz kadın, cırlak kadın. vixenish, vixenly s. dişi tilki gibi
    • hırçın tabiatlı.
  1443. viyadük Tür.
    • viaduct.
  1444. viyadük Tür.
    • viaduct.
  1445. viyadük Tür.
    • trestlework. viaduct.
  1446. viyola Tür.
    • viola.
  1447. viyola Tür.
    • viola.
  1448. viyolonsel Tür.
    • cello. violoncello.
  1449. viyolonsel Tür.
    • cello. violoncello.
  1450. viyolonsel Tür.
    • cello.
  1451. viz. İng.
    • kıs. videlicet.
  1452. vize Tür.
    • visa. vise.
  1453. vize Tür.
    • visa. visa vise.
  1454. vize Tür.
    • visa.
  1455. vize sınavı Tür.
    • term examination.
  1456. vizier İng.
    • i. vezir. Grand Vizier sadrazam. vizierate, viziership i vezirlik, sadrazamlık. vizierial s. vezire ait, sadrazam tarafından verilen.
  1457. vizite Tür.
    • visit.
  1458. vizite Tür.
    • fee. visit. daily attendance. doctor"s rounds/fee. domiciliary/medical visit. fee.
  1459. vizon Tür.
    • mink. mink mink.
  1460. vizon Tür.
    • mink.
  1461. vizon Tür.
    • mink.
  1462. vizon kürk Tür.
    • mink coat.
  1463. vizor İng.
    • bak. visor.
  1464. vizör Tür.
    • viewfinder.
  1465. vizör Tür.
    • view finder.
  1466. vizör Tür.
    • finder. viewfinder.
  1467. vizyon Tür.
    • vision.
  1468. vizyon Tür.
    • vision.
  1469. vıcık Tür.
    • viscid. gooey. sticky.
  1470. vıcık Tür.
    • sticky.
  1471. vıcık vıcık Tür.
    • to make sth sticky.
  1472. vıcıklamak Tür.
    • to make sth into a zoo.
  1473. vıdı vıdı Tür.
    • wearisome.
  1474. vınlama Tür.
    • singing. whine.
  1475. vınlamak Tür.
    • to buzz. to whiz. to whit. whiz whizz.
  1476. vırıldamak Tür.
    • whirr whir.
  1477. vız Tür.
    • buzz. hum.
  1478. vızıldamak Tür.
    • to buzz. to hum. to bellyache continuously. fizz.
  1479. vızıldamak Tür.
    • buzz. drone. hum. ping. sing. whiz. whizz. whoosh.
  1480. vızıltı Tür.
    • buzz. hum. continuous bellyaching. burr. whiz whizz. zip.
  1481. vızıltı Tür.
    • buzz. fizz. whiz.
  1482. vızıltı Tür.
    • buzz. drone. hum. ping. sibilance. whiz. whizz. zing. zip.
  1483. vızır vızır Tür.
    • continually. constantly.
  1484. vızlamak Tür.
    • to whiz. to buzz. to hum.
  1485. vl İng.
    • kıs. Virgin Islands.
  1486. vocable İng.
    • i., s. kelime, söz
    • s. konuşulabilen.
  1487. vocabulary İng.
    • i. ek sözlük, lügatçe
    • kelime bilgisi
    • bir dilde bulunan bütün kelimeler
    • güz. san. ifadeyi meydana getiren bütün.
  1488. vocal İng.
    • s., i. insan sesine ait, ses gibi, sesle söylenen
    • sesli, sesli harf gibi veya ona ait
    • dokunaklı
    • i. insan veya hayvan sesi
    • vokal
    • sesli harf. vocal cords anat. ses kirişleri, ses şeritleri. vocal music söz müziği. vocally z. sesli olarak. vocalic harmony gram. ses uyumu.
  1489. vocalist İng.
    • i. şarkıcı, okuyucu.
  1490. vocalize İng.
    • f. sesli kılmak, seslendirmek
    • sesli harf haline koymak, sesli harf yerine kullanmak
    • noktalamak (harf)
    • müz. vokallemek, ağızlamak. vocaliza'tion i. seslendirme
    • müz. vokaliz, ağızlama, seslev.
  1491. vocation İng.
    • i. meslek, sanat, iş
    • memuriyet, hizmet
    • çağırma, davet. vocational s. meslek veya vazife kabilinden. vocational guidance okullarda ögrencilere meslek seçiminde yardımcı olmak için yapılan sistemli test ve görüşmeler. vocational school meslek okulu.
  1492. vocative İng.
    • s., i. çağırmayla ilgili. gram. bir ismin hitap hali veya buna ait
    • çağrı, nida.
  1493. vociferate İng.
    • f. bağırmak, çağırmak, nida etmek.
  1494. vociferous İng.
    • s. gürültülü, bağırma kabilinden, şamatalı. vociferously z. gürültülü bir şekilde. vociferousness i. gürültü.
  1495. vodka İng.
    • i. votka.
  1496. vodvil Tür.
    • vaudeville.
  1497. vogue İng.
    • i. moda
    • rağbet, itibar. in vogue moda halinde, itibarda.
  1498. voice İng.
    • i., f. ses, seda, söz
    • fikir
    • sözcü
    • gram. fiilin edilgen ve etken olma hali, çatı
    • f. söylemek, ifade etmek
    • ilan etmek
    • müz. akort etmek. active voice etken çatı. give voice to ifade etmek. have a voice in söz hakkı olmak. in voice şarkı söylemeye uygun durumda. passive voice edilgen çatı. with one voice hep bir ağızdan.
  1499. voiced İng.
    • s. sesli
    • sesle ifade edilmiş
    • akortlu.
  1500. voiceful İng.
    • s. sesli
    • yüksek sesi olan.
  1501. voiceless İng.
    • s. sessiz
    • söz hakkı olmayan
    • dilsiz.
  1502. void İng.
    • s., i., f. hükümsüz
    • boş, hali, ıssız
    • manasız
    • faydasız, kullanılmayan, hayırsız
    • i. boşluk
    • vakum
    • boş yer
    • f. hükümsüz kılmak
    • iptal etmek
    • boşaltmak, bırakmak, çıkmak, terketmek
    • tahliye etmek
    • ihraç etmek
    • defetmek. void of -sız, olmayan. void'able s. iptali mümkün
    • boşaltılabilir.
  1503. voidance İng.
    • i. tahliye, boşaltma.
  1504. voided İng.
    • s. boşaltılmış
    • hükümsüz kılınmış.
  1505. voile İng.
    • i. vual, ince pamuklu veya yünlü kumaş.
  1506. voir dire İng.
    • Fr., huk. şahidin kendi yetkisi dahilinde gerçeği söyleyeceğine dair ettiği yemin.
  1507. vokal Tür.
    • vowel.
  1508. vokal Tür.
    • vocal. voiced.
  1509. vokal Tür.
    • vocal.
  1510. vokal Tür.
    • accompaniment.
  1511. vol-au-vent İng.
    • i. bir çeşit talaş böreği.
  1512. vol. İng.
    • kıs. volcano, volume, volunteer.
  1513. volan Tür.
    • flywheel. steering wheel. flounce. frill.
  1514. volan Tür.
    • flywheel. balance wheel düzenteker. blas.
  1515. volant İng.
    • s. uçan, uçabilen
    • atik, çevik.
  1516. volapuk İng.
    • i. 1879'da Alman Johann Schleyer tarafından icat olunan milletler arası uydurma dil.
  1517. volar İng.
    • s. anat. avuca veya ayak tabanına ait.
  1518. volatile İng.
    • s. buhar olabilen, buharlaşabilen, uçar, gaz haline gelir
    • havai, hafif meşrep
    • dönek
    • çabuk alevlenir
    • kısa süreli, geçici
    • devamsız. volatileness, volatility i. buharlaşabilme.
  1519. volatilize İng.
    • f., i. uçucu gaz haline koymak veya girmek, buhar olmak. volatilizable s. buhara dönüşmesi mümkün. volatiliza'tion i. buharlaşma.
  1520. volcanic İng.
    • s. yanardağ kabilinden, yanardağ gibi
    • yanardağ içinden çıkmış
    • volkan gibi
    • patlayan. volcanic ash yanardağ külü. volcanic bomb yanardağ patlamasında dışarıya flrlayan yuvarlak lav parçası. volcanic cone yanardağ lavlarından meydana gelen konik yığın. volcanic glass lavların çabuk soğumasından meydana gelen cam gibi volkanik kaya. volcanic rocks yanardağın püskürttüğü kayalar.
  1521. volcanism İng.
    • i. yanardağlar veya bunlann faaliyetleriyle ilgili durum veya olaylar.
  1522. volcanize İng.
    • f. yanardağ ısısının etkisine maruz bırakmak.
  1523. volcano İng.
    • i. yanardağ, volkan. volcanist i. yanardağ uzmanı.
  1524. volcanology İng.
    • i. volkanik olaylardan bahseden ilim. volcanological s. bu ilme ait. volcanologist i. bu ilmin uzmanı.
  1525. vole Tür.
    • volley.
  1526. vole Tür.
    • volley.
  1527. vole Tür.
    • To win all the tricks by a vole.
  1528. vole Tür.
    • They have a thick head, short ears, and a short hairy tail. any of various small mouselike rodents of the family Cricetidae having a stout short-tailed body and inconspicuous ears and inhabiting fields or meadows.
  1529. vole Tür.
    • any of various small mouselike rodents of the family Cricetidae having a stout short-tailed body and inconspicuous ears and inhabiting fields or meadows.
  1530. vole Tür.
    • A deal at cards that draws all the tricks.
  1531. vole İng.
    • i., f. bazı iskambil oyunlarında bütün kağıtları kazanma
    • f. bir oyunda bütün partiyi kazanmak.
  1532. vole İng.
    • i. tarla faresi, kır sıçanı. field vole kır sıçanı, zool. Microtus arvalis. short-tailed vole tarla sıçanı, zool. Microtus agrestis. water vole su sıçanı.
  1533. volery İng.
    • i. büyük kuş kafesi.
  1534. voleybol Tür.
    • volleyball.
  1535. voleybol Tür.
    • volleyball.
  1536. volga river İng.
    • Volga nehri.
  1537. voli Tür.
    • casting of a large fishing net. ill-gotten gain. haul. quick buck.
  1538. volitant İng.
    • s. uçucu, uçabilen.
  1539. volitation İng.
    • i. uçuş
    • uçma kabiliyeti.
  1540. volition İng.
    • i. irade, irade kuvveti. voli tive s. iradeye ait, irade kabilinden
    • irade veya arzu ifade eden.
  1541. volkan Tür.
    • volcano. volcano yanardağ.
  1542. volkan Tür.
    • volcano.
  1543. volkan Tür.
    • volcano.
  1544. volkanik Tür.
    • volcanic.
  1545. volkanik Tür.
    • volcanic.
  1546. volkslied İng.
    • i. (çoğ. -lieder) Al. halk türküsü.
  1547. volley İng.
    • i., f. yaylım ateş
    • küfür savurma
    • (tenis) topun yere değmeden geri vurulması, vole
    • f. yaylım ateş etmek
    • birçok şeyi hep birden atmak
    • (tenis) topu yere değmeden vurup geri çevirmek, vole vurmak.
  1548. volleyball İng.
    • i. voleybol.
  1549. volplane İng.
    • f. motoru kapatıp uçağı planör gibi kullanmak.
  1550. volt Tür.
    • volt.
  1551. volt Tür.
    • volt.
  1552. volt Tür.
    • Unit of potential difference or electromotive force One volt is the potential difference needed to produce one ampere of current through a resistance of one ohm Voltage is the driving force throughout a sound system from the microphone input to the speaker terminals.
  1553. volt Tür.
    • Unit of electromotive force Amount of force required to drive a steady current of one ampere through a resistance of one ohm current of one a. the unit of electrical potential defined as one joule of work per coulomb of charge transferred.
  1554. volt Tür.
    • The unit of voltage or potential difference. a unit of measurement for electrical pressure
    • named after the Italian scientist Alessandro Volta. the unit of electrical potential.
  1555. volt Tür.
    • The unit of potential difference
    • joules per coulomb Electrical "pressure ".
  1556. volt Tür.
    • The unit of measurement of electromotive force necessary to produce one ampere of current in a circuit having a total resistance of one ohm The volt is named for Alessandro Volta, an 18th century Italian physicist. measure of electrical potential, 110-volt house electricity has more potential to do work than an equal flow of 12-volt electricity.
  1557. volt Tür.
    • The unit of measure for voltage Voltage is the electrical pressure which forces the current to flow in a conductor such as a wire Volt-Ampere Voltage multiplied by the current
    • apparent power For instance, a device rated at 10 amps and 120 V has a VA rating of 1200 or 1 2 kVA. the unit of electrical potential defined as one joule of work per coulomb of charge transferred.
  1558. volt Tür.
    • The unit of electrical potential One volt is the electrical potential that will cause one ampere of current to flow through one ohm of resistance.
  1559. volt Tür.
    • The unit of electrical potential.
  1560. volt Tür.
    • The standard unit of electromotive force or electrical pressure One volt is the amount of pressure that will cause one ampere of current to flow through one ohm of resistance.
  1561. volt Tür.
    • The quantitative unit of measurement of electrical voltage.
  1562. volt Tür.
    • The meter-kilogram-second unit of electromotive force, or potential difference
    • the potential difference between two points in an electric field such that one JOULE of work moves a charge of one COULOMB between these points The electrical force that, if steadily applied to a circuit with a resistance of one OHM, will produce a current of one ampere.
  1563. volt Tür.
    • The derived SI unit of electric potential difference.
  1564. volt Tür.
    • A VOLT is a unit of electrical pressure measuring the force or push of electricity.
  1565. volt Tür.
    • A unit that measures the amount of electrical pressure. a unit of potential equal to the potential difference between two points on a conductor carrying a current of 1 ampere when the power dissipated between the two points is 1 watt
    • equivalent to the potential difference across a resistance of 1 ohm when 1 ampere of current flows through it.
  1566. volt Tür.
    • A unit of measure for electrical potential.
  1567. volt Tür.
    • A unit of electromotive force.
  1568. volt Tür.
    • A unit of electrical pressure One volt is the amount of pressure that will cause one ampere of current in one ohm of resistance.
  1569. volt Tür.
    • A unit of electrical pressure It measures the force or push of electricity Volts represent pressure, correspondent to the pressure of water in a pipe A volt is the unit of electromotive force or electric pressure analogous to water pressure in pounds per square inch It is the electromotive force which, if steadily applied to a circuit having a resistance of one ohm, will produce a current one ampere.
  1570. volt Tür.
    • A sudden movement to avoid a thrust.
  1571. volt Tür.
    • A circular tread
    • a gait by which a horse going sideways round a center makes two concentric tracks.
  1572. volt İng.
    • i. volt. volt ampere voltamper. volt meter i. voltmetre, voltölçer.
  1573. volt İng.
    • i. atın bir merkez etrafında yan yan yürüyerek dolaşması
    • eskrimde vuruştan sakınmak için yapılan ani sıçrama.
  1574. volta Tür.
    • Seconda volta, second time, points to certain modifications in the close of a repeated strain.
  1575. volta Tür.
    • one turn of a hawser or cable around a cleat. fouling of a cable. traverse sailing. hitch. rolling. lurching. tack.
  1576. volta Tür.
    • Italian physicist after whom the volt is named
    • studied electric currents and invented the voltaic pile.
  1577. volta Tür.
    • Italian physicist after whom the volt is named
    • studied electric currents and invented the voltaic pile.
  1578. volta Tür.
    • A turning
    • a time
    • chiefly used in phrases signifying that the part is to be repeated one, two, or more times
    • as, una volta, once.
  1579. volta İng.
    • i. (çoğ. -te) İt., müz. defa, kere, devir.
  1580. voltage İng.
    • i. voltaj, gerilim.
  1581. voltaic İng.
    • s. kimyasal kuvvetle meydana gelen elektriğe ait, galvanik. voltaic battery, voltaic pile kimyasal elektrik meydana getiren batarya, galvanik pil. voltaic induction elektrikleme.
  1582. voltaj Tür.
    • voltage. tension.
  1583. voltaj Tür.
    • electromotive force.
  1584. voltametre Tür.
    • voltmeter.
  1585. voltammeter İng.
    • i. vatmetre, vatları ölçme aleti
    • volt veya amperi ölçebilen alet.
  1586. voltamper Tür.
    • volt-ampere.
  1587. voltamper Tür.
    • volt ampere.
  1588. volte-face İng.
    • i., Fr. cephe değiştirme, geriye dönme, politika değiştirme.
  1589. voltmetre Tür.
    • voltmeter.
  1590. voltmetre Tür.
    • potentiometer.
  1591. voluble İng.
    • s. konuşkan, söz akıcılığı olan
    • çenebaz
    • yuvarlanan
    • bot. sarılan. volubility i. çok ve çabuk konuşma, cerbeze. volubly z. akıcı olarak.
  1592. volume İng.
    • i. kitap cildi
    • bir cilt kitap
    • hacim, oylum
    • miktar
    • müz. sesin azlığı veya çokluğu. an odd volume tek cilt. It speaks volumes. Çok manalıdır. Kitaplar doldurur.
  1593. volumeter İng.
    • i., fiz. gaz veya sıvı veya katı cisimlerin hacmini ölçme aleti.
  1594. volumetric İng.
    • s., kim. maddelerin hacimlerini karşılaştırarak ölçmeye ait. volumetrically z. hacimleri ölçerek. volumetry i. hacim ölçme.
  1595. voluminous İng.
    • s. hacimli, pek büyük
    • çok cilt doldurur
    • çok katlı
    • çok kitap yazan, verimli, doğurgan. voluminously z. verimli bir şekilde. voluminousness i. doğurganlık, verimlilik.
  1596. voluntary İng.
    • s., i. ihtiyari, isteyerek, istemli, gönül rızası ile, gönüllü, fahri, gönülden kopan
    • iradeye bağlı
    • kendi isteğiyle hareket eden, irade sahibi
    • hür, serbest
    • i. ihtiyari hareket
    • müz. kilisede ayin başlamadan önce veya bittikten sonra org solosu. voluntarily z. ihtiyari olarak, gönüllü olarak.
  1597. voluntaryism İng.
    • i. din ve eğitim kurumlarının yardımlarla desteklenmesi ilkesi
    • gönüllü iş veya para ile idare edilen sistem.
  1598. volunteer İng.
    • i., s., f. kendi isteği ile bir vazifeye giren kimse, gönüllü
    • gönüllü asker
    • huk. kendisine karşılıksız olarak mal verilen kimse
    • ekilmeden büyüyen bitki
    • s. gönüllülerden ibaret, gönüllü
    • kendiliğinden büyüyen
    • f. kendi isteği ile bir şeyi teklif etmek veya vermek
    • gönüllü olmak.
  1599. voluptuary İng.
    • s., i. şehvet veya zevk düşkünlüğüne ait
    • i. şehvetperest kimse.
  1600. voluptuous İng.
    • s. şehvetli
    • sefahate düşkün
    • duysal, hissi
    • zevki seven, zevke düşkün, tenperver. voluptuously z. şehvetli bir şekilde. voluptuousness i. şehvete düşkünlük.
  1601. volute İng.
    • i., s., mim. kıvrım, sarmal bir şekilde kıvrılan süs
    • zool. sarmal tek kabuklu deniz böceği kabuğunun bir kıvrımı
    • zool. sarmal kabuklu bir çeşit deniz böceği
    • s. sarmal, helezoni, kıvrık. volution i. helezonun her bir kıvrımı.
  1602. vomer İng.
    • i., anat. sapan kemiği.
  1603. vomica İng.
    • i. (çoğ. -cae) tıb. organ içindeki cerahat
    • akciğerde cerahat kesesi
    • kusar şekilde cerahat çıkarma.
  1604. vomit İng.
    • f., i. kusmak, istifrağ etmek
    • ağzından fışkırtmak (yanardağ)
    • i. kusma
    • kusturucu ilâç.
  1605. vomitory İng.
    • s., i. kusturucu
    • i. kusturucu ilâç
    • eski Roma'da amfiteatr giriş veya çıkış koridoru. vomitive s. kusturucu.
  1606. vomiturition İng.
    • i., tıb. öğürme, öğürerek kusma.
  1607. von İng.
    • (edat), Al. -li (soyadlarda kullanılır).
  1608. voodoo İng.
    • i., s., f. zencilere has bir çeşit büyü
    • zenci büyücü
    • s. zenci büyücülüğüne ait
    • f. büyü yapmak. voodooism i. zenci büyücülüğü.
  1609. voracious İng.
    • s.doymaz, doymak bilmez, obur.voraciously z.oburcasına. voraciousness, voracity i. oburluk.
  1610. vorous İng.
    • (sonek) yiyen, ile beslenen.
  1611. vortex İng.
    • i. (çoğ. -texes veya -tices) girdap, özellikle girdabın ortası
    • kasırga. vortical s. girdap gibi dönen.
  1612. vorticella İng.
    • i., çoğ., zool. çan hayvanı.
  1613. vortiginous İng.
    • s. girdap gibi dönen.
  1614. votary İng.
    • i. kendini bir şeye adamış kimse. votaress i. bir şeye kendini adamış kadın.
  1615. vote İng.
    • i., f. rey, oy
    • oy hakkı
    • oyu belirten vasıta
    • oy toplama suretiyle ifade olunan şey
    • alınan oyların toplamı
    • f. oy vermek
    • oyla seçmek
    • oy verir gibi ifade etmek. vote down yenilgiye uğratmak. vote in kazanmasına sebep olmak. vot'er i. seçmen, oy veren veya oy verme hakkı olan kimse. voting machine oyları kaydeden makina.
  1616. votive İng.
    • s. adak olarak verilen. votively z. adak kabilinden.
  1617. votka Tür.
    • vodka.
  1618. votka Tür.
    • vodka.
  1619. vouch İng.
    • f. yemin ile kefil olmak
    • yeminle temin etmek. vouch for doğrulamak, teyit etmek.
  1620. voucher İng.
    • i. kefil
    • senet, tanıt, vesika, makbuz, belgit.
  1621. vouchsafe İng.
    • f. lütfetmek, ihsan etmek.
  1622. voussoir İng.
    • mim. kemer taşı, kemeri meydana getiren kama şeklindeki taşlardan her biri.
  1623. vow İng.
    • i., f. ant, yemin
    • adak
    • f. yemin etmek, ant içmek
    • ahdetmek
    • adamak
    • vakfetmek. take vows rahibe olmak. marriage vows evlilik sözü.
  1624. vowel İng.
    • i., s. sesli harf
    • s. sesli harf kabilinden. vowel harmony ses uyumu. vowel point hareke, Arapça veya İbranice hareke veya nokta. close vowel dilb. dar sesli.
  1625. vowelize İng.
    • f. harekelerini koymak, noktalamak.
  1626. vox İng.
    • i. (çoğ. voces) insan sesi. vox populi halkın sesi.
  1627. voyage İng.
    • i., f. yolculuk
    • deniz yolculuğu, seyahat
    • f. yolculuk etmek. on the voyage out gemiyle dışarı gidişte. on the voyage home memlekete dönüşte.
  1628. voyageur İng.
    • i., (Kanada) kürk ticaretinde nehirlerde sandal işleten gemici.
  1629. vraisemblance İng.
    • i., Fr. gerçeğe benzeyiş, görünüşte doğruluk.
  1630. vt İng.
    • kıs. Vermont.
  1631. vtol İng.
    • kıs. vertical takeoff and landing şakuli kalkış ve iniş yapan.
  1632. vücut Tür.
    • personal. somatic. body. corporality. flesh. form. organism. person. system.
  1633. vücut Tür.
    • body. flesh. the flesh. existence. being.
  1634. vücut Tür.
    • being existence. body. figure. flesh. frame. subsistence.
  1635. vücut ısısı Tür.
    • heat. blood heat.
  1636. vücutça Tür.
    • physically.
  1637. vücutlu Tür.
    • big and heavy.
  1638. vuhva İng.
    • i. (çoğ.- vae) anat. kadın tenasül uzvunun dış kısmı
    • ferç, vulva. vulvar s. ferce ait.
  1639. vuku Tür.
    • occurence. occuring. happening coming to pass. advent.
  1640. vuku Tür.
    • event. occurrence. happening.
  1641. vuku bulmak Tür.
    • to take place. to happen. to occur. to come to pass.
  1642. vuku bulmak Tür.
    • occur. reign. transpire.
  1643. vukuat Tür.
    • events. incidents. cases. police case. crime.
  1644. vukuat Tür.
    • event. incidents. police case. crime.
  1645. vukuf Tür.
    • insight. knowledge. knowing. comprehending. competence. cognizance.
  1646. vukuf Tür.
    • bekanntschaft. einblick. erfahrung. kenntnis.
  1647. vukufsuz Tür.
    • uninformed. ignorant.
  1648. vukufsuzluk Tür.
    • lack of information. ignorance.
  1649. vulcan İng.
    • i. Romalıların ateş tanrısı, tanrıça Venüs'ün çirkin ve topal kocası, Vulkan. Vulcan powder kayaları parçalamak için kullanılan bir çeşit dinamit. Vulcan'ian s. tanrı Vulkan'a ait
    • k.h. yanardağa ait.
  1650. vulcanite İng.
    • i. ebonit.
  1651. vulcanize İng.
    • f. kükürtle sertleştirmek (kauçuk), ebonitleştirmek. vulcaniza'tion i. ebonitleştirme, vulkanizasyon.
  1652. vulg. İng.
    • kıs. vulgar.
  1653. vulg. İng.
    • kıs. Vulgate.
  1654. vulgar İng.
    • s. kaba, terbiyesiz
    • aşağılık
    • bayağı, umumi, adi, umuma mahsus
    • pespaye
    • halka ait (dil). vulgar fraction bayağı kesir. vulgar superstitions halka mahsus batıl itikatlar. the vulgar herd halk sürüsü avam
    • ayak takımı. vulgarly z. kabaca, terbiyesizce.
  1655. vulgarism İng.
    • i. kabalık, bayağılık, adilik
    • halk deyimi, argo.
  1656. vulgarity , vulgarness İng.
    • i. kabalık, terbiyesizlik.
  1657. vulgarize Tür.
    • To make vulgar, or common. act in a vulgar manner
    • "The drunkard tends to vulgarize".
  1658. vulgarize Tür.
    • cater to popular taste to make popular and present to the general public
    • bring into general or common use
    • "They popularized coffee in Washington State"
    • "Relativity Theory was vulgarized by these authors". debase and make vulgar
    • "The Press has vulgarized Love and Marriage". act in a vulgar manner
    • "The drunkard tends to vulgarize".
  1659. vulgarize İng.
    • f. adileştirmek, herkesin anlayacağı hale koymak. umumileştirmek. vulgariza'tion i. adileştirme.
  1660. vulgate İng.
    • s., i. adi
    • i. günlük konuşma.
  1661. vulgate İng.
    • i., s. Kutsal Kitabın dördüncü yüzyıl sonunda Hieronymus tarafından yapılan Latince tercümesi, Vulgata
    • s. bu tercümeye ait.
  1662. vulnerable İng.
    • s. yaralanması mümkün
    • zedelenir, incinebilir. vulnerabil'ity i. yaralanma olanağı. vulnerably z. yaralanacak halde.
  1663. vulnerary İng.
    • s., i., nad. yarayı iyi eden (ilaç).
  1664. vulpine İng.
    • s. tilki ile ilgili veya tilkiye ait
    • tilkiye benzer, tilkilik kabilinden, kurnazca.
  1665. vulture İng.
    • i. akbaba
    • haris kimse. bearded vulture uşak kapan, ötleği, zool. Gypaetus barbatus. black vulture rahip akbaba, zool. Aegypius monachus. griffon vulture kızıl akbaba, zool. Gyps fulvus. vulturine s. akbaba familyasından, akbabaya benzer.
  1666. vulva Tür.
    • vulva.
  1667. vulva Tür.
    • The orifice of the oviduct of an insect or other invertebrate. external parts of the female genitalia.
  1668. vulva Tür.
    • The external parts of the female genital organs
    • sometimes, the opening between the projecting parts of the external organs.
  1669. vulva Tür.
    • the external female genitalia, including the clitoris and the inner and outer labia surrounding the urethral and vaginal openings.
  1670. vulva Tür.
    • pudendum.
  1671. vuramamak Tür.
    • miss.
  1672. vurdumduymaz Tür.
    • stupid. thick-headed. callous. insensitive. impassible. thick skinned.
  1673. vurdumduymaz Tür.
    • stolid. insensitive. thick-skinned. callous.
  1674. vurdumduymaz Tür.
    • impassive. impervious. insusceptible. pachydermatous. stolid. thickskinned.
  1675. vurdumduymazlık Tür.
    • thick-headedness. stupidity. callousness. insensivity. stolidity.
  1676. vurdumduymazlık Tür.
    • impassiveness.
  1677. vurgu Tür.
    • emphesis.
  1678. vurgu Tür.
    • accent. stress. emphasis.
  1679. vurgu Tür.
    • accent. emphasis. stress. accent.
  1680. vurgulamak Tür.
    • highlight. emphasize. to lay stress on. to emphasize. to stress. to accent. to accentuate. highlight. keynote. lay stress / weight on. make much of.
  1681. vurgulamak Tür.
    • give point to. lay stress on. lay stress upon. accent. accentuate. emphasize. keynote. lay stress. play to. stress. underline. underscore.
  1682. vurgulamak Tür.
    • accent. accentuate. emphasize. stress. underline. to emphasize. to stress. to highlight. to accent. to accentuate.
  1683. vurgulu Tür.
    • tonic.
  1684. vurgulu Tür.
    • stressed. accented. emphatic.
  1685. vurgun Tür.
    • in love with. smitten with. struck on. sweet on. ill-gotten gain. gravy. quick buck. scoop. smitten. stuck on.
  1686. vurgun Tür.
    • haul. killing. scoop. smitten. speculation. in love with. struck on. smitten. booty. the bends. caisson disease. rapture of the deep.
  1687. vurguncu Tür.
    • profiteer. bull. puffer.
  1688. vurgunculuk Tür.
    • profiteering.
  1689. vurgunculuk Tür.
    • profiteering.
  1690. vurma Tür.
    • percussion.
  1691. vurma Tür.
    • hit. impulse. knock. percussion. strike. stroke. slam. slap. tap. blow. blowing. beating. jamming. knocking. lash. dash. splash. impulsion. pulsation. shock. thrust. emulsification. hammering. pushing. pat. coining. impact.
  1692. vurma Tür.
    • bat. beat. bump. hit. impingement. knock. percussion. swat. strike.
  1693. vurmak Tür.
    • to hit. to strike. to knock on. to tap on. to shoot. to stab. to kill. to hit. to hunt. to strike. to pinch. to chafe / to blister one"s foot. to blight a crop. to slam. to slap. to blow. to lash. to dash. to splash. to sh.
  1694. vurmak Tür.
    • bang. beat. bruise. bust. catapult. catch. clap. clip. clout. dash. deal. gun. hit. impinge. inflict. kayo. knock. land. lay out. lay to. lodge. mall. nail. pack. plant. plonk. plug. plunk. pound. pummel. punch. ram. shoot. shoot off. slog. smash. so.
  1695. vurmak Tür.
    • bang. beat. birch. buffet. bump. catch. clip. clout. crack. dash. deal. drive. fell. flap. get. hit. knock. pound. slap. smite. strike. to hit. to strike. to bash. to dash. to bump. to knock. to bang. to slap. to clip. to clout. to deal sb/sth a blow. to shoot. to shoot dead. to wound. to be reflected. to feign. to pretend to be. to fake. to hurt deeply. to make ill. to put (on one"s. to hit and kill. shoot dead. to apply.
  1696. vurmalı Tür.
    • percussive.
  1697. vurmalı çalgılar Tür.
    • percussion.
  1698. vurucu Tür.
    • striker.
  1699. vurucu Tür.
    • shooter. striker.
  1700. vurucu Tür.
    • fucker. striker. hitting. batter. beater.
  1701. vurucu güç Tür.
    • striking force.
  1702. vurucu tim Tür.
    • team of sharp shooters.
  1703. vurulmak Tür.
    • to be shot. be hit. to fall in love. to be hit/struck/shot. etc. to fall for. to fall in love with. to be stuck on. to have a crush on.
  1704. vurulmak Tür.
    • to be hit. to be struck. to be shot. to be stabbed. to be killed. to fall in love with. to be smitten with.
  1705. vurulmak Tür.
    • be struck on smb. smite. stop a bullet. be stuck on.
  1706. vuruntu Tür.
    • knock. pinking. detonation.
  1707. vuruş Tür.
    • impact. stroke. blow. hit. lash. pounding. shock. way of hitting or striking. beat. knock. impetus. impulse. percussion. strike. tap. wipe. pulsation. bump. dash. kick. plug. pound. rap. throb.
  1708. vuruş Tür.
    • crack. bat. battery. batting. beat. beating. chop. crusher. cut. hack. hit. impact. knock. plug. scoop. shoot. shot. sock. strike. stroke. swat. thwack. whack. wipe.
  1709. vuruş Tür.
    • bat. beat. chop. dash. hit. shock. shot. strike. stroke. blow. fight. beat.
  1710. vuruşkan Tür.
    • belligerent. pugnaicious. combative.
  1711. vuruşkanlık Tür.
    • belligerency. pugnacity.
  1712. vuruşma Tür.
    • fighting. impact. shooting stick.
  1713. vuruşmak Tür.
    • to fight with one another. hit each other. to fight each other.
  1714. vuruşmak Tür.
    • to fight each other. to have a fight.
  1715. vüsat Tür.
    • scope. breadth. spaciousness. range. volume. extent. spread.
  1716. vuslat Tür.
    • union or reunion with one"s beloved.
  1717. vuzuh Tür.
    • clarity. clearness. definition. evidence.
  1718. vv İng.
    • kıs. verses, Ist and 2nd violins.
  1719. vying İng.
    • s. rekabet eden
    • çatışan.