Türkçe - İngilizce Sözlük R

  1. r İng.
  2. r İng.
    • kıs. radius, ratio, rupee.
  3. r İng.
  4. r İng.
    • kıs. roentgen(s), ruble, rupee.
  5. r.f.d. İng.
    • kıs. Rural Free Delivery.
  6. r.p.m., rpm İng.
    • kıs. revolutions per minute dakikada devir.
  7. r.p.s., rps İng.
    • kıs. revolutions per second saniyede devir.
  8. r.r. İng.
    • kıs. Railroad, Right Reverend.
  9. r.s.v.p. İng.
    • kıs. Repondez s'il vous plait. Lütfen cevap veriniz.
  10. ra İng.
    • i. eski Mısır'da güneş tanrısı.
  11. Rab Tür.
    • the lord.
  12. Rab Tür.
    • the Lord.
  13. Rab Tür.
    • Restoration Advisory Board A citizens" advisory group designed to act as a focal point for the exchange of information between the base and the community The RAB works in partnership with the Air Force on cleanup issues and related matters.
  14. Rab Tür.
    • Restoration Advisory Board.
  15. Rab Tür.
    • Resource Accounting and Budgeting.
  16. Rab Tür.
    • Resource Accounting and Budgeting.
  17. Rab Tür.
    • Report Acceptance Body.
  18. Rab Tür.
    • Raid Advisory Board An organization of storage system manufacturers and integrators dedicated to advancing the use and awareness of RAID and associated storage technologies Started in 1992, RAB states its main goals as education, standardization and certification.
  19. Rab Tür.
    • RAID Advisory Board.
  20. Rab Tür.
    • Radio Advertising Bureau In the U K the RAB works at encouraging Ad Agencies and Big Brands to use radio advertising.
  21. Rab Tür.
    • Lord.
  22. Rab Tür.
    • lord.
  23. Rab Tür.
    • God.
  24. Rab Tür.
    • God.
  25. Rab Tür.
    • A rod or stick used by masons in mixing hair with mortar.
  26. rabat İng.
    • i. Rabat, Fas'ın başkenti.
  27. rabbet İng.
    • i., f. yiv, oluk
    • yivli tahtalarla birbirine bindirilen yer
    • f. yiv açmak
    • yivli tahtalan birbirine bindirmek. rabbet plane oluk rendesi.
  28. rabbi İng.
    • i. haham, Musevi din lideri. Grand Rabbi hahambaşı. rabbinate i. hahamlık, hahamhane. Rabbin'ic i. ortaçag başlarında hahamların kullandığı İbrani dili. rabbin'ical s. hahamlara veya öğrettikleri şeylere ait.
  29. rabbit İng.
    • i., f. tavşan, zool. Lepus cuniculus
    • adatavşanı, zool. Oryctolagus cuniculus
    • f. tavşan avlamak. rabbit hutch, rabbit warren evcil tavşan üretmeye mahsus kafes veya yer. rabbit punch enseye indirilen el darbesi. rabbity s. tavşana benzer
    • tavşanlarla dolu.
  30. rabble İng.
    • i., f. ocak gelberisi
    • f. erimiş madeni gelberi ile karıştırmak.
  31. rabble İng.
    • i., f. düzensiz kalabalık, halk yığını
    • the ile ayaktakımı
    • f. kitle halinde saldırmak.
  32. rabid İng.
    • s. kudurmuş, çok kızmış
    • mutaassıp
    • tıb., bayt. kuduz, kuduz hastalığına ait. rabidly z. aşırı derecede
    • deli gibi.
  33. rabies İng.
    • i. kuduz hastalığı.
  34. rabıta Tür.
    • tie. connection. congruity. bond. relation. order. system. method.
  35. rabıta Tür.
    • attachment. bond. connection. link. tie. relation. affiliation. order. orderliness. system. fastening. adhesion. linkage. association. coupler. knot. nexus.
  36. rabıtalı Tür.
    • orderly. coherent. consistent and logical. conscientious and capable. decorous.
  37. rabıtasız Tür.
    • disarranged. disorderly. untidy. lacking system. incoherent. inconsistent and illogical. floating.
  38. rabıtasızlık Tür.
    • inconsequence.
  39. raca Tür.
    • raja.
  40. raca Tür.
    • A term of reproach used by the Jews of our Savior"s time, meaning "worthless.".
  41. raccoon İng.
    • i. tilkiden büyücek, ayıya benzer ve kuyruğu alaca halkalı olup ağaçta yaşayan bir Kuzey Amerika hayvanı, zool. Procyon lotor.
  42. race İng.
    • i. ırk, soy
    • döl, nesil
    • familya özel tat, çeşni (şarap). race riot ırk ayrımından meydana gelen catışma. race suicide bir kavmin kendi nüfus sayısını olduğu gibi koruyamaması.
  43. race İng.
    • i. kök, zencefil kökü, kök zencefil. race ginger kök zencefil.
  44. race İng.
    • i., f. yarış, koşu
    • koşuş, seğirtme
    • yaşam süresi
    • akıntı, cereyan
    • suyun bentten değirmene aktığı oluk veya geçit
    • bu oluktan hızla akan su
    • hareket eden bir makina parçası yatağı, yuva
    • f. koşmak, seğirtmek
    • yarış etmek
    • fazla hızlı işlemek (ma- kina)
    • hızlı akmak. rac'er i. koşucu
    • yarış atı
    • yarış için yapılmış yat veya otomobil
    • Amerika'ya mahsus kara yılanı.
  45. raceabout İng.
    • i. kısa cıvadralı yarış şalopası
    • yarış otomobiline benzer bir ceşit küçük araba.
  46. racecourse İng.
    • i. koşu meydanı.
  47. racehorse İng.
    • i. koşu atı.
  48. raceme İng.
    • i., bot. çiçek salkımı, salkım durumu.
  49. racemose İng.
    • s. salkıma benzer, salkımlar halinde yetişen.
  50. racetrack İng.
    • i. koşuculara mahsus yol, koşu yolu.
  51. raceway İng.
    • i. değirmen arkı.
  52. rachis İng.
  53. rachitis İng.
    • i., tıb. raşitizm. rachitic s. raşitizm türünden.
  54. raci Tür.
    • used in.
  55. raci Tür.
    • Royal Australian Chemical Institute.
  56. raci Tür.
    • Definition of who has the Responsibility, Accountability, and who must be Consulted and Informed with respect to specific activities or actions This information is normally presented in the form of a chart or table in which rows are actions/activities and columns are people, the intersections then holding one or more of the RACI letters An example of such a chart is Fig 7-6F taken from the Reactive Maintenance BPR workstream.
  57. raci Tür.
    • Abbreviation for the rec arts comics info newsgroup.
  58. racial İng.
    • s. ırka mahsus, ırksal. racially z. ırk bakımından, ırkça.
  59. racialism İng.
    • i. ırkçılık.
  60. racism İng.
    • i. ırkçılık. racist i. ırkçı.
  61. rack İng.
    • i. yıkım, harabiyet. rack and ruin yıkım, harabiyet. go to rack and ruin harabeye dönmek, mahvolmak.
  62. rack İng.
    • f. tortudan bira veya şarap çıkarmak.
  63. rack İng.
    • i. koyun ve dana etinin gerdan ve belkemiği kısmı.
  64. rack İng.
    • i., f. ahırda ot yemliği
    • parmaklıklı raf (özellikle tren veya vapurda)
    • arabaya yerleştirilen ve kuru ot taşımaya mahsus kafes
    • bedeni germek suretiyle işkence yapılan alet veya tertibat
    • işkence sebebi
    • işkence, azap
    • dişli çubuk
    • f. germek
    • gerip işkence etmek
    • fazla yükseltmek (fiyat veya kira)
    • fiyat yükseltmek suretiyle sıkıntıya sokmak. rack and pinion dişli kol ve fener dişli. rack block den. içinden halat geçer delikleri olan tahta. rack one's brains çok düşünmek, kafa patlatmak. on the rack çok ıstıraplı.
  65. rack İng.
    • i., f. atın rahvan yürüyüşü
    • f. rahvan gitmek.
  66. rack İng.
    • i., f. uçan hafif bulut
    • fırtına izi
    • f. rüzgârın önünde uçmak (bulut).
  67. racket İng.
    • i. gürültü, patırtı, şamata, velvele: karışıklık: k.dili haraççılık, para sızdırma düzeni: argo meslek, iş. rackety s. gürültücü, şamatacı.
  68. racket İng.
  69. racketeer İng.
    • i. şantaj yapan kimse:kanuna aykırı yollarla başkalarından para koparan kimse, haraççı.
  70. rackrent İng.
    • i., f. fazla yüksek kira bedeli: f. yüksek kira almak.
  71. racon Tür.
    • way. method. procedure. showing off. swagger.
  72. racon Tür.
    • the accepted way of doing sth.
  73. racon Tür.
    • radar responder beacon.
  74. racon Tür.
    • Beacon giving characteristic signal when triggered by a vessel"s radar set. a device that, on receiving radar signals, transmits coded signals in response to help navigators determine their position.
  75. racon Tür.
    • A transponder for interrogation by a primary radar.
  76. raconteur İng.
    • i. iyi hikaye anlatan kimse.
  77. racquet İng.
    • bak. racket.
  78. racy İng.
    • s. kendine has tadı olan (şarap)
    • canlı, zinde
    • açık saçık.
  79. radar Tür.
    • The technique of transmitting radio waves to an object and then detecting the radiation that the object reflects back to the transmitter
    • used to measure the distance to, and motion of, a target object. measuring instrument in which the echo of a pulse of microwave radiation is used to detect and locate distant objects.
  80. radar Tür.
    • Term coined from the phrase "Radio Detecting and Ranging" It is based on the principle that ultra-high frequency radio waves travel at a precise speed and are reflected from objects they strike It is used to determine an object"s direction and distance. an electronic instrument that broadcasts and receives microwave signals back from precipitation areas, and determines their location, height, movement, and intensity rainbow: an arc displaying all colors in the visible light spectrum Formed when light from the sun is reflected and refracted through water droplets Always appears on the side of the sky opposite of the sun reflectivity: a measure of how well a surface turns the part of the radiation it receives back in the direction from which the radiation came refraction: bending of light as it passes through something with different properties, such as a light beam bending as it travels through glass relative humidity: ratio of the actual vapor pressure of the air to the saturation vapor pressure for the surrounding air temperature In other words, how much water the air is holding divided by how much water the air is capable of holding.
  81. radar Tür.
    • System using pulsed radio waves to detect the position of objects by measuring the time a single pulse takes to reach the object and be reflected back.
  82. radar Tür.
    • Radio Detection And Ranging. radio detecting and ranging
    • a device used to detect and determine the range to distant objects or atmospheric discontinuities by measuring the time for the echo of a radio wave to return from it and the direction from which it returns.
  83. radar Tür.
    • Radio detection and ranging. a system that locates distant objects by sending out radio waves and detecting them when they bounce back off the objects.
  84. radar Tür.
    • Radio Detection and Ranging.
  85. radar Tür.
    • Radio Detection and Ranging.
  86. radar Tür.
    • Radio Detecting and Ranging
    • a device which transmits a microwave pulse, and calculates the distance, direction, and speed of an object from the returned pulse reflected by the object. A system or device which uses transmitted and reflected radio waves to detect objects, along with their direction, distance, height, and speed in relation to the device.
  87. radar Tür.
    • RADAR stands for RAdio Detecting And Ranging.
  88. radar Tür.
    • radar, radio detection and ranging.
  89. radar Tür.
    • radar.
  90. radar Tür.
    • radar.
  91. radar Tür.
    • measuring instrument in which the echo of a pulse of microwave radiation is used to detect and locate distant objects.
  92. radar Tür.
    • Electronic device using high frequency radio waves to detect objects and display their positions on a monitor.
  93. radar Tür.
    • By emitting high frequency radio waves and measuring where and how fast they were reflected, a radar instrument can measure things like distance, direction, speed, etc A radar instrument can "see" objects in the dark as well as penetrate cloud cover. - an electronic means of determining distance.
  94. radar Tür.
    • A Radio Detection And Ranging system used to detect the presence and location of objects by the transmission and return of an electromagnetic signal.
  95. radar Tür.
    • An instrument used to detect precipitation by measuring the strength of the electromagnetic signal reflected back.
  96. radar Tür.
    • An instrument for determining the distance and direction to an object by measuring the time needed for radio signals to travel from the instrument to the object and back, and by measuring the angle through which the instrument"s antenna has traveled.
  97. radar Tür.
    • An acronym for radio range and detecting A radio detection device that uses pulses of microwave-length energy to provide range, azimuth, and/or elevation data of objects. a system using beamed and reflected radio-frequency radiation, usually microwave, to detect objects and measure ranges.
  98. radar Tür.
    • A device that detects distant objects and determines their position, velocity, and other characteristics by analysis of very high frequency radio waves reflected from their surfaces Since the introduction of radar during the Second World War, radar countermeasures have been under development as well, and stealth technology is now an effective means of avoiding detection See also stealth technology.
  99. radar Tür.
    • Acronym for RAdio Detection And Ranging An electronic instrument used to detect distant objects and measure their range by how they scatter or reflect radio energy Precipitation and clouds are detected by measuring the strength of the electromagnetic signal reflected back Doppler radar and NEXRAD are examples.
  100. radar Tür.
    • Acronym for RAdio Detection And Ranging An electronic instrument used to detect distant objects and measure their range by how they scatter or reflect radio energy Precipitation and clouds are detected by measuring the strength of the electromagnetic signal reflected back.
  101. radar İng.
    • i. aksettirdiği radyo ışınlarıyle bir cismin yerini ve şeklini tespit eden aygıt, radyolokasyon.
  102. radarcı Tür.
    • radar operator.
  103. radde Tür.
    • point. degree. about.
  104. radde Tür.
    • imp. of Read, Rede.
  105. raddle İng.
    • f. örmek.
  106. radial İng.
    • s. yayılan ışınlar şeklinde
    • merkezden çevreye doğru düzenlenmiş
    • yarıçapa ait
    • anat. kolun dal kemiğine ait, radyal.
  107. radian İng.
    • i., mat. parçası olduğu dairenin yarıçap uzunluğuna eşit yay.
  108. radiance İng.
  109. radiant İng.
    • s. ışın yayan, parlak, şaşaalı
    • neşe saçan
    • fiz. ısı yayan. radiantly z. hararetle, şevkle.
  110. radiate İng.
    • f. ışın yaymak
    • ışın halinde yayılmak
    • bir merkezden etrafa dağıtıp yaymak
    • radyoaktif ışınlar yaymak. radia'tion i. bir merkezden yayılarak dağılma, ışık veya sıcaklık verme, yayılma. radiation sickness radyoaktif ışınların etkisiyle meydana gelen hastalık.
  111. radiator İng.
    • i. kalorifer, radyatör
    • fiz. ışık veya sıcaklık yayan şey
    • oto radyatör.
  112. radical İng.
    • s., i. köke veya asla ait, temel
    • kökten, temelden, esaslı, köklü
    • bot. kökten çıkan, tabandan çıkan
    • mat. bir sayı veya niceliğin köküne ait, köksel
    • Radikal Partiye ait
    • i. kök, asıl
    • gram türetilmiş olmayan kelime, kök
    • Radikal Partiden bir kimse
    • kim. basit cisim, temel madde
    • mat. kök, kök işareti. radically z. kökünden, temelinden. radicalness i. aşırılık, ifrat, radikallik.
  113. radicalism İng.
    • i. köktencilik, radikalizm
    • radikallerin ilkeleri.
  114. radicle İng.
    • i., bot. kökcük: anat. sinir kökü.
  115. radikalleştirmek Tür.
    • radicalize.
  116. radio İng.
    • önek radyo veya radyum kuvvetiyle yayılan.
  117. radio İng.
    • i., f., s. radyo telsiz telgraf veya telefon
    • telsiz telgraf veya telefonla gelen haber
    • radyo alıcı veya vericisi
    • f. radyo ile yayımlamak
    • telsiz telgrafla haberleşmek
    • s. radyoya veya telsiz telgrafa ait
    • radyoda kullanılan. radio astronomy radyo astro nomi. radio beacon radyo işaret vericisi. radio compass yön belirten radyo alıcısı. radio fix (uçak, gemi) radyo sinyalleri ile saptanan yer. radio frequency radyo frekansı, yüksek frekans. radio pill tıb. vücuda yerleştirilen minyatur radyo vericisi. radio spectrum radyo tayfı. radio star kuvvetli radyo sinyalleri veren yıldız. radio station radyo istasyonu. radio telescope astr. radyo teleskopu. radio transmitter radyo vericisi. radio tube radyo lambası. radio wave radyo dalgası.
  118. radioactive İng.
    • s. radyoaktif. radioactive series radyoaktif dağılma dizisi. radioactivity i., fiz. radyoaktivite, radyoetkinliği.
  119. radiocarbon İng.
    • i. radyoaktif karbon izotopu.
  120. radiochemistry İng.
    • i. kim. yanın radyoaktif unsurları inceleyen dalı.
  121. radiodating İng.
    • i. karbon tarihlendirmesi.
  122. radiogram İng.
    • i. radvoqram.
  123. radiograph İng.
    • i. radyografi.
  124. radioisotope İng.
    • i. radyoizotop.
  125. radiolarian İng.
    • i., zool. ışınlılardan bir hayvan.
  126. radiolocation İng.
    • i. radar ile bulma.
  127. radiology İng.
    • i. radyoloji.
  128. radioluminescent İng.
    • s. röntgen etkisiyle ışık saçan.
  129. radiometer İng.
    • i. ışınların kuvvetini ölçmeye yarayan alet.
  130. radiophone İng.
    • i. radyotelefon, telsiz telefon.
  131. radioscopy İng.
    • i. radyoskopi.
  132. radiotelegram İng.
    • i. radyotelgraf, telsiz telgraf.
  133. radiotelephone İng.
    • i. radyotelefon, telsiz telefon.
  134. radiotherapy İng.
    • i., tıb. radyoterapi, röntgen ile tedavi.
  135. radish İng.
    • i. turp, bot. Raphanus sativus.
  136. radium İng.
    • i., kim. radyum. radium paint radyumlu boya. radium therapy bak. radiotherapy.
  137. radius İng.
    • i. (çoğ. radii, radiuses) yarıçap
    • anat. radyus, önkol kemiği, döner kemik, dal kemik
    • yarıçap ile ölçülen daire ölçümü. radius vector sabit bir noktadan hareket eden bir cisme olan uzaklık
    • astr. güneş ile bir gezegen arasındaki değişken uzaklık.
  138. radix İng.
    • i. (çoğ. radices, radixes) mat. bir sayı sisteminde temel olarak kullanılan rakam
    • bot. bitki kökü
    • kök kelime.
  139. radome İng.
    • i. radar tertibat. üzerindeki kubbe.
  140. radon Tür.
    • Radon gas results from the natural breakdown of radium in soil, rock and groundwater In some areas, this gas, which carries a risk of lung cancer, may enter buildings and homes through sub-ground rooms where it decays into products called radon progeny which easily attach themselves to dust particles and are inhaled. a heavy radioactive gaseous element formed by the disintegration of uranium and thorium It is colorless, tasteless, and odorless and found commonly in bedrock and sediments All rocks and soil, including the limestone found in Mammoth Cave, contain varying amounts of radon.
  141. radon Tür.
    • radon.
  142. radon Tür.
    • radon.
  143. radon Tür.
    • A toxic gas found in the soil beneath a house that can contribute to cancer and other illnesses. a colorless, odorless naturally occurring radioactive gas byproduct of the decomposition of uranium Found in varying degrees nearly everywhere Radon tends to collect into higher concentrations in basements and crawlspaces The EPA has established guidelines for responding to radon gas concentrations of greater than 4 0 picocuries/liter of air. a radioactive gaseous element formed by the disintegration of radium
    • the heaviest of the inert gasses
    • occurs naturally and is considered a hazard to health.
  144. radon Tür.
    • A radioactive inert gas formed continuously in the earth"s interior by radioactive decay Densest of all known gases, tends to collect in caves as well as man made cellars etc Concentration varies greatly between localities Geology Ref MM.
  145. radon Tür.
    • A radioactive gas which may cause health problems for occupants of some buildings.
  146. radon Tür.
    • A radioactive gas that comes from the natural decay of uranium that is found in nearly all soils REBAR Steel reinforcing bars embedded in concrete to assist in carrying imposed loads
    • gives a "backbone" to concrete, ranges in diameters from 3/8 inch to 2 1/4 inch ROCK Best foundation of the earth upon which to build, which provided it is made level.
  147. radon Tür.
    • A radioactive gas produced by the decay of one of the daughters of radium Radon is hazardous in unventilated areas because it can build up to high concentrations and, if inhaled for long periods of time, may cause lung cancer.
  148. radon Tür.
    • A radioactive gas found in some homes that in sufficient concentrations could cause health problems.
  149. radon Tür.
    • A radioactive gas found in some homes that in sufficient concentrations can cause health problems Usually found in areas with basements Depending on your area the lender may require a radon check in your home.
  150. radon Tür.
    • A radioactive gas found in some homes that in sufficient concentrations can cause health problems Rate-improvement Mortgage A fixed-rate mortgage that includes a provision that gives the borrower a one-time option to reduce the interest rate during the early years of the mortgage term.
  151. radon Tür.
    • A radioactive gas found in some homes that in sufficient concentrations can cause health problems Many home inspections check for radon.
  152. radon Tür.
    • A radioactive gas found in some homes that in sufficient concentrations can cause health problems. A radioactive gas found in some homes that in sufficient concentrations can cause health problems.
  153. radon Tür.
    • a radioactive gas found in some homes that, if occurring in strong enough concentrations, can cause health problems.
  154. radon Tür.
    • A radioactive gas found in some buildings that insufficient concentrations can cause health problems. a cancer-causing radioactive gas found in many communities" ground water.
  155. radon Tür.
    • a radioactive gaseous element formed by the disintegration of radium
    • the heaviest of the inert gasses
    • occurs naturally and is considered a hazard to health.
  156. radon Tür.
    • An odorless, colorless, tasteless inert gas formed by the natural breakdown, or radioactive decay, of the radium that occurs in trace amounts in soils and rocks. a colorless, naturally occurring, radioactive, inert gaseous element formed by the radioactive decay of radium atoms in soil or rocks. a radioactive gas found in some homes that, if occurring in strong enough concentrations, can cause health problems.
  157. radon Tür.
    • A naturally occurring radioactive gas formed when the element radium decays.
  158. radon Tür.
    • A naturally occurring, colorless, odorless, radioactive gas formed by the disintegration of the element radium
    • damaging to human lungs when inhaled.
  159. radon Tür.
    • A naturally appearing radioactive gas found in some buildings, that in sufficient concentrations may cause health problems.
  160. radon Tür.
    • A heavy radioactive gas given off by rocks containing radium Rn-222 is the main isotope.
  161. radon Tür.
    • A heavy radioactive gaseous element formed by the decay of radium.
  162. radon İng.
    • i. radon.
  163. radula İng.
    • i., zool. dişli dil.
  164. radyan Tür.
    • radian.
  165. radyasyon Tür.
    • radiation. radiation ışınım.
  166. radyasyon Tür.
    • radiation.
  167. radyasyon Tür.
    • radiation.
  168. radyatör Tür.
    • radiator. heater.
  169. radyatör Tür.
    • radiator.
  170. radyo Tür.
    • radio. wireless set. above- the-line-advertising. advertising medium. audience. console. continuity. broadcasting corporation. cut in. jingle. theme advertising.
  171. radyo Tür.
    • radio. tuner. wireless.
  172. radyo Tür.
    • radio.
  173. radyo istasyonu Tür.
    • radio station. broadcasting station. radio / wireless station.
  174. radyo istasyonu Tür.
    • radio station.
  175. radyo oyunu Tür.
    • radio drama.
  176. radyo yayını Tür.
    • broadcast. broadcasting. radio broadcast.
  177. radyo yayını Tür.
    • broadcast.
  178. radyoaktif Tür.
    • radioactive. radioactive ışınetkin.
  179. radyoaktif Tür.
    • radioactive. hot.
  180. radyoaktif Tür.
    • radioactive.
  181. radyoaktiflik Tür.
    • radioactivity.
  182. radyoaktivite Tür.
    • radioactivity.
  183. radyoaktivite Tür.
    • radioactivity.
  184. radyolink Tür.
    • radio link.
  185. radyoloji Tür.
    • radiology.
  186. radyoloji Tür.
    • radiology.
  187. radyoterapi Tür.
    • radiotherapy.
  188. radyoterapi Tür.
    • radiotherapy.
  189. radyum Tür.
    • radium.
  190. radyum Tür.
    • radium.
  191. raf Tür.
    • shelf. rack. console. bracket.
  192. raf Tür.
    • shelf.
  193. raf Tür.
    • Royal Air Force of Great Britain.
  194. raf Tür.
    • Royal Air Force.
  195. raf Tür.
    • Royal Air Force.
  196. raf Tür.
    • Resource Allocation Frame. the airforce of Great Britain. a Marxist and Maoist terrorist organization in Germany
    • a network of underground guerillas who committed acts of violence in the service of the class struggle
    • a successor to the Baader-Meinhof Gang
    • became one of Europe"s most feared terrorist groups
    • disbanded in 1998.
  197. raf Tür.
    • Resource Allocation Formula.
  198. raf Tür.
    • Reference ATN Facility.
  199. raf Tür.
    • rack. console. shelf. stack. flake. crib. ledge. stand. mental piece. cupboard.
  200. raf İng.
    • kıs. Royal Air Force.
  201. raff İng.
    • i. ayaktakımı.
  202. raffia İng.
    • i. Madagaskar hurması, bot. Raphia pedunculata
    • rafya.
  203. raffle İng.
    • i., f. bir çeşit eşya piyangosu
    • f., gen. off ile piyango çekmek
    • piyangoya koymak.
  204. rafine Tür.
    • refined.
  205. rafine Tür.
    • refined.
  206. rafineri Tür.
    • refinery. oil refinery arıtımevi. tasfiyehane.
  207. rafineri Tür.
    • refinery.
  208. rafineri Tür.
    • refinery.
  209. raft İng.
    • i., k.dili yığın, büyük miktar. a raft of çok, pek çok.
  210. raft İng.
    • i., f. sal
    • f. sal yapmak
    • sal ile taşımak
    • sal kullanmak.
  211. rafter İng.
    • i. çatı kirişi, kiriş.
  212. raftsman İng.
    • i. salcı.
  213. rafya Tür.
    • raffia. raphia. raffia palm.
  214. rafya Tür.
    • raffia.
  215. rag İng.
    • i., f. (-ged, -ging) İng. bir çeşit kefeki taşı
    • çatı kaplaması olarak kullanılan ince tabakalı bir çeşit siyah taş
    • f. çeşitli büyüklükte kırmak (maden filizi)
    • kabaca yontmak.
  216. rag İng.
    • i. paçavra, çaput, eski bez parçası
    • gen. çoğ. yırtık pırtık giysi
    • şaka giysi
    • paçavra gibi önemsiz şey. rag baby, rag doll kumaştan yapılmış kukla. ragman i. eskici. rag paper paçavradan yapılmış kâğıt. rag rug pala. glad rags argo süslü elbise. in rags paçavralar içinde, yırtık pırtık.
  217. rag İng.
    • f. (-ged, -ging) i., argo kızdırmak, takılmak
    • azarlamak, paylamak
    • İng. kaba şaka yapmak
    • yaygara etmek, şamata çıkarmak
    • i. gürültü, şamata
    • kaba şaka.
  218. ragamuffin İng.
    • i. üstü başı perişan çocuk.
  219. rağbet Tür.
    • desire. demand. high favour. inclination. vogue.
  220. rağbet Tür.
    • demand. esteem. vogue. craze. desire. rush. run.
  221. rağbet Tür.
    • call. cult. demand. popularity. run. inclination. desire.
  222. rağbet etmek Tür.
    • to like. to esteem. to admire.
  223. rağbetli Tür.
    • in demand. sought after. esteemed. admired.
  224. rağbetsiz Tür.
    • not in demand.
  225. rağbetsizlik Tür.
    • lack of demand. lack of esteem. indifference.
  226. rage İng.
    • i., f. şiddetli öfke, gazap, hiddet, köpürme
    • coşku, heyecan
    • moda, çok rağbet gören sey
    • f. çok öfkelenmek, hiddetlenmek, köpürmek, tepesi atmak, çok şiddetle meydana gelmek.
  227. ragged İng.
    • s. pürüzlü, karışık düzensiz
    • eski püskü, yırtık, pejmürde: iplikleri akmış
    • pejmürde kılıklı. raggedly z. yırtık pırtık. raggedness i. pejmürdelik.
  228. raglan İng.
    • i. reglan kollu palto.
  229. rağmen Tür.
    • in spite of. spite of. despite. in despite of. though. although. even though. altho. after all. as. but what. but yet. while. whilst. considering. notwithstanding. for all.
  230. rağmen Tür.
    • in spite of. despite. in the face of. for all. nothwithstanding. although. though. tho".
  231. rağmen Tür.
    • in spite of. despite. even though. after. in contravention of. if.
  232. ragout İng.
    • i., f. sebzeli yahni
    • f. sebzeli yahni pişirmek.
  233. ragpicker İng.
    • i. paçavracı.
  234. ragtag İng.
    • i. ayaktakımı. ragtag and bobtail ayaktakımı.
  235. ragtime İng.
    • i. cazda olduğu gibi kesik tempo
    • kesik tempolu müzik parçası.
  236. ragusa İng.
    • i. Dubrovnik şehrinin İtalyanca adı.
  237. ragweed İng.
    • i. saman nezlesine sebep olan yaygın bir ot, bot. Ambrosia.
  238. ragwort İng.
    • i. kanaryaotu, bot. Senecio.
  239. rah İng.
    • ünlem Yaşa!
  240. rahat Tür.
    • comfortable. comfy. easy. luxurious. cavalier. complacent. cosy. cushioned. cushy. facile. leisure. at rest. restful. serene. snug. sweet. unconstrained. unconventional. undisturbed. unembarassed. untroubled. at ease. rest. comfort. ease. peace. comp.
  241. rahat Tür.
    • calm. comfortable. comfy. complacent. convenience. cosy. cushy. ease. easy. fine. fluent. free. peace. peaceful. rakish. relieved. repose. rest. restful. unmoved. welfare. comfort. free and easy. cushy. easily. at ease!. tranquility. quiet. at ease. tranquil. comfortably. quietly.
  242. rahat Tür.
    • at ease. comfort. comfortable. easy. relaxed. please and quiet. untroubled. easygoing. sb who has an easy manner. comfy. commodious. convenient. cosy. cushy. homey. to keep a good house. peaceful. physical comfort. rest. tranquil.
  243. rahat duruş Tür.
    • standing at ease. standing in the at-ease position.
  244. rahat etmek Tür.
    • to be at ease. to rest easy. to be untroubled. to take it easy.
  245. rahat olmak Tür.
    • to feel at ease. to be relaxed.
  246. rahat vermemek Tür.
    • beset. harry. haze.
  247. rahatça Tür.
    • with ease. easily.
  248. rahatça Tür.
    • freely.
  249. rahatça Tür.
    • comfortably. easily. smoothly. without difficulty.
  250. rahatlama Tür.
    • relief.
  251. rahatlama Tür.
    • relaxation. relief. reprieve.
  252. rahatlamak Tür.
    • to feel better / relieved. to feel at ease. to calm down.
  253. rahatlamak Tür.
    • relax. unwind. to become comfortable. feel relieved. calm down. to feel relieved. to relax. to rest. to calm down.
  254. rahatlamak Tür.
    • let one"s hair down. relax. let go. ease. feel relieved. let oneself go. open out. unbend.
  255. rahatlatmak Tür.
    • to make sb feel better to make sb relieved. to put sb at ease.
  256. rahatlatmak Tür.
    • relax. relieve. ease. comfort. relieve one"s mind. de-stress. facilitate. disburden. disembarrass. lighten. salve. straighten smb. out. thaw. thaw out. unbend. unbrace.
  257. rahatlatmak Tür.
    • comfort. cushion. pacify. reassure. relax. relieve. salve. to relieve. to reassure. to relax. to lighten. to pacify. to set sb"s mind at rest.
  258. rahatlık Tür.
    • peace and quiet. comfort. ease. easy goingness. peace of mind.
  259. rahatlık Tür.
    • comfort. ease. facility. easiness. leisureliness. boon. cosiness.
  260. rahatlık Tür.
    • accommodation. amenity. boon. comfort. ease. facility. latitude. lift. quiet.
  261. rahatsız Tür.
    • uncomfortable. disturbed. uneasy. troubled. comfortless. unrestful. worrisome. unwell. ill. ailing. bad. in bad health. constrained. diseased. incommodious. indisposed. out of sorts. poorly. queer. seedy. sick.
  262. rahatsız Tür.
    • ill. indisposed. uncomfortable. a bit unwell. under the weather. sick. ail. incommodious. molestation. out of sorts. poorly. under the wheater. uneasy. unhappy. unquiet.
  263. rahatsız Tür.
    • austere. disturbed. fitful. indisposed. poorly. punk. restless. uncomfortable. uneasy. unwell. upset. anxious. sick. ill. unwell. funny. rough.
  264. rahatsız edilmemiş Tür.
    • undisturbed. unmolested.
  265. rahatsız edilmemiş Tür.
    • undisturbed.
  266. rahatsız etme Tür.
    • disturbance.
  267. rahatsız etmek Tür.
    • to disturb. to bother. to trouble. to inconvenience. to annoy. chafe. derange. discomfit. discommode. disquit. harass. niggle. perturb. plague.
  268. rahatsız etmek Tür.
    • besiege. bite. bother. disturb. embarrass. fuss. intrude. molest. offend. perturb. pester. rasp. tease. trouble. worry. wriggle.
  269. rahatsızlanmak Tür.
    • to feel unwell. to feel ill. ail.
  270. rahatsızlık Tür.
    • discomfort. uneasiness. disquiet. inconvenience. inquietude. trouble. unrest. annoyance. disease. illness. ailment. indisposition. dysphoria. complaint. discomfiture. discomposure. distemper. disturbance. draft. embarrassment. fidget. harassment. ill.
  271. rahatsızlık Tür.
    • discomfort. indisposition. uneasiness. slight sickness.
  272. rahatsızlık Tür.
    • ailment. complaint. discomfort. disorder. disturbance. inconvenience. upset. uneasiness. trouble. indisposition. bother.
  273. rahibe Tür.
    • nun. sister. priestess. vestal.
  274. rahibe Tür.
    • nun. sister.
  275. rahibe Tür.
    • nun. priestess.
  276. rahim Tür.
    • uterus. womb. merciful. gracious.
  277. rahim Tür.
    • uterine. uterus. womb. loins. matrix.
  278. rahim Tür.
    • matrix. womb.
  279. rahip Tür.
    • priest. monk. parson. clergy. clergyman. cleric. clerk in holy orders. divine. dominie. sky pilot.
  280. rahip Tür.
    • priest. minister. pastor. monk. clergyman. ecclesiastic.
  281. rahip Tür.
    • clergyman. monk. priest. celibate.
  282. rahiplik Tür.
    • priesthood. ministry. holy orders.
  283. rahle Tür.
    • reading desk. lettern.
  284. rahmet Tür.
    • God"s mercy. rain. grace.
  285. rahmet Tür.
    • god"s mercy and grace. rain.
  286. rahmet Tür.
    • god"s compassion. rain. mercy.
  287. rahmetli Tür.
    • the deceased.
  288. rahmetli Tür.
    • late. the deceased. the late. deceased. departed.
  289. rahmetli Tür.
    • late. deceased. sainted.
  290. rahne Tür.
    • fissure. gap. breach. gash. wound. damage. harm. crevice.
  291. raid İng.
    • i., f. akın, yağma, çapul, hücum
    • polis ve gümrük memurlan baskını
    • f. akın etmek, baskın yapmak. raider i. akıncı, baskıncı
    • eskiden ticaret gemilerine hücum için kullanılan silahlı ticaret gemisi.
  292. rail İng.
    • i. su tavuğu. water rail su yelvesi, zool. Rallus aquaticus.
  293. rail İng.
    • i., f. tırabzan, merdiven parmaklık
    • demiryolu, ray
    • f. parmaklıkla çevirmek, tırabzan koymak
    • demiryolu ile taşımak.
  294. rail İng.
    • f. sövüp saymak. rail at, rail against dil uzatmak, sözle sataşmak, sövüp saymak
    • dırlanmak.
  295. railhead İng.
    • i. tren garı
    • yapılmakta olan demiryolu hattının döşendiği en son nokta.
  296. railing İng.
    • i. parmaklık
    • parmaklık gereçleri.
  297. raillery İng.
    • i. şaka yollu alay
    • şakacılık, takılma.
  298. railroad İng.
  299. raiment İng.
    • i., eski elbise, giysi, üst baş.
  300. rain İng.
    • i, f yağmur
    • çog tropikal üIkelerde yağmur mevsimi
    • f. yağmak, yağmur yağmak
    • yağmur gibi boşanmak
    • yağmur gibi yağdırmak. rain area, rain belt yağmur bölgesi. rain barrel yağmur fıçısı. rain check ertelenmiş maç için seyirciye verilen yeni bilet
    • argo davete gidemeyen misafiri başka gün için davet etme. rain forest cengel. rain gauge yağmur ölçeği. rain cats and dogs pek şiddetli yağmak.
  301. rainbow İng.
    • i. gökkuşağı, yağmurkuşağı, ebemkuşağı, eleğimsağma, alkım rainbow. chaser hayal peşinde koşan kimse. rainbow trout çelikbaş alabalık, zool. Salma irideus.
  302. raincoat İng.
    • i. yağmurluk.
  303. raindrop İng.
    • i. yağmur damlası.
  304. rainfall İng.
    • i. yağış miktarı
    • sağanak.
  305. raintight İng.
    • s. yağmur geçmez.
  306. rainwater İng.
    • i. yağmur suyu.
  307. rainy İng.
    • s. yağmurlu rainy day darda kalınan zaman, sıkıntılı zaman. raininess i. yağmur çokluğu.
  308. raise İng.
    • f kaldırmak, yükseltmek
    • ayağa kaldırmak
    • öldükten sonra tekrar diriltmek
    • bina etmek, inşa etmek
    • toplamak (para)
    • besleyip üretmek, yetiştirmek, büyütmek
    • çıkarmak, meydana getirmek
    • uyandırmak, harekete getirmek
    • ses yükseltmek
    • canlandırmak, şevk vermek
    • çoğaltmak, artırmak
    • kabartmak, mayasını getirmek: kaldırmak
    • den. ufukta karayı görmek
    • dikmek
    • yığmak, yığın etmek. raise an objection itiraz etmek. raise Cain, raise hell, raise the devil k.dili karışıklık çıkarmak, velveleye vermek, yaygarayı basmak
    • paylamak. raise the dead kıyameti koparmak. raise the roof çok gürültü yap- mak.
  309. raised İng.
    • s. kabartma
    • ahçı. mayalanmış.
  310. raisin İng.
    • i. kuru üzüm.
  311. raisond'etre İng.
    • Fr. var olma nedeni.
  312. rajah İng.
    • i. raca.
  313. rakam Tür.
    • figure. number. numeral.
  314. rakam Tür.
    • digit. figure. number. numeral. key figure.
  315. rakam Tür.
    • digit. figure. number. numeral.
  316. rakamlı Tür.
    • a number which contains so many digits.
  317. rake İng.
    • i. sefih adam, ahlâksız kimse.
  318. rake İng.
    • f., i. tarak, tırmık
    • f. taraklamak, tırmıklamak
    • ince ince araştırmak, taramak
    • ask. ateşle taramak. rake over the coals şiddetle azarlamak. rake in money kolayca para kazanmak. rake up toplamak, bir araya getirmek. rake up the past eski defterleri karıştırmak.
  319. rake İng.
    • f.,i. den. yan yatmak, meyletmek
    • i. bir direğin veya dikili şeyin meyli
    • yan koyma (şapka).
  320. rakeoff İng.
    • i., A.B.D., argo kardan hisse, komisyon
    • rüşvet
    • haraç.
  321. raket Tür.
    • racket. racquet. bat. racket.
  322. raket Tür.
    • racket. racquet. bat.
  323. raket Tür.
    • racket.
  324. raki İng.
  325. rakip Tür.
    • rival. rival. competitor. antagonist. adversary. contender. contestant. foe. match. opponent.
  326. rakip Tür.
    • competitor. adversary. match. opposite number. opposing number. rival.
  327. rakip Tür.
    • adversary. antagonist. competitor. opponent. rival.
  328. rakiplik Tür.
    • rivalry. competition.
  329. rakipsiz Tür.
    • without an opponent.
  330. rakipsiz Tür.
    • unrivalled.
  331. rakipsiz Tür.
    • peerless. unrivalled. unrivaled.
  332. rakish İng.
    • s. ahlaksız, sefih, sefih görünüşlü.
  333. rakish İng.
    • s., den. direkleri hafifçe arkaya yatık
    • yan, yampiri, çarpık
    • gösterişli. rakishly z. yana eğilmiş olarak.
  334. rakı Tür.
    • raki. arrack. rakı.
  335. rakı Tür.
    • raki. arrack. anisette.
  336. rakı Tür.
    • raki.
  337. rakım Tür.
    • elevation. altitude. height above sea level.
  338. rakım Tür.
    • altitude. elevation yükselti.
  339. rakkas Tür.
    • pendulum. pendulum sarkaç. pandül. male dancer.
  340. rakkas Tür.
    • pendulum. pendular. harmonic.
  341. rakkase Tür.
    • belly dancer. dancing girl.
  342. rakor Tür.
    • fitting used to connect two pieces of pipe. sleeve. sleeve coupling. short piece of connective piping. connecting clamp. bush. bushing. adapter. adapter fitting. adaptor. socket. fitment. ripple.
  343. rakor Tür.
    • coupling. union. bush.
  344. rakun Tür.
    • racoon raccoon.
  345. rakun Tür.
    • raccoon. racoon. coon.
  346. rakun Tür.
    • coon. raccoon. racoon.
  347. rale İng.
    • i., tıb. normal solunumla birlikte duyulan ve hastalık belirtisi olan hırıltı, ral.
  348. rallentando İng.
    • s., z.,müz. derece derece ağırlaşan
    • z. yavaşlayarak.
  349. ralli Tür.
    • rally.
  350. ralli Tür.
    • rally.
  351. ralliform İng.
    • s., zool. su tavuğuna benzer.
  352. ralline İng.
    • s., zool. su tavuğuna özgü.
  353. rally İng.
    • f., i. canlandırmak
    • düzene girmek, toparlanmak
    • yükselmek
    • iyileşmeye yüz tutmak
    • i. toplama, toplanma
    • ralli
    • A.B.D. heyecan uyandırmak amacıyle toplanma.
  354. rally İng.
    • f .,sakalaşmak, takılmak.
  355. ram Tür.
    • To butt or strike against
    • to drive a ram against or through
    • to thrust or drive with violence
    • to force in
    • to drive together
    • to cram
    • as, to ram an enemy"s vessel
    • to ram piles, cartridges, etc.
  356. ram Tür.
    • The weight which strikes the blow, in a pile driver, steam hammer, stamp mill, or the like.
  357. ram Tür.
    • The system memory of a computer that is used for running an application and processing information, and for temporary storage.
  358. ram Tür.
    • The plunger of a hydraulic press.
  359. ram Tür.
    • The male of the sheep and allied animals.
  360. ram Tür.
    • The constellation Aries, which does not now, as formerly, occupy the sign of the same name.
  361. ram Tür.
    • See under Hydraulic.
  362. ram Tür.
    • Random Access Memory The place in a computer where the operating system, application programs, and data in current use are kept temporarily so that they can be quickly reached by the computer"s processor.
  363. ram Tür.
    • Random Access Memory The physical semiconductor-based memory in a computer.
  364. ram Tür.
    • Random Access Memory The most common type of computer memory
    • where the CPU stores software, programs, and data currently being used RAM is usually volatile memory, meaning that when the computer is turned off, crashes, or loses power, the contents of the memory are lost A large amount of RAM usually offers faster manipulation or faster background processing.
  365. ram Tür.
    • Random Access Memory: The memory a computer needs to store the information it is processing at any given time It is short-term memory and is lost when the power is shut off See also: ROM.
  366. ram Tür.
    • Random Access Memory The main system memory in a computer, used for the OS, application programs, and data.
  367. ram Tür.
    • Random Access Memory The art of a computer"s memo to which the user has access.
  368. ram Tür.
    • Random Access Memory
    • the amount of memory available for use by programs on a computer Also referred to as "main memory" Example: A computer with 8 MB RAM has approximately 8 million bytes of memory available Contrast to ROM that is used to store programs that start your computer and do diagnostics. - The working memory of a computer where data and programs are temporarily stored RAM only holds information when the computer is on.
  369. ram Tür.
    • Random Access Memory RAM is synonymous with the main memory in a computer It is the memory available to run programs For example, a computer with 8M of RAM has approximately 8 million bytes of memory that programs can use. The part of a computer"s memory available for loading user-selected software and data Resolution-Image quality of a printed page ROM- The part of a computer that contains manufacturer"s instructions Router-A piece of computer hardware/software that handles the connection between 2 or more networks.
  370. ram Tür.
    • Random Access Memory RAM is commonly considered synonymous with main memory, but this is a simplification of the actual meaning Physically, RAM consists of memory chips or chip modules which attach to the computer"s logic board Memory modules can continue to be added as long as open slots are available on the logic board.
  371. ram Tür.
    • Random-access memory Memory that a microprocessor can either read or write.
  372. ram Tür.
    • Random Access Memory is the temporary memory a computer uses to store data and process information The more RAM a computer has, the more data a computer can manipulate The contents of RAM are cleared when you turn off the computer.
  373. ram Tür.
    • Random Access Memory is temporary memory that your computer uses to store information Text copied to the "clipboard" is stored in RAM until it is replaced by new information or the computer is turned off.
  374. ram Tür.
    • Random Access Memory Fast, short-term storageused by a computer RAM loses its contents when the computer is either switched off or when it is flushed by third party RAM management software. The most common type of computer memory, which is used by the CPU to store software, programs, and data currently being used RAM is usually volatile memory, meaning that when the computer is turned off, crashes, or loses power, the contents of the memory are lost A large amount of RAM usually offers faster manipulation or faster background processing.
  375. ram Tür.
    • Random Access Memory
    • a type of read/write memory.
  376. ram Tür.
    • Random Access Memory Any data stored in this memory disappears when the computer is turned off.
  377. ram Tür.
    • Random Access Memory A memory that may be written to or read from any address location in any sequence Random access in the sense of providing access to any storage location in the memory See DRAM and SRAM.
  378. ram Tür.
    • Random Access Memory, also called Read/Write memory Information in RAM is said to be "volatile"
    • it is present only as long as the chips have power supplied to them When the power is cut off, all information disappears.
  379. ram Tür.
    • Random access memory A data storage device for which the order of access to different locations does not affect the speed of access, except for bursts Data is typically stored in RAM temporarily for use by the process or while the computer is operating FPM, EDO, SDRAM, DDR, etc are all types of RAM.
  380. ram Tür.
    • Random Access Memory.
  381. ram Tür.
    • ram.
  382. ram Tür.
    • In some parts of England a ram is called a tup.
  383. ram Tür.
    • In ancient warfare, a long beam suspended by slings in a framework, and used for battering the walls of cities
    • a battering-ram.
  384. ram Tür.
    • Aries, the sign of the zodiac which the sun enters about the 21st of March.
  385. ram Tür.
    • An engine of war used for butting or battering.
  386. ram Tür.
    • An acronym for Random Access Memory, same as memory The user can retrieve and alter contents of RAM.
  387. ram Tür.
    • A hydraulic ram.
  388. ram Tür.
    • A heavy steel or iron beak attached to the prow of a steam war vessel for piercing or cutting down the vessel of an enemy
    • also, a vessel carrying such a beak.
  389. ram Tür.
    • Acronym for random access memory, which is semiconductor-based memory that can be read and written by the central processing unit or other hardware devices.
  390. ram İng.
    • i., f. (-med, -ming) koç
    • şahmerdan
    • den. zırhlı mahmuzu, toz sereni
    • mak. yükseğe su çıkarmaya mahsus su mengenesi
    • astr. Koç takımyıldızı
    • f., çok kuvvetle vurmak, mahmuz ile vurmak (gemi)
    • şahmerdan ile vurarak yerleştirmek. ram down one's throat istemediği bir şeyi zorla dinletmek.
  391. ramadan İng.
  392. ramak Tür.
    • used in.
  393. ramazan Tür.
    • ramadan. ramadhan. ramazan.
  394. ramazan Tür.
    • ramadan.
  395. ramazan Tür.
    • fasting month.
  396. Ramazan Bayramı Tür.
    • Eid Al Fitr the Celebration of Breaking the Fast, marks the end of Ramadan.
  397. Ramazan Bayramı Tür.
    • Eid-al-Fitr.
  398. ramble İng.
    • f., i. enine boyuna dolaşıp gezmek, avare dolaşmak
    • konuyu dağıtmak
    • enine boyuna yayılıp büyümek (bitki)
    • i. gezinme, gezinti
    • dolambaçlı yol. rambler i., dolaşıp gezen kimse
    • bot. sarmaşık gülü.
  399. rambling İng.
    • s. avare dolaşan
    • çeşitli yönlerde düzensizce yayılan
    • konudan konuya atlayan.
  400. rambunctious İng.
    • s., k.dili neşeli, gürültülü
    • deliduman, delişmen.
  401. ramekin İng.
  402. rami Tür.
    • Throwing seven pebbles or small stones at Jamarat on Eid day, the 11th and the 12th of Thil Hijjah.
  403. rami Tür.
    • The title of the project comprising of FCM and SAM.
  404. rami Tür.
    • Dividing of a nevus or blood vessel.
  405. ramification İng.
    • i., bot. dallanma
    • bot. ufak dal
    • kol, şube, dal
    • sonuç
    • çapanoğlu, çaparız.
  406. ramiform İng.
    • s. dal şeklindeki, dal gibi
    • dallı.
  407. ramify İng.
    • f. dal dal olmak, çatallaşmak, kollara ayrılmak
    • dallanıp budaklanmak
    • kollara ayırmak.
  408. ramjetengine İng.
    • dinamik tazyikli jet motoru.
  409. ramose İng.
    • s. dallı, dallanmış.
  410. ramous İng.
    • s. dal gibi, dala ait
    • dallanmış.
  411. ramp Tür.
    • To spring
    • to leap
    • to bound
    • to rear
    • to prance
    • to become rampant
    • hence, to frolic
    • to romp.
  412. ramp Tür.
    • To move by leaps, or as by leaps
    • hence, to move swiftly or with violence.
  413. ramp Tür.
    • To climb, to slope from one level to another, an inclined plane.
  414. ramp Tür.
    • To climb, as a plant
    • to creep up.
  415. ramp Tür.
    • The slow rise to full pressure after first turning on the machine, available from some manufacturers.
  416. ramp Tür.
    • The apron or open "tarmac" in form of an FBO or terminal facility This space is busy, used for deplanement, parking of aircraft, etc Some facilities will permit automobiles to drive to the aircraft on the ramp, a feature of real benefit to the traveler with heavy or bulky luggage.
  417. ramp Tür.
    • The aircraft parking area at an airport, usually adjacent to a terminal.
  418. ramp Tür.
    • Remote Access Management Program A project carried out by Information and Educational Technology to provide remote access services to faculty See the RAMP Project Report. means an inclined walking or working surface that is used to gain access to one point from another, and is constructed from earth or from structural materials such as steel or wood.
  419. ramp Tür.
    • Rapid Acquisition and Manufacture of Parts.
  420. ramp Tür.
    • Ramps, also known as wild leeks, are wild onions which resemble scallions with broader leaves They can be found in specialty produce markets from March to June and grow from Canada to the Carolinas Although the garlicky-onion flavor of ramps is a bit stronger than leek, scallion, or onion, it can often be used as a substitute for any of those three.
  421. ramp Tür.
    • Ramps, also known as wild leeks, are wild onions, which resemble scallions with broader leaves They can be found in specialty produce markets from March to June and grow from Canada to the Carolinas Although the garlicky-onion flavor of ramps is a bit stronger than leek, scallion, or onion, it can often be used as a substitute for any of those three.
  422. ramp Tür.
    • proscenium. forestage. apron.
  423. ramp Tür.
    • North American perennial having a slender bulb and whitish flowers. a movable staircase that passengers use to board or leave an aircraft. behave violently, as if in state of a great anger. furnish with a ramp
    • "The ramped auditorium". be rampant
    • "the lion is rampant in this heraldic depiction". creep up -- used especially of plants
    • "The roses ramped over the wall". stand with arms or forelegs raised, as if menacing.
  424. ramp Tür.
    • Lifting of intermodal containers or trailers unto intermodal flatcars by special lift machines Slang word for an intermodal terminal where trailers and containers are lifted unto departing railcars or lifted off arriving railcars.
  425. ramp Tür.
    • Inclined plane connecting separate levels. Risk Assessment Management Process. an inclined traffic way leading from one elevation to another. an inclined surface or roadway that moves traffic from one level to another.
  426. ramp Tür.
    • A wild onion which resembles the leek, the ramp has a strong onion-garlic flavor It may be used as a substitute for leeks, scallions, or onions.
  427. ramp Tür.
    • A wild onion that resembles a scallion with a strong garlic-onion flavor Found in specialty produce markets from March to June.
  428. ramp Tür.
    • A vertical curved easing in a handrail
    • an incline plane for passage of traffic. the output current of a power supply as a function of time over a given cycle See also power supply program.
  429. ramp Tür.
    • A short bend, slope, or curve, where a hand rail or cap changes its direction.
  430. ramp Tür.
    • A romping woman
    • a prostitute.
  431. ramp Tür.
    • Any sloping member, other than a purely constructional one, such as a continuous parapet to a staircase.
  432. ramp Tür.
    • An oblique or sloping interior road to mount the terreplein of the rampart.
  433. ramp Tür.
    • An inclined plane serving as a communication between different interior levels. an inclined surface or roadway that moves traffic from one level to another a movable staircase that passengers use to board or leave an aircraft North American perennial having a slender bulb and whitish flowers stand with arms or forelegs raised, as if menacing creep up -- used especially of plants
    • "The roses ramped over the wall" be rampant
    • "the lion is rampant in this heraldic depiction" furnish with a ramp
    • "The ramped auditorium" behave violently, as if in state of a great anger.
  434. ramp Tür.
    • An inclined plane.
  435. ramp Tür.
    • A leap
    • a spring
    • a hostile advance.
  436. ramp Tür.
    • A highwayman
    • a robber.
  437. ramp Tür.
    • A connecting roadway providing access in one direction from one road to another Some actual ramps may serve two-way traffic, but this practice is generally not used in newer designs We can conceptually consider such roads as two parallel ramps in opposite directions.
  438. ramp Tür.
    • A concept often used with HELs and manufactured-housing transactions to describe a series of increasing monthly prepayment speeds, prior to a plateau, on which the expected average life of a security is based.
  439. ramp İng.
    • f., i. şahlanmak, şaha kalkmak
    • saldırmak
    • i. şahlanma.
  440. ramp İng.
    • i. meyilli yüzey veya yol, rampa.
  441. rampa Tür.
    • ramp. access ramp. gradient. upgrade. loading ramp. loading platform.
  442. rampa Tür.
    • ramp.
  443. rampa Tür.
    • platform. ramp. rising ground. slope. incline. grade. loading ramp. sidling up to. handgrapnel. boarding. landing. ascent. railway grade. upgrade. gradient. bank. ascending gradient. rise. haulage incline. elevated approach.
  444. rampage İng.
    • f., i. öfkelenmek, köpürmek
    • saldırmak
    • i. saldırı
    • şiddetli öfke.
  445. rampageous İng.
    • s. saldırgan, öfkeli, kızgın.
  446. rampancy İng.
    • i. şaha kalkma, şahlanma
    • ifrat, haddi aşma.
  447. rampant İng.
    • s. sınır tanımayan, başıboş
    • yaygın
    • şahlanmış, şaha kalkmış.
  448. rampart İng.
    • i., f. kale duvarı, sur, siper, istihkâm
    • f. sur ile çevirmek.
  449. rampion İng.
    • i. bir tür
    • çançiçeği, bot. Campanula rapunculus.
  450. ramrod İng.
    • i. tüfek harbisi
    • top tomarı
    • çubuk.
  451. ramshackle İng.
    • (s.) pek viran, harap, yıkık.
  452. ramulose İng.
    • (s.), (bot.) birçok ufak dalları olan.
  453. ramus İng.
    • (i.) (çoğ. mi) dal, dalsı kısım
    • çıkıntı.
  454. ran İng.
    • (bak.) run.
  455. ranch İng.
    • (i.), (f.) büyük çiftlik, hayvan çiftliği
    • büyük çiftliğin binaları
    • (f.) çiftlikte yaşamak
    • çiftlik işletmek. ranch house çiftlik evi
    • çatı kenarı çıkıntılı tek katlı ev. ranchman, rancher (i.) kovboy
    • çiftlik sahibi.
  456. ranchero İng.
    • (i.), Güneybatı ABD kovboy, sığır çobanı
    • rençper
    • çiftlik sahibi.
  457. rancho İng.
    • (i.), Güneybatı ABD çoban kulübesi, kulübe
    • büyük çiftlik.
  458. rancid İng.
    • (s.) ekşimiş, kokmuş, küflü (yağ). rancid'ity, rancidness (i.) ekşilik, küflülük. rancidly (z.) ekşice.
  459. rancor İng.
    • (İng.) cour (i.) şiddetli kin, hınç. rancorous (s.) kinci.
  460. randa Tür.
    • spanker.
  461. randa Tür.
    • spanker.
  462. randevu Tür.
    • engagement. appointment. date rendezvous. date. date of appointment. tryst.
  463. randevu Tür.
    • appointment. date. rendezvous. assignation. engagement. tryst.
  464. randevu Tür.
    • appointment. date. engagement. rendezvous. venue.
  465. randevuevi Tür.
    • unlicensed brothel.
  466. randevulaşmak Tür.
    • to fix an appointment with.
  467. randıman Tür.
    • output. yield. production. profit. efficiency.
  468. randıman Tür.
    • efficiency. output. yield. production. capacity. annual output. commercial efficiency. labo u r performance. make. spoils. useful work.
  469. randımansız Tür.
    • nonefficient.
  470. random İng.
    • (i.), (s.) rasgele oluş: (s.) tesadüfi, rasgele. at random rasgele, tesadüfen. random sample istatistik bir bütünü temsil edecek şekilde seçilmiş örnek grup. random shot rasgele ateş. randomize (f.), istatistik rasgele dağıtmak.
  471. range İng.
    • (i.) alan, saha
    • ABD mera, otlak
    • (biyol.) direy veya bitey alanı
    • yayılma alanı
    • (müz.) genişlik
    • sıra, dizi, silsile
    • uçak menzili
    • menzil, erim
    • uzaklık
    • poligon, atış yeri
    • fırınlı ocak
    • istatistik dağılım. range finder telemetre. range lights (den.) çifte silyon fenerleri, sıra fenerler. range rider atlı bekçi, koru veya çiftlik bekçisi, kovboy. out of range menzil dışında. mountain range dağ silsilesi. within range menzil dahilinde. ranger (i.) korucu
    • otlaktaki davar.
  472. range İng.
    • (f.) dizmek, sıralamak
    • sınıflandırmak
    • tanzim etmek, tertip etmek, düzeltmek
    • dolaşmak, gezinmek
    • otlatmak, meraya salmak
    • menzilini bulmak (top)
    • ayarlamak, kurmak (teleskop)
    • uzanmak, yayılmak
    • dağılmak
    • (bir yerde) yetişmek, olmak, bulunmak. range far geniş kapsamlı olmak. The samples range from bad to excellent. Örnekler kötü ile mükemmel arasında değişiyor. ran'gy (s.) uzun mesafeye gidebilir
    • uzun bacaklı
    • geniş kapsamlı
    • dağ silsilesi gibi.
  473. rangoon İng.
    • (i.) Rangun, Burma'nın başkenti.
  474. rani İng.
    • (i.) racanın karısı.
  475. rank İng.
    • (f.) sıraya dizmek, tertip etmek, tasnif etmek
    • daha yüksek rütbede olmak
    • rütbesi olmak, rütbeye göre gelmek
    • tasnif olunmak
    • dahil olmak, sayılmak. rank above daha yüksek rütbede olmak. rank next to rütbe veya mevkice ikinci gelmek. rank'ing (s.) kıdemli.
  476. rank İng.
    • (i.) sıra, dizi, saf
    • asker safı
    • (çoğ.) ordu, neferler, erler
    • rütbe, derece, sınıf, paye, mertebe, aşama
    • yüksek rütbe
    • dama haneleri sırası. pull rank ABD, argo mevkiini istismar etmek. take rankwith aynı seviyede olmak. rank and file fertler
    • herhangi bir teşkilâtın yönetilen üyeleri.
  477. rank İng.
    • (s.) uzun veya sık büyümü, (s.) (bitki)
    • ağır kokulu, keskin
    • (fena anlamda) daniska, tam
    • bitek
    • (huk.) haksız.
  478. rankle İng.
    • (f.) dert olmak, acısı unutulmamak
    • cerahat toplamak, iltihaplanmak.
  479. ransack İng.
    • (f.) iyice araştırmak, yoklamak
    • yağma etmek, soymak.
  480. ransom İng.
    • (i.), (f.) fidye, fidye ile serbest bırakılma
    • (f.) fidye ile kurtarmak
    • fidye alarak serbest bırakmak.
  481. rant Tür.
    • To rave in violent, high-sounding, or extravagant language, without dignity of thought
    • to be noisy, boisterous, and bombastic in talk or declamation
    • as, a ranting preacher.
  482. rant Tür.
    • rent. unearned income. annuity. annuity cost. government annuities.
  483. rant Tür.
    • High-sounding language, without importance or dignity of thought
    • boisterous, empty declamation
    • bombast
    • as, the rant of fanatics. talk in a noisy, excited, or declamatory manner.
  484. rant Tür.
    • a loud bombastic declamation expressed with strong emotion. pompous or pretentious talk or writing. talk in a noisy, excited, or declamatory manner.
  485. rant İng.
    • (f.), (i.) ağız kalabalığı etmek, yüksekten atmak, büyük söz söylemek, atıp tutmak
    • (i.) ağız kalabalığı, abartmalı söz. rant and rave atıp tutmak.
  486. rantabilite Tür.
    • rentability. profitability. profit-earning capacity. remunerativeness.
  487. rantabilite Tür.
    • profitability.
  488. ranunculus İng.
    • (i.) düğünçiçeği, turnaayağı, (bot.) Ranunculus.
  489. ranza Tür.
    • bunk. berth. bunk bed.
  490. ranza Tür.
    • bunk bed. berth (for sleeping on a ship / train. berth. bunk.
  491. ranza Tür.
    • berth. bunk.
  492. rap Tür.
    • When a single pin remains standing on a good hit.
  493. rap Tür.
    • Urban, typically African-American music that features spoken lyrics, often reflecting current social or political issues, over a background of sampled sounds or scratched records.
  494. rap Tür.
    • To strike with a quick, sharp blow
    • to knock
    • as, to rap on the door.
  495. rap Tür.
    • To strike with a quick blow
    • to knock on.
  496. rap Tür.
    • To snatch away
    • to seize and hurry off.
  497. rap Tür.
    • To seize and bear away, as the mind or thoughts
    • to transport out of one"s self
    • to affect with ecstasy or rapture
    • as, rapt into admiration.
  498. rap Tür.
    • To perform a spoken rhythmic part to a music or percussion performance. rocket-assisted projectile.
  499. rap Tür.
    • To hasten.
  500. rap Tür.
    • To free in a mold by light blows on the pattern, so as to facilitate its removal.
  501. rap Tür.
    • To exchange
    • to truck.
  502. rap Tür.
    • The Rapid Assessment Program of the Center for Applied Biodiversity Science at Conservation International.
  503. rap Tür.
    • The only type of "music" more annoying than punk rock See "Run from Run DMC" for an example of what to do if confronted with it Generally performed by large men: If I were a rapper, I"d rap: "Rappers, "dem rappers they"re future CPAP"ers!".
  504. rap Tür.
    • Subgenre of rock in which rhymed lyrics are spoken over rhythm tracks
    • developed by African Americans in the 1970s and widely disseminated in the 1980s and 1990s. Acronym for Reflections, Announcements and Physicalities, which take place in the mornings at some of the sitesALIVE locations.
  505. rap Tür.
    • See: Regulatory accounting procedures.
  506. rap Tür.
    • Same as burner. remote access to PVS.
  507. rap Tür.
    • Rocket-Assisted Projectile.
  508. rap Tür.
    • Required Aircraft Performance.
  509. rap Tür.
    • Request For Additional Pay.
  510. rap Tür.
    • Regulatory Accounting Principles.
  511. rap Tür.
    • Regulatory accounting practices Refers to the regulations generally of banking regulators in treating securitization as off-balance-sheet for the purposes of capital adequacy There are certain differences between off balance sheet treatment as between GAAP and RAP.
  512. rap Tür.
    • Referral and Assessment Packages of Care. the Room Assignment Process or RAP is the process by which current Mason residents apply for and select a residence hall room for the next academic year. knock or tap sharply, as in: Rap on the door again
    • I"m sure someone"s home.
  513. rap Tür.
    • rap.
  514. rap Tür.
    • Poetry with a beat It may or may not have a melody Rap music sprang from the hip hop culture, which initially consisted of graffiti, break dancing, DJ scratching, and rapping See Rap and Hip Hop.
  515. rap Tür.
    • January time for seizing unpaid-for cars.
  516. rap Tür.
    • a reproach for some lapse or misdeed
    • "he took the blame for it"
    • "it was a bum rap". a gentle blow. the sound made by a gentle blow. voluble conversation. genre of African-American music of the 1980s and 1990s in which rhyming lyrics are chanted to a musical accompaniment
    • several forms of rap have emerged. the act of hitting vigorously
    • "he gave the table a whack". strike sharply
    • "rap him on the knuckles". make light, repeated taps on a surface
    • "he was tapping his fingers on the table impatiently". perform rap music. talk volubly.
  517. rap Tür.
    • A quick, smart blow
    • a knock.
  518. rap Tür.
    • A popular name for any of the tokens that passed current for a half-penny in Ireland in the early part of the eighteenth century
    • any coin of trifling value. genre of African-American music of the 1980s and 1990s in which rhyming lyrics are chanted to a musical accompaniment
    • several forms of rap have emerged voluble conversation a gentle blow talk volubly strike sharply
    • "rap him on the knuckles" perform rap music.
  519. rap Tür.
    • A lay or skein containing 120 yards of yarn.
  520. rap İng.
    • (i.) yarım penilik eski İrlanda parası
    • bir nebze. I don't give a rap. Hiç de umurumda değil.
  521. rap İng.
    • (i.), (f.) (ped, ping) darbe, vuruş
    • çalma, çalış
    • argo suçluluk
    • (f.) vurmak, çalmak, çarpmak beat the rap argo cezadan kurtulmak
    • beraet etmek. take the rap argo suçu üstüne almak.
  522. rapacious İng.
    • (s.) yırtıcı
    • haris, açgözlü, doymak bilmez
    • zorba. rapaciously (z.) zorbalıkla
    • açgözlülükle. rapacity, rapaciousness (i.) açgözlülük, zorbalık.
  523. rape İng.
    • (i.) üzüm posası.
  524. rape İng.
    • (i.) kolza, (bot.) Brassica napus. rape cake kolza küspesi. rape oil kolza yağı.
  525. rape İng.
    • (f.), (i.) tecavüz etmek (kadına)
    • yağma etmek
    • eski zorla alıp götürmek
    • (i.) zorla ırza tecavüz
    • eski zorla alıp götürme.
  526. rapeseed İng.
    • (i.) kolza tohumu
    • kolza, (bot.) Brassica napus.
  527. rapid İng.
    • (s.), (i.) pek çabuk, hızlı, tez, süratli
    • çabuk yapılmış
    • (i.), (gen.) (çoğ.) ivinti yeri.
  528. rapidfire İng.
    • (s.) süratle ateş eden.
  529. rapidity , rapidness İng.
    • (i.) sürat, hız. rapidly (z.) süratle, hızla.
  530. rapier İng.
    • (i.) dar ve uzun kılıç, (meç.) rapier thrust meçle vuruş
    • iğneli söz.
  531. rapine İng.
    • (i.) yağmacılık, soygunculuk, çapulculuk.
  532. rapist İng.
    • (i.) (kadına) tecavüz eden adam.
  533. rapor Tür.
    • report. statement. sick report. sick certificate. paper. write-up. record. return. run-down.
  534. rapor Tür.
    • report. run-down. cahier. dispatch. message. statement. word processing.
  535. rapor Tür.
    • account. dispatch. recital. report. doctor"s report.
  536. raportör Tür.
    • reporter.
  537. raportör Tür.
    • person responsible for writing a report. reporter. referent.
  538. rapparee İng.
    • (i.) 17. yüzyılda İrlandalı gerillacı
    • (nad.) haydut, korsan.
  539. rappee İng.
    • (i.) kuvvetli bir çeşit enfiye, burunotu.
  540. rappel İng.
    • (f.), (i.) dağcılıkta doruktan ip sallandırarak inmek
    • (i.) iple iniş.
  541. rapper İng.
    • (i.) çalan veya vuran kimse veya şey
    • kapı tokmağı.
  542. rapport İng.
    • (i.) dostça münasebet, dostça ilişki, ahenk, uyum en rapport (an rapor) (Fr.) birbiriyle anlaşmış, uyum halinde.
  543. rapprochement İng.
    • (i.), (Fr.) uzlaşma.
  544. rapscallion İng.
    • (i.) haylaz kimse, çapkın kimse, serseri kimse.
  545. rapt İng.
    • (s.) kendinden geçmiş, vecit halinde
    • çok dalmış, kendini vermiş.
  546. raptetme Tür.
    • copulation.
  547. raptetmek Tür.
    • to fasten. to attach. append. bind. joint. link. tie.
  548. raptiye Tür.
    • pushpin. tack. thumbtack. drawing pin.
  549. raptiye Tür.
    • pushpin.
  550. raptiye Tür.
    • fastening. thumbtack. drawing pin. joiner. clip. fastener. link. hank. connecting piece. saddle. hasp. connecter. cleat. clamp. connector. dog.
  551. raptiyelemek Tür.
    • to thumbtack.
  552. raptorial İng.
    • (s.) yırtıcı.
  553. rapture İng.
    • (i.) kendinden geçme, vecit hali, vecde dalma
    • aşırı sevinç. rapturous (s.) vecit halinde, kendinden geçmiş. rapturously (z.) kendinden geçerek.
  554. raraavis İng.
    • (Lat.) nadir bulunur şey
    • harikulade kimse.
  555. rare İng.
    • (s.) çiğ, az pişmiş, iyi pişmemiş.
  556. rare İng.
    • (s.) nadir, az bulunur, nadide değerli
    • yoğun olmayan (hava). rareearth metal nadir toprak elementi. rarely (z.) nadiren, seyrek olarak. rareness (i.) nadirlik.
  557. rarebit İng.
    • (i.) kızartılmış ekmeğe sürülen eritilmiş peynir, (bak.) Welsh rabbit.
  558. rareeshow İng.
    • kutu içinde mercek ile gösterilen resimler
    • sokakta gösterilen oyun.
  559. rarefaction İng.
    • (i.) basıncını azaltma (hava, gaz).
  560. rarefy İng.
    • (f.) yoğunluğunu azaltmak
    • seyrekleştirmek, seyrekleşmek
    • inceltmek
    • kalitesini yükseltmek
    • tasfiye etmek, arıtmak. rarefi'able (s.) basıncı azaltılabilir
    • inceltilebilir. rarefica'tion (i.) basıncını azaltma (hava, gaz).
  561. rarity İng.
    • (i.) nadirlik, seyreklik, nedret
    • nadir şey.
  562. ras İng.
    • (kıs.) Royal Asiatic Society, Royal Astronomical Society.
  563. rasat Tür.
    • observation.
  564. rasat Tür.
    • astronomical or meteorological observation. observation gözlem.
  565. rasat Tür.
    • astronomical or meteorological observation.
  566. rasathane Tür.
    • observatory. meteorological station. observatory gözlemevi. observatuvar.
  567. rasathane Tür.
    • observatory. meteorological station.
  568. rasathane Tür.
    • observatory.
  569. rascal İng.
    • (i.) alçak adam, çapkın adam, yaramaz kimse. rascality (i.) alçaklık, çapkınlık.
  570. rase İng.
    • (bak.) raze.
  571. rasgele Tür.
    • random. haphazard. freehand. hit-or-miss. hit-and-miss. desultory. indiscriminate. promiscuous. scratch. stray. wild. at random. at haphazard. haphazardly. haphazard. aimlessly. hit or miss. by chance. offhand. at a venture.
  572. rasgele Tür.
    • at random. haphazardly. by chance. very ordinary.
  573. rasgele Tür.
    • accidentally. indiscriminate. random. stray. at random. at a venture. haphazardly. anyhow. by chance. accidentaly. good luck!.
  574. rash İng.
    • (s.) fazla aceleci, atılgan, sabırsız, telaşçı, düşüncesiz, cüretkâr, gözüpek. rashly (z.) cüretle, düşünmeden. rashness (i.) acelecilik, cüret
    • cüretli ve düşüncesiz iş.
  575. rash İng.
    • (i.), (tıb.) vücutta meydana gelen kızıllık veya lekeler, isilik.
  576. rasher İng.
    • (i.) ince kesilmiş jambon veya beykın dilimi.
  577. raşitik Tür.
    • rickety.
  578. raşitizm Tür.
    • rickets.
  579. rasorial İng.
    • (s.) toprağı eşeleyerek yem bulan.
  580. rasp İng.
    • (f.), (i.) törpülemek, rendelemek
    • törpü gibi ses çıkarmak
    • (i.) kaba törpü, raspa
    • törpü sesi
    • törpüleme.
  581. raspa Tür.
    • scraper. rasper. rasp. scaler. scrape. grater. deck stripping knife. riffler. pointer. rubber. scraping. graving.
  582. raspa Tür.
    • rasp. scraper. wood rasp.
  583. raspacı Tür.
    • scraper.
  584. raspalamak Tür.
    • to scrape the paint or rust off a surface.
  585. raspalamak Tür.
    • to scrape. rasp. to rasp.
  586. raspberry İng.
    • (i.) ağaççileği, ahududu, (bot.) Rubus idaeus.
  587. raspberry , razzberry İng.
    • (i.) argo yuha, yuha çekme, yuhalama. give (some one) the raspberry yuha çekmek.
  588. rasping İng.
    • (s.) gıcırtılı, hışırtılı
    • çatlak sesli.
  589. rast Tür.
    • straight. right. correct. coincidence. encounter. hitting the target.
  590. rast Tür.
    • speeds, break, rest.
  591. rast Tür.
    • RAST is an abbreviation for RadioAllergoSorbent Test, a trademark of Pharmacia Diagnostics, which originated the test RAST is a laboratory test used to detect IgE antibodies to specific allergens. Blood test used to identify the substances that are causing your allergy symptoms and to estimate a relative sensitivity.
  592. rast Tür.
    • Blood test used to identify the substances that are causing your allergy symptoms and to estimate a relative sensitivity. nIII: intelligent
    • intelligence, reason.
  593. rast Tür.
    • a laboratory test used to detect IgE antibodies to specific allergens A RAST requires a blood sample, which is sent to a medical laboratory where tests are done with specific foods to determine whether the patient has IgE antibodies to that food. - a laboratory test used to detect IgE antibodies to specific allergens A RAST requires a blood sample, which is sent to a medical laboratory where tests are done with specific foods to determine whether the patient has IgE antibodies to that food.
  594. rast gelmek Tür.
    • to happen incidentally. to meet by chance. to change upon sb. to come across. to meet with. to encounter. to find. to hit. to coincide with. to occur at the same time as.
  595. rast gelmek Tür.
    • meet.
  596. rastgele Tür.
    • random. any. anyhow. casual / adj,. desultory. by fits and starts. haphazard. hit or miss. indiscriminate.
  597. rastgele Tür.
    • passing.
  598. rastgele Tür.
    • anyhow.
  599. rastık Tür.
    • kohl.
  600. rastlamak Tür.
    • to meet by chance. to chance upon. to come across. to meet with. to encounter. to find. to hit a target. to coincide with. to occur at the same time as.
  601. rastlamak Tür.
    • run across. meet by chance. coincide. run against. run up against smb. fall in with. meet. fall on. fall with. find. happen. light. alight. alight on. blunder on. come on. come upon. concur. encounter. hap. light upon. stumble across. stumble on. st.
  602. rastlamak Tür.
    • fall. meet. to meet. to come across sb/sth. to run across sb/sth. to run into sb. to encounter. to bump into sb. to rub up against sb. to come on/upon sb/sth. to stumble across/on sb/sth. to chance on sb/sth to coincide. to happen at the same time.
  603. rastlanmak Tür.
    • to meet by chance. to chance upon sb. to come across. to encounter. to meet with. to find.
  604. rastlantı Tür.
    • coincidence. fortuity. accident. contingent. encounter. hap. happenstance. incidence. irony. concurence. conjunction.
  605. rastlantı Tür.
    • coincidence. chance. accident. fortuitous event.
  606. rastlantı Tür.
    • coincidence. accident tesadüf. chance.
  607. rastlantısal Tür.
    • coincident.
  608. rastlantısal Tür.
    • casual / adj,. coincidental.
  609. rastlantısal Tür.
    • accidental. chance. coincidental. concurrent. fortuitous. random. incidental. casual. fortitous.
  610. rastlaşmak Tür.
    • to meet by chance. to chance upon each other. to coincide. to occur at the same time.
  611. rastlayış Tür.
    • encounter. coincidence.
  612. rasyonalizm Tür.
    • rationalism.
  613. rasyonalizm Tür.
    • rationalism.
  614. rasyonel Tür.
    • rational. rationalistic. rationalist. efficient.
  615. rasyonel Tür.
    • rational.
  616. rasyonel Tür.
    • rational.
  617. rasyonel sayı Tür.
    • rational number.
  618. rasyonel sayı Tür.
    • rational number.
  619. rasyonelleştirme Tür.
    • rationalization.
  620. rat İng.
    • (i.), (f.) (ted, ting) iri fare, sıçan, keme, (zool.) Mus
    • argo oyunbozan, mızıkçı kimse
    • kadınların saçını kabarık göstermek için kullanılan ufak ilâve parça
    • (f.) fare tutmak
    • on ile, argo gammazlamak
    • argo oyunbozanlık etmek. Norway rat göçmen keme, (zool) Rattus norvegicus. water rat misk faresi, (zool) Ondatra zibethica. Iike a drowned rat sırsıklam. rat race argo keşmekeş, hercümerç, koşuşturma, hengame. smell a rat kuşkulanmak, hile sezmek. ratter (i.) sıçan tutan kedi veya köpek
    • argo hain kimse.
  621. ratable İng.
    • (s.), (İng.) vergilendirilebilir
    • nispi
    • kıymet biçilir. ratably (z.) kıymete göre
    • kıymeti nispetinde.
  622. ratafia , ratafee İng.
    • (i.) bademli likör
    • bademli tatlı bisküvi.
  623. rataplan İng.
    • (i.) tekrarlanan vurma sesi.
  624. ratatattat , ratatat İng.
    • (i.) sürekli kapı çalınma sesi, davul sesi.
  625. ratbitefever , ratbitedisease İng.
    • (tıb.) fare ısırmasından ileri gelen bulaşıcı bir hastalık.
  626. ratchet, ratch İng.
    • (i.) dişli çark mandaIı, kastanyola. ratchet wheel mandallı çark.
  627. rate Tür.
    • Valuation
    • price fixed with relation to a standard
    • cost
    • charge
    • as, high or low rates of transportation.
  628. rate Tür.
    • To settle the relative scale, rank, position, amount, value, or quality of
    • as, to rate a ship
    • to rate a seaman
    • to rate a pension.
  629. rate Tür.
    • To set a certain estimate on
    • to value at a certain price or degree.
  630. rate Tür.
    • To ratify.
  631. rate Tür.
    • To chide with vehemence
    • to scold
    • to censure violently.
  632. rate Tür.
    • To be set or considered in a class
    • to have rank
    • as, the ship rates as a ship of the line.
  633. rate Tür.
    • To assess for the payment of a rate or tax.
  634. rate Tür.
    • This is the cost of a unit of insurance Insurance is based on the history of loss experience for similar risks What a driver pays for auto insurance is based in part on past experience by that company with drivers of the same age, sex, marital status, driving record and similar make and model of car.
  635. rate Tür.
    • This is the cost of a unit of insurance Auto Insurance Quotes are based on the history of loss experience for similar risks What a driver pays for auto insurance is based in part on past experience by that company with drivers of the same age, sex, marital status, driving record and similar make and model of car.
  636. rate Tür.
    • The speed or frequency of occurrence of an event, usually expressed with respect to time or some other known standard Death rate or mortality rate is the number of deaths in a specified population, usually expressed per 100 000 population, over a given period, usually 1 year Morbidity rate is the number of cases per year of certain diseases in relation to the population in which they occur Infant mortality rate is the number of deaths per year of live-born infants less than 1 year of age divided by the number of live births in the same year Peak expiratory flow rate is the maximum rate of exhalation during forced expiration, measured in litres per second or litres per minute.
  637. rate Tür.
    • The pricing factor upon which the insurance buyer"s premium is based.
  638. rate Tür.
    • The pricing factor upon which an insurance premium is based, it is the cost of a given unit of insurance.
  639. rate Tür.
    • The pricing criteria upon which an insurance premium is based, it is the cost of a given unit of insurance Registered keeper - The person who looks after a vehicle, not always the owner For example, you may use a car that is owned by someone else in which case you would be the registered keeper.
  640. rate Tür.
    • The price of insurance per unit of exposure Each classification has a different rate depending on the probability of loss for that class.
  641. rate Tür.
    • The percentage or factor applied to the ceding company"s subject premium to produce the reinsurance premium or the percent applied to the reinsurer"s premium to produce the commission.
  642. rate Tür.
    • The percentage of an amount of money which is paid for its use for a specified time
    • usually expressed as an annual percentage.
  643. rate Tür.
    • The order or class to which a war vessel belongs, determined according to its size, armament, etc.
    • as, first rate, second rate, etc.
  644. rate Tür.
    • The job openings rate is computed by dividing the number of job openings by the sum of employment and job openings and multiplying that quotient by 100 All other data element rates are computed by dividing the data element level by employment and multiplying that quotient by 100.
  645. rate Tür.
    • The gain or loss of a timepiece in a unit of time
    • as, daily rate
    • hourly rate
    • etc.
  646. rate Tür.
    • The cost of insurance per unit
    • used as a base for the determination of premiums.
  647. rate Tür.
    • The class of a merchant vessel for marine insurance, determined by its relative safety as a risk, as A1, A2, etc.
  648. rate Tür.
    • The annual rate of interest on a loan, expressed as a percentage of 100.
  649. rate Tür.
    • The annual percent charged on the principal. the annual rate of interest on a loan, expressed as a percentage of 100 - this is usually the most accurate measure of a mortgage"s annual cost to you rate cap a limit on how much the interest rate can change or reach, either for a specific period or over the life of the loan reconnection fee charged by a utility company for connecting a service, usually after it has been cut off due to non payment redemption the joyous moment when you pay off the mortgage refinancing the process of paying off one loan with the proceeds from a new loan using the same property as security.
  650. rate Tür.
    • That which is established as a measure or criterion
    • degree
    • standard
    • rank
    • proportion
    • ratio
    • as, a slow rate of movement
    • rate of interest is the ratio of the interest to the principal, per annum.
  651. rate Tür.
    • Ratification
    • approval.
  652. rate Tür.
    • rate, installment, instalment.
  653. rate Tür.
    • Price per unit of insurance.
  654. rate Tür.
    • Order
    • arrangement.
  655. rate Tür.
    • In lending, the amount of interest on the loan expressed as an interest rate or annual percentage rate of the principal.
  656. rate Tür.
    • In epidemiologic usage, the frequency of a disease or characteristic expressed per unit of size of the population or group in which it is observed The time at or during which the cases are observed is a further specification.
  657. rate Tür.
    • Established portion or measure
    • fixed allowance.
  658. rate Tür.
    • A tax or sum assessed by authority on property for public use, according to its income or value
    • esp., in England, a local tax
    • as, parish rates
    • town rates.
  659. rate Tür.
    • A score derived by dividing the number of cases that meet a criterion for quality by the number of eligible cases within a given time frame where the numerator cases are a subset of the denominator cases.
  660. rate Tür.
    • A rate is the cost of a unit of insurance Insurance rates are based on historical loss experience for similar risks What a driver pays for auto insurance, for example, is based in part on past loss experience with drivers the same age, sex, and marital status, with similar driving records, and on experience with the same make and model car The final premium also includes factors for future inflation, sales commissions, administrative expenses and profit State insurance regulators are responsible for making sure that insurance rates are adequate to cover losses, but not unreasonably high or unfairly discriminatory - i e, individuals and groups with the same risk characteristics must be offered similar rates. The price of one currency in terms of another, normally against USD Assessment of the credit worthiness of an institution.
  661. rate İng.
    • (i.), (f.) oran, nispet
    • kıymet, bedel, fiyat, paha
    • sınıf, çeşit, nevi
    • (mülk.) vergisi oranı
    • (İng.) mülk vergisi
    • (f.) kıymet biçmek, fiyat takdir etmek
    • hesap etmek
    • saymak
    • sınıflandırmak
    • değerlendirmek
    • nakliye fiyatını tespit etmek
    • (k.dili) hak etmek
    • değerli olmak, itibarda olmak. rate of exchange kambiyo sürümdeğeri. rate of interest faiz oranı. at any rate her nasılsa, her halde. at the rate of hesabıyle, nispetinde.
  662. rate İng.
    • (f.) azarlamak, haşlamak.
  663. rathaus İng.
    • (i.), (Al.) hükümet konağı
    • belediye binası.
  664. rather İng.
    • (z.) den ise, tercihan, e kalırsa
    • den ziyade
    • daha doğrusu
    • oldukça
    • tersine, aksine
    • (İng.) Öyle, ya ! I had rather go. Gitmeyi tercih ederim. Bana kalırsa gideceğim. I had rather not do it. Yapmasam daha iyi.
  665. ratify İng.
    • (f.) tasdik etmek, onaylamak. ratifica'tion (i.) onaylama, onama.
  666. rating İng.
    • (i.) azarlama, tekdir.
  667. rating İng.
    • (i.) tasnif, sınıflama
    • takdir
    • tahmin
    • küçük subay veya er.
  668. ratio İng.
    • (i.) nispet, oran.
  669. ratiocinate İng.
    • (f.) muhakeme etmek, etraflıca düşünmek, aklen tartmak. ratiocina'tion (i.) aklen tartma, muhakeme.
  670. ration İng.
    • (i.), (f.) pay, hisse
    • vesika ile verilen miktar
    • tayın, er azığı
    • (f.) tayın vermek
    • vesika ile dağıtmak
    • tayın miktarını tespit etmek.
  671. rational İng.
    • (s.) akıl sahibi, akıllı, makul, mantıklı
    • ussal
    • (mat.) rasyonel. rational'ity, rationalness (i.) mantıklılık, ussallık. rationally (z.) makul olarak, mantıkla.
  672. rationale İng.
    • (i.) mantık, temel.
  673. rationalism İng.
    • (i.) usçuluk, akılcılık, rasyonalizm. rationalist (i.) usçu, akılcı, rasyonalist rationalis'tic (s.) usçuluk felsefesine göre.
  674. rationalize İng.
    • (İng.) ise (f.) bahane bulmak
    • mantığa göre açıklamak
    • mantıklı kılmak
    • (İng.) modernleştirmek
    • (mat.) rasyonel sayıya çevirmek. rationalization (i.) bahane
    • modernleşme
    • (mat.) rasyonelleştirme.
  675. ratite İng.
    • (s.), (i.), (zool.) uçma olanağı olmayan cinsten (kuş).
  676. ratline İng.
    • (i.), (den.) ıskalarya, çarmıh basamağı.
  677. ratoon , rattoon İng.
    • (i.), (f.) budanmış bitki kökünden süren filiz
    • (f.) filiz sürmek.
  678. ratsbane İng.
    • (i.) sıçanotu, arsenik.
  679. rattail İng.
    • (s.) sıçan kuyruğu gibi.
  680. rattan İng.
    • (i.) benekli hintkamışı, (bot.) Calamus rotang.
  681. rattle İng.
    • (f.), (i.) takırdamak, tıkırdamak
    • takırdatmak
    • (k.dili) akımı karıştırmak
    • (i.) takırtı
    • boş laf, gevezelik
    • zırıltı
    • çocuk çıngırağı
    • çıngıraklı yılanın çıngırağı
    • can çekişme hırıltısı. rattle off ezbere söylemek. rattle on boş laf etmek, çok konuşmak, saçmalamak.
  682. rattlebox İng.
    • (i.) baklagillerden kurumuş tohumları çıngırak sesi çıkaran bir bitki, (bot.) Crotalaria.
  683. rattlebrain, rattlehead İng.
    • (i.) çalçene kimse, geveze kimse.
  684. rattlesnake , rattler İng.
    • (i.) çıngıraklı yılan, (zool.) Crotalus.
  685. rattletrap İng.
    • (i.) kırık dökük şey, eski araba.
  686. rattling İng.
    • (s.) tıkırdayan
    • (k.dili) canlı
    • çok.
  687. rattly İng.
    • (s.) takırdayan, tıkırtılı.
  688. rattoon İng.
    • (bak.) ratoon.
  689. rattrap İng.
    • (i.) fare kapanı
    • çok müşkül durum.
  690. ratty İng.
    • (s.) sıçan gibi
    • sıçanı çok
    • argo uygunsuz, kılıksız.
  691. raucous İng.
    • (s.) boğuk, kısık
    • velveleli, gürültülü, kaba.
  692. raunt Tür.
    • round.
  693. ravage İng.
    • (f.), (i.) tahrip etmek, harap etmek
    • (i.) harap etme
    • harabiyet.
  694. rave İng.
    • (i.) fazla yük kaldırabilmesi için at arabasının yanlarına ilave edilen parmaklık.
  695. rave İng.
    • (f.), (i.), (s.) çıldırmak, çılgınca bağırıp çağırmak, hezeyan etmek
    • (i.) çıIgınca bağırma
    • çıIgınlık
    • (s.) şevklendirici.
  696. ravel İng.
    • (f.) (ed, ing veya led, ling) (i.) bükülmüş şeyi açmak
    • ipliklerini ayırmak
    • gen out ile halletmek, çözmek
    • (i.) kaçmış ilmik, atmış iplik.
  697. raveling , ling İng.
    • (i.) sökülmüş iplik, kaçık.
  698. ravelment İng.
    • (i.) kaçmış ilmik, kaçık
    • dolaşıklık, karışıklık.
  699. raven İng.
    • (f.) aç kurt gibi yemek
    • yağma etmek.
  700. raven İng.
    • (i.), (s.) kuzgun, (zool.) Corvus corax
    • (s.) kuzguni, simsiyah.
  701. ravening İng.
    • (s.), (i.) açgözlü
    • yırtıcı, canavarca
    • çıldırmış, kudurmuş
    • (i.) açgözIülük
    • av.
  702. ravenous İng.
    • (s.) çok aç
    • yırtıcı hale gelmiş. ravenously (z.) aç kurt gibi. ravenousness (i.) canavarca iştah.
  703. ravent Tür.
    • rhubarb.
  704. ravent Tür.
    • rhabarber.
  705. ravin İng.
    • (i.), (f.) yağma
    • yırtıcılık
    • av, şikâr
    • (f.) canavar gibi yemek
    • yağma etmek.
  706. ravine İng.
    • (i.) koyak, dar ve derin dere.
  707. raving İng.
    • (s.), (i.) çılgın, gözü dönmüş, kudurmuş
    • (i.) deli saçması, saçma söz. stark raving mad kudurmuş, delirmiş. ravingly (z.) çıIgınca, kudurmuşcasına.
  708. ravioli İng.
    • (i.) İtalyan usulü mantı.
  709. ravish İng.
    • (f.) esritmek, çok sevindirmek
    • ırzına tecavüz etmek
    • eski zorla kapıp götürmek, gasp etmek. ravishment (i.) esrime, kendinden geçme
    • ırza tecavüz
    • eski zorla kapıp götürme.
  710. ravishing İng.
    • (s.) esritici, çok sevindirici, kendinden geçiren, büyüleyici. ravishingly (z.) büyüleyici şekilde.
  711. raw İng.
    • (s.), (i.) çiğ, pişmemiş
    • ham, işlenmemiş, terbiye edilmemiş bükülmemiş, tasfiye olunmamış
    • olgunlaşmamış
    • derisi sıyrılmış
    • soğuk
    • taze, yeni
    • acemi, tecrübesiz
    • (i.), the ile sıyrık. in the raw doğal halde, işlenmemiş
    • ABD, (k.dili) çıplak. raw deal argo haksız muamele. raw material hammadde. raw silk ham ipek. raw spirits saf ispirto. raw'ish (s.) hamca
    • oldukça çiğ. rawness (i.) çiğlik
    • hamlık
    • sıyrık.
  712. rawalpindi İng.
    • (i.) Ravalpindi.
  713. rawboned İng.
    • (s.) kemikleri çıkık, çok zayıf.
  714. rawhide İng.
    • (i.) tabaklanmamış deri, ham deri
    • ham deriden yapılmış kamçı.
  715. ray Tür.
    • To shine, as with rays.
  716. ray Tür.
    • To send forth or shoot out
    • to cause to shine out
    • as, to ray smiles.
  717. ray Tür.
    • To mark with long lines
    • to streak.
  718. ray Tür.
    • To mark, stain, or soil
    • to streak
    • to defile.
  719. ray Tür.
    • To array.
  720. ray Tür.
    • The supporting structure in the fins which is striated and often branched.
  721. ray Tür.
    • The ray AC consists of segment AC and all other points P such that C is between A and P The point named first, here A, is the endpoint of Ray AC.
  722. ray Tür.
    • The radial division of an echinoderm, ie arm of a starfish.
  723. ray Tür.
    • The flat petal-like blades that encircle the disk in composite flowers.
  724. ray Tür.
    • Streak of material blasted out and away from an impact crater. is a closed half-line. bright elongated streaks radiating from certain craters on the Moon and Mercury.
  725. ray Tür.
    • Sight
    • perception
    • vision
    • from an old theory of vision, that sight was something which proceeded from the eye to the object seen.
  726. ray Tür.
    • See Skate. cartilaginous fishes having horizontally flattened bodies and enlarged winglike pectoral fins with gills on the underside
    • most swim by moving the pectoral fins any of the stiff bony rods in the fin of a fish a branch of an umbel or an umbelliform inflorescence a straight line extending from a point emit as rays
    • "That tower rays a laser beam for miles across the sky".
  727. ray Tür.
    • See Radius.
  728. ray Tür.
    • See Illust. under Light.
  729. ray Tür.
    • See Half-ray.
  730. ray Tür.
    • rail. track.
  731. ray Tür.
    • railroad track.
  732. ray Tür.
    • One of the spheromeres of a radiate, especially one of the arms of a starfish or an ophiuran.
  733. ray Tür.
    • One of the radiating spines, or cartilages, supporting the fins of fishes.
  734. ray Tür.
    • One of the component elements of the total radiation from a body
    • any definite or limited portion of the spectrum
    • as, the red ray
    • the violet ray.
  735. ray Tür.
    • One of a system of diverging lines passing through a point, and regarded as extending indefinitely in both directions.
  736. ray Tür.
    • One of a number of lines or parts diverging from a common point or center, like the radii of a circle
    • as, a star of six rays.
  737. ray Tür.
    • In a restricted sense, any of the broad, flat, narrow-tailed species, as the skates and sting rays.
  738. ray Tür.
    • guide. runner. track. rail. iron road.
  739. ray Tür.
    • Given a region G c R2 A ray is a piecewise linear path with corners lying on a point p at the boundary of G respecting the usual law of reflection with the tangent line at p Given a region H c R3, the ray behaves as in R2 with the tangent plane Further, the incident and reflected portion of a ray are coplanar with the surface normal at p. An entity of unspecified length, but no depth or breadth, that extends into infinity from a specified point In computer graphics, ray is a common term used, when rendering a scene, to describe the path a light ray follows. Radial strands of living cells concerned with the transport of water and food.
  740. ray Tür.
    • A straight line with one endpoint The line extends infinitely. a line having one endpoint.
  741. ray Tür.
    • A straight line that begins at a point and continues outward in one direction.
  742. ray Tür.
    • Array
    • order
    • arrangement
    • dress.
  743. ray Tür.
    • A ribbon like figure caused by the strands of cells which extend across the grain in quarter sawn lumber.
  744. ray Tür.
    • A radiating part of a flower or plant
    • the marginal florets of a compound flower, as an aster or a sunflower
    • one of the pedicels of an umbel or other circular flower cluster
    • radius.
  745. ray Tür.
    • Any of the bony spines that support a fish fin membrane. one of the showy, petal-like florets surrounding the flower head in the Aster Family.
  746. ray Tür.
    • A line representing the direction of a wave motion.
  747. ray Tür.
    • A line of light or heat proceeding from a radiant or reflecting point
    • a single element of light or heat propagated continuously
    • as, a solar ray
    • a polarized ray.
  748. ray Tür.
    • A geometric representaion of a light path through an optical medium - a line normal to the wave front indicating the direction of radiant energy flow.
  749. ray Tür.
    • a column of light. a branch of an umbel or an umbelliform inflorescence. a straight line extending from a point. a group of nearly parallel lines of electromagnetic radiation. the syllable naming the second note of any major scale in solmization. any of the stiff bony rods in the fin of a fish. cartilaginous fishes having horizontally flattened bodies and enlarged winglike pectoral fins with gills on the underside
    • most swim by moving the pectoral fins. emit as rays
    • "That tower rays a laser beam for miles across the sky". extend or spread outward from a center or focus or inward towards a center
    • "spokes radiate from the hub of the wheel"
    • "This plants radiates spines in all directions". expose to radiation
    • "irradiate food".
  750. ray Tür.
    • A beam of electromagnetic energy following an elemental path perpendicular to the radiation"s wave front.
  751. ray İng.
    • (i.) tırpana, (zool) Raia batis
    • vatoz, kedibalığı, (zool) Raia clavata. electric ray uyuşturanbalığı, torpilbalığı, (zool.) Torpedo torpedo. sting ray bir tür dikenli uyuşturanbalığı, (zool) Dasyatis pastinaca.
  752. ray İng.
    • (i.), (f.) ışın, şua
    • (geom.) ışın
    • (bot.) papatya gibi çiçeğin dış petallerinden her biri
    • (zool) balık kanadı kılçığı, deniz yıldızı veya beş parmak denilen hayvanın parmaklarından her biri
    • (f.)ışın saçmak. a ray of hope ümit ışığı. rayless (s.) ışınsız, şuasız.
  753. rayah İng.
    • (i.) reaya.
  754. rayiç Tür.
    • quotation. rate. market price. current value. market value.
  755. rayiç Tür.
    • market price. current price.
  756. rayiç Tür.
    • current price. rate. current exchange.
  757. rayiç fiyat Tür.
    • current price. market price. going fas.
  758. rayon İng.
    • (i.) suni ipekli kumaş.
  759. raze , rase İng.
    • (f.) yıkıp yerle bir etmek, tahrip etmek.
  760. razee İng.
    • (i.), (f.), (den.) üst güvertesi çıkarılmış gemi
    • (f.) üst güvertesini çıkarmak.
  761. razı Tür.
    • willing.
  762. razı Tür.
    • contented. content. willing. consentient. agreeable. ready.
  763. razı Tür.
    • agreeable. willing. ready. contented. satisfied.
  764. razı olmak Tür.
    • accept. accede. acquiesce. agree. allow. cave in. concur. to swallow one"s medicine. permit. settle for sth. to say yes.
  765. razı olmak Tür.
    • accede. accept. acquiesce. comply. consent. lump.
  766. razor İng.
    • (i.), (f.) ustura
    • tıraş makinası. (f.) ustura ile kesmek veya tıraş etmek. razor blade ustura ağzı
    • jilet, tıraş bıçağı. razor clam, razor shell denizçakısı, ustura midyesi, (zool.) Solen razor strop, razor strap ustura kayışı. safety razor tıraş makinası.
  767. razorback İng.
    • (i.) çatalkuyruklu balina, (zool) Balaenoptera
    • sırtı dar ve keskin bir domuz
    • dar sırtlı tepe.
  768. razorbill İng.
    • (i.) usturagagalı alk, (zool) Alka torda.
  769. razoredge İng.
    • (i.) keskin bıçak ağzı, keskin uç
    • sivri dağ yamacı
    • zor durum.
  770. razz İng.
    • (i.), (f.), ABD, argo alay
    • yuha
    • (f.) alay etmek, takılmak, kızdırmak
    • yuhalamak.
  771. razzledazzle İng.
    • (i.), ABD, argo şaşırtıcı hareket.
  772. rc İng.
    • (kıs.) Red Cross, Roman Catholic.
  773. rca İng.
    • (kıs.) Reformed Church in America, Radio Corporation of America.
  774. rcd İng.
    • (kıs.) received.
  775. rd İng.
    • (kıs.) road, rod(s.), round.
  776. rd İng.
    • (kıs.) Rural Delivery.
  777. re Tür.
    • The two-character ISO 3166 country code for REUNION.
  778. re Tür.
    • Renewable Energy. reissue. "Regreeting" or "Hello again".
  779. re Tür.
    • Religious Education.
  780. re Tür.
    • Religious Education.
  781. re Tür.
    • Reissue A re-issued or reprinted item Not the original print or pressing.
  782. re Tür.
    • Combinations containing the prefix re- are readily formed, and are for the most part of obvious signification.
  783. re Tür.
    • Chemical symbol for Rhenium. frigerated Warehouse: A warehouse that is used to store perishable items requiring controlled temperatures.
  784. re Tür.
    • A syllable applied in solmization to the second tone of the diatonic scale of C
    • in the American system, to the second tone of any diatonic scale. the syllable naming the second note of any major scale in solmization.
  785. re Tür.
    • A prefix signifying back, against, again, anew
    • as, recline, to lean back
    • recall, to call back
    • recede
    • remove
    • reclaim, to call out against
    • repugn, to fight against
    • recognition, a knowing again
    • rejoin, to join again
    • reiterate
    • reassure.
  786. re Tür.
    • Abr Regarding, about. code Reenlistment code.
  787. re İng.
    • (i.), (müz.) gamda ikinci nota, re.
  788. re İng.
    • önek geri, geriye doğru: recall retrace
    • tekrar, yeniden: readdress, rearm. restate.
  789. re İng.
    • edat dair, hakkında, e ait, meselesinde.
  790. re İng.
    • (kıs.) Reformed Episcopal, Right Ex cellent, Royal Engineers.
  791. re-lay İng.
    • f. (relaid) yeniden sermek veya döşemek.
  792. reabsorb İng.
    • (f.) tekrar emmek veya içine çekmek.
  793. reach İng.
    • (i.) uzatma
    • uzanma, yetişme
    • erişme
    • erim, menzil
    • etki alanı, alan, görüş sahası
    • düz uzam
    • (den.) volta seyrinde zikzaklardan biri. beyond reach, out of reach erişilmez, yetişilmez. within reach erişilebilir.
  794. reach İng.
    • (f.) uzatmak
    • elini uzatıp almak veya alarak vermek
    • uzanmak, erişmek
    • yetişmek, varmak, ulaşmak, vâsıl olmak
    • gelmek
    • (den.) rüzgâr yönünde seyretmek. reach ahead ileriye uzanmak. reach down elini aşağıya uzatmak. reach for almak üzere uzanmak.
  795. react İng.
    • (f.) tepki göstermek, tepkimek
    • tersine hareket etmek
    • (fiz.) tepmek, geri vurmak
    • (kim.) reaksiyona girmek.
  796. reaction İng.
    • (i.) tepki
    • karşı koyma, tepkime
    • mukabele, karşılık, aksi tesir
    • irtica
    • (biyol.) tepke
    • (psik.) tepki
    • (kim.) reaksiyon
    • (tıb.) ilâcın hasta üzerinde aksi tesiri, reaksiyon. reactionary (s.), (i.) gerici, mürteci (kimse). reactionist (i.) gerici kimse.
  797. reactivate İng.
    • (f.) tekrar yürürlüğe koymak, tekrar çalıştırmak.
  798. reactive İng.
    • (s.) tepkisel
    • aksi tesir yaratan.
  799. reactivity İng.
    • (i.) tepki gösterme
    • (kim.) reaksiyona girme kabiliyeti.
  800. read İng.
    • (f.) (read) (red) (i.) okumak, kıraat etmek
    • anlamak, yorumlamak, tefsir etmek
    • çıkarmak, mana vermek
    • göstermek, kaydetmek
    • (metinde) yazılı olmak
    • okuyup öğrenmek
    • okunmak
    • (i.), (k.dili) okuma
    • okuma süresi. read between the lines kapalı anlamını keşfetmek. read out üyeliğini kaldırmak. read over baştan başa okumak
    • tekrar okumak. read (someone) to sleep kitap okuyarak uyutmak.
  801. read İng.
    • (s.) okumuş, bilgili. well read çok okumuş, çok bilgili.
  802. readable İng.
    • (s.) okunaklı
    • okumaya değer, ilginç. readabil'ity (i.) okunaklılık
    • okumaya değer olma.
  803. reader İng.
    • (i.) okuyucu, okur
    • yayımlanacak eserleri eleştiren kimse
    • düzeltmen
    • okuma kitabı
    • (İng.) okutman.
  804. reading İng.
    • (i.), (s.) okuma
    • okunma
    • okunuş
    • edebi araştırma, çalışma
    • mana
    • okunacak metin
    • göstergenin kaydettiği öIçüm
    • metin
    • yorum
    • (s.) okumaya elverişli. reading desk kitap sehpası
    • kürsü. reading lamp masa lambası. reading room okuma salonu.
  805. readjust İng.
    • (f.) tekrar düzeltmek, yeniden düzenlemek, yeniden ayarlamak
    • yeniden alışmak.
  806. readjustment İng.
    • (i.) yeni şartlara alışma
    • alıştırma
    • yeniden düzenleme.
  807. readmit İng.
    • (f.) tekrar (üyeliğe, öğrenciliğe) kabul etmek.
  808. ready İng.
    • (s.), (i.), (f.) hazır, anık, amade
    • yetenekli, istekli
    • çabuk kavrayan
    • (i.) hazır olma
    • gezleme durumu
    • (f.) hazırlamak. ready money hazır para, nakit. a ready pen iyi yazı yazma kabiliyeti. make ready for (bir şey için) hazırlamak. readily (z.) seve seve, gönüllü olarak. readiness (i.) hazır olma
    • anıklık
    • gönüllülük.
  809. readymade İng.
    • (s.) hazır.
  810. readymix İng.
    • (s.), ABD sulandırılarak kullanılmaya hazır.
  811. readytowear İng.
    • (i.), (s.) konfeksiyon.
  812. reaffirm İng.
    • (f.) tekrar teyit etmek, tekrar doğrulamak.
  813. reagent İng.
    • (i.), (kim.) miyar, belirteç.
  814. reaksiyon Tür.
    • reaction. retroaction.
  815. reaksiyon Tür.
    • reaction. reaction tepki. tepkime.
  816. reaksiyon Tür.
    • reaction.
  817. reaktif Tür.
    • test.
  818. reaktif Tür.
    • reactive. reactive tepkin.
  819. reaktör Tür.
    • reactor.
  820. reaktör Tür.
    • reactor.
  821. real İng.
    • (s.), (z.) gerçek, hakiki
    • asıl
    • samimi
    • (huk.) gayri menkule ilişkin
    • (z.) gerçekten çok. real estate (huk.) gayri menkul mal, mülk. real image gerçek gürüntü. real number (mat.) gerçek sayı. real property (huk.) mülk. the real thing esaslı şey, â1a şey, fevkalade şey. real wages satınalma gücüne güre hesaplanmış maaş. realness (i.) gerçeklik, hakikilik.
  822. real İng.
    • (i.) eski İspanyol parası.
  823. realgar İng.
    • (i.), (min.) kırmızı zırnık.
  824. realism İng.
    • (i.) gerçekçilik, realizm.
  825. realist Tür.
    • See Realism, 2. a philosopher who believes that universals are real and exist independently of anyone thinking of them a painter who represents the world realistically and not in an idealized or romantic style a person who accepts the world as it literally is and deals with it accordingly.
  826. realist Tür.
    • realistic.
  827. realist Tür.
    • realist.
  828. realist Tür.
    • realist.
  829. realist Tür.
    • One who seeks to recognize, understand, and acknowledge natural laws and their invincibility to violation. a philosopher who believes that universals are real and exist independently of anyone thinking of them. a person who accepts the world as it literally is and deals with it accordingly. a painter who represents the world realistically and not in an idealized or romantic style.
  830. realist Tür.
    • One who believes in realism
    • esp., one who maintains that generals, or the terms used to denote the genera and species of things, represent real existences, and are not mere names, as maintained by the nominalists.
  831. realist Tür.
    • An artist or writer who aims at realism in his work.
  832. realist Tür.
    • A naive realist is a person who believes that what you see is what you get Scientific realists believe that the laws of science are external to and independant of mind. one who is devoted to what is real rather than imaginary.
  833. realist Tür.
    • A designation for an agent or broker who is a member of the National Association of Real Estate Brokers.
  834. realist İng.
    • (i.) gerçekçi kimse, realist.
  835. realistic İng.
    • (s.) gerçekçi, gerçeğe uygun. realistically (z.) gerçeğe uygun olarak.
  836. realite Tür.
    • reality. the real.
  837. realite Tür.
    • reality.
  838. realite Tür.
    • reality.
  839. reality İng.
    • (i.) hakikat, gerçeklik
    • gerçek, realite.
  840. realization İng.
    • (i.) fark etme
    • fark edilme
    • tahakkuk, gerçekleşme
    • gerçekleştirme
    • kavrama, idrak, tasavvur
    • paraya çevirme.
  841. realize, (ıng.) ise İng.
    • (f.) anlamak, tasavvur etmek
    • idrak etmek
    • gerçekleştirmek
    • tahakkuk ettirmek
    • para getirmek
    • paraya çevirmek. realizable (s.) gerçekleştirilebilir.
  842. reallife İng.
    • (s.), ABD, (k.dili) gerçek hayata dayanan.
  843. really İng.
    • (z.) gerçekten.
  844. realm İng.
    • (i.) üIke
    • krallık
    • memleket
    • diyar
    • (zool.) bölge. the realm of fancy hayal âlemi.
  845. realpolitik İng.
    • (i.), (Al.) kuvvete dayanan politika.
  846. realtor İng.
    • (i.), ABD, (tic.) (mark.) emlâkçi.
  847. realty İng.
    • (i.), ABD, (huk.) gayri menkul mal.
  848. ream İng.
    • (i.) 480 veya 500 tabakalık kağıt topu
    • (çoğ.), (k.dili) çok miktar.
  849. ream İng.
    • (f.) (delik) genişletmek
    • (den.) kalafat için aralık yerlerini temizlemek. reamer (i.) bıcırgan, rayma
    • limon sıkacağı, limonluk.
  850. reanimate İng.
    • (f.) yeniden canlandırmak.
  851. reap İng.
    • (f.) biçmek, orak ile biçmek, hasat etmek
    • mahsul toplamak
    • semeresini almak. reaping hook orak. reaping machine orak makinası, biçerdöğer.
  852. reaper İng.
    • (i.) orakçı, biçici
    • biçerdöğer.
  853. rear İng.
    • (f.) kaldırmak, yükseltmek, dikmek
    • inşa etmek, bina etmek
    • yetiştirmek, besleyip büyütmek
    • yükselmek. rear up şahlanmak.
  854. rear İng.
    • (i.), (s.) geri, arka
    • (ask.) artçı, dümdar
    • (s.) arkadaki, en geri. rear admiral (den.) tuğamiral rear guard dümdar kolu, artçı. rear line en geri asker safı. rearmost (s.) en geri, en sonraki. rear sight (tüfekte) arpacık. rear view mirror (arabada) dikiz aynası. rearward (z.), (s.) geriye doğru
    • (s.) arkadaki.
  855. rearm İng.
    • (f.) yeniden silahlandırmak
    • modern silahlarla donatmak veya donanmak. rearmament (i.) yeniden silâhlandırma
    • silahları modernleştirme.
  856. rearrange İng.
    • (f.) yeniden düzenlemek, yeniden tanzim etmek. rearrangement (i.) yeni düzen.
  857. reason İng.
    • (f.) usa vurmak, uslamlamak, muhakeme etmek
    • sonuç çıkarmak, anlamak
    • münakaşa etmek, müzakere etmek. reason out sonucunu bulmak. reason with ikna etmek, inandırmak.
  858. reason İng.
    • (i.) sebep, neden, illet
    • delil, tanıt
    • akıl, fikir, idrak, anlayış, aklıselim
    • mantık
    • hak, insaf, adalet. bring to reason aklını başına getirmek. by reason of nedeniyle, sebebiyle. in all reason mantıki olarak, hakkıyle düşünülürse. It stands to reason. Galiba öyledir. with reason haklı olarak.
  859. reasonable İng.
    • (s.) makul, mantıklı, akla uygun
    • uygun. reasonableness (i.) uygunluk. reasonably (z.) makul surette
    • oldukça.
  860. reasoned İng.
    • (s.) akla dayanan, düşünüp kararlaştırılmış.
  861. reasoning İng.
    • (i.) muhakeme, uslamlama, usa vurma. deductive reasoning tümdengelim uslamlamasl, tümdengelimli usa vurma. inductive reasoning tümevarım uslamlaması, tümevarımlı usa vurma.
  862. reassure İng.
    • (f.) güvenini tazelemek, tekrar temin etmek
    • (bak.) reinsure reassur ance (i.) temin edilme.
  863. reasürans Tür.
    • reinsurance. counter assurance. counterinsurance. reassurance.
  864. reaumur İng.
    • (i.) 1730'da reomürü icat eden Fransız. Reaumur thermometer reomur.
  865. reave İng.
    • (f.) (reaved veya reft) eski zorla elinden almak, zaptetmek
    • yağma etmek
    • yırtmak.
  866. rebate İng.
    • (bak.) rabbet.
  867. rebate İng.
    • (f.), (i.) iskonto etmek, indirim yapmak, tenzilât yapmak, bir kısmım geri vermek
    • (i.) indirim, tenzilât, iskonto, geri verilen kısım.
  868. rebec İng.
    • (i.) rebap.
  869. rebel İng.
    • (f.) (led, ling) isyan etmek, ayaklanmak, karşı gelmek
    • zorbalık etmek, serkeşlik etmek.
  870. rebel İng.
    • (s.), (i.) isyankâr, zorba, serkeş
    • (i.) asi, şaki.
  871. rebellion İng.
    • (i.) isyan, ayaklanma.
  872. rebellious İng.
    • (s.) asi, serkeş, isyankâr. rebelliously (z.) asice, isyan ederek, isyankâr şekilde, serkeşçe. rebelliousness (i.) asilik, isyankarlık, serkeşlik.
  873. rebirth İng.
    • (i.) yeniden doğma, tekrar dünyaya gelme
    • yeniden uyanış, uyanma, canlanma, intibah, rönesans.
  874. reboant İng.
    • (s.) şiddetle yankılanan (ses).
  875. reborn İng.
    • (s.) yeniden doğmuş.
  876. rebound İng.
    • (i.) esneklik
    • geri tepme
    • yankı
    • (k.dili) hayal kırıklığından sonraki tepki.
  877. rebound İng.
    • (f.) çarpıp geri sıçramak, geri tepmek
    • yansımak, yankılamak (ses).
  878. rebroadcast İng.
    • (s.), (i.), (f.) (rebroad cast veya ed) tekrarlanan (radyo veya televizyon programı)
    • (f.) tekrarlamak
    • tekrar yayımlamak
    • naklen yayımlamak.
  879. rebuff İng.
    • (i.), (f.) ret
    • azarlama, ters cevap
    • geri püskürtme
    • (f.) reddetmek
    • ters cevap vermek, azarlamak
    • geri püskürtmek.
  880. rebuke İng.
    • (f.), (i.) azarlamak, paylamak, tekdir etmek
    • (i.) azar, paylama.
  881. rebus İng.
    • (i.) sorulan kelime veya cümlenin kısımlarını ayrı ayrı resimlerle göstererek oynanan bir çeşit bilmece (msl. bir dal ile bir kavuk resmi dalkavuk diye okunacak) .
  882. rebut İng.
    • (f.) (ted, ting) çürütmek
    • (huk.) delillerle reddetmek. rebuttal (i.) delillerle çürütme ve reddetme. rebutter (i.), (huk.) bir davada davacı tarafından verilen ikinci cevap
    • delille reddeden kimse.
  883. rec. İng.
    • (kıs.) receipt, record, recorder.
  884. recalcitrate İng.
    • (f.) inat etmek, karşı gelmek, boyun eğmemek. recalcitrance, recalcitra'tion (i.) inatçılık, serkeşlik. recalcitrant (s.), (i.) inatçı, serkeş (kimse).
  885. recall İng.
    • (f.), (i.) geri çağırmak
    • hatırlamak, anımsamak
    • lağvetmek, feshetmek, geri almak
    • (i.) geri çağırma
    • anımsama
    • geri gelme işareti veya emri
    • (pol.) bir yöneticinin halkoyu ile azledilmesi.
  886. recant İng.
    • (f.) sözünü geri almak, vaz geçmek, caymak. recanta'tion (i.) sözünü geri alma, dönme, cayma, vaz geçme.
  887. recap İng.
    • (f.), (i.), (k.dili) özetlemek
    • (i.) özet.
  888. recap İng.
    • (f.), (i.) Iastik kaplamak
    • (i.) kaplanmış lastik.
  889. recapitulate İng.
    • (f.) özetlemek. recapitula'tion (i.) özet. recapitulatory (s.) özetleyici.
  890. recapture İng.
    • (i.), (f.) tekrar zaptetme
    • (f.) zaptedilmiş şeyi geri almak
    • hatırlamak.
  891. recast İng.
    • (f.) yeniden dökmek
    • yeniden düzenlemek
    • yeniden hesaplamak. re'cast (i.) yeni şekil, yeni hesap.
  892. recd. İng.
    • (kıs.) received.
  893. recede İng.
    • (f.) çekilmek, geri çekilmek
    • uzaklaşmak
    • vaz geçmek, sözünden dönmek.
  894. receipt İng.
    • (i.), (f.) reçete
    • makbuz, alındı
    • (çoğ.) hasılât
    • alma
    • (f.) makbuz vermek, ödendiğine dair imza koymak.
  895. receivable İng.
    • (s.), (i.) alınacak, alınması mümkün
    • tahsil olunacak
    • (i.) matlup, alacak.
  896. receive İng.
    • (f.) almak
    • kabul etmek
    • haber almak
    • anlamak, kavramak
    • taşımak, kaldırmak
    • uğramak, maruz kalmak. receiving line teşrifatçılar.
  897. receiver İng.
    • (i.) alan veya kabul eden kimse
    • tahsildar
    • (huk.) davalı malları idareyle görevli kimse
    • çalıntı malı alan kimse
    • (kim.) distilasyonda toplama kabı
    • (fiz.) hava boşaltma tulumbasının cam kavanozu
    • ahize, alıcı, almaç. receivership (i.) davalı malların idaresi.
  898. reçel Tür.
    • jam. preserves. marmalade. conserve.
  899. reçel Tür.
    • jam. preserve. preserves. conserve.
  900. reçel Tür.
    • jam. marmalade. preserve.
  901. recency İng.
    • (i.) yenilik, yeni vuku bulma.
  902. recension İng.
    • (i.) eski bir eserin çeşitli nüshalarına bakılarak tespit edilen en uygun metin.
  903. recent İng.
    • (s.) yeni, yeni olmuş, yakında olmuş
    • (bh), (jeol.) dördüncü zamana ait. recently (z.) geçenlerde, son zamanlarda. recentness (i.) yeni vuku bulma.
  904. recept İng.
    • (i.), (psik.) birbiriyle ilgili görüntülerin tekrarlanmasıyle zihinde meydana gelen imge.
  905. receptacle İng.
    • (i.) kap, zarf
    • depo, havuz
    • hazne
    • (bot.) çiçek tablası.
  906. reception İng.
    • (i.) alma, alınma
    • kabul, kabul etme
    • misafir kabulü, kabul merasimi, resepsiyon
    • radyoda ses alma. reception room bekleme odası.
  907. receptionist İng.
    • (i.) resepsiyon memuru.
  908. receptive İng.
    • (s.) alır, kabul eder. receptively (z.) kabul edercesine. receptiveness, receptiv'ity (i.) alma eğilimi
    • (psik.) alırlık.
  909. receptor İng.
    • (i.), (anat.) alıcı sinir, reseptör.
  910. recess İng.
    • (i.), (f.) girinti, oyuk, (gen.) (çoğ.) gizli yer, iç taraf
    • (f.) girinti yapmak, oymak
    • ara vermek.
  911. recess İng.
    • (i.) tatil vakti, paydos, teneffüs, ara.
  912. recession İng.
    • (i.) geri çekilme
    • (ikt.) düşüş (fiyat)
    • iktisadi durgunluk.
  913. recessional İng.
    • (s.), (i.) geri çekilmeye ait
    • (i.) papaz ve koro heyeti kiliseden çıkarken okunan ilâhi.
  914. recessive İng.
    • (s.), (i.) geri çekilme eğiliminde olan
    • (biyol.) dominant olmayan (vasıf), resesif
    • (i.) diğeri tarafından bastırılan özellik.
  915. reçete Tür.
    • prescription. prescription. recipe. formula. receipt. cure.
  916. reçete Tür.
    • formula. prescription. receipt. recipe.
  917. recherche İng.
    • (s.), (Fr.) dikkatle seçilmiş
    • az bulunur, nadir, çok zarif
    • yapmacık tavırlı.
  918. recidivism İng.
    • (i.) sabıkalı kimsenin yeniden suç işleme eğilimi. recidivist (i.) ikinci defa mahkum olmuş kimse, sabıkalı kimse. recidivous (s.) çok sabıkalı.
  919. reçine Tür.
    • resin. rosin.
  920. reçine Tür.
    • resin. rosin.
  921. reçine Tür.
    • resinous. resin. rosin. gum.
  922. recipe İng.
    • (i.) yemek tarifi
    • reçete, tertip
    • çare, çözüm, plan.
  923. recipient İng.
    • (s.), (i.) verilen şeyi alan (kimse), alıcı.
  924. reciprocal İng.
    • (s.), (i.) karşılıklı, mütekabil, iki taraflı
    • birbirinin yerine geçen
    • (gram.) ortak
    • (i.) karşılıklı şey
    • (mat.) evrik değer. reciprocal insurance karşılıklı sigorta. reciprocal'ity (i.) karşıtlık. reciprocally (z.) karşıt olarak.
  925. reciprocate İng.
    • (f.) karşılıklı hareket etmek, karşılığını yapmak, misli ile karşılık vermek
    • birbirinin yerine geçmek, mütekabil olmak. reciproca'tion (i.) karşılık, tekabül.
  926. reciprocity İng.
    • (i.) iki devlet arasında yapılan anlaşma, ticari mübadele usulü
    • karşılıklı münasebet.
  927. recision İng.
    • (i.) iptal.
  928. recital İng.
    • (i.) ezberden okuma
    • ifade, anlatış, beyan
    • hikaye
    • resital.
  929. recitation İng.
    • (i.) ezberden okuma
    • ezberden okunacak parça
    • ders anlatma.
  930. recitative İng.
    • (i.), (müz.) konuşur gibi okunan güfte veya makam, reçitatif.
  931. recitative İng.
    • (s.) ezber şeklinde, hikaye söyler gibi.
  932. recite İng.
    • (f.) ezberden okumak
    • nakletmek, hikâye etmek, ders anlatmak.
  933. reck İng.
    • (f.), eski ehemmiyet vermek, önemsemek, dikkat göstermek
    • ehemmiyeti olmak.
  934. reckless İng.
    • (s.) dünyayı umursamayan
    • kendini tehlikeye atan
    • dikkatsiz, kayıtsız, pervasız. recklessly (z.) pervasızca, hiç bir şey düşünmeden. recklessness (i.) pervasızlık, cüretkârlık.
  935. reckon İng.
    • (i.) saymak, hesap etmek
    • tutmak, addetmek
    • sanmak, farzetmek, hükmünde tutmak
    • hesaba katmak
    • sayı saymak
    • hesap görmek
    • on ile itimat etmek, güvenmek
    • ABD, (h.dili) tahmin etmek, zannetmek, düşünmek. reckon with le hesap görmek
    • hesaba katmak.
  936. reckoning İng.
    • (i.) hesap, sayma
    • hesap görme, borç ödeme. day of reckoning hesaplaşma günü
    • kıyamet günü. dead reckoning (den.) parakete hesabı. out in one's reckoning hesabında yanılmış.
  937. reclaim İng.
    • (f.), (i.) geri istemek veya çağırmak
    • ziraate elverişli hale koymak
    • (vahşi hayvanı) ehlileştirmek
    • (azgın kimseyi) ıslah etmek
    • iadesini talep etmek
    • yeniden talep etmek
    • (i.) geri çağırma. beyond reclaim ıslah olmaz, adam olmaz. reclaim ant (i.), (huk.) şikâyetçi, iddiacı. reclamation (i.) geri isteme, iadesini isteme, itiraz
    • ıslah
    • ziraate elverişli hale koyma.
  938. reclame İng.
    • (i.), (Fr.) toplumun gözünde olmaya çalışma.
  939. recline İng.
    • (f.) boylu boyuna uzanmak
    • arkaya dayanmak, uzanmak, yaslanmak.
  940. recluse İng.
    • (s.), (i.) münzevi, dünya işlerinden kendini çeken
    • (i.) münzevi kimse, dünyadan çekilmiş kimse.
  941. reclusion İng.
    • (i.) inziva, münzevilik, dünyadan çekilme. reclusive (s.) inziva kabilinden.
  942. recognition İng.
    • (i.) tanıma, tanımlama
    • itiraf, tasdik, kabul.
  943. recognizance İng.
    • (i.) (huk.) taahhütname
    • kefalet
    • tanıma. recognizant (s.) tanıyan, bilen.
  944. recognize İng.
    • (f.) tanımak, kabul etmek, teslim ve itiraf etmek, itibar etmek
    • birine söz hakkı vermek
    • tanımak, bilmek
    • selâm vermek
    • takdir etmek. recogniz'able (s.) tanınabilir.
  945. recoil İng.
    • (f.), (i.) geri çekilmek
    • irkilmek
    • seğirdim yapmak, geri tepmek
    • geri gelmek
    • (i.) geri tepme, seğirdim, aksiseğirdim, geri çekilme. recoilless (s.) seğirdimsiz (top).
  946. recollect İng.
    • (f.) hatırlamak. recollection (i.) hatıra
    • hatırlama
    • hatırlanan şey.
  947. recollect İng.
    • (f.) yeniden toplamak, yeniden yığmak
    • kendini toplamak.
  948. recommend İng.
    • (f.) emanet etmek, havale etmek, tavsiye etmek, sağlık vermek, beğendirmek
    • temiz iş kağıdı vermek. recommendable (s.) tavsiye olunur.
  949. recommendation İng.
    • (i.) tavsiye, övme, tavsiyename, bonservis.
  950. recommendatory İng.
    • (s.) tavsiye kabilinden.
  951. recommit İng.
    • (f.) (ted, ting) tekrar tetkik etmek üzere heyete havale etmek. recommitment, recommittal (i.) heyete tekrar havale etme.
  952. recompense İng.
    • (f.), (i.) karşılığını vermek, mükafatlandırmak
    • acısını unutturmak, cezasını vermek, Iâyığını vermek
    • (i.) karşılık, mükafat
    • ceza.
  953. reconcilable İng.
    • (s.) barıştırılmaları mümkün, telif edilir, uzlaştırılabilir. reconcilability, reconcilableness (i.) barışma imkanı. reconcilably (z.) uzlaştırıcı surette.
  954. reconcile İng.
    • (f.) barıştırmak, aralarını bulmak
    • razı etmek
    • uzlaştırmak, telif etmek. reconcile the accounts hesapları mutabık kılmak. reconcilement (i.) uzlaşma.
  955. reconciliation İng.
    • (i.) barışma, uzlaşma
    • telif
    • barışıklık, barış.
  956. reconciliatory İng.
    • (s.) uzlaşma kabilinden.
  957. recondite , recondite İng.
    • (s.) derin (ilim)
    • muğlak, kapalı, müphem, gizli, belirsiz. reconditely (z.) derin bilgi ile. reconditeness (i.) derinlik, derin mana
    • muğlaklık.
  958. recondition İng.
    • (f.) tamir edip yenilemek
    • Islah etmek.
  959. reconnaissance , reconnoissance İng.
    • (i.) özellikle savaş zamanında düşman mevzilerini keşif için tetkikat yapma. reconnaissance in force araştırma maksadı ile büyük kuvvetle hücum.
  960. reconnoiter, (ıng.) tre İng.
    • (f.), (i.) araştırma yapmak, incelemek, tetkikte bulunmak
    • (i.) araştırma, inceleme, tetkik.
  961. reconsider İng.
    • (f.) tekrar tetkik etmek, hakkında tekrar düşünmek
    • kabul edilmiş bir meseleyi yeniden reye koymak. reconsideration (i.) tekrar tetkik.
  962. reconstitute İng.
    • (f.) yeniden tertip etmek, tekrar kurmak. reconstituted milk içine su karıştırılmış süt tozu.
  963. reconstruct İng.
    • (f.) tekrar inşa etmek, yeniden yapmak veya tertip etmek
    • kalıntılarından eski halini anlamak
    • geçmiş bir olayın ayrıntılarına inerek parça parça incelemek.
  964. reconstruction İng.
    • (i.) tekrar inşa
    • yeniden yapılan şey
    • savaştan sonra kalkınma.
  965. reconvert İng.
    • (f.) eski haline dönüştürmek.
  966. record İng.
    • (i.), (s.) kayıt, vesika
    • sicil, defter
    • (çoğ.) arşiv
    • tasdikli suret
    • zabıt varakası, fezleke
    • gramofon plağı
    • (huk.) sicil, dosya
    • rekor
    • (s.) rekor kıran, rekor yapan, en yüksek, en çok. beat veya break the record rekoru kırmak. court of record sicilleri resmen geçerli sayılan mahkeme. of record sicilde kaydı olan. off the record mahrem, gizli
    • açıklanmamak şartıyle. on record kaydedilen, kaydı olan. recordbreaking (s.) rekor kıran. record changer otomatik pikap. record player fonograf, pikap. record prices en yüksek fiyatlar.
  967. record İng.
    • (f.) yazmak kaydetmek
    • deftere kaydetmek
    • banda almak, plağa almak
    • kaydını yapmak
    • tescil etmek. recording angel insanın emellerini kaydeden melek.
  968. recorder İng.
    • (i.) kaydedici kimse
    • hakim
    • kayıt aleti
    • teyp
    • (müz.) bir çeşit zurna veya flavta, çığırtma. recordership (i.) kaydedicilik.
  969. recording İng.
    • (i.) plak
    • bant.
  970. recount İng.
    • (f.), (i.) tekrar saymak, yeniden hesap etmek
    • (i.) yeniden sayma.
  971. recount İng.
    • (f.) nakletmek, hikâye etmek.
  972. recoup İng.
    • (f.), (i.) telafi etmek
    • zarar ödemek
    • (huk.) elde tutmak
    • (i.) telafi
    • elde tutma. recoup oneself zarar veya masrafı telafi etmek. recoupment (i.) telafi, tazminat.
  973. recourse İng.
    • (i.) yardım dileme, müracaat
    • müracaat edilecek yer veya kimse. have recourse to baş vurmak, müracaat etmek, yardım veya öğüt dilemek. right of recourse (huk.) kefilden parayı alabilme hakkı. without recourse başka taahhüt altına girmeden.
  974. recover İng.
    • (f.) tekrar ele geçirmek, geri almak, bir daha bulmak veya kazanmak
    • geri getirmek
    • (huk.) mahkeme marifeti ile ödetmek veya tazmin ettirmek, almak, tahsil etmek
    • telafi etmek
    • kurtarmak
    • işe yaramayacak madenden kıymetli maden çıkarmak
    • iyileşmek, kendine gelmek. recover damages tazminat almak. recover lost time kaybolan vakti telafi etmek. recover one's voice sesi tekrar tabiileşmek. recoverable (s.) telafi edilir, tekrar kazanılır
    • tahsili caiz.
  975. recover İng.
    • (f.) yeniden döşemek
    • tekrar kapatmak
    • döşemesini yenilemek.
  976. recovery İng.
    • (i.) tekrar ele geçirme
    • geri alma
    • iyileşme, kendine gelme
    • kürek çekerken tabii vaziyete dönme
    • eskrimde hücumdan sonra savunma vaziyetine geçme.
  977. recreant İng.
    • (s.), (i.) hain, alçak
    • korkak, cebin
    • (i.) ödlek kimse
    • hain kimse
    • kaçak
    • dinini bırakan kimse.
  978. recreata İng.
    • (f.) yeniden yaratmak, ihya etmek. recrea'tion (i.) yeniden yaratma, ihya
    • yeniden yaratılmış şey.
  979. recreate İng.
    • (f.) canlandırmak, dinlendirmek, eğlendirmek, hayat vermek
    • eğlenmek.
  980. recreation İng.
    • (i.) eğlence. recreational (z.) eğlence kabilinden.
  981. recrement İng.
    • (i.) posa, süprüntü
    • (tıb.) ifraz edilip tekrar vücuda alınan madde.
  982. recriminate İng.
    • (f.) şikâyete karşı şikayet veya iftiraya karşı iftirada bulunmak. recrimina'tion (i.) karşılıklı şikâyet. recriminative, recriminatory (s.) karşılıklı şikâyet kabilinden.
  983. recrudesce İng.
    • (f.) nüksetmek (hastalık). recrudescent (s.) tekrar vaki olan, nükseden. recrudescence (i.) nüksetme, yeniden gelme.
  984. recruit İng.
    • (f.) ordu veya donanma için nefer kaydetmek, acemi asker toplamak
    • ikmal etmek eksiğini doldurmak
    • sıhhati iyileşmek, düzelmek. recruitment (i.) acemi asker kaydetme.
  985. recruit İng.
    • (i.) acemi asker
    • kura neferi
    • yeni gelen üye.
  986. rectal İng.
    • (s.), (anat.) rektuma ait.
  987. rectangle İng.
    • (i.), (geom.) dikdörtgen. rectan'gular (s.) dik açıları olan, dikdörtgen şeklinde.
  988. rectify İng.
    • (f.) tashih etmek, düzeltmek, ıslah etmek
    • tasfiye etmek, taktir etmek
    • doğru hale koymak
    • (elek.) dalgalı akımı doğru akıma çevirmek. rectifi'able (s.) tashihi mümkün, düzeltilir. rectification (i.) tashih, ıslah, düzeltme
    • tasfiye. rectifier (i.), (elek.) doğrultmaç.
  989. rectilineal, rectilinear İng.
    • (s.) bir istikamette bulunan veya giden
    • hatları veya kenarları doğru olan
    • (geom.) doğrulu, doğrusal.
  990. rectitude İng.
    • (i.) dürüstlük
    • doğruluk.
  991. recto İng.
    • (i.) sağ taraftaki sayfa.
  992. rector İng.
    • (i.) mıntıka papazı, kilise papazı
    • bir okul veya üniversitenin başkanı, rektör. rectorate, rectorship (i.) papaz veya reisin rütbesi veya görev süresi
    • rektörlük. rector'ial (s.) reisliğe veya papazlığa ait.
  993. rectory İng.
    • (i.) mıntıka papazı evi.
  994. rectum İng.
    • (i.), (anat.) bağırsağın makada bitişik düz parçası, kalınbağırsağın son kısmı, rektum.
  995. rectus İng.
    • (i.) (çoğ. ti) (anat.) düz kas.
  996. recumbent İng.
    • (s.) boylu boyunca uzanmış, arkaya dayanmış. recumbency (i.) uzanış, dayanış. recumbently (z.) uzanarak.
  997. recuperate İng.
    • (f.) sıhhat veya kuvvetini tekrar kazandırmak veya kazanmak
    • zararını telâfi etmek. recupera'tion (i.) nekahet. recuperative (s.) nekahet kabilinden.
  998. recur İng.
    • (f.) tekrar olmak, tekrarlamak (olay, hastalık)
    • tekrar hatırlanmak, yeniden bahis konusu olmak. recurrence (i.) tekrar vaki olma, tekerrür etme.
  999. recurrent İng.
    • (s.) tekrar vuku bulan
    • (anat.) dönüp aksi yöne giden. recurrent fever (tıb.) tekrar tekrar gelen nöbet.
  1000. recurve İng.
    • (f.) geriye veya aşağı doğru eğmek. recurvate, recurved (s.) aşağı veya dışarıya eğilmiş.
  1001. recusant İng.
    • (s.), (i.) (İng.) (tar.) resmi kiliseye gitmeyi reddeden (kimse)
    • (i.) resmi kilise kanunlarına karşı gelen kimse. recusancy (i.) boyun eğmeme.
  1002. recycle İng.
    • (f.) (kullanılmış maddeleri) yeniden işleyip kullanışlı hale getirmek.
  1003. red İng.
    • (s.) (der, dest) (i.) kırmızı, kızıl, al
    • komünist olan
    • (i.) kırmızı renk, kırmızı boya
    • kırmızı giyimli kimse
    • kırmızı renkli şey
    • (gen.) (bh) anarşist
    • komunist. red admiral kırmızı renkli güzel bir kelebek. Red Army Sovyetler Birliği ordusu. red bandfish flandrabalığı, (zool.) Cepola rubescens. red blindness kırmızı renk körlüğü. red cedar bir cins kırmızı ardıç. red cent ABD peni
    • az para. Red China (k.dili) Kızıl Çin. red corpuscle alyuvar. Red Crescent Kızılay. red cross İngiliz bayrağındaki kırmızı haç
    • (bh) Kızılhaç. red deer kırmızı bir geyik, (zool.) Cervus elaphus. red drum deniz güzeli
    • (zool.) Sciaenops ocellata. Red Ensign Kanada bayrağı. red fir odunu kırmızı bir cins çam, (bot.) Abies magnifica. red fire kırmızı ışık vererek yanan madde. red flag kızıl bayrak
    • isyan bayrağı
    • tehlike işareti. red gum bir çeşit dişeti iltihabı. red hat Katolik kardinal şapkası. red heat tav. red herring ilgiyi tehlikeli bir konudan başka yöne çekmek için öne sürülen mevzu. red lead sülüğen. redletter day büyük yortu günü
    • bir insanın hayatındaki en mühim gün. red light (trafikte) kırmızı ışık. redlight district fahişeler mahallesi. red man kızılderili. red osier sürgünleri sepet yapımında kullanılan bir söğüt, (bot.) Salix purpurea red pepper kırmızı biber. Red Sea Kızıldeniz. red shift (astr.) uzaklaşan bir cisim tayfının hrmızıya dönüşmesi. red tape kırtasiyecilik. in the red zarar etmiş, zimmet tarafında kırmızı rakamları olan. not worth a red cent beş para etmez, değersiz
    • hiç meteliği yok. see red son derece öfkelenmek, gözlerini kan bürümek, adam öIdürecek kadar kızmak. redness (i.) kırmızılık.
  1004. redact İng.
    • (f.) yazı haline koymak
    • tashih edip basılmak için hazırlamak. redaction (i.) düzeltilmiş ve düzenlenmiş nüsha
    • yeni bası. redactor (i.) bir metni değiştiren kimse.
  1005. redaksiyon Tür.
    • writing. compiling. compilation. editing. editorial staff.
  1006. redaksiyon Tür.
    • editing. preparaing a piece of writing for publication. redaction. editing work.
  1007. redaktör Tür.
    • sb who prepares a piece of writing for publication. redactor. editor. abstractor.
  1008. redaktör Tür.
    • redactor.
  1009. redan İng.
    • (i.) dış açı teşkil eden iki istihkam siperi.
  1010. redbaiting İng.
    • (i.) ispatsız olarak komünistlikle suçlama.
  1011. redblooded İng.
    • (s.) mert, erkekçe.
  1012. redbreast İng.
    • (i.) kızılgerdan, nar bülbülü
    • kızıl göğüslü kuş.
  1013. redbud İng.
    • (i.) erguvan, boynuz ağacı, (bot.) Cercis siliquastrum.
  1014. redbug İng.
    • (bak.) chigoe.
  1015. redcap İng.
    • (i.), ABD kırmızı kasketli bagaj hamalı.
  1016. redcoat İng.
    • (i.) eski İngiliz askeri.
  1017. redd İng.
    • (f.), (leh.), up ile düzenlemek
    • boşaltmak
    • arabuluculuk yapmak.
  1018. reddedilme Tür.
    • reject.
  1019. reddedilmek Tür.
    • to be refused / rejected. meet with a refusal. put off. receive refusal. to be rejected.
  1020. redden İng.
    • (f.) kırmızılaştırmak, kırmızılaşmak.
  1021. reddetme Tür.
    • repulse.
  1022. reddetme Tür.
    • refusal. rejection. reputation. non acceptance. compunction. declination. decline. declining. repudiation.
  1023. reddetme Tür.
    • disownment.
  1024. reddetmek Tür.
    • to refuse. to decline. to reject. to repudiate. to disown. abnegate. cast away. to take defence defense. deny. disallow. disapprove. disclaim. gainsay. impeach. to cancel / to decline / to refuse an invitation. kill. rebuff. recuse. renounce. repel.
  1025. reddetmek Tür.
    • draw the line. turn thumbs down on. refuse. reject. deny. repel. repudiate. disown. refute. disallow. take objection to. overrule. turn down. veto. abnegate. cast off. controvert. damn. declare off. disaffirm. disapprove. disavow. disdain. dispute. f.
  1026. reddetmek Tür.
    • contravene. decline. disallow. negate. overrule. refuse. reject. repudiate. scorn. spurn. to refuse. to decline. to negate. to reject. to repudiate. to disdain. to turn sb/sth down. to throw sth out.
  1027. reddish İng.
    • (s.) kırmızımsı, kırmızımtırak. reddishness (i.) kırmızımsılık.
  1028. reddle İng.
    • (i.) koyunları işaretlemek için kırmızı boya.
  1029. reddolunmak Tür.
    • to be refused. to be rejected.
  1030. rede İng.
    • (f.), (i.), eski, (leh.) öğüt vermek, nasihat etmek
    • izah etmek, anlatmak
    • (i.) öğüt, nasihat
    • plan, tertip
    • masal, hikaye
    • tefsir.
  1031. redeem İng.
    • (f.) bedelini verip geri almak, rehinden kurtarmak
    • fidye vererek kurtarmak
    • borçtan kurtarmak
    • vaadini yerine getirmek
    • kefaret etmek. one redeeming feature bir iyi tarafı. redeemable (s.) paraya çevrilir (senet)
    • fidye vererek kurtulması mümkün, bedeli verilip geri alınır
    • ıslah olunur. redeemer (i.) kurtarıcı kimse.
  1032. redemption İng.
    • (i.) kurtarma, kurtarılma, halas
    • rehinden kurtarma
    • kefaret
    • paraya çevrilme. beyond redemption, past redemption kurtarılamaz. redemptive (s.) kurtarıcı, kurtaran.
  1033. redeye İng.
    • (i.), ABD, (k.dili), (dy) kırmızı ışık
    • ABD, argo kalitesiz viski
    • Kanada, argo birayla domates suyu karışımı.
  1034. redhanded İng.
    • (s.) suçüstü.
  1035. redhead İng.
    • (i.) kızıl saçlı kimse
    • ABD kırmızı başlı bir cins ördek. redheaded woodpecker kırmızı başlı ağaçkakan.
  1036. redhot İng.
    • (s.) tavlı
    • ateşten kıpkırmızı kesilmiş
    • yepyeni (haber)
    • kızgın, heyecanlı
    • müfrit.
  1037. redif Tür.
    • See Army organization, above.
  1038. redif Tür.
    • A reserve force in the Turkish army, or a soldier of the reserve.
  1039. redingot Tür.
    • frockcoat. frock. prince albert.
  1040. redingot Tür.
    • frock coat.
  1041. redingote İng.
    • (i.) redingot.
  1042. redintegrate İng.
    • (f.) yeniden iyi hale koymak, yenilemek. redintegra'tion (i.) yenileme
    • (fels.) tümceleme.
  1043. redirect İng.
    • (f.) yeniden salık vermek
    • (mektuba) düzeltilmiş adresi yazıp yollamak.
  1044. rediscount İng.
    • (i.), (f.) reeskont
    • (f.) reeskont etmek.
  1045. redistrict İng.
    • (f.) seçim bölgelerini yeniden sınırlandırmak.
  1046. redivivus İng.
    • (s.) canlandırılmış, hayat verilmiş.
  1047. redneck İng.
    • (i.), ABD Güneyde zenci aleyhtarı olan fakir ve cahil çiftçi.
  1048. redolent İng.
    • (s.), (gen.) of veya with ile güzel kokulu
    • keskin koku yayan
    • hatırlatıcı. redolence, redolency (i.) güzel koku, keskin koku. redolently (z.) güzel kokulu.
  1049. redouble İng.
    • (f.) iki misline çıkarmak
    • tekrarlamak
    • yansılamak
    • iki misli olmak
    • tekrarlanmak aksetmek. redouble one's efforts daha fazla gayret sarfetmek.
  1050. redoubt İng.
    • (i.) tabya, palanka.
  1051. redoubtable İng.
    • (s.) korkunç, heybetli
    • (gen.) alay yiğit, cesur
    • hürmete lâyık.
  1052. redoubted İng.
    • (s.) korkunç korkulur
    • hürmet edilen belli şöhretli.
  1053. redound İng.
    • (f.), (i.) neticelenmek
    • gerektirmek, vesile olmak
    • (i.) netice.
  1054. redpoll İng.
    • (i.) (kızıl başlı) ispinoz kuşu, (zool.) Acanthis.
  1055. redraft İng.
    • (i.), (f.) ikinci müsvedde
    • (tic.) protesto edilen bir senedin masraflarla beraber ikinci şekli
    • (f.) ikinci müsveddeyi yazmak.
  1056. redresör Tür.
    • rectifier.
  1057. redresör Tür.
    • inverter. rectifier. converter. invertor.
  1058. redress İng.
    • (f.), (i.) doğrultmak, tashih etmek, düzeltmek
    • hakkını yerine getirmek
    • tamir etmek
    • (i.) kusuru tashih etme
    • tamir, ıslah. redressal (i.) kusuru tashih, ıslah. redressable (s.) ıslah olunur.
  1059. redskin İng.
    • (i.) kızılderili.
  1060. redstart İng.
    • (i.) kızılkuyruk, (zool.) Phoe nicurus phoenicurus
    • Amerika'ya mahsus bir çeşit sinekyutan kuşu, (zool.) Setophaga ruticella.
  1061. reduce İng.
    • (f.) azaltmak, indirmek, kırmak, küçültmek
    • şiddetini azaltmak
    • (tıb.) organları normal yerine getirmek
    • tertip etmek, tanzim etmek
    • tahvil etmek, çevirmek
    • getirmek, bir hale sokmak
    • (İskoç.), (huk) kanuni şekilde iptal etmek
    • (kim.) redüklemek
    • (foto.) zayıflatmak
    • fethetmek
    • perhiz yolu ile zayıflamak. reducible (s.) indirilir, azaltılır.
  1062. reductioadabsurdum İng.
    • (Lat.) bir şeyin mantıksızlığını ispat
    • aksinin yalan olduğunu ispat suretiyle bir fikrin doğruluğunu gösterme.
  1063. reduction İng.
    • (i.) azaltma, eksiltme, küçültme
    • azaltılmış şey
    • (tıb.) organı normal yerine getirme
    • perhizle zayıflama.
  1064. redundance İng.
    • (i.) fazlalık
    • ağdalı ifade
    • fazla şey
    • (İng.) işten çıkarılma
    • işsizlik oranı.
  1065. redundancy İng.
    • (i.) fazlalık
    • ağdalı ifade
    • bir metin içindeki tekrar oranı.
  1066. redundant İng.
    • (s.) gerekenden fazla olan
    • fazla sözle ifade edilmiş, ağdalı
    • (İng.) işinden çıkarılan. redundantly (z.) gerekenden fazla olarak
    • ağdalı olarak.
  1067. reduplicate İng.
    • (f.), (s.) tekrarlamak
    • iki kat etmek
    • (gram.) kip teşkili için bir harf veya heceyi tekrarlamak
    • (s.) tekrarlanmış, iki kat, iki misli, katmerli.
  1068. reduplication İng.
    • (i.) iki kat etme veya olma, iki misline çıkarma veya çıkma, tekerrür
    • (gram.) bir hece veya harfi tekrarlama.
  1069. redware İng.
    • (i.) bir çeşit yosun, (bot.) Laminaria digitata.
  1070. redwing İng.
    • (i.) pas rengi ardıçkuşu
    • Amerika'ya mahsus kırmızı kanatlı bir çeşit karatavuk.
  1071. redwood İng.
    • (i.) kırmızı kereste veren bir çeşit ağaç
    • Kaliforniya'ya mahsus ve dünyanın en yüksek ağacı olan bir cins servi ağacı.
  1072. redyellow İng.
    • (i.) portakal rengi.
  1073. reecho İng.
    • (f.), (i.) tekrar aksetmek, yankılamak, aksettirmek
    • (i.) tekrarlanan yankı.
  1074. reed İng.
    • (i.), (f.) kamış, (bot.) Trichoon phragmites
    • saz, (bot.) Phragmites
    • kamış düdük
    • kaval, ney
    • (müz.) klarnet gibi çalgıların ağzında bulunan ve sesi çıkaran ince maden veya kamış parçası
    • bez tezgâhında gücü
    • (f.) kamış veya kuru otla kaplamak veya süslemek. reed organ basınçlı havayla titreşen kamışlar yoluyle ses çıkaran bir müzik aleti. reed pipe içinde ses çıkaran ince maden parçası olan org borusu
    • kamış düdük. reed stop böyle boruları kontrol eden jüdorg. reed warbler bir çeşit küçük ötleğen, (zool.) Acrocephalus scirpaceus. a broken reed güvenilmez kimse veya şey. reed'y (s.) kamış dolu
    • kamış gibi
    • kamış düdük gibi ses çıkaran.
  1075. reedbuck İng.
    • (i.) Afrika'da bulunan bir cins antilop, (zool.) Redunca arundineum.
  1076. reeding İng.
    • (i.), (mim.) yuvarlak silme.
  1077. reedling İng.
    • (i.) bircins baştankara, (zool.) Panurus biarmicus.
  1078. reedmace İng.
    • (i.) su kamışı, (bot.) Typha latifolia.
  1079. reeducate İng.
    • (f.) yeniden eğitmek
    • eğiterek ıslah etmek.
  1080. reef İng.
    • (i.), (f.), (den.) yelkenin bir kat camadanı
    • yelkeni camadan ile küçültme
    • (f.) camadanını bağlamak
    • cıvadıra bastonunu mayna etmek. reef knot camadan bağı. reef point camadan halatı.
  1081. reef İng.
    • (i.) resif, döküntü, kayalık, deniz yüzeyi ile beraber veya yüzeyin hemen altında bulunan kayalar. reef'y (s.) döküntülü, kayalık.
  1082. reefer İng.
    • (i.) ABD, argo esrarlı sigara.
  1083. reefer İng.
    • (i.), (den.) camadancı
    • çift sıra düğmeli kalın ceket.
  1084. reek İng.
    • (f.), (i.) buhar veya buğu yaymak
    • fena koku yaymak
    • (i.) fena koku
    • (İskoç.) duman, buhar.
  1085. reeksport Tür.
    • re-export.
  1086. reel Tür.
    • Usually smaller diameter pipelines in continuous lengths prepared onshore and laid from a large reel onboard ship Max lay rate app 1 mile / hour.
  1087. reel Tür.
    • To wind upon a reel, as yarn or thread.
  1088. reel Tür.
    • To wind or pull in the fly line from the water.
  1089. reel Tür.
    • To roll.
  1090. reel Tür.
    • To incline, in walking, from one side to the other
    • to stagger.
  1091. reel Tür.
    • To have a whirling sensation
    • to be giddy.
  1092. reel Tür.
    • The reel originated around 1750 in Scotland and the Irish dance masters brought it to full development The music is 4/4 time and it is danced at a relatively fast tempo Both men and women dance the reel For women, it is a light, rapid soft shoe dance that allows for plenty of leaping and demands an energetic performance from the dancer Men often dance the reel in what appears to be hard shoes without the toe tap up front Often a feis will include a special competition in the treble reel Here, dancers in a single line dance right and left leg Some separate out age groups, some combine the age groups into one competition Usually, audiences are extremely enthusiastic in their appreciation for this exciting performance.
  1093. reel Tür.
    • The master roll of paper as it comes off the papermaking machine It is in its original width and is then cut into smaller rolls.
  1094. reel Tür.
    • The flanged spool on which wire rope or strand is wound for storage or shipment Smooth Faced Drum - Drum with a plain face, not grooved.
  1095. reel Tür.
    • The act or motion of reeling or staggering
    • as, a drunken reel. a lively dance of Scottish highlanders
    • marked by circular moves and gliding steps winder consisting of a revolving spool with a handle
    • attached to a fishing rod a roll of photographic film holding a series of frames to be projected by a movie projector music composed for dancing a reel wind onto or off a reel.
  1096. reel Tür.
    • real.
  1097. reel Tür.
    • real.
  1098. reel Tür.
    • Polythene Film used on SITMA enclosing machinery is supplied in reels of approximately 35 kilos An average reel of 480mm wide plain film will wrap approx 7000 items.
  1099. reel Tür.
    • On TSM servers that support it, a device class that is used to categorize tape devices that support tape reels, such as the 3420 9-track tape device. holds a certain amount of line depending on the line"s weight ant taper.
  1100. reel Tür.
    • Moderately quick dance in duple meter danced throughout the British Isles
    • the most popular Irish traditional dance type.
  1101. reel Tür.
    • Device to hold hoses or coiled tubing usually equipped with a rotary joint allowing for the pumping of gas and fluids through the hose or tubing. 1) The hub and flanges that hold tape and which tape can be spooled onto or off of 2) The amount of tape that fits on a Reel.
  1102. reel Tür.
    • a roll of photographic film holding a series of frames to be projected by a movie projector. music composed for dancing a reel. winder consisting of a revolving spool with a handle
    • attached to a fishing rod. a winder around which thread or tape or film or other flexible materials can be wound. a lively dance of Scottish highlanders
    • marked by circular moves and gliding steps. an American country dance which starts with the couples facing each other in two lines. walk as if unable to control one"s movements
    • "The drunken man staggered into the room". revolve quickly and repeatedly around one"s own axis
    • "The dervishes whirl around and around without getting dizzy". wind onto or off a reel.
  1103. reel Tür.
    • A rollicking tune in 4/4 or 2/4 time.
  1104. reel Tür.
    • A revolvable flanged device made of wood, plastic and/or metal which is used for winding flexible metal wire or cable. a dance
    • to spin.
  1105. reel Tür.
    • A machine on which yarn is wound and measured into lays and hanks, for cotton or linen it is fifty-four inches in circuit
    • for worsted, thirty inches.
  1106. reel Tür.
    • A lively dance of the Highlanders of Scotland
    • also, the music to the dance
    • often called Scotch reel.
  1107. reel Tür.
    • A frame with radial arms, or a kind of spool, turning on an axis, on which yarn, threads, lines, or the like, are wound
    • as, a log reel, used by seamen
    • an angler"s reel
    • a garden reel.
  1108. reel Tür.
    • A fast-paced dance for two or more couples, most common in Scotland and Ireland, but also encountered in Scandinavia and North America.
  1109. reel Tür.
    • A device consisting of radial arms with horizontal stats, connected with a harvesting machine, for holding the stalks of grain in position to be cut by the knives.
  1110. reel İng.
    • (i.) oynak bir İskoç dansı
    • bu dansın müziği. Virginia reel Amerika'ya mahsus meşhur bir dans.
  1111. reel İng.
    • (f.), (i.) dönmek, çabuk dönmek
    • sersemlemek, başı dönmek
    • bozguna uğramak
    • sarhoş gibi sendeleyerek yürümek, salınmak
    • (i.) sendeleyerek yürüme, başı dönme.
  1112. reel İng.
    • (i.), (f.) çıkrık iği, makara
    • (sinema) filim makarası
    • (teyp) bant makarası
    • olta çubuğunun alt ucuna konulan makara
    • makara üstüne sarılmış iplik veya tel
    • (f.) makaraya sarmak. reel in olta çubuğu makarası üzerine ipi sarmak. reel off (k.dili) pürüzsüzce anlatmak (hikâye). reel out olta çubuğu makarasından ipi koyvermek. reel toreel (s.) iki makaralı (teyp).
  1113. reelect İng.
    • (f.), (pol.) tekrar seçmek. reelection (i.) tekrar seçilme. reenforce (bak.) reinforce.
  1114. reenkarnasyon Tür.
    • reincarnation.
  1115. reenter İng.
    • (f.) tekrar girmek
    • yeniden kaydetmek veya ettirmek
    • bir oyma işinin çizgilerini derinleştirmek. reentrance (i.) tekrar giriş
    • yeniden kayıt.
  1116. reentrant İng.
    • (s.), (i.) girintili (açı).
  1117. reentry İng.
    • (i.) yeniden girme
    • (huk.) (mülke) tekrar sahip çıkma
    • uzaydan atmosfere dönme.
  1118. reeskont Tür.
    • rediscount.
  1119. reeskont Tür.
    • rediscount.
  1120. reevaluate İng.
    • (f.) yeniden değerlendirmek
    • yeniden göz önüne almak.
  1121. reeve İng.
    • (i.) dişi dövüşken kuş, (zool.) Philo machus pugnax.
  1122. reeve İng.
    • (f.) (reeved veya rove) (den.) bir halatın ucunu bir delikten veya makaradan geçirmek.
  1123. reeve İng.
    • (i.), (tar.) İngiltere kasabalarında yüksek memur
    • Kanada'da köy veya şehir meclisi reisi.
  1124. reexamine İng.
    • (f.) tekrar sorguya çekmek. reexamina'tion (i.) tekrar edilen sınav
    • yeniden değerlendirme.
  1125. reexport İng.
    • (f.), (i.) tekrar ihraç etmek
    • (i.) tekrar ihraç edilen mal
    • tekrar ihraç. reexporta'tion (i.) ithal edilen malın yeniden ihracı.
  1126. ref. İng.
    • (kıs.) referee, reference.
  1127. refah Tür.
    • prosperous. comfort. ease. welfare. weal. prosperity. bonanza. opulence.
  1128. refah Tür.
    • easy circumstances. prosperity. welfare. affluence and ease. affluence. boom. comfort. easy street. high living. milk and honey. physical comfort. weal. well being.
  1129. refah Tür.
    • comfort. ease. opulence. prosperity. weal. welfare. wellbeing. luxury. affluence. comfort gönenç.
  1130. refakat Tür.
    • companionship. accompaniment.
  1131. refakat Tür.
    • accompanying. escorting. companionship. acting as a companion to. attendance. company. fellowship.
  1132. refakat etmek Tür.
    • to accompany. to escort. go along with. walk out with.
  1133. refakatçi Tür.
    • someone from outside who stays with a patient in hospital. paid companion.
  1134. refakatçi Tür.
    • hospital attendant.
  1135. refakatçi Tür.
    • escort.
  1136. refection İng.
    • (i.) hafif kahvaltı.
  1137. refectory İng.
    • (i.) manastır yemekhanesi
    • üniversite yemekhanesi.
  1138. refer İng.
    • (f.) vermek, isnat etmek, hamletmek
    • göndermek, havale etmek, müracaat etmek
    • işaret etmek, ima etmek
    • bakmak, danışmak, sormak. referable (s.) havale edilir.
  1139. referandum Tür.
    • referendum. plebiscite.
  1140. referandum Tür.
    • referendum. ballot vote.
  1141. referandum Tür.
    • referendum.
  1142. referans Tür.
    • reference. trade card.
  1143. referans Tür.
    • reference. reference. letter of recommendation. letter of introduction. credentials.
  1144. referans Tür.
    • reference. credentials.
  1145. referee İng.
    • (i.), (f.) hakem
    • tartışmalı bir meseleyi hal için kendisine müracaat edilen kimse, bilirkişi, eksper
    • (f.) hakemlik yapmak.
  1146. reference İng.
    • (i.), (f.) havale etme veya olunma
    • münasebet, ilgi
    • kinaye, ima, telmih
    • müracaat
    • müracaat kitabı veya yeri
    • tavsiye eden kimse
    • tavsiyename, ehliyetname, referans
    • (f.) bir kitabın içine müracaat yerlerini işaret etmek. reference library araştırma için kullanılan fakat dışarı kitap çıkarılamayan kütüphane. reference mark müracaat işareti. cross reference aynı kitapta başka yere müracaat. with reference to e gelince, münasebetiyle. without reference to hesaba almayarak.
  1147. referendum İng.
    • (i.) referandum.
  1148. referent İng.
    • (i.) kastedilen nesne veya kavram, bir söz veya sembol ile ima edilen şey.
  1149. refetmek Tür.
    • to raise. to liftup. to do away with. to abolish.
  1150. refik Tür.
    • companion. associate. partner. husband.
  1151. refika Tür.
    • wife. female partner.
  1152. refill İng.
    • (f.), (i.) tekrar doldurmak
    • (i.) herhangi bir kabın içindeki biten maddenin yerine konan yedek takım.
  1153. refine İng.
    • (f.) tasfiye etmek, saf hale koymak
    • inceleştirmek, tasfiye yolu ile izale etmek
    • safileşmek, tasfiye olunmak, temizlenmek
    • incelmek, zarifleşmek.
  1154. refined İng.
    • (s.) ince, kibar, zarif
    • safi, has
    • dakik, tam.
  1155. refinement İng.
    • (i.) saflık, halislik, tasfiye
    • incelik, kemal, kibarlık
    • zariflik, nezaket.
  1156. refinery İng.
    • (i.) rafineri, tasfiyehane, şeker fabrikası
    • kalhane, kal ocağı.
  1157. refit İng.
    • (f.), (i.) tekrar kullanılacak hale koymak, tamir edip yenilemek, düzeltmek
    • tekrar kullanılacak hale gelmek
    • (i.) tamir, ıslah, yeniden donatma.
  1158. reflect İng.
    • (f.) aksetmek, yansımak
    • ayna gibi hayalini göstermek
    • netice olarak vermek
    • düşünmek, tefekkür etmek. reflect on kusurunu göstermek.
  1159. reflectance , reflectiv'ity İng.
    • (i.), (fiz.) bir yüzeye çarpan ışıkla yansıyan ışık arasındaki oran.
  1160. reflecting İng.
    • (s.) akseden
    • derin düşünen. reflecting circle (astr.) oktant cinsinden tam daire bir alet. reflecting telescope aynalı teleskop.
  1161. reflection, (ıng.) reflexion İng.
    • (i.) çarpıp geriye veya başka yöne sekme
    • aksetme, yansıma, refleksiyon
    • aksettirilen şey, akis
    • üstüne atma, iftira, ayıplama, kınama
    • düşünme, tefekkür
    • fikir, düşünce.
  1162. reflective İng.
    • (s.) aksettiren, aksedici
    • aksettirilmiş
    • düşünceli, mütefekkir
    • düşünce mahsulü. reflectively (z.) aksederek
    • derin düşünerek. reflectiveness (i.) derin düşünme
    • aksetme niteliği.
  1163. reflectivity İng.
    • (bak.) reflectance.
  1164. reflector İng.
    • (i.) ayna, yansıtaç, reflektör
    • aynalı teleskop
    • ses aksettiren cihaz.
  1165. refleks Tür.
    • reflex. reflex action. reflex act.
  1166. refleks Tür.
    • knee jerk.
  1167. refleks Tür.
    • jerk. reflex.
  1168. reflektör Tür.
    • reflector. reflector yansıtaç.
  1169. reflektör Tür.
    • reflector. bull"s eye reflector. cat"s eye reflector. rear reflector.
  1170. reflex İng.
    • (f.) geriye çekmek veya bükmek
    • yansıtmak.
  1171. reflex İng.
    • (s.), (i.) geri çevrilmiş, ters, yansıyan
    • (fizyol.) elinde olmayarak vukua gelen
    • (i.) akis, yansımış şekil
    • (fizyol.) gayri ihtiyari vukua gelen hareket, refleks, tepke, yansı. reflex action gayri ihtiyari hareket, refleks. reflex center gayri ihtiyari hareketleri idare eden ve beyinde bulunan merkez, refleks merkezi.
  1172. reflexible İng.
    • (s.) yansıyabilir, aksettirilebilir. reflexibil'ity (i.) yansıma niteliği.
  1173. reflexive İng.
    • (s.), (i.), (gram.) dönüşlü
    • dönüşlü fiil.
  1174. refluent İng.
    • (s.) dönüp geri akan.
  1175. reflux İng.
    • (i.) geriye akış, cezir haline geliş.
  1176. reforest İng.
    • (f.) kesilmiş ormanda yeniden ağaç dikmek. reforesta'tion (i.) yeniden orman yetiştirme.
  1177. reform Tür.
    • To return to a good state
    • to amend or correct one"s own character or habits
    • as, a man of settled habits of vice will seldom reform.
  1178. reform Tür.
    • To put into a new and improved form or condition
    • to restore to a former good state, or bring from bad to good
    • to change from worse to better
    • to amend
    • to correct
    • as, to reform a profligate man
    • to reform corrupt manners or morals.
  1179. reform Tür.
    • To give a new form to
    • to form anew
    • to take form again, or to take a new form
    • as, to re- form the line after a charge. a change for the better as a result of correcting abuses
    • "justice was for sale before the reform of the law courts" self-improvement in behavior or morals by abandoning some vice
    • "the family rejoiced in the drunkard"s reform" a campaign aimed to correct abuses or malpractices
    • "the reforms he proposed were too radical for the politicians" change for the better
    • "The lazy student promised to reform"
    • "the habitual cheater finally saw the light" make changes for improvement in order to remove abuse and injustices
    • "reform a political system" improve by alteration or correction of errors or defects and put into a better condition
    • "reform the health system in this country" break up the molecules of
    • "reform oil" produce by cracking
    • "reform gas" bring, lead, or force to abandon a wrong or evil course of life, conduct, and adopt a right one
    • "The Church reformed me"
    • "reform your conduct".
  1180. reform Tür.
    • reform, reformation.
  1181. reform Tür.
    • reform. reformation.
  1182. reform Tür.
    • reform.
  1183. reform Tür.
    • Branch of Judaism which broke away from Orthodoxy during the 19th Century in Germany, based in part on the argument that many of the Mitzvot were outdated, and that assimilation into the surrounding culture was the only way to survive increasingly violent waves of anti-Semitism Since the Holocaust, some of the philosophy of the Reform movement has undergone some rethinking, and some Reform Jews are now reclaiming long-abandoned practices such as keeping kosher and signing Ketubot before weddings.
  1184. reform Tür.
    • A movement begun in nineteenth-century Germany that sought to reconcile Jewish tradition with modernity Reform Judaism does not recognise the divine authority of HALACHAH.
  1185. reform Tür.
    • A modernizing movement and a liberal branch of Judaism A modernizing movement and a liberal branch of Judaism. change. n a correction of faults or evils, as in government or society
    • social or political improvement.
  1186. reform Tür.
    • Amendment of what is defective, vicious, corrupt, or depraved
    • reformation
    • as, reform of elections
    • reform of government.
  1187. reform Tür.
    • a change for the better as a result of correcting abuses
    • "justice was for sale before the reform of the law courts". a campaign aimed to correct abuses or malpractices
    • "the reforms he proposed were too radical for the politicians". self-improvement in behavior or morals by abandoning some vice
    • "the family rejoiced in the drunkard"s reform". make changes for improvement in order to remove abuse and injustices
    • "reform a political system". bring, lead, or force to abandon a wrong or evil course of life, conduct, and adopt a right one
    • "The Church reformed me"
    • "reform your conduct". produce by cracking
    • "reform gas". break up the molecules of
    • "reform oil". improve by alteration or correction of errors or defects and put into a better condition
    • "reform the health system in this country". change for the better
    • "The lazy student promised to reform"
    • "the habitual cheater finally saw the light".
  1188. reform İng.
    • (f.) yeniden teşkil etmek, yeni şekle koymak, düzene koymak.
  1189. reform İng.
    • (f.), (i.) ıslah etmek, reform yapmak
    • yenileyip daha iyi hale koymak
    • ıslah olmak
    • nefsini ıslah etmek
    • (i.) ıslah, reform
    • nefsini ıslah. Reform Judaism ABD'de reformcu Musevilik.
  1190. reformation İng.
    • (i.) nefis ıslahı, daha iyi vaziyete koyma veya girme
    • ahlakın düzelmesi
    • (bh) 16. yüzyılda Protestan kiliselerinin tesisi ile neticelenen dinsel devrim.
  1191. reformatory İng.
    • (s.), (i.) ıslahat gerektiren
    • (i.) reşit olmayan sanıklara mahsus hapishane, ıslahevi. reformative (s.) ıslahat husule getiren.
  1192. reformcu Tür.
    • reformist. reformistic. reformer.
  1193. reformcu Tür.
    • reformer. reformist.
  1194. reformculuk Tür.
    • reformism.
  1195. reformed İng.
    • (s.) Kalvin öğretisini benimseyen. Protestan kiliseleriyle ilgili.
  1196. reformist Tür.
    • A reformer.
  1197. reformist Tür.
    • a disputant who advocates reform. favoring or promoting reform.
  1198. refract İng.
    • (f.) ışınları kırmak. refract (İng.) angle kırılma açısı. refracting telescope mercekli teleskop.
  1199. refraction İng.
    • (i.) kırılma.
  1200. refractive İng.
    • (s.) kırılan. refractive index kırılma oranı.
  1201. refractor İng.
    • (i.) mercekli teleskop.
  1202. refractory İng.
    • (s.) inatçı, itaatsiz
    • kolay işlenemez, erimez. refractorily (z.) inatla. refractoriness (i.) inatçılık.
  1203. refrain İng.
    • (i.) şarkı nakaratı, nakarat nağmesi.
  1204. refrain İng.
    • (f.), from ile kendini zaptedip çekmek, bir şey yapmaktan çekinmek, kendini tutmak, sakınmak.
  1205. refrangible İng.
    • (s.) kırılabilir. refrangibil'ity, refrangibleness (i.) kırılma kabiliyeti.
  1206. refresh İng.
    • (f.) tazelemek, yeniden canlandırmak, hayat vermek
    • dinlendirmek, serinletmek
    • kuvvetlendirmek (hatırayı). refresh oneself canlanmak
    • dinlenmek, tazelik kazanmak, serinlemek. refreshingly (z.) canlandırıcı surette.
  1207. refresher İng.
    • (s.), (i.) tazeleyici
    • (i.) tazeleyen veya ihya eden şey
    • (k.dili) içki
    • (huk.) tehir edilen veya fazlasıyle uzayan celse için avukata verilen ek ücret. refresher course eski bilgileri hatırlayıp yenilikleri öğrenmek için yapılan çalışma.
  1208. refreshing İng.
    • (s.) canlandırıcı, hayat verici.
  1209. refreshment İng.
    • (i.) taze hayat verme
    • canlandırma, canlanma
    • canlandırıcı veya dinlendirici şey
    • (çoğ.) yiyecek içecek şeyler.
  1210. refrigerant İng.
    • (s.), (i.) serinlik verici, soğutkan (ilaç veya içki)
    • soğutucu veya dondurucu (kimyasal madde).
  1211. refrigerate İng.
    • (f.) soğutmak, buzdolabı içinde dondurmak veya donmak. refrigera'tion (i.) soğutma, serin tutma, dondurma. refrigerative (s.) soğutucu, dondurucu.
  1212. refrigerator İng.
    • (i.) buzdolabı, soğutucu. refrigerator car frigorifik vagon.
  1213. reft İng.
    • (bak.) reave.
  1214. refuel İng.
    • (f.) yakıt ikmal etmek.
  1215. refuge İng.
    • (i.) sığınacak yer, sığınak
    • barınak.
  1216. refugee İng.
    • (i.) mülteci, diğer bir memlekete kaçıp sığınan kimse, sığınık.
  1217. refüj Tür.
    • refuge. traffic island. island. safety island. safety zone.
  1218. refüj Tür.
    • pedestrian refuge. safety island. traffic bland.
  1219. refulgent İng.
    • (s.) parlak, şaşaalı, muhteşem, revnaklı. refulgence, refulgency (i.) parlaklık, revnak, şaşaa. refulgently (z.) parlayarak, ihtişamla.
  1220. refund İng.
    • (f.), (i.) alınmış parayı geri vermek, ödemek
    • tekrar para vermek
    • (i.) ödeme, ödenen meblâğ.
  1221. refusal İng.
    • (i.) ret, kabul etmeyiş veya olunmayış, imtina
    • ret cevabı
    • kabul veya reddetme hakkı. refusal of payment parayı ödememe.
  1222. refuse İng.
    • (f.) yeniden fitil yerleştirmek.
  1223. refuse İng.
    • (i.), (s.) süprüntü
    • (s.) değersiz diye istenmeyen.
  1224. refuse İng.
    • (f.) kabul etmemek, reddetmek, vermemek, razı olmamak
    • istememek, vaz geçmek
    • hendek veya çitten atlamayı istememek (at). refusable (s.) reddolunur.
  1225. refutation İng.
    • (i.) çürütme, yalanlama, tekzip.
  1226. refute İng.
    • (f.) yalanlamak, delillerle çürütmek. refutable (s.) çürütülebilir.
  1227. reg. İng.
    • (kıs.) regent, region, register, regular.
  1228. regain İng.
    • (f.) tekrar ele geçirmek, yeniden kazanmak
    • tekrar vâsıl olmak.
  1229. regal İng.
    • (s.) krala ait, krala yakışır, şahane
    • muhteşem, mükellef. regally (z.) kral gibi, şahane olarak.
  1230. regale İng.
    • (f.), (i.) mükellef ziyafetle ağırlamak, muhteşem ziyafet çekmek
    • canlandırmak, dinlendirmek
    • hoş vakit geçirtmek, eğlendirmek
    • ziyafette bulunmak
    • (i.) mükellef ziyafet
    • nefis yemek. regalement (i.) ziyafet, eğlence.
  1231. regalia İng.
    • (i.) kral tacı ve süsü
    • bir rütbe veya teşkilâta mahsus alâmet veya remiz
    • gösterişli kıyafet.
  1232. regality İng.
    • (i.) kralllk, hükümdarlık, saltanat
    • kral hükümdarlığı veya üIkesi.
  1233. regard İng.
    • (i.) bakış, nazar
    • hürmet, saygı, riayet
    • itibar, sayma
    • mulâhaza, fikir. Give my regards. Selâm söyleyin. in regard to, with regard to nazaran, e gelince, hususunda. out of regard to hatırı için, e riayeten. without regard to bakmadan, ehemmiyet vermeden.
  1234. regard İng.
    • (f.) dikkatle bakmak, dikkat etmek
    • itibar etmek, saymak
    • hürmet etmek, riayet etmek
    • addetmek, kabul etmek
    • dinlemek, dikkatli bakmak, dikkat etmek. as regards hakkında, hususunda.
  1235. regardful İng.
    • (s.) düşünüp hatırlayan, iltifat eden.
  1236. regarding İng.
    • edat hakkında, hususunda.
  1237. regardless İng.
    • (s.) bakmayarak, ehemmiyet vermeden, önemsemeden. regardless of ne olursa olsun. regardlessly (z.) ehemmiyet vermeyerek, dikkatsizce.
  1238. regatta İng.
    • (i.), (İt.) sandal veya yelkenli gemi yarışı veya yarışları.
  1239. regency İng.
    • (i.) hükümdarlık, krallık, saltanat
    • vekillik, kral naipliği
    • vekiller heyeti
    • vekillik müddeti.
  1240. regenerate İng.
    • (s.), (f.) ahlak ve hareketleri ıslah olmuş
    • yeniden doğmuş
    • (f.) yeniden teşkil etmek, tamamen ıslah etmek
    • yeni hayata kavuşturmak
    • hidayete erdirmek, ihya etmek
    • tamir ve ıslah etmek, yenilemek
    • manen yeniden doğmak
    • düzelmek, iyileşmek. regenera'tion (i.) yeniden teşekkül, yeniden doğma, hidayete erme. regenerative (s.) ıslah edici, taze hayat verici.
  1241. regenerator İng.
    • (i.) yeniden ihya eden kimse veya şey
    • kullanılmış gazın ısısından faydalanarak bazı ocaklarda içeriye verilen hava veya gazı ısıtmaya yarayan aygıt.
  1242. regent İng.
    • (s.), (i.) vekillik eden
    • (i.) saltanat vekili
    • kral naibi
    • bazı üniversitelerde idare heyeti üyesi. regentship (i.) vekillik sıfatı.
  1243. regicide İng.
    • (i.) hükümdarını kasten öIdüren kimse, hükümdar katili veya katli. regici'dal (s.) hükümdar katli nev'inden.
  1244. regie İng.
    • (i.), (Fr.) inhisar, tekel, inhisar idaresi
    • reji.
  1245. regime İng.
    • (i.), (Fr.) rejim, idare, usul, sistem, nizam.
  1246. regimen İng.
    • (i.) idare
    • (tıb.) perhiz, rejim
    • (gram.) bir kelimenin kendisiyle ilgili başka bir kelimeyi biçimsel yönden etkilemesi.
  1247. regiment İng.
    • (i.), (f.) alay
    • (f.) alay teşkil etmek
    • tasnif etmek
    • sistematik şekle koymak.
  1248. regimental İng.
    • (s.) alaya ait. regimentals (i.), (çoğ.) askeri üniforma.
  1249. regimentation İng.
    • (i.) hepsini aynı şekle koyma
    • tasnif etme, sistematik şekle koyma
    • murakabeye tabi kılma.
  1250. region İng.
    • (i.) diyar
    • üIke, memleket
    • mıntıka, bölge, havali, etraf
    • hava veya deniz tabakası
    • (anat.) bedenin belirli bir kısmı, nahiye.
  1251. regional İng.
    • (s.) bölgesel, mıntıkaya ait veya mahsus. regionally (z.) bölgeye göre, mıntıka mıntıka.
  1252. regionalism İng.
    • (i.) her teşekkülün kendi kendini idare etmesi
    • eyaletlere bölme taraftarlığı.
  1253. register İng.
    • (i.) defter, kütük, resmi kayıtlar defteri
    • sicil
    • kayıt, sicile geçirme
    • sesin veya çalgının yükseldiği derece
    • (müz.) kalın ve ince olmak üzere ses perdelerinden biri
    • odayı ısıtma veya soğutmada kullanılan alet, regülator
    • kaydeden alet. register of births doğum kütüğü. register office sicil dairesi.
  1254. register İng.
    • (f.) kaydetmek, deftere geçirmek, tescil etmek
    • göstermek (hareket derecesi)
    • basılmış sayfaları veya renkleri birbirine uydurmak
    • taahhütlü olarak göndermek
    • kaydolunmak, ismini sicile geçirmek
    • birbirine uygun gelmek
    • (k.dili) tesir etmek, sezilmek, anlaşılmak (söz, mana).
  1255. registered İng.
    • (s.) kaydedilmiş, kayıtlı, müseccel. registered letter taahhütlü mektup. registered nurse ABD kayıtlı hemşire. registered tonnage ton olarak bir geminin yük veya yolcu taşıma istiabı, safi tonaj.
  1256. registrar İng.
    • (i.) (üniversitede) kayıt memuru, sicil memuru, sicil kâtibi.
  1257. registration İng.
    • (i.) kayıt, tescil.
  1258. registry İng.
    • (i.) kayıt, tescil
    • defterhane, sicil dairesi.
  1259. regiusprofessor İng.
    • (İng.) krallık tarafından tesis olunan kürsüye tayin olunan profesör.
  1260. reglan Tür.
    • raglan. raglan coat.
  1261. regnal İng.
    • (s.) saltanata veya krala ait. regnal day kralın tahta çıkmasının yıldönümü.
  1262. regnant İng.
    • (s.) saltanat süren, hükmeden, tahtta olan
    • iktidarda olan.
  1263. regorge İng.
    • (f.) istifrağ etmek, kusmak, geri çıkarmak.
  1264. regrate İng.
    • (f.) pazarda veya panayırda tekrar kâr ile satmak için satın almak
    • böyle satın alınan şeyleri satmak. regrater (i.) ara komisyoncusu
    • pazarcı, kabzımal.
  1265. regress İng.
    • (f.) geri çekilmek, ricat etmek. regression (i.) ricat, geri çekilme. regressive (s.) geriye doğru, gerileyen.
  1266. regress İng.
    • (i.) geri dönme, geri çekilme, ricat.
  1267. regret İng.
    • (f.), (i.) teessüf etmek, müteessif olmak, kederlenmek
    • pişman olmak, hasretini çekmek
    • (i.) esef, keder
    • pişmanlık
    • (eks.) (çoğ.) itizar, esef. send one's regrets davete gidemiyeceğini bildiren mesaj yollamak. regretful (s.) esef ve kederle dolu, kederli. regretfully (z.) esefle, acınarak, teessüfle. regrettable (s.) esefe lâyık.
  1268. regular İng.
    • (s.), (i.) muntazam, nizamlı
    • kurallı, usule uygun, kaideye muvafık
    • (mat.) kenar ve açıları birbirine eşit
    • (bot.) muntazam
    • (ask.) nizami (asker)
    • (i.) Katolik manastır sistemine mensup rahip, Katolik papazı
    • nizami asker
    • ABD siyasi partiye sadık olan üye. regular'ity (i.) intizam, nizam. reg'ularly (z.) muntazaman, düzenli olarak.
  1269. regularize İng.
    • (f.) intizama koymak, düzenlemek, usulüne uydurmak. regulariza'tion (i.) tanzim etme.
  1270. regulate İng.
    • (f.) nizama sokmak, tanzim etmek,düzenlemek, yoluna koymak, uydurmak
    • ayar etmek. regula'tion (i.) nizam, tanzim, düzen
    • kanun, talimat, astüzük
    • (çoğ.) tüzük, yönetmelik. regulative (s.) tanzim edici. regulator (i.) düzenleyici şey veya kimse
    • saat rakkası
    • (fiz.) düzengeç, ayarlayıcı alet
    • regülatör.
  1271. regülatör Tür.
    • regulator.
  1272. regülatör Tür.
    • register. regulator. governor düzenleyici.
  1273. regülatör Tür.
    • register. regulator. governor. controller. control gate.
  1274. regulus İng.
    • (i.) (çoğ. reguli) yan tasfiye edilmiş maden.
  1275. regulus İng.
    • (i.) Arslankalbi yıldızı.
  1276. regurgitate İng.
    • (f.) kusturmak, geri çıkarttırmak
    • istifrağ etmek. regurgita'tion (i.) kusturma.
  1277. rehabilitasyon Tür.
    • rehabilitation.
  1278. rehabilitasyon Tür.
    • rehabilitation.
  1279. rehabilitate İng.
    • (f.) tamir etmek, onarmak
    • yeniden ehliyetini vermek
    • namus veya itibarını iade etmek, eski haklarını iade etmek. rehabilita'tion (i.) eski itibara iade, eski hale gelme.
  1280. rehash İng.
    • f., i. eski bir meseleyi yeniden tartışmak
    • i. eski bir meseleyi yeni isimle meydana çıkarma.
  1281. rehavet Tür.
    • lanquor. lassitude. laze.
  1282. rehavet Tür.
    • languor. slackness. lethargy.
  1283. rehber Tür.
    • guide. handbook. rudder. guidebook. directory. guidebook kılavuz. telephone directory. telephone book. phone book.
  1284. rehber Tür.
    • directory. handbook. guidebook. guide. guidance conselor. pathfinder. careers officer. cicerone. conductor. courier. pilot.
  1285. rehber Tür.
    • directory. guide. guidebook. transit guide. telephone directory. address directory. guide book. companion. companion guide. consultant. courier. finger board. guru. handbook. instruction booklet. leader. pathfinder. pilot.
  1286. rehber öğretmen Tür.
    • student advisor adviser.
  1287. rehberlik Tür.
    • guidance. guiding. lead.
  1288. rehberlik Tür.
    • guidance. being a guide. guiding. being a guidance counselor.
  1289. rehberlik etmek Tür.
    • to guide.
  1290. rehberlik etmek Tür.
    • conduct. guide. lead.
  1291. rehearse İng.
    • f. bir piyesi prova etmek
    • alıştlrmak (aktör)
    • nakletmek, hikâye etmek
    • ezberden okumak, inşat etmek
    • tekrarlamak. rehearsal i. piyes veya musiki provası.
  1292. rehin Tür.
    • pledge. pawn. security. surety. collateral. deposition. mortgage lien. mortgaging. accessory contract. hypothec. pawnage. pawning. in pledge. pledging. pop.
  1293. rehin Tür.
    • pawn. pledge. security. hypothec. mortgage. gage. hock. hostage. pop.
  1294. rehin Tür.
    • mortgage. pledge. security. pawn.
  1295. rehinden kurtarmak Tür.
    • to redeem. to redeem a pawn. to take out of pawn.
  1296. rehine Tür.
    • hostage. pawn.
  1297. rehine Tür.
    • hostage. hostage tutak.
  1298. rehine Tür.
    • hostage.
  1299. reich İng.
    • i. Almanya veya Alman hükümeti. First Reich 9. yüzyılda kurulup 1806'da yıkılan Kutsal Roma-Germen imparatorluğu. Second Reich 1871-1933 arasındaki Almanya imparatorluğu (1871-1919) veya Weimar Cumhuriyeti (1919-1933) veya her iki hükümet. Third Reich Adolf Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası (1933- 1945). Reichsbank i. eski Alman Devlet Bankası. reichsmark i. eski mark. Reich stag i. eski Alman Millet Meclisi.
  1300. reify İng.
    • f. maddeleştirmek, somutlaştırmak.
  1301. reign İng.
    • i., f. saltanat, hükümet
    • hükümet müddeti
    • devir, asır
    • f. saltanat sürmek, hükümdarlık etmek
    • hakim olmak, hüküm sürmek.
  1302. reimburse İng.
    • f. sarfolunmuş parayı tediye etmek, parasını geri vermek. reimbursement i. ödeme, masrafını iade.
  1303. rein İng.
    • i., f., eks. çoğ. dizgin, yular
    • idare vasıtaları
    • f. dizgin ile idare etmek, dizginini çekmek
    • idare etmek. rein in, rein up dizginini çekip durdurmak. give rein to dizginini salıvermek, başıboş bırakmak. reinless s. dizginsiz, başıboş.
  1304. reincarnate İng.
    • f. tekrar bedenli olmak, yeni bedene girmek
    • yeni bedene sokmak (ruh).
  1305. reincarnation İng.
    • i. ruhun bir bedenden diğerine geçmesi, ruh sıçraması.
  1306. reindeer İng.
    • i., tek., çoğ. ren (geyik), kuzey geyiği, zool. Rangifer tarandus. reindeer moss renlikeni, bot. Cladonia rangiferina.
  1307. reinforce , reenforce İng.
    • f., i. yeni kuvvet vermek, takviye etmek, imdat götürmek
    • fazla asker veya kuvvet göndererek takviye etmek
    • i. kuvvetlendirici şey. rein- forcement i. takviye
    • takviye için gönderilen asker. reinforced concrete betonarme.
  1308. reins İng.
    • i., çoğ., (eski) böbrekler, böğürler, bel.
  1309. reinstate İng.
    • f. eski mevkiine veya haline iade etmek. reinstatement i. eski mevkiine dönme.
  1310. reinsure İng.
    • f. reasürans etmek
    • tekrar sigorta etmek. reinsurance i. reasürans.
  1311. reinvest İng.
    • f. (parayı, geliri) yeniden yatırmak.
  1312. reis Tür.
    • The word is used as a Portuguese designation of money of account, one hundred reis being about equal in value to eleven cents.
  1313. reis Tür.
    • rice, graft, scion.
  1314. reis Tür.
    • head. chief. chairman.
  1315. reis Tür.
    • chief. head. leader. president. chairman. skipper of a small fishing-boat. captain. chieftain. prefect.
  1316. reis Tür.
    • chief. chieftain. head. president. principle.
  1317. reis Tür.
    • A common title in the East for a person in authority, especially the captain of a ship.
  1318. reisicumhur Tür.
    • president of a republic.
  1319. reissue İng.
    • f., i. tekrar çıkarmak, tekrar neşretmek
    • i. yeni baskı.
  1320. reiterate İng.
    • f. tekrarlamak. reiterative s., i. tekrarlanan
    • i. az bir değişiklikle tekrarlanan kelime veya hece (bomboş gibi).
  1321. reject İng.
    • f. kabul etmemek, reddetmek
    • secip defetmek, bir tarafa atıvermek. rejection i. reddetme, reddedilme. rejection slip editörden yazara gönderilen kullanamayız pusulası.
  1322. reji Tür.
    • stage management. state trading.
  1323. reji Tür.
    • directing. direction.
  1324. rejim Tür.
    • diet. slimdown. fasting cure. regimen. reducing diet. regime. government.
  1325. rejim Tür.
    • diet. regime. regimen. regime system of government. government.
  1326. rejim Tür.
    • diet. regimen. régime. system of government. framework of government. polity. regime.
  1327. rejisör Tür.
    • director. undertaker. stage manager. theatrical producer. stage director.
  1328. rejisörlük Tür.
    • being a stage director.
  1329. rejoice İng.
    • f. sevinmek, memnun olmak, hoşlanmak, hazzetmek
    • sevinç göstermek
    • sevindirmek, memnun etmek. rejoicingly z. sevinerek, sevinçle.
  1330. rejoicing İng.
    • i. sevinç, sevinme
    • sevinç ifadesi, şenlik.
  1331. rejoin İng.
    • f. cevap vermek, mukabelede bulunmak
    • huk. cevaba cevap vermek.
  1332. rejoin İng.
    • f. tekrar kavuşturmak, yeniden birleştirmek
    • tekrar kavuşmak.
  1333. rejoinder İng.
    • i., huk. cevap
    • cevabın cevabı.
  1334. rejuvenate İng.
    • f. tekrar gençleştirmek
    • canlandırmak, ihya etmek. rejuvena'tion i. yeniden gençleştirme, ihya. rejuvenescence i. yeniden gençleştirme
    • biyol. bazı alglerde olduğu gibi protoplazmanın hücre cidarını delip çıkması ve yeni cidarlar teşkil etmesi.
  1335. rekabet Tür.
    • competition. rivalry. competing. jelousy. rival business. contention. convalescence. infighting.
  1336. rekabet Tür.
    • competition. rivalry. antagonism. opposition. infighting.
  1337. rekabet Tür.
    • competition. rivalry. antagonism. opposition.
  1338. rekabet etmek Tür.
    • to compete. to rival. emulate.
  1339. rekabet etmek Tür.
    • contest.
  1340. rekabetçi Tür.
    • vying.
  1341. rekabetçi Tür.
    • competitive.
  1342. rekabetçi Tür.
    • competitive.
  1343. rekabetçilik Tür.
    • competitiveness.
  1344. reklam Tür.
    • sales promotion.
  1345. reklam Tür.
    • advertisement. publicity. advertising. advert. commercial artist. big boom. handbill. hoarding. main head. window dressing.
  1346. reklam Tür.
    • ad. advert. advertisement. plug. publicity.
  1347. reklam filmi Tür.
    • advertising film.
  1348. reklamcı Tür.
    • person in the advertising business. adman. advertising man. publicist.
  1349. reklamcı Tür.
    • advertiser. publicity agent.
  1350. reklamcı Tür.
    • adman.
  1351. reklamcılık Tür.
    • advertising. the advertising buisness. advertising agency. advertising profession. aids to trade.
  1352. reklamcılık Tür.
    • advertising.
  1353. rekolte Tür.
    • ernte. ertrag.
  1354. rekolte Tür.
    • crop. harvest. yield.
  1355. rekor Tür.
    • record. record level.
  1356. rekor Tür.
    • record. high.
  1357. rekor Tür.
    • record.
  1358. rekortmen Tür.
    • recort holder. record holder.
  1359. rekortmen Tür.
    • person who has broken a record. record holder.
  1360. rektör Tür.
    • university president. rector. chancellor.
  1361. rektör Tür.
    • rector. chancellor. president.
  1362. rektör Tür.
    • chancellor. president. rector. president.
  1363. rektör yardımcısı Tür.
    • vice- chancellor.
  1364. rektörlük Tür.
    • rectorship. rectorate.
  1365. rektörlük Tür.
    • rectorate. rectorship or presidency of a university. chancellery.
  1366. rektörlük Tür.
    • presidency. rectorship.
  1367. rektum Tür.
    • rectum.
  1368. relapse İng.
    • f., i. yeniden nüksetmek, tekrar fenalaşmak
    • tekrar kötü yola sapmak, yeniden dalalete veya günaha sapmak
    • i. nüksetme, yeniden hastalanma
    • tekerrür, kötü hale dönme. relapsing fever tıb. Borelia grubuna ait şiddetli ve bulaşıcı bir humma.
  1369. relate İng.
    • f. anlatmak, söylemek, nakletmek, hikâye etmek
    • bağlantı kurmak, münasebet tesis etmek
    • münasebeti olmak
    • ilgili olmak, bağlı olmak.
  1370. related İng.
    • s. anlatılmış, hikaye edilmiş
    • alâkası olan, akraba olan.
  1371. relation İng.
    • i. münasebet, ilişki, alâka, bağıntı
    • nispet
    • akrabalık, hısımlık
    • akraba, hısım
    • anlatma, nakletme, nakil. relations i., çoğ. ilişki, geçim
    • akrabalar, çevre. relationship i. akrabalık, hısımlık
    • ilişki.
  1372. relative İng.
    • s., i. nispi, izafi, göreli, bağıntılı
    • bağlı, ilişkin, dair
    • başkasına nispetle vaki olan, mensup
    • gram. nispi
    • i. akraba, hısım. relatively z. nispeten. relativeness i. nispet, münasebet.
  1373. relativity İng.
    • i.ilişkinlik, mensubiyet
    • izafet
    • nispilik
    • relativizm, bağıntıcılık, görecilik. theory of relativity fiz. Einstein tarafından bulunan izafet teorisi.
  1374. relator İng.
    • i. hikaye eden kimse, anlatan kimse
    • huk. ele veren kimse, muhbir.
  1375. relax İng.
    • f. gevşetmek, biraz salıvermek
    • zayıflatmak, yumuşatmak, hafifletmek
    • gevşemek, yumuşamak
    • dinlenmek, istirahat etmek, eğlenmek. relaxa'tion i. dinlenme, gevşeyip istirahat etme.
  1376. relay İng.
    • i., f. yedek hayvan veya insan veya şey
    • elektrik düzenleyicisi
    • f. nakletmek
    • yedek değiştirmek suretiyle bir yerden diğer yere göndermek. re'lay race yedek değiştirme suretiyle yapılan koşu, bayrak yarışı.
  1377. release İng.
    • i. kurtarma
    • salıverme, terk ve feragat
    • mak. salıverme tertibatı
    • makinadan buharı salıverme. release from arrest huk. haczin kaldırılması, tahliye.
  1378. release İng.
    • f., huk. tahliye etmek, terk ve feragat etmek
    • temize çıkarmak, borcunu affetmek
    • azat etmek, serbest bırakmak
    • kurtarmak. releasement i. tahliye, azat etme, bırakma.
  1379. relegate İng.
    • f. göndermek, sürgüne göndermek, sürmek, muayyen bir sınıfa veya sıraya indirmek
    • tayin etmek
    • havale etmek. relega'tion i. sürgün
    • muayyen sınıfa indirme, havale.
  1380. relent İng.
    • f. yumuşamak
    • acıyıp merhamet göstermek.
  1381. relentless İng.
    • s. yumuşamak bilmez, şefkatsiz, amansız. relentlessly z. merhametsizce. relentlessness i. merhametsizlik, insafsızlık.
  1382. relevant İng.
    • s. uygun, münasebeti olan, alâkalı, ilgili. relevance, relevancy i. münasebet, ilgi, alaka, uygunluk.
  1383. reliable İng.
    • s. güvenilir, itimat edilir, muteber, emniyetli. reliability, reliableness i. itimada lâyık olma. reliably z. güvenilir surette.
  1384. reliance İng.
    • i. güvenme, itimat, emniyet
    • tevekkül, istinat
    • istinat edilecek şey. reliant s. güvenen, itimat eden.
  1385. relic İng.
    • i. kalıntı, bakıye
    • yadigâr, habra
    • mukaddes emanet
    • çoğ. bir azizin cesedi veya cesedinin bir kısmı veya eşyası.
  1386. relict İng.
    • i. cinsi tükenmekte olan bir hayvan veya bitki türü.
  1387. relief İng.
    • i. iç rahatlaması, ferahlama
    • kurtarma
    • yardım, bağış
    • imdat
    • çare, ilâç, derde derman
    • teselli
    • nöbetten çıkma, birisinin nöbet veya vazifesinin başkası tarafından alınması
    • nöbeti devralan kimse
    • heyk. kabartma, rölyef
    • güz. san. tecessüm ettirilmiş gibi görünen resim
    • arazinin gösterdiği kabarıklık, rölöve. relief map yükseklikleri gösteren harita. bring into relief açığa çıkarmak. high relief yüksek kabartma. low relief az mücessem kabartma.
  1388. relieve İng.
    • f. gönlünü ferahlatmak, sıkıntısını hafifletmek veya defetmek
    • kurtarmak, yardım etmek
    • nöbetini devralmak, yerine nöbete girmek
    • renk katarak güzellik vermek
    • hakkını vermek. relieve oneself dışan çıkmak. relievable s. yardım edilir, hafifletilir.
  1389. relievo İng.
    • i., İt. kabartma.
  1390. religion İng.
    • i. din, iman
    • diyanet, din duygusu, dindarlık. religionism i. taassup
    • dindarlık taslama. religionist i. mutaassıp kimse.
  1391. religiosity İng.
    • i. dindarlık taslama, sofuluk.
  1392. religious İng.
    • s., i. dindar
    • dini, dinsel, dine ait
    • dini bir tarikata mensup
    • mezhebe ait
    • sofu, mutaassıp
    • çok dikkatli, sadakatli
    • i. rahip, rahibe. religiously z. dindarane, dini vazife imiş gibi. religiousness i. dindarlık.
  1393. relinquish İng.
    • f. bırakmak, terketmek, -den vazgeçmek, -den elini çekmek
    • feragat etmek, davasından vazgeçmek. relinquishment i. terk, feragat.
  1394. reliquary İng.
    • i. azizlerden kalma kemik gibi kalıntı ve andaçların saklandığı mahfaza.
  1395. reliquiae İng.
    • i., çoğ., Lat. fosil, taşıl, bot. eski devirlere ait kalıntı
    • ark. tarihten evvelki zamandan kalma taş aletler.
  1396. relish İng.
    • i., f. güzel tat, lezzet
    • çeşni, koku
    • merak, meyil
    • salça veya hardal gibi lezzet veren şey
    • f. lezzet vermek
    • lezzetinden hoşlanmak, beğenmek, tadını iyi bulmak
    • lezzeti olmak, tatmin etmek, zevk vermek.
  1397. reluctant İng.
    • s. istenmeden yapılan, gönülsüz, isteksiz, zorla yapılan. reluctance, reluctancy i.istemeyiş,gönül- süzlük, rızasızlık. reluctantly z. istemeyerek, gönülsüzlükle.
  1398. reluctivity İng.
    • i., fiz. elektrik cereyanına veya mıknatıslanmaya karşı direnç derecesi.
  1399. relume İng.
    • f. tekrar aydınlatmak.
  1400. rely İng.
    • f.,( on ile) güvenmek, itimat etmek.
  1401. remain İng.
    • f. kalmak, durmak
    • baki kalmak
    • geri kalmak, gitmemek
    • değişmeyip olduğu gibi kalmak, mevcut kalmak, zail olmamak
    • fazla kalmak, elde kalmak. remains i., çoğ. bakaya, kalıntılar
    • ceset, cenaze
    • bir kimsenin ölümünden sonra basılan eserleri.
  1402. remainder İng.
    • i., f. bakıye, kalıntı, artan şey
    • mat. artan
    • f. (kitap, kumaş) değerini kaybetmiş diye ucuza satmak.
  1403. remake İng.
    • f. (remade) yeniden yapmak.
  1404. remand İng.
    • f., i. geri göndermek, iade etmek
    • bir mahpusun sorgusunu tamamlamadan başka soruşturma yapılmak üzere kendisini hapishaneye iade etmek
    • i. geri gönderme, bir mahpusu hapishaneye iade etme.
  1405. remark İng.
    • f., i. söylemek, demek
    • dikkat edip görmek
    • i. işaret
    • söz
    • dikkat etme, görme, mülâhaza
    • mütalâa.
  1406. remarkable İng.
    • s. dikkate değer
    • tuhaf, garip
    • olağanüstü, harikulade. remarkableness i. fevkaladelik. remarkably z. dikkate lâyık derecede, çok.
  1407. remarry İng.
    • f. boşandıktan veya dul kaldıktan sonra yeniden evlenmek.
  1408. remediable İng.
    • s. çaresi bulunur. remediably z. çaresi bulunur surette.
  1409. remedial İng.
    • s. çare kabilinden, çare bulan.
  1410. remediless İng.
    • s. çaresiz, ilaçsız. remedilessness i. çaresizlik.
  1411. remedy İng.
    • i., f. çare
    • ilaç, deva
    • huk. hakkın yerine getirilmesi için kanunun gösterdiği yol
    • f. çaresini bulmak, icabına bakmak, düzeltmek.
  1412. remember İng.
    • f. hatırlamak, hatırda tutmak, unutmamak, hatıra getirmek, anmak, yad etmek. Remember me to him. Benden selam söyleyin. remembrance i. hatırlama, hatıra, zihin
    • hatırlama süresi
    • eks. çoğ. andaç
    • selam. remembrancer i. hatırlatıcı şey veya kimse
    • b.h. İngiltere'de yüksek bir hazine memuru.
  1413. remex İng.
    • i. (çoğ. remiges) kuş kanadı tüyü.
  1414. remind İng.
    • f. hatırlatmak, hatırına getirmek. reminder i. hatırlatma
    • hatırlatan şey veya kimse. remindful s. unutmayan, hatırlayan
    • hatırlatıcı.
  1415. reminisce İng.
    • f.,A.B.D. hatırlamak, hatıralarını tekrarlamak.
  1416. reminiscence İng.
    • i. hatırlama, hatırda tutma, anımsama
    • hatırlanan şey, yadigâr
    • eks. çoğ. hatıralar, hatırat.reminiscent s.hatırlayan
    • hatırlatan
    • hatıra kabilinden.
  1417. remise İng.
    • i. f. huk.feragat, vaz geçme
    • f. vaz geçip teslim etmek, feragat etmek.
  1418. remiss İng.
    • s. ihmalci
    • dikkatsiz, gafil
    • ağır, tembel. remissly z. ihmal ederek, dikkatsizlikle. remissness i. ihmal, kusur.
  1419. remissible İng.
    • s. affı mümkün, affolunur. remissibility i. af imkânı.
  1420. remission İng.
    • i. af
    • vaz geçme, feragat
    • eksiltme, hafifletme, teskin.
  1421. remit İng.
    • f. affetmek, bağışlamak
    • vaz geçmek (cezadan)
    • huk. (davayı üst mahkemeden alt mahkemeye) iade etmek
    • havale etmek, para havalesi göndermek
    • şiddeti eksilmek, teskin olunmak, sükun bulmak. remitment i. af. remittal i. bağışlama, vaz geçme. remittance i. para havalesi, havale ile para gönderme. remittent s., tıb. artıp eksilen, azalıp çoğalan (humma). remitter i. affeden veya bağışlayan kimse
    • huk. birini mevkiine iade eden mahkeme kararı.
  1422. remiz Tür.
    • emblem. sign. symbol. pseudonym. alias. hint. veiled reference. allusion. mark. initial. character. cipher. key. notation. keyword. paraph. abbreviation.
  1423. remnant İng.
    • i. bakıye, artık, fazla miktar
    • parça, kumaş parçası.
  1424. remodel İng.
    • f. şeklini değiştirmek, yeniden tanzim etmek (ev, apartman).
  1425. remonstrance İng.
    • i. sitem, serzeniş, paylama, protesto.
  1426. remonstrant İng.
    • s., i. sitemli, protesto eden
    • i. şikâyet eden kimse, protesto eden kimse.
  1427. remonstrate İng.
    • f. paylamak, serzeniş etmek, azarlamak, ihtar etmek
    • şikâyet etmek, protesto etmek. remonstra'tion i. protesto. remonstrative s. protesto kabilinden. remonstrator i. şikâyetçi kimse, protesto eden kimse.
  1428. remora İng.
    • i. başındaki emici bir uzuv vasıtasıyle daha büyük balıklara yapışan bir çeşit balık, zool. Echeneis
    • mani, geciktirme.
  1429. remorse İng.
    • i. vicdan azabı, pişmanlık, nedamet.
  1430. remorseful İng.
    • s. yeis derecesinde pişman olan. remorsefully z. nedametle, vicdan azabı çekerek. remorsefulness i. nedamet, vicdan azabı halinde olma.
  1431. remorseless İng.
    • s. nedamet bilmez, merhametsiz, amansız. remorselessly z. insafsızca, acımayarak. remorselessness i. insafsızlık.
  1432. remote İng.
    • s. uzak, ırak
    • yabancı, ecnebi
    • ayrı
    • pek az. remote control uzaktan idare (cihazı). remotely z. uzaktan. remoteness i. uzaklık.
  1433. remotion İng.
    • i. uzaklaştırma
    • yerinden çıkarma
    • izale, giderme, yok etme.
  1434. remount İng.
    • f., i. tekrar ata binmek
    • tekrar mukavvaya yapıştırmak
    • i. sakat veya kaybolan atın yerine alınan binek atı.
  1435. removable İng.
    • s. uzaklaştırılabilir, kaldırılır, azlolunur. removabil'ity, removableness i. uzaklaştırılabilme.
  1436. removal İng.
    • i. kaldırılma, kaldırma, yerini değiştirme, nakil
    • yol verme, işinden çıkarma
    • ihraç.
  1437. remove İng.
    • f., i. kaldırmak, defetmek, ortadan kaldırmak, uzaklaştırmak
    • öldürmek
    • başka yere nakletmek, yerini değiştirmek
    • azletmek
    • kesmek
    • izale etmek
    • gitmek, ev değiştirmek, başka eve nakletmek
    • i. uzaklaştırma
    • yer değiştirme
    • derece, fark derecesi.
  1438. removed İng.
    • s. uzak, ayrı, alâkası olmayan. a first cousin twice removed kuzenin torunu.
  1439. remunerate İng.
    • f. hakkını vermek, mükâfatını vermek, emeğinin karşılığını vermek. remunerable s. emeğinin karşılığının ödenmesi mümkün. remunera'tion i. karşılık, mükâfat, bahşiş, ücret, hak.
  1440. remunerative İng.
    • s. karlı, kazançlı. remuneratively z. kazançlı olarak. remunerativeness i. kazanç temin etme.
  1441. Ren geyiği Tür.
    • reindeer.
  1442. Ren geyiği Tür.
    • reindeer.
  1443. Ren geyiği Tür.
    • caribou.
  1444. renaissance İng.
    • i. yenilenme, yeniden doğma
    • uyanma, intibah, canlanma
    • b.h. 14 ile 16'ncı yüzyıllar arasında Avrupa'da ilim ve sanat yeniliği, Rönesans
    • Rönesans üslubu.
  1445. renal İng.
    • s. böbreklere ait
    • böbrekte bulunan.
  1446. renascent İng.
    • s. yeniden meydana gelmeye başlayan
    • yeniden doğan. renascence i. yeniden doğma veya hâsıl olma.
  1447. rencide Tür.
    • offended. hurt. wounded.
  1448. rencide Tür.
    • offended. hurt.
  1449. rencounter İng.
    • f., i., (eski) rast gelmek, karşılaşmak (düşman)
    • i. beklenmedik karşılaşma
    • çarpışma, düello
    • tartışma, müsabaka
    • rastlama.
  1450. rençper Tür.
    • farmhand. farmer çiftçi.
  1451. rençper Tür.
    • farmhand. farmer. building worker. cottar. tillage farmer. hired man. jockey. labo u rer. farm labo u rer. hired labo u rer. land worker. peasant.
  1452. rend İng.
    • f. (rent) yırtmak, yarmak, çekip koparmak
    • yırtılmak, parçalanmak, yarılmak.
  1453. rende Tür.
    • plane. grater. shave.
  1454. rende Tür.
    • grater. plane. shave. shredder.
  1455. rende Tür.
    • grater. plane. plane. carpenter"s plane.
  1456. rendeleme Tür.
    • planing.
  1457. rendelemek Tür.
    • to plane. to grade. to surface. to planish. to shave. to dub. to flake. grate.
  1458. rendelemek Tür.
    • grate. plane. rasp. shave. to plane. to grate.
  1459. rendelenmek Tür.
    • to be planed. to be grated.
  1460. rendeli Tür.
    • planed.
  1461. render İng.
    • f., i. karşılık olarak vermek
    • iade etmek, geri vermek
    • vermek
    • teslim etmek
    • göstermek (hesap)
    • icra etmek
    • etmek, kılmak,- laştırmak, -landırmak
    • tercüme etmek, çevirmek
    • anlatmak, tabir etmek
    • eritmek (yağ)
    • i. iade, tediye, ödeme
    • sıva.
  1462. rendezvous İng.
    • i., f., Fr. buluşma, buluşma yeri, randevu
    • f. sözleşip buluşmak.
  1463. rendition İng.
    • i. tercüme, tefsir
    • ifade etme, rol yapma
    • teslim.
  1464. renegade İng.
    • i., s. dininden dönmüş kimse
    • firari
    • s. dininden dönen
    • kaçan, firar eden
    • hain.
  1465. renege İng.
    • f. iskambilde oyun kuralına aykırı hareket etmek
    • sözünü geri almak.
  1466. renew İng.
    • f. yenilemek, yenileştirmek
    • yeni hayat vermek
    • tekrar başlamak, yeniden başlamak
    • tekrar etmek
    • tazelemek, canlandırmak, gençleştirmek
    • tamir etmek
    • eksiğini tamamlamak
    • müddeti uzatmak
    • yenilenmek
    • yeniden başlamak. renewable s. yenilenir.
  1467. renewal İng.
    • i. yenileme, tamir, tekerrür
    • abonenin yenilenmesi.
  1468. rengarenk Tür.
    • particolored.
  1469. rengarenk Tür.
    • motley. particoloured. pied.
  1470. rengarenk Tür.
    • colourful. variegated. multicolored.
  1471. rengi atmak Tür.
    • discolour. fade.
  1472. reniform İng.
    • s., bot. böbrek şeklinde (yaprak).
  1473. renitent İng.
    • s. kuvvete karşı direnen
    • inatçı
    • elastiki dirençli.
  1474. renk Tür.
    • colour. hue. color. sort. kind. variety.
  1475. renk Tür.
    • coloring. colouring. color. colour. complexion. coloring. colouring. tint. tincture. hue. flush.
  1476. renk Tür.
    • color.
  1477. renk cümbüşü Tür.
    • blazonry.
  1478. renk körlüğü Tür.
    • color blindness.
  1479. renk körlüğü Tür.
    • colo r blindness.
  1480. renk körü Tür.
    • color blind.
  1481. renk körü Tür.
    • colo r blind.
  1482. renk tonu Tür.
    • shade. tint. tone.
  1483. renk tonu Tür.
    • hue.
  1484. renk vermek Tür.
    • to tinge. to liven up. to enliven. to add spice and zest to.
  1485. renklendirici Tür.
    • colorant.
  1486. renklendirme Tür.
    • colouring. coloration.
  1487. renklendirme Tür.
    • colouring.
  1488. renklendirmek Tür.
    • colour. salt. tinge. to enliven. to colour. to color. to give colour to. to liven up. to jazz sth up.
  1489. renklendirmek Tür.
    • colour.
  1490. renklendirmek Tür.
    • color. colour. clothe. stain. variegate.
  1491. renklenmek Tür.
    • to take on a lively note.
  1492. renklenmek Tür.
    • to become colourful. to colour. to color. to become more amusing. to be enlivened.
  1493. renkli Tür.
    • coloured. colourful. jazzy. lurid. colored. colorful. lively. vivid.
  1494. renkli Tür.
    • colo red. vivid. lively. amusing.
  1495. renkli Tür.
    • colored. coloured. colorful. colourful. hued. lithochromatic. painted. staining. stirring. hued.
  1496. renkli film Tür.
    • colour film.
  1497. renkli televizyon Tür.
    • colour receiver. colour set. colour television.
  1498. renklilik Tür.
    • vividness. liveliness.
  1499. renklilik Tür.
    • variegation.
  1500. renklilik Tür.
    • chrominance.
  1501. renksiz Tür.
    • colourless. uncoloured. achromatic. pale. faded. non-descript. lackluster. characterless. toneclass. dead. uncolored. white.
  1502. renksiz Tür.
    • colourless. dead. drip. dull. toneless. uncoloured. colorless. pale. nondescript. uninteresting. boring.
  1503. renksiz Tür.
    • achromatic.
  1504. renksizlik Tür.
    • achromaticity. paleness. nondescriptness. lackluster. having no particular opinions about sth.
  1505. rennet İng.
    • i. buzağının işkembesinden yapılan peynir mayası.
  1506. renounce İng.
    • f., i. vazgeçmek, reddetmek, feragat etmek, terketmek, alâkasını kesmek
    • (iskambil) aynı renkten kâgıdı olmadığından başka renk kağıt oynamak.
  1507. renovate İng.
    • f. yenileştirmek, tazelemek, tazeleştirmek. renova'tion i. yenileme.
  1508. renown İng.
    • i. şöhret, ün, nam, şan.
  1509. renowned İng.
    • s. meşhur, şöhretli, namlı.
  1510. rent İng.
    • bak. rend.
  1511. rent İng.
    • i., f. kira
    • f. kira ile vermek
    • kiralamak
    • kira ile tutmak. rent charge kira üzerinden alınan vergi. rentfree s. kirasız, bedava. rent roll kiraya verilen mülklerin listesi. rent service kira yerine yapılan hizmet. rental i. kira bedeli.
  1512. rent İng.
    • i. yırtık, yarık, gedik
    • ara açılması, dargınlık.
  1513. rente İng.
    • i., Fr. gelir, irat
    • çoğ. devlet tahvilatı.
  1514. rentier İng.
    • i., Fr. irat sahibi.
  1515. renunciation İng.
    • i. terk ve feragat etme, vazgeçme, alâkasını kesme, feragat. renunciatory s. feragat kabilinden.
  1516. reoccupy İng.
    • f. yeniden işgal etmek.
  1517. reopen İng.
    • f. yeniden açmak, tekrar başlamak.
  1518. reorder İng.
    • f. yeniden sipariş etmek
    • yeniden tanzim etmek.
  1519. reorganize İng.
    • f. yeniden teşkil etmek, düzenlemek
    • ıslah etmek. reorganiza'tion i. yeniden teşkil veya teşekkül
    • ıslah.
  1520. rep İng.
    • i., (argo) şöhret, nam.
  1521. rep. İng.
    • kıs. Republic, Republican.
  1522. rep. İng.
    • kıs. report, representative.
  1523. rep(p) İng.
    • i. kabartma çizgili yün veya iplik veya karışık kumaş.
  1524. repair İng.
    • f., i. tamir etmek, onarmak
    • zararını telafi etmek, tazmin etmek
    • i. tamir, onarma
    • tazmin
    • çoğ. tamirat, onarım
    • iyileştirme, şifa verme. repairman i. tamirci. repair ship tamirat gemisi. repair shop tamirci dükkânı. in good repair iyi halde, tamirli. in bad repair fena halde, tamirsiz.
  1525. repair İng.
    • f. gitmek, çekilmek.
  1526. reparable İng.
    • s. tamiri mümkün.
  1527. reparation İng.
    • i., eks. çoğ. tazminat, tamirat, onarım. reparative s. tamirat veya tazminat kabilinden.
  1528. repartee İng.
    • i. hazırcevap sözlerle dolu konuşma.
  1529. repartition İng.
    • i. bölme, bölüm
    • yeniden bölme.
  1530. repast İng.
    • i. yemek, taam
    • öğün.
  1531. repatriate İng.
    • f., i. tekrar memleketine iade etmek
    • kendi memleketinin vatandaşlığına tekrar girmek
    • i. tekrar memleketine iade olunan kimse. repatria'tion i. kendi memleketine iade, kendi vatanına dönme.
  1532. repay İng.
    • f. (repaid) geri vermek, ödemek
    • karşılığını yapmak veya ödemek
    • karşılığını vermek. repayable s. geri dönmesi mümkün, karşılığı yapılır. repayment i. yeniden tediye.
  1533. repeal İng.
    • f., i. kaldırmak (kanun), feshetmek, iptal etmek
    • i. fesih, iptal. repealable s. feshedilir, lağvı mümkün.
  1534. repeat İng.
    • f., i. tekrarlamak, tekrar yapmak, tekrar etmek
    • tekrar söylemek, bir daha söylemek
    • ezberden söylemek
    • A.B.D. aynı seçimde birden fazla oy kullanmak
    • i. tekrarlama, tekerrür
    • müz. nakarat
    • nakarat işareti. repeating circle astr. oktant nevinden tam daire. repeating decimal mat. tekrarlanan kesir. repeating method aynı aletle birkaç açıyı birden ölçme usulü. repeating rifle mükerrer ateşli tüfek. repeating watch düğmesine basılınca çalarak saati belirten cep saati. repeatedly z. tekrar tekrar, mükerreren.
  1535. repeater İng.
    • i. tekrarlayan şey veya kimse
    • düğmesine basılınca çalarak saati belirten cep saati
    • mükerrer ateşli silah
    • A.B.D. sabıkalı kimse, suçlu kimse, birkaç kere hapse girmiş kimse
    • elektromanyetik işaretleri otomatik olarak tekrar gönderen bir alet
    • A.B.D. aynı seçimde birden fazla oy kullanan veya buna teşebbüs eden kimse.
  1536. repel İng.
    • f. defetmek, geriye atmak
    • püskürtmek
    • bağdaşmamak, uyuşmamak
    • reddetmek
    • nefret uyandırmak. repellent s., i. defedici, uzaklaştırıcı
    • i. haşaratlı defedici ilâç
    • bir çeşit sugeçmez kumaş.
  1537. repent İng.
    • f. pişman olmak, nadim olmak, tövbe etmek, istiğfar etmek. repentance i. pişmanlık, nedamet, tövbe. repentant s. pişman, nadim, tövbekar.
  1538. repent İng.
    • s., bot., zool. yerde yatan
    • zool. sürünen, sürüngen.
  1539. repeople İng.
    • f. yeniden iskân ettirmek
    • türü azalmış canlıları türetmek.
  1540. repercussion İng.
    • i. geri tepme, seğirdim
    • yansılama, akis. repercussive s. geri tepip aksetmekten ibaret.
  1541. repertoire İng.
    • i. repertuvar.
  1542. repertory İng.
    • i. hazırlanmış piyesler listesi
    • depo. repertory theater repertuvarındaki piyesleri, her biri birkaç hafta olmak üzere, oynayan tiyatro topluluğu.
  1543. repertuvar Tür.
    • repertoire. repertory.
  1544. repertuvar Tür.
    • repertoire.
  1545. repetend İng.
    • i., mat. zincirleme kesrin tekrar edilen kısmı.
  1546. repetition İng.
    • i. tekerrür, tekrar yapma veya söyleme
    • ezberden okuma veya okunma. repetitious s. tekrarlayan, mükerrer, özellikle gereksiz tekrarlar yapan. repetitive s. tekrarlamalı.
  1547. rephrase İng.
    • f. başka bir şekilde ifade etmek.
  1548. repiace İng.
    • f. tekrar yerine koymak, yerine geçmek
    • bir şeyin yerine başka şey koymak veya bulmak
    • iade etmek, ödemek. replacement i. yerine koyma
    • bir şeyin yerine geçen veya konulan şey
    • bir başkasının yerine geçen kimse.
  1549. repine İng.
    • f. halinden şikâyet etmek, can sıkılmak, üzülmek.
  1550. replenish İng.
    • f. tekrar doldurmak
    • tamamen doldurmak
    • türü azalmış canlıları türetmek. replenishment i. tekrar dolma veya doldurma
    • dolduran şey.
  1551. replete İng.
    • s. dolu, tamamıyle dolmuş. repletion i. dolgunluk
    • tıb. kan dolgunluğu.
  1552. replevin İng.
    • i., huk. gaspolunmuş eşyanın geri alınması için açılan dava
    • bu suretle geri alma emri
    • kefalet.
  1553. replevy İng.
    • f. gaspolunmuş eşyayı kurtarmak. repleviable s. geri alınabilir, kurtarılabilir.
  1554. replica İng.
    • i. ikinci nüsha, kopya, bilhassa eser sahibi tarafından yapılan kopya.
  1555. replicate İng.
    • f. katlamak
    • kopya etmek
    • cevap vermek
    • türemek
    • hücre bölünmesiyle çoğalmak.
  1556. replicate , replicated İng.
    • s. tersine katlanmış
    • katlanmış.
  1557. replication İng.
    • i. savunanın cevabına davacı tarafından verilen cevap
    • aksiseda, yankı.
  1558. replik Tür.
    • replica, replication.
  1559. replik Tür.
    • rejoinder. answer to a reply. cue. replication.
  1560. replik Tür.
    • lines. cue.
  1561. replik Tür.
    • cue. catcword.
  1562. reply İng.
    • f., i. cevap vermek
    • mukabele etmek
    • i. cevap, karşılık, mukabele.
  1563. repo Tür.
    • Short hand for REPURCHASE AGREEMENT.
  1564. repo Tür.
    • Reproduction - normally refers to accessories or cards.
  1565. repo Tür.
    • repos. repurchase agreement.
  1566. repo Tür.
    • repo.
  1567. repo Tür.
    • Another name for a repurchase agreement.
  1568. repo Tür.
    • An agreement in which one party sells a security to another party and agrees to repurchase it on a specified date for a specified price See: Repurchase agreement. Purchase of Treasury securities from a securities dealer with an agreement that the dealer will repurchase them at a specified price.
  1569. repo Tür.
    • An agreement in which one party sells a security to another party and agrees to repurchase it on a specified date for a specified price See: repurchase agreement.
  1570. repo Tür.
    • Allocations of NERSC resources are made to repositories, which are group accounts In general, a repo has many users, working on a common scientific project, lead by a single PI Any charges incurred by a user must be drawn from the account belonging to some repo See the Accounts web page.
  1571. repo Tür.
    • A financial transaction in which one party "purchases" securities for cash and simultaneously the other party agrees to "buy" them back at some future time according to specified terms Municipal bond and note issuers have used repos to manage cash on a short term basis.
  1572. repo Tür.
    • A contract in which the seller of securities, such as Treasury Bills, agrees to buy them back at a specified time and price Also called a repurchase agreement.
  1573. report İng.
    • f., i. söylemek, anlatmak, nakletmek
    • rapor vermek veya yazmak
    • resmen malumat vermek veya yazmak
    • haber yaymak
    • haber vermek, şikayet etmek
    • kendi hakkında malumat vermek
    • i. rivayet, şöhret, şayia, söylenti
    • rapor, takrir, malumat
    • top sesi, patlama sesi. report card A.B.D. öğrencinin not karnesi. reportable s. hakkında rapor veya malumat verilebilir. reportedly z. rivayete göre.
  1574. reporter İng.
    • i. gazete muhabiri
    • muhbir.
  1575. reportorial İng.
    • s. muhbirlik kabilinden
    • röportaj kabilinden.
  1576. repose İng.
    • f., i. yatırmak
    • yatmak, dinlenmek, istirahat etmek
    • dayanmak, güvenmek
    • i. rahat, istirahat, dinlenme
    • emniyet, güven, sükun
    • ahenk. reposeful s. dinlendirici.
  1577. reposit İng.
    • f. teslim etmek, bırakmak, depo etmek, yığmak. repository i. hazine, mahzen, ambar
    • sırdaş.
  1578. repp İng.
    • i. verevine dokunmuş kumaş.
  1579. reprehend İng.
    • f. azarlamak, serzeniş etmek, tekdir etmek, şiddetle eleştirmek, kabahatli bulmak, suçlamak.
  1580. reprehensible İng.
    • s. tekdire layık, takbih edilir. reprehensibly z. tekdir edercesine.
  1581. reprehension İng.
    • i. azar, paylama, serzeniş, tekdir.
  1582. reprehensive İng.
    • s. tekdir kabilinden.
  1583. represent İng.
    • f. göstermek, tasvir et mek, resmetmek
    • anlatmak, söylemek, ifade etmek
    • taslamak, gibi göstermek
    • temsil etmek, simgelemek
    • rolünü yapmak
    • tarif etmek, açıklamak
    • yerine geçmek
    • numunesi olmak. representable s. temsil edilir.
  1584. representation İng.
    • i. temsil etme veya edilme
    • simgeleyen şey, resim, suret
    • temsil, tiyatro oyunu, piyes
    • rol
    • başkalarını temsil etme hakkı
    • ifade, takrir
    • önerme
    • milletvekili seçim sistemi
    • vekiller heyeti.
  1585. representative İng.
    • s., i. bir grup veya sınıfı temsil eden, numune olan
    • vekâlet nev'inden
    • taklit ve benzeme kabilinden
    • i. vekil, başkasını temsil eden kimse
    • mümessil
    • milletvekili, mebus, saylav. representative arts resim veya heykeltıraşlık gibi temsili sanatlar. House of Representatives A.B.D. Temsilciler Meclisi.
  1586. repress İng.
    • f. baskı altında tutmak, bastırmak
    • uzaklaştırmak, menetmek
    • tutmak. repressible s. bastırılır, menolunur.
  1587. repression İng.
    • i. baskı altında tutma, bastırma, hapsetme, tutma, baskı
    • üzücü ve bastırılmış anı ve isteklerin bilinçdışına itilmesi.
  1588. repressive İng.
    • s. bastırıcı, engelleyici
    • sıkıcı. repressively z. engelleyerek.
  1589. reprieve İng.
    • f., i. (istenilmeyen bir şeyi) tehir etmek
    • sonraya bırakmak, tecil etmek
    • idam gibi cezayı tehir etmek
    • i. muvakkaten kurtarış
    • bir cezayı geçici olarak erteleme, cezanın tecili.
  1590. reprimand İng.
    • i., f. azar, paylama, tekdir
    • f. azarlamak, tekdir etmek.
  1591. reprint İng.
    • f., i. tekrar basmak
    • i. yeni baskı.
  1592. reprisal İng.
    • i. misilleme, misli ile mukabele, aynen karşılığını yapma.
  1593. reprise İng.
    • i., İng. kira gelirinden kanuni indirim ve ödemeler
    • müz. tekrarlama, nakarat.
  1594. reproach İng.
    • f., i. iftira etmek, sitem etmek, serzeniş etmek
    • ayıplamak, kınamak, şerefsizlik veya leke getirmek
    • i. ayıp, ar, rezalet
    • ayıplama, kınama
    • azar, serzeniş, sitem
    • leke, yüz karası olan kimse. reproachable s. ayıplanır, serzenişe lâyık.
  1595. reproachful İng.
    • s. sitem dolu
    • azarlama kabilinden. reproachfully z. sitemli olarak. reproachfulness i. sitemlilik.
  1596. reprobate İng.
    • s., i., f. tövbesiz, günahkâr, sefil, melun
    • i. kötü yola sapmış kimse, ahlâkı bozuk kimse
    • f. ebedi ceza vermek (günahkâra)
    • uygun görmemek, tensip etmemek
    • lânetlemek. reproba'tion i. lânetleme
    • tensip etmeme
    • melunluk.
  1597. reprocess İng.
    • f. tekrar işlemek. reprocessed wool kullanılmamış fakat bir defa örülüp sökülerek tekrar örülmüş yün.
  1598. reproduce İng.
    • f. kopya etmek, suret çıkarmak
    • tekrar meydana getirmek
    • yeniden hâsıl etmek
    • tekrar çıkarıp göstermek
    • biyol. doğurmak, yavrulamak, çoğalmak, üremek
    • aynını yetiştirmek, türetmek
    • tekrarlamak, yeniden temsil etmek
    • hatırlamak.
  1599. reproduction İng.
    • i. üreme
    • tekrar hâsıl etme veya husule gelme
    • hayvan veya bitkilerin üremesi. reproductive s. yeniden hâsıl eden veya olan
    • zürriyet hâsıl etme kabilinden. reproductive organs üreme organları.
  1600. reprodüksiyon Tür.
    • reproduction. repro. replica.
  1601. reprodüksiyon Tür.
    • reproduction.
  1602. reprodüksiyon Tür.
    • replica.
  1603. reproof İng.
    • i. azar, tekdir, paylama, sitem.
  1604. reprove İng.
    • f. azarlamak, tekdir etmek, paylamak, serzeniş etmek, sitem etmek.
  1605. reptile İng.
    • i., s. sürüngen, yerde sürünen hayvan (yılan ve kertenkele gibi)
    • alçak kimse
    • s. sürünen, yerde sürünen
    • sürüngenlere benzeyen veya onlarla ilgili
    • alçak, sefil, süfli. reptil'ian i., s. sürüngen.
  1606. republic İng.
    • i. cumhuriyet
    • cumhuriyet hükümeti. republican s., i. cumhuriyete ait
    • i. cumhuriyetçi
    • b.h., A.B.D. Cumhuriyet Partisi üyesi. republicanism i. cumhuriyetçilik.
  1607. republish İng.
    • f. tekrar neşretmek
    • tekrar yürürlüğe koymak (iptal edilmiş kanun veya vasiyetname).
  1608. repudiate İng.
    • f. reddetmek, tanımamak
    • ödememek, kabul etmemek. repudia'tion i. reddetme, tanımayış.
  1609. repugnant İng.
    • s. iğrenç, tiksindirici, çirkin
    • zıt, muhalif, karşıt. repugnance, repugnancy i. nefret, tiksinme, iğrenme
    • zıtlık, muhaliflik.
  1610. repulse İng.
    • f., i. hücum edeni geri püskürtmek, defetmek, tardetmek, kovmak
    • i. hücumu bozguna uğratma, hezimet, kovma. repulsion i. ret, kabul etmeme
    • itme, geri itme
    • defetme, defolunma
    • fiz. iteleme.
  1611. repulsive İng.
    • s. iğrenç, tiksindirici
    • soğuk, yavan
    • uzaklaştırıcı. repulsively z. iğrenç surette. repulsiveness i. iğrençlik.
  1612. reputable İng.
    • s. itibara lâyık, muhterem, saygıdeğer.
  1613. reputation İng.
    • i. ad, şöhret, ün, itibar, şeref.
  1614. repute İng.
    • f., i. saymak, kabul etmek
    • i. ad, şan, şöhret, itibar.
  1615. reputed İng.
    • s. namlı, şöhretli sayılan, farzolunan. reputedly z. rivayete göre.
  1616. request İng.
    • i., f. rica, dilek, niyaz, temenni, istirham
    • revaç, talep
    • istenilen şey
    • f. rica etmek, yalvarmak, niyaz etmek, istirham etmek, dilemek. a request for help yardım dileme. by request rica üzerine. grant a request bir ricayı kabul etmek. in great request çok aranır, çok revaçta. on request istenildiği zaman.
  1617. requiem İng.
    • i. Katoliklerde ölülerin ruhu için dua
    • müz. bu duaya mahsus ilahi
    • bir ölünün hatırasına yapılan merasim.
  1618. requiescat in pace İng.
    • Lat. Huzur içinde yatsın. Allah rahmet eylesin. (kıs. R.l.P.).
  1619. require İng.
    • f. muhtaç olmak, ihtiyaç göstermek, gerekli bulmak
    • istemek, talep etmek. requirement i. gerek, icap, ihtiyaç.
  1620. requisite İng.
    • s., i. lazım, gerekli, zaruri, elzem (şey).
  1621. requisition İng.
    • i., f. talep, isteme, resmi emir
    • f. talep etmek, istemek, resmen istemek
    • mükellefiyete tabi tutmak.
  1622. requital İng.
    • i. karşılığını verme, mukabele, karşılık, lâyığını verme.
  1623. requite İng.
    • f. karşılığını yapmak veya vermek
    • mükâfat veya ceza vermek
    • telafi etmek, acısını çıkarmak.
  1624. reredos İng.
    • i., İng. kilisedeki altar masası arkasındaki perde.
  1625. rerun İng.
    • f., i. tekrar çalıştırmak, tekrar göstermek
    • tekrar veya ikinci defa koşmak
    • i. ikinci defa gösterilen filim veya piyes.
  1626. res İng.
    • i., tek., çoğ., Lat. şey, belirli bir şey, mesele, konu. res judicata Lat., huk. mahkemece karar verilmiş mesele.
  1627. rescind İng.
    • f. lağvetmek, feshetmek, iptal etmek, kaldırmak.
  1628. rescission İng.
    • i. ilga, fesih, kaldırma.
  1629. rescript İng.
    • i. emir, tebliğ.
  1630. rescue İng.
    • f., i. kurtarmak, imdadına yetişip kurtarmak
    • i. kurtuluş
    • kurtarış, imdadına yetişme.
  1631. research İng.
    • i., f. dikkatle arama, derin araştırma, inceden inceye tetkik
    • tetkik neticesinde çıkarılan eser
    • f. dikkatle araştırmak, ince tetkikat yapmak.
  1632. resect İng.
    • f., tıb. yarıp parçasını çıkarmak. resection i., tıb. yarıp bir uzvun parçasını çıkarma.
  1633. reseda İng.
    • i. muhabbetçiçeği, bot. Reseda odorata.
  1634. resemble İng.
    • f. benzemek, müşabih olmak, andırmak. resemblance i. benzeyiş, müşabehet.
  1635. resen Tür.
    • ex officio. on one"s own account. ex mero motu. in one"s personal capacity.
  1636. resent İng.
    • f. bir şeyden dolayı kızmak, gücenmek, bir şeye içerlemek.
  1637. resentful İng.
    • s. bir şeye kızmış, gücenik. resentfully z. içerleyerek.
  1638. resentment İng.
    • i. kızma, gücenme, darılma, içerleme.
  1639. resepsiyon Tür.
    • reception reception / front desk. the reception desk / office. check- in counter. check- in desk. reception desk. reception.
  1640. resepsiyon Tür.
    • reception. desk. reception desk.
  1641. resepsiyon Tür.
    • desk. reception. reception desk.
  1642. reseptör Tür.
    • receiver. receiving act. receptor. sense organ.
  1643. reseptör Tür.
    • receiver.
  1644. reserpine İng.
    • i., ecza. rezerpin.
  1645. reservation İng.
    • i. yer ayırtma, ayırtılmış yer
    • açığa vurmama, fikrinin hepsini söylememe
    • hıfız, muhafaza, bilhassa şahsı için saklama
    • şüphe
    • şart, ihtiraz kaydı
    • A.B.D. bilhassa kızılderililer için ayrılmış arazi parçası.
  1646. reserve İng.
    • i. ihtiyat olarak saklanan şey
    • çekinip sıkılma ve açılamama
    • ilgisizlik, kayıtsızlık
    • ağız sıkılığı
    • ask., çoğ. yedek askerler
    • çoğ. yedek kuvvet
    • ihtiyat akçesi
    • orman olarak ayrılan araziç reserve air biyol. ciğerde daima bulunan hava kalıntısı. reserve fund ihtiyat akçesi. reserve of ficer yedek subay, ihtiyat zabiti. in reserve ihtiyat olarak saklanılmış. without reserve çekinmeyerek
    • şartsız.
  1647. reserve İng.
    • f. ihtiyaten saklamak, ilerisi için saklamak
    • hakkını muhafaza etmek.
  1648. reserved İng.
    • s. başka zaman veya muayyen bir kimse için saklanılmış
    • çekingen
    • ağzı slkı
    • vakur.
  1649. reservoir İng.
    • i., f. su haznesi, su deposu, sarnıç, bent
    • hazne
    • havza
    • depoda saklanan ihtiyat eşya
    • f. hazne veya depoda saklamak.
  1650. reside İng.
    • f. oturmak, ikamet etmek, sakin olmak, mukim olmak.
  1651. residence İng.
    • i. oturma, ikamet
    • ev, mesken, hane, ikametgâh
    • yer
    • ikamet müddeti. declaration of residence ikamet beyannamesi. residence permit ikamet tezkeresi.
  1652. residency İng.
    • i. bir sömürgede veya himaye altında bulunan bir memlekette hami devlet mümessilinin ikametgâhı
    • doktorluk ihtisas devresi.
  1653. resident İng.
    • s., i. oturan, sakin, mukim
    • yerleşmiş
    • aslında bulunan
    • gelip geçici olmayan (kuş)
    • i. bir yerde oturan kimse, yerli
    • bir sömürgede veya himaye altında bulunan bir memlekette hami devlet mümessili.
  1654. residential İng.
    • s. ikamete yarar, içinde oturulur, ikamete mahsus. residential quarter bir şehirde ikametgahların çok olduğu semt.
  1655. residentiary İng.
    • s., i. oturan, mukim (kimse), sakin.
  1656. residual İng.
    • s., i. fazla ve artakalan, artık
    • i. artık, artan şey
    • mat. iki hesap sonucu arasındaki fark
    • gözlem ve hesap sonuçları arasındaki fark
    • A.B.D. tekrar kullanılan bir filim veya plak için ödenen para.
  1657. residuary İng.
    • s. fazla ve artakalan, artık. residuary clause huk. bir vasiyetnamede malın taksiminden sonra geriye kalan kısmın tahsisi hakkındaki hüküm. residuary estate mal bölümünden sonra açıkta kalan mülk. residuary legatee malın taksiminden sonra kalan servetin vârisi.
  1658. residue İng.
    • i. kalan şey, artık, fazla şey
    • huk. ölmüş kimsenin bütün borçları ve vasiyetleri ödendikten sonra geriye kalan tereke.
  1659. residuum İng.
    • i. (çoğ -ua) artan şey
    • kimyasal bir işlemden artakalan madde, tortu
    • ölmüş bir kimsenin borç ve masrafları ödendikten sonra geriye kalan mal veya para.
  1660. resif Tür.
    • reef.
  1661. resign İng.
    • f. istifa etmek, çekilmek
    • vaz geçmek, terketmek, el çekmek
    • bırakmak, teslim etmek iade etmek
    • istifa edip bırakmak, feragat etmek.
  1662. resignation İng.
    • i. istifa, çekilme
    • istifa mektubu
    • teslim, tevdi
    • uysallık, teslimiyet, tevekkül.
  1663. resigned İng.
    • s. baş eğmiş, uysal, teslimiyet göstermiş. resignedly z. baş eğerek, uysallıkla, teslimiyetle. resignedness i. teslimiyet, uysallık.
  1664. resilience , resiliency İng.
    • i. geri fırlama, seğirdim yapma
    • esneklik
    • çabuk iyileşme kabiliyeti.
  1665. resilient İng.
    • s. geriye fırlayan, seğirdim yapan
    • uzanıp kısalan, elastiki, esnek
    • çabuk iyileşir (bünye).
  1666. resim Tür.
    • picture. pictorial. picture. figure. drawing. painting. photo. image. illustration. tableau. tablature. dues. tax. effigy. likeness.
  1667. resim Tür.
    • duty. picture. drawing. painting. fresco. mosaic. print. art of drawing or painting pictures. impost. ceremony. image. plan. figure. chart. drafting. plotting. design. draught. graphic. plate. aspect. device. tableau. due. levy. rate. charge. fee. excise.
  1668. resim Tür.
    • drawing. illustration. pattern. picture. valentine. photograph. design. painting. photo fotoğraf. due. tax. toll.
  1669. resimci Tür.
    • photographer. art teacher. seller of pictures. artist. illustrator.
  1670. resimlemek Tür.
    • to illustrate.
  1671. resimlendirme Tür.
    • artwork.
  1672. resimlendirmek Tür.
    • to illustrate.
  1673. resimli Tür.
    • pictorial. illustrated.
  1674. resimli Tür.
    • illustrated. pictorial. illuminated. illustrate.
  1675. resimli roman Tür.
    • comic strip. strip cartoon.
  1676. resimlik Tür.
    • picture frame. photograph album.
  1677. resimlik Tür.
    • picture frame. album albüm.
  1678. resin İng.
    • i. sakız, çam sakızı, reçine. resiniferous s. sakız hasıl eden, sakız verir. resinol i. renksiz reçineli alkol
    • cilt kaşınmasına karşı kullanılan sarı bir yağ. resinous s. sakız nevinden, sakızlı, sakızdan çıkan. resiny s. sakızlı, sakız gibi.
  1679. resist İng.
    • f., i. karşı durmak, mukavemet etmek
    • dayanmak, tahammül etmek
    • i. bir yüzeyi paslanma veya çürümeden korumak için sürülen bir madde
    • kumaş boyacılarının kullandığı tutkal gibi ve kimyasal tesire karşı gelen madde.
  1680. resistant İng.
    • s., i. karşı gelen, direnen, mukavemet eden (şey veya kimse).
  1681. resistible İng.
    • s. karşı konulabilir, dayanılabilir, mukavemet edilebilir. resistibil'ity i. mukavemet kuvveti, dayanma imkânı.
  1682. resistive İng.
    • s. mukavemet eden, mukavemet kabilinden, dirençli. resistivity i. mukavemet kuvveti, fiz. özdirenç.
  1683. resistless İng.
    • s. dayanılmaz, karşı durulmaz.
  1684. resistsnce İng.
    • i. mukavemet, direnme
    • karşı gelme
    • mukavemet eden kuvvet
    • elek. mukavemet, direnç, rezistans. resistance box elek. rezistans kutusu. resistance coil elek. rezistans bobini. passive resistance pasif direniş.
  1685. reşit Tür.
    • major. adult. of full legal age.
  1686. reşit Tür.
    • adult. of full age. of age. of sound mind.
  1687. reşit Tür.
    • adult. full age. sb who has come of age. who has reached the age of discretion.
  1688. reşit olmak Tür.
    • come of age. to come of age. come again of age. to come to years of discretion. attain full age. to reach lawful age. to be of responsible responsible.
  1689. resital Tür.
    • recital.
  1690. resital Tür.
    • recital.
  1691. resmen Tür.
    • officially. formally. in an official capacity. truely. really. by deed.
  1692. resmen Tür.
    • formally.
  1693. resmen Tür.
    • downright. officially. formally. openly. publicly.
  1694. resmetme Tür.
    • portrayal.
  1695. resmetmek Tür.
    • to draw sb"s picture. to delineate. to depict. to represent. draw. figure. paint. set out.
  1696. resmetmek Tür.
    • portray. to draw. to picture. to describe. to depict. to portray.
  1697. resmi Tür.
    • official. regulation. formal. ceremonious. ceremonial. legal. solemn. state. civil. authorized. certificated. starchy. statutory.
  1698. resmi Tür.
    • bond. ceremonious. formal. frigid. official. solemn. starchy. stiff. stuffy. ceremonial.
  1699. resmi Tür.
    • affidavit. formal. official. government. pertaining to the government or to a government office. authorized. ceremonious. device. ceremonial. solemn. starchy. stately. stiff. technical.
  1700. resmi dil Tür.
    • official language.
  1701. resmi elbise Tür.
    • full dress. formal dress.
  1702. resmi elbise Tür.
    • full dress.
  1703. resmi nikah Tür.
    • civil marriage.
  1704. resmileştirmek Tür.
    • formalize. officialize.
  1705. resmilik Tür.
    • starch.
  1706. resmilik Tür.
    • ceremoniousness.
  1707. resmiyet Tür.
    • conventionality.
  1708. resmiyet Tür.
    • ceremony. formality. solemnity. official character. officialism.
  1709. resmiyet Tür.
    • ceremony. conventionality. formality. solemnity.
  1710. resole İng.
    • f. pençe vurmak.
  1711. resoluble İng.
    • s. erir, eritilebilir
    • çözülebilir.
  1712. resolute İng.
    • s. azimkar, kararlı, sebat ve metanet sahibi, kuvvetli
    • yiğit, cesur. resolutely z. azimle, kararlı olarak, sebat ve metanetle. resoluteness i. azimkârlık, azim, kararlılık, metanet
    • yüreklilik
    • cesaret.
  1713. resolution İng.
    • i. çözme
    • ayrışma
    • müz. çözüm
    • çözülüm
    • sebat, metanet, azim, karar
    • teklif, önerge, önerme, resmi karar
    • cesaret, mertlik.
  1714. resolve İng.
    • f., i. karar vermek, tasarlamak
    • karar vermesine sebep olmak
    • parçalara ayırıp incelemek
    • çözmek
    • halletmek, açıklamak
    • oy ile kararlaştırmak
    • iyi yönde değiştirmek
    • müz. çözmek
    • tıb. eritmek
    • i. karar, niyet, tasarlama. resolve on karara varmak. resolve one's doubts şüphelerini yok etmek. resolvable s. halledilebilir, çözümlenebilir.
  1715. resolved İng.
    • s. azimli, kararlı
    • kararvermiş veya verilmiş.
  1716. resolvent İng.
    • s., i. bir şeyi öğelerine ayırma gücü olan
    • i. eritici madde
    • tıb. bir şişi gidermeye yarayan hazır ilâç.
  1717. resonance İng.
    • i. sesi aksettirme, yankılama
    • sesi uzatıp şiddetlendirme özelliği, tınlama. resonance box keman gövdesi gibi sesi şiddetlendiren kutu. resonant s. sesi aksettiren, yankılayan
    • tannan.
  1718. resonate İng.
    • f. çınlamak, yankılamak.
  1719. resonator İng.
    • i. sesi aksettirici alet veya cisim
    • elektrik akımını yankılayan cihaz.
  1720. resorb İng.
    • f. tekrar emmek.
  1721. resorcin , resorcinol İng.
    • i., kim. reçineden alınıp boya veya ilâç imalinde kullanılan billursu bir bileşim.
  1722. resorption İng.
    • i. emme, emilme.
  1723. resort İng.
    • i. sık sık gidilen yer, ahalinin toplandığı yer, gezinti ve dinlenme yeri
    • mesire
    • çare, merci, baş vuracak yer, sığınacak yer
    • yardımına baş vurulan kimse
    • sık sık gitme. last resort son merci
    • son çare. summer resort sayfiye, yazlık, yazın gidilen yer.
  1724. resort İng.
    • f. gitmek, sık sık gitmek
    • (to ile ) baş vurmak, müracaat etmek, başka çare kalmayınca kullanmak.
  1725. resound İng.
    • f. çınlamak, ses vermek, sesle dolmak, yankılamak
    • yayılmak, yaygın olmak.
  1726. resource İng.
    • i. kaynak
    • çare
    • dayanak
    • çoğ. araçlar, olanaklar, mali vasıtalar
    • halletme yeteneği. inner resources manevi kuvvet. natural resources doğal kaynaklar.
  1727. resourceful İng.
    • s. becerikli.
  1728. resp. İng.
    • kıs. respective, respectively, respondent.
  1729. respect İng.
    • f. hürmet etmek, hürmete lâyık saymak
    • saygı göstermek
    • ilgisi olmak. respecter of persons kişilere rütbesine göre değer veren kimse.
  1730. respect İng.
    • i. münasebet, yön, husus
    • hürmet, saygı, itibar, hatır sayma
    • uyma
    • çoğ. hürmetler, selâmlar, saygılar. pay one's respects saygılarını sunmak. with respect to, in respect to göre, konusunda, -e gelince .
  1731. respectability İng.
    • i. hürmete lâyık olma, itibar, saygınlık.
  1732. respectable İng.
    • s. hürmete lâyık
    • namuslu
    • hatırı sayılır, epeyce, hayli
    • ahlâk veya davranışları iyi
    • dış görünüşü iyi. spectably z. hürmete lâyık şekilde, namusu ile.
  1733. respectful İng.
    • s. hürmet gösteren, saygılı, hürmetkâr. respectfulness i. hürmetkârlık.
  1734. respective İng.
    • s. her biri kendisinin olan, ayrı ayrı. They went to their respective homes. Her biri kendi evine gitti. respectively z. zikredildikleri sıra ile, birisi birine ve diğeri ötekine ait olmak üzere .
  1735. respirable İng.
    • s. teneffüs edilebilir. respirabil'ity i. teneffüs edilebilme .
  1736. respiration İng.
    • i. teneffüs, nefes alma, solunum
    • nefes, soluk.
  1737. respirator İng.
    • i. teneffüs olunan havayı ısıtmak veya temizlemek için ağız veya buruna geçirilen alet, respiratör.
  1738. respiratory İng.
    • s. solunumla ilgili, solunumda kullamlan, solunumun sebep olduğu. respiratory system solunum sistemi.
  1739. respire İng.
    • f. teneflüs etmek, nefes almak, soluk almak
    • dinlenip tekrar kuvvet ve cesaret bulmak.
  1740. respirometer İng.
    • i. solunumu ölçen alet
    • tazyikli oksijen vasıtasıyle dalgıca temiz hava veren alet, respirometre .
  1741. respite İng.
    • i., f. mühlet, tehir, geçici olarak erteleme
    • huk. idam hükmünün infazını geçici olarak erteleme
    • dinlenme vakti, tatil, paydos
    • alacaklının borçluya tanıdığı zaman
    • f. mühlet vermek, tehir etmek ertelemek .
  1742. resplendent İng.
    • s. parlak, şaşaalı, göz alıcı resplendence, resplendency i. parlaklık, şaşaa .
  1743. respond İng.
    • f. cevap vermek
    • karşılık verme. respondence, respondency i. cevap verme, karşılık verme. respondent s., i. cevap veren, karşılık veren
    • i. cevap veren kimse
    • huk. savunan kimse (bilhassa boşanma davalarında).
  1744. respond İng.
    • i. Kitabı Mukaddes okunduktan sonra cevap yerine söylenilen sözler
    • mim. bir kemerin ağırlığını karşılamak amacı ile duvar içine konan yarım direk veya sütun.
  1745. response İng.
    • i. cevap
    • yanıtlama
    • tepki
    • papazın okuduğu şeye cevap olarak ahali veya okuyucuların terennüm ettiği veya soylediği parça.
  1746. responsibility İng.
    • i. mesuliyet, sorum, sorumluluk.
  1747. responsible İng.
    • s. mesul, sorumlu
    • sağduyulu
    • itimada layık
    • borcunu ödeyebilecek durumda olan
    • mesuliyetli. They are responsible to me for the results So nuçlardan onlar bana karşı mesuldür. responsibly z. itimada layık olarak.
  1748. responsive İng.
    • s. cevap vermeye hazır, hevesli
    • uyumlu
    • cevap kabilinden, mukabele gibi. responsively z. hevesli olarak. responsiveness i. heveslilik.
  1749. ressam Tür.
    • artist. painter. designer. draftsman.
  1750. ressam Tür.
    • artist. painter. brush. limner.
  1751. ressam Tür.
    • artist. painter.
  1752. ressam sehpası Tür.
    • easel.
  1753. ressamlık Tür.
    • painting.
  1754. ressamlık Tür.
    • being an artist. painting as a profession. painting.
  1755. rest Tür.
    • To stand firm
    • to be fixed
    • to be supported
    • as, a column rests on its pedestal.
  1756. rest Tür.
    • To sleep
    • to slumber
    • hence, poetically, to be dead.
  1757. rest Tür.
    • To place, as on a support
    • to cause to lean.
  1758. rest Tür.
    • To lie
    • to repose
    • to recline
    • to lan
    • as, to rest on a couch.
  1759. rest Tür.
    • To lean in confidence
    • to trust
    • to rely
    • to repose without anxiety
    • as, to rest on a man"s promise.
  1760. rest Tür.
    • To lay or place at rest
    • to quiet.
  1761. rest Tür.
    • To cease from action or motion, especially from action which has caused weariness
    • to desist from labor or exertion.
  1762. rest Tür.
    • To be satisfied
    • to acquiesce.
  1763. rest Tür.
    • To be left
    • to remain
    • to continue to be. freedom from activity
    • "took his repose by the swimming pool" a support on which things can be put
    • "the gun was steadied on a special rest" a musical notation indicating a silence of a specified duration euphemisms for death
    • "she was laid to rest beside her husband"
    • "they had to put their family pet to sleep" a state of inaction
    • "a body will continue in a state of rest until acted upon" be at rest take a short break from one"s activities in order to relax give a rest to
    • "He rested his bad leg"
    • "Rest the dogs for a moment" not move
    • be in a resting position put something in a resting position, as for support or steadying
    • "Rest your head on my shoulder" be inactive, refrain from acting
    • "The committee is resting over the summer" be inherent or innate in.
  1764. rest Tür.
    • To be free from whanever wearies or disturbs
    • to be quiet or still.
  1765. rest Tür.
    • To arrest.
  1766. rest Tür.
    • Those not included in a proposition or description
    • the remainder
    • others.
  1767. rest Tür.
    • They are named as notes are, whole, half, quarter,etc.
  1768. rest Tür.
    • The timed unit of silence The five most common rests values are whole rests, half rests, quarter rests, eighth rests, and sixteenth rests The length of rests is based upon ratios Whole rests last twice as long as half rests, which last twice as long as quarter rests, which last twice as long as eighth rests, which last twice as long as sixteenth rests Rhythmic Values.
  1769. rest Tür.
    • The striking of a balance at regular intervals in a running account.
  1770. rest Tür.
    • The state of an object when it is not changing position in relation to its immediate surroundings.
  1771. rest Tür.
    • The local address portion of an Internet Address.
  1772. rest Tür.
    • The absence of movement of an object in relation to its surroundings. n rest, quiet [OE reste].
  1773. rest Tür.
    • That which is left, or which remains after the separation of a part, either in fact or in contemplation
    • remainder
    • residue.
  1774. rest Tür.
    • That on which anything rests or leans for support
    • as, a rest in a lathe, for supporting the cutting tool or steadying the work.
  1775. rest Tür.
    • something left after other parts have been taken away
    • "there was no remainder"
    • "he threw away the rest"
    • "he took what he wanted and I got the balance". freedom from activity
    • "took his repose by the swimming pool". a pause for relaxation
    • "people actually accomplish more when they take time for short rests". a state of inaction
    • "a body will continue in a state of rest until acted upon". euphemisms for death
    • "she was laid to rest beside her husband"
    • "they had to put their family pet to sleep". a support on which things can be put
    • "the gun was steadied on a special rest". a musical notation indicating a silence of a specified duration. not move
    • be in a resting position. take a short break from one"s activities in order to relax. give a rest to
    • "He rested his bad leg"
    • "Rest the dogs for a moment". have a place in relation to something else
    • "The fate of Bosnia lies in the hands of the West"
    • "The responsibility rests with the Allies". be at rest. stay the same
    • remain in a certain state
    • "The dress remained wet after repeated attempts to dry it"
    • "rest assured"
    • "stay alone"
    • "He remained unmoved by her tears"
    • "The bad weather continued for another week". be inherent or innate in.
    • put something in a resting position, as for support or steadying
    • "Rest your head on my shoulder". sit, as on a branch
    • "The birds perched high in the treee". rest on or as if on a pillow
    • "pillow your head". be inactive, refrain from acting
    • "The committee is resting over the summer".
  1776. rest Tür.
    • Sleep
    • slumber
    • hence, poetically, death.
  1777. rest Tür.
    • Silence in music or in one of its parts
    • the name of the character that stands for such silence.
  1778. rest Tür.
    • In music, a rhythmic silence Examples: a 2-beat rest, a quarter-note rest.
  1779. rest Tür.
    • In bread-making, to let the dough sit a few minutes before kneading more.
  1780. rest Tür.
    • Holding the mash at a specific temperature to induce certain enzymatic reactions. A contraction of residue- thus, resid" resit, res"t.
  1781. rest Tür.
    • Hence, freedom from everything which wearies or disturbs
    • peace
    • security.
  1782. rest Tür.
    • carryover, leftover, relic, remain, remainder, remnant, residue, rest, tail.
  1783. rest Tür.
    • A symbol used to denote silence. a party is said to "rest" or "rest the case" when he has presented all the evidence he intends to offer. the number, fraction, or percentage that remain -- "A board with 144 squares has 72 red squares, and the rest are black ".
  1784. rest Tür.
    • A symbol that indicates silence for a specified time in musical beats [Rhythm Notation].
  1785. rest Tür.
    • A surplus held as a reserved fund by a bank to equalize its dividends, etc.
    • in the Bank of England, the balance of assets above liabilities.
  1786. rest Tür.
    • A state of quiet or repose
    • a cessation from motion or labor
    • tranquillity
    • as, rest from mental exertion
    • rest of body or mind.
  1787. rest Tür.
    • A space in the music in which no notes are heard The beat continues even though no notes are sounding at that particular moment.
  1788. rest Tür.
    • A set or game at tennis.
  1789. rest Tür.
    • A projection from the right side of the cuirass, serving to support the lance.
  1790. rest Tür.
    • A place where one may rest, either temporarily, as in an inn, or permanently, as, in an abode.
  1791. rest Tür.
    • A pause in playing.
  1792. rest Tür.
    • A party is said to "rest" or "rests a case" when he/she has presented all the evidence he/she intends to offer.
  1793. rest Tür.
    • A party is said to "rest" or "rest its case" when it has presented all the evidence it intends to offer., n 1) A rhythmic silence in music 2) A character representing such a silence 3) a brief pause in reading.
  1794. rest Tür.
    • A party is said to rest or rest its case when it has presented all the evidence it intends to offer.
  1795. rest Tür.
    • A party is said to "rest" or "rest his case" when he has presented all the evidence he intends to offer.
  1796. rest Tür.
    • A party is said to "rest" or "rest his case" when he has presented all the evidence he intends to offer.
  1797. rest Tür.
    • A musical sign indicating silence - either for one or more players, or for the entire ensemble.
  1798. rest Tür.
    • all the money one has left to stake.
  1799. rest Tür.
    • A contradictory word here as it does nothing but increase your tension Interest rates are quotes on a daily rest, monthly rest or annual rest basis The annual rest quote implies that the company gives you the credit for the monthly principal repayments only at the end of each year Such loans are therefore more expensive than a monthly/daily rest loan The shorter the tenure of the loan, the greater the effective interest rate difference will be.
  1800. rest İng.
    • i. rahat, istirahat, dinlenme, yatma
    • oturma
    • sükun, hareketsizlik
    • uyku
    • asayiş, ruh sukunu
    • durak, dinlenme yeri
    • ölum
    • müz. fasıla, durak işareti, es
    • dayanak, dayanacak şey, mesnet .rest cure, rest treatment tıb. dinlenme usulü ile tedavi. rest day dinlenme günü (özellikle pazar günü). rest room tuvalet at rest hareketsiz
    • rahatta
    • olmuş. go to rest dinlenmek, yatmak lay to rest gömmek, defnetmek. whole rest müz. dörtlük es.
  1801. rest İng.
    • f. dinlenmek, nefes almak: rahat etmek, istirahat etmek
    • yatmak, oturmak
    • uyumak
    • ölmek
    • dayanmak, dayalı olmak
    • huk. bir davada taraflardan birinin davaya ait butün delilleri anlattığını bildirmek
    • güvenmek, itimat etmek
    • kalmak
    • dinlendirmek, rahat ettirmek
    • dayamak, yaslamak
    • koymak. His eyes rested on it Gözleri ona dikildi. rest'ingplace i. konak yeri
    • mezar.
  1802. rest İng.
    • i., the (ile) kalan miktar, kalanlar, geri kalan kısım. all the rest kalanların hepsi. as for the rest kalanına gelince.
  1803. restaurant İng.
    • i. lokanta.
  1804. restaurateur İng.
    • i. lokantacı.
  1805. restful İng.
    • s. rahat verici, dinlendirici
    • rahat, sakin. restfully z. rahat rahat, sükunetle. restfulness i. rahat, sükün.
  1806. restharrow İng.
    • i. kayışkıran, saban kıran, bot. Ononis hircina.
  1807. resthouse İng.
    • i. dinlenme evi, konak yeri.
  1808. restitüsyon Tür.
    • reassembling as it originally was. restoring to its original shape. plan according to which a building is reassembled or reconstructed.
  1809. restitutioinintegrum İng.
    • Lat., huk. eski halin iadesi, eski hale getirme.
  1810. restitution İng.
    • i. bir şeyi sahibine iade etme
    • zararı ödeme
    • onarma.
  1811. restive İng.
    • s. inatcı
    • sabırsızlanan, rahat durmaz. restively z. sabırsızlanarak. restiveness i. sabırsızlık.
  1812. restless İng.
    • s. hiç durmayan, dinmeyen, hiç rahat durmaz: uyuyamaz, uykusuz: rahatsız: vesvessli: değişiklik isteyen, hareketsiz kalamayan. restlessly z. rahat durmadan. restlessness i. hareketsiz kalamama.
  1813. restoran Tür.
    • restaurant.
  1814. restoran Tür.
    • restaurant.
  1815. restorasyon Tür.
    • restoration.
  1816. restorasyon Tür.
    • restoration.
  1817. restoration İng.
    • i. onarma ve düzeltme
    • restore etme
    • yenileme, eski haline getirme, eski mevkiini iade etme: iyileşme
    • bir şeyi sahibine iade etme: bir şeyin asıl şeklini gösteren model. the Restoration İngiltere'de Restorasyon devri: 18. Lui devrinde Borbonların tekrar iktidarı ele geçirmeleri
  1818. restorative İng.
    • s., i. onaran ve düzelten, iyi hale koyan
    • i. ayıltıcı ilaç.
  1819. restore Tür.
    • used in.
  1820. restore Tür.
    • Use all original parts possible to reconstruct the original look and structure of the volume.
  1821. restore Tür.
    • To store again
    • as, the goods taken out were re-stored.
  1822. restore Tür.
    • To return your device to the state it was in when data was last backed up This involves copying your backup data to your hp Jornada.
  1823. restore Tür.
    • To return data on a disk to its previous state, typically by using a backup copy of the files You can restore files that have been damaged or corrupted back to the state they were in when you backed them up.
  1824. restore Tür.
    • To return a window to its previous size.
  1825. restore Tür.
    • To return a wetland to a close approximation of its condition prior to disturbance by modifying conditions responsible for the loss or change.
  1826. restore Tür.
    • To return an icon or maximized window to its normal size.
  1827. restore Tür.
    • To retrieve a file from backup If a file has been accidentally erased or corrupted, it can be restored if there is a backup.
  1828. restore Tür.
    • To retrieve a backup copy of data from the Vault Server and upload it to a computer If a file has been accidentally erased or corrupted, it can be restored if there is a backup LiveVault Service can restore data over the Internet directly to the Agent computer, or on physical media from which the restored data can be uploaded to a computer See also Internet restore, media restore. to return a window to its previous size.
  1829. restore Tür.
    • To refurbish a building or other asset to its original condition.
  1830. restore Tür.
    • To recall a previously used lighting state later in the performance.
  1831. restore Tür.
    • To make service operative following an interruption by repair, reassignment, rerouting, substitution of parts, or otherwise.
  1832. restore Tür.
    • To make good
    • to make amends for.
  1833. restore Tür.
    • To give or bring back, as that which has been lost., or taken away
    • to bring back to the owner
    • to replace.
  1834. restore Tür.
    • To give in place of, or as satisfaction for.
  1835. restore Tür.
    • To form a picture or model of, as of something lost or mutilated
    • as, to restore a ruined building, city, or the like.
  1836. restore Tür.
    • To copy files that once resided on your hard disk from another disk or a tape back onto your hard disk.
  1837. restore Tür.
    • To bring back to its former state
    • to bring back from a state of ruin, decay, disease, or the like
    • to repair
    • to renew
    • to recover.
  1838. restore Tür.
    • To bring back from a state of injury or decay, or from a changed condition
    • as, to restore a painting, statue, etc.
  1839. restore Tür.
    • To bring a window back it its original size after having been minimised or maximised.
  1840. restore Tür.
    • The Restore Helper is that top hat with the cute little bunny ears in the upper right corner of some screens Basically, Restore is used to restore default values.
  1841. restore Tür.
    • The process of taking data saved to tape and putting it back onto disk See also backup.
  1842. restore Tür.
    • The process of returning a backup copy to an active storage location for use TSM has processes for restoring its database, storage pools, storage pool volumes, and users" backed-up files For example, users can copy a backup version of a file from the storage pool to the workstation The backup version in the storage pool is not affected Contrast with backup.
  1843. restore Tür.
    • return to its original or usable and functioning condition
    • "restore the forest to its original pristine condition". return to life
    • get or give new life or energy
    • "The week at the spa restored me". give or bring back
    • "Restore the stolen painting to its rightful owner". restore by replacing a part or putting together what is torn or broken
    • "She repaired her TV set"
    • "Repair my shoes please". bring back into original existence, use, function, or position
    • "restore law and order"
    • "reestablish peace in the region"
    • "restore the emperor to the throne".
  1844. restore Tür.
    • Restores the state of livingstone to what it was when the Checkpoint was stored.
  1845. restore Tür.
    • restored.
  1846. restore Tür.
    • Restoration. give or bring back
    • "Restore the stolen painting to its rightful owner" bring back into original existence, use, function, or position
    • "restore law and order"
    • "reestablish peace in the region"
    • "restore the emperor to the throne" return to its original or usable and functioning condition
    • "restore the forest to its original pristine condition".
  1847. restore Tür.
    • Previously backed up data can be restored or retrieved with the File, Restore selection.
  1848. restore Tür.
    • A system, zone, or sensor that is returned to normal status This does not necessarily mean that the alarm system is considered to be back to full operating status by the monitoring facility However, the term tends to be used interchangeably with Reset, and there is no formal or generally-accepted distinction between them.
  1849. restore Tür.
    • A restore is a computer program or process that copies information from a diskette or tape onto the system"s hard disk.
  1850. restore Tür.
    • An Administrator can restore -- bring back -- an archived TechPak or TechNeed and actively work on it again.
  1851. restore Tür.
    • A function that permits users to copy a version of a backup file from the storage pool to a workstation or file server The backup copy in the storage pool is not affected Contrast with backup. to return something to its original condition.
  1852. restore Tür.
    • A function that allows users to copy files from the backup storage pool to an on-line storage device.
  1853. restore İng.
    • f. iade etmek
    • geri vermek
    • eski haline koymak, onarmak, restore etmek, yenilemek: iyileştirmek, sıhhatini iade etmek, sağaltmak
    • eski mevkiini iade etmek
    • bozulmuş yerini onarmak (resim)
    • zararı ödemek. restorable s. yeniden sağlanabilir
    • onarılabilir
    • iade edilir.
  1854. restore etmek Tür.
    • to restore.
  1855. restore etmek Tür.
    • restore etmek. yenıleştırmek. eskı halıne getırmek. onarmak. görevıne ıade etmek. gerı vermek. ıade etmek. kavuşturmak. yenıden tahta geçırmek.
  1856. restrain İng.
    • f. tutmak, geri tutmak, zaptetmek, yasaklamak, sımrlamak. restrainable s. zaptedilebilir.
  1857. restraint İng.
    • i. menetme: tahdit, sınırlılık
    • tutukluluk: kendini tutma
    • sıkılma çekinme. restraint of trade ticareti kısıtlama veya narh koyma.
  1858. restrict İng.
    • f. kısltlamak, bağlamak, sınırlamak
    • elini bağlamak: tahdit etmek, hasretmek. restrictive s. kısıtlayıcı, bağlayıcı, sınırlayıcı.
  1859. restriction İng.
    • i. sınırlayan kural, şart, hudut sınırlama, kısıtlama, tahdit.
  1860. resul Tür.
    • prophet yalvaç. messenger.
  1861. resul Tür.
    • prophet.
  1862. result İng.
    • f., i., sık sık in (ile) çıkmak meydana gelmek, varmak: sonuçlanmak: i. netice, sonuç, son, akıbet, semere, mahsul.
  1863. resultant İng.
    • s., i. meydana gelen, neticesi olan
    • i. sonuç
    • fiz. iki ayrı kuvvetin bileşkesi.
  1864. resume İng.
    • f. eski halini almak
    • yeniden başlamak veya devam etmek
    • geri almak:yeniden kullanmaya başlamak.
  1865. resume İng.
    • i. hulasa, özet.
  1866. resumption İng.
    • i. yeniden başlama veya devam etme: geri alma.
  1867. resurge İng.
    • f. tekrar çıkmak, tekrar baş göstermek: yeniden dirilmek. resurgence i. yeniden dirilme. resurgent s. yeniden dirilen.
  1868. resurrect İng.
    • f. yeniden diriltmek
    • yeniden canlandırmak: mezardan çıkarmak
    • unutulmuş veya kaybolmuş şeyi yeniden meydana çıkarmak.
  1869. resurrection İng.
    • i. kıyamet, yeniden dirilme veya diriltme
    • yeni hayat bulma, canlanma.
  1870. resuscitate İng.
    • f .ölüyü diriltme ölü gibi olanı ayıltmak
    • batmış ve unutulmuş şeyi tekrar meydana çıkarmak. resuscita'tion i. canlandırma, canlandırılma, di- riltme. resuscitative s. diriltici, canlandırıcı .
  1871. ret Tür.
    • To prepare for use, as flax, by separating the fibers from the woody part by process of soaking, macerating, and other treatment. of flax, hemp, or jute, so as to promote loosening of the fibers form the woody tissue.
  1872. ret Tür.
    • See Aret.
  1873. ret Tür.
    • Retract or Return.
  1874. ret Tür.
    • RET is the character than runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section Return.
  1875. ret Tür.
    • RET is the character than runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section Keystrokes, Key Sequences, and Key Bindings.
  1876. ret Tür.
    • RET is a character that is used to terminate most arguments read in the minibuffer See section Minibuffer.
  1877. ret Tür.
    • RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section Types d"entr"ees utilisateur.
  1878. ret Tür.
    • RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section The Emacs Character Set.
  1879. ret Tür.
    • RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section Return.
  1880. ret Tür.
    • RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section Kinds of User Input.
  1881. ret Tür.
    • RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section 4 5 Kinds of User Input.
  1882. ret Tür.
    • RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section 3 1 Kinds of User Input.
  1883. ret Tür.
    • RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section 1 5 Kinds of User Input. retired.
  1884. ret Tür.
    • RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See Return.
  1885. ret Tür.
    • RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer Return.
  1886. ret Tür.
    • RET is a character than in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See User Input.
  1887. ret Tür.
    • RET is a character than in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section Keyboard Input.
  1888. ret Tür.
    • RET is a character than in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See Return. of flax, hemp, or jute, so as to promote loosening of the fibers form the woody tissue.
  1889. ret Tür.
    • Resonance energy transfer.
  1890. ret Tür.
    • Resolution Enhancement Technology Hewlett-Packard"s technology which increases the apparent resolution of a document by using microfine toner to add partial pixels around the edges of images.
  1891. ret Tür.
    • rejection. denial. refusal. disallowance. disavowal. refutation. no. veto. negative. defeat. nay. negation. rebuff. repudiation.
  1892. ret Tür.
    • refusal. rejection. repudiation. disowning. declaring sth to be untrue. disclaimer. dismission. disproof. exclusion. negation. nonapproval. rebuff. refuse. turndown.
  1893. ret Tür.
    • rebuff. refusal. rejection. expulsion. refutation.
  1894. ret Tür.
    • Reactor entry technician Person who works inside a reactor during the loading of a catalyst.
  1895. ret Tür.
    • RDF Extraction Tool.
  1896. ret Tür.
    • Patrons should hold on to their transfer tickets because there are no Metro Officials to collect the transfer It can be retained for use on the next connecting line.
  1897. ret İng.
    • f. (-ted, -ting) ıslatıp yumuşatmak (keten veya yün).
  1898. retail İng.
    • i., s. f .perakende satış
    • s. perakende
    • f. perakende olarak satmak
    • ayrıntılarıyle anlatmak: tekrar anlatmak.
  1899. retain İng.
    • f. alıkoymak tutmak, elinde bulundurmak
    • ücretle tutmak (avukat, uzman)
    • akılda tutmak unutmamak. retainable s .elde tutulabilir. retaining wall istinat duvarı.
  1900. retainer İng.
    • i. hizmetli
    • alıkoyan kimse:huk. avukat tutarken yapılan anlaşma
    • vekalet ücreti
    • tar. tımar ve zeamet sahiplerinin buyruğunda bulunup bazı hizmetlerle yükümlü kimse.
  1901. retaliate İng.
    • f. dengiyle karşılamak, misillemek: intikam almak. retalia'tion i. misilleme, kısas, aynen karşılığını yapma. retaliative, retaliatory s. misilleme kabilinden.
  1902. retard İng.
    • f. i. geciktirmek
    • tehir etmek, geriye bırakmak
    • gecikmek
    • i. tehir
    • gecikme, geciktirme. retarda'tion i. tehir, geciktirme
    • geciktiren şey
    • gecikme süresi. retardative s. geciktirici.
  1903. retch İng.
    • f., i. kusmaya çalışmak, öğürmek. i. öğürme, kusma.
  1904. rete İng.
    • i. (çoğ. retia) anat. şebeke, ağ (sinir).
  1905. retell İng.
    • f. (retold) tekrar anlatmak
    • yeniden saymak.
  1906. retention İng.
    • i. alıkoyma, hatırlama yeteneği, zihinde tutma
    • tıb. idrar tutulması.
  1907. retentive İng.
    • s. alıkoyan tutan
    • hatırda iyi tutan. retentively z. iyice hatırda tutarak. retentiveness i. iyice hatırda tutma. retentiv'ity i. tutma kabiliyeti
    • fiz. mıknatısiyeti tutma kabiliyeti.
  1908. reticence , reticency İng.
    • i. ağız sıkılığı, sır saklama, sükut etme, susma.
  1909. reticent İng.
    • s. sır saklayan, ketum, çok konuşmaz, suskun.
  1910. reticle İng.
    • i. dürbünün göz merceğine yerleştirilen çizgi veya telden ibaret ağ.
  1911. reticular İng.
    • s. ağ şeklinde, ağ gibi, karışık, dolaşık.
  1912. reticulate İng.
    • f., s. ağ şekline koymak
    • şebeke gibi göstermek veya yapmak
    • s. ağ gibi, şebekeli
    • bot. ağsı, retikulat. reticulation i. şebekeleşme, ağ gibi olma.
  1913. reticule İng.
    • i. kadına mahsus ufak el çantası.
  1914. reticulum İng.
    • i. ağ, şebeke
    • anat. ağcık, ağ, retikül
    • zool. gevişgetiren hayvanların ikinci midesi, börkenek.
  1915. retiform İng.
    • s. ağ gibi, ağ şeklinde.
  1916. retina Tür.
    • Thin tissue in the back of the eye that receives an image formed by the lens and converts it to electrical impulses carried by the optic nerve to the brain.
  1917. retina Tür.
    • The thin lining at the back of the eye that converts images from the eye"s optical system into electronical impulses sent along the optic nerve for transmission to the brain.
  1918. retina Tür.
    • The retina is the light-sensitive layer of tissue that lines the back of the eyeball, sending visual impulses through the optic nerve to the brain. a layer of fine sensory tissue that lines the inside wall of the eye The retina acts like the film in a camera to capture images, transforms the images into electrical signals, and sends the signals to the brain.
  1919. retina Tür.
    • The retina is a thin tissue at the back of the eye that contains several cell types that are similar to brain cells since they are all neurons The cell types include photoreceptor neurons and other types of neurons The photoreceptor cells of the retina absorb light and convert this light to electrical signals The electrical signals are transferred from the photoreceptors to secondary neurons which then send the electrical signals to the visual cortex region of the brain for interpretation The brain and retina constitute the Central Nervous System of the body. a light-sensitive membrane lining the inner eyeball Images are formed on the retina before being transmitted to the brain on the optic nerve.
  1920. retina Tür.
    • The nerve tissue that lives at the back of the eye, similar to the film in a camera, which takes the image you are looking at and transmits it to the brain through the optic nerve This area is nourished by a web of very fine blood vessels The layers of cells in the back of the eye that are responsible for sensing light and transmitting light- induced signals to the brain. the light-sensitive nerve layer that lines the back of the eye The retina sense light and creates impulses that are sent through the optic nerve to the brain.
  1921. retina Tür.
    • The light sensitive part of the back of the eye that corresponds to the film in a camera.
  1922. retina Tür.
    • The light-sensitive layer of nerve cells that lines the back of the eyeball It sends visual impulses through the optic nerve to the brain The macula is in the center of the retina and is made up of cones.
  1923. retina Tür.
    • The light-sensitive cell layers of the inner lining of the back of the eye.
  1924. retina Tür.
    • The inner layer of tissue at the back of the eye that is sensitive to light.
  1925. retina Tür.
    • The delicate membrane by which the back part of the globe of the eye is lined, and in which the fibers of the optic nerve terminate.
  1926. retina Tür.
    • The delicate lining at the back of the eye that forms light into images that it sends to the brain See the Retina FAQ.
  1927. retina Tür.
    • See Eye. the light-sensitive membrane covering the back wall of the eyeball
    • it is continuous with the optic nerve.
  1928. retina Tür.
    • retina.
  1929. retina Tür.
    • retina.
  1930. retina Tür.
    • Located at the back of the eye, the retina"s photosensitive cells convert light images into electrical impulses for the optic nerve The optic nerve sends those impulses to the visual part of the brain, where they are interpreted into what we know as "sight". the light-sensitive layer of tissue that lines the back of the eye.
  1931. retina Tür.
    • Light-sensitive tissue at the back of the eye that transmits visual impulses via the optic nerve to the brain. the layer of light-sensitive cells lining the back of the inside of the eye
    • consists of rods and cones. the light-sensitive membrane covering the back wall of the eyeball
    • it is continuous with the optic nerve.
  1932. retina Tür.
    • A layer of receptors at the back of the eye that forwards information to the optic tract and eventually to the brain.
  1933. retina Tür.
    • A layer of cells at the back of the eye which are sensitive to light and upon which the image formed by the lens is focused The image is then carried to the brain by the optic nerve.
  1934. retina İng.
    • i., anat. ağtabaka, retina. detached retina kopuk ağtabaka.
  1935. retinue İng.
    • i. yüksek mevki sahibi birinin refakatinde bulunan heyet, maiyet.
  1936. retire İng.
    • f. çekilmek, bir köşeye çekilmek, kendi odasına çekilmek
    • yatmaya gitmek emekliye ayrılmak, geri çekmek (askeri)
    • tedavülden çıkararak karşılığını ödemek (bono)
    • gümrükten çekmek (malını)
    • emekliye ayırarak hizmetten el çektirmek
    • (beysbol) vurucuyu oyun dışı etmek, çeliciyi yandırmak.
  1937. retired İng.
    • s. münzevi
    • tekaüt, emekli. retired list emekliler listesi.
  1938. retirement İng.
    • i. işten çekilme, tekaütlük, emeklilik
    • inziva yeri, inziva.
  1939. retiring İng.
    • s. utangaç, sıkılgan, çekingen.
  1940. retorik Tür.
    • sermocination.
  1941. retorik Tür.
    • rhetoric.
  1942. retorsion İng.
    • bak. retortion.
  1943. retort İng.
    • i., f., kim. imbik
    • f. imbikte ısıtarak damıtmak.
  1944. retort İng.
    • f., i. isnada veya siteme karşı isnat veya sitemle cevap vermek
    • sert cevap vermek
    • karşılık vermek
    • i. karşılık, cevap
    • kötü sözü sahibine iade etme, mukabele. the retort courteous nezaketle verilen aksi cevap.
  1945. retortion İng.
    • i. arkaya doğru
    • bükme veya eğme
    • huk. aynı ile mukabele,misilleme.
  1946. retouch İng.
    • f., i. düzeltmek, yeniden tashih etmek
    • yeniden gözden geçirmek
    • foto. rötuş etmek
    • i rötuş edilen şey.
  1947. retrace İng.
    • f. bir çizginin üstünü tekrar çizmek
    • izini takip ederek geriye veya kaynağına gitmek. retraceable s. izi takip olunabilir, izlenebilir.
  1948. retract İng.
    • f. geri çekmek
    • sözünü geri almak. retractable s. geri alınabilir. retractation i. sözünü geri alma
    • cayma, sözünden dönme. retraction i. geri çekme veya çekilme
    • sözünü geri alma. retrac- tile s. geriye veya içeriye çekilebilir. retractive s. geri çekici
    • sözünü geri alma kabilinden.
  1949. retread İng.
    • f., i. lastik kaplamak
    • i. kaplanmış lastik
    • (argo) mesleğini değiştiren kimse.
  1950. retreat İng.
    • f., i. çekilmek, geri çekilmek
    • düşman önünden çekilmek, geri kaçmak
    • geriye kaçırmak, geriye çekmek
    • i. geriye çekme veya çekilme, geriye kaçma
    • geri çekilme işareti
    • inziva köşesi, çekilecek yer, sığınak
    • tımarhane
    • şifa yurdu
    • koy evi, tenha yer
    • sohbet için bir kenara çekiliş. a retreating chin basık çene. beat a retreat geri çekilmek, kaçmak. in full retreat tam çekilme halinde.
  1951. retrench İng.
    • f. azaltmak, kısmak, indirmek
    • gidermek, kaldırmak. retrenchment i. tasarruf, idare
    • kale veya metrisin iç tarafında yapılan hendek veya metris.
  1952. retribution İng.
    • i. karşılıkta bulunma
    • mükâfat veya ceza verme
    • günah cezası. retrib'utive, retributory s. ödül veya ceza verme eğiliminde, ödül veya ceza kabilinden.
  1953. retrievable İng.
    • s. tekrar ele geçirilebilir, tekrar yerine getirilebilir, kazanılabilir, düzeltilebilir.
  1954. retrieve İng.
    • f., i. tekrar ele geçirmek
    • tekrar kazanmak veya düzeltmek
    • tazmin etmek, çaresini bulmak
    • bulup getirmek (köpeğin yaralı veya ölü avı bulması gibi)
    • i. tekrar ele geçirme
    • düzeltme
    • tazmin
    • avı bulup getirme. retriever i. vurulmuş avı bulup getirmek için özel olarak terbiye edilmiş köpek.
  1955. retroact İng.
    • f. tepki yapmak
    • huk. evvelce olanları da kapsamak.
  1956. retroaction İng.
    • i. tepki, reaksiyon
    • huk. evvelce olanları kapsama.
  1957. retroactive İng.
    • s. evvelce olanı kapsayan (kanun). retroactively z. evveliyatı kapsayarak.
  1958. retrocede İng.
    • f. iade etmek, geri vermek
    • geri çekilmek.
  1959. retrocession İng.
    • i. geri dönme, geri çekilme
    • geri verme, iade, ilk sahibine verme
    • gerileme. retrocessive s. geri verme kabilinden.
  1960. retroflex, ret roflexed İng.
    • s. geriye bükük. retroflex'ion i. geriye dönme veya kıvrılma
    • anat. rahmin ters dönmesi.
  1961. retrograde İng.
    • s., f. geriye doğru giden, gerileyen
    • karşıt
    • yozlaşan
    • astr. hareket etmeyen yıldızlara göre doğudan batıya dogru gider gibi görünen
    • f. geriye gitmek
    • yozlaşmak
    • astr. doğudan batıya doğru gerileme devimi.
  1962. retrogress İng.
    • f. gerilemek, geriye gitmek
    • bozulmak, yozlaşmak. retrogres'sion i. geri gitme, gerileme
    • bozulma, yozlaşma. retrogres'sive s. gerileyici
    • yozlaşan. retrogressively z. geri giderek, gerileyerek
    • bozularak, yozlaşarak.
  1963. retrorocket İng.
    • i. uzay gemisi veya roketin hızını kesen yardımcı roket.
  1964. retrorse İng.
    • s. geriye doğru eğik, arkaya doğru bükülmüş, geriye dönük. retrorsely z. geriye yönelerek.
  1965. retrospect İng.
    • i., f. geçmiş şeyleri düşünme
    • geçmişe bakış
    • f. geçmiş şeyleri hatırlamak, geçmişi düşünmek. retrospec' tion i. geçmiş şeyleri hatırlama, geçmişi düşünme.
  1966. retrospective İng.
    • s. geçmişi hatırlayan
    • geçmişi ele alan
    • geriye dönük
    • huk. önceyi kapsayan, makabline şamil. retrospectively z. geçmişi hatırlayarak
    • huk. makabline şamil olarak.
  1967. retrousse İng.
    • s. ucu yukarıya doğru kalkık (burun).
  1968. retroversion İng.
    • i. geriye çevirme veya çevrilme
    • geriye bakış.
  1969. retry İng.
    • f. yeniden yargılamak.
  1970. return İng.
    • i. dönüş, geri dönüş, geri geliş, geri gidiş, avdet
    • geri getirme
    • geri gönderme, iade
    • eski haline dönüş
    • tekrar tutma, nüksetme
    • tekrar olma
    • kâr, kazanç, hasılât, faiz
    • resmi rapor
    • çoğ. istatistik cetveli. return address gönderenin adresi. return game, return match revanş maçı. return ticket İng. gidiş dönüş bileti
    • A.B.D. dönüş bileti. by return mail, İng. by return of post ilk posta ile (cevap), hemen, akabinde. in return for karşılık olarak.
  1971. return İng.
    • f. geri dönmek, geri gelmek, geri gitmek, avdet etmek
    • eski sahibine dönmek
    • yanıtlamak, cevap vermek
    • mukabele etmek
    • geri getirmek
    • geri göndermek, iade etmek
    • ödemek
    • (kar) sağlamak, getirmek
    • (tenis) iade etmek (topu)
    • resmen ilan etmek veya bildirmek. return thanks teşekkürlerini bildirmek
    • şükretmek. return to dust ölmek, toprak olmak. returnable s., i. iade edilebilir
    • i. depozitli şey (şişe).
  1972. retuse İng.
    • s., bot. çökük, tepesi yuvarlak ve hafif girintili (yaprak).
  1973. reunion İng.
    • i. tekrar kavuşma, yine birleşme
    • yeniden bir araya gelme.
  1974. rev İng.
    • i., f. (revved, -ving) i. bir dönüş, çevrim, devir (motor)
    • f., (up ile) hızını değiştirmek (motor).
  1975. rev. İng.
    • kıs. revenue, revised.
  1976. rev. İng.
    • kıs. Revelation, Reverend.
  1977. reva Tür.
    • suitable. worthy of. befitting.
  1978. revaç Tür.
    • vogue. marketability. saleability. sales appeal. market price. current price.
  1979. revak Tür.
    • portico. porch. colonnade.
  1980. revak Tür.
    • portico. collonnade. arcade. prostyle. portal. porch. canopy. arch. gallery. archway. stoop. cloister.
  1981. revalüasyon Tür.
    • revaluation.
  1982. revalue İng.
    • f. yeniden değerlendirmek. revalua'tion i. yeniden değerlendirme.
  1983. revamp İng.
    • f. tamir etmek, yenileştirmek
    • ayakkabının yüzünü değiştirmek.
  1984. revan Tür.
    • Yerevan.
  1985. reveal İng.
    • f. ifşa etmek, açıklamak, açığa vurmak
    • göstermek
    • ilham yoluyle bildirmek. revealment i. açıklama.
  1986. reveal İng.
    • i., mim. pencere veya kapı çerçevesinden duvarın kenarına kadar olan kısım, açıt yanağı.
  1987. reveille İng.
    • i., ask. kalk borusu.
  1988. revel İng.
    • f., i. cümbüş etmek, eğlenip oynamak
    • i. cümbüş, eğlence, şenlik. reveller i. cümbüş eden kimse.
  1989. revelation İng.
    • i. gizli şeyi gösterme veya söyleme
    • gizli şeyin meydana konması
    • ifşa, açığa vurma, keşif
    • ilah. Allah tarafından verilen ilham, vahiy
    • b.h. Kitabı Mukaddes'in son cüz'ü, Vahiy Kitabı.
  1990. revelry İng.
    • i. şenlik, neşeli ve gürültülü toplantı, eğlenti.
  1991. revenant İng.
    • i. geri dönen kimse veya şey
    • hayalet.
  1992. revenge İng.
    • i. öç, intikam
    • kin, intikam arzusu
    • öç alma fırsatı. revengeful s. intikam alıcı, kinci.
  1993. revenge İng.
    • f. öç almak, intikam almak, hıncını çıkarmak.
  1994. revenue İng.
    • i. gelir, irat, varidat
    • bir hükümetin yıllık geliri
    • varidat dairesi. revenue cutter gümrük kaçakçılığına engel olmak için kullanılan silahlı deniz motoru
    • gümrük muhafaza gemisi. revenue office maliye tahsil şubesi. revenue stamp damga pulu. public revenue devlet geliri.
  1995. reverans Tür.
    • bow. curtsy. curtsey.
  1996. reverans Tür.
    • bob. bow. reverence. courtesy. curtesy. curtsy.
  1997. reverberate İng.
    • f. aksettirmek, aksolunmak, yankılamak, yankılanmak, geri vurmak, geri tepmek, yansımak. reverbera'tion i. yankılama, yansıma
    • yankı, yansı, akis. reverberator i. aksettirici alet
    • yansıtaç, yansı lambası.
  1998. reverberatory İng.
    • s. yankı meydana getiren
    • yansımalı. rever- beratory furnace uzun alevli fırın, yansımalı fırın.
  1999. revere İng.
    • f. hürmet etmek, saymak, saygı göstermek.
  2000. reverence İng.
    • i., f. hürmet, ihtiram, saygı, ululama
    • huşu
    • f. hürmet etmek, saygı göstermek, ulu tutmak, yüceltmek, huşu göstermek. your Reverence saygıdeğer efendim (papaz veya vaizlere hitapta kullanılır).
  2001. reverend İng.
    • s. hürmete layık, saygıdeğer, sayın, muhterem (papaz veya vaizlerin lakabı olarak kullanılır
    • kıs. Rev).
  2002. reverent, reverential İng.
    • s. hürmetkâr, saygılı, riayetkar, hürmet gös- teren, hürmetten ileri gelen. reverently, rev- erentially z. saygı ile, huşu ile, ihtiramla.
  2003. reverie İng.
    • i. dalgınlık, derin düşünüş
    • hayal.
  2004. revers İng.
    • i. devrik yaka gibi astarını gösterecek şekilde katlanmış elbise kısmı.
  2005. reversal İng.
    • i. tersine çevirme
    • huk. kararın bozulması.
  2006. reverse İng.
    • i. ters taraf, arka taraf
    • ters, aksi, zıt olan şey
    • durumun kötüleşmesi, aksilik, felâket
    • mak. geri çevirme, tornistan
    • geri vites.
  2007. reverse İng.
    • f. ters çevirmek, tersine çevirmek
    • yerlerini değiştirmek
    • iptal etmek, feshetmek
    • tersine hareket ettirmek
    • tersine dönmek
    • geri vitese almak.
  2008. reverse İng.
    • s. aksi, arka, ters, tersine dönmüş
    • terslik yapan. reverse curve S şeklinde demiryolu hattı dönemeci. reverse frame den. ters posta. reverse side ters taraf. reverse turn ters tarafa dönüş. reversely z. tersine, aksi olarak, bilâkis
    • diğer taraftan.
  2009. reversible İng.
    • s. tersine çevrilebilir. reversibil'ity, reversibleness i. tersine çevrilebilme. reversibly z. tersine çevrilerek.
  2010. reversion İng.
    • i. eski haline veya inancına dönme
    • ters yöne dönme
    • biyol. iki veya daha fazla kuşak boyunca görülmemiş olan ilkel özelliklerin yeniden belirmesi
    • huk. tekrar intikal
    • bir mülkün bir veya birkaç kişinin kullanımına geçtikten sonra başka belirli bir kimseye kalması. reversional, reversionary s. tekrar intikaline ait.
  2011. revert İng.
    • f., i. geri gitmek, dönmek
    • tekrar intikal etmek, ait olmak
    • i. geri dönen kimse, özellikle eski dinine dönen kimse.
  2012. revest İng.
    • f. eski mevkiini iade etmek
    • eski sahibine dönmek.
  2013. revet İng.
    • f. (-ted, -ting) toprak kaymasına engel olmak için meyilli duvar çekmek, kaplama duvarı yapmak. revetment i. istihkâmların dış kaplaması.
  2014. review İng.
    • f. yeniden incelemek, bir daha dikkatle muayene etmek
    • eleştiri yazmak
    • (askeri kuvvetleri) teftiş etmek
    • huk. (mahkeme kararını) yeniden incelemek
    • tekrar gözden geçirmek.
  2015. review İng.
    • i. yeniden gözden geçirme, bir daha inceleme
    • yeniden yoklama, resmi teftiş
    • eleştiri, tenkit
    • edebiyat ve fikir mecmuası
    • huk. bir davanın temyiz mahkemesince yeniden incelenmesi. court of review yargıtay, temyiz mahkemesi. pass in review geçit töreni yapmak. subject to review ileride değiştirme şartıyle.
  2016. reviewer İng.
    • i. eleştirmen, tenkit yazarı.
  2017. revile İng.
    • f. sövmek, yermek, küfür savurmak.
  2018. revir Tür.
    • sick bay. infirmary.
  2019. revir Tür.
    • infirmary. sick bay.
  2020. revir Tür.
    • infirmary.
  2021. revise İng.
    • f., i. tekrar gözden geçirip düzeltmek
    • İng. tekrarlamak (ders)
    • değiştirmek
    • i. düzeltme, yeniden gözden geçirme
    • matb. ikinci prova.
  2022. revision İng.
    • i. düzeltme, tashih
    • düzeltilmiş baskı. revisionist i. değişiklik taraftarı (öğreti veya siyaset konusunda).
  2023. revisory İng.
    • s. tashih edici, düzeltici.
  2024. revival İng.
    • i. yeniden canlanma, taze hayat bulma
    • ayılma, kendine gelme
    • yeniden revaç bulma
    • uyanma, uyanış
    • yeniden uyanan merak
    • dini inançları kuvvetlendirici toplantılar serisi. revivalism i. inançları canlandırmak üzere yapılan heyecanlı dinsel toplantıların tuttuğu yol. revivalist i. halkı dini uyanışa teşvik eden vaiz.
  2025. revive İng.
    • f. yeniden canlanmak, taze hayat bulmak
    • eski halini bulmak
    • canlandırmak, taze hayat vermek, ihya etmek
    • eski kuvvetini yerine getirmek
    • tekrar rağbet kazandırmak
    • tazelemek, yeni alâka uyandırmak.
  2026. revivify İng.
    • f. yeni hayat vermek, yeniden canlandırmak. revivifica'tion diriltme, canlandırma.
  2027. revizyon Tür.
    • revision. revisal. revise. review. turnaround.
  2028. revizyon Tür.
    • overheal and repair. reconsideration. reexamination. revision. overhauling. inspection.
  2029. revizyon Tür.
    • overhaul. reconsideration. revision.
  2030. revocable revokable İng.
    • s. geri alınabilir
    • feshedilebilir.
  2031. revocation İng.
    • i. müsaade veya imtiyazın geri alınması
    • fesih, hükümsüz kılma, iptal.
  2032. revocatory İng.
    • s. fesih veya iptal kabilinden.
  2033. revoke İng.
    • f., i. geri almak, hükümsüz kılmak, feshetmek, iptal etmek
    • sözünü geri almak
    • (iskambil) kurallara aykırı olarak aynı renkten kâğıt oynamamak
    • i., (iskambil) aynı renkten kağıt oynamayış.
  2034. revolt İng.
    • f., i. isyan etmek, ayaklanmak
    • karşı gelmek
    • (at veya against ile) tiksinmek
    • i. isyan, ayaklanma
    • şiddetli anlaşmazlık halinde olma.
  2035. revolting İng.
    • s. tiksindirici, iğrenç, korkunç. revoltingly z. tiksindirici surette.
  2036. revolute İng.
    • s., bot. geriye veya aşağıya doğru kıvrılmış (yaprak kenarları).
  2037. revolution İng.
    • i. dönme, devir
    • bir cismin bir merkez etrafında dönmesi
    • bir gezegenin güneş etrafında dönmesi
    • devir süresi, devre
    • inkılâp, devrim, fikir devrimi, hal ve kıyafetlerin değişmesi
    • devlet yönetiminin tamamen değiştirilmesi
    • ihtilâl, isyan. revolutionism i. devrim taraftarlığı. revolutionist i. devrimci, inkılâpçı. revolutionize f. tamamen değiştirmek.
  2038. revolutionary İng.
    • s., i. devrim kabilinden, inkılâpçı, devrimci
    • ihtilâlci
    • i. devrimci veya inkılâpçı kimse
    • ihtilâlci kimse.
  2039. revolve İng.
    • f. döndürmek, çevirmek
    • devrettirmek
    • dönmek, devretmek
    • bir devre içinde dönmek
    • mutalaa etmek, düşünmek.
  2040. revolver Tür.
    • Type of pistol named for its unique feeding system consisting of a revolving cylinder with multiple cartridge chambers.
  2041. revolver Tür.
    • revolver. pistol.
  2042. revolver Tür.
    • One who, or that which, revolves
    • specifically, a firearm with several chambers or barrels so arranged as to revolve on an axis, and be discharged in succession by the same lock
    • a repeater. a pistol with a revolving cylinder.
  2043. revolver Tür.
    • gat, gun, revolver, sixgun, revolvers.
  2044. revolver Tür.
    • A term credit card issuers use for card holders who roll over part of the bill to the next month, instead of paying off the balance in full each month About seven out of 10 card holders revolve the debt.
  2045. revolver Tür.
    • A term credit card issuers use for cardholders who roll over part of the account balance to the next month, instead of paying off the balance in full each month.
  2046. revolver Tür.
    • A projectile weapon of the pistol type, having a breechloading chambered cylinder so arranged that the cocking of the hammer or movement of the trigger rotates it and brings the next cartridge in line with the barrel for firing.
  2047. revolver Tür.
    • a pistol with a revolving cylinder. a door consisting of four orthogonal partitions that rotate about a central pivot
    • a door designed to equalize the air pressure in tall buildings.
  2048. revolver Tür.
    • A gun, usually a handgun, with a multi-chambered cylinder that rotates to successively align each chamber with a single barrel and firing pin.
  2049. revolver İng.
    • i. tabanca, mükerrer ateşli tabanca, altıpatlar, revolver.
  2050. revolving İng.
    • s. döner, devir yapan. revolving door döner kapı. revolving fund döner sermaye, işleyen para
    • daima ödünç verilip iade edilen para. revolving light döner fener.
  2051. revü Tür.
    • revue.
  2052. revue İng.
    • i. çeşitli dans ve oyunlardan meydana gelen sahne gösterisi, revü.
  2053. revulsion İng.
    • i. duygularda ani ve kuvvetli değişiklik
    • şiddetli çekilme.
  2054. reward İng.
    • f., i. mükâfatlandırmak, mükâfatını vermek, ödül vermek
    • karşılığını vermek
    • gönül okşamak
    • taltif etmek
    • i. mükâfat, ödül, karşılık
    • ücret, bahşiş. rewardable s. mükâfatlandırılabilir.
  2055. rewire İng.
    • f. yeniden tel döşemek.
  2056. reword İng.
    • f. tekrarlamak
    • yeni kelimelerle söylemek.
  2057. rex İng.
    • i., Lat. kral, hükümdar.
  2058. rey Tür.
    • ballot. vote. opinion. view. estimate n.
  2059. reyhan Tür.
    • basil fesleğen.
  2060. reykjavik İng.
    • i. Reykjavik, İzlanda'nın başkenti.
  2061. reynard İng.
    • i. eski bir hayvan hikâyesinde tilkinin adı
    • k.h. tilki.
  2062. reyon Tür.
    • rayon.
  2063. reyon Tür.
    • department. rayon. artificial silk. a section of a store. counter.
  2064. reyon Tür.
    • department.
  2065. rezalet Tür.
    • rotten. ridiculous. fucked up. scandal. disgrace. ignominy. indignity. infamousness. obloquy. opprobrium. outrage. outrageousness. scene. shambles. villainy.
  2066. rezalet Tür.
    • ignominy. infamy. mockery. scandal. scene. disgrace. outrage. infamies. dreadful. awful. lousy. grotty. scandalous. behavior.
  2067. rezalet Tür.
    • disgrace. outrage. scandal. crying shame. cracker. degradation. ignominy. infamy. reproach.
  2068. reze Tür.
    • pintle hinge. hook-and-eye hinge. gate hinge. hasp. spring latch. thumb latch. thumb lock. fine sawdust.
  2069. rezene Tür.
    • fennel.
  2070. rezerv Tür.
    • reserve. free capital. moneyed capital. reserves.
  2071. rezerv Tür.
    • reserve.
  2072. rezervasyon Tür.
    • reservation. booking.
  2073. rezervasyon Tür.
    • booking. reservation. reservation.
  2074. rezervasyon Tür.
    • booking. reservation.
  2075. rezervuar Tür.
    • reservoir. flush tank.
  2076. rezervuar Tür.
    • reservoir. flush box. flush tank of a toilet.
  2077. rezidans Tür.
    • residence.
  2078. rezil Tür.
    • vile. contemptible. disreputable. shameful. dirty. low down. low-down. abject. dishonorable. dishonourable. flagitious. flagrant. groveling. grovelling. ignoble. ignominious. infamous. outrageous. raffish. scandalous. shitty. stinking. villainous. sc.
  2079. rezil Tür.
    • disgraceful. scandalous. shocking. outrageous. awful. blackguard. contemptible. dishonourable. disreputable. egregious. infamous. low. offending. squalid. vile. villainous. yucky.
  2080. rezil Tür.
    • abominable. appalling. atrocious. awful. beastly. chronic. dissolute. dreadful. grotty. horrible. ignoble. infamous. lousy. low. monstrous. putrid. rotten. scandalous. shabby. terrible. tough. unsavoury. vile. wretched. disgraceful. shocking. shameful. despicable.
  2081. rezilce Tür.
    • unmitigated.
  2082. rezillik Tür.
    • infamy. infamousness. disgrace. baseness. ignominy. outrageousness.
  2083. rezillik Tür.
    • disreputableness. infamy. disgracefulness. disgrace. scandal.
  2084. rezillik Tür.
    • disgracefulness. scandalousness. disgrace. scandal. outrage. opprobrium.
  2085. rezistans Tür.
    • resistor. resistance.
  2086. rezistans Tür.
    • resistance. resistor.
  2087. rezistans Tür.
    • resistance. resistor.
  2088. rezonans Tür.
    • resonance.
  2089. rezonans Tür.
    • resonance.
  2090. rh factor İng.
    • biyol. çoğu insanların kanında bulunan pıhtılaştırıcı bir madde. Rh negative içinde bu madde bulunmayan. Rh positive içinde bu madde bulunan.
  2091. rhachis İng.
    • bak. rachis.
  2092. rhapsodize İng.
    • f. şiir inşat etmek
    • bir şeyden fazla heyecanla bahsetmek. rhapsodist i. şiir inşat eden kimse, bir şeyden fazla şairane şekilde bahseden kimse.
  2093. rhapsody İng.
    • i. rapsodi
    • muhtelif parçalardan düzenlenmiş eser
    • heyecanlı ve duygusal konuşma. rhapsodical s. heyecanlı. rhapsod'ically z. heyecanla.
  2094. rhea İng.
    • i. Güney Amerika'ya mahsus üç parmaklı devekuşu, zool. Rhea americana
    • b.h. Satürn gezegeninin beşinci uydusu.
  2095. rhematic İng.
    • s. fiilden türetilmiş (kelime)
    • kelime yapımına ait.
  2096. rhenish İng.
    • s., i. Ren ırmağına veya çevresine ait
    • i. Ren şarabı.
  2097. rheology İng.
    • i. maddenin sıvı halindeki özelliklerini inceleyen ilim dalı.
  2098. rheostat İng.
    • i., elek. direnç aygıtı, reosta.
  2099. rheotaxis İng.
    • i. su akımının etkisine tepki olarak bir organizmanın hareketi.
  2100. rheotropism İng.
    • i. su akımının etkisiyle bir organizmanın büyümesi veya yaptığı tepki.
  2101. rhesus İng.
    • i. Hindistan'a mahsus kısa kuyruklu bir çeşit maymun, zool. Macaca mulatta. Rhesus factor bak. Rh factor.
  2102. rhetoric İng.
    • i. belâgat ilmi, konuşma sanatı.
  2103. rhetorical İng.
    • s. güzel söz söylemeye ait
    • güzel söz söyleme sanatına ait. rhetorical question cevabı beklenilmeyen ve etkili olsun diye kullanılan soru. rhetorically z. belâgat ilmine göre, belâgatli olarak.
  2104. rhetorician İng.
    • i. belagat ilmi âlimi veya hocası
    • güzel konuşma ustası, hatip
    • belâgatli hatip veya yazar.
  2105. rheum İng.
    • i., (eski) nezle. rheum'y s. nezle kabilinden, nezleli.
  2106. rheumatic İng.
    • s., i. romatizmayla ilgili, romatizmalı
    • i. romatizmalı kimse. rheumatic fever ateşli romatizma.
  2107. rheumatism İng.
    • i. romatizma, yel.
  2108. rheumatoid , rheumatoidal İng.
    • s., tıb. romatizmaya benzer, romatizma kabilinden
    • romatizmalı. rheumatoid arthritis romatizmal arterit.
  2109. rhinal İng.
    • s., anat. buruna ait
    • genizden veya burundan gelen.
  2110. rhine İng.
    • i. Ren nehri. Rhine wine Ren şarabı.
  2111. rhineland İng.
    • i. Ren nehrinin batısındaki Alman toprakları
    • Renanya eyaleti.
  2112. rhinestone İng.
    • i. suni elmas, elmas taklidi madde.
  2113. rhinitis İng.
    • i., tıb. burun iltihabı, iç burun zarının iltihabı, burun nezlesi.
  2114. rhino İng.
    • i., k.dili gergedan
    • (argo) para.
  2115. rhino- İng.
    • (önek) burun.
  2116. rhinoceros İng.
    • i. gergedan, zool. Rhinoceros unicornis. rhinocer'ial, rhinocerot'ic s. gergedana ait.
  2117. rhinoplasty İng.
    • i.,tıb. estetik burun ameliyatı. rhinoplas'tic s bu ameliyata ait.
  2118. rhinoscope İng.
    • i., tıb. burnun içini muayeneye mahsus ayna.
  2119. rhizome İng.
    • i., bot. rizom, yeraltı gövdesi, kök gövde .
  2120. rhizopod İng.
    • i., zool. kökbacaklı.
  2121. rhodes İng.
    • i. Rodos adası.
  2122. rhodesia İng.
    • i. Rodezya.
  2123. rhodium İng.
    • i., kim .rodyum.
  2124. rhododendron İng.
    • i. rododendron, açalyaya benzer bir bitki.
  2125. rhomb , rhombus İng.
    • i. eşkenar dörtgen. rhombic s. eşkenar dörtgen şeklinde.
  2126. rhomboid İng.
    • s., i. karşılıklı kenar ve açıları eşit olup dik açısı bulunmayan paralelkenar. rhomboi'dal s. böyle bir paralelkenar biçiminde .
  2127. rhonchus İng.
    • i., tıb. soluk alırken çıkan hırıltılı ses.
  2128. rhubarb İng.
    • i. ravent., bot. Rheum of ficinale: (ecza) ravent kökünden yapılan bir müshil veya kuvvet ilâcı: (argo) kavga, meydan kavgası. rhubarby s. raventli, ravende benzer. garden rhubarb papaz ravendi, bot. Rheum rhaponticum wild rhubarb keçikulağı.
  2129. rhumb İng.
    • i., den. kerte, pusulanın 32 kısmından her biri
    • bütün meridyenleri aynı açıda kateden hat.
  2130. rhyme , rime İng.
    • i., f. kafiye, uyak
    • şiir
    • f. kafiyeli şiir yazmak. without rhyme or reason mantıksız olarak, hiç mantığa dayanmadan. nursery rhymes küçük çocuklara mahsus şiirler.
  2131. rhythm İng.
    • i. vezin: ahenkli üslup: şiir ve müzikte ahenk, ritim, düzen, düzenlilik
    • ahenkli hareket: ahenk, uyum. rhythmical s. mevzun, ahenkli, uyumlu, düzenle, ritmik. rhythmically z. ahenkli olarak
  2132. riant İng.
    • s. gülen, neşeli
    • güler yüzlü.
  2133. riayet Tür.
    • respect. observance. deference.
  2134. riayet Tür.
    • respect. esteem. conformity. obedience. consideration. regard.
  2135. riayet Tür.
    • observance. respect. esteem. consideration. regard. observance deference. compliance. conformance. obeying. hospitality. homage.
  2136. riayet etmek Tür.
    • to comply with. to observe. to defer to. to respect. to show respect for. to show consideration for. abide. obey. regard.
  2137. riayet etmek Tür.
    • obey. observe.
  2138. riayetsiz Tür.
    • disrespectful. inconsiderate. sb who doesn"t comply with. irreverent.
  2139. riayetsizlik Tür.
    • Übertretung.
  2140. riayetsizlik Tür.
    • disrespect. lack of consideration. noncompliance. non observance. nonobservance.
  2141. rib İng.
    • i., f. (-bed,- bing) kaburga kemiği:etin kaburgadan olan kısmı, pirzola: bot. yaprak damarı: den. posta, ıskarmoz, kaburga
    • saka zevce
    • (argo) şaka: f. çubuklarla desteklemek, lata ile kuvvetlendirmek
    • den. ıskarmoz koymak
    • (argo) alay etmek .
  2142. ribald İng.
    • i.,s.,nad. ağzı bozuk adam
    • s. ağzı bozuk, küfürbaz, bayağı. ribaldry i. kaba dil.
  2143. ribbing İng.
    • i. kaburgalar: den. ıskarmozlar .
  2144. ribbon İng.
    • (eski) riband i. kurdele:şerit: yazı makinasının şeridi
    • çoğ., k.dili araba atının dizgini
    • şövalyelik nişanı olan kurdele parçası. blue ribbon bak. blue . torn to ribbons lime lime olmuş ribbon. fish kâğıtbalığı, zool. Trachypterus.
  2145. riboflavin İng.
    • i., biyol., kim. B2 vitamini.
  2146. rica Tür.
    • request. prayer. entreaty. petition. pleading. plea. supplication. adjuration. appeal. instance. solicitation. suit.
  2147. rica Tür.
    • request. desire. entreaty. intercession. petition. by / on request. solicitation.
  2148. rica Tür.
    • plea. request.
  2149. rica etmek Tür.
    • to ask. to beg. to request. beseech. call out. conjure. desire. entreat. petition. plead. seek. solicit. sue. supplicate.
  2150. rica etmek Tür.
    • appeal. ask. beg. beseech. entreat. implore. plead. request. require.
  2151. ricacı Tür.
    • person who makes a request on behalf of sb else. go-between.
  2152. ricat Tür.
    • retreat.
  2153. ricat etmek Tür.
    • to retreat.
  2154. rice İng.
    • i. pirinç, bot. Oryza sativa: çeltik:(rice cooked with oil) pilav. rice flour pirinç unu. rice milk sütlaç. rice paper pirinç kağıdı, çeltik sapından yapılmış kâğıt. rice pudding bir çeşit sütlaç.
  2155. rice İng.
    • f. patates veya diğer sebzeleri ince deliklerden tazyikle geçirip ufaltmak. ricer i. patates ve diğer sebzeleri deliklerinden geçirerek ezmeye yarayan mutfak aleti.
  2156. rich İng.
    • s. zengin, servet sahibi: mümbit, bitek, verimli, bereketli
    • bol, çok: mükellef: lezzetli, yağlı, ağır
    • parlak (renk)
    • gür, dolgun (ses)
    • tuhaf, hoş, nükteli. the rich zenginler, servet sahipleri. riches i. zenginlik, para, servet, mal. richly z. zengince
    • bol bol
    • fazlasıyle
    • ağır bir şekilde rich'ness I. zenginlik
    • yağlılık.
  2157. rick İng.
    • i., f. saman veya kuru ot yığını, özellikle üstü örtülü büyük yıgın
    • f. kuru ot yığmak.
  2158. rickets İng.
    • i., tıb. raşitizm.
  2159. rickety İng.
    • s. raşitizm hastalığına tutulmuş, raşitik
    • sarsak, düşecek gibi.
  2160. rickrack İng.
    • i. süs olarak kullanılan ve zikzak şeklinde yapılmış yassı şerit, bir çeşit sutaşı .
  2161. ricksha , rickshaw İng.
    • bak. jinriksha .
  2162. ricochet İng.
    • i., f. taş parçasının su yüzünde sekerek gitmesi
    • top güllesinin sekerek gitmesi için kullanılan ateşleme metodu
    • f. sekerek gitmek.
  2163. rictus İng.
    • i. kuş gagasının açılma genişligi
    • ağız açıklığı.
  2164. rid İng.
    • f., gen. of( ile) kurtarmak
    • eski defetmek, gidermek. be rid of, get rid of başından defedip kurtulmak. rid'dance i. kurtuluş, kurtulma. good riddance belâdan iyi kurtulma.
  2165. riddle İng.
    • f. kalbur: f. kalburla elemek
    • kalbur gibi delik deşik etmek.
  2166. riddle İng.
    • f. muamma, bilmece
    • f. bilmece çözmek
    • bilmece ile söylemek.
  2167. ride İng.
    • f. (-rode, -ridden) i. at veya başka hayvana binmek, arabaya binmek, araba ile gitmek
    • su üstünde gitmek, yüzmek (gemi)
    • binilmesi rahat olmak
    • binip kullanmak veya sürmek
    • zorla yönetmek, huküm sürmek:binip gitmek
    • bindirmek
    • i. binme, biniş:atla gezme
    • atla gezinti yeri veya yolu. ride a wave dalga ile sürüklenmek. ride for a fall hayal kırıklığna doğru gitmek, felâkete sürüklenmek .He is riding high Bütün işleri yolunda. rid'able s. binilebilir.
  2168. rider İng.
    • i. binici, süvari
    • ilâve, ek, özellikle kanun tasarısı eki.
  2169. ridge İng.
    • i., f. sırt, bayır: dağ sırası kabartma çizgi: çatı sırtı
    • f. sırt haline koymak. ridge beam çatı direği. ridge'pole i. çatının yatay direği. ridge tile çatı sırtına mahsus kiremit. ridge'way i. bayır sırtı boyunca giden yol. ridg'y s sırtlı, sırt gibi: kabartma çizgileri olan.
  2170. ridicule İng.
    • i., f. eğlenme, istihza, alay:alay konusu
    • f. istihza etmek, alay etmek, gülmek, eğlenmek.
  2171. ridiculous İng.
    • s. gülünecek, gülünç:maskaralık nev'inden: tuhaf, saçma. ridiculously z. maskaraca, gülünç surette. ridiculousness i. tuhaflık, gülünçlük.
  2172. riding İng.
    • i., s. biniş: binicilik: s. binek:yolculuk veya binicilikte kullanılan. riding habit kadın için binici elbisesi. riding hood kadın biniciye mahsus başlık. riding master binicilik hocası. riding school binicilik okulu. riding whip süvari kamçısı.
  2173. riding İng.
    • i., İng. kaza, ilçe
    • Kanada bir mebusun temsil ettiği seçim bölgesi.
  2174. rifacimento İng.
    • i. (çoğ.-ti) yeniden yazma veya düzenleme (eser)
    • adaptasyon.
  2175. rife İng.
    • s. mebzul, bol
    • olagelen, geçer, hüküm süren rife with dolu.
  2176. riff İng.
    • i., müz. cazda kısa tema.
  2177. riffle İng.
    • i. altınla karışık kumu ayıran ızgara .
  2178. riffle İng.
    • i., f., (A.B.D.) akıntıya mani olan su altlndaki kumluk veya kaya
    • engelin etkikisiyle sığlaşan ve karışık durum alan akıntı: (iskambil) kâğıt karıştırma: f., (iskambil) kâğıt karıştırmak, sayfa karıştırmak.
  2179. riffraff İng.
    • i. ayaktakımı: kötü ve bayağı şeyler, döküntü, süprüntü.
  2180. rifle İng.
    • f .soymak, soyup soğana çevirmek yağma etmek, talan etmek .
  2181. rifle İng.
    • f .top veya tüfek namlusu içine yiv açmak. rifled s. namlusu yivli.
  2182. rifle İng.
    • i. yivli silâh, namlusu yivli tüfek:çoğ. şişhaneli askerler, tüfekli erler. rifle corps piyade alayı. rifleman i. /şişhane neferi, tüfekli er. rifle pit piyade siperi .rifle range poligon .
  2183. rift İng.
    • i., f. yarık, gedik, çatlak
    • ara açılması:f. yarmak, çatlatmak, gedik açmaik.
  2184. rig İng.
    • f., i. donatmak, giydirmek
    • teçhiz etmek
    • den. donatmak (gemi)
    • i. donanım, arma
    • takım: at ile beraber araba takımı: kıyafet, kılık. rig the market piyasayı tedirgin etmek.
  2185. riga İng.
    • i. Riga, Letonya'nın başşehri.
  2186. rigadoon İng.
    • i. iki kişi ile oynanan oynak bir dans: bu dansın havası.
  2187. rigel İng.
    • i., astr. Orion burcunda bulunan parlak ylldız .
  2188. rigger İng.
    • i. armador: vinççi: makara ve benzeri teçhizat kullanmakta usta kimse .
  2189. rigging İng.
    • i. geminin arması, donanım.
  2190. right İng.
    • s., z., i., f. doğru, düz: doğrulu, dik: haklı, âdil, insaflı: uygun, münasip:doğru, gerçek, gerçeğe uygun, durüst
    • iyi, sağlam
    • sağ (taraf)
    • z .doğru, adaletli olarak, adalete uygun şekilde
    • dosdoğru
    • doğruca
    • pek, çok
    • i. hak
    • adalete uygunluk
    • hakikat
    • doğruluk, dürüstlük
    • sağ taraf
    • yetki
    • pol. sağ kanat
    • f. hakkını yerine getirmek
    • doğ- rultmak
    • tashih etmek, düzeltmek
    • doğrulmak. Right ! Hakllsınız ! Doğrudur right along boyuna, bütün vakit. right angle dik açı. right away hemen, derhal. right ascension astr. bir yıldızın ilkbahar gün-tün eşitlik noktasından doğuya doğru açısal uzaklığı, matla-i üstüval. right cylinder mat. dik silindir. Right face ! ask. Sağa dön! right of action dava hakkı. right of assembly toplanma hakkı. right of asylum iltica hakkı. right off hemen, derhal. right of search huk. arama hakkı. right of way huk. geçiş hakkı
    • önden geçme hakkı
    • demiryolunun geçtiği arazi
    • kabloların döşendiği arazi parçası
    • yol geçen arazi parçası. Right on (argo) Tam isabet Devam et. righttowork law (A.B.D. ) sendika dışı işçi çalıştırma hakkı veren kanun. right trianglegeom dik üçgen .right whale balina, zool. Balaena mysticetus. right wing sağ kanat, sağcılar. a legal right kanuni hak. by right of hak veya yetkisiyle. by right hakkı olarak, hakka bakılırsa. Declaration of Human Rights İnsan Hakları Beyannamesi. have a good right çok hakkı olmak, tamamıyle haklı olmak. on the right side doğru tarafta, doğru yüzünde. women's rights kadın hakları.
  2191. rightabout İng.
    • i. karşl taraf
    • karşı tarafa dönüş.
  2192. righteous İng.
    • s. dürüst, erdemli, doğru
    • adil, adalete uygun olan. righteously z. doğrulukla. righteousness i. doğruluk, dürüstlük.
  2193. rightful İng.
    • s. haklı
    • hak sahibi
    • dürüst. rightfully z. haklı olarak. rightfulness i. haklı olma .
  2194. righthand İng.
    • s. sağdaki
    • sağ tarafa ait, sağa dönen
    • güvenilen. righthand man en çok güvenilen kimse, sağ kol (özellikle iş sahasında) .
  2195. righthanded İng.
    • s. sağ elini kullanan
    • sağ elle yapılan
    • soldan sağa dönen.
  2196. rightist İng.
    • s.,i., pol. sağcı (kimse).
  2197. rightly İng.
    • z. haklı olarak, doğru olarak.
  2198. rightminded İng.
    • s. doğru düşünüşlü, sağduyu sahibi.
  2199. rightness İng.
    • i. doğruluk, adalete uygunluk.
  2200. righto İng.
    • (ünlem), (İng.), k.diliTamam ! Peki ! Aferin !
  2201. rightward İng.
    • z. sağa doğru.
  2202. rigid İng.
    • s. eğilmez, bükülmez, katı, dimdik
    • sert, şiddetli.rigidly z .kımıldamayarak, dimdik. rigidness, rigid'ity i. sertlik, diklik
    • kımıldayamamazlık.
  2203. rigmarole İng.
    • i. saçma konuşma
    • kırtasiyecilik.
  2204. rigor İng.
    • i. sertlik, katılık
    • insafsızlık
    • eğilmezlik, bükülmezlik
    • şiddet
    • ihtimam, dikkat
    • tıb. titreme, ürperme
    • bot. rigor, dış etkilere karşı tepkisiz kalma. rigor mortis ölümden sonra vücudun katılaşması.
  2205. rigorism İng.
    • i. aşırı sıkılık, sertlik.
  2206. rigorous İng.
    • s. şiddetli, sert
    • ihtimamlı. rigorously z. insafsızca
    • tamamı tamamına
    • dakik olarak. rigorousness i. sertlik, insafsızlık
    • dakiklik, ihtimam.
  2207. rigsdag İng.
    • i. Danimarka Parlamentosu.
  2208. rigveda İng.
    • i. eski Hindu din kitapları, bak. Veda.
  2209. rijeka İng.
    • i. Rijeka.
  2210. rikkat Tür.
    • compassion. pity. mercy. tenderness. gentleness. fineness. delicacy.
  2211. riksdag İng.
    • i. İsveç Parlamentosu.
  2212. rile İng.
    • f., k.dili sinirlendirmek, kızdırmak
    • (A.B.D.) bulandırmak .
  2213. rilievo İng.
    • i., (çoğ.- vi) güz. san. yüzey üzerinde kabartma şekil
    • resimde cisimlen dirilmiş gibi görülen kısım .
  2214. rill İng.
    • i. küçük dere.
  2215. rim İng.
    • i., f. (-med,- ming) kenar
    • tekerlek ispiti, jant
    • f. kenar çevirmek, kenar yapmak rimfire s. kenarından ateş alan (fişek). rim'mer i. kenar süslemeye mahsus alet. rime bak. rhyme.
  2216. rime İng.
    • i., f. kırağı
    • f. kırağı bağlamak, kırağı düşmek
    • kırağı ile örtmek .rim'y s. kırağılı, kırağı gibi.
  2217. rimel Tür.
    • mascara. mascara maskara.
  2218. rimel Tür.
    • mascara.
  2219. rimose , rimous İng.
    • s. yarıklarla dolu
    • bot., zool. ağaç kabuğu gibi çatlaklı. rimos'ity i. ağaç kabugu gibi yarık veya çatlaklık.
  2220. rind İng.
    • i., f. kabuk
    • meyva veya peynir kabuğu
    • f. kabuğunu soymak.
  2221. rinderpest İng.
    • i., bayt. sığır vebası.
  2222. rinforzando İng.
    • z., müz. kuvvetlenerek, artarak, (kıs. rf.).
  2223. ring Tür.
    • To surround with a ring, or as with a ring
    • to encircle.
  2224. ring Tür.
    • To sound loud
    • to resound
    • to be filled with a ringing or reverberating sound.
  2225. ring Tür.
    • To sound, as a bell or other sonorous body, particularly a metallic one.
  2226. ring Tür.
    • To rise in the air spirally. jewelry consisting of a circlet of precious metal worn on the finger
    • "she had rings on every finger"
    • "he noted that she wore a wedding band" a square platform marked off by ropes in which contestants box or wrestle a characteristic sound
    • "it has the ring of sincerity" the sound of a bell ringing
    • "the distinctive ring of the church bell"
    • "the ringing of the telephone"
    • "the tintinnabulation that so volumnously swells from the ringing and the dinging of the bells"--E.
  2227. ring Tür.
    • To repeat often, loudly, or earnestly.
  2228. ring Tür.
    • To practice making music with bells.
  2229. ring Tür.
    • To make, as by ringing a bell
    • to sound.
  2230. ring Tür.
    • To make a ring around by cutting away the bark
    • to girdle
    • as, to ring branches or roots.
  2231. ring Tür.
    • To fit with a ring or with rings, as the fingers, or a swine"s snout.
  2232. ring Tür.
    • To continue to sound or vibrate
    • to resound.
  2233. ring Tür.
    • To cause to sound, especially by striking, as a metallic body
    • as, to ring a bell.
  2234. ring Tür.
    • To be filled with report or talk
    • as, the whole town rings with his fame.
  2235. ring Tür.
    • This is a spell Duration Spells with a Ring duration last for as long as a ring drawn by the caster remains intact and the Target of the spell remains inside it This is often used for spells with a Circle target This has the same difficulty as casting at Moon duration, but is a different Duration.
  2236. ring Tür.
    • The solid generated by the revolution of a circle, or other figure, about an exterior straight line lying in the same plane as the circle or other figure.
  2237. ring Tür.
    • The set of files currently being edited are arranged in a ring formation.
  2238. ring Tür.
    • The plane figure included between the circumferences of two concentric circles.
  2239. ring Tür.
    • Specifically, a circular ornament of gold or other precious material worn on the finger, or attached to the ear, the nose, or some other part of the person
    • as, a wedding ring.
  2240. ring Tür.
    • See Illust. of Sporangium.
  2241. ring Tür.
    • ring. circle. prize ring.
  2242. ring Tür.
    • Poe a toroidal shape
    • "a ring of ships in the harbor"
    • "a halo of smoke" attach a ring to the foot of, in order to identify
    • "ring birds"
    • "band the geese to observe their migratory patterns" sound loudly and sonorously
    • "the bells rang" make ring, often for the purposes of musical edification
    • "Ring the bells"
    • "My uncle rings every Sunday at the local church".
  2243. ring Tür.
    • One of the wires that make up the local loop, Ring is the connected ring on the jack that was used when operators use to switch the calls Also the term for the energy on a POTS line that allows the telephone to ring.
  2244. ring Tür.
    • In the Church a ring is worn as part of the insignia of bishops, abbots, et al
    • by sisters to denote their consecration to God and the Church The wedding ring symbolizes the love and union of husband and wife. sequence of nonintersecting chains or strings and arcs, with closure A ring represents a closed boundary, but not the interior area inside the closed boundary.
  2245. ring Tür.
    • In networking, a topology in which the physical medium is distributed to form a closed loop Often used to assure high availability of the transport medium.
  2246. ring Tür.
    • In land-use and transit planning, the approximate area between 1/4-mile radius and 1/2-mile radius from a rail transit station, representing about a 10 to15-minute walk to the station Also refered to as the "neighborhood ".
  2247. ring Tür.
    • circlet, curl, cycle, ring, torus.
  2248. ring Tür.
    • boxing ring. circular route followed by a ship. circle. prize ring.
  2249. ring Tür.
    • A type of network topology where the devices are connected to a continuous conductor.
  2250. ring Tür.
    • A sound
    • especially, the sound of vibrating metals
    • as, the ring of a bell.
  2251. ring Tür.
    • As in Tip and Ring One of the two wires needed to set up a telephone connection See Tip.
  2252. ring Tür.
    • A set of stations wherein information is passed sequentially between stations, each station in turn examining or copying the information, and finally returning it to the originating station.
  2253. ring Tür.
    • A set of nodes wherein information is passed sequentially between nodes, each node in turn examining or copying the information, finally returning it to the originating node.
  2254. ring Tür.
    • A set of bells, numbering 3, 4, 5, 6, 8, 10, or 12, hung for change ringing Mounted to each headstock is a wheel from whose grooved rim a rope extends to the floor below When the rope is pulled, the bell is made to swing in an arc of slightly more than 360 degrees The bells are so arranged that the suspended ropes form a circle The great majority of rings are in the British Isles.
  2255. ring Tür.
    • Any loud sound
    • the sound of numerous voices
    • a sound continued, repeated, or reverberated.
  2256. ring Tür.
    • An instrument, formerly used for taking the sun"s altitude, consisting of a brass ring suspended by a swivel, with a hole at one side through which a solar ray entering indicated the altitude on the graduated inner surface opposite.
  2257. ring Tür.
    • An inclosed space in which pugilists fight
    • hence, figuratively, prize fighting.
  2258. ring Tür.
    • A network topology that connects network devices in a continuous loop.
  2259. ring Tür.
    • A network topology in which the nodes are connected in a closed loop Data is transmitted from node to node around the loop, always in the same direction.
  2260. ring Tür.
    • A network configuration in which devices are connected via a closed path, single-direction transmission link.
  2261. ring Tür.
    • A network configuration in which all computers and devices are connected to a circular pathway See star and bus.
  2262. ring Tür.
    • An elastic band partly or wholly encircling the spore cases of ferns.
  2263. ring Tür.
    • An area on a trading floor where futures or equities are traded.
  2264. ring Tür.
    • A mathematical system that has two operations, usually called addition and multiplication A ring is an abelian group with respect to addition Multiplication is associative and distributive with respect to addition.
  2265. ring Tür.
    • A connected set of edges that composes the face border Any single ring is only referenced to and by a single face If the same set of edges is shared by two different faces, two rings that correspond to the two faces are created from the single edge set Rings only occur at level 3 topology.
  2266. ring Tür.
    • A clique
    • an exclusive combination of persons for a selfish purpose, as to control the market, distribute offices, obtain contracts, etc.
  2267. ring Tür.
    • A classification of network technology exemplified by Token Ring and FDDI The interconnected devices are connected one-to-another in the shape of a ring and data flows around it in one direction See also "Counterrotating Ring".
  2268. ring Tür.
    • A classification of network technology exemplified by Token Ring and FDDI The interconnected devices are connected one-to-another in the shape of a ring and data flows around it in one direction See also Counterrotating Ring. 1 A polarity designation of one wire of a pair indicating that the wire is that of the secondary color of a 5-pair group 2 A wiring contact to which the ring wire is attached 3 The negative wiring polarity.
  2269. ring Tür.
    • A circular group of persons.
  2270. ring Tür.
    • A circular area on the trading floor of an exchange where traders and brokers stand while executing futures trades Some exchanges use pits rather than rings See Pit.
  2271. ring Tür.
    • A circular area on the trading floor of an exchange where floor traders and floor brokers stand while executing futures trades. 1 A network topology in which each node is connected to form a circular configuration 2 A unidirectional cycle that is created by connecting the links of one or more GigaRing node chips A GigaRing channel is normally configured to contain two counter-rotating rings, but may be configured to contain one folded ring GigaRing.
  2272. ring Tür.
    • A circular area in which races are or run or other sports are performed
    • an arena.
  2273. ring Tür.
    • A circle, or a circular line, or anything in the form of a circular line or hoop.
  2274. ring Tür.
    • A chime, or set of bells harmonically tuned.
  2275. ring Tür.
    • a characteristic sound
    • "it has the ring of sincerity". a toroidal shape
    • "a ring of ships in the harbor"
    • "a halo of smoke". a rigid circular band of metal or wood or other material used for holding or fastening or hanging or pulling
    • "there was still a rusty iron hoop for tying a horse". a chain of atoms in a molecule that forms a closed loop. an association of criminals
    • "police tried to break up the gang"
    • "a pack of thieves". the sound of a bell ringing
    • "the distinctive ring of the church bell"
    • "the ringing of the telephone"
    • "the tintinnabulation that so volumnously swells from the ringing and the dinging of the bells"--E A Poe. a square platform marked off by ropes in which contestants box or wrestle. jewelry consisting of a circlet of precious metal worn on the finger
    • "she had rings on every finger"
    • "he noted that she wore a wedding band". a strip of material attached to the leg of a bird to identify it. sound loudly and sonorously
    • "the bells rang". ring or echo with sound
    • "the hall resounded with laughter". make ring, often for the purposes of musical edification
    • "Ring the bells"
    • "My uncle rings every Sunday at the local church". be around
    • "Developments surround the town"
    • "The river encircles the village". get or try to get into communication by telephone
    • "I tried to call you all night"
    • "Take two aspirin and call me in the morning". attach a ring to the foot of, in order to identify
    • "ring birds"
    • "band the geese to observe their migratory patterns".
  2276. ring İng.
    • f. i.etrafına halka çekmek, etrafını kuşatmak, çember içine almak
    • halka veya yüzük takmak
    • halka şeklinde soymak (ağaç kabuğu)
    • halka meydana getirmek
    • helezonlar halinde yükselmek
    • halka şekline girmek
    • i.halka, daire
    • yüzük
    • çember
    • güreş meydanı
    • sirk, ring
    • ticaret veya siyasette nüfuzunu kendi çıkarlarına kullanan şebeke
    • kim.atomlardan meydana gelen halka.ring fence geniş bir yerin etrafını çeviren çit.ring finger yüzük parmağı.run rings around one çok üstün gelmek, çok geride bırakmak.
  2277. ring İng.
    • f.(rang, rung) i.çalınmak, ses vermek
    • çınlak
    • zili çalmak
    • çalkanmak (şöhret ile)
    • tesir etmek (söz)
    • çalmak
    • çılatmak
    • çan ile ilân etmek
    • ses çıarmak
    • i.çan sesi
    • çınama sesi
    • ahenk
    • akis.ring down tiyatro perdeyi indir işareti vermek
    • bir şeye son vermek. ring in çan sesiyle getirmek. ring off telefonu kapamak. ring out çan sesiyle göndermek
    • hızlı hızlı. çalmak ring true doğru gibi gelmek (söz). ring up birine telefon etmek. ring for a servant hizmetçiyi çağırmak. ring the changes on aynı şeyi tekrar tekrar söylemek.
  2278. ring seferi Tür.
    • ring tour. circuit.
  2279. ringa Tür.
    • herring.
  2280. ringbilled İng.
    • s. gagasında renkli hal kası olan (kuş) .
  2281. ringbolt İng.
    • i. halkalı civata, mapa.
  2282. ringbone İng.
    • i. atta topuk nasırı.
  2283. ringdove İng.
    • i. boynu halkalı güvercin, tahtalı güvercin, zool. Streptopelia risoria.
  2284. ringent İng.
    • s. ağzı açık
    • bot. iç yaprakları ayrık.
  2285. ringer İng.
    • i. halka oyununda kazığa geçen halka
    • bir şeyin etrafını halka gibi saran şey.
  2286. ringer İng.
    • i. çan çalan kimse veya cihaz
    • ( argo) hakkı olmadan hile ile yarış veya oyuna giren kimse veya at
    • argo tam benzer.
  2287. ringleader İng.
    • i. idareci, tertipçi, ele başı.
  2288. ringlet İng.
    • i. saç lülesi
    • ufak halka.
  2289. ringmaster İng.
    • i. sirkte gösteriyi sunan kimse.
  2290. ringneck İng.
    • i. boynu renkli halkalı bir yılan veya ördek türü.
  2291. ringside İng.
    • s., i. ringe veya sirk sahnesine yakın (yer).
  2292. ringstreaked İng.
    • s. tüyleri renk renk halkalı olan, çizgili.
  2293. ringtailed İng.
    • s. karışık renkli kuyruklu.
  2294. ringworm İng.
    • i., tıb. mantar hastalığı.
  2295. rink İng.
    • i. bazı oyunlara mahsus buz sahası
    • bina içinde patinaj alanı
    • tekerlekli patenle kayma yeri.
  2296. rinse İng.
    • f., i. çalkamak, hafifçe yıkamak
    • yıkayarak sabununu gidermek, durulamak
    • i. çalkama
    • saç boyası.
  2297. rinsing İng.
    • i. çalkalama
    • gen. çoğ. içinde herhangi bir şeyin çalkanmış olduğu su.
  2298. riot İng.
    • i., f. gürültü, patırtı, velvele, şamata, hengâme
    • kargaşalık
    • baş kaldlrma,isyan, ayaklanma
    • cümbüş, eğlenti
    • f. gürültü etmek
    • ayaklanmak, isyan etmek. Riot Act eskiden İngiltere'de on iki veya daha fazla kimse isyan çıkarmak maksadıyle toplanıp da dağılma emrine uymayınca onları suçlu tutan kanun
    • k.h. şiddetli azar. read the riot act azarlamak. riot gun nöbetçilikte veya ayaklananlara karşı kullanllan kısa namlulu tüfek. riot squad toplum polisi ekibi. run riot fig. gemi azıya almak
    • dal budak salıp her yeri sarmak (bitki).
  2299. riotous İng.
    • s. ayaklanmayla ilgili
    • gürültülü. riotously z. gürültü ile. riotousness kargaşalık.
  2300. rip İng.
    • i. ters akıntıların birleşmesinden meydana gelen dalgalı su.
  2301. rip İng.
    • f. (-ped,- ping) i. yarmak, kesmek
    • çekip dikişlerini sökmek
    • keresteyi boyuna kesmek
    • yarılmak
    • dikişleri açılmak
    • hızla ilerlemek veya koşmak: i. yarık, yırtık
    • dikiş söküğü
    • değersiz şey
    • girdap, anafor. rip cord paraşütü açan kollu ip
    • balonu çabuk indirmek için gaz torbasını azıcık açmaya mahsus ip. rip off (argo) çalmak
    • dolap çevirmek rip open yarıp açmak. rip out bir denbire küfür savurmak. ripped s. yırtlı
    • (argo) sarhoş
    • şaşkın.
  2302. rip vanwinkle İng.
    • yirmi yıl uyuduktan sonra uyanıp tamamen degişmiş bir dünya gören adam (Washington Irving'in bir eserinin kahramam)
    • çok eski kafalı adam.
  2303. riparian İng.
    • s., i. nehir kenarlannda bulunan
    • su kenannda büyüyen
    • i. nehir kenannda oturan kimse.
  2304. ripe İng.
    • s. olmuş, olgun, olgunlaşmış, yetişmiş, kemale ermiş
    • olgunluk derecesine varmış
    • ihtiyarca, yaşlıca
    • eski ve lezzetli, tam vakti gelmiş
    • hazır. ripe'ly z. olgunlukla
    • uygun surette, tamamen. ripe'ness i. olgunluk.
  2305. ripen İng.
    • f. olgunlaştırmak, olmak, olgunlaşmak, kemale erdirmek veya ermek.
  2306. ripoff İng.
    • i.,( argo) hile, desise.
  2307. riposte İng.
    • i., f. karşılık, hamle
    • çabuk ve zekice verilen cevap
    • f. çabuk karşı hamle yapmak
    • çabuk ve zekice cevap vermek.
  2308. ripper İng.
    • i. kesici şey veya kimse, yarıc şey veya kimse
    • dikiş sökmeye mahsus alet
    • (ing),( argo) çok hoşa giden şey
    • çok mükemmel adam.
  2309. ripping İng.
    • s. boydan boya kesen, yaran
    • ing), (argo) çok güzel, mükemmel, âlâ. a rip ping good time çok güzel vakit.
  2310. ripple İng.
    • i., f. keten tarağı, keten tohumunu ayırmaya mahsus tarak
    • f. keten tohumunu ayırmak.
  2311. ripple İng.
    • f. ufacık dalga, dalgacık
    • su yüzünün dalgalanması
    • f. ufak dalgalar meydana getirmek
    • dalgalanmak
    • dalgacıklar gibi ses çıkarmak. a ripple of conversation dalga gibi yükselip alçalan konuşma sesi. ripple mark kaya veya kum üzerinde su veya rüzgârın bıraktığı iz. ripplet i. dalgacık. ripply s. dalgacık gibi.
  2312. ripproof İng.
    • s. yırtılmaz, dikişleri sökülmez.
  2313. riprap İng.
    • i. temel için kullanılan taş parçaları.
  2314. riproaring İng.
    • s.,( A.B.D.),( argo) neşeli, canlı
    • gürültülü.
  2315. riproarious İng.
    • s., (A.B.D.), (argo) çok neşeli, gürültülü.
  2316. ripsaw İng.
    • i. bıçkı testeresi, tahtayı uzunluğuna kesmeye yarayan testere.
  2317. ripsnorter İng.
    • i., eski., (argo) fazla gürültülü kimse veya şey
    • olağanüstü kimse veya şey
    • kasırga.
  2318. riptide İng.
    • i. karışık akıntılı olduğu için yüzmeye uygun olmayan sular.
  2319. ripuarian İng.
    • s. dördüncü yüz yılda Ren nehri sahillerinde ve Köln civannda yerleşmiş olan Franklara ait.
  2320. risale Tür.
    • tract.
  2321. risale Tür.
    • brochure. dissertation. folder. pamphlet. tract.
  2322. rise İng.
    • i. doğuş, yükseliş
    • bayır, tümsek
    • artış, yükseliş
    • sesin tizleşrnesi
    • sesin yükselip artması
    • su yüzeyine çıkış (balık)
    • zuhur, meydana çıkış
    • (ing)(maaşta) zam. give rise to sebep olmak, davet etmek. on the rise artmakta, yükselmekte. get a rise out of one şaka ile birisinin zayıf noktasma temas ederek heyecanlandırmak.
  2323. rise İng.
    • f. (rose, risen) çıkmak, yukarı çıkmak
    • yükselmek
    • kalkmak, ayağa kalkmak
    • meydana çıkmak, zuhur etmek
    • kabarmak, şişmek
    • toplantı bitince kalkmak
    • doğmak (güneş, ay)
    • çıkmak, gözükmek
    • başlamak, peyda olmak, hâsıl olmak
    • artmak, çoğalmak
    • ilerlemek, zenginleşmek
    • ayaklanmak, isyan etmek
    • açılmak, ferahlamak, iyileşmek
    • revaç bulmak
    • pahası artmak
    • dirilmek, ölüm yatağından kalkmak. rise to the occasion fırsattan istifade etmek.
  2324. riser İng.
    • i. yataktan kalkan kimse
    • merdiven basamağının dik olan kısmı
    • sahneye konabilen basamaklı platform.
  2325. risible İng.
    • s. gülme tabiatı olan
    • gülme eğiliminde olan
    • güldürücü, gülmeye ait
    • risibil'ity i. gülme temayülü, risibly z.güldürecek surette.
  2326. risinq İng.
    • s., i. kalkan, çıkan, yükselen, ilerleyen
    • büyüyen, yetişen
    • i. yükseliş, ilerleyiş
    • isyan, ayaklanma.
  2327. risk Tür.
    • To incur the risk or danger of
    • as, to risk a battle. a venture undertaken without regard to possible loss or injury
    • "he saw the rewards but not the risks of crime"
    • "there was a danger he would do the wrong thing" the probability of being exposed to an infectious agent the probability of becoming infected given that exposure to an infectious agent has occurred expose to a chance of loss or damage
    • "We risked losing a lot of money in this venture"
    • "Why risk your life?".
  2328. risk Tür.
    • To expose to risk, hazard, or peril
    • to venture
    • as, to risk goods on board of a ship
    • to risk one"s person in battle
    • to risk one"s fame by a publication.
  2329. risk Tür.
    • The quantitative or qualitative expression of possible loss that considers both the probability that a hazard will cause harm and the consequences of that event.
  2330. risk Tür.
    • The probability that a particular threat will exploit a particular vulnerability of the system [8].
  2331. risk Tür.
    • The probability or likelihood of an adverse effect or event resulting from the actual use of a substance in the quantity and manner proposed It is the product of : the probability that an adverse effect or event will occur under specific circumstances of exposure and : the probability that those specific circumstances of exposure will be realized In quantitative terms, risk is expressed in values ranging from zero to one.
  2332. risk Tür.
    • The probability of an undesirable outcome Risk is the opposite of opportunity.
  2333. risk Tür.
    • The probability an undesirable outcome will occur, defined in terms of the probability of a particular adverse effect It has the dimensions of frequency or incidence and is coupled to an exposure estimate The actual risk statement may take the form of the probability of an outcome associated with a unit exposure For example, there is a lifetime "risk" of 2 5 excess cancers in10,000 from an exposure to 1 part per million of a chemical in community air breathed 24 hours a day, every day for 70 years. is the combination of the likelihood and the consequence of a specified hazard being realized It is a measure of harm or loss associated with an activity.
  2334. risk Tür.
    • The potential of losing one"s money or the uncertainty of future returns.
  2335. risk Tür.
    • The potential for realization of unwanted, adverse consequences to human life, health, property, or the environment
    • estimation of risk is usually based on the expected value of the conditional probability of the event occurring times the consequence of the event given that it has occurred Thomas Cool provides an alternative definition of risk in the context of uncertainty.
  2336. risk Tür.
    • The possibility that an investment may fluctuate in value Factors that increase an investment"s risk or volatility include credit quality, currency exchange rates, and inflation rates.
  2337. risk Tür.
    • The likelihood that an investment will produce performance below an investor"s expectations Generally, the greater an investment"s risk, the greater the investment"s return potential Also, the greater the chance that an investor might be disappointed with the short-term and/or long-term performance of the investment.
  2338. risk Tür.
    • The likelihood of suffering a harmful effect or effects resulting from exposure to a risk factor Risk is usually expressed as the probability of occurrence of an adverse effect, i e expected ration between the number of individuals that would experience an adverse effect in a given time and the total number of individuals exposed to the risk factor The term absolute risk is sometimes expressed per unit dose or for a given dose.
  2339. risk Tür.
    • The exposure to loss of investment as a result of changes in business conditions, domestic or foreign economies, investment markets, interest rates, relative currency rates, or inflation Any or all of these risks may affect the market price of a security In general, the higher the potential return on an investment, the higher the risk may be There is generally a correlation between the amount of risk one assumes and the amount of reward one may gain as compensation for taking the added risk.
  2340. risk Tür.
    • The chance or probability of loss, harm, failure, or danger.
  2341. risk Tür.
    • The chance or possibility of loss, often employed as a utilization control mechanism within an HMO setting Risk is also defined in insurance terms as the possibility of loss associated with a given population.
  2342. risk Tür.
    • The chance or possibility of loss For example, physicians may be held at risk if hospitalization rates exceed agreed upon thresholds The sharing of risk is often employed as a utilization control mechanism within the HMO setting Risk is also defined in insurance terms as the possibility of loss associated with a given population.
  2343. risk Tür.
    • The chance of loss, the degree of probability of loss or the amount of possible loss to the insuring company For an individual, risk represents such probabilities as the likelihood of surgical complications, medications" side effects, exposure to infection, or the chance of suffering a medical problem because of a lifestyle or other choice For example, an individual increases his or her risk of getting cancer if he or she chooses to smoke cigarettes.
  2344. risk Tür.
    • Risk is the financial uncertainty that the actual return on an investment will be different from the expected return Factors of risk that can affect an investment include inflation or deflation, currency exchange rates, liquidity, default by borrower and interest rate fluctuation See "Risky Business?" BACK TO TOP.
  2345. risk Tür.
    • Risk is the exposure to the chance of loss.
  2346. risk Tür.
    • Risk is associated with a resource/task pairing to indicate the planner"s confidence in the estimated effort Risk can be one of none, low, or high Some factors that may be taken into account for risk are the experience of the person and the reliability of equipment.
  2347. risk Tür.
    • risk. adventure. jeopardy.
  2348. risk Tür.
    • risk. adventure. chance. fear. hazard. jeopardy. venture.
  2349. risk Tür.
    • Hazard of loss
    • liabillity to loss in property.
  2350. risk Tür.
    • Hazard
    • danger
    • peril
    • exposure to loss, injury, or destruction.
  2351. risk Tür.
    • chance. risk.
  2352. risk Tür.
    • A threat that exploits a vulnerability that may cause harm to one or more assets.
  2353. risk Tür.
    • a source of danger
    • a possibility of incurring loss or misfortune
    • "drinking alcohol is a health hazard". a venture undertaken without regard to possible loss or injury
    • "he saw the rewards but not the risks of crime"
    • "there was a danger he would do the wrong thing". the probability of becoming infected given that exposure to an infectious agent has occurred. the probability of being exposed to an infectious agent. expose to a chance of loss or damage
    • "We risked losing a lot of money in this venture"
    • "Why risk your life?". take a risk in the hope of a favorable outcome
    • "When you buy these stocks you are gambling".
  2354. risk İng.
    • i., f. tehlike
    • risk, riziko, hasar tehlikesi
    • sigorta edilen kimse veya şey
    • f. tehlikeye koymak
    • göze almak. at your risk ziyan olduğu takdirde sizin hesabınıza, tehlike mesuliyeti size ait olmak üzere. risk'y s. tehlikeli, rizikolu.
  2355. riskli Tür.
    • risky. venturesome. wildcat. dicey. adventurous. chancy. dangerous. dodgy. forbidding. hairy. hazardous. not healthy. precarious. touch-and-go. unsure.
  2356. riskli Tür.
    • riskiness. adventuresome. adventurous. chancy. dicey. perilous. risky. speculative. touch and go.
  2357. riskli Tür.
    • chancy. dicey. dodgy. hazardous. perilous. risky. dodgy rizikolu.
  2358. risotto İng.
    • i. İtalyan usulü peynirli veya etli pirinç çorbası.
  2359. risque İng.
    • s. edebe aykırı, açık saçık, uygunsuz.
  2360. rissole İng.
    • s., Fr. yağda pişirilip kahverengi olmuş.
  2361. rissole İng.
    • i. bir çeşit et veya balık böreği.
  2362. risus İng.
    • i. sırıtma, sırıtış.
  2363. rit., ritard. İng.
    • kıs. ritardando.
  2364. ritardando İng.
    • z., müz. gecikerek.
  2365. rite İng.
    • i. ayin, dinsel tören .
  2366. ritim Tür.
    • rhythm. beat. cadence. swing.
  2367. ritim Tür.
    • rhythm.
  2368. ritim Tür.
    • cadence. rhythm.
  2369. ritmik Tür.
    • rhythmic.
  2370. ritmik Tür.
    • rhythmic.
  2371. ritual İng.
    • s., i. ayine ait, ayin kabilinden, dinsel törene ait
    • adet edinilmiş
    • i. dini ayin ve merasim
    • ayin kitabı
    • âdet, alışkı. ritualism i. ayine göre ibadet usulü. ritualist i. ayine göre ibadet etme taraftarı. ritually z. ayinle
    • adetlere göre.
  2372. ritualistic İng.
    • s. ayinden ibaret
    • ayine göre
    • yapılan âdet kabilinden.
  2373. rival İng.
    • i., s., f. rakip
    • s. rekabet eden
    • f. rakip olmak, rekabet etmek, geçmek için rekabet etmek. rivalry i. rekabet.
  2374. rivayet Tür.
    • rumor. rumour. tale. narrative. story. fame. grapevine.
  2375. rivayet Tür.
    • hearsay. relating. passing on sth heard from sb else. account. on the cry. report. rumbling. scuttlebut. story.
  2376. rivayet Tür.
    • grapevine. report. rumour. hearsay söylenti. rumor.
  2377. rive İng.
    • f.(rived veya riven) yarmak, yarık açmak
    • yarılmak.
  2378. river İng.
    • i. ırmak, nehir. riverbank i ırmak kenarı. river bed ırmak yatağı. river qod rmak tanrısı. river horse suaygırı. river man ırmak üstünde çalışan adam. river rat ırmak kenarında hırsızlık eden haydut, nehir haydutu. river road ırmak boyunca giden yol. riverside i. ırmak kenarı.
  2379. rivet İng.
    • i., f. perçin çivisi, perçin
    • f. perçinlemek. rivet one's eyes on perçinlenmiş gibi gözlerini bir noktaya dikmek. riveter i. perçinci. riveting machine perçin makinası. riveted s. perçinli
    • mıhlanmış, donup kalmış.
  2380. riviera İng.
    • i. Marsilya ile Cenova arasında plajlarıyle meşhur sahil.
  2381. riviere İng.
    • i., Fr. çoğunlukla bir diziden fazla elmas gerdanlık.
  2382. rivulet İng.
    • i. ufak su, dere.
  2383. rixdollar İng.
    • i. eskiden Almanya, Felemenk veya İskandinavya'ya mahsus yaklaşık olarak bir dolar değerinde gümüş para.
  2384. riya Tür.
    • hypocrisy.
  2385. riya Tür.
    • False. outward show. sanctimoniousness. pharisaism.
  2386. riyakar Tür.
    • hypocritical.
  2387. riyal Tür.
    • the basic unit of money in Saudi Arabia. the basic unit of money in Qatar.
  2388. riyal Tür.
    • riyal. rial.
  2389. riyasız Tür.
    • free from hypocrisy. open. sincere. genuine. guileless.
  2390. riyazet Tür.
    • mortification.
  2391. riyaziye Tür.
    • mathematics.
  2392. riziko Tür.
    • risk. risk risk.
  2393. rıhtım Tür.
    • quay. wharf. dock. jetty. pier. quayside.
  2394. rıhtım Tür.
    • pier. platform. quay. waterfront. wharf. dock. landing place. sea wall. fleat. jutty. landing. dock land. seabank. dock wall. harbor wall. wharfing. embankments. landing pier.
  2395. rıhtım Tür.
    • dock. ferry. quay. waterfront. wharf.
  2396. rıza Tür.
    • compliance. consent. implied consent. approval. assent.
  2397. rıza Tür.
    • assent. consent. approval. choice. volition. acceptance. acquiescence. allowance. consent accession. countenance.
  2398. rızk Tür.
    • daily bread. food. livelihood. means of subsistence.
  2399. rızk Tür.
    • bread. one"s daily food. sustenance. the necessities of file. one"s daily bread. food.
  2400. rl İng.
    • kıs. Rhode Island.
  2401. rlp İng.
    • kıs. requiescat in pace Huzur içinde yatsın, Allah rahmet eylesin.
  2402. rn İng.
    • kıs. Royal Navy, registered nurse.
  2403. rnicroscope İng.
    • i.. mikroskop. microscop'ic(al) s. ancak mikroskopla görüle bilen, mikroskobik
    • çok ufak. microscop'ically z. mikroskobik şekilde
    • çok ufak miktarda.
  2404. roach İng.
    • i. hamamböceği, zool. Blatta orientalis.
  2405. roach İng.
    • i. sazan familyasmdan bir çeşit tatlı su balığı
    • kızılkanat, zool. Rutilus rutilus
    • kızılgöz, çamça balığı, zool. Leuciscus rutilus.
  2406. road İng.
    • i. yol
    • demiryolu. road cart iki tekerlekli binek arabası. road hog bütün yolu işgal eden şöför veya arabacı. road machine yolu düzeltme makinası. road metal( ing.) yol yapmaya mahsus kırık taş Out of the road ! Yoldan çekil ! Destur ! take to the road yola düşmek
    • serseri olmak.
  2407. road İng.
    • i., sık sık çoğ. dış liman, demirleyecek yer.
  2408. roadbed İng.
    • i. yol temeli veya yatağı .
  2409. roadblock İng.
    • i. mânia, yolu kapayan engel .
  2410. roadhouse İng.
    • i. şehir dışında yol kenarındaki lokanta veya gece kulübü.
  2411. roadmaster İng.
    • i. demiryolu kıta müdürü .
  2412. roadside İng.
    • i. yol kenarı.
  2413. roadstead İng.
    • i. dış liman, demirleyecek yer.
  2414. roadster İng.
    • i. iki kişilik hafif otomobil
    • binek atı
    • bisiklet .
  2415. roadway İng.
    • i. yolun vasıtalar geçen kısmı.
  2416. roadwork İng.
    • i. idman olarak koşma.
  2417. roam İng.
    • f., i. dolaşmak, gezmek
    • avare dolaşmak
    • i. dolaşma, gezme.
  2418. roan İng.
    • s., i. demir kırı donlu, mercan kırı donlu
    • sahtiyandan yapılmış
    • i. demir kırı donu
    • demir kırı at
    • sahtiyan, güderi.
  2419. roar İng.
    • f., i. gümbürdemek
    • kükremek (arslan)
    • heybetli ses çıkarmak
    • bağırmak, gürültü et- mek
    • kahkaha ile gülmek
    • gürültü ile nefes almak (at)
    • i. kükreme, gürleme
    • heybetli ses
    • kahkaha.
  2420. roaring İng.
    • i., s. gürleme
    • kükreme
    • kişneme
    • hırıltlll soluma meydana getiren at hastalığl
    • s. gürleyen, kükreyen. roaring applause ortalığı çınlatıcı alkış.
  2421. roast İng.
    • f., i., s. fırında kızartmak, kebap etmek
    • (kahve) kavurmak
    • k.dili takılmak, alay etmek
    • k.dili azarlamak, haşlamak
    • tavlamak
    • I. etkızartmasl
    • s. kızarmış, kızartılmış.
  2422. roaster İng.
    • i. kızartan şey veya kimse
    • kızartma tavası
    • büyük boy tavuk.
  2423. rob İng.
    • f. soymak
    • başkasının para veya eşyasını alıp soymak
    • yağma etmek, talan etmek
    • mahrum etmek
    • hırsızlık etmek, adam soymak. rob Peter to pay Paul birine olan borcu ödemek için başkasının hakkını yemek.
  2424. roba Tür.
    • yoke. woman"s dress.
  2425. roba Tür.
    • yoke.
  2426. robber İng.
    • i. hırsız, haydut, şaki, yol kesen kimse. robbery i. hırsızlık, adam soyma.
  2427. robe İng.
    • i., f. cüppe, kisve, uzun elbise, biniş
    • resmi elbise, kaftan
    • kürk atkı
    • f. kaftan giydirmek veya giymek. robes of state resmi ve uzun hükümdar kıyafeti.
  2428. robin İng.
    • i .Amerika'ya mahsus kızıl göğuslü bir ardıçkuşu
    • (ing.) kızıl gerdan, nar bülbülü, zool. Erithacus rubecula Robin Goodfellow (ing.) mit. yaramaz peri. robin's egg blue ardıçkuşu yumurtasının rengi olan yeşilimsi açık mavi. Robin Hood ingiliz efsanelerinde çok yiğit ve cömert tabiatlı eşkiya. robin redbreast kızıl goğüslü ardıçkuşu
    • kızıl gerdan.
  2429. roble İng.
    • i. Kaliforniya'ya mahsus bir çeşit beyaz meşe ağacı, bot. Quercus lobata.
  2430. roborant İng.
    • s., i, tıb. kuvvetlendirici
    • i. kuvvet ilâcı.
  2431. robot Tür.
    • The software program which a search engine runs to read and analyze your site See also spider Google"s robots are called Googlebot and Freshbot.
  2432. robot Tür.
    • Software program that traverses the internet gathering information into searchable web databases Robots are sometimes referred to as web spiders.
  2433. robot Tür.
    • robot.
  2434. robot Tür.
    • robot.
  2435. robot Tür.
    • labour service.
  2436. robot Tür.
    • In the technologically optimistic portion of the 20th century, robots were intelligent anthropomorphic machines that understood human speech, interpreted visual scenes, and manipulated objects in the real world In the technologically realistic 21st century, robots are absurdly primitive programs that do things like "Go look up this book title at three different online bookstores and see who has the lowest price
    • fail completely if any one of the online bookstores has added a comma to their HTML page" Also known as intelligent agents Some simple but very useful examples of robots are the spiders or Web crawlers that fill the content database at public search engine sites such as AltaVista.
  2437. robot Tür.
    • In the context of search engine ranking, it implies the same thing as Spider In a different context, it is also used to indicate a software which visits web sites and collects email addresses to be used for sending unsolicited bulk email.
  2438. robot Tür.
    • In the context of search engine ranking, implies the same thing as Spider In a different context, it is also used to indicate a software which visits web sites and collects email addresses to be used for sending unsolicited bulk email.
  2439. robot Tür.
    • Browser programs, which are not under human control, accessing web pages and following hypertext links, such as search engine spiders. : an automated software that crawls all over the Web for information to place in a database The robot follows links and collects the information it finds at the end of each link Search engines send these crawlers out periodically to add information to their search databases.
  2440. robot Tür.
    • A server-based program designed to automatically collect information from the web Robots typically travel the Internet in search of web site addresses and brief summaries of information contained on each web page This information is usually stored in a searchable database that can be accessed on the Internet using a web browser An example of a site that makes use of a server-based robot is Alta Vista.
  2441. robot Tür.
    • A robot is a program that runs automatically without human intervention Typically, a robot is endowed with some very basic logic so that it can react to different situations it may encounter One common type of robot is a content-indexing spider, or webcrawler.
  2442. robot Tür.
    • A robot is a process that travels over the Web performing automated tasks like data collection.
  2443. robot Tür.
    • A re-programmable, multifunctional manipulator designed to move material, parts, tools, or specified devices through variable programmed motions for the performance of a variety of tasks Common elements which make up a robot are: controller, manipulator, and end-effector See Manipulator, Controller, and End-Effector.
  2444. robot Tür.
    • A program that operates in periodic, unattended manner, typically used for server maintenance or as a spider
    • an agent.
  2445. robot Tür.
    • A program that automatically surfs the Web Search engines use robots to surf the Web and catalog different Web sites in their databases This allows the Web pages to be found when someone performs a search Robots are commonly referred to as bots and spiders Top.
  2446. robot Tür.
    • A program that automatically searches the World Wide Web for files Top. a mechanism that can move automatically.
  2447. robot Tür.
    • A program that automatically searches the World Wide Web for files.
  2448. robot Tür.
    • A program that automatically does "some action" without user intervention In the context of search engines, it usually refers to a program that mimics a browser to download web pages automatically A spider is a type of robot See also: Spiders.
  2449. robot Tür.
    • Any browser program which follows hypertext links and accesses web pages but is not directly under human control Examples are the search engine spiders, the "harvesting" programs which extract e-mail addresses and other data from web pages and various intelligent web searching programs A database of web robots is maintained by Webcrawler.
  2450. robot Tür.
    • Any browser program which follows hypertext links and accesses web pages but is not directly under human control Examples are the search engine spiders, the "harvesting" programs which extract e-mail addresses and other data from web pages and various intelligent web searching programs A database of web robots is maintained by Webcrawler.
  2451. robot Tür.
    • Any browser program which follows hypertext links and accesses web pages but is not directly under human control Examples are the search engine spiders, the "harvesting" programs which extract e-mail addresses and other data from web pages and various intelligent web searching programs.
  2452. robot Tür.
    • Any browser program that follows hypertext links and accesses Web pages but is not directly under human control Example: search engine spiders, the harvesting software programs that extract e-mail addresses or other data from Web pages.
  2453. robot Tür.
    • Also known as a "Spider," a robot is a machine which scours the World Wide Web, examining URL"s and bringing descriptions of them back to a database, usually for use by a WWW search engine. 1 a computerised machine designed for a wide variety of manufacturing functions such as material handling and automobile assembly 2 often referred to as bot, a computer program that automatically searches, and compiles data or responds to queries such as email ListBot is a robot of this type. a reprogrammable, multifunctional, mechanical manipulator that typically employs one or more means of power: electromechanical, hydraulic, pr pneumatic Industrial robots have been used chiefly for spray painting, spot-welding, and transfer and assembly tasks A robot performs its tasks in a physical area known as the robot operating work envelope This work envelope is the volume swept by all possible programmable robot movements, and includes the area where work is performed by robot tooling.
  2454. robot Tür.
    • A fast, automated program, such as a search engine, indexing program, or cataloging software, that requests Web pages much faster than humans can.
  2455. robot Tür.
    • A computer program that runs automatically Two types of robots are agents and spiders.
  2456. robot İng.
    • i. insan gibi çalışan makina, robot
    • her türlü emirleri makina gibi yerine getiren vicdansız ve duygusuz kimse. robot bomb kendi kuvvetiyle uçan bomba.
  2457. robotik Tür.
    • robotics.
  2458. robotlaştırmak Tür.
    • robotize.
  2459. robotluk Tür.
    • robotism.
  2460. robust İng.
    • s. sağlam, gürbüz, güçlü, kuvvetli, dinç
    • kaba. robustly z. kuvvetle. robustness i. kuvvet, zindelik.
  2461. robustious İng.
    • s., gen. şaka kaba kuvvetli, kaba, sağlam .
  2462. roc İng.
    • i. anka kuşu.
  2463. rocambole İng.
    • i. bir çeşit pırasa, bot. Allium scorodoprasum .
  2464. rochet İng.
    • i. piskoposlara mahsus beyaz cüppe.
  2465. rock İng.
    • f., i. sallamak
    • beşik sallamak, sallayarak. uyutmak
    • sallanmak, olduğu yerde sallanmak
    • i sallama, sallanma .rockandroll i. çok ritmik bir pop müziği .rocking chair salıncaklı sandalye. rocking horse salmcaklı oyuncak at. rock the boat velveleye vermek.
  2466. rock İng.
    • i. kaya
    • kaya parçası
    • kaya gibi kuvvetli şey
    • (A.B.D.),( argo) büyük mücevher, elmas
    • (ing.) akide şekeri
    • felâkete sebep olan şey. the Rock Cebelitarık dağı ve kalesi. rock bass Amerika'ya mahsus bir çeşit tatlı su balığı. rock bottom kaya tabakası
    • en aşağı (fiyat). rockbound s. etrafı kayalık
    • ulaşılmaz, erişilmez. rock candy akide şekeri. rock crystal neceftaşı. rock garden kayalık yerde bulunan bahçe
    • dağ çiçekleri yetiş- tirmek için özel olarak yapılan kayalık bahçe. rock ruby 1â1 taşı. rock salt kayatuzu. rockwork i. kaya parçaları ile yapılan duvar veya bahçe- süsü. living rock arz kabuğun daki taşküreden ayrılmamış kaya kitlesi. on the rocks kayaya çarpmış, harap olmuş
    • iflâs etmiş
    • buzlu fakat soda veya su katılmamış (viski).
  2467. rocker İng.
    • i.beşik veya salıncaklı sandalye altmdaki kavisli ağaç, ayak
    • beşik sallayan kimse.off one,s rocker (argo) çatlak, dengesiz, deli.
  2468. rockery İng.
    • i. kayalık bahçe, taş yığınından yapılmış çiçeklik.
  2469. rocket İng.
    • i. roka, bot. Eruca sativa.
  2470. rocket İng.
    • i., f. havai fişek, roket
    • f. roket atmak
    • havaya doğru dik uçmak
    • hızlı ve dikine uçmak. rocket bomb tepkili bomba.
  2471. rockfish İng.
    • i. bir çeşit kayabalığı.
  2472. rockribbed İng.
    • s. kayadan kenarları olan
    • çok inatçı.
  2473. rockrose İng.
    • i. laden
    • keçisakalı, bot. Cistus creticus.
  2474. rocky İng.
    • s. sallanmaya eginik, sallanan, titrek
    • kararsız
    • k.dili zayıf, halsiz.
  2475. rocky İng.
    • s. kayalık, kaya dolu
    • kaya gibi
    • hissiz, duygusuz, katı, katı kalpli. Rocky Mountains, Rockies Kayalık Dağlar. rockiness i. kayalıklı olma.
  2476. rococo İng.
    • i., s. mimaride rokoko tarzı, çok süslü mimari tarzı
    • s. rokoko tarzına ait
    • çok suslü, fazla gösterişli.
  2477. rod İng.
    • i. çubuk, değnek
    • asa
    • falaka değneği
    • ceza
    • kudret, güç
    • beş metrelik uzunluk ölçüsü. connecting rod oto piston kolu.
  2478. roda Tür.
    • coil of rope. coil.
  2479. roda Tür.
    • circle
    • space for playing capoeira. vt: to attack.
  2480. rodaj Tür.
    • running in. breaking in.
  2481. rodaj Tür.
    • running in.
  2482. rode İng.
    • bak. ride.
  2483. rodent İng.
    • s., i. kemirici, kemirgen (hayvan).
  2484. rodeo Tür.
    • This is a display of skill in "bronco busting" and roping that began in the 1870s.
  2485. rodeo Tür.
    • See Round-up. an exhibition of cowboy skills an enclosure for cattle that have been rounded up.
  2486. rodeo Tür.
    • rodeo.
  2487. rodeo Tür.
    • rodeo.
  2488. rodeo Tür.
    • Freestyle Riding : A heel clicker with one hand holding the crossbar. an exhibition of cowboy skills. an enclosure for cattle that have been rounded up.
  2489. rodeo Tür.
    • A round-up.
  2490. rodeo İng.
    • i. seyirciler önünde kovboylann kendi hünerlerini gösterdikleri eğlenti
    • hayvanları küme halinde toplama veya sürme.
  2491. rodomontade İng.
    • i., s., f. kuru laf, boş yere övünme, büyük söz
    • s., nad. övüngen, kuru lafçı
    • f. büyuksöylemek,övünmek, atmak.
  2492. rodyum Tür.
    • rhodium.
  2493. roe İng.
    • i. balık yumurtası.
  2494. roe İng.
    • i. karaca, zool. Capreolus capreolus
    • bak. deer. roebuck i. erkek karaca.
  2495. roentgen rays İng.
    • röntgen ışınları.
  2496. rögar Tür.
    • manhole.
  2497. rogation İng.
    • i. eski Roma'da vali tarafından halkın onaylamasma sunulan kanun tasarısı
    • kil. yakarış, yalvarma.
  2498. roger İng.
    • (ünlem), k.dili Evet! Peki!
  2499. rogue İng.
    • i., f. derbeder kimse, çapkın veya sefil kimse
    • hırsız, dolandırıcı, hilekâr kimse
    • yaramaz kimse, külhani
    • azgın fil
    • dilenci
    • f. serserilik etmek
    • hilekarlık etmek, aldatmak. rogue elephant başıboş kalmış azgın fil. rogues' gallery sabıkalıların resimlerini kapsayan koleksiyon. ro'guery i. derbederlik, çapkınlık
    • dilencilik
    • hırslzlık, hile, dolandırıcılık
    • yaramazlık.
  2500. roguish İng.
    • s. çapkın, derbeder
    • yaramaz .
  2501. roil İng.
    • f. bulandırmak
    • sinirlendirmek, öfkelendirmek. roil'y s bulanık, çamurlu.
  2502. roister İng.
    • f. cümbüş etmek, gürültü etmek. roisterer i.cümbüşçü.
  2503. roka Tür.
    • rocket.
  2504. roka Tür.
    • kind of watercress. rocket.
  2505. roka Tür.
    • garden rocket. arugula.
  2506. roket Tür.
    • rocket. missile. payload.
  2507. roket Tür.
    • projectile. rocket.
  2508. roketatar Tür.
    • bazooka.
  2509. rokfor Tür.
    • Roquefort cheese. blue cheese.
  2510. rokfor Tür.
    • roquefort.
  2511. rokoko Tür.
    • rococo. the rococo style.
  2512. rokoko Tür.
    • rococo.
  2513. rol Tür.
    • The ISO 4217 currency code for the Romanian Leu.
  2514. rol Tür.
    • Running Off Line.
  2515. rol Tür.
    • Romanian lei.
  2516. rol Tür.
    • role. part. act.
  2517. rol Tür.
    • part. role. line. representation. status.
  2518. rol Tür.
    • act. histrionics. part. ploy. pretence. role.
  2519. rol Tür.
    • Abbrev n, "Rear-Of-Leg" A location for a main throwout pilot chute Typically, the bridle runs from the pin, under the flap, then across the outside of the container, then over to the legstrap.
  2520. roland İng.
    • i .imparator Şarlmanın efsanevi yeğeni ve en yiğit şövalyelerinden biri.
  2521. rölanti Tür.
    • slow running. idling.
  2522. rölanti Tür.
    • running at an idle. idling. idle fuel system.
  2523. rölatif Tür.
    • relative.
  2524. rölatif Tür.
    • relative.
  2525. role İng.
    • i .rol.
  2526. röle Tür.
    • relay. tripping.
  2527. röle Tür.
    • relay.
  2528. röle Tür.
    • relay.
  2529. roll İng.
    • i. yuvarlanış, yuvarlayış, tekerleme
    • devirme, devrilme
    • silindir, yuvak, merdane
    • tomar şeklinde şey
    • liste, defter, sicil, kayıt
    • top, rulo
    • bir çeşit küçük ekmek
    • gümbürtü, gök gürlemesi
    • kabarıklık
    • bükülüp tomar haline konabilen tuvalet takımı çantası
    • geminin sallaması, yalpa
    • (argo) para tomarı, para
    • hav. tono
    • yere indikten sonra uçağın pistte bir müddet gitmesi. roll call yoklama. rolltop desk çubuklardan yapılmış kapağı kıvrılarak açılıp kapanan yazı masası, Amerikan yazıhanesi.
  2530. roll İng.
    • f. yuvarlamak
    • çevirmek, devirmek
    • top etmek, sarmak
    • kalın sesle söylemek
    • açmak, oklava ile açmak
    • haddeden geçirmek
    • hızlı hızlı davul çalmak
    • r harfini şiddetle söylemek
    • yuvarlanmak, tekerlenmek, yuvarlanıp gitmek, tekerlek üstünde gitmek
    • dönmek, dolaşmak, deveran etmek
    • inişli yokuşlu uzanıp gitmek
    • dalgalanmak
    • top olmak, sarılmak
    • gürlemek
    • oklava ile açılmak
    • geçip gitmek (zaman). rolled oats yulaf ezmesi.
  2531. roller İng.
    • i. yuvarlanan şey
    • kumaşın sarıldığı makara, silindir
    • ufak tekerlek
    • özellikle fırtınadan sonra sahile çarpan büyük dalga
    • tıb. sargı. European roller mavi kuzgun, zool. Coracias garrulus. roller bearing mak. makaralı yatak. roller-skating i. tekerlekli patenle kayma. roller towel uçları birbirine dikili ve bir makaraya asılarak kullanılan havlu.
  2532. rollick İng.
    • f., i. eğlenerek gitmek, neşe ile ilerlemek veya gitmek
    • i. neşe, keyif, eğlence.
  2533. rolling İng.
    • i., s. yuvarlanma, yuvarlanış
    • s. yuvarlanan, inişli yokuşlu
    • dalgalı
    • sallanan
    • devrik (yaka)
    • gürleyen. rolling mill hadde fabrikası, hadde. rolling pin oklava. rolling press ütü makinası. rolling stock lokomotif ve vagonlar.
  2534. roly-poly İng.
    • s. tıknaz, bodur.
  2535. rölyef Tür.
    • relief. relief work. embossed work. set-off.
  2536. rölyef Tür.
    • relief.
  2537. rom Tür.
    • Stands for Read-Only Memory This is memory and information that cannot be changed.
  2538. rom Tür.
    • rum.
  2539. rom Tür.
    • rum.
  2540. rom Tür.
    • Read-Only Memory: This is a computer"s unchangeable memory It"s used to store programs that start the computer and run diagnostic functions Back to Top.
  2541. rom Tür.
    • Read-only memory, that is, memory that cannot be written.
  2542. rom Tür.
    • Read-only Memory Refers to computer memory in which data or programs have been permanently encoded and which can be accessed but not altered For example, a CD-ROM is a compact disc onto which digital information has been "burned" and the contents of most CD-ROM disc cannot be altered without special equipment.
  2543. rom Tür.
    • Read Only Memory Portion of computing machinery where information is encoded and cannot be changed Compact Discs are said to be ROM since most computers cannot write to them.
  2544. rom Tür.
    • Read Only Memory
    • permanent memory used to store permanent programs.
  2545. rom Tür.
    • Read Only Memory Permanent information contained on a memory chip The machine can read from those chips, but cannot write to them A small amount of ROM is necessary to start the cold boot process.
  2546. rom Tür.
    • Read Only Memory Memory which holds programs and data which can not be changed, and maintains its data without power Generically, these cover PROMs, EPROMs, EEPROMs, etc, but often, it means specifically mask-programmed ROMs These ROMs are very cheap, but they require huge quantities of identical chips, for the program is actually encoded in the masks which are used to fabricate the ROMs Mask-programmed ROMs have virtually fallen out of existance, which is unfortunate, as they are one of the only truely permanent storage mediums, but only only standard setting manufacturers could normally justify the setup-costs and permanence of design of mask-programmed ROMs -S- SCSI: Small Computer Systems Interface A popular interface used to attach "small" computers to devices such as hard disks, tape drives, CD-ROM and other mass storage devices, scanners, and less commonly, printers, termiunals, and other devices See also Wide SCSI, Ultra SCSI. Memory whose contents may be read but not changed Used for storing firmware and remains even when the computer""s power is off.
  2547. rom Tür.
    • Read Only Memory Memory that permanantly stores DATA, even when a computer is switched off Usually used to store information that seldom changes like the BIOS settings.
  2548. rom Tür.
    • Read Only Memory
    • memory that can be read but not updated or changed Memory that is nonvolatile and does not disappear when power is shut off Commonly used in computers and CD formats such as CD-ROMs.
  2549. rom Tür.
    • Read Only Memory Data cannot be stored in this type of memory, but instead it usually contains programs or other information that does not disappear when the computer is turned off.
  2550. rom Tür.
    • Read Only Memory Computer memory, usually involving some enduring medium like a silicon chip or a burnt laser disc which can be read but not altered
    • this is inconvenient when the data can change and, just to be confusing, some special ROMs can be modified under certain circumstances cf RAM. a usually small computer memory that contains special-purpose information which cannot be altered.
  2551. rom Tür.
    • Read Only Memory
    • a special type of memory used to store programs that start a computer and do diagnostics Data stored in ROM can only be read and cannot be removed even when your computer is turned off Most personal computers have only a few thousand bytes of ROM Contrast to RAM which is the amount of memory available for use by programs on your computer.
  2552. rom Tür.
    • Read-only memory A semiconductor-based memory system that stores information permanently and does not lose its contents when power is switched off ROMs are used for firmware, such as the BIOS used in the PC
    • and in some portable computers, application programs and even the operating system are being stored in ROM.
  2553. rom Tür.
    • Read Only Memory A portion of memory that can only be read and cannot be used for data storage ROM retains its contents when you turn off the printer.
  2554. rom Tür.
    • Read-Only Memory Any type of memory which cannot be readily rewritten A memory that cannot be altered in the normal use of a computer
    • usually used to store information permanently, such as firmware programs.
  2555. rom Tür.
    • Read-Only Memory.
  2556. rom Tür.
    • Read Only Memory.
  2557. rom Tür.
    • memory whose contents can be accessed and read but cannot be changed.
  2558. rom Tür.
    • An acronym for Read Only Memory -- a permanent memory, the contents of which can be read, but not altered.
  2559. rom Tür.
    • An abbreviation for Read Only Memory ROM is used to hold programs and data that must survive when the computer is turned off Because ROM is non-volatile
    • data in ROM will remain unchanged the next time the computer is turned back on As the name implies, data cannot be easily written to ROM
    • depending on the technology used in the ROM, writing may require special hardware, or may be impossible A computer"s BIOS may be stored in ROM. : The portion of memory that cannot be altered and is used for storing permanent information.
  2560. rom Tür.
    • Acronym for read-only memory, computer memory on which data has been prerecorded Once data has been written onto a ROM chip, it cannot be removed and can only be read Unlike main memory, ROM retains its contents even when the computer is turned off ROM is referred to as being nonvolatile, whereas RAM is volatile Flash ROM is increasingly popular over ROM due to the easy ability to upgrade quickly.
  2561. rom. İng.
    • kıs. Roman.
  2562. Roma Tür.
    • rome. roman.
  2563. Roma Tür.
    • Rome.
  2564. Roma Tür.
    • roman. rome. the eternal city.
  2565. Roma Tür.
    • a member of a nomadic people originating in northern India and now living on all continents. capital and largest city of Italy
    • on the Tiber
    • seat of the Roman Catholic Church
    • formerly the capital of the Roman Republic and the Roman Empire.
  2566. romaic İng.
    • s., i. şimdiki Yunanistan'a veya Yunan diline ait
    • i. Yunanca, Rumca.
  2567. Romalı Tür.
    • Roman. Roman.
  2568. Romalı Tür.
    • roman.
  2569. roman Tür.
    • Upright
    • erect
    • said of the letters or kind of type ordinarily used, as distinguished from Italic characters.
  2570. roman Tür.
    • The unmodified version of a typeface, with no bold or italics applied.
  2571. roman Tür.
    • The Latin alphabet Also used to describe any plain, upright letter Back to top.
  2572. roman Tür.
    • Term used to describe letters written in an upright style, as differentiated from an Italic style.
  2573. roman Tür.
    • Roman type, letters, or print, collectively
    • in distinction from Italics. a typeface used in ancient Roman inscriptions a resident of modern Rome an inhabitant of the ancient Roman Empire of or relating to or characteristic of Rome
    • "Roman architecture"
    • "the old Roman wall" relating to or characteristic of people of Rome
    • "Roman virtues"
    • "his Roman bearing in adversity"
    • "a Roman nose" of or relating to or supporting Romanism
    • "the Roman Catholic Church" characteristic of the modern type that most directly represents the type used in ancient Roman inscriptions.
  2574. roman Tür.
    • Referring to a font
    • upright and perpendicular to the baseline to top.
  2575. roman Tür.
    • Of or pertaining to the Roman Catholic religion
    • professing that religion.
  2576. roman Tür.
    • Of or pertaining to Rome, or the Roman people
    • like or characteristic of Rome, the Roman people, or things done by Romans
    • as, Roman fortitude
    • a Roman aqueduct
    • Roman art.
  2577. roman Tür.
    • novel. romance.
  2578. roman Tür.
    • novel. fiction. rom.
  2579. roman Tür.
    • novel.
  2580. roman Tür.
    • Noun A citizen of the Ancient Roman Empire, or of such Also a citizen of modern Rome, or of such. type term.
  2581. roman Tür.
    • fiction. novel.
  2582. roman Tür.
    • Expressed in letters, not in figures, as I., IV., i., iv., etc.
    • said of numerals, as distinguished from the Arabic numerals, 1, 4, etc.
  2583. roman Tür.
    • Commonly refers to the upright version of a face within a font family, as compared to the italic version.
  2584. roman Tür.
    • CITIZEN OF ROMAN EMPIRE Rome was the seat of world power Rome had conquered the known world at the time of Christ A Roman citizen had rights in any of its conquered providences For example, a roman citizen had rights in Judea because it was a providence of Rome but a Judean citizen who was not a Roman did not have the same rights as a Roman Citizen This gave rise to many issues of class envy and strife Caesar Augustus was the first emperor of Rome and was in power when Christ was born.
  2585. roman Tür.
    • A typeface, widely used in printing It is characterised by the presence of serifs on the letters, and by the vertical lines being slightly thicker than the horizontal lines. type which is not italic or bold, e g like this.
  2586. roman Tür.
    • A type face or type style in which the characters are upright Compare italic and oblique.
  2587. roman Tür.
    • a resident of modern Rome. an inhabitant of the ancient Roman Empire. a typeface used in ancient Roman inscriptions. relating to or characteristic of people of Rome
    • "Roman virtues"
    • "his Roman bearing in adversity"
    • "a Roman nose". of or relating to or characteristic of Rome
    • "Roman architecture"
    • "the old Roman wall". characteristic of the modern type that most directly represents the type used in ancient Roman inscriptions. of or relating to or supporting Romanism
    • "the Roman Catholic Church".
  2588. roman Tür.
    • An upright, normal-weight typeface, whether serif or sans-serif, oldstyle or modern. the opposite of italic
    • also used as opposite of boldface, but not at GTS.
  2589. roman Tür.
    • An upright letter, as opposed to a sloped, or italic, letter The term also describes a style of type based upon Italian manuscript hands of the fifteenth century.
  2590. roman Tür.
    • A native, or permanent resident, of Rome
    • a citizen of Rome, or one upon whom certain rights and privileges of a Roman citizen were conferred.
  2591. roman Tür.
    • AD 43 - c 410. indicating a three-suiter.
  2592. roman İng.
    • s., i. Roma'ya veya Romalılara ait
    • Roma mimarisine ait
    • gen. k.h. Latin harflerine ait
    • i. Romalı
    • gen. k.h. Latin harfleri
    • çoğ. Kitabı Mukaddeste Resul Pavlus'un Romalılara yazılmış mektubu. Roman candle havan maytabı. Roman Catholic Katolik. Roman cement rutubete çok dayanıklı bir çeşit çimento. Roman Emperor Roma imparatoru. Roman letters Latin harfleri. Roman nose eski Romalılara mahsus hafif gaga burun. Roman numerals Romen rakamları. Romanism i. Katolik mezhebinin usul ve inançları. Romanist i. Katolik. Romanize f. Katolikleştirmek.
  2593. roman à clef İng.
    • Fr. gerçek kişi veya yerlerin uydurma isimlerle gösterildiği roman.
  2594. romance İng.
    • s. Latince kökenli (İtalyanca, İspanyolca, Fransızca gibi).
  2595. romance İng.
    • i., f. aşk macerası
    • romantik aşk
    • romantiklik
    • çekicilik, cazibe
    • maceraperestlik
    • aşk destanı
    • macera romanı
    • ortaçağla ilgili şövalyelik efsanesi
    • martaval
    • müz. romans
    • f. macera romanı yazmak
    • romantik hikâye söylemek veya yazmak, hayali düşünceleri olmak, romantik davranmak
    • k.dili sevişmek. romancer i. macera romanı yazarı
    • yalancı kimse.
  2596. romancı Tür.
    • novelist. novel-writer.
  2597. romancı Tür.
    • novelist.
  2598. romancı Tür.
    • novelist.
  2599. romancılık Tür.
    • novel writing.
  2600. romanesque İng.
    • s., i. ortaçağ Roman mimari üslubuna ait, Roman
    • i. Roman mimari tarzı.
  2601. Romanist Tür.
    • One who adheres to Romanism.
  2602. romanlaştırma Tür.
    • fictionalization.
  2603. romans Tür.
    • romance.
  2604. romans Tür.
    • romance.
  2605. romans Tür.
    • a New Testament book containing an exposition of the doctrines of Saint Paul
    • written in AD 58.
  2606. romantic İng.
    • s., i. bir aşk ilişkisiyle ilgili
    • romantik
    • romana benzer, hayali. romantically z. romantik olarak. romanticism i. romantizm. romanticist i. ro- mantik kimse.
  2607. romantik Tür.
    • romantic. romanticist.
  2608. romantik Tür.
    • romantic. poetic. poetical. escapist. dreamy. starry-eyed. romanesque. romantic. romanticist. poet.
  2609. romantik Tür.
    • romanticism.
  2610. romantik Tür.
    • romantic.
  2611. romantizm Tür.
    • romanticism. the romantic movement.
  2612. romantizm Tür.
    • romanticism. romance.
  2613. romantizm Tür.
    • romanticism.
  2614. romany İng.
    • i., s. Çingene
    • Çingene dili
    • s. Çingenelere ait
    • Çingeneceye ait.
  2615. Romanya Tür.
    • rumanian. roumanian.
  2616. Romanya Tür.
    • Rumanian. of Rumania.
  2617. Romanya Tür.
    • Rumania.
  2618. Romanya Tür.
    • Roumania.
  2619. Romanya Tür.
    • Romen.
  2620. Romanya Tür.
    • romania. romanian. rumania.
  2621. Romanya Tür.
    • Romanian.
  2622. Romanyalı Tür.
    • Rumanian. Rumanian.
  2623. Romanyalı Tür.
    • romanian.
  2624. romatizma Tür.
    • rheumatism.
  2625. romatizma Tür.
    • rheumatism.
  2626. romatizma Tür.
    • rheumatic. rheumatical. rheumatism. rheumatics.
  2627. rome İng.
    • i. Roma.
  2628. Romen Tür.
    • used in.
  2629. Romen Tür.
    • rumanian. roman.
  2630. Romen Tür.
    • roman. roumanian. rumanian. roman. roumanian. rumanian.
  2631. Romen rakamları Tür.
    • roman numerals.
  2632. Romen rakamları Tür.
    • roman numeral.
  2633. romish İng.
    • s., aşağ. Katolik.
  2634. römork Tür.
    • tugboat.
  2635. römork Tür.
    • trailer. trailer.
  2636. römork Tür.
    • trailer. automobile truck. motor caravan. salvage tug.
  2637. römorkör Tür.
    • tug. tugboat. hauler. pinnace. towboat. towing boat.
  2638. romp İng.
    • f., i. sıçrayıp oynamak
    • kolayca kazanmak
    • i. sıçrayıp oynayan kız çocuk
    • hoyratça ve gürültülü oyun
    • k.dili kolayca kazanılan şey.
  2639. rompers İng.
    • i. çocuk tulumu.
  2640. rondeau İng.
    • i. (çoğ. -deaux) on üç mısradan ibaret olan ve birinci mısraı en sonda tekrarlanan şiir.
  2641. rondel İng.
    • i. on dört mısralı ve iki kafiyeli şiir.
  2642. rondela Tür.
    • washer. flat-washer. joint washer. nut washer.
  2643. rondela Tür.
    • washer.
  2644. rondo İng.
    • i., müz. rondo.
  2645. rondure İng.
    • i., (şiir) yuvarlaklık.
  2646. Rönesans Tür.
    • the Renaissance.
  2647. Rönesans Tür.
    • renaissance. the renaissance.
  2648. Rönesans Tür.
    • renaissance. renascence. rebirth.
  2649. röntgen Tür.
    • X-ray. voyeurism. x ray.
  2650. röntgen Tür.
    • x-ray. radiological. rontgen. x-ray. radiography. roentgen. roentgenogram.
  2651. röntgen Tür.
    • roentgen.
  2652. röntgen Tür.
    • peek.
  2653. röntgenci Tür.
    • X-ray specialist. peeping Tom.
  2654. röntgenci Tür.
    • voyeur.
  2655. röntgenci Tür.
    • peeping tom. x-ray specialist. peeper. voyeur.
  2656. röntgenci Tür.
    • peeper. peeping tom. voyeur.
  2657. röntgencilik Tür.
    • voyeurism.
  2658. röntgencilik Tür.
    • radiography. peeping. voyeurism. peep. peek.
  2659. röntgencilik Tür.
    • being an X-ray specialist. voyeurism.
  2660. röntgenlemek Tür.
    • peek. peep. to peep. to peek.
  2661. rood İng.
    • i. haç
    • eski dönüm, yeni dönümün onda biri
    • beş buçuk metreden yedi buçuk metreye kadar değişen bir uzunluk ölçüsü.
  2662. roof İng.
    • i., f. dam, çatı
    • dama benzer şey
    • f. çatı ile örtmek, üstünü kapamak. roof garden dam üstü bahçesi. roof'ing i. çatı yapma
    • çatı malzemesi.
  2663. rook İng.
    • i., f. ekinkargası, zool. Corvus frugilegus
    • hilekâr adam
    • f. hile ile kapmak
    • aldatmak. rook'y s. karga gibi.
  2664. rook İng.
    • i. satrançta kale.
  2665. rookery İng.
    • i. karga ve diğer kuşların ürediği yer
    • ayıbalıklarının meskeni
    • çok sefil insanların oturduğu kalabalık ev.
  2666. rookie İng.
    • i., (argo) acemi asker
    • yeni polis
    • acemi oyuncu.
  2667. room İng.
    • i., f. oda
    • yer meydan
    • f. oturmak. room'mate i., A.B.D. oda arkadaşı. make room for birisi için yer açmak. There is no room for doubt. Şüpheye mahal yok. take up a lot of room çok yer tutmak. room'er i. pansiyoner. room'ful i. oda dolusu.
  2668. roomy İng.
    • s. geniş. roominess i. genişlik.
  2669. roost İng.
    • i., f. tünek
    • kuşların gecelediği yer
    • f. tünemek. rule the roost k.dili baş olmak, hakim olmak.
  2670. rooster İng.
    • i. horoz.
  2671. root İng.
    • i. kök
    • kaynak, temel
    • kelime kökü
    • mat. kök. root and branch tamamıyle, kökten, toptan, hepsi. root beer bazı köklerden yapılan içecek. root borer kökleri kemiren bir böcek. root gall parazitlerin köklerde meydana getirdiği şişlik. root leaf kök filizi. cube root küp kök, üçüncü kuvvetten kök. pluck up by the root kökünden sökmek. square root kare kök, ikinci kuvvetten kök. take root kök salmak
    • tutunmak. root'less s. köksüz
    • asılsız. root'let i. kökçük, ince kök teli. root'y s. köklü, kök gibi, kök dolu.
  2672. root İng.
    • f. kökleştirmek, tutturmak
    • kökleşmek, tutmak. root for k.dili desteklemek. root out, root up kökünden sökmek.
  2673. rootstalk İng.
    • bak. rhizome.
  2674. rootstock İng.
    • i. kök, asıl kaynak
    • bot., bak. rhizome.
  2675. rop Tür.
    • woman"s one-piece dress.
  2676. rop Tür.
    • Short form for run of paper, sometimes a term used for Display Advertising advertisements published in any position throughout the newspaper/magazine convenient to the make-up of the publication, as distinguished from Classified.
  2677. rop Tür.
    • Run of Press Also known as Run of Publication or Run of Paper A purchase of advertising space in a printed medium such as a newspaper or magazine where the location is determined by the publisher"s best fit.
  2678. rop Tür.
    • Run of paper or run of press Denotes advertising that appears within the newspaper itself. The logical operations performed on portions of the bit planes--called bitmaps or pixmaps--in the frame buffer These operations perform fundamental movements and transfers of pixel data See also bit BLT. run-of-paper, a term used to describe display advertising placed throughout the paper, as opposed to classified ads which appear in categorised sections, usually in the middle or back of a newspaper.
  2679. rop Tür.
    • Run of paper An advertisement ordered R O P may be placed on any page in any section of a publication.
  2680. rop Tür.
    • ROP is an eye disease that occurs in some premature babies that can result in varrying degrees of detached retina and blindness.
  2681. rop Tür.
    • Rate of penetration.
  2682. rop Tür.
    • A two-color card that can run any second color for cost effectiveness.
  2683. rop Tür.
    • Acronym for retinopathy of prematurity.
  2684. rop Tür.
    • A brokerage firm employee who supervises registered representatives regarding their client"s options account activities and their solicitation of new options clients.
  2685. rope İng.
    • i., f. ip, halat
    • idam
    • ip gibi dizilmiş şey
    • nemli veya yapışkan lif veya iplik
    • A.B.D. kement
    • f. iple bağlamak
    • A.B.D. kementle tutmak
    • ip haline gelmek. rope in k.dili kandırmak. rope off ip çevirerek sınırlamak. rope yarn halat ipi. be at the end of one's rope çaresiz kalmak. give one rope serbest bırakmak, kendi haline bırakmak. know the ropes k.dili bir işi iyi bilmek.
  2686. ropedancer İng.
    • i. ip cambazı.
  2687. ropemaker İng.
    • i. ipçi, halatçı.
  2688. ropewalk İng.
    • i. halat bükme yeri.
  2689. röportaj Tür.
    • interview. reporting. set of articles on a topical subject. report. reportage. commentary. running commentary.
  2690. röportaj Tür.
    • interview. reportage.
  2691. röportaj Tür.
    • feature report. programme which gives a detailed report on a particular topic. newspaper report. feature. interview. reportage.
  2692. röportajcı Tür.
    • writer of feature articles. interviewer.
  2693. röportajcı Tür.
    • reporter. interviewer.
  2694. röprodüksiyon Tür.
    • reproduction.
  2695. ropy İng.
    • s. tel tel olup kopmayan
    • ip gibi, sicim gibi. ropiness i. tel tel olup kopmayış
    • ipe benzer hal.
  2696. roquefort cheese İng.
    • Rokfor peyniri.
  2697. roquet İng.
    • f. i. kroke oyununda kendi topunu başka topa vurdurmak
    • i. topu topa vurdurma.
  2698. rorqual İng.
    • i. çatalkuyruklu balina.
  2699. rorschach test İng.
    • psik. Rorşah testi.
  2700. rosaceous İng.
    • s. gülgillerden
    • gülsü, gül gibi.
  2701. rosary İng.
    • i. tespih ile okunan dualar
    • tespih
    • başa takılan çelenk
    • edeb. güldeste
    • gül bahçesi.
  2702. rose İng.
    • i. gül, bot. Rosa
    • gül rengi, açık pembe
    • rozet
    • hortum süzgeci. rose acacia gülibrişim, bot. Robinia hispida. rose cold, rose fever tıb. gülün sebep olduğu saman nezlesi. rose diamond gül biçiminde kesilmiş elmas, Felemenk elması, roza. rose geranium gül kokulu sardunya, bot. Pelargonium capitatum. rose jam gül reçeli. rose mallow gülhatmi, bot. Althaea rosea. rose quartz kızıl kuvars. rose vinegar gül sirkesi. rose water gülsuyu. rose window tekerlek şeklinde ve renkli camlarla süslü pencere. attar of roses gülyağı. brier rose yaban gülü. cabbage rose Van gülü. damask rose mor gül, Şam gülü. monthly rose yediveren gülü. musk rose misk gülü. tea rose çay gülü. under the rose gizlice, el altından.
  2703. rose-colored İng.
    • s. gül renkli. see the world through rose-colored glasses dünyayı toz pembe görmek.
  2704. roseate İng.
    • s. kırmızı, gül renkli
    • gül dolu
    • güle benzer.
  2705. rosebay İng.
    • i. zakkum, ağıağacı.
  2706. rosebud İng.
    • i. gül koncası.
  2707. rosebush İng.
    • i. gül ağacı.
  2708. rosemary İng.
    • i. biberiye, bot. Rosmarinus officinalis.
  2709. roseola İng.
    • i., tıb. çocuklarda bir cilt hastalığı, rozeol.
  2710. rosetta İng.
    • i. Mısır'da Reşit şehri. Rosetta stone 1799'da Reşit civarında bulunan ve üstünde Yunanca ve hiyeroglif yazılar olan bazalt tablet.
  2711. rosette İng.
    • i. gül şeklinde rozet.
  2712. rosewood İng.
    • i. tropikal bir ağacın koyu kırmızı ve güzel kokulu odunu.
  2713. rosh hashana İng.
    • Musevi takviminde yılbaşı (eylül veya ekim).
  2714. rosicrucian İng.
    • i. doğaüstü felsefesini insan ilişkilerine uygulama yolunda kurulan milletlerarası bir derneğin üyesi.
  2715. rosin İng.
    • i., f. çamsakızı, reçine
    • f. üstüne çamsakızı sürmek. rosiny s. çamsakızına benzer
    • reçineli.
  2716. rosinante İng.
    • i. Donkişot'un ihtiyar atı
    • k.h. hurda beygir.
  2717. roster İng.
    • i., ask. subayların nöbet sıralarını gösterir liste veya defter
    • isim listesi.
  2718. rosto Tür.
    • roast. roast meat.
  2719. rosto Tür.
    • roasted meat.
  2720. rostra İng.
    • çoğ., bak. rostrum.
  2721. rostral İng.
    • s. geminin kıvrık pruvasına ait
    • hatiplik kürsüsüne ait.
  2722. rostrum İng.
    • i. (çoğ. rostra, rostrums) hatiplik kürsüsü, platform
    • eski Roma'da kıvrık veya gaga gibi pruva
    • zool., bot. gaga şeklindeki uzuv, rostrum. rostriform s. kıvrık veya gaga şeklindeki.
  2723. rosy İng.
    • s. gül gibi
    • gül renkli, kırmızı
    • güllü, güllerle süslü
    • ümit verici
    • şen. rosiness i. gül renklilik.
  2724. rot Tür.
    • Wood that has come into contact with water or moisture and that consequentially swollen or decomposed.
  2725. rot Tür.
    • To undergo a process common to organic substances by which they lose the cohesion of their parts and pass through certain chemical changes, giving off usually in some stages of the process more or less offensive odors
    • to become decomposed by a natural process
    • to putrefy
    • to decay.
  2726. rot Tür.
    • To make putrid
    • to cause to be wholly or partially decomposed by natural processes
    • as, to rot vegetable fiber.
  2727. rot Tür.
    • To expose, as flax, to a process of maceration, etc., for the purpose of separating the fiber
    • to ret.
  2728. rot Tür.
    • The softening, discoloration and often disintegration of a succulent plant tissue as a result of fungal or bacterial infection.
  2729. rot Tür.
    • The Rot is the passage from the first life into the second life
    • it is a decaying of the natural, defensive hypermasculine strategies for avoiding painful experience.
  2730. rot Tür.
    • steering rod.
  2731. rot Tür.
    • See Bitter rot, Black rot, etc., below.
  2732. rot Tür.
    • See 1st Fluke, 2.
  2733. rot Tür.
    • red, ruddy, commie.
  2734. rot Tür.
    • Recorded off transmission Radio Stations are required by law to record everything broadcast and submit it to the Radio Authority if a complaint is made.
  2735. rot Tür.
    • Process of rotting
    • decay
    • putrefaction.
  2736. rot Tür.
    • It is due to the presence of a parasitic worm in the liver or gall bladder.
  2737. rot Tür.
    • Figuratively: To perish slowly
    • to decay
    • to die
    • to become corrupt.
  2738. rot Tür.
    • drag link.
  2739. rot Tür.
    • decay usually accompanied by an offensive odor. decaying caused by bacterial or fungal action. unacceptable behavior. break down
    • "The bodies decomposed in the heat". waste away
    • "Political prisoners are wasting away in many prisons all over the world".
  2740. rot Tür.
    • A fatal distemper which attacks sheep and sometimes other animals.
  2741. rot Tür.
    • A disease or decay in fruits, leaves, or wood, supposed to be caused by minute fungi.
  2742. rot İng.
    • t. çürümek, bozulmak
    • çürütmek, bozulmasına sebep olmak.
  2743. rot İng.
    • i. çürüme, bozulma
    • çürük
    • bitkileri çürüten bir hastalık, küf
    • koyunlarda parazitlerden ileri gelen çürüme hastalığı.
  2744. rota Tür.
    • the supreme ecclesiastical tribunal for cases appealed to the Holy See from diocesan courts. a roster of names showing the order in which people should perform certain duties.
  2745. rota Tür.
    • route. course. track. heading. sea lane. sea route. lane. rota. holding pattern.
  2746. rota Tür.
    • It consists of twelve members.
  2747. rota Tür.
    • course. route. course. road. path. direction. lane. tack. coil. air route. seaway. shipping lane.
  2748. rota Tür.
    • course. path. route. seaway. tack.
  2749. rota Tür.
    • A species of zither, played like a guitar, used in the Middle Ages in church music
    • written also rotta. a roster of names showing the order in which people should perform certain duties the supreme ecclesiastical tribunal for cases appealed to the Holy See from diocesan courts.
  2750. rota Tür.
    • A short-lived political club established in 1659 by J.Harrington to inculcate the democratic doctrine of election of the principal officers of the state by ballot, and the annual retirement of a portion of Parliament.
  2751. rota Tür.
    • An ecclesiastical court of Rome, called also Rota Romana, that takes cognizance of suits by appeal.
  2752. rota İng.
    • i., İng. vazife nöbeti
    • nöbet listesi
    • b.h. Papalık makamında yüksek dini mahkeme.
  2753. rötar Tür.
    • delay.
  2754. rötar Tür.
    • delay.
  2755. rotarian İng.
    • i. Rotary kulüp üyesi.
  2756. rotary İng.
    • s., i. çark gibi dönen ekseni üzerinde dönen, dönel
    • i., çoğ. devir makinası. Rotary Club 1905'te Chicago'da kurulan milletlerarası sosyal bir dernek. rotary engine dönel devimli motor. rotary harrow döner tapan. rotary press rotatif.
  2757. rotasyon Tür.
    • rotation.
  2758. rotasyon Tür.
    • rotation.
  2759. rotate İng.
    • f. s.dömek, eksen üzerinde dönmek
    • vardiya değiştirerek çalışmak
    • döndürmek, devrettirmek
    • sıra ile çalıştırmak
    • sıra ile farklı ekinler yetiştirmek
    • s., bot. tekerlek şeklindeki, rotat. rotative, rotatory s. çark gibi dönen, dönel
    • çark şeklindeki.
  2760. rotatif Tür.
    • rotary press.
  2761. rotation İng.
    • i. çark gibi dönme, eksen üzerinde devretme, deveran
    • sıra ile farklı ekinler ekme
    • devir sıra ile gelme.
  2762. rotator İng.
    • i. dönen şey
    • (çoğ. -es) anat. bir uzvu döndüren kas.
  2763. rotc, r.o.t.c. İng.
    • kıs. Reserve Officers' Training Corps. A.B.D. yüksek okullarda subay kursu.
  2764. rote İng.
    • i. belirli iş sırası, alışılmış hareket, âdet. by rote mekanik olarak, düşünmeden, ezberden.
  2765. rotenone İng.
    • i. bitki köklerinden elde edilip böcek ilâçlarında kullanılan etkili bir bileşim.
  2766. rotgut İng.
    • i., A.B.D. düşük kalite viski.
  2767. rotifer İng.
    • i. ağzının etrafındaki hareketli kirpiklerle suyu içeri çeken çok hücreli ve mikroskobik bir su hayvancığı, rotator.
  2768. rotisserie İng.
    • i. döner şişi
    • pişmiş yemek dükkânı
    • müşterilerin seçtikleri yemeği pişirip veren lokanta.
  2769. rotl İng.
    • i. (çoğ. artal) Arap memleketlerinde ağırlık ölçü birimi (500 gr ile iki kilo arasında değişir).
  2770. rotogravure İng.
    • i., matb. tifdruk.
  2771. rotor Tür.
    • This is a term used to designate the spinning center of an A C fan motor The same part of a D C motor is the armature.
  2772. rotor Tür.
    • The rotor is the part of the engine that receives the power impulse of the explosion and combustion of the fuel air mixture It supercedes the piston of old internal combustion engines Sometimes loosely called a "rotary piston".
  2773. rotor Tür.
    • The rotor is the part of the engine that receives the power impulse of the explosion and combustion of the fuel air mixture It supercedes the piston of old internal combustion engines Sometimes loosely called a "rotary piston".
  2774. rotor Tür.
    • The rotating part of a machine The rotor is surrounded by the stationary parts of the machine.
  2775. rotor Tür.
    • The rotating part of a generator or motor. rotating mechanism consisting of an assembly of rotating airfoils
    • horizontal rotors on a helicopter or compressor rotors of a jet engine the rotating armature of a motor or generator the revolving bar of a distributor.
  2776. rotor Tür.
    • The rotating or sliding member of a latch which engages and restrains the latch to the striker.
  2777. rotor Tür.
    • The rotating or moving component of a motor, including the shaft.
  2778. rotor Tür.
    • The rotating member of a machine, such as the armature of a motor. rotating member of a motor.
  2779. rotor Tür.
    • The rotating element of a machine and, in the case of a compressor is composed of the impeller and shaft, and may include shaft sleeves, and a thrust balancing device.
  2780. rotor Tür.
    • The rotating element of a machine and, in the case of a compressor, is composed of the impeller and shaft, and may include shaft sleeves and a thrust balancing device.
  2781. rotor Tür.
    • The rotating component of an induction AC motor It is typically constructed of a laminated, cylindrical iron core with slots of cast-aluminum conductors Short-circuiting end rings complete the "squirrel cage," which rotates when the moving magnetic field induces current in the shorted conductors.
  2782. rotor Tür.
    • The rotating component of an induction AC motor It is typically constructed of a laminated, cylindrical iron core with slots for cast-aluminum conductors Short-circuiting end rings complete the "squirrel cage," which rotates when the moving magnetic field induces a current in the shorted conductors.
  2783. rotor Tür.
    • The rotating component of an induction AC motor It is typically constructed of a laminated, cylindrical iron core with slots for cast-aluminum conductors Short-circuiting end rings complete the "squirrel cage," which rotates when the moving magnetic field induces a current in the shorted conductors.
  2784. rotor Tür.
    • The rotating assembly of a motor Usually includes a shaft, fan and rotor core. the rotating armature of a motor or generator. the revolving bar of a distributor. rotating mechanism consisting of an assembly of rotating airfoils
    • horizontal rotors on a helicopter or compressor rotors of a jet engine.
  2785. rotor Tür.
    • The part of the fan"s motor that turns.
  2786. rotor Tür.
    • The part of an automatic mechanical watch that winds the movement"s mainspring It is a flat piece of metal, usually shaped like a semicircle, that swivels on a pivot with the motion of the wearer"s arm A-Z Index : S Return to Top sapphire crystal: A crystal made of synthetic sapphire, a transparent, shatter-resistant, scratch-resistant substance. The assembly of SAILs or BLADEs that rotate about an AXIS created by the WIND SHAFT of a WINDMILL F - rotor S - rotor.
  2787. rotor Tür.
    • The part of an automatic mechanical watch that winds the movement"s mainspring It is a flat piece of metal, usually shaped like a semicircle, that swivels on a pivot with the motion of the wearer"s arm.
  2788. rotor Tür.
    • The part in a motor that turns Usually the inside shaft.
  2789. rotor Tür.
    • tail rotor.
  2790. rotor Tür.
    • rotor.
  2791. rotor Tür.
    • Rotating part of a generator which contains electromagnets Turning the rotor in the stator assembly causes electricity to be produced.
  2792. rotor Tür.
    • rotar.
  2793. rotor Tür.
    • Part of a self-winding movement which pivots in conjunction with the movement of the wearer"s wrist - thus winding the mainspring.
  2794. rotor Tür.
    • Half-disc of heavy metal, which is made to rotate inside the case of an automatic watch by the energy produced by the movements of the wearer"s arm Its weight tends always to bring it back to the vertical position Demultiplied by a specially designed device, its rotations continually wind the mainspring of the watch.
  2795. rotor Tür.
    • A rotating contact inside the distributor that routes electrical pulses from the coil to the spark plugs Also, the metal disc against which brake pads are forced to stop vehicle. 1) The blade and hub assembly of a wind generator 2) The disc part of a vehicle disc brake 3) The armature of a permanent magnet alternator, which spins and contains permanent magnets.
  2796. rotor Tür.
    • A component of a self-winding mechanical watch that winds the movement"s mainspring The rotor swivels on a small pivot with the movement of the watch wearer"s hand and arm.
  2797. rotor İng.
    • i. rotor, döneç
    • helikopter pervanesi
    • gemide yelken hizmetini gören ve yerinde dönen dikili silindir.
  2798. rotten İng.
    • s. çürük, bozuk, çürümüş
    • ahlâkça bozuk
    • k.dili berbat, çok kötü. rottenly z. çok kötü. rottenness i. çürüklük
    • kötülük.
  2799. rottenstone İng.
    • i. ponza, süngertaşı.
  2800. rotter İng.
    • i., İng, (argo) haylaz kimse, kötücül kimse, alçak kimse.
  2801. rotund İng.
    • s. yuvarlak, toparlak
    • dolgun ve kuvvetli (ses). rotundity, rotundness i. yuvarlaklık, toparlaklık
    • dolgunluk (ses).
  2802. rotunda İng.
    • i. daire şeklinde kubbeli bina veya oda.
  2803. roturier İng.
    • i., Fr. avamdan biri, köylü.
  2804. rötuş Tür.
    • retouching. masking out. retouch.
  2805. rötuş Tür.
    • a retouching.
  2806. rötuşçu Tür.
    • retoucher. person who does retouching.
  2807. rötuşlu Tür.
    • retouched.
  2808. rouble İng.
    • bak. ruble.
  2809. roue İng.
    • i., Fr. çapkın adam, ahlâk düşkünü kimse.
  2810. rouge İng.
    • i., f. allık
    • ruj
    • perdah tozu
    • f. allık sürmek. rouge et noir kırmızı ve siyah damalı bir masa üstünde oynanan bir iskambil oyunu.
  2811. rough İng.
    • s., i. pürüzlü, düzgün olmayan
    • tüylü
    • taşlık
    • inişli yokuşlu
    • kaba, zahmetli, sert
    • fırtınalı
    • hoyrat
    • kabataslak
    • yaklaşık
    • i. kaba ve terbiyesiz adam
    • pürüzlü şey
    • (golf) düz olmayan saha. rough breathing Yunancada ''h sesi. rough draft ilk müsvedde, taslak. rough guess kaba tahmin. rough weather sert hava. in the rough kaba halde, işlenmemiş durumda. a diamond in the rough eğitilmemiş değerli adam. roughly z. kabaca
    • aşağı yukarı, yaklaşık olarak. rough'ness i. kabalık
    • sertlik.
  2812. rough İng.
    • z. kabaca. play rough itişip kakışmak.
  2813. rough İng.
    • f. pürüzlendirmek
    • (spor) itip kakmak. rough in, rough out kabataslak yapmak. rough it rahatına fazla düşkün olmamak, sıkıntılara katlanmak
    • çok basit bir şekilde yaşamak veya seyahat etmek. rough up itip kakmak, dövmek.
  2814. rough-and-ready İng.
    • s. kaba fakat gayretli ve elinden iş gelir.
  2815. rough-and-tumble İng.
    • s., i. intizamsız ve kuralsız (durum).
  2816. roughage İng.
    • i. kaba madde
    • çok selülozlu yiyecek maddesi.
  2817. roughcast İng.
    • i., f. taslak
    • kaba sıva
    • f. taslağını yapmak
    • kaba sıva ile sıvamak.
  2818. roughdry İng.
    • f. (çamaşırları) sadece kurutup ütülememek.
  2819. roughen İng.
    • f. pürüzlendirmek, pürüzlenmek
    • kabartmak, kabarmak.
  2820. roughhew İng.
    • f. keresteyi veya taşı kabaca yontmak.
  2821. roughhouse İng.
    • i., f., (argo) gürültü patırtı
    • f. gürültü patırtı çıkarmak.
  2822. roughrider İng.
    • i. at terbiye eden kimse
    • azgın ata binebilen kimse
    • kovboy.
  2823. roughshod İng.
    • s. kayarlı, nallarında buz mıhları olan. ride roughshod over başkasının hakkını yemek.
  2824. roulade İng.
    • i., müz. nağmeleme
    • içine dolma içi doldurulup pişirilen ince et dilimi.
  2825. rouleau İng.
    • i. (çoğ. -leaux, -leaus) Fr. fişek (para).
  2826. roulette İng.
    • i. rulet
    • kakmacılıkta noktalı çizgi yapmak veya kâğıt üzerinde delikler açmak için kullanılan dişli ufak tekerlek.
  2827. round İng.
    • f. yuvarlaklaştırmak, değirmi hale koymak
    • doldurmak
    • etrafını dolaşmak, dolaşıp geçmek
    • dudakları büzerek telaffuz etmek
    • yuvarlaklaşmak
    • toplamak, şişmanlamak
    • dön- mek, dolaşmak
    • durduğu yerde dönmek. round off yuvarlak yapmak
    • tamamlamak. round out tamamlamak, bitirmek
    • doldurmak.
  2828. round İng.
    • z., (edat) etrafa, etrafında
    • devrederek, dönüp dolaşarak
    • civarında
    • (edat) çevresine, etrafına, etrafında
    • her yönden
    • ileri geri.
  2829. round İng.
    • i. yuvarlak şey, daire
    • dönerek yapılan dans
    • devir, posta, sefer
    • sıra
    • birbirini takip eden birkaç sesle okunan şarkı, kanon
    • atış
    • birkaç top ve tüfeğin birer defa ateş etmesi
    • boksta ravnt. round of applause alkış tufanı. a round of drinks on me herkese benden birer bardak içki. go the round ağızdan ağza dolaşmak. in the round güz. san. müstakil (kabartma gibi bir zemine yapışık olmayan heykel). make the round of sıra ile dolaşmak.
  2830. round İng.
    • s. yuvarlak, değirmi
    • top, toparlak, küresel
    • silindir şeklinde
    • yuvarlak (hesap)
    • çok, hayli
    • çabuk, atik, süratli
    • dolgun
    • açık, çekinmesiz
    • tam. round clam yenilir bir deniz tarağı, zool. Venus mercenaria. round dance vals gibi dönerek yapılan dans. round number yuvarlak sayı. round robin grup arasında sıra ile yazılan mektup zinciri. round table conference yuvarlak masa toplantısı. round trip gidiş dönüş
    • tur. a round oath okkalı küfür. round'ly z. yuvarlakça
    • açıkça, çekinmeyerek, dobra dobra. round'ness i. yuvarlaklık.
  2831. round-shouldered İng.
    • s. omuzları ve sırtı yuvarlakça olan.
  2832. round-the-clock İng.
    • s. gece gündüz, devamlı.
  2833. roundabout İng.
    • s., i. dolambaçlı, dolaşık
    • dolaylı
    • yeterli, geniş kapsamlı
    • çevreleyen
    • i. ceket
    • İng. atlıkarınca, dönme dolap
    • İng. tek yönlü yuvarlak kavşak.
  2834. roundel İng.
    • i., (şiir) dokuz mısralı ve iki nakaratlı şiir
    • yuvarlak girinti veya pencere.
  2835. roundelay İng.
    • i. nakaratlı kısa ve basit şarkı
    • daire halinde yapılan dans.
  2836. rounder İng.
    • i. yuvarlaklaştırıcı alet
    • A.B.D., (argo) külhanbeyi, sabıkalı adam, tembel ve ayyaş kimse. rounders i., İng. beysbola benzer bir oyun.
  2837. roundhead İng.
    • i. İngiltere iç savaşında cumhuriyetçi.
  2838. roundhouse İng.
    • i. lokomotiflere mahsus yuvarlak bina
    • den. kıç güvertesinde kamara.
  2839. roundish İng.
    • s. yuvarlakça, değirmice.
  2840. roundsman İng.
    • i. teftiş polisi.
  2841. roundup İng.
    • i., A.B.D. davarı bir araya toplama
    • k.dili toparlama.
  2842. roundworm İng.
    • i., tıb. yuvarlak kurt, zool. Ascaris lumbricoides.
  2843. roup İng.
    • i. bir çeşit tavuk nezlesi. roup'y s. nezleli
    • İskoç. kısık sesli.
  2844. rouse İng.
    • f., i. uyandırmak, kaldırmak
    • canlandırmak, gayrete veya harekete getirmek, tahrik etmek
    • (av hayvanını) kışkırtmak
    • telâşlandırmak, telâşa düşürmek
    • i. uyandırma, kaldırma
    • canlandırma, harekete getirme. rous'ing s. uyandırıcı, heyecan verici
    • canlı, faal
    • k.dili büyük, yaman, hayret verici.
  2845. roustabout İng.
    • i. rıhtım veya gemi işçisi
    • ufak tefek işlerle geçinen adam, yanaşma.
  2846. rout İng.
    • f. burnu ile yeri eşmek (domuz)
    • kökünden sokup çıkarmak. rout out eşelemek, kurcalamak, açığa çıkarmak
    • gizlendiği yerden çıkarmak, zorla çıkarmak.
  2847. rout İng.
    • i., f. bozgun
    • düzensiz kalabalık, halk yığını, ayaktakımı
    • huk. birkaç kişinin ayaklanma niyetiyle bir araya toplanarak huzuru bozması
    • f. bozguna uğratmak.
  2848. route İng.
    • i., f. yol, tarik, rota
    • f. belirli bir yolla göndermek. en route yolda. go the route sonuna kadar devam etmek. mail route posta yolu
    • postacının gittiği yol.
  2849. router İng.
    • i. freze.
  2850. routine İng.
    • i., s. şartların gerektirdiği alışılmış iş veya hareket yöntemi
    • iş programı
    • s. alışılmış.
  2851. rövanş Tür.
    • revenge. return draft.
  2852. rövanş Tür.
    • return match. revenge.
  2853. rove İng.
    • i., f. yarı bükülmüş iplik
    • f. göz veya delikten geçirmek
    • taramak
    • ipliği çekip hafifçe bükmek. rov'ing i. ipliği çekip hafifçe bükme
    • yarı bükülmüş iplik.
  2854. rove İng.
    • f., i. avare dolaşmak
    • i. avare dolaşma. rov'ing s. gezici, dolaşan.
  2855. rove beetle İng.
    • kalkık kuyruk, zool. Ocypus olens.
  2856. rover İng.
    • i. serseri kimse
    • korsan.
  2857. row İng.
    • f., i. kürek çekmek, kürek kullanmak
    • kürek çekerek götürmek, kürekle yürütmek
    • i. kürek çekme
    • kayıkla dolaşma, sandal gezintisi. row against the tide akıntıya karşı kürek çekmek, güçlüklere karşı uğraşmak.
  2858. row İng.
    • i. sıra, saf, dizi
    • sıra evler
    • sıra evleri olan sokak. hard row to hoe zor iş.
  2859. row İng.
    • i., f. kavga, patırtı, kargaşa
    • f. kavga çıkarmak
    • kavgaya karışmak.
  2860. rowan İng.
    • i. üvez, bot. Sorbus aucuparia.
  2861. rowboat İng.
    • i., A.B.D. kayık, sandal.
  2862. rowdy İng.
    • i., s. külhanbeyi, karışıklık çıkarmaya meyilli kimse
    • s. külhanbeyi gibi. rowdiness, rowdyism i. külhanbeylik. rowdyish s. külhanbeyce.
  2863. rowel İng.
    • i., f. mahmuz
    • f. mahmuzlamak.
  2864. rowen İng.
    • i. ikinci defa biten ot
    • ikinci mahsul
    • netice, sonuç.
  2865. rowlock İng.
    • i., İng. Iskarmoz, yarım ay ıskarmoz.
  2866. royal İng.
    • s., i. krala ait, krala yakışır
    • kral himayesinde
    • şahane, muhteşem, saltanatlı
    • muazzam, çok büyük
    • i. büyük tabaka kağıt
    • den. kontra babafingo. royal mast den. kontra babafingo direği. Royal Navy İngiltere deniz kuvvetleri. royally z. görkemle.
  2867. royalist İng.
    • i. kralcı. royalism i. kralcılık. royalist, royalis'tic s. kralcı.
  2868. royalty İng.
    • i. krallık, hükümdarlık
    • kral ailesinden kimseler
    • saltanat
    • mülk sahibine verilen işletme payı
    • bir kitabın yayımlanmasından sonra yazarına verilen pay
    • hak sahibine verilen pay.
  2869. rozet Tür.
    • rosette. badge. pin.
  2870. rozet Tür.
    • badge. tag. emblem. rosette. pin. paternoster. knop. flag.
  2871. rozet Tür.
    • badge. button. rosette.
  2872. rt. hon. İng.
    • kıs. Right Honorable.
  2873. rt. rev. İng.
    • kls. Right Reverend.
  2874. rub İng.
    • f. (-bed, -bing) ovmak, ovalamak
    • sürtmek: sürtünerek tahriş etmek
    • sürtüşmek
    • ovup cilâlamak
    • sürmek
    • sürtünmek. rub away aşındırmak, yemek
    • aşınmak. rub down masaj yapmak. rub in ovarak yedirmek (yağ). rub it in (argo) yüzüne vurmak. rub off, rub out silip çıkarmak
    • sürtünmeyle çıkmak, dökülmek. rub out (argo) öldurmek. rub one the wrong way (argo) birini kızdırmak, sinirlendirmek, tepesini attırmak. rub shoulders with bir arada bu- lunmak.
  2875. rub İng.
    • i. sürtme, sürtünme
    • ovma, ovalama
    • güçlük, engel
    • sinirlendirici şey
    • pürüz.
  2876. rub-a-dub İng.
    • i. davul sesi
    • buna benzer gürültü.
  2877. rubaiyat İng.
    • i. rubai, dörtlük. The Rubaiyat Ömer Hayyam'ın bir şiiri ve onun Fitzgerald tarafından yapılmış İngilizce çevirisi.
  2878. rubasse İng.
    • i. süs taşı olarak kullanılan parlak kırmızı bir kuvars.
  2879. rubato İng.
    • s., i., müz. bir notanın başka bir nota yerine uzatıldığını gösteren
    • i. bu şekilde uzatma.
  2880. rubber İng.
    • i., f. kauçuk, lastik
    • silgi
    • lastik (ayakkabı)
    • ovan kimse veya alet
    • masajcı
    • natır, tellâk
    • f. lastik kaplamak. rubber boot şoson, lastik çizme. rubber cement kauçuktan yapılan yapıştırıcı. rubber check A.B.D., (argo) karşılıksız banka çeki. rubber cloth muşamba. rubber plant kauçuk ağacı veya kauçuk veren bitki
    • kauçuk, bot. Ficus elastica. rubber stamp lastik mühür, ıstampa
    • şahsiyetsiz kimse. India rubber kauçuk.
  2881. rubber İng.
    • i., (iskambil) bir tarafın üç oyundan ikisini kazandığı parti
    • berabere kalınca kazananı tayin için oynanılan oyun.
  2882. rubberize İng.
    • f. lastik kaplamak
    • kumaşı sugeçirmez hale koymak.
  2883. rubberneck İng.
    • i., f., A.B.D., (argo) herkese veya herşeye dönüp bakan kimse, meraklı kimse, mütecessis adam
    • f. tecessüsle bakmak.
  2884. rubberstamp İng.
    • f., k.dili düşünmeden onaylamak.
  2885. rubbish İng.
    • i. çerçöp, süprüntü, döküntü
    • saçma.
  2886. rubble İng.
    • i. moloz taşı
    • moloz, yapı döküntüsü. rubbly s. moloz gibi.
  2887. rube İng.
    • i.,( argo) çiftçi, köylü, taşralı.
  2888. rubefacient İng.
    • s., i. kızartıcı, deriyi kızartan
    • i. tıb. deriyi kabartmadan kızartan ilâç. rubefaction i. kı- zartma, kırmızılaştırma.
  2889. rubella İng.
    • i., tıb. kızamıkçık.
  2890. rubeola İng.
    • i., tıb. kızamık
    • kızamıkçık.
  2891. rubescence İng.
    • i. kırmızılık, kızartı. rubescents kızartıcı
    • kızarmaya yüz tutmuş.
  2892. rubicon İng.
    • i. eski İtalya'yı Galya'dan ayıran ırmak. cross the Rubicon dönülmeyecek bir karar vermek.
  2893. rubicund İng.
    • s. kırmızı, al
    • çabuk kızaran (yüz). rubicun'dity i. kırmızılık.
  2894. rubidium İng.
    • i., kim. rubidyum.
  2895. rubiginous İng.
    • s. pas renkli, kahverengimsi kırmızı.
  2896. rubigo İng.
    • i. kırmızı perdah tozu.
  2897. rubious İng.
    • s. kırmızı, yakut renkli, lal.
  2898. ruble Tür.
    • The unit of monetary value in Russia.
  2899. ruble Tür.
    • The silver ruble is a coin worth about 60 cents. the basic unit of money in Russia the basic unit of money in Tajikistan.
  2900. ruble Tür.
    • ruble.
  2901. ruble Tür.
    • rouble. ruble.
  2902. ruble Tür.
    • rouble.
  2903. ruble Tür.
    • It is divided into 100 copecks, and in the gold coin of the realm is worth about 77 cents.
  2904. ruble Tür.
    • Basic currency unit for the Russian monetary system.
  2905. ruble , rouble İng.
    • i. ruble.
  2906. rubric İng.
    • i. eski kitaplarda kırmızı harflerle basılan kısım, ayırıcı niteliği olan kırmızı harfler
    • kanun tasarısı başlığı
    • dua kitabında veya herhangi bir dini kitapta bölüm başı
    • bölüm başlığı
    • bölüm
    • kırmızı renk. rubricate f. kırmızı renkle yazmak
    • bölümlemek, belirli kısımlara yazmak.
  2907. ruby İng.
    • i., s. yakut, lâl
    • saatlerde kullanılan ufak yakut parçası
    • yakut rengi, lâl
    • kırmızı şarap
    • İng. 5 1/2 puntolu harf
    • s. yakuta benzer, kırmızı, lâl, al. ruby glass koyu kırmızı cam.
  2908. rüçhan Tür.
    • priority. preference.
  2909. rüçhan hakkı Tür.
    • pre-emptive right. preferential right. right of preference. right or priority / preference. preference subscription. stocks right. first option. first refusal. first right of purchase. first refusal of. stock warrant.
  2910. ruche İng.
    • i. elbise süsü için kullanılan kırmalı dantela. ruch'ing i. kırmalı dantela.
  2911. ruck İng.
    • f. i. buruşturmak, kırıştırmak, örselemek
    • buruşmak, örselenmek
    • i. buruşukluk, kırışık.
  2912. ruck İng.
    • I. kalabalık, halk yığını, izdiham.
  2913. rucksack İng.
    • i. sırt çantası.
  2914. ruckus İng.
    • i., A.B.D. (argo) karışıklık, kargaşa.
  2915. ruction İng.
    • i., k.dili ayaklanma, kargaşa, karışıklık.
  2916. rücu Tür.
    • rescinding. revoking. returning.
  2917. rücu Tür.
    • rescinding. revoking. retracting. returning. withdrawal. reference. recourse.
  2918. rücu hakkı Tür.
    • right of recourse. right of avoidance. right of cancellation.
  2919. rudd İng.
    • i. kızılkanat, zool. Scardinius erythrophthalmus.
  2920. rudder İng.
    • i. dümen, dümen bedeni. rudder bar hav. dümen pedalı.
  2921. rudderpost , rudderstock İng.
    • i. dümen anası.
  2922. ruddle İng.
    • i., f. aşıboyası
    • f. kırmızıya boyamak.
  2923. ruddy İng.
    • s. kırmızı, al
    • sıhhatli ve pembe yüzlü
    • İng., (argo) kahrolası. ruddiness i. kırmızılık.
  2924. rude İng.
    • s. kaba
    • sert, şiddetli
    • terbiyesiz, edepsiz
    • kaba saba, yontulmamış, inceliksiz
    • acemi, ustalıksız
    • gürbüz, kuvvetli
    • vahşi. rude'ly z. kabaca
    • sertçe. rude'ness i. kabalık.
  2925. rudiment İng.
    • i. ilke, ilk adım
    • gelişmemiş şey
    • biyol. eski görevini kaybederek gelişmeyen uzuv (apandis gibi). rudimen'tal, rudimen'tary s. temel
    • gelişme- miş, eksik.
  2926. rue İng.
    • f., i. pişman olmak
    • esef etmek
    • i. pişmanlık
    • esef.
  2927. rue İng.
    • i. sedefotu, bot. Ruta graveolens. African rue üzerlik, bot. Peganum harmala.
  2928. rueful İng.
    • s. pişman
    • acıklı, esef olunacak. ruefully z. pişmanlıkla. ruefulness i. pişmanlık.
  2929. ruf Tür.
    • call, cry, fame, rep, reputation, whoop.
  2930. ruf Tür.
    • a terrorist group formed in the 1980s in Sierra Leone
    • seeks to overthrow the government and gain control of the diamond producing regions
    • responsible for attacks on civilians and children, widespread torture and murder and using children to commit atrocities
    • sponsored by the president of Liberia.
  2931. rufescent İng.
    • s. kırmızımtırak, kırmızımsı.
  2932. ruff İng.
    • i. pilatika, zool. Acerina cernua.
  2933. ruff İng.
    • (dişil) reeve i. dövüşken kuş, zool. Philomachus pugnax.
  2934. ruff İng.
    • i. 16. yüzyılda kolalı ve kırmalı yuvarlak yaka.
  2935. ruff İng.
    • i., f. iskambilde kozla alma
    • f. kozla almak.
  2936. ruffian İng.
    • i., s. vicdansız ve alçak kimse
    • s. zalim, gaddar, canavarca, habis. ruffianly s. gaddarca, habisçe.
  2937. ruffle İng.
    • i. devamlı davul sesi.
  2938. ruffle İng.
    • f., i. buruşturmak
    • kabartmak
    • karıştırmak
    • kırma yapmak, büzmek
    • (tüylerini) kabartmak
    • rahatını bozmak, rahatsız etmek
    • i. kırma, fırfır, farbala
    • zihni karışma
    • patırtı, gürültü, kargaşa. ruffler i. dikiş makinalarında kırma yapan ek alet.
  2939. rufous İng.
    • s. kırmızımsı kahverengi, pas renkli
    • sarımsı kırmızı.
  2940. rug İng.
    • i. halı
    • kilim
    • keçe
    • örtü. Oriental rug şark halısı. Persian rug Acem halısı.
  2941. rugan Tür.
    • patent leather. grease. varnish. lacquer. oil dressed kid.
  2942. rugan Tür.
    • patent leather.
  2943. rugate ,rugose, rugous İng.
    • s. buruşuk, kırışık.
  2944. rugby İng.
    • i. Londra'ya yakın büyük bir erkek okulu
    • k.h. bu okulda icat olunan bir çeşit futbol
    • ( Kanada) Amerikan futbolu.
  2945. rugged İng.
    • s. arızalı, pürüzlü, engebeli
    • düzensiz
    • bakımsız, karmakarışık
    • sert, haşin
    • kaba, terbiyesiz
    • kulak tırmalayıcı
    • sıhhatli, kuvvetli, zinde
    • dayanıklı, sağlam, cefakâr
    • fırtınalı, sert.
  2946. rugose İng.
    • bak. rugate.
  2947. rugosity İng.
    • i. buruşukluk.
  2948. ruh Tür.
    • spirit. soul. astral body. esprit. aura. psyche. shade. ghost. essence. essential oil. genius. heartbeat. inner man. manes. pith. pith and marrow.
  2949. ruh Tür.
    • essence. ghost. psyche. soul. spirit. extract. concentrated solution. inner man. spunk. tincture. vitality.
  2950. ruh Tür.
    • animation. cabbage. expression. extract. pith. shade. shadow. soul. spirit. zombie. essence. liveliness. vitality. ghost.
  2951. ruh doktoru Tür.
    • physician of the soul.
  2952. ruh göçü Tür.
    • transmigration. transmigration of the soul.
  2953. ruh hastası Tür.
    • psychopath.
  2954. ruh hastası Tür.
    • psychopath.
  2955. ruhani Tür.
    • spiritual. clerical.
  2956. ruhani Tür.
    • inner. spiritual.
  2957. ruhani Tür.
    • ethereal.
  2958. ruhban Tür.
    • clerics. clergy. priests. monks.
  2959. ruhban Tür.
    • clergy.
  2960. ruhban sınıfı Tür.
    • body of clergy. priesthood.
  2961. ruhen Tür.
    • spiritually. in spirit.
  2962. ruhen Tür.
    • repose, to rest.
  2963. ruhen Tür.
    • in spirit. spiritually.
  2964. ruhi Tür.
    • psychological. psychic. psychic. mental.
  2965. ruhi Tür.
    • psychological. mental.
  2966. ruhiyat Tür.
    • psychology.
  2967. ruhsal Tür.
    • psychological. psychologic. psychic. psychical. mental. spiritual. inner. inward.
  2968. ruhsal Tür.
    • psychological. mental. inward. psychic. spiritual.
  2969. ruhsal Tür.
    • psychic. spiritual. psychological.
  2970. ruhsat Tür.
    • licence. permission. warrant. permit. license.
  2971. ruhsat Tür.
    • concessionairy. permit. licence. warrant. certificate. permission. authorization. leave. certification. concession. imprimatur. logbook. pass. royalty.
  2972. ruhsat Tür.
    • authorization. permission. licence. permit. charter. grant. franchise. concession. approval. approvement. warranty. warrant. certificate. certificate of approval. certification. leave. letter of approbation. licence license. privilege. to claim a privileg.
  2973. ruhsatlı Tür.
    • licenced. officially permitted or authorized.
  2974. ruhsatsız Tür.
    • unlicenced. officially unauthorized. nonlicensed.
  2975. ruhsuz Tür.
    • spiritless. lacking in energy or vigor. insipid. flat. dead. lifeless. bloodless. inanimate. languid. soulless. toneless.
  2976. ruhsuz Tür.
    • soulless. spiritless. dull. inanimate. dead alive. impassive. stagnant. wooden.
  2977. ruhsuz Tür.
    • bloodless. deadpan. impassive. lifeless. soulless. stolid. toneless. inanimate.
  2978. ruhsuzluk Tür.
    • inanimateness.
  2979. ruin İng.
    • i., f. harap olma, harabiyet, yıkılma
    • tahrip
    • harabe, virane
    • perişanlık
    • helâk, çökme
    • iflâs
    • f. harap etmek, viran etmek
    • mahvetmek, perişan etmek, altüst etmek
    • ihlâl etmek, bozmak
    • iflas ettirmek, batırmak
    • iğfal etmek. be the ruin of birinin mahvına sebep olmak. in ruins harap, viran, yıkkın.
  2980. ruinate İng.
    • f., s., nad. harap etmek, mahvetmek, yok etmek
    • s. harap, viran. ruina'tion i. mahvetmek
    • harabiyet, yıkılma
    • yıkıcı şey.
  2981. ruinous İng.
    • s. harap edici, yıkıcı, tahripkar
    • yıkık, yıkkın, harap, perişan, viran. ruinously z. yıkıcı bir şekilde, mahvedercesine.
  2982. ruj Tür.
    • lipstick.
  2983. ruj Tür.
    • lipstick.
  2984. rüküş Tür.
    • woman dressed in an odd. ridiculous way. arty crafty. dressed fit to kill.
  2985. rüküş Tür.
    • frumpish. hand-me-down. ratty.
  2986. rüküş Tür.
    • dowdy. a comically dressed woman.
  2987. rule İng.
    • f. yönetmek, hüküm sürmek, idare etmek
    • hükmetmek
    • baskın çıkmak, fazla etkisi olmak
    • tahakküm etmek
    • buyurmak
    • hâkim olmak, dizginlemek
    • çizmek, cetvelle çizmek.
  2988. rule İng.
    • i. yönetim
    • hüküm, kanun
    • âdet
    • kaide, nizam, kural
    • alışılmış durum
    • yol, usul
    • tüzük
    • çizgilik, cetvel, cetvel tahtası
    • matb. ince çizgi. as a rule çoğunlukla, genellikle. by rule kurala göre
    • kanunen. rule of three mat., üçlü kuralı. rule of thumb yaklaşık hesap, göz kararı, oranlama, pratik iş görme usulü.
  2989. ruler İng.
    • i. yönetici, hükümdar, amir
    • cetvel tahtası, çizgilik, cetvel.
  2990. rulet Tür.
    • roulette. caster. roller. fillet. pricker. pricking wheel. tracing-wheel.
  2991. rulet Tür.
    • roulette.
  2992. ruling İng.
    • i. yönetim, hükümdarlık
    • yargı, hüküm, hukuki karar
    • cetvelle çizgi çizme
    • cetvelle çizilmiş çizgi.
  2993. rulman Tür.
    • bearing. ball bearing. roller bearing. anti friction bearing. cylindrical bearing / roller.
  2994. rulman Tür.
    • bearing. ball bearing.
  2995. rulo Tür.
    • roll. roll. cylinder. roller.
  2996. rulo Tür.
    • roll of paper. paint roller. bolt. roll.
  2997. rulo Tür.
    • roll. cylinder.
  2998. Rum Tür.
    • up, rum.
  2999. Rum Tür.
    • Spirit produced from the fermented juices of sugar cane, sugar cane syrup, sugar cane molasses, molasses, or other sugar cane byproducts Many light-bodied rums are distilled in areas like Puerto Rico and Hawaii Most heavy-bodied rums are produced in Jamaica and Demerara.
  3000. Rum Tür.
    • Rum is distilled from sugar cane, and is usually produced in tropical countries, particularly the Caribbean There are light rums, which are clear in colour and light in flavour and dark rums, which are heavier and sweeter.
  3001. Rum Tür.
    • Ranger Uranium Mine.
  3002. Rum Tür.
    • Old-fashioned
    • queer
    • odd
    • as, a rum idea
    • a rum fellow.
  3003. Rum Tür.
    • Made by distilling the fermented juice of sugar cane, cane syrup and molasses at 190 proof It is bottled and sold at 80 proof Aged in uncharred barrels, it picks up very little color Caramel is added to create dark rums Most rums are a blend of several kinds. nIII: work, occupation.
  3004. Rum Tür.
    • Is a sweet spirit It is clear, amber or dark brown produced in Jamaica, Cuba and other Caribbean countries Sugar cane is harvested, chopped and ground to extract the juice Water is added to the remaining mulch and it is ground once again to extract the maximum amount of sugar Both juices are mixed together then filtered The juice is heated fermented and distilled Distilled water is then added to bring the rum back to consumable levels Dark rums are sweeter than light rums Best enjoyed straight up, on the rocks, in mixed drinks, cocktails and tall drinks Blends well with fruit, fruit juices, dairy products, carbonated drinks, coffee, hot chocolate, almost all liqueurs, vodka and brandy Back to index.
  3005. Rum Tür.
    • greek who hold Turkish citizenship.
  3006. Rum Tür.
    • greek of turkish citizenship.
  3007. Rum Tür.
    • greek.
  3008. Rum Tür.
    • distilled from fermented molasses. a card game based on collecting sets and sequences
    • the winner is the first to meld all their cards. beyond or deviating from the usual or expected
    • "a curious hybrid accent"
    • "her speech has a funny twang"
    • "they have some funny ideas about war"
    • "had an odd name"
    • "the peculiar aromatic odor of cloves"
    • "something definitely queer about this town"
    • "what a rum fellow"
    • "singular behavior". spirit distilledfrom the fermented sugar ofthe sugar cane plant Thissugar may be in the form of fresh juice, cane syrup or molasses.
  3009. Rum Tür.
    • A spirit produced from the fermented juices of sugar cane, sugar can syrup, sugar cane molasses or other sugar cane by-products It is traditionally produced in the Caribbean.
  3010. Rum Tür.
    • A slightly sweet liquor distilled from fermented sugar-cane juice or molasses Most of the world"s rum is produced in the Caribbean.
  3011. Rum Tür.
    • A queer or odd person or thing
    • a country parson. distilled from fermented molasses.
  3012. Rum Tür.
    • Also, sometimes used colloquially as a generic or a collective name for intoxicating liquor.
  3013. Rum Tür.
    • A kind of intoxicating liquor distilled from cane juice, or from the scummings of the boiled juice, or from treacle or molasses, or from the lees of former distillations.
  3014. rum İng.
    • i. Rum.
  3015. rum İng.
    • s., İng., (argo) tuhaf, acayip, antika.
  3016. rum İng.
    • i. rom
    • içki.
  3017. rumania İng.
    • i. Romanya. Rumanian i., s. Romanyalı, Romen
    • Romence
    • s. Romen.
  3018. rumba Tür.
    • The Rumba was originally a marriage dance Many of its movements and actions which seem to have an erotic meaning are merely depictions of simple farm tasks The shoeing of the mare, the climbing of a rope, the courtship of the rooster and the hen, etc It was done for amusement on the farms by the black population of Cuba However, it became a popular ballroom dance and was introduced in the United States about 1933 It was the Americanized version for the Cuban Son and Danzon It is in 4/4 time The characteristic feature is to take each step without initially placing the weight on that step Steps are made with a slightly bent knee which, when straightened, causes the hips to sway from side to side in what has come to be known as "Cuban Motion ".
  3019. rumba Tür.
    • rumba.
  3020. rumba Tür.
    • Most of what Americans call rumbas were forms of son which swept Cuba in the 1920s The Cuban rumba was a secular drum form with many variants, including the guaguanco and the columbia, though modern musicians tend to regard all these as separate Its descendent variations can be heard in New York parks any summer weekend played by groups called rumbas or rumbones By analogy, a percussion passage in a salsa number, or a percussion-only jam session, is sometimes called a rumba or rumbon.
  3021. rumba Tür.
    • Informal "get-together" combining African drumming and Spanish or African vocal traditions with improvised dancing and singing Rumba also refers to the rhythms played at these gatherings Those rhythms are played on three congas and / or cajon.
  3022. rumba Tür.
    • Congo Zairian afro cuban music style The word also means streetdrumming and dancing.
  3023. rumba Tür.
    • A rhythmic Cuban dance, in 8/8 time, that became popular in ballrooms across Europe and the U S from the 1930s.
  3024. rumba Tür.
    • A dance craze of cuban origin, popular in the 1930"s, a couple"s dance in a moderately fast quadruple meter. syncopated music in duple time for dancing the rumba. a rhythmic syncopated Cuban folk dance in duple time. a ballroom dance based on the Cuban folk dance.
  3025. rumba Tür.
    • a ballroom dance based on the Cuban folk dance a rhythmic syncopated Cuban folk dance in duple time syncopated music in duple time for dancing the rumba.
  3026. rumba İng.
    • i. rumba.
  3027. rumble İng.
    • f., i.gürlemek,gümbürdemek
    • gurlamak,gurulda- mak
    • (taşı) yuvarlanan fıçıya koyup parlatmak
    • i. gümbürtü, gürültü, gürleme
    • guruldama, gurultu
    • paytonun arkasındaki oturma yeri, bagaj yeri
    • şaft üzerinde yuvarlanan fıçı
    • A.B.D., (argo) dalaş, maraza. rumble seat otomobilin arka tarafında açılır kapanır oturacak yer. rumblingly z. gürleyerek, gümbürtüyle
    • gurultuyla.
  3028. Rumca Tür.
    • greek. romaic.
  3029. Rumca Tür.
    • Greek.
  3030. Rumeli Tür.
    • Rumelia (that part of the Ottoman Empire which was in Europe.
  3031. Rumeli Tür.
    • european turkey. rumelia. rumelian.
  3032. Rumelili Tür.
    • Rumelian.
  3033. Rumen Tür.
    • The large first compartment of the stomach of certain animals in which cellulose is broken down by the action of bacteria.
  3034. Rumen Tür.
    • The first stomach of ruminants
    • the paunch
    • the fardingbag.
  3035. Rumen Tür.
    • The first stomach of a ruminant animal Ruminant animals are grazing animals such as sheep and cattle When these animals digest food in their stomach without oxygen they produce methane emissions. the first compartment of the stomach of a ruminant
    • here food is collected and returned to the mouth as cud for chewing.
  3036. Rumen Tür.
    • The first stomach of a ruminant animal Ruminant animals are grazing animals such as sheep and cattle When these animals digest food in their stomach without oxygen they produce methane emissions.
  3037. Rumen Tür.
    • The first and largest of the four stomachs of ruminant animals in which initial digestion occurs by anaerobic fermentation by bacteria and protozoa.
  3038. Rumen Tür.
    • See Illust. below. The cud of a ruminant. the first compartment of the stomach of a ruminant
    • here food is collected and returned to the mouth as cud for chewing.
  3039. Rumen Tür.
    • Romanian.
  3040. Rumen Tür.
    • Is the section of the bovine stomach where the first round of digestion takes place.
  3041. Rumen Tür.
    • First stomach.
  3042. rumen İng.
    • i. (çoğ. rumina) zool. işkembe
    • gevişgetirenlerin çiğnediği şey.
  3043. Rumence Tür.
    • The Romanian language. in Romanian.
  3044. Rumence Tür.
    • romanian.
  3045. Rumi takvim Tür.
    • julian calendar.
  3046. ruminant İng.
    • s., i. geviş getiren
    • gevişgetirenlere özgü
    • düşünceli
    • i. geviş getiren hayvan.
  3047. ruminate İng.
    • f. geviş getirmek
    • düşünceye dalmak. rumina'tion i. geviş getirme
    • derin düşünme. ruminative s. derin düşünceye dalmış.
  3048. rummage İng.
    • f., i. altüst edip aramak
    • dikkatle araştırmak
    • i. araştırma, altüst ederek arama. rummage out araştırarak bulmak. rummage sale yoksulların yararına ufak tefek eşya satışı
    • elde kalan malların satışı.
  3049. rummer İng.
    • i. büyücek içki bardağı.
  3050. rummy İng.
    • i. bir çeşit iskambil oyunu.
  3051. rumor İng.
    • i., f. şayia, havadis, söylenti
    • dedikodu
    • f. yaymak, dile vermek, dedikodu çıkarmak.
  3052. rump İng.
    • i. hayvan kıçı, but
    • bakıye, geri kalan parça. rump roast kasap. but. rump session bir toplantının dağılmasından sonra çoğunluğun olmadığı gayri resmi devamı.
  3053. rumple İng.
    • f., i. buruşturmak
    • örselemek
    • karmakarışık etmek
    • i. buruşmuş şey
    • kırışık, buruşukluk.
  3054. rumpus İng.
    • i., k.dili gürültü, şamata
    • kavga, çekişme. rumpus room evde oyun salonu.
  3055. rumrunner İng.
    • i. içki kaçakçısı.
  3056. rumuz Tür.
    • symbol. abbreviation. initial. cipher. sign. symbol simge. remiz. pseudonym.
  3057. rumuz Tür.
    • sign. symbol. pseudonym. alias. hint.
  3058. rumuz Tür.
    • key. nickname.
  3059. run Tür.
    • To turn, as a wheel
    • to revolve on an axis or pivot
    • as, a wheel runs swiftly round.
  3060. run Tür.
    • To tease with sarcasms and ridicule.
  3061. run Tür.
    • To strike in such a way as to cause it to run along the ground, as when approaching a hole. a score in baseball made by a runner touching all four bases safely
    • "the Yankees scored 3 runs in the bottom of the 9th"
    • "their first tally came in the 3rd inning" the act of running
    • traveling on foot at a fast pace
    • "he broke into a run"
    • "his daily run keeps him fit" a regular trip
    • "the ship made its run in record time" a short trip
    • "take a run into town" a play in which a player runs with the ball
    • "the defensive line braced to stop the run"
    • "the coach put great emphasis on running" an unbroken chronological sequence
    • "the play had a long run on Broadway"
    • "the team enjoyed a brief run of victories" a row of unravelled stitches
    • "she got a run in her stocking" the production achieved during a continuous period of operation
    • "a daily run of 100,000 gallons of paint" unrestricted freedom to use
    • "he has the run of the house" the continuous period of time during which something operates or continues in operation
    • "the assembly line was on a 12-hour run" become undone
    • "the sweater unraveled" cause to perform
    • "run a subject"
    • "run a process" change from one state to another
    • "run amok"
    • "run rogue"
    • "run riot" be operating, running or functioning
    • "The car is still running--turn it off!" carry out
    • "run an errand" cover by running
    • run a certain distance
    • "She ran 10 miles that day" move fast by using one"s feet, with one foot off the ground at any given time
    • "Don"t run--you"ll be out of breath"
    • "The children ran to the store" travel rapidly, by any means
    • "Run to the store!"
    • "She always runs to Italy, because she has a lover there" run with the ball
    • in such sports as football keep company
    • "the heifers run with the bulls ot produce offspring" sail before the wind be diffused
    • "These dyes and colors are guaranteed not to run" move along, of liquids
    • "Water flowed into the cave"
    • "the Missouri feeds into the Mississippi" flee
    • take to one"s heels
    • cut and run
    • "If you see this man, run!"
    • "The burglars escaped before the police showed up" cause an animal to move fast
    • "run the dogs" move about freely and without restraint, or act as if running around in an uncontrolled way
    • "who are these people running around in the building?"
    • "She runs around telling everyone of her troubles"
    • "let the dogs run free" deal in illegally, such as arms or liquor set animals loose to graze make without a miss carry out a process or program, as on a computer or a machine
    • "Run the dishwasher"
    • "run a new program on the Mac"
    • "the computer executed the instruction" occur persistently
    • "Musical talent runs in the family" extend or continue for a certain period of time
    • "The film runs 5 hours" stretch out over a distance, space, time, or scope
    • run or extend between two points or beyond a certain point
    • "Service runs all the way to Cranbury"
    • "His knowledge doesn"t go very far"
    • "My memory extends back to my fourth year of life"
    • "The facts extend beyond a consideration of her personal assets" cause something to pass or lead somewhere
    • "Run the wire behind the cabinet" be affected by
    • be subjected to
    • "run a temperature"
    • "run a risk" have a particular form
    • "the story or argument runs as follows"
    • "as the saying goes.".
  3062. run Tür.
    • To steal off
    • to depart secretly.
  3063. run Tür.
    • To sew, as a seam, by passing the needle through material in a continuous line, generally taking a series of stitches on the needle at the same time.
  3064. run Tür.
    • To put at hazard
    • to venture
    • to risk.
  3065. run Tür.
    • To pursue in thought
    • to carry in contemplation.
  3066. run Tür.
    • To proceed along a surface
    • to extend
    • to spread.
  3067. run Tür.
    • To pass or go quickly in thought or conversation
    • as, to run from one subject to another.
  3068. run Tür.
    • To pass from one state or condition to another
    • to come into a certain condition
    • often with in or into
    • as, to run into evil practices
    • to run in debt.
  3069. run Tür.
    • To move, proceed, advance, pass, go, come, etc., swiftly, smoothly, or with quick action
    • said of things animate or inanimate.
  3070. run Tür.
    • To move a checker, particularly the player"s last checker, from the opponent"s home board.
  3071. run Tür.
    • To migrate or move in schools
    • said of fish
    • esp., to ascend a river in order to spawn.
  3072. run Tür.
    • To make numerous drafts or demands for payment, as upon a bank
    • with on.
  3073. run Tür.
    • To let it work
    • cf execute.
  3074. run Tür.
    • To go through or accomplish by running
    • as, to run a race
    • to run a certain career.
  3075. run Tür.
    • To go swiftly
    • to pass at a swift pace
    • to hasten.
  3076. run Tür.
    • To fuse
    • to shape
    • to mold
    • to cast
    • as, to run bullets, and the like.
  3077. run Tür.
    • To flow, as a liquid
    • to ascend or descend
    • to course
    • as, rivers run to the sea
    • sap runs up in the spring
    • her blood ran cold.
  3078. run Tür.
    • To flee, as from fear or danger.
  3079. run Tür.
    • To exert continuous activity
    • to proceed
    • as, to run through life
    • to run in a circle.
  3080. run Tür.
    • To execute a program or script.
  3081. run Tür.
    • To encounter or incur, as a danger or risk
    • as, to run the risk of losing one"s life.
  3082. run Tür.
    • To drive or force
    • to cause, or permit, to be driven.
  3083. run Tür.
    • To discuss
    • to continue to think or speak about something
    • with on.
  3084. run Tür.
    • To discharge
    • to emit
    • to give forth copiously
    • to be bathed with
    • as, the pipe or faucet runs hot water.
  3085. run Tür.
    • To creep, as serpents.
  3086. run Tür.
    • To contend in a race
    • hence, to enter into a contest
    • to become a candidate
    • as, to run for Congress.
  3087. run Tür.
    • To conduct
    • to manage
    • to carry on
    • as, to run a factory or a hotel.
  3088. run Tür.
    • To cause to stand as a candidate for office
    • to support for office
    • as, to run some one for Congress.
  3089. run Tür.
    • To cause to run
    • as, to run a horse
    • to run a stage
    • to run a machine
    • to run a rope through a block.
  3090. run Tür.
    • To cause to pass, or evade, offical restrictions
    • to smuggle
    • said of contraband or dutiable goods.
  3091. run Tür.
    • To cause to enter
    • to thrust
    • as, to run a sword into or through the body
    • to run a nail into the foot.
  3092. run Tür.
    • To cause to be drawn
    • to mark out
    • to indicate
    • to determine
    • as, to run a line.
  3093. run Tür.
    • To become fluid
    • to melt
    • to fuse.
  3094. run Tür.
    • To be charged with, or to contain much of, while flowing
    • as, the rivers ran blood.
  3095. run Tür.
    • The sum of stocks of a single salmonid species that migrates to a particular region, river or stream of origin at a particular season.
  3096. run Tür.
    • The rapid advance of the head of a fire with a marked change in fire line intensity and rate of spread from that noted before and after the advance.
  3097. run Tür.
    • The movement communicated to a golf ball by running.
  3098. run Tür.
    • The horizontal distance to which a drift may be carried, either by license of the proprietor of a mine or by the nature of the formation
    • also, the direction which a vein of ore or other substance takes.
  3099. run Tür.
    • The horizontal distance of a rise to run ratio, used to describe the slope of stairs or a roof. 1) A sequence of performances of the same show 2) Horizontal width of a step 3) See Run Through.
  3100. run Tür.
    • The horizontal distance from the eaves to a point directly under the ridge One half the span.
  3101. run Tür.
    • The greatest degree of swiftness in marching.
  3102. run Tür.
    • The distance that the ball continues to travel after it"s initial impact with the ground.
  3103. run Tür.
    • The distance sailed by a ship
    • as, a good run
    • a run of fifty miles.
  3104. run Tür.
    • The distance of water main and appurtenances to be installed from the point of adequacy to the point in question.
  3105. run Tür.
    • The distance a ball travels after touching the ground from a stroke.
  3106. run Tür.
    • The aftermost part of a vessel"s hull where it narrows toward the stern, under the quarter.
  3107. run Tür.
    • The act of running
    • as, a long run
    • a good run
    • a quick run
    • to go on the run.
  3108. run Tür.
    • The act of migrating, or ascending a river to spawn
    • said of fish
    • also, an assemblage or school of fishes which migrate, or ascend a river for the purpose of spawning.
  3109. run Tür.
    • That which runs or flows in the course of a certain operation, or during a certain time
    • as, a run of must in wine making
    • the first run of sap in a maple orchard.
  3110. run Tür.
    • State of being current
    • currency
    • popularity.
  3111. run Tür.
    • Smuggled
    • as, run goods.
  3112. run Tür.
    • See To run the chances, below.
  3113. run Tür.
    • Running a program is how it is made to do something The term "execute" means the same thing.
  3114. run Tür.
    • Refers to the season when the adults will migrate upstream SP Spring SU Summer FA Fall WI Winter UN Unknown.
  3115. run Tür.
    • Refers to either the depth of a single stair step or to the horizontal distance covered by the entire flight of stairs.
  3116. run Tür.
    • Melted, or made from molten material
    • cast in a mold
    • as, run butter
    • run iron or lead.
  3117. run Tür.
    • It is executed upon the same principles as the double-quick, but with greater speed.
  3118. run Tür.
    • In stairs, the net width of a step or the horizontal distance covered by a flight of stairs.
  3119. run Tür.
    • In baseball, a complete circuit of the bases made by a player, which enables him to score one
    • in cricket, a passing from one wicket to the other, by which one point is scored
    • as, a player made three runs
    • the side went out with two hundred runs.
  3120. run Tür.
    • In a series of observations of attributes the occurrence of an uninterrupted series of the same attribute is called a run A run can be a length of 1. a segment of the channel with depths and velocities intermediate between the rough, shallow water of riffles and the slow, deep water of pools
    • runs usually have a rectangular or trapezoidal cross section and lack a focused current. "individual tread run" is the horizontal distance from the back of the tread to the front of the tread, disregarding the overlap or nosing of the tread "Entire stairway run" is the horizontal distance from the loft edge to the front of the first tread.
  3121. run Tür.
    • Hence, to flow, glide, or roll onward, as a stream, a snake, a wagon, etc.
    • to move by quicker action than in walking, as a person, a horse, a dog.
  3122. run Tür.
    • Continued repetition on the stage
    • said of a play
    • as, to have a run of a hundred successive nights.
  3123. run Tür.
    • A voyage
    • as, a run to China.
  3124. run Tür.
    • A small stream
    • a brook
    • a creek.
  3125. run Tür.
    • A set of numbers and/or letters given to a particular batch of wallpaper rolls printed at the same time Each time a new ink or different batch is printed, the dye-lot number will change BACK TO TOP. a piece of meld consisting of one Ace, Ten, King, Queen, and Jack of Trump
    • worth 150 points An extra King or Queen of Trump increases the value See also bare run, double run, 1500 Trump.
  3126. run Tür.
    • A sequence of glyphs that are contiguous in memory and share a set of common attributes.
  3127. run Tür.
    • A sequence of CLEO III detector events One run typically contains the events collected over a period of 45 - 60 minutes.
  3128. run Tür.
    • A run occurs when one team outscores the other by a large margin in a certain period, such as a 12-2 run in the first four minutes of the third qusrter.
  3129. run Tür.
    • A roulade, or series of running tones.
  3130. run Tür.
    • A range or extent of ground for feeding stock
    • as, a sheep run.
  3131. run Tür.
    • A pleasure excursion
    • a trip.
  3132. run Tür.
    • A pair or set of millstones.
  3133. run Tür.
    • A number of cards of the same suit in sequence
    • as, a run of four in hearts.
  3134. run Tür.
    • A group of license plates of the same type, usually covering a number sequential years It may also refer to a group of license plates, one from each province i e Ontario run or motorcycle run.
  3135. run Tür.
    • A course
    • a series
    • that which continues in a certain course or series
    • as, a run of good or bad luck.
  3136. run Tür.
    • A continuing urgent demand
    • especially, a pressure on a bank or treasury for payment of its notes.
  3137. run İng.
    • i. koşuş
    • koşu
    • koşma, seğirtme
    • koşulan veya gidilen mesafe
    • kısa gezi
    • tutulan yol
    • serbest giriş veya kullanım hakkı
    • seri, tekrar
    • oynama süresi, gösterim süresi
    • gidişat, eğilim
    • işleme süresi
    • parti, bir seferlik verim
    • uzantı
    • kaçık (çorap)
    • akış
    • çay, dere
    • sürü halinde göç
    • (bir hayvanın) yaşadığı yer
    • kümes bahçesi
    • kayma yokuşu
    • bankadan toplu talep
    • hücum
    • müz., nağmeleme, sesgeçidi
    • (beysbol) tur, sayı
    • maden damarı
    • hedefe yaklaşma. a run of luck şans zinciri. the general run çoğunluk, büyük kısım. a run for one's money şiddetli rekabetle karşılaşma
    • semere. have the run of girme izni olmak. in the long run zamanla, en sonunda. on the run acele
    • kaçmakta
    • geri çekilmekte
    • koşarken.
  3138. run İng.
    • f. (ran, run run'ning) koşmak, seğirtmek
    • çabuk gitmek, çabuk yürümek
    • kaçmak, firar etmek
    • gidivermek
    • işlemek, çalışmak
    • işletmek
    • çalıştırmak
    • sürmek, kullanmak
    • yarışmak
    • yarıştırmak
    • adaylığını koymak
    • geçmek
    • uzanmak, gitmek
    • akmak, dökülmek
    • dökmek, akıtmak
    • yayılmak
    • kaçmak (çorap)
    • irin akıtmak
    • vurmak (renk)
    • etkin olmak, görülegelmek
    • anlatılmak
    • göç etmek (balık)
    • meyletmek, yönelmek
    • devam etmek
    • oynanmak (piyes)
    • geçirmek
    • (arabayla) taşımak, nakletmek, götürmek
    • (kaçak mal) kaçırmak
    • idare etmek, yönetmek
    • seri halinde yayımlamak
    • hep bir arada bankadan para istemek
    • (oyunda) sayı yapmak. run about koşuşturmak, öteye beriye koşmak. run a blockade ablukayı yarmak. run a boundary sınırı geçmek. run across tesadüf etmek, rast gelmek. run against çatmak, uğramak
    • çarpmak. run aground karaya oturmak. run amuck bak. amuck. run a risk riske girmek. run a temperature ateşi çıkmak. run away kaçmak, firar etmek. run away with alıp kaçmak
    • kolay kazanmak. run counter to aksine gitmek. run down yermek, kötülemek, aleyhinde söylemek
    • arkasından koşup yakalamak
    • kurulmadığı için durmak (saat)
    • yavaşlayıp dinmek (konuşma). run for one's life kaçıp kurtulmak. run hard hızlı koşmak. run in matb. birleştirmek, bitiştirmek
    • yakalayıp hapse atmak. run into tesadüf etmek, rast gelmek
    • çarpmak. run into debt borca girmek. run off kaçmak
    • kaçırtmak
    • matb. basmak
    • beraberliği çözmek (yarış, oyun). run on devam etmek, ilerlemek
    • devamlı konuşmak. run on the rocks kayalara oturmak (gemi)
    • iflâs etmek, batmak. run out dışarı koşmak
    • akmak
    • bitmek, tükenmek
    • dışarı atmak, kovmak. run over ziyarete gitmek
    • ezmek, çiğnemek
    • üstünden geçmek, tekrarlamak
    • göz gezdirmek, gözden geçirmek
    • taşmak. run riot bolca yetişmek
    • coşmak
    • ayaklanmak. run short of (malzemesi) tükenmek, kıtlaşmak. run the gantlet bak. gantlet. run through israf etmek
    • saplamak
    • içinden geçirmek
    • çabucak gözden geçirmek. run to earth deliğine kadar kovalamak (av). run to seed tohuma kaçmak. run true to form kendisinden beklenildiği gibi davranmak. run up (borç) birikmek
    • artırmak
    • inşa edivermek
    • (bayrak) çekmek. run upon rastlamak, tesadüf etmek. run wild başıboş kalmak
    • yabanileşmek. They ran out of money. Parasız kaldılar. We are running out of time. Zamanımız daraldı.
  3139. run-down İng.
    • s. köhne, harap
    • yorgun, hastalıklı, zayıf.
  3140. run-of-the-mill İng.
    • s. olağan, bayağı, alelade, sıradan.
  3141. run-on İng.
    • s., i. devam eden, mısra sonunda cümlesi bitmeyen
    • i. eklenmiş kısım.
  3142. run-over İng.
    • s., i. aşınmış, yenik (topuk)
    • i., matb. fazla kısım.
  3143. runabout İng.
    • i. küçük ve üstü açık otomobil
    • üstü açık talika
    • küçük motorbot.
  3144. runaway İng.
    • i., s. kaçak, kaçkın, firari.
  3145. runcible spoon İng.
    • birinin kenarı keskin olan üç dişli çatal.
  3146. rundle İng.
    • i. portatif merdiven basamağı, merdiven değneği
    • mihver üstünde tekerlek gibi dönen şey.
  3147. rundown İng.
    • i. özet, hulasa.
  3148. rune İng.
    • i. eski Germenlerin kullandıkları alfabenin bir harfi
    • çoğ. bu harflerle yazılan eski İskandinav şiirleri. ru'nic s. bu harflerle yazılmış.
  3149. rung İng.
    • f., bak. ring.
  3150. rung İng.
    • i. portatif merdiven basamağı
    • iskemlenin basamak değneği
    • tekerlek parmağı.
  3151. runlet İng.
    • i. çay, dere.
  3152. runnel İng.
    • i. küçük ırmak, çay.
  3153. runner İng.
    • i. koşan kimse, koşucu
    • kaçak, kaçkın
    • makinist
    • kızak ayağı
    • çığırtkan, kâhya, simsar
    • ray
    • yerde kökler salarak uzanan bitki veya bu bitkinin sapı
    • yol halısı
    • uzunca ve ensiz masa örtüsü.
  3154. runner-up İng.
    • i. ikinciliği kazanan yarışmacı veya aday.
  3155. running İng.
    • i., s. koşuş
    • koşma
    • akıntı
    • akıntı miktarı
    • s. koşan
    • koşuya ait
    • sarılgan, sürüngen (bitki)
    • sürekli, devamlı, aralıksız
    • akan
    • kolay geçen
    • üst üste
    • art arda
    • işleyen
    • bitişik (elyazısı)
    • sıvı
    • tıb. akıntılı, sızıntılı
    • düz
    • cari, geçer
    • tekrarlanmış
    • koşarak yapılan
    • sefere ait. running account cari hesap
    • anında verilen haber. running board araba boyunca uzanan basamak. running fight kovalamaca sırasındaki mücadele ve dövüş. running fire sürekli ateş. running gear arabanın alt düzeni. running glance göz atma. running hand bitiştirilmiş harflerle yazılmış elyazısı. running knot kement düğümü. running light seyir feneri. running mate aynı takımda yarışan at
    • aynı partiden seçime katılan aday. running title tekrarlanan sayfa başlığı. be in the running kazanma şansı olmak. be out of the running kazanma şansı olmamak.
  3156. runoff İng.
    • i. beraberliği çözücü yarış
    • yağmurun emilmeyerek toprak üstünde kalan kısmı.
  3157. runt İng.
    • i. çelimsiz hayvan
    • aşağ. bücür kimse, beberuhi. runt'y s. çelimsiz, bücür.
  3158. runway İng.
    • i. pist
    • ırmak yatağı.
  3159. rupee İng.
    • i. rupi.
  3160. rupi Tür.
    • rupee.
  3161. rupi Tür.
    • rupee.
  3162. rupture İng.
    • i., f. kopma, kırılma
    • millet ler veya bireyler arasındaki uyumun bozulması
    • tıb. fıtık, debelik
    • f. koparmak, kırmak
    • kopmak, kırılmak
    • ilişkisini kesmek
    • fıtık olmak.
  3163. rural İng.
    • s. kırsal, köye ait
    • köy hayatına ait
    • çiftçilikle ilgili, tarımsal, zirai. ruralist i. köy veya kır hayatı yaşayan kimse
    • kır hayatını tavsiye eden kimse.
  3164. ruralize İng.
    • f. köylüleştirmek
    • köyde yaşamak.
  3165. Rus Tür.
    • the medieval Russian state established by Scandanavian traders in the 9th century
    • the capital was first in Novgorod and then in Kiev.
  3166. Rus Tür.
    • russian. rusian.
  3167. Rus Tür.
    • russian.
  3168. Rus Tür.
    • Russia, excluding Bel, Est, Lat and Lit ), Kaz, Kry ) and Ukr ).
  3169. Rus Tür.
    • Runway Use System, a noise mitigation operational procedure which directs as many aircraft as possible over compatible land use areas The RUS replaced the PRS at MSP. the medieval Russian state established by Scandanavian traders in the 9th century
    • the capital was first in Novgorod and then in Kiev.
  3170. Rus Tür.
    • red. russian. russian. muscovite. russo-.
  3171. Rus Tür.
    • A 6,000 m submersible designed by Malachite.
  3172. Rus ruleti Tür.
    • russian roulette.
  3173. Rus salatası Tür.
    • russian salad.
  3174. Rusça Tür.
    • the Russian language.
  3175. Rusça Tür.
    • russian. in russian. russian.
  3176. Rusça Tür.
    • Russian. in Russian.
  3177. Rusça Tür.
    • russian.
  3178. ruse İng.
    • i. hile, düzen, desise.
  3179. rush İng.
    • i. saz, hasırotu, kofa, bot. Juncus
    • saz sapı
    • önemsiz şey, ıvır zıvır, fasa fiso. rush'y s. sazlık.
  3180. rush İng.
    • i. koşma, acele etme
    • hücum, hamle, hız
    • hızlı hareket
    • üşüşme rush hour işin veya trafiğin en sıkışık olduğu zaman. rush order acele sipariş. in a rush meşgul.
  3181. rush İng.
    • f. koşmak, hızla yürümek, acele etmek
    • saldırmak
    • hızla akmak
    • düşüncesizce hamle yapmak
    • koşturmak, acele ettirmek
    • geriye atmak, püskürtmek
    • Amerikan futbolunda topu koltuğuna alıp koşmak
    • A.B.D. üyeliğini göz önünde bulundurmak. rush a bill through bir kanun tasarısını acele ile meclisten geçirmek. rush into print kitap yayımlamaya veya gazeteye yazı koymaya acele etmek. rush out of the room odadan fırlayıp çıkmak. refuse to be rushed kendi ağır temposundan vazgeçmemek.
  3182. rushlight İng.
    • i., rush candle saz mumu.
  3183. rusk İng.
    • i. gevrek, peksimet
    • kızarmış ekmek parçaları.
  3184. russ İng.
    • i., s. Rus
    • Rusça.
  3185. russet İng.
    • s., i. koyu kırmızı
    • kuru yaprak renginde
    • i. koyu kırmızı veya kuru yaprak rengi
    • bu renk kumaş veya giysi. russet apple kış elması. russety s. koyu kırmızı renkli.
  3186. russia İng.
    • i. Rusya.
  3187. russian İng.
    • s., i. Rus, Rusya'ya veya Rus diline ait
    • i. Rus
    • Rusça .Russian dressing turşulu ve baharatlı mayonez. Russian leather Rus meşini, sahtiyan.
  3188. rust İng.
    • i., f. pas
    • bot. pas hastalığı, bitkilerde mantar hastalığı
    • zehirli mantar
    • f. paslanmak
    • tembelleşmek.
  3189. rüşt Tür.
    • age of maturity. majority of a person. majority. man of estate. puberty.
  3190. rustic İng.
    • s., i. köye veya kıra ait
    • köylü
    • kaba, yontulmamış
    • kıra uygun, sade, basit
    • i. köyde yaşayan kimse
    • basit ve kaba kimse . rustically z. köylü gibi
    • kabaca.
  3191. rusticate İng.
    • f. bir süre köyde yaşamak
    • ceza olarak köye veya kıra göndermek
    • ing. (üniversiteden) geçici olarak uzaklaştırma cezası vermek
    • kaba işçilikle inşa etmek. rustication i. bir süre köyde oturma
    • ing. üniversiteden geçici olarak uzaklaştırılma.
  3192. rusticity İng.
    • i. köylülük, köylü havatı: kabalık cahillik.
  3193. rustik Tür.
    • rustic. russet.
  3194. rustle İng.
    • f., i. hışırdamak
    • hışırdatmak
    • k.dili faaliyet göstermek, gayretle çalışmak
    • A.B.D., k.dili davar çalmak
    • i. hışırtı sesi. rustler i., A.B.D., k.dili davar veya at hırsızı.
  3195. rusty İng.
    • s paslı, paslanmış
    • ham, tembelleşmiş. rustily z. paslanmış halde, paslı olarak. rustiness i. paslılık.
  3196. rüsum Tür.
    • duties. taxes. imposts. charge. charges.
  3197. rüşvet Tür.
    • bribe. bribery. graft. sop.
  3198. rüşvet Tür.
    • bribe. bribery. corruption. pay-off. back hander. boodle. secret commission. douceur. gravy. golden / silver key. manche present. meed. slush money. palm grease. payola. pie. corrupt practices. price. protection money. slush fault. sop. subornation. sweet.
  3199. rüşvet Tür.
    • bribe. bribery. corruption. palm oil. palm grease. inducement. backhander. boodle. douceur. graft. kickback. payoff. pie. sop.
  3200. rüşvetçi Tür.
    • person who takes bribes.
  3201. rüşvetçi Tür.
    • bent. venal. bribe-taker. grafter.
  3202. rüşvetçilik Tür.
    • bribery. corrupt practices.
  3203. Rusya Tür.
    • russia.
  3204. Rusya Tür.
    • Russia.
  3205. rut İng.
    • i., f. tekerlek izi, oluk
    • alışkı, değişmez program
    • f. tekerleklerle iz yapmak. get in a rut değişmez alışkıya bağlanmak.
  3206. rut İng.
    • i., f. geyik ve benzeri hayvanın kızışması
    • kösnüme
    • f. kızışıp çiftleşmek. ruttish s. kızışmaya meyilli. ruttishness i. kızgınlık.
  3207. rutabaga İng.
    • i. bir çeşit şalgam, bot. Brassica napobrassica.
  3208. rütbe Tür.
    • rank. degree. grade. order. distinction. promotion. station. stripe. tier.
  3209. rütbe Tür.
    • rank. commission. degree. dignity. honour. service rank. station.
  3210. rütbe Tür.
    • dignity. grade. order. position. rank. station.
  3211. ruth İng.
    • i., (eski) merhamet, acıma, şefkat
    • üzülme, acınma, yerinme, pişman olma.
  3212. ruthful İng.
    • s., (eski) merhametli
    • kederli, üzüntülü
    • acınacak halde olan. ruthfully z. acınarak, kederle.
  3213. ruthless İng.
    • s. merhametsiz, insafsız ruthlessly z. insafsızca. ruthlessness i. insafsızlık.
  3214. rutin Tür.
    • Rutin is found in the leaves of the rue and other plants, and obtained as a bitter yellow crystalline substance which yields quercitin on decomposition.
  3215. rutin Tür.
    • routine.
  3216. rutin Tür.
    • routine.
  3217. rutin Tür.
    • A glucoside resembling, but distinct from, quercitrin.
  3218. rutty İng.
    • s. derin tekerlek izleriyle dolu.
  3219. rutubet Tür.
    • humidity. moisture. dampness. moistness. damp. wetness. wet. rawness. hygro-.
  3220. rutubet Tür.
    • damp. moisture. dampness. humidity.
  3221. rutubet Tür.
    • damp. humidity. moisture. hermidity. dampness. wet. sap. wetness.
  3222. rutubetlendirmek Tür.
    • moisten.
  3223. rutubetli Tür.
    • humid. moist. damp. dampish. dank. clammy. sticky.
  3224. rutubetli Tür.
    • humid. damp. clammy. moist.
  3225. rüya Tür.
    • dream.
  3226. rüya Tür.
    • dream.
  3227. rüyet Tür.
    • seeing. perceiving. judicial examination. cognizance.
  3228. rüzgar Tür.
    • wind.
  3229. rüzgargülü Tür.
    • wind rose. compass rose.
  3230. rüzgarlı Tür.
    • gusty. rough. windy.
  3231. rüzgarlı Tür.
    • breezy.
  3232. rüzgarsız Tür.
    • windless.
  3233. rwanda İng.
    • i. Ruanda.
  3234. rye İng.
    • i. çavdar, bot. Secale cereale
    • çavdar viskisi. rye bread çavdar ekmeği. rye grass delice otu, bot. Lolium temulentum
    • çayır otu. rye whisky çavdar viskisi.
  3235. rynd İng.
    • i. üst değirmen taşını tutan demir parçası.
  3236. ryot İng.
    • i. Hint çiftçisi, Hint rencperi.