Türkçe - İngilizce Sözlük

  1. o Tür.
    • The letter O, or its sound.
  2. o Tür.
    • the blood group whose red cells carry neither the A nor B antigens
    • "people with type O blood are universal donors". a nonmetallic bivalent element that is normally a colorless odorless tasteless nonflammable diatomic gas
    • constitutes 21 percent of the atmosphere by volume
    • the most abundant element in the earth"s crust. the 15th letter of the Roman alphabet.
  3. o Tür.
    • Something shaped like the letter O
    • a circle or oval.
  4. o Tür.
    • O, the fifteenth letter of the English alphabet, derives its form, value, and name from the Greek O, through the Latin.
  5. o Tür.
    • One.
  6. o Tür.
    • her. him. it. such. that.
  7. o Tür.
    • he.
  8. o Tür.
    • A shortened form of of or on.
  9. o Tür.
    • A prefix to Irish family names, which signifies grandson or descendant of, and is a character of dignity
    • as, O"Neil, O"Carrol.
  10. o Tür.
    • An exclamation used in calling or directly addressing a person or personified object
    • also, as an emotional or impassioned exclamation expressing pain, grief, surprise, desire, fear, etc. the 15th letter of the Roman alphabet the blood group whose red cells carry neither the A nor B antigens
    • "people with type O blood are universal donors".
  11. o Tür.
    • Among the ancients, O was a mark of triple time, from the notion that the ternary, or number 3, is the most perfect of numbers, and properly expressed by a circle, the most perfect figure.
  12. o Tür.
    • A cipher
    • zero.
  13. o İng.
    • (kıs.) ocean, October, Ohio, old, older.
  14. o İng.
    • ünlem 0! Ya ! (hayret ve şaşkınlık ifadesi).
  15. o halde Tür.
    • therefore. under the circumstances.
  16. o kadar Tür.
    • sifir.
  17. o kadar Tür.
    • as. so. such. that.
  18. o zaman Tür.
    • then.
  19. o zaman Tür.
    • then.
  20. o zaman Tür.
    • sifir.
  21. o, o İng.
    • (i.) İngiliz alfabesinin on beşinci harfi
    • O şeklinde şey
    • sıfır
    • (kim.) oksijen
    • ohm.
  22. o' İng.
    • edat, önek of veya on'ın kısaltılmış şekli (bazı isimlerin başına gelen edat:o'clock gibi)
    • (bh) zade (bazı İrlanda'lı şahıs isimlerinin başına gelir ve oğlu anlamındadır: O'Casey).
  23. o'clock İng.
    • (z.) saate göre. It's one o'clock. Saat bir.
  24. oaf İng.
    • (i.) (çoğ. oafs, oaves) budala veya ahmak kimse, kaba adam. oafish (s.) sersem.
  25. oak İng.
    • (i.) meşe ağacı, (bot.) Quercus
    • meşe odunu. British oak, English oak kaya meşesi. Spanish oak, red oak bodur meşe, sapsız meşe, (bot.) Quercus rubra. dyer's oak, gall oak mazı meşesi, (bot.) Quercus infectoria. East Indian oak sac ağacı, (bot.) Tectona grandis. holy oak, holm oak pırnal, pırnar, (bot.) Quercus ilex. Jerusalem oak nezle otu, (bot.) Chenopodium botrys valonia oak valonya meşesi, palamut ağacı, (bot.) Quercus aegilops. oak apple yaş mazı. oak gall mazı. oaken (s.) meşeden yapılmış.
  26. oakum İng.
    • (i.) üstüpü, kalafat üstüpüsü. black oakum katranlı üstüpü.
  27. oar İng.
    • (i.), (f.) kürek, kayık küreği
    • kürekçi
    • kürek şeklinde olan veya kürek vazifesi gören şey
    • (f.) kürek çekmek, kürek çekerek gitmek. oarlock (i.) ıskarmoz. muffled oars gıcırdamasın diye ıskarmoz yatağı etrafına bez sarılmış kürekler. He pulls a good oar iyi kürekçidir. Kendine düşen görevi iyi yapar. put one's oar in istenilmediği yerde işe karışmak, burnunu sokmak. rest on one's oars bir süre dinlenmek
    • işin sonucundan memnun olarak işten çekilmek. oarsman (i.) kürekçi.
  28. oasis İng.
    • (i.) (çoğ. oases) vaha, çöl ortasında sulak ve bitek arazi.
  29. oat İng.
    • (i.), (gen.) (çoğ.) yulaf tanesi, yulaf, (bot.) Avena sativa
    • yulaf sapından yapılmış çalgı borusu. oat grass çayır yulafı. oatmeal (i.) yulaf ezmesi. feel one's oats (k.dili) kendini beğenmek, kendini yüksek görmek
    • zinde olmak. sow one's wild oats (k.dili) gençlikte çılgınlık yapmak. wild oat yaban yulafı, (bot.) Avena fatua oaten (s.) yulaftan yapılmış.
  30. oath İng.
    • (i.) ant, yemin: küfür, Iânet. administer an oath (huk.) yemin ettirmek, ant içirmek. take an oath yemin etmek, ant içmek.
  31. ob İng.
    • (i.) Obi nehri.
  32. oba Tür.
    • Output-Based Aid [TOP].
  33. oba Tür.
    • Optical Brightening Agent Optical whiteners Completely synthetic substances which refract light and make it appear white to the human eye OCR PAPER Optical Character Recognition Paper, woodfree paper intended for automatic optical scanning OFFSET PAPER Paper intended for use in offset printing Generally has good picking resistance OFFSET PRINTING A lithographic printing method in which the ink is transferred from the printing plate indirectly via a rubber blanket to the paper Both the printing and non-printing parts are at the same level on the plate OPACITY A measure of how much light a paper does not let through.
  34. oba Tür.
    • On Base Average See On Base Percentage.
  35. oba Tür.
    • On-Base Average.
  36. oba Tür.
    • large nomad tent. nomad group. encampment.
  37. oba Tür.
    • a group of nomads (under the authority of a chief. large tent.
  38. obbligato İng.
    • (i.), (müz.) bir şan solosuna refakat eden müzik aletinin çaldığı parça, obligato.
  39. obcordate İng.
    • (s.), (bot.) yürek şeklinde ve sivri ucu sapa yapışmış olan (yaprak), obkordat.
  40. obdurate İng.
    • (s.) inatçı, katı kalpli
    • sert, kırıcı, yumuşatılamaz
    • idaresi zor. obduracy (i.) inatçılık, sertlik. obdurately (z.) inatla.
  41. obeah, obe, obi İng.
    • (i.) özellikle Batı Hint Adalarında ve ABD'de zenciler tarafından uygulanan bir çeşit büyü.
  42. obedience İng.
    • (i.) itaat, itaat etme, söz dinleme, boyun eğme.
  43. obedient İng.
    • (s.) itaatli, söz dinleyen, yumuşak başlı. your obedient servant eski kulunuz, bendeniz (mektuplarda imza ile kullanılırdı). obediently (z.) itaatkar olarak.
  44. obeisance İng.
    • (i.) hürmetle eğilme
    • hürmet, saygı, riayet. pay veya do obeisance hürmet göstermek.
  45. öbek Tür.
    • tuft. group. mass. heap. pile. block.
  46. öbek Tür.
    • block, group. heap. pile. mass. clump. mound. tuft.
  47. obelisk Tür.
    • Vertical stone pillar of needle shape with pyramidion on the top Its origin ties it to the Egyptian sun cult They are always carved from a single stone The tapered top part of them were usually covered with gold or electrum.
  48. obelisk Tür.
    • To mark or designate with an obelisk. a stone pillar having a rectangular cross section tapering towards a pyramidal top.
  49. obelisk Tür.
    • Though the name is derived from the Greek obeliskos, meaning "a small spit",. tall, tapered, four-sided monolith with a pyramid-shaped peak, associated with the power of the sun god
    • most were carved from pink granite quarried in Aswan and were either capped or clad entirely in electrum to reflect the rays of the sun.
  50. obelisk Tür.
    • See Dagger, n., 2.
  51. obelisk Tür.
    • obelisk.
  52. obelisk Tür.
    • obelisk.
  53. obelisk Tür.
    • It is ordinarily monolithic.
  54. obelisk Tür.
    • Egyptian obelisks are commonly covered with hieroglyphic writing from top to bottom.
  55. obelisk Tür.
    • A tapering, four-sided pillar of stone which was usually inscribed with hieroglyphs to honour a pharaoh Most were made of granite The biggest Egyptian obelisk now stands in Rome and is nearly 31 metres tall The biggest still in Egypt is 29 5 metres high and is estimated to weigh over 300 tonnes. an upright, four-sided, tapered pillar that terminates in a pyramid
    • it may be inscribed or plain, and it is often placed prominently in the center of a pool, at the crown of a hill, or at the end of a terrace walk.
  56. obelisk Tür.
    • A tapering four-sided pillar made of stone It is said that some of the obelisk at the Temple of Karnek were plated in gold, to catch the sun"s rays.
  57. obelisk Tür.
    • a stone pillar having a rectangular cross section tapering towards a pyramidal top. a character used in printing to indicate a cross reference or footnote.
  58. obelisk Tür.
    • An upright, four- sided pillar, gradually tapering as it rises, and terminating in a pyramid called pyramidion.
  59. obelisk Tür.
    • An upright, four-sided pillar, gradually tapering as it rises, and ending in a pyramid called a pyramidion.
  60. obelisk Tür.
    • An upright 4-sided usually monolithic pillar that gradually tapers as it rises and terminates in a pyramid.
  61. obelisk İng.
    • (i.) dikili taş, dört köşeli sütun
    • (matb.) başvurma işareti, (+).
  62. obese İng.
    • (s.) çok şişman. obesity (obi'sıti, obes'ıti) (i.) şişmanlık.
  63. obey İng.
    • (f.) itaat etmek, söz dinlemek, denileni yapmak
    • tabi olmak, boyun eğmek.
  64. obfuscate İng.
    • (f.) şaşırtmak, şaşkınlaştırmak
    • dumanlı yapmak, karartmak. obfusca'tion (i.) şaşırtma.
  65. obi İng.
    • (i.) Japon kadın ve çocuklarının kimono üstüne bağladıkları enli kuşak.
  66. obi İng.
    • (bak.) obeah.
  67. obit İng.
    • (k.dili), (bak.) obituary.
  68. obiter dictum İng.
    • (huk.) bir hakim tarafından resmi olmayarak ileri sürülen fikir
    • rasgele söz.
  69. obituary İng.
    • (i.), (s.) bir öIü hakkında yazılan kısa biyografi
    • (s.) birinin öIümüne ait.
  70. obj İng.
    • (kıs.) object, objection, objective.
  71. obje Tür.
    • object. thing nesne.
  72. obje Tür.
    • object. thing.
  73. obje Tür.
    • object.
  74. object İng.
    • (f.) itiraz etmek, uygun görmemek, razı olmamak
    • karşı gelmek
    • itiraz olarak ileri sürmek.
  75. object İng.
    • (i.) şey, madde, görülür veya dokunulur şey, nesne, obje
    • hedef, nişan, amaç
    • (gram.) nesne. object at issue (huk.) anlaşmazlık konusu
    • iddia olunan şey. object glass bir mikroskop veya teleskopun hedefe yakın olan merceği veya mercekleri, objektif. object lesson ibret. direct object nesne. indirect object tümleç, ikinci nesne. Money is no object. İş parada değil. objectless (s.) gayesiz, amaçsız.
  76. objectify İng.
    • (f.) nesnelleştirmek.
  77. objection İng.
    • (i.) itiraz
    • itiraz etme
    • itiraz sebebi. objectionable (s.) itiraz edilebilir, yolsuz. His actions were objectionable. Terbiyesizce davrandı.
  78. objective İng.
    • (s.), (i.) objektif
    • öznel olmayan, dıştan olan
    • gerçek
    • (gram.) nesneye ait
    • nesnel
    • amaca ait
    • (i.) hedef
    • gram nesne
    • mikroskop veya teleskopta objektif (mercek). objective case ismin (i.) hali. objectively (z.) nesnel olarak. objectiv'ity (i.) tarafsızlık.
  79. objectivism İng.
    • (i.), (fels.) nesnellik taraftarlığı
    • (güz.) (san.) nesnel öğeler kullanma eğilimi.
  80. objektif Tür.
    • objective. unbiased. lens. object glass.
  81. objektif Tür.
    • objective. even-handed. clinical. practical. objective. object-glass.
  82. objektif Tür.
    • lens. objective. detached. disinterested nesnel. objective glass.
  83. objektiflik Tür.
    • objectivism. objectivitism.
  84. objurgate İng.
    • (f.) kırıcı şekilde azarlamak, paylamak. objurga'tion (i.) azar, paylama.
  85. oblast İng.
    • (i.), (Ru.) ilçe, il.
  86. oblate İng.
    • (s.), (geom.) kutupları yassılaşmış (sferoid).
  87. oblate İng.
    • (s.), (i.) manastır hayatına kendini adamış (kimse).
  88. oblation İng.
    • (i.) Tanrı'ya sunulan şey, adak.
  89. obligate İng.
    • (f.), (s.) zorlamak, mecbur etmek, zorunda bırakmak
    • (s.) bağlı, mecbur
    • kayıt altında.
  90. obligation İng.
    • (i.) mecburiyet, yüküm, zor
    • (huk.) senet, borç
    • farz, ödev, yüküm. Iaw of obligations borçlar hukuku.
  91. obligato İng.
    • (bak.) obbligato.
  92. obligatory İng.
    • (s.) mecburi, gerekli, zorunlu.
  93. oblige İng.
    • (f.) mecbur etmek, zorlamak, zorunlu kılmak, zorunda bırakmak
    • minnettar kılmak
    • iyilik etmek, memnun etmek. I am much obliged. Çok minnettarım.
  94. obligee İng.
    • (i.), (huk.) alacaklı.
  95. obliging İng.
    • (s.) nazik, hoş davranan, yardım etmeye hazır. obligingly (z.) nazik bir şekilde. obligingness (i.) nezaket.
  96. obligor İng.
    • (i.), (huk.) yüküm altına giren kimse, bir borç senedini imza eden kimse .
  97. oblique İng.
    • (s.), (f.) meyilli, eğik, eğilmiş, eğri
    • dolaylı, ima yollu
    • (anat.) eğik (kas)
    • (f.) meyletmek, sapmak
    • (ask.) eğik bir yönde gitmek. oblique angle (geom.) dik olmayan açı. oblique case (gram.) ismin hitap halinden ve yalın halinden başka herhangi bir hali. oblique triangle içinde dik açı bulunmayan üçgen. obliquity (i.) meyil, eğilim
    • doğru yoldan çıkma, sapma. obliquely (z.) meylederek. obliqueness (i.) eğrilik.
  98. obliterate İng.
    • (f.) yok etmek, silmek, bozmak, gidermek. oblitera'tion (i.) yoketme, silme.
  99. oblivion İng.
    • (i.) unutma, unutuş, unutulma
    • kayıtsızlık, ilgisizlik.
  100. oblivious İng.
    • (s.), (gen.) of veya to ile unutkan
    • habersiz
    • çevresinden habersiz
    • ilgisiz. obliviously (z.) ilgisizce, unutarak. obliviousness (i.) ilgisizlik, unutkanlık.
  101. oblong İng.
    • (s.), (i.) dik dörtgen şeklinde olan, uzunca, boyu eninden fazla
    • (bot.) yaprakları yumurta biçiminde
    • (i.) dik dörtgen.
  102. obloquy İng.
    • (i.) kötüleme, zemmetme, kınama, iftira etme, hakkında kötü söyleme, yerme.
  103. obnoxious İng.
    • (s.) iğrenç, tiksindirici
    • çirkin görünen. obnoxiously (z.) uygunsuz olarak, çirkince. obnoxiousness (i.) uygunsuzluk, çirkinlik, iğrençlik.
  104. oboe İng.
    • (i.) obua. oboist (i.) obua çalan kimse.
  105. obol , obolus İng.
    • (i.) eski bir Yunan gümüş sikkesi
    • eski Yunan ağırlık birimi.
  106. obovate İng.
    • (s.), (bot.) obovat, ters yumurtamsı (yaprak), geniş ucu yukarıya doğru olan.
  107. obruk Tür.
    • katavothre. ponor. concave. pit.
  108. obs İng.
    • (kıs.) observation, observatory, obsolete.
  109. obscene İng.
    • (s.) müstehcen, açık saçık, edebe aykırı
    • ağıza alınmaz
    • tiksindirici, iğrenç. obscenely (z.) müstehcen olarak.
  110. obscenity İng.
    • (i.) açık saçıklık, müstehcenlik
    • açık saçık laf.
  111. obscurant İng.
    • (s.), (i.) ilerlemeye veya ilme karşı olan, bilgisizlik taraftarı, gerici (kimse). obscurantism (i.) bilgisizlik taraftarlığı. obscurantist (i.) bilgisizlik taraftarı kimse.
  112. obscuration İng.
    • (i.) karartma
    • kararma
    • karanlık
    • (astr.) ay tutulması.
  113. obscure İng.
    • (s.), (f.) çapraşık, anlaşılması güç
    • belirsiz, gösterişsiz, tanınmamış
    • bulutlu, karanlık
    • (f.) karartmak, karanlık yapmak
    • örtmek, gözden saklamak. obscurely (z.) anlaşılmayacak şekilde. obscureness, obscurity (i.) çapraşıklık, belirsizlik.
  114. obsequies İng.
    • (i.), (çoğ.) cenaze törenleri.
  115. obsequious İng.
    • (s.) aşırı derecede itaatli, fazla boyun eğmiş
    • dalkavukluk eden. obsequiously (z.) dalkavukluk ederek. obsequiousness (i.) dalkavukluk.
  116. observable İng.
    • (s.) görünür
    • öIçüIür
    • izlenebilir
    • incelemeye değer, dikkat etmeye değer
    • görülür, ayırt edilebilir. observably (z.) görülecek şekilde. observingly (z.) dikkatle bakarak.
  117. observance İng.
    • (i.) yerine getirme, yapma
    • görenek, adet, örf
    • tören, usul
    • mezhep, tarikat.
  118. observant İng.
    • (s.) dikkat eden, dikkatli, riayet eden
    • itaatli, kanuna riayetkâr. observantly (z.) dikkat ederek.
  119. observation İng.
    • (i.) dikkatli bakma, inceleme
    • gözlem, rasat
    • fikir, yorum
    • (ask.) gözetleme. observation car yolcuların etrafı seyretmesine uygun şekilde geniş pencereleri olan vagon. observation post (ask.) topçu rasat mevzii. observational (s.) gözlem kabilinden, gözlemle ilgili.
  120. observatory İng.
    • (i.) rasathane
    • etrafın manzarasını seyretmek için yapılmış kule.
  121. observe İng.
    • (f.) dikkatle bakmak, dikkat etmek
    • yerine getirmek, tutmak
    • ileri sürmek, düşünceyi belirtmek
    • gözlemek
    • kutlamak.
  122. observer İng.
    • (i.) dikkat eden kimse
    • gözleyen kimse
    • uçaklarla düşmanın yerini veya durumunu tespit etmekle görevli kimse.
  123. obsess İng.
    • (f.) musallat olmak, tedirgin etmek
    • zihnini meşgul etmek. obsession (i.) kafayı meşgul eden düşünce
    • sürekli endişe
    • sabit fikir.
  124. obsidian İng.
    • (i.) yanardağdan çıkan koyu renkli cama benzer çok sert bir taş (eskiden bu taştan ok başı ve bıçak yapılırdı).
  125. obsolescent İng.
    • (s.) modası geçmekte olan, seyrek kullanılan, az işlek (kelime, makina). obsolescence (i.) eskime.
  126. obsolete İng.
    • (s.) kullanılmayan, eski, modası geçmiş (kelime veya görenek)
    • (biyol.) eskilerine oranla az gelişmiş. obsoleteness (i.) modası geçmişlik, eskimişlik.
  127. obstacle İng.
    • (i.) engel, mâni.
  128. obstetric , rical İng.
    • (s.) çocuk doğumuna veya gebeliğe ait. obstetrics (i.) gebelik ve doğumla uğraşan tıp dalı.
  129. obstetrician İng.
    • (i.) doğum mütehassısı.
  130. obstjnate İng.
    • (s.) inatçı, ayak direyici, dik kafalı, söz dinlemez
    • mukavemeti kırılmaz. obstinacy (i.) inatçılık, dik başlılık. obstinately (z.) inatla.
  131. obstreperous İng.
    • (s.) gürültücü, şamatacı, yaygaracı
    • ele avuca sığmaz, idaresi güç, haylaz. obstreperously (z.) haylazca. obstreperousness (i.) ele avuca sığmama.
  132. obstruct İng.
    • (f.) engel olmak, mani olmak
    • tıkamak, kapamak.
  133. obstruction İng.
    • (i.) mani, mania, engel, set
    • blokaj, bloke etme. obstructionism (i.) siyasette bloke etme. obstructionist (i.) bloke eden kimse.
  134. obstructive İng.
    • (s.) engel olan. obstructively (z.) engel teşkil ederek. obstructiveness (i.) engelleme.
  135. obstruent İng.
    • (s.), (i.), (tıb.) mecraları tıkayan (madde).
  136. obstrüksiyon Tür.
    • obstruction. blocking.
  137. obt. İng.
    • (kıs.) obedient.
  138. obtain İng.
    • (f.) bulmak, almak, ele geçirmek
    • âdet olmak, geçerli olmak. obtainable (s.) elde edilebilir, bulunabilir, kazanılabilir. obtainment (i.) elde etme.
  139. obtrude İng.
    • (f.) içine sokmak
    • davetsiz olarak veya istenilmeyen yere sokmak
    • zorlamak
    • izinsiz veya haksızca girmek veya girişmek. obtrusive (s.) istenilmediği halde sokulup sıkıntı veren.
  140. obtuse İng.
    • (s.) zeki olmayan
    • duygusuz
    • (geom.) geniş
    • boğuk (ses). obtuse angle geniş açı. obtusely (z.) duygusuzca. obtuseness (i.) duygusuzluk.
  141. obua Tür.
    • oboe.
  142. obua Tür.
    • oboe.
  143. obua Tür.
    • hautboy.
  144. obuacı Tür.
    • oboist. oboe player.
  145. obur Tür.
    • gluttonous. glutton. greedy. gourmand. voracious. edacious. esurient. lickerish. open-mouthed. piggish. ravenous. glutton. gormandizer. guzzler. cormorant. hog.
  146. obur Tür.
    • gluttonous. edacious. glutton. greedy. insatiable. insatiate. piggish. voracious.
  147. obur Tür.
    • glutton. gluttonous. insatiable. voracious.
  148. öbür Tür.
    • the other. other. alternative. second. far. another. another.
  149. öbür Tür.
    • the other.
  150. öbür Tür.
    • far. other. second. the other. the next.
  151. öbür dünya Tür.
    • lower world.
  152. öbür gün Tür.
    • the day after tomorrow.
  153. oburluk Tür.
    • gluttony. voracity.
  154. oburluk Tür.
    • gluttony. greediness.
  155. oburluk Tür.
    • edacity.
  156. öbürü Tür.
    • another. other.
  157. obüs Tür.
    • howitzer. shell.
  158. obüs Tür.
    • howitzer. obus.
  159. obverse İng.
    • (i.) paranın yüz tarafı, yüz
    • herhangi bir şeyin yüz tarafı
    • bir meselenin öbür tarafı
    • (man.) bir önermeyi tersine çevirerek çıkarılan başka bir önerme: Bütün insanlar fanidir. Hiç bir insan baki değildir.
  160. obverse İng.
    • (s.) yüzü bakan kimseye dönük
    • (bot.) dibi tepesinden daha dar.
  161. obversion İng.
    • (i.), (man.) bir önermeyi ters yönde ifade etme.
  162. obvert İng.
    • (f.) başka tarafını göstermek için çevirmek
    • (man.) bir önermeyi ters yönde ifade etmek.
  163. obviate İng.
    • (f.) etkili tedbirlerle önünü almak, önlemek.
  164. obvious İng.
    • (s.) aşikar, açık, apaçık, besbelli, belli. obviously (z.) açıkça. obviousness (i.) aşikârlık, açıklık.
  165. obvolute İng.
    • (s.), (bot.) üst üste gelmiş
    • birbirine sarılmış (yaprak).
  166. öç Tür.
    • revenge. vengeance.
  167. öç Tür.
    • revenge. vengeance.
  168. öç Tür.
    • revenge. nemesis. requital. retaliation. retribution. vengeance.
  169. ocak Tür.
    • jan. january. stove. oven. fireplace. cooker. fire. furnace. range. grate. hearth. seedbed.
  170. ocak Tür.
    • cookstone. range. kiln. blast furnace. forge. quarry. mine. den. meeting place. association. society. organization. family. household. oven. crucible. cookhouse. incinerator. pit. chimney. chimey casing. retort. uptake. hole. coal pit. coal mine. residenc.
  171. ocak Tür.
    • cooker. fender. fireplace. furnace. hearth. kiln. stove. oven. stone quarry. minejanuary. january.
  172. ocak taşı Tür.
    • hearthstone.
  173. ocakbaşı Tür.
    • grillroom.
  174. ocakçı Tür.
    • stoker. chimney sweep. man in charge of making coffee and tea in a coffee-house.
  175. ocarina İng.
    • (i.), (müz.) toprak veya madenden yumurta şeklinde nefesli bir çalgı, okarina.
  176. occasion İng.
    • (i.), (f.) fırsat, münasebet, vesile, elverişli durum
    • sebep, hal, durum
    • Iüzum, gereklik
    • (f.) vesile olmak, sebep olmak. on occasion ara sıra, fırsat düştükçe. take the occasion durumdan faydalanmak.
  177. occasional İng.
    • (s.) ara sıra meydana gelen, fırsat düştükçe yapılan
    • belirli bir fırsat dolayısıyle yapılan. occasional chair takımdan ayrı sandalye. occasionally (z.) ara sıra, bazen.
  178. occident İng.
    • (i.) batı
    • (bh) batı yarıküresi, Asya'nın batısındaki üIkeler, özellikle Avrupa. occidental (s.), (i.) batıya ait, batısal, Avrupa ve Amerika'ya ait
    • (astr.) batı tarafındaki, batısında
    • (i.) batılı.
  179. occiput İng.
    • (i.), (anat.) kafanın arka kısmı, artkafa. occip'ital (s.) kafanın arka tarafında olan, artkafaya ait.
  180. occlude İng.
    • (f.) tıkamak, kapatmak
    • (kim.) emmek, absorbe etmek (özellikle gazlar için)
    • (dişçi.) üst üste oturmak. occlusion (i.) emme veya emilme
    • (dişçi.) üst üste oturma.
  181. occult İng.
    • (s.) büyü ile ilgili
    • esrarlı, tabiattan üstün
    • gizli, saklı
    • bilinmez, anlaşılmaz. occult arts büyücülük gibi faaliyetler. occultism (i.) gizli kuvvetlere inanma ve onları etkisi altına alma. occultist (i.) bu işlerle uğraşan kimse.
  182. occult İng.
    • (f.) gizlemek
    • (astr.) önüne geçip gizlemek (güneş veya ayın bir yıldızı kapaması gibi)
    • kaybolmak (bir görünüp bir kaybolan fener kulesi ışığı gibi). occulta'tion (i.) gizleme.
  183. occupant İng.
    • (i.) işgal eden kimse. occupancy (i.) işgal.
  184. occupation İng.
    • (i.) iş, meşguliyet, meslek, sanat
    • işgal, zorla alma. army of occupation işgal ordusu.
  185. occupational İng.
    • (s.) meşguliyete ait
    • işgal kuvvetleri ile ilgili
    • meslek dolayısıyle meydana gelen (hastalık veya zarar). occupational therapy meşguliyetle tedavi, rehabilitasyon.
  186. occupy İng.
    • (f.) tutmak, zaptetmek, işgal etmek
    • meşgul etmek. be occupied with ile meşgul olmak.
  187. occur İng.
    • (f.)olmak, meydana gelmek, vuku bulmak
    • bulunmak
    • hatıra gelmek, akla gelmek.
  188. occurrence İng.
    • (i.) oluş, meydana çıkma
    • vaka, olay, hadise. occurrent (s.) olan, meydana gelen.
  189. ocean İng.
    • (i.) okyanus, büyük deniz, derya, umman
    • kürenin üçte ikisini kaplayan geniş su kıtası
    • sonsuz şey veya miktar. ocean current okyanus akıntısı. ocean lane okyanus gemilerinin sefer yolu. ocean liner okyanus gemisi.
  190. oceania İng.
    • (i.) Okyanusya, orta Pasifikteki adalara verilen ortak ad.
  191. oceanic İng.
    • (s.) okyanusa ait, okyanusta bulunan veya meydana gelen, okyanusta dolaşan.
  192. oceanography İng.
    • (i.) okyanus coğrafyası. oceanograph'ic(al) (s.) okyanus coğrafyasına ait.
  193. ocellus İng.
    • (i.) (çoğ. li) (biyol.) basit göz
    • göz şeklinde leke. ocellate (s.) basit gözlü
    • göz şeklinde lekeli.
  194. ocelot İng.
    • (i.) Orta ve Güney Amerika'ya mahsus kaplana benzer bir kedi, (zool.) Felis pardalis.
  195. ocher , ing ochre İng.
    • (i.) kırmızı veya sarı renkli bir çeşit demir cevheri, aşıboyası, toprak boya
    • koyu sarı renk. ochreous, ocherous (s.) sarı renkten, içinde aşıboyası bulunan. crude ochre (min.) aşıtaşı.
  196. ochlocracy İng.
    • (i.) avam idaresi.
  197. oct. İng.
    • (kıs.) October.
  198. octad İng.
    • (i.) sekizli takım
    • (kim.) sekiz değerlikli bir eleman.
  199. octagon İng.
    • (i.) sekiz köşe ve kenarlı şey veya şekil, sekizgen
    • sekiz taraflı yapı veya yer. octagonal (s.) sekiz kenarlı.
  200. octahedron İng.
    • (i.), (geom.) sekiz düzlemli ve üç boyutlu şekil. octahedral (s.) sekiz yüzlü.
  201. octane İng.
    • (i.) oktan. octane number oktan öIçüsü.
  202. octangle İng.
    • (s.), (i.) sekiz açılı
    • (i.) sekizgen. octangular (s.) sekiz köşeli.
  203. octant İng.
    • (i.), (geom.) bir dairenin sekizde biri
    • (astr.) bir gökcisminin diğerinden 45 derece uzaklıkta iken bulunduğu yer
    • oktant.
  204. octave İng.
    • (i.), (müz.) oktav, sekizlik perde tertibi
    • sekiz notalık ara
    • dini yortudan sonra gelen sekizinci gün
    • sekiz mısralı şiir
    • bir sonenin sekiz mısraı.
  205. octavo İng.
    • (i.), (s.) sekiz yaprak halinde katlanmış kağıt tabakası
    • bu büyüklükte kitap
    • (s.) tabakası sekiz yaprağa katlanmış.
  206. octennial İng.
    • (s.) sekiz senede bir olan
    • sekiz sene süren, sekiz senelik. octennially (z.) her sekiz senede bir.
  207. octet , octette İng.
    • (i.), (müz.) sekiz kişi tarafından çalınan veya söylenen müzik parçası
    • sekiz kişiden meydana gelen koro veya orkestra takımı.
  208. octillion İng.
    • (i.), (İng.) kırk sekiz sıfırı olan rakam
    • ABD yirmi yedi sıfırı olan rakam, oktilyon. octillionth (s.) oktilyona ait, oktilyonuncu.
  209. octo İng.
    • önek sekiz.
  210. october İng.
    • (i.) ekim
    • (İng.) ekim ayında yapılan bira veya elma suyu.
  211. octodecimo İng.
    • (s.), (i.) bir tabakanın on sekiz yaprak olmak üzere katlanmasından meydana gelen (forma veya kitap).
  212. octogenarian İng.
    • (s.), (i.) seksen yaşında, seksenlik (kimse).
  213. octopus İng.
    • (i.) ahtapot, (zool.) Octopus
    • yaygın ve yıkıcı örgüt.
  214. octosyllable İng.
    • (i.) sekiz heceli mısra.
  215. octroi İng.
    • (i.) şehir sınırında özellikle yiyeceklerden alınan giriş vergisi, oktruva.
  216. octuple İng.
    • (s.) sekiz kat, sekiz misli, sekiz kere.
  217. octuplicate İng.
    • (s.) sekizli, sekiz misli.
  218. öcü Tür.
    • boogeyman.
  219. öcü Tür.
    • bogy man. bogy. bugaboo. bugbear. golliwog. hob.
  220. öcü Tür.
    • bogey. ogre. bogy. bogeyman.
  221. ocular İng.
    • (s.), (i.) göze ait, gözle görülür, gözle ilgili
    • (i.) teleskop veya mikroskopta göz merceği, oküler. ocularly (z.) gözle görülür şekilde.
  222. oculist İng.
    • (i.) göz hastalıklan uzmanı, göz doktoru.
  223. od Tür.
    • Overdrive. olive drab. a doctor"s degree in optometry. the right eye.
  224. od Tür.
    • Outside Dimension. right eye OR over-refraction Ortho orthophoria.
  225. od Tür.
    • Outside diameter of work piece.
  226. od Tür.
    • Outside diameter of a cylinder, roller or roll of labels.
  227. od Tür.
    • Outside Diameter. abbr Octavius Depot.
  228. od Tür.
    • Outside diameter.
  229. od Tür.
    • Outer diameter.
  230. od Tür.
    • Origin destination.
  231. od Tür.
    • Ordnance Datum.
  232. od Tür.
    • ode. fire.
  233. od Tür.
    • Martian foot.
  234. od Tür.
    • Latin abbreviation meaning right eye.
  235. od Tür.
    • Latin abbreviation for right eye
    • abbreviation for Doctor of Optometry.
  236. od Tür.
    • fire.
  237. od Tür.
    • An alleged force or natural power, supposed, by Reichenbach and others, to produce the phenomena of mesmerism, and to be developed by various agencies, as by magnets, heat, light, chemical or vital action, etc.
    • called also odyle or the odylic force.
  238. od Tür.
    • Acronym for outside diameter, outer diameter, or overdrive.
  239. od Tür.
    • Abbreviation of Olive Drab, a dull yellowish green color often used for military uniforms, equipment, and vehicles because of its camouflage properties. 8r L 12 adj 1 Of an odd number, not even 2 Extraordinarily, truly 3 Outstanding, bold, brave.
  240. öd Tür.
    • bile. gall.
  241. öd Tür.
    • bile. gall.
  242. od , o/d İng.
    • (kıs.) overdose.
  243. oda Tür.
    • Until 1990 known as Office Document Architecture A standard for defining document components for interchange between differing word processors and desktop publishing systems An attempt to classify the features of such systems It combines a structure view of the document, with a layout view that specifies where on the page, and possibly on which page, an object appears.
  244. oda Tür.
    • room. chamber. apartment.
  245. oda Tür.
    • room. chamber.
  246. oda Tür.
    • Overseas Development Administration, UK. official development assistance.
  247. oda Tür.
    • Overseas Development Administration.
  248. oda Tür.
    • Overseas Development Administration.
  249. oda Tür.
    • Open Document architecture.
  250. oda Tür.
    • Open Document Architecture.
  251. oda Tür.
    • Official Development Assistance Used to help countries in need but is often used for political gain.
  252. oda Tür.
    • Official development assistance.
  253. oda Tür.
    • Official Development Assistance.
  254. oda Tür.
    • Official Development Aid, or government-funded help by rich countries for poor ones ODA levels have fallen constantly since the 1992 Earth Summit, which reaffirmed a 1969 target of contributing 0 7 percent of gross national product per year Only four countries have met this goal. operational detachment alpha.
  255. oda Tür.
    • Office Document Architecture.
  256. oda Tür.
    • chamber. room. association. society. organization. accomodation. apartment. half pension.
  257. oda Tür.
    • A standard, defined by both ISO and the CCITT, which allows documents containing graphics, text, spreadsheet data and so on to be passed between computers and software of different manufacturers.
  258. oda Tür.
    • A document exchange format.
  259. oda hapsi Tür.
    • chamber arrest.
  260. oda müziği Tür.
    • chamber music.
  261. oda müziği Tür.
    • chamber music.
  262. odacı Tür.
    • person who run errands and does cleaning in a business concern. office-boy.
  263. odacı Tür.
    • caretaker. janitor. servant.
  264. odacık Tür.
    • crib.
  265. odak Tür.
    • focus.
  266. odak Tür.
    • focal point. focus.
  267. odak Tür.
    • focal. pivotal. focus. center. centre.
  268. odak noktası Tür.
    • focal point.
  269. odak noktası Tür.
    • focal point.
  270. odaklama Tür.
    • focusing. to focus.
  271. odaklama Tür.
    • focalization.
  272. odaklamak Tür.
    • to focus.
  273. odaklamak Tür.
    • focus.
  274. odaklanmak Tür.
    • focus on.
  275. odalisk, odalisque İng.
    • (i.) odalık, cariye, halayık.
  276. odalık Tür.
    • concubine. odalisque. female share.
  277. odd İng.
    • (s.), (i.) acayip, bambaşka
    • tek, iki ile böIünemeyen
    • küsur, tam sayıdan artan
    • ara sıra meydana gelen
    • (i.) artan şey
    • ABD golfta bir oyuncunun rakibinden fazla olarak yaptığı vuruş
    • (çoğ.), (bak.) odds. Odd Fellows Amerika'da sosyal ve gizli bir yardımlaşma derneği. oddlooking (s.) tuhaf, acayip. odd or even tek mi çift mi oyunu. an odd fish tuhaf adam. at odd moments vakit buldukça. oddly (z.) acayip şekilde. oddly enough şans eseri olarak. oddness (i.) tuhaflık. acayiplik gariplik.
  278. oddity İng.
    • (i.) tuhaflık, acayiplik
    • garip özellik
    • garip kimse veya şey.
  279. oddments İng.
    • (i.), (çoğ.) ufak tefek şeyler, artık şeyler, döküntü, kırıntı
    • (matb.) kitabın metin dışındaki kısımları
    • acayip şey.
  280. odds İng.
    • (i.), (çoğ.) zayıf tarafa verilen üstünlük
    • eşitsizlik, fark, üstünlük
    • bir bahiste konulan paralar arasındaki oran farkı
    • ihtimal oranı. odds and ends ufak tefek şeyler, kırıntılar. at odds araları açık. Ionu veya large odds bahis oranında fazlalık. the odds are that ihtimali var ki. Iay odds kendi lehine olan bir bahse girişmek. take odds başkasının lehine olan bir bahse girmek.
  281. ode İng.
    • (i.) bir tür lirik nazım şekli, gazel
    • yüksek şeylerden bahseden vezinli veya vezinsiz uzun şiir
    • övgü, kaside
    • böyle şiir için yazılmış müzik.
  282. ödem Tür.
    • edema. oedema. dropsy.
  283. ödem Tür.
    • edema, oedema.
  284. ödeme Tür.
    • payment. pay. payoff. disbursement. settlement. redemption. clearance. conciliation. discharge. inpayment. redress. remuneration. rendering. repayment. satisfaction.
  285. ödeme Tür.
    • edemata, oedemata.
  286. ödeme Tür.
    • consideration. pay. payment. payoff. redemption. satisfaction. settlement.
  287. ödeme Tür.
    • acquittance. payment. allotment. disbursing. discharge. liquidation. pay. paying. paying in. paying out. payout. refund. settlement.
  288. ödeme emri Tür.
    • order of payment. order / warrant / summons to pay / for payment. payment order / summons.
  289. ödemek Tür.
    • to pay. to pay for sth. defray. disburse. discharge. to pay for. fork out or up. pay in. pay off. pay out. pay up. to effect payment. repay. replace. return. satisfy. settle. stump up.
  290. ödemek Tür.
    • pay. settle. indemnify. repay. pay for. pay out. acquit. ante. ante up. atone for. clear. come across with. defray. disburse. discharge. domiciliate. fee. foot. fork out. fork over. fork up. give. pay in. quit. recoup. redeem. satisfy. shell out. spr.
  291. ödemek Tür.
    • clear. meet. pay. recompense. reimburse. repay.
  292. ödemeli Tür.
    • redeemable. collect. collect.
  293. ödemeli Tür.
    • payment on delivery. sth which has been sent C.O.D. (cash on delivery. collect-on-delivery charges. charges forward s.
  294. ödemeli Tür.
    • cash on-delivery. cod.
  295. ödenek Tür.
    • appropriation. fund. grant. allocation. allowance. grant-in-aid. award. supply.
  296. ödenek Tür.
    • allocation. appropriation. subsidy. allowance. personal allowance. annuity. consideration money.
  297. ödenek Tür.
    • allocation. allotment. allowance. bounty. grant. appropriation.
  298. ödenme Tür.
    • defrayal.
  299. ödenme Tür.
    • being paid. being paid for.
  300. ödenmek Tür.
    • to be paid. to be paid for.
  301. ödenmemiş borç Tür.
    • outstanding amount. outstanding dept.
  302. ödenmesi gereken Tür.
    • due. dues.
  303. ödenmiş Tür.
    • paid. paid in. settled. paid up. paid-in. paid-up.
  304. ödenmiş Tür.
    • paid. liquidated. paid out. paid up. paid in. paid off. settled.
  305. ödenti Tür.
    • recompense. dues. subscription. monthly contribution.
  306. ödenti Tür.
    • dues. monthly contribution.
  307. odeon Tür.
    • A kind of theater in ancient Greece, smaller than the dramatic theater and roofed over, in which poets and musicians submitted their works to the approval of the public, and contended for prizes
    • hence, in modern usage, the name of a hall for musical or dramatic performances.
  308. odeon , odeum İng.
    • (i.) (çoğ. s, odea) tiyatro veya konser binası
    • eski Yunanistan ve Roma'da müzisyenlerin içinde yarıştıkları ufak tiyatro binası.
  309. ödeşmek Tür.
    • to settle accounts with each other. square.
  310. ödeşmek Tür.
    • to settle accounts.
  311. ödetmek Tür.
    • to make sb pay. to pay sb back.
  312. ödetmek Tür.
    • to have sb pay (a sum of money. to have sb pay for sth. to exact payments.
  313. ödev Tür.
    • obligation.
  314. ödev Tür.
    • homework. obligation. duty. exercise. billet. devoirs. incumbency. task.
  315. ödev Tür.
    • duty. obligation. assignment. homework. schoolwork. incumbency. task. theme.
  316. ödevlendirilmek Tür.
    • to have been given the duty of.
  317. ödevlendirmek Tür.
    • to give sb a duty.
  318. ödevli Tür.
    • sb who has taken sth on as a duty. sb who is on duty. incumbent.
  319. odin İng.
    • (i.), (mit.) İskandinavların baş tanrısı.
  320. odious İng.
    • (s.) tiksindirici, iğrenç, nefret verici. odiously (z.) iğrenç şekilde. odiousness (i.) iğrençlik.
  321. oditoryum Tür.
    • auditorium.
  322. oditoryum Tür.
    • auditorium.
  323. odium İng.
    • (i.) nefret, gizli düşmanlık
    • yüz karası, ayıp
    • iğrençlik.
  324. ödlek Tür.
    • craven. worm. yellow. cowardly. yellow-bellied. coward.
  325. ödlek Tür.
    • cowardly. pusillanimous. chicken hearted. chinless. coward. currish. lily livered. poor-spirited. scary.
  326. ödlek Tür.
    • chicken hearted.
  327. ödleklik Tür.
    • cowardice. pusillanimity.
  328. odometer İng.
    • (i.) araba ile katedilen mesafeyi ölçen alet.
  329. odontalgia İng.
    • (i.), (tıb.) diş ağrısı. odontalgic (s.) diş ağrısına ait.
  330. odontoid İng.
    • (s.), (anat.) diş gibi, diş şeklindeki.
  331. odontology İng.
    • (i.) dişlerden ve dişlerin gelişmesinden bahseden ilim. odontologist (i.) diş ilmi uzmanı.
  332. odor , ıng. odour İng.
    • (i.) koku
    • şöhret, itibar. be in bad odor adı çıkmak, kötü şöhreti olmak, itibarsız olmak.
  333. odoriferous İng.
    • (s.) hoş kokulu, güzel koku yayan. odoriferously (z.) güzel koku yayarak.
  334. odorless İng.
    • (s.) kokusuz.
  335. odorous İng.
    • (s.) kokulu
    • güzel kokulu.
  336. odour İng.
    • (bak.) odor.
  337. ödül Tür.
    • award. prize. reward. guerdon. premium. meed. plume. purse. recompense. remuneration. requital.
  338. ödül Tür.
    • award. premium. prize. reward. gratification. plume. pot. recompense. remuneration. trophy.
  339. ödül Tür.
    • award. commendation. consideration. distinction. premium. prize. purse. reward. trophy.
  340. ödüllendirilmek Tür.
    • crown.
  341. ödüllendirmek Tür.
    • to award sb a prize. to give sb a reward. favour. to place a premium. recompense.
  342. ödüllendirmek Tür.
    • award. remunerate. repay. reward. to reward. to award a prize.
  343. ödüllendirmek Tür.
    • award a prize. crown. recompense. remunerate. requite. reward.
  344. odun Tür.
    • wood. firewood. blockhead.
  345. odun Tür.
    • wood.
  346. odun Tür.
    • chump. firewood. lowbrow. wood. caveman. boor. wooden. dull. log.
  347. odun kömürü Tür.
    • wood coal. charcoal.
  348. ödünç Tür.
    • loaned. lent. borrowed. as a loan.
  349. ödünç Tür.
    • accomodation. loan.
  350. ödünç vermek Tür.
    • lend. loan.
  351. ödünç vermek Tür.
    • advance. float a ban. lend. lend out. to put out on loan. loan out.
  352. oduncu Tür.
    • woodcutter. timberman. woodsman. woodman. hewer.
  353. oduncu Tür.
    • woodcutter. seller of firewood.
  354. oduncu Tür.
    • lumberjack. woodcutter. seller of firewood. woodsman.
  355. odunculuk Tür.
    • woodcutting.
  356. odunculuk Tür.
    • cutting or selling wood.
  357. odunlaşmak Tür.
    • to lignify. to get rude.
  358. odunluk Tür.
    • woodshed. tree ready to be cut for firewood.
  359. odunsu Tür.
    • ligneous.
  360. odunsu Tür.
    • ligneous.
  361. odyovizüel Tür.
    • audio-visual.
  362. odyssey İng.
    • (i.) Homer'in Odise adlı ünlü destanı
    • serüvenli uzun yolculuk.
  363. oed İng.
    • (kıs.) Oxford English Dictionary.
  364. oedema İng.
    • (bak.) edema.
  365. oedipus İng.
    • (i.) Oedipus. Oedipus complex Ödip kompleksi.
  366. oer İng.
    • edat, (z.), şiir, (bak.) over.
  367. oesophagus İng.
    • (bak.) esophagus.
  368. of Tür.
    • ugh!.
  369. of Tür.
    • Ouch ! ow ! oof.
  370. of Tür.
    • Original finish May be plastic, resin, or china, and are shown without altering their appearance as they came from the factory. prep of [OE of].
  371. of Tür.
    • Optional Form Source: US EPA. a reserved word used in array type or one-of-a-kind array declarations 4 6, A 1.
  372. of Tür.
    • Oil filters., prep w dat, from, out of, of, away from, contrary to, by.
  373. of Tür.
    • In a general sense, from, or out from
    • proceeding from
    • belonging to
    • relating to
    • concerning
    • used in a variety of applications
    • as: Denoting that from which anything proceeds
    • indicating origin, source, descent, and the like
    • as, he is of a race of kings
    • he is of noble blood.
  374. of Tür.
    • During
    • in the course of.
  375. of Tür.
    • Denoting the material of which anything is composed, or that which it contains
    • as, a throne of gold
    • a sword of steel
    • a wreath of mist
    • a cup of water.
  376. of Tür.
    • Denoting the agent, or person by whom, or thing by which, anything is, or is done
    • by.
  377. of Tür.
    • Denoting that by which a person or thing is actuated or impelled
    • also, the source of a purpose or action
    • as, they went of their own will
    • no body can move of itself
    • he did it of necessity.
  378. of Tür.
    • Denoting relation to place or time
    • belonging to, or connected with
    • as, men of Athens
    • the people of the Middle Ages
    • in the days of Herod.
  379. of Tür.
    • Denoting reference to a thing
    • about
    • concerning
    • relating to
    • as, to boast of one"s achievements.
  380. of Tür.
    • Denoting possession or ownership, or the relation of subject to attribute
    • as, the apartment of the consul: the power of the king
    • a man of courage
    • the gate of heaven.
  381. of Tür.
    • Denoting passage from one state to another
    • from.
  382. of Tür.
    • Denoting part of an aggregate or whole
    • belonging to a number or quantity mentioned
    • out of
    • from amongst
    • as, of this little he had some to spare
    • some of the mines were unproductive
    • most of the company.
  383. of Tür.
    • Denoting nearness or distance, either in space or time
    • from
    • as, within a league of the town
    • within an hour of the appointed time.
  384. of Tür.
    • Denoting identity or equivalence
    • used with a name or appellation, and equivalent to the relation of apposition
    • as, the continent of America
    • the city of Rome
    • the Island of Cuba.
  385. of Tür.
    • Degrees, Farenheit
    • a temperature scale.
  386. of Tür.
    • An abbreviation representing an open-face watch, which is a watch with a cover on the reverse and a crystal only over the face on the obverse. Xo, tsoh
    • ok, ohkh
    • Usage Note: See General Grammar for the usage of each of these words. de. sou.
  387. of İng.
    • edat nin, li, den. of course tabii, beklenildiği gibi. of late son zamanlarda. of note önemli, itibarlı. of oneself kendiliğinden
    • kendi hakkında. a man of talent hüner sahibi adam.
  388. öf Tür.
    • ugh ! Oof ! (expressing disgust.
  389. ofay İng.
    • (i.), ABD, argo, (aşağ.) beyaz ırktan bir kimse.
  390. off İng.
    • (f.), ABD, argo öIdürmek, slang mortlatmak.
  391. off İng.
    • (z.), (s.), edat uzağa
    • ileriye, ileride
    • öteye, ötede
    • yanda
    • tamamen
    • uzakta
    • (s.) uzak
    • yanlış
    • uygun olmayan, anormal
    • bitmiş
    • görev dışındaki
    • sağdaki
    • (den.) denize doğru açılan
    • edat dan
    • dan uzak off and on ara sıra. off chance zayıf bir ihtimal. It iş off my hands. Benim elimden çıkmıştır. Artık sorumlu değilim. Off with you! Defol ! an off street sapa sokak. a week off bir haftalık izin
    • bir hafta sonra. be off ayrılmak, terketmek
    • yanılmak
    • (k.dili) deli olmak. be off in one's calculations hesabında yanılmış olmak. beat off the attack hücumu tamamen püskürtmek. be off strawberries çilek yemekten mahrum olmak. call the game off oyunu iptal etmek. fall off düşmek
    • azalmak
    • bırakmak. far off çok uzak. He is well off. Hali vakti yerinde. Zengindir. kill off all enemies düşmanların hepsini öIdürmek. my off day izin günüm
    • fena günüm. put off an appointment bir randevuyu ertelemek. put (a per son) off canını sıkmak, soğutmak
    • (zorla) indirmek. show off gösteriş yapmak. take off alıp götürmek
    • öIdürmek
    • indirmek, çıkarmak
    • (k.dili) taklidini yapmak
    • kalkmak, havalanmak. The cheese is a bit off. Peynir biraz bozulmuş. The deal is off. Anlaşma iptal edildi. The electricity is off. Elektrik kesildi. We are off now. Nihayet yola çıkıyoruz.
  392. off İng.
    • (i.), (İng.), argo başlangıç. from the off başlangıçtan beri.
  393. offal İng.
    • (i.) hayvanın yenemeyen fakat başka işte kullanılan veya atılan kısımları
    • (İng.) sakatat
    • çerçöp, süprüntü.
  394. offbeat İng.
    • (i.), (müz.), (s.) vurgusuz nota
    • (s.), ABD, argo olağandışı.
  395. offbroadway İng.
    • (s.), (i.) New York'un tiyatro merkezinde olmayan (tiyatro)
    • deneysel (tiyatro).
  396. offcast İng.
    • (s.) atılmış.
  397. offcolor İng.
    • (s.) tabii renkte olmayan
    • açık saçık.
  398. offend İng.
    • (f.) kabahat işlemek, suç işlemek
    • kızdırmak
    • gücendirmek, darıltmak, hatırını kırmak. offended (s.) küskün, darılmış. offender (i.) suçlu.
  399. offense , (ıng.) offence İng.
    • (i.) kusur, kabahat
    • suç
    • tecavüz, hücum, saldırı
    • incitme, gücendirme. commit an offense kabahat işlemek. give offense gücendirmek, kızdırmak. No offense. Gücenmeyiniz. Ayıp olmasın. take offense gücenmek, darılmak.
  400. offensive İng.
    • (s.), (i.) çirkin, iğrenç
    • saldırıyla ilgili, hücuma ait
    • yakışmaz
    • kötü
    • hakaret edici
    • (i.) saldırı, hücum. offensively (z.) tiksindirerek
    • hücum ederek. offensiveness (i.) tiksindiricilik.
  401. offer İng.
    • (i.) teklif
    • fiyat teklifi.
  402. offer İng.
    • (f.) takdim etmek, arzetmek, sunmak
    • teklif etmek, (fiyat) vermek
    • göstermek
    • meydana çıkmak görünmek, gözükmek. offer battle savaş açmak. offer for sale satılığa çıkarmak. offer resistance karşı koymak.
  403. offering İng.
    • (i.) teklif
    • sunulan şey
    • kilisede toplanan para.
  404. offertory İng.
    • (i.) kilisede para toplanırken orgda çalınan beste.
  405. offhand İng.
    • (s.), (z.) düşünmeden yapılmış, rasgele yapılmış
    • (z.) düşünmeden, rasgele.
  406. office İng.
    • (i.) yazıhane, daire, ofis
    • ticarethane
    • hizmet, iş, memuriyet, vazife, görev
    • hükümet dairelerinden biri
    • bu daireye mensup memurlar
    • ibadet tören ve ayinleri. officeholder (i.) devlet memuru. office hours çalışma saatleri. police office karakol. post office postane.
  407. officer İng.
    • (i.), (f.) memur
    • subay
    • polis memuru
    • (f.) subaylarını atamak (gemi)
    • komuta etmek, idare etmek. officer of the day o günün komutanı, nöbetçi subay. field officer subay. flag officer amiral, filo komutanı. health officer sağlık memuru. petty officier assubay,staff officier kurmay subay, warrant officier gedikli subay
  408. official İng.
    • s., i. resmi
    • memuriyete ait, memura yakışır
    • i. memur. officialdom i. memur sınıfı, memurlar. officialism i. memur işi
    • kırtasiyecilik. officially z. resmen.
  409. officiary İng.
    • s., i. vazifeyle ilgili
    • i. bir kuruluşun bütün memurları.
  410. officiate İng.
    • f. ayin yönetmek
    • resmi bir görevi yerine getirmek. officiant, officiator i. görev yapan kimse.
  411. officinal İng.
    • s., i. hazır (ilâç), müstahzar
    • boya veya eczalarda kullanılan (bitkiler).
  412. officious İng.
    • s. gereksiz yerde hizmet veya yardım etmek isteyen, her şeye karışan, işgüzar. officiously z. işgüzarlık ederek.
  413. offing İng.
    • i. sahilden görülen açık deniz
    • sahilden ölçülen deniz mesafesi. in the offing yakında, pek uzak olmayan (olay).
  414. offish İng.
    • s., uzak duran, kimseye yaklaşmak istemeyen.
  415. offkey İng.
    • s., z., müz. düzeni bozuk (olarak).
  416. offprint İng.
    • i. ayrı baskı.
  417. offput İng.
    • f. (-put, -putting) İng. canını sıkmak, soğutmak.
  418. offsale İng.
    • i. dükkân dışında içmek üzere içki satışı.
  419. offset İng.
    • i. daldırma dal, fışkırma dal, piç fidan
    • bir aile veya ırk kolu
    • bir dağ sırasının ovaya uzanan burnu
    • mim. duvar kalınlığının azaldığı yerde meydana gelen raf gibi düz çıkıntı
    • mak. engeli aşması için bir boruya konulan dirsek
    • ana çizgiden dikey olarak ölçülen kısa mesafe
    • matb. ofset usulü.
  420. offset İng.
    • f. (-set) denge meydana getirmek: karşılığı ile denkleştirmek
    • boruya dirsek koymak
    • ofset usulü basmak
    • dallanmak.
  421. offshoot İng.
    • i. dal
    • yan çalışma.
  422. offshore İng.
    • s. kıyıdan uzak
    • kıyıdan esen.
  423. offside İng.
    • s., spor ofsayt.
  424. offsouring İng.
    • i. süprüntü, çerçöp, kir.
  425. offspring İng.
    • i. ürün
    • döl, evlât.
  426. offstage İng.
    • i., s., z. sahne arkası
    • s. sahne arkasındaki, görünmeyen
    • z. sahne arkasına, sahne arkasında.
  427. offthejob İng.
    • s. iş dışında
    • işsiz.
  428. offwhite İng.
    • i. hafif grimsi beyaz renk.
  429. ofis Tür.
    • office. government department.
  430. ofis Tür.
    • office. department.
  431. ofis Tür.
    • office.
  432. öfke Tür.
    • anger. rage. wrath. fret. fume. fury. heat. huff. indignation. ire. irritation. violent temper.
  433. öfke Tür.
    • anger. rage. steam. storm. temper. vehemence.
  434. öfke Tür.
    • anger. rage. fury. pet. temper. wrath. bate. berserker rage. choler. displeasure. dudgeon. exasperation. flare. flare-up. frenzy. fume. heat. huffiness. indignation. ire. irritation. paddy. pash. passion. sound and fury. spunk. steam. storm. wax.
  435. öfkelendirme Tür.
    • provocation.
  436. öfkelendirmek Tür.
    • to anger. to infuriate. to enrage. get sb"s blood up. inflame. madden.
  437. öfkelenmek Tür.
    • to get angry at. to get enraged at. boil over. bristle. to get one"s dander up. flame. flip. fly into. foam. fume. get one"s rag out. huff. to blow one"s mind. to get one"s monkey up. rage. rampage.
  438. öfkelenmek Tür.
    • fume. to get angry. to lose one"s temper. to be furious.
  439. öfkelenmek Tür.
    • blow one"s top. get hot under the collar. go off the deep end. see red. blow one"s stack. get angry. lose one"s temper. work oneself up into a rage. blow up. cut up rough. flame up. flash out. fly out. get hot. grow hot. lash oneself into a fury. fly.
  440. öfkeli Tür.
    • angry. furious. pissed off. bristly. dyspeptic. enraged. heated. hot-blooded. ill-conditioned. incensed. indignant. inflamed. ireful. purple in the face. rabid. rampant. red-hot. snotty. sore. spunky. vehement. waxy. white-hot. wrathful. wrathy. wrot.
  441. öfkeli Tür.
    • angry. furious. irate. savage. surly. vehement. mad.
  442. öfkeli Tür.
    • angry. enraged. watchful. hot tempered. choleric.
  443. öfkeli kimse Tür.
    • hothead.
  444. öfkesi burnunda Tür.
    • fiery. hot tempered. like a bear with a sore head.
  445. oflamak Tür.
    • to breathe a sigh. grunt with vexation. to grunt with vexation.
  446. ofsayt Tür.
    • offside. off-side.
  447. ofsayt Tür.
    • off- side.
  448. ofset Tür.
    • offset. offset printing. offset printing machine.
  449. ofset Tür.
    • offset. offset.
  450. oft İng.
    • z., şiir çok kere, sık sık. ofttimes z., şiir çok kere, sık sık.
  451. oftalmoloji Tür.
    • ophthalmology.
  452. oftalmoloji Tür.
    • ophtalmology.
  453. often İng.
    • z. sık sık, çoğu kez.
  454. Oğan Tür.
    • junior.
  455. öge Tür.
    • element.
  456. öğe Tür.
    • item. element. component. regulating factor. integral.
  457. öğe Tür.
    • element. factor. unit. component. constituent.
  458. öğe Tür.
    • constituent. element.
  459. öğe Tür.
    • bleak, bleakly, dead, waste, arid, desert.
  460. ogee İng.
    • i., mim. S şeklinde korniş veya köşebent. ogee arch sivri tepeli kemer.
  461. ogive İng.
    • i., mim. sivri tepeli kemer
    • bu kemerin kenarları
    • grafikte bir eğri çeşidi
    • bu eğriye benzeyen mermi ucu.
  462. oğlak Tür.
    • kid. goat. yeanling.
  463. oğlak Tür.
    • kid. goat kid.
  464. oğlak Tür.
    • Capricorn.
  465. Oğlak dönencesi Tür.
    • tropic of capricorn.
  466. oğlan Tür.
    • boy. youth. catamite. jack. laddie.
  467. oğlan Tür.
    • boy. pansy. sodomite. catamite. jack. jack. gay. queen. queer.
  468. oğlancı Tür.
    • pederast.
  469. oğlancı Tür.
    • bugger. pederast. sodomite. pederas. paederast.
  470. oğlancılık Tür.
    • sodomy.
  471. ogle İng.
    • f., i. aşıkane bakmak, göz süzerek bakmak
    • i. âşıkane bakış, göz süzme.
  472. öğle Tür.
    • noon. noon.
  473. öğle Tür.
    • noon. midday. noon day. noon tide. noon time.
  474. öğle Tür.
    • midday. noon.
  475. öğle tatili Tür.
    • lunch break.
  476. öğle uykusu Tür.
    • siesta.
  477. öğle vakti Tür.
    • noon. midday. noonday.
  478. öğle vakti Tür.
    • high noon.
  479. öğle yemeği Tür.
    • lunch. luncheon.
  480. öğle yemeği Tür.
    • lunch.
  481. öğlen Tür.
    • meridian. noon. midday. be. at noon.
  482. öğlen Tür.
    • meridian. noon. midday.
  483. öğleyin Tür.
    • at noon.
  484. öğleyin Tür.
    • at midday / midnight.
  485. ogre İng.
    • i. insan yiyen dev
    • canavara benzer kimse, çok çirkin kimse. ogress i. çok çirkin kadın.
  486. öğrenci Tür.
    • pupil. student. college boy. disciple. learner. school pupil.
  487. öğrenci Tür.
    • learner. student. pupilar. pupillar. pupilary. pupillary. student. scholar. pupil. disciple.
  488. öğrenci Tür.
    • learner. student. pupilar. pupillar. pupilary. pupillary. scholar. pupil. disciple. trainee.
  489. öğrenci yurdu Tür.
    • student hotel.
  490. öğrenci yurdu Tür.
    • hostel.
  491. öğrenci yurdu Tür.
    • dormitory. hostel.
  492. öğrencilik Tür.
    • studentship. being a student.
  493. öğrencilik Tür.
    • being a student.
  494. öğrenilmek Tür.
    • to be learned.
  495. öğrenim Tür.
    • education. schooling (acquisition of knowledge. instruction.
  496. öğrenim Tür.
    • education. instruction. study. scholarship.
  497. öğrenim Tür.
    • education.
  498. öğrenimli Tür.
    • educated.
  499. öğrenme Tür.
    • learning. hang. mathesis.
  500. öğrenme Tür.
    • learning.
  501. öğrenmek Tür.
    • to learn. to learn / to hear of sth. get. get hold of. to come to know. to hear through side channels. understand.
  502. öğrenmek Tür.
    • learn. study. get to know. come to know. master. wise up to. make oneself acquainted with. make acquainted with. ascertain. elicit. hear. imbibe. inform oneself of smth. school oneself to. get wise to. wit.
  503. öğrenmek Tür.
    • hear. imbibe. learn. understand.
  504. öğreti Tür.
    • doctrine. teaching. teaching doktrin.
  505. öğreti Tür.
    • doctrine. creed. ism. tenet.
  506. öğreti Tür.
    • discipline. doctrine. principles. tenets.
  507. öğretici Tür.
    • educational. instructive. didactic.
  508. öğretici Tür.
    • didactic. instructive. educational didaktik.
  509. öğretici Tür.
    • didactic.
  510. öğretilmek Tür.
    • to be taught to.
  511. öğretim Tür.
    • teaching. education. teaching. schooling. tuition. schoolteaching.
  512. öğretim Tür.
    • education. instruction. schooling. training. teaching. tuition.
  513. öğretim Tür.
    • education. instruction. schooling. teaching. tuition. schooling tedris. tedrisat. talim.
  514. öğretim programı Tür.
    • curriculum.
  515. öğretim üyesi Tür.
    • don. professor.
  516. öğretim yılı Tür.
    • academic year.
  517. öğretme Tür.
    • teaching. indoctrination. training.
  518. öğretme Tür.
    • teaching.
  519. öğretmek Tür.
    • to teach. enlighten. inculcate. instruct. introduce. process in. school. show. train.
  520. öğretmek Tür.
    • teach. instruct. show. enlighten. indoctrinate. initiate. introduce. profess. school.
  521. öğretmek Tür.
    • drill. educate. indoctrinate. instil. instruct. school. teach.
  522. öğretmen Tür.
    • teacher. instructor. schoolteacher. master. mistress. dominie. indoctrinator. preceptor. schoolma"am. schoolmarm. schoolmaster. schoolmistress. don. educationist.
  523. öğretmen Tür.
    • teacher. instructor. schoolteacher. master. mistress. dominie. indoctrinator. preceptor. schoolma"am. schoolmarm. schoolmaster. schoolmistress.
  524. öğretmen Tür.
    • teacher. crammer. educator. instructor. preceptor. school master. schoolteacher.
  525. öğretmenlik Tür.
    • teaching. profession/duties of a teacher.
  526. öğretmenlik Tür.
    • preceptorship.
  527. öğretmenlik Tür.
    • being a teacher. mastership. profession of teaching. scholastic profession. schoolteaching. teaching job.
  528. oğul Tür.
    • son. junior. boy. descendant. cadet. cion. swarm. swarm of bees. a cluster of bees.
  529. oğul Tür.
    • offspring. scion. son.
  530. oğul Tür.
    • boy. son. swarm.
  531. oğulcuk Tür.
    • embryo.
  532. öğün Tür.
    • meal. repast.
  533. öğün Tür.
    • meal. repast.
  534. öğün Tür.
    • mealmeal. meal.
  535. öğür Tür.
    • of the same age. accustomed to.
  536. öğürmek Tür.
    • to retch. to bellow.
  537. öğürmek Tür.
    • to make a retching noise (before or when vomiting. to low. to bellow. gag. retch.
  538. öğürtmek Tür.
    • to cause sb to make retching sounds.
  539. öğürtü Tür.
    • making a retching sound.
  540. öğüt Tür.
    • recommendation. admonition. advice. counsel. exhortation. injunction. advise.
  541. öğüt Tür.
    • advice. guidance. pointer. recommendation. tip. counsel.
  542. öğüt Tür.
    • advice. a piece of advice. counsel. admonition. recommendation. sermon. warning.
  543. öğütlemek Tür.
    • to advise sb to do sth.
  544. öğütme Tür.
    • grinding. milling.
  545. öğütme Tür.
    • grinding. grinding. granulation. trituration.
  546. öğütme Tür.
    • grinding. grind.
  547. öğütmek Tür.
    • to grind sth to a powder to digest food. to granulate. to pulverize. to mill. to grain. to comminute. to triturate. grind. grind into / to.
  548. öğütmek Tür.
    • grind. to grind. to digest.
  549. öğütücü Tür.
    • grinding. grinder.
  550. öğütücü Tür.
    • grinder. grinding.
  551. öğütücü Tür.
    • grinder.
  552. öğütülmek Tür.
    • to be ground.
  553. oh Tür.
    • The Single UNIX Specification has historically tried to reduce the number of headers an application has had to include when using a particular interface Sometimes this was fewer than the base standard, and hence a notation is used to flag which headers are optional if you are using a system supporting the XSI extension. hydroxyl radical.
  554. oh Tür.
    • See the Note under O.
  555. oh Tür.
    • Overhead. flow, sew. organic silt
    • organic silt clay of low plasticity.
  556. oh Tür.
    • ouch.
  557. oh Tür.
    • oh.
  558. oh Tür.
    • OFFICE HEAVY DISTRICT. observation helicopter.
  559. oh Tür.
    • Off Hook This is one of the LED indicators found on external modems It indicates that the modem is not connected to a working phone line.
  560. oh Tür.
    • Fifth.
  561. oh Tür.
    • An exclamation expressing various emotions, according to the tone and manner, especially surprise, pain, sorrow, anxiety, or a wish.
  562. oh Tür.
    • a midwestern state in north central United States in the Great Lakes region.
  563. oh İng.
    • ünlem Öyle mi ? Ya ! Sahi ! (şaşkınlık ifade eden kelime), bak. o.
  564. oh İng.
    • kıs. Ohio.
  565. oha Tür.
    • stop!. whoa!.
  566. ohm Tür.
    • Unit of resistance Symbolized by the Greek capital letter omega It is defined as the resistance, at 0o C, of a uniform column of mercury weighing 14 451 grams One ohm is the value of resistance through which a potential difference of one volt will maintain a current of one ampere.
  567. ohm Tür.
    • Unit of electrical resistance
    • e g most loudspeakers are typically 8 ohms.
  568. ohm Tür.
    • The unit of resistance and impedance One ohm is the resistance of a conductor such that a constant current of one ampere produces a voltage of one volt between the ends of the conductor.
  569. ohm Tür.
    • The unit of measurement of resistance symbolized by the Greek letter, omega It is named after George Ohm, a 19th century German physicist One ohm is the value of resistance through which an electromotive force of one volt will maintain a current of one ampere See RESISTANCE. a unit of electrical resistance or impedance.
  570. ohm Tür.
    • The unit of measurement of electrical resistance The resistance of a circuit in which a potential difference of one VOLT produces a current of one ampere.
  571. ohm Tür.
    • The unit of measurement of electrical resistance The resistance of a circuit in which a potential difference of 1 volt produces a current of 1 ampere.
  572. ohm Tür.
    • The unit of measurement for electrical resistance.
  573. ohm Tür.
    • The unit of electric resistance
    • one volt per ampere.
  574. ohm Tür.
    • The unit of electrical resistance
    • the resistance between two points of a conductor when a constant difference of potential of 1 volt, applied between these two points, produces in the conductor a current of 1 ampere. unit of electrical resistance used for measuring or testing the capacity of resistance
    • the unit of resistance equivalent to the resistance of a conductor in which one volt produces a current of one ampere.
  575. ohm Tür.
    • The unit of electrical resistance One ohm corresponds to the resistance at which one volt can maintain one ampere of current. a unit of electrical resistance equal to that of a conductor in which a current of one ampere is produced by a potential of one volt across its terminals.
  576. ohm Tür.
    • The unit of electrical resistance.
  577. ohm Tür.
    • The unit by which electrical resistance is measured One ohm is equal to the current of one ampere which will flow when a voltage of one volt is applied.
  578. ohm Tür.
    • The standard unit of resistance, reactance and impedance A resistance of 1 ohm will conduct 1 ampere of current when a voltage of 1 volt is place across it. a unit of electrical resistance equal to the resistance between two points on a conductor when a potential difference of one volt between them produces a current of one ampere.
  579. ohm Tür.
    • The Ohm is the unit of electrical resistance.
  580. ohm Tür.
    • The electrical unit of resistance The value of resistance through which a potential of one volt will maintain a current of one ampere.
  581. ohm Tür.
    • The electrical unit of resistance The value of resistance through which a potential difference of one volt will maintain a current of one ampere.
  582. ohm Tür.
    • The derived unit for electrical resistance or impedance
    • one ohm equals one volt per ampere.
  583. ohm Tür.
    • The basic unit of electrical resistance.
  584. ohm Tür.
    • S. system of electro-magnetic units, and is represented by the resistance offered to an unvarying electric current by a column of mercury at the temperature of melting ice 14.4521 grams in mass, of a constant cross-sectional area, and of the length of 106.3 centimeters.
  585. ohm Tür.
    • ohm.
  586. ohm Tür.
    • Measure of resistance A resistance of one Ohm allows one ampere to flow when a potential difference of one volt is applied to the resistance.
  587. ohm Tür.
    • German physicist who formulated Ohm"s Law a unit of electrical resistance equal to the resistance between two points on a conductor when a potential difference of one volt between them produces a current of one ampere.
  588. ohm Tür.
    • German physicist who formulated Ohm"s Law.
  589. ohm Tür.
    • Electrical resistance equal to the resistance of a circuit in which an electromotive force of one volt maintains a current of one ampere 4.
  590. ohm Tür.
    • A unit of measurement of electrical resistance.
  591. ohm Tür.
    • As thus defined it is called the international ohm.
  592. ohm Tür.
    • As defined by the International Electrical Congress in 1893, and by United States Statute, it is a resistance substantially equal to 109 units of resistance of the C.
  593. ohm İng.
    • i., elek. elektrik direnç birimi, om. ohmmeter i. elektrik direncini ölçmeye yarayan alet.
  594. oho İng.
    • ünlem Çaktım! Tamam! (özellikle hayret veya sevinç ünlemi).
  595. oid İng.
    • sonek benzer, şeklinde.
  596. oil İng.
    • i. yağ, sıvı yağ
    • petrol
    • zeytinyağı
    • yağ gibi şey
    • yağlıboya
    • yağlıboya resim. oil cake keten veya pamuk tohumunun posası, küspe, köftün. oil color yağlıboya. oil field petrol sahası. oil lamp yağ lambası, kandil.oil pan yağ deposu. oil painting yağlıboya resim. oil slick gö1 veya deniz üzerinde yağ birikintisi. oil tanker tanker. oil varnish yağlı cila. oil well petrol kuyusu.
  597. oil İng.
    • f. yağlamak, üzerine yağ sürmek
    • rüşvet vermek. oil the wheels kolaylık göstermek, iş sahasnı hazırlamak. oil one's hand rüşvet vermek.
  598. oilcan İng.
    • i. yağdanlık, yağ ibriği.
  599. oilcloth İng.
    • i. muşamba.
  600. oilskin İng.
    • i. pek ince muşamba
    • çoğ. bu muşambadan yapılmış elbiseler.
  601. oilstone İng.
    • i. bileği taşı.
  602. oily İng.
    • s. yağlı, yağı çok. oiliness i. kaypaklık
    • yağcılık.
  603. ointment İng.
    • i. merhem. sulfur ointment uyuz merhemi.
  604. oje Tür.
    • nail polish. nail polish tırnak cilası.
  605. oje Tür.
    • nail polish. fingernail polish.
  606. oje Tür.
    • lacquer.
  607. ok Tür.
    • Regular.
  608. ok Tür.
    • Old Orange Juice On the left On the right Ouakha Qadim Assir limoun Ala Shmal Ala Limen.
  609. ok Tür.
    • Old Kingdom.
  610. ok Tür.
    • O.K., OK, okay.
  611. ok Tür.
    • Office Kids,children of office employees.
  612. ok Tür.
    • LOGI The requested operation was successful.
  613. ok Tür.
    • CSA - Czech Airlines.
  614. ok Tür.
    • CRS Confirmed.
  615. ok Tür.
    • arrow. tongue. pale. shank. quill.
  616. ok Tür.
    • arrow. barb. shaft.
  617. ok Tür.
    • arrow.
  618. ok Tür.
    • A label given to a PushButton in some DialogBoxes that performs the action of answering "OK" and closing the DialogBox without implementing any changes.
  619. ok Tür.
    • A choice that accepts the information in a window and closes it If the window contains changed information, those changes are applied before the window is closed. use the entered values and close the dialog.
  620. ok Tür.
    • A button with Ok means "click on this if you want to go ahead and do this. a state in south central United States. an endorsement
    • "they gave us the O K to go ahead". sentence-initial expression of agreement. being satisfactory or in satisfactory condition
    • "an all-right movie"
    • "the passengers were shaken up but are all right"
    • "is everything all right?"
    • "everything"s fine"
    • "things are okay"
    • "dinner and the movies had been fine"
    • "another minute I"d have been fine".
  621. ok İng.
    • ., OK ünlem,s.,i.,f. (OK'd, OK'ing) Peki! Doğru!
    • s. geçer
    • iyi, makbul
    • i. tasdik,rıza, uygun görme
    • f. peki demek, tasdik etmek.
  622. ok İng.
    • kıs. Oklahoma.
  623. okaliptüs Tür.
    • eucalyptus.
  624. okaliptüs Tür.
    • eucalyptus.
  625. okapi Tür.
    • There is a small prominence on each frontal bone of the male.
  626. okapi Tür.
    • The color of the body is chiefly reddish chestnut, the cheeks are yellowish white, and the fore and hind legs above the knees and the haunches are striped with purplish black and cream color. similar to the giraffe but smaller with much shorter neck and stripe on the legs.
  627. okapi Tür.
    • similar to the giraffe but smaller with much shorter neck and stripe on the legs.
  628. okapi Tür.
    • Like the giraffe, it has no dewclaws.
  629. okapi Tür.
    • It is smaller than an ox, and somewhat like a giraffe, except that the neck is much shorter.
  630. okapi Tür.
    • A peculiar mammal closely related to the giraffe, discovered in the deep forests of Belgian Kongo in 1900.
  631. okapl İng.
    • i. Orta Afrika'ya özgü parlak kestane renginde derisi olan zürafaya benzer fakat boynu kısa bir hayvan, zool. Okapia johnstoni.
  632. ökçe Tür.
    • heel. heel piece. cut-off.
  633. ökçe Tür.
    • heel.
  634. okçu Tür.
    • archer. bowman. maker or seller of arrows. bow.
  635. okçu Tür.
    • archer. bowman.
  636. okçuluk Tür.
    • archery. making or selling of arrows.
  637. okçuluk Tür.
    • archery.
  638. okey Tür.
    • o.k. ok. okay.
  639. okey Tür.
    • an endorsement
    • "they gave us the O K to go ahead".
  640. okhotsk İng.
  641. okka Tür.
    • oka. oke.
  642. okkalı Tür.
    • heavy. big. whopping.
  643. okkalı kahve Tür.
    • big cup of Turkish coffee. very strong coffee.
  644. oklava Tür.
    • rolling pin. rolling-pin.
  645. oklava Tür.
    • rolling pin.
  646. oklu kirpi Tür.
    • porcupine.
  647. okra İng.
    • i. bamya, bot. Hibiscus esculentus. musk okra amberiye, bot. Abelmoschus moschatus.
  648. oksalat Tür.
    • oxalate.
  649. oksalik asit Tür.
    • oxalic acid.
  650. okşama Tür.
    • endearment.
  651. okşama Tür.
    • caress. pat. stroke.
  652. okşama Tür.
    • caressing. stroking. caress. stroke.
  653. okşamak Tür.
    • to caress. to stroke. to fondle. to pat. to flatter. to give sb a gentle beating. pet.
  654. okşamak Tür.
    • caress. pat. stroke. fondle. pet. canoodle. dandle. grope.
  655. okşamak Tür.
    • caress. fondle. pet. stroke. octave. to caress. to fondle. to stroke. to flatter. to beat. to tan.
  656. okşanmak Tür.
    • to be caressed.
  657. okşatmak Tür.
    • to cause sb to caress. to let sb caress.
  658. okşayıcı Tür.
    • flattering.
  659. ökse Tür.
    • birdlime.
  660. ökse Tür.
    • bindlime.
  661. ökse otu Tür.
    • mistletoe.
  662. oksidasyon Tür.
    • oxidation.
  663. oksijen Tür.
    • oxygen. hydrogen peroxide.
  664. oksijen Tür.
    • oxygen.
  665. oksijen çadırı Tür.
    • oxygen tent.
  666. oksijenli su Tür.
    • hydrogen peroxide.
  667. oksit Tür.
    • oxide.
  668. oksit Tür.
    • oxide.
  669. oksitlemek Tür.
    • oxidation. oxidize.
  670. oksitlenme Tür.
    • oxidation.
  671. oksitlenme Tür.
    • oxidation.
  672. oksitlenmek Tür.
    • to be oxidized. oxidize.
  673. oksitlenmek Tür.
    • corrode. oxidize. to be oxidized. to oxidize.
  674. öksürme Tür.
    • coughing. cough.
  675. öksürme Tür.
    • cough.
  676. öksürmek Tür.
    • to cough. to have a cough.
  677. öksürmek Tür.
    • cough. to cough.
  678. öksürtmek Tür.
    • to make sb cough.
  679. öksürük Tür.
    • cough. coughing.
  680. öksürük Tür.
    • cough.
  681. öksüz Tür.
    • orphan. motherless. without relations/friends. motherless child.
  682. öksüz Tür.
    • orphan. fatherless. charity child. orphan child.
  683. öksüzlük Tür.
    • being an orphan.
  684. oktan Tür.
    • octane. octant.
  685. oktan Tür.
    • octane.
  686. oktant Tür.
    • octant.
  687. oktav Tür.
    • octave.
  688. oktav Tür.
    • octave.
  689. oktav Tür.
    • musical octave.
  690. okul Tür.
    • school. college. academy. shop.
  691. okul Tür.
    • school. chapel. chaplain. institute. thinking shop.
  692. okul Tür.
    • school.
  693. okul arkadaşı Tür.
    • schoolmate.
  694. okul arkadaşı Tür.
    • fellow student. school fellow.
  695. okul çocuğu Tür.
    • schoolchild.
  696. okul çocuğu Tür.
    • school child.
  697. okul kaçağı Tür.
    • truant.
  698. okul kaçağı Tür.
    • hooky player.
  699. okul müdürü Tür.
    • school director.
  700. okul müdürü Tür.
    • headmaster. principal.
  701. okul müdürü Tür.
    • headmaster.
  702. okul öncesi Tür.
    • preschool.
  703. okul sonrası Tür.
    • post-school.
  704. okuldaş Tür.
    • schoolmate.
  705. okullar arası Tür.
    • extramural.
  706. okullu Tür.
    • pupil. student.
  707. okuma Tür.
    • read. reading. study.
  708. okuma Tür.
    • reading. schooling. study.
  709. okuma Tür.
    • reading.
  710. okuma kitabı Tür.
    • reading book.
  711. okuma kitabı Tür.
    • primer.
  712. okuma yazma Tür.
    • literacy.
  713. okuma yazma bilmeyen Tür.
    • analphabet. illiterate. unlearned.
  714. okuma yitimi Tür.
    • word blindness.
  715. okumak Tür.
    • read. to read. to be able to read. to study. to attend school. to sing. to recite. to decipher. to swear at. to be read. to be recited. to be sang.
  716. okumak Tür.
    • read. study. peruse. announce.
  717. okumak Tür.
    • read. say. study. to read. to study. to sing. to say. to decipher. to understand. learn. to chant. sing. to recite.
  718. okumuş Tür.
    • sb who"s had some formal education. well-educated. intellectual person. lettered. literate. man of education. educated man. well read.
  719. okumuş Tür.
    • literate. well-read. learned. educated.
  720. okumuşluk Tür.
    • wide reading.
  721. okunaklı Tür.
    • legible. readable. fair.
  722. okunaklı Tür.
    • legible. readable. clear.
  723. okunaklı Tür.
    • legible. readable.
  724. okunaksız Tür.
    • unreadable.
  725. okunaksız Tür.
    • illegible. unreadable. cramped.
  726. okunaksız Tür.
    • illegible.
  727. okunuş Tür.
    • way of reading. singing or chanting.
  728. okunuş Tür.
    • way of reading. pronunciation.
  729. okur Tür.
    • reader. reading public.
  730. okur Tür.
    • reader.
  731. okuryazarlık Tür.
    • literacy.
  732. okutmak Tür.
    • to make or let sb read sth. to make it possible for sb to be educated. to get sb educated. to teach. to sell. to let sth go. educate. flog off. instruct. school. trade off.
  733. okutmak Tür.
    • instruct. teach. educate.
  734. okutmak Tür.
    • educate. to teach. to instruct. to educate. to palm sth off. to fob sth off on/onto sb.
  735. okutman Tür.
    • lecturer. lecturer.
  736. okutman Tür.
    • instructor. lecturer in a university. lector. lecturer. training instructor. university lecturer.
  737. okutman Tür.
    • instructor. instructress. lecturer. prelector. reader.
  738. okutmanlık Tür.
    • lectorhsip. lectureship.
  739. okuyucu Tür.
    • reader. singer. reading.
  740. okuyucu Tür.
    • reader. singer. chanter. reading public. vocalist.
  741. okuyucu Tür.
    • reader.
  742. öküz Tür.
    • ox. clumsy person. oaf.
  743. öküz Tür.
    • ox. bullock. steer. berk. span.
  744. öküz Tür.
    • ox. bullock. steer.
  745. öküzgözü Tür.
    • arnica sığırgözü. mastıçiçeği. arnika.
  746. öküzlük Tür.
    • stupidity. stupid action. jig.
  747. okyanus Tür.
    • oceanic. ocean. the deep. main. brine. drink.
  748. okyanus Tür.
    • ocean. drink. sea.
  749. okyanus Tür.
    • ocean.
  750. Okyanusya Tür.
    • oceania. oceanian.
  751. Okyanusya Tür.
    • oceania.
  752. Okyanusya Tür.
    • Oceania.
  753. öl Tür.
    • oil.
  754. öl Tür.
    • decease.
  755. olabilir Tür.
    • possible. maybe. mayhap.
  756. olabilir Tür.
    • possible. maybe.
  757. olabilir Tür.
    • possible. doable. that may be. peradventure. possibly.
  758. olabilirlik Tür.
    • possibility. liability.
  759. olacak Tür.
    • suitable. reasonable. something inevitable.
  760. olacak Tür.
    • suitable. acceptable. reasonable. sensible. so-called. sb who claims to be. the lowest price (at which a merchant will sell sth.
  761. olağan Tür.
    • usual. regular. ordinary. normal. common. everyday. commonplace. mediocre. mundane. run-off-the-mill.
  762. olağan Tür.
    • normal. usual. common. natural. mundane. petty. regular. run of the mill.
  763. olağan Tür.
    • frequent. mundane. natural. normal. ordinary. simple. usual. common. everyday.
  764. olağan dışı Tür.
    • preternatural.
  765. olağan dışı Tür.
    • off- beat.
  766. olağanüstü Tür.
    • extraordinary. unusual. wonderful. abnormal. dreamy. fantastic. marvellous. miraculous. preternatural. prodigious. rare. remarkable. superior. unaccountable.
  767. olağanüstü Tür.
    • extraordinary. extreme. supernatural. supernormal. incredible. exceptional. remarkable. spectacular. terrific. breathtaking. classical. dreamy. exceeding. extra. fantastic. fantastical. glorious. huge. marvellous. marvelous. miraculous. necromantic.
  768. olağanüstü Tür.
    • exceptional. extraordinary. magnificent. phenomenal. prodigious. remarkable. singular. spectacular. tremendous.
  769. olağanüstü durum Tür.
    • disaster.
  770. olağanüstü hal Tür.
    • state of emergency.
  771. olağanüstülük Tür.
    • phenomena.
  772. olagelmek Tür.
    • to continue. to go on. to perpetuate. to be usual.
  773. olagelmek Tür.
    • to continue. to go on.
  774. olamaz Tür.
    • ir-.
  775. olamaz Tür.
    • impossible. inconceivable.
  776. olamaz Tür.
    • impossible.
  777. olanak Tür.
    • possibility. facility. the possible. handle. potentiality. scope.
  778. olanak Tür.
    • facility. possibility.
  779. olanaklı Tür.
    • possible. apt. earthly. feasible.
  780. olanaklı Tür.
    • feasible. possible. possible mümkün. kabil.
  781. olanaksız Tür.
    • Unable. impossible. no go.
  782. olanaksız Tür.
    • impossible.
  783. olanaksızlık Tür.
    • impossibility.
  784. olası Tür.
    • probable. may be. apt. feasible. liable. likely. possible. potential. presumptive. prospective.
  785. olası Tür.
    • possible. probable. potential. likely. feasible. earthly. a priori. in the air. contingent. eventual. incidental. like. off. plausible. prospective. contingently. a priori. in the cards. on the cards. liable. like. off. within the bounds of possibili.
  786. olası Tür.
    • allowable. conceivable. earthly. feasible. likely. possible. presumptive. probable. prospective. subject. on the cards muhtemel. mümkün.
  787. olasılık Tür.
    • probability. contingency. potentiality. possibility. chance. odds. eventuality. expectation. likelihood. plausibility. presumption. prospect. verisimilitude.
  788. olasılık Tür.
    • probability. chance. eventuality. liability. likelihood. lookout. odds. plausibility. prospect.
  789. olasılık Tür.
    • chance. contingency. eventuality. likelihood. odds. possibility. probability. prospect. eventuality ihtimal.
  790. olay Tür.
    • Palm leaves, prepared for being written upon with a style pointed with steel.
  791. olay Tür.
    • event. happening. fact. circumstance. incident. affair. case. episode. experience. instance. occurrence. scene.
  792. olay Tür.
    • business. case. episode. event. experience. fact. happening. incident. occurrence. phenomenon. scene. thing.
  793. olay Tür.
    • act. case. event. incident. occurrence. phenomenon. unusual event. action. affair. appearance. batch. casus. circumstance. episode. fact. happening. hardy annual.
  794. olaycılık Tür.
    • phenomenalism.
  795. olaylı Tür.
    • eventful.
  796. olaylı Tür.
    • eventful.
  797. olaysız Tür.
    • uneventful.
  798. olaysız Tür.
    • uneventful.
  799. ölçek Tür.
    • scale. measure.
  800. ölçek Tür.
    • measure. scale. guess stick.
  801. ölçer Tür.
    • rake. poker. fire hook. stoker. gridiron. backbar.
  802. ölçme Tür.
    • measuring. mensural. measurement. survey. surveying. gauging. mensuration. metage. arithmetic.
  803. ölçme Tür.
    • measuring. mensural. measurement. measuring. survey. surveying. gauging. mensuration. metage.
  804. ölçme Tür.
    • gauging. measurement. measuring. survey. surveying. mensuration. scaling. taping. gaging. metering. meterage. admeasure.
  805. ölçmek Tür.
    • to measure. to weigh. to evaluate. to measure the worth of. to compare. to weigh. to mete. to admeasure. to gage. to gauge. to meter. to tape. to observe. to scale. to survey. depart. dose. fathom.
  806. ölçmek Tür.
    • measure. survey. clock. evaluate. gage. gauge. mete. meter. take.
  807. ölçmek Tür.
    • gauge. measure. weight. to measure. to gauge. to consider. to weigh.
  808. ölçü Tür.
    • measure. measurement. dimension. scale. meter. metre. foot rule. extent. gage. gauge. prosody. size. standard. stint. test. dimensions.
  809. ölçü Tür.
    • extent. gauge. level. measure. measurement. metre. norm. scale. size. test.
  810. ölçü Tür.
    • dimension. gauge. measure. measurement. measuring. unit of measurement. size. proper degree. suitable limit. bounds. measure. meter. module. measuring stick. scale. gage. dosage. chain. tape. rhythm. meterage. calibration. dimensions.
  811. ölçülme Tür.
    • measurement.
  812. ölçülmek Tür.
    • to be measured.
  813. ölçülü Tür.
    • sober. temperate. measured. moderate.
  814. ölçülü Tür.
    • measured. moderate. prudent. careful. continent. demure. dimensional. low key. sober.
  815. ölçülü biçili Tür.
    • carefully calculated.
  816. ölçülülük Tür.
    • moderation. continence. temperament. temperance.
  817. ölçüm Tür.
    • measurement. measure. measuring. size. scale. quantitative. geometric.
  818. ölçüm Tür.
    • measure. measurement. estimate. evaluation. indication. metage.
  819. ölçüm Tür.
    • computation. measurement. survey. measure.
  820. ölçümleme Tür.
    • computation.
  821. ölçümlemek Tür.
    • to think sth over carefully. to estimate. to appraise.
  822. ölçün Tür.
    • standard. criterion.
  823. ölçüsüz Tür.
    • measureless.
  824. ölçüsüz Tür.
    • immoderate. measureless. unmeasured. uncalculated. incalculable. careless. haphazard. imprudent. excessive. beyond the measure of.
  825. ölçüsüz Tür.
    • excess. extravagant. immeasurable. immoderate. unmeasured. measureless. incalculable.
  826. ölçüsüzlük Tür.
    • unmeasuredness. incalculableness. haphazardness. imprudence. immoderation. excessiveness. overmeasure.
  827. ölçüt Tür.
    • criterion. touchstone. criterion kıstas. mısdak. kriter.
  828. ölçüt Tür.
    • criterion. standard. canon.
  829. ölçüt Tür.
    • criteria.
  830. old İng.
    • s., i. eski, ihtiyar, yaşlı
    • aşınmış, eskimiş
    • köhne
    • tecrübeli, meleke sahibi, pişkin
    • modası geçmiş
    • k.dili çok
    • harika
    • k.dili sevgili (dost)
    • i. eski zamanlar. old age ihtiyarlık, yaşlılık. old clothes man eskici. the old country göçmenin eski vatanı. old fash ioned bir çeşit kokteyl. old fogy eski kafalı kimse. Old Glory A.B.D'nin bayrağı. old gold mat altın rengi, donuk sarı. old hand tecrübeli kimse, usta kimse. old hat A.B.D, argo modası geçmiş. old lady argo anne
    • karı. old maid evlenmemiş yaşlı kız
    • k.dili fazla titiz kimse. old man argo koca
    • sözü geçen kimse
    • babacan kimse
    • bizimki. old man of the sea yapışkan adam, püsküllü bela. Old Nick şeytan. old salt tecrübeli denizci. old style eski usul
    • Rumi takvime göre Old Testament Kitabı Mukaddeste Eski Ahit, Tevrat. Old World eski dünya (Avrupa, Asya ve Afrika). any old thing ne olursa olsun, herhangi bir şey. old wives'tale batıl itikat
    • kuşaktan kuşağa geçen hikâye. good old times eski demler, geçmiş hoş zamanlar. grow old yaşlanmak, ihtiyarlamak
    • eskimek. the old yaşlılar, ihtiyarlar. the old school eski terbiye. young and old herkes. The baby has had his first birthday: he is a year old. Bebek bir yaşını kutladı
    • şimdi bir yaşında (yani iki yaşına bastı). He is ten years old On bir yaşında. On bir yaşını sürmekte. On yaşında. (In Turkish there is this ambiguity in describing a person's age) olden s., eski eski zamana ait, eski. oldish s. yaşlıca, oldukça yaşlı
    • eskice. oldness i. ihtiyarlık
    • eskilik. oldster i., k.dili yaşlı adam.
  831. oldfashioned İng.
    • s. eski moda, modası geçmiş.
  832. oldtimer İng.
    • i. kıdemli kimse.
  833. oldu Tür.
    • okay. well. very well. ok.
  834. oldukça Tür.
    • pretty. quite. rather. fairly. well. somewhat. a bit of a. well enough. good. a whale of. a good many. reasonably. spanking. substantially. such. whopping.
  835. oldukça Tür.
    • fairly. rather. pretty. to some extent.
  836. oldukça Tür.
    • comparatively. fairly. goodish. pretty. quite. rather. relatively. some. somewhat. widely.
  837. öldüresiye Tür.
    • until he is almost dead. savagely.
  838. oldurmak Tür.
    • to bring sth into being. to ripen. to mature.
  839. öldürme Tür.
    • killing. murdering. dispatch.
  840. öldürme Tür.
    • bloodshed. killing.
  841. öldürmek Tür.
    • to kill. to murder. blast. bump off. cut down. to make an end of. gun down. kiss off. knock off. liquidate. martyr. pip. polish off. remove. rub out.
  842. öldürmek Tür.
    • assassinate. blast. butcher. dispatch. exterminate. fritter. kill. murder. shoot.
  843. öldürtmek Tür.
    • to have kill (another. to have sb killed.
  844. öldürücü Tür.
    • deadly. fatal. killing. lethal. mortal. murderous. punishing. suicidal. terminal. virulent.
  845. öldürücü Tür.
    • deadly. fatal. killer. murderous. mortal. oppressive. suffocating. murderer.
  846. öldürücü Tür.
    • deadly.
  847. öldürücülük Tür.
    • lethality.
  848. öldürücülük Tür.
    • fatality.
  849. öldürülmek Tür.
    • to be killed. to be murdered.
  850. öldürülmüş Tür.
    • killed.
  851. ole Tür.
    • This refers to Object Linking and Embedding This is the capability introduced with Windows 3 1 that gives all Windows applications a standard way of incorporating objects created in other Windows programs When you link an object between two documents, changes made to that object in one document automatically will be made in the other. An object system created by Microsoft OLE lets an author invoke different editor components to create a compound document.
  852. ole Tür.
    • OLE is a Microsoft Windows term for linking an object with the application that created it Double clicking on the object icon will automatically start up the application where the object was created and loads the object file. acroynm for object linking and embedding.
  853. ole Tür.
    • Object Linking and Embedding The part of ActiveX that supports object linking and embedding.
  854. ole Tür.
    • Object Linking and Embedding, Microsoft"s proprietary mechanism for allowing documents and applications to access data and subroutines from within other applications OLE is itself built on top of COE OLE is a major component of ActiveX, and sees some minimal use in linking data across applications [Buy the Book].
  855. ole Tür.
    • Object Linking and Embedding Microsoft replaced DDE with OLE, a more robust means of integrating applications DDE allowed "live links" between copied data in different applications or on different systems, but DDE-enabled applications had to know everything about the data format to work properly OLE lets users copy objects between applications, with each object containing enough information about its format and its creation application to work in a variety of OLE-enabled applications For instance, clicking an OLE image in a word processing document activates the application the image was created in OLE 2 0 takes OLE even further by allowing in-place editing Instead of starting an entire new application when an OLE object is activated, the user simply sees a new set of tools or menu items.
  856. ole Tür.
    • Object Linking and Embedding Method by which applications can share information.
  857. ole Tür.
    • Object Linking and Embedding developed by Microsoft Allows objects from one application to be embedded within another ArcView Version 2 does not support the still evolving OLE standard Instead, it supports DDE OLE support is planned for future releases of ArcView.
  858. ole Tür.
    • Object Linking and Embedding A way to have software products work together and for instance embed a graph into a word processing document Kind of a live link between two applications.
  859. ole Tür.
    • Object Linking and Embedding
    • an object system created by Microsoft OLE lets the author invoke different editor components to crate a compound document.
  860. ole Tür.
    • Object Linking and Embedding An object is a block of code that may be embedded in another program OLE allows an Excel file to be embedded in a Word document Both Excel and its datafile are actually running within Word.
  861. ole Tür.
    • Object Linking and Embedding A Microsoft Windows technology for presenting applications as objects within other applications and hence to extend the apparent functionality of the host application Now on version 2 0. A technology for transferring and sharing information among applications OLE lets an author invoke different editor components to create a compound document.
  862. ole Tür.
    • Object Linking and Embedding A Microsoft technology that gives programs a standard way to incorporate objects, such as graphics and spreadsheet charts, into documents Objects can be embedded into documents or merely linked.
  863. ole Tür.
    • Object Linking and Embedding A Microsoft Corp software technology that allows Windows programs to exchange information and work together For instance, a word processing document with OLE capabilities could contain a link to a chart created in a spreadsheet Version 2 0 of OLE was released in the Windows 95 operating system OLE means tying one piece of information in one form into a document in another form, such that a change in one piece of information will be automatically reflected in the other document.
  864. ole Tür.
    • Object Linking and Embedding A feature of windows that allows information to be shared between applications as objects.
  865. ole Tür.
    • Object Linking and Embedding.
  866. ole Tür.
    • Object Link and Embedding The specification that details the implementation of Windows Objects, and the interprocess communication that supports them.
  867. ole Tür.
    • An object system created by Microsoft OLE lets the author invoke different editor components to create a compound document.
  868. ole Tür.
    • Acronym for object linking and embedding A technology for transferring and sharing information among applications When an object is embedded in a compound document, the document contains a copy of the object
    • any changes made to the contents of the original object will not be seen in the compound document unless the embedded object is updated. An object system created by Microsoft OLE lets the author appeal different editor components to create a composite document See also ActiveX.
  869. ole Tür.
    • Abbreviation of Object Linking and Embedding, pronounced as separate letters or as oh-leh OLE is a compound document standard developed by Microsoft Corporation It enables you to create objects with one application and then link or embed them in a second application Embedded objects retain their original format and links to the application that created them Support for OLE is built into the Windows and Macintosh operating systems A competing compound document standard developed jointly by IBM, Apple Computer, and other computer firms is called OpenDoc.
  870. ole Tür.
    • Abbreviation for Object Linking and Embedding, OLE is a compound document standard developed by Microsoft It enables you to create objects with one application and then link or embed them in a second application Embedded objects retain their original format and links to the application that created them Part of Microsoft"s Active X technologies A competing compound document standard is called OpenDoc. object linking and embedding, allows creation of compound documents where parts of the document have been created using different applications.
  871. oleaginou İng.
    • s. yağlı, yağ veren
    • sahte tatlı dilli, yağcı, piyazcı.
  872. oleander İng.
    • i. zakkum, ağıağacı, gü1 defnesi, bot. Nerium oleander.
  873. olecranon İng.
    • i., anat. dirsek çıkıntısı.
  874. olefin Tür.
    • This fiber is also called polypropylene, and is extremely popular in Berbers and level loops Olefin carpets are highly stain, static, mold, and mildew resistant They can be used for indoor or outdoor carpets, including outdoor turf Their resistance to matting and crushing are not as good as a nylon fiber. any unsaturated aliphatic hydrocarbon.
  875. olefin Tür.
    • olefin.
  876. olefin Tür.
    • Man-made fibers derived from polypropylene or polyethylene.
  877. olefin Tür.
    • A synthetic fiber used in carpet yarns See also polypropylene, and solution dyed. a chemical family of unsaturated hydrocarbons
    • also refer to polyolefin.
  878. olefin Tür.
    • A manufactured fiber characterized by its light weight, high strength, and abrasion resistance Olefin is also good at transporting moisture, creating a wicking action End-uses include activewear apparel, rope, indoor-outdoor carpets, lawn furniture, and upholstery.
  879. olefin Tür.
    • A man-made fiber characterized by its light weight, high strength, and abrasion resistance Used in products such as furniture covers and draperies.
  880. olein Tür.
    • It is also called elain.
  881. olein Tür.
    • Chemically, olein is a glyceride of oleic acid
    • and, as three molecules of the acid are united to one molecule of glyceryl to form the fat, it is technically known as triolein.
  882. olein Tür.
    • a naturally occuring glyceride of oleic acid that is found in fats and oils.
  883. oleo İng.
    • bak. oleomargarine.
  884. oleograph İng.
    • i. yağlıboya taklidi resim.
  885. oleomargarine İng.
    • i. margarin. oleo oil hayvan yağından elde edilen sıvı yağ.
  886. oleophilic İng.
    • s. yağ çeken.
  887. ölesiye Tür.
    • to death. madly. badly.
  888. ölesiye Tür.
    • excessively. desperately. intensely. violently. until one dies.
  889. öleyazmak Tür.
    • to avert death narrowly. almost to die.
  890. olfaction İng.
    • i. koklama hissi, koku alma.
  891. olfactory İng.
    • s., i. koklamaya ait
    • i., gen. çoğ. koklama organı, burun
    • koklama hissi. olfactory nerve koku siniri.
  892. olfactronics İng.
    • i. kokuları aletle tahlil etme ilmi.
  893. olgu Tür.
    • fact. phenomenon. event vakıa.
  894. olgu Tür.
    • fact. event. phenomenon.
  895. olgu Tür.
    • fact. action. plot.
  896. olguculuk Tür.
    • positivism.
  897. olgun Tür.
    • mature. ripe. mature. mellow.
  898. olgun Tür.
    • mature. ripe. grown. mellow. seasoned.
  899. olgun Tür.
    • fruity. mature. mellow. ripe. experienced.
  900. olgunlaşma Tür.
    • ripening.
  901. olgunlaşma Tür.
    • maturation. ripening. maturing. efflorescence. elaboration.
  902. olgunlaşma Tür.
    • maturation.
  903. olgunlaşmak Tür.
    • to become ripe / mature. age. blossom. head. maturate. mellow. ripen. to cut one"s wisdom teeth.
  904. olgunlaşmak Tür.
    • blossom. mature. mellow. ripen. to ripen. to mature. to mellow.
  905. olgunlaşmamış Tür.
    • immature. unripe. sucking.
  906. olgunlaşmamış Tür.
    • immature.
  907. olgunlaşmamış Tür.
    • embryo. immature. tender. unripe. unseasoned.
  908. olgunlaşmış Tür.
    • mature plan. matured.
  909. olgunlaştırmak Tür.
    • to mature sb / sth. to bring to maturity. mellow. ripen. season.
  910. olgunlaştırmak Tür.
    • mature. ripen. season.
  911. olgunlaştırmak Tür.
    • mature. mellow. ripen. to ripen. to mature. to mellow.
  912. olgunluk Tür.
    • maturity. ripeness.
  913. olgunluk Tür.
    • maturity. matureness. ripeness. mellowness.
  914. olgunluk Tür.
    • adolescence. ripeness. maturity. ful l ness. nubility.
  915. olgunluk çağı Tür.
    • age of maturity.
  916. olibanum İng.
    • i. günlük, günnük, bir çeşit buhur.
  917. oligarchy İng.
    • i. takımerki, oligarşi. oligarch i. oligarşi yöneticisi. oligarchic(al) s. oligarşiye ait.
  918. oligarşi Tür.
    • oligarchy.
  919. oligarşi Tür.
    • oligarchy.
  920. olim İng.
    • i., çoğ., İbr. İsrail'e gelen göçmenler.
  921. olimpik Tür.
    • olympic.
  922. olimpik Tür.
    • olympic.
  923. olimpiyat Tür.
    • the olympics.
  924. olimpiyat Tür.
    • olympiad.
  925. olio İng.
    • i. potpuri.
  926. olivaceous İng.
    • s.zeytin renginde olan, zeytuni.
  927. olivary İng.
    • s., anat. zeytin şeklindeki, beyzi.
  928. olive İng.
    • i., s. zeytin
    • zeytin ağacı, bot. Olea europaea
    • zeytin dalı veya çelengi
    • yeşil zeytin rengi
    • s. zeytine ait
    • zeytuni. olive branch barış sembolü olan zeytin dalı
    • barış sembolü olarak kullanılan herhangi bir şey.olive brown yeşilimsi kahverengi.olive drabzeytuni
    • gen. çoğ. zeytuni üniforma. olive green zeytuni yeşil. olive oil zeytinyağı. olive tree zeytin ağacı.
  929. olivin Tür.
    • A complex bitter gum, found on the leaves of the olive tree
    • called also olivite.
  930. olla İng.
    • i.yuvarlak toprak kap, güveç
    • güveçte pişirilen türlü.olla podrida güveçte pişirilen türlü.
  931. olma Tür.
    • being. happening. existing. existence. occurrence. maturation.
  932. olma Tür.
    • advent.
  933. olmadık Tür.
    • unheard of. uprecedented.
  934. olmak Tür.
    • to be. to become. to exist. to come into being. to happen. to occur. to take place. to ripen. to mature. come about. fall out. get. go. grow. have. lie. make. originate. prove. stand. to go under the styles of. to go through accounts. transpire. turn out.
  935. olmak Tür.
    • be. happen. become. exist. occur. take place. have. mature. befall. come about. come off. come over. eventuate. fare. get. go. go on. hap. hatch. hit. turn.
  936. olmak Tür.
    • become. come. exist. form. get. go. grow. happen. mature. occur. reign. transpire. to be. to become. to exist. to happen. to occur. to take place. to go no. to come about. to transpire. to get. to fit. to be suitable for. to be present. to ripen. to mature. to catch. to have. to undergo. to be ready/prepared/cooked. etc. to be done out of sth. catch. to be completed. to be cooked.
  937. olmamış Tür.
    • unripe.
  938. olmamış Tür.
    • green. unripe.
  939. olmasın diye Tür.
    • lest.
  940. olmaz Tür.
    • no. impossible.
  941. olmaz Tür.
    • impossible. unlikely. unseemly.
  942. olmaz Tür.
    • impossible. no ! it"s not possible. it can"t be done.
  943. olmazlık Tür.
    • absurdity.
  944. ölme Tür.
    • dying. burton. death. decease.
  945. ölme Tür.
    • decease.
  946. ölmek Tür.
    • to die. to wither. to kick the bucket. conk. cop it. expire. to be gathered to one"s fathers. go. kick in. lose one"s life. to pay one"s debt to a nature. pass away. perish. pip. succumb. suffer death. to turn up one"s toes. to go the way of all t.
  947. ölmek Tür.
    • kick the bucket. belly up. go belly up. bite the dust. hand in one"s checks. hand in one"s chips. pay one"s debt to nature. go the way of all flesh. gasp one"s life out. hop the twig. die. pass away. depart. cash in. choke. conk. croak. cut up. decea.
  948. ölmek Tür.
    • die. expire. fall. perish.
  949. ölmez Tür.
    • undying. immortal. everlasting.
  950. ölmez Tür.
    • immortal. undying. eternal. tough. lasting. resistant.
  951. ölmez Tür.
    • amaranthine.
  952. ölmezleştirmek Tür.
    • to immortalize.
  953. ölmezlik Tür.
    • immortality.
  954. olmuş Tür.
    • ripe. cut and dried. past.
  955. olmuş Tür.
    • ripe. completed. mature.
  956. olmuş Tür.
    • done. happened. grown. ripe. up. has been. has become.
  957. ölmüş Tür.
    • dead person. dead. cold. dead as a door nail. deceased.
  958. ölmüş Tür.
    • burked.
  959. ölmüş Tür.
    • blasted. dead. defunct. departed. faded. withered. dead person.
  960. olsa olsa Tür.
    • at best. at the most. if worse comes to worse.
  961. olta Tür.
    • fishing line. fishing rod. angle. fishhook.
  962. olta Tür.
    • fishing line.
  963. olta Tür.
    • barb. fishing line. finishing tackle.
  964. olta iğnesi Tür.
    • hook.
  965. olta iğnesi Tür.
    • fishhook.
  966. olta takımı Tür.
    • fishing tackle.
  967. ölü Tür.
    • dead. lifeless. deceased. defunct. exanimate. inanimate. stone-dead. the dead. corpse. carcass. casualty. stiff.
  968. ölü Tür.
    • dead. deathly looking. lifeless. spiritless. feeble. weak. the dead man. the deceased. the defunct. corpse. body of a person. breathless. dead person. featureless. inanimate. still.
  969. ölü Tür.
    • corpse. dead. deceased. defunct. inanimate. lifeless. remains.
  970. ölü deniz Tür.
    • dead sea.
  971. ölü dil Tür.
    • dead language.
  972. ölü mevsim Tür.
    • dead / dull / off season. dead season. the slack season. the off season. silly season.
  973. ölü sezon Tür.
    • dead season.
  974. oluk Tür.
    • trough. gutter. channel. conduit. groove. chute. chamfer. chase. flute. gangway. gouge. gully. gully drain. rabbet. riffle. runnel. slot. spline. throat.
  975. oluk Tür.
    • channel. chute. groove. gutter. overflow. hopper.
  976. oluk Tür.
    • chamfer. chase. conduit. corrugation. furrow. gain. groove. guide. gutter. hopper. rut. trough. eaves trough. flame. chute. slide. sluiceway. sluice. raceway. race. channel. flute. gorge. canal. cannelure. fluting. undulation. flume. tunnel. runway. hollo.
  977. oluk oluk Tür.
    • in stream.
  978. oluklu Tür.
    • grooved. channeled. corrugated.
  979. oluklu Tür.
    • corrugated. grooved. fluted. chamfered. gorged. chased. slit. channeled. serrated. cabled. undulated. splined. striated.
  980. ölülük Tür.
    • defunctness.
  981. ölüm Tür.
    • death. decease. way of death. curtains. demise. dissolution. doom. fatality. last sleep. passing. passing away. rest. terminus vitae.
  982. ölüm Tür.
    • death. decease. demise. doom. fatality. fate. murder. quietus. end.
  983. ölüm Tür.
    • capital. deadly. dying. mortal. mortuary. obituary. death. decease. passing away. departure. bitter end. end. last. rest. sleep. demise. dissolution. the great divide. doom. ending. exit. killing. kiss-off. latter end. longed-for rest. passing. quiet.
  984. ölüm cezası Tür.
    • death penalty.
  985. ölüm cezası Tür.
    • capital punishment. dead penalty. death penalty. penalty / punishment of death. ultimate penalty. capital sentence. extreme penalty of law. death penalty.
  986. ölüm döşeği Tür.
    • deathbed.
  987. ölüm döşeği Tür.
    • deathbed.
  988. ölüm ilanı Tür.
    • obituary notice. announcement of death. death announcement / notice.
  989. ölüm kalım Tür.
    • do or die.
  990. ölüm kalım meselesi Tür.
    • matter of life or death.
  991. ölüm kalım meselesi Tür.
    • matter of life and death. a matter of life and death.
  992. ölüm kalım savaşı Tür.
    • mortal struggle.
  993. ölüm korkusu Tür.
    • moral fear. fear of death. blue funk. mortal fear.
  994. ölüm oranı Tür.
    • death rate. fatality rate. mortality. mortality rate. rate of mortality.
  995. ölüm oranı Tür.
    • death rate.
  996. ölüm orucu Tür.
    • death fast.
  997. ölüm sessizliği Tür.
    • deathly silence. deathly stillness.
  998. ölümcül Tür.
    • mortal. fatal. she who is dying.
  999. ölümcül Tür.
    • fatal. mortal. terminal. deadly. about to die. on one"s deathbed.
  1000. ölümcül Tür.
    • deadly. fatal. mortal. pernicious.
  1001. olumlu Tür.
    • positive. affirmative. sb who has positive outlook. helpful. useful. in the affirmative. constructive. glowing. salutary. sure.
  1002. olumlu Tür.
    • positive. affirmative. assertive. content. favorable. favourable. peremptory.
  1003. olumlu Tür.
    • affirmative. favourable. positive. favorable. constructive. fruitful.
  1004. ölümlü Tür.
    • mortal. transitory.
  1005. ölümlü Tür.
    • mortal. mortal fani.
  1006. ölümlü Tür.
    • mortal.
  1007. ölümlü dünya Tür.
    • this mortal world.
  1008. ölümlük Tür.
    • a sum of money one saves to pay for one"s burial.
  1009. ölümlülük Tür.
    • mortality. transitoriness.
  1010. ölümlülük Tür.
    • mortality.
  1011. olumsuz Tür.
    • negative. unfavorable. negative menfi. negatif.
  1012. olumsuz Tür.
    • negative. negatory. unfavorable. unfavourable. deprecating. poorly.
  1013. olumsuz Tür.
    • negative. negatory.
  1014. ölümsüz Tür.
    • immortal. eternal. deathless. undying. everlasting. endless. imperishable.
  1015. ölümsüz Tür.
    • immortal. deathless. everlasting. stable. undying.
  1016. ölümsüz Tür.
    • everlasting. immortal.
  1017. ölümsüzleştirmek Tür.
    • to immortalize.
  1018. ölümsüzleştirmek Tür.
    • immortalize. perpetuate. to immortalize. to perpetuate.
  1019. olumsuzluk Tür.
    • negativity. negativeness.
  1020. olumsuzluk Tür.
    • negativeness. negativity.
  1021. olumsuzluk Tür.
    • negation. negative.
  1022. ölümsüzlük Tür.
    • immortality. eternity.
  1023. ölümsüzlük Tür.
    • immortality.
  1024. olumsuzluk eki Tür.
    • dis.
  1025. ölünmek Tür.
    • to die.
  1026. olur Tür.
    • yes. okay. ok. o.k.
  1027. olur Tür.
    • possible. permission.
  1028. olur Tür.
    • okay. possible. all right. ok.
  1029. olurluk Tür.
    • feasibility.
  1030. oluş Tür.
    • occurrence.
  1031. oluş Tür.
    • being. existence. bring. genesis. formation.
  1032. oluş Tür.
    • becoming. coming into being. genesis. formation. event. happenings. occurence. entity. occurrence.
  1033. oluşma Tür.
    • forming. formation.
  1034. oluşma Tür.
    • formation.
  1035. oluşmak Tür.
    • to become into being. to be formed. to be constituted. to consist of. to be composed of. to be made up of. fall out.
  1036. oluşmak Tür.
    • take shape. be formed. consist. consist of. occur. comprise. grow out of.
  1037. oluşmak Tür.
    • blossom. emanate. erupt. follow. form. reign. to take form. to come into existence/being. to be formed. to be constituted. to take shape. to consist of. to comprise. to be made up of. to arise. to originate.
  1038. oluşturma Tür.
    • formation. constitution. generation.
  1039. oluşturma Tür.
    • build up.
  1040. oluşturmak Tür.
    • to form. to constitute. call into being. compose. develop. make up.
  1041. oluşturmak Tür.
    • form. create. compose. carve out. constitute. effectuate. forge. generate. make up.
  1042. oluşturmak Tür.
    • build. compose. constitute. form. generate. to form. to constitute. to compose. to make up.
  1043. oluşturulmak Tür.
    • to be formed. to be constituted.
  1044. oluşum Tür.
    • formation. creation. genesis. nascency.
  1045. oluşum Tür.
    • formation. constitution. make up.
  1046. oluşum Tür.
    • constitution. formation. process.
  1047. olympiad İng.
    • i.eski Yunanistan'da Olimpiyat oyunları arasındaki dört senelik ara
    • olimpiyat.
  1048. olympian İng.
    • s. i.Olimpos dağına veya tanrılarına ait
    • tanrısal
    • olimpiyat oyunları ile ilgili
    • i. Olimpos'ta yaşayan tanrı
    • tanrısal heybete sahip kimse.
  1049. olympic İng.
    • s., i. Mora'da bulunan Olimpya nehrine ait
    • i., çoğ. olimpiyat oyunları. Olympic games olimpiyat oyunları.
  1050. olympus İng.
    • i. Olimpos dağı
    • cennet
    • gök.
  1051. om Tür.
    • The two-character ISO 3166 country code for OMAN. the sacred syllable that represents the Absolute Truth.
  1052. om Tür.
    • The sacred syllable Om Sri Venkatesaya Namah - Saluting the Lord by reciting His name.
  1053. om Tür.
    • The primal sound
    • the sound or vibration from which the entire universe emanates. primal sound
    • sound or vibration from which the entire universe emanates.
  1054. om Tür.
    • The most sacred word of the Vedas
    • also written Aum It is a symbol both of the Personal God and of the Absolute.
  1055. om Tür.
    • Outcome Measurement.
  1056. om Tür.
    • Organic Matter. the sacred syllable that represents the Absolute Truth.
  1057. om Tür.
    • Operations Manager. outer marker.
  1058. om Tür.
    • Operational Messages.
  1059. om Tür.
    • ohm.
  1060. om Tür.
    • ohm.
  1061. om Tür.
    • OFFICE MEDIUM DISTRICT.
  1062. om Tür.
    • Object Monitor. literally an abbreviation for "old man" in friendly reference to any radio operator
    • nowadays used to refer to any male person on the air.
  1063. om Tür.
    • A word symbolizing Brahma, the Creator God.
  1064. om Tür.
    • A mystic syllable or ejaculation used by Hindus and Buddhists in religious rites, orig. among the Hindus an exclamation of assent, like Amen, then an invocation, and later a symbol of the trinity formed by Vishnu, Siva, and Brahma.
  1065. om Tür.
    • A mantram used in meditation Aum.
  1066. oma Tür.
    • Tumour.
  1067. oma Tür.
    • OMG"s specifications for standard service-level APIs, to make applications easier and quicker to implement. suffix meaning tumor of.
  1068. oma Tür.
    • Object Management Architecture: a set of standards under study by OMG, on which CORBA is based. Operations Maintenance Army.
  1069. oma Tür.
    • Object Management Architecture.
  1070. oma Tür.
    • grandma, granny.
  1071. oma Tür.
    • a tumor.
  1072. oma Tür.
    • A suffix used in medical terms to denote a morbid condition of some part, usually some kind of tumor
    • as in fibroma, glaucoma.
  1073. oman İng.
    • i. Arap yarımadasında Umman ülkesi. Gulf of Oman Umman körfezi.
  1074. omasum İng.
    • i., biyol. kırkbayır.
  1075. ombre İng.
  1076. ombudsman İng.
    • i. halkın şikâyetlerini takip eden memur.
  1077. omega İng.
    • i. Yunan alfabesinin son harfi
    • bir şeyin sonu, son.
  1078. omelet İng.
    • i. omlet, k /gana.
  1079. omen İng.
    • i., f. kehanet
    • f. kehanette bulunmak, geleceği söylemek.
  1080. omentum İng.
    • i. (çoğ. -ta) anat. epiplon, bağırsakları örten zar.
  1081. omicron İng.
    • i. Yunan alfabesinde on beşinci harf, kısa o.
  1082. ominous İng.
    • s. meşum, uğursuz, kötülüğü belirten. ominously z. uğursuzca. ominousness i. uğursuzluk.
  1083. omission İng.
    • i. atlama, (dışarıda) bırakma
    • atlanan şey, bırakılmış şey
    • yapılmamış iş. sin of omission ihmal suçu.
  1084. omit İng.
    • f. (-ted, -ting) atlamak, bırakmak
    • yapmamak.
  1085. omlet Tür.
    • omelet. omelette. scrambled eggs.
  1086. omlet Tür.
    • omelet. omelette.
  1087. omlet Tür.
    • omelet. omeleette.
  1088. omni İng.
    • önek hep, bütün, her şey.
  1089. omnibus İng.
    • i., s. otobüs
    • seçmeler, antoloji
    • s. çok maddeli. omnibus bill değişik konularla ilgili tasarı.
  1090. omnipotent İng.
    • s. her şeye gücü yeten. the Omnipotent Kadirimutlak, Kadir, Tanrı. omnipotence i. her şeye gücü yetme. omnipotently z. her şeye gücü yeterek.
  1091. omnipresent İng.
    • s. her yerde ve her zaman hazır. omnipresence i. her yerde bulunma.
  1092. omnirange İng.
    • i. bir uçağın bulunduğu yeri öğrenmeye yarayan iletici radyo şebekesi.
  1093. omniscient İng.
    • s. her şeyi bilen, âlim. the Omniscient Allah, Alimimutlak, omniscience i. her şeyi bilme. omnisciently z. her şeyi bilerek.
  1094. omnivorous İng.
    • s. her seyi yiyen
    • zool. hem ot hem et yiyen, hepçil. omnivor ous reader her çeşit kitap okuyan kimse.
  1095. omphaloe İng.
    • i., anat. göbek
    • kalkan göbeği
    • orta yer, merkez. omphalic göbeğe ait.
  1096. omur Tür.
    • vertebra.
  1097. omur Tür.
    • vertebra.
  1098. ömür Tür.
    • life-span. sb who is amusingly odd. existence. life. probable life. time of life. lifetime. span of life. term of life. total life. world.
  1099. ömür Tür.
    • life. existance. lifetime. time of life. life span. vita. race. service life.
  1100. ömür Tür.
    • existence. lifetime.
  1101. ömür boyu Tür.
    • for life. lifelong.
  1102. ömür boyunca Tür.
    • during his natural life. man and boy.
  1103. omurga Tür.
    • spine. backbone. vertebral column. spinal coloumn. keel. carina. rachis. vertebrae.
  1104. omurga Tür.
    • spine. backbone. spinal column. keel.
  1105. omurga Tür.
    • backbone. spine. keel.
  1106. omurilik Tür.
    • spinal marrow. spinal cord.
  1107. omurilik Tür.
    • spinal cord.
  1108. omurilik Tür.
    • spinal cord.
  1109. ömürlü Tür.
    • long-lived. sth which lasts a certain amount of time.
  1110. ömürlü Tür.
    • long-lived.
  1111. ömürsüz Tür.
    • short-lived.
  1112. omuz Tür.
    • shoulder. scapular. humeral. shoulder.
  1113. omuz Tür.
    • shoulder. projection. rim.
  1114. omuz Tür.
    • shoulder.
  1115. omuz omuza Tür.
    • shoulder to shoulder. side by side.
  1116. omuz omuza Tür.
    • serried.
  1117. omuz silkme Tür.
    • shrug.
  1118. omuzlamak Tür.
    • to shoulder.
  1119. omuzluk Tür.
    • shoulder strap. shoulder loop. epaulet. shoulder yoke for carrying goods.
  1120. omuzluk Tür.
    • epaulette. epaulet apolet.
  1121. on Tür.
    • with a forward motion
    • "we drove along admiring the view"
    • "the horse trotted along at a steady pace"
    • "the circus traveled on to the next city"
    • "move along"
    • "march on". indicates continuity or persistence or concentration
    • "his spirit lives on"
    • "shall I read on?". in a state required for something to function or be effective
    • "turn the lights on"
    • "get a load on". in operation or operational
    • "left the oven on"
    • "the switch is in the on position". planned or scheduled
    • "the picnic is on, rain or shine"
    • "we have nothing on for Friday night". performing or scheduled for duties
    • "I"m on from five to midnight"
    • "Naval personnel on duty in Alaska"
    • "her on-duty hours were 11p m to 7 a m ".
  1122. on Tür.
    • Used in the context of general equities Conjunction that denotes trade execution /indication, usually during a pre-opening look "Looks 6 on 6000 shares at opening" See: for/at.
  1123. on Tür.
    • Used in the context of general equities Conjunction that denotes trade execution /indication, usually during a pre-opening look "Looks 6 on 6000 shares at opening" See: for/at.
  1124. on Tür.
    • Use automatic time stepping Default: No automatic time stepping.
  1125. on Tür.
    • Toward
    • for
    • indicating the object of some passion
    • as, have pity or compassion on him.
  1126. on Tür.
    • To the account of
    • denoting imprecation or invocation, or coming to, falling, or resting upon
    • as, on us be all the blame
    • a curse on him.
  1127. on Tür.
    • To or against the surface of
    • used to indicate the motion of a thing as coming or falling to the surface of another
    • as, rain falls on the earth.
  1128. on Tür.
    • The general signification of on is situation, motion, or condition with respect to contact or support beneath At, or in contact with, the surface or upper part of a thing, and supported by it
    • placed or lying in contact with the surface
    • as, the book lies on the table, which stands on the floor of a house on an island.
  1129. on Tür.
    • ten. ten. deca-.
  1130. on Tür.
    • ten.
  1131. on Tür.
    • ten.
  1132. on Tür.
    • Slang: makeable
    • Slang: onside
    • favorably located.
  1133. on Tür.
    • See At.
  1134. on Tür.
    • Old Norse. makable.
    • prep on [OE on].
  1135. on Tür.
    • Of.
  1136. on Tür.
    • Occupied with
    • in the performance of
    • as, only three officers are on duty
    • on a journey.
  1137. on Tür.
    • Line: Connected to a Node on a server. prep: on, in 4,6,6,7,8.
  1138. on Tür.
    • In reference or relation to
    • as, on our part expect punctuality
    • a satire on society.
  1139. on Tür.
    • In progress
    • proceeding
    • as, a game is on. in operation or operational
    • "left the oven on"
    • "the switch is in the on position" planned or scheduled
    • "the picnic is on, rain or shine"
    • "we have nothing on for Friday night" indicates continuity or persistence or concentration
    • "his spirit lives on"
    • "shall I read on?" in a state required for something to function or be effective
    • "turn the lights on"
    • "get a load on".
  1140. on Tür.
    • Indicating dependence or reliance
    • with confidence in
    • as, to depend on a person for assistance
    • to rely on
    • hence, indicating the ground or support of anything
    • as, he will promise on certain conditions
    • to bet on a horse.
  1141. on Tür.
    • In continuance
    • without interruption or ceasing
    • as, sleep on, take your ease
    • say on
    • sing on.
  1142. on Tür.
    • In addition to
    • besides
    • indicating multiplication or succession in a series
    • as, heaps on heaps
    • mischief on mischief
    • loss on loss
    • thought on thought.
  1143. on Tür.
    • Hence, in consequence of, or following
    • as, on the ratification of the treaty, the armies were disbanded.
  1144. on Tür.
    • Hence, figuratively, to work on one"s feelings
    • to make an impression on the mind.
  1145. on Tür.
    • Forward, in succession
    • as, from father to son, from the son to the grandson, and so on.
  1146. on Tür.
    • Forward, in progression
    • onward
    • usually with a verb of motion
    • as, move on
    • go on.
  1147. on Tür.
    • Denoting performance or action by contact with the surface, upper part, or outside of anything
    • hence, by means of
    • with
    • as, to play on a violin or piano.
  1148. on Tür.
    • By virtue of
    • with the pledge of
    • denoting a pledge or engagement, and put before the thing pledged
    • as, he affirmed or promised on his word, or on his honor.
  1149. on Tür.
    • Being.
  1150. on Tür.
    • At the time of, conveying some notion of cause or motive
    • as, on public occasions, the officers appear in full dress or uniform.
  1151. on Tür.
    • At the peril of, or for the safety of.
  1152. on Tür.
    • Attached to the body, as clothing or ornament, or for use.
  1153. on Tür.
    • At or near
    • adjacent to
    • indicating situation, place, or position
    • as, on the one hand, on the other hand
    • the fleet is on the American coast.
  1154. on Tür.
    • At or in the time of
    • during
    • as, on Sunday we abstain from labor.
  1155. on Tür.
    • A state of being That is, being "on" trail means you have seen hash marks that were made by the hares.
  1156. on Tür.
    • Adhering
    • not off
    • as in the phrase, "He is neither on nor off," that is, he is not steady, he is irresolute.
  1157. on Tür.
    • A designation that a bet is working on a particular roll.
  1158. on Tür.
    • A debt, obligation, or favor A burden.
  1159. on Tür.
    • A city in Egypt, east of the Nile and about twenty miles north of Memphis, also called Heliopolis It was the center of sun worship for priest., prep w dat or acc, on, upon, in, within, into, among, during, at, about, for, according to.
  1160. on İng.
    • z., s. üzerinde, üstünde, ileriye, ileride
    • bir düziye, aralıksız
    • vuku bulmakta
    • s. giyilmiş, çıkmamış
    • İng., argo olması muhtemel
    • makbul
    • i. kriket oyununda vurucunun bulunduğu saha tarafı. off and on kesintili and so on filan, v.s., v.b. on and on ara vermeden, biteviye. be on to k.dili haberdar olmak, açıkgöz olmak. bow on den. pruvası yönünde. Come on. Haydi gel, etme canım. farher on ileride. go on devam etmek. Go on! Yürü bakalım! ileri! Saçma! later on daha sonra, biraz sonra. look on seyretmek. Night is coming on. Karanlık basıyor. put on a coat palto giymek. turn on the light ışığı açmak. walk on yürüyedurmak, ileri gitmek.
  1161. on İng.
    • edat üzerinde, üstünde üstüne
    • yanında
    • kenarında
    • tarafında, de
    • ile
    • esnasında, zarfında
    • hakkında
    • halinde. on the alert tetikte, uyanık. on the contrary aksine, bilakis. on the offensive hücum halinde. on the whole genellikle, her şeyi hesaba katarak. on the track of peşinde, izinde. on Thursday perşembe günü, Let's be on our way. Gidelim. The house is on fire. Ev tutuşmuş. Yangın var. The joke is on you. Bu taş size atıldı. The car stalled on me. Arabanın motoru durdu ve bana zorluk çıkardı.
  1162. ön Tür.
    • front. preliminary. front part of. space in front of. foremost. forefront.
  1163. ön Tür.
    • front. fore. frontal. anterior. forward. initiative. precursory. preliminary. front. face. fore. presence. ante-. pre-. pro-.
  1164. ön Tür.
    • fore. forward. front. frontal. preliminary.
  1165. ön ad Tür.
    • forename.
  1166. ön ayak Tür.
    • forefoot.
  1167. ön bilgi Tür.
    • advance information.
  1168. ön çalışma Tür.
    • preliminary work.
  1169. ön ek Tür.
    • prefix.
  1170. ön ödeme Tür.
    • advance payment.
  1171. ön ödemesiz Tür.
    • nonprepayment.
  1172. ön şart Tür.
    • precondition. preliminary condition.
  1173. ön şart Tür.
    • precondition.
  1174. ön soruşturma Tür.
    • preliminary inquiry.
  1175. ön taraf Tür.
    • forefront. front. head.
  1176. ön taraf Tür.
    • forefront.
  1177. ön taraf Tür.
    • face. fore / n, adj / ön.
    • front. head.
  1178. ön yargı Tür.
    • prejudice.
  1179. ön yargılı Tür.
    • preconceived.
  1180. ona Tür.
    • thereto. her. him. it. to him. to her.
  1181. ona Tür.
    • Outstanding Natural Area.
  1182. ona Tür.
    • Office of National Assessments.
  1183. ona Tür.
    • her. him. it. thereto. to him. to her. to it.
  1184. ona Tür.
    • her.
  1185. onager İng.
    • i. (çoğ. -s, -gri) yaban eşeği, zool. Equus onager
    • ask. mancınık.
  1186. onama Tür.
    • approval. ratification. certification.
  1187. onamak Tür.
    • to approve. to ratify. to certify.
  1188. onamak Tür.
    • approve. to approve. to assent.
  1189. onanism İng.
    • i. yarıda kalmış cinsi munasebet
    • istimna.
  1190. onanmak Tür.
    • to be approved. to be ratified. to be certified.
  1191. onanmak Tür.
    • to be approved.
  1192. onar Tür.
    • ten a piece. ten each.
  1193. onarılma Tür.
    • reparation.
  1194. onarılmak Tür.
    • to be repaired. to be restored.
  1195. onarım Tür.
    • repair. restoration. reparation. restore.
  1196. onarım Tür.
    • repair. reparation. renovation. maintenance. mend. refitment.
  1197. onarım Tür.
    • repair. corrective maintenance. restoration. repair work. restorage. rehabilitation. restitution. improvement. overhauling. overhaul. after sales service. reparation.
  1198. onarımcı Tür.
    • restorer. repairer.
  1199. onarma Tür.
    • reparation.
  1200. onarma Tür.
    • repair. restitution. restoration. reparation. overhauling. overhaul. development. innovation. improvement. mending. reconditioning. refection. repairing.
  1201. onarmak Tür.
    • to repair. to restore. to make amends for. to improve. to overhaul. to rehabilitate. to repaint. to innovate. amend. bushel. to make good. renew. service. sort.
  1202. onarmak Tür.
    • repair. mend. restore. renovate. debug. doctor. patch up. redress. refit. remedy. tinker up.
  1203. onarmak Tür.
    • fix. mend. overhaul. recondition. renovate. repair. restore. service. to mend. to repair. to fix. to recondition. to restore. to renovate.
  1204. onartmak Tür.
    • to have sb repair or restore sth.
  1205. onat Tür.
    • neat. careful. useful. honet. upright. straightforward.
  1206. onat Tür.
    • correct. proper. careful. painstaking. beneficial. useful. decent. upright.
  1207. onay Tür.
    • express consent. ratification. approval. certification. convenient. suitable. confirmation. acceptance. applause. approbation. assent. authentication. blessing. countenance. placet. sanction. suffrage. witnessing.
  1208. onay Tür.
    • approval. confirmation. acknowledgement. affirmation. endorsement. ratification. indorsement. certification. okay. approbation. assent. backing. legitimation. o.k. ok. sanction. visa. vise.
  1209. onay Tür.
    • acknowledgment. affirmation. approbation. approval. blessing. countenance. favour. okay. sanction. consent. assent. ok. convenient. suitable.
  1210. onaylama Tür.
    • ratification. affirmance. approval. certification.
  1211. onaylama Tür.
    • appro. confirmation. approval. ratification. certification. acceptance. attestation. corroboration. legitimation. recognition. subscription. validation.
  1212. onaylama Tür.
    • acknowledgment. approbation. approval. blessing. favour. sanction. ratification.
  1213. onaylamak Tür.
    • hold with. give countenance to. lend countenance to. approve. confirm. ratify. affirm. authorise. authorize. acknowledge. endorse. indorse. verify. validate. accept. attest. bear out. certify. corroborate. countersign. grant. hear. homologate. legiti.
  1214. onaylamak Tür.
    • affirm. accept. approve. to approve. to ratify. to certify.
  1215. onaylamak Tür.
    • accede. accept. applaud. approve. carry. certify. confirm. corroborate. countenance. endorse. favour. grant. okay. pass. ratify. recognize. sanction. subscribe. uphold. validate. to approve. to ratify. to applaud. to accept. to accede. to countenance. to okay. to ok.
  1216. onaylanma Tür.
    • recognition.
  1217. onaylanma Tür.
    • approval. ratification. certification.
  1218. onaylanmak Tür.
    • to go through.
  1219. onaylanmak Tür.
    • meet with approval. go through. pass. go down. be approved.
  1220. onaylatmak Tür.
    • to ratify. to approve. to certify.
  1221. onaylı Tür.
    • confirmed. approved. certified. certificated.
  1222. onaylı Tür.
    • certified. approved. ratified.
  1223. onaylı Tür.
    • approved. certified.
  1224. onaysız Tür.
    • unapproved. unratified. uncertified.
  1225. onbaşı Tür.
    • corporal. non-commissioned officer. noncommissioned officer. noncom.
  1226. onbaşı Tür.
    • corporal.
  1227. onbaşı Tür.
    • corporal.
  1228. onca Tür.
    • according to him / her. in his / her opinion. so much of sth.
  1229. once İng.
    • z., s., baglaç, i. bir kere, bir defa
    • bir vakitler, bir zamanlar, eskiden
    • herhangi bir zamanda
    • hemen, derhal
    • s. onceki, var olan
    • bağlaç hemen, derhal, herhangi bir zamanda
    • i. bir kere. all at once birden, birdenbire. once for all son olarak
    • ilk ve son olarak. once in a while arasıra,ikide bir. once or twice bir iki kere. once upon a time bir varmış bir yokmuş. at once hemen, derhal, şimdi. for once bir kerelik, bu sefer.
  1230. önce Tür.
    • prior. ago. first. in advance. firstly. prior to. early. before. ago. back. above. afore. ante. before. ere. pre-. pro-. ante-. before. ago. afore. ante. ere.
  1231. önce Tür.
    • ago. before. first. at first. prior to. ante. firstly. notion and protest. primo. for starters.
  1232. önce Tür.
    • ago. back. before. firstly. initially. prior.
  1233. önce gelmek Tür.
    • to take precedence. to antecede.
  1234. öncecilik Tür.
    • initiative.
  1235. önceden Tür.
    • in advance. beforehand. at first. in the beginning.
  1236. önceden Tür.
    • beforehand. before now. previously. aforetime. beforetime. ahead. in advance. already. afore. in anticipation. ere now. erstwhile. formerly. heretofore. onetime. pre-.
  1237. önceden Tür.
    • before. beforehand. formerly. initially. previously.
  1238. önceden satış Tür.
    • advanced sale.
  1239. önceki Tür.
    • previous. former. the former. ex. prior. foregoing. antecedent. anterior. last. old. onetime. past. preceding. pristine. quondam. sometime. before. hereinabove. pre-. pro-. ex-. preceding.
  1240. önceki Tür.
    • Previous.
  1241. önceki Tür.
    • antecedent. anterior. back. early. foregoing. former. initial. old. preceding. previous. prior. ex.
  1242. öncel Tür.
    • predecessor. antecedent. premise of a syllogism.
  1243. önceleri Tür.
    • formerly. previously.
  1244. öncelik Tür.
    • priority. precedence. preference. primacy. antecedence.
  1245. öncelik Tür.
    • primacy. priority.
  1246. öncelik Tür.
    • precedence. priority. antecedence. get up. initiative. preferential terms. primacy. prior rank. ranking. start.
  1247. öncelikle Tür.
    • primarily. principally. first. at the outset. for starters.
  1248. öncelikle Tür.
    • first of all.
  1249. öncelikle Tür.
    • first. before all else.
  1250. öncelikli Tür.
    • prior. privileged.
  1251. öncelikli Tür.
    • preferred. of first priority. privileged. of top priority. preferential. indispensable. prior. underlying. predecessor.
  1252. öncelikli Tür.
    • having priority.
  1253. onceover İng.
    • i., argo bir bakış
    • etrafı çabucak düzeltme.
  1254. öncesiz Tür.
    • sth which has no beginning. eternal.
  1255. öncesizlik Tür.
    • time without beginning.
  1256. oncoming İng.
    • s., i. yaklaşmakta olan
    • i. yaklaşma.
  1257. öncü Tür.
    • pioneer. precursor. protagonist. scout. spearhead. vanguard. avant-gardist avangard. müjdeci.
  1258. öncü Tür.
    • pioneer. avant-garde. advanced. vanguard. advance guard. pioneer. advance. apostle. bannerbearer. high priest. initiator. pilot. pole star. precursor. spearhead. trailblazer. van.
  1259. öncü Tür.
    • leader. pioneer. avant-garde. advance. forward. innovator. avant-gardist. advance courier. forerunner. advance guard. pioneering. precursor. spearhead. standard bearer. trail blazer.
  1260. öncül Tür.
    • premise.
  1261. öncül Tür.
    • antecedent. premise. premiss mukaddem.
  1262. öncülük Tür.
    • pioneering. being an advance courier. leadership.
  1263. öncülük Tür.
    • lead. pioneering. leadership.
  1264. öncülük etmek Tür.
    • to pioneer. to be initiator of sth. spearhead.
  1265. öncülük etmek Tür.
    • pioneer.
  1266. onda Tür.
    • tenth.
  1267. ondalık Tür.
    • decimal. decimal.
  1268. ondalık Tür.
    • decimal. a tenth part. tithe. ten percent.
  1269. ondalık Tür.
    • decimal. a tenth part. ten percent. decimal. tithe.
  1270. ondalık kesir Tür.
    • decimal fraction.
  1271. ondalık kesir Tür.
    • decimal fraction.
  1272. ondalık sayı Tür.
    • decimal digit.
  1273. ondalık sayı Tür.
    • decimal.
  1274. ondalık sistem Tür.
    • decimal system. algorism. metric system. numeration decimal. decimal scales.
  1275. ondan Tür.
    • from him. from her. from it. therefrom. thereof.
  1276. ondan Tür.
    • from him. from her. from it. for that reason.
  1277. ondan sonra Tür.
    • since. then. thereafter.
  1278. ondan sonra Tür.
    • ever after. since. then. thenceforth. thereafter. whereupon.
  1279. önde gelme Tür.
    • primacy.
  1280. öndelik Tür.
    • money paid in advance.
  1281. önden çekişli Tür.
    • front-wheel drive. front wheel drive. front drive.
  1282. önder Tür.
    • leader. shepherd. chief lider. şef.
  1283. önder Tür.
    • leader. chief. cock n. cock of the walk. commander. head man. manuduction. protagonist. spirit.
  1284. önder Tür.
    • leader. captain. pioneer. bellwether. cock. pole star.
  1285. önderlik Tür.
    • leadership. lead öncülük. liderlik.
  1286. önderlik Tür.
    • leadership. captainship. captaincy. lead.
  1287. önderlik Tür.
    • leadership. being a leader. manuduction.
  1288. ondüle Tür.
    • perm.
  1289. one İng.
    • s.,i., zam. bir
    • tek
    • aynı
    • i. bir tane
    • biri, birisi
    • adam, kimse, kişi
    • bir rakamı
    • zam. birisi, biri
    • herhangi biri. one and all hepsi, her biri. one another birbirlerini. one and sixpence eski, İng. bir şilin altı peni. one by one birer birer. one man one vote herkese tek oy hakkı. one-man show bir ki- şinin oynadığı veya önemli olduğu sahne oyunu veya sirk. one-night stand tiyatro bir şehirde bir temsil için kalma. at one beraber, birleşmiş, uyuşmuş. They were made one. Evlendiler
    • birleştiler. oneness i. birlik bir olma.
  1290. oneeyed İng.
    • s. tek gözlü.
  1291. onehanded İng.
    • s. tek elli
    • bir elden çıkmış.
  1292. onehorse İng.
    • s. tek atlı
    • ikinci derecede, adi.
  1293. oneiric İng.
    • s., psik. düşsel.
  1294. oneirocritic İng.
    • i rüya yorumcusu. oneirocritical s. rüya yorumlayan.
  1295. oneiromancy İng.
    • i. rüya vasıtasıyle falcılık.
  1296. önel Tür.
    • fixed period of time which follows a worker"s receipt of notice and precede.
  1297. onelegged İng.
    • s. tek bacaklı, topal.
  1298. önem Tür.
    • severity. importance. account. concernment. consequence. consideration. emphasis. gravity. import. magnitude. matter. meaning. moment. note. prominence. significance. stress. value. weight.
  1299. önem Tür.
    • importance. consideration. value. weight. significance. accent. account. amount. consequence. emphasis. gravity. import. interest. magnitude. matter. moment. prominence. regard. significancy. stature. strength. stress. substantiality.
  1300. önem Tür.
    • account. consequence. gravity. heed. immediacy. importance. magnitude. matter. meaning. moment. note. prominence. significance. stature. stress. value. weight.
  1301. önemli Tür.
    • important. of importance. big. cardinal. consequential. considerable. crowning. front- page. fundamental. great. grow in. heavy. historic. hot shot. lead off. material. of nfr. noteworthy. outstanding. serious. significant. substantial. U. vital. wei.
  1302. önemli Tür.
    • important. considerable. weighty. major. momentous. significant. of importance. of weight. worthy. big. big-time. capital. cardinal. consequential. emphatic. emphatical. eventful. fateful. grand. grave. great. gut. healthy. heavy. high. historic. his. burning. cautious. circumspect. epistle. fundamental. gem. integral. notable. noteworthy. noticeable. priority. prominent. safe. salient. serious. substantial.
  1303. önemli Tür.
    • important. considerable. weighty. major. momentous. significant. of importance. of weight. worthy. big. big-time. capital. cardinal. consequential. emphatic. emphatical. eventful. fateful. grand. grave. great. gut. healthy. heavy. high. historic. his.
  1304. önemseme Tür.
    • count. regard.
  1305. önemseme Tür.
    • caring. count. heed. opinion.
  1306. önemsemek Tür.
    • to consider sb / sth important. heed. overrate.
  1307. önemsemek Tür.
    • have a high opinion of. attach importance to. pay attention to. care. mind. care about. make much of. heed. take heed of. notice.
  1308. önemsemek Tür.
    • care. heed. regard. to care. to mind.
  1309. önemsememek Tür.
    • treat smb. like dirt. close one"s eyes to. make light of. set at nought. piss on smth. not to care twopence for. play down. play it low down. have a low opinion of. disregard. ignore. pay no attention. coquet. discount. make little of. set at naught.
  1310. önemsememek Tür.
    • play down. shrug off. slight. slur.
  1311. önemsememek Tür.
    • disregard. minimize. slight. to disregard. to make light of sth.
  1312. önemsenmek Tür.
    • to be considered important.
  1313. önemsiz Tür.
    • unimportant. of no account. unessential. small. insignificant. inconsiderable. no-account. worthless. secondary. back-burner. trivial. derisive. derisory. dinky. empty. fiddling. footling. not healthy. immaterial. inconsequential. inconspicuous. indi.
  1314. önemsiz Tür.
    • trivial. minor. unimportant. without importance. of no importance. of no import.
  1315. önemsiz Tür.
    • featherweight. footling. fractional. humble. immaterial. inconsequential. inconsiderable. inconspicuous. inessential. insignificant. irrelevant. little. measly. minor. negligible. null. paltry. peripheral. petty. piddling. scrubby. slight. small. trifling. trivial. unimportant. inconsequenial. small-time.
  1316. önemsiz şey Tür.
    • chip. fig. fillip. knick nack. stiver. toy. trifle. a mere trifle. twopence.
  1317. önemsiz şey Tür.
    • bagatelle.
  1318. önemsizce Tür.
    • nominally.
  1319. önemsizlik Tür.
    • unimportance. insignificance. nothingness. slightness. triviality.
  1320. önemsizlik Tür.
    • immateriality.
  1321. önerge Tür.
    • proposal. motion. resolution. memorial. resolve.
  1322. önerge Tür.
    • motion. resolution. proposal.
  1323. önerge Tür.
    • motion. proposal. draft resolution. bill. bill of complaint. guiding line.
  1324. öneri Tür.
    • suggestion. proposition. proposal. intimation. offer. overture. proffer. tender. tip.
  1325. öneri Tür.
    • proposal. suggestion. lead. offer. offering. overture. proposition.
  1326. öneri Tür.
    • counsel. idea. instigation. overture. proposal. proposition. submission. suggestion.
  1327. önerme Tür.
    • suggestion. proposal. proposition. thesis. vote.
  1328. önerme Tür.
    • proposition. theorem. proposing. suggesting.
  1329. önerme Tür.
    • proposing. suggesting. proposition. premise. hypothesis. postulate. proffer. question. representation. resolution. suggestion.
  1330. önermek Tür.
    • Suggest.
  1331. önermek Tür.
    • propose. suggest. recommend. commit. proffer. propound. submit. vote.
  1332. önermek Tür.
    • counsel. move. proffer. propose. recommend. submit. suggest. vote. weave. to propose. to suggest. to counsel. to bring sth forward. to think of sth. to recommend.
  1333. onerous İng.
    • s. ağır
    • sıkıntılı, ağırlık verici
    • huk. bir hakkı daraltıcı. onerously z. sıkıntılı olarak. onerousness i. sıkıntı.
  1334. oneself İng.
    • zam. kendisi, bizzat, kendi kendine.
  1335. onesided İng.
    • s. tek taraflı.
  1336. onestep İng.
    • i. tek adım dansı.
  1337. onetrack İng.
    • s. tek yollu
    • ısrarcı, şaşmaz.
  1338. oneway İng.
    • s. tek yönlü.
  1339. ongen Tür.
    • decagon.
  1340. öngörme Tür.
    • foreseeing. anticipation.
  1341. öngörmek Tür.
    • stipulate. to stipulate. to anticipate.
  1342. öngörmek Tür.
    • predict. to foresee. to anticipate. to keep sth in mind. envisage.
  1343. öngörü Tür.
    • prudence. foresight. calculation. prescience.
  1344. öngörü Tür.
    • foresight. prevision. providence. prudence.
  1345. öngörü Tür.
    • foresight. prescience. prevision.
  1346. öngörülmek Tür.
    • to be foreseen. to be anticipated. to be kept in mind.
  1347. ongun Tür.
    • very productive. flourishing prosperous. happy. at peace with oneself. lucky. totem.
  1348. ongun Tür.
    • totem. flourishing. prosperous. blessed. happy. productive. fertile. flourishing bayındır. happy mutlu. totem totem.
  1349. oniks Tür.
    • onyx.
  1350. onion İng.
    • i. soğan, bot. Allium cepa.
  1351. onionskin İng.
    • i. pek ince ve parlak bir çeşit kâğıt, pelür.
  1352. önkol kemiği Tür.
    • radius.
  1353. onkoloji Tür.
    • oncology.
  1354. onkoloji Tür.
    • oncology.
  1355. onlar Tür.
    • they. those. them.
  1356. onlar Tür.
    • they. them.
  1357. onlar Tür.
    • them. they.
  1358. onlara Tür.
    • them. them.
  1359. onlara Tür.
    • them.
  1360. onlarınki Tür.
    • theirs.
  1361. onlarınki Tür.
    • theirs.
  1362. önlem Tür.
    • precaution. measure. prevention. preventive. provision. step. clampdown. countermeasure. diligence. expedient. foresight. forethought. hedge. maneuver. manoeuvre. policy. protection. sparingness.
  1363. önlem Tür.
    • measure. action. step precautionary measure. caution. device. manoeuvre manoeuver. precaution.
  1364. önlem Tür.
    • expedient. measure. precaution. step.
  1365. önleme Tür.
    • prevention. interception. avoiding. arrest. circumvention. containment. frustration. hindrance. preclusion. suppression.
  1366. önleme Tür.
    • prevention. checking. stopping.
  1367. önleme Tür.
    • clampdown. prevention. repression. avoidance.
  1368. önlemek Tür.
    • to stop. to check. to prevent. to avert. to avoid. to way lay.
  1369. önlemek Tür.
    • prevent. prevent from. prohibit. intercept. avert. avoid. arrest. baffle. bank. circumvent. get under control. counterwork. estop. face up to. foil. foreclose. forestall. frustrate. head off. jugulate. keep back. obviate. occlude. preclude. repress.
  1370. önlemek Tür.
    • avert. avoid. block. check. discourage. foil. remedy. repress. stop. thwart. to prevent. to prohibit. to block. to stop. to check. to avoid. to repress. to thwart. to avert.
  1371. önlenme Tür.
    • prevention. avoidance.
  1372. önlenmek Tür.
    • to be stopped. to be checked. to be prevented.
  1373. önleyici Tür.
    • preventive. sth which stops / checks or prevents sth. preventative. prophylactic. suppresive.
  1374. önleyici Tür.
    • preventive. repressive. disincentive. preclusive. prophylactic. inhibitor.
  1375. önleyici Tür.
    • preventive.
  1376. online İng.
    • s., z. kompütörle beraber çalışan, kompütörün idaresi altında olan
    • z. asıl işle beraber.
  1377. onlooker İng.
    • i. seyirci.
  1378. onluk Tür.
    • of ten parts. ten lira bill.
  1379. onluk Tür.
    • of ten parts. ten kuruş piece. ten lira bill.
  1380. önlük Tür.
    • apron. pinafore. smock. laboratory coat.
  1381. önlük Tür.
    • apron. pinafore. pinny. school uniform. bib. dickey. dicky. overall. smock.
  1382. önlük Tür.
    • apron. gown. pinafore. smock. bib.
  1383. only İng.
    • s., z., bağlaç bir tek, eşsiz, biricik, yegane
    • z. yalnız, ancak, başlı başına
    • bağlaç bundan başka, yalnız, fakat. if only keşke.
  1384. onmak Tür.
    • to heal up. to improve. mend. to get better. to be happy.
  1385. onomastic İng.
    • s. isimler ile ilgili.
  1386. onomastik Tür.
    • onomastics.
  1387. onomatope Tür.
    • An imitative word
    • an onomatopoetic word.
  1388. onomatopoeia İng.
    • i. tabii sesleri yansılayan kelimeleri kullanma, yan- sıma
    • yankı kelime. onomatopoeic s. yansımalı.
  1389. onomatopoetic İng.
    • s. sesleri yansılayan.
  1390. onrush İng.
    • i. üşüşme, saldırış.
  1391. ons Tür.
    • The Office for National Statistics, responsible for measuring all aspects of the National Accounts.
  1392. ons Tür.
    • ounce.
  1393. ons Tür.
    • ounce.
  1394. ons Tür.
    • Optical Networking System.
  1395. ons Tür.
    • Office for NATO Standardization.
  1396. ons Tür.
    • Office for National Statistics - Government department responsible for collecting national statistical information The former Office for Population Censuses and Surveys was subsumed into ONS when it was established in 1994 ONS is the home to the Census Office for England and Wales and also acts as a broker on behalf of the Census Offices of Scotland ) and Northern Ireland for data sales, etc.
  1397. ons Tür.
    • Office for National Statistics.
  1398. ons Tür.
    • Office for National Statistics.
  1399. önsel Tür.
    • a priori apriori.
  1400. önsel Tür.
    • a priori.
  1401. onset İng.
    • i. hücum, saldırı
    • başlama, başlangıç.
  1402. önsezi Tür.
    • sixth sense. premonition. precognition. presentiment. foresight. forethought. vision. foreboding. hunch. a hunch. intuition. presage. prescience.
  1403. önsezi Tür.
    • premonition. presentiment. foreknowledge. foresight. hunch. presage.
  1404. önsezi Tür.
    • foreboding. hunch. intuition. premonition. presentiment.
  1405. önsezili Tür.
    • prescient.
  1406. onshore İng.
    • s., z .sahile doğru olan
    • z . sahilde.
  1407. onslaught İng.
    • i. şiddetli saldırı, hücum. Ont. kıs. Ontario.
  1408. önsöz Tür.
    • preface. foreword. preamble. prolegomenon. prologue.
  1409. önsöz Tür.
    • foreword. preface. introduction. prolog. prologue. exordium. preamble. proem. prolegomena.
  1410. önsöz Tür.
    • foreword. introduction. preamble. preface.
  1411. onsuz Tür.
    • without. without him. without her. without it. be. without him/her/it.
  1412. onsuz Tür.
    • without him / her / it.
  1413. onthejob İng.
    • s. iş sahasında yetiştirme ile ilgili.
  1414. onto İng.
    • edat üstüne, üstünde
    • k.dili farkında.
  1415. ontology İng.
    • i. yaratıklar bilgisi, yaratılış ilmi, ontoloji
    • gerçeğin asıl kendisini ve niteliğini inceleyen konu. ontologic(al) s. yaratıklar bilgisine ait, ontolojik. ontologist i. yaratıklar bilgisi alimi, ontolojist.
  1416. ontoloji Tür.
    • ontology.
  1417. ontoloji Tür.
    • ontology.
  1418. onu Tür.
    • Organisation des Nations Unies.
  1419. onu Tür.
    • Optical Node Unit.
  1420. onu Tür.
    • Optical Network Unit
    • interface between customer and optical access line.
  1421. onu Tür.
    • Optical Network Unit: A form of Access Node that converts optical signals transmitted via fiber to electrical signals that can be transmitted via coaxial cable or twisted pair copper wiring to individual subscribers. optical network unit.
  1422. onu Tür.
    • Optical Network Unit.
  1423. onu Tür.
    • her. him. it.
  1424. onu Tür.
    • her.
  1425. onu Tür.
    • Abbreviation for optical network unit A network element that is part of a fiber-in-the-loop system.
  1426. onuncu Tür.
    • tenth.
  1427. onuncu Tür.
    • tenth.
  1428. önünde Tür.
    • in front of. before. sub.
  1429. önünde Tür.
    • before. pro.
  1430. önünde Tür.
    • before. a) in front of b) before. in sb"s presence. in the presence of sb.
  1431. önünde sonunda Tür.
    • in the long run.
  1432. onunki Tür.
    • his. hers.
  1433. onunki Tür.
    • his.
  1434. onunki Tür.
    • hers.
  1435. onur Tür.
    • self-respect. self-esteem. pride. distinction. chivalry. glory. honour.
  1436. onur Tür.
    • pride. honor. honour. amour-propre. self-esteem. face. self-respect.
  1437. onur Tür.
    • credit. honour. kudos. pride. honor. self-respect. dignity.
  1438. onur üyesi Tür.
    • honorary member.
  1439. onurlandırmak Tür.
    • to make sb feel proud. grace.
  1440. onurlandırmak Tür.
    • to honor. to honour.
  1441. onurlandırmak Tür.
    • honor. honour.
  1442. onurlanmak Tür.
    • to feel proud.
  1443. onurlanmak Tür.
    • to be honoured.
  1444. onurlu Tür.
    • self-respecting. chivalrous. proud.
  1445. onurlu Tür.
    • proud. honored. honoured. self-respecting. honorable. honourable.
  1446. onurlu Tür.
    • honourable. proud. self-respecting. dignified. honorable.
  1447. onursal Tür.
    • honorific.
  1448. onursal Tür.
    • honorary.
  1449. onursuz Tür.
    • lacking in self-respect. abject.
  1450. onursuz Tür.
    • ignoble. dishonourable.
  1451. onursuzluk Tür.
    • lack of self-respect. dishonour.
  1452. onus İng.
    • i. yük, görev, külfet. onus probandi huk. ispat etme görevi, kanıtlama zorunluğu.
  1453. onward İng.
  1454. onward İng.
    • s. ileriye doğru giden, ilerleyen, ilerlemiş.
  1455. önyargı Tür.
    • prejudgement. bias. prejudice. forejudge. jaundice. preconceived opinion. preconception. prepossession.
  1456. önyargı Tür.
    • bias. prejudice. jaundice. junior judgment judgement. preconceived notion. prejudiced opinion. preconceived idea. preconceived opinion. preconception. prejudgment. value judgment.
  1457. önyargı Tür.
    • bias. preconception. prejudice. bias peşin hüküm.
  1458. onyx İng.
    • i. damarlı akik.
  1459. oo İng.
    • önek yumurta.
  1460. oocyte İng.
    • i., biyol. olgunlaşmamış dişi gamet.
  1461. oodles İng.
    • i., çoğ., k.dili büyük miktar.
  1462. oolite İng.
    • i. balık yumurtası gibi taneli bir çeşit kireçtaşı.
  1463. oology İng.
    • i. omitolojinin yumurtalar üzerine ilim yapan dalı.
  1464. oolong İng.
    • i. güzel kokulu bir çeşit siyah çay.
  1465. oomph İng.
    • i., argo fiziki çekicilik, cinsi cazibe
    • azim, şevk.
  1466. oomycetes İng.
    • i. ovogonlu mantarlar.
  1467. oops İng.
    • unlem Ay! Abo!
  1468. oosperm İng.
    • i., biyol. döllenmiş yumurtacık.
  1469. ootheca İng.
    • i., biyol. (bazı böceklerde) yumurta zarfı.
  1470. ooze İng.
    • f. sızmak, sızıp akmak
    • dışarı sızmak, duyulmak (sır veya haber)
    • sızdırmak, dışarı vermek.
  1471. ooze İng.
    • i. sulu çamur
    • okyanus diplerinde bulunan ve böcek kabuklarından meydana gelmiş sulu çamur
    • bataklık
    • sepicilikte kullanılan meşe kabuğu suyu
    • sızıntı, sızan şey. oozy s. sızıntılı
    • sızdıran
    • sulu çamur gibi.
  1472. op İng.
    • kıs. opera, operation, opposite, opus.
  1473. öp Tür.
    • osculate.
  1474. opacity İng.
    • i. şeffaf olmayış.
  1475. opal Tür.
    • Windows NT server available for faculty and staff who wish to publish FrontPage extensions.
  1476. opal Tür.
    • White, gray and Black The white opal is well known and stones can display faint flashes of colour to a bright kaleidoscope of a single colour to many The gray or black based are more rare and more expensive and as colour display increases so does the price.
  1477. opal Tür.
    • Precious stone used in jewelry crafts Colors range from white to mixtures that include black. a translucent mineral consisting of hydrated silica of variable color
    • some varieties are used as gemstones.
  1478. opal Tür.
    • Overseas Pharmaceutical Aid for Life.
  1479. opal Tür.
    • Opals are semi-precious stones that are luminous and iridescent, frequently with inclusions of many colors Opal is a mineral composed of noncrystalline silica and is a species of quartz There are three major types of opals: common opal, opalescent precious opal, and fire opal Contra luz opals are transparent opals that show a brilliant play of iridescence only when light shines through the stone Many opals have a high water content - they can dry out and crack if they are not cared for well Opals have a hardness of 5 5 to 6 5 and a specific gravity of 1 98-2 50 Opals are found in many placees worldwide, but Australia has a tremendous variety of beautiful opals.
  1480. opal Tür.
    • opal.
  1481. opal Tür.
    • opal.
  1482. opal Tür.
    • An amorphous hydrous silica which is common
    • gem varieties such as fire opal, have the ability to show colors in their interior and are very valuable.
  1483. opal Tür.
    • An amorphous form of silica.
  1484. opal Tür.
    • An amorphous form of quartz unstable at temperatures and pressures found on the surface of the earth. is a precipitated non-crystalline variety of silica, precious varieties of which characteristically display a marked variety of changing colours and are used as gemstones, especially when cut and polished.
  1485. opal Tür.
    • A mineral consisting, like quartz, of silica, but inferior to quartz in hardness and specific gravity. a translucent mineral consisting of hydrated silica of variable color
    • some varieties are used as gemstones.
  1486. opal İng.
    • i. opal, panzehirtaşı.
  1487. opalescense İng.
    • i. yanardönerlik. opalescent s. yanardöner, şanjan.
  1488. opaline İng.
    • s., i. opale benzer, opale özgü
    • i. opale benzer değerli bir sarı taş
    • yarı şeffaf cam.
  1489. opaque İng.
    • s. donuk, şeffaf olmayan, kesif
    • elektrik veya sıcaklığı geçirmeyen
    • mantıksız, kolay anlaşılmaz
    • ahmak, mankafa. opaqueness i. şeffaf olmayış, do- nukluk.
  1490. opart İng.
    • 1960'dan itibaren uygulanıp gözü yanıltıcı şekillerle belirlenen resim üslubu.
  1491. opcit İng.
    • kıs. opere citato evvelce belirtilen eserde, gösterilen eserde.
  1492. ope İng.
    • f., şiir, eski açmak.
  1493. open İng.
    • f. açmak
    • işe başlamak
    • yaymak, sermek
    • umuma açmak
    • gevşetmek, çözmek
    • tiyatro mevsimini açmak
    • huk. davayı tekrar gözden geçirmek
    • kesip açmak, yarmak, deşmek
    • başlatmak
    • genişletmek
    • göstermek, bildirmek
    • görüşmeye başlamak
    • a- çılmak, çözülmek, gevşemek
    • çatlamak, yarılmak
    • başlamak
    • gelişmek
    • engelleri ortadan kaldırmak
    • göz önüne çıkmak.open in içeriye doğru açılmak. open out dışarıya doğru açılmak
    • açılmak. open up görüşmeye başlamak, söz açmak. open one's eyes gözünü açmak, uyarmak, haberdar etmek. open fire ateş açmak. Open in the name of the law! Kanun namına aç! Open sesame. Açıl susam açıl.
  1494. open İng.
    • s., i. açık, içine girilir, serbest
    • kabule hazır
    • açık (hava), uygun
    • den. sisli olmayan
    • hazır
    • samimi, açık yürekli
    • ask. arasında mesafe olan
    • müz. kısık olmayan, boğuk olmayan, dolgun sesli
    • dilb. ses or- ganları nispeten açık olarak söylenen (ünlü)
    • dilb. açık (hece)
    • aşikar, meydanda, gizli olmayan
    • sipersiz, istihkâmsız
    • içki satışı serbest (şehir)
    • cömert, eli açık
    • ödenmemiş (borç)
    • i., gen. the ile açık hava, meydan, açık saha
    • açık deniz. open admissions, open enrollment A.B.D. üniversiteye kaydolmak isteyen herkesi kabul etme usulü. open air açık hava. open city ask. açık şehir. open door herkese açık kapı
    • serbest ticaret (siyaseti). open housing A.B.D. ırk ve din farkı gözetmeden herkese açık kiralık ev ve apartmanlar. open order ask. dağınık savaş düzeni. open policy sigorta bedeli konulan olayın gerçekleşmesi anında takdir edilecek sigorta poliçesi. open sea açık deniz. open shop sendikalı veya sendikasız herkesi çalıştıran kuruluş
    • yalnız sendikasız işçileri kabul eden kuruluş. an open question iki taraf da haklı bulun- duğundan karara bağlanamayan mesele. an open verdict huk. cinayeti tespit edip de suçluyu tespit etmeyen karar. an open winter hafif kış. in open court açık oturum halindeki mahkemede. receive with open arms samimiyetle karşılamak. The harbor is open. Liman açıktır. lay open kesip açmak. openly z. açıkça açıktan açığa. openness i. açıklık.
  1495. openended İng.
    • s. sonuca bağlanmamış, açık bırakılmış.
  1496. openeyed İng.
    • s. açıkgöz dikkatli
    • şaşkın.
  1497. openfaced İng.
    • s. açık yürekli
    • tek dilim (sandviç).
  1498. openhanded İng.
    • s. eli açık, cömert.
  1499. openheart İng.
    • s. kalbi açıp yapılan (ameliyat).
  1500. openhearted İng.
    • s. açık kalpli, samimi. open house herkese açık davet.
  1501. opening İng.
    • i. kapı
    • açma, açış
    • açıklık, delik
    • başlangıç
    • açılış
    • fırsat
    • satrançta açış. open market serbest piyasa.
  1502. openminded İng.
    • s. açık fikirli, yeni fikirleri kabule hazır.
  1503. openmouthed İng.
    • s. ağzı açık kalmış (hayret veya saşkmllktan)
    • açgözlü obur.
  1504. openwork İng.
    • i. kafes halinde işlemeli süs.
  1505. opera Tür.
    • This is the generic term for musical dramatic works in which the actors sing some or all their parts.
  1506. opera Tür.
    • The score of a musical drama, either written or in print
    • a play set to music.
  1507. opera Tür.
    • There is an analogy I made in the Chinese dictornay with the Chinese opera, will if you don"t know Chinese, it probably would be difficult to undertand the analogy Anyhow, opera is just like a theatre show, the only difference is that it"s based on music Backgroud accompany music is made by orchestra and actors and actress sing their lines instead of say them There would also be choir to since the other parts, in the opera, they actually have a big part The three tenor are the best exmaple to be an opera main actors Fanous ones are: "Carmon" and "Princes Torando". 1 A drama set to music for voices and orchestra presented with costumes and sets.
  1508. opera Tür.
    • The house where operas are exhibited. theater where opera is performed a drama set to music
    • consists of singing with orchestral accompaniment and an orchestral overture and interludes.
  1509. opera Tür.
    • Pearl necklace that is 28-32 inches in length.
  1510. opera Tür.
    • opera. opera house. libretto.
  1511. opera Tür.
    • opera. grand opera.
  1512. opera Tür.
    • One of the important music drama genres, usually featuring a full orchestra, several soloists, and sometimes a chorus More often than is the case with musical theater, operas have virtually continuous singing, no spoken dialog.
  1513. opera Tür.
    • impresario. opera. operatic.
  1514. opera Tür.
    • Drama that is sung.
  1515. opera Tür.
    • A musical play, usually entirely sung, making use of costumes, staging, props, sets, and dramatic elements Operas usually consist of two types of musical elements, the aria, which primarily expresses a single idea or theme, and the recitative which advances the story.
  1516. opera Tür.
    • A multi-media extravagance in which the drama renders the music formless, and the music renders the drama unintelligible In other words, the music and drama mutually annihilate each other, leaving a noisy and over-long visual spectacle Extremely absorbent of funds that could and should be spent on music. a drama set to music and made up of vocal pieces with orchestral accompaniment.
  1517. opera Tür.
    • A form of music in which an orcherstra plays and singers sing Operas have a plot and are meant to tell a story Some are funny, some are tragic Essentially, they are stories put to music There is very little, if any, spoken text in an opera.
  1518. opera Tür.
    • A dramatic work in which the characters sing, rather than speak, the text, and in which music links themes, story and characters Originated in 17th-century Italy. a dramatic performance presented through music in which all or most of the characters sing the story line.
  1519. opera Tür.
    • A dramatic work in one or more acts, set to music for singers and instrumentalists.
  1520. opera Tür.
    • A dramatic stage production that involves soloists who sing arias and recitatives, solo ensembles, choruses, dancing, dramatic action, costumes, staging, and orchestral accompaniment It began at the beginning of the baroque era and evolved into a genre that continues in popularity throughout the Western world, particularly in Italy. a classic French pastry made of very thin layers of coffee-soaked almond sponge cake, chocolate ganache and coffee buttercream, glazed with chocolate and sometimes decorated with gold leaves. a drama which is primarily sung with instrumental accompaniment.
  1521. opera Tür.
    • a drama set to music
    • consists of singing with orchestral accompaniment and an orchestral overture and interludes. theater where opera is performed.
  1522. opera Tür.
    • A drama, either tragic or comic, of which music forms an essential part
    • a drama wholly or mostly sung, consisting of recitative, arials, choruses, duets, trios, etc., with orchestral accompaniment, preludes, and interludes, together with appropriate costumes, scenery, and action
    • a lyric drama.
  1523. opera Tür.
    • Acronym for Observatoire Permanent de l"Atlantique Tropical.
  1524. opera İng.
    • i. opera
    • opera müziği
    • opera binası. opera glasses opera dürbünü. opera hat erkeklere mahsus katlanabilen silindir şapka. opera house opera binası. comic opera operakomik. grand opera ciddi konulu birtür opera. operat'ic s. opera nev'inden, operaya ait.
  1525. opera bouffe İng.
    • Fr. fars şeklinde opera.
  1526. operakomik Tür.
    • opera comique.
  1527. operand İng.
    • i. kompütörde kullanılan bilgi.
  1528. operasyon Tür.
    • operation. surgical operation.
  1529. operasyon Tür.
    • operational. operation.
  1530. operasyon Tür.
    • operation.
  1531. operate İng.
    • f. iş görmek, işlemek
    • etkilemek
    • borsada alışveriş yapmak (özellikle spekülasyon için)
    • tıb.ameliyat et- mek
    • işletmek, idare etmek. operate on a person birini ameliyat etmek.
  1532. operation İng.
    • i. iş, fiil
    • etki, hüküm
    • süreç
    • işleme, çalışma, çalışma tarzı
    • harekat, tatbikat
    • tıb. ameliyat
    • mat. bir niceliğin değer veya şeklinde deeğişiklik yapma
    • alış veriş (borsada). delicate operation tıb. güç ve tehlikeli ameliyat. extend operations harekat veya iş sahasını genişletmek. go into operation yürürlüğe girmek. in operation yürürlükte. major operation tıb. büyük ameliyat.
  1533. operational İng.
    • s. ameli
    • kullanılmaya hazır.
  1534. operative İng.
    • s., i. işleyen, faal
    • etkin
    • etkili
    • tıb. ameliyata ait, ameliyat edilebilir
    • ameli
    • i. usta işçi
    • teknisyen
    • k.dili hafiye.
  1535. operator İng.
    • i. operator
    • teknisyen
    • ticari veya sınai kuruluş sahip veya yöneticisi
    • telgraf veya telefon memuru
    • tıb. cerrah, operatör
    • komisyoncu
    • argo beleşçi kimse.
  1536. operatör Tür.
    • surgeon. operator. saw bones.
  1537. operatör Tür.
    • operator. surgeon. operating surgeon. attendant. operative.
  1538. operatör Tür.
    • operator.
  1539. operatörlük Tür.
    • surgery.
  1540. operet Tür.
    • operetta.
  1541. operet Tür.
    • operetta.
  1542. operetta İng.
    • i. operet.
  1543. ophthalmia İng.
    • i., tıb. göz iltihabı. ophthalmic s. göze ait. ophthal- mol'ogy i. göz bilgisi. ophtlalmoscope i. oftalmoskop.
  1544. opiate İng.
    • s., i. afyonlu
    • uyuşturucu, uyku getirici, sersemletici
    • i. afyonlu ilaç.
  1545. opine İng.
    • f. fikir yürütmek: zannetmek, düşünmek, farzetmek.
  1546. opinion İng.
    • i. zan, tahmin, fikir, oy, düşünce: huk. hâkimin ileri sürdüğü fikir. in my opinion fikrimce, kanaatimce.
  1547. opinionated İng.
    • s. inatçı, fikrinden dönmeyen, dik kafalı.
  1548. opium İng.
    • i. afyon. opium den, opium joint afyonkeşlere mahsus gizli kahvehane. opium habit afyonkeşlik, afyon çekme alışkanlığı. opium poppy haşhaş, afyon çiçeği,bot. Papaver somniferum. opium smoker afyonkeş, esrarkeş.
  1549. öpme Tür.
    • osculation.
  1550. öpme Tür.
    • kissing.
  1551. öpme Tür.
    • caress.
  1552. öpmek Tür.
    • to kiss.
  1553. öpmek Tür.
    • kiss. caress. osculate.
  1554. öpmek Tür.
    • caress. kiss.
  1555. opobalsam İng.
    • i. pelesenk.
  1556. opodeldoc İng.
    • i. kâfurlu İngiliz sabunu.
  1557. oportünist Tür.
    • opportunist. temporizer. timepleaser. timeserver.
  1558. oportünizm Tür.
    • opportunism.
  1559. opossum İng.
    • i. keselisıçangillerden Amerika'ya mahsus memeli bir hayvan, opossum, zool. Didelphis.
  1560. opp İng.
    • kıs. opposed, opposite.
  1561. oppidan İng.
    • s., i. kasabaya ait
    • i., İng . şehirli, kasabalı.
  1562. opponent İng.
    • s., i. karşıki, karşı
    • karşıt, zıt
    • i. hasım, düşman.
  1563. opportune İng.
    • s. elverişli uygun
    • tam zamanında olan, vakitli. opportunely z. tam zamanında. opportuneness i. elverişlilik.
  1564. opportunism İng.
    • i.fırsatçılık,oportünizm. opportunist i.fırsatçı kimse,oportünist.
  1565. opportunity İng.
    • i. fırsat, uygun zaman, elverişli durum.
  1566. opposable İng.
    • s. karşı konulabilir, muhalefet edilebilir
    • karşısına konulabilen (baş parmağın diğer parmakların karşısına konulabilmesi gibi).
  1567. oppose İng.
    • f. karşılaştırmak
    • karşı koymak, karşı çıkmak, direnmek
    • engel olmak, mani olmak.
  1568. opposite İng.
    • s., i. karşıki, karşıda olan
    • zıt, aksi, karşıt, ters
    • bot. karşılıklı, yaprakları karşı karşıya olan
    • i. karşı olan şey veya kimse
    • karşıda olan şey veya kimse. opposite number tekabül eden kimse veya şey. oppositely z. zıt olarak. oppositeness i. zıtlık.
  1569. opposition İng.
    • i. muhalefet
    • karşıtlık, zıtlık
    • mücadele
    • karşı durma, karşı koyma: engel olma
    • pol. muhalif parti
    • astr. birbinden 180 derece uzaklıkta olan iki gökcisminin durumu. oppositionist i. muhalefetçi, muhalif partiden biri.
  1570. oppress İng.
    • f. sıkmak, sıkıştırmak, baskı yapmak: zulmetmek, canını yakmak
    • yormak, canını sıkmak, üzerine yüklenmek.
  1571. oppression İng.
    • i. zulüm, baskı, ceza, cefa
    • zulmetme
    • zulüm ve cefa görme
    • sıkıntı, güçlük.
  1572. oppressive İng.
    • s. ezici, zulmedici
    • sıkıcı, bunaltıcı. oppressively z. zulmederek
    • bunaltıcı bir şekilde. oppressiveness i. sıkıcılık
    • gaddarlık.
  1573. opprobrious İng.
    • s. hakaret dolu
    • utandırıcı, yüz kızartıcı. opprobriously z. utanç verecek şekilde. opprobriousness i. rezillik.
  1574. opprobrium İng.
    • i. rezalet
    • hakaret
    • ayıp
    • rezalet sebebi.
  1575. oppugn İng.
    • f. karşı koymak, tenkitle hücum etmek.
  1576. oppugnant İng.
    • s. karşı koyan. op pugnancy i. karşıtlık.
  1577. opsiyon Tür.
    • option. optation.
  1578. opsiyon Tür.
    • option.
  1579. opsonin İng.
    • i., tıb. kan serumunda bulunan ve bakterilerin akyuvarlar tarafından yenmesini kolaylaştıran bir çeşit antikor. opson'ic s. bu maddenin etkisini taşıyan.
  1580. opt İng.
    • f. seçmek
    • karar vermek. opt out çekilmek, vaz geçmek, yapmamaya karar vermek.
  1581. optative İng.
    • s., i. istek belirten
    • i., gram istek kipi, dilek kipi.
  1582. optic İng.
    • s., i. göze veya görme duyusuna ait
    • göz ilmine ait
    • i., k.dili göz
    • çoğ. optik.
  1583. optical İng.
    • s. optikle ilgili
    • göz veya ışık vasıtasıyle işleyen
    • görme duyusuna yardım eden
    • görme duyusuna ait. optical illusion gözün yanılması. optically z. optik vasıtalarla
    • gözle.
  1584. optician İng.
    • i. gözlükçü, dürbüncü.
  1585. optik Tür.
    • optics. optical.
  1586. optik Tür.
    • optics.
  1587. optik Tür.
    • optical. optics. visual.
  1588. optik Tür.
    • optical.
  1589. optik okuyucu Tür.
    • optical reader.
  1590. optimal Tür.
    • That mechanism which results in the greatest net gain for the designated economic agent The seller"s net gain might be defined in terms of the speed with which the good is sold or the total price received. the algorithm that produces the best results The optimal algorithm might not be achievable, but stating the results gives a bound for all other algorithms and measures their quality. most desirable possible under a restriction expressed or implied
    • "an optimum return on capital"
    • "optimal concentration of a drug".
  1591. optimal Tür.
    • Pertaining to a trajectory, path, or control motion, one that minimizes or maximizes some quantity or combination of quantities such as fuel, time, energy, distance, heat transfer, etc This optimum condition, or path, is commonly calculated by a type of mathematics known as calculus of variations. Most favorable or desireable.
  1592. optimal Tür.
    • optimal, optimum.
  1593. optimal Tür.
    • optimal.
  1594. optimal Tür.
    • Best or most favorable.
  1595. optimism İng.
    • i., fels. dünyada her şeyin iyiliğe hizmet ettiğini ileri süren kuram
    • iyimserlik. optimist i. iyimser kimse, optimist kimse. optimistic s. iyimser. op- timistically z. iyimserlikle.
  1596. optimist Tür.
    • Someone who sets aside 2 hours to do his income tax return.
  1597. optimist Tür.
    • optimist.
  1598. optimist Tür.
    • optimist.
  1599. optimist Tür.
    • One who looks on the bright side of things, or takes hopeful views
    • opposed to pessimist. a person disposed to take a favorable view of things.
  1600. optimist Tür.
    • One who holds the opinion that all events are ordered for the best.
  1601. optimist Tür.
    • A person who while falling from Eiffel tower says in midway "See, I am not injured yet ".
  1602. optimist Tür.
    • A person who while falling from Eiffel tower says in midway "See I am not injured yet ".
  1603. optimist Tür.
    • A person who starts taking bath if he accidentally falls into a river.
  1604. optimist Tür.
    • A person who starts taking a bath if he accidentally falls into a river. a person disposed to take a favorable view of things.
  1605. optimist Tür.
    • 1 One who puts his shoes on when a speaker says, "Now in conclusion" 2 He goes into a restaurant without any money, expecting to pay for the meal with the pearl he"ll find in an oyster 3 Someone who sets aside two hours to do his income tax return 4 A person who starts taking bath if he accidentally falls into a river 5 A person who while falling from Eiffel tower says in midway "See I am not injured yet ".
  1606. optimize İng.
    • f. en iyi şekilde kullanmak, en çok istifade etmek.
  1607. optimum Tür.
    • The "optimum" attitude mode for the Microlab-1 spacecraft refers to the periods of time when the plane of its orbit is face-on to the sun This is optimum with regard to power, since the solar panels can continuously face the sun It"s not optimal with respect to the GPS/MET experiment, however, since the spacecraft must face the sun, and the instrument works best when facing in the direction opposite it"s velocity. Minimum or maximum.
  1608. optimum Tür.
    • The level of an abiotic factor or condition in the environment within the tolerance range at which a species or population can function most efficiently or with the greatest positive effect to its physiological or reproductive fitness.
  1609. optimum Tür.
    • optimum. optimal.
  1610. optimum Tür.
    • optimum.
  1611. optimum Tür.
    • optimum.
  1612. optimum Tür.
    • optimal, optimum.
  1613. optimum Tür.
    • most favorable condition or greatest degree or amount possible under given circumstances most desirable possible under a restriction expressed or implied
    • "an optimum return on capital"
    • "optimal concentration of a drug".
  1614. optimum Tür.
    • A state that is the best fit for the current situation, the top of the local fitness landscape All minor changes make the solution worst.
  1615. optimum İng.
    • i. en uygun durum
    • biyol. herhangi bir organizmanın büyümesi için elverişli ısı, ışık, nem, yer ve gıda gibi şartlar, optimum.
  1616. option İng.
    • i. seçme, tercih
    • oy
    • seçme hakkı veya yetkisi
    • seçilecek şey, şık
    • tic. seçme, satın alma veya başkasına bırakma hakkı. option day cevap günü. have an option on a thing belirli bir sürede bir şeyi almaya veya reddetmeye hakkı olmak. option to purchase bir şeyi belirli bir süre içinde önceden tayin olunan bir bedel ile satın alma hakkı
  1617. optional İng.
    • s. zorunlu olmayan, isteğe bağlı. optionally z. ihtiyari olarak.
  1618. optometer İng.
    • i. gözün görüş alanını ölçmeye mahsus alet. optometrist i. görme bozukluğunu ölçen gözlükçü. optometry i. görme bozukluğunu ölçme mesleği.
  1619. öptürmek Tür.
    • to let sb kiss oneself or sb else. to have sb kiss sb. to have sb kissed.
  1620. öpücük Tür.
    • kiss. smack. snog.
  1621. öpücük Tür.
    • kiss.
  1622. opulence İng.
  1623. öpülmek Tür.
    • to be kissed.
  1624. opus Tür.
    • This represents a single-composer publication, not necessarily the chronological order.
  1625. opus Tür.
    • System proposed by CISL in 1986 to follow on after Multics Eventually canceled by Bull Officially known as NOS/VS3 or HVS release 3 This group was managed by Michael Tague. "work" An opus number indicates the chronological order in which a piece was composed or published. a single work or composition.
  1626. opus Tür.
    • opuses.
  1627. opus Tür.
    • opus.
  1628. opus Tür.
    • Operations Pipeline Unified System.
  1629. opus Tür.
    • Open Architecture Purse System.
  1630. opus Tür.
    • Lat Work
    • labor
    • the product of work or labor.
  1631. opus Tür.
    • Latin for "work," these numbers list, in date order, when a work was composed or published., Op: "Work" With a number, used to show the order in which the works by a given composer were written or published Opus numbers are most often used for composers who catalogued their own works e g Op 1, Op 2.
  1632. opus Tür.
    • HP/Linux Cluster.
  1633. opus Tür.
    • Caementicium - concrete.
  1634. opus Tür.
    • A work
    • specif., a musical composition.
  1635. opus Tür.
    • A work, composition
    • commonly used to denote the number of a published work.
  1636. opus Tür.
    • a musical work that has been created
    • "the composition is written in four movements". "Work" With a number, used to show the order in which the works by a given composer were written or published Opus numbers are most often used for composers who catalogued their own works. "Work"
    • opus numbers provide a means of cataloguing a composer"s compositions. Composers" works are generally catalogued by opus numbers, in the order in which they were written Usually abbreviated as op., Op - The term, meaning work, is used by composers to show the chronological order of their works, e g Op 1, Op 2.
  1637. opus Tür.
    • Acronym for Organization of Persistent Upwelling Structures, a program taking place in 1983 that studied the inner part of a filament near Point Conception, California See Atkinson et al.
  1638. opus İng.
    • i. (çoğ. opera) eser
    • kitap
    • müzik parçası, opus.
  1639. öpüş Tür.
    • snog.
  1640. öpüş Tür.
    • kiss.
  1641. opuscule İng.
    • i. kısa ve önemsiz eser.
  1642. öpüşme Tür.
    • kissing one another.
  1643. öpüşmek Tür.
    • to kiss one another.
  1644. öpüşmek Tür.
    • to kiss.
  1645. öpüşmek Tür.
    • smooch.
  1646. or İng.
    • bağlaç yahut, veya
    • yoksa. either this or that ya bu ya o.
  1647. or İng.
    • kıs. Oregon.
  1648. ora Tür.
    • UW Office of Regional Affairs.
  1649. ora Tür.
    • UCLA Office of Research Administration.
  1650. ora Tür.
    • that place.
  1651. ora Tür.
    • that place.
  1652. ora Tür.
    • Parameter file.
  1653. ora Tür.
    • Office of Regulatory Affairs
    • Branch of FDA which is responsible for district offices and therefore also controls the inspections of manufacturers.
  1654. ora Tür.
    • FDA"s Office of Regulatory Affairs.
  1655. ora Tür.
    • An ORA is an assessment of a customer system provided by Oracle Consulting.
  1656. ora Tür.
    • A money of account among the Anglo-Saxons, valued, in the Domesday Book, at twenty pence sterling.
  1657. orache İng.
    • i. kara pazı, koyun sarmaşığı, bot. Atriplex hortensis.
  1658. oracıkta Tür.
    • then and there.
  1659. oracle İng.
    • i. eski Yunanistan ve Roma'da gaipten haber veren kahin
    • bu kahinin gaipten verdiği haber
    • bu kahinin kehanette bulunduğu kutsal yer
    • vahiy, ilham.
  1660. oracular İng.
    • s. kehanetle ilgili
    • anlaşılmaz veya gizli anlamı olan
    • hikmetli
    • muğlak
    • hayret verici, harikulade. oracularly z. kehanet olarak.
  1661. orada Tür.
    • there. yonder. in that place.
  1662. orada Tür.
    • there. therein.
  1663. orada Tür.
    • there. thereat. therein. yon. yonder.
  1664. oradan Tür.
    • thence. from there.
  1665. oradan Tür.
    • from there. thence. therefrom.
  1666. oradan Tür.
    • from there. thence.
  1667. orak Tür.
    • sickle. reaping hook.
  1668. orak Tür.
    • sickle.
  1669. orak Tür.
    • hook. sickle. reaping hook. sickles.
  1670. orakçı Tür.
    • mower.
  1671. orakçı Tür.
    • harvester. reaper.
  1672. oral Tür.
    • Uttered by the mouth, or in words
    • spoken, not written
    • verbal
    • as, oral traditions
    • oral testimony
    • oral law.
  1673. oral Tür.
    • Used in or taken into the body through the mouth.
  1674. oral Tür.
    • Relating to the mouth.
  1675. oral Tür.
    • Pertaining to the mouth.
  1676. oral Tür.
    • oral.
  1677. oral Tür.
    • Of the mouth
    • through or by the mouth.
  1678. oral Tür.
    • Of or pertaining to the mouth
    • surrounding or lining the mouth
    • as, oral cilia or cirri. an examination conducted by word of mouth a stage in psychosexual development when the child"s interest is concentrated in the mouth
    • fixation at this stage is said to result in dependence, selfishness, and aggression of or involving the mouth or mouth region or the surface on which the mouth is located
    • "the oral cavity"
    • "the oral mucous membrane"
    • "the oral surface of a starfish" using speech rather than writing
    • "an oral tradition"
    • "an oral agreement" of or relating to or affecting or for use in the mouth
    • "oral hygiene"
    • "an oral thermometer"
    • "an oral vaccine".
  1679. oral Tür.
    • Having to do with the mouth.
  1680. oral Tür.
    • an examination conducted by word of mouth. using speech rather than writing
    • "an oral tradition"
    • "an oral agreement". of or relating to or affecting or for use in the mouth
    • "oral hygiene"
    • "an oral thermometer"
    • "an oral vaccine". of or involving the mouth or mouth region or the surface on which the mouth is located
    • "the oral cavity"
    • "the oral mucous membrane"
    • "the oral surface of a starfish". a stage in psychosexual development when the child"s interest is concentrated in the mouth
    • fixation at this stage is said to result in dependence, selfishness, and aggression.
  1681. oral İng.
    • s .ağızdan söylenen, sözlü
    • ağıza ait
    • ağızdan alınan
    • zool. ağzın bulunduğu tarafı gösterenı orally z. ağızdan, sözlü olarak. orals i. sözlü imtihanlar.
  1682. oralı Tür.
    • of that place. born there.
  1683. oramiral Tür.
    • vice admiral.
  1684. oramiral Tür.
    • a rank higher than vice-admiral and lower than the fleet admiral. vice admiral.
  1685. oramiral Tür.
    • admiral. vice admiral.
  1686. oran Tür.
    • ratio. proportion. rate. relation. measure. percentage. incidence.
  1687. oran Tür.
    • rate. proportion. ratio. estimate. percentage.
  1688. oran Tür.
    • incidence. measure. proportion. rate. ratio. estimate. symmtry.
  1689. oran Tür.
    • a port city in northwestern Algeria and the country"s 2nd largest city.
  1690. oran Tür.
    • a port city in northwestern Algeria and the country"s 2nd largest city.
  1691. orang İng.
    • bak. orongoutang.
  1692. orange İng.
    • i., s. portakal, bot. Citrus sinensis
    • portakal rengi
    • portakal cinsinden meyva
    • s. portakala ait
    • portakal rengindeki. orange blossom portakal çiçeği. bitter orange, Seville orange turunç, bot. Citrus aurantium.
  1693. orangeade İng.
    • i. portakal şurubu. orange pekoe ince toz halinde Seylan çayı.
  1694. orangery İng.
    • i. soğuk iklimi olan yerlerde portakal yetistirmeye mahsus kapalı yer, limonluk.
  1695. orangoutang İng.
  1696. orangutan Tür.
    • orangutang. orangutan. orangoutang. orangoutan. orang-utan.
  1697. orangutan Tür.
    • orang.
  1698. orangutan Tür.
    • large long-armed ape of Borneo and Sumatra having arboreal habits.
  1699. orangutan Tür.
    • large long-armed ape of Borneo and Sumatra having arboreal habits.
  1700. oranla Tür.
    • relatively. beside. in proportion.
  1701. oranla Tür.
    • in comparison with.
  1702. oranlama Tür.
    • projection.
  1703. oranlamak Tür.
    • to calculate. to estimate. to compare one thing with another.
  1704. oranlamak Tür.
    • to calculate. estimate. to estimate. to compare.
  1705. oranlı Tür.
    • proportional. sth whose proportions are pleasing.
  1706. oranlı Tür.
    • commensurate with.
  1707. oransız Tür.
    • proportionless. badly proportioned.
  1708. oransız Tür.
    • disproportional.
  1709. oransızlık Tür.
    • disproportion. lack of proportion.
  1710. orantı Tür.
    • proportion. ratio. proportion oran. tenasüp.
  1711. orantı Tür.
    • proportion. ratio.
  1712. orantı Tür.
    • proportion. balance.
  1713. orantılı Tür.
    • pro rata. proportional.
  1714. orantılı Tür.
    • proportional. proportionate. commensurate. commensurate with.
  1715. orantılı Tür.
    • proportional. commensurate. comparative. mean.
  1716. orantısız Tür.
    • lopsided.
  1717. orantısızlık Tür.
    • lopsidedness.
  1718. orası Tür.
    • that place.
  1719. orate İng.
    • f. hatiplik taslamak, nutuk çekmek.
  1720. oration İng.
    • i. özenle hazırlanmış nutuk, söylev, hitabe.
  1721. orator İng.
    • i. hatip, nutuk çeken kimse
    • belagatle söz söyleyen kimse
    • huk. davacı.
  1722. oratorical İng.
    • s. hatipliğe ait, hitabet ile ilgili
    • hatibe yakışır, belâgatli. oratorically z. hatiplikle ilgili olarak.
  1723. oratorio İng.
    • i., müz. oratoryo.
  1724. oratory İng.
    • i. ufak mabet, özel tapınak.
  1725. oratory İng.
    • i. hatiplik, hitabet
    • belagat. oratorical s. belâgatli. oratorically z. belagatle.
  1726. oratoryo Tür.
    • oratorio. libretto.
  1727. oratoryo Tür.
    • oratorio.
  1728. oraya Tür.
    • there. thither.
  1729. oraya Tür.
    • there. thither.
  1730. oraya Tür.
    • there. thereto. thither.
  1731. orb İng.
    • i., f. küre
    • daire
    • şiir göz
    • f. küre şekline koymak
    • şiir çevrelemek, kuşatmak.
  1732. orbicular İng.
    • s. küre şeklinde, küresel, yuvarlak
    • bot. daire biçiminde, dairemsi (yaprak). orbiculate s. yuvarlak.
  1733. orbit İng.
    • i., f. yörünge
    • çember
    • anat. göz çukuru
    • zool. kuşların gözleri etrafındaki deri
    • f. bir gökcismi etrafında dönmek veya döndürmek
    • bir yörüngede dönmek. orbital s. gezegen yörüngesine ait
    • göz çukuruna ait.
  1734. orbital İng.
    • i., İng. çevre yolu.
  1735. orch İng.
    • kıs. orchestra.
  1736. orchard İng.
    • i meyva bahçesi
    • meyva ağaş1am
  1737. orchestra İng.
    • i., müz. orkestra
    • tiyatro parter
    • eski Yunanistan'da sahne önünde koronun dans edip şarkı söylediği yarım daire şeklindeki yer. orchestral s. orkestra ile ilgili, orkestraya ait.
  1738. orchestrate İng.
    • f. orkestra için müzik parçası yazmak. orchestra'tion i. orkestra için müzik düzenleme veya yazma teknigi, orkestrasyon.
  1739. orchestrion İng.
  1740. orchid İng.
    • i. orkide, salep bot. Orchis. orchida'ceous s. salepgillere ait.
  1741. ord İng.
    • kıs. ordained, order, ordinance, ordinary.
  1742. ordain İng.
    • f. takdir etmek, mukadder kılmak
    • papazlığa atamak, papazlık rütbesini vermek.
  1743. ordeal İng.
    • i. karakter veya dayanıklılık denemesi, ateşten gömlek, büyük slkıntı
    • eskiden kullanılan işkence ile yargılama usulü.
  1744. ördek Tür.
    • duck. urinal. bedpan.
  1745. ördek Tür.
    • duck. urinal. bedpan.
  1746. ördek Tür.
    • duck. quack-quack.
  1747. order İng.
    • i. düzen, nizam, sıra: dizi
    • usul, yol, kural
    • emir, yönerme, buyrultu
    • ısmarlama, sipariş
    • havale
    • tarikat, mezhep fırkası
    • şeref rütbesi
    • cins, çeşit
    • mimari tarz
    • biyol. takım, silsile. order of business gündem. order of knighthood şövalye örgütü
    • şeref rütbesi. order of the day gündem, günlük emir. in applepie order çok düzenli bir şekilde, her şey yerinde. at one's orders emre hazır. by order emre göre, emir gereğince. call to order usule göre açmak (toplantı). Doric order mim. Dorik tarzı. holy orders papazlar sınıfı
    • papazlık rütbeleri. in alphabetical order alfabe sırası ile. in order düzenli
    • sıra ile
    • yolunda, usule göre. in order that he may see görsün diye. in order to see görmek için. in short order çabuk. keep order disiplini korumak. monastic order manastır tarikatı. money order para havalesi. on the order of kabilinde, tarzında. out of order bozuk
    • düzensiz
    • usule aykırı
    • uygunsuz. rush order acele sipariş. sealed orders ask. vakti gelince açılıp okunacak mühürlü emirname. standing orders geçerliği devam eden emirler. take an order birinden emir almak
    • birinden sipariş almak. till fur ther orders başka emir gelinceye kadar. to order siparişe göre, ısmarlama. working order çalışma düzeni. in good working order iyi işler durumda.
  1748. order İng.
    • f. emir vermek, emretmek, buyurmak
    • ısmarlamak, sipariş etmek
    • düzenlemek, sıraya koymak, tertip etmek. order around emir yağdırmak.order up getir- mesini emretmek.
  1749. orderly İng.
    • s., i. düzgün
    • itaatli, uslu
    • emre ait
    • i., ask. emir eri, emir çavuşu
    • hastane hademesi. orderliness i. intizam, düzenlilik, derli topluluk.
  1750. ordinal İng.
    • s., i. sıra veya derece gösteren
    • biyol. takıma ait
    • i. kilise ayinleri kitabı. ordinal numbers mat. sıra sayıları.
  1751. ordinance İng.
    • i. düzen, kural
    • emir
    • kanun: alın yazısı, vazgı.
  1752. ordinary İng.
    • s., i. adi, alışılmış, alelade, bayağı, usule göre
    • huk. doğal, tabii (hak)
    • i. alışılmış şey
    • Katolik kilisesinde ayinin değişmez kısmı. ordinarily z. genellikle, çoğunlukla. ordinariness i. bayağılık. out of the ordinary adi olmayan, olağan dışı.
  1753. ordinaryüs Tür.
    • senior professor holding a chair in a university. professor in ordinary.
  1754. ordinat Tür.
    • ordinate.
  1755. ordinat Tür.
    • ordinate.
  1756. ordinate İng.
    • s., i. düzenli
    • i., geom. ordinat.
  1757. ordination İng.
    • i., kil. papaz atama ve kutsama töreni
    • atanma ve kutsanma.
  1758. ordino Tür.
    • instructions to a shipper concerning the taking on and delivery of a consig. waybill. air way-bill. airfreight bill. airway bill. mate"s receipt.
  1759. ordnance İng.
    • i. savaş gereçleri
    • ağır çaplı toplar
    • askeri gereç ve silahlar dairesi.
  1760. ordonnance İng.
    • i. bir resim veya binanın düzeni
    • düzen, tertip
    • kanun, kural.
  1761. ordövr Tür.
    • hors d"oeuvres. hors d"oeuvre.
  1762. ordu Tür.
    • army. the military. host.
  1763. ordu Tür.
    • army. military. the military. ordu city.
  1764. ordu Tür.
    • armed force. army. array. host. legion. ranks.
  1765. ordu donatım Tür.
    • ordinance.
  1766. ordu komutanı Tür.
    • commander of the army.
  1767. ordubozan Tür.
    • spoilsport.
  1768. orduevi Tür.
    • oficiers" club. officer"s club.
  1769. orduevi Tür.
    • officer"s club also accommodating army members.
  1770. ordugah Tür.
    • encampement.
  1771. ordure İng.
    • i. pislik, gübre.
  1772. ore İng.
    • i. (çoğ. öre) İskandinavya parasında kronun yüzde biri.
  1773. ore İng.
    • i. maden cevheri.
  1774. oread İng.
    • i., Yu. mit. dağ perisi.
  1775. oregano İng.
    • i. yabani mercanköşk, farekulağı, bot. Origanum vulgare.
  1776. öreke Tür.
    • distaff.
  1777. ören Tür.
    • ruins of a building.
  1778. ören Tür.
    • ruin. ruin harabe.
  1779. örf Tür.
    • consuetude. custom. accepted practice. consuetudo.
  1780. org Tür.
    • When these three letters appear on the end of an address or web site, it indicates that the host computer is run by a specific organization, usually non-profit. nonprofit organizations. organization address.
  1781. org Tür.
    • This is a URL suffix This means that the site specified is a non-profit organization An example could be: www nonprofit org.
  1782. org Tür.
    • The top-level domain originally intended for non-profit organizations, but anyone may now register a domain ending in org. : A domain name suffix denoting an abbreviation for organization Internet sites which don"t fall into any other category are given the domain name of org Org usually indicates that the site belongs to a non-profit, non-governmental organization.
  1783. org Tür.
    • The top level domain designated for miscellaneous entities that do not fit under any of the other top level domains Typically used for non-profit organizations One of the worldwide top level domains [see also: Top Level Domain].
  1784. org Tür.
    • organ. pipe organ erganun. organ.
  1785. org Tür.
    • Organizations.
  1786. org Tür.
    • Organizational structure diagram
    • represents the structure of organizational units, positions, resources, etc
    • used in business modeling. in the "org" sub-domain.
  1787. org Tür.
    • Organization.
  1788. org Tür.
    • organ.
  1789. org Tür.
    • Official Recreation Guide.
  1790. org Tür.
    • Not For Profit Organizations.
  1791. org Tür.
    • Generic top-level domain Unrestricted, but mainly used by nonprofit organizations.
  1792. org Tür.
    • For fiscal reports, the 4-digit account ORG code
    • for project reports, the 4-digit Responsible ORG code An organization, which belongs to one responsibility center, is a subdivision of the University created for management purposes.
  1793. org Tür.
    • Domain typically affiliated with organizations Example: www npr org for National Public RadioGlossary.
  1794. org Tür.
    • barrel organ.
  1795. org Tür.
    • A suffix indicating a non-profit organization domain. non-profit organization. org is a global TLD that was originally intended for not-for-profit organizations Currently, any individual or organization can register a domain name in the org Top Level Domain.
  1796. org İng.
    • kıs. organic, organization, organized.
  1797. organ Tür.
    • Two or more tissues working together to do a job for the body Examples: bone, brain, and stomach.
  1798. organ Tür.
    • To supply with an organ or organs
    • to fit with organs
    • to organize. wind instrument whose sound is produced by means of pipes arranged in sets supplied with air from a bellows and controlled from a large complex musical keyboard a fully differentiated structural and functional unit in an animal that is specialized for some particular function a periodical that is published by a special interest group
    • "the organ of the communist party" a government agency or instrument devoted to the performance of some specific function
    • "The Census Bureau is an organ of the Commerce Department".
  1799. organ Tür.
    • Part of a plant with a particular structure and function. 1 A keyboard instrument with both manual and pedal keyboards that produces sound by sending air through pipes of various lengths 2 An electronic instrument that creates the sounds made by a pipe organ. a part of an animal or plant that has some special purpose.
  1800. organ Tür.
    • Organs are made of many tissues that work together to perform a specific function in the organism.
  1801. organ Tür.
    • organ. agency. instrumentality.
  1802. organ Tür.
    • organ.
  1803. organ Tür.
    • member. organ.
  1804. organ Tür.
    • medium, organ.
  1805. organ Tür.
    • Keyboard instrument consisting of pipes and reeds Today almost exclusively used in churches.
  1806. organ Tür.
    • Group of cells and tissues that have a particular function for an organism.
  1807. organ Tür.
    • Collection of tissues which performs a particular function or set of functions in an plant"s body The leaf, stem, and root are three organs found in many plants Organs are composed of tissues.
  1808. organ Tür.
    • A wind instrument containing numerous pipes of various dimensions and kinds, which are filled with wind from a bellows, and played upon by means of keys similar to those of a piano, and sometimes by foot keys or pedals
    • formerly used in the plural, each pipe being considired an organ.
  1809. organ Tür.
    • A wind instrument consisting of at least one row of pipes, which are made to sound by air being directed under pressure from a wind-raising device, and key- and pedal-boards, which admit air to the pipes by means of valves. An agency that carries on specific functions within a larger organization.
  1810. organ Tür.
    • A unit of semi-circular stepped shelving containing hundreds of bottles of raw materials. structure made up of different types of tissues that work together to do a certain job. a part of the body made of several tissues, with a particular function.
  1811. organ Tür.
    • A part of the body that consists of different types of tissue and that performs a particular function Examples include the kidneys, heart and brain.
  1812. organ Tür.
    • Any multicellular structural or functional unit of an animal of plant, often composed of different tissues that perform specific roles, such as the liver and leaf.
  1813. organ Tür.
    • An instrument or medium by which some important action is performed, or an important end accomplished
    • as, legislatures, courts, armies, taxgatherers, etc., are organs of government.
  1814. organ Tür.
    • A natural part or structure in an animal or a plant, capable of performing some special action, which is essential to the life or well- being of the whole
    • as, the heart, lungs, etc., are organs of animals
    • the root, stem, foliage, etc., are organs of plants.
  1815. organ Tür.
    • A medium of communication between one person or body and another
    • as, the secretary of state is the organ of communication between the government and a foreign power
    • a newspaper is the organ of its editor, or of a party, sect, etc.
  1816. organ Tür.
    • A keyboard instrument with a variety of sizes and construction The largest kind of organ is a church organ, built right into the structure of a sanctuary and featuring a large number of pipes
    • the keys send an electric signal to send air into a particular pipe or set of pipes There are also smaller portable organs, in which the sound is entirely electronic, and organs of intermediate size, not portable but still electronic These smaller organs are actually more similar in construction to a synthesizer than a church organ.
  1817. organ Tür.
    • A keyboard instrument in which sounds are generated by air blowing through pipes or reeds, or an electronic simulation of such an instrument.
  1818. organ Tür.
    • A keyboard instrument dating back to 200 AD To generate the large volumes of air it requires, the organ was first powered by foot pedals, gravity and water More recently organs have been powered by steam, hydraulics, gas and electricity The essential components of the traditional organ are pipes, wind supply and wind chest, key and stop actions, and case The many sounds of the organ are manipulated when the keyboard controlling the flow of air changes the air supply to the pipes Organs can be very complicated ranging broadly in musical dynamics and size.
  1819. organ Tür.
    • a fully differentiated structural and functional unit in an animal that is specialized for some particular function. a government agency or instrument devoted to the performance of some specific function
    • "The Census Bureau is an organ of the Commerce Department". an electronic simulation of a pipe organ. a periodical that is published by a special interest group
    • "the organ of the communist party". wind instrument whose sound is produced by means of pipes arranged in sets supplied with air from a bellows and controlled from a large complex musical keyboard. a free-reed instrument in which air is forced through the reeds by bellows. part of the body with a specific function.
  1820. organ Tür.
    • A component part performing an essential office in the working of any complex machine
    • as, the cylinder, valves, crank, etc., are organs of the steam engine.
  1821. organ İng.
    • i., müz. org, erganun
    • biyol. örgen, uzuv
    • haber organı
    • araç, alet, vasıta. organ grinder latarnacı. organ loft kilisede org galerisi. organ stop org düğmesi. mouth organ ağız mızıkası. party organ parti organı.
  1822. organ nakli Tür.
    • transplantation.
  1823. organ nakli Tür.
    • organ. uzuv. alet. araç. org. örgüt. kuruluş.
  1824. organdy İng.
  1825. organic İng.
    • s. örgensel, organik
    • yaşayan, canlı
    • tıb. organizmayı etkileyen (hastalık)
    • kim. karbon bileşiklerine ait
    • kalıtımla geçen, doğuştan, yapısal. organic chemistry organik kimya. organic disease organik hastalık. organic law anayasa. organic substance organik madde. organically z. örgenlik bakımından, organik olarak.
  1826. organik Tür.
    • organic. structural.
  1827. organik Tür.
    • organic.
  1828. organik Tür.
    • organic.
  1829. organik kimya Tür.
    • organic chemistry.
  1830. organik kimya Tür.
    • organic chemistry.
  1831. organism İng.
    • i. örgenlik, organizma
    • oluşum, örgüt.
  1832. organist İng.
    • i. org çalan kimse.
  1833. organizasyon Tür.
    • organization. set-up.
  1834. organizasyon Tür.
    • organization. organisation.
  1835. organizasyon Tür.
    • organization.
  1836. organization İng.
    • i. örgüt, kurum, teşekkül, dernek
    • düzen
    • düzenleme
    • organizma.
  1837. organizatör Tür.
    • organizer. promoter.
  1838. organizatör Tür.
    • organizer.
  1839. organizatör Tür.
    • organizer.
  1840. organize Tür.
    • To sing in parts
    • as, to organize an anthem. bring order and organization to
    • "Can you help me organize my files?" arrange by systematic planning and united effort
    • "machinate a plot"
    • "organize a strike"
    • "devise a plan to take over the director"s office" cause to be structured or ordered or operating according to some principle or idea.
  1841. organize Tür.
    • To furnish with organs
    • to give an organic structure to
    • to endow with capacity for the functions of life
    • as, an organized being
    • organized matter
    • in this sense used chiefly in the past participle.
  1842. organize Tür.
    • To arrange or constitute in parts, each having a special function, act, office, or relation
    • to systematize
    • to get into working order
    • applied to products of the human intellect, or to human institutions and undertakings, as a science, a government, an army, a war, etc.
  1843. organize Tür.
    • organized.
  1844. organize Tür.
    • organized.
  1845. organize Tür.
    • create
    • "social groups form everywhere"
    • "They formed a company". cause to be structured or ordered or operating according to some principle or idea. plan and direct
    • "he masterminded the robbery". bring order and organization to
    • "Can you help me organize my files?". arrange by systematic planning and united effort
    • "machinate a plot"
    • "organize a strike"
    • "devise a plan to take over the director"s office". form or join a union
    • "The autoworkers decided to unionize".
  1846. organize İng.
    • f. düzenlemek, intizama sokmak
    • örgütlemek, teşkil etmek
    • teşekkül etmek, teşkilâtlanmak
    • sıralamak, tasnif etmek
    • yerleştirmek.
  1847. organizma Tür.
    • organism.
  1848. organizma Tür.
    • organism.
  1849. organo İng.
    • önek örgensel, organik.
  1850. organology İng.
    • i. bitki ve hayvan organlarının yapı ve görevleriyle uğraşan biyoloji dalı.
  1851. organon İng.
    • -num i. bir felsefenin ilke ve kurallarını meydana getiren sistem.
  1852. organze Tür.
    • organza.
  1853. organze Tür.
    • organdy. organza.
  1854. organze Tür.
    • organdy.
  1855. organzine İng.
    • i. bükülmüş ipek, ipek dokumasında atkı teli.
  1856. orgasm İng.
    • i., fizyol orgazm, özellikle cinsel ilişkide şiddetli heyecan
    • fazla heyecan, şiddetli hareket.
  1857. orgazm Tür.
    • orgasm. climax.
  1858. orgazm Tür.
    • orgasm.
  1859. orgazm Tür.
    • climax. orgasm.
  1860. örge Tür.
    • motif.
  1861. orgeat İng.
    • i. arpa, badem ve şekerle yapılmış alkolsüz içki.
  1862. örgen Tür.
    • organ.
  1863. orgeneral Tür.
    • general.
  1864. orgeneral Tür.
    • general.
  1865. orgeneral Tür.
    • full general. army commander.
  1866. örgensel Tür.
    • organic.
  1867. orgiastic İng.
    • s. sefahatle ilgili.
  1868. örgü Tür.
    • knitting. plait. knit. darning. braiding. weave. knitted article. braid. fabric. texture. tissue. network. net. woof. web. splice. lace. meshed. pleat. queue. path. knitted. meshes.
  1869. örgü Tür.
    • knitting. plait. knit. braid. plexus. bond.
  1870. örgü Tür.
    • knitted. hand-knit. hand-knitted. knitting. knit. plait. braiding. braid. plat.
  1871. örgülü Tür.
    • plaited. braided.
  1872. örgülü Tür.
    • knitted. woven. braided. reticular. corded. webbed. meshed. tissued. quilled. plaited.
  1873. örgün eğitim Tür.
    • formal education.
  1874. örgüt Tür.
    • organization. organism. organ. economy.
  1875. örgüt Tür.
    • organization. body politic. machine. opposite number. organism. outfit. packer.
  1876. örgütçü Tür.
    • organizer.
  1877. örgütçülük Tür.
    • being an organizer.
  1878. örgütleme Tür.
    • posdcorb : planning, organising, staff.
  1879. örgütlemek Tür.
    • to organize. to make into a group which has an organizational structure.
  1880. örgütlemek Tür.
    • organize.
  1881. örgütlendirmek Tür.
    • to organize.
  1882. örgütlenme Tür.
    • organization.
  1883. örgütlenmek Tür.
    • to be organized. to be made into a group possessing an organizational structure. gang up against / on.
  1884. örgütlenmek Tür.
    • to be organized. to become organized teşkilatlanmak.
  1885. örgütlü Tür.
    • organized.
  1886. örgütsel Tür.
    • organizational. organic.
  1887. örgütsel Tür.
    • organizational.
  1888. örgütsel Tür.
    • organizational.
  1889. örgütsüz Tür.
    • unorganized.
  1890. orgy İng.
    • i. sefahat
    • aşırı düşkünlük
    • gen. çoğ. eski Yunanistan ve Roma'da tanrılar ve özellikle Baküs için yapılan gizli dinsel törenlerde fazla heyecanlı şarkı söyleyip dans etme ve çılgınca hareketlerde bulunma.
  1891. oriel İng.
    • i. cumba, sıkma.
  1892. orient İng.
    • i., s., f. doğu, şark
    • göğün doğu kısmı
    • incinin üzerindeki açık mavi parlaklık
    • b.h. Doğu, genellikle Asya memleketleri
    • s. parıltılı, parlak
    • yükselen, doğan
    • f. doğuya yöneltmek
    • yöneltmek. orient oneself uymak, alışmak.
  1893. oriental İng.
    • s., i. Doğulu
    • Doğu'ya özgü, doğusal
    • çok parlak ve seffaf
    • b.h. Dogulu kimse
    • Asyalı. Orientalism i. Doğu'ya özgu töre veya usul
    • Doğu dilleri veya tarihi bilgisi. Orientalist i. Doğu dilleri, edebiyatı ve tarihi uzmanı, müsteşrik. Orientalize f. Doğululaştırmak. Oriental rug el ile dokunmuş şark halısı. orientally z. Doğu üslubuna göre.
  1894. orientate İng.
    • f. doğuya yöneltmek, doğuya doğru yönelmek
    • alışmak. orienta'tion i. yönelme, yöneltme
    • çevre şartlanna uydurma veya uyma, alışma
    • yeni bir çevreye alıştırma programı
    • istikamet hissi.
  1895. orifice İng.
    • i. delik, ağız.
  1896. orig İng.
    • kıs. original.
  1897. origami İng.
    • i. makas veya zamk kullanmaksızın kâğıt bükerek Japon usulü hayvan şekilleri yapma sanatı.
  1898. origan İng.
    • i. yabani mercanköşk, bot. Origanum vulgare.
  1899. origin İng.
    • i. asıl, köken, kaynak, başlangıç
    • nesil, doğuş, soy.
  1900. original İng.
    • s., i. asli, esasa ait, ilk
    • özgün, yeni, yeni icat olunmuş, orijinal
    • yaratıcı (zeka)
    • i. aslı, kaynak, menşe
    • asıl nüsha, müsvedde
    • acayip kimse. original mind yaratıcı zeka. original sin ilah. kalı- tımla geçen veya doğuştan olan günah.
  1901. originality İng.
    • i. yaratıcılık
    • özgünlük. originally z. aslen, esasında
    • orijinal bir şekilde.
  1902. originate İng.
    • f. icat etmek, meydana getirmek, çıkarmak, yaratmak, gelmek, olmak. origina'tion i. icat etme veya olma
    • meydana gelme
    • yaratılış.
  1903. orijin Tür.
    • origin. ursprung.
  1904. orijin Tür.
    • origin.
  1905. orijinal Tür.
    • original. inventive. original. prototype.
  1906. orijinal Tür.
    • original. institutional copy. prototype.
  1907. orijinal Tür.
    • authentic. original. unusual. different. original özgün.
  1908. oriole İng.
    • i. sarı asma kuşu, sarıcık, zool. Oriolus oriolus.
  1909. orion İng.
    • i., astr. Oriyon.
  1910. orisons İng.
    • i. dua, yakarış.
  1911. orkestra Tür.
    • orchestra. band. ensemble. music.
  1912. orkestra Tür.
    • orchestra.
  1913. orkestra şefi Tür.
    • conductor of an orchestra. conductor. director of music.
  1914. orkestra şefi Tür.
    • conductor. maestro.
  1915. orkide Tür.
    • orchid.
  1916. orkide Tür.
    • orchid.
  1917. orkinos Tür.
    • tunny.
  1918. orkinos Tür.
    • tuna. large tunny. tunny. tuna fish.
  1919. orkinos Tür.
    • tuna.
  1920. orlon Tür.
    • orlon.
  1921. orlon Tür.
    • an acrylic fiber or the lightweight crease-resistant fabric made with Orlon yarns.
  1922. orlon Tür.
    • an acrylic fiber or the lightweight crease-resistant fabric made with Orlon yarns.
  1923. orlop İng.
    • i., den. geminin en alt güvertesi, kontra tavlun.
  1924. orman Tür.
    • sylvan. forest. woods. jungle. forestry. hurst. thicket. wood.
  1925. orman Tür.
    • sylvan. forest. woods. jungle. forestry. hurst.
  1926. orman Tür.
    • forest. wood.
  1927. orman tavuğu Tür.
    • jungle hen.
  1928. orman tavuğu Tür.
    • grouse.
  1929. ormancı Tür.
    • forest ranger. forester. forest ranger.
  1930. ormancı Tür.
    • forester.
  1931. ormancılık Tür.
    • forestry. silviculture.
  1932. ormancılık Tür.
    • forestry.
  1933. ormanlaştırmak Tür.
    • to afforest.
  1934. ormanlık Tür.
    • wooded. woody. thickly wooded. covered with trees. woodland.
  1935. ormanlık Tür.
    • heavily forested. thickly wooded.
  1936. örme Tür.
    • weave. knitting. plaiting. darning. knitted. plaited. darned.
  1937. örme Tür.
    • darning. knitting. plaiting. netting. weaving. weave.
  1938. örme Tür.
    • darning. knitting. braiding. plaiting. weaving. knitted. darned. braided. plaited. woven. built of stones or bricks laid according to a pattern. bonded. spliced. splicing. knit. mending.
  1939. örmek Tür.
    • to knit. to darn. to braid. to plait. to weave. to build. to bond. to splice. to lay. to interweave. to twine. to wreathe. entwine.
  1940. örmek Tür.
    • knit. plait. weave. hand-knit. twine. entwist. build.
  1941. örmek Tür.
    • braid. darn. interweave. knit. weave.
  1942. ormolu İng.
    • i. altın taklidi pirinç, yaldızlı pirinç
    • taklit şey.
  1943. ornament İng.
    • f. süslemek, donatmak. ornamenta'tion i. süs, ziynet
    • süsleme.
  1944. ornament İng.
    • i. ziynet, süs. ornamen'tal s. süs kabilinden. ornamentally z. süs olarak.
  1945. ornate İng.
    • s. çok süslü, şatafatlı, gösterişli. ornately z. çok süslü bir şekilde. ornateness i. fazla süslülük.
  1946. örneğin Tür.
    • for instance. for example. e.g.
  1947. örneğin Tür.
    • for instance. e.g. for example. such as.
  1948. örneğin Tür.
    • for example. for instance.
  1949. örnek Tür.
    • sample. case. sample, example. model. like. equal. counterpart. prototype. form. template. mould. mold. archetype. design. pilot. copy. sample copy. epitome. exemplar. exemplification. exponent. set form. illustration. instance. norm. paradigm. pa.
  1950. örnek Tür.
    • exemplary. pattern. reference. representative. sample. example. sample. pattern. specimen. model. type. copy. exemplar. version. exemplification. guide. illustration. instance. lead. norm. object lesson. precedent. representative. sampling. trial. ty.
  1951. örnek Tür.
    • example. exemplary. illustration. instance. model. norm. parallel. pattern. piece. representative. sample. specimen. templet. type.
  1952. örnek olmak Tür.
    • to take sb / sth as one"s model. to pattern oneself after sb.
  1953. örnekleme Tür.
    • sampling.
  1954. örnekleme Tür.
    • sampling.
  1955. örnekleme Tür.
    • illustration. exemplification. sampling.
  1956. örneklemek Tür.
    • to sample. to give an example of sth. to illustrate.
  1957. örneklik Tür.
    • sample. model. specimen. sth which used as a specimen or sample. demonstration model.
  1958. ornery İng.
    • s., A.B.D., leh. huysuz
    • inatçı
    • alçak, aşağılık
    • adi, bayağı.
  1959. ornithology İng.
    • i., zool. hayvanlar ilminin kuşlar bölümü, ornitoloji. ornitholog'ical s. kuşlar bilgisine ait, ornitolojik. ornithologist i. kuş uzmanı.
  1960. ornithorhynchus İng.
    • bak. duckbill.
  1961. ornitoloji Tür.
    • ornitology. ornithology.
  1962. orogeny İng.
    • i., jeol. dağlann oluşumu, dağoluş.
  1963. orograph İng.
    • i. topografik harita çizme aleti.
  1964. orography İng.
    • i. doğal coğrafyanın dağlarla ilgili dalı. orograph'ic(al) s. dağ şekilleriyle ilgili.
  1965. oroide İng.
    • i. altın renginde bakır ile çinko veya teneke alaşımı.
  1966. orology İng.
    • i. dağlar bilgisi. orolog'ical s. dağlar ilmine ait. orologist i. dağlar bilgisi uzmanı.
  1967. orometer İng.
    • i. deniz yüzeyinden yukarı yükseklikleri ölçmeye mahsus dereceli barometre. orometric s.dağ yüksekliklerine ait. bu yükseklikleri ölçen alete ait.
  1968. orospu Tür.
    • prostitute. harlot. whore. hooker. slut. bitch. drab. fancy woman. floozy. moll. painted woman. pro. scarlet woman. streetwalker. strumpet. trull.
  1969. orospu Tür.
    • harlot. whore. prostitute. bitch. slut. floozie. scarlet woman. streetwalker. strumpet. white slave.
  1970. orospu Tür.
    • bitch. harlot. pro. prostitute. slut. tart. tramp. whore.
  1971. orospuluk Tür.
    • prostitution. fickleness. dirty trick.
  1972. orospuluk Tür.
    • prostitution. dirty trick. treachery. backstabbing.
  1973. orotund İng.
    • s. dolgun ve berrak sesli, gümrah ve ahenkli
    • tumturaklı (yazı veya söz).
  1974. orphan İng.
    • i., s., f. yetim
    • s. öksüz, kimsesiz
    • f. öksüz bırakmak. orphanhood i. öksüzlük.
  1975. orphanage İng.
    • i. yetimhane, öksüzler yurdu.
  1976. orpheus İng.
    • i., Yu. mit. Orfeus, çaldığı müzikle ağaçları ve kayaları harekete getirdiği ve canavarları yatıştırdığı farzolunan bir kahraman. Orphean, Orphic s. Orfeus'a ait veya ona benzer
    • Orfeus'un müziği gibi ahenkli.
  1977. orpiment İng.
    • i., min. sarı zırnık.
  1978. orpine İng.
    • i. damkoruğugillerden herhangi bir bitki, bot. Crassulaceae.
  1979. orrery İng.
    • i. güneş ve gezegenlerin hareketlerini gösteren aygıt.
  1980. orris İng.
    • i. bir çeşit süsen, Floransa süseni, bot. Iris florentina. orrisroot i. bu çiçeğin ilâç ve lavanta yapımında kullanılan kökü, süsen kokü, menekşe kökü. orris powder süsen kökü tozu.
  1981. örs Tür.
    • anvil. stake.
  1982. örs Tür.
    • anvil.
  1983. orsa Tür.
    • the weather side of a ship.
  1984. orsalamak Tür.
    • to hug the wind.
  1985. örselemek Tür.
    • to knock about. to handle roughly. crumple. mishandle. ruck. tumble.
  1986. örselenmek Tür.
    • to be buffeted about. to be knocked about. to be handled roughly. to be drained of strength. crumple. ruck.
  1987. orta Tür.
    • middle. mid. central. medium. middling. intermediate. fair. in-between. intermediary. mean. medial. median. mediate. mediocre. mesial. mesne. moderate. passable. secondary. middle. center. centre. mean. midst. bosom. c. median. medium. mid-. meso-. m.
  1988. orta Tür.
    • intermediate. medium. middle. middling. moderate. middle part. central part. central (thing. average. centre. centrum. the common run. heart. in between. mainstream. medial. mediocre. mesne. mid. midst.
  1989. orta Tür.
    • average. centre. fair. indifferent. intermediate. medial. median. mediocre. medium. middle. middling. moderate. normal. tolerable. central. midst. center. mean.
  1990. orta boy Tür.
    • middle size.
  1991. orta boylu Tür.
    • middle-sized.
  1992. Orta Çağ Tür.
    • Middle Ages.
  1993. Orta Çağ Tür.
    • Middle Age.
  1994. Orta Çağ Tür.
    • dark ages.
  1995. orta dalga Tür.
    • medium wave.
  1996. orta direk Tür.
    • mainmast. middle class.
  1997. Orta Doğu Tür.
    • Middle East.
  1998. orta halli Tür.
    • middle-class.
  1999. orta hizmetçisi Tür.
    • housemaid.
  2000. orta kulak Tür.
    • middle ear.
  2001. orta kulak Tür.
    • middle ear.
  2002. orta nokta Tür.
    • midpoint.
  2003. orta parmak Tür.
    • middle finger.
  2004. orta şekerli Tür.
    • with a middling amount of suger in it.
  2005. orta sıklet Tür.
    • middle weight.
  2006. orta yaşlı Tür.
    • middle aged. middle-aged.
  2007. orta yaşlı Tür.
    • middle aged.
  2008. orta yol Tür.
    • middle course. mean course.
  2009. ortaç Tür.
    • participle.
  2010. ortaçağa ait Tür.
    • mediaeval.
  2011. ortada Tür.
    • in the middle. in between. exposed. obvious. clear. apparent. evident. evidential. evidentiary. between. betwixt.
  2012. ortada Tür.
    • apparent. borderline. clear. demonstrable. evident. halfway. indecisive. indeterminate. overt. palpable. patent. a) in the middle b) clear. obvious. self-evident.
  2013. ortada Tür.
    • amid. halfway. median. midway.
  2014. ortadan kaldırmak Tür.
    • abrogate. axe. blot out. bring away. cut out. eliminate. kill. make away. prescind. remove. shuffle aside.
  2015. ortadan kaldırmak Tür.
    • abate. lift. wipe.
  2016. ortak Tür.
    • common. collective. joint. conjunct. consociate. fellow. identic. mutual. sympathetic. partner. associate. shareholder. collaborator. consociate. cooperator. copartner. dormant partner. mate. pard. party. privy. sidekick.
  2017. ortak Tür.
    • collective. common. communal. concerted. corporate. joint. mutual. partner. unanimous. universal. associate. shared. accomplice. in common. any wife in a polygamus household.
  2018. ortak Tür.
    • associate. partner. accomplice. hold in common. shared. fellow wife (in a polygamous household. associated. collective. companion. conjoint. consociate. copartner. fellow partner. interested partner. joint partner. kiss- and-tell. law partner. mutual. par.
  2019. ortak bölen Tür.
    • common divisor.
  2020. ortak dil Tür.
    • lingua franca.
  2021. ortak etmek Tür.
    • to associate. to make sb a partner. to take sb on as a partner.
  2022. ortak hesap Tür.
    • joint account. mutual currency account.
  2023. ortak kat Tür.
    • common multiple.
  2024. ortak olmak Tür.
    • consociate. participate. to be at a partner.
  2025. ortak payda Tür.
    • common denominator.
  2026. ortak tam bölen Tür.
    • common divisor / factor. common diviser.
  2027. ortakçı Tür.
    • share cropper. sb who assists a farmer in return for a share of the crop. metayer.
  2028. ortakçılık Tür.
    • share cropping.
  2029. ortaklaşa Tür.
    • jointly. together. as partners. collectively. joint. common. shared. in common.
  2030. ortaklaşa Tür.
    • collective. joint. in collaboration with. jointly. collectively. in common. in cahoots.
  2031. ortaklaşa Tür.
    • collective. as a partner. in common. sharing equally. collectively. jointly. together.
  2032. ortaklaşacılık Tür.
    • collectivism.
  2033. ortaklaştırmak Tür.
    • collectivize.
  2034. ortaklık Tür.
    • partnership. company. consortium. copartnership. corporation. firm. interestedness. joint partnership. participating state. participation. partnership firm.
  2035. ortaklık Tür.
    • partnership. association. company. community. coparcenary. copartnership. joint adventure. joint undertaking. joint venture. participation. privity. tie-up.
  2036. ortaklık Tür.
    • association. incorporation. partnership. society. firm company. partnership iştirak. müşareket. firm. company. corporation şirket. kumpanya.
  2037. ortaklık sözleşmesi Tür.
    • partnership agreement. deed / contract of partnership. contract of copartnery / partnership.
  2038. ortalama Tür.
    • medium. average. mean. equated. fair average. medial. normal. par. average. mean.
  2039. ortalama Tür.
    • center alignment. mean. average. mean average.
  2040. ortalama Tür.
    • average. normal. medium. mean.
  2041. ortalama olarak Tür.
    • on an average. average propensity to consume.
  2042. ortalamak Tür.
    • to reach the middle. to center. to centre.
  2043. ortalamak Tür.
    • to reach the middle of. to reach the midpoint of. to divide sth in half. to kick the ball towards the goal. centre.
  2044. ortalık Tür.
    • one"s immediate surroundings. the world around. surroundings.
  2045. ortalık Tür.
    • one"s immediate surroundings. the area around one.
  2046. ortalıkta Tür.
    • in view. in sight.
  2047. ortam Tür.
    • media. medium. atmosphere. miliev. environment. surroundings. ambience. weather.
  2048. ortam Tür.
    • ambient. atmospheric. environment. atmosphere. ambiance. ambience. medium. ambit. aroma. occasion. stage. climate. setting.
  2049. ortam Tür.
    • ambient. atmospheric. environment. atmosphere. ambiance. ambience. medium. ambit. aroma. occasion. stage.
  2050. ortanca Tür.
    • the second child in a family which has three children. middle-sized thing. hortensia.
  2051. ortanca Tür.
    • middle. middle child. hydrangea.
  2052. ortanca Tür.
    • hydrangea.
  2053. ortaöğretim Tür.
    • secondary education.
  2054. ortaöğretim Tür.
    • secondary education.
  2055. ortaokul Tür.
    • secondary school.
  2056. ortaokul Tür.
    • junior high school. secondary school.
  2057. ortaokul Tür.
    • junior high school. middle school.
  2058. ortaya çıkma Tür.
    • appearance. emergence. light.
  2059. örtbas Tür.
    • coverup. hushing up.
  2060. örtbas etmek Tür.
    • to conceal sth from notice. to hush sth up. to cover sth up. blanket. cover- up. cover up. explain away. hide. hush up. obscure. suppress. whitewash.
  2061. orthicon İng.
    • i. televizyon alıcı tübü.
  2062. ortho İng.
    • önek doğru.
  2063. orthocephalic İng.
  2064. orthodontics İng.
    • i. dişleri koruma veya bozuklukları düzeltme ile uğraşan dişçilik dalı.
  2065. orthodox İng.
    • s. doktrini sağlam
    • . dinsel inançlarına sadık
    • doğru, tam, uygun
    • b.h. Ortodoks kilisesine mensup
    • yürürlükteki usule uygun. orthodoxly z. kabul edilmiş bir fikre uygun olarak. orthodoxy i. Ortodoksluk
    • akidenin doğruluğu.
  2066. orthoepy İng.
    • i. doğru telaffuz ilmi
    • doğru telaffuz.
  2067. orthogenesis İng.
    • i., biyol. düz oluş, ortogenez.
  2068. orthogonal İng.
    • s., geom. dikgen.
  2069. orthography İng.
    • i. imla usulü, imlâ. orthograph'ic(al) s. imlaya ait.
  2070. orthopedics İng.
    • i., tıb. ortopedi. orthopedist i. ortopedi uzmanı.
  2071. orthoptera İng.
    • i., çoğ. düzkanatlılar.
  2072. orthoscope İng.
    • i. gözün içini muayeneye mahsus alet.
  2073. örtme Tür.
    • covering. camouflage. cowl. head. rigid frame. shed. hood. blanket. roofing. porch. portal. portico. masking. marquise. coverture. wrapping. tester. cope. closing. cover. shutting. envelopment.
  2074. örtmek Tür.
    • to cover. to veil. to hide. to conceal. to hush up. to cover up. to shut. to close. to overcast. to envelop. to hood. to overlay. to mask. to blanket. to coat. to mist. to enclose. to clothe. to cope. to muffle. to shroud. blot out.
  2075. örtmek Tür.
    • cap. cloak. cover. encase. envelop. face. obscure. spread.
  2076. Ortodoks Tür.
    • orthodox. greek orthodox.
  2077. Ortodoks Tür.
    • orthodox.
  2078. Ortodoks Tür.
    • Orthodox.
  2079. Ortodoksluk Tür.
    • orthodoxy. greek orthodox church.
  2080. Ortodoksluk Tür.
    • orthodoxy.
  2081. Ortodoksluk Tür.
    • orthodoxy.
  2082. ortodonti Tür.
    • orthodontics.
  2083. ortolan İng.
    • i. kiraz kuşu, zool. Emberiza hortulana.
  2084. ortopedi Tür.
    • orthopedy.
  2085. ortopedi Tür.
    • orthopaedics. orthopedics. orthopaedy. orthopedy.
  2086. ortopedi Tür.
    • orthopaedics. orthopedics.
  2087. ortopedik Tür.
    • orthopaedic. orthopedic.
  2088. örtü Tür.
    • cover. veil. wrap. cloth. overlay. covering. blanket. canopy. caparison. cloak. coat. cope. envelope. garment. hood. layout. mantle. shroud. spread. throw. wrapper.
  2089. örtü Tür.
    • canopy. cloth. cosy. cover. covering. mantle. mask. rug. shroud. spread. top. wrap.
  2090. örtü Tür.
    • blanket. apron. cover. covering. coverture. mantle. shroud. any cloth covering. roof. coat. coating. cloak. casing. kerchief. baldachin. mask. shade. wall. wagon cover. hood. wrap. vamp. throw. overlaying. shrouding. blind. cloth. cot. rug. spread.
  2091. örtük Tür.
    • implied.
  2092. örtülmek Tür.
    • to be covered. to be veiled.
  2093. örtülü Tür.
    • implicit. covered. veiled. shut. closed. hidden. hushed up. concealed.
  2094. örtülü Tür.
    • covert.
  2095. örtülü Tür.
    • covered. veiled. wrapped. under cover. covert. buried. masked. shut. clad. coated. mantled. muffled. submerged. submersed. thick with.
  2096. örtülü ödenek Tür.
    • discretionary fund. secret funds (government appropriation which is to be spent on a secret pro.
  2097. örtünmek Tür.
    • to cover oneself. to veil oneself. to cover oneself with.
  2098. örtünmek Tür.
    • to cover oneself. to veil oneself.
  2099. örtünmek Tür.
    • cover oneself.
  2100. örtüşmek Tür.
    • overlap.
  2101. örtüsünü kaldırmak Tür.
    • uncover.
  2102. örtüsüz Tür.
    • uncovered. unveiled.
  2103. oruç Tür.
    • fast.
  2104. oruç Tür.
    • fast.
  2105. oruçlu Tür.
    • fasting.
  2106. örücü Tür.
    • knitter.
  2107. örücü Tür.
    • darned. knitter.
  2108. örülmek Tür.
    • to be knitted. to be darned. to be braided. to be woven. to be built.
  2109. örülü Tür.
    • knitted. darned. braided. woven. built.
  2110. örümcek Tür.
    • spider. spinner.
  2111. örümcek Tür.
    • spider. cobweb.
  2112. örümcek Tür.
    • spider. cobweb.
  2113. örümcek ağı Tür.
    • spider web.
  2114. örümcek ağı Tür.
    • meshes of a spider"s web.
  2115. örümcek ağı Tür.
    • cobweb. gossamer. web.
  2116. örümcek kuşu Tür.
    • butcher bird.
  2117. orun Tür.
    • Right.
  2118. örüntü Tür.
    • pattern.
  2119. örüntü Tür.
    • pattern.
  2120. oryantal Tür.
    • oriental.
  2121. oryantalizm Tür.
    • orientalism.
  2122. oryantasyon Tür.
    • orientation.
  2123. oryx İng.
    • i. Afrika'ya mahsus iri bir ceylan.
  2124. os İng.
    • kıs. Old Saxon. Old Style.
  2125. os İng.
    • i. (çoğ. ossa) anat., zool. kemik.
  2126. os İng.
    • i. (çoğ. ora) anat. ağız, delik.
  2127. os İng.
    • kıs. osmium.
  2128. oscillate İng.
    • f. salınmak, gidip gelmek, saat sarkacı gibi hareket etmek
    • dalgalanmak, çalkanmak
    • tereddüt etmek. oscilla'tion i. gidip gelme, salınma, titreşme. oscillator i. radyoda elektrik titreşimleri meydana getiren aygıt, osilator. oscillatory s. sallanan, salınan.
  2129. oscillograph İng.
    • i. elektrik akımındaki titreşimleri kaydeden alet, osilograf.
  2130. oscitant İng.
    • s. ağzı açık, esneyen
    • uyuşuk, uykusu gelmiş. oscitancy, oscitance i. esneme
    • uyuşukluk, tembellik.
  2131. osculant İng.
    • s., biyol. ortak özellikleri olan.
  2132. oscular İng.
    • s. ağıza ait
    • öpüşe veya öpmeye ait.
  2133. osculate İng.
    • f., şaka öpmek
    • değdirmek
    • geom. hiç olmazsa üç noktanın birbirine dokunmasını sağlayacak şekilde temas etmek
    • biyol. ortak özellikleri olmak. oscula'tion i. öpme, öpüş. osculatory s. öpmeye ait.
  2134. osier İng.
    • i. sepetçi söğüdü, bot. Salix viminalis.
  2135. oşinografi Tür.
    • oceanography.
  2136. oslo İng.
    • i. Oslo.
  2137. Osmanlı Tür.
    • ottoman. ottoman.
  2138. Osmanlı Tür.
    • ottoman.
  2139. Osmanlı Tür.
    • ottoman.
  2140. Osmanlıca Tür.
    • the ottoman turkish language. ottoman turkish.
  2141. Osmanlıca Tür.
    • the Ottoman Turkish language.
  2142. osmium İng.
    • i., kim. osmiyum.
  2143. osmosis İng.
    • i., kim. geçişme, osmoz.
  2144. osmotic İng.
    • s., kim. geçişmeli, osmotik.
  2145. osprey İng.
    • i. balık kartalı, deniz tavşancılı, zool. Pandion haliaetus.
  2146. osseous İng.
    • s. kemik cinsinden, kemik gibi
    • iskeleti olan.
  2147. ossicle İng.
    • i. ufak kemik, kemikçik.
  2148. ossifrage İng.
    • i. balık kartalı, zool. Pandion haliaetus
    • ötleği, kuzu kartalı, zool. Gypaetus barbatus.
  2149. ossify İng.
    • f., fizyol. kemikleşmek, kemiğe dönmek
    • katılaşmak
    • kemikleştirmek
    • katılaştırmak. ossifica'tion i kemikleşme.
  2150. ossuary İng.
    • i. kemik saklamaya mahsus yer.
  2151. ostensible İng.
    • s. görünüşteki, görünen. ostensibly z. görünürde, görünüşte.
  2152. ostensive İng.
    • s. görünüşte olan, açık, belli.
  2153. ostentation İng.
    • i. gösteriş, gereksiz gösteriş. ostentatious s. dikkati çekmek amacında olan. ostentatiouily z. gösterişli bir şekilde.
  2154. osteoarthrosis İng.
    • i., tıb. oynak iltihabı.
  2155. osteoblast İng.
    • i., anat. kemik dokusu meydana getiren hücre, osteoblast.
  2156. osteoclasis İng.
    • i., tıb. yanlış kaynamayı düzeltmek için bir kemiği kırma ameliyatı, osteoklazi.
  2157. osteoclast İng.
    • i., anat. büyüme halindeki kemiğin içinde kemik dokusunu yiyerek iç boşlukları meydana getiren çok çekirdekli iri hücrelerden biri
    • tıb. yanlış kay- namayı düzeltmek için kemik kırma ameliyatında kullanılan alet, osteoklast.
  2158. osteoid İng.
    • s. kemik gibi, kemiksi.
  2159. osteologist İng.
    • i. osteolojist, iskelet ve kemiklerin yapısıyle uğraşan uzman.
  2160. osteology İng.
    • i., anat. osteoloji, kemikbilimi.
  2161. osteoma İng.
    • i. (çoğ. -s, -mata) tıb. kemik dokusunda meydana gelen tümor.
  2162. osteomyelitis İng.
    • i., tıb. kemik iliği iltihabı.
  2163. osteopathy İng.
    • i., tıb. ilâç kullanmadan ancak kemikleri ve kasları yoklayıp düzeltmek suretiyle hastalıkları tedavi usulü. osteopath i. kemikleri düzelterek hastalığı tedavi eden uzman. osteopath'ic s. böyle uzmanlığa ait.
  2164. osteoplastic İng.
    • s., fizyol. kemik meydana getiren
    • tıb. kemik düzeltme tedavisine ait.
  2165. osteoplasty İng.
    • i., tıb. kusurlu kemiği düzeltme veya değiştirme ameliyatı.
  2166. osteotomy İng.
    • i., tıb. kemiği kesme veya bir parçasını çıkarma ameliyatı.
  2167. ostler İng.
    • bak. hostler.
  2168. ostracize İng.
    • f. toplum veya dernekten çıkarmak
    • bir kimse ile ilişkiyi kesip mevcut değilmiş gibi hareket etmek. ostracism i. sürgün etme
    • ilişkiyi kesme.
  2169. ostracon İng.
    • i. (coğ. -ca) üstünde yazılar bulunan eski çanak parçası.
  2170. ostrich İng.
    • i. devekuşu zool. Struthio camelus. ostrich plume devekuşu tüyü, özellikle kuyruk ve kanatlarının uzun ve beyaz tüyleri. ostrich tip devekuşu tüyünün ucu. ostrichlike s. görmezlikten veya anlamazlıktan gelerek kendini emniyette zanneden.
  2171. ostrogoth İng.
    • i. beşinci yüzyılda Roma imparatorluğunu istilâ eden Doğu Gotlanndan biri, Ostrogot.
  2172. öşür Tür.
    • tithe.
  2173. öşür Tür.
    • tithe.
  2174. osurmak Tür.
    • to break wind. to fart.
  2175. osurmak Tür.
    • fart. to break wind. to fart.
  2176. osurmak Tür.
    • fart. break wind. poop.
  2177. osuruk Tür.
    • fart. wind.
  2178. osuruk Tür.
    • fart.
  2179. osuruk Tür.
    • fart.
  2180. ot Tür.
    • Operational Testing. occupational therapy.
  2181. ot Tür.
    • Operational Testing.
  2182. ot Tür.
    • Operating Thetan.
  2183. ot Tür.
    • Open Transport Name for new Macintosh networking protocol that advertises greater connectivity and processor speeds for some Macintosh PCs.
  2184. ot Tür.
    • Occupational Therapy Use of a vocational or vocational tasks as a form of therapy.
  2185. ot Tür.
    • Occupational therapy, or therapist.
  2186. ot Tür.
    • Occupational Therapy Focuses on delays in fine motor areas Delayed pencil control.
  2187. ot Tür.
    • Occupational therapy A person who specializes in OT is called an occupational therapist They help with babies who are having feeding difficulties. abbreviation for Operating Thetan See Operating Thetan.
  2188. ot Tür.
    • Occupational therapy.
  2189. ot Tür.
    • Occupational Therapy.
  2190. ot Tür.
    • Occupational Therapist. occupational therapist.
  2191. ot Tür.
    • Occupational Therapist.
  2192. ot Tür.
    • In the context of Guardian"s Office operations and programmes, an abbreviation for "Operating Target".
  2193. ot Tür.
    • herb. weed. wild grass. medicine. poison. plant.
  2194. ot Tür.
    • herbal. herby. herbaceous. grass. herb. weed. hay. hashish. joint. greenstuff. herbage. pasturage. pasture. vegetable.
  2195. ot Tür.
    • feed. grass. pasturage. pasture. pot. herb. weed. fodder. filled or made with straw.
  2196. ot Tür.
    • Abbreviation of Off Topic Used in message board postings to denote content that is not specifically related to the theme of the message board For example, a posting about a video game in an action figure message board might have the title OT: new Allied Assault game released. output transformer.
  2197. ot Tür.
    • Abbreviation for overtime.
  2198. ot İng.
    • kıs. Old Testament.
  2199. otağ Tür.
    • pavilion. marquee. tent.
  2200. otalgia İng.
    • i., tıb. kulak ağrısı.
  2201. ötanazi Tür.
    • mercy killing.
  2202. otantik Tür.
    • authentic.
  2203. otantik Tür.
    • authentic.
  2204. otçul Tür.
    • herbivorous. herbivore.
  2205. otçul Tür.
    • herbivorous.
  2206. öte Tür.
    • the further side of. the other side of. other. yonder. far (side. the rest of.
  2207. öte Tür.
    • far.
  2208. öte Tür.
    • beyond. further. over. meta-. trans-. above. past.
  2209. öte yandan Tür.
    • on the other hand. per contra.
  2210. ötede Tür.
    • beyond. over there.
  2211. ötede Tür.
    • beyond. off.
  2212. öteki Tür.
    • other. the other. the further. the farther. that. far. off. remaining. other.
  2213. öteki Tür.
    • other. second. the other. the other one. the one over there.
  2214. öteki Tür.
    • alternate. alternative. the other one. the one over there. farther.
  2215. otel Tür.
    • hotel. inn.
  2216. otel Tür.
    • hotel. civil rights acts. concept facility. front- office. public house. inn. common inn.
  2217. otelci Tür.
    • hotel-keeper. hotelier. innkeeper.
  2218. otelci Tür.
    • hotelkeeper. hotelier. common victualler. host. innkeeper.
  2219. otelcilik Tür.
    • hotel management. operating a hotel. hotel business. hotel trade. hotelhood.
  2220. otelcilik Tür.
    • hotel management.
  2221. öteleme Tür.
    • transition intikal. translation.
  2222. ötelemek Tür.
    • to translate.
  2223. ötesinde Tür.
    • beyond.
  2224. ötesinde Tür.
    • beyond.
  2225. öteye Tür.
    • further on. yonder. to the other side. beyond. off.
  2226. öteye Tür.
    • beyond. farther on. over there.
  2227. other İng.
    • s., z., zam. başka, diğer, gayri, sair
    • z. başka suretle, baska türlü
    • zam. başka birisi, başkası, başka kimse
    • diğeri. some day or other günün birinde, bir gün. the other day geçen gün. every other day gün aşırı.
  2228. otherwise İng.
    • z. başka suretle, başka türlü
    • yoksa, olmazsa, aksi takdirde.
  2229. otherworldly İng.
    • s. öteki dünya işlerine dalmış, bu dünyadan olmayan
    • hayali işlerle meşgul. otherworldliness i. öteki dünya işlerine dalma.
  2230. otiose İng.
    • s. aylak, tembel, atıl
    • faydasız, verimsiz, boş.
  2231. otistik Tür.
    • autistic.
  2232. otitis İng.
    • i., tıb. kulak iltihabı. otitis media ortakulak iltihabı.
  2233. otizm Tür.
    • autism içeyöneliklik.
  2234. otizm Tür.
    • autism.
  2235. otlak Tür.
    • pasture. grassy area. feeding ground. field. pasture field. grass. grassland. grazing. grazing land. lea. meadow. meadowland. pasturage.
  2236. otlak Tür.
    • pasturage.
  2237. otlak Tür.
    • field. grass. grassland. meadow. pasturage. pasture. range.
  2238. otlakçı Tür.
    • sponger. cadger. sycophant.
  2239. otlakçı Tür.
    • freeloader.
  2240. otlamak Tür.
    • to graze. to pasture. to sponge. to freeload. feed. grass. mooch. pick. scrounge. sponge on sb.
  2241. otlanmak Tür.
    • to graze. to pasture. to be graved over.
  2242. otlatma Tür.
    • pasturage.
  2243. otlatmak Tür.
    • to put an animal out to pasture. grass. graze. put out to graze. range.
  2244. otlatmak Tür.
    • graze. pasture. to pasture. to pasture. to graze.
  2245. otluk Tür.
    • hay field. hayloft.
  2246. ötmek Tür.
    • to sing. to crow. to give forth a sound. to echo. to chatter noisily. to vomit. to throw up while drunk. puke.
  2247. ötmek Tür.
    • blare. honk. hoot. sound. squeak. squeal. toot. warble. to sing. to chirp. to crow. to sound. to toot. to resound. to echo. to talk foolishly. to squeal. to squeak.
  2248. otoban Tür.
    • freeway. expressway. highway. motorway. autobahn. superhighway.
  2249. otoban Tür.
    • autoroute. express highway.
  2250. otoban Tür.
    • autobahn. motorway. expressway. freeway otoyol.
  2251. otobiyografi Tür.
    • autobiography. autobiography özyaşamöyküsü.
  2252. otobiyografi Tür.
    • autobiography.
  2253. otobiyografi Tür.
    • autobiography.
  2254. otobur Tür.
    • vegetarian.
  2255. otobur Tür.
    • grass eating.
  2256. otobüs Tür.
    • bus. omnibus.
  2257. otobüs Tür.
    • bus. autobus. motorbus. omnibus. coach.
  2258. otobüs Tür.
    • bus. autobus. carfare. motor bus. motor coach. motorbus. omnibus. strap.
  2259. otogar Tür.
    • intercity bus depot. coach station.
  2260. otogar Tür.
    • bus station.
  2261. otoklav Tür.
    • autoclave. pressure cooker.
  2262. otoklav Tür.
    • autoclave.
  2263. otokrasi Tür.
    • autocracy.
  2264. otokrasi Tür.
    • autocracy.
  2265. otology İng.
    • i. kulak ve kulak hastalıkları bilimi.
  2266. otomasyon Tür.
    • automation. structural unemployment.
  2267. otomasyon Tür.
    • automation. automation özdevin.
  2268. otomasyon Tür.
    • automation.
  2269. otomat Tür.
    • automaton. flash heater. timed light switch. vending machine.
  2270. otomat Tür.
    • automaton. automat. robot.
  2271. otomat Tür.
    • automat. automatic selling machine. automatic vending machine. automatic machine. mechanical seller.
  2272. otomatik Tür.
    • automatic. system in which electric lights are turned on manually and turned off autom. mechanical. self- action. self-driven. self-winding.
  2273. otomatik Tür.
    • automatic. self-acting.
  2274. otomatik Tür.
    • automatic. robot. self-acting. servo-.
  2275. otomatik sigorta Tür.
    • automatic fuse.
  2276. otomatikman Tür.
    • automatically.
  2277. otomobil Tür.
    • car. automobile. motor car. passenger car. coach. auto. high- involvement product. motor. para transit.
  2278. otomobil Tür.
    • automotive. automobile. auto. car. motorcar. autocar. motor.
  2279. otomobil Tür.
    • automobile. car. motorcar. auto.
  2280. otomotiv Tür.
    • the automotive industry. the motor vehicle industry. automotive.
  2281. otomotiv Tür.
    • automotive.
  2282. otonom Tür.
    • autonomous özerk.
  2283. otonom Tür.
    • autonomous.
  2284. otonom Tür.
    • autonomous.
  2285. otonomi Tür.
    • autonomy. self-rule.
  2286. otopark Tür.
    • parking lot. parking building. car park. parking garage.
  2287. otopark Tür.
    • parking lot. car park. park. parking.
  2288. otopark Tür.
    • parking lot. car park. multistorey car park.
  2289. otopsi Tür.
    • autopsy. postmortem. postmortem examination. necropsy. post mortem. post mortem examination.
  2290. otopsi Tür.
    • autopsy. postmortem. post-mortem examination.
  2291. otopsi Tür.
    • autopsy. post-mortem examination. post-mortem. post mortem examination.
  2292. otorite Tür.
    • authority. power. arm. mastery. raj.
  2293. otorite Tür.
    • authority. discipline. domination. control. power. arm.
  2294. otorite Tür.
    • arm. authority. power. authority yetke. sulta. velayet.
  2295. otoriter Tür.
    • authoritative. authoritarian. domineering. strict. bossy. imperious.
  2296. otoriter Tür.
    • authoritarian. authoritative. imperious. bossy. authoritarian yetkeli.
  2297. otoriter Tür.
    • authoritarian.
  2298. otostop Tür.
    • hitchhiking. hitch-hiking.
  2299. otostop Tür.
    • hitchhiking.
  2300. otostop Tür.
    • hitchhiking.
  2301. otostopçu Tür.
    • hitchiker. hitcher. hitchhiker.
  2302. otostopçu Tür.
    • hitchhiker.
  2303. otostopçu Tür.
    • hitch hiker.
  2304. otoyol Tür.
    • motorway. expressway. freeway otoban.
  2305. otoyol Tür.
    • highway. motorway. the high roads. trunk road.
  2306. otoyol Tür.
    • highway. motorway.
  2307. otsu Tür.
    • herbaceous. gramineous. graminaceous.
  2308. otsu Tür.
    • herbaceous.
  2309. ottar İng.
  2310. ottawa İng.
    • i. Ottawa.
  2311. otter İng.
    • i. susamuru, sarı samur, lutr, zool. Lutra
    • bu hayvanın kürkü, samur kürk
    • tahta parçasına bağlı bir çeşit olta.
  2312. ottoman İng.
    • s., i. (çoğ. -mans) Osmanlı.
  2313. ottoman İng.
    • i. divan
    • arkasız minderli iskemle
    • fitilli bir çeşit ipekli veya yünlü ipekli kumaş.
  2314. oturak Tür.
    • chamber pot. slop jar. potty. low stool. bottom. base. foundation. trestle.
  2315. oturak Tür.
    • chamber pot.
  2316. oturak Tür.
    • bedpan. pot. saddle. chamber pot. bottom. foot. stand. seat. badpan lazımlık. thwart.
  2317. oturaklı Tür.
    • sedate. dignified. sober. well-chosen. very appropriate.
  2318. oturaklılık Tür.
    • sedateness. dignity. serious-mindedness. sobriety.
  2319. oturan Tür.
    • sitter.
  2320. oturan Tür.
    • resident. residentiary. residing.
  2321. oturan Tür.
    • inhabitant. sitting. snug-fitting. inhabitant sakin.
  2322. oturma Tür.
    • sitting. sitting. staying. stay. fit. residence. occupation. inhabitation. living. habitation.
  2323. oturma Tür.
    • habitation. residence. sitting. settlement.
  2324. oturma Tür.
    • dwelling. settlement. stay. sitting. housing. living. lodging. residing. resting. settling. quatering. precipitation. deflation. sinking. sedimentation. fit. deposition. habitation. residence. rest. seating.
  2325. oturma belgesi Tür.
    • residence permit.
  2326. oturma grevi Tür.
    • sitdown strike. stay-down strike. sit-down strike.
  2327. oturma izni Tür.
    • residence permit.
  2328. oturma odası Tür.
    • living room. living / sitting room.
  2329. oturma odası Tür.
    • living room.
  2330. oturma yeri Tür.
    • sitting place.
  2331. oturmak Tür.
    • to sit. to sit down. to sit upon. to reside at. dwell to fit on to settle. to subside. to house. to stay. to quarter. to inhabit. to lodge. to rest. stabilize. to precipitate. to sink. to r.
  2332. oturmak Tür.
    • sit. sit down. be seated. take a seat. sit oneself. seat oneself. sit on. fit. live. reside. occupy. dwell in. indwell. inhabit. gear. hang out. locate. lodge. park oneself. perch. room. set. settle. stable. tenant.
  2333. oturmak Tür.
    • dwell. inhabit. live. reside. sit. to sit. to sit down. to squat. to live. to reside. to inhabit. to occupy. to dwell. to fit well. to settle. to sink.
  2334. oturmuş Tür.
    • settled.
  2335. oturtma Tür.
    • fixation.
  2336. oturtma Tür.
    • a dish made of ground meat and vegetables.
  2337. oturtmak Tür.
    • to seat. to sit sb down. to put. to place sth in a specified place. to set. to mount. to let sb sit. to let sb live or dwell in. to run aground. to make sth fit on sth else. domicile. dominance. nest.
  2338. oturtmak Tür.
    • bed. embed. fix. quarter. rest. seat. sit. to seat. place. to set mount. to let dwell. to sit sb down. to let sb dwell. to allow to rest. to set. to mount. to embed. to bed. to deal.
  2339. oturtmalık Tür.
    • tee.
  2340. oturtulmak Tür.
    • to be seated. to be placed.
  2341. ötürü Tür.
    • on the strength of.
  2342. oturulmak Tür.
    • to sit. to live. to dwell (in a place.
  2343. oturum Tür.
    • session. sitting. hearing. banc. meeting.
  2344. oturum Tür.
    • sessional. sitting. session. hearing. meeting. seance. conclave. court. diet. forum.
  2345. oturum Tür.
    • court. hearing. session. sitting. residence. residing.
  2346. oturuş Tür.
    • way of sitting. sit.
  2347. ötüş Tür.
    • song. way of singing. warble.
  2348. ötüşme Tür.
    • cheep.
  2349. ötüşmek Tür.
    • to chirp. cheep.
  2350. otuz Tür.
    • thirty. thirty.
  2351. otuz Tür.
    • thirty.
  2352. otuz Tür.
    • thirty.
  2353. otuzuncu Tür.
    • thirtieth.
  2354. otuzuncu Tür.
    • thirtieth.
  2355. ouaht İng.
    • f. meli malı (Gereklik ve zorunluk belirtir.). I ought to go. Gitmeliyim. It ought not to be allowed. Buna izin verilmemeli. You ought to know better. Bu hareketin fena olduğunu bilmeniz gerekir. I ought to have gone. Gitmeliydim.
  2356. oubliette İng.
    • i. tepesi kapaklı yeraltı zindanı.
  2357. ouch İng.
    • ünlem Ah ! Of ! Aman !
  2358. ought İng.
    • i. sıfır, hiç, bak. aught.
  2359. ouija İng.
    • i. ispritizma seanslarına mahsus üstünde alfabe harfleri veya işaretler bulunan iki tahtadan ibaret tertibat.
  2360. ounce İng.
    • i. tekir, zool. Leopardus uncia.
  2361. ounce İng.
    • i. 28,3 gram, çarsı libresinin on altıda biri
    • kuyumcu libresinin on ikide biri, 31 gram
    • kıs. oz.
  2362. our İng.
    • zam., s. bizim.
  2363. ours İng.
    • zam. bizimki. a friend of ours dostlarımızdan biri, bir dostumuz.
  2364. ourselves İng.
    • zam., çoğ. kendimiz, bizler. We ourselves will help. Biz kendimiz yardım edeceğiz. We will help our selves. Biz kendimize yardım edeceğiz.
  2365. ousel İng.
  2366. oust İng.
    • f. çıkarmak, defetmek, dışarı atmak, kovmak. ous'ter i., huk. zorla mülkünü alma, dışarı atma.
  2367. out İng.
    • z., edat, i., ünlem, s., f. dışarı dışarıda
    • dışarıya
    • dışında
    • arasından
    • meydana, ortaya
    • sız (kalmış)
    • bütün bütün, tamamen:sonuna kadar
    • yüksek sesle
    • edat dışarıya, dışarıda
    • i. işinden çıkarılmış yenik parti üyesi
    • bahane, çözüm yolu
    • beysbol vurucunun sırasının bitmesi
    • muhalif kimse
    • matb. mürettip tarafından atlanmış kelime
    • ünlem Dışarı! Defol!
    • s. dışarıdaki, dış
    • top oyun larında vurucu olmayan
    • anormal
    • kullanılmaz
    • zararda olan
    • yanılmış
    • f., eski kovmak. kapı dışarı etmek
    • argo vurup düşürmek, nakavt etmek
    • meydana çıkmak, aşikâr olmak. out and away pek çok, fersah fersah. out and out bütün bütün, tamamen, her yönüyle. out of breath nefesi kesilmiş, soluk soluğa. out of commission bozuk. out of countenance utanmış. out of danger tehlikeyi atlatmış. out for a good time eğlence peşinde. out of order bozuk
    • düzensiz veya sırasız. out of patience sabrı tükenmiş. out of pocket sarfedilmiş, cepten çıkmış. out of print mevcudu bitmiş (kitap). out of reach el erişmez, uzak. out of season mevsimsiz, vakitsiz. out of sorts rahatsız, keyifsiz
    • dargın. out of spirits canı sıkkın, neşesiz. out of things uzaklaşmış, uzaklaştırılmış. out of time müz. vuruşa uygun olmayan. Out with it! Haydi söyle! Anlat! cry out yüksek sesle bağırmak, haykırmak. die out sönmek: nesli tükenmek. pass out dağıtmak
    • bayılmak
    • toplantıdan sıra ile çıkmak (öğrenciler). pour out boşaltmak. time out of mind öteden beri, eskiden beri. tired out çok yorgun, bitkin. at outs (with) dargın. far out, way out argo şahane, harika. He is out to lunch. Yemek için dışarı çıktı. Latin has gone out as a spoken language. Latince konuşma dili olmaktan çıktı. The fire is out. Yangın söndü. The stars are out. Yıldızlar görün- mekte.
  2368. out İng.
    • önek fazlasıyle, (öbüründen) daha iyi, daha çok: outstay, outbid outdrink.
  2369. outasight İng.
    • s., argo şahane.
  2370. outbalance İng.
    • f. daha ağır gelmek (tartı): geçmek, daha üstün gelmek.
  2371. outbid İng.
    • f. (-bade, -bidden, -bidding) açık artırmada fiyatı artırmak, fazla fiyat vermek.
  2372. outboard İng.
    • s., den. takma motorlu, dıştan motorlu. outboard motor takma motor.
  2373. outbound İng.
    • s. şehirden veya limandan dışarı giden (tren veya gemi).
  2374. outbreak İng.
    • i. feveran, patlama, patlak verme, isyan
    • baş gösterme, çıkma.
  2375. outbuilding İng.
    • i. ek bina.
  2376. outburst İng.
    • i. birdenbire patlayış, patlak verme
    • feveran.
  2377. outcast İng.
    • i., s. toplumdan atılmış kimse
    • serseri kimse
    • s. mahrum bırakılmış.
  2378. outcaste İng.
    • i. Hindistanda kast dışı olan kimse, parya.
  2379. outclass İng.
    • f. üstün olmak, üstün gelmek.
  2380. outcome İng.
    • i. sonuç.
  2381. outcrop İng.
    • i. bir arz tabakasının yeryüzüne çıkması
    • bu suretle çıkıp görünen kaya.
  2382. outcry İng.
    • f. başkasından daha çok bağırmak, bağırarak başkasının sesini bastırmak.
  2383. outcry İng.
    • i. haykırış, çığlık, bağırış.
  2384. outdate İng.
    • f. geçersiz kılmak.
  2385. outdistance İng.
    • f. geçmek.
  2386. outdo İng.
    • f. üstün gelmek, geçmek.
  2387. outdoor İng.
    • s. dışarıda yapılan.
  2388. outdoors İng.
    • z. i. dışarıya
    • dışarıda, açık havada
    • i. açık hava.
  2389. outer İng.
    • s., i. dıştaki
    • dışarıdaki
    • i. hedef merkezi çevresindeki dairenin dış kısmı.outer space yıldızlar ve gezegenler arasındaki boşlukç outermost s. en dıştaki.
  2390. outface İng.
    • f. birinin yüzüne yıldırıncaya kadar bakmak
    • karşı durmak, meydan okumak.
  2391. outfield İng.
    • i., beysbol, kriket iç sahanın dış tarafı veya orada oynayan oyuncular. outfielder i. dış saha oyuncusu.
  2392. outfit İng.
    • i., f. (-ted, -ting) takım donatısı
    • gereçler
    • A.B.D., k.dili askeri birlik
    • bir zaman için ihtiyacı karşılayan giyecekler
    • f. donatmak, gereçlerini sağlamak.
  2393. outfitter İng.
    • i. teçhizatçı
    • giyim eşyası satan kimse.
  2394. outflank İng.
    • f. yandan geçip arkasına varmak.
  2395. outfox İng.
    • f., A.B.D., k.dili daha atik davranıp galip gelmek, kurnazlık etmek.
  2396. outgo İng.
    • f. (-went, -gone) geçmek.
  2397. outgo İng.
    • i. masraf, sarfedilen para.
  2398. outgoing İng.
    • s., i. sempatik dost tavırlı
    • giden, çıkan
    • i. gidiş, çıkış.
  2399. outgrow İng.
    • f. (-grew, -grown) büyüdükçe giysileri küçük gelmek
    • zamanla bırakmak veya vaz gecmek.
  2400. outgrowth İng.
    • i. bir başka şeyden gelişerek büyüyen şey
    • fazlalık
    • doğal bir sonuç veya gelişme.
  2401. outguess İng.
    • f. önceden tahmin edip galip gelmek.
  2402. outhouse İng.
    • i. ayrı kulübede apteshane
    • çiftlikte asıl binadan ayrı ufak bina
    • çoğ. müştemilat.
  2403. outing İng.
    • i. gezinti. outing flannel fanila, fanilaya benzer pamuklu kumaş.
  2404. outlandish İng.
    • s. tuhaf, acayip
    • k.dili saçma, uzak.
  2405. outlast İng.
    • f. -dan çok dayanmak.
  2406. outlaw İng.
    • i., f. kanuna karşı gelen kimse
    • kanuni haklardan yoksun bırakılmış kimse, sürgün
    • f. yasaklamak
    • kanun dışı ilan etmek
    • kanuni haklardan yoksun bı- rakmak.
  2407. outlawry İng.
    • i. kanuna karşı gelme
    • kanun dışı kılma.
  2408. outlay İng.
    • i. masraf, giderler
    • harcama.
  2409. outlet İng.
    • i. dışarı çıkacak yer, kapı
    • yol, ağız, delik
    • elek fiş.
  2410. outline İng.
    • i., f. resim veya haritanın ana hatları
    • taslak
    • f. taslağını çizmek.
  2411. outlive İng.
    • f. birinden fazla yaşamak.
  2412. outlook İng.
    • i. görünüş, genel görünüş, manzara
    • seyredilen yer.
  2413. outlying İng.
    • s. uzakta bulunan, sınır dışındaki.
  2414. outmoded İng.
    • s. demode, modası geçmiş.
  2415. outmost İng.
    • s. en dışarıdaki.
  2416. outnumber İng.
    • f. sayıca fazla gelmek.
  2417. outofdoors İng.
    • z., i. dışarıda
    • i. dışarıda olan şey.
  2418. outoftheway İng.
    • s. uzak, zor ulaşılan, sapa
    • acayip.
  2419. outpatient İng.
    • i. ayakta tedavi edilen hasta.
  2420. outpost İng.
    • i. ileri karakol mevkii.
  2421. outpour İng.
    • i. dökülme, taşma, akma.
  2422. output İng.
    • i. randıman, verim
    • elektrik enerjisi.
  2423. outrage İng.
    • f. fena surette bozmak, kötü davranmak
    • sövüp saymak
    • tecavüzde bulunmak.
  2424. outrage İng.
    • i. zulüm
    • rezalet
    • namusa tecavüz
    • hakaret.
  2425. outrageous İng.
    • s. çok çirkin, pek fena
    • edebe aykırı
    • pek insafsız. outrageously z. fazlasıyle
    • taşkınca
    • rezilce. out rageousness i. rezalet.
  2426. outre İng.
    • s., Fr. mübalağalı, abartmalı
    • acayip, garip.
  2427. outreach İng.
    • i. uzama.
  2428. outrider İng.
    • i. bir arabanın yanı sıra giden atlı uşak.
  2429. outrigger İng.
    • i., den. avara demiri
    • patrisa mataforası
    • uskundra
    • dirsekli futa veya bunun ıskarmozu.
  2430. outright İng.
    • z., s. sınırsız olarak, birden, yekten
    • bütün bütün, tamamen
    • dosdoğru
    • doğrudan dogruya
    • s. sınırsız
    • tam, bütün
    • devam eden
    • karşılıksız
    • düpedüz.
  2431. outrunner İng.
    • i. bir arabanın önünde veya yanında koşan uşak.
  2432. outset İng.
    • i. başlangıç.
  2433. outshine İng.
    • f. başkasını gölgede bırakmak, daha fazla parlamak.
  2434. outshoot İng.
    • f., i. vuruşta geçmek
    • dışarı uzamak
    • i. dışarı çıkan şey.
  2435. outside İng.
    • i., s., z., edat dış taraf
    • dış görünüş
    • s. dış
    • azami, en fazla
    • z. dışarıda,dışarıya
    • edat dışında. at the outside k.dili azami, olsa olsa. outside of A.B.D., k.dili -dan başka.
  2436. outsider İng.
    • i. bir grubun dışında olan kimse.
  2437. outsize İng.
    • i., s. çok büyük boy
    • s. büyük boyda olan.
  2438. outskirts İng.
    • i. varoş, civar, dış mahalleler.
  2439. outsmart İng.
    • f., A.B.D., k.dili daha akıllı olup galip gelmek.
  2440. outspoken İng.
    • s. sözünü sakınmaz, doğru sözlü, samimi.
  2441. outstanding İng.
    • s. önemli, göze çarpan
    • kalmış (borç).
  2442. outstretching İng.
    • s. yayılmış, serilmiş, uzanmış.
  2443. outstrip İng.
    • f. (-ped, -ping) yarışta geçmek
    • herhangi bir şeyde üstün çıkmak.
  2444. outward İng.
    • s., z., i. dış, harici
    • z. dışarıya doğru
    • görünüşte
    • i. dış, dış kısım
    • dıştaki alem
    • dış görünüş.
  2445. outwardly İng.
    • z. dıştan
    • dışa doğru
    • dıştan görünüşe göre, görünüşte.
  2446. outwards İng.
    • z. dışarıya doğru.
  2447. outwear İng.
    • f. daha fazla dayanmak
    • yıpranmak
    • tüketmek.
  2448. outweigh İng.
    • f. daha ağır gelmek.
  2449. outwit İng.
    • f. daha akıllı olup galip gelmek.
  2450. outworn İng.
    • s. fazla eskimiş.
  2451. ouzel İng.
    • bak. ousel.
  2452. ova Tür.
    • See Ovum.
  2453. ova Tür.
    • Ova are female gametes
    • eggs. Organic Vapor Analyzer, gives a preliminary indication of the presence of certain contaminants.
  2454. ova Tür.
    • lowland. meadow. plain. coomb. coombe. lowland.
  2455. ova Tür.
    • grassy plain. savanna. champaign.
  2456. ova Tür.
    • flat. lowland. plain.
  2457. ova Tür.
    • Fish Eggs. over.
  2458. ova İng.
    • bak. ovum.
  2459. oval Tür.
    • Window [with Anatomists] one of the holes in the hollow of the ear.
  2460. oval Tür.
    • Twice as long as broad, widest at the middle, both ends rounded.
  2461. oval Tür.
    • This shape is self explanatory. palmate.
  2462. oval Tür.
    • The shape that describes a bottle that has an elliptical cross-section perpendicular to the major axis.
  2463. oval Tür.
    • The American-style stock car type of racing, where cars compete on oval tracks of different shapes and are tuned to only go straight or left Other types of vehicles not covered in this glossary also compete on ovals, including sprint cars, midgets, motorcycles, snowmobiles, etc In R/C terms, most oval race cars are pan cars, with all the weight on the left side so the car is the most stable when turning left. broadly elliptic, with the width greater than one-half the length. broadly elliptical, rounded at ends, widest at the middle.
  2464. oval Tür.
    • Some forms of karting take place on oval tracks These may be dirt ovals or asphalt ovals An oval may be either banked or flat See speedway.
  2465. oval Tür.
    • oval. elliptical.
  2466. oval Tür.
    • Of or pertaining to eggs
    • done in the egg, or inception
    • as, oval conceptions.
  2467. oval Tür.
    • Having the figure of an egg
    • oblong and curvilinear, with one end broader than the other, or with both ends of about the same breadth
    • in popular usage, elliptical.
  2468. oval Tür.
    • elliptical. oval.
  2469. oval Tür.
    • egg-shaped, oval, ovally.
  2470. oval Tür.
    • Egg-shaped
    • ellipsoidal or elliptical. represents the Ether with the colours Black or Indigo.
  2471. oval Tür.
    • egg shaped.
  2472. oval Tür.
    • Broadly elliptical but with rounded ends
    • similar to oblong, but not as long.
  2473. oval Tür.
    • Broadly elliptical. broadly elliptical.
  2474. oval Tür.
    • Broadly elliptical.
  2475. oval Tür.
    • A coaster layout that traces an oval shape This is very common with Junior Coasters.
  2476. oval Tür.
    • a closed plane curve resulting from the intersection of a circular cone and a plane cutting completely through it
    • "the sums of the distances from the foci to any point on an ellipse is constant". rounded like an egg.
  2477. oval Tür.
    • A body or figure in the shape of an egg, or popularly, of an ellipse.
  2478. oval İng.
    • s., i. yumurta biçimindeki, beyzi
    • i. yumurta. biçiminde şey. ovally z. yumurta şeklinde.
  2479. ovalama Tür.
    • rub. scrub.
  2480. ovalama Tür.
    • rub.
  2481. ovalamak Tür.
    • to break up. to crumble sth with one"s fingers. to message. to knead. rub. scrub.
  2482. ovalamak Tür.
    • rub. scrub. to break up small. crumble. to rub. to scrub. to break sth up. to crumble.
  2483. ovalanmak Tür.
    • to be crumbled. to be messaged. to be kneaded.
  2484. ovalatmak Tür.
    • to have sb crumble sth. to have sb knead or message sth.
  2485. ovalık Tür.
    • which contains grassy plains.
  2486. ovary İng.
    • i., anat., zool. yumurtalık
    • bot. yumurtalık, ovar. ovarian s. yumurtalığa ait.
  2487. ovate İng.
    • s., bot. yumurta şeklindeki (yaprak), yumurtamsı, ovat.
  2488. ovation İng.
    • i. coşkunca alkış
    • eski Romalılann ikinci derecede bir zafer için yaptıklan geçit töreni veya zafer alayı.
  2489. oven İng.
    • i. fırın.
  2490. ovenbird İng.
    • i. Kuzey Amerika'ya mahsus bir tür ötleğen, zool. Seiurus aurocapillus
    • çömlekçi kuşu, zool. Furnarius rufus.
  2491. over İng.
    • önek üstün, üstünde
    • asağıya doğru
    • fazla, bütün bütün.
  2492. over İng.
    • edat, z., s., i. üzerinde, üstünde
    • üzerine, üstüne
    • yukarısına
    • yukarısında
    • bütün (zaman)
    • karşıdan karşıya, karşıya kasma, öbür tarafına
    • boyunca
    • z. yukarıda
    • karşı tarafa, karşı tarafta
    • fazla, artık
    • tama- men, baştan başa
    • tekrar, yine
    • s. bitmiş, son bulmuş
    • öbür taraftaki
    • üstteki, yukarıki
    • üstün
    • aşırı, fazla
    • i. artan şey, ek. over again bir daha. over against karşısına, karşısında. over and above -den fazla, -dan başka. over and over tekrar tekrar, üst üste, birbiri arkasından. over the barrel A.B.D., k.dili çaresiz durumda. over there orada, ta ötede. be over with bitmiş veya bitirmiş olmak. fall over düşmek, devrilmek. It's all over. Her şey bitti. make over üstüne devretmek. pay over money. para ödemek. play over tekrar çalmak veya oynamak. roll a stone over bir taşı yuvarlayıp tersine çevirmek. The water is running over. Su taşıyor. Run over to the neighbors. Bir koşu komşulara git. run over a man birini çiğnemek, adam ezmek (otomobil). talk over müzakere etmek. talk over the phone te- lefonla konuşmak. There are three left over. Üç tane kaldı. tip a boat over sandalı alabora etmek. turn over çevirmek, altüst etmek, devirmek
    • teslim etmek, havale etmek. win over taraftarlığını kazanmak.
  2493. overachieve İng.
    • f. beklenilenden daha başarılı olmak. overachiever i. (okulda) beklenilenden daha başarılı olan kimse.
  2494. overact İng.
    • f. (rolu) abartmalı bir şekilde oynamak.
  2495. overall İng.
    • s., i. baştan başa olan, bir uçtan bir uca olan
    • kapsayıcı, ayrıntılı
    • i., İng. iş tulumu.
  2496. overalls İng.
    • i., A.B.D. iş tulumu
    • İng. sugeçirmez uzun tozluk.
  2497. overarch İng.
    • f. üzerinde kemer meydana getirmek.
  2498. overawe İng.
    • f. korkutup hareketten alıkoymak.
  2499. overbalance İng.
    • f. tartıda ağır gelmek
    • ağır basmak
    • dengesini bozmak, devirmek
    • dengesini kaybetmek.
  2500. overbear İng.
    • f. (-bore, -borne) çöktürmek
    • başatlanmak, zorbalık etmek
    • yenmek, üstün gelmek
    • ağır basmak: fazla ürün vermek.
  2501. overbearing İng.
    • s. zorba tavırlı
    • küstah.
  2502. overbid İng.
    • f. (-bade, -bidden, -bidding) açık artırmada başkalarından fazla fiyat vermek, gereğinden fazla fiyat artırmak
    • briç. deklarasyon yapmak.
  2503. overblow İng.
    • f. üfleyip gidermek
    • (kum, kar ile) eserek kaplamak
    • (nefesli çalgıyı) asıl sesinden daha yukan sese çıkarmak.
  2504. overblown İng.
    • s. abartmalı, şişirilmiş
    • tazeliğini kaybetmiş (çiçek).
  2505. overboard İng.
    • z. gemiden denize. go overboard A.B.D., k.dili fazla tutkun olmak. Man overboard ! Yetişin ! Adam denize düştü.
  2506. overbold İng.
    • s. fazla küstah.
  2507. overbook İng.
    • f. bir uçak veya otelde mevcut yerlerden fazla rezervasyon kabul etmek.
  2508. overburden İng.
    • f. taşıyabileceğinden fazla yük yüklemek
    • fazla sıkıntı vermek, fazla sorumluluk yüklemek.
  2509. overcall İng.
    • f., briç. fazla deklarasyon yapmak.
  2510. overcareful İng.
    • s. fazla dikkatli, çok titiz.
  2511. overcast İng.
    • f. (-cast) s., i. karartmak
    • sürfle yapmak
    • s. bulutlarla kaplı
    • kasvetli
    • sürfle yapılmış
    • i. kaplama.
  2512. overcharge İng.
    • i. fazla yük
    • fazla fiyat.
  2513. overcharge İng.
    • f. fazla fiyat istemek
    • fazla yüklemek veya doldurmak.
  2514. overclouded İng.
    • s. bulutlarla kaplı.
  2515. overcoat İng.
    • i. palto.
  2516. overcome İng.
    • f. (-came, -come) galip gelmek, alt etmek
    • yenmek, hakkından gelmek
    • gidermek, çaresini bulmak. be over come (with) etkilenmek.
  2517. overcompensate İng.
    • f. fazlasıyle karşılamak.
  2518. overconfident İng.
    • s. kendine fazla güvenen.
  2519. overcrowd İng.
    • f. fazla kalabalık etmek.
  2520. overdevelop İng.
    • f., foto. aşırı derecede develope etmek.
  2521. overdo İng.
    • f. (-did, -done) fazla özenmek
    • gereğinden fazla pişirmek
    • fazla yorulmak.
  2522. overdose İng.
    • i. belirli bir ölçüden fazla ilâç verme, dozu aşma
    • aşırı doz
    • kıs. O.D., o/d fazla esrar alma
    • fazla esrardan hasta olan veya ölen kimse.
  2523. overdraft İng.
    • i. bankadaki hesap mevcudundan fazla para çekme
    • açık itibar.
  2524. overdraw İng.
    • f. (-drew, -drawn) abartma ile söylemek
    • hesap mevcudundan fazla para çekmek.
  2525. overdrive İng.
    • i. oto. otomatik dördüncü vites.
  2526. overdue İng.
    • s. gecikmiş, vadesi geçmiş.
  2527. overeat İng.
    • f. (-ate, -eaten) fazla yemek yemek, oburluk etmek.
  2528. overestimate İng.
    • f. fazla tahmin etmek.
  2529. overexpose İng.
    • f. gereğinden fazla teşhir etmek
    • foto filme fazla poz vermek.
  2530. overexposure İng.
    • i. fazla poz verme
    • fazlaca teşhir etme.
  2531. overflow İng.
    • i. taşma
    • taşkın şey
    • çok bol şey
    • akaç.
  2532. overflow İng.
    • f. taşmak
    • çok bol olmak.
  2533. overflowing İng.
    • s. pek bol
    • taşkın.
  2534. overgrow İng.
    • f. birbirini örtecek derecede büyümek (fidan)
    • fazla boy atmak.
  2535. overhand İng.
    • s. yukarıdan aşağı inen (yumruk, raket darbesi)
    • iğne ardı gibi dikilen.
  2536. overhang İng.
    • f. (-hung) i. üzerine süslü şeyler asmak
    • sarkmak, üzerine sarkmak
    • i. çıkıntı
    • çıkıntı derecesi.
  2537. overhaul İng.
    • i. kontrol
    • bakım ve tamir.
  2538. overhaul İng.
    • f. gereken onarımı yapmak için elden geçirmek
    • kontrol etmek
    • arkasından yetişip önüne geçmek.
  2539. overhead İng.
    • i., s. genel masraflar
    • s. baştan yukarıda olan, yukarıdan geçen
    • genel masraflarla ilgili.
  2540. overhead İng.
    • z. baştan yukarı, yukarıda, tepede, üstte, üst katta.
  2541. overhear İng.
    • f. (-heard) rastlantılı olarak işitmek, kulak misafiri olmak.
  2542. overinflated İng.
    • s. şişirilmiş
    • fazla büyütülmüş, abartmalı.
  2543. overjoy İng.
    • f. fazlasıyle sevindirmek.
  2544. overkill İng.
    • i. düşmanın fazlasıyle üstesinden gelebilecek askeri olanak.
  2545. overladen İng.
    • s. fazlasıyle yüklenmiş.
  2546. overland İng.
    • s., z. kara yolu ile yapılan
    • z. karada, karadan.
  2547. overlap İng.
    • f. (-ped, -ping) üst üste getirmek veya gelmek (yanyana duran iki şeyin kenarları)
    • aşırmak, aşmak.
  2548. overlay İng.
    • f. (-laid) kaplamak
    • üstüne yüklemek
    • matb. kâğıdın altını takviye etmek.
  2549. overlay İng.
    • i. örten tabaka
    • kaplama
    • bir harita üzerine konan tamamlayıcı sayfa.
  2550. overload İng.
    • i. fazla yük.
  2551. overload İng.
    • f. fazla yüklemek veya doldurmak.
  2552. overlook İng.
    • i. bakış, yukarıdan seyretme
    • yüksek yer
    • gözden kaçırma.
  2553. overlook İng.
    • f. gözden kaçırmak, dikkate almamak
    • önem vermemek
    • yüksek bir yerden bakmak
    • muayene veya teftiş etmek.
  2554. overlord İng.
    • i. tahakküm eden kimse
    • başkasından üstün kimse
    • derebeyi.
  2555. overly İng.
    • z., A.B.D. fazla, aşırı derecede.
  2556. overmaster İng.
    • f. boyun eğdirmek, hakkından gelmek, üstün çıkmak.
  2557. overmatch İng.
    • f. üstün gelmek, yenmek.
  2558. overmuch İng.
    • z. pek çok, gereğinden fazla.
  2559. overnight İng.
    • z., s. gece esnasında, geceleyin, bir gece içinde, bir geceyi kapsayarak
    • dün gece
    • ani olarak, birdenbire
    • s. gece boyunca olan
    • bir gecelik.
  2560. overpass İng.
    • i., f. üst geçit
    • üstten geçen yol
    • f. üstünden geçmek
    • geçmek, üstesinden gelmek
    • görmezlikten gelmek.
  2561. overpay İng.
    • f. (-paid, -paying) fazla ödemek
    • değerinden fazla ödemek.
  2562. overpersuade İng.
    • f. ağır basıp ikna etmek.
  2563. overplay İng.
    • f. büyütmek, abartmak, mübalağa etmek
    • çok iyi oynamak. over play one's hand kendi olanaklarına fazla güvenmek.
  2564. overplus İng.
    • i. fazlalık, artan şey, kalan miktar.
  2565. overpopulation İng.
    • i. nüfusun yüzölçümü ve olanaklara göre fazla olması veya büyük bir hızla artması.
  2566. overpower İng.
    • f. zararsız hale getirmek
    • cebir ve kuvvetle yenmek
    • çok tesir etmek.
  2567. overpowering İng.
    • s. yıkıcı, kahredici
    • çok kuvvetli (sebep, koku, his).
  2568. overprice İng.
    • f. fazla yüksek fiyat koymak.
  2569. overprint İng.
    • f.,i. üstüne yeniden basmak
    • i. basılan düzeltme.
  2570. overprize İng.
    • f. fazla değer vermek.
  2571. overproduce İng.
    • f. piyasaya göre fazla imal etmek. overproduction i. piyasayı etkileyecek kadar fazla imalât.
  2572. overprotect İng.
    • f. gereğinden fazla korumak.
  2573. overrate İng.
    • f. fazla önem vermek, önemsemek.
  2574. overreach İng.
    • f. yetişip geçmek
    • ötesine geçmek
    • aldatmak, dolandırmak yürürken art ayağının tırnağı ön ayağının ökçesine dokunmak (at).
  2575. override İng.
    • f. (-rode, -ridden) tepelemek, ayak altında çiğnemek
    • önem vermemek, hakkını çiğnemek
    • fazla binerek yormak (at)
    • tıb. (kemiğin kırık uçları) bir birine binmek.
  2576. overripe İng.
    • s. fazla olgunlaşmış, geçkin, vakti geçmiş.
  2577. overrule İng.
    • f. geçersiz kılmak, kararını iptal etmek
    • hükmünü geçirmek, etkili olmak.
  2578. overrun İng.
    • f. (ran, run, running) üstüne yayılmak, kaplamak
    • istila etmek
    • üstünden geçmek
    • koşarak birini geçmek.
  2579. overseas İng.
    • s. denizaşırı.
  2580. oversee İng.
    • f. (saw, seen) idare etmek, seyretmek.
  2581. overseer İng.
    • i. idareci, müfettiş
    • ustabaşı, kalfa.
  2582. oversell İng.
    • f. (sold, selling) fazla satış yapmak
    • satılacak şeyi fazla övmek.
  2583. oversexed İng.
    • s. cinsel istekle fazla ilgili.
  2584. overshade İng.
    • f. gölge etmek, gölgelemek.
  2585. overshadow İng.
    • f. kendi üstünlüğüyle gölgelemek, düşürmek, küçültmek.
  2586. overshoe İng.
    • i. şoson, lastik.
  2587. overshoot İng.
    • f. (shot) nişandan öteye atmak
    • geçmek
    • aşırılığa kaçmak.
  2588. overshotwheel İng.
    • suyu üstten alan dolap.
  2589. oversight İng.
    • i. yanlış, kusur
    • göze tim, idare.
  2590. oversize İng.
    • s. fazla geniş, fazla büyük.
  2591. oversleep İng.
    • f. (slept) fazla uyumak.
    • vaktinde uyanmadığı için (randevuyu) kaçırmak.
  2592. oversoul İng.
    • i., gen. b.h. bütün ruhları birleştiren ve etkileyen evrensel ruh.
  2593. overspend İng.
    • f. (spent) fazla masraf yapmak, bütçeyi aşmak.
  2594. overstate İng.
    • f. mübalağa etmek, abartmak. overstatement i. mübalağalı söz, abartma.
  2595. overstay İng.
    • f. haddinden fazla kalmak.
  2596. overstep İng.
    • f. (ped, ping) geçmek, aşmak, haddini aşmak.
  2597. overstrung İng.
    • s. çok sinirli
    • müz. üst üste gerilmiş.
  2598. overstuffed İng.
    • s. fazla dolu
    • içi doldurularak kaplanmış (ev eşyası).
  2599. oversubscribe İng.
    • f. gereken veya olandan fazlasını taahhüt etmek.
  2600. oversupply İng.
    • i., f. fazlalık
    • f. fazla tedarik etmek.
  2601. overt İng.
    • s. açık olarak yapılan, açıktan açığa olan
    • huk. kasten yapılan. overtly z. açık şekilde, göz önünde.
  2602. overtake İng.
    • f. (took, taken) yetişmek
    • birden karşısma çıkmak.
  2603. overtax İng.
    • f. ağır vergi koymak
    • dayanabileceğinden fazla iş yüklemek.
  2604. overthrow İng.
    • i. yıkma, devirme.
  2605. overthrow İng.
    • f. (threw, thrown) yıkmak, düşürmek, yere vurmak
    • bozmak, yenmek
    • harap etmek.
  2606. overtime İng.
    • i., s. iş saatlerinden fazla çalışma süresi
    • s. iş saatlerinden sonraki çalışmalara ait.
  2607. overtone İng.
    • i., müz. armonik seslerden biri
    • boyalı bir yüzeyin yansıttığı ışığın rengi
    • ima edilen fikir.
  2608. overtop İng.
    • f. (-ped, -ping) tepesini aşmak
    • üstün olmak, üstün gelmek.
  2609. overtower İng.
    • f. bir şeyin üzerinde yükselmek, daha yüksek olmak.
  2610. overtrick İng.
    • i., (briç) fazla kazanılan el.
  2611. overture İng.
    • i. önerme
    • müz. uvertür.
  2612. overturn İng.
    • i. devirme, altüst etme.
  2613. overturn İng.
    • f. devirmek, altüst etmek, bozmak.
  2614. overweening İng.
    • s. kendinden fazla emin, gururlu, kibirli.
  2615. overweight İng.
    • i., s., f. tartıda fazla gelen miktar, fazla ağırlık:şişmanlık
    • şişman: f. fazla yüklemek.
  2616. overwhelm İng.
    • f. basmak
    • etkilemek, bunaltmak
    • garketmek, boğmak
    • başından aşmak.
  2617. overwhelming İng.
    • s. çok kuvvetli, karşı konulamaz
    • bunaltıcı.
  2618. overwork İng.
    • f. kuvvetinden fazla çalıştırmak veya çalışmak.
  2619. overwrite İng.
    • f. (wrote, written) fazla ince bir üslupla yazmak
    • fazla uzun yazmak
    • bir yazı üzerinde düzeltme yapmak.
  2620. overwrought İng.
    • s. fazla işlemeli
    • sinirleri bozuk
    • aşırı heyecanlı
  2621. övgü Tür.
    • eulogy. praise. laudatory speech or writing. citation. compliment. encomium. glory. panegyric. a good word.
  2622. övgü Tür.
    • compliment. praise. commendation. accolade. approbation. bouquet. eclat. encomium. eulogy. glowing account. laud. ode. panegyric. tribute.
  2623. övgü Tür.
    • accolade. commendation. compliment. credit. eulogy. praise. tribute. panegyric. applause.
  2624. övgücü Tür.
    • flatterer.
  2625. övgüye değer Tür.
    • laudable. meritorious. praiseworthy.
  2626. övgüye değer Tür.
    • creditable.
  2627. övgüye değer Tür.
    • commendable.
  2628. oviduct İng.
    • i., anat. yumurtanın rahme giderken geçtiği kanal, yumurta geçidi.
  2629. oviferous İng.
    • s. yumurtası olan.
  2630. oviform İng.
    • s. yumurta şeklindeki, beyzi, oval.
  2631. ovine İng.
    • s. koyuna ait, koyun gibi, koyun türünden.
  2632. oviparous İng.
    • s., zool. yumurtlayan.
  2633. ovipositor İng.
    • i., zool. bazı böceklerin yumurta bırakmaya mahsus ucu sivri tüp şeklindeki uzvu.
  2634. ovisac İng.
    • i., anat. ovogon dağarcığı.
  2635. ovma Tür.
    • friction. massage. rub.
  2636. ovmak Tür.
    • to massage. to knead. to rub. to scrub. to scour.
  2637. ovmak Tür.
    • knead. rub. to rub and press with the hand. massage. to polish. to rub. to massage. to knead. to scrub. to wipe.
  2638. övme Tür.
    • praising. praise. laudation. commendation. compliment. flattery. glorification. laud. plug. recommendation. tribute.
  2639. övme Tür.
    • praising. praise. commending. flattery. eulogy. glorification. exaltation. laudation. laud.
  2640. övmek Tür.
    • to praise. to enlogize. bless. commend. compliment. cry up. eulogize. exalt. glorify. magnify.
  2641. övmek Tür.
    • sing smb."s praise. sing the praises of. praise. commend. vaunt. flatter. speak in praise of smb. glorify. eulogize. acclaim. accord praise. belaud. boost. build up. celebrate. compliment. crack up. cry up. emblazon. exalt. extol. extoll. laud. magn.
  2642. övmek Tür.
    • celebrate. commend. compliment. eulogize. exalt. extol. glorify. praise. to praise. to commend. to compliment. to eulogize. to celebrate. to exalt. to extol.
  2643. ovoid İng.
    • s. yumurta şeklindeki, beyzi.
  2644. ovoviviparous İng.
    • s., zool. ovovovipar.
  2645. övücü Tür.
    • complimentary.
  2646. övücü Tür.
    • cheer. commendatory. glowing. laudatory.
  2647. ovulate İng.
    • f., anat. yumurtlamak.
  2648. ovulation İng.
    • i. yumurtlama
    • yumurtalık içinde yumurtacıkların oluşumu
    • yumurtacıkların yumurtalıktan dışan çıkmaları.
  2649. ovule İng.
    • i., bot. tohum taslağı
    • zool. yumurtacık, ilk gelişme devresindeki yumurta.
  2650. ovulmak Tür.
    • to be massaged. to be kneaded. to be rubbed. to be scrubbed. to be scoared.
  2651. övülmek Tür.
    • to be praised.
  2652. övülmek Tür.
    • to be praised.
  2653. övülmeye değer Tür.
    • commendable.
  2654. ovum İng.
    • i. biyol. yumurtacık, yumurta.
  2655. övünç Tür.
    • feeling of pride.
  2656. övüngen Tür.
    • braggart.
  2657. övüngen Tür.
    • boastful. windy.
  2658. övüngenlik Tür.
    • jactation.
  2659. övüngenlik Tür.
    • boastfulness.
  2660. övünme Tür.
    • self-praise. boasting. boast. big talk. vaunt. blow. bounce. brag. bragging. egotism. gas. rodomontade.
  2661. övünme Tür.
    • boasting. bragging. taking pride in. blow. boast. brag. egotism. glory. jactitation. pride. vaunt.
  2662. övünmek Tür.
    • to take pride in. to be proud of. to praise oneself. to boast. to brag. blow. crow. to talk through one"s hat. perk it. plume. put on the dog. swagger. swell. talk big. to blow one"s own trumpet. vapour.
  2663. övünmek Tür.
    • sing one"s own praises. praise oneself. boast. be proud. vaunt. pride oneself on. plume oneself upon. brag. crow. exult. gas. glory. pique oneself on smth. plume oneself on. sport. vapor. vapour. talk big.
  2664. övünmek Tür.
    • brag.
  2665. ovuşturma Tür.
    • massage.
  2666. ovuşturmak Tür.
    • to rub. knead. to rub. to massage.
  2667. ovuşturmak Tür.
    • to massage. to knead. to rub. to rub together. to wring.
  2668. ovuşturmak Tür.
    • rub. chafe. wring.
  2669. owe İng.
    • f. borcu olmak, borçlu olmak
    • bir hissin etkisi altında olmak
    • minnettarı olmak.
  2670. owing İng.
    • s. borç olan
    • borçlu. owing to sebebiyle.
  2671. owl İng.
    • i. baykuş zool. Strigiformes. owlish s. baykuş gibi. eagle owl puhu kuşu, zool. Bubo bubo. little owl kukumav, zool. Athene noctua. scops owl cüce baykuş, zool. Otus scops. shorteared owl bataklık baykuşu, zool. Asio flammeus. tawny owl alaca baykuş, zool. Strix aluco.
  2672. owlet İng.
    • i. ufak baykuş, kukumav, zool. Athene noctua
    • baykuş yavrusu.
  2673. own İng.
    • f. malik olmak, sahip olmak
    • tanımak, kabul etmek, doğrulamak, itiraf etmek
    • teslim etmek. own up k.dili tam ve doğru olarak itiraf etmek.
  2674. own İng.
    • s. kendine değgin, özel, kendinin, kendi
    • öz. Ann's own book Ann'in kendi kitabı. be one's own man başına buyruk olmak. come into one's own kendi malına sahip olmak
    • layık olduğu mevkie erişmek. hold one's own yerini korumak on one's own kendi hesabına, kendi başına.
  2675. owner İng.
    • i. sahip mal sahibi. ownership i. mülkiyet, sahiplik. owneroccupied s. ing sahibinin oturduğu (ev, apartman).
  2676. ox İng.
    • i. (çoğ. -oxen) öküz .
  2677. oxalate İng.
    • i., kim. oksalat, oksalik asidin tuzu. oxalic acid oksalik asit.
  2678. oxalis İng.
    • i. kazayağı, bot. Oxalis.
  2679. oxblood İng.
    • i. koyu kırmızı renk.
  2680. oxbow İng.
    • i. öküz boyunduruğundan boynun altına gelen U şeklinde parça
    • A.B.D. Irmağın U şeklindeki dönemeci.
  2681. oxcart İng.
    • i. öküz arabası, kağnı.
  2682. oxeye İng.
    • i. bileşikgillerden herhangi bir çiçek, san papatya.
  2683. oxford İng.
    • i., A.B.D. bağlı erkek ayakkabısı.
  2684. oxidation İng.
    • i. oksitlenme, oksidasyon.
  2685. oxide İng.
    • i., kim. oksit oxidize f. oksijen ile birleştirmek, okside etmek.
  2686. oxtongue İng.
    • i. sığırdili, bot. Anchusa officinalis.
  2687. oxus river İng.
    • Amu Derya nehri.
  2688. oxyacetylene İng.
    • s. oksijen ile asetilenin bileşiminden meydana gelen.
  2689. oxygen İng.
    • i. oksijen. oxygenate, oxygenize f. oksijen ile karıştırmak, içine oksijen katmak. oxygena'tion i. oksijenlesme, oksitlenme, oksitlendirme.
  2690. oxyhydrogen İng.
    • i. oksijen ile hidrojen karışımı.
  2691. oxymel İng.
    • i. sirkeli bal şerbeti, sirkengebin.
  2692. oxymoron İng.
    • i., kon., san. anlamı kuvvetlendirmek için zıt kelimelerin bir araya getirildiği deyiş tarzı: öldürücü şefkat.
  2693. oxytone İng.
    • s., i., gram. son hecesinde kuvvetli vurgusu olan
    • i. son hecesi vurgulu kelime.
  2694. oy Tür.
    • vote. vote oy. ballot. opinion. view.
  2695. oy Tür.
    • vote. ballot vote. plumper. suffrage.
  2696. oy Tür.
    • Optimum Yield. yelled to get someones attention. : a cry of astonishment, such as "Oh, my!". boy, coin.
  2697. oy Tür.
    • ballot. opinion. vote. view.
  2698. oy birliği Tür.
    • unanimity.
  2699. oy birliği Tür.
    • unanimity.
  2700. oy birliği Tür.
    • consensus.
  2701. oy çokluğu Tür.
    • majority.
  2702. oy hakkı Tür.
    • voting right. qualification to vote.
  2703. oy pusulası Tür.
    • ballot. ballot paper. voting paper.
  2704. oy pusulası Tür.
    • ballot.
  2705. oy sandığı Tür.
    • ballot box. ballot / voting box.
  2706. oy sandığı Tür.
    • ballot box.
  2707. oy vermek Tür.
    • to pass a vote of non confidence. throw. vote.
  2708. oy vermek Tür.
    • poll. vote.
  2709. oya Tür.
    • pinking. embroidery on the edge of a garment.
  2710. oya Tür.
    • embroidery. lace. pinking.
  2711. oya Tür.
    • a kind of embroidery. lag. needle lace.
  2712. oyalama Tür.
    • distraction. diversion.
  2713. oyalama Tür.
    • delayed. distraction. diversion. stall.
  2714. oyalamak Tür.
    • to detain sb. to put sb off with trumped-up excuses. to distract. to keep sb busy. to divert. to amuse. detain. tarry.
  2715. oyalamak Tür.
    • put off. divert. string along. waste smb."s time. delay. temporize. entertain. amuse. stall. stall off. embroider.
  2716. oyalamak Tür.
    • divert.
  2717. oyalanma Tür.
    • distraction. amusement. dalliance. procrastination.
  2718. oyalanma Tür.
    • distraction.
  2719. oyalanmak Tür.
    • waste time. dilly-dally. monkey around. fool around. fool about. fool. be amused. amuse oneself. dally. delay. disport oneself. footle. fribble. frivol. hang out. linger. loiter. mess around. piddle. play around. be pleased with. potter. potter about.
  2720. oyalanmak Tür.
    • to distract oneself. to keep oneself amused (in order to ward off boredom or sadness. to be detained. to be put off. to be distracted. to be amused. dally. dally with. dawdle. dilly dally. disport. hover. idle. linger. potter putter. stick around.
  2721. oyalanmak Tür.
    • linger. stall. to loiter. waste time. to amuse oneself. to linger. to hang about. to dawdle.
  2722. oyalayıcı Tür.
    • amusing.
  2723. oyalı Tür.
    • edged with Oya.
  2724. oyer İng.
    • i., huk. mahkemeye sunulan belge. oyer and terminer A.B.D. ağır ceza mahkemesi
    • ing. bir çeşit geçici mahkeme.
  2725. oyez , oyes İng.
    • (ünlem) Dinle! (mahkemede mübaşir tarafından halkı susturmakiçin çoğunlukla üç kere barylarak söylenen kelime).
  2726. öykü Tür.
    • story. tale. narrative. recital.
  2727. öykü Tür.
    • story. short story. narrative. tale. tragicomedy.
  2728. öykücü Tür.
    • story teller. short-story writer.
  2729. öyküleme Tür.
    • narration.
  2730. öyküleştirme Tür.
    • fictionalization.
  2731. öyküleştirmek Tür.
    • fictionalize.
  2732. öykünmek Tür.
    • emulate.
  2733. oylama Tür.
    • voting. show of hands. vote. ballot.
  2734. oylama Tür.
    • putting sth to a vote. voting. poll. polling.
  2735. oylama Tür.
    • poll. polling. voting.
  2736. oylamak Tür.
    • to put sth to a vote.
  2737. oylamak Tür.
    • to ballot for. to put to the vote.
  2738. oylanmak Tür.
    • to be put to a vote.
  2739. öyle Tür.
    • such. so.
  2740. öyle Tür.
    • so. thus. in that manner. precisely. such.
  2741. öyle Tür.
    • accordingly. precisely. so. such. too.
  2742. öylece Tür.
    • just so. just in that way.
  2743. öylelikle Tür.
    • and thus.
  2744. öylesi Tür.
    • such a person. such a thing. sb like that.
  2745. öylesine Tür.
    • so. such. that. excessively.
  2746. öylesine Tür.
    • slight. such.
  2747. öylesine Tür.
    • ever so much.
  2748. oylum Tür.
    • volume. capacity. bulk. quantity. amount. hollow place. cavity. hole. hollow. dimensions.
  2749. oylum oylum Tür.
    • saw toothed. zigzag. marked by prominences and indentations.
  2750. oyma Tür.
    • graven. carving. engraving. sculpture. glyph. intaglio.
  2751. oyma Tür.
    • cutting. chiselling. carving or engraving a design upon sth. hollowing sth out. carved design. the engraved design on a plate. sth which has been cut / chiseled / carved / engraved / hollowed out upon s. cavitation. gouge carving. fret work. fret. chase.
  2752. oyma baskı Tür.
    • etching.
  2753. oymacı Tür.
    • engraver. carver. chiseler.
  2754. oymacı Tür.
    • carver.
  2755. oymacılık Tür.
    • carving. engraving.
  2756. oymacılık Tür.
    • being a carver / chiseler / engraver. the art of carving or engraving. intaglio.
  2757. oymak Tür.
    • tribe. clan. boy-scout troop. carve. engrave. scoop out. excavate. bore. cave. cave in. chase. chisel. cut. etch. gouge. gouge out. grave. hollow. hollow out. incise. recess. sculp. sculpt. sculpture. trace over.
  2758. oymak Tür.
    • to cut. to chisel. to carve. to engrave a design in sth. to hollow sth out. to cut-out. to cut-in. to abate. to chase. to cavitate. to indent. to nibble. to pit. to grave. to fret. to groove. to scoop. to hew. bore. carve out. cave. channel. engrave. exci.
  2759. oymak Tür.
    • bore. carve. chisel. clan. engrave. incise. put. sculpture. tribe. to engrave. to carve. to scoop out. subdivision of a tribe. phratry. boy scout troop.
  2760. oynak Tür.
    • mobile. lively. frisky. active. flickering. wavering. vacillating. irresolute. frivolous but charming. loose. joint.
  2761. oynak Tür.
    • frisky. mobile. moving. skittish. wonky. playing. unstable. unreliable. playful. fickle. lively. active. flirtatious. wobbly. joint. articulation.
  2762. oynak Tür.
    • frisky.
  2763. oynaklık Tür.
    • volatility. frivolity.
  2764. oynaklık Tür.
    • changefulness.
  2765. oynama Tür.
    • rendering. representation. playing. moving. play.
  2766. oynama Tür.
    • playing. gambling. dancing.
  2767. oynama Tür.
    • performing. move. moving. playing. dancing. acting. play. showing. falsification. fluctuation. hop.
  2768. oynamak Tür.
    • to play. to amuse oneself. to fool around. to dance. to gamble. to frisk about. to move. to bulge. to stir. to become loose. to have play in it. to play (a game. to perform (a play. to risk. to play around with. to trifle with. to fluctuate. to move back.
  2769. oynamak Tür.
    • shake a leg. mess smth. about. play. move. dance. act. perform. play with. place one"s bet. toy. budge. frisk. hop. interpret. jig. juggle. monkey. play around. play at. play on. play upon. playact. represent. work.
  2770. oynamak Tür.
    • frolic. juggle. perform. play. sport. tamper. tinker. to play. to dance. to frolic. to romp. to move. to budge. to fiddle with. to toy with. to tamper with. to tinker. to be on. to perform. to act. to enact. to portray. to dally with sb/sth. to risk. to back. skip and jump about. to vibrate.
  2771. oynaş Tür.
    • lover. lovemate. paramour.
  2772. oynaş Tür.
    • dally with.
  2773. oynaşma Tür.
    • dalliance.
  2774. oynaşma Tür.
    • dalliance.
  2775. oynaşmak Tür.
    • to play with one another. to carry on a love affair.
  2776. oynaşmak Tür.
    • caper. frisk. pet. to play with one another. to carry on. to have it off.
  2777. oynatılmak Tür.
    • to be allowed to be played. to be allowed to be shown.
  2778. oynatım Tür.
    • exhibition.
  2779. oynatımcı Tür.
    • exhibitor.
  2780. oynatma Tür.
    • allowing to be played. showing. going off one"s rocker. waggle. wiggle.
  2781. oynatmak Tür.
    • to allow sth to be played or performed. to keep sb amused. to allow to play with (another. to go off one"s rocker. to loose one"s mind. to go off one"s nut. dance. dandle. frisk. to lead sb up the garden path. move. waggle. wiggle.
  2782. oynatmak Tür.
    • move. screen. to put on. to cause to move. to go out of one"s head. to cause to play. to cause to dance. to move. to budge. to exhibit. to perform. to show. to dislocate. to go off one"s head. to go mad. to flip.
  2783. oysa Tür.
    • yet. however. but. whereas. while. whilst.
  2784. oysa Tür.
    • whereas. yet. however.
  2785. oysa Tür.
    • whereas. however. yet. but. hand-washing bond. wheras.
  2786. oyster İng.
    • i. istiridye, zool. Ostrea edulis
    • tavuk sırtının iki tarafındaki istiridye şeklindeki lezzetli et parçası. oyster bed isti ridye yatağl, denizin slğ sulannda istiridye yetişen yer. oyster catcher istiridye avcısı, deniz saksağanı, zool. Haemotopus ostralegus. oyster plant tekesakalı, iskorçina, bot. Tragopogon orientalis. oyster shell istiridye kabuğu.
  2787. oyuk Tür.
    • hollow. hallow. pit. cavity. cavern. hole. alcove. bore. burrow. excavation. gouge. niche. pocket. sinus. socket.
  2788. oyuk Tür.
    • cavity. socket. hollow place. hole. cave. grot. slap. crater. cavitation. indentation. rabbet. scoop. pit. groove. chasm. pocket. pitter. gain. rut. gully. pigeon hole hollow. concave. bore. chute. fold. niche. recess. vein.
  2789. oyuk Tür.
    • bore. breach. burrow. cavity. fold. hole. hollow. socket. pit. pitting. hollowed out.
  2790. oyun Tür.
    • play. game. performance. stage play. act. acting. dance. sport. trick. canard. device. frolic. hoax. presentment. representation. wheeze.
  2791. oyun Tür.
    • device. dodge. game. hoax. performance. piece. play. prank. representation. ruse. sell. show. spectacle. trick. wiles. drama. dance. deception. joke.
  2792. oyun Tür.
    • dance. game. play. ruse. trick. theatrical presentation. folk dance. a movement designed to throw one"s opponent off guard. artifice. chicane. delusion. device. dodge. drama. fetch. filmization or filmisation. frisk. hand. hoax. jape. lark. pa.
  2793. oyun alanı Tür.
    • play area. playground.
  2794. oyun masası Tür.
    • gaming table.
  2795. oyun masası Tür.
    • card table.
  2796. oyun sahası Tür.
    • stamping ground.
  2797. oyun sahası Tür.
    • playground.
  2798. oyun yazarı Tür.
    • play wright.
  2799. oyunbozan Tür.
    • spoilsport.
  2800. oyunbozan Tür.
    • person who at the last minute refuses to do sth he has agreed to do. spoilsport. killjoy.
  2801. oyunbozan Tür.
    • killjoy.
  2802. oyunbozanlık Tür.
    • trickery. deceitfulness.
  2803. oyuncak Tür.
    • toy. toy. plaything. putty. sport.
  2804. oyuncak Tür.
    • plaything. tool. toy. cinch. child"s play. laughingstock. trifle. easy job.
  2805. oyuncak Tür.
    • easy job. duck soup. child"s play. trifling matter. unimportant thing. puppet. pawn. novelties. plaything. sport. tie in. tool. toy.
  2806. oyuncak bebek Tür.
    • doll.
  2807. oyuncak bebek Tür.
    • doll.
  2808. oyuncakçı Tür.
    • toy maker. toy seller. toymen. toyman.
  2809. oyuncakçılık Tür.
    • being a maker or seller of toys. the toy business.
  2810. oyuncu Tür.
    • playful. tricky. tricksy. sportive. frisky. prankish. player. performer. actor. play actor. trickster. gambler. hoaxer. thespian.
  2811. oyuncu Tür.
    • player. actor. actress. trickster. playful. frolicsome. tricky. deceitful. doer. megastar. performer. rookie.
  2812. oyuncu Tür.
    • frisky. performer. player. playful. scorer. skittish. sportive. actor. actress. trickster. frolicsome. tricky. actor. dancer.
  2813. oyunculuk Tür.
    • being a player (of a game. acting. being an actor or actress. trickery. deceitfulness. playfulness. frolicsomeness. gamesmanship.
  2814. oyunculuk Tür.
    • acting. fun.
  2815. oyunlaştırmak Tür.
    • to make into a play.
  2816. oz İng.
    • kıs. ounce.
  2817. öz Tür.
    • core. element. elementary. essence. heart. marrow. nucleus. self. substance. sum. abstract. summary. extract. plasma. medulla. pith. germ. syllabus. synopsis. category. kern. origin. digest. proper. specific. special. private. personal. privy. original. g.
  2818. öz Tür.
    • compact. compendious. full. genuine. german. own. whole. self. marrow. essence. cream. substance. kernel. extract. essential oil. extraction. quintessence. distillate. distillation. content. core. elixir. entity. epitome. gist. goodness. heartbeat. m.
  2819. öz Tür.
    • base. compendious. core. essence. essential. extract. gist. guarded. guts. kernel. marrow. meat. nucleus. pith. self. soul. spirit. substance.
  2820. öz eleştiri Tür.
    • self-criticism.
  2821. öz güven Tür.
    • self-reliance.
  2822. öz kardeş Tür.
    • whole brother.
  2823. ozalit Tür.
    • ozalit.
  2824. ozalit Tür.
    • blueprint.
  2825. ozan Tür.
    • poet. bard.
  2826. ozan Tür.
    • minstrel. poet. wandering minstrel. bard. glee. gleeman. scald. skald.
  2827. ozan Tür.
    • bard. contemporary. poet. poet şair.
  2828. Özbek Tür.
    • uzbek.
  2829. Özbekçe Tür.
    • uzbek.
  2830. Özbekistan Tür.
    • Uzbekstan.
  2831. Özbekistan Tür.
    • uzbekistan.
  2832. Özbekistan Tür.
    • Uzbekistan.
  2833. özbeöz Tür.
    • real. true. german.
  2834. özbeöz Tür.
    • all. full-blooded.
  2835. özdenlik Tür.
    • self-existence.
  2836. özdeş Tür.
    • same. identical.
  2837. özdeş Tür.
    • identical, same. identical. exactly alike.
  2838. özdeş Tür.
    • identical. identic.
  2839. özdeşleşme Tür.
    • identification.
  2840. özdeşleşmek Tür.
    • to become identical. to identify with sb/sth.
  2841. özdeşleşmek Tür.
    • identify.
  2842. özdeşleştirmek Tür.
    • to identify with.
  2843. özdeşleştirmek Tür.
    • to identify oneself with sb. to equate one thing with another.
  2844. özdeşlik Tür.
    • identity. identicalness. identity.
  2845. özdeşlik Tür.
    • identicalness.
  2846. özdeyiş Tür.
    • aphorism. maxim. epigram. byword. household name.
  2847. özdeyiş Tür.
    • adage. aphorism. maxim. saw. saying. epigram.
  2848. özel Tür.
    • special. personal. private. distinctive. particular. specific. proper. ad hoc. closet. esoteric. especial. exclusive. express. extraordinary. individual. intimate. peculiar. privy. proprietary. sole. state. very. self.
  2849. özel Tür.
    • distinctive. especial. exclusive. individual. intimate. particular. peculiar. personal. private. special. specific.
  2850. özel Tür.
    • custom. private. special. personal. exceptional. different. especial. express. own. particular. peculiar. privy. proprietary. single. specific. very.
  2851. özel af Tür.
    • remission of a sentence.
  2852. özel dil Tür.
    • special language.
  2853. özel girişim Tür.
    • private enterprise. private enterprise / undertaking. privately owned enterprise. private concern. private initiative. privately owned enterprise / establishment / undertaking.
  2854. özel girişimci Tür.
    • private entrepreneur.
  2855. özel hayat Tür.
    • private life. privateness.
  2856. özel mülkiyet Tür.
    • private property.
  2857. özel mülkiyet Tür.
    • private ownership. private property.
  2858. özel okul Tür.
    • private school. independent / nonprovided / private school. independent school. special school.
  2859. özel okul Tür.
    • private school.
  2860. özel sayı Tür.
    • special issue.
  2861. özel sektör Tür.
    • private sector.
  2862. özel ulak Tür.
    • express delivery. express messenger. first class mail. special mail.
  2863. özel yaşam Tür.
    • inner life. private life.
  2864. özelik Tür.
    • property. attribute.
  2865. özelleşme Tür.
    • specialization.
  2866. özelleşme Tür.
    • privatization.
  2867. özelleşmek Tür.
    • to acquire a character of its own.
  2868. özelleştirme Tür.
    • privatization.
  2869. özelleştirme Tür.
    • privatization.
  2870. özelleştirmek Tür.
    • to privatize. turn over to private managers.
  2871. özelleştirmek Tür.
    • privatize. to privatize.
  2872. özellik Tür.
    • speciality. specialty. characteristic. particularity. peculiarity. property. feature. special feature. attribute. attribution. cachet. character. hall mark. hallmark. idiosyncrasy. particular. plate-mark. point. quality. quiddity. singularity. stamp.
  2873. özellik Tür.
    • characteristic. feature. attribute. attribution. character. genius. invention. particularity. peculiarity. point. privacy. property. quality. ring. self. special feature. speciality. token. trait.
  2874. özellik Tür.
    • character. characteristic. feature. individuality. nature. peculiarity. property. qualification. quality. speciality. trait.
  2875. özellikle Tür.
    • especially. specially. in particular. particularly. exclusively. above all. in especial. expressly. notedly. principally.
  2876. özellikle Tür.
    • especially. particularly. above all. accepted pairing. bosom. chiefly. consumerization. expressly. fat cat. intransigent. notably. peculiarly.
  2877. özellikle Tür.
    • especially. notably. particularly. peculiarly.
  2878. özen Tür.
    • care. careful attention. pains. application. assiduity. pain. solicitude.
  2879. özen Tür.
    • care. attention. painstaking. application. assiduity. elaboration. jealousy. solicitude. thought. pains.
  2880. özen Tür.
    • attention. care. solicitude. pains itina. ihtimam.
  2881. özendirme Tür.
    • to cause sb to take pains over sth. to cause sb to want to imitate sb. encouragement.
  2882. özendirmek Tür.
    • prod. stimulate. tempt.
  2883. özendirmek Tür.
    • encourage. encourage. support. accelerate. prod. tempt.
  2884. özendirmek Tür.
    • encourage.
  2885. özenilmek Tür.
    • to take pains (to do sth over sth.
  2886. özenilmiş Tür.
    • elaborate.
  2887. özeniş Tür.
    • careful attention.
  2888. özenli Tür.
    • painstaking. very careful. mindful. attentive. studious.
  2889. özenli Tür.
    • attentive. careful. painstaking. assiduous. elaborate. heedful. jealous. regardful. scrupulous. thoughtful.
  2890. özenli Tür.
    • attentive. careful. meticulous. painstaking. punctilious. rigorous.
  2891. özenmek Tür.
    • to take pains. to try hard. to imitate. to ape.
  2892. özenmek Tür.
    • to take pains (to do sth / over sth. to want to imitate sb. to try to do sth one knows little about.
  2893. özenmek Tür.
    • take pains. try hard. elaborate on smth. emulate. take an example by.
  2894. özensiz Tür.
    • slipshod. carelessly done. sb who does careless work.
  2895. özensiz Tür.
    • inattentive. inelaborate. slipshod.
  2896. özensiz Tür.
    • carelessly done. slipshod.
  2897. özenti Tür.
    • desire to imitate sb. desire to do sth one knows little about. affectation.
  2898. özenti Tür.
    • affectation. emulation. affected.
  2899. özenticilik Tür.
    • preciosity.
  2900. özentili Tür.
    • very careful. painstaking. mannered.
  2901. özentisiz Tür.
    • careless. slipshod.
  2902. özerk Tür.
    • autonomous. autonomous muhtar. otonom.
  2903. özerk Tür.
    • autonomous.
  2904. özerk Tür.
    • autarchic.
  2905. özerkleşmek Tür.
    • to achieve autonomy.
  2906. özerklik Tür.
    • self-administration. self-government. autarchy. autonomy. self-rule.
  2907. özerklik Tür.
    • autonomy. autonomy muhtariyet. otonomi.
  2908. özerklik Tür.
    • autarchy.
  2909. özet Tür.
    • short. brief. summary. compress. summary. synopsis. abstract. outline. digest. extract. precis. epitome. abridgement. brief. compendium. condensation. conspectus. gist. resume. roundup. sum. summation.
  2910. özet Tür.
    • abstract. brief. summary. résumé. abbreviation. bottom line. compendium. conspectus. summary of contents. digest. epitome. gist. precis. round up. sum. summation. summing up. synopsis. table.
  2911. özet Tür.
    • abstract. brief. condensation. digest. extract. nutshell. outline. précis. resumé. summary. synopsis.
  2912. özetleme Tür.
    • to summarize. abridgment.
  2913. özetleme Tür.
    • summarization.
  2914. özetlemek Tür.
    • to summarize.
  2915. özetlemek Tür.
    • summarize. abstract. sum up. abridge. wrap up. boil down. brief. compress. encapsulate. epitomize. incapsulate. outline. precis. reduce. resume. totalize.
  2916. özetlemek Tür.
    • abridge. abstract. compress. condense. recapitulate. summarize. to summarize. to condense. to compress. to abstract. to sum sth up.
  2917. özetlenmek Tür.
    • to be summarized.
  2918. özge Tür.
    • other. another. different. uncommon.
  2919. özgeci Tür.
    • altruist.
  2920. özgecilik Tür.
    • altruism.
  2921. özgü Tür.
    • peculiar to. unique to. special to. peculiar. proper. special. specific.
  2922. özgü Tür.
    • peculiar to. particular. special to. appropriate. endemic. incidental. indigenous.
  2923. özgü Tür.
    • particular. peculiar. proper. special.
  2924. özgül Tür.
    • specific.
  2925. özgül Tür.
    • specific.
  2926. özgül ağırlık Tür.
    • specific weight. specific gravity.
  2927. özgül ağırlık Tür.
    • specific gravity.
  2928. özgüllük Tür.
    • specificity.
  2929. özgüllük Tür.
    • specificity.
  2930. özgün Tür.
    • original. sole. original orijinal. authentic. genuine.
  2931. özgün Tür.
    • original. individual. distinctive. unique. genuine. characteristic. inventive. peculiar. typical. way-out.
  2932. özgün Tür.
    • original. genuine. authentic.
  2933. özgünlük Tür.
    • originality.
  2934. özgünlük Tür.
    • orginality.
  2935. özgür Tür.
    • free. independent. voluntary.
  2936. özgür Tür.
    • free. independent. at liberty. exempt. latitudinarian. unfettered. at large.
  2937. özgür Tür.
    • footloose. free. rakish. liberated serbest. hür.
  2938. özgürce Tür.
    • sponte sua.
  2939. özgürce Tür.
    • freely.
  2940. özgürleşmek Tür.
    • becoming free.
  2941. özgürleştirmek Tür.
    • to free. to liberalize.
  2942. özgürleştirmek Tür.
    • to free.
  2943. özgürlük Tür.
    • freedom. liberty. latitude hürriyet. serbesti.
  2944. özgürlük Tür.
    • freedom. independence. liberty. latitude.
  2945. özgürlük Tür.
    • freedom. haecceity. liberties. liberty.
  2946. özgürlükçü Tür.
    • partisan of freedom.
  2947. özgürlükçü Tür.
    • liberalistic.
  2948. özgürlükçü demokrasi Tür.
    • liberal democracy.
  2949. özlem Tür.
    • longing. yearning. aspiration hasret. tahassür.
  2950. özlem Tür.
    • longing. missing. yearning. aspiration. craving. hankering. hunger. nostalgia. yen.
  2951. özlem Tür.
    • aspiration. longing. yearning. ardent desire. dream. hunger. nostalgia. yen.
  2952. özlemek Tür.
    • to long for. to yearn for. to long to see. to miss. long. yearn.
  2953. özlemek Tür.
    • miss. long for. long. yearn. hanker. hunger. pant. pine. pine for. sigh for.
  2954. özlemek Tür.
    • miss.
  2955. özlemli Tür.
    • wistful.
  2956. özlenmek Tür.
    • to be longed for. to be yearned for. to be missed.
  2957. özleşmek Tür.
    • to be purified.
  2958. özleştirmek Tür.
    • to purify.
  2959. özleştirmek Tür.
    • to purify.
  2960. özletmek Tür.
    • to make sb long for. to make sb miss.
  2961. özlü Tür.
    • sappy.
  2962. özlü Tür.
    • pulpy. pithy. dense. sincere. genuine. fertile. succinct. compendious. concise. juicy. meaty. sappy. stiff. substantial. succulent. terse.
  2963. özlü Tür.
    • compact. concise. pithy. sappy. substantial. juicy. pulpy. compendious. brief. succinct. fertile.
  2964. özlü söz Tür.
    • laconism.
  2965. özlük Tür.
    • nature. character. person in charge. employee.
  2966. özlük Tür.
    • essential character. employee. several.
  2967. özlük Tür.
    • brevity. briefness.
  2968. özlük hakkı Tür.
    • copyright.
  2969. özlük işleri Tür.
    • matters pertaining to personnel.
  2970. özne Tür.
    • subject.
  2971. özne Tür.
    • subject.
  2972. öznel Tür.
    • subjective. subjective sübjektif.
  2973. öznel Tür.
    • subjective.
  2974. öznel Tür.
    • subjective.
  2975. öznellik Tür.
    • subjectivity.
  2976. ozocerite İng.
    • i., min. yermumu, taşıl mum, ozokerit.
  2977. ozon Tür.
    • ozonic. ozone.
  2978. ozon Tür.
    • ozone.
  2979. ozon Tür.
    • ozone.
  2980. ozone İng.
    • i., kim. ozon
    • k.dili saf ve temiz hava.
  2981. ozonize İng.
    • f. ozonlaştırmak
    • içine ozon karıştırmak. p
  2982. özsu Tür.
    • sap. juice. paint.
  2983. özsu Tür.
    • juice. sap. blood.
  2984. özümleme Tür.
    • assimilation.
  2985. özümlemek Tür.
    • to assimilate.
  2986. özümlemek Tür.
    • assimilate. to assimilate.
  2987. özümlenmek Tür.
    • to be assimilated into.
  2988. özümseme Tür.
    • assimilation.
  2989. özümseme Tür.
    • assimilation.
  2990. özümsemek Tür.
    • to digest. to imbibe. to assimilate.
  2991. özümsemek Tür.
    • to assimilate.
  2992. özümsemek Tür.
    • assimilate. absorb. internalize.
  2993. özür Tür.
    • excuse. defect. handicap. plea. blot. blemish. fault. apology. palliation.
  2994. özür Tür.
    • apologetic. apologetical. crack. apology. excuse. pardon. flaw. defect. disablement. handicap. allegation. putoff. reparation. vice. amends.
  2995. özür Tür.
    • alibi. apology. excuse. impediment. plea. pardon mazeret. defect.
  2996. özürlü Tür.
    • having an excuse. defective. handicapped.
  2997. özürlü Tür.
    • handicapped.
  2998. özürlü Tür.
    • defective. disabled. handicapped. malformed. gappy.
  2999. özürsüz Tür.
    • sb lacking a valid excuse. free from defect. unexcused.
  3000. özüt Tür.
    • extract. concentrate. essence.
  3001. özveri Tür.
    • self-sacrifice. self-denial. altruism.
  3002. özveri Tür.
    • self-denial. self-sacrifice. sacrifice. self-abnegation. devotion. self-devotion. unselfishness.
  3003. özverili Tür.
    • self-sacrificing. self-denying.