Türkçe - İngilizce Sözlük P

  1. p İng.
    • kıs. after, by, by weight, fint, for, page pert, participle past penny pint population.
  2. p İng.
    • kıs. father, pastor, president, priest, prince, prompter.
  3. p İng.
    • kıs, müz. yavaş.
  4. p İng.
    • kıs. pawn, phosphorus, pressure, prisoner.
  5. p ,p İng.
    • i. ingiliz alfabesinin on altıncı harfi . Mind your p's and q's Davranışlarına dikkat et.
  6. p.i. İng.
    • kıs. Philippine Islands.
  7. p.o., p.o. İng.
    • kıs .Post Office, postal order.
  8. p.p. İng.
    • kıs. past participle postpaid.
  9. p.p.c. İng.
    • kıs. pour prendre conge veda etmek için.
  10. p.p.m. İng.
    • kıs. parts per million.
  11. p.r. İng.
    • kıs. Puerto Rico.
  12. p.s. İng.
    • kıs. postscript, public school.
  13. p.s. İng.
    • kıs. postscript.
  14. p.t.o. İng.
    • kıs. Please turn over. Lütfen sayfayı çeviriniz.
  15. pa İng.
    • kıs. Pennsylvania, press aslent, public address.
  16. pa İng.
    • kıs. passenger agent, post adjutant, power of attorney purchasing agent.
  17. pa İng.
    • kıs. per annum.
  18. pa İng.
    • i., k.dili baba.
  19. pabuç Tür.
    • shoe. dog.
  20. pabuç Tür.
    • shoe.
  21. pabulum İng.
    • i. besin maddesi, yiyecek, gıda.
  22. paça Tür.
    • lowest part of a trouser leg. trotter.
  23. paça Tür.
    • lower part of the trouser leg. trotter. calves-foot. neat"s foot. cuff.
  24. paçal Tür.
    • a formula which states the proportions to be used by bakers when making a b. mixing of of varying quality.
  25. paçavra Tür.
    • rag. worn-out thing. tatter.
  26. paçavra Tür.
    • rag. tatters.
  27. paçavracı Tür.
    • ragman. ragpicker. dealer in rags. rubbish hunter.
  28. pace İng.
    • f. yürümek, gezinmek
    • rahvan gitmek (at)
    • ağır ve düzenli adımlarla yürümek
    • adımlayarak ölçmek
    • belirli bir düzene sokmak
    • spot koşu süratini tayin etmek. peced s. rahvan yürüyüşlü
    • adımlayarak ölçülmüş
    • örnek olan kimsenin yardımı ile yapılmış.
  29. pace İng.
    • z., (edat), Lat. izniyle (karşı fikirde olan bir kimseyi ima ederek).
  30. pace İng.
    • i. adım, hatve
    • bir a dımda katedilen mesafe
    • gidiş, yürüyüş
    • rahvan yürüyüş
    • yürüyüş sürati. keep pace with ayak uydurmak. put one through his paces bir kimsenin kabiliyetini denemek. set the için pace yarış veya yürüyüşte sürati tayin etmek ,örnek olmak.
  31. pacemaker İng.
    • i. örnek alınan kimse
    • kalbin atış hızını ayarlayan gudde
    • kalbin atış hızını ayarlayan cihaz.
  32. pacha İng.
    • bak. pasha.
  33. pachyderm İng.
    • i., zool. fil ve suaygırı veya gergedan gibi kalın derili hayvan
    • vurdumduymaz kimse.
  34. pacific İng.
    • s. uzlaştırıcı barıştırıcı, sulhçu, barışçı
    • sakin Pacific Ocean Pasifik Okyanusu, Büyük Okyanus.
  35. pacification İng.
    • i., ask. bir mahalde düşmanı yok etme
    • kontrol altma alma
    • barışma
    • uzlaştırma.
  36. pacifier İng.
    • i. barıştıran kimse
    • emzik.
  37. pacifism İng.
    • i. barışseverlik, barışçılık. pacifist i barışçı kimse.
  38. pacify İng.
    • f. barıştırmak, uzlaştırmak
    • yatıştırmak, teskin etmek.
  39. pack İng.
    • f. denk etmek
    • bavula veya sandığa koymak
    • hazırlamak, toplamak (bavul)
    • taşımak
    • ambalaj yapmak
    • sıkı sıkıya doldurmak
    • paketlemek
    • denk yüklemek
    • eski ve kullanılmayan maden damarlarını taşla doldurmak
    • sıkışmak
    • gitmek, savuşmak, defolmak
    • bir araya sıkışmak. pack a wallop (argo) bomba gibi patlamak. pack off göndermek, defetmek, kovmak. send him packing bir kimseye acele yol vermek, pılıyı pırtıyı toplatıp defetmek. packed s. paketlenmiş
    • ağzına kadar dolu.
  40. pack İng.
    • i. bohça, çıkın
    • denk
    • paket (sigara)
    • takım, sürü
    • köpek sürüsü
    • buz kütlesi
    • iskambil destesi
    • buz torbası
    • tampon
    • hastanın battaniyeye sarılması
    • hazır durumda paraşüt. pack animal yük hayvanı. pack ice bir araya toplanıp kitle haline gelmiş buz parçalan. pack rat bir cins büyük fare, zool Neotoma. pack trail kervan yolu. pack of lies bir sürü yalan.
  41. package İng.
    • i. paket, bohça
    • paket etme
    • denk balama
    • ambalaj ücreti
    • denk sandığı
    • ünite. package deal takımı ile alışveriş.
  42. packboard İng.
    • i. sırtlık.
  43. packer İng.
    • i. ambalaj veya paket yapan kimse veya alet
    • yük hayvanıyle eşya taşıyan kimse.
  44. packet İng.
    • i. paket, çıkın, bohça
    • den. belirli günlerde yola çıkan posta gemisi.
  45. packhorse İng.
    • i. yük beygiri.
  46. packing İng.
    • i. eşyayı bavula veya sandığa koyma
    • denk yapma, paket etme, ambalaj
    • salmastra, tıkaç, conta, tampon. packing box, packing case eşya sandığı. packing house büyük mezbaha. packing needle çuvaldız.
  47. packsaddle İng.
    • i. semer.
  48. packtrain İng.
    • i. hayvan kervanı.
  49. paçoz Tür.
    • whore. prostitute.
  50. pact İng.
    • i. pakt, antlaşma, sözleşme, mukavele, ahit, misak.
  51. pad İng.
    • f. (-ded, -ding) yaya yürümek, yaya olarak yolculuk etmek
    • sessizce yürümek.
  52. pad İng.
    • f. (-ded, -ding) içine pamuk doldurup yastık haline getirmek, takviye etmek
    • (bir konuşma veya yazıyı) şişirmek padded s. yastıklı, takviye edilmiş
    • şişirilmiş.
  53. pad İng.
    • i. ayak sesi
    • haydut, yol kesen kimse.
  54. pad İng.
    • i. ufak yastık gibi şey
    • zool. bazı hayvanların yumuşak tabanı
    • kağıt destesi,bloknot, blok
    • ıstampa
    • nilüfer çiçeğinin su yüzünde duran yaprağı
    • semer yastığı
    • (argo) mesken. launching pad bak. launching.
  55. padding İng.
    • i. vatka
    • doldurmak için kullanılan yumuşak madde
    • abartma.
  56. paddle İng.
    • f. sığ suda gezinmek
    • suda oynamak
    • sendeleyerek yürümek (çocuk veya ihtiyar).
  57. paddle İng.
    • i., f. uzun saplı bel
    • kısa kürek, kayığın kenarına dayamadan kullanılan kürek
    • tokaç, çırpıcı tokmağı
    • yandan çarklı vapurda çark kanadı
    • f. kısa kürekle yürütmek veya yürümek
    • ağır ağır kürek çekmek
    • çarkların hareket etmesiyle yürümek
    • k.dili kıça şaplak atmak. paddle box davlumbaz, yandan çark mahfazası. paddle wheel geminin yan çarkı. paddle one's own canoe kendi işini kendisi görmek.
  58. paddock İng.
    • i. ahıra yakın etrafı çevrili küçük çayır veya otlak.
  59. paddy İng.
    • i. kabuklu pirinç, çeltik
    • çeltik tarlası. paddy wagon A.B.D., (argo) emniyet arabası.
  60. paddywhack İng.
    • i., ing., k.dili şiddetli öfke
    • A.B.D., k.dili pataklama.
  61. padişah Tür.
    • sultan. sovereign. monarch. padishah. sov"ran.
  62. padişah Tür.
    • sultan. ruler.
  63. padişah Tür.
    • sultan.
  64. padişahlık Tür.
    • sultanate.
  65. padishah İng.
    • i. padişah.
  66. padlock İng.
    • i., f. asma kilit
    • f. asma kilitle kilitlemek, asma kilit vurmak.
  67. padok Tür.
    • paddock.
  68. padre İng.
    • i. papaz.
  69. padrone İng.
    • i. (çoğ. -ni), patron
    • gemi sahibi veya kaptanı
    • otel, han veya pansiyon işleten kimse.
  70. paean İng.
    • i. şükran veya zafer şarkısı.
  71. pafta Tür.
    • threader.
  72. pafta Tür.
    • section of a large map. diestock. plate. sheet. die. threading. tool. die plate. hub. screw plate. screw cutter.
  73. pafta Tür.
    • diestock. pafta. plate. die plate. screw plate.
  74. pagan Tür.
    • This word has many unrelated meanings Some definitions are: Wiccans and other Neopagans sometimes use Pagan as a synonym for Neopagan.
  75. pagan Tür.
    • One who worships false gods
    • an idolater
    • a heathen
    • one who is neither a Christian, a Mohammedan, nor a Jew.
  76. pagan Tür.
    • One who is not a Christian, Muslim, or Jew.
  77. pagan Tür.
    • Of or pertaining to pagans
    • relating to the worship or the worshipers of false goods
    • heathen
    • idolatrous, as, pagan tribes or superstitions.
  78. pagan Tür.
    • Nintendo64 emulator for Win32.
  79. pagan Tür.
    • From the Latin "Paganus" meaning country dweller Country folk were the last people to be converted to Christianity.
  80. pagan Tür.
    • A religion which isn"t Christian, Jewish or Muslim based Nature worshipping religion.
  81. pagan Tür.
    • A person who is not a member of a widely held religion.
  82. pagan Tür.
    • A person who follows non christian or other socially established faiths They are usually of an earth based faith or religion This includes family"s taught practices that might including witch craft, psychic gifts and the like. 1 A follower of paganism 2 Something related to paganism.
  83. pagan Tür.
    • a person who does not acknowledge your God. not acknowledging the God of Christianity and Judaism and Islam. pay-gan
    • There is much debate as to the proper definition of this word My definition is "a Nature-oriented religion" Pagan is derived from the latin "pagani" meaning country When Christianity gained popularity by converting people in the cities, those still in the country who still held their Nature-oriented beliefs were called "pagans" Unfortunately, over time these pagans who had once had respect in the community were now considered "evil" and were forced to take their beliefs underground where they have survived to this day. a practitioner of an Earth Religion
    • from the Latin paganus, a country dweller.
  84. pagan Tür.
    • A pagan is someone who practices a religion other than Christianity, Judaism or Islam, especially the polytheistic religions of the ancient Romans and Greeks Paganism also refers to a group of practices originating from pre-Christian Europe, which include the worship of nature, polytheism and the female deity.
  85. pagan Tür.
    • An umbrella term to describe most earth based religions, with worship of God and Goddess as equals an intrinsic part.
  86. pagan Tür.
    • According to Webster"s if you are a pagan, you are a non-Christian, non-Moslem, non-Jew - heathen If you were to look up the word heathen in the dictionary you would discover that you are an uncivilized, unenlightened or irreligious person. a practitioner of an Earth Religion
    • from the Latin "paganus" meaning "country dweller".
  87. pagan İng.
    • i., s. putperest kimse
    • kâfir veya münkir kimse
    • s. putperestlikle ilgili
    • dinsiz, putatapan, kâfir. paganism i. dinsizlik
    • putperestlik. paganize f. dinsizleştirmek, putperestleştirmek.
  88. page İng.
    • i., f. sayfa
    • matb. bir sayfalık dizgi
    • kaydetmeye değer bir olay
    • f. kitap sayfalarını numaralamak
    • matb. sayfa halinde dizmek. page through kitabı okumadan sayfalarını çevirmek.
  89. page İng.
    • i., f. iç oğlanı
    • resmi kıyafetli el ulağı, otel garsonu
    • uşak
    • f. hoparlör ile çağırmak.
  90. pageant İng.
    • i. alay, tören
    • gösteri, temsili tören
    • nümayiş
    • debdebe, tantana. pageantry i. debdebeli tören veya gösteri.
  91. paginate İng.
    • f. kitap sayfalarını numaralamak. pagina'tion i. kitap sayfalarını numaralama.
  92. pagoda Tür.
    • Typically an east-Asian multistoried memorial structure, ultimately derived from an elaboration of the upper portions of a stupa.
  93. pagoda Tür.
    • The Madras gold pagoda was worth about three and a half rupees. an Asian temple
    • usually a pyramidal tower with an upward curving roof.
  94. pagoda Tür.
    • pagoda.
  95. pagoda Tür.
    • In the early centuries of the Buddhist church in India and Central Asia, the stupa, a mound containing a sacred relic, was a central focus for worshippers Praying and meditating, they would walk around and around the stupa or stupa pillar As Buddhism moved into China, the stone stupa transformed into the pagoda, a brick or wooden tower-like structure, often several stories high.
  96. pagoda Tür.
    • A term by which Europeans designate religious temples and tower-like buildings of the Hindoos and Buddhists of India, Farther India, China, and Japan, usually but not always, devoted to idol worship.
  97. pagoda Tür.
    • A religious building, especially a multistory Buddhist tower in the Far East, erected as a memorial or shrine.
  98. pagoda Tür.
    • An idol.
  99. pagoda Tür.
    • An eastern temple, esp in the form of many storied, tapering tower. an Asian temple
    • usually a pyramidal tower with an upward curving roof.
  100. pagoda Tür.
    • A gold or silver coin, of various kinds and values, formerly current in India.
  101. pagoda İng.
    • i. pagoda.
  102. pah Tür.
    • See Bah.
  103. pah Tür.
    • Polynuclear Aromatic Hydrocarbons Source: US EPA.
  104. pah Tür.
    • Polynuclear Aromatic Hydrocarbon.
  105. pah Tür.
    • Polynuclear Aromatic Hydrocarbon.
  106. pah Tür.
    • Polycyclic aromatic hydrocarbons. polycyclic aromatic hydrocarbon.
  107. pah Tür.
    • Polycyclic aromatic hydrocarbons 7 chemicals that are part of a class of compounds called polycyclic organic matter They are: benz[a]anthracene
    • benzo[b]fluoranthene
    • benzo[k]fluoranthene
    • benzo[a]pyrene
    • chrysene
    • dibenz[a,h]anthracene
    • and indeno[1,2,3-cd]pyrene They are all probable human carcinogens. s Polycyclic aromatic hydrocarbons.
  108. pah Tür.
    • Polycyclic aromatic hydrocarbon.
  109. pah Tür.
    • Polyaromatic Hydrocarbons Also called PNAs or PCAs Cyclic hydrocarbons of which many of these materials are carcinogenic or are converted to carcinogens when metabolized by animals or humans In Europe, the level of PAHs in mineral oil determines whether these oils are labeled as carcinogenic.
  110. pah Tür.
    • Polyaromatic hydrocarbons.
  111. pah Tür.
    • Para-amino hippurate, a molecule which is completely secreted into the tubules, so that blood leaving the kidney has no PAH in it PAH is used to measure renal plasma flow.
  112. pah Tür.
    • chamfer. splay.
  113. pah Tür.
    • chamfer.
  114. pah Tür.
    • An exclamation expressing disgust or contempt.
  115. pah Tür.
    • A kind of stockaded intrenchment.
  116. pah İng.
    • (ünlem) püf! (iğrenme veya hakaret ifade eder).
  117. paha Tür.
    • price. value. expense.
  118. paha biçilmez Tür.
    • invaluable. priceless.
  119. paha biçilmez Tür.
    • inestimable. invaluable. above price. beyond price. without price. priceless. unpriced.
  120. paha biçilmez Tür.
    • inestimable.
  121. pahacı Tür.
    • one who wants high prices for his merchandise.
  122. pahalanmak Tür.
    • to increase in price. to become expensive.
  123. pahalı Tür.
    • expensive. costly. high-priced. dear. pricy. pricey. precious. rich. sumptuous.
  124. pahalı Tür.
    • costly. dear. expensive. high priced.
  125. pahalı Tür.
    • costly. dear. exclusive. expensive. pricey. rich. sumptuous. swish.
  126. pahalılaşmak Tür.
    • to increase / to rise / to advance / to go up in price. to become dearer / more expensive.
  127. pahalılık Tür.
    • expensiveness. situation in which everything is expensive.
  128. pahalılık Tür.
    • expensiveness. costliness. dearness. preciousness.
  129. pahalılık Tür.
    • expensiveness. costliness.
  130. pahlavi İng.
    • i. Pehlevi.
  131. paid İng.
    • bak. pay.
  132. pail İng.
    • i. kova, gerdel. pailful s. bir kova dolusu.
  133. paillasse İng.
    • i. ot minder, ot şilte.
  134. paillette İng.
    • i. payet, pul.
  135. pain İng.
    • i ağrı, acı, sel
    • dert, keder, elem, ıstırap, azap
    • çoğ. özen, ihtimam, itina, zahmet meşakkat
    • çoğ. doğum sancıları. on pain of cezasıyle. take pains zahmet çekmek, dikkat etmek.
  136. pain İng.
    • f. agrı veya acı vermek
    • eziyet etmek, keder vermek, üzmek. pained s. canı acımış
    • karamsar.
  137. painful İng.
    • s. ıstırap çektiren
    • zahmetli, güç, meşakkatli
    • üzücü, kederlendirici. painfully s. ıstırap vererek, meşakkatle. painfulness i. acı, ıstırap.
  138. painkiller İng.
    • i., A.B.D., k.dili ağrı dindirici ilâç.
  139. painless İng.
    • s. acısız, ağrısız
    • ıstırap vermeyen. painlessly z. ıstırap çekmeden azap çektirmeden, acı vermeksizin. painlessness i. acı çektirmeme, ıstırap vermeme.
  140. painstaking İng.
    • s., i. özenen, dikkat sarfeden
    • zahmet çektiren
    • i. özenme, itina etme.
  141. paint İng.
    • f. boyamak, boya vurmak
    • boya ile resmini yapmak
    • tasvir etmek, resmetmek
    • boya gibi sürmek
    • boyayarak süslemek
    • düzgün sürmek
    • boya ile resim yapmak
    • makyaj yapmak.
  142. paint İng.
    • i. boya
    • kozmetik, düzgün, allık
    • makyaj. paintbox i. boya kutusu. paint brush i. boya fırçası.
  143. paint horse İng.
    • A.B.D. benekli at.
  144. painter İng.
    • i., den. filika pariması, pruva halatı .
  145. painter İng.
    • i. ressam
    • nakkaş.
  146. painting İng.
    • i. resim, tablo
    • ressamlık
    • nakkaşlık
    • resim yapma sanatı.
  147. pair İng.
    • i. (çoğ. -s) çift, iki adet
    • bir erkekle bir dişiden ibaret bir çift
    • karı koca
    • gözlük veya makas gibi iki parçadan meydana gelen alet
    • iskambil oyununda eşdeğerde olan iki kâğıt
    • (konuşma dilinde bazen sayılardan sonra çoğul anlamında tekil olarak kullanılır:four pair of shoes). pair of compasses pergel pair of pajamas. pijama. pair of pants pantolon. pair of scissors makas. pair of trousers pantolon. bridal pair gelin ve güvey.
  148. pair İng.
    • f. çift çift koymak veya düzenlemek
    • çiftleştirmek
    • çift olmak, eş olmak
    • çiftleşmek. pair off çiftlere ayırmak.
  149. paisley İng.
    • i. şal deseni
    • iskoçya'da bir şehir.
  150. pajamas İng.
    • i., çoğ. pijama.
  151. pak Tür.
    • Compressed file archive created by PAK. 1 The extension for files archived with the program of the same name You need the program PAK to un-arc an archive with this extension 2 The program itself See also archive, unarchive. A container/package file, which contains other types of files in an internal directory structure Quake-1 was the first FPS which used these types of files This is the enhanced version of an WAD file.
  152. pak Tür.
    • clean. purehearted. free of sin or guilt. immaculate. stainless. unspotted.
  153. pak Tür.
    • clean. pure. cleanly.
  154. pak Tür.
    • Clean Opposite of Najis.
  155. pak Tür.
    • clean.
  156. paket Tür.
    • package. takeout. takeaway. package. packet. parcel. pack. cover.
  157. paket Tür.
    • package. packet. parcel. pack. buttocks. bundle.
  158. paket Tür.
    • bundle, package, packet, parcel.
  159. paket Tür.
    • book. bundle. pack. package. packet. parcel. small.
  160. paket yapmak Tür.
    • to make a parcel. to parcel. to wrap.
  161. paketleme Tür.
    • packaging. packing. packaging. wrapping.
  162. paketleme Tür.
    • packaging. packing.
  163. paketleme Tür.
    • packaging.
  164. paketlemek Tür.
    • pack. to package. to make into a parcel.
  165. paketlemek Tür.
    • pack. pack up. package. wrap up. do up. enfold. infold. packet. wrap.
  166. paketlemek Tür.
    • pack.
  167. Pakistan Tür.
    • rupee. pakistan.
  168. Pakistan Tür.
    • pakistani. pakistan.
  169. Pakistan Tür.
    • Pakistan.
  170. Pakistan Tür.
    • Pakistan.
  171. Pakistan Tür.
    • a Muslim republic that occupies the heartland of ancient south Asian civilization in the Indus River valley
    • formerly part of India
    • achieved independence from the United Kingdom in 1947.
  172. Pakistan Tür.
    • a Muslim republic that occupies the heartland of ancient south Asian civilization in the Indus River valley
    • formerly part of India
    • achieved independence from the United Kingdom in 1947.
  173. Pakistanlı Tür.
    • pakistani.
  174. Pakistanlı Tür.
    • pakistani.
  175. pakt Tür.
    • pact. treaty antlaşma.
  176. pakt Tür.
    • pact. treaty. agreement.
  177. pakt Tür.
    • covenant, pact.
  178. pal Tür.
    • The standard by which TV is broadcast in Europe It has a theoretical maximum resolution of 625 lines Also has an aspect ratio of 4:3/1 33:1, and in some places 16:9/1 78:1.
  179. pal Tür.
    • The Phase Alternate by Line colour TV format used in the UK and in most of Europe, where each frame has 625 lines comprised of two interlaced fields.
  180. pal Tür.
    • The European standard for color television transmission, calling for 625 lines of information, scanned at a rate of 25 frames per second.
  181. pal Tür.
    • Short for Phase Alternation Line, the dominant television standard in Europe delivering a resolution of 625 lines at 25 frames per second. A composite color standard similar to NTSC, except that the v-axis subcarrier reference signal inverts in phase at the horizontal line rate.
  182. pal Tür.
    • Phased Alternate Line, analog standard for television transmission, frame 4:3, 625 lines.
  183. pal Tür.
    • Phase alternating line The current Australian analog transmission standard is PAL system B The PAL system consists of 625 lines per frame, only 576 of which are displayed.
  184. pal Tür.
    • Phase Alternating Line system A color television system used in Europe, Australia, parts of Africa and the Middle East It has 625 horizontal scan lines and 25 frames per second.
  185. pal Tür.
    • Phase Alternating Line PAL is the European standard for television transmission.
  186. pal Tür.
    • Phase Alternating Line A European conventional colour television standard, which evolved from the American NTSC standard The term "Phase Alternating Line" refers to the technique used to overcome the colour variations that can occur in the NTSC system.
  187. pal Tür.
    • Phase Alternating Line.
  188. pal Tür.
    • Phase Alternate Line video standard used in Europe and other parts of the world for composite color encoding, using 625 lines at 50 fields per second with a 4 438 MHz color subcarrier, although other scanning systems may be used.
  189. pal Tür.
    • Phase Alternate Lines: colour TV standard used in most European countries and widely throughout the world.
  190. pal Tür.
    • Phase Alternate Line, a video format used in most parts of the world for television.
  191. pal Tür.
    • Phase Alternate Line.
  192. pal Tür.
    • Phase alternate line.
  193. pal Tür.
    • An abbreviation for phase-alternating line, PAL is the color television system used throughout most of Europe and many places around the world pixel An individual picture element.
  194. pal Tür.
    • A mate
    • a partner
    • esp., an accomplice or confederate. become friends
    • act friendly towards.
  195. pal Tür.
    • A European video out standard to display images on a TV screen.
  196. pal Tür.
    • A colour television transmission system used in Australia. Color TV system used by many Asian and European countries, including the UK - see CCIR.
  197. pal Tür.
    • A color television standard or timing format developed in West Germany and used by most other countries in Europe, including the United Kingdom but excluding France, as well as Australia and parts of the Far East PAL uses a total of 625 horizontal lines per frame Each field refreshes at 50 Hz PAL encodes color differently from NTSC PAL stands for Phase Alternation Line or Phase Alternated by Line, by which this system attempts to correct some of the color inaccuracies in NTSC See also NTSC.
  198. pal Tür.
    • a close friend who accompanies his buddies in their activities. become friends
    • act friendly towards. Standard broadcast signal received by Televisions in many European countries The main difference between NTSC, the television standard used in the United States, and PAL is that NTSC delivers 525 lines of resolution at 60 half-frames per second, whereas PAL delivers 625 lines at 50 half-frames per second.
  199. pal Tür.
    • Abbreviation for phase alternation by line A composite color standard used in many parts of the world for TV broadcast The phase alternation makes the signal relatively immune to certain distortions Delivers 625 lines at 50 frames per second PAL-plus is an enhanced-definition version.
  200. pal Tür.
    • A 625-line 50 Hz TV standard used in most of Europe and Australia.
  201. pal Tür.
    • A 50 field video format used primarily in Europe,.
  202. pal İng.
    • i., f. (-led, -ling) k.dili arkadaş dost
    • f. arkadaş olmak.
  203. pala Tür.
    • scimitar. scimiter. sword. broadsword. cutlass. machete. paddle.
  204. pala Tür.
    • scimitar. sabre. saber. blade. sword. broadsword. cutlass. web member. web. knife. paddle.
  205. pala Tür.
    • cutlass. rag rug.
  206. palace İng.
    • i. saray
    • saray gibi bina
    • muhteşem ev
    • k.dili lüks eğlence yeri veya galeri.
  207. paladin İng.
    • i. imparator Şarlman'ın maiyetinde bulunan on iki efsanevi asilzadeden biri
    • macera peşinde koşan şovalye, kahraman.
  208. palamar parası Tür.
    • dockage or buoyage.
  209. palamut Tür.
    • valonia. acorn. bonito. horse mackarel. mast.
  210. palamut Tür.
    • bonito. tunny. valonia oak. acorn.
  211. palamut Tür.
    • bonito.
  212. palan Tür.
    • a broad soft saddle without frame.
  213. palandöken Tür.
    • stony slope.
  214. palanga Tür.
    • tackle. block. jigger. chain hoist. gin. purchase. hoist.
  215. palanga Tür.
    • block and tackle. pulley. hand chain. hoist. pulle block. pillow bloc. chain hoist. chain cat. set of pulley. lifting jack. gin tackle. gin. tackle block. purchase. muffle.
  216. palanga Tür.
    • block and tackle.
  217. palanka Tür.
    • A camp permanently intrenched, attached to Turkish frontier fortresses.
  218. palanquin palankeen İng.
    • i. tahtırevan.
  219. palas Tür.
    • palace. very easy.
  220. palas Tür.
    • East Indian tree bearing a profusion of intense vermilion velvet-textured blooms and yielding a yellow dye.
  221. palas pandıras Tür.
    • very hastily and abrubtly.
  222. palaska Tür.
    • cartridge belt. bandolier.
  223. palaska Tür.
    • cartridge belt.
  224. palatable İng.
    • s. lezzetli, damak lezzeti veren
    • makbul, hoşa giden.
  225. palatal İng.
    • s., i. damağa ait
    • dilb. dilin damağa dokunmasıyle çıkarılan (ses)
    • i. damaksı ses, damak sessizi.
  226. palate İng.
    • i. damak
    • tat alma duyusu
    • zevk, haz, hoşlanma. cleft palate doğuştan yarık damak. hard palate damak, sert damak. soft palate damağın geri kısmı, yumuşak damak, damak eteği.
  227. palatial İng.
    • s. saray gibi, muhteşem.
  228. palatinate İng.
    • i. palatinlik, palatin sıfatına sahip olan hükümdarın ülkesi
    • palatin'in rütbe veya görevi
    • b.h. Palatin'lik'te oturan kimse. the Palatinate Alman'ya'da Ren nehri kıyısında bulunan bir eyalet.
  229. palatine İng.
    • s., i. hükümdar yetkisine sahip (asilzade)
    • saraya mensup
    • b.h. Palatinlik'e ait
    • i. imparator sarayında memur
    • kendi ülkesinde hükümdar yetkisine sahip olan kimse, palatin
    • b.h. Roma'daki yedi tepenin ortasında bulunan tepe
    • vaktiyle kadınların kullandığı ve omuza alınan bir çeşit kürk.
  230. palatine İng.
    • s., i. damakla ilgili veya damağa ait
    • i. damak kemiği. palatine bone damak kemiği. palatine vault damak kemeri.
  231. palaver İng.
    • i., f. laf boş lakırdı, palavra
    • pohpohlama, slang. yağ çekme
    • yerlilerle turistler arasındaki görüşme
    • f. boş laf etmek, palavra atmak
    • yaltaklanmak.
  232. palavra Tür.
    • empty talk. bullshit. cock and bull story n. crap. hog- wash. hot air. palaver. story.
  233. palavra Tür.
    • claptrap. lie. hot air. boasting. applesauce. bragging. baloney. boloney. bounce. braggadocio. bunk. bunkum. claptrap. cock-and-bull story. eyewash. fish story. flubdub. flummery. gaff. jazz. palaver. talkee-talkee. tall story. shits.
  234. palavra Tür.
    • boloney. tale. a tall story. fairy story. fairy-tale. whopper. bunk. baloney. humbug. idle talk. boast. swagger.
  235. palavracı Tür.
    • braggart.
  236. palaz Tür.
    • duckling. gosling.
  237. palazlanmak Tür.
    • to make a packet.
  238. palazlanmak Tür.
    • to grow fat. to grow up. to get rich. to grow up.
  239. pale İng.
    • f. beti benzi atmak, sararmak, donuklaşmak
    • saranmak, donuklaştırmak.
  240. pale İng.
    • s. solgun
    • renksiz, soluk mat, donuk. palefaced s. beti benzi atmış rengi uçmuş. palely z. solgun bir şekilde renksiz olarak. paleness i. solgunluk, renksizlik, matlık.
  241. pale İng.
    • i. sivri uçlu kazık, parmaklık çubuğu
    • etrafı parmaklık veya çitle çevrilmiş yer
    • belirli kimselerin oturmasına tahsis edilmiş mıntıka
    • hudut, sınır
    • yetki
    • sınırlandırılmış herhangi bir şey. beyond the pale yetkisi dışında, salâhiyeti haricinde
    • toplum düzenine aykırı. within the pale sınırı içinde
    • yetkisi dahilinde.
  242. paleface İng.
    • i. Amerika yerlilerinin beyazlara verdiği kabul edilen soluk benizli sıfatı.
  243. paleo- İng.
    • (önek) eski zaman.
  244. paleography İng.
    • i. eski devirlere ait yazı (kitabe, el yazması kitap)
    • eski devirlere ait yazıları okuma veya inceleme ilmi. paleographer i. eski devirlere ait yazıları okuma bilgini. paleographic(al) s. eski devirlere ait yazılarla ilgili.
  245. paleolithic İng.
    • s. taş devrine ait, yontma taş devrine ait.
  246. paleology İng.
    • i. tarihten evvelki zamanlara ait incelemeler, arkeoloji paleolog'ical s. arkeolojik. paleologist arkeolog.
  247. paleontology İng.
    • i. eskivarlıkbilim, paleontoloji. paleontolog'ical s. paleontoloji ile ilgili. paleontol'ogist ' paleontoloji bilgini.
  248. paleontoloji Tür.
    • paleontology.
  249. paleontoloji Tür.
    • palaeontology. paleontology.
  250. paleozoic İng.
    • i., s. jeol. paleozoik.
  251. palestine İng.
    • i. Filistin.
  252. palestinian İng.
    • s. i. Filistin'e ait
    • i. Filistinli.
  253. palestra İng.
    • i. eski Yunanistan'da spor salonu.
  254. palet Tür.
    • Same as Palea.
  255. palet Tür.
    • pallete. pallet. flipper. fin.
  256. palet Tür.
    • palette. track. flippers. caterpillar tread.
  257. palet Tür.
    • palette. palette. caterpillar tread. track (of a vehicle. caterpillar. caterpillar wheel. crawler. track parabolik. parabolik far. paraboloid head lamp. pallet.
  258. palette İng.
    • i palet, ressamların boyalarını karıştırmak için kullandıkları levha
    • bir ressam özgü renkler.
  259. palfrey İng.
    • i., (eski) binek atı, özellikle kadınların bindiği ufak at.
  260. palimpsest İng.
    • i. eski zamanda üzerindeki yazı silinerek yeniden başka yazı yazılmış parşomen.
  261. palindrome İng.
    • i. tersinden de aynı şekilde okunabilen kelime, cümle veya mısra. msl. makam, radar.
  262. paling İng.
    • i. çit yapmaya mahsus kazıklar
    • çit.
  263. palingenesis İng.
    • i. yeniden doğma
    • tenasuh, ruh göçü, ruh sıçraması
    • biyol. üremede atasal özelliklerin yeniden meydana çıkması.
  264. palinode İng.
    • i. şairin evvelce yazdığı bir şiirdeki ifade veya fikrin aksini savunduğu şiir
    • tekzip, inkâr.
  265. palisade İng.
    • i., f. şarampol, parmaklık, çit
    • savunmada kullanılan siper kazığı
    • çoğ. kayalık uçurum
    • f. etrafına kazıklar dikerek çit çevirmek.
  266. palish İng.
    • s. oldukça donuk, renksiz gibi, solgunca.
  267. pall İng.
    • i. siyah çuha veya kadifeden tabut örtüsü
    • kasvetli hava.
  268. pall İng.
    • f. yavanlaşmak, tatsızlaşmak
    • zevkini kaybetmek, bıkmak
    • usandırmak, bıktırmak. It has palled on me Gına geldi Bıktım artık.
  269. palladium İng.
    • i. Pallas Atene'nin Truva'nın güvenliğini sağlayan heykeli
    • her hangi bir güvenlik unsuru.
  270. pallas İng.
    • i., mit. tanrıça Atene'nin diğer ismi
    • astr. Merih ile Erendiz arasındaki asteroitlerden biri.
  271. pallbearer İng.
    • i. cenaze merasiminde tabutu taşıyan veya yanı sıra giden kimse.
  272. pallet İng.
    • i., mak. çömlekçi spatulası
    • ciltçilikte altın yaldızı yerleştirmeye mahsus yassı fırça, tezhip fırçası
    • mak. cep saati çarkını tanzim eden ufak parça
    • ressam paleti
    • istif rafı.
  273. pallet İng.
    • i. ot şilte, ot minder.
  274. palliate İng.
    • f. hafifletmek (hastalık, zorluk), teskin etmek, yatıştırmak
    • (kaba hat veya hakareti) mazur göstermek. palliation i. özür
    • hafifletme.
  275. palliative İng.
    • s., i. hafifletici
    • özür kabilinden
    • i. hafifletici şey.
  276. pallid İng.
    • s. solgun, benzi atmış, sararmış, silik.
  277. pallor İng.
    • i. solgunluk, beniz sarılığı.
  278. palm İng.
    • i. hurma ağacı
    • palmiye
    • hurma ağacının yaprağı veya dalı
    • zafer alameti
    • zafer. palm branch zafer alameti olan hurma dalı. palm oil hurma yağı. Palm Sunday paskalyadan evvelki pazar günü. carry off the palm galip gelmek, zafer kazanmak. coconut palm hindistancevizi ağacı. date palm hurma ağacı. dwarf palm bodur hurma ağacı, bot. Chamaerops homilis. wild palm yabani hurma ağacı. yield the palm bir diğerinin üstünlüğünü kabul etmek.
  279. palm İng.
    • i. aya, avuç içi
    • geyik boynuzunun yassı kısmı
    • el boyunda uzunluk ölçüsü (yaklaşık olarak yirmi cm)
    • el genişliğinde uzunluk ölçüsü (yaklaşık olarak dokuz cm)
    • kürek palası veya ona benzer herhangi bir şey. grease one's palm rüşvet vermek. have an itching palm para hırsı olmak.
  280. palm İng.
    • f. avuç içinde saklamak
    • avuç ile dokunmak veya okşamak. palm off hile ile kabul ettirmek, slang. sokuşturmak, kazıklamak.
  281. palmar İng.
    • s. avuç ile ilgili.
  282. palmate , mated İng.
    • s. aya şeklindeki
    • bot. palmiye yaprağı şeklindeki, elsi, palmat
    • zool. perdeayaklı. palm civet, palm cat misk kedisi, zool. Viverra civetta.
  283. palmer İng.
    • i. Kudüs'ten hurma dalı ile dönen hacı. palmer worm elma yapraklarına zarar veren bir çeşit tırtıl, zool. Dichomeris ligulella.
  284. palmetto İng.
    • i., s. herhangi bir palmiye ağacı
    • palmiye ağacının yapraklarından dokunmuş ince hasır
    • s. bu hasırdan yapılmış.
  285. palmist İng.
    • i. el falına bakan kimse. palmistry el falı.
  286. palmitik asit Tür.
    • palmitic acid.
  287. palmitin Tür.
    • It occurs mixed with stearin and olein in the fat of animal tissues, with olein and butyrin in butter, with olein in olive oil, etc.
  288. palmitin Tür.
    • Chemically, it is a glyceride of palmitic acid, three molecules of palmitic acid being united to one molecule of glyceryl, and hence it is technically called tripalmitin, or glyceryl tripalmitate. an ester of glycerol and palmitic acid.
  289. palmitin Tür.
    • A solid crystallizable fat, found abundantly in animals and in vegetables.
  290. palmiye Tür.
    • palm tree. palm.
  291. palmiye Tür.
    • palm. palm tree.
  292. palmy İng.
    • s. palmiyeleri çok olan
    • muhteşem, gönençli, refah içindeki. palmy days refah günleri, iyi günler.
  293. palomino İng.
    • i. beyaz yele ve kuyruklu altın rengi at.
  294. palooka İng.
    • i., A.B.D. (argo) beceriksiz boksör.
  295. palp , palpus İng.
    • i. (çoğ. palpi) zool. dokunaç. palpiform s. dokunaç gibi.
  296. palpable İng.
    • s. hissedilir, dokunulabilir
    • aşikar, açık, sarih
    • dokunarak hissedilen
    • tıb. el muayenesi ile hissedilen. palpably z. el ile hissedilerek
    • aşikar olarak, açıkça.
  297. palpate İng.
    • f., s., tıb. el ile dokunarak muayene etmek
    • s., zool. dokunaçlı palpa'tion i. dokunma
    • tıb. el ile dokunarak muayene.
  298. palpitate İng.
    • f. yürek gibi hızlı çarpmak, nabız gibi atmak heyecandan titremek. palpita'tion i. çarpıntı, halecan.
  299. palpus İng.
    • bak. palp.
  300. palsy İng.
    • i., f. inme, nüzul, felç
    • f. felce uğratmak.
  301. palter İng.
    • f. aldatmak, oyun etmek. palter with gereken önemi vermemek, küçümsemek.
  302. palto Tür.
    • overcoat. upper coat. wrap.
  303. palto Tür.
    • coat. overcoat. topcoat. greatcoat. cloak. wrap.
  304. palto Tür.
    • coat. overcoat. topcoat.
  305. paltry İng.
    • s. değersiz, kıymetsiz, önemsiz. paltriness i. değersizlik, kıymetsizlik, önemsizlik.
  306. paludal İng.
    • s. bataklıklara ait
    • bataklık gibi.
  307. paludism İng.
    • i., tıb. sıtma.
  308. palyaço Tür.
    • clown. bufoon. buffoon. harlequin.
  309. palyaço Tür.
    • clown. buffoon. harlequin. zany. pierrot.
  310. palyaço Tür.
    • clown. buffoon.
  311. pam İng.
    • i., iskambil ispati valesi
    • bir iskambil oyunu.
  312. pampa Tür.
    • pampa.
  313. pampa İng.
    • i. pampa. pampas cat Arjantin'e mahsus ufak yabani kedi, zool. Felis pajeros pampas grass. Güney Amerika'ya özgü tepesi püsküllü uzun bir çeşit kamış, bot. Cortaderia selloana.
  314. pamper İng.
    • f. refah ve bolluk içinde büyütmek, lüks hayata alıştırmak pohpohlamak, şımartmak.
  315. pamphlet İng.
    • i. broşür, küçük kitap, risale.
  316. pamphleteer İng.
    • i., f. broşür yazan kimse (baz. aşağ)
    • f. broşür yazıp yayınlamak.
  317. pamphylia İng.
    • i., tar. Antalya yöresinin eski ismi.
  318. pamuk Tür.
    • cotton. made of cotton. card. soft commodities. commodity collateral loan. commodity exchange. tricot. cotton wool.
  319. pamuk Tür.
    • cotton. cottony. cotton.
  320. pamuk Tür.
    • cotton. cottony.
  321. pamuk bezi Tür.
    • calico.
  322. pamuk ipliği Tür.
    • yarn.
  323. pamuk ipliği Tür.
    • cotton thread.
  324. pamuk yağı Tür.
    • cottonseed oil.
  325. pamukçu Tür.
    • cotton grower. cotton seller.
  326. pamukçuk Tür.
    • thrush. aphtae.
  327. pamukçuk Tür.
    • aphtha.
  328. pamukçuluk Tür.
    • being a grower / seller of cotton.
  329. pamuklu Tür.
    • cotton. made of cotton. cotton cloth.
  330. pamuklu Tür.
    • cotton. crepe.
  331. pan İng.
    • bak. panchromatic
  332. pan İng.
    • i., mit. Pan (ormanlar otlaklar, sürüler ve çobanlar tanrısı).
  333. pan İng.
    • i. tembul (yaprak) .
  334. pan İng.
    • f. (-ned, -ning) foto sinema makinasmın objektifini bir yandan öbür yana döndürmek .
  335. pan İng.
    • f. (-ned, -ning) toprağı yıkayarak altın çıkarmak
    • tavada pişirmek: leğende yıkamak
    • maden cevherini yıkamak
    • edeb, k.dili tenkit etmek. pan out A.B.D., k.dili netice vermek
    • başarıya ulaşmak muvaffak olmak .
  336. pan İng.
    • i. tepsi, tava
    • kefe, terazi gözü
    • maden cevherini ayırma işinde kullanllan demir tava
    • eski tüfeklerde falya tavası
    • tuzlada tava
    • kafatası
    • buzul parçası. a flash in the pan kuru gürültü, sonuç vermeyen gayret.
  337. pan- İng.
    • (önek) bütün.
  338. panacea İng.
    • i. her derde deva .
  339. panache İng.
    • i. miğfer üstündeki sorguç
    • şevk, canlılık.
  340. panada İng.
    • i .tirit.
  341. Panama Tür.
    • panama. panamanian.
  342. Panama Tür.
    • Panama. panama hat.
  343. Panama Tür.
    • panama city.
  344. Panama Tür.
    • Panama.
  345. Panama Tür.
    • a republic on the Isthmus of Panama
    • achieved independence from Colombia in 1903. a stiff straw hat with a flat crown.
  346. Panama Tür.
    • a republic on the Isthmus of Panama
    • achieved independence from Colombia in 1903.
  347. panama İng.
    • i. Panama. Panama Canal Panama Kanalı.
  348. Panamalı Tür.
    • panamanian.
  349. Panamalı Tür.
    • Panamanian.
  350. panamanian İng.
    • s., i. Panamalı.
  351. panamerican İng.
    • s. bütün Amerika devletlerine veya haklarına mahsus veya ait.
  352. panayır Tür.
    • fair. funfair. market.
  353. panayır Tür.
    • fair.
  354. panayır yeri Tür.
    • fairground.
  355. panbroil İng.
    • f., ahçı. kalın bir tavada yağsız veya az yağla pişirmek.
  356. pancake İng.
    • i., ahçı. gözleme
    • taş pudra
    • hav. uçağın yere düz olarak düşüşü.
  357. pancar Tür.
    • beet. beetroot.
  358. pancar Tür.
    • beet.
  359. panchromatic İng.
    • s., foto. bütün renklere hassas olan (filim)
  360. pancreas İng.
    • i., anat., zool. pankreas. pancreat'ic s. pankreasa ait.
  361. panda Tür.
    • Sanskrit word meaning all the qualities born of knowledge. large black-and-white herbivorous mammal of bamboo forests of China and Tibet
    • in some classifications considered a member of the bear family or of a separate family Ailuropodidae. reddish-brown Old World raccoon-like carnivore
    • in some classifications considered unrelated to the giant pandas.
  362. panda Tür.
    • Performance AND Assessment data for the school
    • national data which compares the school"s performance with other comparable schools.
  363. panda Tür.
    • panda.
  364. panda Tür.
    • panda.
  365. panda Tür.
    • It is related to the bears, and inhabits the mountains of Northern India.
  366. panda Tür.
    • Chinese gold coin of 1 ounce fine gold with a face value of CNY 100 Also minted with fine gold content of 1/2, 1/4, 1/10 and 1/20 ounce.
  367. panda Tür.
    • A small Asiatic mammal having fine soft fur.
  368. panda Tür.
    • An Internet navigation and information retrieval system from the University of Iowa -. a temple priest at a pilgrimage site.
  369. panda İng.
    • i. panda, zool. Ailurus fulgens. giant panda Çin ve Tibet'te bulunan bir cins iri panda,zool. Ailuropoda melanoleuca.
  370. pandantif Tür.
    • pendant pendantive. pendant.
  371. pandanus İng.
    • i. bilhassa Malaya'da bulunan ve kama şeklinde yaprakları olan bir bitki.
  372. pandean İng.
    • s., mit. tanrı Pan'a ait. Pandean pipes bak. panpipe.
  373. pandemic İng.
    • s., tıb. bir veya bir kaç memlekete birden sirayet eden
    • genel, umumi, evrensel.
  374. pandemonium İng.
    • i. bütün şeytanların bulunduğu yer, cehennem
    • karışıklık veya kanunsuzluğun hüküm sürdüğü yer
    • velvele karışıklık, kargaşa.
  375. pander İng.
    • i., f. muhabbet tellâlı, pezevenk
    • f. pezevenklik etmek. pander to someone's tastes yaltaklanmak. panderer i. pezevenk.
  376. pandispanya Tür.
    • sponge cake.
  377. pandispanya Tür.
    • sponge cake.
  378. pandomim Tür.
    • pantomime.
  379. pandomim Tür.
    • mime. pantomime.
  380. pandomim Tür.
    • dumb show.
  381. pandora İng.
    • i., Yu. mit. Pandora, insanlara ceza olarak Zeus tarafından gönderilen güzel kadın. Pandora's box Pandora'nın sandığı.
  382. pandour İng.
    • i. (eski) Avusturya ordusunda bulunan bir çeşit Hırvat neferi
    • hoyrat ve yağmacı asker.
  383. pandowdy İng.
    • i., A.B.D. bir çeşit elma pastası.
  384. pandül Tür.
    • pendulum.
  385. pandül Tür.
    • pendulum.
  386. pandurate , panduriform İng.
    • s. keman şeklinde (yaprak).
  387. pane İng.
    • i. pencerenin bir camı
    • düz yüzey
    • levha, tabaka.
  388. panegyric İng.
    • i., s. övgü, methiye, sitayiş, sena kaside
    • s. övgü niteliğinde. panegyrical s. öven, metheden
    • methiye gibi. panegyrist i. kaside yazan veya okuyan kimse, methiyeci. pan'egyrize f. övmek.
  389. panel Tür.
    • To form in or with panels
    • as, to panel a wainscot.
  390. panel Tür.
    • The bar at the bottom of the KDE or GNOME desktop that provides quick access to tools and programs.
  391. panel Tür.
    • panel. panel discussion.
  392. panel Tür.
    • panel.
  393. panel Tür.
    • One page of a brochure, such as one panel of a rack brochure One panel is on one side of the paper A letter-folded sheet has six panels, not three.
  394. panel Tür.
    • One of the faces of a hewn stone.
  395. panel Tür.
    • One of the districts divided by pillars of extra size, into which a mine is laid off in one system of extracting coal.
  396. panel Tür.
    • On a comics page, the individual framed illustrations In some comics, the divisions between the panels is not always clear
    • panels can be borderless, they can run together, they can be meta-panels comprised of smaller inner-panels there are countless ways in which the layouts can avoid clear-cut panel divisions Most comics, however, are not drawn with these kids of layouts -- most have clearly-defined, framed panels.
  397. panel Tür.
    • In house construction, a thin flat piece of wood, ply wood, or similar material, framed by stiles and rails as in a door or fitted into grooves of thicker material with molded edges for decorative wall treatment.
  398. panel Tür.
    • In appellate cases, a group of judges assigned to decide the case The term is used to refer to a group of potential jurors for the jury selection process. [n] a flat rectangular piece of wood set in a frame Panels were popular on the sides of desks, sideboards, and wardrobes, and as doors. the smallest unit of time in the game system During one Panel, a character may accomplish one simple action, such as making an attack, lifting a sinking ship, or delivering some dialog More complex actions, such as disarming a complex trap, delivering a monologue, debating a course of action, or laying an ambush, will take multiple Panels.
  399. panel Tür.
    • In a biplane the outer panel extends from the wing tip to the next row of posts, and is trussed by oblique stay wires. sheet that forms a distinct section or component of something a pad placed under a saddle a group of people gathered for a special purpose as to plan or discuss an issue or judge a contest etc a group of people summoned for jury service decorate with panels
    • "panel the walls with wood".
  400. panel Tür.
    • Formerly, a piece of cloth serving as a saddle
    • hence, a soft pad beneath a saddletree to prevent chafing.
  401. panel Tür.
    • A wood surface within a surrounding frame All panels have structural frames, the interstices of which are filled with sheets or fields called panels. material sized for fabrication of printed circuit boards Panels come in many, many sizes, the most common being 12" by 18" and 18" by 24" Subtract 1/2" to 1" margins from the panel size to arrive at the space available for printed circuitry.
  402. panel Tür.
    • A variation of the quantitative survey approach Where it differs however, is that participants become part of an ongoing process of regular consultation: as a member of a panel they may take part in several surveys or events over the course of a year.
  403. panel Tür.
    • A sunken compartment with raised margins, molded or otherwise, as in ceilings, wainscotings, etc.
  404. panel Tür.
    • A slab or plank of wood upon which, instead of canvas, a picture is painted.
  405. panel Tür.
    • A section or division of a wall, ceiling or a flat piece of building material that forms the part of the surface of a wall, door or cabinet.
  406. panel Tür.
    • A prisoner arraigned for trial at the bar of a criminal court.
  407. panel Tür.
    • A portion of a framed structure between adjacent posts or struts, as in a bridge truss.
  408. panel Tür.
    • A plain strip or band, as of velvet or plush, placed at intervals lengthwise on the skirt of a dress, for ornament.
  409. panel Tür.
    • A piece of parchment or a schedule, containing the names of persons summoned as jurors by the sheriff
    • hence, more generally, the whole jury.
  410. panel Tür.
    • Any lay-in acoustical board that is designed for use with an exposed mounting system.
  411. panel Tür.
    • A major component of a sliding glass door, consisting of a light of glass in a frame installed within the main frame of the door A panel may be sliding or fixed.
  412. panel Tür.
    • A list of jurors to serve in a particular Court, or for the trial of a particular action - denotes either the whole body of persons summoned as jurors for a particular term of Court or those selected by the clerk by lot. 1 In appellate cases, a group of judges assigned to decide the case 2 In the jury selection process, the group of potential jurors.
  413. panel Tür.
    • A heap of dressed ore.
  414. panel Tür.
    • A group of individuals who are interviewed more than once over time in a longitudinal survey.
  415. panel Tür.
    • A group of individuals who are interviewed more than once over time in a longitudinal survey.
  416. panel Tür.
    • A flat, rectangular piece of material that forms part of a wall, door or cabinet Typically made of wood, it is usually framed by a border and either raised or recessed.
  417. panel Tür.
    • A board set in a frame, it can either be below, or above, or flush with, the face of the frame itself Normally seen in panelled doors and furniture.
  418. panel Tür.
    • A board having its edges inserted in the groove of a surrounding frame
    • as, the panel of a door.
  419. panel İng.
    • i. kapı aynalık tahtası, kapı aynası
    • kadın etekliğini genişletmek için uzunluğuna konan kumaş parçası
    • üzerine resim yapılan ince tahta
    • pano, duvar panosu
    • semerin altına konan keçe, belleme
    • huk. jüri heyetinin isim listesi
    • huk. jüri heyeti. panel discussion açık oturum.
  420. panel İng.
    • f. (-ed, -ing veya -led, -ling) aynalık tahta ile süslemek (kapı)
    • iskoç., huk. resmen itham etmek. paneling i. aynalık tahtalan
    • kömür madenini bölmelerle ayırma.
  421. panelist Tür.
    • a member of a panel.
  422. panelist Tür.
    • a member of a panel.
  423. panelist İng.
    • i. açık oturumda konuşmacı.
  424. panetrable İng.
    • s. delinebilir, nüfuz edilebilir
    • anlaşılır
    • tesir edilebilir penetrability i. nüfuz imkânı
    • delinme kabiliyeti.
  425. pang İng.
    • i. ani olarak şiddetli ağrı, sancı, spazm.
  426. pangolin İng.
    • i., zool. Asya ve Afrika'ya mahsus karınca yiyen sırtı pullu bir cins memeli hayvan.
  427. panhandle İng.
    • i., f. tava sapı
    • A.B.D. ileri doğru uzanan dar kara parçası
    • f., (argo) dilenmek.
  428. panic İng.
    • s., i., f. (-icked ,-icking) panik hissi ile ilgili, panik hissi veren
    • i. panik, ürkü, ani ve şiddetli korku
    • piyasada panik, fiyatlarda düşme korkusu
    • f. paniğe kaptırmak
    • tiyatro, (argo) heyecanlandırıp coşturmak (seyircileri). panicstricken s. paniğe kapılmış. panicky s. yersiz korkuya kapılmış.
  429. panicle İng.
    • i., bot. birleşik salkım, panikul. panicled, paniculate s. piramit şeklinde çiçeği olan.
  430. panik Tür.
    • panicky. panic-stricken. panic-struck. alarmed. panic. stampede. tailspin.
  431. panik Tür.
    • flap. panic. scare. stampede.
  432. panik Tür.
    • black friday. like a scalled cat. panic. scare.
  433. panik Tür.
    • alarmism, panic, two n eight.
  434. panjandrum İng.
    • i. kendini önemli veya yüksek gören memurlara verilen takma ve güldürücü ad.
  435. panjur Tür.
    • venetian blind. sun blind. window bracket. angle brace. bracer. knee. gusset plate. gusset. floor hanger. slatted shutter.
  436. panjur Tür.
    • shutter. venetian blind. louver. slatted shutter.
  437. panjur Tür.
    • blinds. jalousie. window shade. shade. shutter.
  438. pankart Tür.
    • placard.
  439. pankart Tür.
    • banner. placard. plecard. poster.
  440. pankart Tür.
    • banner. pancarte. placard.
  441. pankreas Tür.
    • pancreas.
  442. pankreas Tür.
    • pancreas.
  443. pannier İng.
    • i. erzak taşımaya mahsus küfe
    • eskiden kalçaları yüksek göstermek için kadın etekliğine konan balina kemiğinden yapılmış kafes.
  444. pano Tür.
    • panel. notice board. bulletin board. hoarding. billboard. dashboard.
  445. pano Tür.
    • panel. board. screen. hoarding.
  446. pano Tür.
    • clipboard. panel. wall panel. prefabricated panel. bulletin board. dashboard. net circulation.
  447. panoply İng.
    • i. tam zırh takımı
    • tamamiyle örten herhangi bir şey. panoplied s. tam silahlı, muhteşem surette giyinmiş.
  448. panorama Tür.
    • the visual percept of a region
    • "the most desirable feature of the park are the beautiful views". a picture representing a continuous scene.
  449. panorama Tür.
    • panorama.
  450. panorama Tür.
    • panorama.
  451. panorama Tür.
    • A wide, unobstructed view of an entire surrounding area A picture or series of pictures representing a continuous scene, either exhibited all at once, or exhibited one at a time by being unrolled and passed before the audience Originally, it was a building specially designed to house colossal, circular murals The closest relative to the latter, which is now outdated, is perhaps the IMAX film projection system. from Greek meaning "all view" the wide-open view of the complete surrounding area.
  452. panorama Tür.
    • A picture representing scenes too extended to be beheld at once, and so exhibited a part at a time, by being unrolled, and made to pass continuously before the spectator. a picture representing a continuous scene.
  453. panorama Tür.
    • A picture presenting a view of objects in every direction, as from a central point.
  454. panorama Tür.
    • A photograph with much wider horizontal coverage that a normal photograph, up to 360-degrees and more.
  455. panorama Tür.
    • A panorama shot is an extremely wide-view image created by capturing a series of images.
  456. panorama Tür.
    • A complete view in every direction.
  457. panorama Tür.
    • A broad view, usually scenic Photographer: Don Cochran Film: KODAK FUN SAVER Panoramic Film Size: 35 mm.
  458. panorama Tür.
    • A broad view, usually scenic. 1) Predecessor to the diorama developed in the late 18th century 2) A bar running up and down stage to hold masking, scenery, or lighting.
  459. panorama İng.
    • i. panorama, umumi manzara, genel görünüş
    • bir şehrin veya tabii bir manzaranın uzaktan görünüşünü canlandıran resim
    • durmadan değişen sahne veya olaylar
    • bir konunun etraflı olarak incelenmesi. panoramic s. panoramik.
  460. panpipe İng.
    • i. Pan kavalı, çok borulu kamış mızıka.
  461. pansiyon Tür.
    • boarding house. guesthouse. pension. tourist home. rooming house. auberge. board house. diggings. lodging.
  462. pansiyon Tür.
    • boardinghouse. guesthouse. hostel. rest house. pension. diggings. digs. kip. lodging. lodging house. lodging-house. lodgings. resting place. rooming house.
  463. pansiyon Tür.
    • boardinghouse. digs. guesthouse. lodgings. pension. room. warding house. board and lodgings. bed and board. boarding house. students" hostel.
  464. pansiyoncu Tür.
    • operator of a pension. boarding house keeper.
  465. pansiyoncu Tür.
    • landlord. boarding house keeper.
  466. pansiyonculuk Tür.
    • operating a pension.
  467. pansiyoner Tür.
    • pensionary.
  468. pansiyoner Tür.
    • boarder. lodger. paying guest. pay guest.
  469. pansuman Tür.
    • dressing. dressing for a wound.
  470. pansuman Tür.
    • dressing a wound. dressing for a wound. dressing.
  471. pansuman Tür.
    • dressing.
  472. pansy İng.
    • i. hercai menekşe, alaca menekşe, bot. Viola tricolor
    • A.B.D., (argo) homoseksüel erkek.
  473. pant İng.
    • f., i. solumak, nefes nefese kalmak
    • nefesi kesilmek
    • özlemini duymak, hasretini çekmek
    • şiddetle çarpmak, hızla atmak (kalp)
    • i. soluma, nefesi kesilme
    • yürek çarpıntısı.
  474. pantalettes İng.
    • i., çoğ. eskiden giyilen uzun ve bol paçalı kadın külotu
    • bu külotun kenarına geçirilen farbala.
  475. pantaloon İng.
    • i., (tiyatro) çağdaş pandomimde soytarının yerini alan ihtiyar bunak adam. pantaloons i. eski moda pantolon.
  476. pantechnicon İng.
    • i., ing. her türlü eşya satılan mağaza
    • eşya taşımaya mahsus yük arabası veya kamyon.
  477. panteist Tür.
    • pantheist.
  478. panteist Tür.
    • pantheist.
  479. panteizm Tür.
    • pantheism.
  480. panteon Tür.
    • pantheon.
  481. panteon Tür.
    • pantheon.
  482. panter Tür.
    • panther.
  483. panter Tür.
    • panther.
  484. panter Tür.
    • One who pants.
  485. panter Tür.
    • A net
    • a noose.
  486. panter Tür.
    • A keeper of the pantry
    • a pantler.
  487. pantheism İng.
    • i. panteizm, kamutanrıcılık, vahdeti vücut. pantheist i. panteist, kamutanrıcı. pantheistical s. panteizme ait, kamutanrısal.
  488. pantheon İng.
    • i. panteon.
  489. panther İng.
    • i. panter, pars, kaplan familyasından yırtıcı bir hayvan.
  490. panties İng.
    • i., çoğ. kadın külotu.
  491. pantile İng.
    • i. kenarları üstüste gelince S şeklinde kıvrımlar yapan dam kiremidi.
  492. pantoffle İng.
    • i. terlik, pantufla.
  493. pantograf Tür.
    • pantograph.
  494. pantograf Tür.
    • pantograph.
  495. pantograph İng.
    • i. pantograf.
  496. pantolon Tür.
    • trousers. pants. longs. trollybobs. trouser. unmentionables.
  497. pantolon Tür.
    • trousers. breeches. pants.
  498. pantolon Tür.
    • pants. trousers. a pair of trousers. breeches. bags. pair of bags.
  499. pantomime İng.
    • i., f. pandomima
    • f. pandomima oynamak. pantomimic(al) s. pandomima kabilinden. pantomimist i. pandomima oyuncusu, pandomimci.
  500. pantry İng.
    • i. kiler.
  501. pants İng.
    • i., çoğ., A.B.D. pantolon
    • don, külot.
  502. panturanianism , panturanism İng.
    • i.Turancılık. PanTuranian s. Turancılıkla ilgili.
  503. pantyhose İng.
    • i. külotlu çorap.
  504. pantywaist İng.
    • i. pantolonu tutturmak için eteği düğmeli çocuk bluzu
    • (argo) kadın gibi adam, efemine erkek.
  505. panzehir Tür.
    • antidote. cure all.
  506. panzehir Tür.
    • antidote.
  507. panzehir taşı Tür.
    • opal.
  508. panzer Tür.
    • panzer.
  509. panzer Tür.
    • armor, armour, tank.
  510. panzer Tür.
    • armed combat car.
  511. panzer Tür.
    • an armored vehicle or tank. equipped with armored vehicles
    • "a panzer division".
  512. panzer Tür.
    • an armored vehicle or tank equipped with armored vehicles
    • "a panzer division".
  513. panzer İng.
    • i., ask. motorize kuvvet.
  514. pap İng.
    • i. çocuklara ve hastalara mahsus lapa veya sulu yemek
    • meyva püresi
    • (argo) memurlara sağlanan imtiyaz veya yarar.
  515. pap smear pap test İng.
    • tıb. rahim kanserini teşhis için yapılan test.
  516. papa Tür.
    • the Pope.
  517. papa Tür.
    • Poppa. fn potato. flat lava flow, pahoehoe.
  518. papa Tür.
    • pontiff. pope.
  519. papa Tür.
    • holy father.
  520. papa Tür.
    • dad, dadda, daddy, pa, pops.
  521. papa Tür.
    • A parish priest in the Greek Church.
  522. papa Tür.
    • an informal term for a father
    • probably derived from baby talk. "father".
  523. papa Tür.
    • A child"s word for father.
  524. papa İng.
    • i. baba (bilhassa çocuk dilinde).
  525. papacy İng.
    • i. papalık rütbesi
    • Katolik kilisesi reisliği
    • papalık sistemi.
  526. papağan Tür.
    • parrot. polly. popinjay.
  527. papağan Tür.
    • parrot.
  528. papağan Tür.
    • parrot.
  529. papal İng.
    • s. papaya veya papalığa ait
    • Katolik kilisesine ait.
  530. papalık Tür.
    • the Papacy. papacy. pontificate.
  531. papara Tür.
    • dish of dry bread and broth. scolding.
  532. papara Tür.
    • dish made from pieces of dry bread and broth.
  533. paparazzo İng.
    • i.,it. (çoğ. -zi) meşhurlann peşinde dolaşan fotoğrafçı.
  534. papatya Tür.
    • daisy. camomile. marguerite.
  535. papatya Tür.
    • daisy.
  536. papaver İng.
    • i., bot. haşhaş ve gelincik familyası.
  537. papaveraceous İng.
    • s. haşhaş ve gelincik cinsine ait.
  538. papaw , pawpaw İng.
    • i. Kuzey Amerikaya mahsus bir ağaç, bot. Asiminia triloba
    • bu ağacın meyvası.
  539. papaya Tür.
    • The most complete source of protein, Papaya contains Vitamins A, B, C and E to clean, protect, condition and add moisture to your hair It helps to repair damaged hair fibers, making them stronger and thicker Papaya is a rich hair and skin moisturizer. a large pear-shaped tropical fruit that has vivid golden-yellow skin and flesh when ripe
    • the center of the fruit is packed with tiny black seeds and the flesh has a fragrant, sweet flavor. tropical American shrub or small tree having huge deeply palmately cleft leaves and large oblong yellow fruit. large oval melon-like tropical fruit with yellowish flesh.
  540. papaya Tür.
    • The fruit of the papaya tree, which grows from seed to a 20-foot fruit-bearing tree in under 18 months The fruit is juicy, smooth, and has a sweet-tart flavor "Papain," a digestive enzyme used in meat tenderizers, comes from papayas.
  541. papaya Tür.
    • pawpaw, papaya.
  542. papaya Tür.
    • Papeeta Fruit.
  543. papaya Tür.
    • Native to North America, the papaya is a large fruit which is golden yellow when ripe Ripe papaya has an exotic sweet-tart flavor The fruit is sometimes called pawpaw Recipe: Frozen Fruit Smoothie.
  544. papaya Tür.
    • large oval melon-like tropical fruit with yellowish flesh tropical American shrub or small tree having huge deeply palmately cleft leaves and large oblong yellow fruit.
  545. papaya Tür.
    • A sweet tropical fruit The juice of this fruit yields an enzyme that is used as a meat tenderizer.
  546. papaya Tür.
    • An orange-fleshed, melon-like fruit Some weigh up to ten pounds, but most are about the size of a mango Papaya will ripen at room temperature, so you can buy them firm
    • but eat when soft.
  547. papaya Tür.
    • Almost oval melon-like fruit with creamy golden yellow skin, orange yellow flesh and many shiny black seeds right in the center
    • when slightly underripe, the flesh is firm, and at this point it is good for making relishes
    • it is soft and very juicy when ripe
    • the skin contains a natural enzyme that tenderizes meat and is frequently included in marinades for that reason Some weigh up to ten pounds, but most are about the size of a mango Papaya will ripen at room temperature, so you can buy them firm
    • but eat when soft.
  548. papaya İng.
    • i. Güney Amerika'ya mahsus bir çeşit ağaç, bot. Carica papaya
    • bu agacın meyvasu.
  549. papaz Tür.
    • parish. priest. clergyman. monk. father. parson. cleric. clerk in holy orders. king. chaplain. dominie. minister. pastor. shaveling. sky pilot. hiero-.
  550. papaz Tür.
    • minister. priest. clergyman. ecclesiastic. father. pastor. presbyter.
  551. papaz Tür.
    • clergyman. father. friar. minister. parson. pastor. priest. rector. chaplain. king.
  552. papazlık Tür.
    • pastorate.
  553. papazlık Tür.
    • holy orders. priesthood.
  554. papel Tür.
    • banknote.
  555. paper İng.
    • f. üzerine kâğıt kaplamak, kâğıtlamak
    • kâğıt. yapıştırmak.
  556. paper İng.
    • i., s. kâğıt
    • kâğıt tabakası
    • senet, hüccet, bono
    • kâğıt para, bankınot
    • gazete
    • herhangi bir yazı, tez, tebliğ
    • deste (iğne)
    • duvar kâğıdı
    • (argo) paso
    • çoğ. hüviyet kartı
    • çoğ. bir kimsenin toplu mektupyazı ve hatıraları
    • geminin sefer kağıtları
    • s. kağıttan yapılmış
    • kağıt üzerinde kalan, hükmü olmayan
    • kağıda benzer, ince, da yanıksız. paper clip raptiye, tel raptiye. paper credit vadeli senet ile kredi. paper mill kağıt fabrikası. paper money kağıt para, bankınot. paper profits kağıt üzerindeki tahmini kazanç. blotting paper kurutma kağıdı, papye buvar filter paper süzgeç kâğıdı. linen paper ketenden yapılmış dayanıklı kâğıt. litmus paper turnusol kâğıdı. on paper kâğıt üzerinde kalan, hükmü olmayan, icra olunmayan.
  557. paperback İng.
    • i. karton ciltli kitap.
  558. paperbound İng.
    • s. karton ciltli.
  559. paperhanger İng.
    • i. duvar kâğıdı yapıştıran kimse.
  560. paperknife İng.
    • i. kağıt açacağı.
  561. paperweight İng.
    • i. kâğıtların uçmasını önlemek için üzerine konan ağırlık.
  562. paperwork İng.
    • i. kırtasiyecilik.
  563. papery İng.
    • s. kağıt gibi, ince.
  564. paphlagonia İng.
    • i., tar. Kastamonu yöresinin eski ismi.
  565. papiermache İng.
    • i., Fr. karton piyer.
  566. papilionaceous İng.
    • s. kelebeğe benzer
    • bot. kelebek şeklinde çiçeği olan, kelebeksi.
  567. papilla İng.
    • i. (çoğ. -lae) meme
    • kabarcık
    • anat., zool. dil üzerinde bulunan kabarcık gibi şeylerden biri, mukoza uzantısı
    • bot. bitkilerin üzerinde bulunan kıl gibi kabarcık. papil papillary, papillose s. kabarcıkları olan
    • kabarcığa benzer.
  568. papirüs Tür.
    • papyrus. papyrus plant.
  569. papirüs Tür.
    • papyrus.
  570. papist İng.
    • i., (aşağ) Katolik. papism i. Katoliklik. papistic(al) s. Katolik kilisesine veya ayinlerine ait. papistry i. Katolik mezhebi.
  571. papoose İng.
    • i. Kuzey Amerika kızılderililerinin çocuklarına verilen isim.
  572. pappus İng.
    • i., bot. komposit familyası bitkilerinin kaliksinde meydana gelen şemsiye biçimindeki kıllı uzuv, papus. pappose s. papuslu.
  573. pappy İng.
    • i., k.dili baba.
  574. paprika Tür.
    • Used as a seasoning or coloring agent, this is the ground dried fruit of various ripe pepper plants.
  575. paprika Tür.
    • Type: Spice Description: Dried red peppers ground into a powder Flavor: Slightly bitter, ranging from sweet to hot Uses: Dips, fish, poultry, salads, soups
    • necessary ingredient in goulash. plant bearing large mild thick-walled usually bell-shaped fruits
    • the principal salad peppers. a mild powdered seasoning made from dried pimientos.
  576. paprika Tür.
    • The dried ripened fruit of Capsicum annuum or various other species of pepper
    • also, the mildly pungent condiment prepared from it. a mild powdered seasoning made from dried pimientos.
  577. paprika Tür.
    • Ground, sweet red pepper.
  578. paprika Tür.
    • green pepper, sweet pepper, bell pepper, paprika.
  579. paprika Tür.
    • A seasoning powder made from red peppers The flavor can range from mild to hot Recipe: Pork Tenderloin Paprika.
  580. paprika Tür.
    • A seasoning powder made by grinding dried red or bell pepper pods The flavor ranges from mild to hot, the color from orange-red to bright red U S supermarkets carry the mild paprikas
    • try ethnic shops for stronger varieties. [Hungarian] translated to sweet red pepper A spicy seasoning ground from a sweet variety of red pepper It is used to season ragouts, stuffings, and sauces, and as a garnish.
  581. paprika Tür.
    • A mild powdered seasoning made from red peppers.
  582. paprika İng.
    • i. acısı az bir çeşit kırmızı biber.
  583. papula İng.
    • (çoğ. -lae), papule (çoğ. -s) i. kabarcık.
  584. papyon Tür.
    • bow-tie. dickey bow. dickey. dicky. bow tie.
  585. papyon Tür.
    • bow tie. black tie.
  586. papyon Tür.
    • bow tie.
  587. papyon kravat Tür.
    • bow tie. dickey bow.
  588. papyraceous İng.
    • s. kağıdımsı, kağıt gibi ince.
  589. papyrus İng.
    • i. (çoğ. -ri) papirüs, Nil sahillerinde biten ve eski zamanlarda işlenerek kâğıt gibi kullanılan bir çeşit saz bot. Cyperus papyrus
    • bu sazdan yapılan kâğıt
    • papirüs üzerine yazılmışı yazı.
  590. par İng.
    • i. eşitlik, musavat
    • hisse senetleri ve kıymetli kağıtların itibari değerleri
    • golfta topun deliğe girebilmesi için gerekli vuruş sayısı. above par tic. itibari kıymetten daha yüksek. at par. başa baş. below par tic. itibari kıymetten düşük. par value itibari kıymet. on a par with eşit derecede veya kıymette. up to par itibari kıymetini bulmuş, yeterli, normal.
  591. para Tür.
    • Refers to groups occupying 1,4 positions on a benzene ring.
  592. para Tür.
    • Paraplegic. the number of live-born children a woman has delivered
    • "the parity of the mother must be considered"
    • "a bipara is a woman who has given birth to two children". 100 para equal 1 dinar. a soldier in the paratroops. an estuary in northern Brazil into which the Tocantins River flows. port city in northern Brazil in the Amazon delta
    • main port and commercial center for the Amazon River basin.
  593. para Tür.
    • Ortho-, and Meta-.
  594. para Tür.
    • money. monetary. pecuniary. coffers. money. cash. shekels. currency. shiners. coin. boodle. brass. bread. chink. chip. dough. ducat. dust. funds. green. jack. kale. lolly. lucre. filthy lucre. means. purse. rock. sugar. tin. wherewithal.
  595. para Tür.
    • money. brass. bread. cash. coffers. commodity money. currency. dibs. dimes. dough. face value. filthy lucre. funds. geets. gelt. investment. lolly. means. the necessary. net personality. pocket. to be pushed. rhino. riches. roll. shekels. shiners. spendol.
  596. para Tür.
    • having resemblance to certain features. prefix, beside, near. far from, away, out, different from.
  597. para Tür.
    • Cf.
  598. para Tür.
    • bread. capital. cash. currency. dough. drain. fund. leeway. means. money. obverse. take. wealth.
  599. para Tür.
    • Beside/next to.
  600. para Tür.
    • A woman who has been delivered of a viable fetus. paragraph.
  601. para Tür.
    • A variety of forastero cacao bean cultivated in the Brazilian state of the same name. prefix meaning behind, e g, para-appendiceal.
  602. para Tür.
    • A prefix signifying alongside of, beside, beyond, against, amiss
    • as parable, literally, a placing beside
    • paradox, that which is contrary to opinion
    • parachronism.
  603. para Tür.
    • A prefix denoting: Likeness, similarity, or connection, or that the substance resembles, but is distinct from, that to the name of which it is prefixed
    • as paraldehyde, paraconine, etc.
    • also, an isomeric modification. Specifically: That two groups or radicals substituted in the benzene nucleus are opposite, or in the respective positions 1 and 4
    • 2 and 5
    • or 3 and 6, as paraxylene
    • paroxybenzoic acid.
  604. para Tür.
    • A piece of Turkish money, usually copper, the fortieth part of a piaster, or about one ninth of a cent. an estuary in northern Brazil into which the Tocantins River flows 100 para equal 1 dinar.
  605. para Tür.
    • Also used adjectively.
  606. para arzı Tür.
    • money supply. supply of money.
  607. para basma Tür.
    • coinage. coining. coin of money. minting.
  608. para basma Tür.
    • coinage.
  609. para birimi Tür.
    • paraşütçü asker. paragraf.
  610. para birimi Tür.
    • monetary unit. currency. currency unit. unit of currency.
  611. para çantası Tür.
    • moneybag. purse. money bag. wallet.
  612. para çantası Tür.
    • moneybag.
  613. para cezası Tür.
    • fine. administrative fine. pecuniary offence. pecuniary punishment. penalty. criminal penalty. amend. money bote / penalty. amende. atonement money. money bote. money penalty. forfeit money. mulct. pecuniary penalty.
  614. para cezası Tür.
    • fine.
  615. para cezası Tür.
    • amercement.
  616. para cüzdanı Tür.
    • pocket book. wallet.
  617. para darlığı Tür.
    • money restrictiveness. pressure for money. money squeeze. monetary difficulties / scarcity. scarcity of money. want of money. shortness of money. lack of money. monetary difficulties. monetary scarcity. money tightness. pecuniary difficulty / embarrassmen.
  618. para dolaşımı Tür.
    • money circulation.
  619. para kesesi Tür.
    • purse.
  620. para kesesi Tür.
    • pouch.
  621. para şişkinliği Tür.
    • monetary inflation. inflation of the currency.
  622. para- İng.
    • (önek) yakın
    • ötesinde
    • ikinci derecede
    • benzer.
  623. parable İng.
    • i. içinde hakikat payı olan kısa alegorik hikâye
    • ifade edilmek istenileni benzetme veya kıyas yoluyle anlatan söz veya konuşma
    • mesel.
  624. parabol Tür.
    • parabole. parabola.
  625. parabol Tür.
    • parabola.
  626. parabol Tür.
    • parabola.
  627. parabola İng.
    • i., geom. parabol.
  628. parabolic. -ical İng.
    • s. benzetme veya kıyas yoluyle ifade edilen
    • geom. parabolik. parabolically z. benzetme veya kıyas yoluyle ifade ederek.
  629. parabolik Tür.
    • parabolic. parabolical.
  630. parabolik Tür.
    • parabolic.
  631. paraboloid İng.
    • i., geom. parabolit.
  632. parachute İng.
    • i., f. paraşüt
    • f. paraşütle atlamak
    • paraşütle indirmek. parachutist i., ask. paraşütçü.
  633. paraclete İng.
    • i. şefaatçi
    • yardıma çağrılan kimse. the Paraclete Ruhulkudüs.
  634. paraçol Tür.
    • knee. bracket. hanger. angle tie. knee plate. angle bracket. angle brace. bracer. gusset plate. gusset. floor hanger.
  635. parade İng.
    • f. gösteriş yapmak
    • tören için askeri sıraya dizmek
    • saflar halinde geçirmek
    • gösteriş yapmak için dolaşmak
    • kibirle göstermek
    • gösteri yaparak sokakları dolaşmak
    • yoklama veya talim için toplanmak.
  636. parade İng.
    • i. gösteri, numayiş, alay, tören, geçit resmi
    • ask. yoklama için askerlerin sıra ile geçmesi
    • geçit resmi yapılan meydan
    • gezinti yapılan yer. parade ground tören meydanı. parade rest askerlerin rahat vaziyetinde kalmaları. make a parade of gösteriş yapmak. on parade sergi halinde, açıkta.
  637. paradi Tür.
    • the upper balcony. the gallery (of a theater.
  638. paradigm İng.
    • i. örnek, numune
    • gram çekim listesi.
  639. paradigma Tür.
    • paradigm.
  640. paradigma Tür.
    • paradigm.
  641. paradise İng.
    • i. cennet, Aden, cennet bahçesi
    • cennet gibi yer. fool's paradise boş emeller üzerine kurulmuş mutluluk.
  642. paradoks Tür.
    • paradox.
  643. paradoks Tür.
    • paradox.
  644. paradoksal Tür.
    • pradoxical.
  645. paradoksal Tür.
    • paradoxical.
  646. paradox İng.
    • i. paradoks, mantığa aykırı görünen fakat hakikatte doğru olabilen düşünce
    • birbirini tutmaz sözler
    • birbirine aykırı söz ve davranışlar
    • karakterinde birbirine aykırı hususlar olan kimse. paradox'ical s mantığa aykırı görünen. paradox'ically z. birbirine zıt olarak, aykırı düşerek.
  647. paraf Tür.
    • paraph.
  648. paraf Tür.
    • an abbreviated signature. initials. paraph. manual sign.
  649. paraf Tür.
    • abbreviated signature.
  650. paraffin İng.
    • i., f. mum, parafin
    • f. parafin tatbik etmek. paraffin i., paraffin oil ing. gazyağı.
  651. parafin Tür.
    • paraffin. paraffin wax.
  652. parafin Tür.
    • paraffin.
  653. paragon İng.
    • i. mükemmel olduğu kabul edilen örnek, numune
    • matb. yirmi puntoluk harf, irice bir çeşit harf.
  654. paragöz Tür.
    • scrooge. sordid. money- loving. money-grubbing. greedy for money.
  655. paragöz Tür.
    • nummamorous.
  656. paragraf Tür.
    • paragraph. passage.
  657. paragraf Tür.
    • paragraph.
  658. paragraf Tür.
    • paragraph.
  659. paragraph İng.
    • i., f. paragraf, bent, fıkra
    • paragraf işareti
    • f. yazıyı paragraflara ayırmak
    • bir paragrafta ifade etmek. paragraph'ic (aI) s. fıkra kabilinden. pa ragraphist i. fıkra yazarı.
  660. Paraguay Tür.
    • Paraguay.
  661. Paraguay Tür.
    • Paraguay.
  662. Paraguay Tür.
    • ) A theocratic mission which governed native Indians from 1605 to 1769 It started when Spain granted the Society of Jesus exclusive rights to rule an area in what is now Paraguay and which then was inhabited by 100,000 to 200,000 Guarani Indians The previously savage Indians were transformed into docile and devoted Christian converts who obeyed orders to farm the land, build imposing churches and perform simple tasks for an ecclesiastical government that ran each community like a religious convent The theocracy ended soon after Spain in 1767 suppressed the Jesuit order in all Spanish areas. a landlocked republic in south central South America
    • achieved independence from Spain in 1811.
  663. Paraguay Tür.
    • a landlocked republic in south central South America
    • achieved independence from Spain in 1811.
  664. paraguay İng.
    • i. Paraguay.
  665. Paraguaylı Tür.
    • paraguayan.
  666. Paraguaylı Tür.
    • Paraguayan.
  667. parakeet İng.
    • i. bir çeşit ufak papağan, muhabbetkuşu.
  668. parakete Tür.
    • setline. groundline. travel line. log line. log. knot. log chip.
  669. parakete Tür.
    • multi-hooked fishing line. setline. log chip. log.
  670. paralama Tür.
    • laceration.
  671. paralamak Tür.
    • zerreissen.
  672. paralamak Tür.
    • to tear sth to pieces. maul. shiver.
  673. paralanmak Tür.
    • to wear oneself out trying to do sth impossible. to put a lot of painstaking effort into sth.
  674. paraleipsis İng.
    • i., kon. san. bir hususu ihmal eder gibi görünerek dikkati özellikle o nokta üzerine çekme.
  675. paralel Tür.
    • parallel. collateral. equidistant. parallel. latitude.
  676. paralel Tür.
    • parallel. analogous. collateral. even.
  677. paralel Tür.
    • analogous. collateral. parallel. straight. parallel koşut.
  678. paralelkenar Tür.
    • rhomboid.
  679. paralelkenar Tür.
    • paralleogram.
  680. paralelkenar Tür.
    • parallelogram.
  681. paralellik Tür.
    • parallelism.
  682. paralellik Tür.
    • parallelism.
  683. paralı Tür.
    • rich. sth which costs money. covered with polka dots. fee charging. mercenary. moneyed. subject to payment.
  684. paralı Tür.
    • paid. paying. coin-operated. coin-op. moneyed. rich. wealthy. flush. heeled. loaded. mercenary. well-heeled.
  685. paralı Tür.
    • loaded. rich. requiring payment. having a fee. moneyed. fee-paying.
  686. paralık Tür.
    • sth worth paras.
  687. parallax İng.
    • i., astr. paralaks. parallac'tic s. paralaks bakımından, paralaks ile ilgili.
  688. parallel İng.
    • f. paralel olarak koymak
    • kıyaslamak, mukayese etmek
    • benzer olmak, müşabih olmak.
  689. parallel İng.
    • s., i. paralel, muvazi, koşut
    • aynı, benzer
    • aynı amaç veya sonuca yönelen i. birbirine paralel doğru veya düzeyler
    • benzerlik
    • nazire
    • coğr. paralel
    • ask. cephe hendeği
    • elek. paralel bağlantı. parallel with, parallel to paralel olarak. parallel bars barfiks. draw a parallel mukayese etmek, karşılaştırmak, kıyaslamak.
  690. parallelepiped İng.
    • i., geom. altı yüzü paralelkenar olan cisim, paralelyüz.
  691. parallelism İng.
    • i. paralel oluş, paralellik, muvazilik
    • benzerlik.
  692. parallelogram İng.
    • i., geom. paralelkenar, paralelogram.
  693. paralogism İng.
    • i. mantığa aykırı düşünüş, yanlış ifade olunan muhakeme.
  694. paralysis İng.
    • i., tıb. felç, inme, nüzul.
  695. paralytic İng.
    • s., i. inmeli, felçli, kötürüm
    • i. felçli kimse.
  696. paralyze , ing -ise İng.
    • f. felce uğratmak
    • kuvvetini kırmak, sakatlamak, tesirsiz hale getirmek.
  697. paramagnetic İng.
    • s. mıknatıs tarafından çekilme hassası olan, mıknatısla çekilebilen, paramagnetik. paramag'netism i. paramagnetizm.
  698. paramaribo İng.
    • i. Paramaribo, Surinam'ın başkenti.
  699. paramatta İng.
    • i. pamuk ve yünden yapılmış ince elbiselik kumaş.
  700. paramecium İng.
    • i. (çoğ. -cia) zool. paramisyum.
  701. parameter İng.
    • i., mat. parametre.
  702. parametre Tür.
    • parameter.
  703. parametre Tür.
    • parameter.
  704. paramilitary İng.
    • s. askeri niteliği olan fakat orduya bağlı olmayan (kuruluş, örgüt).
  705. paramnesia İng.
    • i. tıb. paramnezi
    • psik. görmüşlük duygusu.
  706. paramount İng.
    • s. âlâ, fevkalade, üstün, faik: rütbece üstün olan.
  707. paramour İng.
    • i. aşık, sevgili, metres, gayri meşru karı ve koca.
  708. paramparça Tür.
    • smashed to bits. in tatters.
  709. paramparça Tür.
    • all in pieces.
  710. parankima Tür.
    • parenchyma.
  711. paranoia İng.
    • i., tıb. paranoya, delilik. paranoiac s., i., tıb. paranoya ile ilgili
    • i. paranoik hasta
    • evhamlı deli. par'anoid s. paranoya ile ilgili.
  712. paranoya Tür.
    • paranoia.
  713. paranoya Tür.
    • paranoia.
  714. paranoyak Tür.
    • paranoiac. paranoid.
  715. paranoyak Tür.
    • paranoiac. paranoiac.
  716. parantez Tür.
    • parenthesis. parentheses. brackets.
  717. parantez Tür.
    • bracket. parenthesis. round brackets.
  718. parantez Tür.
    • bracket. parenthesis. bracket ayraç. paranthesis.
  719. paranymph İng.
    • i. sağdıç.
  720. parapet Tür.
    • The walkway around the outside of the lantern room Also referred to as a Gallery.
  721. parapet Tür.
    • The region of an exterior wall that projects above the level of the roof. a low wall along the outmost edge of the roadway of a bridge to protect vehicles and pedestrians.
  722. parapet Tür.
    • The portion of a vertical wall of a building which extends above the roof line at the intersection of the wall and roof. a low protective wall or railing at the edge of a roof, walkway, or embankment.
  723. parapet Tür.
    • The extension of a false front or wall above a roof line.
  724. parapet Tür.
    • The crenelated wall protecting the soldiers on the Wall Walk.
  725. parapet Tür.
    • That portion of the vertical wall of a building which extends above the roof line at the intersection of the wall and roof.
  726. parapet Tür.
    • Solid wall at crest of seawall projecting above deck level.
  727. parapet Tür.
    • See Illust. of Casemate. fortification consisting of a low wall a low wall along the edge of a roof or balcony.
  728. parapet Tür.
    • parapet. balustrade. bulwarks of a ship.
  729. parapet Tür.
    • Low wall on outer side of main wall.
  730. parapet Tür.
    • Fortification, the shot-proof covering of a mass of earth on the exterior edge of the ramparts The openings cut through the parapets to permit guns to fire in the required direction are called embrasures: about 18 feet is allowed from one embrasure to another, and the solid intervening part is called the merlon An indented parapet is a battlement.
  731. parapet Tür.
    • Extension of an exterior wall above the roofline.
  732. parapet Tür.
    • bulwark.
  733. parapet Tür.
    • Breastworks, walls, and bulwarks of earth, wood, brick, iron, stone, etc, located on the exterior edge of the rampart of the fort.
  734. parapet Tür.
    • A wall, rampart, or elevation of earth, for covering soldiers from an enemy"s fire
    • a breastwork.
  735. parapet Tür.
    • A wall placed at the edge of a roof to prevent people from falling off.
  736. parapet Tür.
    • A wall placed at the edge of a roof, especially a flat roof, to prevent people from falling off.
  737. parapet Tür.
    • A portion of wall that projects above a roof.
  738. parapet Tür.
    • An elevated wall or embankment constructed from earth, wood or stone designed to intercept enemy fire.
  739. parapet Tür.
    • A low wall used along the edge of a roof, gable or terrace and designed as a protection or decoration.
  740. parapet Tür.
    • A low wall that serves as a vertical barrier at the edge of a roof, terrace, or other raised area
    • in a exterior wall, the part entirely above the roof.
  741. parapet Tür.
    • A low wall projecting along the edge of a roof, which may be embellished or decorated.
  742. parapet Tür.
    • A low wall placed to protect any spot where there"s a sudden drop, such as at the edge of a bridge or housetop.
  743. parapet Tür.
    • A low wall or railing built along the edge or roof or a floor.
  744. parapet Tür.
    • A low wall or railing along the edge of a roof, balcony, or bridge The part of a wall that extends above the roof line.
  745. parapet Tür.
    • A low wall, especially one serving to protect the edge of a platform, roof, bridge, or the like.
  746. parapet Tür.
    • A low wall around the perimeter of a building at roof level or around balconies.
  747. parapet Tür.
    • a low wall along the edge of a roof or balcony. fortification consisting of a low wall.
  748. parapet Tür.
    • A low, protective wall or railing along the edge of a roof, balcony, or similar structure.
  749. parapet İng.
    • i. siper, istihkam siperi
    • dam kenarındaki alçak duvar korkuluk duvarı. parapeted s. korkuluk duvarı olan.
  750. paraph İng.
    • i. imzayı takip eden çizgi.
  751. paraphernalia İng.
    • i., çoğ. zata mahsus eşya
    • teçhizat
    • huk. evli kadının şahsi malları.
  752. paraphrase İng.
    • i., f. açıklama, şerh, tefsir, izah
    • başka kelimelerle izah etme
    • f. açıklamak, tefsir etmek, şerh ve izah etmek.
  753. paraphrastic ,-tical İng.
    • s. açıklayıcı, şerh kabilinden. paraphrastically z. açıklayarak, şerh mahiyetinde.
  754. paraplegia İng.
    • i., tıb. belden aşağısnın felce uğraması, yarım felç.
  755. parapsikoloji Tür.
    • parapsychology.
  756. parapsikoloji Tür.
    • parapsychology.
  757. parapsychology İng.
    • i. parapsikoloji, telepati gibi tabiatustü ruh kuvvetlerini inceleyen araştırma dalı.
  758. parasal Tür.
    • monetary. financial.
  759. parasal Tür.
    • financial. monetary. pecuniary.
  760. parasang İng.
    • i. fersah.
  761. paraselene İng.
    • i. ay halesinin içinde bazen görülen parlak nokta, yalancı ay.
  762. parasite İng.
    • i. asalak, parazit, tufeyli. parasitic(al) s. parazit, asalak. parasitically z. parazit olarak. parasit'icide i. parazitleri öldüren şey. parasitism i. parazitlik, asalaklık
    • tıb. vücutta parazitlerden ileri gelen hastalık. parasitol'ogy i. parazit ilmi.
  763. parasız Tür.
    • penniless.
  764. parasız Tür.
    • free of charge. free. penniless. sb who has no money. poor. gratis. bust. complimentary. destitute. fundless. gratuitous. impecunious. out of cash. without payment. stony. in stook.
  765. parasız Tür.
    • complimentary. free. impecunious. pushed. short. stranded. without money. penniless. broke. badly-off. complimentary bedava. gratis. for nothing.
  766. parasız pulsuz Tür.
    • utterly penniless. barehanded.
  767. parasızlık Tür.
    • pennilessness.
  768. parasızlık Tür.
    • lack of money. penury. impecuniosity. want of money.
  769. parasol İng.
    • i. güneş şemsiyesi, güneşlik.
  770. paraşüt Tür.
    • parachute. canopy. chute.
  771. paraşüt Tür.
    • parachute.
  772. paraşüt Tür.
    • chute. parachute.
  773. paraşütçü Tür.
    • parachutist. paratrooper. parachuter.
  774. paraşütçü Tür.
    • parachutist. parachute pumper.
  775. paraşütçü Tür.
    • parachute jumper.
  776. paraşütçülük Tür.
    • parachuting.
  777. parasympathetic İng.
    • s. otonom sinir sistemine ait, parasempatik.
  778. parasyphilis İng.
    • i., tıb. frengi hastalığını takibeden marazi durum.
  779. parataxis İng.
    • i., gram aralarında bağlaç olmayan yan yana sıralanmış kelime veya cümle düzeni. paratactic s. aralarında bağlaç olmadan sıralama kabilinden, böyle sıralanmış.
  780. parathyroid glands İng.
    • paratiroid bezleri.
  781. paratoner Tür.
    • lightning rod. lightning conductor.
  782. paratoner Tür.
    • lightning rod. lightning arrester.
  783. paratoner Tür.
    • lightning conductor. conductor. lightning rod.
  784. paratroops İng.
    • i., çoğ., ask. paraşütçü kıtası. paratrooper i. paraşütçü asker.
  785. paratyphoid İng.
    • i. paratifo.
  786. paravan Tür.
    • paravane.
  787. paravan Tür.
    • folding screen.
  788. paravane İng.
    • i. paravan, gemi pruvasının iki tarafına takılıp mayınlara karşı kullanılan torpil şeklinde cihaz.
  789. parazit Tür.
    • parasital. parasitical. parasitic. parasite. interference. atmospherics. strays. noise. cestode. cestoid. helminth. vermin.
  790. parazit Tür.
    • bloodsucker. drone. interference. leech. parasite. static. atmospherics. sponger. cadger. jamming.
  791. parazit Tür.
    • babble. interference. parasite. static disturbance / distortion. atmospherics. sponger. noise. sponge.
  792. parboil İng.
    • f. yarı kaynatmak.
  793. parbuckle İng.
    • i., f. fıçıyı araba veya gemiye yüklemeye mahsus halat
    • f. bocurgat halatı ile yüklemek.
  794. parça Tür.
    • piece. bit. cut. fragment. part. component. passage. attachment. batch. cake. cantle. dribblet. driblet. fraction. item. lump. moiety. morsel. patch. portion. scrap. segment. shred. snatch. tool.
  795. parça Tür.
    • article. bar. bit. cut. extract. fragment. grain. iota. item. jot. length. lump. morsel. ounce. part. particle. passage. piece. portion. quotation. section. segment. shred. snatch. text. track. unit.
  796. parça parça Tür.
    • fragmentary. piecesmeal. piecemeal. in tatters.
  797. parça parça Tür.
    • fragmentary.
  798. parça parça Tür.
    • apart. fragmentary. piecemeal.
  799. parçacı Tür.
    • seller of piece goods. seller of spare parts.
  800. parçacı Tür.
    • seller of cloth remmants. seller of spare parts. outlet store.
  801. parçacık Tür.
    • particle.
  802. parçacık Tür.
    • bit.
  803. parçalama Tür.
    • tearing. splitting. hackling. smashing. shattering. fission. piercing. breaking. wreckage. wrecking. parting. demolishment. carving. dashing. disintegration. chopping. crashing. decomposition. fractioning. fractional.
  804. parçalama Tür.
    • breaking into pieces. dismantlement. dismemberment. fragmentation.
  805. parçalama Tür.
    • breaking.
  806. parçalamak Tür.
    • to tear / to break / to pull sth into pieces. to tear / to cut to pieces. to piece. split. to smash. to shatter. to wreck. to break. to pare. to part. to dash. to chop. to demolish. to chop off. to crash. to decompose. to carve. to stave. to disintegrate.
  807. parçalamak Tür.
    • pull to pieces. break into pieces. tear to pieces. take to pieces. split. break up. dismember. smash. cut smth. asunder. bash in. comminute. crumble. cut up. dash. disintegrate. disjoint. dismantle. disrupt. lacerate. rend. scrap. shatter. shiver. sh.
  808. parçalamak Tür.
    • break. bust. disintegrate. dismember. lacerate. mangle. maul. rip. savage. sever. shred. smash.
  809. parçalanma Tür.
    • smash. break-up. disintegration.
  810. parçalanma Tür.
    • crash. disintegration. fraction. crumbling. fragmentation. fissioning. smash. decomposition. breaking. shattering. rupture. break up. dismemberment.
  811. parçalanma Tür.
    • breakup. disintegration. being torn. being broken. crash. disjunction. dismemberment. disruption. fragmentation. rent. schism. smash. smash-up. split. split-up.
  812. parçalanmak Tür.
    • fragment. to be broken into pieces. to wear oneself out trying to please sb. to break. to break up. to tear. to fraction. to fission. to crash. to shatter. to rupture. to decompose. to crumble. to disintegrate. burst. jag. part. to come to pieces. fall to.
  813. parçalanmak Tür.
    • break up. disintegrate. come apart. fall to pieces. break to pieces. go splinters. smash. go into splinters. go to pieces. break. crash. crumble. crush. decay. digest. disrupt. fly to pieces. rend. rupture. shatter. shiver. shred. spall. splinter. sp.
  814. parçalanmak Tür.
    • break. disintegrate. fragment. sever. smash. to break into pieces. to break up. to smash. to disintegrate. to fragment. to wear oneself out.
  815. parçalara ayırmak Tür.
    • section. segment.
  816. parçalara ayırmak Tür.
    • demount. disjoin. fragment. share out. take down. take to pieces.
  817. parçalayıcı Tür.
    • divisive.
  818. parçalı Tür.
    • sth made up of pieces. patchwork. limited.
  819. parçalı Tür.
    • in piece. pieced. sectional. partite. splintery.
  820. parçalı Tür.
    • bitty. pieced. in parts.
  821. parcel İng.
    • i., f., s., z. paket bohça, çıkın
    • miktar, takım
    • huk. parça, kısım, parsel
    • f. kısım veya hisselere ayırmak
    • paket yapmak
    • den. halat üzerini katranlı bezle örtmek
    • s., z. kısmen. parcel post paket postası.
  822. parcenary İng.
    • i., huk. müşterek varislik, ortak malsahipliği. parcener i. müşterek vâris.
  823. parch İng.
    • f. kavurmak, kavurup kurutmak, yakmak
    • aşırı sıcaktan kavrulmak, çok kurumak. parchedness i. kavrulmuşluk.
  824. parchment İng.
    • i. parşömen tirşe
    • parşomen kâğıdı
    • parşömen üzerine yazılmış yazı.
  825. pardner İng.
    • i., A.B.D., leh. arkadaş.
  826. pardon Tür.
    • To remit the penalty of
    • to suffer to pass without punishment
    • to forgive
    • applied to offenses.
  827. pardon Tür.
    • To release from punishment
    • exempt from penalty.
  828. pardon Tür.
    • To refrain from exacting as a penalty.
  829. pardon Tür.
    • To give leave to. a warrant granting release from punishment for an offense grant a pardon to
    • "Ford pardoned Nixon"
    • "The Thanksgiving turkey was pardoned by the President".
  830. pardon Tür.
    • To absolve from the consequences of a fault or the punishment of crime
    • to free from penalty
    • applied to the offender.
  831. pardon Tür.
    • The state of being forgiven.
  832. pardon Tür.
    • The act of pardoning
    • forgiveness, as of an offender, or of an offense
    • release from penalty
    • remission of punishment
    • absolution.
  833. pardon Tür.
    • the act of excusing a mistake or offense. a warrant granting release from punishment for an offense. the formal act of liberating someone. accept an excuse for
    • "Please excuse my dirty hands". grant a pardon to
    • "Ford pardoned Nixon"
    • "The Thanksgiving turkey was pardoned by the President".
  834. pardon Tür.
    • pardon me. excuse me.
  835. pardon Tür.
    • pardon me. excuse me.
  836. pardon Tür.
    • pardon.
  837. pardon Tür.
    • A remission of punishment or penalty without indicating exoneration from guilt.
  838. pardon Tür.
    • A release, by a sovereign, or officer having jurisdiction, from the penalties of an offense, being distinguished from amenesty, which is a general obliteration and canceling of a particular line of past offenses.
  839. pardon Tür.
    • A person may apply for a pardon from a summary offence conviction after three years while the waiting period to apply to apply for a pardon from an indictable offence is five years Applications are made to the National Parole Board.
  840. pardon Tür.
    • An official warrant of remission of penalty.
  841. pardon Tür.
    • An act of grace from governing power which mitigates punishment and restores rights and privileges forfeited on account of the offense.
  842. pardon Tür.
    • An act of grace by the chief executive of a state or county that releases a convicted person from punishment imposed by a previous court sentence., v To remit a penalty and restore to the life of crime To add to the lure of crime the temptation of ingratitude.
  843. pardon Tür.
    • A form of clemency, granted by the executive branch.
  844. pardon Tür.
    • Action by an official of an executive branch of government relieving a criminal from a conviction.
  845. pardon İng.
    • f., i. affetmek, suçunu bağışlamak
    • i. af suçunu bağışlama, mağfiret
    • günah çıkarma
    • afname. I beg your pardon Affedersiniz. Pardon me Pardon. pardonable s. affolunabilir. pardoner i., tar. Katolik kilisesinde günahların affını satmaya yetkili olan kimse
    • affeden kimse.
  846. pardösü Tür.
    • lightweight overcoat. topcoat.
  847. pardösü Tür.
    • light overcoat. top coat.
  848. pare Tür.
    • To remove
    • to separate
    • to cut or shave, as the skin, ring, or outside part, from anything
    • followed by off or away
    • as
    • to pare off the ring of fruit
    • to pare away redundancies.
  849. pare Tür.
    • To remove the peel or outer covering from a fruit or vegetable with a knife. "No, really, it was a fun evening really ".
  850. pare Tür.
    • To remove fine shavings with a knife, chisel, or other cutting instrument Paring fine shavings by cutting is distinguished from scraping fine shavings: Paring is usually limited to a small part of a surface, scraping is most often used for more accurate smoothing when applied to a large surface area.
  851. pare Tür.
    • To cut the skin from a food, usually with a short knife called a paring knife.
  852. pare Tür.
    • To cut off the outside covering or to peel. decrease gradually or bit by bit. cut small bits or pare shavings from
    • "whittle a piece of wood". strip the skin off
    • "pare apples". remove the edges from and cut down to the desired size
    • "pare one"s fingernails"
    • "trim the photograph"
    • "trim lumber".
  853. pare Tür.
    • To cut off, or shave off, the superficial substance or extremities of
    • as, to pare an apple
    • to pare a horse"s hoof.
  854. pare Tür.
    • To cut away outer skin using a small knife or vegetable peeler. trim the outer layer of, as in: Do you pare an apple when you eat it, or do you like it unpeeled?.
  855. pare Tür.
    • piece. fragment. bit.
  856. pare Tür.
    • Fig.: To diminish the bulk of
    • to reduce
    • to lessen. decrease gradually or bit by bit remove the edges from and cut down to the desired size
    • "pare one"s fingernails"
    • "trim the photograph"
    • "trim lumber".
  857. pare İng.
    • f. kabuğunu soymak
    • yavaş yavaş eksilmek. pare off, pare away yontmak.
  858. paregoric İng.
    • i. kâfurlu afyon tentürü.
  859. parenchyma İng.
    • i., bot. parankima yemişlerde ve taze dal ile yapraklarda lifli kısımların arasını dolduran hücresel doku
    • anat., zool. parankima, özekdoku.
  860. parent İng.
    • i. anne veya baba
    • ata, cet
    • sebep olan şey, kaynak, memba
    • koruyucu kimse, hami olan kimse
    • çoğ. ana baba, ebeveyn. parent teachers' association okul aile birliği. parentage i. analık ve baballk hali
    • soy, nesep nesil. parental s. ana babaya ait. parentally z. ana babaya yakışır şekilde. parenthood i. analık veya babalık hali.
  861. parenthesis İng.
    • i. (çoğ. -ses) parantez, ayraç
    • cümle yapısı yönünden konuyla ilişkisi olmayan söz ara cümle parantez cümlesi
    • parantez işareti, ( )
    • aradaki olay
    • fasıla, aralık. put in parentheses parantez içine almak. parenthesize f. parantez içine almak. parenthet'ic(al) s. parantez kabilinden
    • ara olay gibi. parenthetically z. parantez olarak.
  862. paresis İng.
    • i., tıb. hafif felç, parezi
    • frenginin sebep olduğu felç ve akıl hastalığı.
  863. parexcellence İng.
    • Fr. başlıca, belli başlı, fevkalade, mükemmel.
  864. parfüm Tür.
    • perfume. scent.
  865. parfüm Tür.
    • perfume.
  866. parfüm Tür.
    • perfume.
  867. parfümeri Tür.
    • perfumery.
  868. parget İng.
    • f., i. sıvamak, sıva ile süslemek
    • i. alçıtaşı
    • sıva, baca sıvası
    • sıva süsü.
  869. parhelion İng.
    • i. (çoğ. -lia) meteor yalancı güneş, güneş halesindeki parlak leke.
  870. pari passu İng.
    • Lat. eşit adımlarla, aynı hızla.
  871. pariah İng.
    • i. parya
    • en aşağı tabakadan biri
    • toplum dışı bırakılmış kimse. pariah dog Asya ve Afrika'da yaşayıp leşle beslenen adi sokak köpeği.
  872. parian İng.
    • s., i. Paros Adasına ait
    • en iyi cins beyaz porselenle ilgili
    • i. en iyi cins beyaz porselen
    • Paros'lu kimse. Parian marble Paros Adasında çıkan güzel beyaz mermer.
  873. paries İng.
    • çoğ. parietes i. biyol. çeper, cidar, duvar.
  874. parietal İng.
    • s. anat., zool. parietal herhangi bir organın duvarlarına ait
    • bot. çepersel, bilhassa yumurtalık çeperine ait
    • A.B.D. üniversite sınırları içinde oturma veya idareye ait. parietal bones biyol. kafatasnın yan kemiği
    • çeper kemiği. parietal lobe çeper lobu, beynin yan çıkıntılarından biri.
  875. parimutuel İng.
    • i. at yanşlarında kaybedenlerin paralarının kazananlara dağıtıldığı bir çeşit müşterek bahis.
  876. paring İng.
    • i. kabuğunu soyma
    • soyulmuş kabuk parçası. paring knife patates soyacak bıçak paring machine kabuk soyma makinası.
  877. paris İng.
    • i. Paris sehri
    • Truva kralı Priam'ın oğlu. Paris blue koyu mavi
    • mavi boya. Paris green arsenikli olup böcek öldüren açık yeşil boya. Paris white kap parlatmak için kullanılan bir çeşit tebeşir tozu. plaster of Paris alcı Parisian s., i. Paris'e ait
    • i. Parisli kimse.
  878. parish İng.
    • i. bir papazın idaresindeki mıntıka
    • ing. kaymakamlığa benzer bir idari bölge
    • bir kiliseye mensup olan cemaat. parish clerk kilise katibi
    • papaz muavini. parish school kilise okulu. on the parish kilise yardımıyle geçinen. parish'ioner i. bir kilise cemiyetinin üyesi.
  879. parite Tür.
    • par. parity. exchange at par / at parity. part of exchange. par of exchange.
  880. parite Tür.
    • parity.
  881. parity İng.
    • i. eşitlik, müsavat
    • tam benzerlik
    • tic. fiyat birliği. parity price endeks rakamına göre tayin edilen fiyat seviyesi.
  882. parıldama Tür.
    • luminance.
  883. parıldama Tür.
    • glittering. sparkling. twinkling. blaze.
  884. parıldamak Tür.
    • to gleam. to flash. to glitter. to twinkle. coruscate. glint. glisten. scintillate.
  885. parıltı Tür.
    • glitter. sparkle. gleam. flash. twinkle. blink. flare. glare. glimmer. glint. lustre luster. refulgence. sheen.
  886. parıltı Tür.
    • glitter. gleam. blink. lustre. glow. glance. glare. glint. glisten. luster. shimmer.
  887. parıltı Tür.
    • fire. flash. glare. glint. glitter. lustre. shimmer. shine. sparkle. twinkle.
  888. parıltılı Tür.
    • gleaming. glittering. sparkling.
  889. parıltılı Tür.
    • gleaming. flashing. flittering. sparkling. twinkling. shining.
  890. park Tür.
    • To promenade or drive in a park
    • also, of horses, to display style or gait on a park drive. a gear position that acts as a parking brake
    • "the put the car in park and got out" a large area of land preserved in its natural state as public property
    • "there are laws that protect the wildlife in this park" a piece of open land for recreational use in an urban area
    • "they went for a walk in the park" Scottish explorer in Africa place temporarily
    • "park the car in the yard"
    • "park the children with the in-laws"
    • "park your bag in this locker" maneuver a vehicle into a parking space
    • "Park the car in front of the library"
    • "Can you park right here?".
  891. park Tür.
    • To move the hardisk read/write heads to a safe area of the disk before you turn your system off, to guard against damage when the computer is moved Most modern hard disks park their heads automatically, and so you do not need to run a special program to park the heads.
  892. park Tür.
    • To inclose in a park, or as in a park.
  893. park Tür.
    • To bring together in a park, or compact body
    • as, to park the artillery, the wagons, etc.
  894. park Tür.
    • To bring together in a park, or compact body
    • as, to park artillery, wagons, automobiles, etc.
  895. park Tür.
    • The park position of the running mode selector is used in the same was as on any other automatic car Since all other modes are set electronically, the mode selector could be a row of push buttons if not for park In this mode, a mechanical linkage locks the transmission to prevent the car from moving If you"re used to a manual transmission and parking brake, watch for the car rolling a small distance before this mechanism engages.
  896. park Tür.
    • Scottish explorer in Africa. a lot where cars are parked. a gear position that acts as a parking brake
    • "the put the car in park and got out". place temporarily
    • "park the car in the yard"
    • "park the children with the in-laws"
    • "park your bag in this locker". maneuver a vehicle into a parking space
    • "Park the car in front of the library"
    • "Can you park right here?". v /n Before children, a verb meaning, "to go somewhere and neck" After children, a noun meaning a place with a swing set and slide. v /n Before children, a verb meaning, "to go somewhere and neck" After children, a noun meaning a place with a swing set and slide.
  897. park Tür.
    • park, Pk, Park.
  898. park Tür.
    • park. parking lot. car park.
  899. park Tür.
    • Paper parking is a printer function that allows continuous paper to be "backed out" of the printer, but kept in the pusher tractors Then single sheets can be fed into the printer When continuous form paper is needed again, an "un-park" operation loads the paper and positions it ready for use. : v /n Before children, a verb meaning, "to go somewhere and neck" After children, a noun meaning a place with a swing set and slide.
  900. park Tür.
    • In oyster culture, to inclose in a park.
  901. park Tür.
    • In a generally Steep walled Canyon, a wide, level place adjacent to theriver with grass and trees, often found at the mouths of tributaries. v /n Before children, a verb meaning, "to go somewhere and neck" After children, a noun meaning a place with a swing set and slide.
  902. park Tür.
    • Highly productive irrigated grasslands such as golf courses and turf farms.
  903. park Tür.
    • common. park.
  904. park Tür.
    • A tract of ground kept in its natural state, about or adjacent to a residence, as for the preservation of game, for walking, riding, or the like.
  905. park Tür.
    • A space occupied by the animals, wagons, pontoons, and materials of all kinds, as ammunition, ordnance stores, hospital stores, provisions, etc., when brought together
    • also, the objects themselves
    • as, a park of wagons
    • a park of artillery.
  906. park Tür.
    • A piece of ground, in or near a city or town, inclosed and kept for ornament and recreation
    • as, Hyde Park in London
    • Central Park in New York.
  907. park Tür.
    • A piece of ground inclosed, and stored with beasts of the chase, which a man may have by prescription, or the king"s grant.
  908. park Tür.
    • A partially inclosed basin in which oysters are grown.
  909. park Tür.
    • Any place where vehicles are assembled according to a definite arrangement
    • also, the vehicles.
  910. park Tür.
    • An enclosed piece of land used for public recreation.
  911. park Tür.
    • An area of public land largely used for recreation or education. Park places an incoming call in a special hold state, retrievable from any other extension using the Answer Back feature Requires a system code to park the call.
  912. park Tür.
    • a large area of land preserved in its natural state as public property
    • "there are laws that protect the wildlife in this park". a piece of open land for recreational use in an urban area
    • "they went for a walk in the park". a facility in which ball games are played
    • "take me out to the ballpark".
  913. park Tür.
    • Abbreviation for Photoastigmatic Refractive Keratectomy.
  914. park İng.
    • i., f. park, umumi bahçe
    • ask. ordu mühimmatının biriktirildiği yer
    • lunapark
    • vahşi hayvanlar için çitle ayrılmış geniş saha
    • f. arabayı park etmek: A.B.D., (argo) koymak
    • bir araya biriktirmek
    • park içine koymak. parking lot araba park yeri. parking meter araba park yerlerinde para toplayan sayaç.
  915. park etmek Tür.
    • to garage. to park.
  916. park etmek Tür.
    • park.
  917. park saati Tür.
    • parking meter.
  918. park yeri Tür.
    • turnout.
  919. park yeri Tür.
    • parking lot / site / space.
  920. park yeri Tür.
    • parking area.
  921. parka Tür.
    • parka.
  922. parka Tür.
    • parka.
  923. parka Tür.
    • An outer garment made of the skins of birds or mammals, worn by Eskimos, etc. a kind of heavy jacket.
  924. parka Tür.
    • anorak. parka.
  925. parka Tür.
    • a kind of heavy jacket.
  926. parka İng.
    • i. parka
    • Eskimoların giydiği kürk ceket.
  927. parke Tür.
    • parquet. parquetry. cobblestone pavement.
  928. parke Tür.
    • parquet. inlay. hardwood.
  929. parke Tür.
    • parquet. cobblestone pavement. parquetry. cobblestone.
  930. parke taşı Tür.
    • cobblestone.
  931. parkinson'sdisease , parkinsonism İng.
    • i. ellerin titremesi ve yüz kasla rındaki kontrolün kaybolması ile belirlenen sinir hastalığı.
  932. parkur Tür.
    • racecourse. racetrack.
  933. parkur Tür.
    • racecourse. golfcourse.
  934. parkway İng.
    • i. ekspres yol.
  935. parl İng.
    • kıs. parliament parliamentary.
  936. parlak Tür.
    • shiny. shining. bright. luminous. luminescent. dazzling. glossy. aglow. brilliant. ardent. clear. crowning. crystal. effulgent. flamboyant. flaming. flaring. flashy. fulgent. fulgurant. glace. glittering. glowing. gorgeous. illuminant. incandescent.
  937. parlak Tür.
    • bright. brilliant. shining. gleaming. glistering. radiant. luminous. successful. astute. clear. crystalline. effulgent. gay. glad. glare. glossy. glowing. gorgeous. lively. luculent. lustrous. resplendent. shiny. sparkling.
  938. parlak Tür.
    • aglow. bright. brilliant. clear. clever. colourful. fine. flashy. garish. gaudy. gay. glittering. glorious. grand. jazzy. light. luminous. lurid. polish. polished. resplendent. rich. rosy. ruby. shiny. silken. sleek. sparkling. shining. gleaming. successful. influental.
  939. parlaklık Tür.
    • fire. gloss. glow. irradiation. light. luminance. luminescence. luminosity. lustre. polish. radiance. sheen. shine. sparkle. splendour. varnish. brilliance. brightness. luster.
  940. parlaklık Tür.
    • brightness. gleam. gloss. glow. irradiation. radiance. refulgence. resplendence. shine. brilliance. greatness. light. lustre. briliancy. glossiness. radiancy. luminosity luminescence. bloom. glitter. polish. luminance.
  941. parlaklık Tür.
    • brightness. brilliancy. brilliance. luster. lustre. glossiness. radiance. shine. splendor. splendour. effulgence. flamboyance. flame. flashiness. glazing. gleam. glitter. gorgeousness. incandescence. irradiance. lambency. liveliness. lucency. lumines.
  942. parlama Tür.
    • shining. catching fire. radiance. radiancy. luster. inflammation. lustre. luminosity. irradiation. deflagration. gleaming. explosion. flare. flare up. paroxysm. sparkle.
  943. parlama Tür.
    • blaze. flash. shining. flashing.
  944. parlamak Tür.
    • to shine. to gleam. to glisten. to flare. to flare up. to flare up in anger. to become eminent. to glitter. to beam. to glare. to light. to sparkle. to deflagrate. to glow glance. to ray. to kindle. to ignite. to inflame. gild. gloss.
  945. parlamak Tür.
    • beam. blaze. brighten. flame. flash. gleam. glint. glisten. glitter. shine. sparkle. to shine. to gleam. to glitter. to brighten. to blaze. to glint. to glisten. to sparkle. to flare up. to flame up. to acquire influence.
  946. parlamenter Tür.
    • parliamentarian. member of parliament. parliamentary.
  947. parlamenter Tür.
    • member of parliament. parliamentarian.
  948. parlamenter Tür.
    • member of parliament.
  949. parlamento Tür.
    • parliament. parliamentparliament.
  950. parlamento Tür.
    • parliamentarian. general assembly. parliament.
  951. parlamento Tür.
    • parliament.
  952. parlance İng.
    • i. konuşma tarzı
    • tabir.
  953. parlatıcı Tür.
    • nail polish. polisher. shiner.
  954. parlatma Tür.
    • shine. polishing. lustring. brightening.
  955. parlatma Tür.
    • polishing. polish.
  956. parlatmak Tür.
    • to shine. to light. to ignite. to scour. to refine. deflagrate. to mercerize. to duff. to pop. to polish. to cleanse. to boom. to kindle. to glance. to gloss. to gild. to glaze. to lap. to smooth. to rub. refurbish. burnish.
  957. parlatmak Tür.
    • brighten. burnish. enamel. polish. shine. to polish. to shine. to make bright. to brighten.
  958. parlay İng.
    • f., A.B.D. kazanılan parayı bir sonraki yarışa yatırmak.
  959. parley İng.
    • i., f. toplantı, tartışma, münakaşa, mükâleme
    • f. ateşkes devresinde düşman ile barış görüşmeleri yapmak
    • özellikle düşmanla müzakere etmek.
  960. parliament İng.
    • i. Parlamento
    • ingiltere Millet Meclisi
    • k.h. resmi meclis. parliamentar'ian i. parlamento usullerini bilen kimse, parlamenter. parliamen'tary s. parlamentoya ait. parliamentary procedure parlamento usulleri.
  961. parlor , ing -our İng.
    • i. oturma odası, salon
    • bir otelde umumi salon. parlor car rahat koltuklarla döşenmiş vagon.
  962. parlous İng.
    • s., z., (eski) tehlikeli
    • zor, müşkül
    • çok zeki açıkgöz, kurnaz, becerikli
    • müthiş, hayret verici
    • z. fazlasıyle, aşırı derecede.
  963. parmak Tür.
    • inch. toe. bar. baluster.
  964. parmak Tür.
    • finger. toe. digit. hand. hook.
  965. parmak Tür.
    • digit. finger. toe. spoke. inch. spoke.
  966. parmak izi Tür.
    • finger print. finger mark / print.
  967. parmak izi Tür.
    • fingerprint.
  968. parmaklamak Tür.
    • to stir up. to incite.
  969. parmaklamak Tür.
    • goose.
  970. parmaklamak Tür.
    • finger.
  971. parmaklık Tür.
    • rail. railing. bar. guardrail. balustrade. banisters. grating. grill. grille. fence. fencing. grid. hurdle. paling. palisade. rack. trellis.
  972. parmaklık Tür.
    • fence. palisade. balustrade. railing. grill. window-guard. baluster. baluster railing. banister. bar. barrier. rail. grate. lattice. handrail. handrailing. picketing. guard rail. life guard. lurdle. paling. grille. guardrail.
  973. parmaklık Tür.
    • balustrade. fence. grid. parapet. rail. railing. guard. banisters. grating.
  974. parmesan İng.
    • s. italya'da Parma şehrine ait. Parmesan cheese parmıcan peyniri.
  975. parnassus İng.
    • i. Orta Yunanistan'da dokuz güzel sanat tanrıçasının meskeni olan Parnas dağı. Parnassian s., i. Parnas dağına ait
    • i. Parnasyen şair, 19. yüzyıl ortalanna ait Fransız şiir ekollerinden birine mensup şair.
  976. parochial İng.
    • s. bir kilise cemaatine ait
    • dar fikirli, mahdut görüşlü. parochially z. dar fikirle, mahdut görüşle.
  977. parodi Tür.
    • parody.
  978. parody İng.
    • i., f. edebi bir eserin gülünç şekilde taklidi hezel
    • beceriksizce taklit
    • müz. bir parçanın gülünç şekilde taklidi
    • f. gülünç bir taklit eseri yazmak. parodist i. hezel yazan kimse.
  979. parol İng.
    • i., s., huk. davada müdafaa veya itham yollu söz
    • s. sözlü, şifahı.
  980. parola Tür.
    • password. watchword. word. countersign. slogan. catchword. cipher. motto. parole. shibboleth.
  981. parola Tür.
    • password. catch phrase. catchword. word in code. countersign. key word. motto. parole. rallying cry. watchword. identification words.
  982. parola Tür.
    • countersign. motto. password. watchword.
  983. parole İng.
    • i., f. şartlı olarak mahkumun tahliyesi
    • vait, söz verme
    • özellikle esir düşen askerin veya bir mahpusun kaçmayacağına dair verdiği söz
    • şeref sözü
    • ask. muhafızlara veya nöbetçilere verilen günlük parola
    • f. mahkumu şartlı olarak serbest bırakmak. on parole şeref sözü vermesi üzerine (serbest bırakmak).
  984. paronomasia İng.
    • i. kelime oyunu.
  985. paronym İng.
    • i. aynı kökten gelen kelime.
  986. parotid İng.
    • s., i., anat. kulakaltı tükürük bezleri ile ilgili, bu bezlerin etrafında bulunan
    • i. kulakaltı tükürük bezleri.
  987. paroxysm İng.
    • i., tıb. şiddetli ve ani nöbet
    • feveran, galeyan, ani boşalma . paroxymal s. şiddetli nöbetle ilgili
    • galeyana gelme ile ilgili.
  988. parquet İng.
    • i., f. parke, parke döşeme
    • tiyatroda orkestranın bulunduğu kısım ile. parter arasındaki yer
    • f. parke döşemek. parquetry i parke.
  989. parricide İng.
    • i. kendi ana veya babasını öldürme
    • kendi ana veya babasını öldüren kimse. parrici'dal s. ana veya baba katline ait.
  990. parrot İng.
    • i., f. papağan
    • dudu kuşu
    • başkalarının söz ve davranışlarını düşünmeden taklit eden veya tekrarlayan kimse
    • f. papağan gibi tekrarlamak veya tekrarlatmak.
  991. parry İng.
    • f., i. bertaraf etmek (darbe)
    • kaçamak cevap vermek
    • i. bertaraf etme, darbeyi savma
    • kaçamak cevap.
  992. pars Tür.
    • leopard. panther.
  993. pars Tür.
    • leopard. panther.
  994. pars Tür.
    • leopard.
  995. parsa Tür.
    • money gathered up from the crowd. money gathered up from a crowd.
  996. parsa Tür.
    • money collection.
  997. parse İng.
    • f., gram. bir cümle veya kelimeyi gramer aşısından incelemek.
  998. parsec İng.
    • i., astr. bir uzunluk ölçüsü 3,26 ışık yılı.
  999. parsel Tür.
    • plot. parcel. parcel of land. plat.
  1000. parsel Tür.
    • building lot. parcel. plot. lot (of land designated in an official survey. building plot. land subdivision. parcel of land.
  1001. parsel Tür.
    • breakup. lot. parcel. plot.
  1002. parselleme Tür.
    • parcelling. allotment. parcellation.
  1003. parsellemek Tür.
    • to divide into parcels. lot. parcel. portion. portion out. subdivide.
  1004. parsi , parsee İng.
    • i. iran'dan Hindistan'a hicret etmiş olan Zerdüştlerden biri. Parseeism i. bu Zerdüştlerin dinsel inanç ve gelenekleri.
  1005. parsimonious İng.
    • s cimri, pinti, aşırı hasis.
  1006. parsimony İng.
    • i. hasislik, pintilik, cimrilik, tamahkarlık.
  1007. parsley İng.
    • i. maydanoz, bot. Petroselinum crispum cow parsley, wild parsley yaban maydanozu, bot. Anthriscus sylvestris. fool's parsley küçük baldıran, bot. Aethusa mountain. parsley dağ kerevizi, bot. Petroselinum oreoselinum.
  1008. parsnip İng.
    • i. yabani havuç, kara kavza, bot. Pastinaca sativa. water parsnip su kerevizi, bot. Sium latifolium.
  1009. parşömen Tür.
    • parchment. vellum.
  1010. parşömen Tür.
    • parchment. vellum.
  1011. parşömen Tür.
    • parchment. sheepskin. vellum.
  1012. parşömen kağıdı Tür.
    • parchment.
  1013. parson İng.
    • i. vaiz rahip parson's nose k.dili tavuk gerisi.
  1014. parsonage İng.
    • i. papaz evi.
  1015. part İng.
    • f. kısımlara ayırmak, taksim etmek
    • ayırmak, bölme ile ayırmak
    • bölmek
    • ayrılmak
    • parçalanmak, taksim olunmak
    • ayrılıp gitmek, uzaklaşmak. part company birbirinden ayrılmak, ilişkisini kesmek. part from -den ayrılmak. part with bırakmak. Let us part friends Dost olarak ayrılalım Dost kalalım.
  1016. part İng.
    • i., z. parça, kısım, cüz
    • birbirine eşit olan kısımlardan her biri
    • uzuv
    • mat. fasıl
    • hisse, pay
    • rol
    • görev
    • müz. fasıl, parti, belirli bir salgı veya sese mahsus kısım
    • semt, taraf
    • saçların ayrıldığı yer
    • z. kısmen .part and parcel esas kısım. part müsic müz. birkaç ses veya çalgı için yazılmış parça. part owner hissedar. part singing birkaç sesle şarkı söyleme. part writing müz. kontrpuan. parts of speech sözbölükleri. aliquot part mat. tam bölen. a person of part kabiliyetli kimse, çok cepheli adam. component parts bir bütünü meydana getiren kısımlar. for my part bana kalırsa, benim fikrimce, bence. foreign parts dış ülkeler, yabancı memleketler. for the most part çoğunlukla, ekseriya, esas itibariyle. in part kısmen
    • bazı hususlarda. in good part tatlılıkla, gönül hoşluğuyle. in parts parça parça, kısım kısım. on the part of tarafından. play a part bir rolü oynamak. spare parts yedek parçalar. take part in katılmak, iştirak etmek. take the part of birinden yana çıkmak, bir kimsenin tarafını tutmak
    • rolünü almak. the greater part çoğunluk, ekseriyet. the outer part dış kısımlar. the privy parts edep yerleri.
  1017. part İng.
    • kıs. participle, particular.
  1018. part time İng.
    • s. günün bir kısmında olan veya yapılan, part taym: part time work, part time student.
  1019. partake İng.
    • f. (took, taken) katılmak, iştirak etmek
    • hissedar olmak, paylaşmak .partake of iştirak etmek (yemeğe)
    • çeşnisi olmak
    • mahiyetinde olmak.
  1020. parted İng.
    • s. ayrılmış
    • bot. hemen hemen dibine kadar ayrılmış (yaprak) (eski) ölmüş.
  1021. parter Tür.
    • One who, or which, parts or separates.
  1022. parter Tür.
    • ground floor orchestra. parterre.
  1023. parterre İng.
    • i. muntazam tarhlara bölünmüş çiçek bahçesi
    • (tiyatro) parter.
  1024. parthenogenesis İng.
    • i., biyol. kendiliğinden. üreme, cinsi munasebet olmadan vaki olan doğum, partenogenez.
  1025. parthenon İng.
    • i. Partenon.
  1026. parthian İng.
    • s., i. Partiya'ya veya Partlılara ait
    • i. Part'lı kimse, Part. Parthian shot Partların kaçarken attıklan ok gibi ayrılırken söylenen keskin söz.
  1027. parti Tür.
    • political party. party. consignment (of goods. bargain. sth acquired very cheaply.
  1028. parti Tür.
    • party. get-together. do. bash. shipment. setout. shindig. hand.
  1029. parti Tür.
    • consignment. do. game. lot. party. political party.
  1030. partial İng.
    • s. kısma ait, kısm?
    • kısmen etkili olan
    • cuzi, genel olmayan
    • taraf tutan, tarafgir
    • meyilli. partial eclipse astr. kısmen tutulma. partially z. kısmen
    • tarafgirlikle, bir tarafı tutarak.
  1031. partiality İng.
    • i. bir tarafı tutma, tarafgirlik
    • tarafgirlikten ileri gelen haksızlık
    • yeğleme
    • özel sevgi.
  1032. particepscriminis İng.
    • Lat., huk. suç ortağı.
  1033. partici Tür.
    • party man. sb who is an all-out party man. party member.
  1034. participant İng.
    • i. s. katılan kimse.
  1035. participant İng.
    • i. iştirakçi
    • s. paylaşan, katılan.
  1036. participate İng.
    • f. katılmak, iştirak etmek, hissedar olmak, ortak olmak, pay almak. participate with a person in a thing bir kimse ile bir şeye iştirak etmek. participa'tion i katılma, iştirak
    • ortaklık.
  1037. participle İng.
    • i., gram. ortaç sıfat-fiil. present participle -en yapılı ortaç. part participle -miş yapılı ortaç. participial s. ortaç kabilinden.
  1038. particle İng.
    • i. cüz, zerre, tanecik, atom
    • gram. edat, ek, takı.
  1039. particolored İng.
    • s. rengârenk, alaca, iki veya daha fazla rengi olan.
  1040. particular İng.
    • s., i. belirli, muayyen, özel, hususi, has, mahsus
    • her bir
    • zata mahsus, şahsi
    • dikkate lâyık
    • titiz, meraklı, dikkatli
    • ayrıntılı, teferruatlı, etraflı
    • huk. ferdi, mahalli, kısmi
    • i. madde, tafsilâtın bir maddesi, husus
    • çoğ. ayrıntılar, tafsilât. in particular özellikle, bilhassa. particular'ity i. hususiyet
    • husus
    • titizlik. particularly z. özellikle, bilhassa, hususi surette
    • ayrıntılı olarak.
  1041. particularism İng.
    • i. bir kimsenin kendisini belirli fikir veya partiye adaması.
  1042. particularize İng.
    • f. ayrı ayrı söylemek veya göz önünde bulundurmak
    • ayrıntıları ile anlatmak, isim zikretmek, şahıslar üzerinde durmak. particularization i. ayrı ayrı mütalaa etme
    • isim zikretme.
  1043. partikül Tür.
    • particle.
  1044. partili Tür.
    • party follower. party member. party man.
  1045. parting İng.
    • i., s. ayrılma
    • veda etme
    • ayrılma yeri
    • ayıran sey, bölünme çizgisi
    • (eski) ölüm
    • s. ayrılırken yapılan
    • ayıran
    • bölen. partina shot bak. Parthian shot.
  1046. partisan , partizan İng.
    • i., s. partizan, taraftar
    • ask. gerillacı, çeteci
    • s. partizanla ilgili. partisanship, partizanship i. partizanlık, taraftarlık.
  1047. partisyon Tür.
    • score.
  1048. partition İng.
    • i., f. taksim
    • bölme, duvar, tahta perde
    • kısımlara ayırma veya ayrılma
    • huk. bir malın müşterek sahipleri arasında taksimi
    • kısım, parça
    • f. parça veya hisselere ayırmak
    • duvar ile bölmek.
  1049. partitive İng.
    • s., i. kısımlara ayıran
    • gram. bir bütünün parçasını belirten (kelime).
  1050. partizan Tür.
    • partisan. factionist. henchman. jay hawker.
  1051. partizan Tür.
    • partisan.
  1052. partizan Tür.
    • an ardent and enthusiastic supporter of some person or activity. a pike with a long tapering double-edged blade with lateral projections
    • 16th and 17th centuries. devoted to a cause or party.
  1053. partizanlık Tür.
    • partisanship.
  1054. partly İng.
    • z. kısmen, kısmi, bir dereceye kadar.
  1055. partner Tür.
    • Two programs joining together to allow members to accrue miles or points in one or both programs Also may allow members to use accumulated miles or points to redeem awards with the partner Partners may be accrual partners only, award partners only or both.
  1056. partner Tür.
    • To associate, to join. a person who is a member of a partnership provide with a partner act as a partner
    • "Astaire partnered Rogers".
  1057. partner Tür.
    • The player with whom one plays as a side against the other two players.
  1058. partner Tür.
    • The person with whom the Insured Person lives at the same address and with whom they have a domestic relationship.
  1059. partner Tür.
    • The organisation in the project country with which the funding agency collaborates to achieve mutually agreed upon objectives Partners may include host country governments, local and international NGOs, universities, professional and business associations, private businesses, etc.
  1060. partner Tür.
    • See Partnership.
  1061. partner Tür.
    • Players on the same side in the same group or match.
  1062. partner Tür.
    • Partnerships will exist as mutually beneficial business relationships with potential revenue sharing possibilities.
  1063. partner Tür.
    • Partners are public and private non-profit organizations that collaborate with DWD in providing services to our customers, the citizens of Wisconsin DWD often has a contractual relationship with partners that is based on enabling legislation such as W-2 or Child Support. an individual, organization, agency, unit of Government, or entity that participates with and contributes to REE in performance of mission-related projects of mutual interest such as land grant and state universities.
  1064. partner Tür.
    • partner.
  1065. partner Tür.
    • One who has a part in anything with an other
    • a partaker
    • an associate
    • a sharer. "Partner of his fortune." Shak.
  1066. partner Tür.
    • One of the two players on a doubles team.
  1067. partner Tür.
    • Means, in relation to a person who is the member of a couple, the other member of the couple.
  1068. partner Tür.
    • mate, offsider, pard, partner, mates, pards.
  1069. partner Tür.
    • MassNetworks" goal is to make networked computers as commonplace a curriculum tool as pencils and blackboards To accomplish this requires created an electronic infrastructure including Local Area Networks connecting all the classrooms in every school, Wide Area Networks connecting all the major buildings in a town, and hooking it all to the global Internet Partner schools are those who have made the commitment of staff, funds, and other resources to build LANs by Oct 26, 1996 or by April 5, 1997 In response to this commitment to work over the summer and implement most of the job by mid-October, MassNetworks will work with private firms to provide heavily discounted or free equipment and services as well as technical assistance and training for the Partner schools.
  1070. partner Tür.
    • In Benchmarking, organizations that actively participate in a benchmarking study by replying to questionnaires or participating in interviews.
  1071. partner Tür.
    • Hence: A husband or a wife. Either one of a couple who dance together. One who shares as a member of a partnership in the management, or in the gains and losses, of a business.
  1072. partner Tür.
    • Business associate who shares equity in a firm.
  1073. partner Tür.
    • A professional or a team that contributes in the provision of a service Project partners are those who work on a specific project Tech partners are those that provide a specific technical infrastructure.
  1074. partner Tür.
    • A practitioner who is deemed to be a partner by the HA under the provisions of Regulation 24. the other member of one"s partnership.
  1075. partner Tür.
    • a person"s partner in marriage. an associate who works with others toward a common goal
    • "partners in crime". a person who is a member of a partnership. provide with a partner. act as a partner
    • "Astaire partnered Rogers".
  1076. partner Tür.
    • A "partner" is a player associated with another player on the same side In a threesome, foursome, best-ball or four-ball match, where the context so admits, the word "player" includes his partner or partners.
  1077. partner Tür.
    • An organization or individual with which/whom the Agency collaborates to achieve mutually agreed upon objectives and to secure participation of ultimate customers Partners include host country governments, private voluntary organizations, indigenous and international non-governmental organizations, universities, other U S Government agencies, United Nations and other multilateral organizations, professional and business associations, and private businesses and individuals.
  1078. partner Tür.
    • An organization or customer representative with whom AID works cooperatively to achieve mutually agreed upon objectives and intermediate results and to secure customer participation Partners include private voluntary organizations, indigenous and other international non-governmental organizations, universities, other USG agencies, multilateral organizations, professional and business associations, and private businesses.
  1079. partner Tür.
    • An associate in any business or occupation
    • a member of a partnership.
  1080. partner Tür.
    • An addressable component of a locality
    • that is, code to which messages can be sent See also locality.
  1081. partner Tür.
    • A lawyer who has become an owner of the firm and is paid a percentage of the firm"s profits that reflects the lawyer"s contribution to the firm Sometimes called a shareholder or equity member of the firm.
  1082. partner Tür.
    • A key system made by Lucent for small applications.
  1083. partner Tür.
    • A framework of heavy timber surrounding an opening in a deck, to strengthen it for the support of a mast, pump, capstan, or the like.
  1084. partner İng.
    • i., f. ortak, şerik, arkadaş
    • karı veya koca
    • dans arkadaşı
    • f. ortak etmek veya olmak
    • ortağı gibi davranmak. partnership i. ortaklık, şirket.
  1085. partridge İng.
    • i. keklik, zool. Perdi perdix
    • kekliğe benzer birkaç çeşit kuş. gray partridge sil, keklik, zool. Perdix perdix. redlegged partridge kına keklik, kızıl keklik, zool. Alectoris rufa. rock partridge kınalı keklik, kırmızı keklik, zool. Alectoris graeca. partridgeberry i. keklik üzümü, bot. Mitchella repens. partridge wood doğramacılıkta kullanılan çizgili ve çok sert bir seşit kereste.
  1086. parturient İng.
    • s. doğurmak üzere olan
    • bir fikir veya plan meydana getirmek üzere olan.
  1087. parturition İng.
    • i. doğurma, doğum.
  1088. party İng.
    • i. parti, ziyafet, toplantı, eğlence
    • siyasal parti
    • kurum, cemiyet
    • ask. birlik
    • huk. taraf
    • kontratı akdeden taraflardan her biri
    • iştirakçi
    • k.dili şahıs. party line birkaç abonenin birden. bağlandığı telefon hattı
    • komşu mülkleri birbirinden ayıran hudut çizgisi
    • parti siyaseti. party wall huk. ortak duvar.
  1089. parvenu İng.
    • i. sonradan görme kimse yeni zengin olmuş kimse, hacı ağa.
  1090. parvis İng.
    • i. katedral veya kilise önündeki avlu
    • kilise önünde bulunan sütunlar veya kemer altı.
  1091. parya Tür.
    • pariah. outcast.
  1092. pas Tür.
    • The computerized database of all property for which Carnegie Mellon has responsibility. Precommissioning Assessment System.
  1093. pas Tür.
    • rust. tarnish. corrosion. iron oxide. blemish. smear.
  1094. pas Tür.
    • rust. pass.
  1095. pas Tür.
    • rust.
  1096. pas Tür.
    • Right of going foremost
    • precedence. a step in dancing.
  1097. pas Tür.
    • Pseudo Aircraft Simulation.
  1098. pas Tür.
    • Program announcement with set-aside funds.
  1099. pas Tür.
    • Profile Alignment System: This is a technique for using non electro-optical linked access technology for aligning fibres for splicing.
  1100. pas Tür.
    • PlaNet Administration System Refers to the portion of the PlaNet system that will be used by administrators to keep employee and location records up-to-date.
  1101. pas Tür.
    • Perris Auto Speedway, located in Perris, CA.
  1102. pas Tür.
    • Patient Administration System One of the earliest components of a hospital computer system which records the patient"s name, home address, date of birth and each contact with the outpatient department or admission and discharge.
  1103. pas Tür.
    • PAS is the mainframe, central University system used to enter requisitions, place orders, and make payments for travel, purchasing equipment, materials, services, etc Getting started with PAS. Dance step Used often in ballet, as in pas de deux, meaning dance for two.
  1104. pas Tür.
    • Pascal source code file.
  1105. pas Tür.
    • a step in dancing.
  1106. pas Tür.
    • A pace
    • a step, as in a dance.
  1107. pas İng.
    • i., Fr. dansta adım veya figür
    • dans
    • ileri geçme hakkı.
  1108. pas rengi Tür.
    • rust.
  1109. paşa Tür.
    • pasha. pacha.
  1110. paşa Tür.
    • pasha. general. admiral.
  1111. paşa Tür.
    • pasha. general. admiral.
  1112. paşa çayı Tür.
    • husband"s tea.
  1113. pasaj Tür.
    • passage. passageway. arcade. alley. gangway.
  1114. pasaj Tür.
    • passage. covered shopping arcade. passageway lined with shops. gangway. passageway.
  1115. pasaj Tür.
    • arcade. passage. arcade with shops. passage. precinct.
  1116. pasak Tür.
    • dirt. filth.
  1117. pasaklı Tür.
    • slovenly. sloppy. untidy. dowdy. dowdyish. draggled. frowzy. gay. messy. ratty. slatternly. slipshod. sluttish. out of trim. sloven.
  1118. pasaklı Tür.
    • scrubby. sloppy. sloven. slovenly. slut. dirty. filthy. dowdy. tatty. shabby. scruffy. scruff. slob.
  1119. pasaklı Tür.
    • dirty and slovenly looking. frowzy. scruffy. sloppy. slovenly. slummy.
  1120. pasaklı kadın Tür.
    • slut.
  1121. pasaklılık Tür.
    • slatternliness.
  1122. pasaklılık Tür.
    • frowziness.
  1123. pasaparola Tür.
    • order passed through the ranks by word of month.
  1124. pasaport Tür.
    • passport. pass.
  1125. pasaport Tür.
    • passport.
  1126. pasaport Tür.
    • passport.
  1127. pasavan Tür.
    • laissez-passer.
  1128. paschal İng.
    • s. Musevilerin Fısıh bayramına ait
    • paskalyaya ait.
  1129. pasha , pacha İng.
    • i. paşa. pashalik, pashalic i. paşalık.
  1130. pasif Tür.
    • passive. inactive. non-violent. nonviolent. quiescent.
  1131. pasif Tür.
    • liability. liabilities. passive. debit side of a balance sheet. debtor"s figure. debtor side. liability item.
  1132. pasif Tür.
    • inactive. passive. liabilities.
  1133. pasifleştirmek Tür.
    • to make passive. carry as liability / liabilities.
  1134. pasiflik Tür.
    • passivity.
  1135. pasiflik Tür.
    • passivism.
  1136. paskalya Tür.
    • Passover.
  1137. paskalya Tür.
    • Eastern.
  1138. paskalya Tür.
    • easter.
  1139. paskalya çöreği Tür.
    • a sweet yeast bread.
  1140. paskalya yumurtası Tür.
    • easter egg.
  1141. paskalya yumurtası Tür.
    • easter egg.
  1142. paslandırmak Tür.
    • corrode. oxidize.
  1143. paslanma Tür.
    • oxidation. rust. becoming rusty. rustiness. corrosion.
  1144. paslanma Tür.
    • corrosion. oxidation.
  1145. paslanma Tür.
    • corrosion.
  1146. paslanmak Tür.
    • to rust. to tarnish. to corrode. to become coated with a white film. oxidize.
  1147. paslanmak Tür.
    • corrode. rust. to rust. to be coated. to corrode. to be rusty. to be out of practice.
  1148. paslanmaz Tür.
    • rustproof. tarnishproof. rustless.
  1149. paslanmaz Tür.
    • rustproof. stainless. rustless. non-corroding. noncorroding.
  1150. paslanmaz Tür.
    • rustproof. stainless. noncorrosive.
  1151. paslanmaz çelik Tür.
    • stainless steel.
  1152. paslanmaz çelik Tür.
    • stainless steel.
  1153. paslaşmak Tür.
    • to pass the ball to each other. to pass to each other. to give each other the glad eye.
  1154. paslaşmak Tür.
    • to pass the ball to each other. to give each other the glad eye. pass.
  1155. paslatmak Tür.
    • to cause sth to rust.
  1156. paslı Tür.
    • rusty. rustly. tarnished.
  1157. paslı Tür.
    • rusty.
  1158. paslı Tür.
    • dingy. rusty.
  1159. paso Tür.
    • pass. pass.
  1160. paso Tür.
    • pass (entitling its holder to free entry or a reduced rate. frc- pass. pass a check. free pass. complimentary ticket.
  1161. paspas Tür.
    • mat. doormat. mop.
  1162. paspas Tür.
    • mat.
  1163. paspas Tür.
    • doormat. mat.
  1164. paspaslamak Tür.
    • to mob. swab.
  1165. pasqueflower İng.
    • i. rüzgâr çiçeği, bot. Anemone pulsatilla.
  1166. pasquinade İng.
    • i., f. herkesin görebileceği bir yere yapıştırılmış hakaretli hicviye
    • f. hakkında hakaretli hiciv yazmak.
  1167. pass İng.
    • kıs. passive.
  1168. pass İng.
    • f. üstünden, içinden veya yanından geçmek
    • geçirmek
    • gezdirmek, dolaştırmak
    • geçirmek (zaman)
    • söz vermek
    • huk. hüküm vermek, intikal etmek, karar vermek
    • beyan etmek, söylemek (fikir)
    • ileri gitmek, aşmak
    • boşaltmak, tahliye etmek
    • kabul ve tasdik etmek veya ettirmek
    • sınavda geçmek
    • ihmal etmek
    • spor pas vermek
    • paylaşmak
    • geçmek, mürur etmek (zaman)
    • halden hale girmek
    • vaki olmak
    • elden ele dolaşmak, tedavül etmek
    • sürmek (para)
    • kabul olunmak
    • başarmak, muvaffak olmak
    • bitmek, sona ermek
    • engelle karşılaşmamak
    • boşaltmak, akıtmak
    • briç pas'' demek
    • sırasını atlatmak
    • hamle yapmak (eskrimde)
    • devretmek. pass a dividend kâr hisselerini ödememek. pass away ölmek
    • sona ermek. pass beyond geçmek, üstün olmak. pass by yanından geçmek, geçip gitmek. pass for diye geçinmek. pass muster yoklamayı atlatmak
    • yeterli olmak, geçmek. pass off sona ermek
    • geçirmek, sürmek (sahte para)
    • geçmek
    • ...diye geçinmek, kendini ...diye satmak. pass on gecikmeyip gitmek
    • ileri gitmek
    • ölmek
    • geçirmek, başkasına vermek. pass out dışarı çıkmak: k.dili bayılmak, kendinden geçmek. pass over atlayıp geçmek, üstünden geçmek
    • öbür tarafa geçmek
    • ihmal etmek, görmemek
    • göz yummak. pass the buck sorumluluğu başkasının üzerine atmak. pass the hat yardım toplamak. pass the time of day selâmlaşmak. pass through içinden geçmek
    • nufuz etmek. pass up k.dili yararlanmamak, istifade etmemek, fırsatı kaçırmak. pass upon karar vermek.
  1169. pass İng.
    • i. geçiş, geçme
    • paso, şebeke
    • sınavda geçme
    • boğaz, geçit, dar yol
    • ask. hatlardan geçme izni
    • hal, durum
    • meç hamlesi
    • hokkabazların kaybetme oyunu
    • top oyunlarında topu elden ele geçirme, pas. free pass ücretsiz giriş sağlayan paso. bring to pass sonuçlandırmak. come to pass olmak, meydana gelmek. hold the pass geçidi tutmak. make a pass vurmaya çaşışmak
    • (argo) çalım atmak.
  1170. passable İng.
    • s. geçirilebilir, geçer
    • kabul edilir, geçerli, muteber
    • fena olmayan
    • içinden geçilebilir. passably z geçerli olarak.
  1171. passacaglia İng.
    • i. (eski) bir ispanyol dansı
    • bu dansın müziği.
  1172. passage İng.
    • i. geçme, gitme
    • yol, tarik
    • boğaz, geçit
    • pasaj
    • yolculuk, seyahat
    • geçiş hakkı, müruriye
    • koridor, dehliz
    • bent, parça, paragraf, fıkra
    • bir tasarının kabul edilip yürürlüğe girmesi
    • bağırsakların işlemesi. passage money navlun, yol parası. passage way i. pasaj, geçit. a stormy passage fırtınalı deniz yolculuğu. bird of passage göçmen kuş
    • göçebe kimse.
  1173. passbook İng.
    • i. hesap cüzdanı.
  1174. passe İng.
    • s. geçmiş, eski
    • geçkin, modası geçmiş.
  1175. passementerie İng.
    • i. sırma, dantela, boncuk gibi elbise süsü.
  1176. passenger İng.
    • i. yolcu, seyyah gezmen. passengermile i. yolcu başına bir mil hesabı ile yapılan mesafe ölçüsü. passenger pigeon nesli tükenmiş bir yaban güvercini.
  1177. passepartout İng.
    • Fr. bantla çerçevelenmiş camlı resim
    • bir binadaki bütün kilitleri açan anahtar ana anahtar.
  1178. passer-by İng.
    • i. (çoğ. passers-by) yoldan gelip geçen kimse.
  1179. passerine İng.
    • i., s., zool. tüneyen ötücü kuş
    • serçegillerden herhangi bir kuş
    • s. tüneyen ötücü kuşlar takımına ait
    • serçe gibi.
  1180. passfail İng.
    • s. ancak geçti ve geçmedi diye değerlendirme yapan karne sistemi.
  1181. passible İng.
    • s. hassas, duygulu, kolay müteessir olur. passibil'ity i. hassasiyet.
  1182. passim İng.
    • z. (kitapta) çeşitli yerlerde.
  1183. passing İng.
    • s., i. geçen, geçici
    • çabuk geçen (zaman)
    • rasgele olan
    • i. gitme, göçme, ölme
    • geçit
    • intikal. passing grade geçer not. passing tone müz. ahenkli olmayıp iki nota arasında geçiş olan nota. in passing geçerken
    • tesadüfen.
  1184. passion İng.
    • i. kuvvetli his, hırs
    • tutku, ihtiras, aşk
    • hiddet, öfke
    • ıstırap, elem
    • özlem, iştiyak
    • aşırı heves
    • delilik
    • b.h. Hazreti isa'nın çarmıha gerilmesinde çektiği ıstırap. passion flower çarkıfelek çiçeği, bot. Passiflora Passion Music Hazreti isa'nın çarmıha gerilmesini canlandıran müzik parçası. Passion Play Hazreti isa'nın çarmıha gerilmesini canlandıran piyes. Passion Sunday paskalyadan iki hafta önceki pazar günü. Passion Week paskalyadan bir önceki hafta. passioned s. hırslı, hiddetli. passionless s. soğukkanlı, hislerine hâkim, heyecansız.
  1185. passionate İng.
    • s. aşırı tutkuları olan
    • çabuk öfkelenen, hiddetli
    • heyecanlı, hararetli, ateşli, şiddetli
    • şiddetle aşık. passionately z. tutkuyla
    • hararetle, ateşli olarak. passionateness i. ihtiraslı oluş, ateşli oluş.
  1186. passive İng.
    • s., i. pasif, eylemsiz, faaliyeti olmayan, dış etkiler karşısında hareketsiz kalan
    • gram. edilgen, meful, meçhul
    • ikt. faizsiz
    • dayanıklı, uysal
    • tıb. atıl
    • i., gram. edilgen fiil. passive commerce tic. ihraç mallarını yabancı gemilerle nakletmek suretiyle yapılan ticaret. passive obedience inanç veya prensiplere aykırı olsa da tam itaat. passive resistance pasif mukavemet, eylemsiz direniş. passively z. pasif olarak. passiveness i. pasif oluş passiv'ity i. dış etkiler karşısında hareketsizlik
    • boyun eğme
    • dirençsizlik.
  1187. passız Tür.
    • rustless.
  1188. passkey İng.
    • i. kapı anahtarı
    • bir binanın bütün kapılarını açan anahtar, ana anahtar.
  1189. passover İng.
    • i. Musevilerin Fısıh bayramı
    • Fısıh bayramında kurban olarak kesilen kuzu.
  1190. passport İng.
    • i. pasaport
    • bir memleketin karasularına girmek veya çıkmak için bir gemiye verilen izin kâğıdı
    • giriş vesilesi.
  1191. password İng.
    • i. parola.
  1192. past İng.
    • s., i., z., (edat) geçmiş, geçen, olmuş, sabık
    • i. geçmiş zaman, eski zaman
    • bir kimsenin geçmişi
    • fiilin geçmiş zaman kipi
    • z. geçecek şekilde
    • (edat) -den daha ötede veya öteye
    • ötesinde. past master mason locasının eski reisi
    • usta adam, mesleğini iyi bilen kimse. ten past three üçü on geçe. He is past hope ümitsiz durumda.
  1193. pasta Tür.
    • waffle.
  1194. pasta Tür.
    • shaped and dried dough made from flour and water and sometimes egg.
  1195. pasta Tür.
    • Pasta may refer to any of a wide variety of noodles from a variety of countries Italian pasta is usually made with a dough of durum or semolina wheat flour, liquid, and sometimes egg Pasta made with semolina flour is generally superior, since it doesn"t absorb too much water and stays somewhat firm when cooked al dente Recipe: Homemade Pasta. shaped and dried dough made from flour and water and sometimes egg.
  1196. pasta Tür.
    • General term for any shape of macaroni product or egg noodle.
  1197. pasta Tür.
    • Durum paste or egg flour dough, shaped, boiled and served with sauce. cooking fresh pasta - requires less water than dried pasta Place pasta in rapidly boiling water with a little oil to keep the pasta from sticking Separate pasta and keep the water boiling until pasta is al dente about 2-4 minutes depending on type of pasta, follow directions.
  1198. pasta Tür.
    • cream-cake. pleat. fold. crease. pastry.
  1199. pasta Tür.
    • biscuit. cake. confectionery. pastry. tuck.
  1200. pasta Tür.
    • A staple made from flour, salt, water and often eggs Countless varieties are served covered with sauces, cheese, butter, olive oils, soups, or used to enclose stuffings.
  1201. pasta Tür.
    • All macaroni products Any form of spaghetti or noodles.
  1202. pasta Tür.
    • A dried starch product available in a variety of sizes and shapes, the most popular being spaghetti. a food made from flour like macaroni, spaghetti, canelloni.
  1203. pasta Tür.
    • A dough such as macaroni, noodles or spaghetti.
  1204. pasta İng.
    • i. makarna.
  1205. pastacı Tür.
    • pastry seller. confectioner. pastrycook.
  1206. pastane Tür.
    • patisserie. confectionery. sweetshop.
  1207. pastane Tür.
    • pastry shop. cake shop. confectionery. confectioner"s.
  1208. pastane Tür.
    • pastry shop. bakery. cafe. tuckshop.
  1209. paste İng.
    • i., f. kola
    • hamur
    • macun
    • lapa
    • çömlekçi çamuru
    • elmas taklidi cam
    • f. kola ile yapıştırmak
    • üstüne yapıştırmak
    • (argo) yumruk atmak.
  1210. pasteboard İng.
    • i., s. mukavva
    • hamur tahtası
    • (argo) kartvizit, iskambil kâğıdı
    • s. mukavvadan yapılmış
    • dayanıksız.
  1211. pastel Tür.
    • Technique of painting using sticks, called pastels, made of dry powdered pigments mixed with a small amount of gum They are used on paper or fine textured canvas. [Spanish] cake
    • pie.
  1212. pastel Tür.
    • Pure pigments ground into a paste with a dash of gum binder, which is then rolled and dried into stick form Pastels are not chalk, and will not fade, yellow, crack or blister with time or exposure to light.
  1213. pastel Tür.
    • Pigments mixed with gum and pressed into a stick for use as crayons Work of art done with such pigments are referred to as pastels It comes in a stick form and consists of dry pigment that is bound with gum.
  1214. pastel Tür.
    • pastel. pastel crayon.
  1215. pastel Tür.
    • Pastel is basically a pigment presented in a stick form and held together by an extremely weak binding medium that is ineffective once the pastel has been applied The pigment relies on being embedded in the surface of the ground and on static and frictional forces to keep it in place In the pastel technique, light is reflected from the surface of the pigment and therefore offers a bright, but light, colour value Pastels are essentially a drawing medium In pastel painting, the colour is rubbed, blended smeared and scraped back in various ways that resemble true painting, or it can be applied from the pastel stick in lines and blocked areas Pastels are often employed in mixed media techniques in conjunction with drawing and painting materials The term also refers to a work of art in pastel, and a light and subdued shade of a colour. any of various pale or light colors. lacking in body or vigor
    • "faded pastel charms of the naive music". delicate and pale in color
    • "pastel pink".
  1216. pastel Tür.
    • Pastel drawing. in crayon.
  1217. pastel Tür.
    • pastel.
  1218. pastel Tür.
    • Pale or light color.
  1219. pastel Tür.
    • Dry pigment mixed with bum and fixative used in stick form for drawing also a soft, pale shade or any work of art made with pastels.
  1220. pastel Tür.
    • A soft chalk made of pigments, water and a binder, blended into a stiff paste and dried.
  1221. pastel Tür.
    • A plant affording a blue dye
    • the woad
    • also, the dye itself. any of various pale or light colors delicate and pale in color
    • "pastel pink" lacking in body or vigor
    • "faded pastel charms of the naive music".
  1222. pastel Tür.
    • A light, soft color.
  1223. pastel Tür.
    • A drawing made by rubbing colored chalks on paper. a light, pale tint of color.
  1224. pastel Tür.
    • A crayon made of a paste composed of a color ground with gum water.
  1225. pastel Tür.
    • A combination of pure pigment and binder forming permanent colored sticks
    • noted for colors which go from soft to brilliant When the ground is completely covered with pigment, the work is considered a pastel painting
    • leaving much of the ground exposed produces a pastel sketch. fine arts, illustration - One of the purest forms of colored pigment application Essentially created in the past 200 years, pastels are crayon like sticks of varying hardness Essentially, pastels are pigment sticks with little binder It is because of this that the color retention of pastel drawing remain over many years Often a fixative is required to insure pastel drawings maintain over the years as the low binder content means this painting/drawing medium is quite fragile.
  1226. pastel Tür.
    • A color to which a lot of white has been added to make it very light in value.
  1227. pastel Tür.
    • A chalklike stick that is of a color having a soft, subdued shade used for drawing. a crayon made from pigment mixed with gum and water and pressed into a stick-shaped form A work of art created from these crayons is also called a pastel Pastel can also indicate a pale color.
  1228. pastel İng.
    • i. pastel kalemi
    • pastel ile yapılmış resim
    • fantezi hikâye, zarif ve hayal mahsulü yazı
    • pastel renk.
  1229. pastel renk Tür.
    • pastel.
  1230. pastel renk Tür.
    • pastel.
  1231. pastern İng.
    • i atın ayağına bukağı takılan yer, bukağılık.
  1232. pasteurism İng.
    • i. özellikle kuduz hastalığını Pasteurun keşfettiği usule göre bir seri iğneyle tedavi.
  1233. pasteurization İng.
    • i. pastorize etme.
  1234. pasteurize İng.
    • f. pastörize etmek. pasteurizer i. pastörize makinası.
  1235. pastiche İng.
    • i. muhtelif eserleri taklit edip hicvederek yapılan müzik parçası veya resim.
  1236. pastil Tür.
    • See Pastel, a crayon.
  1237. pastil Tür.
    • pastille. lozenge.
  1238. pastil Tür.
    • lozenge. pastille. cough drop.
  1239. pastil Tür.
    • cough drop.
  1240. pastil Tür.
    • A small cone or mass made of paste of gum, benzoin, cinnamon, and other aromatics, used for fumigating or scenting the air of a room.
  1241. pastil Tür.
    • An aromatic or medicated lozenge
    • a troche.
  1242. pastil Tür.
    • a medicated lozenge used to soothe the throat.
  1243. pastil , pastille İng.
    • i., tıb. pastil
    • bir çeşit şekerleme.
  1244. pastime İng.
    • i. eğlence .
  1245. pastis Tür.
    • similar to absinthe but containing no wormwood.
  1246. pastis Tür.
    • similar to absinthe but containing no wormwood.
  1247. pastırma Tür.
    • pastrami. pressed meat cured with garlic and other spices. preserve of dried meat.
  1248. pastırma Tür.
    • beef that has been smoked or dried in the sun after being treated with spic.
  1249. pastırma yazı Tür.
    • indian summer.
  1250. pastırma yazı Tür.
    • Indian summer.
  1251. pastor İng.
    • i. papaz. pastorate i. papazlık.
  1252. pastoral Tür.
    • Relating to the care of souls, or to the pastor of a church
    • as, pastoral duties
    • a pastoral letter.
  1253. pastoral Tür.
    • Relating to a romantic or idealized image of rural life
    • in classical literature, to a world peopled by shepherds, nymphs, and satyrs. following Theocritus, verse about those shepherds and their beloveds who lived the simple vice-free life in Arcadia, a mountainous region in the Peloponnese of Greece Also termed bucolic, eclogues, and idylls.
  1254. pastoral Tür.
    • Poetry dealing with idealized, rural life.
  1255. pastoral Tür.
    • pastoral.
  1256. pastoral Tür.
    • Of or pertaining to shepherds
    • hence, relating to rural life and scenes
    • as, a pastoral life.
  1257. pastoral Tür.
    • idyllic.
  1258. pastoral Tür.
    • A rural life, usually associated with people raising animals. a poem that describes the simple life of country folk, usually shepherds who live a timeless, painless life in a world that is full of beauty, music, and love Close Window.
  1259. pastoral Tür.
    • A poem that depicts rural life in a peaceful, idealized way.
  1260. pastoral Tür.
    • A poem describing the life and manners of shepherds
    • a poem in which the speakers assume the character of shepherds
    • an idyl
    • a bucolic.
  1261. pastoral Tür.
    • a musical composition that evokes rural life. a letter from a pastor to the congregation. a literary work idealizing the rural life. of or relating to a pastor
    • "pastoral work"
    • "a pastoral letter". relating to shepherds or herdsmen or devoted to raising sheep or cattle
    • "pastoral seminomadic people"
    • "pastoral land"
    • "a pastoral economy". used of idealized country life
    • "a country life of arcadian contentment"
    • "a pleasant bucolic scene"
    • "charming in its pastoral setting"
    • "rustic tranquility". suggestive of an idyll
    • charmingly simple and serene
    • "his idyllic life in Tahiti"
    • "the pastoral legends of America"s Golden Age".
  1262. pastoral Tür.
    • A letter of a pastor to his charge
    • specifically, a letter addressed by a bishop to his diocese
    • also, a letter of the House of Bishops, to be read in each parish. a literary work idealizing the rural life a letter from a pastor to the congregation of or relating to a pastor
    • "pastoral work"
    • "a pastoral letter".
  1263. pastoral Tür.
    • A highly conventional mode of writing which celebrates the innocent life of shepherds and shepherdesses in poetry, plays and prose romances Pastoral literature describes the loves and sorrows of musical shepherds - usually in an idealised Golden Age of rustic innocence and idlesness English pastorals were written in several forms including the eclogues of Edmund Spenser"s The Shepherd"s Calendar and Shakespeare"s As You Like It to lyrics such as Christopher Marlowe"s The Passionate Sheepheard to his Love A significant form within the tradition is the pastoral elegy Pastoral poetry was eventually succeeded by more realistic poetry of country life written by John Clare, George Crabbe and William Wordsworth. a type of poetry or painting, on a lower level of formality and subject matter than the heroic, which has to do with the life of shepherds and shepherdesses, particularly during the golden age of classical times.
  1264. pastoral Tür.
    • A cantata relating to rural life
    • a composition for instruments characterized by simplicity and sweetness
    • a lyrical composition the subject of which is taken from rural life.
  1265. pastoral İng.
    • s., i. çobanlara ve kırlara ait: papazlığa ait
    • i. köy veya çobanların hayatını tasvir eden şiir veya resim, pastoral şiir ve resim.
  1266. pastorale İng.
    • i köy hayatım tasvir eden şarkl, parça veya piyes
  1267. pastörizasyon Tür.
    • pasteurization.
  1268. pastörize Tür.
    • pasteurized.
  1269. pastörize Tür.
    • pasteurized.
  1270. pastrami İng.
    • i. sığır pastırması.
  1271. pastry İng.
    • i. hamur işi, pasta. pastry cook hamur işi aşçısı.
  1272. pasture İng.
    • i., f. çayır, otlak, mera
    • f. çayırda otlamak veya otlatmak. pasturage i. otlak. put out to pasture emekliye ayırmak.
  1273. pasty İng.
    • s. hamur gibi, macun kıvamında
    • solgun. pastyfaced s. uçuk benizli.
  1274. pasty İng.
    • i. etli börek.
  1275. pat Tür.
    • whack.
  1276. pat Tür.
    • To strike gently with the fingers or hand
    • to stroke lightly
    • to tap
    • as, to pat a dog.
  1277. pat Tür.
    • the sound made by a gentle blow. a light touch or stroke. pat or squeeze fondly or playfully, especially under the chin. hit lightly
    • "pat him on the shoulder". completely or perfectly
    • "he has the lesson pat"
    • "had the system down pat". having only superficial plausibility
    • "glib promises"
    • "a slick commercial". exactly suited to the occasion
    • "a pat reply".
  1278. pat Tür.
    • The most recent command containing the pattern pat.
  1279. pat Tür.
    • Public Access Terminal.
  1280. pat Tür.
    • Prototype Adaptation Toolkit.
  1281. pat Tür.
    • Program Association Table An information table which is transmitted along with TV programs and the other digital information.
  1282. pat Tür.
    • Professional Association of Teachers. defn. hand totals of 17 or higher.
  1283. pat Tür.
    • Port Address Translation - one public IP address used by many private addresses Common in WAN access routers to the internet.
  1284. pat Tür.
    • Port Address Translation A function provided by some routers which allows hosts on a LAN to communicate with the rest of a network without revealing their own private IP address All outbound packets have their IP address translated to the routers external IP address Replies come back to the router which then translates them back into the private IP address of the original host for final delivery.
  1285. pat Tür.
    • Port address translation.
  1286. pat Tür.
    • Portable Appliance Testing Not postman Pat Periodic inspection and testing of portable appliances for electrical safety and maintenance Required for commercial premises under Electricity at Work Act and recommended for domestic ones too We also recommend all electrical equipment should be checked periodically, not just portable equipment.
  1287. pat Tür.
    • Portable Appliance Tester - will carry out a wider range of tests It will also record test results and is useful in providing a diagnosis for items which fail when using the "checker" above.
  1288. pat Tür.
    • pop. thud.
  1289. pat Tür.
    • Policy Action Team.
  1290. pat Tür.
    • Policy Action Team.
  1291. pat Tür.
    • Point Attribute Table Polygon Attribute Table A coverage can have either a point attribute table or a polygon attribute table, but not both.
  1292. pat Tür.
    • Pesticide Applicator Training
    • UO/E curriculum that trains individuals to become certified pesticide applicators.
  1293. pat Tür.
    • Permit Assistance Team Source: US EPA.
  1294. pat Tür.
    • PAT is a cost-control mechanism intended to reduce hospital stays by encouraging employees to have routine hospital testing done on an outpatient basis before being admitted to the hospital Reimbursement is sometimes made on a more generous basis for PAT.
  1295. pat Tür.
    • Packaging, Assembly and Testing.
  1296. pat Tür.
    • In draw games, a pat hand is one to which you draw no cards In lowball, J7542 is a pat jack, but also offers a draw to a 7 The other day I made pat straights twice in a row.
  1297. pat Tür.
    • Indexing software developed by the OpenText Corp which serves as the basis for its products used for searching the WWW, intranets, etc.
  1298. pat Tür.
    • Indexing software developed by the OpenText Corp which serves as the basis for its products used for searching the WWW, intranets, etc.
  1299. pat Tür.
    • In a pat manner. the sound made by a gentle blow exactly suited to the occasion
    • "a pat reply" completely or perfectly
    • "he has the lesson pat"
    • "had the system down pat".
  1300. pat Tür.
    • Hatch patterns / Vector fill files. solitude.
  1301. pat Tür.
    • Exactly suitable
    • fit
    • convenient
    • timely.
  1302. pat Tür.
    • A small mass, as of butter, shaped by pats.
  1303. pat Tür.
    • A light, quik blow or stroke with the fingers or hand
    • a tap.
  1304. pat İng.
    • f. (-ted, -ting) i. el ile veya yassı bir şey ile hafifçe vurmak
    • ayağı hafif hafif yere vurmak
    • hafif adımlarla koşmak
    • i. fiske, hafif vuruş
    • yalın ayağın çıkardığı ses
    • ufak kalıp (tereyağı). pat on the back tebrik etmek.
  1305. pat İng.
    • s., z. tamamen uygun
    • basmakalıp
    • yeterli
    • z. değişmez bir şekilde
    • kusursuz olarak. patly z. uygun olarak
    • basmakalıp bir şekilde. patness i. vaktinde oluş, uygunluk.
  1306. pata Tür.
    • being in a stalemate. drawn.
  1307. patagium İng.
    • i. (çoğ. -gia) zool. yarasa veya uçan sincabın kanat zarı
    • kuş kanadının zarı.
  1308. patak Tür.
    • beating. knock kneed.
  1309. pataklamak Tür.
    • to beat. to thrash. to give sb a beating. to wash clothes by beating them in a hurried. haphazard way. belabour. whop.
  1310. pataklamak Tür.
    • chastise. clobber. lick. to spank. to tan sb"s hide. to give sb a beating/whacking. to beat sb up. to clobber.
  1311. pataklanmak Tür.
    • to be beaten.
  1312. patalya Tür.
    • large rowboat.
  1313. patates Tür.
    • potato. spud.
  1314. patates Tür.
    • potato. murphy. spud. tater.
  1315. patates Tür.
    • potato. murphy. root crop. tater.
  1316. patates püresi Tür.
    • mashed patatoes.
  1317. patates salatası Tür.
    • potato salad.
  1318. patavatsız Tür.
    • tactless. plainspoken. politically incorrect. indiscreet. thoughtless. blunt. headfirst. headlong. gauche. harum-scarum. headforemost. out-of-turn. plump. without tact. unadvised.
  1319. patavatsız Tür.
    • tactless. harum scarum. heavy handed. indiscreet.
  1320. patavatsız Tür.
    • facetious. gauche. indiscreet. tactless. disrespectful.
  1321. patavatsızlık Tür.
    • tactlessness. disrespect.
  1322. patch İng.
    • i., f. yama
    • parça
    • eski zamanda kadınların süs olarak yüzlerine yapıştırdıkları ufak siyah ipek parçası
    • yapıştırma ben, leke
    • arazi parçası
    • f. yamalamak, yama vurmak
    • uzlaşmak. patch cord bağlama teli. patch panel bak. patch board. patch together, patch up acele ve kabaca düzeltmek, hale yola koymak, tamir etmek .patchedup s. derme çatma
    • uzlaşmalı.
  1323. patchboard İng.
    • i., (kompütör) bağlama panosu.
  1324. patchwork İng.
    • i. kumaş artıklarından dikilmiş yorgan
    • uydurma iş
    • yama işi.
  1325. patchy İng.
    • s. yamalı
    • derme çatma yapılmış
    • huysuz
    • bozuk düzen, karman çorman.
  1326. patd İng.
    • kıs. patented.
  1327. pate İng.
    • i., (alay) baş, kafa
    • beyin, akıl.
  1328. pate İng.
    • i., Fr. börek, talaş kebabı gibi içinde tavuk veya et bulunan börek. pate de foiegras kaz ciğeri ezmesi, pate.
  1329. patella İng.
    • i., anat. diz kapağı
    • eski Roma'da ufak sahan veya herhangi bir yayvan kap.
  1330. paten Tür.
    • The round plate that holds the Host on the altar at Mass It is placed on top of the Chalice.
  1331. paten Tür.
    • The plate for bread at communion.
  1332. paten Tür.
    • The place on which the consecrated bread is placed in the Eucharist, or on which the host is placed during the Mass.
  1333. paten Tür.
    • The golden vessel on which the singing-bread is placed at Mass Not used during the Canon, when the Bread rests directly on the sindon.
  1334. paten Tür.
    • skate. roller skate.
  1335. paten Tür.
    • ice skate. roller skate.
  1336. paten Tür.
    • It is usually small, and formed as to fit the chalice, or cup, as a cover.
  1337. paten Tür.
    • godfathers.
  1338. paten Tür.
    • From Greek, patane: a shallow vessel The paten is the vessel used to contain the consecrated bread during a Communion.
  1339. paten Tür.
    • A special plate used for bread during Communion. the plate for holding the bread or communion wafers for the ritual of the Eucharist.
  1340. paten Tür.
    • A plate with a shallow circular depression in the center that fits into the chalice.
  1341. paten Tür.
    • A plate.
  1342. paten Tür.
    • A paten is the small circular plate that holds the Communion bread It is used with a chalice and is made of the same material as the chalice. A small round and flat plate made of gold or silver on which the priest places the particles of bread at the celebration of the Eucharist.
  1343. patency İng.
    • i. aşikarlık
    • tıb. açıklık, büyümüşlük.
  1344. patent Tür.
    • To grant by patent
    • to make the subject of a patent
    • to secure or protect by patent
    • as, to patent an invention
    • to patent public lands. a document granting an inventor sole rights to an invention an official document granting a right or privilege make open to sight or notice
    • "His behavior has patented an embarrassing fact about him" obtain a patent for
    • "Should I patent this invention?" grant rights to
    • grant a patent for open
    • affording free passage
    • "patent ductus arteriosus".
  1345. patent Tür.
    • The sole right, granted by the government, to sell, use, and manufacture an invention or creation. a legal document giving inventors the exclusive rights to their invention for a number of years.
  1346. patent Tür.
    • The right or privilege conferred by such a document
    • hence, figuratively, a right, privilege, or license of the nature of a patent.
  1347. patent Tür.
    • The exclusive right of an inventor to make, use, or sell his invention for a period of years A patent is an intangible asset that may be depreciated over its remaining life The sale of a patent usually results in long-term capital gain treatment.
  1348. patent Tür.
    • Spreading
    • forming a nearly right angle with the steam or branch
    • as, a patent leaf.
  1349. patent Tür.
    • See Letters patent, under 3d Letter.
  1350. patent Tür.
    • patent. patent. letters patent. charter.
  1351. patent Tür.
    • patent. bill of health. charter.
  1352. patent Tür.
    • patent.
  1353. patent Tür.
    • Open to public perusal
    • said of a document conferring some right or privilege
    • as, letters patent.
  1354. patent Tür.
    • Open
    • expanded
    • evident
    • apparent
    • unconcealed
    • manifest
    • public
    • conspicuous.
  1355. patent Tür.
    • Intellectual property protection of the embodiment of an idea A patent is the statutory monopoly property right granted by the government to prevent others from making, using or selling what was patented for a set period in exchange for making public the information in the patent document.
  1356. patent Tür.
    • charter. patent.
  1357. patent Tür.
    • A writing securing to an invention.
  1358. patent Tür.
    • Appropriated or protected by letters patent
    • secured by official authority to the exclusive possession, control, and disposal of some person or party
    • patented
    • as, a patent right
    • patent medicines.
  1359. patent Tür.
    • A patent secures to an inventory the exclusive right to make, use and sell an invention for 17 years Inventors should contact the U S Department of Commerce Patent Office. provides the patent holder, or patentee, the right to exclude others from making, using, selling, offering for sale, or importing an invention for 20 years from the date of the patent"s issuance A patent is a government-sponsored monopoly, designed to reward the inventor by providing him with incentive to risk time, effort, and money in developing new technologies In order to earn patent protection, an invention must be New Useful Nonobvious.
  1360. patent Tür.
    • A patent is legally enforceable grant that gives the inventor the exclusive right to commercially exploit the invention for the life of the patent. a written document that allows an inventor exclusive rights to make, use, or sell an invention for a number of years. a government decree giving an inventor the exclusive right to produce, use, or sell an invention.
  1361. patent Tür.
    • A patent is an intellectual property right relating to inventions - that is, to advances made in a technical field A patent for an invention is granted by the government to the applicant, and gives him the right for a limited period to stop others from making, using or selling the invention without permission In return for this right, the applicant must disclose how his invention works in sufficient detail When a patent is granted, the applicant becomes the owner of the patent Like any other form of property, a patent can be bought, sold, licensed or mortgaged Patents are territorial rights, so a UK patent will only give the owner rights within the United Kingdom and rights to stop others from importing products into the United Kingdom.
  1362. patent Tür.
    • A patent is an exclusive right granted for an invention, which is a product or a process that provides a new way of doing something, or offers a new technical solution to a problem A patent provides protection for the invention to the owner of the patent for a limited period, generally 20 years.
  1363. patent Tür.
    • A "patent" is a document issued by a national government granting the patentee the exclusive right to manufacture, use or sell the invention described in the patent for a prescribed interval of time After that interval of time has expired, the invention is "on the public domain" which means that it is free for anyone to use without payment to the patentee Click HERE to see more information on patent and patent application information.
  1364. patent Tür.
    • An incorporeal statutory right that gives an inventor, for a limited period, the exclusive right to use or sell a patented product, or to use a patented method or process.
  1365. patent Tür.
    • An exclusive right granted for 17 years by the federal government to manufacture and sell an invention.
  1366. patent Tür.
    • An exclusive right granted for 17 years by the federal government to manufacture and sell an invention.
  1367. patent Tür.
    • A license that secures the holder the exclusive right to make, use or sell and invention.
  1368. patent Tür.
    • A letter patent, or letters patent
    • an official document, issued by a sovereign power, conferring a right or privilege on some person or party.
  1369. patent Tür.
    • A legal right granted by the government to use, or at least to bar others from using a device, design or type of plant that you have created To patent a device one must prove that it is useful, original and not obvious Patents are subject to challenge in court and may be upheld or overturned.
  1370. patent Tür.
    • A legal protection of a new invention for a limited period of time in return for revealing the information. a patent is one of those rights which come under the general heading of intellectual property A patent is the right of an individual or company to profit from a particular invention or unique manufacturing process, and must be registered in each country in which they wish that invention or process to be protected by law Once registered, a person can grant to a third party a license to exploit the invention or process in return for the payment of a fee usually known as a royalty.
  1371. patent Tür.
    • A legal grant issued by a government permitting an inventor to exclude others from making, using, or selling a claimed invention during the patent"s term The TRIPS Agreement mandates that the term for patent applications filed after June 7, 1995, runs 20 years from the filing date To receive patent protection, an invention must display patentable subject matter, originality, novelty, nonobviousness, and utility Current U S law is based on the 1952 Patent Code As a signatory to the 1883 Paris Convention for the Protection of Industrial Property, the United States belongs to the premier international patent treaty organization, the Paris Union.
  1372. patent Tür.
    • A government grant giving an inventor the exclusive right to make or sell his or her invention for a term of years.
  1373. patent Tür.
    • A Government deed
    • a document that conveys legal title to public lands to the patentee Public domain lands are patented
    • acquired lands are deeded by the Government.
  1374. patent Tür.
    • A document making a grant and conveyance of public lands.
  1375. patent Tür.
    • a document granting an inventor sole rights to an invention. an official document granting a right or privilege. obtain a patent for
    • "Should I patent this invention?". grant rights to
    • grant a patent for. make open to sight or notice
    • "His behavior has patented an embarrassing fact about him". open
    • affording free passage
    • "patent ductus arteriosus". clearly apparent or obvious to the mind or senses
    • "the effects of the drought are apparent to anyone who sees the parched fields"
    • "evident hostility"
    • "manifest disapproval"
    • "patent advantages"
    • "made his meaning plain"
    • "it is plain that he is no reactionary"
    • "in plain view".
  1376. patent Tür.
    • A document defining the rights conferred by the grant, but often used generally to mean any published specification A patent, which is the mature form of a patent application, consists of drawings of the invention, a specification explaining it, and claims which define the scope of exclusivity.
  1377. patent İng.
    • s. patenti olan, patent hakkından yararlanan
    • imtiyazlı. patent leather rugan (deri). patent medicine mustahzar, hazır ilaç
    • kocakarı ilâcı. patently z. açıkça, aşikar olarak.
  1378. patent İng.
    • i., f. patent, imtiyaz, ihtira beratı
    • imtiyazlı ihtira
    • arazi için verilen imtiyaz
    • imtiyazlı arazi
    • f. patent almak
    • imtiyazla temin etmek, imtiyazım vermek veya almak. patent rights patent hakkı.
  1379. patent İng.
    • s. herkes tarafından anlaşılabilir, herkese açık, aşikar
    • tıb. açık.
  1380. patent hakkı Tür.
    • patent right. patent claim / right.
  1381. pater İng.
    • i., ing., k.dili peder, baba.
  1382. paterfamilias İng.
    • i. evin erkeği, aile reisi.
  1383. paternal İng.
    • s. babaya ait, babaya mahsus, babaya yakışır
    • baba tarafından olan
    • babadan kalma. paternally z. babaca, baba gibi, pederane.
  1384. paternalism İng.
    • i. (bir memleket, iş yeri, toplumu) pederane bir şekilde idare etme.
  1385. paternity İng.
    • i. babalık sıfatı, bir çocuğun babası olma
    • baba tarafı
    • kaynak
    • yazı sahibi.
  1386. paternoster İng.
    • i., Lat. Hazreti isanın öğrettiği Rabbin duası
    • tespih
    • tılsım olarak okunan herhangi bir dua.
  1387. path İng.
    • kıs. pathological, pathology.
  1388. path İng.
    • i. yol, yaya yolu, patika, tarik
    • bir konuda takip edilen yol, hayat yolu. the beaten path herkesin geçtiği yol, işlek yol.
  1389. pathetic İng.
    • s. acıklı, dokunaklı, etkileyici, tesirli, heyecan verici. pathetically z. dokunaklı veya etkileyici bir surette
    • heyecanlandırarak.
  1390. pathfinder İng.
    • i. yol açan kimse, kaşif.
  1391. pathogen İng.
    • i., tıb. hastalığa sebebiyet veren mikrop veya virüs.
  1392. pathology İng.
    • i. patoloji, hastalıklar bilimi
    • bir hastalığın seyri. pathologist i. patolog, hastalıklar bilimi uzmanı. pathological s. patolojik. patholog'ically z. patolojik olarak.
  1393. pathos İng.
    • i. merhamet ve sempati gibi his uyandırma gücü veya yeteneği.
  1394. pathway İng.
    • i. yayalara mahsus yol, patika.
  1395. patience İng.
    • i. sabır tahammül, sebat, dayanma
    • informal dişini sıkma
    • ing. tek kişi tarafından oynanan bir iskambil oyunu. patience dock labada, bot. Rumex patientia.
  1396. patient İng.
    • s., i. sabırlı, dayanıklı, mütehammil
    • azimli, sebatkâr
    • i. tedavi altında bulunan hasta. patiently z. sabırla, tahammülle.
  1397. patik Tür.
    • baby shoe. bootee.
  1398. patik Tür.
    • babyschuh.
  1399. patika Tür.
    • pathway. trail. track. rough path. foot track. trackway. foot path. footpath. packway. trace.
  1400. patika Tür.
    • footpath. track. pathway. path. walkway. alley. gate. lane. trail.
  1401. patika Tür.
    • alley. footpath. path. pathway. track. trail. trail keçiyolu. çığır.
  1402. patina İng.
    • i. (çoğ. -nae) tunç veya bakır eşya üzerinde hâsıl olan yeşil küf
    • zamanla ve kullanma dolayısıyle görünüşü güzelleşen herhangi bir yüzey.
  1403. patinaj Tür.
    • skating. skidding. spinning. ice skating.
  1404. patinaj Tür.
    • ice skating. skidding. slipping. break-away.
  1405. patinaj zinciri Tür.
    • tire chain.
  1406. patio İng.
    • i. evlerde üstü açık iç veya yan avlu, teras, veranda.
  1407. patiska Tür.
    • cambric. cotton batiste. calico / n,.
  1408. patiska Tür.
    • calico. cambric.
  1409. patırtı Tür.
    • clatter. noise. or pattern. row. tumult. disturbance. bang. din. shindy. stir. to do.
  1410. patırtılı Tür.
    • noisy. clamorous. rollicking. tumultuous.
  1411. patlak Tür.
    • burst. form open. cracked.
  1412. patlak Tür.
    • blowout. burst. torn open. explosion. bursting. puncture.
  1413. patlama Tür.
    • crack. detonating. fulminating. explosion. detonation. burst. bang. blow-out. blowup. boom. burst-up. eruption. fireworks. fulmination. outburst. puncture. simmer.
  1414. patlama Tür.
    • blast. detonation. eruption. explosion. sudden expansion. bursting. blow-up. blownout. break. outburst. puncture. fulmination. fulminate. bang. breakout. clap. outbreak. comprehensive / household policy.
  1415. patlama Tür.
    • blast. blowout. burst. detonation. eruption. explosion. outburst.
  1416. patlamak Tür.
    • to burst. to explode. to blow up. to burst open. to break out. to give vent to one"s feelings. to cost sb so much. to blowout. to erupt. to fulminate. to pop. detonate. to blow one"s mind. to go pop. puncture.
  1417. patlamak Tür.
    • burst. explode. go off. crack. erupt. blow. blow up. pop. break. detonate. fulminate. go up. knock back. let fly. plonk. plunk. go pop. puncture. set back. snap. spring.
  1418. patlamak Tür.
    • burst. detonate. explode. fume. pop. puncture. to burst. to occur. suddenly. to blurt out. to explode. to go off. to blow up. to pop. to detonate. to erupt. to puncture. to break out. to burst out. to be bored to death. to cost.
  1419. patlatma Tür.
    • pop.
  1420. patlatmak Tür.
    • to blow up. to explode. to cause sth to burst open. to fire. to infuriate. belt. biff. burst. detonate. land. puncture. slosh. touch off.
  1421. patlatmak Tür.
    • make explode. make burst. make blow up. let off. set off. touch off. blast. blow up. bust. detonate. explode. pop. puncture.
  1422. patlatmak Tür.
    • belt. burst. clout. deal. detonate. explode. to blow up. to infuriate. to hit. to burst. to explode. to touch sth off. to set sth off. to detonate. to puncture. to exasperate. to clout. to deal sb/sth a blow.
  1423. patlayıcı Tür.
    • explosive substance. fulminating explosive. fulminate. fulminant. exploder. plastic explosive.
  1424. patlayıcı Tür.
    • explosive. fulminating. detonating. squib.
  1425. patlayıcı Tür.
    • explosive.
  1426. patlıcan Tür.
    • eggplant. aubergine.
  1427. patlıcan Tür.
    • aubergine. eggplant.
  1428. patlıcan Tür.
    • aubergine. eggplant.
  1429. patois İng.
    • i. bir bölgeye mahsus agzı
    • bozuk dil.
  1430. patolog Tür.
    • pathologist.
  1431. patolog Tür.
    • pathologist.
  1432. patoloji Tür.
    • pathology.
  1433. patoloji Tür.
    • pathology.
  1434. patolojik Tür.
    • pathological.
  1435. patolojik Tür.
    • pathologic.
  1436. patriarch İng.
    • i. bir aile veya kabilenin ilk atası, cet, ata
    • yaşlı ve hürmete layık adam
    • b.h. patrik. patriar'chal s. patriğe ait
    • hürmete lâyık. patriarchate i. patriklik
    • ataerki, pederşahilik.
  1437. patrician İng.
    • s., i. asilzadelere ait
    • i. asilzade, eski Roma'da soylular sınıfına mensup kişi.
  1438. patricide İng.
    • i. babayı öldürme
    • baba katili.
  1439. patrik Tür.
    • patriarch (in the Eastern Orthodox Church. patriarch.
  1440. patrik Tür.
    • patriarch.
  1441. patrikhane Tür.
    • patriarchate.
  1442. patrikhane Tür.
    • patriarchate.
  1443. patriklik Tür.
    • patriarchate.
  1444. patrimony İng.
    • i. babadan intikal eden miras
    • kilise vakfı patrimo'nial s. bu yolla intikal eden miras kabilinden.
  1445. patriot İng.
    • i. vatanperver kimse, yurtsever kimse. patriot'ic s. yurtsever, vatanperver. patriot'ically z. vatanperverane. patriotism i. vatanperverlik, yurt sevgisi.
  1446. patristic, -ical İng.
    • s. (eski) kilise ileri gelenlerine veya onların yazdıklarına ait.
  1447. patrol İng.
    • i., f. (-led, -ling) karakol, askeri devriye
    • ileri karakol, keşif kolu
    • devriye gezme: f. devriye gezmek. patrolman i. polis, devriye polis. patrol wagon tutukluları karakola götürmeye mahsus polis arabası.
  1448. patron Tür.
    • To be a patron of
    • to patronize
    • to favor.
  1449. patron Tür.
    • The holder of an advowson.
  1450. patron Tür.
    • See Padrone, 2.
  1451. patron Tür.
    • One who uses our library
    • also referred to as "user".
  1452. patron Tür.
    • One who protects, supports, or countenances
    • a defender.
  1453. patron Tür.
    • One who lends his or her name for purposes of promotion of a benefit or similar affair
    • also, a category of contributions at a certain level of giving to which an institution gives special recognition Topic areas:Fundraising and Financial Sustainability. any user of Watson Library May include students from NSU, LSMSA and residents Natchitoches Parish.
  1454. patron Tür.
    • One who has gift and disposition of a benefice.
  1455. patron Tür.
    • One who encourages or helps a person, a cause, or a work
    • a furtherer
    • a promoter
    • as, a patron of art.
  1456. patron Tür.
    • Doing the duty of a patron
    • giving aid or protection
    • tutelary. a regular customer someone who supports or champions something the proprietor of an inn.
  1457. patron Tür.
    • boss. employer. patron. old man. top dog. governor. the governor. guvnor. guv. patronizer. dress pattern. baas. magnate. nibs.
  1458. patron Tür.
    • boss. employer. dress maker"s pattern. big boss. chief. dressing pattern. gaffer. the great white chief. magnate. main squeeze. old man. the old man. patron. self-employer. top brass.
  1459. patron Tür.
    • boss. chief. governor. magnate. master. pattern.
  1460. patron Tür.
    • a regular customer. the proprietor of an inn. someone who supports or champions something.
  1461. patron Tür.
    • A person who supports of an artist, both financially and by helping him or her to become well known in their field of art.
  1462. patron Tür.
    • A patron, or benefactor, is one who enters into a contract with a client and provides goods that are not normally available to the client In return, the benefactor receives honor and loyalty Click here for examples.
  1463. patron Tür.
    • Another term used for the Library users who have borrowing privelege.
  1464. patron Tür.
    • An advocate or pleader.
  1465. patron Tür.
    • A master who had freed his slave, but still retained some paternal rights over him.
  1466. patron Tür.
    • A man of distinction under whose protection another person placed himself.
  1467. patron Tür.
    • A legislator who introduces a specific piece of legislation Other legislators may show their support by signing on as co-patrons. A person who employs an artist or architect to create a work of art or a building Under a system of patronage, artists and architects work on commission.
  1468. patron Tür.
    • A guardian saint. called also patron saint.
  1469. patron İng.
    • i. hami, veli
    • patron, efendi
    • daimi müşteri
    • sanatkar himaye eden kimse. patron saint bir kimse veya meslek veya kurumu himaye ettiği farzolunan aziz, koruyucu melek olduğu kabul edilen aziz. patronage i. hamilik, himaye, koruma, yardım
    • birisini göreve atama hakkı
    • müşteriler, müşteri oluş
    • hor görme. patronize f. himaye etmek, korumak
    • büyüklük taslamak, hor görmek
    • müşterisi olmak.
  1470. patronluk Tür.
    • being a boss. bossdom.
  1471. patronymic İng.
    • s., i. baba veya soy ismine ait
    • i. şahıs isminden yapılan soyadı Peterson.
  1472. patsy İng.
    • i., (argo) avanak kimse
    • kadınsı erkek.
  1473. patten İng.
    • i. nalın, takunya.
  1474. patter İng.
    • f., i. çabuk çabuk konuşmak
    • mırıldar gibi söylemek
    • i. bir komedyen veya sihirbazın kullandığı konuşma tarzı
    • çok çabuk söylenen şarkı.
  1475. patter İng.
    • f., i. yağmur gibi pıtır pıtır ses çıkarmak, pıtırdamak
    • kısa ve süratli adımlarla yürümek
    • i. pıtrırtı, ses.
  1476. pattern İng.
    • i., f. örnek, numune, model, misal
    • kalıpla basılarak çıkarılan veya kalıp şeklinde olan model
    • şekillerin düzeni
    • şablon
    • A.B.D. bir elbiselik kumaş
    • kurşun saçmasının hedef üzerinde bıraktığı izler
    • f. bir örneği kopya etmek, modeline göre yapmak
    • şekillerle süslemek.
  1477. patty İng.
    • i. yassı köfte
    • küçük börek. pattycake i. bebeklerin el çırpma oyunu. pattypan i. birkaç bölümü olan küçük börek tepsisi. patty shell içi sonradan doldurulacak pişmiş hamur veya tart.
  1478. patulous İng.
    • s. açık, yayılmış
    • bot. yaygın.
  1479. paucity İng.
    • i. azlık, nadir oluş, kıtlık, yetersizlik.
  1480. paulownia İng.
    • i. mor çiçekli bir süs ağacı, bot. Paulownia.
  1481. paunch İng.
    • i. karın, karın nahiyesi
    • göbek
    • iri karın
    • geviş getiren hayvanların işkembesi. paunch mat den. seren veya armayı aşınmadan koruyan alavere paleti.
  1482. pauper İng.
    • i. fakir kimse, yoksul kimse
    • hükümetin beslediği fakir kimse. pauperism i. fakirlik, yoksulluk. pauperiza'tion i. fakirleştirip sadakaya muhtaç hale getirme. pauperize f. sadakaya muhtaç hale getirmek.
  1483. pause İng.
    • i., f. durma
    • sekte, durgu
    • gram. durma işareti, nokta
    • fasıla, aralık
    • müz bir noktanın üzerine veya altına konan uzatma işareti
    • f. kısa bir zaman için durmak, duraklamak, olduğu yerde kalmak
    • tereddüt etmek, duraksamak.
  1484. pavane İng.
    • i. 16. yüzyılda revaçta olan bir dans
    • bu dansın müziği.
  1485. pave İng.
    • i., Fr. kaldırım
    • kıymetli taşları yüzük üzerine yan yana kakma.
  1486. pave İng.
    • f. asfalt veya taş ile döşemek
    • düzeltmek. pave the way for herhangi bir şey için hazırlık yapmak.
  1487. pavement İng.
    • i. yolu kaplayan suni yüzey veya maddeler, asfalt, beton, taş, çakıl
    • bu maddelerle döşenmiş yol.
  1488. pavilion İng.
    • i., f. büyük çadır
    • çadır gibi şey
    • bir park veya bahçede bulunan kulübe, pavyon
    • köşk
    • hastanelerde asıl binadan ayrı pavyon
    • kulak kepçesi
    • kıymetli taşın alt kısmı
    • f. çadır veya pavyonda barındırmak
    • çadır gibi örtmek.
  1489. paving İng.
    • i. yol döşeme
    • yol döşemede gerekli olan maddeler. paving stone kaldırım taşı
  1490. pavior,-ingiour İng.
    • i. kaldırımcı.
  1491. pavonine İng.
    • s. tavus kuşuna ait, tavuskuşuna benzer
    • tavus kuşu kuyruğunu andıran.
  1492. pavurya Tür.
    • hermit crab. crab.
  1493. pavurya Tür.
    • hermit crab.
  1494. pavyon Tür.
    • pavilion. night club. detached building.
  1495. pavyon Tür.
    • cheap night club. pavillion. private house. pavilion.
  1496. paw İng.
    • f. pençe atmak
    • kabaca ellemek
    • ön ayak ile yeri eşelemek.
  1497. paw İng.
    • i. hayvan pençesi
    • k.dili el, özellikle kaba el.
  1498. pawl İng.
    • i., f. kastanyola, ırgat kastanyolası
    • f. kastanyola ile sıkıştırmak.
  1499. pawn İng.
    • i., satranç piyon, piyade, paytak
    • bir işe alet edilen fakat önemsenmeyen kimse.
  1500. pawn İng.
    • f. rehine koymak
    • malını veya canını tehlikeye atmak.
  1501. pawn İng.
    • i. rehin, rehine
    • rehine koyma. in pawn rehinde pawn broker rehinle ödünç para veren kimse, tefeci. pawn shop tefeci dükkânı pawn ticket rehin senedi veya makbuzu.
  1502. pawnee İng.
    • i., huk. rehinle ödünç para veren kimse.
  1503. pawner İng.
    • i. mülkünü rehin eden kimse. pawpaw bak. papaw.
  1504. pax İng.
    • i. barış. Pax vobiscum selâmün aleyküm.
  1505. pay Tür.
    • To satisfy, or content
    • specifically, to satisfy for service rendered, property delivered, etc.
    • to discharge one"s obligation to
    • to make due return to
    • to compensate
    • to remunerate
    • to recompense
    • to requite
    • as, to pay workmen or servants.
  1506. pay Tür.
    • To honor the credit by putting the beneficiary in funds.
  1507. pay Tür.
    • To give or offer, without an implied obligation
    • as, to pay attention
    • to pay a visit.
  1508. pay Tür.
    • To give a recompense
    • to make payment, requital, or satisfaction
    • to discharge a debt.
  1509. pay Tür.
    • To discharge or fulfill, as a duy
    • to perform or render duty, as that which has been promised.
  1510. pay Tür.
    • To discharge, as a debt, demand, or obligation, by giving or doing what is due or required
    • to deliver the amount or value of to the person to whom it is owing
    • to discharge a debt by delivering.
  1511. pay Tür.
    • To cover, as bottom of a vessel, a seam, a spar, etc., with tar or pitch, or waterproof composition of tallow, resin, etc.
    • to smear.
  1512. pay Tür.
    • This is your normal salary or wages plus any shift allowance, bonuses, contractual overtime, Statutory Sick Pay or Maternity Pay, and any other taxable benefit specified in your contract as being pensionable Pay does not include non-contractual overtime, travelling or subsistence allowances, pay in lieu of notice, pay in lieu of loss of holidays, any payment as an inducement not to leave before the payment is made, nor the monetary value of a car or pay received in lieu of a car Pay is limited to the earnings cap.
  1513. pay Tür.
    • The amount of wages, salary, or other earned income you receive for your employment, including amounts you contribute to a 401, 403 or flexible benefits plan, but excluding any Providence-funded dollars you receive in cash from a flex plan.
  1514. pay Tür.
    • something that remunerates
    • "wages were paid by check"
    • "he wasted his pay on drink"
    • "they saved a quarter of all their earnings". give money, usually in exchange for goods or services
    • "I paid four dollars for this sandwich"
    • "Pay the waitress, please". convey, as of a compliment, regards, attention, etc
    • bestow
    • "Don"t pay him any mind"
    • "give the orders"
    • "Give him my best regards"
    • "pay attention". do or give something to somebody in return
    • "Does she pay you for the work you are doing?". bear, in recompense for some action
    • "You"ll pay for this!"
    • "She had to pay the penalty for speaking out rashly"
    • "You"ll pay for this opinion later". cancel or discharge a debt
    • "pay up, please!". bring in
    • "interest-bearing accounts"
    • "How much does this savings certificate pay annually?". render
    • "pay a visit"
    • "pay a call". be worth it
    • "It pays to go through the trouble". dedicate
    • "give thought to"
    • "give priority to"
    • "pay attention to". discharge or settle
    • "pay a debt"
    • "pay an obligation". make a compensation for
    • "a favor that cannot be paid back".
  1515. pay Tür.
    • Satisfaction
    • content.
  1516. pay Tür.
    • Ordinary Pay.
  1517. pay Tür.
    • lot. portion. share. equal part. numerator. cut. desert. dole. interest. proportion. quantum. quota. quotum. ration. snack. whack.
  1518. pay Tür.
    • In life insurance, abbreviation for payment as in 20-pay life policy Also, compensation, which may be defined in a variety of ways For example, under a unit credit pension plan, the employee"s compensation and service are generally explained as a certain percent of pay per year of credited service irrespective of the percentage used, the definition of pay will make a considerable difference in the dollar benefit result.
  1519. pay Tür.
    • Hence, to make or secure suitable return for expense or trouble
    • to be remunerative or profitable
    • to be worth the effort or pains required
    • as, it will pay to ride
    • it will pay to wait
    • politeness always pays.
  1520. pay Tür.
    • Hence, figuratively: To compensate justly
    • to requite according to merit
    • to reward
    • to punish
    • to retort or retaliate upon.
  1521. pay Tür.
    • apportionment.
  1522. pay Tür.
    • An equivalent or return for money due, goods purchased, or services performed
    • salary or wages for work or service
    • compensation
    • recompense
    • payment
    • hire
    • as, the pay of a clerk
    • the pay of a soldier. bear, in recompense for some action
    • "You"ll pay for this!"
    • "She had to pay the penalty for speaking out rashly"
    • "You"ll pay for this opinion later" give money, usually in exchange for goods or services
    • "I paid four dollars for this sandwich"
    • "Pay the waitress, please" discharge or settle
    • "pay a debt"
    • "pay an obligation" do or give something to somebody in return
    • "Does she pay you for the work you are doing?" make a compensation for
    • "a favor that cannot be paid back" render
    • "pay a visit"
    • "pay a call" be worth it
    • "It pays to go through the trouble".
  1523. pay Tür.
    • An abbreviation for payment as in "20-Pay Life policy ". To cover with pitch Here"s the devil to pay, and no pitch hot. money earned by employees for work performed, in the form of wages or salary. to give for something --" difference of what you pay and what you owe ".
  1524. pay Tür.
    • An abbreviation for payment as in "20-Pay Life policy ".
  1525. pay Tür.
    • An abbreviation for payment as in "20-Pay Life policy ".
  1526. pay Tür.
    • allocation. allotment. allowance. dividend. margin. numerator. part. portion. proportion. quota. ration. share. split. whack.
  1527. pay İng.
    • f. (paid) ödemek, tediye etmek
    • karşılığını vermek
    • karlı olmak, yararlı olmak
    • etmek. pay as you go vakti geldiğinde derhal ödemek. pay a visit ziyaret etmek. pay in para yatırmak. pay off maaş vermek
    • öç almak, acısını çıkarmak
    • A.B.D., k.dili işe yaramak
    • A.B.D., (argo) rüşvet vermek. pay one's respects saygılarını sunmak. pay one's way masraflarını ödemek, borca girmemek. pay out ödemek
    • den. laçka etmek
    • kalama etmek (halat, zincir). pay the piper masrafı yüklenmek. pay through the nose fazlasıyle ödemek, burnundan fitil fitil gelmek. pay up borcunu ödemek.
  1528. pay İng.
    • i. ödeme, tediye, verme
    • ödenen sey, ücret, maaş
    • bedel, karşılık
    • ceza veya mükâfat. pay dirt işletme zahmetine değer miktarda maden ihtiva eden toprak
    • herhangi kârlı bir şey. pay office vezne dairesi. pay phone umumi telefon. be in the pay of hizmetinde olmak, emrinde çalışmak. hit veya strike pay dirt başarılı olmak.
  1529. pay İng.
    • f., den. kaynamış katranla kalafat etmek.
  1530. payanda Tür.
    • prop. pit prop. buttress. support. shore. pier. pillar. plank. spur. standard. stock. strut.
  1531. payanda Tür.
    • abutment. buttress. footing. prop. shore. strut. support. pile. bracing. bolster. backstay. propping. study. shorer. hanging. gib. leg. batter pile. pillar. stemple. skid counterfort. pier. stilt. stake. crutch. supporter. stiffener. falsework. cantilever.
  1532. payandalamak Tür.
    • to bolster. to stay. to prop. to support.
  1533. payandalı Tür.
    • propped. supported. stayed. buttress.
  1534. payda Tür.
    • denominator.
  1535. payda Tür.
    • denominator.
  1536. paydaş Tür.
    • shareholder. joint owner. stakeholder.
  1537. paydaş Tür.
    • partner. sharer. shareholder.
  1538. payday İng.
    • i. tediye günü, maaş veya ücretin verildiği gün.
  1539. paydos Tür.
    • recess. break. rest. respite. end of a work period.
  1540. paydos Tür.
    • break. rest. end of the workd day. stopping work for a while. taking a break. knocking- off time. recess. respite. standstill.
  1541. paye Tür.
    • the British system of withholding tax.
  1542. paye Tür.
    • rank. position. grade.
  1543. paye Tür.
    • rank. position. degree. honour. nominal rank.
  1544. paye Tür.
    • Pay-As-You-Earn method of income tax collection.
  1545. paye Tür.
    • Pay As You Earn A scheme that every small business employing people must set up and administer to pay income tax and National Insurance contributions to the Inland Revenue.
  1546. paye Tür.
    • Pay As You Earn.
  1547. paye Tür.
    • Pay as you earn.
  1548. paye Tür.
    • Pay-As-You-Earn.
  1549. paye Tür.
    • Income tax for salary and wage earners that is deducted by the organisation each payroll and paid to Inland Revenue as part of the Tax Payment. the British system of withholding tax.
  1550. paye Tür.
    • A Government system whereby employers have to deduct tax before paying out the net income to employees.
  1551. paye Tür.
    • Acronym for Pay As You Earn PAYE is the system under which your employer deducts income tax from your pay during the year It is a sophisticated system as it takes into account your personal allowances and the different tax rates and tax bands The tax deducted must be shown on your payslip each pay day, and on the P45 which is given to you when you leave that employment, or on the P60 form which is given to you at the end of the tax year.
  1552. paye Tür.
    • Abbreviation for Pay-As-You-Earn, a taxation procedure for wage and salary earners under which income tax is deducted in instalment from periodic pay.
  1553. payeble İng.
    • s. ödenebilir
    • ödenmesi gereken, verilecek
    • karlı, kar sağlayan. pay able at sight görüldüğünde tediye olunur. payable on demand ibrazında tediye olunur. payable to bearer hamiline tediye olunur. payable to order emre tediye olunur.
  1554. payee İng.
    • i. kendisine borç ödenen kimse, alacaklı kimse.
  1555. payet Tür.
    • sequin. spangle.
  1556. payet Tür.
    • sequin. spangle.
  1557. payidar Tür.
    • enduring. lasting. permanent.
  1558. paylama Tür.
    • scolding. castigation. earful. lecture. lesson. rebuke. remonstrance. reprehension. reprimand. reproof. rocket. talking to. telling off. unbraiding. wigging.
  1559. paylama Tür.
    • lecture. scolding. tirade.
  1560. paylamak Tür.
    • to scold. berate. call down. castigate. to take a person to cleaners. flay. rebuke. remonstrate. to make representations. reprove. take to task. to take sb to task. upbraid sb. whip.
  1561. paylamak Tür.
    • lecture. reprehend. reprove. scold. upbraid. to scold. to flay. to lecture. to rebuke. to take sb to task. to tell sb off. to tear sb off a strip. to tick sb off. to reprehend. to reprove azarlamak.
  1562. paylaşan Tür.
    • swinging.
  1563. paylaşılma Tür.
    • being shared.
  1564. paylaşılmak Tür.
    • to be shared.
  1565. paylaşım Tür.
    • sharing.
  1566. paylaşma Tür.
    • sharing. communion. share out.
  1567. paylaşmak Tür.
    • share. to share. to divide. to share out. to apportion. to partition. to go fifty fifty with sb. pool. share in. to go snacks. split.
  1568. paylaşmak Tür.
    • share. share out. go shares. divide. split. divvy. divvy up. cast in. double up. double up on. partake. participate of. go snacks. whack up.
  1569. paylaşmak Tür.
    • partake. pool. share. split. to share. to divide and share.
  1570. paylaştırma Tür.
    • repartition.
  1571. paylaştırmak Tür.
    • to see that sb gets his share of sth. to divide. to apportion. give out. outportion. portion out.
  1572. paylaştırmak Tür.
    • apportion. carve. deal. portion. share. to impart. to portion sth out. to carve sth up. to deal sth out. to share. to divide. to apportion.
  1573. paylotld İng.
    • i. bir taşıtın taşıdığı gelir getiren yük, bir roketin taşıdığı yük.
  1574. paymaster İng.
    • i. maaş katibi
    • veznedar.
  1575. payment İng.
    • i. ödeme, tediye
    • ücret, maaş
    • taksit.
  1576. paynim İng.
    • i., (eski) kâfir veya putperest kimse
    • Hristiyan olmayan kimse.
  1577. payoff İng.
    • i. ücret ödeme
    • k.dili ödül veya ceza
    • k.dili sonuç, netice, bir meselenin sonu
    • çıkış noktası
    • A.B.D., (argo) rüşvet.
  1578. payola İng.
    • i., A.B.D., (argo) rüşvet.
  1579. payreks Tür.
    • pyrex.
  1580. payroll İng.
    • i. maaş veya ücret bordrosu
    • maaşlann toplamı.
  1581. paytak Tür.
    • knock-kneed. bandylegged. pawn.
  1582. paytak Tür.
    • knock-kneed. bandy-legged. bowlegged. bandy.
  1583. payton Tür.
    • phaeton.
  1584. pazar Tür.
    • sunday. sun. sunday. market. market place. bazaar. mart. outlet. staple.
  1585. pazar Tür.
    • Sunday. market area. mart.
  1586. pazar Tür.
    • fair. market. bazaar. marketplace. sunday. sundaysuday day.
  1587. pazar Tür.
    • bazaar. market. marketplace. open air market.
  1588. pazar yeri Tür.
    • market place / stand.
  1589. pazar yeri Tür.
    • marketplace.
  1590. pazarcı Tür.
    • seller in a market. stallholder.
  1591. pazarcı Tür.
    • seller in a market.
  1592. pazarlama Tür.
    • marketing.
  1593. pazarlama Tür.
    • marketing.
  1594. pazarlamacı Tür.
    • marketing expert. marketing man. marketman.
  1595. pazarlamacı Tür.
    • marketing expert.
  1596. pazarlamacı Tür.
    • marketing assocoate. commercial traveler. commercial traveller. drummer. saleslady. salesman. salesperson. saleswoman.
  1597. pazarlamak Tür.
    • to market.
  1598. pazarlamak Tür.
    • market. to market.
  1599. pazarlamak Tür.
    • market.
  1600. pazarlık Tür.
    • bargaining. haggling. bargain. deal. snip. trade.
  1601. pazarlık Tür.
    • bargain. bargaining. chaffer. deal. haggling. pennyworth.
  1602. pazarlık Tür.
    • bargain.
  1603. pazarlık etmek Tür.
    • to chaffer. to haggle. to haggle over the fas.
  1604. pazarlık etmek Tür.
    • bargain. haggle.
  1605. pazarlıkçı Tür.
    • haggler.
  1606. pazarlıkçı Tür.
    • bargainer.
  1607. pazarlıksız Tür.
    • without bargaining.
  1608. pazartesi Tür.
    • mon. monday.
  1609. pazartesi Tür.
    • monday.
  1610. pazartesi Tür.
    • monday.
  1611. pazen Tür.
    • cotton flannel. fustian. dimity. flannelette.
  1612. pazı Tür.
    • biceps. upper arm. muscle.
  1613. pazı Tür.
    • biceps. chard.
  1614. pazı Tür.
    • arm.
  1615. pazıbent Tür.
    • armband. armlet.
  1616. pazıbent Tür.
    • armband.
  1617. pazubent Tür.
    • arm badge.
  1618. pazzaz İng.
    • i., (argo) canlılık, cazibe.
  1619. pb İng.
    • kıs. lead.
  1620. pc kıs. İng.
    • percent, petty cash, post card.
  1621. pd İng.
    • kıs. paid.
  1622. pea İng.
    • i. (çoğ. -peas, -pease) bezelye, bot. Pisum sativum
    • bezelye türünden herhangi bir sebzenin içi, nohut, börülce
    • bezelye içi şeklinde herhangi bir şey. pea green bezelye yeşili, açık yeşil. pea soup bezelye çorbası
    • koyu sis. as like as two peas tıpkı birbirine benzer, bir elmanın iki yansı. blackeyed pea, cowpea i. börülce, bot. Vigna sinensis .everlasting pea kedi çanağı, bot. Lathyrus latifolius. green pea bezelye. sweet pea ıtırşahi, bot. Lathyrus odoratus.
  1623. peace İng.
    • i. huzur, sükun, rahat
    • barış, hazar, sulh, selâmet
    • asayiş
    • sukunet
    • barış anlaşması
    • barışma, uzlaşma
    • iç huzuru. Peace be with you Selâmünaleyküm. peace offering barış ve uzlaşma gayesiyle verilen hediye. peace pipe dostluk ve banş çubuğu (Kızılderililerde). at peace barış halinde
    • huzur içinde, rahata kavuşmuş. hold one's peace susmak, bir şey söylememek. justice of the peace sulh hâkimi. keep the peace sulhu korumak. make peace with bir kimse ile barışmak.
  1624. peaceable İng.
    • s. sulh taraftarı, barış sever
    • sakin. peaceableness i. barışseverlik. peaceably z. sulh ile, sükunetle. Peace Corps Barış Gönüllüleri.
  1625. peaceful İng.
    • s. rahat, asude, sakin
    • mulâyim, yumuşak başlı, uysal. peacefully z. sükunetle, uysallıkla. peacefulness i. sükunet, uysallık.
  1626. peacekeeper İng.
    • i. arabulucu kimse veya grup.
  1627. peacekeeping İng.
    • i. ateşkesten sonra tarafların antlaşma koşullarına uymasını sağlama.
  1628. peacemaker İng.
    • i. barıştırıcı kimse, uzlaştırıcı kimse.
  1629. peacetime İng.
    • i. hazar, barış, sulh dönemi.
  1630. peach İng.
    • f. (argo) ihbar etmek, ele vermek, haber vermek.
  1631. peach İng.
    • i. şeftali: şeftali ağacı
    • şeftali rengi
    • (argo) çok güzel şey veya kimse, özellikle güzel kadın. peach blossom şeftali baharı
    • açık pembe renk. peach blow açık pembe porselen cilâsı. peach tree şeftali ağacı, bot. Prunus persica.
  1632. peachy İng.
    • s. şeftali gibi
    • (eski), (argo) mükemmel, âlâ.
  1633. peacock İng.
    • i., f. tavus, zool. Pavo cristatus
    • f. kurum satmak slang. kasılmak. pea cock blue tavusun boynunda olduğu gibi çok parlak mavi renk.
  1634. peafowl İng.
    • i. tavus.
  1635. peahen İng.
    • i. dişi tavus. pea jacket göğsü çift düğmeli kalın yünden kısa gemici ceketi.
  1636. peak İng.
    • f., den. sırığın ucunu serene yaklaşacak vaziyette dik durdurmak.
  1637. peak İng.
    • f. eriyip zayıflamak.
  1638. peak İng.
    • i. sivri tepe, dağ zirvesi, zirve
    • can alacak nokta, en mühim nokta, en başarılı zaman
    • den. gizin cundası, yelkenin çördek yakası
    • den. demirin tırnak ucu. peak load elek. en fazla tahmil miktarı. peaky s. sivri tepeli.
  1639. peaked İng.
    • s. zayıf düşmüş, bitkin halde. peakedness i. bitkinlik, zafiyet.
  1640. peal İng.
    • i., f. birkaç çanın bir arada veya birbiri arkasından çalınması
    • birkaç çandan ibaret takım
    • yüksek ve devamlı ses
    • top veya gök gürlemesi gibi ses
    • f. ses vermek, (çan) çalınmak.
  1641. peanut İng.
    • i. Amerikan fıstığı yerfıstığı, bot. Arachis hypogaea
    • k.dili önemsiz kimse
    • çoğ., A.B.D., (argo) önemsiz miktarda para. peanut brittle yerfıstığından yapılan sert bir şekerleme. peanut butter çekilmiş fıstıktan yapılmış tuzlu ezme. peanut gallery k.dili sinemada en arka balkon. peanut oil yerfıstığından çıkarılan yağ.
  1642. pear İng.
    • i. armut
    • armut ağacı, bot. Pyrus communis. wild pear ahlat.
  1643. pearl İng.
    • f. incilerle süslemek
    • inciye benzetmek
    • inci avlamak. pearlash i. kalya taşı.
  1644. pearl İng.
    • i. inci
    • inci gibi şey
    • inci rengi
    • sedef
    • matb. beş puntoluk harf. pearl barley kabuğu soyulmuş ve yuvarlak hale getirilmiş arpa. pearl diver, pearler i. inci avcısı. pearl fish incibalığı, zool. Alburnus lucidus. pearl fishery inci avcılığı
    • inci avlanan yer. pearl gray inci rengi, mavimtırak açık gri . pearl oyster inci istiridyesi. pearlweed, pearlwort i. mercan otu, bot. Sagina procumbens pearly s. inci gibi
    • incilerle süslenmiş pearly gates cennet kapısı.
  1645. pearlite İng.
    • i., mad. bir nevi sert karbonlu pik demir.
  1646. peasant İng.
    • i. köylü, rençper
    • k.dili budala kimse. peasantry i. köylüler, köylü takımı.
  1647. pease İng.
    • i., çoğ. bezelye. peasecod i. bezelye kabuğu.
  1648. peashooter İng.
    • i. üflenince bezelye atan oyuncak boru.
  1649. peat İng.
    • i. çürümüş bitkilerden elde edilen yakacak, yer kömürü turba. peat bog turbalık. peat moss turba hasıl eden yosun. peaty s turbalı.
  1650. peavey İng.
    • i. ormancılıkta kütük çevirmek için kullanılan ucu demir çengelli sopa.
  1651. pebble İng.
    • i., f. çakıl taşı, ufak yuvarlak taş
    • gözlük camı yapımında kullanılan bir çeşit neceftaşı
    • pürtüklü deri
    • f. deriyi pürtüklü hale getirmek. pebbled s çakıl döşeli. pebbly s. çakıllı
    • üstü pürtüklü.
  1652. pecan İng.
    • i. Güney A.B.D.'ye mahsus ve cevize benzer bir ağaç, bot. Carya illinoensis
    • bu ağacın meyvası.
  1653. peccable İng.
    • s. günah işleyebilir. peccant s. günahkâr
    • kabahatli, suçlu
    • fasit
    • tıb. hastalık getiren.
  1654. peccadillo İng.
    • i. hafif suç, kabahat.
  1655. peccary İng.
    • i. Güney Amerika'ya mahsus ve domuza benzer bir hayvan.
  1656. peçe Tür.
    • veil. shield. net. face shield. camouflage. screen. facial mask.
  1657. peçe Tür.
    • veil.
  1658. peçelemek Tür.
    • to veil.
  1659. peçeli Tür.
    • veiled.
  1660. peçeli Tür.
    • veiled.
  1661. peçete Tür.
    • napkin. table napkin. serviette.
  1662. peçete Tür.
    • napkin. table napkin. serviette.
  1663. peçete Tür.
    • napkin. serviette. table napkin.
  1664. pechemelba İng.
    • peşmelba, şurup ve şeftalili dondurma.
  1665. pechysandra İng.
    • i. sütleğene benzer bir bitki, bot. Pachysandra terminalis.
  1666. peck İng.
    • f., i. gagalamak
    • gaga ile vurarak delik açmak
    • gaga ile toplamak
    • sivri uçlu bir şey ile çabuk çabuk vurmak
    • i. gagalama
    • sivri uçlu bir şey ile vuruş. peck at kuş gibi az yemek. pecking order üstün asta hükmettiği ast-üst düzeni.
  1667. peck İng.
    • i. kilenin dörtte biri miktarında bir hacim ölçü birimi, 0,009 metre küp
    • kayda değer miktar, büyük bir miktar.
  1668. pecten İng.
    • i. (çoğ. pectines) zool. ibik
    • kuşların ve sürüngenlerin gözlerinde bulunan renkli perde.
  1669. pectin İng.
    • i., kim. bazı ham meyvalarda bulunan jelatinli bir madde, pektin.
  1670. pectoral İng.
    • s., i. göğüs boşluğuna ait
    • göğüse veya akciğer hastalıklarına ait (ilaç)
    • göğüs üzerinde taşınan, boyuna asılan (süs):göğüsten veya gönülden gelen.
  1671. peculate İng.
    • f. iç etmek, zimmetine geçirmek. peculation i. zimmetine geçirme.
  1672. peculiar İng.
    • s., i. mahsus, hususi
    • acayip, garip, tuhaf, alışılmamış
    • i. acayip insan, garip huy ve davranışlan olan kişi. peculiarness i. acayiplik, tuhaflık.
  1673. peculiarity İng.
    • i. hususiyet, özellik
    • acayiplik.
  1674. peculiarly İng.
    • z. özel olarak, bilhassa
    • alışılmışın dışında.
  1675. peculium İng.
    • i. özel mülk
    • (Roma huk.) aile reisi tarafından kendisine tabi olanlara verilen mülk, efendinin kölesine bağışladığı mülk.
  1676. pecuniary İng.
    • s. paradan ibaret, parayla ilgili, maddi
    • karşılığı para cezası olan. pecuniar'ily z. paraca, para yönünden.
  1677. pedagog Tür.
    • pedagogue. educationalist. educator.
  1678. pedagog Tür.
    • pedagogue.
  1679. pedagog Tür.
    • Pedagogue.
  1680. pedagog Tür.
    • pedagogist. educationist. pedagogue.
  1681. pedagogical İng.
    • s. çocuk terbiyesi ile ilgili, pedagojik
    • kurumlu peda.
  1682. pedagogically İng.
    • z. pedagojik olarak. pedagogy i. pedagoji, eğitim bilimi, çocuk terbiyesi. pedagogics i. pedagoji ilmi.
  1683. pedagogue İng.
    • i. pedagog, terbiyeci
    • dar görüşlü öğretmen.
  1684. pedagoji Tür.
    • pedagogy. pedagogics. didactics.
  1685. pedagoji Tür.
    • pedagogy.
  1686. pedagoji Tür.
    • pedagogics. pedagogy.
  1687. pedagojik Tür.
    • pedagogic. pedagogical.
  1688. pedagojik Tür.
    • pedagogic.
  1689. pedal Tür.
    • pedal. treadle. footboard. foot lever. damper. pad. footstep.
  1690. pedal Tür.
    • pedal. treadle.
  1691. pedal Tür.
    • pedal.
  1692. pedal Tür.
    • Of or pertaining to the foot, or to feet, literally or figuratively
    • specifically, pertaining to the foot of a mollusk
    • as, the pedal ganglion.
  1693. pedal Tür.
    • Of or pertaining to a pedal
    • having pedals.
  1694. pedal Tür.
    • A lever or key acted on by the foot, as in the pianoforte to raise the dampers, or in the organ to open and close certain pipes
    • a treadle, as in a lathe or a bicycle.
  1695. pedal Tür.
    • A device operated by the foot of the player which moves the registers, the buff stop, or the coupler In modern harpsichords, one pedal is usually provided for each register and one each for the buff stop and the coupler. use a foot-operated lever, as in: As I get older, it"s getting harder to pedal my bicycle up the hill.
  1696. pedal İng.
    • i., f. (-ed, -ing veya -led, -ling) s. pedal, ayakla işletilen manivela
    • bisiklet pedalı
    • org veya piyano pedalı
    • f. ayakla işletmek (bisiklet, makina)
    • s. ayağa ait, ayak ve benzeriyle ilgili. pedal notes müz. sürekli olarak kalın perdede çalınan notalar. pedalpushers i., çoğ. balıkçı pan tolon.
  1697. pedant İng.
    • i. bilgiçlik taslayan kimse
    • lüzumsuz teferruat üzerinde ısrarla duran ilim adamı. pedan'tic s. bilgiçlik taslayan. pedan'tically z. bilgiçlik taslayarak. ped'antry i. bilgiçlik taslama.
  1698. pedate İng.
    • s. ayağı olan, ayaklı
    • bot. ayaksı, pedat.
  1699. peddle İng.
    • f. seyyar satıcılık yapmak
    • önem siz şeylerle meşgul olmak
    • bir yerden bir yere dolaşarak satmak, azar azar satmak. peddling s. önemsiz, ehemmiyetsiz, çok az miktarda. Peddle your papers A.B.D., (argo) Defol buradan! çek arabanı!
  1700. peddler , ing. pedlar İng.
    • i. seyyar satıcı, gezici esnaf, çerçi.
  1701. peder Tür.
    • father. pater. reverend.
  1702. peder Tür.
    • father. father baba.
  1703. peder Tür.
    • father.
  1704. pederast İng.
    • i. kulampara, oğlancı, ibne, homoseksüel (erkek). pederasty kulamparalık, ibnelik.
  1705. pederşahi Tür.
    • patriarchal.
  1706. pederşahilik Tür.
    • patriarchy.
  1707. pedestal İng.
    • i., f. heykel veya sütun tabanı, kaide
    • esas, temel
    • f. sütun üstüne koymak. set on a pedestal idealize etmek, yüksek paye vermek.
  1708. pedestrian İng.
    • i., s. yaya, yayan giden kimse
    • s. yürümeye ait, yaya yürüyen, piyade
    • ağır, sıkıcı
    • adi. pedestrianism i. ağır ve adi yazı üslubu.
  1709. pediatri Tür.
    • pediatry.
  1710. pediatri Tür.
    • pediatrics. paediatrics.
  1711. pediatri Tür.
    • paediatrics. pediatrics. pediatry.
  1712. pediatric İng.
    • s., tıb. çocuk bakımına veya tedavisine ait. pediatrics i., tıb. çocuk bakımı veya tedavisi ilmi.
  1713. pediatrician İng.
    • i. çocuk doktoru, çocuk hastalıkları mütehassısı.
  1714. pedicel İng.
    • i., bot. çiçek sapı, pediçel.
  1715. pedicle İng.
    • i., anat. büyük bir cismi destekleyen ufak sap gibi uzuv.
  1716. pedicular İng.
    • s. bite ait. pediculosis i. bitlenme.
  1717. pedicure İng.
    • i., f. pedikür, ayak ve tırnaklarının bakımı
    • ayak ve hastalıklarının tedavisi
    • pedikürcü
    • f. ayak hastalıklarını tedavi etmek.
  1718. pedigree İng.
    • i. şecere, nesep, asıl, soy
    • nesep şeceresi. pedigreed s. soyu belli, nesebi sahih.
  1719. pedikür Tür.
    • pedicure.
  1720. pedikür Tür.
    • pedicure.
  1721. pedikürcü Tür.
    • pedicurist.
  1722. pediment İng.
    • i. bina cephelerindeki üçgen şeklinde kısım, alınlık
    • kapı üstündeki üçgen şeklinde süs.
  1723. pedlar İng.
    • bak. peddler.
  1724. pedology İng.
    • i. toprak ilmi.
  1725. pedology İng.
    • i. çocuk bilimi, çocuk bilim, pedoloji.
  1726. pedometer İng.
    • i. adımları sayarak mesafe ölçen alet, pedometre.
  1727. peduncle İng.
    • i., bot. çiçek sapı, pedünkül
    • zool. destek sapı veya buna benzer uzuv
    • anat. beyin sapı. peduncular s. çiçek veya meyva sapma ait. pedunculate s. çiçek veya meyva sapı olan
    • böyle sap. üzerinde duran.
  1728. pee İng.
    • i., f., k.dili çiş, idrar
    • f. işemek.
  1729. peek İng.
    • f., i. gözetlemek, gizlice bakmak
    • i. gözetleme, göz atma.
  1730. peekaboo İng.
    • i. çocuklara ce yapılan oyun.
  1731. peel İng.
    • i. ingiltere ile iskoçya arasındaki sınırda bulunan kare şeklinde eski kule.
  1732. peel İng.
    • i. fırıncı kureği
    • den. kürek palasu.
  1733. peel İng.
    • f., i. kabuğunu soymak
    • derisini yüzmek
    • kabuğu veya derisi soyulmak (güneş yanığından)
    • k.dili soyunmak
    • i. meyva veya sebze kabuğu. keep one's eyes peeled tetikte olmak. peel off askeri uçuşlarda gruptan ayrılıp inişe gecmek. peeling i. soyulmuş kabuk.
  1734. peeler İng.
    • i., ing., (argo) polis.
  1735. peen İng.
    • i. çekiç başının aksi ucu.
  1736. peep İng.
    • f., i. kapı aralığından gizlice bakmak, gözetlemek, slang. dikizlemek, röntgencilik etmek
    • aşılmak (çiçek)
    • i. kaçamak bakış
    • bir yarık veya delikten gözetleme. peep hole i. gözetleme deliği. peeping Tom röntgenci. peep of day gün ağarması. peep show büyüteçle küçük bir delikten seyredilen resimler. peep sight tüfekte delikli arpacık.
  1737. peep İng.
    • f., i. civciv veya fare gibi cik cik diye ses çıkarmak
    • ince ve cırtlak sesle konuşmak
    • i. civciv sesi.
  1738. peeper İng.
    • i. civciv gibi öten hayvan
    • bir çeşit kurbağa.
  1739. peeper İng.
    • i. gizlice gözetleyen kimse
    • (argo) göz.
  1740. peer İng.
    • f., into ile gözetlemek, tecessüsle bakmak
    • bir delikten bakmak veya çıkmak
    • out ile aralıktan bakmak, çıkmak.
  1741. peer İng.
    • i. akran, küfüv, emsal
    • kanun önünde aynı haklara sahip olan kimse
    • ingiliz asılzadesi.
  1742. peerage İng.
    • i., ing., asılzadelik
    • asılzadeler sınıfı
    • asılzadelerin nesep kitabı.
  1743. peerless İng.
    • s. emsalsiz, eşsiz. peerlessly z. emsalsizce. peerlessness i. emsalsiz oluş.
  1744. peeve İng.
    • f., i., k.dili sinirlendirmek, hırçınlaştırmak
    • sinirlenmek, huysuzlaşmak
    • i. yakınma. peeved at -e küskün.
  1745. peevish İng.
    • s. titiz, huysuz, ters, aksi, hırçın. peevishly z. huysuzca, hırçınlıkla. peevishness i. huysuzluk, aksilik, hırçınlık.
  1746. peewee İng.
    • s., i. çok ufak
    • i. ufak boylu kimse, ufak şey.
  1747. peg İng.
    • f. (-ged, -ging) tahta çivi ile mıhlamak, yerine mıhlamak
    • çiviler çakarak yerini işaret etmek
    • alıp satmak suretiyle fiyatlarda istikrar sağlamak
    • k.dili atmak. peg away (at) istikrarlı bir ,sekilde çalışmak.
  1748. peg İng.
    • i. tahta çivi
    • askı, kanca
    • mec. sebep, vesile, bahane
    • ing. sodalı viski veya konyak
    • derece, mertebe
    • müz. yaylı çalgılarda akort anahtarı. peg leg k.dili tahta bacak
    • tahta bacaklı adam. pegtop s. paçası dar olan. peg top topaç. clothespeg i., ing. elbise askısı
    • çamaşır mandalı. around peg in a square hole bulunduğu yere yakışmayan kimse. take one down a peg bir kimseyi küçük düşürmek.
  1749. pegasus İng.
    • i., mit. kanatlı at
    • ilham perisi
    • astr. kuzey takımyıldızlarından biri, Pegasus.
  1750. pegboard İng.
    • i. delikli askı tahtası
    • delikli tahta üzerinde tahta çubuklarla oynanan oyun.
  1751. pehlivan Tür.
    • wrestler.
  1752. pehlivan Tür.
    • wrestler.
  1753. pehlivanlık Tür.
    • being a wrestler.
  1754. peignoir İng.
    • i. sabahlık.
  1755. pejmürde Tür.
    • shabby. ragged. down at heels. down the heels. tacky. down heels. out at heels.
  1756. pejmürde Tür.
    • ragged. shabby. worn-out. frowzy. ratty. scruffy. seedy. tacky.
  1757. pejmürde Tür.
    • bedraggled. ragged. shabby. tatty. worn out. down at heel.
  1758. pejorative İng.
    • s., i. küçük düşürücü, alçaltıcı
    • yermeli
    • i. alçaltıcı kelime. pejoration i. kötüleşme
    • dilb. bir kelimenin anlamının kötüleşmesi.
  1759. pek Tür.
    • very much. a great deal. unyielding. rigid. strong. sound. very. extremely. hard. mightily. multitudinous. solid. thumping. only too. well.
  1760. pek Tür.
    • lot. most. much. stiff. very much. a lot. quite. fairly. rather. very. extremely. hard. firm. strong. swiftly. firmly fixed.
  1761. pek çok Tür.
    • enormously. far. galore. vast.
  1762. pek çok Tür.
    • a great many. quite a few. a lot of.
  1763. pek çok Tür.
    • a good number of.
  1764. pek pek Tür.
    • at the very most.
  1765. pekala Tür.
    • very good. all right.
  1766. pekala Tür.
    • so.
  1767. peki Tür.
    • okay. all right. ok. well. well then.
  1768. peki Tür.
    • all right. very well. roger.
  1769. peki Tür.
    • all right.
  1770. Pekin Tür.
    • Peking.
  1771. Pekin Tür.
    • pekin.
  1772. Pekin Tür.
    • beijing.
  1773. Pekin Tür.
    • Beijing.
  1774. peking İng.
    • i. Pekin.
  1775. pekingese İng.
    • s., i. Pekinli
    • i. Pekin köpeği
    • Pekinli kimse.
  1776. pekişmek Tür.
    • to harden. to become rigid. to become stronger. to strengthen. to become jammed together. consolidate. stiffen.
  1777. pekişmek Tür.
    • consolidate. to become hard. get tight or firm. to become tight. to harden. to tighten. to consolidate. to become strong.
  1778. pekiştirme Tür.
    • stiffening. hardening. reinforcement.
  1779. pekiştirmek Tür.
    • to stiffen. to harden. to strengthen. to reinforce. to intensify. to ram. to pack. to compact. to stabilize. to consolidate. to toughen. to tramp. assure sb"s position. firm.
  1780. pekiştirmek Tür.
    • intensify. stiffen. solidify. cement. consolidate. establish. firm. harden. impact. reinforce.
  1781. pekiştirmek Tür.
    • confirm. consolidate. solidify.
  1782. pekitmek Tür.
    • to strengthen. to buttress. to reinforce.
  1783. pekiyi Tür.
    • very well.
  1784. pekiyi Tür.
    • very good. excellent. all right.
  1785. pekmez Tür.
    • grape molasses.
  1786. pekmez Tür.
    • a thick syrup made by boiling down grape juice. grape molasses. must. pectin. pectic.
  1787. pekoe İng.
    • i. yüksek kaliteli siyah çay orangepekoe çay fidanının tepedeki en küçük yapraklarından meydana geien üstün kaliteli siyah Hint ve Seylan çayı.
  1788. peksimet Tür.
    • rusk. hard biscuit. zwieback.
  1789. peksimet Tür.
    • hardtack.
  1790. peksimet Tür.
    • hard biscuit. ship biscuit. hard- tack. hardtack. pilot biscuit. rusk.
  1791. pektin Tür.
    • pectin.
  1792. pelage İng.
    • i. memeli hayvanların kürkü.
  1793. pelagic İng.
    • s. engin denizlere ait, açık denizlerde yaşayan.
  1794. pelargonium İng.
    • i. sardunya.
  1795. pelasgian , pelasgic İng.
    • s. tarihten önceki devirlerde Doğu Akdeniz, Ege Denizi ve Yunanistan'da yaşamış olan Pelasgi kabilesine ait.
  1796. peldicle İng.
    • i. ince zar
    • kim. sıvıların yüzeyinde bulunan zar gibi ince tabaka.
  1797. peleemount İng.
    • Kuzey Martinique'de faal bir yanardağ.
  1798. pelerin Tür.
    • cape. cloak. pelerine.
  1799. pelerin Tür.
    • cape. cloak.
  1800. pelerin Tür.
    • cape (article of clothing. cloak.
  1801. pelerine İng.
    • i. pelerin.
  1802. pelesenk Tür.
    • balsam. rosewood. palisander. pock.
  1803. pelf İng.
    • i. para, servet, vurgunla kazanılan servet.
  1804. pelican İng.
    • i. kaşıkçıkuşu, pelikan, zool. Pelecanus onocrotalus. Dalmatian pelican tepeli pelikan, zool. Pelecanus crispus.
  1805. pelikan Tür.
    • pelican.
  1806. pelikan Tür.
    • pelican.
  1807. pelin Tür.
    • wormwood. absinthe. absinth. mugwort.
  1808. pelin Tür.
    • wormwood.
  1809. pelin Tür.
    • absinth.
  1810. pelin otu Tür.
    • absinth.
  1811. pelisse İng.
    • i. içine veya kenarlarına kürk geçirilmiş manto
    • kadın pelerini.
  1812. pellagra İng.
    • i., tıb. vitaminsizlikten ileri gelen bir hastalık, pelagra. pellagrous s. pelagra hastalığına tutulmuş.
  1813. pellet İng.
    • i., f. küçük topak
    • taş gülle
    • ufak kurşun, saçma
    • f. topak haline getirmek.
  1814. pellitory İng.
    • i. yapışkanotu, bot. Parietaria officinalis.
  1815. pellmell , pelimell İng.
    • z., s., i. karma karışık, allak bullak, altüst paldır küldür, acele ile
    • s. karmakarışık
    • i karmakarışlık.
  1816. pellucid İng.
    • s. yarı şeffaf, ışık geçiren
    • anlaşılması kolay, açık.
  1817. peloponnesus İng.
    • i. Mora Yarım adası Peloponnesian s. Moralı, Mora'ya ait.
  1818. pelt İng.
    • f., i. taşlamak
    • atmak
    • topa tutmak
    • koşmak, seğirtmek
    • i. dövme, topa tutma
    • şiddetli darbe
    • sürat, hız.
  1819. pelt İng.
    • i. post, hayvan derisi
    • deriden yapılmış giysi
    • insan derisi.
  1820. peltate İng.
    • s., bot. sapma alt yüzünün ortasından bağlı (yaprak), kalkanımsı.
  1821. pelte Tür.
    • blancmange. jelly. starch pudding.
  1822. pelte Tür.
    • blancmange.
  1823. pelte Tür.
    • a gelatinous dessert made with cornstarch. gel. jelly. mush. squash.
  1824. peltek Tür.
    • lisping.
  1825. peltek Tür.
    • having a lisp.
  1826. peltekleşmek Tür.
    • to develop a lisp.
  1827. pelteklik Tür.
    • lisp. lisping. impediment.
  1828. pelteleşmek Tür.
    • jell.
  1829. peltry İng.
    • i. hayvan deri veya postları.
  1830. pelür Tür.
    • onionskin.
  1831. pelüş Tür.
    • plush.
  1832. pelvis İng.
    • i., anat. kalça kemiği arasındaki boşluk, havsala, pelvis, leğen
    • anat., zool. leğen kuşağı kemikleri. pelvic arch veya girdle anat., zool. leğen kuşağı kemikleri. pelvic cavity alt karın, havsala, pelvis.
  1833. pembe Tür.
    • pink. rosy. ruddy.
  1834. pembe Tür.
    • pink. rosy. ruddy.
  1835. pembe Tür.
    • pink. rose. rose-colored. rose-coloured. rosy. rose-pink. garnet. pink. rose color. rose colour. carnation. rhodo-.
  1836. pembeleşmek Tür.
    • to turn pink.
  1837. pembelik Tür.
    • rosiness.
  1838. pembelik Tür.
    • pinkness. pinkishness. blush.
  1839. pembemsi Tür.
    • pinkish. rosy.
  1840. pembemsi Tür.
    • pinkish.
  1841. pembemsi Tür.
    • pinkish.
  1842. pemmican İng.
    • i., A.B.D., Kan. kurutulmuş ve dövülmüş ete eritilmiş yağ ve kurutulmuş meyva katarak yapılan bir çeşit pastırma.
  1843. pemphigus İng.
    • i., tıb. cilt üzerinde kabarcıklı sivilceler çıkmasına sebep olan tehlikeli bir hastalık.
  1844. pen İng.
    • i., f. (pent veya penned, -ning) ağıl, kümes ve kafes gibi evcil hayvanların barındırıldığı yer
    • (argo) tevkifhane
    • ask. denizaltıların tamirine mahsus dok
    • f. kapatmak, hapsetmek
    • ağıla koymak.
  1845. pen İng.
    • i., f. (-ned, -ning) mürekkepli kalem, yazı kalemi
    • tüy kalem
    • yazıda üslup
    • yazar, muharrir
    • yazı yazma sanatı edebiyat
    • (kuşlarda) kanat veya kuyruk tüyü
    • dişi kuğu
    • f. mürekkepli kalemle yazmak
    • yazıya geçirmek, kâğıda dökmek. pen and ink i., s. kalem ve mürekkep
    • s. mürekkepli kalemle yazılmış veya çizilmiş penholder i. kalem sapı
    • kalem koyacağı. pen name takma ad, müstear isim. pen point kalem ucu. pen portrait yazı ile tarif. fountain pen dolmakalem, stilo.
  1846. pena Tür.
    • plectrum.
  1847. penal İng.
    • s. cezaya ait, ceza kabilinden. penal code ceza kanunları. penal colony mahkumların gönderildiği sürgün yeri. penal servitude ağır hapis cezası. penally z. ceza olarak, ceza kabilinden.
  1848. penalize İng.
    • f. cezalandırmak.
  1849. penaltı Tür.
    • penalty.
  1850. penaltı Tür.
    • penalty.
  1851. penalty İng.
    • i. ceza
    • para cezası
    • (spor) penaltı.
  1852. penance İng.
    • i., f. bir günah işlemiş olmaktan dolayı hissedilen pişmanlığı belirten davranış
    • kil. itiraftan sonra günaha kefaret olsun diye papaz tarafından verilen ceza
    • f. bu suretle ceza vermek. do penance kefaret olarak ceza çekmek.
  1853. penates , penates İng.
    • i., çoğ. eski Romada aile ve ev mabutları.
  1854. pence İng.
    • bak. penny.
  1855. pençe Tür.
    • paw. claw. talon. pounce. clutch. clutches.
  1856. pençe Tür.
    • claw. paw. sole. grip. nail. talon.
  1857. pençe Tür.
    • claw. clutch. sole. talon. paw. sole.
  1858. pençe pençe Tür.
    • blotched with red.
  1859. pençelemek Tür.
    • to paw. to sole.
  1860. pençeleşmek Tür.
    • to grapple with. to wrestle with. to struggle against.
  1861. pençeli Tür.
    • taloned.
  1862. pencere Tür.
    • window.
  1863. pencere Tür.
    • window.
  1864. pencere kanadı Tür.
    • casement. shutter.
  1865. penchant İng.
    • i. eğilim, meyil, temayül
    • siddetli arzu, işler durumda, nüfuz edici şekilde, etkileyici bir surette.
  1866. pencil İng.
    • i., f. (-led, -ling) kurşun kalem
    • küçük resim fırçası
    • renkli kalem
    • taş kalem
    • makyaj kalemi
    • fiz. ışın demeti
    • edeb. kalem
    • f. kurşunkalem ile yazmak veya çizmek
    • renkli kurşun kalem ile boyamak. pencil sharpener kalemtıraş. indelible pencil sabit kalem.
  1867. pend İng.
    • f. askıda olmak, muallakta olmak (karar).
  1868. pendant İng.
    • i. asılı şey
    • pandantif, boyuna takılan zincirin ucundaki sallantılı süs
    • sallantılı küpenin ucundaki süs
    • avize
    • saat mahfazasının halkası
    • eş veya benzer olan şey.
  1869. pendent İng.
    • s. asılı, sarkık, sarkan, muallak
    • askıda olan, muallaktaki, karar verilmemiş
    • gram. tamamlanmamış (cümle) . pendency i. sarkıklık, asılı olma. pendently z. asılı halde.
  1870. pendentelite İng.
    • f. huk. davası görülürken.
  1871. pendentive İng.
    • i., mim. bingi.
  1872. pending İng.
    • s., (edat) henüz bir karara bağlanmamış, askıda olan, muallakta olan
    • asılı, sarkan
    • (edat) esnasında, müddetince, vuku buluncaya kadar, beklerken.
  1873. pendragon İng.
    • i. (eski ingilterede) hükümdar veya başbuğ.
  1874. pendulous İng.
    • s. sarkan, asılı, sallanan
    • muallakta olan.
  1875. pendulum İng.
    • i. rakkas, sarkaç, saat rakkası
    • sürekli olarak değişen şey. compensation pendulum ısı değişmesinden etkilenmeden belirli bir uzunluğu koruyan rakkas. torsion pendulum yay ile hare ket eden daire şeklinde rakkas. pendulum of popularity kamuoyunun aksi yönlerde değişmesi.
  1876. peneplain İng.
    • i., jeol. peneplen.
  1877. peneplen Tür.
    • peneplain. peneplane.
  1878. penetrate İng.
    • f. girmek, içine işlemek
    • nüfuz etmek, tesir etmek, etkilemek
    • delip geçmek
    • anlamak, idrak etmek.
  1879. penetrating İng.
    • s. içine işleyen
    • nüfuz edici, delip geçen
    • zeki, anlayışlı
    • etkili, tesirli
    • keskin. penetratingly z. içine işler durumda.
  1880. penetration İng.
    • i. içine işleme, nüfuz etme, girme
    • etki, tesir
    • feraset,zekâ, anlayış.
  1881. penetrative İng.
    • s. delici, nüfuz edici
    • keskin.
  1882. penguen Tür.
    • penguin. diver.
  1883. penguen Tür.
    • penguin.
  1884. penguen Tür.
    • flipper. penguin.
  1885. penguin İng.
    • i. penguen.
  1886. peni Tür.
    • penny. pence.
  1887. peni Tür.
    • penny.
  1888. peni Tür.
    • penni.
  1889. penicillin İng.
    • i. penisilin.
  1890. peninsula İng.
    • i. yarımada. peninsular s. yarımadaya ait. Peninsular Campaign Gelibolu muharebesi.
  1891. penis Tür.
    • wiener, member, cock, dick, donger, penis, shaft, wanger, wang, whanger, whang.
  1892. penis Tür.
    • the male organ of copulation.
  1893. penis Tür.
    • The male member, or organ of generation. the male organ of copulation.
  1894. penis Tür.
    • penis. dick. cock. joystick. dong. peter. phallus. prick. rod. tool.
  1895. penis Tür.
    • penis. cock n. pecker. phallus. prick.
  1896. penis Tür.
    • penis.
  1897. penis İng.
    • i. (çoğ. -nises, -nes) erkeklik uzvu, tenasül aleti, kamış, penis, slang. yarak.
  1898. penisilin Tür.
    • penicillin.
  1899. penisilin Tür.
    • penicillin.
  1900. penitent İng.
    • s., i. pişman, tövbekar, nedamet getiren
    • i. pişman olan kimse, tövbekar kimse
    • kil. papaz tarafından kararlaştırılan cezayı çeken kimse. penitence i. nedamet, pişmanlık. penitently z. pişmanlıkla.
  1901. penitential İng.
    • s. pişmanlıkla ilgili, nedamete ait.
  1902. penitentiary İng.
    • i., s. hapishane, cezaevi
    • s. pişmanlığa ait
    • ağır suçla ilgili.
  1903. penknife İng.
    • i. (çoğ. -knives) çakı.
  1904. penman İng.
    • i. (çoğ. -men) yazar, muharrir, hattat.
  1905. penmanship İng.
    • i.yazı yazma sanatı
    • el yazısı, hattatlık.
  1906. penna İng.
    • i.(çoğ. pennae) kuşun şeklini belirleyen tüylerden herhangi biri.
  1907. pennant İng.
    • i., den. flandra, flama, dar ve uzun bayrak
    • süs için kullanılan ufak bayrak
    • müz. çengel.
  1908. pennate İng.
    • s. kanatlı
    • tüylü
    • bot. bak. pinnate.
  1909. penniless İng.
    • s. parasız, meteliksiz, cebi delik.
  1910. pennon İng.
    • i. üç köşeli uzun bayrak
    • bayrak, sancak
    • den. flandra, flama
    • kanat.
  1911. penny İng.
    • i. (çoğ., A.B.D. pennies, ing. pence) ingiltere'ye mahsus ufak bakır para, peni, sterlinin yüzde biri
    • Amerika'da bir sent
    • az miktarda para
    • para. penny pincher cimri kimse. penny post eskiden in giltere içinde bir penilik pul ile giden posta. pennywise and poundfoolish ufak şeylerde tutumlu olup büyük şeylerde müsrif olan (kimse). A penny for your thoughts. Ne düşünüyorsunuz? Peter's pence Katolikler tarafından Papa için verilen para. a pretty penny k.dili epeyce para, külliyetli miktarda para. tenpenny nail 7,5 cm. uzunluğunda iri çivi. turn an honest penny dürüstçe ve alın teri ile para kazanmak. turn up like a bad penny kalp para gibi dönüp dolaşıp sahibine dönmek.
  1912. pennyaliner İng.
    • i. satır başına bir peni ücret alan yazar, kalitesiz yazar.
  1913. pennyroyal İng.
    • i. yarpuz, kabak, yaban fesleğeni, filiskin, bot. Mentha pulegium.
  1914. pennyweight İng.
    • i., kıs. dwt yirmi dört buğday ağırlığında eczacı tartısı (1,56 gram).
  1915. pennyworth İng.
    • i. bir peni karşlılığında satın alınabilen şey.
  1916. penology İng.
    • i. suçlunun cezalandırılması ilmi
    • hapishane yönetimi bilimi. penologist i. ceza uzmam.
  1917. penpal İng.
    • i. birbirlerini tanımadan mektuplaşanlardan her biri, mektup arkadaşı.
  1918. pens Tür.
    • pl. of Penny.
  1919. pens Tür.
    • forceps. pliers. pleat. dart.
  1920. pens Tür.
    • forceps.
  1921. pens Tür.
    • forceps.
  1922. pense Tür.
    • pliers.
  1923. pense Tür.
    • nippers.
  1924. pensemble İng.
    • Fr. genel etki.
  1925. pensile İng.
    • s. havada asılı
    • asılı yuva yapan (kuş).
  1926. pension İng.
    • i. pansiyon
    • yatılı okul
    • pansiyon ücreti.
  1927. pension İng.
    • i., f. emekli aylığı
    • f. emekli maaşı vermek, aylık bağlamak. pension off emekli aylığı bağlayıp işten çıkarmak.
  1928. pensionary İng.
    • s., i. emekli aylığı alan, mütekait
    • i. uşak
    • ücretle çalışan kimse.
  1929. pensioner İng.
    • i. emekli aylığı alan kimse, mütekait kimse
    • darülacezede yaşayan kimse
    • yatılı okul öğrencisi.
  1930. pensive İng.
    • s. dalgın, endişeli, düşünceli, kara kara düşünen pensively z. dalgın dalgın, kara kara düşünerek. pensiveness i. dalgınlık, düşünceli hal.
  1931. penstock İng.
    • i. su değirmenine suakıtan oluk
    • suyun yolunu değiştirmeye mahsus kapı
  1932. pent İng.
    • bak. pen. s. kapatılmış. pent up bir yere kapatılmış, hapsedilmiş
    • kapanık
    • dışarı vurmayan.
  1933. pentacle İng.
    • i. tılsım olarak kullanılan beş köşeli yıldız.
  1934. pentad İng.
    • i. beş sayısı
    • beşli küme
    • beş kişilik grup
    • beş senelik süre
    • kim. beş değerli eleman.
  1935. pentagon İng.
    • i., geom. beşgen, beş köşeli şekil. the Pentagon A.B.D. Milli Savunma Bakanlığı binası
    • A.B.D.'nin askeri liderliği. pentagonal s. beş köşeli.
  1936. pentagram İng.
    • i. beş köşeli yıldız.
  1937. pentahedron İng.
    • i. beş yüzlü şekil.
  1938. pentameter İng.
    • i., (şiir) beştefileli mısra.
  1939. pentane İng.
    • i., kim. petrolde bulunan uçucu bir gaz.
  1940. pentastich İng.
    • i. beş mısralı (şiir), beşli, muhammes.
  1941. pentastyle İng.
    • s., i., mim. önü beş sütunlu (bina).
  1942. pentateuch İng.
    • i. Kitabı Mukaddeste Eski Ahdin ilk beş kitabı.
  1943. pentathlon İng.
    • i., (spor) pentatlon.
  1944. pentatlon Tür.
    • pentathlon.
  1945. pentatlon Tür.
    • pentathlon.
  1946. pentecost İng.
    • i. şavuot, Tevrat'ın verildiği gün, Musevilerin Haftalar Bayramı
    • Hlristiyanların paskalyadan elli gün sonraki Hamsin yortusu. Pentecos'tal s. bu yortuya ait
    • çok duygusal ayinleri ve tutucu dini akideleri olan Hristiyan mezheplerine ait.
  1947. penthouse İng.
    • i. çatı katı, çekme kat
    • sundurma, önü açık ve bir tarafı duvara yapışık meyilli çatı.
  1948. penult İng.
    • i. kelimenin sondan bir evvelki hecesi.
  1949. penultimate İng.
    • s., i. sondan bir evvelki
    • i. kelimenin sondan bir evvelki hecesi.
  1950. penumbra İng.
    • i., astr. güneş veya ay tutulmasının başında veya sonunda görülen hafif gölge
    • yarı gölge
    • yarı aydınlık yarı karanlık.
  1951. penurious İng.
    • s. hasis, cimri, pinti, tamahkar
    • az, kıt
    • fakir. penuriously z. cimrilikle, tamahkârca. penuriousness i. hasislik, pintilik.
  1952. penury İng.
    • i. aşırı fakirlik, yoksulluk, ihtiyaç, sıkıntı
    • yeterli olmayış, kifayetsizlik.
  1953. penye Tür.
    • combed cotton. cardful.
  1954. peon İng.
    • i. Latin Amerika'da amele, gündelikçi
    • Hindistan'da piyade neferi
    • el ulağı
    • yerli asker
    • eski efendisine olan borcunu ödeyinceye kadar ona esir gibi hizmet eden kimse.
  1955. peonage İng.
    • i. kulluk, kölelik, borcunu ödemek için esir gibi çalışma.
  1956. peony İng.
    • i. şakayık, bot Paeonia oflicinalis. garden poony ayı gülü, bot. Padus officinalis. wild peony yer şakayığı, bot. Paeonia officinalis.
  1957. people İng.
    • i., f. ahali halk
    • ulus, millet, kavim
    • ırk
    • tebaa
    • taraftarlar
    • aile, bir kimsenin yakınları
    • insanlar, beşer
    • çoğ. uluslar, milletler, kavimler
    • f. insanla doldurmak. good people, little people irlanda'da cinler. people's front bak. popular front.
  1958. pep İng.
    • i., f. kuvvet, enerji
    • çeviklik, azim, şevk
    • f., up ile hareketlendirmek. pep pill amfetaminli hap. pep talk k.dili moral verici kısa konuşma.
  1959. pepeleme Tür.
    • stutter.
  1960. pepelemek Tür.
    • to stutter. stammer.
  1961. pepper İng.
    • i., f. biber, bot. Capsicum
    • karabiber, bot. Pipernigrum
    • biber fidanı
    • kırmızıbiber
    • f. üzerine biber ekmek, biberlemek, biber gibi ekmek
    • üzerine kurşun
    • veya taş yağdırmak
    • (bir yazı veya konuşmayı) çekici duruma sokmak. pepperand salt s. tuz biber rengindeki, siyah ve beyaz benekli. pepper mill biberi çekmek için kullanılan el değirmeni. pepper pot biberlik
    • biberli türlü yemeği. black pepper kara biber. cherry pepper mercan biberi, bot. Capsicum cerasiforme. green pepper yeşil biber, dolma biberi. red pepper, cayenne pepper kırmızıbiber, Arnavut biberi, bot. Capsicum annuum. water pepper su biberi, bot. Polygonum hydropiper.
  1962. pepperbox İng.
    • i. tepesi delikli biberlik
    • çabuk öfkelenen kimse.
  1963. peppercorn İng.
    • i. çekilmemiş biber, dövülmemiş biber, tane biber
    • önemsiz kimse veya şey. peppercorn rent huk., (eski) yalnız itibari mahiyeti olan kira bedeli.
  1964. peppergrass İng.
    • i. tere, acı tere otu.
  1965. peppermint İng.
    • i., s. nane, bot. Mentha piperita
    • naneşekeri
    • naneruhu
    • s. naneli.
  1966. peppery İng.
    • s. biberli
    • sert, keskin
    • titiz, sert huylu, geçimsiz.
  1967. peppy İng.
    • s., k.dili canlı, enerjik,şevkli.
  1968. pepsin Tür.
    • pepsin.
  1969. pepsin Tür.
    • pepsin.
  1970. pepsin Tür.
    • It is the active agent in the gastric juice of all animals. an enzyme produced in the stomach that splits proteins into peptones.
  1971. pepsin Tür.
    • In the gastric juice it is united with dilute hydrochloric acid and the two together constitute the active portion of the digestive fluid.
  1972. pepsin Tür.
    • An unorganized proteolytic ferment or enzyme contained in the secretory glands of the stomach.
  1973. pepsin İng.
    • i mide usaresinin hazım kolaylaştıran bir maddesi, pepsin.
  1974. peptic İng.
    • s., i. hazmı kolaylaştıran, hazım, sindirici, hazımla ilgili
    • i. hazmı kolaylaştırıcı madde.
  1975. peptone İng.
    • i. pepsinin tesiri ile hazımdan hasıl olan bir madde. peptonize f. pepsin tesiri ile hazmı kolaylaştırmak.
  1976. per İng.
    • (edat) vasıtasıyle, eliyle
    • tarafından. perannum (an'lm) senelik, her sene. per capita (kap'ltı) nüfus başına
    • eşitlik üzere. per contra diğer taraftan. perdiem günlük geçim masrafı
    • her gün, günde
    • hakkıhuzur. per se (sey) kendiliğinden, haddi zatında.
  1977. per- İng.
    • (önek) içinden
    • tamamen
    • dışarı
    • çok.
  1978. pera İng.
    • i. Beyoğlu.
  1979. peradventure İng.
    • z., i., (eski) belki, olabilir, şayet, kazara
    • muhtemelen
    • i. şüphe
    • belirsizlik
    • tahmin, ihtimal.
  1980. perakende Tür.
    • retail. by retail. at retail. retail.
  1981. perakende Tür.
    • retail.
  1982. perakende Tür.
    • retail.
  1983. perakende satış Tür.
    • retail sale. retail. sale of retail.
  1984. perakendeci Tür.
    • retail merchant.
  1985. perakendeci Tür.
    • retailer.
  1986. perakendeci Tür.
    • retailer.
  1987. perakendecilik Tür.
    • retail trade. retailing. retail business. retail dealing.
  1988. perakendecilik Tür.
    • retail. retail selling. retail trade.
  1989. perambulate İng.
    • f. şurasını burasını gezmek, dolaşmak
    • etrafını gezmek
    • gözden geçirmek, teftiş etmek. perambu la'tion i. gezme, dolaşma. perambulator i., ing. çocuk arabası.
  1990. percale İng.
    • i. ince ve sık dokunmuş pamuklu bez.
  1991. perceive İng.
    • f. anlamak, idrak etmek, farkına varmak, sezmek, görmek. perceivably z. gözle görülecek şekilde, hissedilecek derecede.
  1992. perçem Tür.
    • lock of hair. curl. forelock. fringe. tuft.
  1993. perçem Tür.
    • fringe. bang. forelock. forelock.
  1994. perçem Tür.
    • forelock.
  1995. percent İng.
    • z., s., i. yüzde.
  1996. percentage İng.
    • i. yüzde yüzdelik, yüzde hesabına göre oran
    • kısım, nispet
    • k.dili kâr.
  1997. percentile İng.
    • i. frekans toplamlarının her yüzde birine tekabul eden x'' kıymeti.
  1998. percept İng.
    • i., psik. anlayış, idrak
    • idrak yolu ile hissedilen şey, algı.
  1999. perceptible İng.
    • s. anlaşılabilir, idrak edilebilir, algılanabilir, duyulur, farkına varılır. perceptibil'ity i. duyulabilme, görülebilme
    • duyuş, seziş. perceptibly z. gözle görülecek şekilde, hissedilecek derecede.
  2000. perception İng.
    • i. idrak, algı
    • anlama kabiliyeti, anlayış, seziş
    • huk. kira tahsili.
  2001. perceptive İng.
    • z. anlama kabiliyeti olan, idrak kabilinden. perceptively z. idrak ederek. perceptivity i. idrak kabiliyeti, anlayış.
  2002. perceptual İng.
    • i. idrakle ilgili.
  2003. perch İng.
    • f. kuş gibi konmak, tünemek, tüneklemek.
  2004. perch İng.
    • i. tatlı su levreği. European perch kalinos, zool. Perca fluviatilis.
  2005. perch İng.
    • i. tünek
    • oturulacak herhangi bir yüksek yer
    • beş metrelik uzunluk ölçüsü
    • atlı arabanın ön ve arka dingillerini birbirine bağlayan orta kol.
  2006. perchance İng.
    • z. belki, şayet, ihtimal ki, muhtemelen.
  2007. percheron İng.
    • i. Fransa'dan gelme kuvvetli ve iri yapılı bir at.
  2008. perçin Tür.
    • rivet. riveting.
  2009. perçin Tür.
    • rivet.
  2010. perçin Tür.
    • clinch. rivet. pin.
  2011. perçinleme Tür.
    • riveting. clinching. clincher.
  2012. perçinleme Tür.
    • riveting.
  2013. perçinlemek Tür.
    • to rivet. to clinch.
  2014. perçinlenmek Tür.
    • to be riveted.
  2015. perçinleşmek Tür.
    • to become strong.
  2016. perçinli Tür.
    • riveted. clinched.
  2017. percipient İng.
    • s., i. anlayışlı, idraki keskin
    • i. anlayışlı kimse, idraki kuvvetli kimse. percipience i. idrak, anlayış, seziş.
  2018. percolate İng.
    • f. süzmek, filtreden geçirmek
    • süzülmek, sızmak. percola'tion i. süzme, süzülme, filtreden geçirme veya geçme. per'colator i. süzgeçli kahve ibriği
    • süzen herhangi bir şey.
  2019. percuss İng.
    • f. kuvvetli ve çabuk vurmak
    • tıb. muayene gayesiyle parmaklarla veya bir aletle hafif hafif vurmak.
  2020. percussion İng.
    • i. vurma, çarpma
    • tüfek kapsülünü vurma
    • tıb. perküsyon, parmaklan birbirine vurarak organların durumunu muayene usulü
    • müz. piyano veya davul gibi bir çalgıya vurarak ses çıkarma. percussion cap tüfek kapsülü. percussion instrument vurularak çalınan müzik aleti. percussive s. vuru kabilinden.
  2021. perdah Tür.
    • glaze. polish. gloss. finishing shave. lustre.
  2022. perdah Tür.
    • facing. finish. glaze. polishing. sheen. giving a sheen to. polish. shaving one"s beard again. luster. smoothing. floating. honing. lap. friction. glazing. honed finish. gloss.
  2023. perdahçı Tür.
    • glazier. polisher.
  2024. perdahlamak Tür.
    • to give sth a sheen. to polish. to burnish. to glaze. to buff. to grind. to smoothen. to lap. to hone. to broach. to stone. to calender. to satinize. to satin. to sleek. to pounce.
  2025. perdahlı Tür.
    • glazed. polished. smooth.
  2026. perdahsız Tür.
    • unpolished. unglazed.
  2027. perde Tür.
    • curtain. screen. cloak. episode. cataract. key. tone.
  2028. perde Tür.
    • blind. curtain. diaphragm. membrane. pitch. screen. tone. veil. web. drape. drapery. movie screen. act of a play. cataract in the eye. shield. mask. blinding. hanging. apron. sunblind. light baffle. sunshade. partition. sheeting. sheet. pi.
  2029. perde Tür.
    • act. blind. cloak. cover. curtain. drapes. pall. pitch. screen. shade. tone. cataract. partition. act of a play. pitch.
  2030. perde arkası Tür.
    • behind the scenes. backstage.
  2031. perde duvar Tür.
    • curtain wall.
  2032. perdeleme Tür.
    • screening.
  2033. perdeleme Tür.
    • screening.
  2034. perdelemek Tür.
    • to curtain. to conceal.
  2035. perdeli Tür.
    • curtained. fretted.
  2036. perdelik Tür.
    • suitable for making curtains.
  2037. perdesiz Tür.
    • uncurtained.
  2038. perdition İng.
    • i. helak, mahvolma, harap olma
    • ruhun mahvolması, cehennem azabı.
  2039. perdu İng.
    • s. saklı, gizli, gözle görülmez.
  2040. perdurable İng.
    • s. dayanıklı
    • sürekli, daimi, baki, ebedi, ölmez.
  2041. pere İng.
    • i., Fr. baba, peder.
  2042. peregrinate İng.
    • f. yolculuk etmek, seyahat etmek
    • katetmek, aşmak. peregrination i. yolculuk, seyahat.
  2043. peregrine İng.
    • s., i. ecnebi, yabancı
    • i. doğan. peregrine falcon bak. falcon.
  2044. peremptory İng.
    • s. kati, kesin, müspet, mutlak
    • inatçı
    • otoriter, diktatörce, mütehakkim
    • münakaşa kaldırmaz. peremptory writ huk. celpname. peremptorily z. kesin olarak, münakaşaya yer bırakmayacak şekilde
    • diktatörlükle.
  2045. perende Tür.
    • somersault turned in midair. somersault.
  2046. perennial İng.
    • s., i. bütün yıl boyunca devam eden
    • müddetli
    • uzun süren, daimi
    • bot. iki yıldan fazla yaşayan
    • i., bot. çok senelik bitki. perennially z. uzun bir süre devam ederek, yıllarca.
  2047. perestiş Tür.
    • worship. adoration.
  2048. perf. İng.
    • kıs. perfect.
  2049. perfect İng.
    • s., i. tam, mükemmel
    • kusursuz
    • iyice öğrenilmiş (ders)
    • bot. olgun
    • aynı çiçekte hem erkeklik hem dişilik uzvu olan, tam
    • k.dili pek çok, müthiş
    • gram. geçmiş
    • i., gram. geçmiş zamanlı fiil
    • geçmiş zaman. perfect circle tam daire. perfect nonsense saçma şey. perfect pitch bak. absolute pitch. perfectly z. tamamen
    • mükemmel olarak. perfectness i. mükemmellik, kusursuzluk.
  2050. perfect İng.
    • f tamamlamak, bitirmek, ikmal etmek
    • tekamül ettirmek. perfectibil'ity i. kemale erme kabiliyeti. perfectible s. tamamlanabilir
    • tekâmül ettirilebilir. perfective s. mükemmelleştirici
    • tamamlayıcı. perfectively z. tamamlayıcı olarak
    • mükemmelleştirici surette.
  2051. perfection İng.
    • i. kemal, mükemmellik, tekâmül
    • bitirme, ikmal, tamamlama
    • kusursuz kimse veya şey
    • kusursuzluk.
  2052. perfectionism İng.
    • i., fels. günahsız hayatın kabil olduğunu kabul eden kuram
    • hayatın en yüksek gayesinin ahlâki kemale erişmek olduğunu kabul eden kuram. perfectionist i. bu nazariyeler taraftarı
    • her şeyin mükemmel olmasın aşırı derecede isteyen kimse.
  2053. perfervid İng.
    • s. hararetli, ateşli, şevkli, gayretli.
  2054. perfidious İng.
    • s. hain, sadakatsiz. perfidiously z. haince, sadakatsizce. perfidiousness i. hıyanet, sadakatsizlik.
  2055. perfidy İng.
    • i. hıyanet, hainlik
    • vefasızlık, sadakatsizlik.
  2056. perfoliate İng.
    • s., bot. sapı sarmalayarak büyüyen.
  2057. perforate İng.
    • f. delmek, bir baştan öbür başa delmek
    • sıra sıra delikler açmak (pulda olduğu gibi)
    • içine işlemek, nufuz etmek. perfora'tion i. delme, delik. per'forator i. delme makinası, delgi, zımba.
  2058. perforce İng.
    • z. çaresiz
    • zorunlu, mecburi, zaruri.
  2059. perform İng.
    • f. yapmak, icra etmek
    • yerine getirmek, icabını yapmak (görev)
    • ifa etmek
    • sahnede oynamak, rolünü yapmak
    • canlandırmak
    • ses veya çalgı ile müzik yapmak
    • çalmak.
  2060. performance İng.
    • i. gösteri, temsil
    • eğlence programı
    • iş, fiil, amel
    • eser
    • huk. ifa, icra, yerine getirme, yapma, çalışma, işleme. benefit performance yardım için yapılan gösteri veya temsil. first performance gala. put up a good performance başarmak.
  2061. performans Tür.
    • performance.
  2062. performans Tür.
    • performance.
  2063. performer İng.
    • i. artist, oyuncu
    • sahneye çıkan kimse, icracı
    • yerine getiren kimse.
  2064. perfume İng.
    • i. parfüm, esans
    • güzel koku, rayiha, ıtır.
  2065. perfumery İng.
    • i. parfümeri
    • parfüm, koku
    • ıtriyat
    • mağazada parfümeri kısmı.
  2066. perfunctory İng.
    • s. düşünülmeden ve mekanik olarak yapılan: dikkatsiz, baştan savma
    • sıkıcı, formalite icabı. perfunctorily z. formalite icabı olarak
    • dikkatsizce, baştan savma. perfunctoriness i. formalite icabı yapma
    • dikkatsizlik, kayıtsızlık.
  2067. perfuse İng.
    • f. serpmek
    • sıvamak, üzerine sürmek
    • üzerine dökmek.
  2068. pergamum -mus. İng.
    • i. Bergama'nın eski ismi.
  2069. pergel Tür.
    • compasses. pair of compasses. dividers. a pair of compasses.
  2070. pergel Tür.
    • compass. dividers. pair of compasses. compasses.
  2071. pergel Tür.
    • a pair of compasses. compass.
  2072. pergola Tür.
    • Wooden structures make popular garden features, often they are used to create a shady retreat from the sun We have used the term pergola on the form as it is the most common request we get In fact this could relate to one of the following: A pergola An arbour A summerhouse. a framework that supports climbing plants
    • "the arbor provided a shady resting place in the park".
  2073. pergola Tür.
    • pergola.
  2074. pergola Tür.
    • pergola.
  2075. pergola Tür.
    • Lit., an arbor or bower
    • An arbor or trellis treated architecturally, as with stone columns or similar massive structure.
  2076. pergola Tür.
    • A structure with climbing plants along the walk.
  2077. pergola Tür.
    • A passageway covered by a trellis on which climbing plants are grown.
  2078. pergola Tür.
    • An arbor with an open roof of rafters supported by posts or columns.
  2079. pergola Tür.
    • A covered walkway in a garden formed from two rows of upright pillars supporting horizontal beams perimeter - The edge of an area.
  2080. pergola İng.
    • i. pergola, üstü gül veya sarmaşık ile kaplı kameriye.
  2081. perhaps İng.
    • z. belki, muhtemelen.
  2082. perhiz Tür.
    • diet. regime. regimen. abstinence. regimen imsak. riyazet. diyet. rejim.
  2083. perhiz Tür.
    • dieting. fasting. diet. fast. regimen.
  2084. perhiz Tür.
    • abstinence.
  2085. peri Tür.
    • Public Environmental Reporting Initiative US voluntary corporate initiative for reporting to the public on environmental matters Similar to EMAS"s requirement. a beautiful and graceful girl. a supernatural being descended from fallen angels and excluded from paradise until penance is done.
  2086. peri Tür.
    • fairy. faery. faerie. fairy. elf. genie. faerie. faery. fay. peri. pixie. pixy. spirit. sprite.
  2087. peri Tür.
    • fairy. elf. spirit.
  2088. peri Tür.
    • elf. fairy. nymph. spirit. sprite. beautiful djinn.
  2089. peri Tür.
    • A prefix used to signify around, by, near, over, beyond, or to give an intensive sense
    • as, perimeter, the measure around
    • perigee, point near the earth
    • periergy, work beyond what is needed
    • perispherical, quite spherical.
  2090. peri Tür.
    • An imaginary being, male or female, like an elf or fairy, represented as a descendant of fallen angels, excluded from paradise till penance is accomplished. a supernatural being descended from fallen angels and excluded from paradise until penance is done a beautiful and graceful girl.
  2091. peri İng.
    • i. peri .
  2092. peri bacası Tür.
    • chimney rock.
  2093. peri hastalığı Tür.
    • hysteria.
  2094. peri masalı Tür.
    • fairy tale.
  2095. peri masalı Tür.
    • fairy story.
  2096. peri- İng.
    • (önek) etrafında, ötesinde, ilerisinde.
  2097. perianth İng.
    • i., bot. çiçek örtüsü.
  2098. pericardial , diac İng.
    • s. perikardiyal, kalp dış zarına ait.
  2099. pericarditis İng.
    • i., tıb. kalp dış zarının iltihaplanması, perikard iltihabı.
  2100. pericardium İng.
    • i., anat. kalp dış zarı, perikard, yürek perdesi, dış yürek zarı.
  2101. pericarp İng.
    • i., bot. meyva örtüsü, perikard.
  2102. perichondrium İng.
    • i., anat. kıkırdak zarı.
  2103. pericope İng.
    • i. kutsal yazıların küçük bir pasajı.
  2104. pericranium İng.
    • i., anat. kafatasının dış zarı.
  2105. peridot Tür.
    • usually yellow-green to brownish-green
    • prized colors are distinctive deep yellow-greens of great uniformity Transparent but often filled with small inclusions that may be minute black spinal crystals Peridots can be found in New Mexico, and Chihuahaua, Mexico The principal source today is the San Carlos Indian Reservation in Arizona.
  2106. peridot Tür.
    • Creates feeling of protection, allowing heart to open Unblocks congestion Dispels fears, guilt, and depression Used to counteract negative emotions and healing of the spirit Affects top three chakras Once worn as a means of gaining foresight and divine inspiration Brings the energies from in the aura to the physical body This is useful after energy work -- however, one needs to be certain that they are bringing in the new energy -- not the stuff they are trying to purge Use with caution If you muscle test, test for it PLANET: Mercury. a pale green variety of chrysolite
    • used as a gemstone.
  2107. peridot Tür.
    • Chrysolite. a pale green variety of chrysolite
    • used as a gemstone.
  2108. peridot İng.
    • i. perido.
  2109. perigee İng.
    • i., astr. ay yörüngesinin yer yüzüne en yakın olan noktası, hadid noktası.
  2110. perihelion İng.
    • i., astr. bir gezegen veya kuyruklu yıldız yörüngesinin güneşe en yakın olan noktası, hadid noktası
  2111. peril İng.
    • i., f. (-ed, -ing. veya -led, -ling) tehlike, tehlikeye maruz kalış
    • f. tehlikeye atmak at. one's peril mesuliyeti altında.
  2112. perili Tür.
    • haunted.
  2113. perilous İng.
    • s. tehlikeli, korkulu perilously z. tehlikeli bir şekilde, korkulacak surette. perilousness i. tehlike, korku.
  2114. perimeter İng.
    • i., geom. iki boyutlu bir cismin çevresi veya çevre uzunluğu
    • tıb. görüş sahasını ölçme aleti. perimetric(al) s. iki boyutlu bir cismin çevresine veya çevre uzunluğuna ait.
  2115. perineum İng.
    • i. (çoğ. -nea) tenasül uzuvları ile makat arasındaki kısım, apışarası, perine.
  2116. perineuritis İng.
    • i., tıb. perinevr iltihabı.
  2117. perineurium İng.
    • i., anat. sinir dokusunu çevreleyen zar, perinevr.
  2118. period İng.
    • i. devir, tam bir devir, bir devrin müddeti
    • devre
    • belirli bir sürenin sonu
    • bir gezegenin güneş etrafındaki devir süresi
    • jeol. devir, çağ
    • kon. san. tam cümle: nokta
    • fizyol. âdet, aybaşı, hayız.
  2119. periodic İng.
    • s. bir devre ait veya mahsus
    • belirli aralıklarla vuku bulan
    • peryodik
    • kon. san. tam bir cümle ile ifade edilen. periodic table kim. periyotlar tablosu. periodicity i. belirli aralıklarla vuku bulma.
  2120. periodical İng.
    • i., s. dergi, mecmua
    • s. belli zamanlarda çıkan. periodically z. belirli fasılalarla, muayyen zamanlarda.
  2121. periodontics İng.
    • i. diş kemik ve etlerinin hastalıklarını inceleyen diş bilimi dalı.
  2122. periosteum İng.
    • i. (çoğ -tea) anat. kemik diş zarı, periyost, simhak.
  2123. periostitis İng.
    • i., tıb. kemik dış zarı iltihabı.
  2124. peripatetic İng.
    • s., i. gezginci, bir yerden bir yere yaya dolaşan
    • b.h. Aristo felsefesine ait
    • i. Aristo felsefesi taraftarı kimse
    • gezginci adam.
  2125. peripheral İng.
    • s., i. dış yüzeye veya kenara ait
    • anat. periferik, çevresel
    • i. kompütörde bilginin verildiği veya alındığı kısım.
  2126. periphery İng.
    • i. dış sınır çizgisi veya düzeyi
    • bir cismin dış yüzü
    • geom. bir şeklin çevresi.
  2127. periphrasis İng.
    • i. (çoğ -rases) kon. san. dolambaçlı ve uzun sözlerle ifade, dolaylı anlatım. periphrastic s. dolambaçlı olarak ifade edilmiş.
  2128. perişan Tür.
    • wretched. perturbed. distraught. miserable. desolate. dishevelled. gaunt. ruinous.
  2129. perişan Tür.
    • wretched.
  2130. perişan Tür.
    • abject. miserable. spent. wretched. scattered. disordered. perplexed. bewildered. distraught.
  2131. perişanlık Tür.
    • wretchedness. state of disarray. desolation.
  2132. perişanlık Tür.
    • wretchedness. desolation. bad.
  2133. periscope İng.
    • i. periskop.
  2134. perish İng.
    • f. ölmek
    • mahvolmak, yok olmak, telef olmak, zail olmak.
  2135. perishable İng.
    • s., i. mahvolabilir
    • kolay bozulur, dayanıksız
    • ölümlü, fani
    • i., çoğ. çabuk veya kolay bozulabilen gıda maddeleri.
  2136. periskop Tür.
    • periscope.
  2137. periskop Tür.
    • periscope.
  2138. perisperm İng.
    • i., bot. dış besidoku, perisperm.
  2139. peristalsis İng.
    • i. (çoğ. -ses) fizyol. mide ve bağırsakların sindirim esnasında yaptığı sığamsal devinim peristalsis.
  2140. peristaltic İng.
    • s., fizyol. solucan halkalarının hareketine benzeyen ve içindeki maddeleri aşağı doğru iten mide ve bağırsak hareketlerine ait, sığamsal, peristaltik.
  2141. peristyle İng.
    • i., mim. bina veya iç avluyu çevreleyen sıra sutunlar
    • sutunlarla çevrelenmiş yer.
  2142. periton Tür.
    • peritoneum.
  2143. peritoneum İng.
    • i. (çoğ. -nea) anat. karınzarı, periton. peritoneal s. peritona ait.
  2144. peritonitis İng.
    • i., tıb. karınzarı iltihabı, peritonit.
  2145. periwig İng.
    • i. peruka, takma saç.
  2146. periwinkle İng.
    • i. bir cins ufak deniz salyangozu, zool. Littorina.
  2147. periwinkle İng.
    • i. Cezayir menekşesi, bot. Vinca rosea.
  2148. periyodik Tür.
    • periodic.
  2149. periyodik Tür.
    • intermittent. periodic.
  2150. periyodik Tür.
    • cyclic. periodic. periodical. cyclical.
  2151. periyot Tür.
    • periode.
  2152. periyot Tür.
    • period.
  2153. perjure İng.
    • f. yalan yere yemin ettirmek. perjure oneself yalan yere yemin etmek. perjured s. yalan yere yemin etmekten suçlu
    • yalan, yalan şahadete dayanan.
  2154. perjury İng.
    • i. yalan yere yemin
    • yeminli yalan
    • huk. şahit sıfatıyle yalan yere yemin etme.
  2155. perk İng.
    • ing., bak. perquisite.
  2156. perk İng.
    • f., k.dili kahveyi filtreden geçirmek.
  2157. perk İng.
    • f., s. başını dik tutmak
    • s. neşeli, şen
    • hoppa. perk up şen görünmek
    • canlı durmak, neşelenmek, gönlü açılmak
    • neşelendirmek.
  2158. perküsyon Tür.
    • percussion.
  2159. perky İng.
    • s. hoppa, havai, canlı, kendinden emin. perkily z. havai bir tavırla, hoppaca
    • canlı olarak. perkiness i. havailik, hoppalık
    • canlılık.
  2160. perlit Tür.
    • perlite, pearlite, perlite.
  2161. perlit Tür.
    • pearlite. perlite.
  2162. perma Tür.
    • perm. permanent wave.
  2163. perma Tür.
    • perm. permanent.
  2164. permafrost İng.
    • i. arktik bölgesinde devamlı don altında kalan toprak alt tabakası.
  2165. permanent İng.
    • s. sürekli, daimi, aynı halde veya vasıfta kalan. permanent press ütü istemez. permanent wave permanant, bozulmayan. ondule permanence, -cy i. süreklilik, devam, sebat, istikrar. permanently z. sürekli olarak, daima, her zaman için.
  2166. permanganate İng.
    • i., kim. permanganat.
  2167. permeable İng.
    • s. nüfuz edilebilen, geçirgen. permeabil'ity i. nüfuz edilme kabiliyeti, nüfuziyet, geçirgenlik.
  2168. permeate İng.
    • f. mesamatını doldurup geçmek, nüfuz etmek, içinden geçmek
    • içine geçip yayılmak. permea'tion i. nüfuz etme, içinden geçme
    • içine geçip yayılma. per mill binde nispeti.
  2169. permi Tür.
    • permit. licence. export permit. import permit. railroad pass. laissez passer.
  2170. permissible İng.
    • s. caiz, müsaade edilebilir, hoş görülebilir. permissibly z. hoş görülebilecek şekilde, müsaade edilir surette.
  2171. permission İng.
    • i. izin, müsaade, ruhsat
    • icazet.
  2172. permissive İng.
    • s. izin veren, müsaade eden
    • ihtiyari, seçimli, keyfi
    • fazla sıkı olmayan, serbest bırakan.
  2173. permit İng.
    • i. permi, izin tezkeresi, ruhsatname, icazet. residence permit ikamet tezkeresi.
  2174. permit İng.
    • f. (-ted, -ting) izin vermek, müsaade etmek, ruhsat vermek
    • fırsat vermek, imkân vermek, bırakmak
    • kabul etmek
    • razı olmak.
  2175. permutation İng.
    • i. değim, becayiş, mübadele, tebeddül, değiş tokuş
    • mat. bir seride yapılabilen sıra değişiklikleri.
  2176. permute İng.
    • f. değiş tokuş etmek, mübadele etmek, sırasını değiştirmek. permutable s. değiştirilebilir. permutably z. değiştirilebilecek şekilde.
  2177. pernicious İng.
    • s. zararlı, tehlikeli
    • kötü
    • öldürücü, mahvedici, habis, kinci. pernicious anemia tıb. anemi pernisyoz, sonucu genellikle kötü olan ağır bir çeşit kansızlık. perniciously z. zarar verici surette, tehlikeli olarak, öldürücü durumda. per niciousness i. tehlike, zarar
    • kötülük
    • öldürücü oluş.
  2178. peroksit Tür.
    • peroxide.
  2179. peroksit Tür.
    • peroxide.
  2180. peron Tür.
    • platform. platform.
  2181. peron Tür.
    • platform. landing. railway platform.
  2182. peron Tür.
    • Argentine soldier who became president of Argentina.
  2183. peron Tür.
    • Argentine soldier who became president of Argentina.
  2184. peronospora Tür.
    • genus of destructive downy mildews.
  2185. perorate İng.
    • f. sıkıcı konuşma yapmak, nutuk soylemek
    • konuşmayı resmi bir şekilde sona erdirmek. perora'tion i. sıkıcı hitabe
    • konuşmanın özeti ve sonu.
  2186. peroxide İng.
    • i., kim. peroksit
    • oksijenli su. peroxide blonde saçlannın rengini. peroksit ile açmış sarışın kadın.
  2187. perpend İng.
    • i. duvarın iki yanından görünen taş.
  2188. perpend İng.
    • f., (eski) etraflıca düşünmek, zihinde tartmak, mülâhaza etmek.
  2189. perpendicular İng.
    • s., i. dikey, şakuli, düşey, amudi
    • mim. amudi tezyinat tarzına ait
    • dik, doğru
    • i. dikey çizgi, şakuli hat
    • şakul ipi, dikey doğrultusunu gösteren alet
    • dik duruş. perpendicular'ity i. dikey oluş, şakuliyet
    • amudiyet. perpendicularly z. dikey olarak.
  2190. perpetrate İng.
    • f. (fena bir şey) yapmak, icra etmek, işlemek. perpetra'tion i. yapma, (suç) işleme, irtikâp. perpetrator i. fail, (suç) işleyen kimse.
  2191. perpetual İng.
    • s. daimi, sürekli fasılasız, aralıksız
    • ebedi, baki
    • müebbet
    • bot. yediveren perpetual motion daimi hareket. perpetually z. daima, sürekli olarak.
  2192. perpetuate İng.
    • f. ebedileştirmek, daimi hale getirmek, devam ettirmek, idame etmek. perpetua'tion i idame
    • huk. tespit.
  2193. perpetuity İng.
    • i. ebediyet, sonsuz zaman, devam, beka
    • karar
    • devam eden şey
    • daimi irat. in perpetuity ebediyen, her zaman için, daimi olarak.
  2194. perplex İng.
    • f. zihnini karıştırmak, şaşırtmak, allak bullak etmek, hayrete düşürmek
    • karıştırmak, muğlak bir hale getirmek.
  2195. perplexed İng.
    • s. zihni karışmış, şaşırmış
    • karışık.
  2196. perplexing İng.
    • s. şaşırtıcı, zihni karıştırıcı. perplexingly z. şaşırtıcı bir şekilde.
  2197. perplexity İng.
    • i. şaşkınlık, karışıklık
    • zihni karıştıran şey.
  2198. perquisite İng.
    • i. maaştan ayrı gelir
    • muntazaman verilen bahşiş
    • bir kimsenin hakkı olan imtiyaz.
  2199. perron İng.
    • i., mim. binanın önünde veya bahçede bulunan merdivenli sahanlık, çıkma merdiven, binek merdiveni.
  2200. perry İng.
    • i. armut şarabı.
  2201. pers. İng.
    • kıs. person, personal.
  2202. perse İng.
    • s., i. koyu grimsi mavi
    • i. bu renk veya bu renk kumaş.
  2203. persecute İng.
    • f. zulmetmek, eza etmek, gadretmek
    • baskı yapmak, tazyik etmek, sıkıştırmak
    • bir fikre veya dine olan inancından dolayı eza etmek veya öldürmek. persecu'tion i. zulum, zulmetme.
  2204. perseid İng.
    • i., astr. her sene 10 ağustosa doğru görülen kayan yıldızlardan biri.
  2205. perşembe Tür.
    • thurs. thursday.
  2206. perşembe Tür.
    • thursday.
  2207. perşembe Tür.
    • Thursday.
  2208. perseverance İng.
    • i. sebat, azim, taannüt
    • ısrar.
  2209. perseveration İng.
    • i. psik. bir düşünce veya harekete fazlasıyle saplanıp kalma.
  2210. persevere İng.
    • f. sebat etmek, azimle devam etmek, ısrar etmek. persevering s. sebat eden. perseveringly z. sebatla, azimle.
  2211. persia İng.
    • i. iran'ın eski ismi.
  2212. persian İng.
    • s., i. iran'a ait, iranlı
    • i. iranlı, Acem
    • iran dili, Farsça, Farisi. Persian carpet iran halısı. Persian cat Ankara kedisi. Persian Gulf Basra körfezi, iran körfezi. Persian lamb iyi cins astragan kürk. Persian lilac mor leylâk, bot. Syringa persica Persian morocco iran sahtiyanı.
  2213. persiflage İng.
    • i. yazı ve konuşmada lâubalilik önemsemeyiş.
  2214. persimmon İng.
    • i. hurma, Trabzon hurması, Japon inciri, bot. Diospyros.
  2215. persist İng.
    • f. kalmak, daim olmak
    • ısrar etmek, üstelemek, üzerinde durmak, inat etmek, sebat etmek. persistencei sebat, ısrar inat, devam etme. persistent s. ısrar eden, inatçı
    • devamlı. persistently z. ısrarla, üzerinde durarak, inatla
    • devamlı olarak.
  2216. persnickety İng.
    • s., k.dili titiz, meraklı, kılı kırk yaran
    • aşırı dikkat ve ihtimam isteyen.
  2217. person İng.
    • i. şahıs, kimse, adam kişi, fert
    • şahsiyet, sıfat
    • huk. kanuni hakları ve vecibeleri olan şahıs veya grup
    • gram. şahıs. first person gram. birinci şahıs. in person şahsen, bizzat.
  2218. persona İng.
    • i. piyes veya romanda kişi
    • psik. etrafa karşı takınılan tavır. persona grata Lat. makbul şahsiyet, saygıdeğer kişi. persona non grata Lat. istenmeyen kişi.
  2219. personable İng.
    • s. hoş görünen, cana yakın.
  2220. personage İng.
    • i. şahsiyet, önemli kişi, muhim şahsiyet
    • sahnede canlandırılan şahsiyet.
  2221. personal İng.
    • s., i. şahsa ait, şahsi, zati, özel, hususi, zata mahsus
    • huk. şahsi eşyaya ait, menkul eşya ile ilgili
    • gram. uç şahıstan birine ait
    • i. gazetede belirli bir sahıs hakkında çıkmış olan yazı
    • huk şahsi eşya. personal appearance bir filim artistinin sinema veya tiyatroya şahsen gelmesi
    • kıyafet, sima, dış görünüş. personal effacts özel eşya. personal identity fels. şahsiyetin istikrarı. personal pronoun gram. şahıs zamiri. personal property şahsi menkul eşya .personal remarks başkası hakkında kötü şahsi sözler.
  2222. personality İng.
    • i. kişilik, şahsiyet, ferdiyet
    • şahıs, zat
    • gen. çoğ. hakaret niteliğinde söz.
  2223. personalize İng.
    • f. şahsına mal etmek
    • şahıslandırmak, kişilik kazandırmak.
  2224. personally İng.
    • z. şahsen, bizzat
    • kendine gelince.
  2225. personalty İng.
    • i., huk. şahsi mal
    • menkul mal.
  2226. personate İng.
    • f., (tiyatro) bir karakteri canlandırmak
    • huk. aldatmak amacıyle kendini başka bir şahsiyet olarak göstermek
    • bir diğerinin hüviyetini benimsemek. persona'tion i. başka bir kimsenin hüviyetini benimseme.
  2227. personate İng.
    • s., bot. maskeli, personat.
  2228. personel Tür.
    • staff. personnel. staff. employee. staff member. manpower.
  2229. personel Tür.
    • personnel. staff. employees. liveware. manpower. employes.
  2230. personel Tür.
    • personnel. staff.
  2231. personify İng.
    • f. canlandırmak, şahıslandırmak, şahsiyet vermek
    • tecessüm ettirmek, cisimlendirmek. personifica'tion i. şahıslandırma, canlandırma
    • cisimlendirme.
  2232. personnel İng.
    • i. personel, bir müessesenin bütün memurları, müstahdemler.
  2233. perspective İng.
    • i., s. perspektif
    • görüş açısı
    • s. perspektife göre resimlendirilmiş. perspective view mesafelere oranla görünüş, perspektif manzara.
  2234. perspektif Tür.
    • perspective.
  2235. perspektif Tür.
    • perspective.
  2236. perspicacious İng.
    • s. keskin zekâlı, anlayışlı. perspicaciously z. keskin zeka ile, anlayışla.
  2237. perspicacity İng.
    • i. keskin zekâ, anlayış
    • nufuz edebilme yeteneği.
  2238. perspicuous İng.
    • s. açık, vazıh. perspicu'ity i. açıklık, vuzuh.
  2239. perspiration İng.
    • i. ter
    • terleme.
  2240. perspire İng.
    • f. terlemek, ter dökmek.
  2241. persuade İng.
    • f. ikna etmek, inandırmak
    • gönlünü yapmak, razı etmek
    • kandırmak. persuadable s. kandırılabilir, ikna edilebilir.
  2242. persuader İng.
    • i. inandırıcı veya ikna edici kimse
    • A.B.D., (argo) tabanca.
  2243. persuasible İng.
    • s. ikna edilmesi mümkün
    • kandırılır.
  2244. persuasion İng.
    • i. inandırma, ikna etme
    • kandırma veya ikna etme kabiliyeti
    • kanaat, inanç, itikat
    • mezhep, din, akide
  2245. persuasive İng.
    • s., i. kandırıcı, ikna edici. persuasively z. ikna edici şekilde. persuasiveness i. ikna edebilme gücü.
  2246. pert Tür.
    • To behave with pertness.
  2247. pert Tür.
    • The program, evaluation, and review technique.
  2248. pert Tür.
    • Program Evaluation and Review Technique, also called "critical path method"
    • a planning aid, usually computerized.
  2249. pert Tür.
    • Program Evaluation and Review Technique - A event-oriented network analysis technique used to estimate project duration when there is a high degree of uncertainly with the individulal activity duration estimates PERT applies the critical path method to a weighted averange duration estimate.
  2250. pert Tür.
    • Program evaluation and review technique
    • a decision technique that helps group members order the activities that must be completed to implement a decision. program evaluation and review technique.
  2251. pert Tür.
    • Program Evaluation and Review Technique.
  2252. pert Tür.
    • Program and Evaluation Review Technique.
  2253. pert Tür.
    • Open
    • evident
    • apert.
  2254. pert Tür.
    • Of or concerned with electrons. acronym for Progam Evaluation and Review Technique
    • a quantitative technique used as a managerial tool in planning and controlling complex programs Common use has been made of PERT, originally introduced for use in the aerospace industry, in the coordinating, timing and scheduling of the many activities in the new product development process.
  2255. pert Tür.
    • Lively
    • brisk
    • sprightly
    • smart.
  2256. pert Tür.
    • Indecorously free, or presuming
    • saucy
    • bold
    • impertinent.
  2257. pert Tür.
    • characterized by a lightly pert and exuberant quality
    • "a certain irreverent gaiety and ease of manner".
  2258. pert Tür.
    • A system of network analysis designed to trace the critical path and to predict the effects of any redeployment of resources.
  2259. pert Tür.
    • An event-oriented network analysis technique used to estimate project duration when there is a high degree of uncertainty in estimates of duration times for individual activities.
  2260. pert İng.
    • s. arsız, şımarık, küstah, yılışık. pertly z. arsızca, küstahça. pertness i. arsızlık, küstahlık.
  2261. pertain İng.
    • f., to ile mahsus olmak, ait olmak
    • ilgili olmak, alâkalı olmak, raci olmak
    • uygun olmak, münasip olmak.
  2262. pertavsız Tür.
    • magnifying glass. burning- class. burning glass.
  2263. pertinacious İng.
    • s. sebatkar, azimli, inatçı, ısrar eden. pertinaciously z. ısrarla, azimle, inatla.
  2264. pertinacity İng.
    • i. azim, sebat, inatçılık.
  2265. pertinent İng.
    • s. alâkalı, ilgili
    • uygun, muvafık. pertinencecy i. ilgi, münasebet
    • uygun olma. pertinently z. alakalı olarak, ilgili olarak
    • uygun olarak.
  2266. perturb İng.
    • f. zihnini karıştırmak, altüst etmek, rahatsız etmek. perturbable s. rahatsız edilebilir, altüst edilebilir.
  2267. perturbation İng.
    • i. rahatslzlık, huzursuzluk, ıstırap
    • karışıklık
    • heyecan
    • astr . bir gökcisminin hareketinde başka bir gök cisminin etkisi ile meydana gelen düzensizlik.
  2268. pertussis İng.
    • i., tıb. boğmaca.
  2269. Peru Tür.
    • That"s not Peru Said of something utterly worthless A French expression, fourded on the notion that Peru is the El Dorado of the world. the Spanish colony encompassing the entirety of Spanish South America and modern Panama.
  2270. Peru Tür.
    • That"s not Peru Said of something utterly worthless A French expression, founded on the notion that Peru is the El Dorado of the world.
  2271. Peru Tür.
    • peruvian. peru.
  2272. Peru Tür.
    • peru.
  2273. Peru Tür.
    • Peru.
  2274. Peru Tür.
    • Peru.
  2275. Peru Tür.
    • a republic in western South America
    • achieved independence from Spain in 1821
    • was the heart of the Inca empire from the 12th to 16th centuries.
  2276. Peru Tür.
    • a republic in western South America
    • achieved independence from Spain in 1821
    • was the heart of the Inca empire from the 12th to 16th centuries.
  2277. peru İng.
    • i. Peru.
  2278. peruk Tür.
    • wig. periwig. toupee. peruke.
  2279. peruk Tür.
    • wig.
  2280. peruka Tür.
    • hairpiece. wig.
  2281. peruka Tür.
    • hairpiece.
  2282. perukçu Tür.
    • wigmaker.
  2283. peruke İng.
    • i. özellikle 17. ve 18. yüzyıllarda erkeklerin giydikleri peruka, takma saç.
  2284. Perulu Tür.
    • peruvian.
  2285. Perulu Tür.
    • Peruvian.
  2286. perusal İng.
    • i. dikkatle okuma, mütalaa.
  2287. peruse İng.
    • f. dikkatle okumak, mütalaa etmek, incelemek.
  2288. peruvian İng.
    • s., i. Perulu, Peruya özgü
  2289. pervade İng.
    • f. istilâ etmek, kaplamak, yayılmak.
  2290. pervane Tür.
    • propeller. moth. rotor.
  2291. pervane Tür.
    • fan. moth. propeller. wheel. fan blower. screw. impeller. paddle wheel. air propeller. screw propeller. rotor. fly.
  2292. pervane Tür.
    • blade. fan. propeller. screw. moth. screw-propeller. prop. flywheel. paddle wheel.
  2293. pervasive İng.
    • s. yayılmış kaplayan, şümullu. pervasively z. yayılarak, kaplayarak, şümullü olarak.
  2294. pervasız Tür.
    • reckless. fearless. unrestrained.
  2295. pervasız Tür.
    • fearless. daring. gutsy. reckless. careless. devil-may-care. bluff. daft. fond. harum-scarum.
  2296. pervasız Tür.
    • devil- may-care. devilish. devil may care. fearless. heedless. nervy. rakish.
  2297. pervasızlık Tür.
    • derring do. recklessness.
  2298. pervaz Tür.
    • cornice. reveal. border. molding. fringe. moulding.
  2299. pervaz Tür.
    • cornice. molding. moulding. fringe. cincture. cyma. dressing. jamb. reveal. rib. ribbon. shelf. sill. wale. wheal.
  2300. pervaz Tür.
    • band. border. cornice. moulding. architrave. molding. casing. edging. frame. framing. dressing. jamb shaft. jamb. kerb. wale. curb. brim. back fillet. slatting. slat. string course. board. line border.
  2301. perverse İng.
    • s. ters
    • aksi
    • yoldan çıkmış, ahlâksız, sapık, huysuz, kotü huylu. perversely z. aksilikle
    • ahlâksızca. perverseness, perversity i. sapıklık, ahlâksızlık
    • yoldan çıkma
    • aksilik.
  2302. perversion İng.
    • i. sapıklık, cinsel sapıklık
    • ifsat etme, ayartma
    • dalâlet
    • ters anlam verme.
  2303. pervert İng.
    • f., i. saptırmak, ifsat etmek, ayartmak, dalâlete sürüklemek
    • alçaltmak
    • ters anlam vermek, yanlış izah etmek
    • i. cinsi sapık kimse .perversive s. yanıltıcı.
  2304. perverted İng.
    • s. sapık
    • sapkın, doğru yoldan çıkmış, kötü.
  2305. pervious İng.
    • s. geçiş imkânı veren, nüfuz edilebilir. perviousness i. geçiş imkânı verme, nüfuz edilebilme.
  2306. pes Tür.
    • The distal segment of the hind limb of vertebrates, including the tarsus and foot.
  2307. pes Tür.
    • soft. low. low pitched.
  2308. pes Tür.
    • Public Expenditure Survey.
  2309. pes Tür.
    • Public Expenditure Survey.
  2310. pes Tür.
    • Public Employment Service.
  2311. pes Tür.
    • Promotion Eligibility Status.
  2312. pes Tür.
    • Polyethersulphone. foot. the foot of a human being
    • "his bare feet projected from his trousers"
    • "armored from head to foot".
  2313. pes Tür.
    • Pharmaceutical Evaluation Section.
  2314. pes Tür.
    • Personal Earth Station.
  2315. pes Tür.
    • Packetized Elementary Stream: In MPEG-2, after the media stream has been digitized and compressed, it is formatted into packets before it is multiplexed into either a Program Stream or Transport Stream.
  2316. pes Tür.
    • low. soft. soft. low-pitched.
  2317. pes Tür.
    • bass. soft. grave. low. deep.
  2318. peş Tür.
    • the back. the rear.
  2319. pes etmek Tür.
    • to yield. to give in. to submit. back down. to throw in the towel.
  2320. peş peşe Tür.
    • one right after the other. one after another. after.
  2321. pesach İng.
    • i. Fısıh .
  2322. peseta Tür.
    • peseta.
  2323. peseta Tür.
    • A Spanish silver coin, and money of account, equal to about nineteen cents, and divided into 100 centesimos. formerly the basic unit of money in Spain
    • equal to 100 centimos.
  2324. peseta İng.
    • i. İspanya'da para birimi, peseta
    • bir ispanyol parası.
  2325. peşi sıra Tür.
    • right behind sb.
  2326. pesimist Tür.
    • pessimist kötümser. karamsar.
  2327. pesimist Tür.
    • pessimist(in ).
  2328. peşin Tür.
    • paid cash. in advance. before. earlier. in the first place. down payment. spot cash. cash in advance. ready cod.
  2329. peşin Tür.
    • lump. paid in advance. ready. in advance. first. cash. ready. beforehand. before. earlier önceden.
  2330. peşin hüküm Tür.
    • bias. prejudice. preconception.
  2331. peşin ödemek Tür.
    • prepay.
  2332. peşin pazarlık Tür.
    • money bargain. spot bargain. arriving at an agreement concerning a project before the said project has a.
  2333. peşinat Tür.
    • down payment. cash. cash on the barrelhead. cash on the nail money paid down. advanced money. deposit.
  2334. peşinat Tür.
    • down payment. advance payment.
  2335. peşinat Tür.
    • advance payment.
  2336. peşinatsız Tür.
    • without cash payment. nothing down. without ready money.
  2337. peşinde Tür.
    • to be after. upon one"s heels.
  2338. peşinde Tür.
    • in search of. behind.
  2339. peşinde Tür.
    • in pursuit of. in pursuit of sb/sth.
  2340. peşine düşmek Tür.
    • chase. to tread upon sb"s heels. heel. hunt. pursue. tread on sb"s heels.
  2341. peşinen Tür.
    • in advance. beforehand.
  2342. peşinen Tür.
    • at the outset. in advance. beforehand.
  2343. peşkir Tür.
    • napkin.
  2344. pesky İng.
    • s., A.B.D., k.dili sıkıntı veren, sinir bozucu.
  2345. peso Tür.
    • The monetary unit of Argentina, Chile, Columbia, Cuba, Dominican Republic, Mexico, Republic of the Philippines and Uruguay. the basic unit of money in Uruguay
    • equal to 100 centesimos. the basic unit of money in the Philippines
    • equal to 100 centavos. the basic unit of money in Mexico
    • equal to 100 centavos. the basic unit of money in Guinea-Bissau
    • equal to 100 centavos. the basic unit of money in the Dominican Republic
    • equal to 100 centavos. the basic unit of money in Cuba
    • equal to 100 centavos. the basic unit of money in Colombia
    • equal to 100 centavos. the basic unit of money in Chile
    • equal to 100 centesimos.
  2346. peso Tür.
    • peso.
  2347. peso Tür.
    • monetary unit used within New Spain, though of different varieties.
  2348. peso Tür.
    • Balancing point of a sword. A silver coin, the principal unit of money in the colonies, weighing about 27 grams.
  2349. peso Tür.
    • A Spanish dollar
    • also, an Argentine, Chilian, Colombian, etc., coin, equal to from 75 cents to a dollar
    • also, a pound weight.
  2350. peso İng.
    • i. İspanyolca konuşan bazı memleketlerin para birimi, pesa.
  2351. pespaye Tür.
    • vulgar. squalid.
  2352. pespayelik Tür.
    • shoddy.
  2353. peşrev Tür.
    • prelude. overture.
  2354. pessary İng.
    • i, t/b rahim ağzına konan lastik halka
  2355. pessimism İng.
    • i bedbinlik, kötümserlik, karamsarlık
    • fels. dünyanın esasında fena olduğunu kabul eden kuram.
  2356. pessimist İng.
    • i. bedbin kimse, kötümser kimse, her şeyin karanlık tarafını gören kimse.
  2357. pessimistic İng.
    • s. bedbin, kötümser, karamsar. pessimistically z. bedbince, karamsarlıkla.
  2358. pest Tür.
    • The term "pest" is broad, encompassing a broad spectrum of animals and insects that cause damage to the garden and its plants Every pest --from deer to nematodes-- causes its own set of problems and has its own set of potential controls Before deciding on poisons, though, for control, consider how much damage the pest is really doing A small amount of nibbling is generally acceptable and won"t really affect overall harvest or plant health See also: insecticide.
  2359. pest Tür.
    • Political, Economic, Strategic, Technology Sometimes refered to as "SLEPT" which means : Strategic, Legislation, Economic, Political, Technology.
  2360. pest Tür.
    • plague.
  2361. pest Tür.
    • a persistently annoying person.
  2362. pest Tür.
    • Anything which resembles a pest
    • one who, or that which, is troublesome, noxious, mischievous, or destructive
    • a nuisance. a persistently annoying person.
  2363. pest Tür.
    • Anything causing damage or destruction. A destructive insect or small animal.
  2364. pest Tür.
    • Any species that is considered obnoxious.
  2365. pest Tür.
    • Any organism that reduces the availability, quality, or value of a useful resource.
  2366. pest Tür.
    • Any organism that is out of place or causes stress to a desired organism.
  2367. pest Tür.
    • Any organism that interferes with human health, convenience, comfort, or profit.
  2368. pest Tür.
    • Any form of plant or animal life, or any pathogenic agent, injurious or potentially injurious to plants or plant products A Quarantine Pest is a pest of potential national economic importance to a country where the pest is not present, or where the pest is present but not widely distributed and is being actively controlled The quarantine pests referred to in the certifying statement on the FPC are those pests listed by foreign countries as being prohibited noxious organisms. any species, strain or biotype of plant, animal or pathogenic agent injurious to plants or other organisms and/or their products [JVG].
  2369. pest Tür.
    • Any forest health agent designated as detrimental to effective resource management.
  2370. pest Tür.
    • An organism that directly or indirectly interferes with human activities causing annoyance, economic damage, or health problems.
  2371. pest Tür.
    • An organism capable of causing material damage Forest pests include insects and diseases.
  2372. pest Tür.
    • An insect, rodent, nematode, fungus, weed or other form of terrestrial or aquatic plant or animal life that is injurious to health or the environment.
  2373. pest Tür.
    • An animal or plant that is directly or indirectly detrimental to human interests, causing harm or reducing the quality and value of a harvestable crop or other resource Weeds, termites, rats, and mildew are examples of pests. any forest health agent designated as detrimental to effective resource management.
  2374. pest Tür.
    • A fatal epidemic disease
    • a pestilence
    • specif., the plague.
  2375. pest İng.
    • i. baş belâsı
    • sıkıcı şey veya kimse
    • zararlı şey veya kimse
    • veba, taun. pesthouse i. bulaşıcı hastalıklara ve özellikle vebaya mahsus eskiden kullanılan hastane. pesticide i. böcek zehiri.
  2376. peştamal Tür.
    • waist cloth.
  2377. peştamallık Tür.
    • money paid for the goodwill of a business. goodwill.
  2378. pester İng.
    • f. sıkmak, sinirlendirmek, sıkıntı vermek, baş ağrıtmak, usandırmak, taciz etmek.
  2379. pesthole İng.
    • i. pis ve mikroplu yer, hastalık bulaştıran yer.
  2380. pestiferous İng.
    • s., k.dili baş belası, başkalarına sıkıntı veren
    • bulaşıcı, hastalık nakleden
    • ahlâksızlık yayan, toplumu ifsat eden. pestiferously z. ahlaksızlık yayarak
    • baş belâsı olarak.
  2381. pestil Tür.
    • thin sheet of sun-dried fruit pulp.
  2382. pestil Tür.
    • fruit paste. dried layers of fruit pulp.
  2383. pestilence İng.
    • i. salgın ve çok tehlikeli hastalık
    • veba, taun
    • zararlı veya tehlikeli şey.
  2384. pestilent İng.
    • s. bulaşıcı hastalık getiren
    • tehlikeli, öldürücü
    • ahlâka zararlı
    • k.dili sıkıcı. pestilen'tial s. veba getiren, veba nev'in den
    • ahlâk bozucu
    • sıkıcı.
  2385. pestle İng.
    • i., f. havaneli, havan tokmağı
    • f. tokmak veya havaneliyle dövmek.
  2386. pet İng.
    • i. öfke, kızgınlık, sinirlenme. in a pet kızgın.
  2387. pet İng.
    • i., s., f. (-ted, -ting) evde beslenen ve çok sevilen hayvan
    • sevilen kimse veya şey
    • s. evcil
    • gözde, en çok sevilen
    • f. sevmek, okşamak. pet aversion, pet hate en çok nefret edilen şey veya kimse. teacher's pet öğretmenin gözdesi.
  2388. petal İng.
    • i., bo.t taç yaprağı, çiçek yaprağı, petal. petaled s. taç yaprakları olan. petaloid s. taç yaprağına benzer.
  2389. petard İng.
    • i., ask. eskiden kapı veya duvar yıkmak için kullanılan barut kutusu
    • bir çeşit fişek. hoist with veya by one's own petard kazdığı kuyuya kendi düşmüş.
  2390. petcock İng.
    • i .ufak valf.
  2391. petek Tür.
    • honeycomb. comb.
  2392. petek Tür.
    • honeycomb.
  2393. petek Tür.
    • honeycomb.
  2394. peter İng.
    • f., k.dili, out ile tavsamak, hızı azalmak
    • tükenmek.
  2395. petiole İng.
    • i., bot. yaprak sapı, petiol. petiolar s., bot. yaprak sapına ait. petiolate s. saplı, sapı olan.
  2396. petit İng.
    • s. küçük, ufak. petit jury bir davada son kararı veren on iki kişilik juri heyeti. petit mal tıb. sara hastalığının hafif şekli. petit point etamin veya kanaviçe üzerine yapılan kanaviçe işi.
  2397. petite İng.
    • s. ufak, ince, narin .
  2398. petition İng.
    • i., f. rica, istirham
    • temenni, dilek, niyaz, dua
    • arzuhal, istida dilekçe
    • f. rica etmek, istirham etmek
    • talepte bulunmak
    • dilemek, niyaz etmek
    • dilekçe vermek. petition in bankruptcy borçlu veya alacaklı tarafından yapılan iflas talebi.
  2399. petitioprincipii İng.
    • Lat., man. tartışma konusu olan bir meselenin hiç bir delile dayanmadan doğru olduğunu iddia etme.
  2400. petrel İng.
    • i., zool. yelkovankuşuna benzer herhangi bir deniz kuşu.
  2401. petrifaction İng.
    • i. taş kesilme, taşlaşma
    • taş kesilmiş şey, fosil. petrifactive s. taş haline getiren.
  2402. petrify İng.
    • f. taş haline getirmek
    • aşırı derecede hayrete düşürmek, aklını başından almak, sersemleştirmek
    • taşlaşmak.
  2403. petrochemistry İng.
    • i. petrokimya.
  2404. petroglyph İng.
    • i. tarihöncesinde yapılmış taş resim.
  2405. petrografi Tür.
    • petrography.
  2406. petrograph İng.
    • i. kayaya oyulmuş resim veya yazı.
  2407. petrography İng.
    • i. kayaları sınıflandırma.
  2408. petrokimya Tür.
    • petrochemistry.
  2409. petrol Tür.
    • UK term for gasoline, either lamp fuel or automobile fuel.
  2410. petrol Tür.
    • Petroleum.
  2411. petrol Tür.
    • oil. petroleum. prospector.
  2412. petrol Tür.
    • oil. petroleum. crude oil. well / gas / coal / rock / stone / case oil. kerosine. parafine. rock tar. naphta. gas oil. juice. mineral oil.
  2413. petrol Tür.
    • oilbearing. oil. petroleum. rock oil. fossil oil.
  2414. petrol Tür.
    • In this type of engine, air and petrol are mixed together, then sent to each cylinder, where an electric spark from a spark plug causes the mixture to ignite and explode This drives the piston downward, rotating the crankshaft, which in turn rotates the wheels of the vehicle.
  2415. petrol Tür.
    • Gas/Fuel. a volatile flammable mixture of hydrocarbons derived from petroleum
    • used mainly as a fuel in internal-combustion engines.
  2416. petrol Tür.
    • Commonly known as gasoline.
  2417. petrol Tür.
    • British/Australasian term for gasoline. see: gasoline.
  2418. petrol Tür.
    • Brit Gasoline.
  2419. petrol İng.
    • i., İng. benzin
    • eski petrol.
  2420. petrol lambası Tür.
    • oil lamp.
  2421. petrolatum İng.
    • i., ecza. saf vazelin.
  2422. petrolcü Tür.
    • oilman.
  2423. petroleum İng.
    • i. petrol. crude petroleum ham petrol.
  2424. petroogy İng.
    • i. kaya ilmi.
  2425. petrous İng.
    • s. kayaya benzer
    • kaya gibi, taş gibi.
  2426. petticoat İng.
    • i. iç etekliği, jupon
    • etekliğe benzer şey
    • (şaka) kadın
    • elek. fincan, cam izolatör. petticoat government kadın hâkimiyeti.
  2427. pettifog İng.
    • f. (-ged,-ging) teferruata boğulmak
    • hukuki işlerde hile yapmak
    • ufak tefek hukuki işlere bakmak.
  2428. pettifogger İng.
    • i. aşağı sınıf avukat
    • madrabaz dava vekili
    • iş simsarı
    • aşırı derecede teferruatla uğraşan kimse.
  2429. pettish İng.
    • s. alıngan, hırçın, huysuz. pettishly z. alınganlıkla, huysuzlukla. pettishness i. alınganlık, huysuzluk, hırçınlık.
  2430. pettitoes İng.
    • i., çoğ. domuz paçası
    • çocuğun ayak parmakları.
  2431. petto İng.
    • i. göğüs, bağır. in petto kendine
    • saklı.
  2432. petty İng.
    • s. önemsiz, ehemmiyetsiz, adi, olağan, ufak tefek
    • ikinci derecedeki
    • pireyi deve yapan. petty cash küçük kasa
    • ufak kasa defteri. petty jury bak. petit jury. petty larceny çok değerli olmayan bir şey çalma. petty officer den. assubay, erbaş. pettily z. önemsiz olarak
    • habbeyi kubbe yaparak. pettiness i. küçük şeylerle uğraşma
    • aşağılık.
  2433. petulant İng.
    • s. huysuz, ters, titiz, alıngan, sinirli. petulance, -cy i. terslik, huysuzluk. petulantly z. huysuzca, titizlikle, alınganlıkla.
  2434. petunia İng.
    • i. petunya, boruçiçeği.
  2435. petuntse , -tze İng.
    • i. Çinlilerin porselen yapmakta kullandıkları feldispat.
  2436. pew İng.
    • i. kiliselerde oturacak sıra.
  2437. pew İng.
    • (ünlem) Of! Püf!
  2438. pewee , peewee İng.
    • i., zool. bir çeşit sinekyutan.
  2439. pewit İng.
    • i. kızkuşu, zool. Vanellus cristatus
    • kara başlı martı
    • sinekyutan.
  2440. pewter İng.
    • i. kurşun ve kalay alaşımı
    • bu alaşımdan yapılan kap.
  2441. pey Tür.
    • earnest money. deposit. down payment. earnest. advance payment. retainer. retaining fee. gage. handsell. initial payment.
  2442. pey Tür.
    • anzahlung.
  2443. pey akçesi Tür.
    • earnest money.
  2444. peyda Tür.
    • manifest. visible.
  2445. peydahlamak Tür.
    • to pick up. to give birth to (an illegitimate child. to produce.
  2446. peydahlamak Tür.
    • to pick up. acquire. to have illegitimately.
  2447. peyderpey Tür.
    • step by step. gradually.
  2448. peyderpey Tür.
    • step by step.
  2449. peygamber Tür.
    • prophet. seer.
  2450. peygamber Tür.
    • prophet. prophet yalvaç. elçi. resul. nebi.
  2451. peygamber Tür.
    • prophet.
  2452. peygamber ağacı Tür.
    • lignum vitae.
  2453. peygamber çiçeği Tür.
    • bachelors button.
  2454. peygamberlik Tür.
    • prophethood.
  2455. peyk Tür.
    • sattelite. follower. adherent. henchman. lackey. satellite.
  2456. peyke Tür.
    • bench.
  2457. peynir Tür.
    • cheese. club sandwhich. grinder.
  2458. peynir Tür.
    • cheese.
  2459. peynir Tür.
    • caseous. cheese.
  2460. peynirleşmek Tür.
    • to curdle.
  2461. peynirli Tür.
    • which contains cheese.
  2462. peynirli Tür.
    • containing cheese.
  2463. peynirli Tür.
    • cheesy.
  2464. peyote İng.
    • i., İsp., bot. içinde narkotik madde bulunan bir cins kaktüs.
  2465. peyzaj Tür.
    • landscape. paysage.
  2466. peyzaj Tür.
    • landscape.
  2467. peyzaj Tür.
    • landscape.
  2468. pezevenk Tür.
    • procurer. pimp. scoundrel. fancy man. whoremonger.
  2469. pezevenk Tür.
    • pimp. procurer. pander. go-between. fancy man. bawd. ponce. souteneur.
  2470. pezevenk Tür.
    • pander. pimp. procurer. bastard. son of a bitch.
  2471. pezevenklik Tür.
    • pandering. procuration. procuring. panderism.
  2472. pf. İng.
    • kıs. pfennig.
  2473. pfc. İng.
    • kıs., ask. Private, first class.
  2474. pfennig İng.
    • i. fenik, Alman markının yüzde biri.
  2475. ph İng.
    • kim. pH
  2476. phaeton İng.
    • i. fayton, payton, üstü açık atlı binek arabası. ,
  2477. phage İng.
    • (sonek)
  2478. phago- İng.
    • (önek) yiyici, yiyen, obur.
  2479. phagocyte İng.
    • i., tıb. yutarhücre, fagosit. phagocyto'sis i. fagositlerin mikropları yok etmesi.
  2480. phalanger İng.
    • i., zool. kuskusgillerden Avustralya'ya mahsus bir çeşit ufak keseli hayvan.
  2481. phalanges İng.
    • çoğ., bak. phalanx.
  2482. phalanx İng.
    • i. (çoğ. -es, phalanges) eski Yunanistan'da sık saflarla yürüyen mızraklı ve kalkanlı asker alayı
    • elbirliği ve azimle çalışan örgüt
    • anat. parmak kemiği.
  2483. phalarope İng.
    • i. deniz çulluğuna benzer bir kuş, zool. Phalaropus lobatus.
  2484. phallic İng.
    • s.erkeklik uzvuna ait.
  2485. phallism İng.
    • i. penisle sembolize edilen doğanın verimliliğine tapınma.
  2486. phallus İng.
    • i. bazı dinlerde erkek tenasül uzvunun timsali
    • biyol. erkeklik uzvu, kamış, penis
    • bızır
    • embriyonda cinsiyet yapısı.
  2487. phane İng.
    • (sonek) benzer, görünüşünde.
  2488. phanero- İng.
    • (önek) görünen.
  2489. phanerogam İng.
    • i., bot. çiçekli bitkilerden her biri, fanerogam. phanerog'amous s. fanerogama ait.
  2490. phantasm İng.
    • i. fantezi, hayal
    • kuruntu
    • hayalet, tayf.
  2491. phantasmagoria İng.
    • i. rüyada olduğu gibi bir seri tutarsız hayal
    • bir projektörle duvara yansıtılan ve ani olarak büyüyüp küçülen şekiller
    • hayalet. .
  2492. phantasy İng.
    • bak. fantasy.
  2493. phantom İng.
    • i., s. aslı olmayan bir şeyin gorünmesi, hayal, aldanış
    • görümsü, hayalet, tayf
    • görünüş, şekil
    • s. hayalet gibi.
  2494. pharaoh İng.
    • i. firavun.
  2495. pharaonic İng.
    • s. firavunlara ait veya benzer.
  2496. pharisaic,-ical İng.
    • s. Ferisilere ait
    • ikiyüzlü, mürai. Pharisaic Judaism. Musevi dini. pharisaically z. ikiyüzlülükle, mürailikle. Pharisaism i. Ferisilere mahsus tavır ve davranış
    • k.h. ikiyüzlülük, mü- railik.
  2497. pharisee İng.
    • i. eski Musevilerde dini bir tarikata mensup kimse, Ferisi
    • k.dili kendini beğenmiş mürai kimse, ikiyüzlü kimse.
  2498. pharm İng.
    • kıs. pharmaceutics, pharmacy.
  2499. pharmaceutic ,- ical İng.
    • s. eczacılığa ait
    • ilâç kullanımına ait. phar- maceutic chemistry farmasotik kimya. pharmaceutically z. eczacılık usullerine göre. pharmaceutics i. eczacılık.
  2500. pharmacist İng.
    • i. eczacı.
  2501. pharmacology İng.
    • i. farmakoloji, eczacılık ilmi. pharmacologist i. farmakolog, eczacılık uzmanı.
  2502. pharmacopoeia İng.
    • i. ilâçların bileşimini ve hazırlanma usullerini anlatan kitap
    • bir eczanede bulunan ilâçların toplamı.
  2503. pharmacy İng.
    • i. eczacılık
    • eczane.
  2504. pharos İng.
    • i. fener, fener kulesi
    • b.h. İskenderiye'ye yakın Faros adasında eski zamanlarda bulunan fener kulesi.
  2505. pharyngeal İng.
    • s., anat. gırtlağa ait.
  2506. pharyngitis İng.
    • i., tıb. farenjit, gırtlak iltihabı.
  2507. pharyngoscope İng.
    • i. gırtlak muayenesine mahsus alet.
  2508. pharyngotomy İng.
    • i., tıb. gırtlağı yarma ameliyatı.
  2509. pharynx İng.
    • i., anat. farinks, yutak.
  2510. phase İng.
    • i., f. safha, görünüş
    • astr. ay veya diğer bir gezegenin değişik görünümlerinden her biri, faz
    • fiz., zool., kim. faz, safha
    • f., A.B.D. herhangi bir şeyi safhaları ile hazırlamak veya sunmak. phase down yavaş yavaş azaltmak. phase in yavaş yavaş kullanmaya başlamak. phase out safha safha bitirmek. phase meter iki ayrı elektrik akımı arasındaki faz farkını olçmeye mahsus alet.
  2511. phd İng.
    • kıs. Doctor of Philosophy doktorluk payesi.
  2512. pheasant İng.
    • i. sülün, zool. Phasianus colchicus. peacock pheasant yaban tavusu, zool. Polyplectron napoleonis.
  2513. phenix İng.
    • bak. phoenix
  2514. phenobarbital İng.
    • i., kim. uykusuzluk ve asabiyet hallerinde kullanılan bir uyku ilâcı.
  2515. phenol İng.
    • i., kim. fenol.
  2516. phenology İng.
    • i., biyol. kuşların göçmesi ve ağaçların tomurcuklanması gibi olaylar üzerindeki iklimsel etkilerden bahseden bilim dalı.
  2517. phenomenal İng.
    • s. doğal olaylarla ilgili veya bu olaylar kabilinden
    • olağanüstü, harikulade, hayret verici. phenomenalism i., fels. olaycılık phenomenally z. harikulade bir şekilde.
  2518. phenomenology İng.
    • i. doğal olayları inceleme ilmi.
  2519. phenomenon İng.
    • i. (çoğ.- na) görüngü ve olay, fenomen
    • olağanüstü şey, harika.
  2520. phew İng.
    • (ünlem) Of ! (sabırsızlık veya tiksinme belirtir)
  2521. phial İng.
    • bak. vial.
  2522. philander İng.
    • f. kur yapmak, flört etmek, kadın peşinde koşmak. philanderer i. kur yapan adam, kadın peşinden koşan adam.
  2523. philanthropic , -ical İng.
    • s. hemcinsine karşı şefkat gösteren, iyiliksever
    • insan sevgisine ait. philanthropically z. hayırseverlikle, hayır işleri için.
  2524. philanthropist İng.
    • i. hemcinsine şefkat gösteren kimse, hayır sahibi
    • insanları seven kimse.
  2525. philanthropy İng.
    • i. insanseverlik, hayırseverlik.
  2526. philately İng.
    • i. pul koleksiyonculuğu, posta pullarını toplama merakı. philatelist i. pul meraklısı.
  2527. phile İng.
    • (sonek) seven, meraklısı, destekleyen:bibliophile kitap seven kimse.
  2528. philharmonic İng.
    • s. filarmonik, müzik seven. philharmonic orchestra filarmoni orkestrası.
  2529. philippic İng.
    • i. bir kimseyi tenkit niteliğinde olan sert nutuk.
  2530. philippineislands İng.
    • Filipin Adaları.
  2531. philippopolis İng.
    • i. Filibe'nin eski ismi.
  2532. philistine İng.
    • i., s. Filistinli
    • estetik anlayış ve zevkten yoksun kimse
    • s. Filistinlilere ait
    • kültürsüz, inceliği olmayan.
  2533. phillipsscrew İng.
    • mak. başı x şek linde oluklu vida. Phillips screwdriver yıldız tornavida.
  2534. philological İng.
    • s. filoloji ile ilgili.
  2535. philology İng.
    • i. filoloji
    • dilbilim
    • klasik ilim. philologist i. dil bilgini, filoloji uzmanı, dilci.
  2536. philomel İng.
    • i., (siir) bülbül.
  2537. philomela İng.
    • i., mit. düşmandan kurtulsun diye bülbül şekline sokulmuş bir prenses.
  2538. philopena İng.
    • i. içi çift çıkan yemiş üzerine oynanan bir çeşit lâdes oyunu
    • lades oyununu kazanana verilen hediye.
  2539. philoprogenitiveness İng.
    • i. çocuk sevgisi.
  2540. philosopher İng.
    • i. filozof
    • hayatını felsefe ve mantık üzerine düzenleyen kimse
    • güçlükler karşısında filozof gibi kendine hâkim olabilen kimse. philosopher's stone. simyada iksir, başka madenleri altına çevir diği farzolunan tılsımlı taş.
  2541. philosophic ,-ical İng.
    • s. felsefeye ait
    • felsefi, filozofça
    • akıllıca, sakin, düşünceli. philosophically z. filozofça, düşünerek. take (it) philosophically umursamamak.
  2542. philosophize İng.
    • f. filozofça konuşmak veya düşünmek
    • felsefeyle meşgul olmak.
  2543. philosophy İng.
    • i. felsefe
    • pratik zekâ
    • ağır başlılık. moral philosophy ahlâk ilmi. natural philosophy eski biyoloji, tabiat bilgisi.
  2544. philter , philtre İng.
    • i., f. aşk iksiri, karşısındakinde aşk uyandırmak gayesiyle içirilen tılsımlı içki
    • f. aşk iksiri içirmek.
  2545. phlebitis İng.
    • i., tıb. filebit, flebit.
  2546. phlebotomy İng.
    • i., tıb. damardan kan alma. phlebotomist i. kan alma mutehassısı. phlebotomize f. kan almak.
  2547. phlegm İng.
    • i. balgam
    • soğukkanlılık
    • kayıtsızlık, kaygısızlık.
  2548. phlegmatic ,- ical İng.
    • s. soğukkanlı, ağır tabiatlı, sakin, kendine hâkim. phlegmatically z. soğukkanlılıkla.
  2549. phloem İng.
    • i., bot. damar dokularının kalburlu borular kısmı.
  2550. phlogiston İng.
    • i. simyacıların yanma olayının esası olarak kabul ettikleri uçucu madde. phlogistic s. bu madde ile ilgili.
  2551. phlox İng.
    • i. Kuzey Amerika'da bahçelerde yetişen bir çiçek. bot. Phlox.
  2552. phobia İng.
    • i. fobi, fobya, korku, belli bir şey veya duruma karşı duyulan aşırı korku.
  2553. phobia İng.
    • (sonek) aşırı derecede korku veya nefret.
  2554. phoebe İng.
    • i. bir çeşit sinekyutan, zool. Sayornis phoebe.
  2555. phoebus İng.
    • i., mit. güneş tanrısı Apollo
    • ( şiir )güneş.
  2556. phoenicia İng.
    • i., tar. Fenike. Phoenician s., i. Fenikeli, Fenike'ye ait
    • i. Fenike dili
    • Fenikeli kimse.
  2557. phoenix İng.
    • i. anka, ölümsüzlük sembolü olarak kabul edilen ve Arabistan çöllerinde yaşadığı farzedilen çok güzel bir kuş.
  2558. phon. İng.
    • kıs. phonetics
  2559. phonate İng.
    • f. seslendirmek. phona'tion i. seslenim.
  2560. phone İng.
    • i., f., k.dili telefon
    • f. telefon etmek.
  2561. phone İng.
    • i., dilb. ses.
  2562. phoneme İng.
    • i. fonem.
  2563. phonemics İng.
    • i. fonem bilimi
    • fonem sistemi.
  2564. phonetic İng.
    • s. fonetik, sesçik. phonetic alphabet fonetik alfabe. phonetic spelling fonetik imlâ. phonetically z. fonetik olarak. phonetics i. sesbilim, fonetik.
  2565. phonic İng.
    • s. sese ait, sesli. phonics i. okuma öğretirken kullanılan fonetik kuralları
    • akustik ilmi.
  2566. phonogram İng.
    • i. fonogram, bir hece veya sesi gösteren işaret.
  2567. phonograph İng.
    • i. pikap, fonograf. phonograph'ic s. fonografa ait veya fonograf ile yapılan. phonograph'ically z. fonografik olarak.
  2568. phonography İng.
    • i. steno: pikap yapımı.
  2569. phonology İng.
    • i. fonoloji.
  2570. phonoscope İng.
    • i. ses dalgalarını gözle görülen şekiller halinde kaydeden alet.
  2571. phony İng.
    • s., i., A.B.D., (argo) sahte, düzme, kalp
    • i. sahte şey
    • kendine sahte sıfat veren kimse.
  2572. phosphate İng.
    • i., kim. fosforik asit tuzu, fosfat
    • fosfatlı suni gübre
    • asit fosforikle yapılan şurup.
  2573. phosphene İng.
    • i., fizyol. kapalı göze tazyik sonucunda meydana gelen ışıklı hayal.
  2574. phosphine İng.
    • i., kim. hidrojen ile fosfor kanşımından meydana gelen sarmısak kokulu ve çok zehirli bir bileşim.
  2575. phosphor İng.
    • i. fosforlu madde.
  2576. phosphoresce İng.
    • f. karanlıkta fosfor gibi ışıldamak. phosphorescence i. ısı vermeden fosfor gibi karanlıkta ışıldama. phosphorescent s. fosfor gibi ışıldayan.
  2577. phosphorous İng.
    • s., kim. fosforlu.
  2578. phosphorus İng.
    • i. fosfor.
  2579. phot. İng.
    • kıs. photograph, photography.
  2580. photo İng.
    • i., k.dili fotoğraf. photo finish fotofiniş,
  2581. photobiotic İng.
    • s. yalnız ışıkta yaşayan.
  2582. photocell İng.
    • i. fotosel.
  2583. photochemical İng.
    • s.ışığın kimyasal etkilerine ait.
  2584. photochemistry İng.
    • i. fotokimya.
  2585. photocomposer İng.
    • i., matb. filim ile dizme aleti.
  2586. photocomposition İng.
    • i., matb. ışık dalgalarının tesiri ile fazla elektrik akımı geçirme özelliği.
  2587. photocopy İng.
    • i. ışık ile kopya, fotokopi. photocopier i. fotokopi makinası.
  2588. photodynamics İng.
    • i. ışınların bitkilerin hareketi ile olan ilgisini tetkik eden ilim dalı.
  2589. photoelectric İng.
    • s. ışınlar ile elektriğin ortak etkilerine veya birinin diğerini hasıl etme gücüne ait, fotoelektrik. photoelectric cell fotosel.
  2590. photoelectrotype İng.
    • i. fotoğrafçılık işlemi ile yapılan klişe
    • bu klişeden çıkarılan resim.
  2591. photoengraving İng.
    • i. fotoğraf vasıtasıyle klişe çıkarma işi
    • böyle bir klişeden yapılan resim.
  2592. photoflood İng.
    • i. fazla ışık veren lamba.
  2593. photog. İng.
    • kıs. photograph, photographic, photography.
  2594. photogenic İng.
    • s., biyol. ışık husule getiren veya saçan
    • fotojenik, fotoğrafta güzel çıkan. photogenically z. fotojenik olarak.
  2595. photograph İng.
    • i., f. fotoğraf
    • f. fotoğraf çekmek. color photograph renkli fotoğraf. instantaneous photograph. enstantane. photograph'ic s. fotoğrafla ilgili. photograph'ically z. fotoğrafla
    • fotoğrafta olduğu gibi.
  2596. photographer İng.
    • i. fotoğrafçı.
  2597. photography İng.
    • i. fotoğrafçılık.
  2598. photogravure İng.
    • i. fotogravür, fotoğrafla klişe yapma işi
    • fotogravürle çıkarılan klişe.
  2599. photoheliograph İng.
    • i. güneşin fotoğraflarını çekmeye mahsus teleskop.
  2600. photojournalism İng.
    • i. gazetede çok fotoğraf kullanma.
  2601. photometer İng.
    • i. ışıkölçer, fotometre. photometry i. ışınların kuvvetini ölçme
    • bununla uğraşan optik dalı.
  2602. photometrical İng.
    • s. ışıkölçerle ilgili.
  2603. photomicrograph İng.
    • i. mikroskop ile büyütülmüş şeylerin fotoğrafı.
  2604. photon İng.
    • i., fiz. foton, ışık enerji birimi.
  2605. photooffset İng.
    • i. foto ofset.
  2606. photophobia İng.
    • i. ışıktan korkma, Işık fobisi.
  2607. photoplay İng.
    • i. filme alınan sahne oyunu.
  2608. photoreceptor İng.
    • i. ışığa hassas olan alıcı sinir.
  2609. photosensitive İng.
    • s. ışığa hassas.
  2610. photosphere İng.
    • i. fotosfer, ışıkküre.
  2611. photostat İng.
    • i. fotostat, negatife lüzum kalmadan doğrudan doğruya fotoğraf çeken makina
    • böyle çekilen fotoğraf. photostat'ic s. fotostatik.
  2612. photosynthesis İng.
    • i., biyokim. karbon özümlemesi, fotosentez.
  2613. phototaxis İng.
    • i., biyol. organizmanın ışığa karşı hareketi.
  2614. phototelegraphy İng.
    • i. telle resim gönderme usulü.
  2615. phototelescope İng.
    • i. gökcisimlerinin fotoğrafını çekebilen teleskop.
  2616. phototherapy İng.
    • i., tıb. ışın ledavisi.
  2617. phototransistor İng.
    • i. aldığı ışına göre elektrik akımı ileten transistor.
  2618. phototropic İng.
    • s. ışık tesiriyle yön değiştiren.
  2619. phototropism İng.
    • i., biyol. ışıkgöçüm.
  2620. phototype İng.
    • i. fotoğraftan yapılan klişe
    • böyle klişeden basılan resim.
  2621. phototypography İng.
    • i. klişe kullanarak tipo dizgisine uygun yapılan herhangi bir baskı işlemi.
  2622. phrase İng.
    • i., f. ibare
    • deyim, tabir
    • müz. cümle
    • seri halinde dans figürü
    • f. uygun cümle veya kelimelerle ifade etmek
    • müz. bir parçayı cümlelemek. phrase book hazır cümle kitabı. phrasemongeri. süslü cümleler kullanan kimse. prepositional phrase edat ile başlayan ibare.
  2623. phraseological İng.
    • s. ifade tarzına ait.
  2624. phraseology İng.
    • i. cümle tertibi usulü, ifade tarzı, şive
    • terim veya deyim.
  2625. phrasing İng.
    • i. deyim kurma tarzı
    • müz. cümleleyiş.
  2626. phratry İng.
    • i., sosyol. aşiret, boy, uruk.
  2627. phreatic İng.
    • s. yeraltı suyu ile ilgili.
  2628. phrenetic İng.
    • bak. frenetic.
  2629. phrenic İng.
    • s. zihne ait
    • anat. diyaframa ait, frenik. phrenic muscle anat. diyafram kası.
  2630. phrenitis İng.
    • i., tıb. beyin humması
    • menenjit
    • diyafram iltihabı.
  2631. phrenology İng.
    • i. frenoloji.
  2632. phrygia İng.
    • i.,tar. Frikya, Kütahya ve Afyonkarahisar yöresinin eski ismi. Phrygian s., i. Frikya'ya ait
    • i. Frikyalı
    • Frikya dili.
  2633. phthisic İng.
    • i., s., tıb. verem
    • devamlı zayıflama
    • nefes darlığı, astım
    • s. veremli
    • astımlı.
  2634. phthisis İng.
    • i., tıb. verem.
  2635. phycology İng.
    • i. botaniğin deniz yosunlarını inceleyen dalı.
  2636. phylactery İng.
    • i. Musevilikte Kitabı Mukaddes'ten kısa bir parça taşıyan deri kutu
    • muska, hamail, tılsım.
  2637. phyletic İng.
    • s., biyol. filuma ait
    • ırka özgü.
  2638. phyllome İng.
    • i., bot. yaprak veya yapraksı şey.
  2639. phyllopod İng.
    • i., zool. yaprak ayaklı.
  2640. phyllotaxis , phyllotaxy İng.
    • i., bot. yaprak dizilişi.
  2641. phylloxera İng.
    • i. flokseride familyasından üzüm kütüklerini tahrip eden pek küçük bir böcek, bir çeşit fidan biti.
  2642. phylogeny İng.
    • i., biyol. bitki veya hayvan tipinin gelişim tarihi.
  2643. phylum İng.
    • i. (çoğ.- la) biyol. kol, filum.
  2644. phys. İng.
    • kıs. physical, physician, physics.
  2645. physcist İng.
    • i. fizikçi .
  2646. physic İng.
    • i., f. (-ked,- king) tıp ilmi, hekimlik
    • dahilden verilen ilâç
    • mushil: f. dahili ilaç vermek
    • müshil içirmek
    • amel vermek.
  2647. physical İng.
    • s. maddi, maddeye ait
    • cismani, bedensel
    • fiziksel, fiziki, tabiat ilmine ait .physical education bedeneitimi. physical examination sıhhi muayene. physical geography fiziki coğrafya. physical sciences tabii ilimler. a physical impossibility fiziksel imkânsızlık. physical therapy fizik tedavisi. physically z. bedenen, vücutça.
  2648. physician İng.
    • i. doktor, hekim.
  2649. physics İng.
    • i. fizik.
  2650. physiognomy İng.
    • i. fizyonomi
    • dış görünüş. physiognom'ical s. simaya veya görünüşe ait.
  2651. physiography İng.
    • i. doğayıtanımlama
    • fiziki coğrafya.
  2652. physiologic ,ical İng.
    • s. fizyolojik, diriksel. physiologically z. fizyoloji kaidelerine göre, fizyolojik bakımdan.
  2653. physiology İng.
    • i. fizyoloji. physiologist i. fizyolog.
  2654. physiotherapy İng.
    • i. fizik tedavisi.
  2655. physique İng.
    • i. bünye, vücut, beden yapısı.
  2656. phytogenesis İng.
    • i. bitkilerin başlangıç ve gelişimi ile uğraşan ilim.
  2657. phytography İng.
    • i. bitkileri tanımlama ve sınıflandırma.
  2658. phytology İng.
    • i., (eski) botanik, bitkibilimi.
  2659. phytopathology İng.
    • i. bitki patolojisi.
  2660. pi İng.
    • i. Yunan alfabesinin on altıncı harfi
    • mat. pi.
  2661. pi ,pie İng.
    • i., f. birbirine karışmış matbaa harfi
    • f. harfleri birbirine karıştırmak.
  2662. pia mater İng.
    • anat. beyin zarlarından biri.
  2663. piacular İng.
    • s. kefaret eden
    • kefarete muhtaç, günahkâr
    • suçlu
  2664. pianissimo İng.
    • s., z., müz. çok hafif (sesle), kıs. pp.
  2665. pianist İng.
    • i. piyanist.
  2666. piano İng.
    • i. piyano. piano stool vida ile alçalıp yükseltilebilen piyano taburesi. grand piano kuyruklu piyano. upright piano düz piyano, dik piyano.
  2667. piano İng.
    • s., z., müz. hafif (sesle), kıs. p.
  2668. pianoforte İng.
    • i. piyano.
  2669. piaster , tre İng.
    • i. kuruş
    • bazı memleketlerde esas para biriminin yüzde biri.
  2670. piazza İng.
    • i. bilhassa italyan şehirlerinde meydan, piyasa yeri
    • üstü kapalı direkler altı
    • A.B.D. ev balkonu, veranda.
  2671. piç Tür.
    • bastard. illegitimate. baseborn. misbegotten. spurious. bastard. illegitimate child. natural child. bastard slip.
  2672. piç Tür.
    • bastard. brat. adulterine child. bastard child. natural child. illegitimate child. offshoot.
  2673. piç Tür.
    • bastard.
  2674. piç kurusu Tür.
    • perisher.
  2675. pica İng.
    • i., tıb. tebeşir ve çamur gibi yenmez şeylere karşı duyulan anormal iştah.
  2676. pica İng.
    • i. on iki puntoluk matbaa harfi.
  2677. picador İng.
    • i., İsp. boğa güreşlerinde boğayı kargı ile kışkırtan atlı.
  2678. picaresque İng.
    • s., edeb. külhanbeyler veya sabıkalılar arasında geçen.
  2679. picaroon İng.
    • i. korsan.
  2680. picayune İng.
    • i., s., A.B.D. önemsiz kimse veya ,şey
    • s. önemsiz, küçük, değersiz, hakir. not worth a picayune beş para etmez, hiç bir değeri olmayan.
  2681. picayunish İng.
    • s. önemsiz, değersiz.
  2682. piccalilli İng.
    • i. baharatlı karışık turşu.
  2683. piccolo İng.
    • i., müz. pikolo, tiz sesli küçük flüt.
  2684. pick İng.
    • f. seçmek
    • delmek, delik açmak
    • kazmak
    • yolmak, koparıp toplamak
    • çıkartmak
    • azar azar yemek
    • aşırmak, çalmak
    • anahtarsız açmak (kilit)
    • gagalamak
    • müz. telli çalgıları parmaklarla çalmak. pick a fight kavga etmek. pick and choose istedigi gibi seçmek. pick at ile oynamak
    • iştahsızca yemek
    • A.B.D., k.dili dır dır etmek. pick off koparmak
    • birer birer vurup düşürmek (tabanca ile). pick on seçmek
    • k.dili durmadan kusur bulup azarlamak, dır dır etmek. pick one's way engelleri yenerek kendine yol açmak. pick out seçmek, ayırmak
    • müz. ağır ağır nota çıkarmaya çalısmak. pick over ayıklamak. pick to pieces çekiştirmek
    • çürütmek (sav). pick up kaldırmak, toplamak
    • devşirmek
    • rasgele bulmak
    • pratik olarak öğrenmek, kulaktan öğrenmek (dil)
    • almak
    • toplanmak
    • k.dili iyileşmek
    • ilerlemek, gelişmek
    • hızlanmak. a bone to pick paylaşılacak koz.
  2685. pick İng.
    • i. kazma
    • kürdan
    • mızrap
    • seçme hakkı veya fırsatı
    • elle toplanan meyva miktarı
    • ucu sivri bir şey ile, dürtme.
  2686. pickaback İng.
    • z. omuzda, sırtta.
  2687. pickaninny İng.
    • i., asağ. zenci çocuk .
  2688. pickax İng.
    • i. kazma.
  2689. pickedover İng.
    • s. elde kalan, elenmiş.
  2690. picker İng.
    • i. toplayıcı şey veya kimse
    • pamuk atma makinası
    • herhangi bir deliği temizlemeye mahsus alet.
  2691. pickerel İng.
    • i. Kuzey Amerika'ya mahsus bir tür turnabalığı, zool. Esox lucius.
  2692. picket İng.
    • i., f. kazık
    • ask. ileri karakol, posta
    • inzibat postası
    • grev gözcüsü
    • f. kazıklarla etrafını çevirmek, kazık dikerek çit yapmak
    • hayvanı iple kazığa bağlamak
    • nöbetçi veya karakol koymak
    • karakol vazifesini yapmak
    • grev gözcülüğü yapmak. pick et fence kazıklardan yapılmış çit. picket line grev gözcülerinin meydana getirdiği hat. picket rope hayvanı kazığa bağlayacak ip.
  2693. picking İng.
    • i. toplama
    • toplanılan şey
    • çoğ. toplanılacak artıklar
    • aşırma
    • aşırılan şey. slim pickings k.dili kıtlık, darlık, imkânsızlık.
  2694. pickle İng.
    • i., f. salatalık turşusu
    • salamura
    • k.dili sıkıntılı veya güç durum, varta:madeni eşyayı temizlemeye mahsus asitli karışım
    • ing., k.dili afacan çocuk
    • f. turşusunu kurmak, salamura yapmak
    • asitle temizlemek. pickled s. turşusu kurulmuş
    • rengi ağartılmış (tahta)
    • (argo) sarhoş, slang turşu.
  2695. picklock İng.
    • i. anahtarsız kilit açan kimse
    • hırsız
    • maymuncuk, tavşan anahtarı.
  2696. pickmeup İng.
    • i., k.dili canlandırıcı içki.
  2697. pickpocket İng.
    • i. yankesici.
  2698. pickup İng.
    • i. hız alma, hızlanma
    • pikap kolu
    • radyoda mikrofon tertibatı
    • alıcı veya kaydedici cihaz
    • oto pikap
    • k.dili gelişme, ilerleme
    • oyunda top yere dokunduktan sonra tutma veya vurma
    • k.dili canlandırıcı şey
    • (argo), slang avlanacak keklik, kaldırma.
  2699. piçlik Tür.
    • bastardy. illegitimacy.
  2700. piçlik Tür.
    • bastardy.
  2701. picnic İng.
    • i., f. piknik
    • kolay veya hoşa giden iş
    • f. pikniğe gitmek, piknik yapmak.
  2702. picot İng.
    • i. piko.
  2703. picotee İng.
    • i. ebrulu karanfil, bot. Dian thus caryophyllus picric.
  2704. picrik acid İng.
    • kim. pikrik asit.
  2705. pictograph İng.
    • i. harf yerine resim kullanılan yazı, resimyazı.
  2706. pictorial İng.
    • s., i. resimlere ait
    • resimli
    • resim gibi, resim şeklinde ifade edilmiş
    • grafik halinde
    • i. resimli dergi. pictorially z. resimlerle
    • resim gibi.
  2707. picture İng.
    • i., f. resim, tasvir, suret, timsal
    • tanımlama, tarif
    • filim
    • gorüntü
    • f. tanımlamak, tarif veya tasvir etmek, resmetmek
    • canlandırmak, tasavvur etmek, hayal etmek. picture book resim kitabı, resimli kitap. picture frame resim çerçevesi. picture gallery resim galerisi. picture postcard kartpostal. picture tube kineskop. picture window manzara seyredebilmek için büyük pencere. come into the picture ortaya çıkmak. draw a picture resim çiz mek
    • göz önüne sermek. moving pictures sinema. the pictures İng. sinema. the picture of health sıhhat numunesi.
  2708. picturesque İng.
    • s. pitoresk, resim konusu olmaya elverişli, renkli, etkili
    • güzel
    • canlı, kuvvetli (ifade). picturesquely z. pitoresk bir şekilde. picturesqueness pitoresk oluş
    • güzellik, canlılık.
  2709. piddle İng.
    • f. hafife almak, etkisiz bir şekilde yapmak
    • su dökmek, işemek. piddle around boşuna uğrasmak. piddling s. önemsiz, ehemmiyetsiz, küçük, bayağı.
  2710. pide Tür.
    • round and flat bread. pitta bread. slightly leavened flat bread.
  2711. pide Tür.
    • muffin.
  2712. pide Tür.
    • a slightly leavened. flat. pizza-like bread. pitta.
  2713. pidgin İng.
    • i. milletlerarası yardımcı dili olarak kullanılan karışık dil. Pidgin English Uzak Doğu'da kullanılan ingilizceden bozma karışık dil.
  2714. pie İng.
    • i. saksağan.
  2715. pie İng.
    • i., ahçı. tart
    • (argo) kolay şey
    • (argo) rüşvet. as easy as pie çok kolay. pie plant A.B.D., leh. ravent.
  2716. piece İng.
    • f. parça eklemek, parça vurmak, yamamak, parçalarını bir araya getirerek tamir etmek
    • birleşmek. piece on eklemek, ilâve etmek piece. out parça ilâve ederek tamamlamak. piece together parçaları bir araya getirmek.
  2717. piece İng.
    • i. parça, kısım, bölüm
    • dama taşı
    • satranç piyadeden yüksek taş
    • tüfek, top
    • müz. parça
    • piyes
    • resim
    • numune, örnek
    • madeni para. piece goods tic. metreyle satılan kumaş. piece of eight İspanyol doları, sekiz riyal'den ibaret dolar. give one a piece of one's mind paylamak, azarlamak. break to pieces parça parça etmek
    • parçalanmak. by the piece parça başına. go to pieces parçalanmak
    • k.dili (kendini) dağıtmak. of a piece with aynı, tıpkısı, benzer. speak one's piece kendi fikrini belirtmek.
  2718. piecemeal İng.
    • z., s. parça parça, yavaş yavaş
    • s. parçalardan yapılmış.
  2719. piecework İng.
    • i. parça başı iş.
  2720. pied İng.
    • s. benekli, alaca. Pied Piper Fareli Köyün Kavalcısı. pied wagtail ak kuyruksallayan, zool. Motacilla alba.
  2721. piedmont İng.
    • s., coğr. dağ eteğindeki.
  2722. pier İng.
    • i. iskele, rıhtım
    • kemer veya köprü payandası
    • iki pencere veya kapı arasında bulunan duvar.
  2723. pierce İng.
    • f. delmek, içine işlemek, delip geçmek, delik açmak
    • nüfuz etmek
    • sırrını anlamak, içyüzüne vâkıf olmak
    • etkilemek, tesir etmek
    • bıçaklamak.
  2724. pierian İng.
    • s. Müzlerin oturduğu farzedilen Pieria ülkesine ait
    • şiir veya edebiyatla ilgili.
  2725. pietism İng.
    • i. dindarlık, kuvvetli inanç
    • softalık, aşırı dindarlık. pietist i. aşırı dindar kimse, softa. piestis'tic(al) s. dindarca, sofuca.
  2726. piety İng.
    • i. Allaha karşı hürmet
    • kendini Allaha adama
    • dindarlık
    • takva
    • ana babaya hurmet
    • dindarca davranış.
  2727. piezo- İng.
    • (önek) basınç.
  2728. piezoelectricity İng.
    • i. pizoelektrik.
  2729. piezometer İng.
    • i. basıölçer.
  2730. piffle İng.
    • f., i., k.dili saçmalamak, boş laf etmek
    • i. saçma söz, herze .
  2731. pig İng.
    • i., f. (-ged,- ging) domuz
    • domuz yavrusu
    • domuz eti
    • domuz gibi adam
    • mad. pik, pik demiri
    • A.B.D., (argo) polis memuru
    • A.B.D.,( argo) düşük kadın
    • f. yavrulamak (domuz). pig iron pik demiri. pig it domuz gibi yaşamak. pig Latin uydurma bir dil (birinci ses kelimenin sonuna getirilir ve ay ilâve edilir: igpay atinlay). buy a pig in a poke malı görmeden satın almak
    • körükörüne alışveriş etmek. guinea pig bak. guinea roast pig domuz kızartması.
  2732. pigeon İng.
    • i. güvercin, zool. Columbidae
    • kumru
    • (argo) kolay aldanan kimse. carrier pigeon, homing pigeon posta güvercini. clay pigeon kurşun hedefi olarak makina ile fırlatılan tabak.
  2733. pigeonbreasted İng.
    • s. göğüs tahtası dar ve çıkıntılı olan.
  2734. pigeonhearted İng.
    • s. korkak, ödlek.
  2735. pigeonhole İng.
    • i., f. güvercin yuvası:yazı masasında kâğıt gözü
    • f. yazı masasının kâğıt gözüne yerleştirmek
    • tasnif etmek, sıralamak
    • bir yana atmak, hasıraltı etmek.
  2736. pigeonlivered İng.
    • s. korkak.
  2737. pigeontoed İng.
    • s. ayak parmakları veya ayakları içe dönük.
  2738. piggery İng.
    • i. domuz ahırı, domuz ağılı .
  2739. piggin İng.
    • i. çamçak, tahta maşrapa.
  2740. piggish İng.
    • s. domuz gibi
    • obur
    • pis
    • bencil. piggishly z. domuzcasına, domuz gibi. piggishness i. domuz gibi oluş
    • domuzluk etme.
  2741. piggy İng.
    • i. küçuk domuz
    • obur kimse
    • haris kimse. piggy bank domuz şeklinde kumbara.
  2742. piggyback İng.
    • z. sırtta.
  2743. piggybacking İng.
    • i., A.B.D. açık yük vagonuyle yüklü kamyon nakletme.
  2744. pigheaded İng.
    • s. inatçı, ters.
  2745. pigment Tür.
    • Wine flavored with species and honey. dry coloring matter color or dye with a pigment
    • "pigment a photograph" acquire pigment
    • become colored or imbued.
  2746. pigment Tür.
    • The substances that give paint color Pigments are derived from natural or synthetic materials that have been ground into fine powders.
  2747. pigment Tür.
    • The ferromagnetic particles in a magnetic stripe are usually called magnetic pigments since they are made in a fashion similar to pigments used in the paint and coloring industries
    • see Gamma Ferric Oxide, Barium Ferrite and Strontium Ferrite.
  2748. pigment Tür.
    • The dyelike material in cells that provides color to skin, eye and hair.
  2749. pigment Tür.
    • The colouring matter in paint A pigment is different from a dye in that a pigment is insoluble in the media in which it is used. insoluble organic or inorganic substance which gives colour to paint when ground and suspended in vehicle such as water or oil Fresco paint is suspended in water and usually made of earth colours such as ochres and other minerals that can withstand the alkaline action of lime.
  2750. pigment Tür.
    • Substance that absorbs light, often selectively.
  2751. pigment Tür.
    • pigment.
  2752. pigment Tür.
    • pigment.
  2753. pigment Tür.
    • Organic substance found in plant and animal cells that creates coloring.
  2754. pigment Tür.
    • Finely ground, natural or synthetic, inorganic or organic, insoluable particles which, when dispersed in a liquid vehicle to make paint, may provide, in addition to color, many of the essential properties of a paint--opacity, hardness, durability, and corrosion resistance.
  2755. pigment Tür.
    • Finely ground natural or svnthelic, inorganic or organic, insoluable particles which, when dispersed in a liquid vehicle to make paint, may provide, in addition to color, many of the essential properties of a paint - opacity, hardness, durability, and corrosion resistance.
  2756. pigment Tür.
    • Finely ground insoluble particles dispersed in coatings to influence properties such as color, corrosion resistance, mechanical strength, hardness, durability, etc Particles may be natural or synthetic and also inorganic or organic. dry coloring matter. acquire pigment
    • become colored or imbued. color or dye with a pigment
    • "pigment a photograph".
  2757. pigment Tür.
    • A substance that imparts color to fruits and vegetables, and also materials. coloured powder mixed with binding agents such as oil, glue, or resin to make paint.
  2758. pigment Tür.
    • A substance that has color in its natural state.
  2759. pigment Tür.
    • A solid colorant used in various inks Unlike dye, this material does not dissolve in the inks solvent but remains a particle Because of this, it gives improved coverage over certain substrates and usually has improved fade resistance.
  2760. pigment Tür.
    • A powder-form of color that can be combined with an acrylic base for paint or made into a "pigment dye" It isn"t actually a dye, it sits on the surface of the fibers.
  2761. pigment Tür.
    • A powdered solid in suitable degree of subdivision for use in paint or enamel. is a powdered substance that is mixed with liquid and used to impart color to coating materials, such as paint and ink.
  2762. pigment Tür.
    • Any one of the colored substances found in animal and vegetable tissues and fluids, as bilirubin, urobilin, chlorophyll, etc.
  2763. pigment Tür.
    • Any material from which a dye, a paint, or the like, may be prepared
    • particularly, the refined and purified coloring matter ready for mixing with an appropriate vehicle.
  2764. pigment Tür.
    • A non-soluble substance used as a colorant Pigments are generally more stable than dyes, but they produce a narrower color gamut.
  2765. pigment Tür.
    • An insoluble finely ground powder, either natural, synthetic, inorganic or organic that provides color, hardness, durability, hiding and corrosion resistance to paint.
  2766. pigment Tür.
    • A colored powdered substance that is mixed with a liquid in which it is relatively insoluble. The substance in paint or anything that absorbs light, producing the same color as the pigment.
  2767. pigment Tür.
    • A colored material, usually a powder or paste, used to color rubber.
  2768. pigment İng.
    • i. renk maddesi, boya maddesi
    • toz boya
    • biyol. hayvan veya bitki dokularına renk veren madde, pigman. pig mentary s. renk maddesine ait
    • pigmanlı. pigmenta'tion i. boyadan meydana gelen renklilik
    • biyol. hücrelerin renkli madde hâsıl etmesi. Pigmy
  2769. pigmy İng.
    • bak. Pygmy.
  2770. pigmy İng.
    • bak. pygmy.
  2771. pignut İng.
    • i. Amerika'ya mahsus bir çeşit ufak ceviz
    • bir çeşit yer fıstığı.
  2772. pigpen İng.
    • i. domuz ağılı.
  2773. pigskin İng.
    • i. domuz derisi
    • A.B.D., k.dili Amerikan futbol topu.
  2774. pigsty İng.
    • i .domuz ağılı
    • domuz ağılına benzer pis ev .
  2775. pigtail İng.
    • i. başın arkasından sarkan saç örgüsü.
  2776. pigweed İng.
    • i. kazayağı, bot. Cheno podium.
  2777. pijama Tür.
    • pyjamas. pajamas.
  2778. pijama Tür.
    • pyjamas pajamas.
  2779. pijama Tür.
    • pyjamas.
  2780. pik Tür.
    • peak, spade.
  2781. pik Tür.
    • cast iron. gaff topsail. pig spade.
  2782. pik Tür.
    • cast iron font. cast iron.
  2783. pika İng.
    • i. ıslıklı tavşan, zool. Ochotonus.
  2784. pikap Tür.
    • turntable. record player. pick-up. small van. small truck. phonograph. pickup truck.
  2785. pikap Tür.
    • record player. grammophone. delivery car. delivery cart. gramophone. gramophone pickup. photograph pick up. record changer. pickup truck. delivery van.
  2786. pikap Tür.
    • pick-up. pickup. pickup truck. station wagon. cartridge. record player.
  2787. pike Tür.
    • Touching the toes when the legs are straight and together.
  2788. pike Tür.
    • nosedive. dive. diving. pique.
  2789. pike Tür.
    • nosedive.
  2790. pike Tür.
    • Large, aggressive coldwater game fish found in lakes and rivers.
  2791. pike Tür.
    • It is now superseded by the bayonet.
  2792. pike Tür.
    • Freshwater fish Appeared in northern regions soon after the last ice age ended.
  2793. pike Tür.
    • dive. dimity.
  2794. pike Tür.
    • A weapon formed of a long wooden shaft with a steel point used by foot soldiers during the medieval period.
  2795. pike Tür.
    • A turnpike
    • a toll bar.
  2796. pike Tür.
    • A position in which the body is bent at the hips, with knees straight and toes pointed. a jump, while in the air keep both feet together, and put feet straight out in front of you, make sure your legs are straight The goal is for your extended legs to be parallel to the ground. a very long spear-like weapon with a sharp steel point, used in the infantry. also a flip, but one in which the acrobat has straight legs throughout, but is bent at the hips.
  2797. pike Tür.
    • A pointed or peaked hill.
  2798. pike Tür.
    • A pointed head or spike
    • esp., one in the center of a shield or target.
  2799. pike Tür.
    • A pick.
  2800. pike Tür.
    • A long wooden shaft with a pointed iron head.
  2801. pike Tür.
    • A long spear used as weapon mainly by the infantry.
  2802. pike Tür.
    • A large haycock.
  2803. pike Tür.
    • A large fresh-water fish, found in Europe and America, highly valued as a food fish
    • called also pickerel, gedd, luce, and jack. any of several elongate long-snouted freshwater game and food fishes widely distributed in cooler parts of the northern hemisphere medieval weapon consisting of a spearhead attached to a long pole or pikestaff
    • superseded by the bayonet a sharp point highly valued northern freshwater fish with lean flesh.
  2804. pike Tür.
    • A hayfork.
  2805. pike Tür.
    • A foot soldier"s weapon, consisting of a long wooden shaft or staff, with a pointed steel head.
  2806. pike Tür.
    • a broad highway designed for high-speed traffic. highly valued northern freshwater fish with lean flesh. a sharp point. medieval weapon consisting of a spearhead attached to a long pole or pikestaff
    • superseded by the bayonet. any of several elongate long-snouted freshwater game and food fishes widely distributed in cooler parts of the northern hemisphere. n to bend forward at the waist so that both the torso and the legs are in front of the hips.
  2807. pike İng.
    • i., f. kargı, mızrak
    • kazma
    • sivri uç
    • ana yol, asfalt
    • paralı ana yol
    • f. kargı ile delmek veya öldürmek.
  2808. pike İng.
    • i. turnabalığı, zool. Esox lucius.
  2809. pike yapmak Tür.
    • to dive. to make a dive.
  2810. pikeman İng.
    • i. kargılı asker.
  2811. piker İng.
    • i., A.B.D.,( argo) ihtiyatla oynayan kumarbaz
    • herhangi bir işte ucuza kaçan kimse.
  2812. pikestaff İng.
    • i. tahta kargı sapı
    • ucu demirli baston. plain as a pikestaff apaçık, meydanda, aşikâr.
  2813. piket Tür.
    • piquet.
  2814. piknik Tür.
    • picnic. basket lunch. basket dinner.
  2815. piknik Tür.
    • picnic.
  2816. piknik Tür.
    • picknick. picnic. cookout.
  2817. piknik yeri Tür.
    • picnic area.
  2818. piknikçi Tür.
    • picknicker.
  2819. pikolo Tür.
    • piccolo.
  2820. pil Tür.
    • battery. dry cell. dry battery. battery cell.
  2821. pil Tür.
    • battery. cell. pile.
  2822. pil Tür.
    • battery. cell. electric battery. dry cell. pile.
  2823. pilaf İng.
    • i. pilav.
  2824. pilaki Tür.
    • fish or beans with oil and onions. cold white beans vinaigrette.
  2825. pilaki Tür.
    • a cold dish made with dried beans and olive oil.
  2826. pilar İng.
    • s. saçlı, saçlara ait.
  2827. pilaster İng.
    • i., mim. gömme ayak, plastro
    • duvara yapışık sütun. pilastered s. böyle sütunları olan.
  2828. pilav Tür.
    • rice that has been cooked and is ready to be eaten. pilaf. pilau pilaf pilaff.
  2829. pilav Tür.
    • rice. pilaf. pilaff.
  2830. pilav Tür.
    • rice. pilaff. pilaw.
  2831. pilchard İng.
    • i. sardalya.
  2832. pile İng.
    • i., f. yığın, küme
    • k.dili büyük meblağ
    • çok büyük bina
    • ölü yakmaya mahsus odun yığını
    • fiz. atom reaktörü: (argo) servet, dünyalık
    • f. yığmak, kümelemek. pile in dolu,smak pile off, pile out inmek, hep birlikte inmek. pile on üşüşmek
    • tepeleme doldurmak. pile up yığmak, biriktirmek
    • yığılmak, birikmek
    • k.dili kazada çarpıp ezmek.
  2833. pile İng.
    • i. tüy
    • kuş tüyü
    • hav.
  2834. pile İng.
    • i., f. temel veya iskele yapımında kullanılan büyük kazık
    • f. kazık kakmak
    • kazıklara dayamak. pile driver kazık varyosu, şahmerdan.
  2835. pileated İng.
    • s., bot., zool. tepeli.
  2836. piles İng.
    • i., çoğ., tıb. basur memesi, hemoroid
  2837. pileum İng.
    • i. (çoğ. -lea) biyol. kuş başının üst kısmı.
  2838. pileus İng.
    • i. (çoğ.-lei) bot. mantarın şemsiye şeklindeki başı.
  2839. pilewort İng.
    • i. basurotu, bot. Ranun culus ficaria .great pilewort sıracaotu, bot. Scrophularia.
  2840. pilfer İng.
    • f. çalmak, aşırmak, slang yürütmek. pilferage i. çalma
    • çalınan şeyler.
  2841. pilgrim İng.
    • i. hacı, kutsal bir yeri ziyaret eden kimse
    • yolcu, seyyah
    • b.h., çoğ. 1620 yılında Mayflower gemisi ile Amerika'ya göç eden ingilizler. pilgrimage i. hac
    • kutsal bir yeri ziyaret
    • uzun ve çetin bir yolculuk .
  2842. pili Tür.
    • crease.
  2843. piliç Tür.
    • chicken. chick. poult. spring chicken. dish. pullet. babe.
  2844. piliç Tür.
    • chick. chicken. cracker. pullet.
  2845. piliç Tür.
    • broiler. young chicken. babe. chick. dish. pullet. spring chicken.
  2846. piliferous İng.
    • s. tüylü, havlı.
  2847. piling Tür.
    • The process of building up, heating, and working, fagots, or piles, to form bars, etc.
  2848. piling Tür.
    • The build up or caking of ink on rollers, plate or blanket or the paper build up on the blanket of an offset printing press.
  2849. piling Tür.
    • The building up or caking of ink on rollers, plates or blankets which will not transfer readily. general term applied to groupings of piles in a construction see PILE, SHEET PILES.
  2850. piling Tür.
    • The act of heaping up.
  2851. piling Tür.
    • Round timbers to be driven into the ground to support other structures.
  2852. piling Tür.
    • Pushing logging debris into piles. a number of piles used together to form a construction.
  2853. piling Tür.
    • In printing, the build up or cracking of ink on rollers, plate or blanket
    • will not transfer readily Also the accumulation of paper coating on the blanket of an offset press.
  2854. piling Tür.
    • In printing, the building up or caking of ink on rollers, plates or blankets
    • will not transfer readily Also, the accumulation of paper coating on the blanket of an offset press. In printing, the building up or caking of ink pigment on rollers, plate or blanket
    • will not transfer readily The accumulation of paper coating on the blanket of an offset press to top.
  2855. piling Tür.
    • A series of piles
    • piles considered collectively
    • as, the piling of a bridge.
  2856. piling Tür.
    • A post driven into the ground below the waterline to support a pier, dock, etc.
  2857. piling Tür.
    • A heavy beam driven into the ground used to support a building.
  2858. piling Tür.
    • a column of wood or steel or concrete that is driven into the ground to provide support for a structure.
  2859. piling İng.
    • i. temel kazıkları
    • kazık çakma.
  2860. pill İng.
    • i., f. hap
    • hazım ve tahammülü güç bir şey
    • ( argo) çekilmez kimse. the pill doğum kontrol hapı. a bitter pill yenilir yutulur olmayan bir şey, kabulü güç iş.
  2861. pillage İng.
    • i., f. yağma, çapulculuk, talan
    • çapul malı, ganimet
    • f. talan etmek, yağma etmek, soymak, ganimet olarak almak.
  2862. pillar İng.
    • i., f. direk, sütun
    • dikme, dik meye benzer şey
    • f. sütunlarla tutmak veya süslemek .pillar box ing posta kutusu. Pillars of Hercules Cebelitarık boğazının iki tarafındaki yüksek kayalıklar. a pillar of society topluma dayanak olan kimse, nüfuzlu kimse .from pillar to post bir güçlükten diğer bir güçlüğe
    • kapı kapı (dolaşma).
  2863. pillbox İng.
    • i. hap kutusu
    • ask. küçük istihkam.
  2864. pilli Tür.
    • battery-operated.
  2865. pilli Tür.
    • battery-operated.
  2866. pillion İng.
    • i. at binicisinin arkasında ikinci bir biniciye mahsus yastık
    • motosikletlerde buna benzer yer.
  2867. pillory İng.
    • i., f. eskiden kullanılan ve boyun ve kolları geçirmeye mahsus delikleri olan suçluları teşhir aleti
    • f. bu alete bağlayarak teşhir etmek
    • teşhir etmek, elale min maskarası etmek.
  2868. pillow İng.
    • i., f. yastık
    • yastık gibi herhangi bir şey
    • den. cıvadra ıskaçası
    • f. yastığa yatırmak
    • altına yastık koymak. pillow block mak. şaft kovanı. pillow lace kopanaki. pillowy s. yastık gibi.
  2869. pillowcase İng.
    • i. yastık yüzü.
  2870. pilose ,pilous, pileous İng.
    • s. kıllı, tüylü. pilosity i. tüylülük.
  2871. pilot Tür.
    • Where research is conducted in advance of the actual study to assess the logistics of the study The aim is to highlight any areas of weakness which can then be eradicated in the actual study.
  2872. pilot Tür.
    • To fly, or act as pilot of. someone who is licensed to operate an aircraft in flight a person qualified to guide ships through difficult waters going into or out of a harbor.
  2873. pilot Tür.
    • To direct the course of, as of a ship, where navigation is dangerous.
  2874. pilot Tür.
    • This is the process of refining the assessment procedures and developing the moderation processes for a syllabus within a restricted select group of schools.
  2875. pilot Tür.
    • The person who actually steers the ship A good Pilot is familiar with the waters they are navigating, and can avoid hidden dangers, such as snags and sandbars A Captain, on the other hand, has the foremost authority and responsibility of a vessel On smaller vessels the Captain and Pilot may be the same person, or have overlapping job functions.
  2876. pilot Tür.
    • The heading or excavation of relatively small dimensions, first made in the driving of a larger tunnel.
  2877. pilot Tür.
    • The front rider of a tandem, also called "captain" or "steersman".
  2878. pilot Tür.
    • The cowcatcher of a locomotive.
  2879. pilot Tür.
    • Specifically, a person duly qualified, and licensed by authority, to conduct vessels into and out of a port, or in certain waters, for a fixed rate of fees.
  2880. pilot Tür.
    • someone who is licensed to operate an aircraft in flight. a person qualified to guide ships through difficult waters going into or out of a harbor. a program exemplifying a contemplated series
    • intended to attract sponsors. an original model on which something is patterned. small auxiliary gas burner that provides a flame to ignite a larger gas burner. an inclined metal frame at the front of a locomotive to clear the track. fly a plane. act as the navigator in a car, plane, or vessel and plan, direct, plot the path and position of the conveyance
    • "Is anyone volunteering to navigate during the trip?"
    • "Who was navigating the ship during the accident?".
  2881. pilot Tür.
    • Release strategy in which a module is put into production in a limited and very controlled environment
    • usually involves people, hardware, and software working together with the express intent of using the pilot period to learn what works and what does not work A pilot is usually run for a specific period of time
    • the results are documented and used as input to finalize the module before a larger deployment. 1 n The person in control of an aircraft 2 The person who steers a ship
    • helmsman 3 Port official responsible for guiding ships into and out of the harbor 4 v To control a plane in flight or a ship in water 5 n See pilot program.
  2882. pilot Tür.
    • Pilots are sometimes made interchangeable.
  2883. pilot Tür.
    • pilot. pilot. aircraftman. aviator. birdman. flyer. flier.
  2884. pilot Tür.
    • pilot. aviator. flyer.
  2885. pilot Tür.
    • One who flies, or is qualified to fly, a balloon, an airship, or a flying machine.
  2886. pilot Tür.
    • One employed to steer a vessel
    • a helmsman
    • a steersman.
  2887. pilot Tür.
    • Independent navigational advisor at times of entering/leaving port, etc.
  2888. pilot Tür.
    • Figuratively: To guide, as through dangers or difficulties.
  2889. pilot Tür.
    • Figuratively: A guide
    • a director of another through a difficult or unknown course.
  2890. pilot Tür.
    • driver, pilot.
  2891. pilot Tür.
    • aviator. pilot.
  2892. pilot Tür.
    • A small test run of a system or production process to verify its acceptance and capabilities before going full-scale.
  2893. pilot Tür.
    • A small, preliminary test, dress rehearsal or trial run This should be a mirror image of the research evaluation to be done only on a much smaller scale Interviews, questionnaires, sampling and initial analysis should all be considered More associated with quantitative approaches The results of the pilot are used to improve the program or evaluation procedure being piloted before it is used on a larger scale.
  2894. pilot Tür.
    • A short plug at the end of a counterbore to guide the tool.
  2895. pilot Tür.
    • A pretest or trial run of a program, evaluation instrument, or sampling procedure for the purpose of correcting any problems before it is implemented or used on a larger scale Topic areas:Accountability and Evaluation, Operations Management and Leadership. In a business, a test in small scale of a new business process or system In computer systems, a test before final acceptance of a new business system using a subset of data with engineered cases and documented results PINPersonal Identification Number Often used with debit or ATM cards.
  2896. pilot Tür.
    • A person whose office or occupation is to steer ships, particularly along a coast or into and out of a harbor.
  2897. pilot Tür.
    • A person who navigates a vessel Historically another name for Navigator, usually different from the Master or Captain Today a Pilot navigates the ship in specific bodies of water. 1 A person who handles the controls of an aircraft or spacecraft from within the craft, and in so doing, guides or controls it in three-dimensional flight.
  2898. pilot Tür.
    • A person who likes planes but usually does not jump out of them.
  2899. pilot Tür.
    • A person who is qualified to assist the master of a ship to navigate when entering or leaving a port.
  2900. pilot Tür.
    • A person who is employed to steer a boat or ship through a river channel River pilots are very knowledgeable about a particular river or channel Bar pilots are very knowledgeable about a particular ocean entrance.
  2901. pilot Tür.
    • A person who aids the Master in ship navigation, usually in confined waters.
  2902. pilot Tür.
    • A partial roll out of a Solution for the purpose of testing and validation.
  2903. pilot Tür.
    • Another name for a pioneer ball Often used to indicate a ball at your next hoop, whereas pioneer is used for a ball at your next-but-one hoop The differentiation is not made in this text. the introductory programming phase in ROBOLAB software It uses an easy click and choose interface in an existing template Pilot has four levels Level 1 is the easiest to use The Pilot phase does not use all of the capabilities of the RCX.
  2904. pilot Tür.
    • An instrument for detecting the compass error.
  2905. pilot Tür.
    • A large scale administration of an assessment, usually with several classes of students if not all students in a grade The purpose of the pilot is to detect any flaws in the assessment before the assessment is considered "done" and is fully implemented.
  2906. pilot İng.
    • i., f., den. kılavuz: dümenci
    • pilot
    • rehber
    • A.B.D. lokomotif mahmuzu
    • f. kılavuzluk etmek, rehber olmak, yol göstermek
    • (uçak) kullanmak. pilot engine kılavuz lokomotif. pilot fish Malta palamudu, zool. Naucrates ductor. pilot light şofbende devamlı olarak yanan kuçük alev
    • kontrol lambası. drop the pilot kılavuzu salıvermek. pilotage i. kılavuzluk
    • kılavuz ücreti.
  2907. pilot bölge Tür.
    • pilot region.
  2908. pilothouse İng.
    • i. kaptan köşkü.
  2909. pilotluk Tür.
    • piloting. flying.
  2910. pilotluk Tür.
    • being a pilot. piloting.
  2911. pilous İng.
    • bak. pilose.
  2912. pilule İng.
    • i. hap, ufak hap.
  2913. pim Tür.
    • Software application akin to an appointment book that enables the user to organize personal information. personal information manager, a suite of programs including address book, diary, and scheduling functions. See PDA.
  2914. pim Tür.
    • Protocol Independent Multicast.
  2915. pim Tür.
    • pin. gib. gudgeon. pintle.
  2916. pim Tür.
    • Personal Information Managers, for instance agenda and contacts applications.
  2917. pim Tür.
    • Personal Information Manager A variety of software that logs personal and business information, such as contacts, appointments, lists, notes, and occasions and is frequently embedded in PDA devices Also known as a "contact manager ".
  2918. pim Tür.
    • Personal Information Manager: Also known as a "contact manager," is a form of software that logs personal and business information, such as contacts, appointments, lists, notes, occasions, etc.
  2919. pim Tür.
    • Personal Information Manager.
  2920. pim Tür.
    • Personal Information Management functionality started with the Filofax, with all your personal data held in paper form in a single package The personal organiser came along to store the data electronically with the ability to store thesame information on your PC and synchronise the two The same functionality is now finding its way into mobile phones, which also have the synchronisation capability.
  2921. pim Tür.
    • Personal Information Management Applications such as Microsoft Outlook and Lotus Notes are generally considered as PIM applications.
  2922. pim Tür.
    • cotter pin.
  2923. pim Tür.
    • bolt. pin. needle. pivot. stud. gudgeon. prop. tap bolt. pintle. bayonet. swivel. tusk. leaf.
  2924. pim Tür.
    • A software feature that organizes frequently used information such as names, addresses, telephone numbers and appointments Many wireless phones come with built-in PIMs.
  2925. pim Tür.
    • A small furry animal which lives in Terra del Fuego Difficult to hunt, due to its nocturnal habit, the Pim is worth the chase Although a full grown pim dresses out at under two ounces, a dozen make a tasty treat Natives of Terra del Fuego often eat nothing else but pimburgers during the long cold summers in this wind swept land See also PDA.
  2926. pim Tür.
    • An application or set of applications that organizes information such as addresses, appointments, and notes.
  2927. pim Tür.
    • Acronym for personal information manager An application that usually includes an address book and organizes unrelated information, such as notes, appointments, and names, in a useful way.
  2928. pimento İng.
    • i. yenibahar, bot. Pimenta officinalis
    • tatlı taze kırmızı biber, bot. Capsicum annuum.
  2929. pimp İng.
    • i., f. pezevenk, muhabbet tellâlı kadın simsarı
    • f. pezevenklik etmek.
  2930. pimpernel İng.
    • i. farekulağı, bot. Anagallis
  2931. pimple İng.
    • i., tıb. sivilce pimpled, pimply s sivilceli.
  2932. pin İng.
    • i., f. (-ned, -ning) toplu iğne
    • askı çivisi
    • mil
    • broş, iğne
    • kuka, lobut
    • kenetleyici veya bağlayıcı şey
    • oklava
    • değersiz şey
    • çoğ, k.dili bacaklar
    • müz. telli çalgılarda akort anahtarı
    • f. toplu iğne ile tutturmak
    • iliştirmek, tutturmak, tespit etmek
    • elini kolunu bağlamak, hareket serbestisini sınırlamak
    • kapmak
    • A.B.D., (argo) nişanlanmaya söz vermek. pin down mecbur etmek
    • teferruatmı araştırmak. pin money harçlık
    • bir erkeğin karısına verdiği cep harçlığı. pin on mesul tutmak, pin one's faith on birisine veya bir şeye çok güvenmek. pin up yere düşmesin diye toplu iğne ile tutturmak. belaying pin den. armadura çeliği. pins and needles karıncalanma, uyuşma. on pins and needles huzursuz, endişeli, diken üstünde.
  2933. pina İng.
    • i., İsp. ananas
    • ananas şurubu. pina cloth ananas yaprağının liflerinden dokunan ince kumaş.
  2934. pinaceous İng.
    • s., bot. çamgillere ait.
  2935. pinafore İng.
    • i. çocuk önlüğü, göğüslük.
  2936. pinaster İng.
    • i., bot. bir cins fıstık çamı.
  2937. pinball İng.
    • i. bir çeşit kumar otomatı.
  2938. pincenez İng.
    • i., Fr. kıskaç gözlük, kelebek gözlük.
  2939. pincers İng.
    • i., çoğ. kerpeten
    • zool. kıskaç
    • ask. kıskaç hareketi.
  2940. pinch İng.
    • i. çimdik
    • tutam
    • kısma, kısııma
    • sıkıntı, ihtiyaç, zaruret, darlık
    • (argo) hırsızlık
    • (argo) tevkif. a pinch of salt bir tutam tuz. in veya at a pinch ihtiyaç karşısında, icabında. take it with a pinch of salt ihti yatla dinlemek.
  2941. pinch İng.
    • f. çimdiklemek, kıstırmak
    • sıkıştırıp acıtmak, ıstırap vermek, ağrı vermek, acıtmak
    • açlık veya ıstırap ile zayıflatmak
    • (argo) çalmak, aşırmak
    • ( argo) tutuklamak, ele geçirmek
    • den. rüzgâra karşı gitmek
    • vurmak, sıkmak
    • cimrilik etmek.
  2942. pinchbeck İng.
    • i., s. altın taklidi olarak kullanılan bakır ve çinko alaşımı
    • taklit şey
    • s. taklit, adi.
  2943. pinchcock İng.
    • i. lastik boruya sıkıştırılarak sıvının akmasına engel olan kıskaç, pens.
  2944. pinchers İng.
    • i. kıskaç çoğ. kerpeten
    • zool. kıskaç.
  2945. pinchhit İng.
    • f., (beysbol) sırası olan oyuncu yerine vuruş yapmak
    • başkasının görevini yapmak. pinchhitter i. acil durumda başkasının görevini yapan kimse.
  2946. pincushion İng.
    • i. iğnedenlik, iğne yastığı.
  2947. pine İng.
    • f.,( away ile) üzülmek, bitkin bir hale gelmek, zayıflamak, bitmek
    • (for ile) özlemek
    • hasret çekmek.
  2948. pine İng.
    • i. çam, bot. Pinus
    • çam ağacı
    • fıstık çamı, bot. Pinus pinea pine barren çamlık kumsal. pine cone çam kozalağı. pine needle çam iğnesi. pine tar çam katranı. Aleppo pine Halep çamı, bot. Pinus halepensis. ground pine bak. ground Scotch pine sarıçam, bot. Pinus sylvestris. stone pine fıstık çamı, bot. Pinus pinea wild pine katran çamı, bot. Pinus rigida.
  2949. pineal İng.
    • s. kozalaksı. pineal gland anat. beyin epifizi.
  2950. pineapple İng.
    • i. ananas, bot. Ananas comosus.
  2951. pinekleme Tür.
    • slumber.
  2952. pineklemek Tür.
    • to sit or lie idly and drowsily. slumber.
  2953. pinel Tür.
    • vane. weathervane placed on top of a ship"s mast.
  2954. pinfeather İng.
    • i. yeni yeni biten kuş tüyü.
  2955. ping İng.
    • i. kurşunun havada çıkardığı ses, buna benzer herhangi bir ses.
  2956. pingpong Tür.
    • To play ping- pong.
  2957. pingpong Tür.
    • table tennis. ping-pong.
  2958. pingpong Tür.
    • A size of photograph a little larger than a postage stamp.
  2959. pingpong Tür.
    • An indoor modification of lawn tennis played with small bats, or battledores, and a very light, hollow, celluloid ball, on a large table divided across the middle by a net.
  2960. pingpong İng.
    • i. pingpong, masa tenisi.
  2961. pinguid İng.
    • s. yağlı, kaygan.
  2962. pinhead İng.
    • i. topluigne başı
    • ufak ve önemsiz şey
    • (argo) aptal kimse.
  2963. pinhole İng.
    • i. iğne ile açılmış delik, ufak delik.
  2964. pinion İng.
    • i., mak. büyük dişli çarka uyan küçük dişli çark .
  2965. pinion İng.
    • i., f., zool. kanat
    • iri kanat tüyü
    • kanat tüyleri
    • kanadın kuşun gövdesinden en uzak olan mafsalı
    • f. kuşun uçmasını engellemek için kanadının ucunu kesmek
    • bir kimsenin elini kolunu bağlamak
    • bağlamak.
  2966. pink İng.
    • f. bıçaklamak
    • ufak delikler açmak
    • kenarını kertikli kesmek
    • İng. süslemek, tezyin etmek. pinking shears surfle makası.
  2967. pink İng.
    • i., s. pembe renk
    • karanfil, bot. Dianthus
    • en üst derece
    • İng. tilki avcılarının giydikleri kırmızı ceket
    • İng. tilki avcısı
    • k.dili, aşağ. solcu
    • s. pembe in the pink of condition sıhhatça en iyi durumda. pink tea A.B.D., k.dili kabul günü. pinkish s. pembemsi, pembemtırak. pinkness i. pembelik.
  2968. pinkeye İng.
    • i., tıb.bulaşıcı.
  2969. pinkie , pinky İng.
    • i., A.B.D., k.dili serçe parmağı.
  2970. pinko İng.
    • i., A.B.D., (argo), aşağ solcu.
  2971. pinna İng.
    • i., bot. bileşik yaprağın bir yapracığı, yapracık
    • kulak kepçesi
    • zool. kanat, balık kanadı
    • pines, zool. Pinna nobilis.
  2972. pinnace İng.
    • i., den. büyük filika .
  2973. pinnacle İng.
    • i., f., mim. bina ve duvar üzerine süs için yapılan sivri tepeli kule
    • doruk, tepe, zirve
    • en yüksek nokta veya devir
    • f. sivri tepeli kule yapmak
    • en yüksek noktaya ulaştırmak.
  2974. pinnate , pinnated İng.
    • s., bot. sapının iki tarafında tüy gibi yaprakları olan, tüysü.
  2975. pinnatifid İng.
    • s., bot. yarıkları orta damara yakın gelen (yaprak).
  2976. pinnule İng.
    • i., bot. bileşik yaprakların tekrar tekrar bölünmesinden meydana gelen yapracık
    • zool. küçük kanat gibi organ veya kısım.
  2977. pinon İng.
    • i. A.B.D.'de yetişen bodur ve meyvaları yenir çam ağacı, bot. Pinus edulis
    • fıstık çamı, bot. Pinus pinea.
  2978. pinpoint İng.
    • i., f. iğne ucu
    • ufakşey
    • f. kesin olarak yerini belirtmek.
  2979. pinpon Tür.
    • table tennis. old. superannuated. gone to seed. ping pong.
  2980. pinpon Tür.
    • ping-pong. decrepit. geezer. codger. gaffer.
  2981. pinprick İng.
    • i. iğne batması
    • sinirlendirici ufak şey .
  2982. pint İng.
    • i. yarım litrelik sıvı olçü birimi, bir galonun sekizde biri, A.B.D. 0,473 litre, İng. 0,550 litre .
  2983. pintail İng.
    • i. kılkuyruk, zool. Anas acuta.
  2984. pinti Tür.
    • very stingy. hard. moneygrubber. niggardly. parsimonious. penny pinching. penurious. piker.
  2985. pinti Tür.
    • miserly.
  2986. pinti Tür.
    • cheapskate. closefisted. mean. niggardly. parsimonious. screw. scrooge. skinflint. stingy. tight. tightfisted. miserly. penny-pinching. miser. niggard. penny pincher.
  2987. pintileşmek Tür.
    • to become very tightfisted.
  2988. pintilik Tür.
    • stinginess. penny wisdom.
  2989. pintilik Tür.
    • miserliness.
  2990. pintle İng.
    • i. mil, eksen
    • dümenin erkek iğneciği.
  2991. pinto İng.
    • i., A.B.D. benekli ufak cins at
    • bir cins benekli fasulye.
  2992. pinup İng.
    • s., i. duvara asılabilen
    • A.B.D., (argo) cazibeli
    • i. duvara asılan seksi kadın resmi.
  2993. pinwheel İng.
    • i. çarkıfelek
    • fırıldak.
  2994. pinworm İng.
    • i. küçük bir çeşit bağırsak solucanı, sivrikuyruk, askarit.
  2995. piny İng.
    • s. çamlık
    • çam kokulu.
  2996. pioneer İng.
    • i., f. yol açmak için önden giden kimse, öncü
    • ask. istihkâm taburunda er
    • f. yol açmak, öncülük etmek
    • akıncı ruhu ile işe girişmek.
  2997. pious İng.
    • s. Allaha saygı gösteren
    • dindar, takva ehli
    • dindarlık perdesi altında yapılmış. piously z. takva ile, dindarca piousness i. takva, dindarlık.
  2998. pip İng.
    • i., bayt. tavuklarda görülen dilaltı hastalığı, kurbağacık.
  2999. pip İng.
    • i. zar veya domino üzerindeki nokta
    • radyoda saati bildiren hafif vuruşlardan biri
    • bir salkım çiçeğin tomurcuklarından her biri
    • bazı çiçeklerin kökü
    • teğmenlere takılan yıldız işareti.
  3000. pip İng.
    • f. (-ped, -ping) İng.,( argo) yenmek
    • sınavda kalmak
    • hafifçe değip geçmek, sıyırmak (kurşun)
    • öldürmek
    • ölmek pip out ölmek, son nefesini teslim etmek.
  3001. pip İng.
    • f. (-ped, -ping) yumurtadan çıkmak için kabuğunu delmek
    • civciv gibi ''cik cik diye ses çıkarmak.
  3002. pip İng.
    • i. elma ve portakal gibi meyvaların çekirdeği
    • ( argo) olağanüstü şey
    • harika kimse.
  3003. pipe İng.
    • f. düdük çalmak
    • düdük çalarak kumanda vermek
    • borularla teçhiz etmek
    • elbiseyi şeritle süslemek
    • den. silistre ile çağırmak .pipe down! (argo) sus kes se- sini. I pipe up k.dili söz söylemek.
  3004. pipe İng.
    • i. boru
    • kaval, düdük
    • org borusu
    • pipo, çubuk
    • bir çubukluk tütün
    • den. silistre, silistre ile verilen kumanda
    • nefes borusu
    • 550 litrelik şarap fıçısı
    • çoğ., müz. gayda pipe clay lüleci çamuru, kil. pipe dream boş emel, hülya pipe organ borulu org. pipe stem pipo sapı. Put that in your pipe and smoke it (argo) ister inan ister inanma iş böyle .
  3005. pipefish İng.
    • i. yılan iğnesi. zool. Syng nathus ophidion.
  3006. pipefitting İng.
    • i. boru donanımı.
  3007. pipeline İng.
    • i. petrolü uzun mesafelerden nakleden boru, petrol hattı
    • gizli bilgi iletme vasıtası.
  3008. piper İng.
    • i. gayda çalan kimse
    • kavalcı
    • güvercin yavrusu
    • soluğan. at Pay the piper and call the tune parayı veren dudüğü çalar.
  3009. pipet Tür.
    • straw. pipette.
  3010. pipet Tür.
    • pipette.
  3011. pipet Tür.
    • pipette.
  3012. pipet Tür.
    • measuring instrument consisting of a graduated glass tube used to measure or transfer precise volumes of a liquid by drawing the liquid up into the tube.
  3013. pipet Tür.
    • measuring instrument consisting of a graduated glass tube used to measure or transfer precise volumes of a liquid by drawing the liquid up into the tube.
  3014. pipette İng.
    • i. pipet.
  3015. pipi Tür.
    • wee-wee.
  3016. pipi Tür.
    • çiş. zizi.
  3017. piping İng.
    • s., i. kaval çalan
    • ıslık çalan (rüzgâr), düdük gibi ses çıkaran, tiz, kulak tırmalayıcı
    • i. kaval çalma
    • kaval ile çalınan hava
    • borular
    • şerit, harç, sutaşı
    • pasta üze- rine krema ile yapılan şerit şeklinde süs
    • kulak tırmalayıcı ses. piping hot çok sıcak
    • buram buram .
  3018. pipit İng.
    • i. incirkuşu, zool. Anthus red throated pipit kızıl gerdanlı incirkuşu, zool. Anthus cervinus. tawny pipit kır incirkuşu, zool. Anthus campestris.
  3019. pipkin İng.
    • i. küçük toprak kap güveç
    • çamçak.
  3020. pipo Tür.
    • pipe. tobacco pipe. pipe.
  3021. pipo Tür.
    • pipe.
  3022. pipo Tür.
    • pipe.
  3023. pippin İng.
    • i. lezzetli birkaç çesit elma
    • çekirdek
    • (argo) harika kimse veya şey.
  3024. pipsqueak İng.
    • i. kısa boylu insan
    • değersiz kimse.
  3025. piquant İng.
    • s. mayhoş
    • etkileyici, cazip, tesirli, merak uyandırıcı. piquancy i. cazibe
    • mayhoşluk.
  3026. pique İng.
    • i., f. incinme, kırılma, darılma
    • f. hatırını kırmak, incitmek, darıltmak
    • tahrik etmek, kışkırtmak. pique oneself övünmek, kendini bir şey zannetmek.
  3027. pique İng.
    • i. pike (kumaş).
  3028. piquet İng.
    • i., Fr. bir çeşit kâğıt oyunu, piket.
  3029. pir Tür.
    • The Protein Information Resource, in collaboration with MIPS and JIPID, produces the PIR-International Protein Sequence Database, a comprehensive, non-redundant, expertly annotated, fully classified and extensively cross-referenced protein sequence database.
  3030. pir Tür.
    • The peak level in bits per second allowed for a frame relay connection.
  3031. pir Tür.
    • Successor to the founder of a Sufi order or of a local subdivision of an order
    • in the Sufi tradition, a religious man considered to have mystic powers. precision instrument runway.
  3032. pir Tür.
    • Stands for Passive Infrared This technology is used in motion sensors to detect movement The devices are passive because, unlike a TV remote, they do not generate any infrared light - they only detect it Infrared light can be generated by heat, so motion sensors with PIR can detect the heat produced by people and warm-blooded animals. priority intelligence report.
  3033. pir Tür.
    • Routing approach developed by CrossComm Corp that brings Layer 3 routing functionality to Layer 2 protocols by leveraging tables of MAC addresses.
  3034. pir Tür.
    • Protein Identification Resource International, a protein database vendor. priority intelligence requirements.
  3035. pir Tür.
    • Priority Information Requirement.
  3036. pir Tür.
    • PIR is a protein database whose entries for yeast proteins are incorporated into SGD On a Locus page, the PIR link is provided at the "PIR" tag, and it connects directly to the PIR entry for the gene The entry includes the amino acid sequence for the protein encoded by the gene The PIR database has three sites, PIR-DE based in Germany, PIR-JP based in Japan, and PIR-US in the United States.
  3037. pir Tür.
    • PIR is a protein database whose entries for yeast proteins are incorporated into SGD On a Locus page, the PIR link can be found under the "External Links category" and it connects directly to the PIR entry for the gene The entry includes the amino acid sequence for the protein encoded by the gene The PIR database has three sites, PIR-DE based in Germany, PIR-JP based in Japan, and PIR-US in the United States.
  3038. pir Tür.
    • Performance Information Report.
  3039. pir Tür.
    • patron saint. founder of an order.
  3040. pir Tür.
    • Passive Infra Red movment detector.
  3041. pir Tür.
    • master. spiritual guide. father.
  3042. pir Tür.
    • A range of frequencies lower than visible red light used for covert surveillance or as low cost wireless video link.
  3043. pir Tür.
    • A database of translated GenBank nucleotide sequences PIR is a redundant protein sequence database The database is divided into four categories: PIR1 - Classified and annotated PIR2 - Annotated PIR3 - Unverified PIR4 - Unencoded or untranslated.
  3044. pir Tür.
    • A database of translated GenBank nucleotide sequences PIR is a redundant protein sequence database The database is divided into four categories: 1 PIR1 - Classified and annotated 2 PIR2 - Annotated 3 PIR3 - Unverified 4 PIR4 - Unencoded or untranslated.
  3045. piraeus İng.
    • i. Pire limanı.
  3046. piramit Tür.
    • pyramid. pyramid ehram.
  3047. piramit Tür.
    • pyramid.
  3048. piramit Tür.
    • pyramid.
  3049. piranha İng.
    • i. piraya, zool. Pygocen trus pırava.
  3050. pirate İng.
    • i., f. korsan
    • korsan gemisi
    • f. korsanlık etmek
    • başkasının eserini izin almadan yayımlamak. piracy i. korsanlık
    • izinsiz olarak yayımlama, intikal.
  3051. pire Tür.
    • Piraeus.
  3052. pire Tür.
    • flea.
  3053. pirelendirmek Tür.
    • to arouse sb"s suspicious.
  3054. pirelenmek Tür.
    • to become infested with fleas. to get suspicious. to smell a rat. to see the red light.
  3055. pireler Tür.
    • livestock.
  3056. pirinç Tür.
    • rice. made of brass.
  3057. pirinç Tür.
    • brass. paddy. rice.
  3058. pirinç Tür.
    • brass. brazen. rice. brass. bell metal. yellow metal.
  3059. pirit Tür.
    • pyrite.
  3060. pirit Tür.
    • pyrite.
  3061. pirogue İng.
    • i. ağaç kütüğünden oyulmuş kayık.
  3062. pirouette İng.
    • i., f. tek ayak üzerinde veya parmak uçlarında dönüş yapma
    • f. ayak parmakları üzerinde dönüş yapmak.
  3063. pirzola Tür.
    • cutlet. chop. rib. rib roast.
  3064. pirzola Tür.
    • chop. cutlet. rib.
  3065. pirzola Tür.
    • chop. chump. cutlet. rib. lamb chops.
  3066. pis Tür.
    • dirty. filthy. messy. foul. obscene. augean. black. dingy. dungy. effing. frowzy. goatish. grimy. grubby. impure. mangy. miasmal. miasmatic. miry. mucky. nasty. obnoxious. offensive. scruffy. scummy. slimy. sluttish. sordid. squalid. unclean. unclean.
  3067. pis Tür.
    • dirty. filthy. foul. vile. corrupt. cursed. grotty. grubby. impure. insanitary. messy. mucky. piggish. shitty. slimy. sordid. unclean. unwashed. venomous. verminous.
  3068. pis Tür.
    • dirty. filthy. foul. grotty. grubby. impure. messy. nasty. obnoxious. offensive. repugnant. scrubby. scruff. scruffy. slovenly. sordid. squalid. unclean. disgusting. obscene.
  3069. pis su Tür.
    • waste / dirty / polluted / impure / foul / discharge / ditch water. slop. scourage. sewage.
  3070. pis su borusu Tür.
    • head chute. waste drain.
  3071. pisboğaz Tür.
    • sb who greedily devours absolutely anything that is edible. glutton. gourmand.
  3072. pisboğazlık Tür.
    • gluttony.
  3073. piscary İng.
    • i., huk. başkasının karasularında balık tutma hakkı
    • balık avlama yeri.
  3074. piscatorial , piscatory İng.
    • s. balıklara veya balıkçılığa ait
    • balıkçılıkla geçinen.
  3075. pisces İng.
    • i., çoğ., astrol. Balık burcu
    • zool. balıklar.
  3076. pisciculture İng.
    • i. balık uretimi.
  3077. piscine İng.
    • s. balık gibi
    • balığa ait.
  3078. piscivorous İng.
    • s., zool. balık yiyen, balıkla beslenen.
  3079. pish İng.
    • ( ünlem ) Öf ! Püf ! (iğrenme belirtir).
  3080. pisi Tür.
    • kitty. pussycat. pussy. puss. pussy-cat.
  3081. pisi Tür.
    • kitty. cat. pussy. puss.
  3082. pisi balığı Tür.
    • plaice.
  3083. pisi balığı Tür.
    • halibut.
  3084. pisi pisi Tür.
    • pussy.
  3085. pisi pisi Tür.
    • puss. pussy. pussycat.
  3086. pisidia İng.
    • i. Burdur yöresinin eski ismi.
  3087. pisiform İng.
    • s. bezelye şeklindeki.
  3088. pişik Tür.
    • rash. diaper rash.
  3089. pişik Tür.
    • diaper rash. heat rash. nappy rash.
  3090. pişirme Tür.
    • cooking. pan boiling. strike. kier boiling.
  3091. pişirme Tür.
    • cooking.
  3092. pişirmek Tür.
    • to cook. to fire. to mature. to ripen. to learn sth well. prepare.
  3093. pişirmek Tür.
    • to cook. to cause to mature. to cause a rash. to learn well. to irritate the skin. to mature. to ripen. to fire.
  3094. pişirmek Tür.
    • cook.
  3095. pişirtmek Tür.
    • to have sb cook sth.
  3096. pişkin Tür.
    • well-cooked. well-done. brazen. indifferent to criticism. baked. mature. ripe. hard-baked / boiled. cured. hard- boiled. hard bitten. hard boiled. thick skinned.
  3097. pişkin Tür.
    • ripe. hard-boiled. hard-nosed. brazenfaced. cagy. hard-bitten. old. pushful. pushing. sophisticated. worldly. worldly wise. conscience-proof.
  3098. pişkin Tür.
    • old. sophisticated. well-cooked. thick-skinned. well-done. experienced. hardened. worldly-wise. brazen. brazen-faced.
  3099. pişkinlik Tür.
    • indifference to criticism.
  3100. piskopos Tür.
    • bishop. pontiff.
  3101. piskopos Tür.
    • bishop. patriarch. sg. episcopal.
  3102. piskopos Tür.
    • bishop.
  3103. piskoposluk Tür.
    • episcopacy. patriarchate. see.
  3104. piskoposluk Tür.
    • bishopric.
  3105. pislemek Tür.
    • to soil. to dirty. to defecate or urinate in or an an inappropriate place.
  3106. pislemek Tür.
    • smear.
  3107. pislenmek Tür.
    • foul. to get dirty. to foul. to dirty.
  3108. pislik Tür.
    • scurvy. dirt. mess. filth. soil. dirtiness. filthiness. impurity. pollution. contamination. crap. crud. dinginess. excrement. excreta. faecal matter. faeces. feculence. foulness. gook. griminess. jerk. mire. muck. nastiness. ordure. scum. smear. smut.
  3109. pislik Tür.
    • dirt. excrement. filth. dirtiness. filthiness. feces. nastines. vileness. contamination. crap. mire. muck. offal. pollution. shit. soil. squalor.
  3110. pislik Tür.
    • dirt. dregs. faeces. filth. impurity. mess. muck. dirtiness. filthiness. obscenity. dirty trick. nastiness. excrement. shit dışkı. necaset.
  3111. pişman Tür.
    • sorry. regretful. remorseful. penitent. contrite. hot under the collar. repentant.
  3112. pişman Tür.
    • regretful. sorry. penitent. repentant. contrite. remorseful. rueful.
  3113. pişman Tür.
    • contrite. penitent. remorseful. repentant. regretful. sorry.
  3114. pişman olmak Tür.
    • to regret sth / having done sth. to feel remorse for sth / having done sth. repent. rue. smart.
  3115. pişman olmak Tür.
    • regret. repent.
  3116. pişmaniye Tür.
    • candy made of sugar. oil and flour.
  3117. pişmanlık Tür.
    • penitential. regret. contrition. penitence. angst. compunction. remorse. repentance. ruefulness.
  3118. pişmanlık Tür.
    • penitence. regret. remorse. compunction. contrition. qualm. repentance. sorrow.
  3119. pişmanlık Tür.
    • compunction. contrition. penitence. regret. remorse. repentance.
  3120. pişmek Tür.
    • to be cooked. to be fired. to mature. to ripen. to acquire experience. to become covered with a rash. cook.
  3121. pişmek Tür.
    • cook. to be cooked. to ripen. mature. to break out in a rash. to suffer from the heat. to cook. to mature. to become experienced. to be fired. to bake. to broil.
  3122. pismire İng.
    • i., (eski), leh karınca.
  3123. piss İng.
    • f., i., kaba su dökmek, işemek
    • i. idrar, çiş, sidik. pissed off kaba kızgın.
  3124. pist Tür.
    • track. track. path. runway. landing field. airfield. cinder path. course. floor. ring. strip. tarmac.
  3125. pist Tür.
    • See Piste.
  3126. pist Tür.
    • running track. runway. dance floor. skating risk. circus ring.
  3127. pist Tür.
    • course. shoo. track. track. runway. dance-floor. running track. runway.
  3128. pistachio İng.
    • i. şamfıstığı, Antep fıstığı
    • şamfıstığı ağacı
    • şam- fıstığı yeşili.
  3129. pişti Tür.
    • a card game.
  3130. pistil İng.
    • i., bot. pistil, dişi organ, boyuncuk ve stigmadan ibaret dişi çiçek organı. pistillate s., bot. dişi organı olan.
  3131. pistol İng.
    • i., f. (-led,-ling) pistol, tabanca, revolver, piştov
    • f. tabanca ile vurmak. pistol grip tüfeklerde tabanca kabzasına benzer yer. pistol shot tabanca ateşi
    • ta- banca menzili. pistolwhip f. tabanca namlusu ile vurmak.
  3132. piston Tür.
    • United States neoclassical composer. mechanical device that has a plunging or thrusting motion.
  3133. piston Tür.
    • The piston moves in the cylinder to carry power to the connecting rod see cylinder, connecting rod, four cycle engine.
  3134. piston Tür.
    • The part that moves up and down in a cylinder. a sliding piece moved by or moving against fluid pressure which usually consists of a short cylinder fitting within a cylindrical vessel along which it moves back and forth.
  3135. piston Tür.
    • piston. pull. backing. friend at court. sucker. swab. fixer. influence. leverage. plug.
  3136. piston Tür.
    • piston.
  3137. piston Tür.
    • It usually consists of a short cylinder fitting within a cylindrical vessel along which it moves, back and forth.
  3138. piston Tür.
    • It is used in steam engines to receive motion from the steam, and in pumps to transmit motion to a fluid
    • also for other purposes. mechanical device that has a plunging or thrusting motion United States neoclassical composer.
  3139. piston Tür.
    • Component that rides up and down in the cylinder.
  3140. piston Tür.
    • A sliding piece which either is moved by, or moves against, fluid pressure.
  3141. piston Tür.
    • A round or cylindrical plug, which closed at one end and open at the other It slides up and down in the cylinder It is attached to the connecting rod and when the fuel charge is fired, will transfer the force of the explosion to the connecting rod then to the crankshaft. a part which moves through the cylinder where it receives and transmits the pressure of the steam.
  3142. piston Tür.
    • A round metal cylinder which is attached to the top end of the connecting rod, inside of the cylinder The piston compresses the air - fuel mixture on the upward motion, and is pushed downward when the air - fuel mixture explodes This downward motion then drives the crankshaft.
  3143. piston Tür.
    • A piston is a cylindrical piece of metal that moves up and down inside an engine"s cylinder.
  3144. piston Tür.
    • A partly hollow cylindrical part closed at one end, fitted to each of the engine"s cylinders and attached to the crankshaft by a connecting rod Each piston moves up and down in its cylinder, transmitting power created by the exploding fuel to the crankshaft via a connecting rod.
  3145. piston Tür.
    • An internal part of an internal combustion engine that slides back and forth inside a sleeve If the piston must be replaced, the sleeve must be replaced also.
  3146. piston Tür.
    • A disc which moves backwards and forwards inside a hollow cylinder.
  3147. piston Tür.
    • A device used to convert hydraulic power to mechanical power Used to push the ram down and pull the ram up.
  3148. piston Tür.
    • A cylindrical part, closed at the top, that moves up and down inside the cylinder to compress the fuel/air mixture and drive the engine by means of a connecting rod, which is attached to the piston at one end and to the crankshaft at the other.
  3149. piston Tür.
    • A cylindrically shaped metal piece that is moved back and forth in a cylinder by pressure from explosion of the air/fuel mixture fed into the cylinder then ignited by the sparkplug Or in other applications, from the introduction of liquid or air In an engine, an explosion in the cylinder forces the piston downward, which in turn moves the crankshaft powering the car In a hydraulic system, like your brakes, when the brake pedal is depressed, liquid is pushed against a piston, which presses a pad against a rotor, attached to the wheel slowing the car In an air brake system, air is applied to an air chamber, which houses a piston that is moved from air forcing against it This piston is connected via a mechanical linkage to a lever that applies the brakes.
  3150. piston İng.
    • i., mak. piston
    • müz. nefesli çalgılarda piston. piston crown mak. piston başı. piston ring piston yayı. piston rod piston kolu.
  3151. pit İng.
    • i. çukur
    • hendek şeklinde tuzak
    • cehennem
    • horoz dövüştürülen yer
    • anat. koltuk altı gibi çukur yer, koltuk altı
    • çiçek bozuğu gibi ciltte kalan küçük çukur
    • düz bir satıh üzerindeki girinti veya çukur
    • İng. tiyatroda parter ile orkestra arasındaki yerler
    • A.B.D. borsada bölüm. pit viper çıngıraklıyılan. clay- pit kil yatağı. gravel pit çakıltaşı yatağı.
  3152. pit İng.
    • i. şeftali gibi etli meyvaların çekirdeği.
  3153. pit İng.
    • f. (-ted, -ting) çukura yerleştirmek
    • çukurlaştırmak
    • ufak çukurlarla doldurmak
    • dövüş meydanına çıkarmak (horoz)
    • bir birine karşı kışkırtmak
    • çekirdeklerini çıkarmak
    • tıb. geçici olarak çukurlaşmak. pit one against another birbiriyle mücadeleye sokmak, kapıştırmak .
  3154. pitapat , pittypat pat İng.
    • z., i., f. birbirini takip eden vuruşlarla
    • i. hafif hafif çarpma
    • f. hafif hafif çarpmak.
  3155. pitch İng.
    • i. alçalma veya yükselme açısı
    • en üst veya alt derece
    • (vida) adım
    • atım, atış
    • atılan şey
    • den. geminin baş kıç vurması
    • meyil, eğim
    • müz. perde
    • işportacının tezgâh yeri
    • A.B.D., k.dili satış taktiği. pitch accent dilb. ses tonu ile vurgulama. pitch pipe müz. ses perdesini gösteren düdük, akort düdüğü. absolute pitch müz. bir sesi tam istenilen perdede söyleme veya kulaktan anlama kabiliyeti. sales pitch malı methederek yapılan satış reklâmı standard. pitch müz., A.B.D. A perdesi için saniyede 440 çevirim .
  3156. pitch İng.
    • f. atmak, flrlatmak
    • kurmak (çadır)
    • müz. tam perdesini vermek
    • düşmek, birdenbire düşmek
    • den. baş kıç vurmak (gemi)
    • ( beysbol) atıcı vazifesini görmek
    • karar vermek
    • sendelemek
    • aşağıya meyletmek. pitch in k.dili beraber çalışmak
    • girişmek. pitch into üstüne saldırmak, atılmak. pitch on rasgele seçmek. pitch woo (argo) sevişmek. pitched battle meydan savaşı.
  3157. pitch İng.
    • i., f. zift, kara sakız
    • bazı ağaçlardan çıkan çamsakızına benzer bir madde
    • f. ziftlemek, ziftle kaplamak. pitch pine çıra
    • çıralı çam as black as pitch simsiyah, zift gibi.
  3158. pitchandtoss İng.
    • i. yazı tura atma oyunu.
  3159. pitchblack İng.
    • s. simsiyah.
  3160. pitchblende İng.
    • i. uranyum ve radyumlu maden cevheri.
  3161. pitchdark İng.
    • s. zifiri karanlık.
  3162. pitcher İng.
    • i., (beysbol) topu atan oyuncu
    • bir cins golf sopası. pitcher's mound (beysbol) atıcının durduğu tümsek yer.
  3163. pitcher İng.
    • i., A.B.D. testi, surahi, ibrik
    • maşrapa
    • bot. ibrik şeklinde yaprak. pitcher plant bot. yaprakları ibrik şeklinde olan bitki. Little pitchers have big ears. Ço- cukların kulağı delik olur.
  3164. pitchfork İng.
    • i., f. saman tırmğı
    • f. saman tırmığı ile savurmak.
  3165. pitchman İng.
    • i.,( argo) seyyar satıcı, işportacı.
  3166. pitchstone İng.
    • i. gevrek ve camsı volkanik kaya.
  3167. pitchy İng.
    • s. zift gibi
    • karanlık, kasvetli, kara. pitchiness i. ziftli oluş
    • karanlık.
  3168. piteous İng.
    • s. merhamet uyandıran, acınacak halde olan, hazin.
  3169. pitfall İng.
    • i. gizli tehlike veya güçlük
    • tuzak.
  3170. pith İng.
    • i., f. yumuşak ve süngerimsi doku
    • bot. birtakım ağaçlarda gövde veya dalın içindeki yumuşak öz
    • zool. kuş tüyünün yumuşak özü
    • kemik iliği
    • öz, cevher kuvvet, ruh
    • f. hayvanı omuriliğini kesmek suretiyle öldürmek
    • omuriliği veya beyni tahrip etmek
    • bitkinin sapından yumuşak özü çıkarmak. pith helmet mantara benzer maddeden yapılmış güneş şapkası, kolonyel şapka.
  3171. pithecanthropus İng.
    • i. evrim teorisinde insanla maymun arasında olduğu farzolunan insan.
  3172. pithy İng.
    • s. özlü, özü çok
    • kuvvetli, etkileyici, tesirli, az ve öz. pithily z. kuvvetle, etkileyici olarak. pithiness i. kuvvet, etkileyici oluş, tesir.
  3173. pitiable İng.
    • s. acınacak halde olan, merhamet uyandıran, acıklı. pitiably z. acınacak halde.
  3174. pitiful İng.
    • s. merhamet uyandıran, acınacak halde olan
    • değersiz, aşağılık. pitifully z. merhamet uyandırarak. pitifulness i. acınacak hal.
  3175. pitiless İng.
    • s. merhametsiz, taş yürekli, kalpsiz. pitilessly z. merhametsizce. pitilessness i. merhametsizlik.
  3176. pitman İng.
    • i. maden ocağı işçisi
    • krank mili.
  3177. piton Tür.
    • python.
  3178. piton Tür.
    • A solid or folded metal spike driven into a crack in a rock to form an anchor Climbing and SRT Ref JJ. n a long-nosed, spike shaped, piece of metal driven into cracks for protection or aid. metal loop climbers screw into rock to run rope through for safety. a metal spike with a hole for a rope
    • mountaineers drive it into ice or rock to use as a hold.
  3179. piton Tür.
    • a metal spike with a hole for a rope
    • mountaineers drive it into ice or rock to use as a hold.
  3180. piton Tür.
    • A metal spike that is hammered into a crack for use as protection or an anchor A staple of early climbers, they are not widely used anymore Also known as pins.
  3181. piton Tür.
    • a long-nosed, spike shaped, piece of metal driven into cracks for protection or aid.
  3182. piton İng.
    • i. dağcılıkta kullanılan madeni mıh, piton.
  3183. pitoresk Tür.
    • picturesque.
  3184. pittance İng.
    • i. az miktarda gelir.
  3185. pitterpatter İng.
    • i. hızlı ve hafif patırtı.
  3186. pituitary İng.
    • s. tıb. balgam salgılayan
    • biyol. sümüksü. pituitary gland, pituitary body hipofiz guddesi. pituitous s. balgama ait.
  3187. pity İng.
    • i., f. acıma merhamet, şefkat
    • acınacak şey
    • f. acımak, merhamet etmek. feelpity for acımak. for pity's sake Allah aşkına out of pity merhameten, acıyarak. take pity on merhamete gelmek. What a pity! Ne yazık! Vah vah!
  3188. pivot İng.
    • i., f. mil, eksen, mihver
    • f. mil üzerine yerleştirmek
    • mil veya eksen üzerinde dönmek. pivotal s. mil kabilinden, mile ait
    • asıl, esas.
  3189. pix İng.
    • i., çoğ., A.B.D., (argo) sinema
    • resimler.
  3190. pixilated İng.
    • s., k.dili kaçık, çatlak, delidolu
    • (argo) sarhoş.
  3191. pixy , pixie İng.
    • i. peri.
  3192. piyade Tür.
    • infantry. pawn. foot soldier. infantryman. pawn. foot solider.
  3193. piyade Tür.
    • infantry. infantryman. foot soldier. footslogger.
  3194. piyade Tür.
    • foot. infantryman. infantry.
  3195. piyango Tür.
    • lottery. raffle. sweepstakes. sweepstake.
  3196. piyango Tür.
    • lottery. raffle. drawing.
  3197. piyango Tür.
    • lottery. raffle.
  3198. piyanist Tür.
    • pianist.
  3199. piyanist Tür.
    • pianist.
  3200. piyano Tür.
    • piano. pianoforte.
  3201. piyano Tür.
    • piano. pianoforte.
  3202. piyano Tür.
    • piano.
  3203. piyasa Tür.
    • market. strolling. public places. established brand, image, market, product.
  3204. piyasa Tür.
    • market. quotation. pleasant stroll. the market. current price.
  3205. piyasa Tür.
    • market.
  3206. piyasa değeri Tür.
    • market value.
  3207. piyasa değeri Tür.
    • market price. market value.
  3208. piyasa ekonomisi Tür.
    • market economy.
  3209. piyasa ekonomisi Tür.
    • market economy.
  3210. piyasa fiyatı Tür.
    • market price. market price / rate.
  3211. piyasa fiyatı Tür.
    • market price.
  3212. piyaz Tür.
    • cold dish made with dried beans. chopped onions. parsley. hardboiled egg and olive oil.
  3213. piyaz Tür.
    • beans with chopped onions. flattery. haricot bean salad. blarney.
  3214. piyes Tür.
    • play. drama. piece.
  3215. piyes Tür.
    • piece. play. play. play oyun.
  3216. piyon Tür.
    • pawn. pawn piyade. tool.
  3217. piyon Tür.
    • pawn.
  3218. piyon Tür.
    • pawn.
  3219. pizza Tür.
    • pizza.
  3220. pizza Tür.
    • pizza.
  3221. pizza Tür.
    • Italian open pie made of thin bread dough spread with a spiced mixture of e.g. tomato sauce and cheese.
  3222. pizza Tür.
    • Italian open pie made of thin bread dough spread with a spiced mixture of e g tomato sauce and cheese.
  3223. pizza Tür.
    • Flat baked dough covered with various combinations of tomatoes, olive oil, anchovies, sausage, cheese, etc. [Italian] Flat baked dough covered with various combinations of tomatoes, olive oil, anchovies, sausage, cheese, etc. soon?Java dialect with functional programming features, 1997. a flat dough topped with tomato, cheese and other tasty foods that is baked in an oven.
  3224. pizza Tür.
    • Bread-based open pie Originally from the Naples area, where it is still sold by the metre. main staple food of racers.
  3225. pizza İng.
    • i. pizza.
  3226. pizzacı Tür.
    • pizzeria. pizza parlour.
  3227. pizzacı Tür.
    • pizza shop.
  3228. pizzicato Tür.
    • When string instruments that are usually bowed, such as the violin, are plucked with the finger instead. [pih-tzee-kah-toh] "Plucked" An indication to pluck the string or strings of an instrument which is usually bowed. with a light plucking staccato sound. to be plucked with the finger.
  3229. pizzicato Tür.
    • Played by plucking the strings with the finger instead of using a bow, as on a violin.
  3230. pizzicato Tür.
    • A direction to violinists to pluck the string with the finger, instead of using the bow. to be plucked with the finger with a light plucking staccato sound.
  3231. pizzicato İng.
    • i.,s., z., müz. tellerin parmak çekişleriyle seslendirilmesi, pizzikato
    • s. pizzikato usulünde çalınan
    • z. pizzikato usulünde
  3232. pıhtı Tür.
    • clot. clotted blood. coagulum.
  3233. pıhtı Tür.
    • clot.
  3234. pıhtılanmak Tür.
    • to clot. to coagulate.
  3235. pıhtılaşma Tür.
    • coagulation.
  3236. pıhtılaşmak Tür.
    • to clot. to coagulate. to curd. to curdle. cloging.
  3237. pıhtılaştırmak Tür.
    • coagulate. congeal. to congeal. to coagulate.
  3238. pıhtılaştırmak Tür.
    • coagulate. congeal.
  3239. pılı pırtı Tür.
    • junk. candle end. deadwood. goods and chattels. rummage goods. odds and ends. things. traps. trashery.
  3240. pınar Tür.
    • well. spring. spring.
  3241. pınar Tür.
    • spring. fount. fountain. source. wellhead. well spring.
  3242. pınar Tür.
    • fountain. spring. fount. font.
  3243. pınar başı Tür.
    • head of water. head.
  3244. pınar başı Tür.
    • fountainhead.
  3245. pırasa Tür.
    • leek.
  3246. pırasa Tür.
    • leek.
  3247. pırıl pırıl Tür.
    • sparkling. gleaming. glittering. squeaky.
  3248. pırıl pırıl Tür.
    • brilliant. resplendent. spotless.
  3249. pırıl pırıl Tür.
    • brilliant.
  3250. pırıldak Tür.
    • dark lantern. signal lantern. heliograph.
  3251. pırıldamak Tür.
    • sparkle. twinkle. wink.
  3252. pırıldamak Tür.
    • gleam. glitter. bicker. shimmer. wink.
  3253. pırıltı Tür.
    • glister.
  3254. pırıltı Tür.
    • gleam. light. sparkle. glitter.
  3255. pırıltı Tür.
    • gleam. glitter. twinkle. wink.
  3256. pırlanta Tür.
    • brilliant. ice.
  3257. pırlanta Tür.
    • brilliant. ice.
  3258. pırtlak Tür.
    • popeyed. bug-eyed.
  3259. pırtlamak Tür.
    • protrude.
  3260. pısırık Tür.
    • shy. diffident. incapable.
  3261. pısırık Tür.
    • fainthearted. lacking in boldness. poor-spirited. to be sorry stuff. timorous.
  3262. pıtırdamak Tür.
    • to patter.
  3263. pıtırtı Tür.
    • patter. pattering sound.
  3264. pk İng.
    • kıs. psychokinesis.
  3265. pk İng.
    • kıs. pack, park, peak, peck.
  3266. pkg İng.
    • kıs. package(s).
  3267. pl İng.
    • kıs. place, plate, plural.
  3268. placable İng.
    • s. kolay yatışır, kolay affeder
    • teskin edilmesi mümkün.
  3269. placard İng.
    • i., f. yafta, afiş, levha, ilân levhası
    • f. afişlerle ilân etmek
    • üzerine yafta yapıştırmak.
  3270. placate İng.
    • f. teskin etmek, yatıştırmak. placative placatory s. yatıştırıcı.
  3271. place İng.
    • f. koymak, bir yere koymak, yerleştirmek
    • bir memuriyete veya işe koymak
    • vermek, yatırmak (para)
    • atamak, tayin etmek
    • çıkarmak, tanımak
    • koşuda ikinci gelmek
    • ( spor) birinci, ikinci veya üçüncü gelmek
    • derece almak
    • bırakmak
    • sınıflandır- mak. place a bet bahse girmek. place an order sipariş vermek, ısmarlamak.
  3272. place İng.
    • i. yer, mevki, mahal, mekân, mevzi
    • küçük sokak veya meydan
    • semt, şehir, kasaba
    • ev
    • mat. hane
    • mevki, memuriyet, görev, vazife. place card davetlilerin sofradaki yerlerini gösteren kart. place in the sun iyi durum. place kick (spor) saha üzerine konulmuş olan topa vuruş. give place to öncelik tanımak
    • yer vermek. go places ( argo) başarıya ulaşmak. high places yüksek. out of place yersiz, münasebeti olmayan. take place vaki olmak, meydana gelmek.
  3273. placebo İng.
    • i. (çoğ. -bos, -boes) hastaya ilâç diye verilen tesirsiz madde.
  3274. placement İng.
    • i. koyma, yerleştirme.
  3275. placenta İng.
    • i., anat. meşime, son, plasenta
    • zool. etene
    • bot. bitki tohumunu etrafındaki zarfa bağlayan kısım. placental s. plasentaya ait.
  3276. placer İng.
    • i. derece veya yer alan şey veya kimse.
  3277. placer İng.
    • i. nehir sularının getirdiği altınla karışık aluvyon. placer mining böyle birikintiden altın ayırma işlemi.
  3278. placet İng.
    • i., Lat. kabul, tasvip, tensip
    • olumlu oy.
  3279. placid İng.
    • s. sakin, yumuşak, uysal, halim selim. placidity i. skunet, yumuşak başlılık, huzur placidly z süku- ünetle, uysallıkla.
  3280. placket İng.
    • i. giyside fermuar yeri
    • eteklik cebi.
  3281. placoid İng.
    • s., zool. tabak şeklindeki
    • köpekbalığı gibi tabak şeklinde pulları olan.
  3282. plagiarize İng.
    • f. bir başkasının eserini kendisininmiş gibi yayımlamak, intihal etmek. plagiarism i. intihal
    • intihal edilmiş eser. plagiarist i. intihal eden kimse. plagiary i başkasının eserini kendisine mal etme, intihal.
  3283. plague İng.
    • i., f. belâ musibet
    • taun, veba
    • k.dili baş belâsı, dert
    • f. uğraşmak, rahatsız etmek
    • eziyet vermek, başına bela kesilmek
    • belâsını vermek. Plague take it I Plague on it! Allah belâsını versin! black plague kara veba. white plague verem.
  3284. plaguy İng.
    • s., k.dili sıkıcı, baş belâsı olan.
  3285. plaice İng.
    • i. pisibalığı zool. Pleuronectes platessa.
  3286. plaid İng.
    • s., i. ekose
    • i. ekose kumaş
    • ekose desen
    • İskoçya dağlılarının kullandıkları ekose şal.
  3287. plain İng.
    • s., z., i. düz
    • sade, şatafatsız, süssüz, basit
    • açık, vazıh
    • dobra dobra söylenmiş
    • alelade
    • baharatsız, sade (yiyecek)
    • z. sadece
    • i. ova, düzlük. plain dealing dürüstlük
    • doğru iş. plain living basit yasayış. plain sailing k.dili güç tarafı olmayan iş. plain text çözülmüş şifre. in plain words açıkça, vuzuhla
    • sadelikle, sussüz olarak. plainness i. düzlük
    • sadelik, süssüzluk
    • açıklık, vuzuh.
  3288. plainclothes man İng.
    • sivil polis
    • detektif.
  3289. plainsong İng.
    • i., müz.( eski )bir tarz kilise müziği.
  3290. plainspoken İng.
    • s. açık sözlü.
  3291. plaint İng.
    • i. şikâyet, yakınma
    • feryat, figan.
  3292. plaintiff İng.
    • i., huk. davacı.
  3293. plaintive İng.
    • s. yakınan sızlanan, kederli. plaintively z. sızlanarak.
  3294. plait İng.
    • i., f. örgü
    • kıvrım, pli, kırma
    • f. örmek
    • kıvrım yapmak.
  3295. plaj Tür.
    • beach. sand.
  3296. plaj Tür.
    • beach. bathing beach. seaside resort. watering place.
  3297. plaj Tür.
    • beach. bathing beach. plage. seaside place. seaside resort.
  3298. plaj havlusu Tür.
    • beach towel.
  3299. plak Tür.
    • disk. record. plate. plaque. disc. platter.
  3300. plak Tür.
    • disc. record. disk. phonograph record.
  3301. plaka Tür.
    • plate. licence plate. number plate. tablet. slab. plaque.
  3302. plaka Tür.
    • numberplate. plate. license plate. plaque. tablet. license plates.
  3303. plaka Tür.
    • number plate. license plate. disc. disk. license plate. license tag. plaque. tablet. name-plate. slip. numbering. sheeting. ticket. stab. name plate.
  3304. plaket Tür.
    • platelet. plate.
  3305. plaket Tür.
    • plaquette. booklet.
  3306. plaket Tür.
    • plaque. plate.
  3307. plan Tür.
    • To scheme
    • to devise
    • to contrive
    • to form in design
    • as, to plan the conquest of a country. scale drawing of a structure
    • "the plans for City Hall were on file" a series of steps to be carried out or goals to be accomplished
    • "they drew up a six-step plan"
    • "they discussed plans for a new bond issue" make plans for something
    • "He is planning a trip with his family" have the will and intention to carry out some action
    • "He plans to be in graduate school next year"
    • "The rebels had planned turmoil and confusion" make or work out a plan for
    • devise
    • "They contrived to murder their boss"
    • "design a new sales strategy"
    • "plan an attack".
  3308. plan Tür.
    • To form a delineation of
    • to draught
    • to represent, as by a diagram.
  3309. plan Tür.
    • The specific actions or mechanisms mandated by the affirmative Traditionally, plans specify resolutional mandates as well as non-resolutional logistical requirements and legislative intent for purposes of clarification.
  3310. plan Tür.
    • The skill of outlining appropriate strategies for solving complex problems that are new to you, starting with appropriate physical laws and principles.
  3311. plan Tür.
    • There may be several different plan types available To see what different plan types include click on the plan type link. the ability to PLAN how to use that information, to meet your goal This continues the DESIGN and takes you all the way to implementation You should now have some feasible deadlines identified.
  3312. plan Tür.
    • The plan is the basis for all RECEPTOR activities, and must be created by the user before a RECEPTOR analysis can be done All things affecting the search are described in the plan: which molecules are used in the search
    • which atoms are used as pharmacophore points
    • and parameters that affect all of the molecules as a group as well as those applied only to specific molecules The plan exists as a subdirectory in the directory containing the starting MOL2 files.
  3313. plan Tür.
    • The drawing of the horizontal plane of a building, cut through the walls at about three feet above a floor and looking down Also called a floor plan.
  3314. plan Tür.
    • plan. scheme. design. intention. layout. program. programme. project. proposal. proposition. arrangement. blue print. chart. conspectus. idea. map. plot. set-up. blueprint. device. dodge. drawing. game.
  3315. plan Tür.
    • plan. scheme. design. intention. layout. program. programme. project. proposal. proposition. arrangement. blue print. chart. conspectus. idea. map. plot. set-up.
  3316. plan Tür.
    • Develop strategies and plans for change, communications, training and performance measurement to maximise opportunities and minimise risks.
  3317. plan Tür.
    • concept, conception, idea, layout, plan, scheme.
  3318. plan Tür.
    • chart. design. layout. plan. project. schema. scheme. plot. program (me. proposal. policy. proposition. device. canvas. schedule. blueprint. cadre. designs. drawing. game. line. map. plat. recipe.
  3319. plan Tür.
    • As used anywhere in the West Eugene Wetlands Plan, the terms "the Plan" "this Plan" "West Eugene Wetlands Plan" or "the WEWP" are all references to the current West Eugene Wetlands Plan as adopted or hereafter amended Rare Animal: See definition for "rare species "., v t To bother about the best method of accomplishing an accidental result.
  3320. plan Tür.
    • A set of steps, procedures or programs, worked out beforehand in order to accomplish an objective or goal.
  3321. plan Tür.
    • a series of steps to be carried out or goals to be accomplished
    • "they drew up a six-step plan"
    • "they discussed plans for a new bond issue". an arrangement scheme
    • "the awkward design of the keyboard made operation difficult"
    • "it was an excellent design for living"
    • "a plan for seating guests". scale drawing of a structure
    • "the plans for City Hall were on file". have the will and intention to carry out some action
    • "He plans to be in graduate school next year"
    • "The rebels had planned turmoil and confusion". make plans for something
    • "He is planning a trip with his family". make or work out a plan for
    • devise
    • "They contrived to murder their boss"
    • "design a new sales strategy"
    • "plan an attack". make a design of
    • plan out in systematic, often graphic form
    • "design a better mousetrap"
    • "plan the new wing of the museum".
  3322. plan Tür.
    • A scheme devised
    • a method of action or procedure expressed or described in language
    • a project
    • as, the plan of a constitution
    • the plan of an expedition.
  3323. plan Tür.
    • A program or pseudo-code fragment that solves a single, well defined goal Examples would be a code fragment to sum a series of numbers or code to input words from a file until the end-of-file character is encountered [Soloway82] [Rist86] A program as a whole is described in terms of global plans For example, most programs can be described in terms of the following high-level global plan: Input a set of data, process the data, then output the data.
  3324. plan Tür.
    • A prescribed, written sequence of actions to achieve a goal, usually ordered in phases or steps with a schedule and measureable targets
    • defines who is responsible for achievement, who will do the work, and links to other related plans and goals By law agencies must have strategic plans, business plans, and performance plans They may also have implementation plans, program plans, project plans, management plans, office plans, personnel plans, operational plans, etc.
  3325. plan Tür.
    • A plan is written ordered set of decisions, directions, policies, and a course of action to achieve a set of objectives Plans usually include graphics, maps, and descriptions of areas and projects as well as findings, assumptions, and recommendations of the planning process When adopted, "plans" become guides for administration They are not end products They are subject to change as policies change due to unfolding events, such as changing standards of life style, environmental factors, costs, and advancing technology. : An orthographic projection onto a horizontal picture plane typically of the site, floor levels, and roofs of buildings See also "section".
  3326. plan Tür.
    • An architectural drawing showing in two dimensions the arrangement of space in a building.
  3327. plan Tür.
    • A method of action as text, drawing, or map. means any bonus, profit-sharing, pension, retirement, thrift, savings, incentive, stock purchase, stock option, stock ownership, stock appreciation, dividend reinvestment, or similar plan
    • or any dividend or interest reinvestment plan or employee benefit plan as defined in Rule 405 under the Securities Act.
  3328. plan Tür.
    • A method
    • a way of procedure
    • a custom.
  3329. plan Tür.
    • A means of resource management, prepared under the Resource Management Act 1991, which sets out issues, objectives, methods and rules pertaining to the management of an area or a resource, as required or provided for by the act There are both regional and district plans, prepared by regional and territorial authorities A plan is usually defined as including a proposed plan, which has been publicly notified for submissions.
  3330. plan Tür.
    • A health care program offered by the State that partially pays or reimburses the employee or retiree for covered health care services or treatments.
  3331. plan Tür.
    • A drawing, sketch, or diagram of any object or structure, especially, a very large-scale and considerably detailed map of a small area.
  3332. plan Tür.
    • A drawing representing any one of the floors or horizontal cross sections of a building, or the horizontal plane of any other object or area.
  3333. plan Tür.
    • A draught or form
    • properly, a representation drawn on a plane, as a map or a chart
    • especially, a top view, as of a machine, or the representation or delineation of a horizontal section of anything, as of a building
    • a graphic representation
    • a diagram.
  3334. plan Tür.
    • A disciplined, systematic approach, formulated beforehand, that results in detailed strategies, tactics and implementation steps.
  3335. plan İng.
    • i., f. (-ned,- ning) plan
    • kroki, taslak
    • tertip, niyet maksat, fikir
    • yol, usul, tarz
    • f. planını çizmek
    • plan kurmak, tasarlamak
    • tertiplemek düzenlemek
    • düşünmek, niyetlenmek, working plan ilk tasarı, ge- çici. plan planner i. plan yapan kimse.
  3336. planar İng.
    • s. düzeysel.
  3337. planarian İng.
    • i., zool. planarya.
  3338. plançete Tür.
    • surveyor"s plane table.
  3339. plancı Tür.
    • schemer.
  3340. plane İng.
    • s. tamamıyle düz, dümdüz
    • mustevi, düzlem
    • yassı. plane angle geom. düzlem açı, basit açı. plane figure geom. düzlem şekil. plane geometry düzlem geometri plane table plançete.
  3341. plane İng.
    • i., f. rende, marangoz rendesi, planya
    • bir çeşit mala
    • f. düzeltmek, rendelemek
    • üstünu temizlemek
    • den. suyun yüzünde uçar gibi gitmek.
  3342. plane İng.
    • i., plane tree çınar, bot. Platanus.
  3343. plane İng.
    • i., geom. düzlem, müstevi
    • düzey
    • safha, derece
    • tayyare, uçak. inclined plane geom. eğik düzlem on the same plane aynı düzeyde, müsavi, aynı derecede.
  3344. planer İng.
    • i., bak. planing machine.
  3345. planet Tür.
    • See Solar system.
  3346. planet Tür.
    • planet.
  3347. planet Tür.
    • One of nine major bodies that orbit the Sun, visible to us by reflected sunlight.
  3348. planet Tür.
    • Object revolving in an approximately circular orbit around a star[?] See also: asteroid. : A solid object in motion about a star If it is very small, it is called an asteroid See also Brown Dwarf.
  3349. planet Tür.
    • Large spherical object shining by a star Our planets are: Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune, Pluto.
  3350. planet Tür.
    • It is distinguished from a comet by the absence of a coma, and by having a less eccentric orbit.
  3351. planet Tür.
    • From an old word meaning "wanderer" The planets are those celestial bodies that seem to move through the zodiac In astrology, the planets include the Sun and the Moon.
  3352. planet Tür.
    • For the purposes of Astrology the planets are considered to be the Sun, Moon, Mercury, Venus, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune, and Pluto Some Astrologers also include asteroids or the small planetoid Chiron which orbits between Saturn and Uranus Some even include mythical planets such as Lilith, the dark moon. a "wanderer" one of the nine bodies in orbit around the sun. n any object in space that does not generate its own light, that revolves around another body, such as the sun, which does give it light.
  3353. planet Tür.
    • A very large body in orbit around a star Planets can be composed mainly of rock or of dense gases.
  3354. planet Tür.
    • Astronomy: spherical and massive celestial body orbiting around the Sun or around an other star Astrology: object of the Zodiac that individually and collectively more or less influences the human beings, in one or several life sectors Esotericism: physical body of an entity considerably more evolved than a human being. one of the principal nonluminous bodies in orbit around the Sun or another star There are nine in the Solar System.
  3355. planet Tür.
    • A star, as influencing the fate of a men. any of the celestial bodies that revolve around the sun in the solar system.
  3356. planet Tür.
    • A spherical ball of rock and/or gas that orbits a star The Earth is a planet Our solar system has nine planets These planets are, in order of increasing present distance from the Sun: Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Pluto, and Neptune.
  3357. planet Tür.
    • A spherical ball of rock and/or gas that orbits a star The Earth is a planet Our solar system has nine planets These planets are, in order of increasing average distance from the Sun: Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune, and Pluto.
  3358. planet Tür.
    • A planet is a relatively large object that orbits a star Actually the definition for exactly what can be called a "planet" is uncertain, and there are no specific lower size limits The planet Pluto by all logical accounts is too small to be a full-fledged planet, yet orbits the Sun in an independent orbit and was originally judged a planet However, it is smaller than Earth"s Moon, and there may well be other objects as large orbiting the Sun However, there are definite upper limits to the size of a planet Objects with masses about ten times that of Jupiter form a class of objects intermediate between stars and planets They are called "brown dwarfs" Brown dwarfs give off too much energy to be planets, yet they are too small to exhibit the full nuclear fusion processes that defines stars.
  3359. planet Tür.
    • Any of the nine large objects that revolve around the Sun There are also over 80 potential Exo-Solar planets.
  3360. planet Tür.
    • any of the celestial bodies that revolve around the sun in the solar system. a person who follows or serves another.
  3361. planet Tür.
    • Any of nine solid, nonluminous bodies revolving about the Sun.
  3362. planet Tür.
    • A non-luminous body moving round a star There are nine known planets in our Solar System, some of which are attended by satellites Experience the planets of the solar system.
  3363. planet Tür.
    • A non-luminous body moving round a star There are nine known planets in our Solar System, some of which are attended by satellites.
  3364. planet Tür.
    • A nonluminous body associated with a star Any of nine such bodies that circle our sun.
  3365. planet Tür.
    • A major object which orbits around a star In our solar system, there arenine such objects which aretraditionally called "planets"": Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune, and Pluto While no individual planet has ever been seen orbiting around another star, we wouldn"t expect to see them, given the limits of current technology It is suspected, though, that planets are common companions of stars. Any one of the nine primary celestial bodies that orbit the sun: Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune, and Pluto.
  3366. planet Tür.
    • A large body that orbits the Sun.
  3367. planet Tür.
    • A cosmic object that is more massive than an asteroid but less massive than a star and shines by reflected light. the major bodies in the solar system that shine only by reflected light from the Sun: Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune and Pluto.
  3368. planet Tür.
    • A celestial body which revolves about the sun in an orbit of a moderate degree of eccentricity.
  3369. planet Tür.
    • A celestial body of the solar system, revolving around the sun in a nearly circular orbit, or a similar body revolving around a star See table XII See also astronomical constant, tables II and III, noting that some values differ in the three tables.
  3370. planet İng.
    • i. gezegen, seyyare.
  3371. planetarium İng.
    • i. yıldızları ve güneş sistemini hareket halinde canlandlran cihaz
    • bu cihazın içinde bulunduğu bina.
  3372. planetary İng.
    • s. gezegenlerle ilgili, gezegen gibi
    • seyyar, gezginci
    • dünyasaı. planetary gear mak. büyuk bir dişli çarkın içinde dönen küçük dişli.
  3373. planetfall İng.
    • i. bir gezegene iniş.
  3374. planetoid İng.
    • i., astr. küçük gezegen, asteroid planetoid.
  3375. plangent İng.
    • s. dalga gibi çarpan veya döven, yankılanan
    • gurultulu.
  3376. planimeter İng.
    • i. planimetre, düz bir alanın yüzolçümünü ölçen alet planimetry i. yüzölçümü ölçme usulu.
  3377. planingmachine İng.
    • planya makinası, planya tezgâhı. planing mill kereste rendeleme fabrikası.
  3378. planisphere İng.
    • i. düzlem küre.
  3379. plank İng.
    • f. kalas döşemek, tahta kaplamak
    • kızartıp veya haşlayıp servis yapmak
    • k.dili fırlatmak. plank down, plank out hemen ödemek .
  3380. plank İng.
    • i. kalın tahta, döşemelik tahta
    • dayanak, destek
    • parti programında madde. walk the plank geminin yan tarafından uzanan kalasın üzerinden suya düşüp bozulmak.
  3381. plankton Tür.
    • Tiny, free-floating organisms of the ocean or other aquatic systems They may be phytoplankton or zooplankton. 1) Small, usually microscopic, plants and animals in aquatic systems 2) All of the smaller floating, suspended or self-propelled organisms in a body of water. floating, drifting or slowly swimming organisms that cannot swim against currents - floating and drifting organisms that have limited swimming abilities and that are carried largely passively with water currents These include bacteria, plants and plant-like organisms and the animals that eat them.
  3382. plankton Tür.
    • The small and microscopic organisms drifting or floating in the sea or fresh water.
  3383. plankton Tür.
    • The collective term for all organisms which drift passively, or are unable to move against prevailing currents The plankton includes four groups primary producers, primary consumers, secondary consumers and the decomposers See also zooplankton, nekton. various small to microscopic organisms that are carried along by the currents. plant and animal organisms, generally microscopic, that float or drift in great numbers in fresh or salt water.
  3384. plankton Tür.
    • Small plants and animals that are suspended in the water and either drift with the currents or swim weakly.
  3385. plankton Tür.
    • Small floating or drifting life forms in water bodies Plankton includes both plants and animals that are carried passively in the water currents Those that can swim do so to change or adjust their depth in the water, not to move from place to place Plankton is one of the 3 main divisions of aquatic life The others being "nekton" and the "benthos". microscopic floating plant and animal organisms of lakes, rivers, and oceans. microscopic plant life found in natural bodies of water. organisms that swim or float in water.
  3386. plankton Tür.
    • plankton.
  3387. plankton Tür.
    • plankton.
  3388. plankton Tür.
    • Passively floating or weakly swimming plant and animal life in either fresh or marine waters From the Greek, planktos, "to wander or drift ".
  3389. plankton Tür.
    • Passively floating or weakly motile aquatic plants and animals. the passively floating or weakly motile aquatic plants and animals.
  3390. plankton Tür.
    • Organisms that float through the water column, not attached to any substrate and unable to move against currents.
  3391. plankton Tür.
    • Minute plant and animal organisms that are found in aquatic ecosystems.
  3392. plankton Tür.
    • Microscopic plants and animals which many fish feed upon early in their lives Some lake trout populations feed upon plankton for their entire lives and are said to be planktivorous. The passively floating or weakly swimming animal and plant life in either fresh or marine waters Many plankton reproduce daily, some hourly, and some every 10 minutes when the temperature is optimal, and when essential nutrients and foods are present. the aggregate of small plant and animal organisms that float or drift in great numbers in fresh or salt water.
  3393. plankton Tür.
    • Microscopic plant and animal life.
  3394. plankton Tür.
    • Free-swimming microscopic plants or animals that live in water
    • they can be larval forms of other animals such as fish or crustaceans, or adult forms of plants and animals.
  3395. plankton Tür.
    • Free-floating plants or animals.
  3396. plankton Tür.
    • Floating or weakly swimming aquatic plants and animals that live in the open water of lakes and rivers, and that form the base of the ocean food chain.
  3397. plankton Tür.
    • A term used to refer to both phytoplankton and zooplankton.
  3398. plankton Tür.
    • Aquatic organisms that drift, or swim weakly.
  3399. plankton Tür.
    • All the animals and plants, taken collectively, which live at or near the surface of salt or fresh waters. the aggregate of small plant and animal organisms that float or drift in great numbers in fresh or salt water.
  3400. plankton İng.
    • i. plankton.
  3401. planlama Tür.
    • planning. tactics. scheduling. designing.
  3402. planlama Tür.
    • planning. projection.
  3403. planlama Tür.
    • planning.
  3404. planlamacı Tür.
    • planner. town planner.
  3405. planlamacı Tür.
    • planner.
  3406. planlamak Tür.
    • to plan. to devise. to propose. arrange. project. tee up. timetable. work out.
  3407. planlamak Tür.
    • plan. design. program. programme. work up. architect. calculate. project. have in view. arrange. blue-print. chart. concert. contrive. devise. draft. map. mark out. premeditate. structure. think.
  3408. planlamak Tür.
    • arrange. calculate. contrive. devise. intend. plan. programme. project. schedule. structure. to plan. to arrange. to map sth out.
  3409. planlanmak Tür.
    • to be planned.
  3410. planlı Tür.
    • planned.
  3411. planlı Tür.
    • planned.
  3412. planlı ekonomi Tür.
    • planed economy. planned economy. draft / managed / planned economy. draft economy. managed economy.
  3413. planoconcave İng.
    • s. bir yüzü düz obur yüzü içbükey olan.
  3414. planoconvex İng.
    • s. bir yüzü düz öbür yüzü dışbukey olan.
  3415. planör Tür.
    • glider. sailplane.
  3416. planör Tür.
    • glider. sailplane.
  3417. planör Tür.
    • glider.
  3418. planörcü Tür.
    • person who operates a glider.
  3419. planörcülük Tür.
    • gliding.
  3420. plansız Tür.
    • willy nilly.
  3421. plansız Tür.
    • planless.
  3422. plant İng.
    • f. dikmek, ekmek
    • kurmak, tesis etmek
    • tohumlarını atmak (fikir)
    • denize balık tohumu ekmek
    • bahçe yapmak
    • mevzilendirmek
    • iskân etmek, yerleştirmek
    • (argo) aşketmek, indirmek, yapıştırmak (tokat)
    • yutturmak. plant oneself dikilmek. plant out fideleri saksı veya limonluktan çıkararak toprağa dikmek.
  3423. plant İng.
    • i. bitki, ot
    • fabrika, atelye
    • bir kurumun malı olan bina veya arazi
    • demir baş
    • teçhizat
    • (argo) hile oyun, tuzak
    • şakşakçı
    • seyircilerin arasında oturup rol ya- pan oyuncu
    • hikâyede sonradan etkisini gösteren belirsiz bir kısım. plant louse yaprak biti
    • bitkilere musallat olan bit., zool. Chermus sensitive plant kuseğen, küstümotu, bot. Mimosa pudica.
  3424. plantain İng.
    • i. bir çeşit müz., bot. Musa paradisiaca
    • bunun pişirilerek yenen meyvası.
  3425. plantation İng.
    • i. koru, fidanlık
    • büyük çiftlik, geniş tarla, ekim alanı
    • istiridye yatağı
    • ekim.
  3426. planter İng.
    • i. ekici, ziraatçı
    • tohum serpme makinası
    • büyük çiftlik sahibi
    • sömürge kurucusu .
  3427. plantigrade İng.
    • s., i., zool. insan ve ayı gibi butun tabanına basarak yuruyen
    • i. tabanına ağırlık vererek yurüyen hayvan.
  3428. planya Tür.
    • planer. a large. carpenter"s plane. planning machine. joiner. joining / bench plane. try plane. matcher.
  3429. planya Tür.
    • plane. planing machine. power planer. planer.
  3430. planya Tür.
    • plane.
  3431. planyalamak Tür.
    • to plane.
  3432. plaque İng.
    • i. süs tabağı
    • madeni levha veya rozet.
  3433. plash İng.
    • i. su birikintisi.
  3434. plash İng.
    • f., i. su sıçratmak
    • i. su sıçratma
    • yağmurun şiddetli yağması.
  3435. plash İng.
    • f. çalıları büküp örerek çit yapmak.
  3436. plasm İng.
    • (sonek), biyol. plazma.
  3437. plasma İng.
    • i. plazma
    • protoplazma
    • min. bir çeşit yeşil çakmaktaşı. plasmic plasmat'ic s. plazma veya protoplazma ile ilgili.
  3438. plasman Tür.
    • placing. investment. investing of money. placement.
  3439. plasmodium İng.
    • i. (çoğ.- dia) biyol. birkaç amipten oluşmuş mikrop, plazmodyum
    • sıtma asalağı, zool. Plasmodium.
  3440. plasmolysis İng.
    • i., bot. plazma bozulumu.
  3441. plast İng.
    • (sonek) canlı hücre.
  3442. plaster Tür.
    • To overlay or cover with plaster, as the ceilings and walls of a house.
  3443. plaster Tür.
    • To cover with a plaster, as a wound or sore.
  3444. plaster Tür.
    • The interior finish of a gunite spa or pool Composed of white marble dust and portland cement.
  3445. plaster Tür.
    • See Mortar.
  3446. plaster Tür.
    • plaster.
  3447. plaster Tür.
    • Mixture of white cement and marble dust mixed with water to smooth finish gunite pools.
  3448. plaster Tür.
    • Mixture of gypsum and water that can be troweled wet onto interior walls and ceilings. paste of lime water and sand or fine marble dust trowelled and smoothed onto a brick or stone wall
    • dries to a hard lustrous finish.
  3449. plaster Tür.
    • Layer of lime or gypsum, sand and water spread over the surface of a wall making it even and to prepare it for decoration Plaster of Paris is used to make casts, mixing plaster and flour resembles stucco and is used for relief decorations on doors, furniture and frames
    • it is often gilded or painted. 2CaSO4 2H2O An invaluable mold-making tool for the potter, also used extensively in industry It can be poured or carved into virtually any shape When it is dry it can be used to press clay into or to slipcast with.
  3450. plaster Tür.
    • It is adhesive at the ordinary temperature of the body, and is used, according to its composition, to produce a medicinal effect, to bind parts together, etc.
    • as, a porous plaster
    • sticking plaster.
  3451. plaster Tür.
    • Fig.: To smooth over
    • to cover or conceal the defects of
    • to hide, as with a covering of plaster. adhesive tape used in dressing wounds a hardened surface of plaster
    • "there were cracks in the plaster" a mixture of lime or gypsum with sand and water
    • hardens into a smooth solid
    • used to cover walls and ceilings coat with plaster
    • "daub the wall" apply a heavy coat to apply a plaster cast to
    • "plaster the broken arm" affix conspicuously
    • "She plastered warnings all over the wall" cover conspicuously, as by pasting something on
    • "The demonstrators plastered the hallways with posters".
  3452. plaster Tür.
    • Calcined gypsum, or plaster of Paris, especially when ground, as used for making ornaments, figures, moldings, etc.
    • or calcined gypsum used as a fertilizer.
  3453. plaster Tür.
    • band-aid. sticking plaster. adhesive plaster. adhesive tape.
  3454. plaster Tür.
    • A surface covering for walls and ceilings applied wet, dries to smooth, hard protective surface.
  3455. plaster Tür.
    • A plastic mixture of various materials, such as lime or gypsum, and water which sets to a hard, coherent solid.
  3456. plaster Tür.
    • An external application of a consistency harder than ointment, prepared for use by spreading it on linen, leather, silk, or other material.
  3457. plaster Tür.
    • A mixture of white cement and white marble dust used as an interior finish, which can be tinted, colored or left white
    • applied to the gunite or shotcrete of a pool or spa.
  3458. plaster Tür.
    • A mixture of sand, lime and water of a consistency that can be applied to a wall or ceiling with a trowel Various plasters have different uses, such as for patching holes, or for finishing a smooth surface. a type of finish that is applied over the concrete shell of inground pools Typically, a mixture of marble dust and Portland cement.
  3459. plaster Tür.
    • a mixture of lime or gypsum with sand and water
    • hardens into a smooth solid
    • used to cover walls and ceilings. any of several gypsum cements
    • a white powder that forms a paste when mixed with water and hardens into a solid
    • used in making molds and sculptures and casts for broken limbs. a medical dressing consisting of a soft heated mass of meal or clay that is spread on a cloth and applied to the skin to treat inflamed areas or improve circulation etc. a hardened surface of plaster
    • "there were cracks in the plaster". adhesive tape used in dressing wounds. cover conspicuously, as by pasting something on
    • "The demonstrators plastered the hallways with posters". affix conspicuously
    • "She plastered warnings all over the wall". apply a plaster cast to
    • "plaster the broken arm". apply a heavy coat to. coat with plaster
    • "daub the wall". dress by covering with a therapeutic substance.
  3460. plaster Tür.
    • A mixture of cement or gypsum plaster with sand, perlite or vermiculite, and sometimes lime to form the interior wet wall system when applied to lath work or plasterboard.
  3461. plaster Tür.
    • A labor-intensive and more costly wall finish.
  3462. plaster Tür.
    • A composition of lime, water, and sand, with or without hair as a bond, for coating walls, ceilings, and partitions of houses.
  3463. plaster Tür.
    • A composition of lime, water and sand that is soft when applied and hardens upon drying
    • used for coating and finishing walls and ceilings.
  3464. plaster Tür.
    • A cement-like material mixed with water that is applied to wall and ceiling surfaces.
  3465. plaster Tür.
    • A cementitious material, usually based on gypsum or portland cement, applied to lath or masonry in past form, to harden into a finish surface.
  3466. plaster İng.
    • f. sıvamak, sıva vurmak
    • yakı yapıştırmak
    • yapıştırmak
    • (argo) tokatlamak, yumruklamak.
  3467. plaster İng.
    • i. sıva
    • alçı
    • tıb. yakı. plaster cast tıb. alçı. plaster of Paris alçı. court plaster yapıştırıcı bant. mustard plaster hardal yakısı. porous plaster yakı.
  3468. plasterboard İng.
    • i. yapıda sıva yerine kullanılan suni tahta.
  3469. plastered İng.
    • s.,(argo)sarhoş, kufelik.
  3470. plastic İng.
    • s. i.plastik
    • naylon
    • şekil verilebilen
    • yoğrulabilen
    • i.plastik.plastic arts plastik sanatlar.plastic surgery plastik ameliyat.plasticity i.istenilen şekle konulabilme, yoğrulabilme.
  3471. plastik Tür.
    • sculpture, plastic, plastic surgery.
  3472. plastik Tür.
    • plastic. made of plastic. acetate. plasticated.
  3473. plastik Tür.
    • plastic. cosmetic. plastic.
  3474. plastik Tür.
    • plastic.
  3475. plastik ameliyat Tür.
    • plastic surgery.
  3476. plastik cam Tür.
    • perspex.
  3477. plastik cerrahi Tür.
    • plastic surgery. plastic operation / surgery. plastic operation.
  3478. plastik sanatlar Tür.
    • The visual arts.
  3479. plastik sanatlar Tür.
    • The fine arts.
  3480. plastik sanatlar Tür.
    • performing arts.
  3481. plastron Tür.
    • The ventral shield or shell of tortoises and turtles.
  3482. plastron Tür.
    • See Testudinata.
  3483. plastron Tür.
    • A trimming for the front of a woman"s dress, made of a different material, and narrowing from the shoulders to the waist. the part of a turtle"s shell forming its underside a large pad worn by a fencer to protect the chest a metal breastplate that was worn under a coat of mail the front of man"s dress shirt the ornamental front of a woman"s bodice or shirt.
  3484. plastron Tür.
    • A piece of leather stuffed or padded, worn by fencers to protect the breast.
  3485. plastron Tür.
    • An iron breastplate, worn under the hauberk.
  3486. plastron İng.
    • i.ortaçağa mahsus madeni göülü
    • eskrim göğüslük.kadın elbisesinin göğüs süsü
    • kolalı frenkgömleğinin göğüs kısmı
    • zool. kaplumbağa ka- buğunun göğüs kısmı.
  3487. plat İng.
    • i., f. saç örgüsü
    • f. saç örmek
  3488. plat İng.
    • i., f. (-ted, -ting) eski küçük toprak parçası arsa
    • plan, çap
    • f., (eski) şehir planı çizmek .
  3489. plate İng.
    • i. tabak
    • sahan
    • bir tabakdolusu şey
    • madeni levha
    • altın veya gümüş sofra takımı
    • kupa, şilt
    • maden baskı kalıbı
    • dişçi damak, takma diş, protez
    • mim. duvar tabanlığı
    • zırh levhası
    • böyle levhalardan yapılmış zırh
    • cam negatif
    • fotoğraf klişesi
    • (beysbol) kale işareti olan levha. plate glass dökme cam. gold plate altın kaplı madeni eşya. plateful i. bir tabak dolusu.
  3490. plate İng.
    • f. madenle kaplamak
    • zırh levhalarla kaplamak
    • matb. galvano klişe yapmak
    • baskı ile cila1amak (kağıt) .
  3491. plateau İng.
    • i. (çoğ.- teaus,- teaux) plato, yüksek düzlük, yayla
    • psik. bir kimsenin öğrenim süresi içinde hiç ilerleme kaydetmediği dönem
    • birkaç katlı sini takımı.
  3492. plated İng.
    • s.kaplanmış
    • iki yüzü değişik dokunmuş.
  3493. platelet İng.
    • i. plhtılaşmaya yardımcı olan kan elemanı, trombosit.
  3494. platen İng.
    • i. matbaa makinasının baskı yapan levhası
    • daktilo makinasının silindiri.
  3495. plater İng.
    • i. kaplamacı
    • maden levhaları yapan veya kaplayan işçi
    • (spor) ikinci sınıf yarış atı.
  3496. platform Tür.
    • Usually refers to an operating system, such as Windows and the Mac OS, that other software programs can be run on top of by providing a support for it Computer programs built to run on one platform will not run on another unless it is rewritten for that other platform.
  3497. platform Tür.
    • Used also figuratively.
  3498. platform Tür.
    • To place on a platform.
  3499. platform Tür.
    • To form a plan of
    • to model
    • to lay out. a raised horizontal surface
    • "the speaker mounted the platform" any military structure or vehicle bearing weapons the combination of a particular computer and a particular operating system a document stating the aims and principles of a political party
    • "their candidate simply ignored the party platform"
    • "they won the election even though they offered no positive program".
  3500. platform Tür.
    • The underlying technological environment or "architecture" of different media systems on top of which suppliers and customers develop services and applications In a simple hardware-based usage of the term, the personal computer, television, and telephone are all examples of platforms The term is also used to refer to underlying software or network configurations In this sense, for example, Microsoft"s Windows 95 and other personal computer operating systems are platforms, as is the Netscape Web browser software.
  3501. platform Tür.
    • The type of computer or operating system on which a software application runs For example, some common platforms are PC, Macintosh, Unix, and NeXT.
  3502. platform Tür.
    • The type of computer or operating system on which a software application runs For example, some common platforms are PC, Macintosh, and UNIX.
  3503. platform Tür.
    • The type of computer operating system being used The word "platform" is also used to describe a collection of disparate programs, programs and operating systems, or hardware and software configurations.
  3504. platform Tür.
    • The sum of a computer"s operating system, hardware architecture and software It defines the applications that can be run on the computer.
  3505. platform Tür.
    • The operating system used to access the internet Windows 98 and 95 are the most popular, but when you"re designing your website, that doesn"t mean you can ignore Macintosh, Sun, or Linux computers, which are used by significant portions of the internet community.
  3506. platform Tür.
    • The operating system used by a visitor to the site.
  3507. platform Tür.
    • The name of the operating system and/or hardware used to make the request This is derived from the agent string and suffers some of the same "lying" issues that it does Summary decodes the most common platforms based on internal rules which work with the vast majority of requests.
  3508. platform Tür.
    • Shorthand for the combination of hardware and operating system you use eg the "NT platform" is a PC running the Microsoft Windows NT operating system, the "PPC platform" is a Macintosh computer with a PowerPC processor running the Mac OS operating system.
  3509. platform Tür.
    • See Orlop.
  3510. platform Tür.
    • Roughly speaking, a platform represents a computer"s family It is defined by both the processor type on the hardware side and the OS type on the software side Computers belonging to different platforms cannot typically run each other"s programs.
  3511. platform Tür.
    • rostrum.
  3512. platform Tür.
    • Refers to the hardware and software that makes a computer function The most common platform for desktop computers on Capitol Hill, for example, is PC computers running Windows 95, 98, 2000, or NT This term is also often used to refer only to the operating system of a computer -- the software that "drives" it -- which is usually Windows, Macintosh, or Unix Back to top.
  3513. platform Tür.
    • Platforms are an important component of the gun emplacement In addition to providing a level surface to fire a gun, a platform prevents the gun from sinking or recoiling into the ground Platforms are constructed of wood, joists are set into the ground and then wooden planking put down to create a floor In order to reduce the recoil force exerted on the gun carriage, the platforms are usually raised in the back This slowed the recoil and aided in returning the gun to firing position Mortar platforms were constructed in the same fashion but they were level, not raised in the rear The platform for 32-pound gun on a marine carriage was 15 to 18 ft long.
  3514. platform Tür.
    • platform. rostrum. dais.
  3515. platform Tür.
    • platform. podium. tribune.
  3516. platform Tür.
    • Generic term for type of computer environment, computer system, or operating system Macintosh, IBM-compatible PCs, and UNIX machines are examples of hardware platforms Operating system software such as DOS and Windows are also referred to as platforms.
  3517. platform Tür.
    • a raised horizontal surface
    • "the speaker mounted the platform". a document stating the aims and principles of a political party
    • "their candidate simply ignored the party platform"
    • "they won the election even though they offered no positive program". the combination of a particular computer and a particular operating system. any military structure or vehicle bearing weapons. a woman"s shoe with a very high thick sole.
  3518. platform Tür.
    • A platform is particular computer configuration It includes the operating system and other specific components Example platforms include Irix, Linux, Windows, etc.
  3519. platform Tür.
    • A plat
    • a plan
    • a sketch
    • a model
    • a pattern.
  3520. platform Tür.
    • A place laid out after a model.
  3521. platform Tür.
    • Any flat or horizontal surface
    • especially, one that is raised above some particular level, as a framework of timber or boards horizontally joined so as to form a roof, or a raised floor, or portion of a floor
    • a landing
    • a dais
    • a stage, for speakers, performers, or workmen
    • a standing place.
  3522. platform Tür.
    • An operating system, sometimes on a specific computer The most common platforms are DOS, Windows,. noun The specific brand of computer and/or operating system, i e Amiga, Apple IIe, IBM PC, Macintosh, UNIX.
  3523. platform Tür.
    • A light deck, usually placed in a section of the hold or over the floor of the magazine.
  3524. platform Tür.
    • A declaration of the principles upon which a person, a sect, or a party proposes to stand
    • a declared policy or system
    • as, the Saybrook platform
    • a political platform.
  3525. platform Tür.
    • A computer operating system such as Sun, Unix, Windows, or Macintosh.
  3526. platform Tür.
    • A combination of hardware and system software forming the basis for a computer system Examples include Macintosh, PC, NT, and UNIX The term "cross-platform" refers to programs and formats that can be used on more than one platform.
  3527. platform İng.
    • i. platform, yüksekçe yer, kürsü
    • peron
    • tramvay sahanlığı
    • bir siyasi partinin resmen kabul ettiği prensipler, parti programı
    • plan, tasarı. platform car açık yük vagonu.
  3528. platin Tür.
    • See Platen.
  3529. platin Tür.
    • platinum. points. platinoid. white gold.
  3530. platin Tür.
    • platinum. points.
  3531. platin Tür.
    • platinum.
  3532. platin Tür.
    • platinic. platinum.
  3533. plating İng.
    • i. madeni levha kaplama, kaplamacıllk.
  3534. platinotype İng.
    • i. Işığm platin tuzları üzerindeki etkisi ile çekilen fotoğraf
    • böyle fotoğraf çekme işlemi.
  3535. platinum İng.
    • i., kim. platin. platinum black kim. platinden çıkanlan siyah bir toz. platinum blond platine veya beyaza yakın sarı saçlı (kimse). platinum metals tabii ve kimyasal özellikleri platine benzeyen birkaç maden.
  3536. platitude İng.
    • i. soğuk laf, yavan söz
    • adilik, bayağılık, tatsızlık. platitudinize f. tatsız laflar söylemek. platitudinous s. souk laftan ibaret.
  3537. plato Tür.
    • tableland. plateau. set.
  3538. plato Tür.
    • tableland.
  3539. plato Tür.
    • Rhetoric is "the art of winning the soul by discourse ".
  3540. plato Tür.
    • plato.
  3541. plato Tür.
    • Held that the best or "just" state is a class-structured aristocracy ruled by "philosopher-kings ".
  3542. plato Tür.
    • Greek philosopher
    • disciple of Socrates and teacher of Aristotle, known for creating the philosophical foundations of Western culture.
  3543. plato Tür.
    • Greek philosopher Circa 427 BC-347 BC.
  3544. plato Tür.
    • As one of the most prominent and influential philosophers in ancient history, Plato"s writings have laid the foundation to many social and political subjects Plato became teacher and founder of the first known institution of education called the ACADEMY in Athens Of all the dialogues he wrote, the last story of his work called CRITIAS - wherein he describes the seaport and island of Atlantis, is perhaps the most famous.
  3545. plato Tür.
    • ancient Athenian philosopher
    • pupil of Socrates
    • teacher of Aristotle.
  3546. plato Tür.
    • ancient Athenian philosopher
    • pupil of Socrates
    • teacher of Aristotle.
  3547. plato Tür.
    • An Athenian, Plato was the student of Socrates and the teacher of Aristotle Of the philosophical works he wrote, 25 dialogues, some letters, and the Apology survive He was concerned primarily with the nature of knowledge and the study of ethics and politics In the third century, Plato"s ideas were combined with Stoic and Aristotelian philosophy to form the Neoplatonic school of thought that was to have a pervasive influence on later, particularly Renaissance, philosophers., Greek philosopher, one of the most creative and influential thinkers in Western philosophy Plato, one of the most famous philosophers of ancient Greece, was the first to use the term "philosophy" which means "love of knowledge" Born around 428 BC, Plato investigated a wide range of topics Chief among his ideas was the theory of forms, which proposed that objects in the physical world merely resemble or participate in the perfect forms in the ideal world, and that only these perfect forms can be the objects of true knowledge The goal of the philosopher, according to Plato, is to know the perfect forms and to instruct others in that knowledge.
  3548. plato Tür.
    • A computer-based educational system. a Greek philosopher.
  3549. plato İng.
    • i. Eflatun, Plato.
  3550. platonic İng.
    • s. Eflatun veya felsefesine ait, Platonik. platonic love saf aşk, manevi aşk, platonik sevgi. platonic relationship samimi arkadaşlık, içli dışlı olma.
  3551. platonik Tür.
    • platonic.
  3552. platonik Tür.
    • platonic.
  3553. platonism İng.
    • i. Eflatun'un felsefesi, Eflatunculuk
    • Eflatun'dan kalma deyim. Platonist i. Eflatun felsefesi taraftarı. Platonize f. Eflatun felsefesini taklit etmek
    • bu felsefeye uydurmak
    • idealleştirmek.
  3554. platoon İng.
    • i. askeri müfreze
    • takım.
  3555. platter İng.
    • i., A.B.D. düz ve büyük tabak
    • k.dili plak.
  3556. platypus İng.
    • i. Avustralya'ya mahsus bir hayvan, ornitorenk, zool. Ornithorhyn chus anatinus .
  3557. platyrrhine İng.
    • s. delikleri birbirinden uzak ve geniş burunlu.
  3558. plaudit İng.
    • i. alkış, takdir. plauditory s. alkış veya takdir anlamına gelen.
  3559. plausible İng.
    • s. aklın kabul edebileceği, havsalaya sığan
    • makul, görünüşte makul veya haklı olan
    • itimat uyandıran
    • olasılı. plausibil'ity i. makul olma
    • olasılık. plausibly z. akla sığacak şekilde, makul olarak.
  3560. play İng.
    • i. oyun, eğlence
    • sahne oyunu, piyes
    • şaka, latife
    • fiil, hareket
    • oynama, faaliyet
    • davranış
    • işleme
    • ilgi
    • hareket serbestliği. a play on words kelime oyunu. at play oynamakta, oyunda. child's play çocuk oyunu
    • çok kolay iş. come into play meydana çıkmak, kullanılmaya başlamak, etkili olmak. fair play oyunun hakçası, doğru oyun. foul play hileli oyun
    • alçakçasına iş, suikast. in play oyunda (top)
    • şaka olarak. make a play for k.dili kazanmaya çalışmak
    • ayartmaya çalışmak .out of play oyun dışı bırakılmış.
  3561. play İng.
    • f .oynamak
    • eğlenmek
    • hareket etmek, sallanmak, kımıldanmak
    • çalgı çalmak
    • rol yapmak, temsil etmek, canlandırmak
    • kumar oynamak
    • su fışkırtmak (flskıye)
    • hortumla fışkırtmak
    • ateş etmek (top)
    • hareket ettirmek, gezdirmek
    • oyuna iştirak etmek. play at katılmak
    • yapar gibi görün - mek. play ball oyuna başlamak
    • işbirligi etmek. play down önemsememek. play both ends against the middle kendi çıkarı için başkalarını birbirine düşürmek. play fair hilesiz oynamak, doğru oynamak. play false hilekârlık etmek. play fast and loose kaygısızca hareket etmek. play havoc mah- vetmek. play high büyük kumar oynamak
    • briç karşısındakine kaybettirmek için yüksek değerli bir kart oynamak. play house evcilik oynamak. play into the hands of çıkar sağlayacak şekilde davranmak. play off berabere kalan bir oyunu sonradan tamamlamak. play on durmadan çalmak, çalmakta devam etmek. play on(veya) upon faydalanmak, istismar etmek. play politics siyasi çıkarlarına göre davranmak. play possum ölü veya uyuyor gibi davranmak. play second fiddle ikinci derecede rol oynamak. play the field birden fazla kimseyle aynı zamanda flört etmek. play the fool ahmakça davranmak. play the game dürüstçe hareket etmek. play the man erkekçe davranmak, mertçe hareket etmek. play the market spekülasyon yapmak. play up belirtmek, tebaruz ettirmek, üzerinde durmak. play up to yaltaklanmak. play with ile oynamak, kandırmak. play with oneself istimna etmek, kendi kendini tatmin etmek. played out bitkin bir hale gelmiş
    • işi bitmiş.
  3562. play-by-play İng.
    • s. dakikası dakikasına veren.
  3563. playable İng.
    • s. oynanabilir
    • çalınabilir.
  3564. playback İng.
    • i. banda aldıktan sonra sesi tekrarlama.
  3565. playbill İng.
    • i. tiyatro afişi
    • oyun programı.
  3566. playboy İng.
    • i. ciddi bir işi olmayan ve zevk peşinde koşan erkek
    • mirasyedi erkek.
  3567. player İng.
    • i. oyuncu
    • aktör
    • çalgı çalan kimse, çalgıcı
    • eğlence ile vakit geçiren kimse
    • kumarbaz
    • (ing), (spor) profesyonel oyuncu
    • müzik aletini çalmak için kullanılan otomatik cihaz. player piano otomatik tertibatı bulunan piyano.
  3568. playfellow İng.
    • i. oyun arkadaşı.
  3569. playful İng.
    • s. oynamayı seven
    • şen, şakacı, latifeci. playfully z. şenlikle
    • şaka olarak. playfulness i. şen oluş, oyunculuk
    • şakacılık.
  3570. playgoer İng.
    • i. tiyatro meraklısı .
  3571. playground İng.
    • i .oyun sahası.
  3572. playhouse İng.
    • i. tiyatro
    • çocukların içinde oynadıkları kuçük ev
  3573. playing card İng.
    • oyun kâğıdı, iskambil kâğıdı.
  3574. playlet İng.
    • i. küçuk piyes.
  3575. playmate İng.
    • i. oyun arkadaşı.
  3576. playoff İng.
    • i., (spor) rovanş maçı.
  3577. playpen İng.
    • i. küçük çocuklar için etrafı parmaklıklı oyun yeri, park.
  3578. plaything İng.
    • i. oyuncak.
  3579. playtime İng.
    • i. oyun zamanı, tatil saati.
  3580. playwright İng.
    • i. piyes yazarı.
  3581. plaza Tür.
    • a public square with room for pedestrians
    • "they met at Elm Plaza"
    • "Grosvenor Place". mercantile establishment consisting of a carefully landscaped complex of shops representing leading merchandisers
    • usually includes restaurants and a convenient parking area
    • a modern version of the traditional marketplace
    • "a good plaza should have a movie house"
    • "they spent their weekends at the local malls".
  3582. plaza Tür.
    • A public square in a city or town. mercantile establishment consisting of a carefully landscaped complex of shops representing leading merchandisers
    • usually includes restaurants and a convenient parking area
    • a modern version of the traditional marketplace
    • "a good plaza should have a movie house"
    • "they spent their weekends at the local malls" a public square with room for pedestrians
    • "they met at Elm Plaza"
    • "Grosvenor Place".
  3583. plaza İng.
    • i. meydan, çarşı yeri.
  3584. plazma Tür.
    • plasma. plasm.
  3585. plazma Tür.
    • plasma.
  3586. plazma Tür.
    • blood plasma.
  3587. plea İng.
    • i. yalvarma, rica
    • huk. dava
    • müdafaa
    • itiraz
    • mazeret, özür. court of common pleas medeni hukuk mahkemesi. special plea asıl davadaki maddelere ilaveten ortaya atılan yeni şikâyet maddesi.
  3588. pleach İng.
    • f. (asma) birbiri arasından geçirerek örmek.
  3589. plead İng.
    • f. (pleaded veya pled) yalvarmak, rica etmek, istirham etmek
    • huk. dava açmak
    • suçlamak veya savunmak
    • iddia etmek
    • mazeret göstermek. plead guilty huk. suçu kabul etmek. plead not guilty huk. suçu reddetmek. pleadable s. davada cevap veya özür olarak gösterilebilir. pleader i. avukat, dava vekili. pleading i. dava açma
    • layiha hazırlama usulü. special pleading bak. special pleadingly z. yalvararak pleadings i., çoğ., huk. layihalar.
  3590. pleasant İng.
    • s. hoş, güzel latif, gökçe, tatlı, memnuniyet verici. pleasantly z. hoşa gider bir şekilde. pleasantness i. memnuniyet verici oluş, hoşa gitme.
  3591. pleasantry İng.
    • i. şaka, şakacılık
    • neşe, hoşbeş.
  3592. please İng.
    • f. sevindirmek, hoşnut etmek, memnun etmek
    • hoşuna gitmek
    • memnun edici olmak
    • istemek. Please give me the salt Please pass the salt (Lütfen) tuzu verir misiniz? please oneself canının istediği gibi hareket etmek hoşuna gideni yapmak. please the eye göze hoş görünmek, gözü okşamak. as you please nasıl isterseniz. be pleased with den. memnun olmak. if you please lütfen, rica ederim
    • isterseniz. when you please ne zaman isterseniz.
  3593. pleasing İng.
    • s. hoş, sevimli, hoşa giden, memnuniyet verici. pleasingly z. hoşa gidecek surette, memnun edici şekilde, hoş.
  3594. pleasurable İng.
    • s. hoşa giden zevkveren
    • tatmin edici. pleasurably z. hoşça, zevk verecek şekilde
    • tatmin edici bir şekilde.
  3595. pleasure İng.
    • i., f. zevk, sefa, haz, lezzet sevinç, keyif, memnuniyet
    • emir, irade
    • f., (eski) zevk vermek
    • zevk almak. at pleasure isteğe göre. do (one) the pleasure of lütfunda bulunmak. It is a pleasure Benim için bir zevktir. take pleasure in -den zevk almak. What is your pleasure? Ne arzu edersiniz?
  3596. pleat İng.
    • i., f. pli, plise
    • f. pli yapmak. plea'ter i. pli yapan şey veya kimse.
  3597. pleb İng.
    • i., tar. eski Roma'da avamdan biri, plep.
  3598. plebe İng.
    • i., A.B.D. askeri akademide birinci sınıf öğrencisi.
  3599. plebeian İng.
    • s., i. adi, bayağı, avama ait
    • pleplere ait
    • i. aşağı tabakadan adam.
  3600. plebiscite İng.
    • i. plebisit, bir mesele hakkında bütün halkın oy kullanması.
  3601. plebs İng.
    • i. eski Roma'da avam tabakası
    • avam, halk.
  3602. plectrum İng.
    • i., müz. mızrap, çalgıç.
  3603. pled İng.
    • bak. plead.
  3604. pledge İng.
    • i. söz, yemin, ant
    • rehin
    • taahhüt
    • şerefine içme
    • gizli bir örgüte girmeye yeminli kimse. hold in pledge rehin olarak tutmak. put in pledge rehine koymak take . the pledge yemin etmek, söz vermek (özellikle içki içmeme hususunda).
  3605. pledge İng.
    • f. rehine koymak
    • taahhüt etmek, kefalet etmek
    • ciddi olarak söz vermek veya verdirmek
    • şerefine içmek. pledger i. yeminli kimse.
  3606. pledget İng.
    • i., tıb. yara tiftiği veya sargısı.
  3607. pleiades İng.
    • i., çoğ. Süreyya burcu, Ülker
    • yedi ünlü kişiden meydana gelen grup.
  3608. pleistocene İng.
    • s.,i., jeol. pleistosene ait
    • i. pleistosen.
  3609. plenary İng.
    • s. tam, bütün, tümel, külli
    • mutlak
    • bütün üyelerin hazır bulunduğu (toplantı, kurul).
  3610. plenilunar İng.
    • s. ayın bedir haline ait, dolunaya ait.
  3611. plenipotentiary İng.
    • s., i. tam yetkisi olan
    • i. tam yetkili elçi. minister plenipotentiary and ambassador extraordinary tam yetkili fevkalade elçi.
  3612. plenitude İng.
    • i. dolu oluş, bolluk, mebzuliyet.
  3613. plenteous İng.
    • s.çok, bol, bereketli. plenteous in mercy yarlıgaması bol.
  3614. plentiful İng.
    • s.çok, bol, mebzul, bereketli, mahsuldar, verimli.plentifully z. bol bol, mebzulen.plentifulness i.bolluk, bereket, verimlilik.
  3615. plenty İng.
    • i.,s., z. bolluk, mebzuliyet
    • s., k.dili pek çok, bereketli
    • z., k.dili bol bol, yetecek kadar, kâfi miktarda.
  3616. plenum İng.
    • i. (çoğ.- nums, -na) Lat. doluluk
    • bir madde ile dolu yer
    • içinde atmosferden daha yüksek basınçlı hava bulunan herhangi bir şey
    • üyelerin hepsinin hazır bulunduğu toplantı
    • birleşik oturum (mec- lislerde) .
  3617. pleonasm İng.
    • i. gereksiz söz, laf kalabalığı, kelime fazlalığı, haşiv, şisirme.
  3618. pleonastic İng.
    • s. gereksiz sözlerle ilgili. pleonastically z. gereksiz sözlerle ifade ederek, lüzumundan fazla şey söyleyerek.
  3619. plesiosaurus İng.
    • i., paleont. boynu uzun, başı küçük ve dört ayağı küreğe benzeyen bir çeşit sürüngen.
  3620. plethora İng.
    • i. dolgunluk, fazlalık
    • tıb pletor, kan fazlalığı, kan toplanması .plethoric s. pletorik, kan toplanması kabilinden.
  3621. pleura İng.
    • i. (çoğ.- rae) anat. pleva, akciğer zarı, göğüs zarı pleural s. göğüs zarına ait, plevral.
  3622. pleurisy İng.
    • i., tıb. göğüs zarı iltihabı, zatülcenp. pleurit'ic(al) s. zatulcenp hastalığına ait veya bu hastalığa tutulmuş.
  3623. pleuropneumonia İng.
    • i., tıb. zatulcenp ile beraber zatürree hastalığı bulunması.
  3624. plexiglass İng.
    • i., tic. mark. cama benzer bir plastik çeşidi.
  3625. pleximeter İng.
    • i., tıb. pleksimetre, göğüs muayenesinde hastanın göğsüne konulup üzerine hafif hafif vurulan ufak levha.
  3626. plexor İng.
    • i., tıb perküsyon çekici.
  3627. plexus İng.
    • i. (çoğ. plexus, plexuses) anat. örgü, pleksus, sinir ağı
    • ağ, şebeke . solar plexus bak. solar.
  3628. pli Tür.
    • pleat. tuck.
  3629. pli Tür.
    • crease. fold. pleat. tuck.
  3630. pliable İng.
    • s. katlanabilir, eğilip bükülebilir
    • esnek
    • yumuşak, mulâyim, kolay kandırılabilir, uysal. pliabil'ity, pliableness i. esneklik, eğilip bükülme kabiliyeti
    • uysallık. pliably z. yumuşak başlılıkla.
  3631. pliant İng.
    • s. esnek, eğilip bükülebilir
    • yumuşak, uysal, söz dinler. pliancy i. esneklik, eğilip bükülebilme.
  3632. plica İng.
    • i. (çoğ.- cae) anat., zool. deri katmeri, büklüm
    • tıb saçları hasır haline getiren bir deri hastalığı, plika. plicate s. yelpaze gibi katlanmış
    • anat. büklümlü. plica'tion i. kat, katmer
    • katlama .
  3633. pliers İng.
    • i., çoğ. kerpeten.
  3634. plight İng.
    • f .teminat vermek, söz vermek. plight one's troth evlenme sözü vermek.
  3635. plight İng.
    • i. kötü durum.
  3636. plimsoll İng.
    • i., Plimsoll mark den. geminin kenarındaki su çizgisi.
  3637. plinth İng.
    • i., mim. duvar etekliği, etek tahtası, etek silmesi
    • duvar çıkıntısı
    • (sütun veya heykel için) kaide.
  3638. pliocene İng.
    • i., s., jeol. pliyosen
    • s. pliyosen devrine ait.
  3639. plise Tür.
    • pleat. pleated. plait.
  3640. plise Tür.
    • plaiting. tuck.
  3641. plod İng.
    • f. (-ded, -ding) i. ağır ağır ve zorla yürümek
    • isteksizce çalışmak, esir gibi çalışmak
    • i. zahmetli yürüyüş veya iş
    • zahmele atılan ağır adımların sesi. plodder i. zahmetli bir işi sonuna kadar sebatla yürüten kimse. ploddingly z. ağır ağır ve sebatla.
  3642. plop İng.
    • f. (-ped, -ping) i., z. ,'plof diye ses çıkararak düşmek
    • i. taş gibi bir cismin suya düşerken çıkardığı ses
    • z. ,'plof'' diye ses çıkararak.
  3643. plosion İng.
    • i., dilb. ''b'' ve p seslerinde küçük patlama.
  3644. plosive İng.
    • i., s., dilb. patlama yapan ses
    • s. bu seslere ait.
  3645. plot İng.
    • i. arsa, parsel
    • romanın konusu
    • fesat, entrika, suikast, gizli plan. plotless s. plansız (yazı veya hikâye).
  3646. plot İng.
    • f .(-ted, -ting) plan veya haritasını çıkarmak
    • plan veya harita üzerinde işaretlerle göstermek (nota)
    • aradaki noktaları birleştirerek çizgi çizmek
    • entrika çevirmek, kötü niyetlerle plan yapmak. plotting paper kareli kâğıt. plotter i. plan yapan kimse
    • entrikacı.
  3647. plough İng.
    • bak. plow.
  3648. plovdiv İng.
    • i. Filibe şehri.
  3649. plover İng.
    • i. yağmurkuşu, zool. Charadrius dotterel plover kalinis, zool. Eudromias morinellus.
  3650. plow İng.
    • İng. plough i., f. saban
    • sabana benzer herhangi bir alet
    • lokomotifin önünde kar süpüren alet
    • atlarla çekilen kar supürgesi
    • f .saban ile toprağı işlemek, saban sürmek
    • gemi gibi yarıp geçmek
    • yol açıp arasından geçmek
    • (ing), (argo) sınavda çakmak, kalmak. plow back tekrar yatırmak (para). plow into k.dili hızla çarpmak
    • girişmek, plow the sands boşuna uğraşmak. plow through a book bir kitabı guçlükle okuyup bitirmek. plow under (A.B.D.) saban ile kazıp gömmek.
  3651. plowboy İng.
    • i. çiftçi yamağı
    • köylü çocuk.
  3652. plowman İng.
    • i. saban süren kimse
    • köylü, rençper.
  3653. plowshare İng.
    • i. saban demiri, saban kulağı.
  3654. plowshoe İng.
    • i. icabında saban demirinin toprağa batmasına engel olan ağaçayak.
  3655. plowstaff İng.
    • i. sabanın sapı.
  3656. ploy İng.
    • i .desise, manevra, hile.
  3657. pluck İng.
    • f. koparmak (çiçek, meyva), yolmak
    • çekmek, asılmak, zorlamak
    • tüylerini yolmak
    • (argo) yağma etmek, soyup soğana çevirmek
    • parmakla veya mızrapla çalmak (telli saz)
    • aldatıp soymak
    • (ing), (argo) imtihanda çevirmek veya reddetmek. pluck off koparmak. pluck out çıkarmak. pluck up söküp çıkarmak, kökünden sökmek
    • cesaret vermek.
  3658. pluck İng.
    • i. yiğitlik, cesaret, yüreklilik
    • koparma, yolma
    • çekme
    • sakatat.
  3659. plucky İng.
    • s. cesur, yiğit, yürekli.
  3660. plug İng.
    • f. (-ged, -ging) tıkamak, tıkaç ile kapamak
    • (argo) tabanca veya yumruk ile vurmak
    • k.dili dikkat ve sebatla çalışmak
    • durmadan reklamını yapmak. plug for (argo) için uğraşmak. plug in fişi prize sokmak
    • ilgilenmek.
  3661. plug İng.
    • i. tapa, tıkaç, tampon
    • (elek) fiş
    • k.dili yararsız şey
    • oto buji
    • yangın musluğu
    • tütün parçası
    • (argo) övme
    • (argo) vuruş, vurma
    • (argo) yumruk, dayak
    • jeol. volkan ağzını kapatan sert kaya
    • k.dili yıpranmış veya soysuz at
    • (argo) piston
    • durmadan tekrarlanan reklâm. plug box maden ocağında su boşaltmaya mahsus boru. plug hat( eski), (argo) silindir şapka.
  3662. plugugly İng.
    • i., (A.B.D.), (argo) gangster.
  3663. plum İng.
    • i. erik
    • erik ağacı
    • bonbon, şekerleme
    • çeşitli tonlarda mor renk
    • arzulanacak şey. plum pudding üzüm ve baharatlı Noel yortusu pudingi.
  3664. plumage İng.
    • i. kuşun bütün tüyleri
    • süslü elbise, süs .
  3665. plumb İng.
    • f. iskandil etmek, şaküle vurmak, şaküllemek: doğrultmak, düzeltmek
    • ölçmek, tartmak
    • en alt seviyesine erişmek
    • kurşunla kaplamak.
  3666. plumb İng.
    • i., s., z. şakül, iskandil kurşunu
    • dikey duruş
    • s. dikey, şakuli, amudi
    • k.dili tam
    • z. dosdoğru, dimdik
    • k.dili tamamen, mutlak surette. plumb line şakül sicimi, şakül, çekül. out of plumb dikey olmayan, eğrice.
  3667. plumbago İng.
    • i. kalem kurşunu
    • dişotu, bot. Plumbago europaea. plumba ginous s. grafite benzer
    • grafitli.
  3668. plumber İng.
    • i. su borusu tamircisi veya tesisatçısı. plumber's helper musluk pompası.
  3669. plumbiferous İng.
    • s. kurşun hâsıl eden, kurşunlu.
  3670. plumbing İng.
    • i. bir binadaki boru tesisatı
    • kurşun ve lehim işleri
    • su tesisatım yapma
    • boru tesisatçılığı.
  3671. plume İng.
    • i., f. tüy, kuştüyü
    • iri ve gösterişli tüy, tüy sorguç
    • mükâfat, şeref madalyası, nişan
    • bazı fidan tohumlarını havaya saçan tüy gibi kısım, sorguç
    • f tüylerle süslemek
    • tüylerini düzeltmek (kuş)
    • bö- bürlenmek, kendini beğenmek, övünmek. plumeless s. tüysüz, sorguçsuz. plumelet i. tüycük, ufak tüy. plumose, plumous s. tüylü, tüye benzer. plumosity i. tüylülük.
  3672. plummet İng.
    • i., f. şakül kurşunu, iskandil kurşunu, çekül
    • yük, ağırlık, sıkıcı ,şey, sıkıntı
    • f. dikine düşmek.
  3673. plump İng.
    • f., i., z. pat diye oturmak
    • birdenbire düşürmek
    • birdenbire ortaya atmak (laf)
    • her bakımdan yardım etmek
    • i. bir denbire düşüş veya dalış
    • düşme sesi
    • z . birdenbire düşerek
    • açıkça, kabaca
    • baş aşagı.
  3674. plump İng.
    • s., f. dolgun, tombul, tıknaz, şişmanca
    • ( informal) balık etinde
    • f. şişmanlatmak, şişmanlamak. plumpness i. dolgunluk, tombulluk.
  3675. plumule İng.
    • i. tohumda gövde ve genç yaprakların taslağı, tümürcük
    • kuşun ince tuyleri.
  3676. plumy İng.
    • s. tüy gibi, tüylü, tüylerle süslenmiş.
  3677. plunder İng.
    • f., i. yağma etmek, talan etmek, soymak, zorla almak
    • i. yağma, talan, yağmacılık, çapulculuk
    • (A.B.D.) k.dili özel eşya, mal.
  3678. plunge İng.
    • f., i. suya daldırmak
    • zorla suya batırmak
    • saplamak, sokmak
    • dalmak, içine atılmak
    • ileriye atılmak
    • k.dili büyük para koyarak kumar oynamak
    • i. dalış, suya atılış
    • yüzüş
    • dalma havuzu
    • k.dili tehlikeli teşebbüs, büyük kumar
    • kendini verme, atılma. plunge bath dalma havuzu. take the plunge tehlikeye veya ilerisi belli olma- yan. bir işe atılmak. plunger i. dalıcı
    • dalgıç
    • basma tulumba silindiri
    • k.dili kumarbaz kimse
    • ticarette büyük rizikolar altına gırmeyi seven kimse
    • musluk pompası.
  3679. plunk İng.
    • f., i., z., k.dili mızrapla ses çıkarmak
    • birden. düşmek
    • i. ağır darbe
    • z. tam isabetle.
  3680. pluperfect İng.
    • s., i., gram. belirli bir geçmişteki olaydan daha önce olmuş olayın hikâyesi, (kıs. plup).
  3681. plural İng.
    • s., i. birden fazla
    • i., gram. çoğul, cemi. plural marriage birden fazla karısı olma. plural vote bir kimsenin birden fazla oy kullanma hakkı. plurally z. birden fazla olarak.
  3682. pluralism İng.
    • i. çoğul olma hali
    • değişik milletlerden meydana gelen toplum
    • fels. çokçuluk. pluralist i., fels. çokçu. pluralis'tic s. değişik milletlerden olan
    • bütünlük gerektirmeyen.
  3683. plurality İng.
    • i. adaylar arasında en fazla oy alma
    • birden fazla oluş
    • çokluk, ekseriyet
    • (A.B.D.) bir seçimi kazanan kimsenin ikinci gelen şahıstan fazla olarak aldığl oy sayısı.
  3684. pluralize İng.
    • f. çoğul şeklini kullanmak, çoğul yapmak.
  3685. plus İng.
    • (edat), s., i. ilavesiyle, fazlasıyle
    • ayrıca
    • s. fazla, ilave olan
    • k.dili den öte olan
    • i. sıfırdan yukarı, pozitif
    • pozitif cereyanlı
    • i. artı işareti ( +), artı
    • pozitif miktar
    • fazlalık . plus fours golf pantolonu. plus number sıfırdan yukarı sayı. plus sign artı işareti ( +). Two plus three is five iki ile üç beş eder.
  3686. plush İng.
    • i., s. uzun tüylü kadife, pelüş
    • bu kumaştan yapılan pantolon
    • s. pelüşten yapılmış
    • (argo) lüks. plushy s. tüylü kadife gibi
    • (argo) lüks.
  3687. pluto İng.
    • i., mit. ölüler diyarının ilâhı
    • astr. Plüton.
  3688. plutocracy İng.
    • i. zenginler hakimiyeti, plutokrasi
    • servet sahipleri sınıfı, zengin takımı. plu'tocrat i. servetinden dolayı fazla nüfuzu olan kimse, plütokrat.
  3689. plutonian İng.
    • s .ölüler diyarına ait
    • cehennemi.
  3690. plutonic İng.
    • s., jeol. ısı etkisiyle oluşmuş (taş).
  3691. plutonium İng.
    • i., kim. plutonyum .
  3692. pluvial İng.
    • s. yağmurla ilgili, yağmurlu
    • jeol. yağmurun etkisiyle meydana gelmiş. pluvious s. yağmurla ilgili, yağmurlu.
  3693. pluviometer İng.
    • i. pluviyometre, yağmurölçer.
  3694. ply İng.
    • f. işletmek, kullanmak
    • etmek, yapmak, bir faaliyeti devam ettirmek
    • birbirini takip eden hamlelerle yormak ve bunaltmak
    • taciz etmek, sıkıştırmak, (sual yağmuruna) tutmak
    • çalışmak
    • hedefe doğru ilerlemek
    • düzenli seferler yapmak, gidip gelmek
    • den. rüzgâra karşı gitmek, orsaya seyretmek. ply someone with liquor bir kimseye durmadan içki içirmek. plying between New York and London New York ile Londra arasında işleyen (gemi veya uçak).
  3695. ply İng.
    • i., f. kat, katmer
    • meyil, eğilim, temayul
    • f. eğmek.
  3696. plywood İng.
    • i. kontrplak.
  3697. pm İng.
    • kıs. postmaste,post mrortem, after noon.
  3698. pneuma İng.
    • i. ruh, can.
  3699. pneumatic İng.
    • i. şişirilmiş otomobil lastiği.
  3700. pneumatic İng.
    • s. hava veya diğer gazlarla ilgili
    • hava basıncı ile işleyen
    • içinde sıkıştırılmış hava bulunan
    • şişirilmiş lastik tekerlekleri olan
    • manevi, ruhsal. pneumatic tire şişirilmiş otomobil lastiği. pneu matic tube hava basıncı ile öteberi nakleden boru. pneumatically z .hava basıncı ile.
  3701. pneumatics İng.
    • i. hava ve diğer gazların mekanik özelliklerinden bahseden ilim dalı.
  3702. pneumococcus İng.
    • i., tıb. pnomokok.
  3703. pneumogastric İng.
    • s. akciğerlere ve mideye ait.
  3704. pneumonia İng.
    • i., tıb zatürree, akciğer iltihabı. double pneumonia iki taraflı zaturree.
  3705. pneumothorax İng.
    • i., tıb. plevra boşluğunda gaz toplanması
    • ciğer söndürme, hava verme.
  3706. pnompenh İng.
    • i. PnomPenh, Kamboçya'nın başkenti.
  3707. poach İng.
    • f. yasak olan bölgede avlanmak
    • balık veya hayvan avlamak için yasak olan bölgeye girmek
    • bata çıka yürümek, ağır ağır ve ayaklarını sürüyerek yürümek
    • cıvık cıvık olmak (toprak). poachy s. çamurlu, batak .
  3708. poach İng.
    • f. yumurtayı kırıp kaynar su veya süt içinde pişirmek. poached egg sıcak suya kırılıp pişirilmiş yumurta.
  3709. poacher İng.
    • i. yasak bölgede avlanan kimse
    • yasak yere giren kimse .
  3710. pochard İng.
    • i. akgözlü ördek, pasbaş, zool. Aythya.
  3711. pock İng.
    • i. çiçek hastalığının kabarcığı.
  3712. pocket İng.
    • i. cep
    • para, maddi imkân
    • çukur, gedik
    • bilardo masasının dört köşesindeki çukurcuklardan her biri
    • içinde maden cevheri bulunan ufak kovuk
    • hav. hava boşluğu
    • semt. pocket battleship cep zırhlısı. pocket money cep harçlığı. in one's pocket nüfuzu altında
    • içli dışlı olan.
  3713. pocket İng.
    • f. cebe yerleştirmek, cebe koymak
    • cebine atmak, (slang) iç etmek
    • gizlemek, saklamak, bastırmak.
  3714. pocketbook İng.
    • i. cüzdan
    • ufak boy kitap, cep kitabı
    • cep defteri.
  3715. pocketknife İng.
    • i. çakı.
  3716. pockmark İng.
    • i. çiçekbozuğu leke. pockmarked s. çiçekbozuğu, çopur.
  3717. pocky İng.
    • s. çiçekbozuğu, çopur.
  3718. poco a poco İng.
    • İt., müz. yavaş yavaş, azar azar.
  3719. pod İng.
    • i hayvan surüsu (özellikle fok, ba lığı ve deniz aygırı).
  3720. pod İng.
    • i., mak. burgu oluğu.
  3721. pod İng.
    • i., f. (-ded,- ding) bot. bakla ve bezelyenin tohum zarfı
    • hav. uçak kanadı altında yakıt, tüfek ve makina yerleştirmek için bulunan çıkıntılı bölme
    • f. tohum zarfı husule getirmek
    • bezelye kabuklarını soymak.
  3722. podagra İng.
    • i., tıb.ayakta görülen gut hastalığı ,nıkris iileti.prodagric(al)s. gut hastalığı ile ilgili.
  3723. podesta İng.
    • i. ortaçağda İtalyan şehirlerinde vali veya hakim.
  3724. podgy İng.
    • s. şişman ve kısa boylu bodur. podgines i. şişmanlık.
  3725. podiatry İng.
    • i., tıb. ayak hastalıkları bilgi ve tedavisi,podiyatri.
  3726. podium İng.
    • i.çoğ.-dia) konuşmacının veya orkestra şefinin üzerinde durduğu yüksekçe platform, podyum.
  3727. podunk İng.
    • i, geri kalmış herhangi bir küçük kasaba.
  3728. podyum Tür.
    • podium. small platform. dais.
  3729. podyum Tür.
    • podium. dais.
  3730. podyum Tür.
    • podium.
  3731. poem İng.
    • i.şiir ,koşoşuk ,manzume,şairane ifade.prose poem mensur şiir, biçim,yapı veya duyusal içerigi bakımındam şiire benzeyen düzyazı.
  3732. poesy İng.
    • i. i. şiir sanatı, şairlik
    • şiirler.
  3733. poet İng.
    • kıs. poetic,poetry.
  3734. poet İng.
    • i. şair ozan
    • şairane fikir ve ve hayal yaratma gücüne sahip olan kimse.poetessi. kadın şair. poet laureate İngiltere'de kral tarafından sarayın resmi şairi tayin olunan kimse.
  3735. poetaster İng.
    • i. kalitesiz şair.
  3736. poetic,-ical İng.
    • s.şiir veya şairliğe ait
    • koşuk dilinde,şiir niteliğinde,manzum
    • şiir gibi en ince duyguları ifade eden,şairane.poetic justice kaderin tecelli ettirdiği adalet. poeti licenceyazıda kurallara veya gerçeğe aykırı olduğu halde güzelliği veya tanımlayıcı niteliği yüzünden geçerrli sayılan deyim.poetically z.şairane koşuk kurallarına uygun olarak .poetics i. koşuk kural ve usulü
    • bundan bahseden kitap vezin tekniği.
  3737. poetize İng.
    • f. şiir yazmak ,şiir söylemek
    • şiirle ifade etmek.
  3738. poetry İng.
    • i. şiir, koşuk, nazım
    • şiir sanatı
    • şiirler ,manzumeler
    • şiir gibi herhangi birşey veya his.
  3739. poğaça Tür.
    • rich pastry. flaky pastry. pastry with meat/cheese filling.
  3740. poğaça Tür.
    • a flaky. savory pastry.
  3741. pogostick İng.
    • tabanı yaylı olup ayakları koymak için iki çıkıntısı bulunan ve bir kimsenin üstüne çıkarak birkaç zıplamayla yüriyebileceği sırık.
  3742. pogrom Tür.
    • Pogrom An organised attack, especially against the Jews or- other minority group.
  3743. pogrom Tür.
    • pogrom.
  3744. pogrom Tür.
    • organized persecution of an ethnic group.
  3745. pogrom Tür.
    • Organized attack on the Jewish community. organized persecution of an ethnic group.
  3746. pogrom Tür.
    • An organized massacre of helpless people. : a massacre of innocent people.
  3747. pogrom İng.
    • i. planlanmış katliam kıyım (özellikle yahudilere karşı).
  3748. pohpohçu Tür.
    • flatterer.
  3749. pohpohlamak Tür.
    • to flatter. pamper.
  3750. pohpohlamak Tür.
    • adulate. sweeten. to flatter.
  3751. pohpohlanmak Tür.
    • to be flattered.
  3752. poignant İng.
    • s. acı keskin
    • şiddetli tesirli müessir,ıstıraplı dokunaklı
    • kuvvetli,delip geçen.poignancy i. keskinlik,lezzet veren acılık
    • ıstırap.poignantly z. etkileyici olarak,dokunaklı bir şekilde,ıstırapla.
  3753. poinseteria İng.
    • i.sıcak memleketlere mahsus ve çiçeklerinin altında iri kırmızı yaprakları olan bir bitki,bot.Euphorbia heterophylla.
  3754. point İng.
    • i. sivri uç,burun denize uzanan burun
    • nokta
    • sivri uçlu şey
    • noktalama işareti
    • fonetik alfabediki işaret
    • gaye,maksat,hedef,bir sözün altında yatan maksat
    • belirli yer özel bir durum
    • buhranlı an
    • birşeyin tam zamanı
    • kaneviçe
    • derece (ısı)
    • bazı oyunlarda sayı,puvan
    • den. pusula taksimatından biri,kerte
    • mat.tam sayı ile kesri ayırmak için aralarınakonan nokta
    • matb. punto
    • borsalarda esas tutulan birim,puvan
    • ferma (köpek).point of honor şeref meselisi. point of intersection geom.kesişme noktası.point of no return dönüşü olmayan nokta.point of order içtüzüğe uygunluk konusu.point of wiev görüş noktası.at the point tam o zaman.at the point of death ölüm halinde.beside point konu dışında.boiling point katnama noktası.carry one's point gayesine ulaşmak,istediğimi elde etmek.come to the point saadede gelmek.critical point nazik nokta,buhranlı nokta,tehlikeli hal veya devre.freezing point donma derecesi, donma noktası. his strong point onun kuvvetli tarafı. in point isabetli,yerinde. in point of bakımından. in point of fact hakikaten. make a point of bilhassa itina etmek, özenmek. melting point erime noktası.on the point of going gitmek üzere. Possession is nine points of the law. huk.Zilyetlik mülkiyet hakkının en büyük delilidir. stretch a point müsamaha etmek , göz yummak. to the point yerinde, isabetli.
  3755. point İng.
    • f. işaret etmek, göstermek
    • yöneltmek
    • hedefe nişan almak
    • duvar taşları arasını çimento ve harç ile doldurmak
    • ucunu sivriltmek
    • hareketsiz durup avın yerini göstermek(av köpeği),ferma etmek.point at parmakla işaret etmek
    • tüfeğin namlusunu hedefe çevirmek.point a gun tüfekle nişan almak. point a moral ahlak dersi çıkarmak. point off büyük rakamları virgülle hanelere ayırmak. point out belirtmek. point to yönelmek.point up (A.B.D.) etkisini artırmak. point system matb. punto sistemi
    • körler için çıkıntılı noktaları olan alfabe sistemi
    • okullarda kredi sistemi.
  3756. point blank İng.
    • i.,s.,z. doğrudan doğruya hedefe yapılan atış
    • s. yatay olarak atılan
    • doğrudan doğruya atılabilecek kadar yakın
    • açık,aşikar, dolaysız
    • z. doğrudan doğruya
    • yakından
    • açık olarak.
  3757. pointed İng.
    • s. sivri uçlu
    • keskin, nüfuz edici, tesirli
    • özel anlam ifade eden, manalı. pointedly z. manalı olarak, belirli bir şahsı veya şeyi hedef alarak.
  3758. pointer İng.
    • i. işaret eden kimse veya şey
    • işaret değneği, işaret parmağı
    • kısa tüylü bir çeşit av köpeği, zağar.
  3759. pointers İng.
    • i. Büyükayı takımyıldızındaki işaret yıldızları.
  3760. pointless İng.
    • s. ucu olmayan, uçsuz, ucu kor
    • manasız, etkisiz
    • gayesiz, maksatsız
    • sayı kaydedilmeyen, puvansız (oyun). pointlessly z. anlamsızca, manasız olarak. pointlessness i. anlamsızlık, manasızlık.
  3761. poise İng.
    • f., i. denge sağlamak, muvazene temin etmek
    • hazır tutmak
    • dik tutmak, kaldırmak
    • dengeli olmak
    • asılı olmak, sarkmak
    • havada tutmak, havada duraksamak
    • i. denge, muvazene
    • istikrar
    • havada asılı kalma
    • temkin
    • sükun, huzur, kendine hâkim olma.
  3762. poison İng.
    • i., f. zehir, ağı, sem
    • f. içine zehir katmak, zehirlemek
    • zehir içirmek
    • bozmak, ifsat etmek. poison gas zehirli gaz. poison hemlock. büyük baldıran, bot. Conium maculatum. poison ivy. Amerika,ya mahsus ve dokununca vücudu zehirleyen bir çeşit sarmaşık. poisonpen s. bir başkasının ismini lekelemek veya mutluluğunu bozmak için, genellikle imzasız olarak gönderilen (mektup). poison sumac (A.B.D.) zehirli somak bot. Rhus vernix. deadly poison. öldürücü zehir, keskin zehir. hate like poison şiddetle nefret etmek. slow poison ağır tesir eden zehir. poisoner i. zehirleyici şey veya kimse.
  3763. poisonous İng.
    • s. zehirli. poisonously z. zehir tesiriyle, zehirli olarak.
  3764. poke İng.
    • i. torba, kese. buy a pig in a poke. bir şeyi görmeden satın almak.
  3765. poke İng.
    • i. itme, dürtme
    • dirsek vurma
    • ağır ağır hareket eden kimse
    • k.dili tekme
    • hayvanların çitlerden geçememeleri için boyunlarına veya boynuzlarına geçirilen takım.
  3766. poke İng.
    • f. dürtmek, saplamak, dirsek vurmak
    • uzatmak, sokmak
    • dolaşıp bir şey araştırmak
    • karıştırmak
    • aylak aylak dolaşmak
    • ağır davranmak. poke fun at (bir kimse ile) alay etmek. poke one in the ribs bir kimsenin böğrünü dürtüklemek. poke one's nose into something bir işe burnunu sokmak.
  3767. poker Tür.
    • The poachard.
  3768. poker Tür.
    • That which pokes or is used in poking, especially a metal bar or rod used in stirring a fire of coals.
  3769. poker Tür.
    • Poker isn"t just a card game - it"s many card games While no definition is going to satisfy everyone, the majority of poker games do share some common features, especially betting in rounds and the ranking of hands Poker is commonly played in cardrooms and in private home games The games played in cardrooms seem to divide into stud games, draw games, and flop games In home games, however, anything goes, including games that seem to have no reason to be called poker The varieties played in home games probably number in the hundreds, or even the thousands Some common cardroom games include Texas Hold"em, Seven Card Stud, Omaha, Razz, Lowball, Pineapple, and Anaconda.
  3770. poker Tür.
    • poker.
  3771. poker Tür.
    • poker.
  3772. poker Tür.
    • One who pokes.
  3773. poker Tür.
    • fire iron consisting of a metal rod with a handle
    • used to stir a fire. any of various card games in which players bet that they hold the highest-ranking hand., n A game said to be played with cards for some purpose to this lexicographer unknown.
  3774. poker Tür.
    • A poking-stick.
  3775. poker Tür.
    • Any imagined frightful object, especially one supposed to haunt the darkness
    • a bugbear. any of various card games in which players bet that they hold the highest-ranking hand fire iron consisting of a metal rod with a handle
    • used to stir a fire.
  3776. poker Tür.
    • A game at cards derived from brag, and first played about 1835 in the Southwestern United States.
  3777. poker Tür.
    • A classic briar pipe shape, it is medium length, with a straight-sided bowl set at a right angle to the shank and the stem.
  3778. poker İng.
    • i. ölçer
    • dimdik veya kazık gibi duran kimse.
  3779. poker İng.
    • i. poker oyunu. pokerfaced s., k.dili tamamen ifadesiz (yüz).
  3780. poky İng.
    • i., (argo) hapishane, kodes.
  3781. poky İng.
    • s., k.dili durgun, cansız
    • pejmurde, kılıksız
    • çok ağır ve sıkıntı verici, bunaltıcı.
  3782. polacca , polacre İng.
    • i. Akdeniz'e mahsus üç direkli yelkenli, polaka.
  3783. poland İng.
    • i. Polonya, Lehistan.
  3784. polar Tür.
    • Used to describe compounds that have a dipole moment because they consist of molecules that have negative and positive poles.
  3785. polar Tür.
    • Thus the focus and directrix are pole and polar.
  3786. polar Tür.
    • The right line drawn through the two points of contact of the two tangents drawn from a given point to a given conic section.
  3787. polar Tür.
    • There are also poles and polar curves to curves of higher degree than the second, and poles and polar planes to surfaces of the second degree. having a pair of equal and opposite charges of or existing at or near a geographical pole or within the Arctic or Antarctic Circles
    • "polar regions" located at or near or coming from the earth"s poles
    • "polar diameter"
    • "polar zone"
    • "a polar air mass"
    • "Antarctica is the only polar continent".
  3788. polar Tür.
    • The given point is called the pole of the line.
  3789. polar Tür.
    • Satellite launched on February 24, 1996 by NASA in the Global Geospace Science project Polar is an atmospheric studies satellite in polar orbit One purpose of Polar is to gather information that will help scientists protect future satellites from radiation and other atmospheric dangers.
  3790. polar Tür.
    • polar.
  3791. polar Tür.
    • Of or pertaining to the magnetic pole, or to the point to which the magnetic needle is directed.
  3792. polar Tür.
    • Of or pertaining to one of the poles of the earth, or of a sphere
    • situated near, or proceeding from, one of the poles
    • as, polar regions
    • polar seas
    • polar winds.
  3793. polar Tür.
    • Of or near the North or South Pole.
  3794. polar Tür.
    • If the given point lies within the curve so that the two tangents become imaginary, there is still a real polar line which does not meet the curve, but which possesses other properties of the polar.
  3795. polar Tür.
    • having a pair of equal and opposite charges. characterized by opposite extremes
    • completely opposed
    • "in diametric contradiction to his claims"
    • "diametrical points of view"
    • "opposite meanings"
    • "extreme and indefensible polar positions". located at or near or coming from the earth"s poles
    • "polar diameter"
    • "polar zone"
    • "a polar air mass"
    • "Antarctica is the only polar continent". of or existing at or near a geographical pole or within the Arctic or Antarctic Circles
    • "polar regions". extremely cold
    • "an arctic climate"
    • "a frigid day"
    • "gelid waters of the North Atlantic"
    • "glacial winds"
    • "icy hands"
    • "polar weather". being of crucial importance
    • "a pivotal event"
    • "Its pivotal location has also exposed it to periodic invasions"- Henry Kissinger
    • "the polar events of this study"
    • "a polar principal".
  3796. polar Tür.
    • Exhibiting polarity: a molecule with opposite charges. as in polar angle The angle between two perpendiculars to two lines forming a true angle
    • as a noun it refers to polarizing filters, see polars.
  3797. polar Tür.
    • Describing a substance or molecule in which the positive and negative electrical charges are permanently separated, as opposed to nonpolar molecules in which the charges coincide Polar molecules ionize in solution and impart electrical conductivity Water, alcohol, and sulfuric acid are polar Most hydrocarbon liquids are nonpolar Carboxyl and hydroxyl groups often exhibit an electric charge The formation of emulsions and the action of detergents are dependent on this behavior.
  3798. polar Tür.
    • A signal stream in which all one bits are the same voltage polarity All zero bits are the opposite polarity from the one bits.
  3799. polar Tür.
    • A polar-orbiting spacecraft to observe the auroral zone particles, fields, and auroral emissions One of NASA"s contributions to the ISTP.
  3800. polar Tür.
    • A graph of sink rate against airspeed As the airspeed increases from the stall speed, the sink rate decreases until it reaches a minimum, and then starts to increase as airspeed increases further. describes a neutral molecule that has opposite charges partially separated within the molecule
    • example H2O is a polar molecule.
  3801. polar İng.
    • s. kutba ait, kutbi, kutupta veya civarında bulunan
    • Kutupyıldızına benzer, yol gösteren, rehber
    • iki mıknatıs kutbuna ait veya benzer
    • tamamen birbirine zıt. polar bear beyaz kutup ayısı. polar distance. kutuptan öIçü!en mesafe, kutbi mesafe. polar lights kutup ışınları.
  3802. polarimeter İng.
    • i., fiz. bir ışığın polarma oranını öIçen alet, polarölçer.
  3803. polaris İng.
    • i. Kutupyıldızı.
  3804. polariscope İng.
    • i. maddelerin özelliklerini polarılmış ışıkta incelemeye mahsus alet.
  3805. polarity İng.
    • i. kutbiyet
    • bir mıknatısın kutupları gibi çekme veya itme özelliklerine sahip olma
    • birbirine taban tabana zıt iki ayrı eğilimin etkisiyle hareket etme hali.
  3806. polarize İng.
    • f. bir ışının titreşimlerini belirli bir yöne çevirmek, polarmak
    • özel bir anlam veya yön vermek. polarized light polarılmış ışık. polariza'tion i. polarma.
  3807. polder İng.
    • i. Hollanda'da deniz seviyesinden aşağıda olan ve denizden setlerle ayrılarak kurutulmuş olan tarla.
  3808. pole İng.
    • i.,f. sırık,direk,kazık
    • beş metre boyunda bir uzunluk
    • bu uzunluğu ölçme aleti
    • olta kamışı
    • seren direği
    • f. sırıkla sandalı yürütmek
    • sırıklamak,sırıklarla donatmak, sırıklarla desteklemek.pole bean sırık fasülyesi. pole horse araba okuna bağlı atlardan biri.pole vault sırıkla yüksek atlama.
  3809. pole İng.
    • i.Leh,Polonyalı.
  3810. pole İng.
    • i. kutup
    • mıknatıs kutbu
    • birbirine zıt iki kuvvetten biri
    • mat. iki vektörün kesiştiği sıfır noktası. celestial pole kuzey kutbu. positive pole müspet kutup.south pole güney kutbu. terrestrial pole arz kutbu. be poles apart birbirine zıt olmak.
  3811. poleax İng.
    • i., ask.uzun saplı balta, teber.
  3812. polecat İng.
    • i. kokarca,Amerika sansarı, kır sansarı,zool. Mustela putorius.
  3813. polemic İng.
    • s.,i. münakaşaya ait,tartışmalı, münakaşalı, ihtilaflı,münazaalı
    • i. polemiğe giren kimse, münakaşacı,münakaşayı seven kimse
    • tartışma, münakaşa.polemics i. münakaşa sanatı,polemik. polemical s. tartışmalı, münakaşalı. polemically z. tartışma şeklinde, münakaşa tarzında.
  3814. polemik Tür.
    • polemic. polemics.
  3815. polemik Tür.
    • polemic, polemics.
  3816. polemik Tür.
    • polemic. argument.
  3817. polemikçi Tür.
    • controverter.
  3818. polen Tür.
    • pollen.
  3819. polen Tür.
    • pollen.
  3820. polen Tür.
    • Poland, Poles.
  3821. polestar İng.
    • i. Kutupyıldızı
    • yönmetici unsur.
  3822. police İng.
    • i.(çoğ. police)f. polis idaresi,inzibat kuvveti,emniyet amirliği dairesi
    • zabıta,polisler
    • ask. inzibat memurları
    • ask.garnizonun temizlik durumu
    • f. polis vasıtasıyla düzeni sağlamak
    • polis tayin etmak
    • ask. garnizonu temiz tutmak ,idare etmek.police commissioner polis komiseri.police court polis mahkemesi. police dog Alman köpeği.police squad polis müfrezesi.police state totaliter idare altında olan devlet(ör. T.C.).police station karakol.harbor police sahil muhafaza polisi. motor police motosikletli polis(ör. yunus).mounted police atlı polis.
  3823. poliçe Tür.
    • bill of exchange. policy. commercial paper.
  3824. poliçe Tür.
    • bill of exchange. policy. bill. draft. bill of exchange. insurance policy. blank bill. direct bill. exchanges. foreign items. letter of exchange.
  3825. poliçe Tür.
    • bill. draft. policy. bill of exchange. insurance policy.
  3826. policeman İng.
    • i. polis ,zabıta memuru.
  3827. policlinic İng.
    • i., tıb. poliklinik.
  3828. policy İng.
    • i. sigorta mukavelenamesi, poliçe
    • piyangoda kazanan numaralar üzerine oynanan kumar. policy shop piyango biletleri üzerine kumar oynanan yer.endowment policy belirli bir sürenin bitiminde belirli bir meblağın ödenmesini icap ettiren hayat sigortası poliçesi.floating policy den. sig. dalgalı sigorta poliçesi. life insurance policy.
  3829. policy İng.
    • i. siyaset , politika,idare, tedbir
    • takip edilen yol veya yön,hareket hattı.domestic policy iç politika,dahili siyaset.foreign policy dış politika, harici siyaset. public policy kamu yararını gözeten politika.
  3830. policyholder İng.
    • i. poliçe hamili.
  3831. polietilen Tür.
    • polythene. polyethylene.
  3832. polietilen Tür.
    • polythene.
  3833. polietilen Tür.
    • polyethylene.
  3834. polifoni Tür.
    • polyphony.
  3835. poligami Tür.
    • polygamy. polygamy çokeşlilik.
  3836. poligami Tür.
    • polygamy. plural marriage.
  3837. poligon Tür.
    • polygon. range. artillery range. rifle range.
  3838. poligon Tür.
    • polygon. gunnery range. artillery range.
  3839. poliklinik Tür.
    • polyclinic. policlinic.
  3840. poliklinik Tür.
    • out-patients" clinic. outpatient clinic.
  3841. poliklinik Tür.
    • outpatient department, polyclinic.
  3842. poliklinik Tür.
    • clinic for out-patients. policlinic. polyclinic.
  3843. polimer Tür.
    • polymer.
  3844. polimer Tür.
    • polymer.
  3845. poliomyelitis,polio İng.
    • i., tıb. omruilikteki gri maddenin iltihabı,çocuk felci.
  3846. polip Tür.
    • polyp.
  3847. polip Tür.
    • polyp.
  3848. polis Tür.
    • The Greek word for "city," used to designate the independent city-states of ancient Greece.
  3849. polis Tür.
    • Slang for Police force and Policeman.
  3850. polis Tür.
    • Promoting Operational Links with Integrated Services. the Greek term for city-state, from which the term "politics" is derived The character of the polis was examined in ancient times, and many later thinkers yearned for its re-establishment as an ideal of political life.
  3851. polis Tür.
    • police. police. policeman. cop. copper. bluebottle. bobby. bull. flatfoot. flattie. the force. fuzz. the heat. patrolman.
  3852. polis Tür.
    • policeman. the police. beak. blue man. bull. constable. police constable. cop. the law. long arm. the minions of the law. nab. old bill. peeler. rookie.
  3853. polis Tür.
    • City-state.
  3854. polis Tür.
    • bobby. bull. cop. copper. fuzz. law. pig. police. the police. policeman.
  3855. polis Tür.
    • Belt polity intermediate in size between deme and Cluster Typically a single habitat cylinder or torus. state or society characterized by a sense of community.
  3856. polis arabası Tür.
    • police car.
  3857. polis arabası Tür.
    • police car.
  3858. polis hafiyesi Tür.
    • dick.
  3859. polis hafiyesi Tür.
    • detective.
  3860. polis karakolu Tür.
    • police department.
  3861. polis karakolu Tür.
    • cop shop. nick. precinct. station house.
  3862. polis memuru Tür.
    • constable.
  3863. polish İng.
    • f.,i. cilalamak,parlatmak,cila vermek,inceleştirmek,terbiye etmek,süslemek,cilalanmak,parlamak,daha iyi duruma sokmak.i. cila, perdah, cilalama,incelik, zarafet,nezaket, terbiye.polish off işini bitirmek
    • (bir rakibi yenip9başından defetmek. polish up iyice parlatmak,iyice cila vermek
    • daha iyi duruma getirmek.
  3864. polish İng.
    • s.,i.leh,Polonya'ya veya Polonya halkına ait
    • i. polonya dili,Lehçe.
  3865. polisiye Tür.
    • detective. cloak-and-dagger.
  3866. polisiye Tür.
    • detective.
  3867. polisiye Tür.
    • detective.
  3868. polisiye roman Tür.
    • detective story.
  3869. polislik Tür.
    • being a policeman.
  3870. polit. İng.
    • kıs. political, politics.
  3871. polite İng.
    • s. nazik, terbiyeli, kibar
    • yüksek seviyede. politely z. nezaketle, nazikane. politeness i. nezaket, incelik, kibarlık.
  3872. politic İng.
    • s.,i. maharetli
    • siyasi, politik, tedbirli, ihtiyatlı, basiretli
    • kurnaz
    • iyi düşünülmüş.
  3873. political İng.
    • s. devlete veya hükümete ait
    • siyasi, siyasete ait, siyasal
    • siyasi bir partiye ait. political agent siyasi delege. political economy iktisat ilmi. political science idari ilimler, siyasal bilgiler. politically z. siyaset bakımından.
  3874. politician İng.
    • i. siyasetçi, politikacı, siyaset uzmanı
    • devlet adamı
    • kendi yararına politikayla meşgul olan kimse.
  3875. politics İng.
    • i. politika, siyaset
    • parti entrikaları, siyasi desiseler
    • siyasi partilerin idaresi, politikacılık.
  3876. politik Tür.
    • political. political siyasi. siyasal.
  3877. politik Tür.
    • political. politic.
  3878. politik Tür.
    • politic.
  3879. politik Tür.
    • policy, politics.
  3880. politika Tür.
    • politics. political policy. path. policies. stand pat. walkway.
  3881. politika Tür.
    • politics. policy.
  3882. politika Tür.
    • policy. politics.
  3883. politikacı Tür.
    • politician.
  3884. politikacı Tür.
    • politician.
  3885. politikacılık Tür.
    • being a politician.
  3886. polity İng.
    • i. hükümet şekli, idare şekli
    • devlet, hükümet.
  3887. poliüretan Tür.
    • polyurethane.
  3888. poliüretan Tür.
    • polyurethane.
  3889. polka Tür.
    • Tune in 2/4 or 4/4 time, distinctive uneven clap/clap - clap rhythm. n lively type of music and dance often including an accordian. music performed for dancing the polka. a Bohemian dance with 3 steps and a hop in fast time.
  3890. polka Tür.
    • This dance was introduced to society in 1844 Every now and then it is revived because of its boisterous charm It was supposed to have been originally created by a Bohemian girl The basic step consists of a preparatory hop followed by a chasse done first to the left then to the right Curiously enough, it reappeared in the 1940"s in the Cha Cha as one of the more popular steps Still danced quite often throughout the country. the national dance of Wisconsin.
  3891. polka Tür.
    • The national dance of Wisconsin.
  3892. polka Tür.
    • It is performed by two persons in common time.
  3893. polka Tür.
    • A lively Bohemian or Polish dance tune in 2-4 measure, with the third quaver accented. a Bohemian dance with 3 steps and a hop in fast time music performed for dancing the polka.
  3894. polka Tür.
    • A dance of Polish origin, but now common everywhere.
  3895. polka Tür.
    • A dance in 2/4 time coming from Bohemia [back].
  3896. polka İng.
    • i. polka dansı
    • polka müziği. polka dot puanlı, benekli (kumaş).
  3897. poll İng.
    • f. oyları toplamak, rey almak
    • (seçim listesine) kaydetmek
    • oy vermek
    • anket yapmak
    • (saç veya boynuz) kesmek.
  3898. poll İng.
    • i. seçimde oylar
    • oy sayısı
    • gayri resmi anket
    • (eski) baş, kafa, kelle. poll tax oy kullanabilmek için ödenen bir vergi
    • şahıs başına ödenen bir vergi. the polls seçim
    • seçim sandığı, gayri resmi anketler.
  3899. pollack , pollock İng.
    • i. bir çeşit balık, zool. Pollachius virens.
  3900. pollard İng.
    • i., f. boynuzları dökülmüş veya kesilmiş hayvan
    • boynuzsuz soydan öküz veya koyun
    • budanmış ağaç
    • f. budamak, boynuzlarını kesmek.
  3901. polled İng.
    • s. boynuzu, saçı veya başı kesilmiş, kel.
  3902. pollen İng.
    • i. çiçeklerin üremesini temin eden toz, çiçek tozu.
  3903. pollinate İng.
    • f., bot. tozaklamak pollina'tion i. tozaklama.
  3904. polliwog İng.
    • i. kurbağa yavrusu, iribaş. pollock bak. pallack.
  3905. pollster İng.
    • i. anket yapan kimse.
  3906. pollutant İng.
    • i. kirleten şey, havayı veya suyu kirleten kimyasal madde.
  3907. pollute İng.
    • f. kirletmek, pisletmek, murdar hale getirmek, telvis etmek
    • ırzına geçmek, iffetini bozmak pollution i. pisletme
    • murdarlık.
  3908. pollyanna İng.
    • i. Polyanna, dünyayı hep güllük gülistanlık gören kız (E.H. Porter'ın aynı isimli romanının kahramanı).
  3909. polo Tür.
    • Venetian traveler who explored Asia in the 13th century and served Kublai Khan. a game similar to field hockey but played on horseback using long-handled mallets and a wooden ball.
  3910. polo Tür.
    • polo.
  3911. polo Tür.
    • polo.
  3912. polo Tür.
    • A Spanish gypsy dance characterized by energetic movements of the body while the feet merely shuffle or glide, with unison singing and rhythmic clapping of hands. a game similar to field hockey but played on horseback using long-handled mallets and a wooden ball Venetian traveler who explored Asia in the 13th century and served Kublai Khan.
  3913. polo Tür.
    • A similar game played on the ice, or on a prepared floor, by players wearing skates.
  3914. polo Tür.
    • A shirt normally with a vertical slit, and three buttons at collar.
  3915. polo Tür.
    • A pullover shirt that has two to four buttons in a shortened placket with a soft collar.
  3916. polo Tür.
    • A game similar to hockey played by swimmers.
  3917. polo Tür.
    • A game of ball of Eastern origin, resembling hockey, with the players on horseback.
  3918. polo Tür.
    • A ball game played in BATs in swimming pools, the object being to score goals Rules are similar to those of soccer, etc, and the game has been likened to gladiatorial combat.
  3919. polo İng.
    • i. polo, çevgen. polo pony. bu oyunda kullanılan bodur cins at. polo shirt. kalın tişort. water polo yüzerken oynanan bir çeşit top oyunu.
  3920. polonaise İng.
    • i., müz. Polonya asıllı ağır ve ritmik bir dans, polonez
    • bu dansın müziği
    • bulüzü ve eteği birbirine bitişik olan ve eskiden giyilen kadın elbisesi.
  3921. polonium İng.
    • i., kim. radyoaktif bir eleman, polonyum.
  3922. Polonya Tür.
    • polish. poland.
  3923. Polonya Tür.
    • poland. polish.
  3924. Polonya Tür.
    • Poland. poland.
  3925. Polonyalı Tür.
    • polish. pole.
  3926. Polonyalı Tür.
    • Polish (people.
  3927. Polonyalı Tür.
    • Pole.
  3928. poltergeist İng.
    • i. öcü, umacı, gürültülü hortlak.
  3929. poltroon İng.
    • i. korkak adam, alçak adam, namert kimse. poltroonery i. korkaklık, alçaklık, namertlik.
  3930. poly- İng.
    • (önek) çok.
  3931. polyandry İng.
    • i. birden fazla kocası olma sistemi, çok kocalılık
    • bot. erciklerin çok ve serbest olması, poliandri. polyandrous i. çok kocalılık sistemine ait.
  3932. polyanthus İng.
    • ii bir çeşit çuha çiçeği, bot Primula polyantha.
  3933. polychrome İng.
    • s., i. çok renkli, çok renklerle resimlendirilmiş veya boyanmış
    • değişik renklerle basılmış (kitap)
    • i. çok renkli sanat eseri. polychromat'ic s. çok renkli.
  3934. polyclinic İng.
    • i., tıb. poliklinik, her türlü hastalığm tedavi edildiği genel hastane veya klinik.
  3935. polyester Tür.
    • There are many types of polyester resins, and they are manufactured by reacting together two basic raw materials These are dicarboxylic acid and a dihydroxy alcohol Polyesters are used in one and two-part systems for coatings and molding compound The manufacture of Dacron is well-known for polyester fiber.
  3936. polyester Tür.
    • The generic term for adhesive products made primarily from polyester resins.
  3937. polyester Tür.
    • The common name for the plastic polyethylene terephthalate Its characteristics include transparency, lack of colour, high tensile strength, and chemical stability Used in sheet or film form to make folders, encapsulations, and book jackets Trade names include Mylar and Melinex Used in web form to support paper during wet treatments, and as a relatively nonstick surface through which moisture can pass during mending, drying etc.
  3938. polyester Tür.
    • The common name for the plastic polyethylene terephthalate Its characteristics include transparency, lack of colour, high tensile strength, and chemical stability Used in sheet or film form to make folders, encapsulations, and book jackets Trade names include Mylar and Melinex Used in web form to support paper during wet treatments, and as a relatively nonstick surface through which moisture can pass during mending, drying etc.
  3939. polyester Tür.
    • Polyethylene terephthalate, which is used extensively in the production of a high-strength moisture-resistant film used as a cable core wrap.
  3940. polyester Tür.
    • polyester.
  3941. polyester Tür.
    • polyester.
  3942. polyester Tür.
    • Man-made fiber in which the forming substance is any synthetic polymer Polyester fibers are high strength and are resistant to shrinking and stretching Very wrinkle resistant Learn more about synthetic/man-made fibers Example in our line - On Line, Web Site, CD Rom.
  3943. polyester Tür.
    • A synthetic fiber used in carpet yarns Most polyester carpet fibers are staple fibers. any of numerous synthetic resins
    • they are light and strong and weather resistant. a complex ester used for making fibers or resins or plastics or as a plasticizer. any of a large class of synthetic fabrics.
  3944. polyester Tür.
    • A synthetic fiber used for it"s strength and resistance to ultraviolet deterioration It does not have the stretch and elasticity of nylon and, as a result, will often last longer.
  3945. polyester Tür.
    • A synthetic fiber used blended most often with cotton in dress, casual, and sport shirts.
  3946. polyester Tür.
    • A strong film having good resistance to moisture, solvents, oils and many other chemicals.
  3947. polyester Tür.
    • A strong film having good resistance to moisture" solvents" oil" caustics" and many other chemicals It is usually transparent.
  3948. polyester Tür.
    • A resin formed by the reaction between a dibasic acid and a dihydroxy alcohol In plastics technology, a potentially thermosetting resin system commonly composed of a mixture of styrene monomer and a polyester as defined above, but made from an unsaturated dibasic acid such as maleic or fumaric acid.
  3949. polyester Tür.
    • A polymer in which the monomer units are linked by the functional group -COO- Polyester has been used as thermoplastic powder coating, and as the following thermosetting powder coatings: epoxy polyester hybrid powder, urethane polyester powder, and polyester TGIC powder. a polymer with a COOR repeating unit.
  3950. polyester Tür.
    • A polymeric polyol containing ester groups in the main molecular chain or in side chains.
  3951. polyester Tür.
    • A polymer held together by ester linkages between the monomers.
  3952. polyester Tür.
    • A polymer formed from a reaction between many pairs of polycarboxylic acid and alcohol molecules.
  3953. polyester Tür.
    • A plastic material frequently used for ID badges, access control cards, and tickets
    • more expensive but stronger than PVC
    • cannot be embossed and requires higher laminating temperatures.
  3954. polyester Tür.
    • A plastic generally considered safe by ISO for use as a storage enclosure for photographs However, many of these plastics are treated with thin coatings to modify their chemical and surface properties, so polyester products should still pass the PAT.
  3955. polyester Tür.
    • any of a large class of synthetic fabrics a complex ester used for making fibers or resins or plastics or as a plasticizer any of numerous synthetic resins
    • they are light and strong and weather resistant.
  3956. polyester Tür.
    • A manufactured fiber which has high strength, excellent resiliency, and high abrasion resistance Low absorbency allows the fiber to dry quickly.
  3957. polyester Tür.
    • A manufactured fiber introduced in the early 1950s, and is second only to cotton in worldwide use Polyester has high strength, excellent resiliency, and high abrasion resistance Low absorbency allows the fiber to dry quickly.
  3958. polyester Tür.
    • A manufactured fiber It is second only to cotton in worldwide use Polyester has high strength, excellent resiliency, and high abrasion resistance Low absorbency allows the fiber to dry quickly.
  3959. polyester Tür.
    • A condensation polymer formed by the reaction of a dicarboxylic acid with a diol followed by the elimination of H2O.
  3960. polyester Tür.
    • A common type of thermosetting plastic which is used in the manufacture of pipes, chemical plant equipment, leisure boats, furniture and skiing equipment.
  3961. polyester İng.
    • i. polyester.
  3962. polygamy İng.
    • i. poligami, aynı zamanda birden fazla karısı olma sistemi veya geleneği, çok karılılık, polygamist i. birden fazla karısı olan adam. polygamous s. bir den fazla karısı olan
    • zool. birden fazla eşi olan
    • bot. aynı bitkide erdişi çiçeklerin dışında hem erkek hem de dişi çiçekleri bulunan, poligam.
  3963. polyglot İng.
    • s., i. birçok dil bilen
    • bir çok dilde yazılmış olan
    • birçok dili içine alan
    • i. birçok dil bilen kimse
    • birkaç dilde basılmış kitap
    • birkaç dilin birbirine karışmış hali, karmakarışık dil. polyglottism i. birçok dil bilme
    • birkaç dili birbirine karıştırma.
  3964. polygon İng.
    • i., geom. dörtten fazla açısı olan düz şekil, poligon, çokgen
    • top ve tüfek atış tecrübesi yapılan meydan, atış yeri, poligon
    • çok köşeli cisim.
  3965. polygonal İng.
    • s. çok köşeli, çokgen.
  3966. polygonum İng.
    • i. çoban değneği.
  3967. polygraph İng.
    • i. teksir makinası
    • nabız kaydeden cihaz, yalan ortaya çıkarmak amacıyla kullanılan aygıt
    • verimli yazar.
  3968. polygyny İng.
    • i. aynı zamanda birden fazla karısı olma sistemi veya geleneği. polygynous s. birden fazla karısı olan.
  3969. polyhedron İng.
    • i., geom. çok yüzü olan mücessem şekil. polyhedral s. çok yüzlü, çok düzlemli.
  3970. polymer İng.
    • i., kim. elemanlarının ağırlık oranları bir olup da molekül ağırlıkları farklı olan bileşimlerden her biri, polimer. polymer'ic s. bu çeşit bileşimlerle ilgili
    • polimerik. polym'erize i. polimer halinde birleştirmek veya birleşmek. polymerization i. polimerizasyon.
  3971. polymorph İng.
    • i., biyol. çok şekilli veya değişik safhalı organizma veya böyle bir organizmanın şekillerinden biri
    • kim. birkaç şekilde kristalleşebilen madde veya bu şekillerden biri.
  3972. polymorphous , polymorphic İng.
    • s. değişik şekilleri olabilen veya değişik safhalardan geçen. polymorphism i. değişik şekilleri olma
    • değişik safhalardan geçme.
  3973. polynesia İng.
    • i. Polinezya, Güney Pasifik'te bulunan adalar kümesi Polynesian s., i. bu adalara mahsus (dil veya sahıs) .
  3974. polynomial İng.
    • i., s., mat. birden fazla terimi olan (ifade)
    • polinom
    • biyol. ikiden fazla kelimeden meydana gelen hayvan veya bitki ismi.
  3975. polynuclear İng.
    • s. birden fazla çekirdeği olan, polinükleer.
  3976. polyp İng.
    • i. polip
    • tıb. ahtapot, polip.
  3977. polypetalous İng.
    • s., bot. çok taç yaprağı olan (çiçek), polipetal.
  3978. polyphase İng.
    • s., elek. çok fazlı.
  3979. polyphone İng.
    • i. çeşitli sesleri gösteren harf veya işaret.
  3980. polyphonic İng.
    • s. çok sesli, polifonik.
  3981. polyphony İng.
    • i., müz. birbirine uygun muhtelif nağmelerin bir arada söylenmesi veya çalınması ile meydana getirilen ahenkli musiki parçası, polifoni
    • aynı harf veya işaretlerle birden fazla ses ifade etme.
  3982. polypody İng.
    • i. bespaye, bot. Poly podium vulgare.
  3983. polypus İng.
    • (çoğ. -pi) bak. polyp.
  3984. polysaccharide İng.
    • i. yüksek molekül ağırlığı olan karbonhidrat, nişasta.
  3985. polysyllabic İng.
    • s. çok heceli.
  3986. polysyllable İng.
    • i. üçten fazla hecesi olan kelime.
  3987. polytechnic İng.
    • s., i. bir çok sanat veya fene ait
    • i. bir çok sanat veya feni öğreten okul.
  3988. polytheism İng.
    • i. çoktanrıcılık
    • birden fazla tanrıya inanma. polytheist i. birden fazla tanrıya inanan kimse.
  3989. polytonal İng.
    • s., müz. çoktonlu.
  3990. polytonality İng.
    • i., müz. birkaç perdeyi birden kullanma tekniği.
  3991. polytonic İng.
    • s. birçok perdeleri olan.
  3992. polyunsaturated İng.
    • s. (yemek yağlarından) damar sertliğine karşı koruyucu tipte olan.
  3993. polyuria İng.
    • i., tıb. idrar çokluğu.
  3994. pomace İng.
    • i. elma püresi veya posası
    • herhangi bir şeyin ezmesi veya posası.
  3995. pomaceous İng.
    • s. elmaya mahsus, elmadan ibaret.
  3996. pomade İng.
    • i., f. briyantin, merhem
    • f. merhem sürmek.
  3997. pomander İng.
    • i. eskiden hastalığa karşı kullanılan baharatlı top
    • karanfil içine batırılmış elma veya portakal.
  3998. pomat Tür.
    • Pomade. cream. unguent.
  3999. pomat Tür.
    • pomade.
  4000. pome İng.
    • i. elma, armut veya ayva tipinde meyva.
  4001. pomegranate İng.
    • i. nar, bot. Punica granatum.
  4002. pomelo İng.
    • i. greypfrut.
  4003. pomeranian İng.
    • s.,i. Prusya eyaletlerinden Pomeranya'ya ait
    • i. Pomeranya halkından biri
    • Pomeranya kopeği.
  4004. pomiferous İng.
    • s. elma veya armut cinsinden meyva veren.
  4005. pommel İng.
    • i., f. (ed.,-i ng veya -led, -ling) kılıç veya kamçının topuz gibi kalın olan başı
    • eyer kaşı
    • f. dövmek, yumruklamak.
  4006. pomology İng.
    • i. meyva yetiştirme bilgisi veya sanatı. pomolog'ical s. meyva yetiştirme ilmine ait. pomol'ogist i. meyva yetiştiren kimse.
  4007. pomp İng.
    • i. tantana, debdebe, ihtişam, azamet
    • eski geçit töreni.
  4008. pompa Tür.
    • pump. gun.
  4009. pompa Tür.
    • pump.
  4010. pompa Tür.
    • pump.
  4011. pompadour İng.
    • i. erkeklerde saçları arkaya doğru tarama usulü
    • kadınlarda öndeki saçların altına ilâve bir kısımla kabartıldığı saç şekli
    • pembe veya kırmızı rengin bir tonu.
  4012. pompalama Tür.
    • pumping. pumping out.
  4013. pompalamak Tür.
    • to pump.
  4014. pompalamak Tür.
    • pump. to pump.
  4015. pompalamak Tür.
    • pump.
  4016. pompalanmak Tür.
    • to be pumped.
  4017. pompeii İng.
    • i. İtalya'da eski Pompei şehri. Pompeian s., i. Pompei şehrine ait
    • i. bu şehir halkından biri.
  4018. pompom İng.
    • i., İng. otomatik uçaksavar topu.
  4019. pompon İng.
    • i. ponpon, yün veya tüyden yapılmış top şeklindeki süs.
  4020. pomposity İng.
    • i. tantana, debdebe
    • azametli tavır.
  4021. pompous İng.
    • s. azametli, gururlu
    • süslü
    • saltanatlı, tantanalı, debdebeli. pompousness i. tantana, debdebe
    • azametli tavırlar, azamet, ihtişam. pompously z. gururla.
  4022. poncho İng.
    • i. Güney Amerika'da giyilen baştan geçme kepenek, panço
    • buna benzer yağmurluk.
  4023. pond İng.
    • i. ufak göl, havuz
    • (şaka) okyanus. pondlet i. havuzcuk. pond life gölde yaşayan hayvancıklar. pond lily nilüfer çiçeği, göl süseni. pondweed i. su otu.
  4024. ponder İng.
    • f. zihninde tartmak, düşünmek, düşünüp taşınmak.
  4025. ponderous İng.
    • s. çok ağır
    • kütle halinde, masif
    • cansız, can sıkıcı
    • zihin yorucu. ponderos'ity, ponderousness i. ağırlık, siklet. ponderously z. cansız, sıkıcı bir şe kilde
    • ağır ağır.
  4026. pone İng.
    • i. A.B.D.'nin güney eyaletlerine mahsus mısır ekmeği.
  4027. pongee İng.
    • i. Çin ipeği, ham ipekten dokunmuş kumaş.
  4028. poniard İng.
    • i, f. kama, hançer
    • f. hançerle yaralamak, hançerlemek.
  4029. ponpon Tür.
    • pom-pom. pompon. powder puff. pompom.
  4030. ponpon Tür.
    • pompom.
  4031. ponpon Tür.
    • bobble. pompon pompom.
  4032. ponsasinorum İng.
    • Lat. eşeklerin köprüsü
    • geom. Öklid'in ikizkenar üçgenin tabanındaki iki açının birbirine eşit olduğunu kabul eden teoremi
    • acemilere uy gulanan test.
  4033. pontic İng.
    • bak. Pontus.
  4034. pontifex İng.
    • ( çoğ. pontifices) i. eski Roma'da başkâhin.
  4035. pontiff İng.
    • i. piskopos, özellikle papa.
  4036. pontifical İng.
    • s., i. Papaya ait
    • papalık makamı veya yetkisi olan
    • gururlu
    • i., çoğ. piskoposun veya papanın resmi esvabı. pontificate i., f. piskoposun ve özellikle papanın makamı veya yetkisi veya hizmet süresi
    • f. itiraz kabul etmez şekilde konuşmak
    • salâhiyet taslamak
    • piskopos veya papa sıfatıyle ayin icra etmek.
  4037. ponton Tür.
    • See Pontoon.
  4038. ponton Tür.
    • pontoon.
  4039. pontonier İng.
    • i., ask. dubalı köprüler yapan istihkâmcı.
  4040. pontoon İng.
    • i. duba, tombaz. pontoon bridge dubalar üstüne kurulan köprü.
  4041. pontus İng.
    • i. Pontus, Kuzeybatı Anadolu'da tarihi bir devlet. Pontic s. Pontus devletine ait, Pontus.
  4042. pontus euxinus İng.
    • eski. Karadeniz
  4043. pony İng.
    • i., f. bodur cins at, midilli
    • k.dili likor kadehi veya bir kadeh dolusu
    • İng., (argo) yirmi beş ingiliz lirası
    • A.B.D., (argo) Latince veya Yunanca ders kitabı tercümesi
    • açıklayıcı yardımcı kitap
    • f. yardımcı kitap kullanmakı pony express A.B.D.'nin batısında demiryolu yapılmadan evvel kullanılan süratli atlı posta sistemi. pony up A.B.D., (argo) para vermek.
  4044. ponza Tür.
    • pumice.
  4045. ponza Tür.
    • pumice.
  4046. ponza taşı Tür.
    • pumice.
  4047. ponzalamak Tür.
    • to pumice.
  4048. pooch İng.
    • i., (argo) it.
  4049. pood İng.
    • i. 16,4 kiloluk bir Rus ağırlık ölçüsü.
  4050. poodle İng.
    • i. uzun ve kıvırcık tüylü fino köpeği, kaniş.
  4051. pooh İng.
    • (ünlem) Öf! (sabırsızlık veya küçümseme belirtir).
  4052. poohpooh İng.
    • f. küçümsemek, alaya almak.
  4053. pool İng.
    • i. küçük göl
    • havuz
    • su birikintisi
    • herhangi bir sıvı birikintisi
    • bir nehrin derin ve durgun kısmı.
  4054. pool İng.
    • i., f. bahis tutuşmada veya kumarda ortaya konulan para
    • on beş bilye ile oynanan bir çeşit bilardo
    • tic. rekabete meydan vermemek için mal fiyatlarını kontrol altmda tutan tüccarlar birliği
    • çalışma grubu, ekip
    • f. ticaret birliği kurmak amacıyle para koymak
    • ortaklaşa toplamak. pool table bilardo masası.
  4055. poolroom İng.
    • i. bilardo salonu.
  4056. poop İng.
    • f., A.B.D., (argo) yormak, takatini kesmek. pooped s., A.B.D. bitkin bitap, takati kesilmiş.
  4057. poop İng.
    • i., f., den. pupa, geminin kıçı
    • zarta
    • f. gemi kıçından içeriye dalga girmek
    • zarta çekmek.
  4058. poor İng.
    • s., i. fakir, yoksul, muhtaç
    • zayıf
    • kıt, az
    • kuru, kuvvetsiz
    • sıhhati bozuk
    • zavallı, biçare
    • fena, adi, bayağı
    • rahatsız (gece)
    • i., the ile fakir fukara. poor box sadaka kutusu. poor farm fakirlere iş bulunan ve bakılan kurum. Poor fellow! Vah zavallı! Vah biçare! poor house seyircisi az .poor laws fakirleri koruma kanunları. poor rate İng. halktan toplanan fakirlere yardım vergisi. poor white asağ. aşağı tabakadan beyaz bir kimse.
  4059. poorhouse İng.
    • i. darülaceze, düşkünler evi.
  4060. poorly İng.
    • z., s. kötü bir şekilde, başarısızlıkla: kusurlu olarak
    • s. k.dili hasta, rahatsız.
  4061. poorness İng.
    • i. fakirlik, yoksulluk, züğürtlük.
  4062. poorspirited İng.
    • s. korkak, ödlek, yüreksiz.
  4063. pop Tür.
    • Two commonly used meanings: "Point of Presence" and "Post Office Protocol" A "Point of Presence" usually means a city or location where a network can be connected to, often with dialup phone lines So if an Internet company says they will soon have a POP in Kansas City, it means that they will soon have a local phone number in Kansas City and/or a place where leased lines can connect to their network A second meaning, "Post Office Protocol" refers to the way email software such as Eudora gets mail from a mail server When you obtain a SLIP, PPP, or shell account you almost always get a POP account with it, and it is this POP account that you tell your email software to use to get your mail. -- Two commonly used meanings: Point of Presence and Post Office Protocol A Point of Presence usually means a city or location where a network can be connected to, often with dial up phone lines So if an Internet company says they will soon have a POP in Belgrade, it means that they will soon have a local phone number in Belgrade and/or a place where leased lines can connect to their network A second meaning, Post Office Protocol refers to the way e-mail software such as Eudora gets mail from a mail server When you obtain a SLIP, PPP, or shell account you almost always get a POP account with it, and it is this POP account that you tell your e-mail software to use to get your mail. -- Two commonly used meanings: Point of Presence and Post Office Protocol A Point of Presence usually means a city or location where a network can be connected to, often with dial up phone lines So if an Internet company says they will soon have a POP in Belgrade, it means that they will soon have a local phone number in Belgrade and/or a place where leased lines can connect to their network A second meaning, Post Office Protocol refers to the way email software such as Eudora gets mail from a mail server When you obtain a SLIP, PPP, or shell account you almost always get a POP account with it, and it is this POP account that you tell your email software to use to get your mail.
  4064. pop Tür.
    • Two commonly used meanings A Point of Presence usually means a city or location where a network can be connected to, often with dial up phone lines So if an Internet company says they will soon have a POP in Belgrade, it means that they will soon have a local phone number in Belgrade and/or a place where leased lines can connect to their network A second meaning, Post Office Protocol refers to the way e-mail software such as Eudora gets mail from a mail server When you obtain a SLIP, PPP, or shell account you almost always get a POP account with it, and it is this POP account that you tell your e-mail software to use to get your mail Post Office Protocol. Two commonly used meanings: Point of Presence and Post Office Protocol A Point of Presence usually means a city or location where a network can be connected to often with dial up phone lines So if an Internet company says they will soon have a POP in Belgrade, it means they will soon have a local phone number in Belgrade and/or a place where leased lines can connect to their network A second meaning, Post Office Protocol refers to the way email software such as Eudora gets mail from a mail server When you obtain a SLIP, PPP or shell account you almost always get a POP account with it, and it is this POP account that you tell your email software to use to get your mail.
  4065. pop Tür.
    • To thrust or push suddenly
    • to offer suddenly
    • to bring suddenly and unexpectedly to notice
    • as, to pop one"s head in at the door.
  4066. pop Tür.
    • To make a pop, or sharp, quick sound
    • as, the muskets popped away on all sides.
  4067. pop Tür.
    • To enter, or issue forth, with a quick, sudden movement
    • to move from place to place suddenly
    • to dart
    • with in, out, upon, off, etc.
  4068. pop Tür.
    • To cause to pop
    • to cause to burst open by heat, as grains of Indian corn
    • as, to pop corn or chestnuts.
  4069. pop Tür.
    • To burst open with a pop, when heated over a fire
    • as, this corn pops well.
  4070. pop Tür.
    • This has 2 meanings: 1 Post Office Protocol: a method of retrieving email from a server 2 Point Of Presence: a telephone number that provides dial-up Internet access SBC Yahoo! provides several POPs so users can gain Internet access with local phone calls Back to Top.
  4071. pop Tür.
    • The European redwing.
  4072. pop Tür.
    • Stands for "Post Office Protocol" and is a common Internet email protocol or format used for sending and receiving email.
  4073. pop Tür.
    • See: Post Office Protocol and Point Of Presence.
  4074. pop Tür.
    • Post Office Protocol Used when setting up e-mail It is the utility that sends e-mail from the server to your machine Generally, a POP server sends new e-mail to your local machine, then erases the mail from the POP server Any files you set up to manage your e-mail are located on your local machine POP KSU EDU is the POP server at KSU Version 3 is current, and is called POP3 See also SMTP and IMAP For more information, check this out. n 1 Post Office Protocol, levels 1, 2 and 3 A protocol that should allow Internet users to access their SMTP-compliant server"s mailbox from any client 2 A system that doesn"t work when any one part of the ISP"s hardware is down or misconfigured 3 Point of Presence A location where an ISP or TelCo has an access point for a particular service. A Point of Presence usually means a city or location where a network can be connected to, often with dial up phone lines So if an Internet company says they will soon have a POP in Belgrade, it means that they will soon have a local phone number in Belgrade and/or a place where leased lines can connect to their network Post Office Protocol refers to the way e-mail software such as Eudora gets mail from a mail server When you obtain a SLIP, PPP, or shell account you almost always get a POP account with it, and it is this POP account that you tell your e-mail software to use to get your mail.
  4075. pop Tür.
    • Post Office Protocol This is the protocol used by mail clients to retrieve messages from a mail server.
  4076. pop Tür.
    • Post Office Protocol - The protocol used by mail clients to retrieve mail from the server.
  4077. pop Tür.
    • Post Office Protocol POP is a way of retrieving email from an email server, such as the UC Davis email servers where your email messages are stored before you pick them up See more information about POP servers. An Internet protocol that enables a single user to read e-mail from a mail server.
  4078. pop Tür.
    • Post Office Protocol
    • a method of handling incoming electronic mail Example: The Eudora Pro program distributed via the OIT Software To go web site uses this protocol for storing your incoming messages on a special cluster of servers called pop service ohio-state edu and delivering them when requested.
  4079. pop Tür.
    • Post Office Protocol.
  4080. pop Tür.
    • POP has two commonly used meanings The first, Point of Presence, means a city or location where a network can be connected to, often via dial-up phone lines The second meaning, Post Office Protocol, refers to the way e-mail software gets mail from a mail server Post Office Protocol can also appear as POP3.
  4081. pop Tür.
    • pop.
  4082. pop Tür.
    • pop.
  4083. pop Tür.
    • Point of Presence - The point within a Local Access and Transport Area at which the Interexchange Carrier establishes itself The POP provides the IEC with LATA access and enables the Local Exchange Carrier to access inter-LATA services Also, the consolidation point in a local calling area where traffic is routed to an Internet Service Provider.
  4084. pop Tür.
    • Point of Presence, or Post Office Protocol, two commonly used meanings for the term POP A Point of Presence usually means a city, node or location where a network can be connected to, often with dial up phone lines If an ISP has a POP in Waterford, it means that they have a local phone number in Waterford for the Waterford customers to dial into and gain access to the internet A second meaning is, Post Office Protocol which refers to the way e-mail clients such as Outlook get mail from a mail server A POP on your webserver or mail syatem allows your e-mail software to use and retrieve your mail It is often referred to as POP3. -- Two commonly used meanings: Point of Presence and Post Office Protocol A Point of Presence usually means a city or location where a network can be connected to, often with dial up phone lines So if an Internet company says they will soon have a POP in Belgrade, it means that they will soon have a local phone number in Belgrade and/or a place where leased lines can connect to their network A second meaning, Post Office Protocol refers to the way e-mail software such as Eudora gets mail from a mail server When you obtain a SLIP, PPP, or shell account you almost always get a POP account with it, and it is this POP account that you tell your e-mail software to use to get your mail See Also: SLIP, PPP.
  4085. pop Tür.
    • Point of Presence or Post Office Protocol A Point of Presence usually means a location where a network can be connected to, often with dial up phone lines A second meaning, Post Office Protocol refers to the way e-mail software such as Eudora gets mail from a mail server When you obtain a SLIP, PPP or shell account you almost always get a POP account with it, and it is this POP account that you tell your e-mail software to use to get your mail.
  4086. pop Tür.
    • Point of Presence or Post Office Protocol A Point of Presence is the place where an access provider or server administrator has a computer which provides access to a network or the internet and therefore dictates the telephone number your modem will need to dial to connect to a network or the internet So if an Internet company says they will soon have a POP in Birmingham, it means that they will soon have a telephone number in Birmingham and/or a place where leased lines can connect to their network Post Office Protocol refers to the way e-mail software gets mail from a mail server.
  4087. pop Tür.
    • Point of Presence or Post Office Protocol.
  4088. pop Tür.
    • Point of Presence A local dialin point for an Internet Service Provider.
  4089. pop Tür.
    • Like a pop
    • suddenly
    • unexpectedly. a sharp explosive sound as from a gunshot or drawing a cork a sweet drink containing carbonated water and flavoring
    • "in New England they call sodas tonics" burst open with a sharp, explosive sound
    • "The balloon popped"
    • "This popcorn pops quickly in the microwave oven" cause to burst with a lound, explosive sound
    • "The child popped the balloon" fire a weapon with a loud explosive noise
    • "The soldiers were popping" take drugs, especially orally
    • "The man charged with murder popped a valium to calm his nerves" hit or strike
    • "He popped me on the head" hit a pop-fly
    • "He popped out to shortstop" release suddenly
    • "pop the clutch" put or thrust suddenly and forcefully
    • "pop the pizza into the microwave oven"
    • "He popped the petit-four into his mouth" make a sharp explosive noise
    • "The cork of the champagne bottle popped" cause to make a sharp explosive sound
    • "He popped the champagne bottle" like a pop or with a pop
    • "everything went pop".
  4090. pop Tür.
    • A small, sharp, quick explosive sound or report
    • as, to go off with a pop.
  4091. pop Tür.
    • An unintoxicating beverage which expels the cork with a pop from the bottle containing it
    • as, ginger pop
    • lemon pop, etc.
  4092. pop Tür.
    • an informal term for a father
    • probably derived from baby talk. a sweet drink containing carbonated water and flavoring
    • "in New England they call sodas tonics". a sharp explosive sound as from a gunshot or drawing a cork. music of general appeal to teenagers
    • a bland watered-down version of rock"n"roll with more rhythm and harmony and an emphasis on romantic love. bulge outward
    • "His eyes popped". hit a pop-fly
    • "He popped out to shortstop". make a sharp explosive noise
    • "The cork of the champagne bottle popped". fire a weapon with a loud explosive noise
    • "The soldiers were popping". cause to make a sharp explosive sound
    • "He popped the champagne bottle". appear suddenly or unexpectedly
    • "The farm popped into view as we turned the corner"
    • "He suddenly popped up out of nowhere". put or thrust suddenly and forcefully
    • "pop the pizza into the microwave oven"
    • "He popped the petit-four into his mouth". release suddenly
    • "pop the clutch". hit or strike
    • "He popped me on the head". drink down entirely
    • "He downed three martinis before dinner"
    • "She killed a bottle of brandy that night"
    • "They popped a few beer after work". take drugs, especially orally
    • "The man charged with murder popped a valium to calm his nerves". cause to burst with a lound, explosive sound
    • "The child popped the balloon". burst open with a sharp, explosive sound
    • "The balloon popped"
    • "This popcorn pops quickly in the microwave oven". like a pop or with a pop
    • "everything went pop". new and of general appeal.
  4093. pop İng.
    • i., (argo) baba.
  4094. pop İng.
    • i. hafif klasik veya popüler müzik konseri.
  4095. pop İng.
    • i. patlama sesi, tüfek sesi
    • gazoz.
  4096. pop İng.
    • f. (-ped,-ping) pat diye ses çıkarmak
    • patlamak
    • çabucak sokuvermek
    • patlatmak (mısır)
    • ateş etmek. pop in uğramak. pop off k.dili birden gitmek, ölüvermek. pop out ağızdan kaçmak
    • fırlamak. pop the question k.dili evlenme teklif etmek.
  4097. pop müzik Tür.
    • pop music.
  4098. pop müzik Tür.
    • pop music.
  4099. popcorn İng.
    • i. patlamış mısır, cin mısırı.
  4100. pope İng.
    • i., b.h. papa
    • Ortodoks papazı. pope's nose k.dili kuş kıçı, tavuğun gerisi. popedom i. papalık.
  4101. popery İng.
    • i., aşağ. papalık sistemi:Katolik kilisesinin usul ve ayinleri.
  4102. popeyed İng.
    • s. patlak gözlü.
  4103. popgun İng.
    • i. oyuncak tüfek, mantarlı tüfek, patlangaç.
  4104. popinjay İng.
    • i. züppe kimse: papağan şeklinde ok hedefi.
  4105. popish İng.
    • s., aşağ. Katolik kiliselerine ait. zool. Lamna nasus
  4106. poplar İng.
    • i. kavak bot. Populus. black poplar, Lombardy poplar kara kavak, bot. POpulus nigra. trembling poplar titrek kavak, bot Populus tremula. white poplar akçakavak, akkavak, bot. Populus alba.
  4107. poplin Tür.
    • Tightly woven, durable cotton made with a plain weave.
  4108. poplin Tür.
    • poplin. mode of poplin.
  4109. poplin Tür.
    • poplin.
  4110. poplin Tür.
    • Medium to heavyweight unbalanced plain weave It is a spun yarn fabric that is usually piece dyed Usually poplin is constructed with fine yarn, densely woven, resulting in a crisp, dressy appearance.
  4111. poplin Tür.
    • It is a staple dress-goods material The cloth resembles bombazine and silk warp and woolen filling are used Cotton poplin has a more pronounced rib filling effect than broad-cloth The filling is bulkier than the warp, and there are more ends than picks per inch in the material This formidable fabric is used for blouses, boys" suits, gowns, draperies, robes and shirting
    • much uniform fabric is made from the cloth, as well. cotton, wool, and other textile fibres Crosswise rib The filling is cylindrical Two or three times as many warp as weft per inch Has a more pronounced filling effect than broadcloth It is mercerized and has quite a high lustre It may be bleached, or dyed or printed Heavy poplin is given a water-repellent finish for outdoor use Originally made with silk warp and a heavier wool filling Some also mildew-proof, fire-retardant, and some given a suede finish American cotton broadcloth shirting is known as poplin in Great Britain.
  4112. poplin Tür.
    • Heavier cotton weave, with slight rib running from selvedge to selvedge.
  4113. poplin Tür.
    • Fabric used for dye-sublimation Fire retardant is available Outdoor use is not recommended Finishing rating-Excellent Fabric does have a slight "stretch" Liner recommended when double- sided Cleaning-Dry clean or wash Multiple cleanings will cause fading Do not exceed heat 225F Interior durability: UV exposure will cause fading Wrinkle resistant Folding will cause creasing Can be steamed or ironed from backside.
  4114. poplin Tür.
    • A tightly woven, durable, medium weight cotton or cotton blend fabric made using a rib variation of the plain weave that creates a slight ridge effect.
  4115. poplin Tür.
    • A silk, rayon, wool, or cotton fabric with a fine horizontal rib effect on the surface because of a warp yarn finer than the filling yarn
    • usually a high-thread-count cloth Poplin is used for high-quality shirting and upholstery.
  4116. poplin Tür.
    • A plain-weave fabric characterized by a rib effect in the filling direction. a plain-weave cotton-type fabric with weftways ribs and a high warp sett. a ribbed fabric used in clothing and upholstery.
  4117. poplin Tür.
    • A finely corded fabric of rayon, cotton, silk, or wool for dresses and draperies.
  4118. poplin Tür.
    • A fabric of many varieties, usually made of silk and worsted, used especially for women"s dresses. a ribbed fabric used in clothing and upholstery.
  4119. poplin Tür.
    • A fabric made using a rib variation of the plain weave The construction is characterized by having a slight ridge effect in one direction, usually the filling Poplin used to be associated with casual clothing, but as the "world of work" has become more relaxed, this fabric has developed into a staple of men"s wardrobes, being used frequently in casual trousers.
  4120. poplin Tür.
    • A fabric made using a rib variation of the plain weave The construction is characterized by having a slight ridge effect in one direction, usually the filling Poplin used to be associated with casual clothing, but as the "world of work" has become more relaxed, this fabric has developed into a staple of men"s wardrobes, being used frequently in casual trousers.
  4121. poplin Tür.
    • A fabric made using a rib variation of the plain weave The construction is characterized by having a slight ridge effect in one direction, usually the filling.
  4122. poplin İng.
    • i. poplin.
  4123. popo Tür.
    • buttocks. butt. backside. behind. breech. bum. can. posterior. rear. rear end. bottom. rump.
  4124. popo Tür.
    • buttocks. butt. backside. behind. breech. bum. can. posterior. rear. rear end.
  4125. popo Tür.
    • butt. fanny.
  4126. popo Tür.
    • botty, bot, bottom, bott, bum.
  4127. popover İng.
    • i. pek hafif yumurtalı ekmek.
  4128. popper İng.
    • i. patlangaç
    • mısır patlatmak için kullanılan kalbur.
  4129. poppet İng.
    • i., İng. minyon kimse. poppet valve buharlı makinalarda kullanılan bir cins valf.
  4130. popple İng.
    • f, i dalgalanmak
    • çağlamak
    • i. dalgalanma
    • çağlama.
  4131. poppy İng.
    • i gelincikgillerden herhangi bir bitki, bot. Papaver
    • afyon
    • kızıl renk. opium poppy haşhaş, bot. Papaver somniferum. corn poppy, field poppy, red poppy gelincik, bot. Papaver rhoeas. poppy seed haşhaş tohumu.
  4132. poppycock İng.
    • i., k.dili saçma.
  4133. poppyhead İng.
    • i. haşhaş tohumu, haşhaş başı
    • mim. suslü başlık.
  4134. populace İng.
    • i. halk, avam.
  4135. popular İng.
    • s. herkes tarafından sevilen, popüler, revaçta olan
    • avama mahsus, halka ait
    • herkesçe anlaşılabilir
    • halkın kesesine elverişli, ucuz. popular election herkesin oyunu kullanabildiği seçim. popular front pol. faşizme ve gericiliğe karşı gelen ve gösterilerde bulunan solcu koalisyonu. popularity i. herkes tarafından sevilme, popüler olma, revaçta olma. popularly z. herkes tarafından sevilerek
    • halka hitap eder şekilde.
  4136. popülarite Tür.
    • popularity. vogue.
  4137. popularize İng.
    • f. halkın rağbet edeceği şekle sokmak
    • halka hitap etmek
    • herkesin anlayacağı şekle sokmak. populari za'tion i. halkın benimseyeceği şekle sokma.
  4138. popülasyon Tür.
    • population.
  4139. populate İng.
    • f. nüfuslandırmak, şeneltmek, meskun hale getirmek
    • bayındırlaştırmak.
  4140. population İng.
    • i. nüfus, şenlik
    • ahali, sekene
    • iskân. exchange of populations ahali mubadelesi.
  4141. popüler Tür.
    • popular. pop.
  4142. popüler Tür.
    • popular.
  4143. popüler Tür.
    • big. popular.
  4144. popüler müzik Tür.
    • popular music.
  4145. popüler müzik Tür.
    • pop.
  4146. popülerlik Tür.
    • popularity.
  4147. popülist Tür.
    • populist.
  4148. popülizm Tür.
    • populism.
  4149. populous İng.
    • s. yoğun nüfuslu, meskun, ahalisi çok. populousness i. nüfus kalabalığı.
  4150. porbeagle İng.
    • i. dik burunlu harharyas.
  4151. porcelain İng.
    • s. porselen (eşya).
  4152. porcine İng.
    • s. domuza ait, domuza benzer, domuzumsu.
  4153. porcupine İng.
    • i. oklukirpi, zool.Hystrix cristastus. porcupine beater dişleri veya sivri uçları olan bir makina. porcupine fish kirpi balığı, zool. Diodon hystrix.
  4154. pore İng.
    • f. dikkatle bakmak, gözünü dikmek
    • on, over, upon ile derin derin düşünmek, mütalâa etmek, zihninde tartmak
    • üzerinde durmak
    • kendini vererek okumak veya çalışmak. pore one,s eyes out çok okuyarak gözleri yormak, göz nuru dökmek.
  4155. pore İng.
    • i. gözenek, mesame
    • herhangi bir katı cismin üzerindeki deliklerden her biri.
  4156. porfir Tür.
    • porphyry.
  4157. porgy İng.
    • i. sinarit, zool. Pargus pargus.
  4158. pork İng.
    • i. domuz eti
    • A.B.D., (argo) devlet işlerinde pek dürüst olmayan gayelere kullanılmak üzere ayrılan para. pork barrel A.B.D., (argo) bir milletvekilinin kendi seçim bölgesi için ayırttığı para. pork sausage domuz sosisi. pork tapeworm domuz tenyası, zool. Taenia solium. porker i. besili domuz.
  4159. porkpie İng.
    • i. etli börek: basık tepeli şapka.
  4160. porno Tür.
    • pornography. porn.
  4161. porno Tür.
    • pornographic. porno. porn. pornography. porno. porn.
  4162. porno Tür.
    • porn.
  4163. porno Tür.
    • creative activity of no literary or artistic value other than to stimulate sexual desire.
  4164. pornografi Tür.
    • porn. pornography.
  4165. pornografi Tür.
    • pornography.
  4166. pornografi Tür.
    • pornography.
  4167. pornografik Tür.
    • pornographic. x rated.
  4168. pornografik Tür.
    • pornographic.
  4169. pornography İng.
    • i. pornografi. pornographic s. müstehcen, açık saçık.
  4170. porous İng.
    • s. gözenekli
    • suyu dışarı sızdıran, içinden hava veya su geçebilen. porosity i. gözenekli oluş. porously z. gözenekle.
  4171. porphyry İng.
    • i. somaki, porfir. porphyrit'ic s. somaki
    • min. billurlu.
  4172. porpoise İng.
    • i. yunusbalığı, zool. Phocaena phocaena
    • domuzbalığı, zool. Phocaena communis.
  4173. porridge İng.
    • i., İng. su veya sütle pişirilmiş lapa.
  4174. porringer İng.
    • i. çorba veya lapa kasesi.
  4175. porselen Tür.
    • porcelain. made of porcelain. china.
  4176. porselen Tür.
    • china. porcelain.
  4177. porselen Tür.
    • china. ceramic. china. porcelain.
  4178. porsiyon Tür.
    • helping. serving. portion. go.
  4179. porsiyon Tür.
    • helping. portion. a dish of food. serving.
  4180. porsuk Tür.
    • badger.
  4181. pörsük Tür.
    • flaccid. wrinkled. shrivelled. saggy.
  4182. porsuk ağacı Tür.
    • yew.
  4183. porsuk ağacı Tür.
    • yew.
  4184. pörsümek Tür.
    • to become flaccid / wrinkled. flag.
  4185. port İng.
    • i., f., ask. tüfek veya başka bir silâhın omuzdaki duruşu
    • duruş
    • fl tufeği namlusu sol omuza doğru olmak üzere eğri vaziyette tutmak.
  4186. port İng.
    • i., den. gemi lombarı
    • lombar kapağı
    • mak. buhar, gaz veya su yolu (bilhassa valf içinde). port lid lombar ağzı, lombar kapağı.
  4187. port İng.
    • i., f., den. geminin sol veya iskele tarafı
    • f. dümeni iskeleye kırmak
    • iskeleye dönmek (gemi). Helm to port Dumeni iskeleye kır. on the port bow pruvanın solunda (gemi).
  4188. port İng.
    • i. porto şarabı, genellikle koyu kır mızı renkte olan tatlı şarap.
  4189. port İng.
    • i. liman
    • liman şehri. port authority. liman otoritesi, liman idaresi. port of call den. uğranılacak liman. port of entry ithalât limanı, gümrük dairesi olan liman. free port serbest liman, açık liman. home port demirleme limanı.
  4190. port louis İng.
    • Port Louis, Mauritius adasının baş kenti.
  4191. port-au-prince İng.
    • i. Port-au-Prince, Haiti'nin başkenti.
  4192. port-of-spain İng.
    • i. Port of Spain, Trinidad ve Tobago kolonisinin başkenti.
  4193. portable İng.
    • s., i. taşınabilir, nakli mümkün, portatif
    • i. taşınabilir şey, portatif eşya. portabil'ity i. ta şınabilme, nakledilebilme.
  4194. portage İng.
    • i., f., A.B.D., Kan taşıma, nakletme
    • karadan kayık nakliyatı
    • nakliyat yolu
    • nakliye, hamaliye, hamallık
    • f. kayık nakletmek.
  4195. portakal Tür.
    • orange. orange.
  4196. portakal Tür.
    • orange.
  4197. portakal Tür.
    • orange.
  4198. portakal rengi Tür.
    • orange.
  4199. portakal suyu Tür.
    • orange juice.
  4200. portakal suyu Tür.
    • orange juice.
  4201. portal Tür.
    • Web sites that serve as starting points to other destinations or activities on the Web Initially thought of as a "home base" type of Web page Most major search engines and directories have positioned themselves as "portals" Often portals offer free services like e-mail or search functions with the objective of building traffic so they can generate advertising revenue and sell products.
  4202. portal Tür.
    • Usually used as a marketing term to described a Web site that is or is intended to be the first place people see when using the Web Typically a "Portal site" has a catalogue of web sites, a search engine, or both A Portal site may also offer email and other service to entice people to use that site as their main "point of entry" to the Web.
  4203. portal Tür.
    • Usually used as a marketing term to described a Web site that is or is intended to be the first place people see when using the Web Typically a "Portal site" has a catalog of web sites, a search engine, or both A Portal site may also offer email and other service to entice people to use that site as their main "point of entry" to the Web.
  4204. portal Tür.
    • Usually used as a marketing term to described a web site that is or is intended to be the first place people see when using the web Typically, a portal site has a catalog of web sites, a search engine, or both A portal site also may offer e-mail and other service to entice people to use that site as their main "point of entry".
  4205. portal Tür.
    • Usually used as a marketing term to described a Web site that is or intended to be the first place people see when using the Web Typically a "Portal site" has a catalogue of web sites, a search engine, or both A Portal site may also offer email and other services to entice people to use that site as their main "point of entry" to the Web.
  4206. portal Tür.
    • Usually used as a marketing term to describe a Web site that is or is intended to be the first place people see when using the Web Typically a "portal site" has a catalog of web sites, a search engine, or both A portal site may also offer email and other service to entice people to use that site as their main "point of entry" or "gateway" to the Web 10 [See also "Web portal" below ].
  4207. portal Tür.
    • Usually used as a marketing term to describe a Web site that is or is intended to be the first place people see when using the Web Typically, a portal site has a catalog of web sites, a search engine or both A portal site may also offer email and other services to entice people to use that site as their main point of entry to the Web.
  4208. portal Tür.
    • Usually Portal is used as a marketing term to described a Website that is or is intended to be the first place people see when using the Web Typically a Portal site has a list of sub-sites, a search engine, news, weather, etc A Portal site may also offer free e-mail and other service to entice people to use that site as their main point of entry on the Internet Good portals in Ireland and the UK are IOL, RTE, Ireland com and Yahoo.
  4209. portal Tür.
    • This is generally used as a marketing term to describe a website that is or is intended to be the first place people see when using the Web Generally, a portal site has a catalog of websites, a search engine and it may offer email service to entice people to use the site as their main point of entry to the Web.
  4210. portal Tür.
    • This is a term used to describe a web site that is intended to be the first place people when using the web A portal site may offer e-mail and other services to entice people to use that site as their main point of entry to the web It typically has a catalogue of web sites, a search engine or both.
  4211. portal Tür.
    • The space, at one end, between opposite trusses when these are terminated by inclined braces.
  4212. portal Tür.
    • The quality or state of.
  4213. portal Tür.
    • The lesser gate, where there are two of different dimensions.
  4214. portal Tür.
    • The coarse-grained brownish yellow wood of a small tree of Florida and the West Indies.
  4215. portal Tür.
    • Of or pertaining to pornography
    • lascivious
    • licentious
    • as, pornographic writing.
  4216. portal Tür.
    • Of or pertaining to a porta, especially the porta of the liver
    • as, the portal vein, which enters the liver at the porta, and divides into capillaries after the manner of an artery. a grand and imposing entrance
    • "the portals of the cathedral"
    • "the portals of heaven"
    • "the portals of success" A young hog
    • a pig.
  4217. portal Tür.
    • Licentious painting or literature
    • especially, the painting anciently employed to decorate the walls of rooms devoted to bacchanalian orgies.
  4218. portal Tür.
    • Lascivious
    • licentious.
  4219. portal Tür.
    • Internet A web site aiming to be a first "port of call" for Internet users Most portals are search engines offering news and other content facilities in their attempt to become the best place to start when browsing the web Successful portals are likely to be able to sustain high Internet advertising revenues.
  4220. portal Tür.
    • gantry, portal.
  4221. portal Tür.
    • Formerly, a small square corner in a room separated from the rest of the apartment by wainscoting, forming a short passage to another apartment.
  4222. portal Tür.
    • By analogy with the French portail, used by recent writers for the whole architectural composition which surrounds and includes the doorways and porches of a church.
  4223. portal Tür.
    • A Web "supersite" that provides a variety of services including Web searching, news, white and yellow pages directories, free e-mail, discussion groups, online shopping, and links to other sites.
  4224. portal Tür.
    • A Web site that offers services to entice Internet surfers to use the site as their main "point of entry" to the Web Typically, a portal will provide a directory of links to sites, a search engine, and other services such as free e-mail, or filtering and blocking options for parents An example of a portal site is www canada com/.
  4225. portal Tür.
    • A web site that becomes a user"s primary starting point for access to the Internet AOL and Yahoo! are examples of portal sites.
  4226. portal Tür.
    • A Web site that acts as a doorway to a variety of other sites and services Since healthcare portals can guide high volumes of users to search engines, drug databases, consumer content, online prescription services, medical supplies and physician continuing medical education, companies and health systems took quick notice of the advertising/ investment potentials.
  4227. portal Tür.
    • A Web site or service that offers a broad array of resources and services, such as email, forums, search engines, and on-line shopping malls The first Web portals were online services, such as AOL, that provided access to the Web, but by now most of the traditional search engines have transformed themselves into Web portals to attract and keep a larger audience.
  4228. portal Tür.
    • A Web site or service that offers a broad array of resources and services, such as e-mail, forums, search engines, and on-line shopping malls The first Web portals were online services, such as AOL, that provided access to the Web, but by now most of the traditional search engines have transformed themselves into Web portals to attract and keep a larger audience.
  4229. portal Tür.
    • A web site designed to be a "first port of call" when you go online such as Excite and Yahoo Portals offer a mixture of news and information, a search engine and/or a directory Portals are search tools, Most started life as search tools but have had additional services and facilities piled upon them to make them more attractive to Internet users program The set of instructions your computer uses to perform tasks such as word processing, spreadsheet programs, databases, and games protocol An established set of communications settings that control the transfer of data between two computers pull-down menu.
  4230. portal Tür.
    • A treatise on prostitutes, or prostitution.
  4231. portal Tür.
    • A term, generally synonymous with gateway, for a World Wide Web site that is or proposes to be a major starting site for users when they get connected to the Web or that users tend to visit as an anchor site There are general portals and specialized or niche portals.
  4232. portal Tür.
    • A site which provides wide variety of information and services such as e-mail, chat rooms, shopping and search facilities to attract and retain a greater number of visitors.
  4233. portal Tür.
    • A prayer book or breviary
    • a portass.
  4234. portal Tür.
    • A portal is a Web site that serves as a gateway to the Internet, often consisting of a collection of links to the most popular Web services on the Internet.
  4235. portal Tür.
    • A pig
    • a porket.
  4236. portal Tür.
    • An integrated and personalized web-based interface to information, applications and collaborative services Access to most portals is limited to corporate employees or corporate employees and certain qualified vendors, contractors, customers and other parties within the extended enterprise.
  4237. portal Tür.
    • Also called pigeon wood, beefwood, and corkwood.
  4238. portal Tür.
    • A high-traffic Web site with a wide range of content, services and vendor links It acts as a value-added middleman by selecting the content sources and assembling them in a simple-to-navigate and customize interface for presentation to the end user Portals typically offer such services as Web searching, news, reference tools, access to online shopping venues, and communications capabilities including e-mail and chat rooms.
  4239. portal Tür.
    • a grand and imposing entrance
    • "the portals of the cathedral"
    • "the portals of heaven"
    • "the portals of success". a site that the owner positions as an entrance to other sites on the internet
    • "a portal typically has search engines and free email and chat rooms etc ". a short vein that carries blood into the liver.
  4240. portal Tür.
    • A gateway or entrance to the web In common usage it has come to describe a starting point page with a hierarchical, topical directory, a search window, and added features like news headlines and stock quotes For typical examples, see Yahoo and Netscape Netcenter.
  4241. portal Tür.
    • A door or gate
    • hence, a way of entrance or exit, especially one that is grand and imposing.
  4242. portal İng.
    • s., tıb. kapıya ait (karaciğer deki)
    • tıb. bağırsaklardan karaciğere kan nakleden büyük damara ait. portal vein tıb. kapı toplardamarı.
  4243. portal İng.
    • i. kapı, süslü ve büyük kapı
    • medhal, girilecek yer. portal-to-portal pay (maden ocağı veya fabrikada) işçinin işyerinde harcadığı zamana göre ödenen para.
  4244. portamento İng.
    • i., İt., müz. portamento, ses kaydırması.
  4245. portatif Tür.
    • portable. movable. collapsible.
  4246. portatif Tür.
    • portable. folding. collapsible. foldaway. knockdown. transportable.
  4247. portatif Tür.
    • portable.
  4248. portative İng.
    • s. portatif, taşınabilen, nakledilebilen.
  4249. portbagaj Tür.
    • luggage rack / stand / grid. trolley.
  4250. portcullis İng.
    • i. bir kale veya müstahkem yere girilmesini önlemek için indirilen demir parmaklık.
  4251. porte Tür.
    • The Ottoman court
    • the government of the Turkish empire, officially called the Sublime Porte, from the gate of the sultan"s palace at which justice was administered. the Ottoman court in Constantinople.
  4252. porte Tür.
    • the Ottoman court in Constantinople.
  4253. porte Tür.
    • stave. staff.
  4254. porte Tür.
    • staff. stave.
  4255. porte İng.
    • i., the ile, veya the Sublime Porte Babıali, Osmanlı Devleti.
  4256. portecochere İng.
    • i. konaklarda arabanın girip çıktığı büyük kapı
    • konak kapısı önünde bulunan arabaya binilip inilen bitişik ve üstü kapalı yer.
  4257. Portekiz Tür.
    • portuguese. portugal.
  4258. Portekiz Tür.
    • portugal. portuguese.
  4259. Portekiz Tür.
    • Portugal. portugal.
  4260. Portekizce Tür.
    • portuguese.
  4261. Portekizce Tür.
    • Portuguese.
  4262. Portekizli Tür.
    • portuguese.
  4263. Portekizli Tür.
    • Portuguese.
  4264. Portekizli Tür.
    • portugese.
  4265. Portekizli Tür.
    • Portoguese (people.
  4266. portemonnaie İng.
    • i., Fr. ufak para çantası, para cüzdanı.
  4267. portend İng.
    • f. önceden belirtmek veya haber vermek (özellikle kötü olayı).
  4268. portent İng.
    • i. kısa zamanda meydana gelecek bir olayın habercisi veya delili
    • harika, acibe. porten'tous s. meşum, uğursuz
    • hayret verici, harikulade.
  4269. porter İng.
    • i. kapıcı
    • A.B.D. yataklı vagonlarda hizmet eden görevli.
  4270. porter İng.
    • i. hamal
    • siyah bira. porterage i. hamallık
    • hamal parası.
  4271. porterhouse steak İng.
    • bir çeşit kalın ve yumuşak biftek.
  4272. portfolio İng.
    • i. evrak çantası
    • makam, mevki, vazife
    • bir kimseye özgü tahvillerin tümü.
  4273. portföy Tür.
    • wallet. purse.
  4274. portföy Tür.
    • wallet.
  4275. portföy Tür.
    • portfolio. wallet.
  4276. porthole İng.
    • i., den. lombar
    • kale mazgalı.
  4277. portico İng.
    • i. büyük bir binanın kapısı önündeki direkler altı, revak.
  4278. portiere İng.
    • i. kapı yerine kullanılan perde.
  4279. portion İng.
    • i., f. kısım, parça, cüz
    • porsiyon, bir tabak yemek
    • pay, hisse
    • kısmet, kader, nasip
    • drahoma, çeyiz
    • f., hisselere ayırmak, taksim etmek
    • parsellemek
    • miras bırakmak
    • kızına drahoma vermek. lega1 portion huk. mahfuz hisse.
  4280. pörtlemek Tür.
    • bulge.
  4281. portly İng.
    • s. iri yapılı, cüsseli, şişman
    • heybetli, gösterişli. portliness i. cüsseli oluş
    • heybetli oluş.
  4282. portmanteau İng.
    • i. (çoğ. -eaus, - eaux) İng. bavul.
  4283. portmanto Tür.
    • hallstand. hatstand.
  4284. portmanto Tür.
    • coat stand. hallstand. hall tree.
  4285. portmanto Tür.
    • coat stand. coat hanger. hat stand.
  4286. porto Tür.
    • postage.
  4287. porto Tür.
    • Porto.
  4288. porto Tür.
    • port city in northwest Portugal
    • noted for port wine.
  4289. porto Tür.
    • port city in northwest Portugal
    • noted for port wine.
  4290. porto-novo İng.
    • i. Porto Novo
  4291. portör Tür.
    • carrier. contact.
  4292. portrait İng.
    • i. resim, tasvir, portre
    • kelimelerle çizilen portre. portrait gallery resim sergisi. portrait painter portre ressamı. portrait bust, portrait statue portre heykel. pen portrait yazı ile yapılan tasvir.
  4293. portraitist İng.
    • i. portreci, portre ressamı.
  4294. portraiture İng.
    • i. resim, tasvir, portre
    • resim sanatı
    • tarif, tanımlama, tavsif.
  4295. portray İng.
    • f. resmetmek, resmini yapmak
    • tarif etmek, tanımlamak, tasvir etmek. portrayal i. resmetme, tanımlama, tarif etme.
  4296. portre Tür.
    • portrait.
  4297. portre Tür.
    • portrait.
  4298. portugal İng.
    • i. Portekiz.
  4299. portuguese İng.
    • s., i. Portekiz'le ilgili
    • i Portekizce
    • Portekizli
    • Portekizliler. Portuguese manofwar denizanası, zool. Phy salia.
  4300. portulaca İng.
    • i. semizotu, bot. Portulaca sativa
  4301. pos Tür.
    • Purchase of Services.
  4302. pos Tür.
    • Position.
  4303. pos Tür.
    • POS Also called a Point Of Delivery it is a system generated number when a customer is registered on the Eskom database with a prepaid meter This point of supply is a reference number to enquire on the customer"s connection on the system.
  4304. pos Tür.
    • Point of service. point of sale.
  4305. pos Tür.
    • Point of Service Plans.
  4306. pos Tür.
    • Point of Service Plan. Point of Service.
  4307. pos Tür.
    • Point of Service health plans combine the features of an HMO with those of out-of-network, fee-for-service coverage Out-of-network usage typically has a per person cap, POS options or products that may be offered by managed care programs or indemnity insurers.
  4308. pos Tür.
    • Point of Service A provision that would allow patients in certain managed care plans which limit choice of doctors and hospitals to seek treatment outside the plans Patients who use this option would pay more.
  4309. pos Tür.
    • Point of Service An option under TRICARE Prime that allows enrollees to self-refer for non-emergent health care services to any authorized TRICARE authorized civilian provider POS claims are subject to deductibles and cost-shares.
  4310. pos Tür.
    • Point-of-Service An HMO plan that allows members to "self-refer" out of the network, subject to higher fees than if care were received from the HMO network.
  4311. pos Tür.
    • Point of Service.
  4312. pos Tür.
    • Point of Sale The term also refers to two types of terminals used in retail stores: A terminal with magnetic stripe reader, keyboard, display and autodialer modem, connected to the telephone network and used for on-line credit/debit authorization
    • A more complex terminal including the above features less modem, connected to a host computer, which handles all transaction processing including item price look-up, data collection, and credit/debit authorization.
  4313. pos Tür.
    • Point-of-Sale Terminal: A type of computer terminal used to collect and store retail sales data Wireless POS terminals are used for remote or temporary locations. Point of Service Option An insurance plan option utilized by some HMOs to allow patients to see physicians outside of the HMO for an increased cost.
  4314. pos Tür.
    • Point Of Sale - Refers to computer equipment and software specialized for retail point of sale, particularly cash drawers, pole displays, receipt printers, bar-code scanners and software that supports them.
  4315. pos Tür.
    • Point of sale Merchandising materials used in-store at or near the location of the item being promoted.
  4316. pos Tür.
    • Point of Sale also, Point of Service.
  4317. pos Tür.
    • Point Of Sale.
  4318. pos Tür.
    • Point of Sale. :.
  4319. pos Tür.
    • Point of Sale.
  4320. pos Tür.
    • figure.
  4321. pos Tür.
    • A Point of Service plan offers participants the option to choose the type of coverage they want before each medical service It combines elements of an HMO and a PPO If your PCP does not provide or coordinate your care, this choice pays lower benefits.
  4322. pos. İng.
    • kıs. positive, possessive.
  4323. posa Tür.
    • sediment. dregs. settlings. faeces. tailings. dreg. draff. feculence. foots. marc. residuum.
  4324. posa Tür.
    • sediment. dregs. dross. residue after juice is squeezed from fruit.
  4325. posa Tür.
    • dregs. pulp. residue. sediment. dirt. deposit. residual. residuary. dross. marc. scoria. rape. slag. grain. foxtail. mash. lees. settlings.
  4326. pose İng.
    • f., i. vaziyet almak
    • vaziyet takınmak
    • gibi görünmek
    • belirli bir vaziyette dikmek, vaziyet vermek
    • arzetmek
    • soru halinde ortaya atmak
    • i. vaziyet, poz, duruş
    • takınılan tavır.
  4327. pose İng.
    • f. şaşırtmak, hayrete düşürmek, susturmak.
  4328. poser İng.
    • i. şaşırtıcı soru veya mesele.
  4329. poser İng.
    • i. poz veren kimse.
  4330. poşet Tür.
    • polyster bag. carry-bag. sachet.
  4331. poşet Tür.
    • pochette.
  4332. poşet Tür.
    • plastic bag. nylon bag. carrier bag.
  4333. poşet çay Tür.
    • tea bag. tea- bag.
  4334. poşet çay Tür.
    • tea bag.
  4335. poseur İng.
    • i. yapmacık tavırlar takınan kimse, (slang) numaracı.
  4336. posh İng.
    • s., İng., k.dili lüks, modaya uygun.
  4337. posit İng.
    • f. tespit etmek
    • önermek, var saymak, öne sürmek.
  4338. position İng.
    • i., f. yer, mevki, mahal mevzi
    • yerleştirme, koyma
    • fikir, meram, iddia
    • sosyal pozisyon, içtimai mevki
    • mevki, iş, görev, vazife, memuriyet
    • duruş
    • vaziyet, durum
    • f. yerleştirmek
    • yerini bulmak. position paper belli bir sorun üzerinde bir grubun tezini sunan yazı. a man in my position benim durumumda veya mevkiimde olan adam. in a false position sahte bir vaziyette. in position tam yerinde. in a position to do something bir şeyler yapma yetki ve du rumunda. out of position yerinden çıkmış.
  4339. positive İng.
    • s., i. kesin, kati, mutlak
    • olumlu, müspet
    • gerçek, hakiki
    • esaslı
    • şüphesiz, muhakkak
    • sarih, açık, vazıh
    • gerekli
    • emin
    • mat. sıfırdan büyük, pozitif
    • elek. müspet, pozitif, çekici
    • kim. kalevi
    • foto. müspet, pozitif
    • gram. müspet, olumlu
    • tıb. bir madde, durum veya hastalığın varolduğunu gösteren
    • i. müspet derece, sarih sıfat
    • ışıkları ve gölgeleri tabii halde gösteren fotoğraf
    • müspet elektrik akımı
    • kesin şey, kati şey. positive assertion kesin ifade. positive electricity pozitif elektrik akımı. positive proof kesin delil. positive sign toplam işareti, artı, zait, (+). a positive nuisance tam bela. positively z. muhakkak
    • katiyetle, kesin olarak positiveness i. katiyet, kesinlik.
  4340. positivism İng.
    • i., fels. pozitivizm, olguculuk, müspetçilik, Auguste Comte felsefesi. positivist i. bu felsefe taraftarı, müspetçi, pozitivist. positivis'tic s. pozitivizm taraftarı olan.
  4341. positron İng.
    • i., fiz. pozitron.
  4342. poss İng.
    • kıs. possession, possessive, possible, possibly.
  4343. posse İng.
    • i. heyet, takım
    • polis müfrezesi. posse comitatus ihtilal zamanında polis müdürünün yardıma çağırdığı halk. in posse huk. mümkün, kuvvede.
  4344. possess İng.
    • f. sahip olmak, malik olmak, mutasarrıfı olmak
    • hükmetmek. possessed s. sahipli
    • soğukkanlı
    • mecnun
    • çılgın
    • azimkâr. possessed with niyetli, azimkâr
    • mecnun.
  4345. possession İng.
    • i. malik olma, iyelik, sahip olma, zilyetlik
    • çoğ. servet, mal, mülk
    • cin çarpması, cinnet, delilik
    • kendine hâkim olma
    • müstemleke, sömürge. Possession is nine points of the law bak. point. give possession. vermek, teslim etmek, istimlâk ettirmek. in possession elde etmiş, elinde, tasarrufunda. take possession zaptetmek, almak.
  4346. possessive İng.
    • s., i. malik olan
    • tahakküm edici: gram. iyelik belirten, mülkiyet ifade eden
    • i.- in hali possessive case -in hali. possessive relation isimle tamlama, izafet. possessively z. tahakküm ederek, sahip çıkarak. possessiveness i. tahakküm etme, sahip çıkma.
  4347. possessor İng.
    • i. mal sahibi
    • huk. zilyet, malik sıfatıyle tasarruf eden kimse. possessory s. zilyete veya zilyetliğe ait.
  4348. posset İng.
    • i. şarap veya bira ile kestirilmiş baharatlı sıcak süt.
  4349. possibility İng.
    • i. imkan, olanak
    • gerçekleşmesi mümkün olan olay.
  4350. possible İng.
    • s., i. mümkün, imkân dahilinde, muhtemel, kabil, akla sığar
    • i. mümkün olan şey, imkân. possibly z. belki, ihtimal, mümkündür ki.
  4351. possum İng.
    • i., k.dili, bak. opossum. play possum ölü taklidi yapmak.
  4352. post Tür.
    • With post horses
    • hence, in haste
    • as, to travel post.
  4353. post Tür.
    • When you send a message to a newsgroup, you are posting a message to a newsgroup.
  4354. post Tür.
    • United States female author who wrote a book and a syndicated newspaper column on etiquette.
  4355. post Tür.
    • United States aviator who in 1933 made the first solo flight around the world.
  4356. post Tür.
    • To travel with post horses
    • figuratively, to travel in haste.
  4357. post Tür.
    • To send a message to an Internet newsgroup or to place an HTML page on the web or on an intranet.
  4358. post Tür.
    • To send a message to a mailing list or newsgroup.
  4359. post Tür.
    • To send a message to a discussion group or list.
  4360. post Tür.
    • To rise and sink in the saddle, in accordance with the motion of the horse, esp. in trotting.
  4361. post Tür.
    • To put in a blind bet, generally required when you first sit down in a cardroom game You may also be required to post a blind if you change seats at the table in a way that moves you away from the blinds.
  4362. post Tür.
    • To post is to submit or send a message to a discussion list A post is a message.
  4363. post Tür.
    • To post is to send an article or an article response to a newsgroup To post means the message will be seen publicly by thousands of people.
  4364. post Tür.
    • To post is to send a message to a newsgroup or forum for other members to read and respond to.
  4365. post Tür.
    • To post a bet is to place your chips in the pot In poker, posting usually means a forced bet, such as a blind. when you turn on your PaceBook, it will first run through the POST, a series of software-controlled diagnostic tests The POST checks system memory, motherboards circuitry,keyboard, mouse, monitor, touch screen and other I/O devices.
  4366. post Tür.
    • To place in the care of the post
    • to mail
    • as, to post a letter.
  4367. post Tür.
    • To inform
    • to give the news to
    • to make acquainted with the details of a subject
    • often with up.
  4368. post Tür.
    • To hold up to public blame or reproach
    • to advertise opprobriously
    • to denounce by public proclamation
    • as, to post one for cowardice.
  4369. post Tür.
    • To enter on a list, as for service, promotion, or the like.
  4370. post Tür.
    • To carry, as an account, from the journal to the ledger
    • as, to post an account
    • to transfer, as accounts, to the ledger.
  4371. post Tür.
    • To attach to a post, a wall, or other usual place of affixing public notices
    • to placard
    • as, to post a notice
    • to post playbills.
  4372. post Tür.
    • To assign to a station
    • to set
    • to place
    • as, to post a sentinel.
  4373. post Tür.
    • the position where someone stands or is assigned to stand
    • "a soldier manned the entrance post"
    • "a sentry station". military installation at which a body of troops is stationed
    • "this military post provides an important source of income for the town nearby"
    • "there is an officer"s club on the post". a job in an organization
    • "he occupied a post in the treasury". an upright consisting of a piece of timber or metal fixed firmly in an upright position
    • "he set a row of posts in the ground and strung barbwire between them".
  4374. post Tür.
    • The place on a stock exchange"s floor where transactions in the listed stocks occur To transfer financial data from a journal of original entry into a ledger book.
  4375. post Tür.
    • The place at which anything is stopped, placed, or fixed
    • a station.
  4376. post Tür.
    • The piece of ground to which a sentinel"s walk is limited.
  4377. post Tür.
    • The doorpost of a victualer"s shop or inn, on which were chalked the scores of customers
    • hence, a score
    • a debt.
  4378. post Tür.
    • The act of sending a message to a particular network newsgroup.
  4379. post Tür.
    • The act of placing a message in an on-line conference The noun "posting" is sometimes used to refer to a conference message.
  4380. post Tür.
    • Text writing that a visitor types in and "posts" to a message board or forum for others to read and reply to.
  4381. post Tür.
    • See the Table under Paper.
  4382. post Tür.
    • Power On Self Test When a computer starts or boots, the BIOS carries out a procedure that verifies that all the system"s components are operating properly The single beep you hear during booting indicates that POST has been successful If POST is not successful, you will hear a series of long and short beeps Make a record of those beeps Computer repair personnel can use the information to help diagnose the problem.
  4383. post Tür.
    • Posting is what you do when you add a message to a mailing list or Usenet discussion Your article might be called a "post ".
  4384. post Tür.
    • Posting is Internet talk for sending a message to a newsgroup, where it can be read by anyone looking over the newsgroup.
  4385. post Tür.
    • pelt. skin. fell. fur. hide. mail.
  4386. post Tür.
    • One who has charge of a station, especially of a postal station.
  4387. post Tür.
    • mail, mailing.
  4388. post Tür.
    • Indians of the Koluschan stock. the delivery and collection of letters and packages
    • "it came by the first post"
    • "if you hurry you"ll catch the post" an upright consisting of a piece of timber or metal fixed firmly in an upright position
    • "he set a row of posts in the ground and strung barbwire between them" a pole or stake set up to mark something
    • "a pair of posts marked the goal"
    • "the corner of the lot was indicated by a stake" the position where someone stands or is assigned to stand
    • "a soldier manned the entrance post"
    • "a sentry station" United States manufacturer of breakfast cereals and Postum United States female author who wrote a book and a syndicated newspaper column on etiquette United States aviator who in 1933 made the first solo flight around the world publicize with, or as if with, a poster
    • "I"ll post the news on the bulletin board" display, as of records in sports games mark or expose as infamous
    • "She was branded a loose woman" put up
    • "post a sign"
    • "post a warning at the dump" affix in a public place or for public notice
    • "post a warning" ride Western style and bob up and down in the saddle in in rhythm with a horse"s trotting gait transfer from one account book to another assign to a post
    • put into a post
    • "The newspaper posted him in Timbuktu" enter on a public list.
  4389. post Tür.
    • Hired to do what is wrong
    • suborned.
  4390. post Tür.
    • Haste or speed, like that of a messenger or mail carrier.
  4391. post Tür.
    • guard hair.
  4392. post Tür.
    • Firmer density of midsole material added to the inner side of the shoe A post is designed to reduce overpronation.
  4393. post Tür.
    • coat. fur. hide. pelt. skin.
  4394. post Tür.
    • A user-generated message or reply found within a forum or discussion area.
  4395. post Tür.
    • A station, or one of a series of stations, established for the refreshment and accommodation of travelers on some recognized route
    • as, a stage or railway post.
  4396. post Tür.
    • A station, office, or position of service, trust, or emolument
    • as, the post of duty
    • the post of danger.
  4397. post Tür.
    • A size of printing and writing paper.
  4398. post Tür.
    • A prefix signifying behind, back, after
    • as, postcommissure, postdot, postscript.
  4399. post Tür.
    • A post is a single message sent to a newsgroup or message board.
  4400. post Tür.
    • A pole or pillar, carved and painted with a series of totemic symbols, set up before the house of certain Indian tribes of the northwest coast of North America, esp.
  4401. post Tür.
    • A piece of timber, metal, or other solid substance, fixed, or to be fixed, firmly in an upright position, especially when intended as a stay or support to something else
    • a pillar
    • as, a hitching post
    • a fence post
    • the posts of a house.
  4402. post Tür.
    • A newsgroup article Also, the act of sending an article to a newsgroup so that others can read and reply to it.
  4403. post Tür.
    • An established conveyance for letters from one place or station to another
    • especially, the governmental system in any country for carrying and distributing letters and parcels
    • the post office
    • the mail
    • hence, the carriage by which the mail is transported.
  4404. post Tür.
    • An article in a newsgroup Posting is the act of sending a post to the newsgroup so that other subscribers can read the article.
  4405. post Tür.
    • A military station
    • the place at which a soldier or a body of troops is stationed
    • also, the troops at such a station.
  4406. post Tür.
    • A messenger who goes from station
    • an express
    • especially, one who is employed by the government to carry letters and parcels regularly from one place to another
    • a letter carrier
    • a postman.
  4407. post Tür.
    • A message sent to a newsgroup.
  4408. post İng.
    • i., f., z., İng. posta
    • ing posta servisi, posta kutusu, postane
    • atlı postacı, posta tatarı
    • atlı postacının at değiştirdiği yer, menzil
    • f., İng. postaya vermek, posta ile göndermek
    • bilgi vermek, bildirmek
    • hesapları yevmiye defterinden ana deftere nakletmek
    • posta atlarıyle seyahat etmek
    • süratle yolculuk etmek, acele gitmek
    • z. posta atlarıyle
    • süratle, çabuk olarak. post card kartpostal, posta kartı. post chaise posta arabası. post exchange A.B.D. ordu kooperatifi, Orko. post office postane, abbr PTT. post road posta yolu. a heavy post mektupla dolu posta. morning post sabah postası. by return post ilk posta ile, acele.
  4409. post İng.
    • i., f. memuriyet, mahal, bir memurun tayin edildiği yer, hizmet
    • ordugah, kışla, askeri menzil
    • kol, karakol, devriye
    • polis noktası
    • yabancıların kurdukları alış veriş yeri
    • A.B.D. savaşa katılmış kimselerin kurdukları dernek
    • f. koymak, yerleştirmek
    • vazifelendirmek.
  4410. post İng.
    • i., f. kazık, destek
    • f. yapıştırmak (ilân)
    • afişlerle ilan etmek
    • kusurlarını açığa vurmak
    • adını listeye koymak
    • den. (geminin) geciktiğini veya battığını ilan etmek.
  4411. post- İng.
    • (önek), Lat. sonra.
  4412. posta Tür.
    • postal. mail. post. postal service. post-boy.
  4413. posta Tür.
    • mail. shift. watch. post. postal service. the post office. mail train. orderly. trip. run. team. crew. gang. postillion. section. course. group. labour shift. frame. postal. upright. station.
  4414. posta Tür.
    • mail. post. relay. gang.
  4415. posta damgası Tür.
    • postmark.
  4416. posta kartı Tür.
    • postcard.
  4417. posta kartı Tür.
    • correspondence card. letter card. postal card. postcard.
  4418. posta kodu Tür.
    • zip code. post code. postal code. postcode.
  4419. posta kodu Tür.
    • postcode.
  4420. posta kodu Tür.
    • post code.
  4421. posta kutusu Tür.
    • mail box. post. post office box.
  4422. posta kutusu Tür.
    • mailbox. postbox.
  4423. posta kutusu Tür.
    • letter box.
  4424. posta pulu Tür.
    • postage stamp.
  4425. posta pulu Tür.
    • postage stamp.
  4426. postacı Tür.
    • postman. letter carrier. commissionnaire. letter messenger. mail carrier. postal official.
  4427. postacı Tür.
    • postman.
  4428. postacı Tür.
    • mailman. postman. despatch rider.
  4429. postage İng.
    • i. posta ücreti. postage due eksik ödenmiş posta ücreti
    • taksalı. postage due stamp taksa pulu. postage meter posta metresi. postage stamp posta pulu.
  4430. postal Tür.
    • heavy shoe.
  4431. postal Tür.
    • half boot.
  4432. postal Tür.
    • Belonging to the post office or mail service
    • as, postal arrangements
    • postal authorities. of or relating to the system for delivering mail
    • "postal delivery".
  4433. postal İng.
    • s. posta ile ilgili. postal clerk postane memuru. postal convention milletlerarası posta anlaşması. postal money order, postal order posta havalesi. postal savings bank posta idaresine bağlı banka, tasarruf sandığı. postal union milletlerarası posta birliği.
  4434. postalama Tür.
    • mailing. posting.
  4435. postalamak Tür.
    • mail. to mail. to post.
  4436. postalamak Tür.
    • mail. post.
  4437. postalamak Tür.
    • clap. mail. post. to post. to mail. to send away. to send off. to dismiss. to sack.
  4438. postalanmak Tür.
    • to be mailed / posted.
  4439. postane Tür.
    • post office. letter office. mail station. post.
  4440. postane Tür.
    • post office.
  4441. postdate İng.
    • f. üzerine ileri bir tarih atmak.
  4442. postdiluvian İng.
    • s., i. Tufandan sonra yaşayan (canlı).
  4443. pösteki Tür.
    • sheepskin. goatskin. fell.
  4444. poster Tür.
    • Signs used to advertise simple messages Classic posters, such as those of Toulouse-Lautrec, are considered art masterpieces.
  4445. poster Tür.
    • poster, posters.
  4446. poster Tür.
    • poster. advertisement. display poster. pancarte.
  4447. poster Tür.
    • placard. poster.
  4448. poster Tür.
    • Originally used to identify those prints created to advertise an event Now this term designates any print produced with a decorative boarder The Art Nouveau and Art Deco periods are identified with vintage posters. an outdoor advertising medium
    • a billboard. ior:. a sign posted in a public place as an advertisement
    • "a poster advertised the coming attractions". someone who pastes up bills or placards on walls or billboards. a horse kept at an inn or post house for use by mail carriers or for rent to travelers.
  4449. poster Tür.
    • One who posts, or travels expeditiously
    • a courier.
  4450. poster Tür.
    • One who posts bills
    • a billposter.
  4451. poster Tür.
    • Intended for presentation at the conference and not for publication. a) Editorial - Pictures, usually in a large format, sold retail.
  4452. poster Tür.
    • Generally, a pictorial advertisement for an exhibit, event or product.
  4453. poster Tür.
    • Four-color lithographic reproductions of a painting, usually with type on or around the image to advertise an artist, show or event.
  4454. poster Tür.
    • A single sheet advertising or promotional piece intended for mounting and display for a product, service or event Does not include point-of-purchase materials or any "signage" that is eligible in the Out-of-Home categories.
  4455. poster Tür.
    • A reproduction that is usually printed in unlimited quantities with a lower grade of paper and inks than a limited or open edition prints Poster often include graphics.
  4456. poster Tür.
    • A post horse. a sign posted in a public place as an advertisement
    • "a poster advertised the coming attractions".
  4457. poster Tür.
    • An inexpensive way to decorate a dormroom while making people think you"ve been to foreign lands and done things you never have.
  4458. poster Tür.
    • An enlargement of a photo used to advertise a product or service This can be a great way for a model to get visibility.
  4459. poster Tür.
    • A large bill or placard intended to be posted in public places.
  4460. poster Tür.
    • Advertisement appearing outdoors, usually on a vertical board erected especially for the purpose which is called a hoarding, otherwise on windows or walls.
  4461. poster İng.
    • i. yafta, afiş
    • yaftacı, yafta yapıştıran kimse
    • menzillerden at alarak seyahat eden kimse.
  4462. posterestante İng.
    • Fr. postrestant.
  4463. posterior İng.
    • s., i. sonra gelen, sonraki
    • gerideki
    • anat. kıça yakın
    • i., çoğ. insan kıçı, kaba etler. posterior chamber anat. ardoda. posteriorly z. sonradan gelerek.
  4464. posterity İng.
    • i. zürriyet
    • gelecek nesiller, halefler.
  4465. postern İng.
    • i., s. arka kapı
    • yan kapı
    • ufak kapı
    • s. arkadaki
    • yandaki.
  4466. postexilic İng.
    • s. Babil sürgününden sonraki Yahudi tarihi ile ilgili.
  4467. postfix İng.
    • i., f. (sonek)
    • f. kelime sonuna ek ilave etmek.
  4468. postfree İng.
    • s. posta ücretine tabi olmayan
    • İng. posta ücreti ödenmiş.
  4469. postglacial İng.
    • s., jeol. buzul devrinden sonra.
  4470. postgraduate İng.
    • s., i. üniversiteden mezun olduktan sonraki tahsile ait
    • i. doktora talebesi, üniversiteden mezun talebe.
  4471. posthaste İng.
    • s., z., i. büyük bir süratle, çok acele, ivedilikle
    • i. sürat.
  4472. posthumous İng.
    • s. babasının ö1ümünden sonra doğmuş
    • yazarın ölümünden sonra yayınlanmış
    • bir kimsenin ölümünden sonra vaki olan. posthumously z. ölümden sonra (özellikle yazarın).
  4473. postiche İng.
    • s., i. bitiminden sonra eklenmiş
    • suni, yapmacık
    • i. taklit, yapmacık.
  4474. postilion İng.
    • i. soldaki beygire binerek araba ve özellikle posta arabasına sürücülük eden kimse.
  4475. postimpressionism İng.
    • i.,güz. san. özellikle yirminci yüzyılın başlarında Fransız sanatkarlarınca rağbet gören ve kübizm ile fütürizmi içine alan resim ekolü.
  4476. postiş Tür.
    • switch.
  4477. postiş Tür.
    • switch.
  4478. postliminium İng.
    • i. harp esirlerinin ve ganimet olarak alınmış malların harpten sonra evvelki yerlerine veya hukuki sahiplerine iadesi kanunu, postlimini. post liminiary, postliminious s. bu kanunla ilgili.
  4479. postlude İng.
    • i., müz. kilise ayini sonunda özellikle orgla çalınan parça.
  4480. postman İng.
    • i. postacı, posta müvezzii.
  4481. postmark İng.
    • i. posta damgası.
  4482. postmeridian İng.
    • s. öğleden sonraya ait.
  4483. postmistress İng.
    • i. postane müdiresi.
  4484. postmodern Tür.
    • the late 20th-century tendency to distrust objectivity, authority, universality, and moral and ideological absolutes Postmodern artists tend to mix styles, cultures, techniques, and high and low forms of art. a view that social and cultural reality, as well as social science itself, is a human construction.
  4485. postmodern Tür.
    • Previously, philosophy was a study seeking the truth Since the days of Plato we"ve been attempting to define the Universal Truths by which we can all agree and to determine how we can know these are Universal Truths In the Postmodern world, philosophy takes on a new meaning We now have an Edifying Philosophy, which "aims at continuing a conversation rather than at discovering truth" " in the end, the postmodernworld is merely an arena of dueling texts ". of or relating to postmodernism
    • "postmodernist architecture".
  4486. postmodern Tür.
    • In its most general sense, describes the blurring and breakdown of established canons, categories, distinctions, and boundaries.
  4487. postmortem İng.
    • s., i öldükten sonra
    • i. otopsi.
  4488. postnatal İng.
    • s. doğumdan sonra.
  4489. postpaid İng.
    • s., z. posta ücreti ödenmiş (olarak).
  4490. postpone İng.
    • f. ertelemek, tehir etmek, geri bırakmak
    • ikinci planda bırakmak. post ponement i. erteleme, tehir, geri bırakma.
  4491. postposition İng.
    • i. sonrasına koyma veya konma
    • bir kelime sonuna ilave edilen kelime veya ek.
  4492. postprandial İng.
    • s. yemek sonrası.
  4493. postrnaster İng.
    • i. postane müdürü.
  4494. postscript İng.
    • i. not, dipnot, hamiş, haşiye, derkenar
    • kıs. p.s.
  4495. postulant İng.
    • i. talip olan kimse
    • bir şey üzerinde hak iddia eden kimse
    • namzet, özellikle papazlığa namzet kimse.
  4496. postulate İng.
    • i., fels. önerme, kaziye, ispatına lüzum görülmeden kabul edilen mesele
    • kabulü zaruri olan esas, her şeyden evvel lâzım olan şart.
  4497. postulate İng.
    • f. talep etmek, istemek, dilemek
    • ispatsız olarak ifade etmek, kaziye diye kabul etmek
    • var saymak.
  4498. posture İng.
    • i., f. duruş, poz, vaziyet
    • hal, işlerin gidişi
    • zihni vaziyet, tefekkür hali
    • f. suni vaziyet vermek veya almak.
  4499. posy İng.
    • i. çiçek, çiçek demeti.
  4500. pot Tür.
    • To tipple
    • to drink.
  4501. pot Tür.
    • To take a pot shot or shots, as at game or an enemy.
  4502. pot Tür.
    • To shoot for the pot, i.e., cooking
    • to secure or hit by a pot shot
    • to shoot when no special skill is needed.
  4503. pot Tür.
    • To set out or cover in pots
    • as, potted plants or bulbs.
  4504. pot Tür.
    • To secure
    • gain
    • win
    • bag.
  4505. pot Tür.
    • To pocket.
  4506. pot Tür.
    • To place or inclose in pots To preserve seasoned in pots.
  4507. pot Tür.
    • To drain
    • as, to pot sugar, by taking it from the cooler, and placing it in hogsheads, etc., having perforated heads, through which the molasses drains off.
  4508. pot Tür.
    • The total of the bets at stake at one time, as in racing or card playing
    • the pool
    • a horse heavily backed
    • a favorite.
  4509. pot Tür.
    • The total of the bets at one time
    • the pool. metal or earthenware cooking vessel that is usually round and deep
    • often has a handle and lid street names for marijuana a container in which plants are cultivated slang terms for a paunch the cumulative amount involved in a game plant in a pot
    • "He potted the palm".
  4510. pot Tür.
    • The quantity contained in a pot
    • a potful
    • as, a pot of ale.
  4511. pot Tür.
    • The money gathered in the middle of the table from blinds, bets, and raises This money goes to the winner, or winners as the case may be If you have not yet folded, you are "in the pot ".
  4512. pot Tür.
    • The chips available to win in any given hand.
  4513. pot Tür.
    • The amount of money that has been bet on the hand for the winning hand to claim. potential mood.
  4514. pot Tür.
    • Stills: Containers, usually made of copper, occasionally stainless steel, used for the purpose of distillation.
  4515. pot Tür.
    • slip of the tongue. blooper. fauxpas. gaffe. misstep. unwaranted pucker. wrinkle. blunder. boob. faux pas.
  4516. pot Tür.
    • Simple common soldier"s helmet.
  4517. pot Tür.
    • Short for Potentiometer, the pot is a knob, dial or slider on the control board that turns up the potential energy of a sound source Your radio has volume, but the relative loudness of the hosts, guests, calls, and tapes is controlled by potting them up or down If a sound source it potted up too high, it gets loud, scratchy and sounds bad, and is described as "hot" "Please pot down mic 1, it is too hot ". : Actually the potentiometers used in ESCs are called trim-pots
    • they consist of a fixed resistor and a wiper, kind of like a micro wiper speed control As the wiper wipes across the resistor it varies the resistance going to the leads that are mounted to the circuit board.
  4518. pot Tür.
    • See Pott.
  4519. pot Tür.
    • Purpose of Travel.
  4520. pot Tür.
    • Potentiometer A device used to adjust some aspect of the signal being passed through it, or to send out a control signal corresponding to its position.
  4521. pot Tür.
    • Potentiometer.
  4522. pot Tür.
    • Popular name for simple, wide brimmed helmet worn by 17th century pikemen.
  4523. pot Tür.
    • Point of Transaction
    • see POS.
  4524. pot Tür.
    • Point of Termination. point of termination.
  4525. pot Tür.
    • metal or earthenware cooking vessel that is usually round and deep
    • often has a handle and lid. a plumbing fixture for defecation and urination. the quantity contained in a pot. a container in which plants are cultivated. a large number or amount or extent
    • "a batch of letters"
    • "a deal of trouble"
    • "a lot of money"
    • "he made a mint on the stock market"
    • "it must have cost plenty". the cumulative amount involved in a game. slang terms for a paunch. a resistor with three terminals, the third being an adjustable center terminal
    • used to adjust voltages in radios and TV sets. street names for marijuana. plant in a pot
    • "He potted the palm".
  4526. pot Tür.
    • Large mug of beer. short for "potentiometer".
  4527. pot Tür.
    • goof. jackpot.
  4528. pot Tür.
    • CRS Point of turnaround.
  4529. pot Tür.
    • Container of earthenware, usually round and deep.
  4530. pot Tür.
    • A wicker vessel for catching fish, eels, etc.
  4531. pot Tür.
    • A vessel for holding molten metal Also used to refer to the electrolytic reduction cell employed in winning certain metals, such as aluminum, from a fused electrolyte.
  4532. pot Tür.
    • A size of paper.
  4533. pot Tür.
    • A plain defensive headpiece
    • later, and perhaps in a jocose sense, any helmet
    • called also pot helmet.
  4534. pot Tür.
    • A perforated cask for draining sugar.
  4535. pot Tür.
    • An earthen or pewter cup for liquors
    • a mug.
  4536. pot Tür.
    • A metal or earthenware extension of a flue above the top of a chimney
    • a chimney pot.
  4537. pot Tür.
    • A metallic or earthen vessel, appropriated to any of a great variety of uses, as for boiling meat or vegetables, for holding liquids, for plants, etc.
    • as, a quart pot
    • a flower pot
    • a bean pot.
  4538. pot Tür.
    • All the money in the middle of the poker table that goes to the winner of the hand is the pot Any player who has not yet folded is said to be "in the pot" A player who has called an initial bet is said to have entered the pot.
  4539. pot Tür.
    • A hollow vessel more deep than broad.
  4540. pot Tür.
    • A game, match, etc., open only to losers in early stages of contests.
  4541. pot Tür.
    • A fire clay container placed in the furnace in which the batch of glass ingredients is fused, and kept molten The glass worker ga thers directly from the pot.
  4542. pot Tür.
    • A crucible
    • as, a graphite pot
    • a melting pot.
  4543. pot Tür.
    • A classic briar pipe shape, with a short flat topped bowl.
  4544. pot Tür.
    • A black plug receptacle used to connect the surface-potential ground wire to the instrument.
  4545. pot İng.
    • f. (-ted, -ting) yağ ve baharatla kavanoza basmak
    • kavanozda muhafaza etmek
    • saksıya dikmek
    • yemek için avlamak, tüfekle rasgele vurmak
    • bilardoda çukura düşürmek
    • k.dili kapıp cebe indirmek.
  4546. pot İng.
    • i. kap, maden veya topraktan yapılmış yuvarlak kap, kavanoz
    • kadeh
    • bir kap dolusu
    • ıstakoz tutmaya mahsus sepet
    • baca başlığı
    • kumarda bir oyunda ortava konan paranın toplamı
    • k.dili büyük miktarda para
    • jeol. akıntının nehir dibinde açtığı yuvarlak çukur, bu çukurda bulunan çakıl
    • (argo) haşiş
    • bak. potentiometer. pot bottle takriben yarım litrelik şişe. pot cheese süzme peynir. pot hat melon şapka. pot liquor yemek suyu. pot roast ağır ateşte pişmiş et, kapama. pot shot sadece çantayı doldurmak maksadıyle avlama
    • kısa mesafeden silah atma
    • rasgele vuruş. chamber pot lâzımlık. chimney pot baca başlığı, ocak külâhı. go to pot bozulmak, mahvolmak. lobster pot ıstakoz sepeti.
  4547. pota Tür.
    • crucible. melting pot.
  4548. pota Tür.
    • crucible. cupel. backboard. ladle.
  4549. pota Tür.
    • basket. crucible. melting pot. hoop.
  4550. potable İng.
    • s., i. içilebilir
    • i., çoğ. meşrubat, içecek.
  4551. potage İng.
    • i., Fr. koyu çorba.
  4552. potansiyel Tür.
    • potential. back demand. potential. potency.
  4553. potansiyel Tür.
    • potential.
  4554. potansiyel Tür.
    • potential.
  4555. potas Tür.
    • potash.
  4556. potas Tür.
    • potash.
  4557. potash İng.
    • i. potas, kalya taşı, potasyum hidrat.
  4558. potassium İng.
    • i., kim. potasyum.
  4559. potasyum Tür.
    • potassium. kalium.
  4560. potasyum Tür.
    • potassium.
  4561. potasyum Tür.
    • potassium.
  4562. potasyum hidroksit Tür.
    • potassium hydroxide.
  4563. potasyum nitrat Tür.
    • potassium nitrate.
  4564. potation İng.
    • i. içme
    • içki
    • içki âlemi.
  4565. potato İng.
    • i. (çoğ. -toes) patates, bot. Solanum tuberosum. potato bug, potato beetle patatese zararı dokunan böcek, patates böceği. potato chip çips. potato race patates yarışı. potato rot daha toprakta iken patatesi çürüten hastalık. small potatoes adi ve önemsiz şey veya kimse. sweet potato bir çeşit tatlı patates, bot Ipomoea batatas, Hatay patatesi.
  4566. potbelly İng.
    • i. göbek, büyük ve şiş karın
    • şişkin karınlı adam, göbekli kimse
    • kenarları şişkin soba. potbellied s. göbekli.
  4567. potboiler İng.
    • i., k.dili yalnız geçim parası kazanmak maksadıyle yazılan kitap veya meydana getirilen sanat eseri.
  4568. potboy İng.
    • i., İng. lokantada bulaşıkçı.
  4569. potency İng.
    • i. kuvvet, kudret, güç
    • yetki, salâhiyet
    • etki, tesir
    • nüfuz
    • potansiyel
    • erkeğin cinsel iktidarı.
  4570. potent İng.
    • s. kuvvetli, güçlü, kudretli
    • etkili, tesirli, nüfuzlu
    • yetkili, salâhiyetli
    • cinsi iktidarı olan (erkek). potently z. etkileyici surette
    • kuvvetle, tesirli olarak.
  4571. potentate İng.
    • i. hükümdar, kral
    • büyük yetki ve otorite sahibi.
  4572. potential İng.
    • s., i. kuvvetli olan
    • muhtemel
    • fiz. gizil, potansiyel
    • i. mümkün olan şey, imkân, ihtimal
    • güç, iktidar
    • gram. yeterlik fiili
    • elek. potansiyel, gerilim. potential energy gizilgüç, potansiyel enerji. potential mood gram. yeterlik kipi. reach its highest potential mümkün olan en yüksek kudretine erişmek. potential'ity i. mümkün olan hal veya keyfiyet, imkân. potentially z. kuvvede olarak, imkan dahilinde.
  4573. potentiometer , pot İng.
    • i., elek. üç bağlantılı reosta
    • voltölçer.
  4574. pother İng.
    • i., f. boğucu toz veya duman bulutu
    • telâş, gürültü, karışıklık, şamata
    • f. başını ağırtmak, üzmek, sinirlendirmek
    • gürültü etmek.
  4575. potherb İng.
    • i. yemeğe tat veren maydanoz gibi yeşillik.
  4576. pothole İng.
    • i. (yolda) derin çukur
    • kayalarda su ve çakılların açtığı çukur.
  4577. pothook İng.
    • i. tencereyi ateş üzerine asmaya mahsus S şeklindeki çengel
    • özellikle el yazısı öğrenenlerin S şeklindeki çizgileri.
  4578. pötikare Tür.
    • decorated with small checks.
  4579. potin Tür.
    • half boot.
  4580. potin Tür.
    • boot.
  4581. potin Tür.
    • blucher.
  4582. potion İng.
    • i. ilâç dozu, bir defada verilen ilaç veya zehir
    • iksir.
  4583. potlatch İng.
    • i. (Kuzey Pasifik sahilinde oturan Kızılderililerde) hediye
    • kış festivali
    • misafirlere hediye dağıtılan ve eşyanın tahrip olunduğu tören
    • k.dili parti, eğlence.
  4584. potluck İng.
    • i. hazır bulunan yemek, Allah ne verdiyse .take potluck bulunan yemeği yemek.
  4585. potpourri İng.
    • i., Fr. odaya güzel koku vermek için kavanoz içinde biriktirilen gül yaprakları ve baharat
    • müz. potpuri
    • edebi seçmeler, müntahabat, seçmeler.
  4586. potsherd İng.
    • i. kırık çömlek parçası.
  4587. pott's disease İng.
    • tıb. Pott hastalığı, omurga kemiğinin çürumesi.
  4588. pottage İng.
    • i. türlü yemeği
    • sebze çorbası.
  4589. potted İng.
    • s. saksıya konmuş
    • çömlekte pişmiş
    • ( argo) küfelik olmuş.
  4590. potter İng.
    • bak. putter.
  4591. potter İng.
    • i. çömlekçi. potter's field fakirler için ayrılmış mezar. potter's wheel çömlekçi çarkı.
  4592. pottery İng.
    • i. çömlek işi, çanak çömlek
    • çömlek imalâthanesi
    • çömlekçilik.
  4593. pottle İng.
    • i. 1,9 litrelik sıvı ölçüsü
    • bu miktar sıvıyı içine alan kap
    • içki
    • İng. küçük kap veya sepet.
  4594. potty İng.
    • i. çocuk lâzımlığı
    • lâzımlıklı iskemle.
  4595. potty İng.
    • s. İng., k.dili göze çarpmayan
    • hafif içkili
    • solak.
  4596. pouch İng.
    • f. torbaya koymak, cebe indirmek
    • yutmak
    • torba veya kese husule getirmek.
  4597. pouch İng.
    • i. kese, torba
    • küçük para kesesi
    • hartuç kesesi
    • posta torbası
    • göz altlannda meydana gelen torba gibi şişkinlik
    • tıb. içinde sıvı toplanmış ur, kese
    • zool. bazl hayvanlann yavrularını veya yiyeceklerini taşıdıkları cep.
  4598. poult İng.
    • i. palaz.
  4599. poulterer İng.
    • i. tavukçu.
  4600. poultice İng.
    • i., f. yara lapası
    • f. yaraya veya cerahatli yere lapa koymak.
  4601. poultry İng.
    • i. kümes hayvanları. poultry farm tavuk çiftliği. poultry house kümes. poultry yard tavuklara mahsus avlu.
  4602. pounce İng.
    • i., f. yırtıcı kuş pençesi
    • saldırma, atılma, hamle
    • f. üzerine atılıp avlamak (av). pounce at, pounce on birden üstüne atılmak, hamle etmek
    • ani olarak gelmek.
  4603. pounce İng.
    • i., f. mürekkep kurutacak toz
    • kabartmalı bir düzeyin modelini çıkartmak için üzerine serpilen toz
    • f. toz serperek kurutmak veya cilâlamak.
  4604. pouncet box İng.
    • kapağı delikli bir cins parfüm kutusu.
  4605. pound İng.
    • i., f. başıboş veya sahipsiz hayvanların muhafaza edildiği belediyeye ait yer
    • hayvanların muhafaza edildiği veya tuzağa düşürüldüğü yer
    • f. ağıla kapamak
    • tuzağa düşürmek.
  4606. pound İng.
    • i. libre, değişik zamanlarda ayrı yerlerde değişebilen ağırlık ölçüsü, 454 gram
    • ingiliz lirası
    • Türkiye ve Mısır gibi birkaç memleketin lirası. avoirdupois pound (16 ounces) 454 gram. apothe caries' pound, troy pound (12 ounces) 373 gram.
  4607. pound İng.
    • i., f. ağır darbe, vuruş, hamle
    • vurulan yer, darbe izi
    • f. vurmak, dövmek ezmek
    • yumruklamak
    • havanda dövmek
    • dalgaya çarpmak (gemi)
    • hızla çarpmak veya atmak (yürek)
    • ağır adımlarla yürü- mek
    • güçlükle yürümek.
  4608. poundage İng.
    • i. sterlin başına alınan komisyon.
  4609. poundage İng.
    • i. sahipsiz hayvanların belediyece korunduğu yerden çıkarılma ücreti.
  4610. poundal İng.
    • i., f. bir librelik bir cismi saniyede bir ayak süratle hareket ettiren kuvvet ölçü birimi, 13850 din.
  4611. poundcake İng.
    • i. kek.
  4612. pounder İng.
    • i. darbe vuran şey veya kimse .
  4613. pounder İng.
    • i. bir libre ağırlığında olan herhangi bir şey
    • (bileşik kelimelerde) birkaç libre ağırlığı ile ilgisi olan şey: twelve pounder on iki librelik mermi atan top.
  4614. poundfoolish İng.
    • s. para harcamasını bilmeyen.
  4615. pour İng.
    • f., i. dökmek, akıtmak, boşaltmak
    • bardaktan boşanırcasına yağmak
    • dokülmek, akmak
    • çay servisi yapmak
    • i. dökülen miktar
    • akma, yağma
    • şiddetli yağmur. It never rains hut it pours. Hepsi bir arada gelir (bazen iyilikler bazen de aksilikler). pour cold water on pişmiş aşa soğuk su katmak. pour oil on troubled waters heyecanı yatıştırmak.
  4616. pout İng.
    • f., i. surat asmak, somurtmak
    • dudaklarını sarkıtmak
    • yüzünü ekşitmek
    • i. somurtma, surat asma, küs olma.
  4617. pout İng.
    • i. yayın tipinden bir çeşit balık, zool. Gadus luscus .
  4618. pouter İng.
    • i. somurtkan kimse
    • kursağını şişirme kabiliyeti olan bir güvercin.
  4619. poverty İng.
    • i. yoksulluk, fakirlik, parasızlık, zaruret, ihtiyaç
    • yetersizlik, kifayetsizlik, eksiklik. poverty line fakirlik ile orta hallilik arasındaki gelir sınırı. poverty-strick-en s. çok fakir, muhtaç, zarurete düşmüş, yoksul .
  4620. pow İng.
    • kıs. Prisoner of War.
  4621. powder İng.
    • i., f. toz, pudra
    • barut
    • f. üzerine toz ekmek
    • dövüp toz haline getirmek
    • toz haline gelmek
    • pudra kullanmak
    • eski (atı) hızla koşturmak. powdered milk süt tozu. powdered sugar pudraşekeri. powder flask, powder horn barutluk barut mahfazası. powder magazine baruthane. powder mill barut fabrikası. powder puff pudra ponponu. powder room bayanlara mahsus tuvalet. take a powder (argo) toz olmak, tüymek. powdery s. tozlu, toz gibi, toz halinde.
  4622. power İng.
    • i. yetenek, kabiliyet
    • iktidar, kuvvet, kudret, güç
    • hüküm
    • etki, tesir, hakimiyet, nüfuz, yetki, salâhiyet
    • fiz. erk, erke
    • devlet, hükümet
    • huk. bir başkası adına herhangi bir işi yapma yetkisi, vekâlet, ve kâletname
    • melaike
    • mat. üs, bir sayının kendisiyle çarpılmasıyle meydana gelen sayı
    • makinanın işleme kabiliyeti, güç, takat
    • merceğin büyütme yeteneği. kuvvet power boat motorla işleyen vapur veya gemi. power lathe torna makinası. power of attorney vekâletname. power of life and death idam etme veya af yetkisi. power over a person bir kimseye hükmünü geçirebilme kuvveti. power plant elektrik santralı. power point İng. duvar fişi. power politics kuvvet politikası. power structure yetkili ve kuvvetli olan grup. power tool motorlu aygıt. come into power iş başına geçmek
    • iktidar mevkiine geçmek. electric power elektrik kuvveti. party in power iktidar partisi. raise to the tenth power mat. onuncu üse çıkarmak. the powers that be başta olanlar, yetkili şahıslar. water power su kuvveti. It is beyond my power. Elimde değil. More power to him. Allah gücünü artırsın. Tebrikler!
  4623. powerful İng.
    • s. kuvvetli, kudretli
    • yetki veya nüfuzu olan
    • keskin, sert etkili, tesirli
    • k.dili çok miktarda. powerfully z. kudretle, kuvvetle. powerfulness i. kudretlilik, kuvvet.
  4624. powerhouse İng.
    • i. elektrik santralı
    • (argo) olağanüstü enerjiye sahip kimse veya şey.
  4625. powerless İng.
    • s. kuvvetsiz, kudretsiz, elinden hiç bir şey gelmeyen. powerlessly z. kuvvetsizce, eli kolu bağlı olarak. powerlessness i. kuvvetsizlik, eli kolu bağlı olma.
  4626. powwow İng.
    • i., f., A.B.D., k.dili toplantı
    • Kızılderililerle yapılan toplantı
    • f. toplantıda tartışmak.
  4627. pox İng.
    • i., tıb. çiçek gibi kabarcıklar meydana getiren hastalık
    • frengi.
  4628. poy Tür.
    • A support
    • used in composition
    • as, teapoy.
  4629. poy Tür.
    • A ropedancer"s balancing pole.
  4630. poy Tür.
    • A long boat hook by which barges are propelled against the stream.
  4631. poyra Tür.
    • hub of a wheel. axle end. hub.
  4632. poyra Tür.
    • hub.
  4633. poyraz Tür.
    • northeast wind. northeast. northeaster. north-east wind.
  4634. poyraz Tür.
    • northeast wind. boreas.
  4635. poz Tür.
    • pose. posturing. attitudinizing. exposure.
  4636. poz Tür.
    • exposure. pose. time exposure. copy. posture. attitude.
  4637. poz Tür.
    • exposure. pose.
  4638. pozisyon Tür.
    • position.
  4639. pozisyon Tür.
    • position.
  4640. pozisyon Tür.
    • height. position.
  4641. pozitif Tür.
    • positive. plus. positive.
  4642. pozitif Tür.
    • positive.
  4643. pozitif Tür.
    • plus. positive. positive olumlu. müspet.
  4644. pozitif görüntü Tür.
    • positive image.
  4645. pozitif hukuk Tür.
    • positive law. positive / substantive law.
  4646. pozitif kutup Tür.
    • positive pole.
  4647. pozitif sayı Tür.
    • positive number.
  4648. pozitivizm Tür.
    • positivism.
  4649. pozzuolana İng.
    • i. İtalya'nın volkanik topraklarında bulunan ve çimento yapımında kullanılan kırmızı toprak, puzolan.
  4650. pp. İng.
    • kıs. pages, pianissimo.
  4651. pr İng.
    • kıs. public relations.
  4652. pr. İng.
    • kıs. pair, present, price.
  4653. practicable İng.
    • s. yapılabilir, icrası mümkün
    • kullanışlı, elverişli. practicabil'ity i. kullanışlılık, pratiklik. practicably z. pratik surette, kullanışlı olarak.
  4654. practical İng.
    • s. pratik, ameli
    • işe gelir, kullanışlı, elverişli, uygulanabilir
    • tecrübeli
    • işlek
    • fiili. practical joke eşek şakası. practical nurse pratikten yetişme hemşire. practically z. hakikaten, gerçekten
    • hemen hemen, yaklaşık olarak, takriben
    • faydalı surette, pratik olarak.
  4655. practicality İng.
    • i. uygulanabilme, tatbik imkanı, elverişli olma
    • pratik iş.
  4656. practice İng.
    • İng. practise f. fiilen icra etmek, yapmak
    • çalışmak
    • uygulamak, tatbik etmek
    • bir meslekte çalışmak
    • pratik yapmak, egzersiz yapmak, talim etmek
    • kendini alıştırmak. Practice what you preach. Davranışlarınız sözlerinize uysun. Verdiğiniz telkini kendiniz tutun. practiced s. tecrübeli
    • alışık, talimli
    • idmanla elde edilmiş.
  4657. practice İng.
    • İng. practise i. tatbikat, uygulama
    • pratik
    • egzersiz, idman
    • alışkanlık, itiyat, adet
    • huk. dava açma usulü
    • sanat icrası
    • iş, müşteri çokluğu
    • çoğ. desise, hile, oyun. Practice makes perfect. Eg- zersiz veya idman yaparak ilerleme kaydedilir. Meşk kemale erdirir. Doctor Brown has a large practice. Doktor Brown'ın çok hastası var. in practice uygulamada, icraatta, tatbik mevkiinde. make a practice of doing something bir şeyi adet edinmek. out of practice melekesi körlenmiş, çoktan bırakmış. put into practice tatbik mevkiine koymak, uygulamasını yapmak. sharp practices hileli işler, dalavere. target practice atış talimi. the regular practice adet, alışkanlık, itiyat.
  4658. practitioner İng.
    • i. pratisyen.
  4659. praemunire İng.
    • i., İng., (eski) memleket dışında olan mahkemeye müracaat etme suçu.
  4660. praenomen İng.
    • i. isim
    • eski Roma'da isim.
  4661. praetor İng.
    • i. eski Roma'da hakim.
  4662. praetorian İng.
    • s., i. imparatorun özel muhaflzlanna özgü
    • i. imparatorun muhafızlarından biri. Praetorian Guard eski Roma'da imparatorun muhafız kıtası
    • iktidarda bulunanların koruyucuları.
  4663. pragmatic İng.
    • s. sebep ile sonuç arasındaki bağlantıyı araştıran çalışma ile ilgili
    • fels. pragmatizme ait
    • pratik. pragmatic sanction hükümdar fermanı.
  4664. pragmatical İng.
    • s. pragmatik
    • pratik, ameli
    • günlük işlerle ilgilenen. pragmatically z. pragmatik olarak
    • ameli olarak, pratik olarak.
  4665. pragmatik Tür.
    • pragmatics, pragmatism.
  4666. pragmatik Tür.
    • pragmatic. pragmatical.
  4667. pragmatik Tür.
    • pragmatic.
  4668. pragmatism İng.
    • i., fels. pragmatizm, pragmacılık
    • pragmatik oluş. pragmatist i. pragmacı, pragmatist.
  4669. pragmatist Tür.
    • pragmatist.
  4670. pragmatist Tür.
    • One who is pragmatic. a person who takes a practical approach to problems and is concerned primarily with the success or failure of her actions an adherent of philosophical pragmatism.
  4671. pragmatist Tür.
    • an adherent of philosophical pragmatism. a person who takes a practical approach to problems and is concerned primarily with the success or failure of her actions.
  4672. pragmatizm Tür.
    • pragmatism.
  4673. pragmatizm Tür.
    • pragmatism.
  4674. prague İng.
    • i. Prag.
  4675. prairie İng.
    • i., A.B.D., Kan. büyük çayırlık, ağaçsız geniş kır. prairie chicken A.B.D. çayır tavuğu, zool. Tympanuchus. prairie dog A.B.D. çayır köpeği, zool. Cynomys ludovicianus. prairie schooner A.B.D. eski zamanda kırları geçmeye mahsus üstü kaput bezi ile örtülü atlı araba.
  4676. praise İng.
    • f., i. övmek, methetmek, sena etmek
    • hamdetmek, şükretmek
    • i. övgü, sena, medih, sitayiş
    • hamt, şükür.
  4677. praiseworthy İng.
    • s. övülmeye değer, takdire layık. praiseworthily z. övülmeye layık bir şekilde, methe lâyık surette. praiseworthiness i. methe layık olma, değerlilik.
  4678. praline İng.
    • i. cevizli şekerleme, pralin.
  4679. pram İng.
    • i., den. düz tabanlı bir çeşit sandal.
  4680. pram İng.
    • i., İng., k.dili, bak. perambulator.
  4681. prance İng.
    • f., i. at gibi zıplayarak oynamak
    • zıplayarak oynayan ata binmek
    • caka satmak, gösterişli şekilde yürümek
    • atı zıplatıp oynatmak
    • i. zıplayıp oynama
    • caka satma.
  4682. pranga Tür.
    • fetter. irons. shackle. fetters. shackles.
  4683. pranga Tür.
    • ankle bracelet.
  4684. pranga Tür.
    • a heavy iron chain shackled to a prisoner"s ankle with a ring and tied to h. bonds. shackles.
  4685. pranga kaçağı Tür.
    • dangerous criminal.
  4686. prank İng.
    • f. çok süslemek, donatmak
    • gösteriş yapmak, caka satmak.
  4687. prank İng.
    • i., f. kaba şaka
    • oyun
    • f. oyun oynamak.
  4688. prat İng.
    • i., (argo) kıç.
  4689. prate İng.
    • f., i. gevezelik etmek, fazla konuşmak, boş laf etmek
    • i. gevezelik, boş laf.
  4690. pratfall İng.
    • i., A.B.D., (argo) kıçüstü düşme.
  4691. pratik Tür.
    • practical. pragmatic. capable of being put into practice in everyday life. handy. useful. applied. down-to-earth. sensible. application. putting into practice. practical experience / knowledge / skill. down- to-earth. functional. in- service training. pra.
  4692. pratik Tür.
    • practical. handy. convenient. applied. businesslike. rough-and-ready. practice. praxis. experience.
  4693. pratik Tür.
    • functional. handy. practical. practice. pragmatic. applied. application. practical experience/skill/knowledge.
  4694. pratik yapmak Tür.
    • practise.
  4695. pratika Tür.
    • pratique (a document. bill of health.
  4696. pratikleşmek Tür.
    • to become practical.
  4697. pratiklik Tür.
    • practicality. practicability. gumption.
  4698. pratiklik Tür.
    • practicality.
  4699. pratiklik Tür.
    • practicability.
  4700. pratincole İng.
    • i. bataklık kırlangıcı, zool. Glareola pratincola.
  4701. pratique İng.
    • i., Fr., den. pratika, karantinadan geçen gemiye verilen limana giriş izni.
  4702. pratisyen Tür.
    • trainee.
  4703. pratisyen Tür.
    • practitioner.
  4704. pratisyen Tür.
    • practician.
  4705. prattle İng.
    • f., i. çocukça ve safça konuşmak
    • gevezelik etmek
    • i. çocukça laf
    • boş lakırdı.
  4706. prawn İng.
    • i. küçuk karides, deniz tekesi, zool. Palaemon serratus.
  4707. praxis İng.
    • i. fiilen icra, uygulama, tatbikat.
  4708. pray İng.
    • f. dua etmek, niyaz etmek
    • yalvarmak, istirham etmek
    • ibadet etmek, namaz kılmak. pray'er i. dua eden kimse.
  4709. prayer İng.
    • i. dua, niyaz
    • temenni, rica
    • ibadet, namaz
    • dua edilen şey
    • huk. dilekçe, istida. prayer beads tespih. prayer book dua kitabı. prayer meeting dua meclisi. prayer rug seccade. prayer wheel (Tibet Budistlerine mahsus) dua yazılı kâğıtların sarıldığı dönen silindir.
  4710. prayerful İng.
    • s. ibadetkar, zahit
    • dualı. prayerfully z. dua ile. prayerfulness i. ibadetkarlık.
  4711. pre- İng.
    • ( önek) önce, evvel, ön.
  4712. pre-adolescence İng.
    • i. ergenlik çağı öncesi, 9-12 yaşlar arası.
  4713. pre-cambrian İng.
    • s., jeol. kambriyum öncesine ait.
  4714. pre-med , premedical İng.
    • s. tıp öğrenimine hazırlayıcı, tıp öğrenimi öncesi (kurslar veya öğrenci).
  4715. pre-raphaelite İng.
    • i. Rafael öncesi sanat görüşünü izleyen ressam.
  4716. preach İng.
    • f. va'zetmek
    • telkin etmek
    • nasihat etmek, öğüt vermek. preach against aleyhinde va'zetmek.
  4717. preacher İng.
    • i. vaiz. preaching i. vaız, va'zetme
    • öğüt. preach'ment i. vaız
    • va'zetme
    • can sıkıcı nasihat, uzun ve sıkıcı sözler.
  4718. preachy İng.
    • s. fazla nasihatli.
  4719. preamble İng.
    • i. başlangıç, mukaddeme, önsöz.
  4720. preamplifier İng.
    • i., (radyo) önamplifikatör.
  4721. prearrange İng.
    • f. önceden düzenlemek, tertip etmek. prearrangement i. önceden alınan tertibat.
  4722. prebend İng.
    • i., İng. katedralin papaza bağladığı tahsisat
    • bu tahsisatı temin eden vakıf
    • katedralden tahsisat alan papaz. prebendary i. katedralden tahsisat alan papaz.
  4723. precancel İng.
    • f. pulları postalamadan önce damgalamak.
  4724. precarious İng.
    • s. güvenilmez, istikrarsız, esassız, asılsız, kararsız, şüpheli
    • nazik, tehlikeli, rizikolu
    • (eski) başkasının keyfine tabi. precariously z. tehlikeli bir şekilde
    • istikrarsızca. precariousness i. tehlikeli hal, riziko.
  4725. precatory İng.
    • s. niyaz kabilinden, yalvarma niteliğindeki.