Türkçe - İngilizce Sözlük L

  1. l, l İng.
    • (el) (i.) İngiliz alfabesinin on ikinci harfi
    • L harfi şeklinde şey.
  2. l. İng.
    • (kıs.) latitude, law, league, left, length, line, lira, lire, liter, (b.h.) Latin, book, Romen rakamlarında 50.
  3. l.a. İng.
    • (kıs.) Los Angeles.
  4. l.h.d İng.
    • kıs. Litterarum Humaniorum Doctor, Doctor of Humanities.
  5. l'envoi İng.
  6. la Tür.
    • UCLA.
  7. la Tür.
    • The two-character ISO 3166 country code for LAO PEOPLE"S DEMOCRATIC REPUBLIC. - the portion of a receiving water"s total maximum daily load that is attributed either to one of its existing or future nonpoint sources of pollution or to natural background sources.
  8. la Tür.
    • The tone A
    • so called among the French and Italians.
  9. la Tür.
    • No.
  10. la Tür.
    • Low Angle British designation used to denote SP guns or directors Means that they are intended for use solely against surface targets.
  11. la Tür.
    • Look
    • see
    • behold
    • sometimes followed by you.
  12. la Tür.
    • Long acting.
  13. la Tür.
    • Location Area.
  14. la Tür.
    • Local Authority or council.
  15. la Tür.
    • Local Authority.
  16. la Tür.
    • Local Authorities.
  17. la Tür.
    • Liquid Applique.
  18. la Tür.
    • Library Association. in the Western do re mi system, the 6th note or swara, equivalent to da.
  19. la Tür.
    • Legislative Assistant.
  20. la Tür.
    • Lead Agent The Uniformed Services individual responsible for supporting TRICARE contract administration in a specific region.
  21. la Tür.
    • Latin America.
  22. la Tür.
    • Latex agglutination.
  23. la Tür.
    • la. a.
  24. la Tür.
    • In solmization, the sixth degree of the major scale Also, the first degree of the relative minor scale, e g a is the sixth degree, or la, in the C major scale and the first degree of the a-minor scale Lacrimoso - Tearful, mournful Lamento - Mournful, sad Langsam - Slow Largamente - Broadly Larghetto - Slower than largo Largo - Very slow Leading tone - The seventh degree of the major scale, so called because of its strong tendency to resolve upward to the tonic Ledger lines - Short lines placed above and below the staff for pitches beyond the range of the staff Legato - Smooth, connected Leggiero - Light
    • graceful Lento - Slow
    • slightly faster than largo, slower than adagio Liberamento - Freely Linear - Melodic
    • horizontal lines.
  25. la Tür.
    • In solmization, the sixth degree of the major scale Also, the first degree of the relative minor scale, e g A is the sixth degree, or La, in the C major scale and the first degree of the a-minor scale.
  26. la Tür.
    • In solmization, the sixth degree of the major scale Also, the first degree of the relative minor scale, e g a is the sixth degree, or la, in the C major scale and the first degree of the a-minor scale.
  27. la Tür.
    • EO la.
  28. la Tür.
    • Chemical symbol for Lanthanum.
  29. la Tür.
    • a white soft metallic element that tarnishes readily
    • occurs in rare earth minerals and is usually classified as a rare earth. a state in southern United States on the Gulf of Mexico
    • one of the Confederate states during the American Civil War. the syllable naming the sixth note of a major or minor scale in solmization.
  30. la Tür.
    • A syllable applied to the sixth tone of the scale in music in solmization.
  31. la Tür.
    • Arabic for No.
  32. la Tür.
    • An exclamation of surprise
    • commonly followed by me
    • as, La me! the syllable naming the sixth note of a major or minor scale in solmization.
  33. la Tür.
    • A.
  34. la İng.
    • (i.), (müz.) la notası, müzik gamında altıncı nota.
  35. la İng.
    • (kıs.) Louisiana.
  36. laager İng.
    • (i.), (f.) Güney Afrika'da etrafı arabalarla kuşatılmış kamp veya konak yeri
    • (f.) böyle konak yeri yapmak
    • böyle yerde konaklamak.
  37. lab İng.
    • (i.), ABD, (k.dili) laboratuvar.
  38. lab. İng.
    • (kıs.) laboratory.
  39. lab. İng.
    • (kıs.) Labrador.
  40. labada Tür.
    • patience dock efelek.
  41. labdanum , ladanum İng.
    • (i.) laden, (bot.) Cistus
    • laden zamkı.
  42. label İng.
    • (i.), (f.) (ed, ing veya led, ling) yafta, etiket
    • nitelendirici isim veya cümlecik
    • (f.) etiket yapıştırmak, etiketlemek
    • tasnif etmek, sınıflandırmak
    • (mim.) kapı veya pencereye saçak yapmak.
  43. labellum İng.
    • (i.) (çoğ.bella) (bot.) dudak şeklinde bir korol kısmı, dudakçık.
  44. labia İng.
    • (bak.) labium.
  45. labial İng.
    • (s.), (i.) dudaklarla ilgili
    • (dilb.) dudaksıl
    • (müz.) dudak şeklinde kenarları olan (boru)
    • (i.) dudak ünsüzü, dudaksıl ses.
  46. labiate ,ated İng.
    • (s.), (bot.) bir tarafı sarkık dudak şeklinde olan.
  47. labile İng.
    • (s.) kaymaya meyilli, değişme için tahtaları cıva klorid ile doyurmak.
  48. labirent Tür.
    • labyrinth. maze. meander.
  49. labirent Tür.
    • labyrinth. maze.
  50. labirent Tür.
    • labyrinth. maze.
  51. labium İng.
    • (i.) (çoğ. bia) dudak
    • (anat.) kadının tenasül uzvunda dudak şeklinde kısım, dudak.
  52. labor İng.
    • (İng.) labour (i.) çalışma, iş, emek
    • işçi sınıfı
    • doğum ağrıları
    • zahmet, meşakkat, sıkıntı, zorluk
    • (den.) fırtınada geminin şiddetle çalkalanması. Labor Day ABD eylülün ilk pazartesi gününe tesadüf eden işçi bayramı. labor dispute iş ihtilafı, iş anlaşmazlığı. labor exchange iş ve işçi bulma kurumu. laborintensive (s.) makinalardan ziyade el emeği ile yapılan veya yürütülen (iş, mahsul). Labour Party İşçi Partisi. labor relations iş münasebetleri
    • işçi ve işveren ilişkileri. laborsaving (s.) zahmeti azaltan, kolaylaştırıcı. labor union işçi sendikası. a labor of love hatır veya zevk için yapılan iş, menfaat mukabilinde olmayan iş, gönüllü yapılan iş. forced labor angarya. hand labor el ile yapılan iş. hard labor ağır iş cezası. in labor doğurma halinde. Ministry of Labour (İng.) Çalışma Bakanlığı.
  53. labor İng.
    • (İng.) labour (f.) çalışmak, çabalamak
    • uğraşmak, emek vermek, sıkıntı çekmek, güçlükle ilerlemek
    • (den.) denizlerde çalkalanmak, çok hırpalanmak
    • doğurma halinde olmak
    • ağrı çekmek
    • emekle meydana getirmek. l will not labor the point. işin teferruatına girişmeyeceğim. labored (s.) güçlükle yapılan, meşakkatli
    • fazla şatafatlı.
  54. laborant Tür.
    • laboratory assistant. laboratory worker.
  55. laborant Tür.
    • laboratory assistant.
  56. laborant Tür.
    • lab assistant, laboratory assistant, operator.
  57. laborant Tür.
    • A chemist.
  58. laboratory İng.
    • (i.) laboratuvar.
  59. laboratuvar Tür.
    • laboratory.
  60. laboratuvar Tür.
    • lab. laboratory.
  61. laborer İng.
    • (i.) işçi, rençper.
  62. laborious İng.
    • (s.) zahmetli, emekli, yorucu
    • çalışkan, işgüzar. laboriously (z.) emek vererek
    • çalışarak.
  63. laborite İng.
    • (İng.) labourite (i.) işçi yandaşı.
  64. labrador Tür.
    • the mainland part of the province of Newfoundland and Labrador in the eastern part of the large Labrador-Ungava Peninsula in northeastern Canada.
  65. labrador Tür.
    • Labrador.
  66. labrador Tür.
    • A region of British America on the Atlantic coast, north of Newfoundland. the mainland part of the province of Newfoundland and Labrador in the eastern part of the large Labrador-Ungava Peninsula in northeastern Canada.
  67. labrador İng.
    • (i.) Labrador yarımadası. Labrador current Labrador akıntısı. labradorite (i.), Labrador spar en iyisi Labrador'da bulunan rengarenk bir çeşit feldispat, labrador.
  68. laburnum İng.
    • (i.) sarısalkım, (bot.) Laburnum anagyroides.
  69. labyrinth İng.
    • (i.) labirent
    • entrikalıl veya karışık iş
    • (anat.) labirent, iç kulaktaki girintili boşluk. labyrin'thic, labyrin'thine (s.) labirent gibi, çapraşık, çok dolaşık ve karışık.
  70. lac İng.
    • (i.) Güney Asya'da bazı böceklerin bir takım ağaçlarda meydana getirdikleri reçineli sıvı, laka.
  71. lac, lakh İng.
    • (i.) Hindistan'da yüz bin rakamı
    • yüz bin rupi
    • çok büyük miktar.
  72. laccolith İng.
    • (i.), (jeol) lakolit.
  73. lace İng.
    • (i.) dantel
    • şerit
    • kaytan
    • kordon. lace tree dantel ağacı, (bot.) Logetta lintearia. bobbin lace kopanaki, karo danteli. Brussels lace Brüksel'de yapılan bir çeşit ince dantel, Brüksel danteli. point lace igne ile işlenen dantel, oya.
  74. lace İng.
    • (f.) kaytan geçirip bağlamak
    • dantel ile süslemek
    • (k.dili) dövmek
    • renkler ile çizgilemek
    • korse kaytanını çekerek beli sıkıştırmak
    • içkiye hafif alkol katmak. lace into yumrukla saldırmak
    • şiddetle azarlamak.
  75. lacerate İng.
    • (f.) yırtmak, yaralamak
    • (kalbini) kırmak, (hislerini) incitmek, üzmek. laeera'tion (i.) yutma, yaralama, incitme.
  76. lacertilian İng.
    • (s.), (i.), (zool.) kertenkele familyasına ait, kertenkele gibi
    • (i.) kertenkele.
  77. lacewing İng.
    • (i.) zarkanatlılardan bir böcek, (zool.) Neuroptera.
  78. lacework İng.
    • (i.) dantel.
  79. laches İng.
    • (i.), (huk.) hakkımı aramakta ihmal ve gecikme.
  80. lachrymation İng.
    • (i.) gözyaşı salgılama.
  81. lachrymatory İng.
    • (i.), (s.) eski zamanlarda içinde akraba ve dostların göz yaşlarının saklandığı farz edilen ufak şişelerden biri, göz yaşı şişesi
    • (s.) göz yaşına ait
    • göz yaşını havi.
  82. lachrymose İng.
    • (s.) gözü yaşlı, çok ağlayan
    • göz yaşartıcı.
  83. lacing İng.
    • (i.) kaytanla bağlama veya sıkma
    • kaytan veya şerit geçirme
    • bağcık, kaytan, şerit
    • içkiye karıştırılmış alkol
    • (k.dili) dövme.
  84. lacivert Tür.
    • dark blue. navy blue. ultramarine.
  85. lacivert Tür.
    • dark blue. navy blue.
  86. lacivert Tür.
    • dark blue. indigo blue. prussian blue. navy blue. ultramarine. ultramarine blue.
  87. lacivert taşı Tür.
    • lapis lazuli.
  88. lack İng.
    • (i.), (f.) eksiklik, noksan
    • ihtiyaç, gereksinme
    • yoksunluk, mahrumiyet
    • (f.) eksiği olmak
    • ihtiyacı olmak
    • mevcut olmamak
    • bir yerde hazır bulunmamak
    • mahrum olmak
    • malik olmamak
    • muhtaç olmak
    • eksikliğini duymak .
  89. laçka Tür.
    • untying or loosening a rope.
  90. laçka Tür.
    • corrupt. loose. slack.
  91. lackadaisical İng.
    • (s.) canından bezmiş gibi, cansız
    • alakasız, uyuşuk, tembel.
  92. lackaday İng.
    • ünlem, eski Eyvah !
  93. laçkalaşmak Tür.
    • to get slack. to get loose. to become sloppy and disorganized. to slacken off. to let things slide.
  94. lackey İng.
    • (i.), (f.) uşak, erkek hizmetçi
    • dalkavuk, çanak yalayıcı
    • (f.) hizmetçilik yapmak, uşaklık etmek.
  95. lackluster İng.
    • (İng.) tre (i.), (s.) donukluk
    • (s.) cansız.
  96. laconic, ical İng.
    • (s.) muhtasar, kısa ve manalı, az ve öz, özlü, veciz
    • vecizeli söz söyleyen. laconically (z.) kısa ve öz konuşarak. lac'onism, laeon'ieism (i.) özlülük
    • kısa söz, icaz, özlü söz, veciz ifade.
  97. lacrimal İng.
    • (bak.) laehrymal.
  98. lactary İng.
    • (s.) sütten, sütle ilgili.
  99. lactate İng.
    • (i.), (f.) laktik asidin tuzu veya esteri
    • (f.) süt hasıl etmek
    • meme vermek, emzirmek.
  100. lactation İng.
    • (i.) süt salgılama
    • emzirme.
  101. lacteal İng.
    • (s.), (i.) süte ait
    • süte benzer
    • sütlü
    • (i.), (anat.) bağırsaklarda emilen gıda maddesini taşıyan lenfa damarı.
  102. lactic İng.
    • (s.) süte ait, ekşimiş sütten çıkarılan. lactic acid süt asidi, laktik asit. lactic fermentation yoğurt yapımında sütte meydana gelen kimyasal değişim.
  103. lactiferous İng.
    • (s.) süt veren, süt salgılayan, süt taşıyıcı.
  104. lactometer İng.
    • (i.) sütün özgül ağırlığını ölçen alet.
  105. lactoscope İng.
    • (i.) sütteki yağ miktarını tespit eden alet.
  106. lactose İng.
    • (i.), (kim.) süt şekeri, laktoz.
  107. lacuna İng.
    • (i.) (çoğ., Lat. nae, (İng. nas) boşluk, aralık, boş yer, eksiklik
    • (biyol.) kemikte bulunan boşluk
    • (biyol.) bitki ve hayvan dokularındaki hücrelerarasl boşluk
  108. lacustrine İng.
    • (s.)göllerde hâsıl olan
    • göle ait, gölcül.
  109. lacy İng.
    • (s.) dantel gibi
    • dantelli
    • dantelden yapılmış.
  110. lad İng.
    • (i.) büyücek erkek çocuk, delikanlı, genç erkek.
  111. ladanum İng.
    • (bak.) labdanum.
  112. ladder İng.
    • (i.) merdiven
    • (mec.) yükselme vasıtası
    • (İng.) çorap kaçığı. ladder stitch iğneardı teyel, çapraz teyel. accommodation ladder vapurun borda iskelesi. companion ladder kameraya inecek merdiven.
  113. laddie İng.
    • (i.) erkek çocuk, oğlan, delikanlı.
  114. lade İng.
    • (f.) (laded, laded veya laden) yüklemek
    • geminin yükünü vermek
    • içine su doldurmak
    • içinden su boşaltmak
    • kepçe ile içinden su almak. laden (s.) yüklü.
  115. laden Tür.
    • to load, loading, to bootstrap, to charge, to download, boutique, premise, premises, shop, store, joint, business, downloading.
  116. laden Tür.
    • labdanum.
  117. lades Tür.
    • a bet with the wishbone.
  118. lades kemiği Tür.
    • wishbone.
  119. lades kemiği Tür.
    • wishbone.
  120. ladin Tür.
    • spruce. spruce tree.
  121. ladin Tür.
    • spruce. spruce fir.
  122. ladin Tür.
    • A Romansch dialect spoken in some parts of Switzerland and the Tyrol.
  123. ladin Tür.
    • a Rhaeto-Romance dialect of Romansh spoken in southeastern Switzerland.
  124. ladin Tür.
    • A person speaking Ladin as a mother tongue. a Rhaeto-Romance dialect of Romansh spoken in southeastern Switzerland.
  125. lading İng.
    • (i.) yükleme. bill of lading konşimento.
  126. ladino İng.
    • (i.) Ladino.
  127. ladle İng.
    • (i.), (f.) kepçe
    • (f.), kepçe ile doldurmak veya boşaltmak. ladleful (i.) kepçe dolusu.
  128. ladrone İng.
    • (i.), (İsp.) hırsız, haydut.
  129. lady İng.
    • (i.) bayan, hanım, kibar kadın, hanımefendi
    • (b.h.) bir İngiliz asılzadesinin karısı, Leydi
    • sevilen kadın, sevgili. Lady Day 25 marta tesadüf eden bir kilise yortusu. lady in waiting kraliçe veya prensesin nedimesi. lady of the house evi idare eden kadın. lady's maid bir hanımın oda hizmetçisi. lady'smantle (i.) aslan pençesi, (bot.) Alchemilla vulgaris. lady's slipper Venüs çarığı, (bot.) Cypripedium. Our Lady Meryem Ana.
  130. ladybird, ladybug İng.
    • (i.) hanım böceği, gelincik böceği, (zool.) Coccinella.
  131. ladyfinger İng.
    • (i.) parmak biçiminde yapılan bir çeşit hamur işi
    • yüksükotu, (bot.) Digitalis purpurea.
  132. ladykiller İng.
    • (i.) kadın avcısı, kadınların hoşlandığı adam.
  133. ladylike İng.
    • (s.) hanımca, hanıma yakışır, hanım gibi, nazik, zarif
    • kadınsı (erkek).
  134. ladylove İng.
    • (i.) sevilen kadın, nişanlı kız
    • metres.
  135. ladyship İng.
    • (i.) hanımefendilik
    • (b.h.) Her, Your Ladyship (asalet unvanı) hanımefendi.
  136. laehrymal, lacrimal İng.
    • (s.) göz yaşına ait.
  137. laequer İng.
    • (i.), (f.) sarı vernik
    • reçineli her hangi bir vernik
    • vernikli tahta veya meşin iş
    • (f.) verniklemek.
  138. laerosse İng.
    • (i.), ABD, (Kan.) uzun saplı raketle oynanan bir top oyunu.
  139. laf Tür.
    • words. remarks. expression. utterance. statement. empty words. nothing but talk. what nonsense. milk water. palaver. word.
  140. laf Tür.
    • word. remark. conversation. talk. expression. statement. empty talk.
  141. laf Tür.
    • talk. word. say. spiel. words. empty words.
  142. laf Tür.
    • Line of the Air Force.
  143. laf Tür.
    • A Look and Feel software module provided by phone manufacturers to customise devices and user interfaces For example, the scroll bar appearance. Like LOL, ROTFL, etc -- but more arrogant We think it is Sutkh"s fault for spreading it.
  144. laf etmek Tür.
    • talk.
  145. lafazan Tür.
    • gas bag. magpie.
  146. lafçı Tür.
    • peddler. pedlar. scandalmonger.
  147. lafız Tür.
    • the letter of the law. word.
  148. laflamak Tür.
    • to chat away. to shoot the breeze.
  149. laflamak Tür.
    • to chat.
  150. lafzi Tür.
    • literal.
  151. lag İng.
    • (f.) (ged, ging) (i.), (s.) geri kalmak, oyalanmak, yavaş yavaş yürümek
    • (i.) gerileme, geri kalma
    • (s.) ağır, geri. lag end geç kalan, son.
  152. lag İng.
    • (f.) (ged, ging) (i.), argo sürmek, sürgüne göndermek
    • hapishaneye atmak
    • (i.) mahkum, suçlu.
  153. lag İng.
    • (i.), (f.) (ged, ging) kazan veya kemeri kaplamak için kullanılan dar tahta
    • (f.) böyle parçalarla kaplamak.
  154. lag screw İng.
    • dört veya altı köşeli ağaç vidası.
  155. lagan İng.
    • (i.), (huk.) deniz dibine batmış olup yeri şamandıra ile belli edilen şey.
  156. lager beer İng.
    • bir çeşit hafif Alman birası.
  157. laggard İng.
    • (s.), (i.) tembel, ağır
    • geri kalan
    • (i.) ağır hareket eden kimse. laggardly (z.) geri kalarak. laggardness (i.) gecikme.
  158. lagging İng.
    • (i.) keçe veya asbest ile kaplama veya döşeme
    • kemer kalıbı döşemesi.
  159. lağım Tür.
    • sewer. underground tunnel. mine.
  160. lağım Tür.
    • cloaca.
  161. lağım Tür.
    • cesspool. drain. sap. sewer. sink. mine. sewer. drain. mine.
  162. lağım çukuru Tür.
    • cesspool. sinkhole.
  163. lağım çukuru Tür.
    • cesspool.
  164. lağımcı Tür.
    • sewerman. sapper.
  165. lagos İng.
    • (i.) Lagos.
  166. lagün Tür.
    • lagoon denizkulağı.
  167. lagün Tür.
    • lagoon.
  168. lağvetme Tür.
    • abolition. defeasance.
  169. lağvetmek Tür.
    • abolish. cancel a law. recall. rescind. vacate.
  170. lahana Tür.
    • cabbage. rabbit food.
  171. lahana Tür.
    • cabbage.
  172. lahit Tür.
    • tomb.
  173. lahit Tür.
    • sarcophagus.
  174. lahmacun Tür.
    • pancake with spicy meat filling.
  175. lahore İng.
    • (i.) Lahor.
  176. lahza Tür.
    • instant. second. the twinkling of an eye. minute. moment. split second. twinkling. wink.
  177. lahza Tür.
    • instant.
  178. lahzada Tür.
    • instantly.
  179. lahzada Tür.
    • in a snap.
  180. laic İng.
    • (i.) layik adam
    • dünya görüşlerini dinden ayrı tutan kimse. laic veya laical (s.) layik, cismani, dinle alâkası olmayan.
  181. laicize İng.
    • (f.) layik kılmak, dinle alâkasını kesmek.
  182. laid İng.
    • (bak.) lay laid up biriktirilmiş, ilerisi için saklanmış
    • hastalık sebebiyle evde veya yatakta
    • (den.) arması soyulmuş ve havuza yatırılmış.
  183. laid İng.
    • (s.) yapılışında ince ve paralel çizgiler bulunan (kâğıt).
  184. laik Tür.
    • secular. lay.
  185. laik Tür.
    • secular. laic. lay.
  186. laik Tür.
    • laic. secular. civil. profane. unclerical.
  187. laikleştirme Tür.
    • secularization. laicization.
  188. laikleştirme Tür.
    • secularization.
  189. laikleştirmek Tür.
    • to secularize. to laicize.
  190. laiklik Tür.
    • secularism. laicism.
  191. laiklik Tür.
    • secularism. laicism.
  192. lain Tür.
    • of Lie, v. i.
  193. lain İng.
    • (bak.) lie.
  194. lair İng.
    • (i.), (f.) yatacak yer
    • vahşi hayvan ini
    • (f.) ağıla veya ine istirahat için girmek
    • ağıla koymak.
  195. laird İng.
    • (i.), (İskoç.) mülk sahibi.
  196. laissez faire İng.
    • (Fr.) hükümetin sanayi ve ticaret işlerine müdahale etmemesi prensibi.
  197. laity İng.
    • (i.) papazdan başka bütün halk
    • meslekten olmayanlar.
  198. lak Tür.
    • lacquer. lac.
  199. lak Tür.
    • lac.
  200. lakap Tür.
    • nickname. epithet. patronymic. sobriquet. agnomen. cognomen. moniker. surname.
  201. lakap Tür.
    • epithet. nickname.
  202. lakap Tür.
    • agnomen. appellation. cognomen. epithet. nickname. sobriquet. title.
  203. lakayıt Tür.
    • wanton.
  204. lakayıtlık Tür.
    • wantonness.
  205. lakaytlık Tür.
    • indifference. unconcern.
  206. lake Tür.
    • varnished. lacquered. shellacked. lacquer.
  207. lake Tür.
    • To play
    • to sport.
  208. lake Tür.
    • Large body of water into which a kid will jump should his friends do so.
  209. lake Tür.
    • lacquered.
  210. lake Tür.
    • In caving, a body of standing water in a cave Cave - Parts of Ref JJ. a body of fresh water which is entirely or nearly surrounded by land. body of still water lying in depressed ground without direct communication with the sea Lakes are common in formerly glaciated regions, along the courses of slow rivers, and in low land near the sea. a body of water completely surrounded by land.
  211. lake Tür.
    • A pigment formed by combining some coloring matter, usually by precipitation, with a metallic oxide or earth, esp. with aluminium hydrate
    • as, madder lake
    • Florentine lake
    • yellow lake, etc.
  212. lake Tür.
    • An inland body of standing water, an expanded part of a river, or an impoundment formed by a dam "Small lakes" are fishing impoundments, usually 5 to 25 acres in area.
  213. lake Tür.
    • A large body of water, typically freshwater, which can be formed by glaciers, river drainage, surface water runoff, or ground water seepage Lakes provide an area for recreational activity and a habitat for wildlife They are particularly important to migrating wildlife. n an inland body of water, usually fresh water, formed by glaciers, river drainage, etc, larger than a pool or pond.
  214. lake Tür.
    • A large body of water contained in a depression of the earth"s surface, and supplied from the drainage of a more or less extended area. a body of water surrounded by land any of numerous bright translucent organic pigments a purplish red pigment prepared from lac or cochineal.
  215. lake Tür.
    • A lake is a large body of water surrounded by land on all sides Really huge lakes are often called seas. lak.
  216. lake Tür.
    • A kind of fine white linen, formerly in use.
  217. lake Tür.
    • A generally permanent inland body of fresh water of considerable size occupying a basin or hollow in the earth"s surface. a pigment made up of organic coloring matter with an inorganic base or carrier.
  218. lake Tür.
    • A body standing water found on the Earth"s continental land masses The water in a lake is normally fresh Also see eutrophic lake, mesotrophic lake, and oligotrophic lake. a large body of water completely surrounded by land LAND the solid part of the earth"s surface LANDFORM refers to different types of shapes that can be created on the surface of the earth. an inland body of water, usually fresh water, formed by glaciers, river drainage etc Usually larger than a pool or pond. A considerable body of inland water or an expanded part of a river. n a considerable inland body of stnading water. a large inland body of fresh or salt water.
  219. lake Tür.
    • a body of water surrounded by land. a purplish red pigment prepared from lac or cochineal. any of numerous bright translucent organic pigments.
  220. lake Tür.
    • A body of water completely surrounded by land.
  221. lake Tür.
    • A body of fresh or salt water entirely surrounded by land Lake Como in Italy is a fresh water lake, but the Great Salt Lake has salt water.
  222. lake Tür.
    • A body of fresh or salt water entirely surrounded by land.
  223. lake Tür.
    • A basin of variable size and shape that is permanently inundated with water. n danau.
  224. lake Tür.
    • A basin of variable size and shape that is permanently inundated with water Landscape - The visual appearance of natural and manmade environments Leaching/Leachate - The process by which materials such as organic matter and mineral salts are washed out of a layer of soil or dumped material by being dissolved by or suspended in percolating rainwater
    • the material washed out is known as leachate Leachates can pollute groundwater and waterways Lentic - Standing water bodies e g lakes Levee - An artificial embankment or wall built to exclude flood waters, or a natural formation adjacent to a waterway built by the deposition of silt from floodwaters Litre - Unit of volume equal to one cubic decimetre Lotic - Flowing waters e g streams.
  225. lake İng.
    • (i.) göl, havuz. lake trout göllerde yaşayan alabalık.
  226. lake İng.
    • (i.) mora çalan koyu kızıl boya.
  227. lakerda Tür.
    • salted tunny. pickled tunny.
  228. lakerda Tür.
    • salt bonito.
  229. lakerda Tür.
    • pickled tunny.
  230. lakh İng.
    • (bak.) lac.
  231. lakin Tür.
    • See Ladykin.
  232. lakin Tür.
    • but. however ama. fakat.
  233. lakin Tür.
    • but. however.
  234. laklak Tür.
    • clacking noise by storks. clatter. chatter.
  235. laklak etmek Tür.
    • to yak. to clatter.
  236. laklaka Tür.
    • clatter. chatter. yakking.
  237. laktik asit Tür.
    • lactic acid.
  238. laktik asit Tür.
    • lactic acid.
  239. lal Tür.
    • ruby. garnet.
  240. lal Tür.
    • ruby. carbuncle. red ink.
  241. lala Tür.
    • male servant in charge of a boy.
  242. lale Tür.
    • tulip.
  243. lale Tür.
    • thimbleweed. tulip.
  244. lale Tür.
    • thimbleweed.
  245. lalettayin Tür.
    • any. whatsoever. at random. indiscriminately.
  246. lalezar Tür.
    • tulip garden.
  247. lall İng.
    • (f.) ,''r harfini l'' gibi telaffuz etmek.
  248. lam Tür.
    • To beat soundly
    • to thrash.
  249. lam Tür.
    • slide. microscope slide.
  250. lam Tür.
    • Lymphangioleiomyomatosis.
  251. lam Tür.
    • Louisiana Maneuvers.
  252. lam İng.
    • (f.) (med, ming) (k.dili) dövmek, dayak atmak.
  253. lam İng.
    • (i.), (f.) (med, ming) argo kaçış, tüyme
    • (f.) kaçmak, tüymek, saklanmak
    • hızlı koşmak. be on the lam (k.dili) acele tüymek, sırra kadem basmak, ortadan kaybolmak.
  254. lama Tür.
    • Tibetan Buddhist teachers. corresponds to Sanskrit guru but has a wider range of meanings in Tibetan Can mean personal religious teacher, especially of Vajrayana
    • head or leading figure within a spiritual community
    • a properly qualified performer of Tantric ritual Note that the roles of lama and MONK are different Most monks are not lamas, and lamas are not necessarily monks. Spiritual teacher or senior monk.
  255. lama Tür.
    • Teacher, or one who is revered Lotus Sutra A scripture of major importance to various schools within the Mahayana tradition It describes the virtues of the Bodhisattva, and emphasises that all sentient beings posses Buddha-nature and can attain Enlightenment.
  256. lama Tür.
    • Teacher, especially of Tantra The word Lama pertains not only to the external teacher, but to the inner teacher or enlightened nature The Lama, therefore, is one who reflects the beginingless enlightened nature of their students.
  257. lama Tür.
    • See Llama.
  258. lama Tür.
    • llama. lama.
  259. lama Tür.
    • Library Administration and Management Association.
  260. lama Tür.
    • Library Administration and Management Association, a division of the American Library Association.
  261. lama Tür.
    • lama, llama.
  262. lama Tür.
    • lama. llama.
  263. lama Tür.
    • In Tibetan Buddhism, considered a master of certain areas of Buddhism May be the head of one or more monasteries.
  264. lama Tür.
    • In Thibet, Mongolia, etc., a priest or monk of the belief called Lamaism. llamas a Tibetan or Mongolian priest of Lamaism.
  265. lama Tür.
    • blade. cutting edge. metal sheet and plate.
  266. lama Tür.
    • a Tibetan or Mongolian priest of Lamaism. llamas.
  267. lama Tür.
    • A Tibetan Buddhist teacher, often a monk A Tibetan Buddhist teacher, often a monk.
  268. lama İng.
    • (i.) Tibet'li Buda rahibi, Lama. Grand Lama Baş Lama, Dalay Lama.
  269. lamaist Tür.
    • One who believes in Lamaism. an adherent of Lamaism.
  270. lamasery İng.
    • (i.) lama manastırı.
  271. lamb İng.
    • (i.), (f.) kuzu
    • kuzu eti
    • kuzu gibi masum ve zayıf kimse
    • acemi borsacı
    • (f.) kuzulamak. Lamb of God Hz. lsa. lambkin (i.) küçük kuzu, kuzucuk. lamblike (s.) kuzu gibi, iyi huylu, yumuşak başlı. lambskin (i.) kuzu derisi. lamb's wool kuzu yünü.
  272. lamba Tür.
    • lamp. fixture. head lamp.
  273. lamba Tür.
    • lamp. bulb. light. illuminant. glim.
  274. lambaste İng.
    • (f.), (leh.) dövmek, dayak atmak
    • fena azarlamak.
  275. lambda İng.
    • (i.) Yunan alfabesinin on birinci harfi olan L harfi.
  276. lambency İng.
    • (i.) hafif parlaklık.
  277. lambent İng.
    • (s.) alev gibi yalayarak yayılan
    • hafifçe parlayan (göz, gök). lambently (z.) alev gibi yayılarak.
  278. lambrequin İng.
    • (i.) kapı veya pencere üzerine asılan süs, perde
    • ortaçağda miğferi muhafaza için üzerine sarılan kumaş parçası.
  279. lambri Tür.
    • panel. wainscot. dado.
  280. lambri Tür.
    • matchboarding. panelling. wainscot.
  281. lame Tür.
    • To some degree disabled by reason of the imperfect action of a limb
    • crippled
    • as, a lame man.
  282. lame Tür.
    • To make lame. a fabric interwoven with threads of metal
    • "she wore a gold lame dress" disabled in the feet or legs.
  283. lame Tür.
    • This is a condition in which a horse does not carry weight equally on all four legs, due to disease or injury.
  284. lame Tür.
    • someone who doesn"t understand what is going on. a fabric interwoven with threads of metal
    • "she wore a gold lame dress". deprive of the use of a limb, especially a leg
    • "The accident has crippled her for life". pathetically lacking in force or effectiveness
    • "a feeble excuse"
    • "a lame argument". disabled in the feet or legs. disabled in the feet or legs
    • "a crippled soldier"
    • "a game leg".
  285. lame Tür.
    • Moving with pain or difficulty on account of injury, defect, or temporary obstruction of a function
    • as, a lame leg, arm, or muscle.
  286. lame Tür.
    • lamé.
  287. lame Tür.
    • Hence, hobbling
    • limping
    • inefficient
    • imperfect.
  288. lame Tür.
    • French for "trimmed with leaves of gold or silver") Fibre: Silk or any textile fibre in which metallic threads are used in the warp or the filling Lame is also a trademark for metallic yarns Weave: Usually a figured weave but could be any Characteristics: Often has pattern all over the surface The shine and glitter of this fabric makes it suitable for dressy wear The term comes from the French for "worked with gold and silver wire" Uses: Principally for evening wear.
  289. lame Tür.
    • Fencers term for a non-fencer.
  290. lame Tür.
    • A user who behaves in a stupid or uneducated manner, a description often applied to newbies.
  291. lame Tür.
    • A hound determined at time of inspection to be unfit to compete due to a limp or injury No refund is made to the handler unless the hound is called in lame prior to closing date/number.
  292. lame Tür.
    • A French word for a tool used to slash hearth loaves Some of these look like a long-handled knife, others like a double-edged razor on a stick.
  293. lame İng.
    • (i.) lame, dore.
  294. lame İng.
    • (s.), (f.) topal, ayağı sakat
    • eksik, kusurlu
    • ABD, argo habersiz
    • (f.) topal etmek veya olmak. lame back ağrıyan sırt. lame brain (k.dili) aptal. lame duck (bak.) duck lame excuse kabul edilmez özür. lamely (z.) topallayarak. lameness (i.) topallık.
  295. lamel Tür.
    • See Lamella.
  296. lamel Tür.
    • lamel. thin glass cover (for a microslide. cover glass.
  297. lamel Tür.
    • lamella.
  298. lamel Tür.
    • cover glass. lamella. lamellar.
  299. lamella İng.
    • (i.) (çoğ. lae, las) (anat.), (zool), (bot.) ince levha, lamel. lamellate(d) (s.) safihalı, ince levhalı, ince tabakalı.
  300. lament İng.
    • (f.), (i.) ağlamak, inlemek, figan etmek, matem tutmak
    • biri için ağlamak veya keder etmek, matemini tutmak
    • matem, ağlayış, ah, keder, hüzün, feryat. lamented (s.) muteveffa, matemi tutulan.
  301. lamentable İng.
    • (s.) matemli, keder ifade eden
    • ağlanacak, ağlatır, acıklı
    • esef edilecek. lamentably (z.) ağlanacak halde, acınacak halde.
  302. lamentation İng.
    • (i.) ağlayış, feryat, figan, inleme
    • (çoğ.), (b.h.) Yeremya Peygamberin Mersiyeler kitabı.
  303. lamia İng.
    • (i.), (Yu.) (mit.) çocuk eti ve kanı ile beslenen kadın başlı yılan şeklindeki efsanevi canavar
    • vampir.
  304. lamina İng.
    • (i.) (çoğ. ae) ince levha, safiha, varak, tabaka. laminable (s.) varak şekline konulabilir. laminar (s.) safiha şeklinde.
  305. laminate İng.
    • (s.), (f.) yaprak şeklinde, yaprak biçimine sokulmuş
    • (f.) yaprak halinde ince tabakalara ayırmak, haddeden geçirerek safiha haline koymak. lamina'tion (i.) safiha haline girme veya konulma
    • safiha.
  306. lammergeier, geyer İng.
    • (i.) kuzu kuşu, (zool.) Gypaetus barbatus.
  307. lamp İng.
    • (i.) lamba, kandil
    • ışık
    • (çoğ.), argo gözler. lampblack (i.) kandil isi
    • bu isten yapılan boya. lamp chimney lamba şişesi. lamplight (i.) lamba ışığı. lamplighter (i.) sokak fenerlerini yakan adam. lamppost (i.) sokak feneri direği. lamp shade abajur. between you and me and the lamppost söz aramızda. incandescent lamp ampul safety lamp (kömür madeni ocaklarında kullanılan) emniyet feneri. student lamp ayar edilebilir masa lambası.
  308. lampoon İng.
    • (i.), (f.) hiciv, tezyif
    • (f.) hiciv ile tezyif etmek, hakkıda hiciv yazmak . lampooner, lampoonist (i.) hicivci, hiciv muharriri, hiciv yazan.
  309. lamprey İng.
    • (i.) yılan balığı şeklinde yuvarlak ağızlı emici bir su hayvanı, (zool.) Petromyzon.
  310. lan Tür.
    • Short for Local Area Network A LAN is a collection of computing equipment at a single location that communicate with each other to share resources and information, such as disk storage and files, printers, and email See also WAN.
  311. lan Tür.
    • See: Local Area Network.
  312. lan Tür.
    • Local Area Network, which is a computer network, although geographically limited, usually to the same building, office, etc.
  313. lan Tür.
    • Local Area Network This may for example be the network connecting together a company"s computers.
  314. lan Tür.
    • Local Area Networks.
  315. lan Tür.
    • Local area network
    • a network where computers are connected in close proximity, such as in the same building or office park
    • a system of LANs connected at a distance is called a wide-area network.
  316. lan Tür.
    • Local area network
    • a network that extends over a small area Connects a group of computers for the purpose of sharing resources such as programs, documents, or printers Shared files often are stored on a central file server.
  317. lan Tür.
    • Local Area Network A network of computers within a limited area. -- A computer network limited to the immediate area, usually the same building or floor of a building.
  318. lan Tür.
    • Local Area Network - a network of computers confined within a small area, such as an office building. A network of computers, usually in the same building or group of buildings.
  319. lan Tür.
    • Local Area Network A group of computers and associated devices that share a common communications line More details.
  320. lan Tür.
    • Local Area Network, a data communications system consisting of a group of interconnected computers, sharing applications, data and peripherals The geographical area is usually a building or group of buildings. A computer network technology that is designed to connect computers that are separated by a short distance A LAN can be connected to the internet and can also be configured as an intranet.
  321. lan Tür.
    • Local Area Network A computer network limited to the immediate area, usually the same building or floor of a building.
  322. lan Tür.
    • Local Area Network A computer interconnection network for limited connection distances, like those of an office environment.
  323. lan Tür.
    • Local Area Network - A computer communications system limited to no more than a few miles and using high-speed connections A short-haul communications system that connects ADP devices in a building or group of buildings within a few square kilometers, including workstations, front-end processors, controllers, switches, and gateways.
  324. lan Tür.
    • Local Area Network A communication network that serves users within a limited geographic area The most common type of LAN is Ethernet.
  325. lan Tür.
    • Local area network.
  326. lan Tür.
    • Local Area Network.
  327. lan Tür.
    • Local Area Network.
  328. lan Tür.
    • buddy.
  329. lan Tür.
    • An acronym for local area network A LAN is a system comprising multiple computers that are physically interconnected through network adapter cards and cabling.
  330. lan Tür.
    • a local computer network for communication between computers
    • especially a network connecting computers and word processors and other electronic office equipment to create a communication system between offices.
  331. lan Tür.
    • A Local Area Network connects computers in a relatively small area, such as the same floor or building, or a group of buildings like a campus Users on the same LAN can share devices as well as data Back to Top. - A network connecting computers in a relatively small area such as a building.
  332. lan Tür.
    • A LAN, or Local Area Network, is a computer network that spans a only a small area Most LANs are confined to a single building, groups of buildings, or perhaps just a few miles A LAN can be connected to other LANs over any distance via telephone lines A system of LANs connected in this way is called a Wide Area Network, or WAN.
  333. lanate İng.
    • (s.) yünlü, yün gibi.
  334. lance İng.
    • (f.) neşter ile yarıp açmak, deşmek.
  335. lance İng.
    • (i.) mızrak, meraklı süvari alayı neferi. lance snake ok yılanı. lancewood (i.) mızrak sapı yapımında kullanılan dayanıklı bir çeşit ağaç.
  336. lancelet İng.
    • (i.) basit bir deniz hayvanı, batrak, (zool.) Branchiostoma amphioxus.
  337. lanceolate İng.
    • (s.), (bot.), (zool.) mızrak biçiminde, mızraksı, lanseolat.
  338. lancer İng.
    • (i.) mızraklı süvari eri
    • (çoğ.) bir çeşit kadril dansı.
  339. lancet İng.
    • (i.), (tıb.) neşter
    • (mim.) sivri kavisli dar pencere.
  340. lancinating İng.
    • (s.) hançer gibi saplanan (sancı), keskin (ağrı).
  341. land İng.
    • (i.) kara, arz
    • toprak, yer, arsa
    • memleket, diyar
    • (huk.) emlâk, arazi. land agent emlak simsarı, emlâk komisyoncusu. land bank emlak bankası. land breeze karadan esen rüzgâr. land crab kum yengeci. land force (ask.) kara kuvveti. land grant hükümet tarafından okul binası yapımı gibi işler için verilen toprak. land mass kıta, kıta gibi büyük kara parçası. land measure arazi ölçüleri sistemi. land mine kara mayını. land office tapu dairesi. land office business ABD, (k.dili) çok hızlı satış. land of milk and honey verimli memleket. land tax (İng.) arazi vergisi. in the land of the living sağ, hayatta. see how the land lies işlerin ne halde olduğuna bakmak, nabzını yoklamak.
  342. land İng.
    • (f.) karaya çıkarmak
    • tutup karaya getirmek (balık)
    • durdurmak, yere indirmek
    • isabet ettirmek, aşketmek, indirmek
    • elde etmek, kazanmak
    • karaya çıkmak, durmak, yere inmek
    • isabet etmek, düşmek. land up (k.dili) eninde sonunda varmak, boylamak.
  343. landau İng.
    • (i.) lando, açılıp kapanır körüklü at arabası. landaulet (i.) ufak lando.
  344. landed İng.
    • (s.) arazisi olan, arazi sahibi
    • araziden ibaret. land property gayri menkul mülk, arazi.
  345. landfall İng.
    • (i.), (denç) sahile yaklaşan gemicilerin karayı ilk görüşleri.
  346. landgrabber İng.
    • (i.) haksızlık veya hile ile başkasının arazisine tecavüz eden kimse .
  347. landgrave İng.
    • (i.) eskiden bazı Alman prenslerinin unvanı.
  348. landholder İng.
    • (i.) arazi sahibi
    • emlâk sahibi.
  349. landing İng.
    • (i.), (hav.) iniş
    • iskele
    • merdiven sahanlığı
    • karaya çıkma veya çıkarma. land (İng.) beam (hav.) iniş kılavuzu, radyo işareti. landing craft çıkartma gemisi. landing field havaalanı. landing gear (hav.) iniş takımı. landing place, landing stage iskele. landing strip (hav.) acil durumlarda kullanılan iniş yolu.
  350. landlady İng.
    • (i.) pansiyoncu kadın
    • evini kiraya veren mal sahibi kadın.
  351. landless İng.
    • (s.) arazisi olmayan, arazisiz.
  352. landlocked İng.
    • (s.) kara ile kuşatılmış.
  353. landlord İng.
    • (i.) mucir kimse, emlâkini kiraya veren mal sahibi.
  354. landlubber İng.
    • (i.), (den.) deniz ve gemiler hakkında bir şey bilmeyen kara sakini.
  355. landmark İng.
    • (i.) sınır taşı, hudut işareti
    • herhangi bir şeyin yerini gösteren işaret
    • dönüm noktası.
  356. landowner İng.
    • (i.) emlâk ve arazi sahibi.
  357. landpoor İng.
    • (s.) arazi sahibi olduğu halde fakir olan.
  358. landscape İng.
    • (i.) kır manzarası, peyzaj. landscape architect bahçe mimarı. land scape gardener bahçeyi düzenleyen kimse.
  359. landslide İng.
    • (i.) toprak kayması, heyelan
    • seçimde bir tarafın büyük ekseriyeti kazanması.
  360. landsman İng.
    • (i.) denizci olmayan kimse.
  361. landsturm İng.
    • (i.), (Al.) topyekün seferberlik
    • böyle seferberlikte toplanan asker.
  362. landtoland İng.
    • (s.) karadan karaya atılan ( roket).
  363. landwehr İng.
    • (i.), (Al.) ihtiyat askerleri.
  364. lane İng.
    • (i.) dar yol, dar sokak, dar geçit
    • geniş caddelerde otomobiller için bazen bir çizgi ile ayrılmış ve yanyana olan yollardan biri
    • deniz ve hava trafiği düzeni için tayin olunmuş yollardan biri.
  365. lanet Tür.
    • peevish. imprecatory. bleeding. curse. imprecation. damnation. malediction. cuss. damn. execration. malison. murrain. reprobation. swearword.
  366. lanet Tür.
    • curse. imprecation. cuss. damn. malediction.
  367. lanet Tür.
    • bloody. curse. damnation. jinx. ruddy. imprecation. cursed. damned.
  368. lanet etmek Tür.
    • damn. execrate.
  369. lanet etmek Tür.
    • curse. damn.
  370. lanetleme Tür.
    • act of cursing. anathema. damnation.
  371. lanetlemek Tür.
    • to curse. to damn. cuss. drat. reprobate.
  372. lanetlemek Tür.
    • blast. blow. curse. damn. revile. to curse. to damn.
  373. lanetli Tür.
    • cursed. effing. accursed. accurst. cussed. damnable. damned. dratted.
  374. lanetli Tür.
    • cursed. damned.
  375. lanetli Tür.
    • accursed. cursed. damned.
  376. lang İng.
    • (kıs.) language.
  377. langırt Tür.
    • pinball game. table football.
  378. langırt Tür.
    • pin ball.
  379. langsyne İng.
    • (i.), (İskoç.) geçmiş zaman, eski zaman.
  380. language İng.
    • (i.) dil, lisan
    • konuşma kabiliyeti
    • herhangi bir ifade tarzı
    • bir kabileye veya bir yere mahsus lehçe
    • kompütör lisanı. finger language sağırların kullandığı parmak işaretleri ile konuşulan dil. strong language küfür, ağır söz, sert dil. language arts okuma, edebiyat, kompozisyon yazma gibi bir çocuğun ana diline hâkimiyetini sağlayacak dersler. language laboratory dil laboratuvarı.
  381. languid İng.
    • (s.) ruhsuz, gevşek, yavaş, ağır, bati
    • gayretsiz, isteksiz. languidly (z.) isteksizce, yavaş yavaş. languidness (i.) isteksizlik, kuvvetsizlik, ağırlık.
  382. languish İng.
    • (f.) zayıf düşmek, gevşemek, ruhsuzlaşmak, takati kesilmek, şevksizleşmek, faaliyetini kaybetmek
    • isteği kalmamak
    • kederli ve baygın hal takınmak. languish in prison hapishanede çürümek.
  383. languishing İng.
    • (s.) kuvvetsiz
    • baygın.
  384. languor İng.
    • (i.) bitkinlik, isteksizlik, mecalsizlik
    • kuvvetsizlik
    • gevşeklik, ağırlık, şevksizlik
    • hayali olma
    • (tıb.) halsizlik, zafiyet. languorous (s.) bitkinlik veren
    • zafiyet gösteren.
  385. langur Tür.
    • slender long-tailed monkey of Asia.
  386. langur Tür.
    • slender long-tailed monkey of Asia.
  387. laniferous, lanigerous İng.
    • (s.) yün hası1 eden, yünlü.
  388. lank İng.
    • (s.) uzun ve zayıf, boylu, ince
    • düz (saç).
  389. lanky İng.
    • (s.) uzun boylu ve zayıf, sırık gibi.
  390. lanner İng.
    • (i.) bir çeşit doğan, (zool.) Falco biarmicus
    • doğancılıkta bu kuşun dişisi.
  391. lanneret İng.
    • (i.) erkek doğan kuşu.
  392. lanolin Tür.
    • This is a type of low melting point wax derived from sheep It has been widely used in waterproofing preparations for leather, but has some major disadvantages a) It softens leather very easily, leading to deformation of walking boots and loss of support to the wearer b) It is susceptible to microbial attack, leading to rotting of stitching and leather Lanolin is not used in Nikwax products. wool grease
    • this substance, sometimes called "yolk" is a secretion from the sebaceous glands of the sheep.
  393. lanolin Tür.
    • lanolin, wool fat.
  394. lanolin Tür.
    • lanolin.
  395. lanolin Tür.
    • lanolin.
  396. lanolin Tür.
    • Emollient derived from animal sources for high performance conditioning of skin. purified sheep"s sebum. a yellow viscous animal oil extracted from wool
    • a mixture of fatty acids and esters
    • used in some ointments and cosmetics. an emollient containing wool fat.
  397. lanolin Tür.
    • A peculiar fatlike body, made up of cholesterin and certain fatty acids, found in feathers, hair, wool, and keratin tissues generally. an emollient containing wool fat a yellow viscous animal oil extracted from wool
    • a mixture of fatty acids and esters
    • used in some ointments and cosmetics.
  398. lanoline İng.
    • (i.) lanolin.
  399. lansdowne İng.
    • (i.) ipek ile yün karışımı dokunmuş bez.
  400. lanse Tür.
    • launched.
  401. lansquenet İng.
    • (i.) eskiden Almanya'da ücretli piyade askeri
    • iskambil kâğıtları ile oynanan bir çeşit kumar oyunu.
  402. lantan Tür.
    • lanthanum.
  403. lantern İng.
    • (i.) fener, fanus
    • (mim.) hava ve ışık girmesi için binanın tepesine yapılan pencereli kuçuk kule. lantern fly renkli bir böcek, (zool.) Fulgora, Laternaria. lantern jawed (s.) çene kemigi ince ve uzun olan. bull'seye lantern ışığı tam öne aksettiren fener, polis feneri. dark lantern hırsız feneri. magic lantern eski slayt projektörü.
  404. lanthanum İng.
    • (i.), (kim.) lantan.
  405. lanyard İng.
    • (i.), (den.) bir şeyi yerine bağlamak için kullanılan ip parçası, savlo
    • (ask.) topa ateş vermek için kullanılan ufak çengelli falya ipi.
  406. laos İng.
    • (i.) Laos.
  407. lap Tür.
    • Used alone, lap refers to outside lap.
  408. lap Tür.
    • To wrap or wind around something.
  409. lap Tür.
    • To take up drink or food with the tongue
    • to drink or feed by licking up something.
  410. lap Tür.
    • To take into the mouth with the tongue
    • to lick up with a quick motion of the tongue.
  411. lap Tür.
    • To rest or recline in a lap, or as in a lap.
  412. lap Tür.
    • To make a sound like that produced by taking up drink with the tongue.
  413. lap Tür.
    • To lay together one over another, as fleeces or slivers for further working.
  414. lap Tür.
    • To lay or place over anything so as to partly or wholly cover it
    • as, to lap one shingle over another
    • to lay together one partly over another
    • as, to lap weather-boards
    • also, to be partly over, or by the side of
    • as, the hinder boat lapped the foremost one.
  415. lap Tür.
    • To infold
    • to hold as in one"s lap
    • to cherish.
  416. lap Tür.
    • To fold
    • to bend and lay over or on something
    • as, to lap a piece of cloth.
  417. lap Tür.
    • To cut or polish with a lap, as glass, gems, cutlery, etc.
  418. lap Tür.
    • To cover the surface of one shingle or roll with another.
  419. lap Tür.
    • To be turned or folded
    • to lie partly upon or by the side of something, or of one another
    • as, the cloth laps back
    • the boats lap
    • the edges lap.
  420. lap Tür.
    • the upper side of the thighs of a seated person
    • "he picked up the little girl and plopped her down in his lap". an area of control or responsibility
    • "the job fell right in my lap". the part of a piece of clothing that covers the thighs
    • "his lap was covered with food stains". a flap that lies over another part
    • "the lap of the shingles should be at least ten inches". movement once around a course
    • "he drove an extra lap just for insurance". touching with the tongue
    • "the dog"s laps were warm and wet". lie partly over or alongside of something or of one another. pass the tongue over
    • "the dog licked her hand". move with or cause to move with a whistling or hissing sound
    • "The bubbles swoshed around in the glass"
    • "The curtain swooshed open". take up with the tongue
    • "The cat lapped up the milk"
    • "the cub licked the milk from its mother"s breast". wash or flow against
    • "the waves laved the shore".
  421. lap Tür.
    • The state or condition of being in part extended over or by the side of something else
    • or the extent of the overlapping
    • as, the second boat got a lap of half its length on the leader.
  422. lap Tür.
    • The sound of lapping. movement once around a course
    • "he drove an extra lap just for insurance" a flap that lies over another part
    • "the lap of the shingles should be at least ten inches" the part of a piece of clothing that covers the thighs
    • "his lap was covered with food stains" the upper side of the thighs of a seated person
    • "he picked up the little girl and plopped her down in his lap" an area of control or responsibility
    • "the job fell right in my lap" take up with the tongue
    • "The cat lapped up the milk"
    • "the cub licked the milk from its mother"s breast" move with or cause to move with a whistling or hissing sound
    • "The bubbles swoshed around in the glass"
    • "The curtain swooshed open" lie partly over or alongside of something or of one another.
  423. lap Tür.
    • The part of the roofing material that overlaps a section of adjacent material.
  424. lap Tür.
    • The part of the clothing that lies on the knees or thighs when one sits down
    • that part of the person thus covered
    • figuratively, a place of rearing and fostering
    • as, to be reared in the lap of luxury.
  425. lap Tür.
    • The overlapping of one piece of veneer on another in the same layer of ply.
  426. lap Tür.
    • The loose part of a coat
    • the lower part of a garment that plays loosely
    • a skirt
    • an apron.
  427. lap Tür.
    • The distance the bricks of the course overlap the bricks of another course.
  428. lap Tür.
    • The Data Link or OSI Layer Two protocol specified by the ITU-TS for the X 25 interface standard. The slightly extended areas of printing surfaces in color plates which make for easier registration of color See: Lip to top.
  429. lap Tür.
    • The amount by which a slide valve at its half stroke overlaps a port in the seat, being equal to the distance the valve must move from its mid stroke position in order to begin to open the port.
  430. lap Tür.
    • The act of lapping with, or as with, the tongue
    • as, to take anything into the mouth with a lap.
  431. lap Tür.
    • That part of any substance or fixture which extends over, or lies upon, or by the side of, a part of another
    • as, the lap of a board
    • also, the measure of such extension over or upon another thing.
  432. lap Tür.
    • Short for laparascopic
    • this is a surgery that is performed with several small incisions that are only a few inches long and into which tools and cameras are inserted allowing the surgeon to work. 1-Two thicknesses of material bonded together 2-Section at the end of side seam consisting of two layers of metal to allow for double seaming As the term implies, the two portions of the side are seam lapped together rather than hooked as in the center of the side seam.
  433. lap Tür.
    • See Outside lap.
  434. lap Tür.
    • See Lap, to fold, 2.
  435. lap Tür.
    • See 1st Lap, 10.
  436. lap Tür.
    • One trip around a track that is traversed more than once during a race.
  437. lap Tür.
    • One circuit around a race track, esp. when the distance is a small fraction of a mile
    • as, to run twenty laps
    • to win by three laps.
  438. lap Tür.
    • Link Access Protocol. link access protocol. [1] One complete trip around a race track or route laid out for racing.
  439. lap Tür.
    • Link Access Protocol Any protocol of the Data Link Layer, such as EtherTalk or LocalTalk.
  440. lap Tür.
    • Link Access Protocol.
  441. lap Tür.
    • Licence Area Plan A LAP sets out the number and type of broadcasting services that will be allocated in a particular area Licence areas are defined by collection districts established by the Australian Bureau of Statistics.
  442. lap Tür.
    • It is usually in the form of wheel or disk, which revolves on a vertical axis.
  443. lap Tür.
    • In card playing and other games, the points won in excess of the number necessary to complete a game
    • so called when they are counted in the score of the following game.
  444. lap Tür.
    • flop. plop.
  445. lap Tür.
    • A term applied to the distance that one piece is laid over another in making a lap joint. To wash or slap against with soft liquid sounds A watery food or drink. that part of a roof or flashing that overlaps or covers any portion of the same or another type of adjacent component.
  446. lap Tür.
    • A surface defect, appearing as a seam, caused by fording over hot metal, fins, or sharp corners and then rolling or forging them into the surface, but not welding them. the overlap of surface of one roofing material to another.
  447. lap Tür.
    • A sheet, layer, or bat, of cotton fiber prepared for the carding machine.
  448. lap Tür.
    • Area where a coat of paint or other coating extends over an adjacent fresh coat The painter"s objective is to make this juncture without visible lap marks. the part of a roofing, waterproofing, or flashing component that overlaps or covers any portion of the same or another type of adjacent component.
  449. lap Tür.
    • A piece of brass, lead, or other soft metal, used to hold a cutting or polishing powder in cutting glass, gems, and the like, or in polishing cutlery, etc.
  450. lap Tür.
    • A part that extends over itself or a like part.
  451. lap Tür.
    • An edge
    • a border
    • a hem, as of cloth.
  452. lap Tür.
    • A defect appearing as a seam on a rolled bar Laps are rolled over pieces of material that arise when a bar is given a pass through the rolls after a sharp overfill or fin has been formed, causing the protrusion to be rolled into the surface of the product The presence of oxides usually prevents the lap welding to the original bar surface, so that in subsequent cold working it is carried through as a longitudinal crack. link access procedure is a modified form of HDLC that CCITT specified for X 25 networks LAP-B is link access procedures- balanced and is the X 25 implementation of SDLC and similarly, LAP-D is the ISDN and frame relay implementation of SDLC.
  453. lap İng.
    • (f.) (ped, ping) (i.) dil ile yalayıp yutmak
    • hafif çarpmak (dalga)
    • (i.) dil ile yalayıp ağzına çekme
    • köpeklere mahsus sulu yemek, yal
    • sahile yavaş çarpan dalganın sesi. lap up, lap down çabucak içip yutmak
    • beğenip kabul etmek, hakikat olarak kabul etmek.
  454. lap İng.
    • (f.) (ped, ping) (i.) katlamak, sarmak, dolamak
    • örtmek
    • bir şeyi tamamen veya kısmen başka bir şeyin üzerine koymak
    • yarışta rakibini bir devirlik mesafe ile geçmek
    • kuşatmak, çevirmek, etrafını sarmak
    • kucaklamak
    • çark ile cilâlamak
    • kenarı başka şeyin üzerine binmek
    • katlanmak, sarılmak
    • (i.) başka şeyin üzerine binen kısım
    • yarışta bir kerelik dönüm, bir devir
    • kıymetli taş veya madeni eşyayı parlatmaya mahsus çark. lap dissolve (sin.) zincirleme görüntü. lap joint bindirme.
  455. lap İng.
    • (i.) kucak
    • etek
    • oturan kimsenin dizlerini örten elbise kısmı. lap dog kucağa alınan ufak köpek, fino köpeği. lap of luxury servet ve rahatlık. lapful (i.) kucak dolusu.
  456. lapa Tür.
    • mush.
  457. lapa Tür.
    • mash. slop. fill mass. massecuite.
  458. lapa Tür.
    • any watery. mushy food made from grain. poultice. blister. mash. mush. pap.
  459. lapa lapa Tür.
    • flaky.
  460. lapacı Tür.
    • languid. flabby.
  461. lapacı Tür.
    • big but weak.
  462. laparoscope İng.
    • (i.) karın duvarından geçirilen ve iç organlarının görülmesini sağlayan alet.
  463. laparotomy İng.
    • (i.) karın yarma ameliyatı.
  464. lapbelt İng.
    • (i.), ABD araba emniyet kemeri.
  465. lapboard İng.
    • (i.) kucağa konan ve masa yerini tutan tahta.
  466. lapel İng.
    • (i.) klapa.
  467. lapidary İng.
    • (i.), (s.) hakkak, oymacı, kıymetli taş kesicisi, cevahirci
    • (s.) kıymetli taş kesme sanatına ait
    • taşlara ait
    • özlü
    • yazıta elverişli.
  468. lapidate İng.
    • (f.) taşlayıp öldürmek, taşa tutmak, taşlamak. lapida'tion (i.) birisini taşlayarak öldürme.
  469. lapidescent İng.
    • (s.) taşa benzeyen, taş heykeli andıran.
  470. lapilli Tür.
    • Volcanic ashes, consisting of small, angular, stony fragments or particles.
  471. lapin İng.
    • (i.) tavşan, tavşan kürkü.
  472. lapis İng.
    • (i.) (çoğ. ides) (Lat.) taş. lapis lazuli lacivert taş
    • bu taşın rengi.
  473. lapland İng.
    • (i.) Laponya. Laplander, Lapp (i.) İsveç ve Finlandiya'nın kuzeyinde bulunan Laponya ahalisinden biri, Lapon, Laponyalı
    • Lapon dili.
  474. Laponya Tür.
    • lapland.
  475. Laponya Tür.
    • Lapland.
  476. Laponyalı Tür.
    • lapp.
  477. Laponyalı Tür.
    • a Lapp.
  478. lappet İng.
    • (i.) sarkık şey
    • elbisenin kıvrımı yeri
    • sarkık et parçası.
  479. lapse İng.
    • (i.) geçme , mürur
    • yanılma
    • yanlış (söz veya yazı)
    • kayma
    • sapma
    • günaha girme
    • adalette kusur
    • sukut (hukuk)
    • ihmal yüzünden hak ve tasarrufunu elden kaçırma
    • battal olma, kullanılmaz hale gelme.
  480. lapse İng.
    • (f.) geçmek, mürur etmek
    • ihmal veya vefat dolayısıyle başkasına intikal etmek
    • battal olmak, hükmü kalmamak
    • sapmak, dalalete düşmek
    • yanılmak, hata etmek
    • bir zaman için inanç ve prensiplerinden vaz geçmek. lapse into silence sükuta dalmak, sessizliğe gömülmek. lapse rate meteor yüksekliğin artması ile atmosfer basıncının azalma oranı.
  481. lapstone İng.
    • (i.) kunduracıların dizleri üzerine koyup üstünde kösele dövdükleri taş.
  482. lapsus İng.
    • (i.), (Lat.) hata, yanlış, yanıltı. lapsus calami kalem hatası. lapsus linguae dil hatası, ağızdan kaçırma (söz) lapsus memoriae hafıza hatası.
  483. lapwing İng.
    • (i.) yağmurkuşuna benzeyen bir kuş, kızkuşu
    • (zool.) Vanellus vanellus.
  484. lar İng.
    • (bak.) lares.
  485. larboard İng.
    • (i.) geminin sol tarafı, iskele tarafı (şimdi bunun yerine port kelimesi kullanılmaktadır).
  486. larceny İng.
    • (i.) hırsızlık, sirkat, çalma. compound larceny başka suçlarla bir arada yapılan hırsızlık.
  487. larch İng.
    • (i.) kara çam, (bot.) Larix europaea.
  488. lard İng.
    • (i.), (f.) domuz yağı
    • (f.) domuz yağı ile yağlamak
    • yazı veya sözü tumturaklı kelilelerle süslemek.
  489. larder İng.
    • (i.) kiler
    • erzak. larderer (i.) kilerci.
  490. lares İng.
    • (i.) (çoğ.
    • tek. lar) Romalıların himaye mabutları
    • lares et penates (Lat.) aile mabutları
    • manevi değeri olan eşya.
  491. large İng.
    • (s.), (i.) büyük, geniş, cesim, azim, iri, vasi
    • bol, çok, külliyetli, mebzul
    • (den.) pupadan gelen (rüzgar)
    • serbest
    • (i.), (müz.) ortaçağda kullanılan pek uzun bir nota. at large serbest
    • umumiyetle
    • bütün ayrıntılarıyle, mufassalan. largehearted (s.) iyi kalpli, cömert ruhlu, halden anlayan. largeminded (s.) geniş fikirli, serbest düşünüşlü. in the large bütün şümulü ile. largerthanlife (s.) epik veya efsanevi özellikleri olan. largely (z.) ekseriyetle, ziyadesiyle
    • bol bol, büyük. largeness (i.) büyüklük, cesamet, genişlik. largish (s.) irice, büyücek.
  492. largesse İng.
    • (i.) bahşiş, büyük hediye, ihsan
    • cömertlik.
  493. larghetto Tür.
    • Somewhat slow or slowly, but not so slowly as largo, and rather more so than andante. a composition or passage played in a slow tempo slightly faster than largo but slower than adagio less slow and broad than largo.
  494. larghetto İng.
    • (s.), (z.), (i.), (müz.) largodan çabuk ve hafif
    • (z.) larghetto
    • (i.) ağır çalınan parça.
  495. largo Tür.
    • Very slow, broad, and spacious. a composition or passage that is to be performed in a slow and dignified manner. slowly and broadly. very slow in tempo and broad in manner.
  496. largo Tür.
    • Very slow. An instruction to a musician to play in a very slow and dignified manner.
  497. largo Tür.
    • Very slow and broad.
  498. largo Tür.
    • Tempo marking meaning broad.
  499. largo Tür.
    • Slow or slowly
    • more so than adagio
    • next in slowness to grave, which is also weighty and solemn.
  500. largo Tür.
    • Slow, broad. Very slow tempo of between 40 and 60 beats per minute. : broadly.
  501. largo Tür.
    • One of the classical tempo markings, referring to a very slow tempo. [lahr-goh] "Broad" Indicates a very slow tempo, usually slower than adagio. broad, very slow legato-smooth and connected M.
  502. largo Tür.
    • Large, broad, slow and stately.
  503. largo Tür.
    • Broad
    • very slow. - very slow, broadly [back]. slow and broad tempo.
  504. largo Tür.
    • A movement or piece in largo time. a composition or passage that is to be performed in a slow and dignified manner very slow in tempo and broad in manner slowly and broadly.
  505. largo İng.
    • (z.), (i.), (müz.) largo, ağır ağır
    • (i.) ağır ağır çalınan parça.
  506. lariat İng.
    • (i.) at ve sığır tutmak için boyunlarına atılan ucu ilmekli ip, kement
    • at bağlama ipi.
  507. lark İng.
    • (i.) tarlakuşu. crested lark tepeli toygar, (zool.) Galerida cristata. rise with the lark çok erken kalkmak, sabahın köründe uyanmak.
  508. lark İng.
    • (f.), (i.) cümbüş yapmak, eğlenmek
    • takılmak, şaka etmek
    • (i.) şaka, eğlence, eğlenti, cümbüş.
  509. larkspur İng.
    • (i.) hezaren çiçeği, (bot.) Delphinium.
  510. larrup İng.
    • (f.) dövmek, dayak atmak, sopa çekmek.
  511. larva Tür.
    • Young insect which is not yet an adult. The young, immature form of any animal that changes structurally when it becomes an adult.
  512. larva Tür.
    • The stage between egg and larva in the lifecycle of insects that undergo complete metamorphoses, such as caddis and midges.
  513. larva Tür.
    • The second stage of a Butterflies life. n The beginning part of the life cycle of insects and other animals without backbones The larva hatches out of the egg, has a soft, wormlike body and cannot reproduce. The young of insects, eg grub, caterpillar, maggot that metamorphose into adult forms eg beetle, moth, fly Larvae are active, self sustaining and independent life forms, and many inhabit caves Fauna Ref AC. the immature, wingless form of many insects from the time it leaves the egg until it becomes a pupa. early stage in the life cycle of a parasite, usually wingless and worm-like and usually incapable of reproduction.
  514. larva Tür.
    • The immature stage of insects that go through complete metamorphosis.
  515. larva Tür.
    • The immature stage of an insect that undergoes complete metamorphosis. the immature free-living form of most invertebrates and amphibians and fish which at hatching from the egg is fundamentally unlike its parent and must metamorphose.
  516. larva Tür.
    • The immature instars, between the egg and pupal stages, in an insect having a complete metamorphosis Larvae feed and grow but cannot fly, nor can they reproduce.
  517. larva Tür.
    • The early, immature form of any animal when more or less of a metamorphosis takes place, before the assumption of the mature shape. the immature free-living form of most invertebrates and amphibians and fish which at hatching from the egg is fundamentally unlike its parent and must metamorphose.
  518. larva Tür.
    • Syn: Grub, worm A young insect which quits the egg in an early stage of morphological development and differs fundamentally in form from the adult
    • in a strict zoological sense, the immature form of animals which undergo metamorphosis.
  519. larva Tür.
    • Stage in the live cycle of most insects Sometimes also known as "caterpillar" "maggot" "grub" or "worm"
    • Plural: larvae. the second stage of a butterfly"s life cycle Also called a caterpillar.
  520. larva Tür.
    • Singular, the pre-adult form in which some animals with multiple life stages hatch from the egg.
  521. larva Tür.
    • Newly hatched young of any animal in which the young are very different in appearance from the adults Plural: larvae. a worm-like newly born creature which will change with growth until it looks like its parents.
  522. larva Tür.
    • larva.
  523. larva Tür.
    • Immature form of insects from the time of leaving the egg until the transformation into the next phase of development.
  524. larva Tür.
    • grub. larva.
  525. larva Tür.
    • During this time it usually molts several times, and may change its form or color each time.
  526. larva Tür.
    • A stage in the life cycle of an INSECT following emergence from the egg in those species where the young insect is markedly different from the adult A good example is a CATERPILLAR.
  527. larva Tür.
    • Any young insect from the time that it hatches from the egg until it becomes a pupa, or chrysalis.
  528. larva Tür.
    • An independent embryo stage some animals go through before assuming the characteristics of the adult of the species.
  529. larva Tür.
    • An early stage of an individual insect"s development It will later metamorphose from this stage of life into a more advanced stage A caterpillar is the larva of a moth or butterfly A grub is the larva of a beetle See also pupa. the young and immature form of an animal, which must change to become an adult.
  530. larva Tür.
    • A mobile wingless grub that is the second stage in the life cycle of an insect. : the immature stage of insects with complete metamorphosis, it has a completely different form than the adult.
  531. larva İng.
    • (i.) (çoğ. vae) (zool.) tırtıl, kurtçuk, sürfe. larval (s.) tırtıla ait.
  532. laryngeal İng.
    • (s.) gırtlağa ait, hançerevi.
  533. laryngitis İng.
    • (i.), (tıb.) gırtlak iltihabı, larenjit.
  534. laryngology İng.
    • (i.) tıbbın boğaz ve boğaz hastalıkları bölümü, larengoloji.
  535. laryngoscope İng.
    • (i.) boğaz muayenesine mahsus aynalı alet.
  536. laryngotomy İng.
    • (i.), (tıb.) boğaz yarma ameliyatı
    • gırtlağa nefes deliği açma ameliyatı.
  537. larynx İng.
    • (i.) (çoğ. es veya laryn.ges) (anat.) gırtlak, hançere, boğaz.
  538. lascar İng.
    • (i.) Hintli gemici
    • Hintli.
  539. lascivious İng.
    • (s.) şehvetli
    • şehvete düşkün
    • şehvet uyandırıcı. lasciviously (z.) şehvetle. lasciviousness (i.) şehvet.
  540. lase İng.
    • (f.) leyzer gibi dalga yaymak
    • leyzer dalgası altında tutmak.
  541. laser İng.
    • (i.), (fiz.) leyzer, ışık dalgalannı kuvvetlendiren veya üretebilen bir çeşit meyzer.
  542. lash İng.
    • (f.) kamçı ile vurmak, dövmek, kamçılamak
    • kınamak, ayıplamak
    • azarlamak
    • galeyana getirmek
    • hicvetmek
    • vurmak, şiddetle çarpmak (dalga)
    • söz veya yazıyla saldırmak, çatmak
    • vurmak, çarpmak. lash out at sert ve ani çıkış yapmak. lash oneself into a fury çok öfkelenmek.
  543. lash İng.
    • (f.) bağlamak. lash down bağlayıp muhafaza etmek. lash together iple birbirine bağlamak.
  544. lash İng.
    • (i.) kamçı darbesi
    • kamçı ucu
    • küçük gören ve alaylı söz
    • vuruş, vurma, çarpma
    • kirpik.
  545. lash, lash İng.
    • (i.) şileple yüklü mavnaları taşıma sistemi.
  546. lashing İng.
    • (i.) kamçılama
    • azarlama.
  547. lashing İng.
    • (i.) ip, halat
    • iple bağlama.
  548. lass İng.
    • (i.) kız, genç kadın, nişanlı kız, sevgili. lassie (i.) kızcağız, küçük kız.
  549. lassitude İng.
    • (i.) dermansızlık, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk.
  550. lasso İng.
    • (i.), (f.) yabani atları yakalamaya mahsus ucu ilmekli ip, kement
    • (f.) böyle kementle tutmak.
  551. last İng.
    • (i.) kundura kalıbı. stick to one's last işi olmayan şeye karışmamak, kendi işiyle uğraşmak, çizmeden yukarı çıkmamak.
  552. last İng.
    • (i.) eskiden ticarette kullanılan tartı veya ölçü, yaklaşık iki ton.
  553. last İng.
    • (f.) sürmek, baki olmak, devam etmek, dayanmak, bozulmamak, bitmemek, tükenmemek
    • yetmek.
  554. last İng.
    • (s.), (z.), (i.) son, en sonraki, en gerideki, sonuncu
    • geçen, evvelki
    • sabık
    • son derece, gayet
    • (z.) en sonra, son olarak, nihayet
    • (i.) son, en nihayet. last but not least son fakat aynı derecede ehemmiyetli. last ditch son çare, son mudafaa. Last Judgement kıyamet, kıyamet günü. last mentioned en son olarak söylenen. last night dün gece. last offices cenaze duaları. last quarter dolunaydan sonra yedinci gece. last rites cenaze töreni
    • ölüm döşeğinde yatanların başucunda yapılan ayin. last sleep ölüm, son uyku. last straw son had, dayanılmaz derece. Last Supper Hazreti İsa'nın şakirtleriyle yediği son yemek. last word son söz
    • son moda
    • en mükemmel şey. at last nihayet, sonunda. at long last en nihayet. breathe one's last son nefesini vermek, ölmek. the last day mahşer günü, kıyamet günü .the last two son ve sondan evvelki. the last word on the matter mesele hakkında son ve kesin söz. to the last nihayete kadar . When did you see him last ? Son defa onu ne zaman gördünuz? lastly (z.) nihayet, son olarak.
  555. lasteks Tür.
    • Lastex.
  556. lastik Tür.
    • rubber. elastic band. rubber band. tyre. tire.
  557. lastik Tür.
    • rubber. elasticated. rubber. india-rubber. galosh. gum. gum elastic. rubbertire. tire.
  558. lastik Tür.
    • galosh. storm rubber. elastic band. elastic garter. ribbing. eraser. rubber.
  559. lasting İng.
    • (i.), (s.) dayanma, beka, bozulmayış, sürme
    • kadın iskarpini için dayanıklı yunlü kumaş
    • (s.) devam eden, dayanıklı, devamlı olan. lastingly (z.) devamlı surette, daimi olarak. lastingness (i.) devamlılık.
  560. lat. İng.
    • (kıs.) latitude.
  561. lata Tür.
    • Telephone dialing area serviced by a single local telephone company Calls within LATAs are called local calls. local access and transport area.
  562. lata Tür.
    • slat. lath. batten.
  563. lata Tür.
    • Local Area and Transport Area.
  564. lata Tür.
    • Local access transport area Regional TELCO Service, Interlata: See IXC.
  565. lata Tür.
    • Local Access and Transport Area: This was created by the 1984 divestiture and defines the geographic area over which the LEC may provide toll calls The area is often smaller than that covered by a long distance area code Even though ten or twenty LATAs are normally to be found within the territory of a LEC, the LEC may not provide calls that cross LATA boundaries Such inter-LATA traffic is the exclusive domain of the IXC. A geographical area served by a single local telephone company.
  566. lata Tür.
    • Local Access and Transport Area One of 161 local geographical areas in the U S within which a local telephone company may offer telecommunications services.
  567. lata Tür.
    • Local Access and Transport Area - local geographic areas in the US where local phone companies can offer local and long distance telephone services.
  568. lata Tür.
    • Local Access and Transport Area is a term in the U S for a geographic area covered by one or more local telephone companies, which are legally referred to as local exchange carriers A connection between two local exchanges within the LATA is referred to as intraLATA A connection between a carrier in one LATA to a carrier in another LATA is referred to as interLATA InterLATA is long-distance service The current rules for permitting a company to provide intraLATA or interLATA service are based on the Telecommunications Act of 1996.
  569. lata Tür.
    • Local Access and Transport Area A telephone company term that defines a geographical area.
  570. lata Tür.
    • Local Access and Transport Area.
  571. lata Tür.
    • Local Access and Transport Area.
  572. lata Tür.
    • In the telecommunications industry, the US is divided into LATA"s which are covered by one or more local telephone companies The local telephone companies are also referred to as local exchange carriers A LATA may have one or more area codes. abbr Local Access and Transport Area.
  573. lata Tür.
    • Geographic boundaries of the local telephone network, specified by the FCC, in which a single LEC may perform its operations Communications outside or between LATAs are provided by IXCs.
  574. lata Tür.
    • A convulsive tic or hysteric neurosis prevalent among Malays, similar to or identical with miryachit and jumping disease, the person affected performing various involuntary actions and making rapid inarticulate ejaculations in imitation of the actions and words of another person.
  575. latakia İng.
    • (i.) Suriye'de Lâzkiye limanı.
  576. latch İng.
    • (i.), (f.) kapı mandalı
    • (f.) mandallamak veya mandallanmak. latchkey (i.) kapı mandalını açacak anahtar
    • kapı anahtarı. latch key child anne ve babası çalışan çocuk. on the latch yalnız mandalla kapanmış. spring latch zemberekli mandal. latch on to ABD, argo elde etmek.
  577. latchstring İng.
    • (i.) kapı mandalını açan ip. The latchstring is always out. Kapımız daima açıktır. İstediğiniz zaman buyurun.
  578. late İng.
    • (s.) geç
    • gecikmiş, geri kalmış
    • sabık, geçmiş: son zamanlarda, geçenlerde
    • merhum, müteveffa. late for dinner yemeğe geç kalmış. late Latin ortaçağa ait Latince. at the latest en geç. of late son zamanlarda, yakın zamanlarda. lately (z.) yakın zamanlarda, bugünlerde, yakınlarda. lateness (i.) geç olma, gecikme.
  579. late İng.
    • (z.) geç, muayyen zamandan sonra
    • son zamanlarda. late in the day günün nihayetine doğru
    • geç kalınmış. Better late then never. Hiç olmamaktansa varsın geç olsun. early and late erken veya geç demez, vakti saati yok. sooner or later ergeç, erken veya geç. too late fazla geç. very late çok geç.
  580. latecomer İng.
    • (i.) geç gelen veya geç kalan kimse.
  581. lateen İng.
    • (s.) latin yelkeni sistemine ait. lateen sail latin yelkeni, üç köşeli yelken. lateen yard latin yelken sereni.
  582. lateks Tür.
    • latex.
  583. lateks Tür.
    • latex.
  584. latent İng.
    • (s.) gelişmemiş, gözükmeyen, belirti göstermeyen. latent heat (bak.) heat. latent period mikropların kuluçka devresi. latency (i.) kuvveden fiil haline geçmemiş olma. latently (z.) gözükmeden.
  585. lateral İng.
    • (s.), (i.) yana ait
    • yanal, yanda bulunan
    • yandan gelen
    • yana doğru
    • (i.) yandan biten dal
    • yana uzanan elektrik teli. lateral thinking etraflıca düşünme. later ally (z.) yandan, yana doğru.
  586. lateran İng.
    • (i.), (s.) Roma'da Lateran katedrali
    • bu katedrale bitişik ve içinde eski eserler müzesi bulunan saray
    • (s.) bu semte ait veya bağlı.
  587. laterite İng.
    • (i.) bir cins kırmızı kil
    • bu kilden meydana gelen verimsiz toprak.
  588. laterna Tür.
    • hurdy gurdy.
  589. laterna Tür.
    • barrel organ. hurdy gurdy. music box. musical box. street organ.
  590. laternacı Tür.
    • organ grinder.
  591. latex İng.
    • (i.) bazı bitkilerin sütlü özsuyu
    • kauçuğun hammaddesi.
  592. lath İng.
    • (i.), (f.) sıva tirizi, bağdadi çıta
    • (f.) tiriz koymak. lath and plaster bağdadi kaplama. as thin as a lath değnek gibi, çöp gibi.
  593. lathe İng.
    • (i.), (f.) torna tezgâhı
    • çömlekçi çarkı
    • (f.) torna tezgâhında biçim vermek. lathe bed torna gövdesi.
  594. lather İng.
    • (i.), (f.) sabun köpüğü
    • atın köpüklü teri
    • (f.) sabun gibi köpürtmek, sabunlamak:köpürmek, köpük meydana getirmek. in a lather (k.dili) heyecanlı. lathery (s.) köpüklü.
  595. latif Tür.
    • lovely. pleasant. pleasing. nice. amiable. agreeable. delicate. dainty. beautiful. delectable. gentle. sweet.
  596. latif Tür.
    • lovely. nice. pleasant. elegant.
  597. latife Tür.
    • joke. leg-pul.
  598. latife Tür.
    • jest. witty remark. banter. chaff. fun. gag. giggle. hoax. joke. persiflage. pleasantry.
  599. latifeci Tür.
    • witty. jocose.
  600. latifundium İng.
    • (i.) büyük arazi.
  601. Latin Tür.
    • To write or speak in Latin
    • to turn or render into Latin. any dialect of the language of ancient Rome a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin an inhabitant of ancient Latium having or resembling the psychology or temper characteristic of people of Latin America
    • "very Latin in temperament"
    • "a Latin disdain"
    • "his hot Latin blood" of or relating to the ancient Latins or the Latin language
    • "Latin verb conjugations" of or relating to the ancient region of Latium
    • "Latin towns" relating to people or countries speaking Romance languages
    • "Latin America".
  602. Latin Tür.
    • The language of the ancient Romans.
  603. Latin Tür.
    • The international language of the Middle Ages, in which all important cultural activities were performed, and therefore the language of the Church Most people, however, couldn"t read or write the vernacular language of their own country, much less Latin.
  604. Latin Tür.
    • Source of many learned, theological, and scientific words borrowed into ME Sometimes scholars have difficulty in distinguishing a Latin etymon from an OE etymon because French developed from Latin.
  605. Latin Tür.
    • Roman.
  606. Latin Tür.
    • Of, pertaining to, or composed in, the language used by the Romans or Latins
    • as, a Latin grammar
    • a Latin composition or idiom.
  607. Latin Tür.
    • Of or pertaining to Latium, or to the Latins, a people of Latium
    • Roman
    • as, the Latin language.
  608. Latin Tür.
    • Lupus.
  609. Latin Tür.
    • Lembaga Alam Tropika Indonesia or the Indonesian Tropical Institute.
  610. Latin Tür.
    • latin. roman. romance. latin.
  611. Latin Tür.
    • Latin.
  612. Latin Tür.
    • latin.
  613. Latin Tür.
    • Enter a word to search for: Max Hits: 20 50 100 200.
  614. Latin Tür.
    • any dialect of the language of ancient Rome. an inhabitant of ancient Latium. a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin. of or relating to the ancient Latins or the Latin language
    • "Latin verb conjugations". having or resembling the psychology or temper characteristic of people of Latin America
    • "very Latin in temperament"
    • "a Latin disdain"
    • "his hot Latin blood". relating to people or countries speaking Romance languages
    • "Latin America". relating to languages derived from Latin
    • "Romance languages". of or relating to the ancient region of Latium
    • "Latin towns".
  615. Latin Tür.
    • An exercise in schools, consisting in turning English into Latin.
  616. Latin Tür.
    • A native or inhabitant of Latium
    • a Roman.
  617. Latin Tür.
    • A member of the Roman Catholic Church.
  618. latin İng.
    • (s.), (i.) Latin, Latince
    • eski Roma'ya ait
    • Katolik kilisesine ait
    • (i.) Latince
    • Latin edebiyatı
    • eski Romalı kimse
    • Katolik kilisesine mensup kimse. Latin America İspanyolca ve Portekizce konuşulan Amerikan memleketleri. Latinist (i.) Latin dili âlimi.
  619. Latin harfleri Tür.
    • roman letters. the Latin characters.
  620. Latin harfleri Tür.
    • roman letters.
  621. latin quarter İng.
    • Paris'te talebe ve ressamların oturdukları semt.
  622. Latin yelkeni Tür.
    • latin sail.
  623. Latince Tür.
    • the Latin language. in Latin.
  624. Latince Tür.
    • latin.
  625. latish İng.
    • (s.) geççe, biraz geç.
  626. latitude İng.
    • (i.) arz derecesi
    • genişlik
    • bolluk, şümul
    • serbestlik, tolerans, musamaha
    • (astr.), (coğr.) enlem
    • mıntıka
    • (foto.) filmin toleransı. high latitudes kutuplara yakın yerler. latitu'dinal (s.) arz cihetiyle, enine olan.
  627. latitudinarian İng.
    • (s.), (i.) özellikle dinde geniş düşünüşlü, mutaassıp olmayan (kimse).
  628. latrine İng.
    • (i.) özellikle asker karargah veya kamplarında helâ.
  629. latten İng.
    • (i.) ince pirinç veya pirince benzer levha
    • galvanizli saç.
  630. latter İng.
    • (s.) ikisinden sonuncusu, son söylenilen
    • zikronulan iki şeyin sonra geleni, ikincisi
    • son. latterday (s.) çağa uygun, modern, şimdiki zamana uygun. Latter day Saints Ahir Zaman Azizleri (Mormon lann resmi ismi). latter end son
    • ölüm. latterly (z.) bu yakınlarda, son zamanlarda.
  631. lattice İng.
    • (i.), (f.) pencere kafesi, kafes
    • üzerinde kafes şekli bulunan arma
    • (f.) kafes yapmak, kafes şekline koymak
    • kafesle çevirmek. latticework (i.) kafes işi.
  632. latvia İng.
    • (i.) Letonya Cumhuriyeti.
  633. laubali Tür.
    • too familiar. too free-and-easy. intimate. informal. frc- and-easy. frc- form. unceremonious.
  634. laubali Tür.
    • too familiar. familiar. informal. reckless. offhand. cavalier. unceremonious. unconventional. unbuttoned.
  635. laubali Tür.
    • cavalier. familiar. free. perky. rakish. saucy. pert. familiar. casual.
  636. laubalileşmek Tür.
    • to behave in an overly familiar way.
  637. laubalilik Tür.
    • familiarity. levity. sauciness. pertness.
  638. laubalilik Tür.
    • being too free-and-easy. frc- and-easiness. freedom.
  639. laud İng.
    • (i.), (f.) methiye, övme
    • (f.) methetmek, övmek, sena etmek, yüceltmek.
  640. laudable İng.
    • (s.) övgüye değer, takdire lâyık, beğenilen. laudabil'ity, laudableness (i.) takdire lâyık olma. laudably (z.) takdire lâyık olarak.
  641. laudanum İng.
    • (i.), ecza afyon tentürü.
  642. laudation İng.
    • (i.) övme, sitayiş, sena.
  643. laudative, laudatory İng.
    • (s.) övücü.
  644. laugh İng.
    • (f.) (i.) gülmek
    • sevinmek, eğlenmek
    • gülerek ifade etmek
    • (i.) gülme, gü1üş, hande
    • kahkaha. laugh at (birine) gülmek. laugh away gülüşle meseleyi kapatmak, gülerek geçiştirmek. laugh down gülerek susturmak. laugh line göz kenarındaki buruşukluk. laugh off gülerek geçiştirmek. laugh on the other side of the mouth güldükten sonra pişman olmak. laugh track gülme sesleri dolu teyp bandı veya plak. laugh up one's sleeve içinden gülmek, bıyık altından gülmek. have the last laugh işin sonunda kazanmış olmak.
  645. laughable İng.
    • (s.) gülünç, gülünecek, gülünür
    • tuhaf, acayip. laughably (z.) gülünecek kadar.
  646. laughing İng.
    • (s.), (i.) gülen, güldüren
    • gülme, gü1üş. laughing gas güldürücü gaz, (tıb.) azot monoksit gazı (anestezi için kullanılır). laughing hyena benekli sırtlan. laughing jackass (bak.) jackass laughing stock gülünecek kişi. no laughing matter şakaya gelmez durum, gülünmeyecek şey. laughingly (z.) gülerek.
  647. laughter İng.
    • (i.) gü1üş, gülme, hande
    • gülünecek şey.
  648. launch İng.
    • (f.), (i.) kızaktan suya indirmek (gemi)
    • roket fırlatmak
    • başlatmak (yeni iş)
    • mızrak gibi atmak
    • (i.) gemiyi kızaktan suya indirme
    • roketi fezaya fırlatma
    • (den.) işkampaviye
    • harp gemisinin en büyük sandalı. launch forth, launch out işe başlamak, işe atılmak. motor launch motorlu sandal, motorbot. steam launch buharla işleyen sandal, çatana, istimbot.
  649. launcher İng.
    • (i.) mancınık, katapult, fırlatıcı, atıcı.
  650. launching İng.
    • (i.) suya indirme
    • hareket ettirme. launching pad roketin hareket sahası
    • yeni bir teşebbüse atılmak için seçilen yer veya vesile.
  651. launder İng.
    • (f.) yıkayıp ütülemek (çamaşır). laundress (i.) çamaşırcı kadın. laundry (i.) çamaşırhane
    • çamaşır yıkama
    • kirli çamaşır. laundry list çamaşır listesi
    • uzun ve etraflı liste. laundryman (i.) umumi çamaşırhanede çalışan adam .
  652. laundromat İng.
    • (i.) otomatik tertibatlı umumi çamaşırhane.
  653. laureate İng.
    • (s.) (i.) başarılarından ötürü şeref payesi vermek için seçilen
    • defne dallarından çelenk giymiş
    • çelenk giymeye layık, mümtaz
    • defneden yapılmış
    • (i.) mümtaz şair
    • İngiltere'de kral veya kraliçe tarafından verilen baş şairlik payesine erişmiş kimse. laureateship (i.) baş şairlik payesi.
  654. laurel İng.
    • (i.), (f.) (ed, ing veya led ling) defne ağacı, (bot.) Laurus nobilis
    • defne dalından çelenk
    • (çoğ.) şeref, şan, şöhret
    • (f.) defne dalı ile süslemek. bay laurel defne ağacı. cherry laurel taflan ağacı, karayemiş ağacı, (bot.) Prunus laurocerasus mountain laurel kalmi ağacı, (bot.) Kalmia latifolia. Portugal laurel frenk taflanı, (bot.) Cerasus lusitanica. spurge laurel kulapa, (bot.) Daphne laureola. look to one's laurels şöhretini korumaya gayret etmek. rest on one's laurels kazanılan şöhretle kanaat etmek.
  655. laurentian İng.
    • (s.), (jeol.) ismini St. Lawrence nehrinin kuzeyinde bulunan pek eski kaya tabakalarından alan kaya çeşidine ait.
  656. laurustine İng.
    • (i.) hanımeline benzer bir bitki, (bot.) Viburnum tinus.
  657. lausanne İng.
    • (i.) İsviçre'de Lozan şehri.
  658. lav Tür.
    • outdoor tiolet.
  659. lav Tür.
    • Lymphadenopathy Associated Virus.
  660. lav Tür.
    • Leucoadenopathy Associated Virus, discovered by Luc Montagnier in France. light armored vehicle LCC land component commander. outdoor toilet. a room equipped with toilet facilities.
  661. lav Tür.
    • lava. pozzolana. pozzuolana.
  662. lav Tür.
    • lava.
  663. lav Tür.
    • lava.
  664. lav Tür.
    • Full Name:Legacy AV devices Description: LAV devices are existing devices that were designed prior to the development of HAVi and therefore are not "HAVi aware" Typical examples are current DV camcorders.
  665. lava Tür.
    • The melted rock ejected by a volcano from its top or fissured sides.
  666. lava Tür.
    • rock that in its molten form issues from volcanos
    • lava is what magma is called when it reaches the surface.
  667. lava Tür.
    • Rock from a volcano, generally molten when ejected. molten magma extruded from volcanic vent. magma which has erupted onto the Earth"s surface. molten material that is erupted from a volcano LAVA FLOW - lava that moves like a viscous liquid LANDSLIDE - unstable earth that flows downward LARGE EARTHQUAKE - an earthquake that causes damage, usually over a 7 0 on the Richter Scale LIQUEFACTION - to become liquid (usually refers to soil that "settles" during an earthquake LIQUID - a substance that flows.
  668. lava Tür.
    • Molten rock that is capable of flowing on the surface or in lava tubes See "pahoehoe" and "aa" for specific types.
  669. lava Tür.
    • Molten rock that is capable of flowing on the surface or in lava tubes Also volcanic rock solidified from magma See "pahoehoe" and "aa" for specific types Lava Cave term Ref KG.
  670. lava Tür.
    • Molten rock that erupts to Earth"s surface through a volcano or a fissure., Volcanic rock extruded by the eruption of molten material An extensive segment of the lunar surface, specifically in the mare regions, is comprised primarily of basalt resulting from lava flows.
  671. lava Tür.
    • Molten rock solidified on the Earth"s surface. n fluid, molten rock that issues forth onto the Earth"s surface as from a volcano or volcanic vent.
  672. lava Tür.
    • Molten rock issuing from a volcano or volcanic vent.
  673. lava Tür.
    • Molten rock extruded onto the Earth"s surface, or the resultant solid rock.
  674. lava Tür.
    • Molten rock erupted onto the surface of the Earth Lavas vary according to the chemistry of the molten rock In general the more silica they contain, the more viscous they are Basalt, a silica-poor lava tends to flow easily and therefore form thin, extensive lava flows, while rhyolite lava is so viscous it rarely flows and forms "domes" above the site of the eruption.
  675. lava Tür.
    • Molten rock erupted from a volcano Lava can occur in flows, domes, fragments and as pillows formed underwater.
  676. lava Tür.
    • Molten magma released from a volcanic vent or fissure.
  677. lava Tür.
    • Magma which has reached the surface through a volcanic eruption The term is most commonly applied to streams of liquid rock that flow from a crater or fissure It also refers to cooled and solidified rock.
  678. lava Tür.
    • Magma that comes to the Earth"s surface through a volcano or fissure.
  679. lava Tür.
    • Lava is the name given to magma when it reaches the earth"s surface It is ejected from volcanoes during eruptions or oozes from cracks in the earth"s surface and ev eventually solidifies to become volcanic rock.
  680. lava Tür.
    • lava.
  681. lava Tür.
    • It flows out in streams sometimes miles in length.
  682. lava Tür.
    • It also issues from fissures in the earth"s surface, and forms beds covering many square miles, as in the Northwestern United States. rock that in its molten form issues from volcanos
    • lava is what magma is called when it reaches the surface.
  683. lava Tür.
    • A volcanic rock protruded by the eruption of molten material LVR - Acronym for Lunar Roving Vehicle or Rover. liquid, molten rock.
  684. lava Tür.
    • A general term for molten rock that is extruded onto the surface.
  685. lava İng.
    • (i.) lav, püskürtü.
  686. lavabo Tür.
    • washbasin. washstand. commode.
  687. lavabo Tür.
    • sink. washbasin. washand basin. wash-stand. washbowl. washing-stand. washstand.
  688. lavabo Tür.
    • basin. sink. washbasin. washbowl. washstand.
  689. lavabo Tür.
    • a basin for washing the hands.
  690. lavage İng.
    • (i.), (tıb) şırınga ile temizleme, lavaj
    • mideyi yıkama.
  691. lavaj Tür.
    • sluicing. panning. lavage.
  692. lavanta Tür.
    • lavender. lavender water.
  693. lavanta Tür.
    • dried lavender flowers. lavender water. lavender.
  694. lavanta çiçeği Tür.
    • lavender.
  695. lavation İng.
    • (i.) yıkama.
  696. lavatory İng.
    • (i.) umumi hela
    • lavabo.
  697. lave İng.
    • (f.), şiir yıkamak, yıkanmak
    • yanından akıp geçmek (nehir).
  698. lavender İng.
    • (i.), (s.), (f.) lavanta çiçeği
    • bu bitkiden alınan lavanta
    • güzel koku
    • eflatun rengi
    • (s.) lavanta çiçeği renginde
    • f arasına lavanta çiçeği koymak, lavanta serpmek. lavender oil lavantadan çıkarılan yağ. lavender water lavanta suyu. French lavender karabaş, (bot.) Lavendula stoechas.
  699. laver İng.
    • (i.) büyük el leğeni.
  700. laver İng.
    • (i.), (bot.) Porphyra türünden yenebilen bir çeşit mor renkli deniz bitkisi.
  701. lavish İng.
    • (s.), (f.) müsrif, savurgan
    • mebzul, bol, pek çok
    • (f.) israf etmek, bol bol harcamak. lavish gifts on one birine bol bol hediye vermek, hediyelere gark etmek. lavishness (i.) müsriflik, savurganlık, ifrat.
  702. lavman Tür.
    • enema. enemator.
  703. lavman Tür.
    • enema.
  704. lavman Tür.
    • clyster. enema. washing. injection.
  705. lavta Tür.
    • lute.
  706. lavtacı Tür.
    • lutanist.
  707. law İng.
    • (i.) kanun, yasa, nizam, kaide, kural, düstur
    • adalet
    • hukuk
    • tabiat kanunu
    • usul, töre, âdet. the law hâkim veya avukatlar sınıfı
    • polis law and order küçük suçlara karsı şiddet
    • sokaklarda emniyet. law court mahkeme. law merchant ticaret kanunu. law of nations devletler hukuku. law school hukuk fakültesi. law term hukuk deyimi veya dili
    • adliye mahkemelerinin toplanma zamanı. administrative law idare hukuku. canon law şeriat
    • kilisenin koyduğu yasaklar. civil law medeni hukuk. commercial law ticaret hukuku. common law örf ve âdet hukuku. international law milletlerarası hukuk, devletler hukuku. martial law örfi idare, sıkıyönetim. go to law mahkemeye müracaat etmek, dava etmek. lay down the law diktatörlük etmek. take the law into one's own hands hakkını kendi eli ile almak, intikamını almak.
  708. lawabiding İng.
    • (s.) kanuna itaat eden.
  709. lawbook İng.
    • (i.) kanunname, kanun dergisi.
  710. lawbreaker İng.
    • (i.) kanuna aykırı hareket eden kimse.
  711. lawful İng.
    • (s.) caiz, kanuna uygun, kanuni, meşru. lawfully (z.) kanuna uygun bir şekilde, kanuna göre, kanun gereğince. law fulness (i.) kanuna uygunluk.
  712. lawgiver İng.
    • (i.) kanun yapan kimse, kanun yapıcısı.
  713. lawless İng.
    • (s.) kanuna aykırı, kanun tanımaz, nizamsız, kanunsuz
    • serkeş. lawlessly (z.) kanun tanımayarak, serkeşçe. lawlessness (i.) kanunsuzluk, kanun tanımazlık.
  714. lawmaker İng.
    • (i.) meclis üyesi.
  715. lawn İng.
    • (i.) çimenlik meydan, çayır, çimen, çim tarhı. lawn mower çimen biçme makinası. lawn party çimenlik yerde yapılan eğlence veya ziyafet. lawn sprinkler çimen sulama aygıtı. lawn tennis açık havada oynanan tenis.
  716. lawn İng.
    • (i.) ince keten bezi
    • ince keten veya pamuklu kumaş
    • ince elek.
  717. lawrencium İng.
    • (i.) lavrensiyum.
  718. lawsuit İng.
    • (i.) dava.
  719. lawyer İng.
    • (i.) avukat, dava vekili.
  720. lax İng.
    • (s.) gevşek, sıkı olmayan
    • ihmalci, kayıtsız: kesinlikten uzak
    • zayıf: kaygısız
    • hafif ishale tutulmuş: seyrek dokunmuş
    • (bot.) seyrek yapraklı veya çiçekli. laxity, laxness (i.) gevşeklik. laxly (z.) gevşek bir şekilde.
  721. laxation İng.
    • (i.) gevşeklik
    • gevşeme
    • (tıb.) boşalma (bağırsaklar).
  722. laxative İng.
    • muishil, yumuşaklık veren, ishal edici (ilaç).
  723. lay İng.
    • (s.) belirli meslekten olmayan, işin ehli olmayan
    • layik
    • papazdan başka bütün halktan olan veya halka ait. lay reader (kil.) papaz olmayıp ayinlerde bazı parçaları okuma yetkisi olan adam.
  724. lay İng.
    • (f.) (laid) yatırmak, sermek
    • yatıştırmak
    • teskin etmek
    • koymak
    • vaz'etmek
    • yumurtlamak
    • üstüne koymak, koymak (vergi), yüklemek: isnat etmek, hamletmek
    • yerine koymak, dizmek
    • yaymak
    • belirli bir vaziyete koymak
    • önüne koymak, takdim etmek
    • kurmak (sofra)
    • (den.) (herhangi bir yöne) gitmek. lay about one sağına soluna vurmak, saldırmak. lay aside bir yana koymak
    • terketmek, vaz geçmek
    • biriktirmek. lay at one,s door hamletmek, isnat etmek. lay away bir yana koymak
    • ayırmak, saklamak. lay bare açmak, açıkça ortaya koymak. lay by yığmak, bir tarafa koymak, biriktirmek. lay down ilerisi için saklamak
    • feda etmek
    • vaz geçmek, feragat etmek
    • emretmek
    • bahis tutmak, bahse girmek. lay down one's arms silâhlarını bırakmak, teslim olmak. lay for plan tertip etmek, tuzak kurmak, gizlice yolunu beklemek, pusu kurmak. lay great store on çok kıymet vermek. lay hands on tutmak, yakalamak
    • hücum edip zor kullanmak. lay hold of ele geçirmek
    • yakasına yapışmak. lay in çokça tedarik etmek, ambara yığmak, biriktirmek. lay into argo dövmek, dayak atmak
    • azarlamak. lay it on mübalâğalı hareket etmek, kompliman yapmak, veriştirmek. lay low yatağa düşürmek
    • ABD, argo gizlenmek. lay off işten çıkarmak
    • (den.) kıyıdan veya başka gemiden uzaklaşmak
    • açılmak
    • argo alay etmekten vazgeçmek. lay on üzerine atılmak, yüklenmek, saldırmak
    • üstüne sürmek
    • kaplamak. lay on the table teşhir etmek, reye koymamak. lay oneself out birçok tedariklerde bulunmak. lay open açmak, izah etmek
    • kesip içini açmak. lay out sermek
    • teşhir etmek, sergilemek
    • ölüyü gömülmeye hazırlamak
    • sarfetmek, harcamak
    • planını tertip etmek
    • plana göre tanzim etmek
    • tasarlamak, niyet etmek. lay over sonraya bırakmak
    • kaplamak. lay siege to kuşatmak, muhasara etmek. lay to atfetmek yüklemek
    • (den.) gemiyi faça edip durdurmak. lay to rest gömmek
    • örtbas etmek. lay up biriktirmek, toplamak, saklamak. lay waste tahrip etmek, yakıp yıkmak.
  725. lay İng.
    • (i.) şiir, şarkı gazel
    • nağme, ezgi.
  726. lay İng.
    • (i.) duruş, yatış, mevki
    • kazanç üstünden hisse
    • argo yol, meslek
    • bir halatın bükümü veya büküm tarzı. lay days (den.) yükleme ve boşaltma süresi. lay of the land etrafın hal ve şekli
    • durum, vaziyet.
  727. layer İng.
    • (i.) kat, tabaka
    • daldırma. a good layer bol yumurta yumurtlayan tavuk. layer cake arası kremalı kat kat pasta.
  728. layette İng.
    • (i.) yeni doğmuş çocuğun çamaşırları ile elbiseleri.
  729. layiha Tür.
    • formally written petition. proposal or memorandum. bill of complaint. brief. motion. pleading.
  730. layiha Tür.
    • explanatory document. project. bill.
  731. layık Tür.
    • worthy. worthy of. worth. fit. fitting. deserving.
  732. layık Tür.
    • worthy. deserving.
  733. layık Tür.
    • deserving of. worthy of. suited to be. fit to be. suitable. appropriate. fit. fitting. proper. well- deserved. worthy.
  734. layık olmak Tür.
    • to deserve. to be worthy of. to suit. to be appropriate for. command. merit.
  735. layık olmak Tür.
    • command. deserve. merit.
  736. layıkıyla Tür.
    • duly. properly. deservedly.
  737. layman İng.
    • (i.) meslek sahibi olmayan kimse, bir meslek veya ilmin yabancısı
    • rahip sınıfından olmayan kimse .
  738. layoff İng.
    • (i.) işçilerin geçici olarak işten çıkartılması, mecburi işsizlik.
  739. layout İng.
    • (i.) plan, tertip
    • takım
    • (matb.) mizanpaj
    • argo ziyafet.
  740. layover İng.
    • (i.) bir yerde duraklama, konaklama.
  741. Laz Tür.
    • Laz.
  742. lazanya Tür.
    • lasagna.
  743. lazanya Tür.
    • lasagna.
  744. lazaretto İng.
    • (i.) cüzam veya veba gibi bulaşıcı hastalıkların tedavi edildiği hastane
    • karantina yeri
    • (den.) kıç taraftaki erzak ambarı.
  745. laze İng.
    • (f.) tembelce vakit geçirmek, tembelleşmek.
  746. lazer Tür.
    • laser.
  747. lazer Tür.
    • laser.
  748. lazer ışını Tür.
    • laser beam.
  749. lazım Tür.
    • requisite. needed. required. wanted. needful. necessary.
  750. lazım Tür.
    • necessary. required gerek. gerekli.
  751. lazım Tür.
    • necessary. needed. required. needful. requisite.
  752. lazımlık Tür.
    • chamber pot. commode. jerry. stool.
  753. lazımlık Tür.
    • bedpan. pot. chamber pot.
  754. lazulite İng.
    • (i.) gök mavisi renginde bir taş, lâcivert taşı.
  755. lazy İng.
    • (s.) tembel, aylak, uyuşuk, gevşek, ağır. lazybones (i.) tembel adam. lazy eyes göz donukluğu hastalığı. lazy Susan döner tepsi. lazy tongs uzaktaki şeyleri toplamaya yarayan makas şeklinde maşa. lazily (z.) tembelce. laziness (i.) tembellik, uyuşukluk.
  756. lb. İng.
    • (kıs.) pound.
  757. lc İng.
    • (kıs.) loco citato, lower case.
  758. le Tür.
    • The inductance of a driver"s voice coil, typically measured at 1 kHz in millihenries.
  759. le Tür.
    • Lupus erthyematosus.
  760. le Tür.
    • Logic Element -- what Altera calls their logic blocks Contains a bit more logic than a 4-LUT. surnames with "le" for example "le Palefrayor" were occupational names, in this case, "the chap who looked after the nobleman"s horse" The name itself was not a surname, but an identifier name, but it later developed into a surname -- Renia Simmons.
  761. le Tür.
    • Local exchange.
  762. le Tür.
    • Local Exchange.
  763. le Tür.
    • Listed Endangered LT - Listed Threatened PE - Proposed Endangered PT - Proposed Threatened.
  764. le Tür.
    • Lesions Number of fish with lesions.
  765. le Tür.
    • Leading Edge.
  766. le Tür.
    • Law Enforcement.
  767. le Tür.
    • Language Environment LE can be used in a CICS environment to provide a runtime library that establishes a common execution environment for programming languages. lighting efficacy. with, attributed to.
  768. le Tür.
    • LAN Emulation Refer to LANE.
  769. le Tür.
    • LAN Emulation.
  770. le Tür.
    • Labor Exchange. the inductance of a driver"s voice coil, typically measured at 1 kHz in millihenries.
  771. le Tür.
    • Individuals with Limited English proficiency The term "individual with limited English proficiency" means a secondary school student, an adult, or an out-of-school youth, who has limited ability in speaking, reading, writing, or understanding the English language, and - whose native language is a language other than English
    • or who lives in a family or community environment in which a language other than English is the dominant language.
  772. le Tür.
    • A/N, oblique case: reflexive pronoun
    • anaphoric pronoun.
  773. le Tür.
    • A Marconi program that implements both the LAN Emulation Server and the Broadcast/Unknown Server.
  774. le Tür.
    • a chronic inflammatory collagen disease affecting connective tissue.
  775. lea İng.
    • (i.) 120 ile 130 yarda arasında değişen iplik ölçüsü.
  776. lea İng.
    • (i.), şiir çayırlık, mera, otlak yeri.
  777. leach İng.
    • (f.), (i.) bir sıvıyı bir şeyden süzmek veya filtreden geçirmek
    • (i.) filtre etme
    • filtre mahsulü
    • filtre.
  778. lead İng.
    • (i.) rehberlik, kılavuzluk, önde bulunma
    • önde gelme, ileride bulunma
    • oyunda başlama hakkı
    • buzlu sularda gemi için açık yol
    • kaya çatlakları içinde toplanmış maden cevheri
    • tiyatroda baş rol veya bu rolü oynayan kimse
    • (elek.) bağlama teli
    • (müz.) grupla söylenen şarkıda baş ses
    • makalenin ilk cümleleri
    • briç oyununda ilk konan kağıt veya ilk oynayacak olan kimse. have a big lead çok önde olmak, uzun mesafe almış olmak. follow the lead of one birinin ardından gitmek. take the lead başa geçmek
    • rehber olmak.
  779. lead İng.
    • (f.) (led) yol göstermek, rehberlik etmek, götürmek, yedeğinde götürmek
    • elinden tutup götürmek
    • idare etmek, başkanlık etmek
    • başına geçip yol göstermek
    • başında olmak
    • tesir etmek, cezbetmek, çekmek
    • başlatmak
    • başlamak
    • gitmek, varmak
    • başta gelmek
    • netice vermek. lead a happy life mesut bir hayat sürmek. lead aside bir yana çekmek. lead astray yoldan çıkarmak
    • bozmak, baştan çıkarmak, ayartmak. lead away alıp götürmek, uzağa götürmek. lead by the nose burnuna kancayı takmak
    • bir kimseyi istediği şekilde idare etmek. lead in prayer başkalarının düşüncelerini dua sözleri ile belirtmek, bir heyet huzurunda yüksek sesle dua etmek. lead off başlamak, başa geçmek. lead on götürmek, teşvik etmek. lead one a dance kişisel çıkarı için zorluk çıkarmak. lead out dışarı çıkarmak. lead the way rehberlik etmek. lead up to götürmek
    • bir bahse yol açmak
    • sonuçlanmak.
  780. lead İng.
    • (i.), (f.) kurşun
    • (matb.) satırlar arasını açmak için kullanılan ince kurşun cetvel, anterlin
    • iskandil
    • kalem kurşunu, grafit
    • saçma
    • (f.) kurşunla doldurmak veya kaplamak
    • (matb.) satır aralarını anterlin ile açmak
    • çanak çömleği kurşun sır ile kaplamak
    • pencere camlarını kurşunla tutturmak
    • kurşunla tıkamak (tüfek)
    • iskandil etmek. lead acetate kurşun asetat. lead color kurşun rengi, kurşuni. leadfree (s.) kurşunsuz (benzin). lead line (den.) iskandil savlosu. lead pencil kurşunkalem. lead poisoning kurşun zehirlenmesi. lead sulphide (kim.) kurşun sülfürü. black lead kalem kurşunu. heave the lead iskandil etmek. red lead sülüğen tozu. white lead üstübeç.
  781. leaden İng.
    • (s.) kurşundan, kurşun
    • kurşun renginde, kurşuni
    • ağır kurşun gibi
    • ağırlık veren
    • kasvetli.
  782. leader İng.
    • (i.) rehber, kılavuz
    • önder, lider, baş, reis
    • bando veya koro şefi
    • orkestrada birinci keman, solo kemancı
    • en öne koşulmuş at
    • (İng.) gazetede başmakale
    • (çoğ.), (matb.) gözü belirli bir yere çekmek için konulan bir sıra nokta. leadership (i.) öncülük, önderlik, liderlik.
  783. leadin İng.
    • (i.), radyo anten iniş teli.
  784. leading İng.
    • (i.) kurşun ile kaplama veya bölme
    • kurşun çerçeve (pencere için)
    • (matb.) satır aralarının anterlini.
  785. leading İng.
    • (i.), (s.) yol gösterme, rehberlik
    • ima
    • (s.) önde olan, yol gösteren, rehber olan. leading article (İng.) başmakale. leading lady piyeste başrolü oynayan kadın. leading man başrolü oynayan erkek. leading question belirli bir cevabı gerektiren soru.
  786. leadswinging İng.
    • (i.), (İng.), argo bir iş yapmaz olma, slang havyar kesme.
  787. leadwort İng.
    • (i.) dişotu, (bot.) Plumbago europaea.
  788. leaf İng.
    • (i.) (çoğ. leaves) (f.) yaprak, varak
    • tütün veya çay yaprağı
    • ince madeni varak
    • açılıp kapanan masanın eğreti tahtası
    • (f.) yaprak vermek, yapraklanmak. leaf blight yapraklara arız olan hastalık. leaf bud yaprak tomurcuğu. leaf mold yaprak gübresi, yaprak çürüğü. leaf spring (oto.) yaprak yay. leaf stalk yaprak sapı. in leaf yapraklanmış. take a leaf out of a person's book birini taklit etmek. turn over a new leaf hayatını daha iyi bir yola koymak, yeniden başlamak. leaf through kitaba göz gezdirmek. leafiness (i.) çok yapraklı olma. leafy (s.) yaprağı çok, yapraklı.
  789. leafage İng.
    • (i.) yapraklar, yeşillik.
  790. leaflet İng.
    • (i.) ufak risale, dört sayfalık risale
    • (bot.) bileşik yaprağın bir kısmı
    • ufakyaprak, yaprakçık.
  791. league İng.
    • (i.), (f.) birleşme, ittifak
    • özel amaçlar için meydana getirilen birlik, cemiyet
    • spor lig
    • (f.) birleştirmek, ittifak etmek. League of Nations Milletler Cemiyeti. be in league with müttefiki olmak. Hanseatic League ortaçağlarda Almanya'da birtakım şehirler arasında yapılan ticari birleşme.
  792. league İng.
    • (i.) çeşitli memleketlere göre değişen yaklaşık olarak 5 kilometrelik uzaklık ölçüsü
    • bir saatlik yol, fersah.
  793. leak İng.
    • (i.), (f.) su sızdıran delik veya yara
    • sızıntı
    • usulsüzce para harcama
    • sırrın dışarıya sızması
    • (elek.) cereyanda sızıntı veya sızıntının yeri
    • (f.) sızmak
    • (gen.) out ile dışarı sızmak, ifşa olunmak (sır). leakage (i.) sızıntı, süzülme firesi, sızma. leaky (s.) sızıntılı.
  794. lean İng.
    • (s.), (i.) zayıf, nahif
    • yağsız, etsiz
    • mahsulsüz, kıraç
    • (i.) yağsız et. leanness (i.) zayıflık, yağsızlık.
  795. lean İng.
    • (f.) (ed veya leant) (i.), (gen.) on veya against ile dayanmak
    • eğri durmak, yana yatmak, eğilmek
    • meyletmek, temayül etmek
    • istinat etmek, güvenmek
    • dayamak, yana yatırmak
    • temayül ettirmek, meylettirmek
    • (i.), eğilme, dayanma
    • meyil. lean over back ward tarafsızlığını muhafaza etmek için kendi hakkını bile almamak. Leaning Tower of Pisa Piza Kulesi.
  796. leaning İng.
    • (i.) temayül, eğilim, meyil, arzu.
  797. leant İng.
    • (bak.) lean.
  798. leanto İng.
    • (i.) bir binanın duvarına dayayarak yapılmış damı meyilli kulübe.
  799. leap İng.
    • (i.) atlama, sıçrayış, fırlayış
    • atlanılan yer
    • atlanılan mesafe. leapfrog (i.) birdirbir oyunu. leap year artık yıl dört yılda bir gelen 366 günlük sene. leap in the dark tehlikeli teşebbüs, sonu belirsiz iş. by leaps and bounds çok süratli, büyük hızla.
  800. leap İng.
    • (f.) (ed veya leapt) sıçramak, atlamak, fırlamak, atılmak, hoplamak
    • üstünden atlamak, atlayıp öte tarafa geçmek
    • sıçratmak, fırlatmak.
  801. leapt İng.
    • (bak.) leap.
  802. learn İng.
    • (f.) (ed veya learnt) öğrenmek
    • işitmek
    • haber almak. learn by heart ezberden öğrenmek, ezberlemek. learn by rote tekrarlaya tekrarlaya ezberlemek.
  803. learned İng.
    • (s.) alim, çok okumuş, bilgili, malumatlı, bilgisi geniş. learnedly (z.) derin bilgi ile, âlimane. learnedness (i.) bilginlik, bilgi.
  804. learning İng.
    • (i.) ilim, bilgi, malumat
    • irfan
    • öğrenme, ilim kazanma.
  805. learnt İng.
    • (bak.) learn.
  806. lease İng.
    • (i.), (f.) kira kontratı
    • icar, kiralama
    • (f.) kontrat ile kiralamak. leasehold (i.), (s.) kontratla kiralanmış mal
    • (s.) kiralanmış. lease holder (i.) kiracı. a new lease on life hastalık veya üzüntüden sonra yeniden hayata başlama.
  807. leash İng.
    • (i.), (f.) tasma kayışı, yular
    • avcılıkta aynı cins üç hayvandan ibaret takım
    • (f.) iple bağlamak. hold in leash yularını elden bırakmamak.
  808. least İng.
    • (s.), (z.), (i.) en ufak, en küçük, en az, en cüzi, asgari
    • (z.) zerre kadar, en az derecede
    • (i.) en az derece
    • en az miktar
    • en önemsiz kimse veya şey. least common denomi nator en küçük ortak payda
    • ortalama seviye. least common multiple en küçük ortak kat. at least hiç olmazsa
    • en azından. et the very least en aşağı, en az. not give the least sign en küçük bir işaret vermemek. line of least resistance en kolay yol. not in the least hiç, zerre kadar değil. to say the least en azından, hiç olmazsa. leastways, leastwise (z.), (leh.) en az, hiç olmazsa.
  809. leather İng.
    • (i.), (f.) kösele, tabaklanmış deri, meşin
    • deriden yapılmış şey
    • (f.) kösele ile kaplamak
    • argo kamçı veya kayışla dövmek. leatherback (i.) yumuşak kabuklu iri bir deniz kaplumbağası. leatherette (i.) cilt bezi, pantozot. leatherhead (i.), argo mankafa veya aptal kimse. leathern (s.) deriden yapılmış. leatherneck (i.), argo bahriye askeri. leatherwood (i.) Amerika'ya mahsus beyaz ve yumuşak odunu ile sert lifli kabuğu olan bir ağaç, (bot.) Dirca palustris. cowhide leather kösele. morocco leather sahtiyan. Russian leather Rusya'da yapılan su geçmez ve dayanıklı kösele. sole leather tabanlık kösele, (gön.) leathery (s.) kayış gibi, sert.
  810. leave İng.
    • (i.) izin, ruhsat, müsaade, mezuniyet:izin müddeti
    • veda, ayrılma. leave of absence izin, mezuniyet. leavetaking (i.) ayrılma, veda. by your leave müsaadenizle. on leave izinli. take French leave izinsiz savuşmak, özellikle borcunu vermeden sıvışmak. take leave ayrılmak, veda etmek. take leave of one's senses delirmek.
  811. leave İng.
    • f. (Ieft) bırakmak, terketmek
    • kalkmak
    • bir yerde bırakmak
    • vasiyet etmek, miras olarak blrakmak
    • vaz geçmek
    • havale etmek, tevdi etmek
    • yanından çıkmak, hizmetinden ayrılmak
    • haline bırakmak, kendi haline bırakmak, karışmamak, yalnız bırak mak
    • h.dili müsaade etmek. leave in the lurch müşkül mevkide bırakmak. Leave it alone. Elleme. Bırak. leave off giymemek
    • takmamak
    • vaz geçmek, bırakmak. leave out atlamak, hariç bırakmak. leave over tehir etmek, ertelemek. Leave the house! Defol ! Two from ten leaves eight. Ondan iki çıkarsa sekiz kalır. The train leaves at four o'clock Tren saat dörtte kalkar.
  812. leave İng.
    • f., gen. out ile yaprak sürmek, yapraklanmak.
  813. leaved İng.
    • s. yapraklı four-leaved clover uğurlu sayılan dört yapraklı yonca.
  814. leaven İng.
    • i., f. maya, hamur
    • maya gibi işleyen tesir
    • f. mayalandırmak, maya ile kabartmak
    • maya gibi tesir etmek
    • bozmak. leaven the lump bütün hamuru mayalamak
    • hepsine tesir etmek.
  815. leavings İng.
    • i., çoğ. artıklar.
  816. lebanon İng.
    • i. Lübnan Cumhuriyeti
    • Lübnan dağları. Lebanese i., s. Lübnanlı.
  817. leblebi Tür.
    • roasted chickpeas.
  818. leblebi Tür.
    • roasted chickpea.
  819. lech İng.
    • f., i. şehvetli olmak
    • i. sekse düşkün adam
    • şehvet.
  820. lecher İng.
    • i. aşın derecede sekse düşkün adam,zampara,sefih adam. lecherous s. şehvete düşkün, nefsine tabi, zampara. lecherously z. nefsine uyarak, zamparaca. lecherousness, lechery i. zamparalık, şehvet düşkünlüğü.
  821. lectern İng.
    • i. kilise kürsüsü
    • toplantıda konuşmacının önündeki kürsü.
  822. lectionary İng.
    • i. bazı kiliselerde ayinlerde okunmak üzere ayrılmış parçaları kapsayan kitap.
  823. lecture İng.
    • i., f. konferans, belirli bir konu üzerine konuşma
    • umumi ders
    • tekdir, paylama, azarlama
    • f. konferans vermek
    • ders vermek: tekdir etmek azarlamak. lecturer i. konferans veren kimse
    • okutman. lecture ship i. okutmanlık.
  824. led İng.
    • f., bak. lead led horse yedek at, yedekte götürülen at.
  825. ledge İng.
    • i. raf gibi düz çıkıntı
    • çıkıntılı kaya tabakası.
  826. ledger İng.
    • i. ana hesap defteri, hesap defterinin en büyüğü, defteri kebir
    • mezarın kapak taşı. ledger bait bir yere bağlanan olta yemi. ledger line müz. yardımcı çizgi
    • kurşunu suyun dibine oturan olta sicimi.
  827. lee İng.
    • i., s. muhafazalı taraf
    • rüzgardan korunacak yer
    • den. rüzgar altı, boca
    • s. rüzgar altı tarafına ait. lee anchor rüzgar altı tarafına atılan demir. lee shore rüzgar altındaki kıyı. lee tide rüzgârla beraber mey- dana gelen kabarma. under the lee of the shore kıyının rüzgârı altında.
  828. leech İng.
    • i. sülük, zool. Hirudo medicinalis
    • eski doktor, hekim
    • tıb. hacamat, şişe veya boynuzla kan alma
    • çanak yalayıcı kimse, anaforcu kimse, dalkavuk. stick like a leech sülük gibi yapışmak.
  829. leech İng.
    • i.,den. dört köşe yelkenin gradin yakası veya astarı.
  830. leek İng.
    • i. pırasa, bot. Allium porrum.
  831. leer İng.
    • f., i. yan bakmak, yan gözle bakmak
    • i. yan bakış
    • öfke veya şehvet bakışı.
  832. leery İng.
    • s., k.dili kuşkulu
    • açıkgöz
    • kurnaz
    • çok bilmiş.
  833. lees İng.
    • i., çoğ. tortu, posa. drink to she lees son damlasına kadar içmek.
  834. leeward İng.
    • s., z., i., den. rüzgâr altı tarafına ait veya buna doğru
    • i. rüzgar altı tarafı veya yönü.
  835. leeway İng.
    • i. rahatça kımıldanacak yer, bol yer
    • den. geminin yolundan rüzgar altına düşmesi. have leeway faaliyet sahası olmak.
  836. left İng.
    • bak. leave: s. kalan.
  837. left İng.
    • s., i. sol, solda, sola ait
    • i. sol taraf
    • sol kanat. be in left field yedeğe alınmak. left hand sol taraf. left wing pol sol kanat.
  838. lefthanded İng.
    • s. solak
    • sağdan sola
    • acemice, acemi
    • salak
    • sinsi, entrikacı
    • ikiyuzlü
    • asil olmayan bir kadınla evlenmiş bir prensin evliliğine ait.lefthanded com- pliment acemice veya samimi olmayan iltifat. lefthandedness i. solak olma
    • gizli anlamı olma.
  839. leftist İng.
    • i., pol. solcu, sol tarafı destekleyen kimse.
  840. leftover İng.
    • i., s. artan yemek
    • s. artan, artık.
  841. lefty İng.
    • i., k.dili solcu veya solak kimse.
  842. leg İng.
    • kıs. legal, legato, legislature.
  843. leg İng.
    • f. (-ged, -ging) gen. it ile, k.dili yürümek, koşmak.
  844. leg İng.
    • i., s. bacak
    • bacak vazifesi gören şey
    • ayak, mobilya ayağı
    • pergel ayağı
    • den. geminin bir rota üzerinde seyrettiği yol
    • pantolon bacağı
    • briç veya spor karşılaşmalarında kazanılan ilk oyun. leg of mutton koyun budu. legofmutton sail üç köşeli bir yelken. give no leg to stand on tutunacak bir dal bırakmamak. keep one's legs ayakta durmak, düşmemek. on one's last legs ölüm halinde, ölmek üzere
    • çok bitkin halde. pull one's leg birini aldatmak, birine takılmak. shake a leg acele etmek. stretch one's legs yürüme egzersizi yapmak, gezmeye gitmek.
  845. legal Tür.
    • To be in accordance with the laws Applied to any call or play which is not in contravention to the mechanics of the game as set forth in the Laws. or Adamic Entire conformity to the moral law "I have seen an end of all perfection, thy law is exceeding broad" - David.
  846. legal Tür.
    • The Legal Nurse Consultant provides medical and nursing opinions as the expert on health, illness and injury and on the inner workings of the health care system.
  847. legal Tür.
    • Most of the businesses in the cluster have to deal with the law of the land at various times, and since much aid is available through computer expert systems the legal aspects of running a company can be handled by individuals There are many ways in which bureaucrats can prove obstructive to the player characters, and it is useful to be able to speed your way past customs checks, police checkpoints/investigations, license granting etc It is an Academic skill.
  848. legal Tür.
    • legal, legally.
  849. legal Tür.
    • legal.
  850. legal Tür.
    • Latin legalis Pertaining to the understanding, the exposition, the administration, the science and the practice of law: as, the legal profession, legal advice
    • legal blanks, newspaper Implied or imputed in law Opposed to actual "Legal" looks more to the letter, and "Lawful" to the spirit, of the law "Legal" is more appropriate for conformity to positive rules of law
    • "Lawful" for accord with ethical principle "Legal" imports rather that the forms of law are observed, that the proceeding is correct in method, that rules prescribed have been obeyed
    • "Lawful" that the right is actful in substance, that moral quality is secured "Legal" is the antithesis of "equitable" and the equivalent of "constructive" 2 Abbott"s Law Dict 24. official, confirmed by the law.
  851. legal Tür.
    • Governed by the rules of law as distinguished from the rules of equity
    • as, legal estate
    • legal assets. allowed by official rules
    • "a legal pass receiver" established by or founded upon law or official or accepted rules having legal efficacy or force
    • "a sound title to the property" of or relating to jurisprudence
    • "legal loophole" relating to or characteristic of the profession of law
    • "the legal profession".
  852. legal Tür.
    • Done or performed in accordance with the forms and usages of law, or in a technical manner An Act may be legal but, if not constitutional, it is not lawful.
  853. legal Tür.
    • Created by, permitted by, in conformity with, or relating to, law
    • as, a legal obligation
    • a legal standard or test
    • a legal procedure
    • a legal claim
    • a legal trade
    • anything is legal which the laws do not forbid.
  854. legal Tür.
    • A New York Stock Exchange computerized database that tracks member firm audits, customer complaints and enforcement actions against member firms LEGAL is written in all capitals However, it is not an acronym.
  855. legal Tür.
    • A computerized database maintained by the NYSE to keep track of enforcement actions, audits, and complaints against member firms.
  856. legal Tür.
    • According to the old or Mosaic dispensation
    • in accordance with the law of Moses.
  857. legal Tür.
    • According to the law of works, as distinguished from free grace
    • or resting on works for salvation.
  858. legal İng.
    • s. meşru, kanuni, kanuna uygun, kanuna göre, kanuna dayanan
    • hukuki
    • avukatlık mesleğine ait. legal cap avukatların kullandıkları uzun ve beyaz yazı kâğıdı. legal error adli hata. legal history hukuk tarihi. legal holidayA.B.D resmi tatil günü. legal science hukuk ilmi. legal separation evli bir çiftin ayrı yaşaması. legal tender bir borcun ödenmesi için alacaklının almaya mecbur olduğu para. legally z. kanunen, hukuken.
  859. legalism İng.
    • i. kanunlara aşırı riayet, kanunlan sayma
    • dinin ruhundan ziyade şeriat kaidelerine aşırı riayet. legalist i. kanunlara aşırı derecede riayet eden kimse. legalis'tic s. kanuna tıpatıp riayet eden.
  860. legality İng.
    • i. kanunşinaslık, kanuna uygunluk, kanunilik, meşruiyet.
  861. legalize İng.
    • f. meşru kılmak, kanuniyet vermek, kanuna uygun kılmak. legaliza'tion i. tasdik, kanuni kılma.
  862. legate İng.
    • i. elçi, sefir
    • Papa elçisi. legateship i. elçilik, sefirlik.
  863. legatee İng.
    • i. kendisine vasiyet edilen kimse.
  864. legation İng.
    • i. temsilcilik, mümessillik
    • elçilik heyeti (ikinci derecede)
    • mümessillik dairesi (ikinci derecede).
  865. legato Tür.
    • To play notes smoothly and connectedly with no breaks between successive notes. instruction to play smoothly. smooth phrasing. smooth, uninterrupted.
  866. legato Tür.
    • Smooth singing with no apparent interruption from articulation.
  867. legato Tür.
    • Smoothly, evenly Notes are performed with only smallest of breaks between them.
  868. legato Tür.
    • Smooth, flowing. - In a smooth, connected manner Opposite of staccato [back].
  869. legato Tür.
    • Smooth, flowing.
  870. legato Tür.
    • Smooth and connected
    • opposite of staccato.
  871. legato Tür.
    • Smooth and connected. connecting the notes
    • in music
    • "play this legato, please". without breaks between notes
    • smooth and connected
    • "a legato passage".
  872. legato Tür.
    • Moving smoothly between notes with no noticeable interruptions.
  873. legato Tür.
    • Italian for "tied" In music, the performance of notes in a smooth line The opposite, with notes detached, is called staccato. A direction to play smoothly, so that all the notes run into one another The opposite of staccato.
  874. legato Tür.
    • Connected
    • tied
    • a term used when successive tones are to be produced in a closely connected, smoothly gliding manner.
  875. legato Tür.
    • An articulation mark that indicates that notes should be played smooth and connected Marked as a curved line above or below the notes that should be connected [Articulation Notation]. [leh-gah-toh] "Tied" An indication to play music in a connected, smooth fashion.
  876. legato Tür.
    • A company that sells a backup product called Networker, and one of the market leaders in backup software.
  877. legato İng.
    • s., müz. bağlı, legato (bir müzik parçasındaki notaların ara vermeden birbirine bağlanarak okunması gerektiğini anlatan deyim).
  878. leğen Tür.
    • washtub. large pan pelvis. basin. pan. washbowl.
  879. leğen Tür.
    • pelvic. basin. bowl. washbasin. washbowl. dolly tub. washtub.
  880. leğen Tür.
    • basin. pelvis. tub. bowl. pelvis havsala.
  881. leğen kemiği Tür.
    • pelvis.
  882. legend İng.
    • i. masal, hikaye, menkıbe
    • azizlerin hayatına dair hikaye
    • sikke veya harita ve resim üzerindeki yazı. legendary s. masal türünden, rivayet kabilinden.
  883. legendry İng.
    • i. edebiyatta masal türü.
  884. legerdemain İng.
    • i. el çabukluğu, el marifeti, gözbağcılık, hokkabazlık.
  885. legged İng.
    • sonek ayaklı, bacaklı:bandy-legged paytak
    • long-legged uzun bacaklı
    • one-legged tek bacaklı.
  886. legging İng.
    • i., gen. çoğ. tozluk, getr.
  887. leggy İng.
    • s. uzun bacaklı.
  888. leghorn İng.
    • i. bir çeşit tavuk, legorn.
  889. legible İng.
    • s. okunur, açık, sökülür, okunaklı. legibil'ity, leg'ibleness i. okunaklılık, açıklık. legibly z. okunaklı olarak.
  890. legion İng.
    • i. 4200'den 6000'e kadar erden meydana gelen eski Roma tümeni, alay, fırka
    • ordu
    • kalabalık. legion of angels melekler alayı. Legion of Honor Birinci Napolyon devrinde verilmeye başlanan şeref nişanı. foreign legion özellikle Fransız ordusunda yabancılardan meydana gelen gönüllü alayı.
  891. legionary İng.
    • s., i. alaylardan ibaret, alaylardan meydana gelmiş
    • alaya mensup
    • i. bir alaya mensup er.
  892. legislate İng.
    • f. kanun yapmak, kanun hükmüne koymak
    • bir kanunu meclise tasdik ettirerek çıkarmak.
  893. legislation İng.
    • i. kanun yapma, yasama
    • yasa, kanunlar.
  894. legislative İng.
    • s. kanun koyan, yasamalı. legislative immunity milletvekilliği dokunulmazlığı. legislative power yasama gücü, yasama erki. legislatively z. kanun vasıtası ile.
  895. legislator İng.
    • i. kanun yapan kimse
    • millet meclisi üyesi.
  896. legislature İng.
    • i. kanunlan koyan millet meclisi.
  897. legist İng.
    • i. kanunşinas, hukukşinas
  898. legitimate İng.
    • s. meşru, kanuna göre, kanuna uygun, kanuni
    • meşru olarak doğmuş
    • mantıki, düşünceye uygun, elverişli. legitimate child meşru çocuk. legitimate stage oyuncuların ve seyircilerin bir arada bulundukları canlı tiyatro. legitimacy, legitimateness i. kanuna uygunluk, meşruiyet, mantıklılık. legitimately z. kanuni surette, meşru olarak. legitimatize f. meşru kılmak.
  899. legitimate İng.
    • f. meşru kılmak, kanuna uygun kılmak
    • nesebini tasdik etmek, tasdik etmek. legitima'tion i. meşru kılma.
  900. legitimist İng.
    • i. kanuni yetkiyi onaylayan kimse
    • özellikle Fransa'da Bourbon krallığı taraftarı
    • İspanya,da Don Carlos partisi taraftarı.
  901. legume İng.
    • i. baklagiller familyasından bitkinin tanesi veya tohumu, baklagiller familyasından bitki
    • baklanın dış kabuğu veya zarfı ile içinde bulunan tohum
    • baklamsı meyva.
  902. leguminous İng.
    • s. baklagiller familyasına ait
    • baklagillerden ibaret.
  903. Leh Tür.
    • polish. pole.
  904. Leh Tür.
    • polish. a Pole. for.
  905. Leh Tür.
    • behalf. pole. polish.
  906. Lehçe Tür.
    • Polonese. idiom. language.
  907. Lehçe Tür.
    • Polish.
  908. Lehçe Tür.
    • dialect. vernacular. idiom. patois. polish.
  909. Lehçe Tür.
    • dialect. polish.
  910. Lehçe Tür.
    • dialect.
  911. lehim Tür.
    • solder. soldered place.
  912. lehim Tür.
    • solder. hard solder.
  913. lehim Tür.
    • solder.
  914. lehimci Tür.
    • tinsmith.
  915. lehimci Tür.
    • solderer. metal worker.
  916. lehimlemek Tür.
    • to solder. to cast the lead. to seal with lead.
  917. lehimlemek Tür.
    • solder. hard-solder. sweat out.
  918. lehimlenmek Tür.
    • to be soldered.
  919. lei İng.
    • i. Hawaii'de takılan ve çiçek ile tüylerden yapılmış kolye.
  920. leisure İng.
    • i., s. boş vakit
    • işsizlik, serbestlik, fırsat
    • s. serbest, boş. at leisure serbest, boş vakti olan
    • acelesiz. at one's leisure vakti olduğu zaman. leisured s. boş vakti olan, işsiz, atıl. the leisured class çalışmayan sınıf, aristokrat sınıfı.
  921. leisurely İng.
    • s., z. acelesiz iş yapan
    • acelesiz yapılan
    • z. yavaş yavaş, sükünetle, acele etmeden.leisureliness i. ace- lesiz hal, acelesizlik.
  922. leitmotiv İng.
  923. lejant Tür.
    • legend.
  924. lejyon Tür.
    • legion.
  925. lejyon Tür.
    • legion.
  926. lejyoner Tür.
    • legionary. legionnaire. holder of the legion of honour.
  927. lejyoner Tür.
    • legionary.
  928. leke Tür.
    • stain. spot. blemish. smirch. shame. attaint. blob. blot. blotch. blur. cloud. discoloration. discolouration. fleck. mackle. macula. maculation. mottle. slur. smear. soil. splodge. splotch. stigma. taint. tarnish.
  929. leke Tür.
    • spot. blemish. blot. stain. fleck. birthmark. stain or blot on one"s character or reputation. blur. defect. dishonour. freckle. mackle. patch. reproach. smear. smirch. soil. splotch. taint.
  930. leke Tür.
    • blot. discredit. dishonour. mark. reproach. shame. smear. smirch. soil. speckle. splash. spot. stain. taint. blemish.
  931. lekeleme Tür.
    • aspersion.
  932. lekelemek Tür.
    • to stain. to soil. to sully. to besmirch. to blacken the name of.
  933. lekelenmek Tür.
    • to be stained or soiled. to be sullied / besmirched.
  934. lekeli Tür.
    • stained. spotty. spotted. blotchy. clouded. dappled. mackled. maculated. smeary. smudgy. splashy. splotchy. stigmatic. tainted.
  935. lekeli Tür.
    • spotted. stained. whose name has been besmirched. with a bad reputation.
  936. lekeli Tür.
    • spotted. spotty. stained. dishonoured.
  937. lekeli humma Tür.
    • typhus.
  938. lekesiz Tür.
    • immaculate. spotless. with an unsullied reputation.
  939. lekesiz Tür.
    • immaculate.
  940. lekesiz Tür.
    • clear. immaculate. spotless. stainless. blameless.
  941. lemma İng.
    • i. (Yu., çoğ. lemmata) man. yardımcı önerme
    • bir şiir veya yazı önsözü.
  942. lemming İng.
    • i. kuzey memleketlerine özgü bir çeşit iri kır faresi, yaban sıçanı, zool. Lemmus lemmus.
  943. lemnianearth İng.
    • eskiden ilâç olarak kullanılan sarımtırak kurşuni renkte bir çeşit toprak.
  944. lemnos İng.
    • i. Ege denizinde Limni adası.
  945. lemon İng.
    • i. limon
    • limon ağacı, bot. Citrus limon
    • argo değersiz kimse veya şey. lemon balm oğulotu, bot Melissa offi cinalis lemon drop limon şekeri. lemon peel limon kabuğu. lemon pudding limonlu puding. lemon squash İng. limonata. lemon verbena limon otu, bot. Lippia citriodora. lemon yellow limoni renk, açık sarı. sweet lemon tatlı limon, bot. Citrus pergamia. lemonade i. limonata. lemony s. limon gibi, limoni.
  946. lemur İng.
    • i. Madagaskar'da bulunan ve maymuna benzer bir hayvan.
  947. lend İng.
    • f. (lent) ödünç vermek, eğreti olarak vermek
    • vermek, faizle vermek. lend a hand yardım etmek. lend an ear kulak vermek, dinlemek. lendlease i., f. ödünç verme veya kiralama sistemi
    • f. bu usule göre vermek. lend itself veya oneself to yardım etmek
    • uygun gelmek.
  948. lenf Tür.
    • lymph akkan.
  949. lenf Tür.
    • lymph.
  950. lenf Tür.
    • lymph.
  951. lenfatik Tür.
    • lymphatic.
  952. lenfosit Tür.
    • lymphocyte.
  953. lenger Tür.
    • Longer
    • longest
    • obsolete compar. and superl. of long.
  954. lenger Tür.
    • large. shallow copperdish. anchor.
  955. length İng.
    • i. uzunluk, boy
    • müddet, mesafe, süre
    • gram. bir sesli harfin uzatılması veya uzunluğu. length of days uzun ömür. at great length tafsilâtıyle, ayrıntılarıyle. at length uzun uzadıya
    • en nihayet. at full length tafsilatıyle
    • boylu boyunca. cable's length den. gomene boyu, yüz kulaç. go to all lengths, go to any length her çareyi kullanmak, her çareye başvurmak. keep one at arm's length birini pek yaklaştırmamak, samimi olmasına müsaade etmemek. race won by a length bir at veya kayık boyu ile kazanılan yarış.
  956. lengthen İng.
    • f. uzatmak, uzamak.
  957. lengthwise İng.
  958. lengthy İng.
    • s. uzun, fazlasıyle uzun. lengthily z. uzun uzadıya. lengthiness fazla uzunluk.
  959. lenient İng.
    • s. yumuşaklık verici
    • yumuşak huylu, nazik, şefkatli. lenience, leniency i. yumuşaklık. leniently z. yumuşaklıkla.
  960. Leninist Tür.
    • Leninist.
  961. Leninizm Tür.
    • leninism.
  962. lenitive İng.
    • s., i. yumuşatıcı, sükunet verici, yatıştırıcı
    • i. sükunet verici ilâç, hafif müshil.
  963. lenity İng.
    • i. yumuşaklık, yumuşak huyluluk, şefkat.
  964. lens Tür.
    • Transparent biconvex tissue within the eye that helps bring rays of light to focus on the retina The lens crystalline can change shape and increase the optical power of the eye when viewing near objects This ability to accommodate is lost after age 40, requiring the use of bifocals or reading glasses.
  965. lens Tür.
    • The transparent structure in the front of the eye With outward curves on both sides, the lens helps focus light on the retina A piece of glass or other transparent material having two polished opposite surfaces, at least one of which is curved. a part of the eye that provides some focusing power The lens is able to change shape allowing the eye to focus at different distances. the transparent, dual-convex body which focuses light rays onto the retina. the transparent structure inside the eye that focuses light rays onto the retina. - the transparent structure inside the eye that focuses light rays onto the retina.
  966. lens Tür.
    • The transparent, crystalline, flexible structure in the front of the eye directly behind the pupil Tiny muscles change the shape of the lens to bend the entering light, helping the eye focus for seeing up close and far away.
  967. lens Tür.
    • The part of the eye behind the iris that adjusts focus for different distances by changing shape.
  968. lens Tür.
    • The lens sits in the middle of the eye, behind the pupil It focuses the light onto the retina so that you see clear images The lens is a remarkable instrument that adjusts from reading fine print to reading a movie marquee 100 or more feet away Tiny ligaments keep the lens suspended in place.
  969. lens Tür.
    • The glass or plastic element through which light first enters your camera If you have a poor-quality lens, it doesn"t matter how many megapixels or other features a camera has, the picture will be poor Plastic lenses can make your photo look as though they were taken on a foggy day Aspherical glass lenses produce better pictures by reducing the slight distortion often caused by circular lenses.
  970. lens Tür.
    • The crystalline lens of the eye is located behind the pupil and iris of the eye and its job is to flex and bend to help focus the light coming in The lens relaxes and contracts when focused at near and far distances to apply more or less "zoom" power in order to see object clearly This structure is generally quite clear and cannot be seen without special equipment If it gets cloudy, we refer to this as a "cataract" SEE: ACCOMMODATION.
  971. lens Tür.
    • The crystalline lens finishes the focusing of light It helps to "fine tune" vision, and it is able to change shape to allow the eye to focus on near objects When it becomes cloudy, it is called a cataract Unlike the cornea, the lens can be made to change its shape rapidly and voluntarily Using its ability to change shape, the lens allows the eye to change its focal point Changes in the shape of the lens will allow a normal eye to focus on near objects.
  972. lens Tür.
    • One or more pieces of optical glass used to gather and focus light rays to form an image.
  973. lens Tür.
    • One or more pieces of optical glass or similar material designed to collect and focus rays of light to form a sharp image on the film, paper, or projection screen.
  974. lens Tür.
    • lens mercek. contact lens kontaklens.
  975. lens Tür.
    • In practice, the curved surfaces are usually spherical, though rarely cylindrical, or of some other figure. a transparent optical device used to converge or diverge transmitted light and to form images electronic equipment that uses a magnetic or electric field in order to focus a beam of electrons biconvex transparent body situated behind the iris in the eye
    • it focuses light waves on the retina a channel through which something can be seen or understood
    • "the writer is the lens through which history can be seen" genus of small erect or climbing herbs with pinnate leaves and small inconspicuous white flowers and small flattened pods: lentils.
  976. lens Tür.
    • crystalline lens.
  977. lens Tür.
    • contact lens.
  978. lens Tür.
    • A transparent, biconvex, nearly spherical body in the eye which focuses light passing through the pupil onto the retina.
  979. lens Tür.
    • A structure made of transparent glass or other material, with at least one curved surface, which causes the light rays passing through it to converge or diverge in a controlled fashion. a transparent optical device used to converge or diverge transmitted light and to form images. genus of small erect or climbing herbs with pinnate leaves and small inconspicuous white flowers and small flattened pods: lentils. a channel through which something can be seen or understood
    • "the writer is the lens through which history can be seen". biconvex transparent body situated behind the iris in the eye
    • it focuses light waves on the retina. electronic equipment that uses a magnetic or electric field in order to focus a beam of electrons.
  980. lens Tür.
    • A structure inside the eye that helps to focus light on the retina It is curved on both sides and acts similar to a camera lens. a transparent optical element, so constructed that it serves to change the degree of convergence or divergence of the transmitted rays. is a part of the eye that provides some focusing power The lens is able to change shape allowing the eye to focus at different distances.
  981. lens Tür.
    • A piece of glass, or other transparent substance, ground with two opposite regular surfaces, either both curved, or one curved and the other plane, and commonly used, either singly or combined, in optical instruments, for changing the direction of rays of light, and thus magnifying objects, or otherwise modifying vision.
  982. lens Tür.
    • An optical device made of glass or other transparent material that forms images by bending and focusing rays of light A lens made of a single piece of glass cannot produce very sharp or exact images, so camera lenses are made up of a number of glass "elements" that cancel out each other"s weaknesses and work together to give a sharp true image The size, curvature and positioning of the elements determine the focal length and angle of view of a lens.
  983. lens Tür.
    • A medium which will bend light The eye has its own crystalline lens that helps focus light Spectacle lenses help bend the light in such a way that once it reaches the eye it can then be focused Contact lenses do the same except that they are in contact with the eyeball.
  984. lens Tür.
    • A lens is a clear object which changes the direction of light beams passing through it There is a part of the eyeball called the lens, which focuses light on the retina Corrective lenses, such as contact lenses and eyeglass lenses, change the direction of incoming light so that a clear image appears on the retina and you can see clearly.
  985. lens Tür.
    • A cylinder of shaped pieces of glass or plastic at the front of a camera, the lens projects a tiny image of the subject onto the film.
  986. lens Tür.
    • A combination of shaped glasses and air spaces set in a specific arrangement within a barrel Within the lens is a diaphragm that can be opened and closed to allow in specific amounts of light This is controlled manually by a ring on the outside of the lens barrel, or electronically via pins in the coupling ring that mounts the lens to the camera Lenses have two primary functions: one is to focus light with as little distortion or aberration as possible on to film or sensor Focusing is accomplished by changing the relationship of the elements in the lens to the film plane The other function is to control the amount of light hitting the film by use of its aperture Autofocusing lenses may contain small motors for racking the lens back and forth in response to changes in focus.
  987. lens İng.
    • i. adese, mercek
    • göz merceği. achromatic lens renksiz mercek. crystalline lens göz merceği. telescopic lens dürbün gibi fotoğraf makinası objektifi. wideangle lens geniş açılı mercek, geniş bir alanın resmini yakın bir mesafeden çekmek için kullanılan mercek.
  988. lent İng.
    • i. paskalyadan evvel gelen büyük perhiz
    • uzunca perhiz süresi.
  989. lent İng.
    • bak. lend.
  990. lenten İng.
    • s. büyük perhiz vaktine mahsus. lenten fare perhiz yemeği, etsiz yemek. lenten pie etsiz bir çeşit börek.
  991. lenticular İng.
    • s. mercimek şeklinde
    • iki yüzü dışbükey mercek şeklinde
    • merceğe ait. lenticularly z. mercek gibi eğri olarak.
  992. lentil İng.
    • i. mercimek, bot. Lens culinaris. water lentil su mercimeği, bot. Lemna minor.
  993. lento Tür.
    • Slow, somewhere between andante and largo.
  994. lento Tür.
    • Slow
    • slightly faster than largo, slower than adagio. Direction to play slowly.
  995. lento Tür.
    • Slow
    • in slow time
    • slowly
    • rarely written lente. slow in music
    • "Play this lento, please".
  996. lento Tür.
    • Slow. in music
    • "Play this lento, please". slow.
  997. lento Tür.
    • Slow, faster than largo, slower than andante.
  998. lento Tür.
    • Italian for slow. - Slow [back]. :slowly.
  999. lento Tür.
    • head piece. lintel.
  1000. lento İng.
    • s., z., müz yavaş, ağır çalınacak.
  1001. lentoid İng.
    • s. mercek şeklinde.
  1002. leo İng.
    • i., astr. Aslan burcu, Aslan takım yıldızı
    • birçok papanın adı.
  1003. leonid İng.
    • i., astr. Aslan burcundan yayılır gibi görünen meteor.
  1004. leonine İng.
    • s. aslan gibi, aslana ait, aslana özgü
    • cesur, aslan yürekli.
  1005. leopar Tür.
    • leopard.
  1006. leopar Tür.
    • leopard.
  1007. leopard İng.
    • i. pars, panter, zool. Panthera pardus. American leopard Amerika'ya mahsus bir çeşit panter, jaguar. black leopard siyah derili pars. hunting leopard avda kullanılan parsa benzer hayvan, zool. Acinonyx jubatus (cheetah ile aynı). snow leopard tekir, zool. Leopardus uncia. Can the leopard change his spots? Huy değişir mi? leopardess i. dişi panter.
  1008. leotard İng.
    • i., gen. çoğ. dansöz ve akrobatlann giydiği vücuda oturan esnek bir giysi.
  1009. lep Tür.
    • The Large Electron-Positron collider, the world"s largest particle accelerator, which is 26 7 km in circumference and some 100 metres underground, situated at CERN LEP collides electrons and positrons at energies sufficient to produce the Z and W particles, carriers of the weak force.
  1010. lep Tür.
    • The Large Electron Positron collider, the world"s largest particleaccelerator, which is 26 7 km in circumference and some 100 metres underground,situated at CERN LEP collides electrons and positrons atenergies sufficent to produce the Z and W particles, carriers of theweak force.
  1011. lep Tür.
    • Students are those who have been found to be eligible for bilingual education.
  1012. lep Tür.
    • Locally Entered/Engaged Personnel Civilian personnel working for one of the Armed Forces or directly for the Ministry of Defence who are recruited at overseas MOD locations normally for work at those locations Also includes Gurkhas.
  1013. lep Tür.
    • Limited English Proficient A student who was not born in the U S or whose native language is a language other than English
    • comes from an environment where a language other than English is dominant
    • and has such difficulty speaking, reading, writing, or understanding the English language that the difficulty may deny the student the opportunity to learn successfully in classrooms where the language of instruction is English Native Americans, Alaskan Natives, and migratory students are eligible Now more commonly referred to as an English Language Learner.
  1014. lep Tür.
    • Limited-English-proficient A national-origin-minority student who is limited-English-proficient This term is used in Idaho legislation for state funding Therefore is used in all state documents.
  1015. lep Tür.
    • Limited English Proficient.
  1016. lep Tür.
    • Limited English Proficiency.
  1017. lep Tür.
    • Light Emitting Polymers.
  1018. lep Tür.
    • Licensed Environmental Professional.
  1019. lep Tür.
    • Leaped.
  1020. lep Tür.
    • Large Electron Positron.
  1021. lep Tür.
    • Housed at CERN, the LEP is the largest particle accelerator in the world Its tunnel, which is 27 km in circumference, is buried 100 m underground At four separate Points four gigantic detectors - ALEPH, DELPHI, OPAL and L3 - measure collisions between electrons and positrons.
  1022. lep Tür.
    • CERN"s 100 GeV Large Electron-Positron collider, started in 1989, and due to stop at the end of 2000 Its collision energy has now been upgraded to 202 GeV.
  1023. lep Tür.
    • A subset of LM--those from language minority households who are not proficient in English One estimate of the number of LEP students is drawn from Census questions that ask about individual"s home language use and spoken English proficiency Federal programs and school systems may also identify as LEP students those who have difficulty not only in speaking English, but also in reading, writing, or understanding it The proportion of LM students who are LEP is estimated by various sources as one-fourth,1 one-third,2 or as large as one-half to three-fourths 3.
  1024. lep Tür.
    • Acronym for Limited English Proficiency This is a term for students who need additional instruction in English for academic purposes.
  1025. lepanto İng.
    • i. Yunanistan'da İnebaht şehri ve limanı.
  1026. leper İng.
    • i. cüzamlı kimse, miskin kimse.
  1027. lepidoptera İng.
    • i. pulkanatlılar familyası. lepidopterous s. bu familya ile ilgili.
  1028. lepiska Tür.
    • soft. silky blond. flaxen.
  1029. leporine İng.
    • s. tavşan cinsinden
    • tavşana ait.
  1030. lepra Tür.
    • leprosy.
  1031. lepra Tür.
    • leprosy.
  1032. lepra Tür.
    • Leprosy.
  1033. leprechaun İng.
    • i. İrlanda hikayelerinde adı geçen büyük hazineye sahip ve kısa boylu ayakkabıcı cin.
  1034. leprosy İng.
    • i. cüzam, miskin hastalığı.
  1035. leprous İng.
    • s. cüzamlı, cüzam gibi, cüzama ait.
  1036. leş Tür.
    • carrion.
  1037. leş Tür.
    • carcass. stiff. carrion.
  1038. leş Tür.
    • carcass. dead body. carrion. dead animal.
  1039. leş kargası Tür.
    • carrion crow.
  1040. lesbian İng.
  1041. lesbos İng.
    • i. Midilli'nin eski ismi. Lesbian s. Midilli'ye ait
    • Midillili.
  1042. lese majesty İng.
    • lesemajeste Fr., huk. hükümdara karşı yapılan kusur veya suç
    • hıyanet.
  1043. lesion İng.
    • i., tıb. bir organ veya dokunun yapısındaki anormal veya zararlı değişiklik
    • yara, bere.
  1044. lesotho İng.
    • i. Lesotho.
  1045. less İng.
    • s., z., i., edat daha küçük, daha az
    • z. aşağı bir derecede, bir derece aşağı
    • i. eksik bir miktar, daha az bir şey
    • daha küçük kimse veya şey
    • edat eksi.
  1046. less İng.
    • sonek -siz.
  1047. lessee İng.
    • i., huk. kiracı, kira ile tutan kimse.
  1048. lessen İng.
    • f. küçültmek, ufaltmak, eksiltmek, azaltmak
    • küçülmek, azalmak.
  1049. lesser İng.
    • s. daha küçük, daha az, iki kimse veya şeyin küçüğü.
  1050. lesson İng.
    • i. ders
    • paylama, azar
    • ibret.
  1051. lessor İng.
    • i., huk. kiraya veren kimse.
  1052. lest İng.
    • bağlaç olmasın diye, etmesin diye
    • korkusu ile, belki, olmaya ki.
  1053. let İng.
    • i., eski mania, engel
    • tenis oyuna başlarken topun hafifçe ağa dokunarak geçmesi, let. without let or hindrance hiç bir engelle karşılaşmadan.
  1054. let İng.
    • sonek -cik, küçültme ifade eder: kinglet kralcık.
  1055. let İng.
    • f. (let, letting) izin vermek, müsaade etmek
    • by, through, in ile geçmesine, gitmesine veya gelmesine müsaade etmek
    • kontrata bağlamak
    • yardımcı fiil olarak --eyim, -elim, -sin, -sinler (birinci veya üçüncü şahıs emir kipi)
    • kiraya vermek. let alone, let be karışmamak, haline bırakmak. Honesty, let alone honor, was not in him. Şeref şöyle dursun, onda doğruluk namına bir şey yoktu. Let be. Öyle kalsın. Dokunma. Bozma. let blood kan akıtmak, hacamat etmek. let down indirmek
    • boşa çıkarmak, hayal kırıklığına uğratmak. let down one's hair samimi davranmak (hanımlar). let fall düşürmek. let fly salıverip uçurmak
    • top veya tüfek atmak. let go bırakmak, koyuvermek
    • serbest bırakmak. let him down gently yavaş yavaş alıştırarak hayal kırıklığına uğratmak. let in kapıyı açıp içeriye almak. let loose serbest bırakmak (köpek veya deli). let off cezasını affetmek, cezasını hafifletmek, işten çıkarmak
    • dışarı vermek. let on sırrı başkasına söylemek, sırrı ifşa etmek. let oneself go duygularına serbestçe yol vermek
    • çekinmeden konuşmak veya gülmek,taşkınlık yapmak. let oneself in anahtar ile kapıyı açıp içeriye girmek. let out dışarıya bırakmak, koyvermek, kaçmasına müsaade etmek
    • gevşetmek, genişletmek. let slide vazgeçmek, haline bırakmak. let slip kaçırmak, elinden kaçırmak. let the cat out of the bag sırrı meydana çıkarmak. let up yumuşamak, sertliğini kaybetmek. let well enough alone olanla yetinmek. Let x equal 2y. X'in 2y'a eşit oldugunu farze- delim. to let kiralık.
  1056. letafet Tür.
    • grace.
  1057. letafet Tür.
    • charm. delicacy. fineness. amenity. grace.
  1058. letdown İng.
    • i. hayal kırıklığı
    • azalma
    • kuvvet veya enerjinin azalması.
  1059. lethal İng.
    • (li'thıl) s. öldürücü, ölüme ait. lethality i. öldürücülük.
  1060. lethargy İng.
    • i. atalet, uyuşukluk
    • tıb. letarji lethar'gic(al) s. uyuşuk. lethar'gically z. uyuşuk şekilde.
  1061. lethe İng.
    • i., Yu. mit. ölüler diyarında bulunan ve suyundan içenlere her şeyi unutturan bir nehir
    • unutkanlık. Lethe'an s. unutkanlık veren.
  1062. Letonya Tür.
    • latvian. lettish. latvia.
  1063. Letonya Tür.
    • latvia.
  1064. Letonya Tür.
    • Latvia.
  1065. Letonyalı Tür.
    • latvian.
  1066. Letonyalı Tür.
    • Latvian.
  1067. letout İng.
    • i., İng. kurtulma çaresi.
  1068. lett İng.
    • i. Letonyalı. Lettish s., i. Letonya'ya veya ahalisine ait
    • i Letonya dili.
  1069. letter İng.
    • i., f. harf
    • mektup, tezkere
    • çoğ. ilim, edebiyat, bilgi
    • matbaa harfi, harf çeşidi
    • harfi harfine anlamı
    • spor takım üyelerine verilen şeref arması
    • f. kitap harfiyle yazmak
    • plan veya haritaya yazı yazmak. letter book eski mektup kopya defteri. letter box mektup kutusu.letter carrier İng. postacı. letter file mektup dosyası. letter of credit akreditif, itibar mektubu. letter of marque savaş zamanında korsan gibi düşman gemilerini avlama yetkisi. letter of recall bir elçiye memleketine dönmesini emreden resmi mektup. letter writer para ile mektup yazan kimse. letters patent berat, imtiyazname, ruhsat, patent. cepital letter büyük harf, majuskül. dead letter hükmü kalmamış kanun
    • sahibi bulunmayan mektup. man of letters muellif
    • ilim adamı. night letter gece tarifesine göre gönderilen telgraf. silent letter yazılıp telaffuz olunmayan harf. small letter küçük harf. to the letter harfi harfine.
  1070. lettered İng.
    • s. tahsil görmüş, okumuş, münevver, edip
    • harflerle işaret olunmuş.
  1071. letterhead İng.
    • i. mektup kâgıdı başlığı.
  1072. lettering İng.
    • i. harflerle işaret etme
    • tabela üzerine yazılan harfler.
  1073. letterperfect İng.
    • s., tiyatro rolünü harfi harfine ezberlemiş.
  1074. letterpress İng.
    • i. tipo baskısı
    • linotip
    • bir kitabın yazılı kısmı (resimler hariç).
  1075. lettuce İng.
    • i. salata, bot. Lactuca sativa. cos lettuce, romaine lettuce marul, bot. Lactuca sativa longifolia. head lettuce, top salata. wild lettuce yaban marulu, bot. Lactuca virosa.
  1076. letup İng.
    • i. azalma
    • sakinleşme
    • ara.
  1077. leuco İng.
    • önek renksiz, beyaz.
  1078. leucocyte İng.
    • i., anat. kandaki beyaz kürecik, akyuvar, lökosit.
  1079. leucoma İng.
  1080. leucorrhea İng.
    • i., tıb. kadınlarda olan beyaz akıntı.
  1081. leukemia İng.
    • i., tıb. lösemi, kan kanseri. leuko bak. leuco-.
  1082. levant İng.
    • i. Akdeniz'in doğu sahili ve bu sahildeki memleketler
    • kitap ciltlemeye mahsus özel meşin. levanter i. Akdeniz'de esen doğu rüzgarı.
  1083. Levanten Tür.
    • levantine.
  1084. Levanten Tür.
    • Levantine.
  1085. levantine İng.
    • s., i. Yakın Doğu'ya ait
    • Yakın Doğu'da ticaret yapan
    • i Yakın Doğulu kimse, bilhassa anası veya babası Avrupalı olan kimse, Levanten
    • bir çeşit ipekli kalın kumaş.
  1086. levator İng.
    • i., anat. bir uzvu yukarı kaldıran kas, levator kas.
  1087. levazım Tür.
    • supplies. necessities. requisites. material. equipment. paraphernal property. purveyance. stores.
  1088. levazım Tür.
    • supplies.
  1089. levazım sınıfı Tür.
    • commissariat.
  1090. levee İng.
    • i. büyük şahsiyetlerin sabahleyin misafir kabul etmeleri
    • İng. yalnız erkeklerin hazır bulunduğu saray kabul merasimi
    • A.B.D bilhassa cumhurbaşkanının umumi kabul resmi.
  1091. levee İng.
    • i., A.B.D nehir kenannda su taşmasına engel olacak set
    • set gibi yüksek nehir kenarı
    • rıhtım.
  1092. level İng.
    • i., s., f., (-ed, -ing veya -led, -ling) düzlük, düz yer
    • mim, taban terazisi
    • tesviye aleti
    • yatay hat, yüzey
    • irtifa sathı
    • seviye, derece
    • s. düz, düzlem, yatay, ufki
    • bir seviyede, bir hizada, müsavi
    • aynı irtifada
    • k.dili ölçülü, dengeli, muvazeneli, muntazam
    • f. düzeltmek, tesviye etmek, düz etmek, düz yüzey haline getirmek
    • tahrip etmek
    • bir seviyeye kaldırmak veya indirmek
    • nişan almak için doğrultmak (tüfek)
    • aynı seviyeye getirmek
    • yol veya bayırın nispi irtifalarını aletlerle ölçmek
    • argo doğruyu söylemek. level crossing bir yolun demiryolundan aynı seviyede geçmesi. dead level dümdüz yüzey
    • aynılık, müsavi derece. I'll do my level best. Elimden geleni yaparım. on a level with aynı yüzeyde, aynı seviyede, bir yükseklikte. level off hav. kalktıktan sonra yatay olarak uçmak. pump level şakul. spirit level tesviye ruhu, tesviye aleti.
  1093. leveler İng.
  1094. levelheaded İng.
    • s. sağgörülü, mantıklı, dengeli
    • anlayışlı, iyi düşünüşlü.
  1095. levent Tür.
    • beam.
  1096. lever İng.
    • i., f. manivela, manivela kolu
    • fazla gayret sarfına vasıta olan şey
    • f. manive!a ile kaldırmak veya hareket ettirmek veya etmek.
  1097. leverage İng.
    • i. manivela kudreti
    • slang piston.
  1098. leveret İng.
    • i. tavşan yavrusu, birkaç,,aylık tavşan.
  1099. levha Tür.
    • sign. tablet. signboard. inscribed card. framed inscription. panel. slab. picture. painting. disc. disk. plaque. sheet.
  1100. levha Tür.
    • signboard. plate. sheet. pane. panel. slab. tablet.
  1101. levha Tür.
    • plaque. plate. sheet. signboard. sign. tablet. slab.
  1102. leviable İng.
    • s. vergiye tabi.
  1103. leviathan İng.
    • i. Tevratta adı geçen büyük bir su canavarı
    • ada balığı gibi çok büyük hayvan
    • iri balina veya gemi gibi büyük şey.
  1104. levigate İng.
    • f., s. düz etmek
    • bir maddeyi nemli iken ezip toz haline getirmek
    • birbirine iyice karıştırmak
    • cilâlamak
    • s. düz, cilalı. leviga'tion i. düzleme.
  1105. levirate İng.
    • i., s. İbranilerde ölmüş adamın karısı ile ölünün kardeşinin veya en yakın akrabasının evlenme mecburi yeti
    • s. bu âdete ait.
  1106. levis İng.
    • i., çoğ. blucin.
  1107. levitate İng.
    • f. hafif olmaktan dolayı havaya kalkmak, havada durmak
    • ispritizma kuvveti ile veya rüyada havaya yükselmek
    • havaya yükseltmek. levita'tion i. havaya yükselme olayı.
  1108. levite İng.
    • i. Levi kabilesinden biri, bilhassa Tevratta Musevi tapınağı kâhinlerinin yardımcısı.
  1109. levity İng.
    • i. hafiflik
    • hafifmeşreplik, hoppalık
    • münasebetsiz şakacılık
    • sebatsızlık, düşüncesizlik.
  1110. levrek Tür.
    • sea bass.
  1111. levrek Tür.
    • bass. sea bass.
  1112. levrek Tür.
    • bass. bar.
  1113. levy İng.
    • i., f. mecburi olarak toplama (asker veya para)
    • bu suretle toplanan asker veya para
    • f. zorla toplamak
    • huk. haczetmek. levy war on (birine karşı) harp açmak.
  1114. levye Tür.
    • tire lever. jemmy. jimmy.
  1115. levye Tür.
    • crowbar. jemmy. lever. crank.
  1116. lewd İng.
    • s. şehvet düşkünü, iffetsiz, uçarı. lewdly z. uçarıca lewdness i. uçarılık.
  1117. lewisite İng.
    • i., ask. ciltte kabarcıklar meydana getiren zehirli bir sıvı.
  1118. lex İng.
    • i. (çoğ. leges) Lat kanun, kaide, usul. lex scripta yazılı hukuk, mevzu hukuk. lex talionis kısas usulü, misli ile mukabele usulü.
  1119. lexical İng.
    • s. bir dilin kelimelerine ait
    • sözlüğe ait.
  1120. lexicography İng.
    • i. sözlüğün tertiplenmesi, lexicographer i. sözlüğü dü- zenleyen kimse, lügatçi. lexicographic(al) (leksıkograf'ik, ikıl) s. sözlüğe ait.
  1121. lexicology İng.
    • i. leksikoloji, kelimelerin anlam ve kullanışlarından bahseden ilim.
  1122. lexicon İng.
    • i. sözlük.
  1123. ley Tür.
    • To lay
    • to wager.
  1124. ley Tür.
    • See Lye.
  1125. ley Tür.
    • Rumanian currency ley.
  1126. ley Tür.
    • Law.
  1127. ley Tür.
    • Grass or meadow land
    • a lea.
  1128. ley Tür.
    • Fallow
    • unseeded.
  1129. ley Tür.
    • A straight line "on" the landscape, linking sites of ancient significance, proposed by Alfred Watkins in the 1920s as ancient trackways The popular imagination supposes they may be lines of some force or energy, but experimentation and other kinds of investigation have not demonstrated this Current thinking is that they are "spirit lines" ethereal or symbolic trackways across the land for spiritual travel in shamanic cultures, etc. a field covered with grass or herbage and suitable for grazing by livestock.
  1130. leyden jar İng.
    • içi ve dışı metalle kaplanmış olup elektrik toplanması için kullanılan cam kavanoz.
  1131. leylak Tür.
    • lilac. syringa.
  1132. leylak Tür.
    • lilac.
  1133. leylak Tür.
    • lilac.
  1134. leylek Tür.
    • stork.
  1135. leylek Tür.
    • stork.
  1136. leyli Tür.
    • boarder. boarding student.
  1137. lezbiyen Tür.
    • lesbian. lesbian sevici.
  1138. lezbiyen Tür.
    • lesbian. lesbian. dike. dyke. invert.
  1139. lezbiyen Tür.
    • lesbian.
  1140. lezbiyenlik Tür.
    • lesbianism.
  1141. leziz Tür.
    • zestful.
  1142. leziz Tür.
    • delicious. tasty. delightful. very pleasant.
  1143. leziz Tür.
    • delicious. scrumptious. tasty.
  1144. lezzet Tür.
    • taste. flavor. flavour. good taste. savour. relish. daintiness. lusciousness. salt. sapidity. sauce. savor. savoriness. savouriness. smack. zest.
  1145. lezzet Tür.
    • pleasure. taste. enjoyment. delectation. flavour. salt. savour. zest.
  1146. lezzet Tür.
    • flavour. relish. savour. zest. taste. flavor. savor. pleasure. enjoyment.
  1147. lezzetlendirme Tür.
    • seasoning.
  1148. lezzetlendirmek Tür.
    • to make taste delicious.
  1149. lezzetlenmek Tür.
    • to become delicious.
  1150. lezzetli Tür.
    • tasty. delicious. yummy. zestful. dainty. delicate. goluptious. luscious. palatable. sapid. savory. savoury. succulent. sweet. tasteful. toothsome.
  1151. lezzetli Tür.
    • palatable. tasty. delicious. dainty.
  1152. lezzetli Tür.
    • delicious. tasty. dainty. delectable. nutty. palatable. rich. toothsome.
  1153. lezzetlilik Tür.
    • deliciousness.
  1154. lezzetsiz Tür.
    • tasteless.
  1155. lezzetsiz Tür.
    • insipid. tasteless. unsavory. watery.
  1156. lezzetsiz Tür.
    • insipid. tasteless.
  1157. lezzetsizlik Tür.
    • tastelessness.
  1158. lgp İng.
    • kıs. liquified petroleum gas.
  1159. liability İng.
    • i. sorumluluk, mesuliyet
    • taahhüt
    • borç, düyun
    • çoğ. borçların toplamı, pasif.
  1160. liable İng.
    • s., to ile mesul, taahhüt altına girmiş
    • maruz, hassas, çabuk etkilenen
    • k.dili ihtimal dahilinde olan.
  1161. liaison İng.
    • i. irtibat, bitişme
    • birleştirme
    • gizli ilişki
    • ahçı terbiye, salçaların koyulaşmasına yarayan maddeler. liaison officer irtibat subayı.
  1162. liana İng.
  1163. liar İng.
    • i. yalancı.
  1164. lib İng.
    • i., bak. liberation. womens lib kadınlann özgürlük hareketi.
  1165. lib. İng.
    • kıs. librarian, library.
  1166. libation İng.
    • i. içilen içkinin mabutların şerefine bir kısmının yere dökülmesi, bu nedenle dökülen içki
    • şaka içki, işret.
  1167. libel İng.
    • i. f. (-ed, -ing veya -led, -ling) huk. şeref kırıcı neşriyat, kötüleyici yerme
    • yazılı iftira
    • huk. arzuhal, istida
    • f. iftira etmek
    • huk. arzuhal vererek davaya başlamak. libel(l)ous s. if tira kabilinden. libel(l)ously z. iftira ederek.
  1168. liberal Tür.
    • Whig. a person who favors a political philosophy of progress and reform and the protection of civil liberties a person who favors an economic theory of laissez-faire and self-regulating markets tolerant of change
    • not bound by authoritarianism, orthodoxy, or tradition having political or social views favoring reform and progress.
  1169. liberal Tür.
    • Political viewpoint with origins in Western Europe during the 19th century
    • stressed limited state interference in individual life, representation of propertied people in government
    • urged importance of constitutional rule and parliaments.
  1170. liberal Tür.
    • Policies favouring reform and progress especially in government and economics.
  1171. liberal Tür.
    • One who favors greater freedom in political or religious matters
    • an opponent of the established systems
    • a reformer
    • in English politics, a member of the Liberal party, so called.
  1172. liberal Tür.
    • One who denies some of the basic truths of Christianity.
  1173. liberal Tür.
    • Not strict or rigorous
    • not confined or restricted to the literal sense
    • free
    • as, a liberal translation of a classic, or a liberal construction of law or of language.
  1174. liberal Tür.
    • Not narrow or contracted in mind
    • not selfish
    • enlarged in spirit
    • catholic.
  1175. liberal Tür.
    • Not bound by orthodox tenets or established forms in political or religious philosophy
    • independent in opinion
    • not conservative
    • friendly to great freedom in the constitution or administration of government
    • having tendency toward democratic or republican, as distinguished from monarchical or aristocratic, forms
    • as, liberal thinkers
    • liberal Christians
    • the Liberal party.
  1176. liberal Tür.
    • liberal. permissive. catholic.
  1177. liberal Tür.
    • liberally.
  1178. liberal Tür.
    • liberal. broad / adj,. catholic. one world.
  1179. liberal Tür.
    • Lib-er-al - a political candidate whose views mirror or closely resemble points of view put forth in the Democratic platform.
  1180. liberal Tür.
    • liberal.
  1181. liberal Tür.
    • In American politics, "liberals" tend to be people who are somewhat ideologically left-of-center They tend to favor more power at the federal level and federal intervention to regulate economic issues and certain social issues, particularly social issues involving civil liberties, and the rights of minority groups Of the two major parties, the Democrats are generally considered more liberal Traditionally, the bases of liberal support have been among minorities, urban voters, labor unions and academics, though that is evolving as U S politics change Candidates and voters commonly refer to themselves and others as conservative, moderate, or liberal.
  1182. liberal Tür.
    • Genus: A political belief system, or a person who accepts the system Differentia: To believe that the initiation of force should not be permitted in any aspect of life Comment: This definition above is the true, original definition of the term In America the term has been changed to mean the opposite, including the left-wing and other socialists. in political speech now in the U S a liberal is a person who believes it is the duty of government to ameliorate social conditions and create a more equitable society Liberals favor generous spending on the welfare state
    • they exhibit a concern for minorities, the poor, and the disadvantaged and often see these conditions as a product of social injustices rather than individual failings.
  1183. liberal Tür.
    • Free to excess
    • regardless of law or moral restraint
    • licentious.
  1184. liberal Tür.
    • Free by birth
    • hence, befitting a freeman or gentleman
    • refined
    • noble
    • independent
    • free
    • not servile or mean
    • as, a liberal ancestry
    • a liberal spirit
    • liberal arts or studies.
  1185. liberal Tür.
    • Favoring reform or progress, as in religion, education, or socioeconomic conditions
    • specifically, favoring political reforms tending toward democracy and personal freedom for the individual
    • progressive Liberals tend to favor greater federal power to remedy social inequities, and to support freedom of personal choice and behavior Liberals are described as being left of center on the political spectrum Of the two major political parties, the Democratic Party is generally regarded as being more liberal.
  1186. liberal Tür.
    • Cf.
  1187. liberal Tür.
    • Bestowing in a large and noble way, as a freeman
    • generous
    • bounteous
    • open-handed
    • as, a liberal giver.
  1188. liberal Tür.
    • Bestowed in a large way
    • hence, more than sufficient
    • abundant
    • bountiful
    • ample
    • profuse
    • as, a liberal gift
    • a liberal discharge of matter or of water.
  1189. liberal Tür.
    • A person who is a proponent of liberalism.
  1190. liberal Tür.
    • a person who favors a political philosophy of progress and reform and the protection of civil liberties. a person who favors an economic theory of laissez-faire and self-regulating markets. showing or characterized by broad-mindedness
    • "a broad political stance"
    • "generous and broad sympathies"
    • "a liberal newspaper"
    • "tolerant of his opponent"s opinions". having political or social views favoring reform and progress. tolerant of change
    • not bound by authoritarianism, orthodoxy, or tradition. given or giving freely
    • "was a big tipper"
    • "the bounteous goodness of God"
    • "bountiful compliments"
    • "a freehanded host"
    • "a handsome allowance"
    • "Saturday"s child is loving and giving"
    • "a liberal backer of the arts"
    • "a munificent gift"
    • "her fond and openhanded grandfather". not literal
    • "a loose interpretation of what she had been told"
    • "a free translation of the poem".
  1191. liberal Tür.
    • A person who believes that the government should actively support social reform within the existing system Liberals stress the importance of individual rights and believe the government should promote equality in affairs of private citizens and businesses. person whose political views favour progress and reform.
  1192. liberal Tür.
    • A liberal is a person who supports moderate social progress and reform. one who advocates greater freedom.
  1193. liberal İng.
    • s., i. açık fikirli, serbest düşünceli
    • bol, pek çok
    • liberal, hür fikirli
    • yüksek ve şümullü (tahsil)
    • cömert eli açık, mükrim
    • vasi, serbest
    • i. liberal, hür fikirli parti azası. liberal arts fen veya tarih ve felsefe gibi yüksek ilimler. liberal opinions serbest fikirler. liberal party liberal parti. liberally z. cömertce, serbestçe. liberalism i. serbest fikirlilik, liberalizm, fels. erkincilik. liberalist i. liberal, erkinci, ilerici kimse. liberalize f. (kanunları) daha serbest yönde değiştirmek, liberal kılmak, serbestlik telkin etmek. liberaliza'tion i. liberal kılma.
  1194. liberality İng.
    • i. cömertlik, el açıklığı
    • serbest fikirlilik, liberallik.
  1195. liberalizm Tür.
    • liberalism.
  1196. liberalizm Tür.
    • liberalism.
  1197. liberalleşme Tür.
    • liberalization.
  1198. liberalleşmek Tür.
    • to become liberal. to take a liberal turn.
  1199. liberasyon Tür.
    • liberation.
  1200. liberasyon listesi Tür.
    • liberation list.
  1201. liberate İng.
    • f. serbest bırakmak, azat etmek, salıvermek
    • kurtarmak. liberator i. kurtaran veya azat eden kimse.
  1202. liberation İng.
    • i. azat etme, kurtarma, serbest bırakma
    • kurtuluş.
  1203. liberia İng.
    • i. Liberya.
  1204. libero Tür.
    • sweeper son adam. serbest adam.
  1205. libero Tür.
    • libero, sweeper.
  1206. libertarian İng.
    • i. bilhassa düşünce ve harekette serbestlik taraftarı kimse
    • hürriyet taraftarı.
  1207. liberticide İng.
    • s., i. hürriyeti yıkmaya çalışan (kimse).
  1208. libertine İng.
    • i., s. ahlâksız adam
    • s. sefih, hovarda. libertinism .i çapkınlık, sefahat.
  1209. liberty İng.
    • i. hürriyet, özgürlük, istiklâl
    • fazla serbestlik, cüret, küstahlık
    • imtiyaz, muafiyet
    • den. izin. liberty of conscience vicdan hürriyeti. liberty of speech söz hürriyeti. liberty of the press basın ve yayın hürriyeti. at liberty serbest, özgür
    • işsiz. civil liberty şahsi hurriyet veya masuniyet, medeni serbestlik. political liberty siyasi hürriyet. religious liberty dini hürriyet. set at liberty serbest bırakmak, azat etmek. take liberties küstahlık etmek, hürmetsizlik göstermek. take the liberty cesa ret etmek, cüret göstermek.
  1210. libidinous İng.
    • s. şehvet düşkünü, nefsine tabi.
  1211. libido Tür.
    • The desire for sexual activity In psychoanalysis, the psychic energy associated with the life instinct.
  1212. libido Tür.
    • psychological energy that is finalistic and founded not on substances but their relations and movements Always in advance of consicousness, calling us into new activity Libido in turn is a part of the life energy that drives all organisms to grow and develop Its first expression is in the energy of growth that causes cell division, budding, etc As you climb the phylogenetic ladder, libido used for sexuality loses its sexual character and flows into other forms.
  1213. libido Tür.
    • libido.
  1214. libido Tür.
    • a Freudian term for sexual urge or desire.
  1215. libido İng.
    • i. şehvet
    • psik. cinsiyet içgüdüsü veya yaşama iradesi gibi esas içgüdü, libido.
  1216. libra İng.
    • i. Terazi burcu.
  1217. librarian İng.
    • i. kütüphane müdürü, kütüphane memuru. librarianship i. kütüphanecilik.
  1218. library İng.
    • i. kütüphane
    • kütüphane binası
    • aynı matbaada basılan ve aynı türden kitaplar serisi
    • bir şahsa ait kitapların toplamı. circulating library, lending library ödünç kitap veren kütüphane. reference library kitapların okunmasına müsaade edip bunları harice vermeyen kütüphane. walking library her şeyi bilen adam, çok malumatlı kimse, ayaklı kütüphane.
  1219. librate İng.
    • f. terazi gibi sallanmak, titreşmek. libratory s. terazi gibi sallanan.
  1220. libration İng.
    • i. denge, muvazene
    • astr. yıldız ışıklarının titremesi.
  1221. libre Tür.
    • pound. avoirdupois pound.
  1222. libretto Tür.
    • The words themselves. the words of an opera or musical play.
  1223. libretto Tür.
    • The text of a work for the musical theater.
  1224. libretto Tür.
    • The text of an opera or oratorio. the text of an opera.
  1225. libretto Tür.
    • The literary text of an extended vocal composition such as an opera or musical comedy, whether or not it is published separately from the music The libretto of a musical comedy is sometimes called its book. text of a dramatic vocal work.
  1226. libretto Tür.
    • The complete book of words for an opera, oratorio, cantata, etc.
  1227. libretto Tür.
    • That cool book with all of the words to songs and vocal notes Usually rented, so don"t loose them and always use pencil. [lih-breh-toh] "Little book" The text of an opera, oratorio, or other large-scale vocal work.
  1228. libretto Tür.
    • Text of an opera or oratorio. the words of an opera or musical play.
  1229. libretto Tür.
    • libretto.
  1230. libretto Tür.
    • Italian for "little book" In music, the text or words of an opera, oratorio, or other musical work involving text. text of an opera or sometimes of an oratorio. the text of an opera or an oratorio. The text of an opera or oratorio In the past, it was printed as a booklet for the audience May or may not be written by the composer Its author is known as the librettist.
  1231. libretto Tür.
    • A book containing the words of an opera or extended piece of music.
  1232. libretto İng.
    • i. (çoğ. İng. -tos, İt. -ti) müz. opera güftesi, opera metni
    • opera kitabı. librettist i. opera güftesi yazan kimse.
  1233. libreville İng.
    • i. Libreville.
  1234. librium İng.
  1235. Libya Tür.
    • libyan. libya.
  1236. Libya Tür.
    • libya. libyan.
  1237. Libya Tür.
    • Libya. libya.
  1238. Libya Tür.
    • a military dictatorship in northern Africa on the Mediterranean
    • consists almost entirely of desert
    • a major exporter of petroleum
    • involved in state-sponsored terrorism.
  1239. Libya Tür.
    • a military dictatorship in northern Africa on the Mediterranean
    • consists almost entirely of desert
    • a major exporter of petroleum
    • involved in state-sponsored terrorism.
  1240. libya İng.
    • i. Libya.
  1241. Libyalı Tür.
    • libyan.
  1242. Libyalı Tür.
    • Libyan.
  1243. lice İng.
    • bak. louse.
  1244. license İng.
  1245. license İng.
  1246. licentiate İng.
    • i. resmi bir makamdan belirli bir amme hizmetinde çalışmak için müsaade almış olan kimse.
  1247. licentious İng.
    • s. ahlâksız, şehvet düşkünü, uçarı. licentiously z. ahlâksızca. licen tiousness i. ahlâksızlık.
  1248. lichen İng.
    • i., bot. liken
    • tıb. liken denilen bir deri hastalığı.
  1249. licit İng.
    • s. meşru, caiz, mubah, kanuna uygun. licitly z. kanuna uygun olarak. licitness i. kanuna uygun olma.
  1250. lick İng.
    • f., i. yalamak
    • alev gibi yalayıp geçmek
    • argo dayak atmak
    • argo üstün gelmek, galebe çalmak, galip gelmek, yenmek
    • i. yalama, yalayış
    • tokat
    • yalanacak miktarda az şey
    • büyük surat
    • hayvanların yaladıklan tabii tuz.lick clean yalayıp temizlemek. lick into shape biçim vermek, hazırlamak. lick ones boots el etek öpmek, dalkavukluk etmek, çanak yalamak. lick ones chops yemek beklerken yalanmak. lick the dust mağlup olmak. a lick and s. promise baştan savma, yarımyamalak. one's licks fırsat, sıra.
  1251. lickerish İng.
  1252. licketysplit İng.
    • z., k.dili çarçabuk.
  1253. licking İng.
    • i. yalayış, yalama
    • k.dili dayak
    • biçim verme.
  1254. licorice İng.
  1255. lictor İng.
    • i. eski Roma'da yüksek memurlann önünde giden ve elinde değneklerle sarılmış bir balta taşıyan subay, baltacı.
  1256. lid İng.
    • i. kapak
    • göz kapağı
    • bot. tohum zarfının kase şeklindeki kapağı, meyva kapağı
    • argo şapka
    • A.B.D., argo 20-30 gramlık bir paket haşiş. blow the lid off açığa vurmak, rezaleti göstermek. flip one's lid argo tepesi atmak. keep the lid on serbest ve bozucu hareketlere yol vermemek.
  1257. lider Tür.
    • lids.
  1258. lider Tür.
    • leader. leading. first-rate. top-notch. captain. cock of the walk. flight commander. head man. headman. manuduction. protagonist.
  1259. lider Tür.
    • leader. headman. captain. head. apostle. archpriest. cock. conductor. fugleman. fuhrer.
  1260. lider Tür.
    • chieftain. head. helm. leader.
  1261. liderlik Tür.
    • leadership. leadership qualities.
  1262. liderlik Tür.
    • leadership.
  1263. lie İng.
    • i., f. (-d, -lying) yalan, yalan söyleme, aldatma
    • f. yalan. söylemek, aldatmak. lie detector yalan makinası. lie like a troop er çok yalan söylemek. lie in ones teeth korkunç yalanlar söylemek. lie out of it yalan söyleyerek bir işten sıyrılıvermek. a white lie zararsız yalan, ehemmiyetsiz yalan. give one the lie yalancılıkla itham etmek. give the lie (to) yalancılıkla itham etmek
    • yanlış olduğunu göstermek.
  1264. lie İng.
    • f. (lay, lain, lying) i. yatmak, uzanmak
    • durmak, kalmak, olmak
    • düşmek, vaki olmak
    • huk. (alacaklı) kanunen caiz olmak
    • i. yatış
    • mevki (arazi)
    • hayvan ini, kuş yuvası, balığın gizlendigi yer. lie down yatmak, uzanmak. lie in ruins harap olmak. lie in state resmi bir yere halk tarafından ziyaret edilmek üzere konmak (cenaze). lie in wait pusuya yatmak. lie low gizlenmek, saklanmak. lie off den. alargada yatmak. lie sick hasta yatmak. as far as in me lies elimden geldiği kadar, bütün kuvvetimle. Let sleeping dogs lie. Meseleyi kurcalama. İşleri kendi haline bırak. take it lying down bir hakaret veya zıt düşünceyi alttan almak.
  1265. liechtenstein İng.
    • i. Liechtenstein.
  1266. lied İng.
    • i. (çoğ. lieder) Alman halk şarkısı
    • çok sanatkârane yazılmış bir tür lirik şarkı parçası.
  1267. lief İng.
    • z. (gen. as lief) memnuniyetle, seve seve. I would as lief go as stay. Gitsem de olur gitmesem de.
  1268. liege İng.
    • s., i. Avrupa derebeyliğinde işleri kulları tarafından görülen lord veya hükümdar
    • bir derebeyinin himayesine girip kendini onun hizmetine adayan sadık kişi
    • kul
    • köle
    • metbu, amir.
  1269. liein İng.
    • i. protesto etmek için umumi bir yerde yere yatma.
  1270. lien İng.
    • i., huk. ipotek
    • ihtiyati haciz altına alma
    • matlup, alacak.
  1271. lieu İng.
    • i. yer, mekan, mahal
    • yalnız in lieu of deyiminde kullanılır. in lieu of yerine, bedel olarak.
  1272. lieutenant İng.
    • i., ask. teğmen
    • den. yüzbaşı
    • vekil, naip. lieutenant colonel yarbay. lieutenant commander ön yüzbaşı, kıdemli yüzbaşı. lieutenant general tuğgeneral. lieutenant governor devlet başkan vekili, vali muavini. second lieutenant teğmen. first lieutenant üsteğmen. lieutenant, junior grade den. teğmen.lieutenant, senior grade den. yüzbaşı. lieutenancy i. deniz yüzbaşılığı, kara teğ- menliği, teğmenlik.
  1273. lif Tür.
    • The fiber by which the petioles of the date palm are bound together, from which various kinds of cordage are made.
  1274. lif Tür.
    • Planar Laser Induced Fluorescence.
  1275. lif Tür.
    • Logical Interchange Format An HP-UX term for a standard disk format that can be used for the interchange of files among various HP computer systems.
  1276. lif Tür.
    • Light Insertion Force, when installing a peripheral, requires light force to insert the device into it"s slot/socket Installing expansion cards require LIF in order to seat it properly. loss of IMA frame.
  1277. lif Tür.
    • Life Income Fund A registered plan that shelters earnings from tax on a locked-in basis while generating income for the fund holder.
  1278. lif Tür.
    • Liberal Party of Austria.
  1279. lif Tür.
    • Laser induced fluorescence.
  1280. lif Tür.
    • fibroid. fibrous. fiber. fibre. string. thread. staple. washcloth. filament. film.
  1281. lif Tür.
    • fibre. staple. thread. fiber. loofah. luffa.
  1282. lif Tür.
    • fiber. loofah. vegetable sponge. any fibrous scrubbing pad. fibre. film. ligament. strand.
  1283. lif Tür.
    • A file format for representing a light field It contains both the geometry information, as well as the pixels. n: life, existence 60, 89.
  1284. lif lif Tür.
    • in fibers.
  1285. life İng.
    • i. (çoğ. lives) hayat, ömür, canlılık
    • can, canlı şey
    • yaşama tarzı
    • zevk, sefa, cümbüş
    • dayanma müddeti
    • biyografi
    • hayat merkezi, hayat noktası
    • ilah. ebedi hayat, ruhani hayat. life annuity kişiye yaşadığı sürece bağlanmış olan gelir. life assurance İng. hayat sigortası. life belt cankurtaran kemeri. life buoy cankurtaran simidi. life cycle bir organizmanın hayat devresi. life estate kişiye yaşadığı sürece mal ettirilen mülk veya gelir. life expectancy sig. ortalama ömür uzunluğu, muhtemel olan hayat muddeti. life history biyografi. life insurance hayat sigortası. life interest yaşadığı sürece mal ettirilen mülk. life jacket can kurtaran yeleği. life line cankurtaran halatı, yedeklik halat
    • avuç içinde görülen hayat çizgisi. life preserver insanı denizde boğul- maktan kurtaran cihaz, cankurtaran
    • İng. kurşun veya demir başlı bir çeşit kısa baston, topuzlu baston. life science canlı organizmalardan herhangi biri ile uğraşan ilim dalı. life scientist bu ilim üzerinde çalışan kimse. life span ömür, hayat süresi. life-support system yaşamak için gerekli fizyolojik hareket imkânını sağlayan sistem. life work bütün hayatın adandığı iş, meslek. A cat has nine lives. Kedi dokuz canlıdır. as big as life canlısı veya hakikisi kadar büyük
    • şahsen, bizzat. come to life ayılmak. depart this life bu dünyadan göçmek, ölmek. early life gençlik. eternal life ebedi hayat. for dear life bütün kuvvetiyle, hayatnı kurtarmak için. for life bütün hayat boyunca, ölünceye kadar. for the life of me hiç. have the time of one's life eğlenceli vakit geçirmek. He was the life of the party. Toplantıyı canlandıran o idi. high life sosyete hayatı. large as life ta kendisi. lay down one's life canını feda etmek. lead a dog's life çok sıkıntı çekmek, sürünmek. lead a life of pleasure zevk ve sefa sürmek. manner of life yaşayış tarzı. married life evlilik hayatı. matter of life and death hayat memat meselesi, ölüm kalım davası, ölüm dirim meselesi. prime of life hayatın en verimli devresi, tam dinçlik zamanı. single life bekarlık. station in life sosyal durum. the life to come gelecek dünyadaki hayat, ölümden sonraki hayat. throw away ones life hayatını heder etmek. time of life yaş. to the life tıpkı, canlı gibi. true to life gerçek hayatta olduğu gibi. try one for his life idam cezasını gerektirmesi muhtemel olan bir davada birisini yargılamak. Upon my life! Allah aşkına.
  1286. lifeblood İng.
    • i. yaşamak için gerekli olan kan
    • hayat veya kuvvet veren tesir.
  1287. lifeboat İng.
    • i. cankurtaran sandalı.
  1288. lifegiving İng.
    • s. canlandıran, hayat veren.
  1289. lifeguard İng.
    • i. plajlarda boğulma tehlikesinde olanların imdadına yetişmeye hazır özel memur.
  1290. lifeless İng.
    • s. cansız, ölü
    • ölü gibi. lifelessly z. cansızca. lifelessness i. cansızlık.
  1291. lifelike İng.
    • s. canlı, sağ imiş gibi.
  1292. lifelong İng.
    • s. bütün ömründe, ömür boyu, bir ömür devam eden.
  1293. lifer İng.
    • i., argo müebbet hapse mahkum kimse
    • A.B.D., argo hayatı boyunca asker veya subay olan kimse.
  1294. lifesaver İng.
    • i. cankurtaran, hayat kurtaran kimse veya şey
    • b.h., tic. mark. şeker simidi.
  1295. lifesized İng.
    • s. tabii büyüklükte (resim veya heykel).
  1296. lifestrings İng.
    • i. hayat için gerekli olan esaslı şeyler.
  1297. lifetime İng.
    • i. ömür, hayat müddeti.
  1298. liflemek Tür.
    • to scrub oneself / sb with a loofah.
  1299. liflenmek Tür.
    • to be scrubbed with a loofah.
  1300. lifli Tür.
    • fibrous. fibrious. stringy.
  1301. lifli Tür.
    • fibrous.
  1302. lift Tür.
    • Upward motion imparted to the ball by the fingers at release. the force opposed to gravity, which is perpendicular to the wind and in the plane of symmetry. The aerodynamic force that "pulls" the BLADEs of a windmill and causes them to rotate F - portance S - impulsion.
  1303. lift Tür.
    • To try to raise something
    • to exert the strength for raising or bearing.
  1304. lift Tür.
    • To steal
    • to carry off by theft
    • as, to lift a drove of cattle.
  1305. lift Tür.
    • To rise
    • to become or appear raised or elevated
    • as, the fog lifts
    • the land lifts to a ship approaching it.
  1306. lift Tür.
    • To raise, elevate, exalt, improve, in rank, condition, estimation, character, etc.
    • often with up.
  1307. lift Tür.
    • To move in a direction opposite to that of gravitation
    • to raise
    • to elevate
    • to bring up from a lower place to a higher
    • to upheave
    • sometimes implying a continued support or holding in the higher place
    • said of material things
    • as, to lift the foot or the hand
    • to lift a chair or a burden.
  1308. lift Tür.
    • To live by theft.
  1309. lift Tür.
    • To collect, as moneys due
    • to raise.
  1310. lift Tür.
    • To bear
    • to support.
  1311. lift Tür.
    • The upward reaction of an aircraft to the flow of air air forced over the shape of the wing The front and rear wings of ground effect cars are shaped like inverted wings to create downforce or negative lift.
  1312. lift Tür.
    • The upward motion with your fingers at the point of release.
  1313. lift Tür.
    • The upward motion of the ball imparted by the fingers at the point of release.
  1314. lift Tür.
    • The space or distance through which anything is lifted
    • as, a long lift.
  1315. lift Tür.
    • The sky
    • the atmosphere
    • the firmament.
  1316. lift Tür.
    • The mysterious force that wings generate An aeroplane only stays up because the wings are pushing air down so hard that the weight of the machine is supported Basically a wing is just an inclined flat surface and a lot of lift is generated simply by it meeting the air at speed and at a slight upward angle This is how a kite flies However even more air is deflected down by the top surface due to its cunningly curved profile Additional lift is derived from the Bernoulli Effect which occurs when air travelling over the top of the wing actually speeds up in relation to the air around it An increase in speed leads to a decrease in pressure and so a suction effect is created Strangely the top of the wing creates two thirds of the total lift, and the bottom surface only one third Propeller blades are really just small wings which create lift horizontally Press "Back" to return.
  1317. lift Tür.
    • The lift is a force acting perpendicular to the direction of flight The lift is equal to the fluid density multiplied by the circulation about the airfoil and the free stream velocity In level flight, the lift developed by an airplane"s must be equal to the weight of the entire airplane. n an illegal contact, resulting when the ball is in contact with the player for too long.
  1318. lift Tür.
    • The force generated by the movement of air across the wings of an aircraft When enough lift is generated to overcome the weight of an aircraft. when flying, a kite generates lift or upward force like an airplane wing Lift is proportional to the square of the apparent wind velocity.
  1319. lift Tür.
    • The force exerted by moving air on asymmetrically-shaped wind generator blades at right angles to the direction of relative movement Ideally, wind generator blades should produce high Lift and low Drag.
  1320. lift Tür.
    • The component of the aerodynamic force acting on an aircraft, perpendicular to the relative wind, which causes an aircraft to rise in altitude.
  1321. lift Tür.
    • the act of giving temporary assistance. the component of the aerodynamic forces acting on an airfoil that opposes gravity. the event of something being raised upward
    • "an elevation of the temperature in the afternoon"
    • "a raising of the land resulting from volcanic activity". a wave that lifts the surface of the water or ground. a powered conveyance that carries skiers up a hill. a device worn in a shoe or boot to make the wearer look taller or to correct a shortened leg. one of the layers forming the heel of a shoe or boot. lifting device consisting of a platform or cage that is raised and lowered mechanically in a vertical shaft in order to move people from one floor to another in a building. plastic surgery to remove wrinkles and other signs of aging from your face
    • an incision is made near the hair line and skin is pulled back and excess tissue is excised
    • "some actresses have more than one face lift". transportation of people or goods by air. a ride in a car
    • "he gave me a lift home". the act of raising something
    • "he responded with a lift of his eyebrow"
    • "fireman learn several different raises for getting ladders up". raise from a lower to a higher position
    • "Raise your hands"
    • "Lift a load". take hold of something and move it to a different location
    • "lift the box onto the table". move upwards
    • "lift one"s eyes". move upward
    • "The fog lifted"
    • "The smoke arose from the forest fire"
    • "The mist uprose from the meadows". make audible
    • "He lifted a war whoop". annul by recalling or rescinding
    • "He revoked the ban on smoking"
    • "lift an embargo"
    • "vacate a death sentence". make off with belongings of others. raise or haul up with or as if with mechanical help
    • "hoist the bicycle onto the roof of the car". invigorate or heighten
    • "lift my spirits"
    • "lift his ego". raise in rank or condition
    • "The new law lifted many people from poverty". take off or away by decreasing
    • "lift the pressure". rise up
    • "The building rose before them". pay off. take without referencing from someone else"s writing or speech
    • of intellectual property. take illegally
    • "rustle cattle". fly people or goods to or from places not accessible by other means
    • "Food is airlifted into Bosnia". take out of the ground
    • "lift potatoes". call to stop the hunt or to retire, as of hunting dogs. rise upward, as from pressure or moisture
    • "The floor is lifting slowly". put an end to
    • "lift a ban"
    • "raise a siege". remove by scalping. remove from a seedbed or from a nursery
    • "lift the tulip bulbs". remove from a surface
    • "the detective carefully lifted some fingerprints from the table". perform cosmetic surgery on someone"s face. the lifting force on a flying object, due to its motion relative to the surrounding air Lift is one of the four forces sensed by an airplane, the others being drag, thrust and weight.
  1322. lift Tür.
    • That portion of the vibration of a balance during which the impulse is given. the act of raising something
    • "he responded with a lift of his eyebrow"
    • "fireman learn several different raises for getting ladders up" a ride in a car
    • "he gave me a lift home" the act of giving temporary assistance one of the layers forming the heel of a shoe or boot a device worn in a shoe or boot to make the wearer look taller or to correct a shortened leg a wave that lifts the surface of the water or ground remove from a surface
    • "the detective carefully lifted some fingerprints from the table" take off or away by decreasing
    • "lift the pressure" remove from a seedbed or from a nursery
    • "lift the tulip bulbs" remove by scalping put an end to
    • "lift a ban"
    • "raise a siege" rise upward, as from pressure or moisture
    • "The floor is lifting slowly" raise in rank or condition
    • "The new law lifted many people from poverty" call to stop the hunt or to retire, as of hunting dogs make audible
    • "He lifted a war whoop" take out of the ground
    • "lift potatoes" take hold of something and move it to a different location
    • "lift the box onto the table" move upwards
    • "lift one"s eyes" pay off.
  1323. lift Tür.
    • That component of the total aerodynamic force acting on a body perpendicular to the undisturbed airflow relative to the body. [1] The action of the rear end of the vehicle to rise during braking.
  1324. lift Tür.
    • That by means of which a person or thing lifts or is lifted A hoisting machine
    • an elevator
    • a dumb waiter.
  1325. lift Tür.
    • Term for the aerodynamic force created by air flowing around and airfoil that is equal to or greater than the weight of the aircraft It acts opposite to the force of gravity.
  1326. lift Tür.
    • See Lift gate, below.
  1327. lift Tür.
    • Refers to the vertical component of a bowler"s release. the force that exerts an upward pull.
  1328. lift Tür.
    • One of the steps of a cone pulley.
  1329. lift Tür.
    • Lift is the force generated by the winds of an airplane which "holds" the plane in the air against the force of gravity Lift is affected by the speed with which the air flows over the wings.
  1330. lift Tür.
    • Help
    • assistance, as by lifting
    • as, to give one a lift in a wagon.
  1331. lift Tür.
    • elevator, lift.
  1332. lift Tür.
    • A wind shift during which the wind enters the boat from further back It allows the helmsman to head up or alter course to windward, or the crew to ease the sheets. 1 The maximum number of airline seats available to a specific destination during a specific period 2 The aerodynamic force that makes it possible for a plane to fly 3 Brit An elevator.
  1333. lift Tür.
    • A rope leading from the masthead to the extremity of a yard below
    • used for raising or supporting the end of the yard.
  1334. lift Tür.
    • A rise
    • a degree of elevation
    • as, the lift of a lock in canals.
  1335. lift Tür.
    • An exercising machine.
  1336. lift Tür.
    • An aerodynamic force created by airflow over the wings or fins of an aerospace vehicle.
  1337. lift Tür.
    • A lift is a awarded as the result of a wiring or as a consequence of advanced play The ball concerned can be played from where it lies or played on to the lawn from either baulk line.
  1338. lift Tür.
    • A lift gate.
  1339. lift Tür.
    • A layer of leather in the heel.
  1340. lift Tür.
    • A handle.
  1341. lift Tür.
    • Act of lifting
    • also, that which is lifted.
  1342. lift İng.
    • f., i. kaldırmak, yukarı kaldırmak
    • yükseltmek
    • k.dili çalmak, aşırmak
    • iptal etmek
    • kaldırmaya uğraşmak
    • yükselmek, dağılmak (sis veya duman)
    • i. kaldrış, yükseltme, yükselme, yükselme derecesi
    • kaldırılacak şey
    • İng. asansör
    • yardım
    • kaldırıcı kuvvet
    • neşe, ferahlık, güç. lift a hand parmağını kıpırdatmak, en ufak bir gayret göstermek. lift up one's voice bağırmak, sesini yükseltmek. give one a lift birini arabasına almak. have a face lift genç görünmek için yüz derisini çektirmek.
  1343. liftoff İng.
    • i. roketin ateşlemeden sonra dikey olarak rampasından yükselişi.
  1344. lig Tür.
    • To recline
    • to lie still.
  1345. lig Tür.
    • league. circuit. conference.
  1346. lig Tür.
    • league.
  1347. lig Tür.
    • league.
  1348. liga Tür.
    • division, league.
  1349. ligament İng.
    • i., anat. kemikleri ve başka organlan birbirine rapteden bağ
    • bağ, rabıta. ligamen'tal, ligamen'tous s., anat. bağ kabilinden.
  1350. ligate İng.
    • f., tıb. bağlamak, raptetmek (kan damarı). ligation i. bağlama, bağlanma.
  1351. ligature İng.
    • i., f. bag, bağlama, raptetme
    • tıb. kan damarını bağlamak için kullanılan tel veya iplik
    • müz. bağ
    • f. tel ile bağlamak.
  1352. light İng.
    • f. (-ed veya -lit) yakmak tutuşturmak
    • aydınlatmak, ışık vermek
    • neşelendirmek, canlandırmak, parlatmak
    • yanmak, tutuşmak, alev almak
    • parıldamak, ışık salmak. light up argo sigara veya pipo yakmak.
  1353. light İng.
    • i. ışık, aydınlık, ziya, nur
    • ışık veren şey
    • idrak veya akıl nuru
    • dünyaya ışık saçan kimse
    • aydınlık, pencere veya tepe camı gibi ışık veren şey
    • anlama
    • güz. san. bir resmin aydınlık kısmı
    • kibrit gibi yanınca ışık veren şey
    • gün ışığı, gündüz. light buoy den. fener dubası, fener şamandırası. light dues fener resmi. light meter ışıkölçer, fotometre. bring to light meydana çıkarmak. in a good light uygun olan şartlar altında (bir şeyi görmek ), iyimser olarak. in the light of the facts olayların gelişmesine göre. northern lights kışın kutup bölge- lerinde türlü renkte görülen ışıklar. see the light nihayet anlamak. see the light of day doğmak, dünyaya gelmek
    • gerçekleşmek, meydana gelmek. shed veya throw light on aydınlatmak, açıklamak. strike a light kibrit çakmak. zodiacal light batıda güneş battıktan sonra ve doğuda gü- neş doğmadan görülen üçgen şeklinde ışık.
  1354. light İng.
    • s., z. hafif
    • eksik
    • ehemmiyetsiz, önemsiz
    • ince
    • yüksüz, yükü hafif
    • az, ufak
    • hazmı kolay, hafif
    • iyi mayalanmış
    • gailesiz, endişesiz
    • çevik, ayağına tez
    • hafifmeşrep
    • kararsız
    • başı dönmüş, sersemlemiş
    • z. hafifçe, kolayca. light coin ayarı eksik sikke. light comedian hafif komedi oynayan artist. light horseman ask hafif süvari. light infantry hafif piyade. light in the head başı dönmüş, sersemlemiş
    • budala, ahmak
    • deli. light literature eğlendirici, kolay okunur hafif kitaplar. light meal hafif yemek, kolay hazmedilir yemek. light opera opera komik, operet. light sleeper uykusu hafif kimse. make light of önem vermemek. lightness i. hafiflik.
  1355. light İng.
    • f. (-ed veya -lit) konmak
    • üzerine düşmek
    • inmek (at veya arabadan). light into azarlamak. light on rastgelmek, rastlamak. light out aceleyle yola çıkmak, yola düzülmek.
  1356. lightarmed İng.
    • s. hafif silâhlı.
  1357. lighten İng.
    • f. aydınlatmak, ışık saçmak.
  1358. lighten İng.
    • f. hafifletmek, yükünü azaltmak
    • neşelendirmek, sevindirmek
    • yükü azalmak, hafiflemek
    • neşelenmek.
  1359. lighter İng.
    • i. yakan şey veya kimse, yakıcı alet, tutuşturucu şey. cigarette lighter çakmak.
  1360. lighter İng.
    • i., f. mavna, salapurya
    • f. mavna ile yük taşımak. lighterage i. mavna ücreti
    • mavnaya yükleme.
  1361. lightface İng.
    • i., matb. beyaz basma harf.
  1362. lightfingered İng.
    • s. hırsızlığı benimsemiş.
  1363. lightfooted İng.
    • s. çevik, zarif.
  1364. lighthanded İng.
    • s. eli hafif
    • becerikli
    • yükü hafif.
  1365. lightheaded İng.
    • s. başı dönen, sersem.
  1366. lighthearted İng.
    • s. kaygısız, endişesiz, neşeli, şen.
  1367. lightheeled İng.
    • s. ayağına tez, atik.
  1368. lighthouse İng.
    • i. fener kulesi.
  1369. lighting İng.
    • i. aydınlatma
    • ışıklandırma tertibatı
    • resim ve fotoğrafta ışığın kullanılışı.
  1370. lightly İng.
    • z. hafifçe
    • bir dereceye kadar
    • canlılıkla
    • ciddiye almadan.
  1371. lightminded İng.
    • s. hafif, kararsız, dönek.
  1372. lightning İng.
    • i. şimşek, yıldırım. lightning arrester elektrik aletlerini yıldırımdan koruyan aygıt. lightning bug ateşböceği. lightning conductor, lightning rod yıldırımsavar, paratonerç lightning glance şimşek çakışı gibi bir bakış, bir göz atış. chain lightning, forked lightning zikzak çakan şimşek. heat lightning ufukta görülen sessiz şimşek. like lightning şimşek gibi, çok çabuk. sheet lightning bulutlar arkasından yalnız ışık gösteren şimşek zikzak şimşeğin yansıttığı ışık. with lightning speed yıldırım hızı ile.
  1373. lights İng.
    • i., çoğ. hayvan akciğeri.
  1374. lightship İng.
    • i. fener dubası, fener gemisi.
  1375. lightsome İng.
    • s. şen, şuh
    • neşeli, canlı
    • parlak, ışıklı. lightsomely z. şuhca
    • canlı olarak. lightsomeness i. şuhluk
    • parlak!ık.
  1376. lightstruck İng.
    • s., foto. ışık almış, ışıkla bozulmuş.
  1377. lightweight İng.
    • s., i. hafif
    • ehemmiyetsiz
    • i., spor tüy siklet
    • eksik ayar
    • zekâ ve şahsiyeti önemsiz olan kimse.
  1378. lightyear İng.
    • i. ışığın bir senede kaydettiği mesafe.
  1379. lignaloes İng.
    • i. ödagacı, Hint ödağacı, botı Aquilaria agallocha.
  1380. ligneous İng.
    • s. dokusu veya görünüşü odun gibi olan, odunsu.
  1381. lignify İng.
    • f. odun haline koymak, odunlaştırmak
    • odunlaşmak. lignifica'tion i. odunlaşma
  1382. lignin Tür.
    • The noncarbohydrate portion of the cell wall of plants It is removed from wood fiber during the pulp manufacturing process, leaving cellulose for papermaking Lignin by-products have found important uses as dispersing agents, oil well drilling mud additives and as a commercial source of vanillin.
  1383. lignin Tür.
    • Substance in trees that holds cellulose fibres together Free sheet has most lignin removed
    • groundwood paper contains lignin. the organic substance that holds together the individual fibers of wood.
  1384. lignin Tür.
    • Substance in trees that holds cellulose fibers together Free sheet has most lignin removed
    • groundwood paper contains lignin.
  1385. lignin Tür.
    • Phenolic compounds impregnating and strengthening cell walls Xylem cells and fibers are typically lignified but other cells in the stele or cortex can also be lignified.
  1386. lignin Tür.
    • Natural adhesive which binds wood fibres together in the tree and imparts rigidity Pulp brightness depends on the amount of lignin remaining in the pulp.
  1387. lignin Tür.
    • Lignin is a substance related to cellulose that provides rigidity and together with cellulose forms the woody cell walls of plants and the cementing material between them.
  1388. lignin Tür.
    • Lignin is a major component of the cell wall of certain plant materials, such as wood, hulls, straws, and over-ripe hays This fraction is essentially indigestible by all animals and is the substance that limits the availability of cellulose carbohydrates in the plant cell wall to rumen bacteria. A stiffening substance that is the most abundant polymer in plant cell walls after CELLULOSE. an amorphous polymer related to cellulose that cements cell walls, helping them stay rigid Lignin is highly resistant to decomposition.
  1389. lignin Tür.
    • In wood anatomy, as distinguished from cellulose the second most abundant constituent of wood, located principally in the middle lamella, which is the thin, cementing layer between the wood cells.
  1390. lignin Tür.
    • Hard material is cellulose plant cell walls used for support in terrestrial plants. a complex polymer
    • the chief non-carbohydrate constituent of wood
    • binds to cellulose fibers to harden and strengthen cell walls of plants.
  1391. lignin Tür.
    • Complex woody polymers found in vascular plants.
  1392. lignin Tür.
    • A substance characterizing wood cells and differing from cellulose in its conduct with certain chemical reagents. a complex polymer
    • the chief non-carbohydrate constituent of wood
    • binds to cellulose fibers to harden and strengthen cell walls of plants.
  1393. lignin Tür.
    • An amorphous polymer related to cellulose that together with cellulose forms the cell walls of woody plants and acts as the bonding agent between cells.
  1394. lignin Tür.
    • A compound that "glues" cellulose fibers together in trees Lignin adds opacity to papers, but it also reduces brightness and whiteness.
  1395. lignin Tür.
    • A compound contained in the woody cell walls of trees which gives paper a brown color It is usually removed from wood pulp for fine or bleached paper products.
  1396. lignin Tür.
    • A component of the cell walls of plants that occurs naturally, along with cellulose Lignin is largely responsible for the strength and rigidity of plants, but its presence in paper is believed to contribute to chemical degradation To a large extent, Lignin can be removed during manufacturing.
  1397. lignin Tür.
    • A component of the cell walls of plants that occurs naturally, along with cellulose Lignin is largely responsible for the strength and rigidity of plants, but its presence in paper and board is believed to contribute to chemical degradation It can be, to a large extent, removed during manufacture No standards exist for the term "lignin-free" and additional research is needed to determine the precise role of lignin in the durability and permanence of paper.
  1398. lignin Tür.
    • A component of the cell walls of plants, along with cellulose Lignin is largely responsible for the strength and rigidity of plants, but its presence in paper and board is believed to contribute to chemical degradation There can be large amounts of lignin present in pulp made from wood It is not removed in the production of mechanical pulp, but it can be removed almost completely in chemical papermaking processes.
  1399. lignin Tür.
    • A component of the cell walls of plants, along with cellulose Lignin is largely responsible for the strength and rigidity of plants, but its presence in paper and board is believed to contribute to chemical degradation There can be large amounts of lignin present in pulp made form wood It is not removed in the production of mechanical pulp, but using chemical processes, it can be optimally removed. a hard substance embedded in the cellulose of plant cell walls that provides support.
  1400. lignin Tür.
    • A complex constituent of the wood that cement the cellulose fibers together.
  1401. lignin Tür.
    • A chemically complex substance found in many plants that bonds the cellulose fibers Lignin can be largely removed during pulping, but the cost of low-lignin papers is higher than than that of high-lignin or groundwood papers Lignin is believed to contribute to the degradation of both papers and photographs. n organic substances which act as binders for the cellulose fibers in wood and certain plants, and adds strength and stiffness to the cell walls Chemical structure of lignin is composed of a polymer of high carbon content but distinct from the carbonates Consists of C6,C3 units.
  1402. lignite İng.
    • i. linyit, bitkisel özellikleri koruyan yumuşak madenkömürü, kahverengi madenkömürü. lignitic s. linyite ait, linyitle ilgili.
  1403. lignum vitae İng.
    • kutsal odun ağacı, peygamberağacı, bot. Guaiacum of- ficinale.
  1404. ligule İng.
  1405. likable İng.
  1406. like İng.
    • sonek -ımsı, gibi, benzer: lifelike, workmanlike.
  1407. like İng.
    • f. hoşlanmak, sevmek, hazzetmek. likes and dislikes (bir kimsenin) sevdiği ve beğenmediği şeyler.
  1408. like İng.
    • edat, s., i. gibi, benzer
    • s. birbirine benzer
    • eşit
    • i. benzeri. It looks like rain. Yağmur yağacağa benziyor I feel like resting. Canım dinlenmek istiyor. I've never seen the like of it k.dili I never saw the likes of it. Benzerini hiç görmedim. Like father like son. Tıpkı babasına benzer. like mad çılgınca, çılgın gibi.
  1409. likelihood İng.
    • i. ihtimal, olasılık.
  1410. likely İng.
    • s., z. muhtemel
    • iyi, güzel
    • uygun
    • z. ihtimal ki, belki, galiba.
  1411. likeminded İng.
    • s. hemfikir.
  1412. liken Tür.
    • To make or cause to be like.
  1413. liken Tür.
    • To allege, or think, to be like
    • to represent as like
    • to compare
    • as, to liken life to a pilgrimage.
  1414. liken Tür.
    • lichen.
  1415. liken Tür.
    • lichen.
  1416. liken Tür.
    • consider or describe as similar, equal, or analogous
    • "We can compare the Han dynasty to the Romans"
    • "You cannot equate success in financial matters with greed".
  1417. liken İng.
    • f. benzetmek.
  1418. likeness İng.
    • i. suret, kılık
    • resim, tasvir
    • benzeyiş, benzerlik, benzeşme.
  1419. likewise İng.
    • z. keza, aynı şekilde ve de, ve yine, bunun gibi.
  1420. likidite Tür.
    • liquidity.
  1421. likidite Tür.
    • liquidity.
  1422. liking İng.
    • i., gen. for ile sevme, hazzetme, meyil, alâka.
  1423. likit Tür.
    • liquid substance. fluid. liquid. disposable assets. available balance. ready cod. free assets. liquid funds. available means.
  1424. likit Tür.
    • liquid.
  1425. likit fon Tür.
    • liquid funds.
  1426. likör Tür.
    • liqueur. cordial. creme.
  1427. likör Tür.
    • liqueur.
  1428. likör Tür.
    • liqueur.
  1429. likör Tür.
    • cordial. liqueur.
  1430. likorinoz Tür.
    • smoked fish.
  1431. lilac İng.
    • i., s. leylak ağacı veya çiçeği, bot. Syringa vulgaris
    • leylak rengi, açık mor
    • s. leylak rengindeki.
  1432. liliaceous İng.
    • s. zambak familyasından, zambakgil zambak gibi, zambağa ait.
  1433. lilliput İng.
    • i. Swift'in 'Güliverin Seyahatleri' adlı eserindeki cüceler adasının ismi. Lilliputian i., s. bu adanın ahalisinden biri
    • s. çok küçük, ufacık.
  1434. lilt İng.
    • i., f. oynak şarkı, canlı makam
    • seke seke yürüme
    • f. oynak şarkı söylemek.
  1435. lily İng.
    • i., s. zambak, bot. Lilium
    • su zambağı
    • çoğ. Fransa krallarının aile arması olan zambak şekli
    • s. zambak gibi
    • nazik, tertemiz
    • lekesiz, bembeyaz. lily iron kılıçbalığı veya balina avlamak için kullanılan bir çeşit zıpkın. lilylivered s. korkak, alçak, yüreksiz. lily of the valley inciçiçeği, bot. Convallaria majalis. lily pad bot. nilüfer çiçeğinin su uzerinde yatan yapraklarından biri. lilywhite s. bembeyaz, zambak gibi beyaz. calla lily gelin çiçeği. bot. Zantedeschia aethiopica. pond lily nilüfer çiçeği, göl otu, bot. Nymphaea lutea tiger lily pars zambağı, kaplan postu, bot. Lilium tigrinum water lily nilüfer çiçeği, bot. Nymphaea odorata.
  1436. lim Tür.
    • Liquid injection molding.
  1437. lim Tür.
    • Line Interface module - refers to a Scantronic 9500 processor.
  1438. lim Tür.
    • Limit or Limits.
  1439. lim Tür.
    • Liming Agent Recycled organic product that is derived from and/or mixed with an alkaline material capable of neutralizing soil acidity The product is either registered with the NCDA as a liming agent or product analyses are available to consistently demonstrate its effetiveness as a liming agent EXAMPLE: alkaline stabilized biosolids AgW Agricultural waste including animal manures and wastes including cow, pig, horse, and poultry manures
    • fish, shellfish, and poultry processing wastes
    • processing wastes from slaughterhouses, hatchery waste, mortality. linear induction motor., n, limb. line interface module Provides concentration services for ADSL port.
  1440. lim Tür.
    • Lifeline Interface Module. abbr Link Interface Module. light intensity modulation.
  1441. lim Tür.
    • A limb.
  1442. lima İng.
    • i. Perunun başşehri, Lima.
  1443. lima bean İng.
    • lima fasulyesi, iri ve yassı taneli bir çeşit fasulye, bot. Phaseolus limensis.
  1444. liman Tür.
    • The deposit of slime at the mouth of a river
    • slime. a long narrow lagoon near the mouth of a river.
  1445. liman Tür.
    • port. seaport. harbour. haven. wharfage.
  1446. liman Tür.
    • harbor. harbour. port. seaport. haven.
  1447. liman Tür.
    • anchorage. harbour. haven. port. harbor.
  1448. liman Tür.
    • a long narrow lagoon near the mouth of a river.
  1449. liman reisi Tür.
    • port reeve.
  1450. limanlık Tür.
    • used as a port. suitable for use as a port. calm. windless.
  1451. limb İng.
    • i. yuvarlak bir sathın kenarı
    • açıları ölçmeye mahsus aletin derece işaretleri olan kenarı. upper limb of the moon ayın üst ucu. eastern limb güneş ve ayın doğuya bakan kenarı.
  1452. limb İng.
    • i. kol ve bacak gibi vücuda eklemle bağlı uzuv
    • ağacın büyük dalı
    • herhangi bir şeyin kol veya dalı
    • başka bir şeyin kısmı veya vasıtası sayılan kimse veya şey.limb from limb tamamen (parçalanmış). be out on the end of a limb desteksiz kalmak.
  1453. limbate İng.
    • s., bot., zool. kenarlı, başka renkte kenarı olan.
  1454. limber İng.
    • s. eğilir bükülür, oynak (bilhassa beden uzuvları). limberness i. kolayca eğilip bükülme.
  1455. limber İng.
    • i., f. top arabasının ayrılabilen ön parçası, toparlak
    • den. geminin karinasına sintine suyunun geçmesi için yapılmış delik ve oluk
    • f., gen. up ile top arabasına koşum parçasını bağlamak. limber up harekete alıştırmak.
  1456. limbo Tür.
    • the state of being disregarded or forgotten. an imaginary place for lost or neglected things. in Roman Catholicism, the place of unbaptized but innocent or righteous souls.
  1457. limbo Tür.
    • limbo.
  1458. limbo Tür.
    • Hence: Any real or imaginary place of restraint or confinement
    • a prison
    • as, to put a man in limbo.
  1459. limbo Tür.
    • An extramundane region where certain classes of souls were supposed to await the judgment.
  1460. limbo Tür.
    • A border or margin
    • as, the limbus of the cornea. in Roman Catholicism, the place of unbaptized but innocent or righteous souls an imaginary place for lost or neglected things.
  1461. limbo Tür.
    • a barge.
  1462. limbo İng.
    • i., Kat. ilah. vaftiz edilmeden ölen çocuklarla İsa'dan evvel yaşamış olanların ruhlarının bulunduğu yer
    • istenmeyen veva unutulmuş sey veya kimsenin gönde- rildiği yer veya içinde bulunduğu durum
    • zindan, hapishane.
  1463. limburger cheese İng.
    • ağır kokulu ve yumuşak bir çeşit peynir.
  1464. limbus İng.
    • i. kenar şeridi
    • iki değişik renk arasındaki kenar.
  1465. lime Tür.
    • When calcium carbonate is finely ground it is called lime Ground lime is readily dissolved into the soil where it reduces soil acidity by releasing calcium cations See also liming.
  1466. lime Tür.
    • Usually ground limestone applied as a soil amendment to correct the acidity of soil and provide calcium for plant growth Dolomitic lime also provides magnesium Other materials used for lime include basic slag, marl, and ground shells.
  1467. lime Tür.
    • To treat with lime, or oxide or hydrate of calcium
    • to manure with lime
    • as, to lime hides for removing the hair
    • to lime sails in order to whiten them.
  1468. lime Tür.
    • To smear with a viscous substance, as birdlime.
  1469. lime Tür.
    • To entangle
    • to insnare.
  1470. lime Tür.
    • To cement. the green acidic fruit of any of various lime trees any of various related trees bearing limes cover with lime so as to induce growth
    • "lime the lawn".
  1471. lime Tür.
    • The term generally used to describe ground limestone, hydrated lime, or burned lime. painting - executed on dry plaster The fresco pigments are mixed with lime water or slaked lime, and/or the wall is wetted down with lime water until the plaster softens or a paste of lime is laid upon the wall Although it is a less demanding technique the resulting painting is more pastel or chalky and not as durable as Buon fresco Often called Fresco secco or Mezzo-fresco. is manufactured from limestone, a calcium carbonate mineral, by heating it to a high temperature to separate and drive off the carbon dioxide from the carbonate molecule, leaving Calcium Oxide This is called calcination or burning.
  1472. lime Tür.
    • There are two kinds
    • Citrus Medica, var. acida which is intensely sour, and the sweet lime which is only slightly sour.
  1473. lime Tür.
    • The main formulation used for turf situations is chalk, i e calcium carbonate It is used to raise soil acidity, but has to be applied with caution as it encourages weeds, coarse grasses, earthworms and disease incidence.
  1474. lime Tür.
    • The linden tree.
  1475. lime Tür.
    • The common name for calcium oxide
    • hydrated lime is calcium hydroxide [Ca2]. any of a family of chemicals consisting essentially of calcium hydroxide made from limestone which is composed mostly of calcium carbonate or a mixture of calcium carbonate and magnesium carbonate.
  1476. lime Tür.
    • The common name for calcium oxide
    • hydrated lime is calcium hydroxide Ca2.
  1477. lime Tür.
    • Stronger and less fragrant than the lemon Its juice can be used instead of lemon in almost every instance The zest of the lime is as useful as lemon zest.
  1478. lime Tür.
    • Stronger and les fragrant than the lemon Its juice can be used instead of lemon in almost every instance But the lime has one advantage over the lemon: It takes better to very strong flavors The zest of the lime is as useful as lemon zest.
  1479. lime Tür.
    • Specifically, calcium oxide, also, loosely, a general term for the various chemical and physical forms of quicklime, hydrated lime and hydraulic hydrated lime. Described as having a sweet, fresh aroma It has toning and refreshing properties Benefits: Lime is very refreshing and uplifting so it"s great for a tired body and mind It also has disinfectant and detoxifying properties.
  1480. lime Tür.
    • See Linden.
  1481. lime Tür.
    • Oxide of calcium
    • the white or gray, caustic substance, usually called quicklime, obtained by calcining limestone or shells, the heat driving off carbon dioxide and leaving lime.
  1482. lime Tür.
    • Lime is sometimes added to compost piles to increase pH However, unless you are seeking a high-pH compost it is unlikely you need to add lime Compost piles become acidic in the initial stages as organic acids are formed However, as the composting process continues, the pH returns to a balanced state If you add lime, an odor may occur because of the formation of ammonia gas.
  1483. lime Tür.
    • Lime is calcinated limestone, often derived from chalk, and present as an impurity in potash and soda Lime is sometimes used to prevent devitrification, or the formation of crystals which can show up as stones in finished glass, by increasing the temperature at which these crystals are formed.
  1484. lime Tür.
    • It develops great heat when treated with water, forming slacked lime, and is an essential ingredient of cement, plastering, mortar, etc.
  1485. lime Tür.
    • In strict chemical terms, calcium oxide In practical terms, a material containing carbonates, oxides or hydroxides or both Used to neutralize soil acidity.
  1486. lime Tür.
    • Calcium carbonate.
  1487. lime Tür.
    • Calcined limestone, which, added to the glass batch in small quantities, gives stability Before the 17th century, when its beneficial effects became known, lime was introduced fortuitously as an impurity in the raw materials Insufficient lime can cause crizzling.
  1488. lime Tür.
    • Birdlime.
  1489. lime Tür.
    • A thong by which a dog is led
    • a leash.
  1490. lime Tür.
    • A substance containing calcium used in the cleaning of sugar.
  1491. lime Tür.
    • A small, green citrus fruit that resembles a lemon Used in drinks and is the primary ingredient in the famous "Key lime pie" British sailors were called "limeys" because they used lime as a scurry-preventative.
  1492. lime Tür.
    • A fruit allied to the lemon, but much smaller
    • also, the tree which bears it.
  1493. lime Tür.
    • A dry white powder consisting essentially of calcium hydroxide.
  1494. lime Tür.
    • A chemical substance containing the element calcium Lime is used in making mortar and cement A form of lime is used to neutralize soils.
  1495. lime Tür.
    • a caustic substance produced by heating limestone. a white crystalline oxide used in the production of calcium hydroxide. a sticky adhesive that is smeared on small branches to capture small birds. any of various related trees bearing limes. any of various deciduous trees of the genus Tilia with heart-shaped leaves and drooping cymose clusters of yellowish often fragrant flowers
    • several yield valuable timber. the green acidic fruit of any of various lime trees. spread birdlime on branches to catch birds. cover with lime so as to induce growth
    • "lime the lawn".
  1496. lime İng.
    • i. misket limonu, yeşile bakan bir çeşit ufak limon, bot. Citrus aurantifolia.
  1497. lime İng.
    • imhlamur agacı, bot. Tilia europaea.
  1498. lime İng.
    • i., f. kireç
    • f. üzerine kireç dökmek. lime pit kireç kuyusu. slaked lime sönmüş kireç.
  1499. limeburner İng.
    • i. kireç ocakçısı.
  1500. limekiln İng.
    • i. kireç ocağı.
  1501. limelight İng.
    • i. kireç lambası
    • tiyatro projektör ışığı. in the limelight genel ilgiyi üzerinde toplamış
    • herkes tarafından bilinen.
  1502. limerick İng.
    • i. İrlanda'da bir şehrin ismi
    • bir, iki ve beşinci mısralan bir kafiyede ve üç ile dördüncü mısraları başka bir kafi- yede olan nükteli bir şiir.
  1503. limestone İng.
    • i. kireçtaşı.
  1504. limewater İng.
    • i. kireç suyu.
  1505. limey İng.
    • i., A.B.D., argo İngiliz denizcisi
    • İngiliz.
  1506. liminal İng.
    • s. eşiğe ait
    • psik. şuur eşiğine ait.
  1507. limit Tür.
    • To beg, or to exercise functions, within a certain limited region
    • as, a limiting friar. the greatest possible degree of something
    • "what he did was beyond the bounds of acceptable behavior"
    • "to the limit of his ability" the boundary of a specific area as far as something can go the greatest amount of something that is possible or allowed
    • "there are limits on the amount you can bet"
    • "it is growing rapidly with no limitation in sight" the mathematical value toward which a function goes as the independent variable approaches infinity restrict or confine, "I limit you to two visits to the pub a day".
  1508. limit Tür.
    • To apply a limit to, or set a limit for
    • to terminate, circumscribe, or restrict, by a limit or limits
    • as, to limit the acreage of a crop
    • to limit the issue of paper money
    • to limit one"s ambitions or aspirations
    • to limit the meaning of a word.
  1509. limit Tür.
    • To alter a search in order to retrieve fewer hits The use of the Boolean operator "and" limits a search This is also known as "narrowing" and "refining" a search. broad restrictions applicable to existing search sets
    • includes designations such as: Human, animal English or other languages Publication types Age groups Gender Journal subsets Year of publication Latest update.
  1510. limit Tür.
    • The target value that terms in a sequence of numbers are getting closer to This limit is not necessarily ever reached
    • the numbers in the sequence eventually get arbitrarily close to the limit.
  1511. limit Tür.
    • The space or thing defined by limits.
  1512. limit Tür.
    • The maximum price advance or decline permitted in one trading session versus the previous day"s closing price.
  1513. limit Tür.
    • The maximum price advance or decline from the previous day"s settlement price permitted during one trading session, as fixed by the rules of an exchange See Daily Price Limits.
  1514. limit Tür.
    • The maximum permitted price move up or down for any given day, under exchange rules.
  1515. limit Tür.
    • The maximum dollar amount of coverage an insurer will pay for a particular loss, or for losses incurred during the policy term.
  1516. limit Tür.
    • The maximum daily price change of a futures contract above or below the previous day"s settlement price.
  1517. limit Tür.
    • The maximum daily price change above or below the previous close in a specific futures market Trading limits may be changed during periods of unusually high market activity.
  1518. limit Tür.
    • The maximum amount paid under the terms of a policy A professional liability insurance policy usually has two limits, a per-clam limit and an annual aggregate limit Loss Ratio: Losses incurred divided by net earned premium Loss Reserves: Amount set aside to pay for reported and unreported claims For an individual claim, a case reserve or estimate of the expected loss is set aside. n The maximum amount of points a player may win in a single round, agreed upon before the game, and typically set to between 500 and 1500 As usual, East can win twice this amount Some special hands are agreed upon beforehand to be automatically worth the Limit. restrictions applied to search sets that reduce the total number of citations retrieved Commonly used limits include language, human/animal, age groups, publication type, and journal subset. refers to the maximum number of fish you are allowed to keep or have in your possession.
  1519. limit Tür.
    • The maximum amount of benefits payable for a given situation, condition, or occurrence Limits may specify a paid dollar maximum or a number of days maximum The limit may be a yearly, lifetime, or per condition maximum.
  1520. limit Tür.
    • The maximum amount a futures price may advance or decline in any one day s trading session. The maximum price fluctuation permitted by an exchange from the previous session"s settlement price for a given contract In international banking the limit a bank is willing to lend in a country The amount that one bank is prepared to trade with another The amount that a dealer is permitted to trade in a given currency.
  1521. limit Tür.
    • the greatest possible degree of something
    • "what he did was beyond the bounds of acceptable behavior"
    • "to the limit of his ability". final or latest limiting point. the boundary of a specific area. as far as something can go. the mathematical value toward which a function goes as the independent variable approaches infinity. the greatest amount of something that is possible or allowed
    • "there are limits on the amount you can bet"
    • "it is growing rapidly with no limitation in sight". place limits on
    • "restrict the use of this parking lot"
    • "limit the time you can spend with your friends". restrict or confine, "I limit you to two visits to the pub a day". decide upon or fix definitely
    • "fix the variables"
    • "specify the parameters".
  1522. limit Tür.
    • That which terminates, circumscribes, restrains, or confines
    • the bound, border, or edge
    • the utmost extent
    • as, the limit of a walk, of a town, of a country
    • the limits of human knowledge or endeavor.
  1523. limit Tür.
    • That which terminates a period of time
    • hence, the period itself
    • the full time or extent.
  1524. limit Tür.
    • Maximum amount a policy will pay either overall or under a particular coverage.
  1525. limit Tür.
    • limit. rubicon.
  1526. limit Tür.
    • limitation.
  1527. limit Tür.
    • limit.
  1528. limit Tür.
    • In relation to dealing instructions, a restriction set on an order to buy or sell, specifying the minimum selling or maximum buying price.
  1529. limit Tür.
    • A restriction
    • a check
    • a curb
    • a hindrance.
  1530. limit Tür.
    • An order to buy at a specified price when the market moves down to that price, or to sell at a specified price when the market moves up to that price.
  1531. limit Tür.
    • A method of reducing the the number of items retrieved in a search Common limits are: date, location and whether article is available full-text in the database.
  1532. limit Tür.
    • A determining feature
    • a distinguishing characteristic
    • a differentia.
  1533. limit Tür.
    • A determinate quantity, to which a variable one continually approaches, and may differ from it by less than any given difference, but to which, under the law of variation, the variable can never become exactly equivalent.
  1534. limit Tür.
    • A customer-fixed price declaring the lowest price for which they are willing to sell their security or the highest price at which they are willing to buy.
  1535. limit İng.
    • f. hudut tayin etmek, kısıtlamak, tahdit etmek, sınırlandırmak
    • kuşatmak
    • hasretmek, munhasır kılmak. limitable s. sınırlanabilir.
  1536. limit İng.
    • i. nihayet, had, uç
    • çoğ. hudut, sınır
    • bir niceliğin hiçbir zaman erişemeden aralıksız olarak yaklaştığı başka nicelikı age limit yaş haddi. off limits askerlere yasak bölge. That's the limit ! argo Ancak o kadar olur. çekilir şey değil!
  1537. limitation İng.
    • i. tahdit, sınırlama
    • mahdut olma
    • sınırlanmış olma
    • tahdit edici şey
    • takyit, bağlı kılma, kayıtlama
    • huk. hudut tayin etme
    • sınırlanmış sorumluluk. statute of limitations zaman aşımı tayin eden kanun. He has his limitations. Yetenekleri sınırlıdır.
  1538. limited İng.
    • s. sınırlı, kısıtlı, az, sayılı
    • çevrilmiş
    • parçalı
    • ekspres (tren)
    • İng. sınırlı sorumlu
    • (kıs. Ltd.). limited edition mahdut baskı. limited monarchy meşrutiyetle idare edilen krallık. limited partnership komandit şirket.
  1539. limitet Tür.
    • limited. whose stockholders have limited liability.
  1540. limitet Tür.
    • limited.
  1541. limitet ortaklık Tür.
    • limited partnership.
  1542. limitet şirket Tür.
    • limited company. limited liability company.
  1543. limitless İng.
    • s. sınırsız, sayısız, son derece.
  1544. limn İng.
    • f. eski resmetmek, resmini yapmak
    • betimlemek. Iim'ner i. ressam.
  1545. limnology İng.
    • i tatlı suların fiziksel ve biyolojik durumlarını inceleyen bilgi dalı.
  1546. limon Tür.
    • lemon. lemon.
  1547. limon Tür.
    • lemon.
  1548. limon Tür.
    • lemon.
  1549. limon kabuğu Tür.
    • lemon peel.
  1550. limon sarısı Tür.
    • lemon.
  1551. limon suyu Tür.
    • lemon juice.
  1552. limon tuzu Tür.
    • citrate.
  1553. limonata Tür.
    • lemonade. still lemon drink.
  1554. limonata Tür.
    • lemonade. sangria.
  1555. limonata Tür.
    • lemonade. lemon squash.
  1556. limoni Tür.
    • lemony.
  1557. limonluk Tür.
    • greenhouse. cold frame. conservatory. forcing- house. green house. hothouse. winter garden.
  1558. limonluk Tür.
    • conservatory. greenhouse. hothouse. lemon squeezer.
  1559. limonluk Tür.
    • cold frame.
  1560. limousine İng.
    • i. kupa arabası gibi üstü kapalı otomobil.
  1561. limp İng.
    • s. yumuşak, eğilip bükülen: gevşek, zayıf (irade). limply z. yumuşak olarak, gevşek olarak. limpness i. gevşeklik.
  1562. limp İng.
    • f, i topallamak, aksamak
    • i topal lama, topallayarak yürume Iimping s topal layan
  1563. limpet İng.
    • i. kayalara yapışık duran konik kabuklu bir deniz hayvanı, karındanayaklılar familyasından bir canlı.
  1564. limpid İng.
    • s. berrak, şeffaf, duru. limpid'ity, limpidness i. berraklık, şeffaflık. limpidly z. berrak olarak, şeffaf olarak.
  1565. limuzin Tür.
    • limousine. luxury-class saloon.
  1566. limuzin Tür.
    • limousine.
  1567. limuzin Tür.
    • limousin.
  1568. limy İng.
    • s. kireçli, kireç gibi.
  1569. linage İng.
    • i. bir yazıdaki satır sayısı
    • sıraya dizme.
  1570. linç Tür.
    • lynching.
  1571. linç Tür.
    • lynch.
  1572. linç etmek Tür.
    • to lynch.
  1573. linchpin İng.
    • i. tekerleğin dingil çivisi.
  1574. lincoln green İng.
    • Lincoln şehrinde yapılan yeşil bir kumaş
    • bu kumaşın rengi.
  1575. linden İng.
    • i. ıhlamur ağacı, bot. Tilia europaea. linden tea ıhlamur, ıhlamur çiçeğinden yapılan çay.
  1576. line İng.
    • f. içine astar koymak, astarlamak
    • kaplamak
    • doldurmak.
  1577. line İng.
    • f. çizgilerle göstermek
    • altına veya üstüne çizgi çekmek
    • dizmek, bir sıraya koymak
    • çizgilerle doldurmak. line up sıraya girmek, sıra meydana getirmek.
  1578. line İng.
    • i. çizgi, yol, hat
    • ip, sicim
    • iplik
    • çoğ. dizgin
    • ölçme ipi
    • olta ipi
    • satır, mısra
    • hudut hattı
    • seri, dizi
    • ekvator çizgisi
    • enlem veya boylam dairesi, mat. eni ve kalınlığı olmayan çizgi, geometrik çizgi
    • plan, desen, şekil
    • sıra
    • kısa mektup, pusula, not
    • hareket tarzı
    • fikir silsilesi
    • hiza
    • belirli bir cins veya marka mal
    • tiyatro rol, kısım
    • vapur şirketi
    • tarik, yol, hat
    • ask. savunma hattı, saf, sıra
    • den. saf halinde yanyana giden gemi kafilesinin meydana getirdigi hat
    • silsile, sıra
    • nesep, soy
    • saha, çığır
    • meslek, hizmet, meşguliyet
    • bir pusun on ikide birini teşkil eden ölçü çizgisi
    • argo kandırıcı sözler, ikna edici sözler. line engraving çizgilerle hakkedilmiş resim kalıbı
    • tire klişesi. lineofbattle ship eskiden savaş hattı gemisi. line of vision görüş hattı. line squall bora, fırtna. line up sıraya girmek
    • tarafını tutmak
    • sıralamak
    • kıyas etmek,karşılaştırmak. all along the line sıra boyunca bring into line sıraya getirmek. branch line şube hattı, kol: asıl işe ek olarak yapılan ikinci derecede iş. draw the line bir şeyi reddetmek, yapmamak. drawn up in line saf tutmuş. have a line on hakkında bilgi almak, bilgisi olmak. hold the line değişikliğe karşı olmak
    • telefonu kapatmamak. in line for kazanma ihtimali olan. in line with uygun
    • bir hizada. in my line kabiliyet veya faaliyet alanımda. main line ana hat, anayol
    • başlıca iş. on a line aynı hizada, bir sırada. on the line peşin (ödeme). out of line aynı fikirde olmayan
    • itaatsiz
    • uyuşmamış. read between the lines yazılı olanından fazlasını okumak, bir yazıdaki kapalı anlamı keşfetmek. the color line beyaz insanların diğer ırklarla aralarında gözettikleri fark. the line ekvator
    • ordu veya donanma. toe the line bir kanun veya kurala itaat etmek veya ettirmek. What's your line? Ne işle uğraşıyorsunuz?
  1579. lineage İng.
    • i. soy, nesil, nesep, silsile.
  1580. lineal İng.
    • s. doğrudan doğruya soydan olan. lineally z. doğrudan doğruya (nesep veya sülâle).
  1581. lineament İng.
    • i., gen. çoğ. çehrenin başlıca hatları, ayırt edici özellik.
  1582. linear İng.
    • s. çizgilerden ibaret, çizgiye ait, çizgisel
    • aynı istikameti haiz
    • mat. yalnız bir derecelik niceliklere ait, doğrusal
    • bot. pek ince ve uzun (yaprak) linear equation mat. doğrusal denklem. linear measure uzunluk öIçüsü, boy ölçüsü. linear perspective resimde görünen şeylerin uzaklıkları oranında küçülmeleri.
  1583. lineate -ated İng.
    • s. çizgili. linea'tion i. üzerine çizgiler çizme.
  1584. lineer Tür.
    • linear.
  1585. lineman İng.
    • i. telgraf veya demiryolu hatlarını döşeyerek kontrol ve tamir eden memur
    • ölçü şeridi veya zincirini taşıyan kimse.
  1586. linen İng.
    • s., i. keten
    • i. keten kumaş
    • keten çamaşır
    • masa örtüleri ve yatak çarşafları.linen draper İng. manifaturacı. wash one's dirty linen in public kirli çamaşırlarını meydana dökmek.
  1587. liner İng.
    • i. vapur şirketine ait gemi
    • yolcu uçağı
    • çizgiler meydana getiren kimse veya şey
    • astar takan kimse
    • astar.
  1588. linesman İng.
    • i. telefon veya elektrik hattı işçisi
    • bazı top oyunlarında çizgileri ve kazanılan veya kaybedilen mesafeleri göz- leyen yardımcı hakem, yan hakem.
  1589. lineup İng.
    • i. yoklamada sıraya girme
    • spor oyuna başlamadan oyunculann yerlerini alması
    • sıra tutma
    • sıra
    • program.
  1590. ling İng.
    • i. süpürgeotu, bot. Calluna vulgaris.
  1591. ling İng.
    • i. kuzey denizlerine mahsus ve morina balığına benzer eti yenir bir balık, zool. Molva molva.
  1592. ling İng.
    • sonek isimde küçültme meydana getiren ek: duckling.
  1593. linger İng.
    • f. ayrılamamak, gitmemek
    • gecikmek
    • gitme vaktini uzatmak
    • oyalanmak
    • kolayca ölmemek, uzun zaman can çekişmek
    • kolay kolay geçmemek
    • yavaş yavaş gitmek. lingeringly z. ayrılmayarak, gecikerek.
  1594. lingerie İng.
    • i. kadın iç çamaşırı ve gecelik.
  1595. lingo İng.
    • i. (çoğ. -goes) lehçe
    • bir mesleğin argosu.
  1596. lingua franca İng.
    • eskiden Akdeniz sahillerinde konuşulan İtalyanca'dan bozma dil
    • milletlerarası ticari dil.
  1597. lingual İng.
    • s., i. dile ait
    • dil ile telaffuz olunan (harf)
    • i. dil ile telaffuz olunan harf (t, d, n)
    • dil ile çıkarılan ses.
  1598. linguiform İng.
    • s., dil ,şeklinde.
  1599. linguist İng.
    • i. birçok dil bilen
    • dil alimi, dil uzmanı, dilci.
  1600. linguistic-tical İng.
    • s. dile ait
    • dilbilime ait. linguistic stock dil ailesi. linguistically z. dil bakımından. linguistics i. lengüistik, dilbilim. comparative linguistics karşılaştırmalı dilbilim.
  1601. liniment İng.
    • i. romatizma ve burkulmadan doğan agnları hafifletmek için ovarak kullanılan sıvı ilâç, liniment.
  1602. lining İng.
    • i. astar
    • astarlama.
  1603. link Tür.
    • When a document uses HTML and is published on the WWW, links are words or places you can "click" on in the document that allow you to jump to other sections of the document, or to other documents on the WWW Links are usually highlighted in blue and appear as underlined text, although graphics can also be links Your mouse pointer turns into a "hand" icon when it is placed over a link.
  1604. link Tür.
    • Using hypertext, a link is a selectable connection from one word, picture, or information object to another The most common form of link is the highlighted word or picture that can be selected by the user, resulting in the immediate delivery and view of another file Links are what make the WWW a Web.
  1605. link Tür.
    • To connect or unite with a link or as with a link
    • to join
    • to attach
    • to unite
    • to couple.
  1606. link Tür.
    • To be connected.
  1607. link Tür.
    • the means of connection between things linked in series. a fastener that serves to join or link
    • "the walls are held together with metal links placed in the wet mortar during construction". the state of being connected
    • "the connection between church and state is inescapable". a connecting shape. a unit of length equal to 1/100 of a chain. an instruction that connects one part of a program or an element on a list to another program or list. a channel for communication between groups
    • "he provided a liaison with the guerrillas". a two-way radio communication system
    • part of a more extensive telecommunication network. an interconnecting circuit between two or more locations for the purpose of transmitting and receiving data. make a logical or causal connection
    • "I cannot connect these two pieces of evidence in my mind"
    • "colligate these facts"
    • "I cannot relate these events at all". connect, fasten, or put together two or more pieces
    • "Can you connect the two loudspeakers?"
    • "Tie the ropes together"
    • "Link arms". be or become joined or united or linked
    • "The two streets connect to become a highway"
    • "Our paths joined"
    • "The travelers linked up again at the airport". link with or as with a yoke
    • "yoke the oxen together".
  1608. link Tür.
    • The length of one joint of Gunter"s chain, being the hundredth part of it, or 7.92 inches, the chain being 66 feet in length.
  1609. link Tür.
    • Text or graphics that when clicked take you to another section of the site or to an entirely different web site Text links are often underlined and in a different color than the rest of the text on the page.
  1610. link Tür.
    • Short for hypertext link or hyperlink, a web link is a connection that takes a user to another page, document or file Text links are usually underlined and a different color than the surrounding text A sure way to tell if something is a link is to place the cursor over the graphic icon or text If it changes into a hand, then it is a live link Modem - The device that allows your computer to access the Internet over a phone line.
  1611. link Tür.
    • Short for "hyperlink" Links are commands used to jump from Web page to Web page If you didn"t have links, you wouldn"t be able to get from one Web page to another Because links can lead to a page either related to the one you"re on or to one completely unrelated, links have made linear thought on the Web pretty much an option, not a rule Therefore, it is because of the link that the Web is such a unique medium Sometimes links appear as an underlined, colored word or group of words
    • sometimes they"re a picture
    • sometimes they"re icons, which are like pictures but usually more functional See more about links in the "What A Web Browser Does" section Just remember that links are made to be clicked Back to Top.
  1612. link Tür.
    • Sausages
    • because linked together.
  1613. link Tür.
    • Sand hills with the surrounding level or undulating land, such as occur along the seashore, a river bank, etc.
  1614. link Tür.
    • On the Web, a connection that, when selected, will take users to another Web page A link can be in the form of text or images which are coded to act as links Links are also referred to as "hyperlinks ".
  1615. link Tür.
    • Link is short for Hypertext Link In the Internet world, a link is usually denominated by colored and underlined text When you click on a link, it will allow you to view another page or another section of the current Web page.
  1616. link Tür.
    • In hypertext documents, a link is the connection from one document to another Linking words or phrases are always a different colour and usually underlined so that they stand out.
  1617. link Tür.
    • In a hypertext document, any connection between one address on the World Wide Web and another, embedded in the text or appearing as a word, symbol, icon, or other graphic element which can be activated by the click of a mouse or some other pointing device Text links usually appear underlined and in blue on the computer screen.
  1618. link Tür.
    • Hence: Anything, whether material or not, which binds together, or connects, separate things
    • a part of a connected series
    • a tie
    • a bond.
  1619. link Tür.
    • Hence, any such piece of ground where golf is played. a fastener that serves to join or link
    • "the walls are held together with metal links placed in the wet mortar during construction" an interconnecting circuit between two or more locations for the purpose of transmitting and receiving data an instruction that connects one part of a program or an element on a list to another program or list a unit of length equal to 1/100 of a chain the means of connection between things linked in series.
  1620. link Tür.
    • Connection between one part of a hypertext document and another On the World Wide Web, links appear as text or pictures that are highlighted To follow a link, you click on the highlighted material.
  1621. link Tür.
    • Chain, n., 4.
  1622. link Tür.
    • Cf.
  1623. link Tür.
    • A word, picture, or other area of a Web page that users can click on to move to another spot in the document or to another document Words and phrases that are links may be underlined and usually appear in a contrasting color text The text and underline color may change after you click on the link so you can tell if you"ve already followed the link Pictures that are links sometimes have a blue border around them which also may change colors after you click on them.
  1624. link Tür.
    • A word, phrase, or image highlighted in a hypertext document to act as a navigation aid to related information Links may be indicated with an underline, a color contrast, or a border.
  1625. link Tür.
    • A winding of a river
    • also, the ground along such a winding
    • a meander
    • usually in pl.
  1626. link Tür.
    • A torch made of tow and pitch, or the like.
  1627. link Tür.
    • A single ring or division of a chain.
  1628. link Tür.
    • A reference from some point in one hypertext document to another document or another place in the same document A browser usually displays a hyperlink in some distinguishing way, e g in a different color, font or style When the user activates the link the browser will display the target of the link.
  1629. link Tür.
    • A pointer in an HTML document that leads to another World Wide Web site or another space within the same document Using hypertext, a link is a connection from a word, graphic or object in a Web site to another Web page or Web site.
  1630. link Tür.
    • Anything doubled and closed like a link
    • as, a link of horsehair.
  1631. link Tür.
    • Any one of the several elementary pieces of a mechanism, as the fixed frame, or a rod, wheel, mass of confined liquid, etc., by which relative motion of other parts is produced and constrained.
  1632. link Tür.
    • Any intermediate rod or piece for transmitting force or motion, especially a short connecting rod with a bearing at each end
    • specifically, the slotted bar, or connecting piece, to the opposite ends of which the eccentric rods are jointed, and by means of which the movement of the valve is varied, in a link motion.
  1633. link Tür.
    • An end-to-end transmission path provided by the cabling infrastructure Cabling links include all cables and connecting hardware that comprise the horizontal or backbone subsystems Equipment and work area cables are not included as part of a link.
  1634. link Tür.
    • An active connection to another web page, location in a web page, file, or other Internet resource Selecting the link takes you to the new location or resource See URL.
  1635. link Tür.
    • An active connection to another web page, location in a web page, file, or other Internet resource Selecting the link takes you to the new location.
  1636. link Tür.
    • A link will transport you from one Internet site to another with just a click of your mouse Links can be text or graphic and are recognizable once you know what to look for Text links usually will be underlined and often a different color than the rest of the text on your screen Graphic images may also be coded as links for navigation.
  1637. link Tür.
    • A link is a reference from some point in one HTML document to some point in another document or to another place in the same document A browser usually displays a link in some distinguishing way, e g in a different color When the reader clicks on the highlighted text or graphic element, the browser will display the target of the link.
  1638. link Tür.
    • A link carries you from where you are on the web page to another file, which could be another web page, an image, sound, a movie, a database, an ftp site, a telnet connection, or a gopher, anywhere in the world A link may also take you to another place on the same web page Most graphical web browsers show that text is a link by underlining it in a particular color, and that an object is a link by boxing it in the same color Some graphical links, however, will not appear in a colored box In Netscape, the cursor turns to a pointing finger when you pass it over a link Links that are words are also called hyperlinks.
  1639. link Tür.
    • A hill or ridge, as a sand hill, or a wooded or turfy bank between cultivated fields, etc.
  1640. link Tür.
    • A highlighted area of text or a graphic image on which the user can click in order to be "taken" to a related item elsewhere - in the case of a CD-ROM presentation this would be elsewhere on the same disc
    • in the case of the World Wide Web it can be anywhere else in the world, and not necessarily another Web page - it could open up an email window, allowing the user to send a message to the "owner" of the page
    • it could open a newsgroup or it could begin an ftp transfer.
  1641. link Tür.
    • A connection between one hypertext document and another.
  1642. link Tür.
    • A component of a hypertext document which, when selected with a mouse, takes the user to another document or a different section of the current document For example, this glossary has links for each of the letters of the alphabet.
  1643. link Tür.
    • A component of a hypertext document which when clicked with a mouse takes the user to another document or a different section of the current document The word "mouse" above in this paragraph - which you can see is underlined and blue is an example of how a link appears most of the time on the Internet.
  1644. link Tür.
    • A bond of affinity, or a unit of valence between atoms
    • applied to a unit of chemical force or attraction.
  1645. link İng.
    • i., f. halka, zincir baklası
    • mesaha zincirinin 20 santimetre boyunda bir ölçü halkası
    • bağ, rabıta, bağlantı
    • tek sosis kangalı
    • mak. mafsal, oynak yeri
    • f. zincirlemek, birbirine bağlamak, birleştirmek. link mo- tion mak. yuva yolu, kulis tertibatı. link up birleştirmek, birleşmek. missing link bulunamayan rabıta, eksik bağlantı
    • insanla maymun arasında bağ olan yaratık.
  1646. linkage İng.
    • i. bağlama, bağlayış
    • mak. bağlantı.
  1647. links İng.
    • i., çoğ. golf oyunu sahası.
  1648. linksland İng.
    • i. deniz kenarında rüzgâr ile oluşan kumlu tepelerin bulunduğu alan.
  1649. linnean İng.
  1650. linnet İng.
    • i. güzel öten ve ketenkuşuna benzeyen küçük bir kuş, zool. Carduelis cannabina.
  1651. linoleum İng.
    • i. linolyum, döşemelik mantarlı muşamba.
  1652. linotip Tür.
    • linotype. letterpress.
  1653. linotype İng.
    • i. matbaa harflerini satır halinde dizip döken makina, linotip.
  1654. linseed İng.
    • i. keten tohumu.linseed cake yağı çıkarılmış keten tohumu posası, köftün, keten tohumu küspesi. linseed meal toz haline konmuş köftün. linseed oil bezir yağı, keten tohumu yağı. linseed poultice keten tohumu lapası.
  1655. linseywoolsey İng.
    • i. yünle karışık keten veya pamuktan yapılmış kaba kumaş
    • eski ne olduğu belirsiz şey.
  1656. lint İng.
    • i. iplik veya kumaş tiftiği
    • tıb. yara pansumanı için kullanılan keten tiftiği
    • saç filesi
    • yumuşak tüy.
  1657. lintel İng.
    • i. kapı veya pencerenin üst sövesi, üst eşik, lento.
  1658. linty İng.
    • s. tiftikli, tüylü: tiftik veya tüy gibi.
  1659. liny İng.
  1660. linyit Tür.
    • lignite. brown coal.
  1661. linyit Tür.
    • lignite. brown coal.
  1662. linyit Tür.
    • lignite.
  1663. lion İng.
    • i. aslan, zool. Felis leo: Aslan burcu
    • Aslan takımyıldızı
    • göze çarpan kimse veya şey
    • cesur kişi, aslan gibi adam. lion hearted s. aslan yürekli, cesur, kahraman. lionlike s. aslan gibi, cesur, kuvvetli. beard the lion in his den birine kendi evinde veya yerinde karşl durmak. put one's head in the lion's mouth tehlikeye atılmak, kellesini koltuğuna almak. the lion's share aslan payı. the lion's skin sahte kahramanlık. lioness i. dişi aslan.
  1664. lionize İng.
    • f. birine çok rağbet göstermek
    • özel önemi olan yerleri veya şeyleri ziyaret etmek
    • kahraman gibi davranmak, kahramanlık taslamak.
  1665. lip İng.
    • i., f. (-ped, -ping) dudak: kenar, uç
    • yaranın kenarı
    • anat., zool. dudak şeklinde şey, dudak: nefesli sazların ağızlığı: nefesli sazın ağıza yerleştirilme şekli: argo küstahlık, edepsizlik: f. dudaklarla dokunmak, öpmek
    • ağıza almak: mırıldanmak. lip reading başkalarının dudak hareketlerinden sağırların söylenen sözü anlamaları. lip service sahte bağlılık. bite one's lip öfke veya üzüntüyü belli etmemek için dudağını ısırmak. button one's lip argo susmak, ağzına kilit vurmak. curl one's lip dudak bükmek. hang on one's lips birinin ağzından çıkan her sözü dikkatle dinlemek. keep a stiff upper lip cesaretini kaybetmemek, metin olmak. lower lip alt dudak. None of your lip. argo Küstahlığı bırak. smack one's lips du- daklarını şapırdatmak. upper lip üst dudak. lipped s. dudaklı: kenarlı.
  1666. lipit Tür.
    • lipid.
  1667. lipoid İng.
    • s. yağ gibi, yağa benzer.
  1668. lipper İng.
    • i. denizin hafifçe dalgalanması:küçük dalgalardan gelen serpinti.
  1669. lippy İng.
    • s., argo yüzsüz, saygısız.
  1670. lipsos Tür.
    • scorpion fish.
  1671. lipstick İng.
    • i. dudak boyası, ruj.
  1672. liquate İng.
    • f., gen. out ile bir alaşımdaki madenleri uygun bir sıcaklıkta ısıtıp birini eritmek suretiyle birbirinden ayırmak. liqua'tion i. bu suretle eritip ayırma.
  1673. liquefy İng.
    • f. eritmek, sıvı haline koymak. liquefac'tion i. sıvı haline koyma veya gelme. liquefi'able s. eritilebilir, sıvı haline konulabilir.
  1674. liquescent İng.
    • s. mayileşir, erimeye müsait.
  1675. liqueur İng.
    • i. likör, alkollü ve tatlı içki.
  1676. liquid İng.
    • s., i. sıvı, su gibi akan, akıcı, akışkan: sulu, ıslak: şeffaf, berrak
    • paraya kolayca tahvil edilebilir
    • dilb. ''l ve r harfleri gibi yarım sesli
    • i. mayi, sıvı
    • yarım sesli harf. liquid air sıvı hava. liquid measure sıvı ölçeği. liquid oxygen, lox i. sıvı oksijen. liquidness i. sıvılık.
  1677. liquidate İng.
    • f. ödeyip tasfiye etmek (borç), tediye etmek
    • tasfiye etmek (iş), işi kapatmak, likide etmek: argo öldürmek.
  1678. liquidation İng.
    • i. tasfiye, işi kapatma, likidasyon go into liquidation tasfiye olunmak (firma).
  1679. liquidity İng.
    • i. sıvılık, akışkanlık
    • akıcılık.
  1680. liquidize İng.
    • f. sıvı haline koymak, sıvılaştırmak.
  1681. liquor İng.
    • i., f. içki: sert içki: sıvı madde:su içinde eritilmiş ilâç, mahlul: et veya meyva suyu: f. içki veya mahlul ile tasfiye etmek:gen. up ile içki içirmek: içki içmek. the worse for liquor oldukça sarhoş.
  1682. liquorice İng.
    • bak. licorice.
  1683. liquorish İng.
    • bak. lickerish.
  1684. lir Tür.
    • the sea personified
    • father of Manannan
    • corresponds to Welsh Llyr.
  1685. lir Tür.
    • Local Internet Registry.
  1686. lira Tür.
    • Turkish monetary unit.
  1687. lira Tür.
    • Organizzata: Built in a Guitar shape with a rotating wheel that produces its sound The sounds are like that of a Hurdy-Gurdy where organ pipeworks and bellows are used It was introduced to Latin America from the Far East and Spain in the Middle Ages at that time called an Organistrum.
  1688. lira Tür.
    • lira.
  1689. lira Tür.
    • Learning Information Retrieval Agent.
  1690. lira Tür.
    • An Italian coin equivalent in value to the French franc. formerly the basic unit of money in Italy
    • equal to 100 centesimi the basic unit of money in Turkey the basic unit of money on Malta
    • equal to 100 cents.
  1691. lira İng.
    • i. Türk lirası: (çoğ. lire) İtalyan para birimi, liret.
  1692. liralık Tür.
    • liras"worth.
  1693. liret Tür.
    • lire.
  1694. liret Tür.
    • Italian lira.
  1695. lirik Tür.
    • lyric. lyrical.
  1696. lirik Tür.
    • lyric. lyric.
  1697. lirik Tür.
    • lyrical. lyric.
  1698. lirik şiir Tür.
    • song.
  1699. lis pendens İng.
    • Lat., huk. bir davanın sonuna kadar dava mevzuu eşyanın mahkemenin kontrolu altında bulunması.
  1700. lisan Tür.
    • language. tongue. language dil.
  1701. lisan Tür.
    • language. tongue.
  1702. lisan Tür.
    • a language. speech. tongue.
  1703. lisans Tür.
    • undergraduate. licence. degree. royalty.
  1704. lisans Tür.
    • license. licence. license. certificate of approval. letter of approbation.
  1705. lisans Tür.
    • bachelor"s degree. licence.
  1706. lisans sözleşmesi Tür.
    • licence agreement. lincence contract.
  1707. lisanslı Tür.
    • registered.
  1708. lisbon İng.
    • i. Lizbon.
  1709. lise Tür.
    • high school. senior high school. high.
  1710. lise Tür.
    • high school. lyceum. secondary grammer school. senior high school.
  1711. lise Tür.
    • high school.
  1712. liseli Tür.
    • high-school student.
  1713. lisle İng.
    • i. ince ve dayanıklı pamuk ipliği.
  1714. lisp İng.
    • f., i. yanlış telaffuz etmek, peltekçe konuşmak: s ve ''z harflerini 'th gibi telaffuz etmek: i. peltekçe konuşma. lispingly z. peltekçe konuşarak.
  1715. lissome İng.
    • s. kıvrak, çevik, çabuk hareket eden atik. lissomely z. çabuk hareket ederek. lissomeness i. kıvraklık, çeviklik.
  1716. list İng.
    • i., f. liste, dizin, fihrist
    • çoğ. yarışma yeri, mücadele alanı, er meydanı: f. listeye geçirmek, deftere yazmak
    • fiyat koymak. list price katalog fiyatı. black list kara liste. enter the lists mücadeleye girişmekç free list parasız girenlerin listesi (tiyatro):memlekete gümrüksüz olarak girecek eşya listesi.
  1717. list İng.
    • f.,i., den. yan yatmak
    • i. geminin yan yatması.
  1718. list İng.
    • i., f. kumaş kenarı: f. kenar çekmek
    • çift pullu sabanla sürmek.
  1719. liste Tür.
    • list. schedule. beadroll. book. calendar. roll. roster. scroll. syllabus.
  1720. liste Tür.
    • list.
  1721. liste Tür.
    • catalogue. enumeration. list. register. roll. roster. rota. schedule.
  1722. liste Tür.
    • bill, list, listing, register, roster, schedule.
  1723. liste başı Tür.
    • head of a list.
  1724. listeleme Tür.
    • listings.
  1725. listeleme Tür.
    • listing.
  1726. listeleme Tür.
    • listing.
  1727. listelemek Tür.
    • list. to list.
  1728. listelemek Tür.
    • list.
  1729. listelemek Tür.
    • catalogue. to list.
  1730. listen İng.
    • f. dinlemek, kulak vermek. listen in başkasının konuşmasını dinlemek, kulak misafiri olmak
    • radyo dinlemek. listening post düşman hattına yakın dinleme noktası.
  1731. listing İng.
    • i. kayıt, kaydetme
    • liste.
  1732. listless İng.
    • s. kayıtsız, kaygısız, dikkatsiz:neşesiz, halsiz. listlessly z. kayıtsızca. listlessness i. kayıtsızlık
    • neşesizlik.
  1733. lit İng.
    • kıs. literally, literary, literature.
  1734. lit İng.
    • bak. light
    • s. yanmış, tutuşturulmuş, aydınlatılmış.
  1735. litany İng.
    • i. münacat: mukabele ile okunan dua nakarat, tekrar.
  1736. liter İng.
  1737. literacy İng.
    • i. okuyup yazma, okur yazarlık.
  1738. literal İng.
    • s. harfi, kelimesi kelimesine:her şeyi harfi harfine yerine getiren: kelimesi kelimesine tercüme eden
    • hakikate uygun. literalism i. harfi harfine açıklama taraftarlığı. literalist i. harfi harfine açıklayan veya tercüme eden kimse. literally z. harfi harfine: gerçekten. literalness i. harfi harfine riayet etme.
  1739. literary İng.
    • s. kitaba veya edebiyata ait, edebi: edebiyatla ilgili. literarily z. edebi olarak.
  1740. literate İng.
    • s., i. okur yazar, tahsilli
    • edebiyat bilgisine sahip
    • i. okur yazar kimse.
  1741. literati İng.
    • i., çoğ. münevverler sınıfı: edipler.
  1742. literatim İng.
    • z., Lat. harfi harfine harfiyen.
  1743. literatür Tür.
    • literature.
  1744. literatür Tür.
    • literature.
  1745. literature İng.
    • i. edebiyat:yazılmış kitaplar, eserler: edebi meslek: müz. belirli bir çalgı veya çalgı takımı için yazılmış parçaların bütünü: hususi bir mevzu hakkındaki eserler.
  1746. litharge İng.
    • i. doğal kurşun oksidi, mürdesenk.
  1747. lithe İng.
    • s. kolay eğilip bükülebilen, kıvrak. litheness i. kolay eğilip bükülebilme, elastikiyet. lithesome s. kolay eğilip bükülebilir.
  1748. lithia İng.
    • i. lityum oksidi. lithia water ilâç olarak kullanılan lityum oksitli maden suyu.
  1749. lithic İng.
    • s. taşa ait: tıb. mesane taşına ait.
  1750. lithium İng.
    • i., kim. lityum.
  1751. lithograph İng.
    • i., f. taşbasması resim: f. taşbasmasıyle resim yapmak. lithog'rapher i. litografyacı. lithog'raphy i. taşbasması, litografi, litografya. litograph'ic(al) s. litografiye ait. litograph'ically z. litografya ile.
  1752. lithology İng.
    • i. taşbilim, litoloji.
  1753. litholysis İng.
    • i., tıb. ilâçla mesane taşını eritme.
  1754. lithontriptic İng.
    • s., i. mesanedeki taşı dağıtıcı veya eritici (ilâç).
  1755. lithoscope İng.
    • i., tıb. mesane taşını muayeneye mahsus alet.
  1756. lithosphere İng.
    • i. arzın kabuğu, taşküre, litosfer.
  1757. lithotomy İng.
    • i., tıb. mesaneden taş çıkarma ameliyatı. lithotomic(al) s bu ameliyata ait.lithot'omist i. bu ameliyatı yapan cerrah. lithotomize f. bu ameliyatı yapmak.
  1758. lithotrity İng.
    • i., tıb. mesane taşını kırarak çıkarma ameliyatı.lith'otrite i. mesane taşını kırma aleti. lithot'ritist i. bu ameliyatı yapan cerrah.
  1759. lithuania İng.
    • i. Lituanya Lithuanian i., s. Lituanyalı
    • Lituanya dili
    • s. Lituanya diline ve halkına ait.
  1760. litigate İng.
    • f. mahkemeye müracaat etmek
    • dava açmak
    • (bir maddeyi) mahkemeye arzetmek. litigant i. davacı
    • mu- hasım. litiga'tion i. dava etme, dava, muhasamat.
  1761. litigious İng.
    • s. davadan hoşlanır: kavgacı
    • davaya ait
    • davalı, çekişmeli, kavgalı. litigiously z. kavga edercesine.
  1762. litmus İng.
    • i. turnusol. Iitmus paper turnusol kağıdı. litmus test durumun tahlili.
  1763. litografi Tür.
    • lithography.
  1764. litografi Tür.
    • lithography.
  1765. litografyacı Tür.
    • lithographer.
  1766. litosfer Tür.
    • lithosphere.
  1767. litotes İng.
    • i. çok diyecek yerde az değil'' der gibi bir fikri olumsuz şekilde ifade etme.
  1768. litre Tür.
    • Unit of volume equal to one cubic decimetre. n liter.
  1769. litre Tür.
    • Same as Liter.
  1770. litre Tür.
    • litre.
  1771. litre Tür.
    • liter. litre.
  1772. litre Tür.
    • liter. litre.
  1773. litre Tür.
    • Informal term for a cubic decimeter.
  1774. litre Tür.
    • A metric volume measurement equal to a little less than one imperial quart. a metric unit of capacity equal to the volume of 1 kilogram of pure water at 4 degrees centigrade and 760 mm of mercury.
  1775. litre Tür.
    • A measure of capacity in the metric system, being a cubic decimeter, equal to 61.022 cubic inches, or 2.113 American pints, or 1.76 English pints.
  1776. litrelik Tür.
    • which holds liters / litres.
  1777. litt İng.
    • D. kıs.Doctor of Literature.
  1778. litt İng.
    • B. kıs. Bachelor of Literature.
  1779. litter İng.
    • i., f. döküntü, çerçöp yığıntısı
    • intizamsızlık, karışıklık
    • kedi veya köpek gibi hayvanın bir defada doğurduğu yavrular
    • tahtırevan
    • sedye
    • hayvanları yatırmak için serilen saman veya kuru ot
    • f. karmakarışık etmek
    • doğurmak, bilhassa birden çok yavru doğurmak
    • ahırda hayvanın altına yataklık ot sermek. litter bag A.B.D çöp torbası. litter down altına yataklık saman yaymak.litter up karmakarışık etmek. be in litter (hayvan) doğum halinde olmak.
  1780. litterateur İng.
    • i. edip, edebiyatsı.
  1781. litterbin İng.
    • i., İng. sokak veya bahçede çöp kutusu.
  1782. litterbug İng.
    • i., A.B.D., umumi yerleri kirleten kimse.
  1783. little İng.
    • s. (-r, -st
    • less veya lesser, least) z., i. küçük, ufak
    • kısa, az, cüzi
    • cici
    • ehemmiyetsiz, değersiz, naçiz
    • dar fikirli, geri
    • z. az miktarda
    • hemen hiç gibi
    • i. az miktar
    • ufak şey
    • az zaman. Little Bear, Little Dipper Küçükayı takımyıldızı. little by little azar azar, yavaş yavaş, tedricen. little or nothing hiç denecek kadar az, hemen hemen hiç. little theater amatör tiyatro
    • deneysel tiyatro. a little slam briç on üç elden ibaret bir oyunun on iki elini kazanma. in little minyatür halinde
    • kısa olarak. make little of ehemmiyet vermemek
    • pek az anlayabilmek. think little of kıymet vermemek, ehemmiyetsiz saymak
    • tereddüt etmemek. Little did I think Aklımdan geçirmedim. Give me a little time.Bana biraz vakit verin. He did what little he could. Elinden geleni yaptı. He little knows... Bilmiyor ki... Wait a little. Biraz bekle. littleness i. küçüklük.
  1784. littoral İng.
    • s., i. sahile yakın
    • i. sahil boyu.littoral cordon jeol. kıyı kordonu.
  1785. liturgic İng.
  1786. liturgist İng.
    • i. ayinler kitabına bağlı kimse
    • ayinler kitabını tertip eden veya bu ilmi bilen kimse.
  1787. liturgy İng.
    • i. toplulukla dua usulli
    • kilise ayinleri kitabı
    • ekmek ve şarap takdisi ayini, Aşai Rabbani, komünyon.
  1788. livable İng.
    • s. içinde yaşanabilir, iskanı kabil
    • yaşanabilir, hayata elverişli
    • yaşamaya değer.
  1789. live İng.
    • s. canlı, diri, zinde, hayat dolu
    • hayata ait, yaşayanlara ait
    • yanan
    • elektrikle dolu (tel)
    • parlak (renk)
    • asıl yerinde bulunan (kaya)
    • matb. basılmaya hazır
    • patlamamış (bomba)
    • radyo canlı (yayın). live embers sönmemiş ateş korları. live load hareketli yük. live oak kışın yapraklarını dökmeyen bir ceşit meşe ağacı. live rail elektrikli lokomotife cereyan veren ray. live steam kazandan gelen tam kuvvetli istim. live wire elektrik cereyanı nakleden tel
    • k.dili başkalarını harekete getirme kabiliyeti olan faal kimse. a live issue günün mühim meselesi.
  1790. live İng.
    • f. yaşamak, sağ olmak, hayatta olmak
    • beslenmek
    • geçinmek, ömür sürmek
    • oturmak, eğleşmek, ikamet etmek
    • geçirmek, sürmek (hayat). live a double life iki yüzlü hayat yaşamak. live a lie sahte hayat geçirmek. live and learn yaşadıkça ögrenmek. Live and let live. Ne sen bana karış ne ben sana karışayım. live down a slander bir iftirayı unutturacak şekilde yaşamak. live fast sefahat sürmek. live out sonuna kadar yaşamak. live up to one's reputation şöhretini doğrulayacak bir hayat yaşamak.
  1791. live-forever İng.
    • i. herdemtaze, bot. Sedum purpureum
  1792. livein İng.
    • s., i. iş yerinde oturan
    • iş yerinde oturmayı gerektiren (vazife)
    • i. protesto maksadıyle bir süre umumi bir yerde oturma.
  1793. livelihood İng.
    • i. geçim, geçinme
    • geçim vasıtası, rızk.
  1794. livelong İng.
    • s. bitmez tükenmez, bütün, tekmil. all the livelong night hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir gece boyunca.
  1795. lively İng.
    • s. canlı, neşeli
    • ferah
    • parlak, keskin
    • hayatla kaynaşan
    • zıplayan, geriye seken (top). lively description canlı bir tarif. lively hope kuvvetli ümit. lively imagination canlı muhayyile. lively time neşeli vakit. make things lively for one başına iş açmak. liveliness i. canlılık, zindelik
    • parlaklık.
  1796. liven İng.
    • f., gen. up ile neşelendirmek, canlandırmak
    • neşelenmek, canlanmak.
  1797. liver İng.
    • i. karaciğer. liver color karaciğer rengi, kırmızıya çalan kahverengi. liver fluke ciğer trematodu, zool. Fasciola hepatica. lilylivered, whitelivered s. korkak.
  1798. liver İng.
    • i. yaşayan kimse
    • belirli bir hayat yaşayan kimse. clean liver temiz hayat yaşayan kimse. high liver boğazına düşkün kimse. loose liver uçarı hayat yaşayan kimse.
  1799. liverish İng.
    • s., k.dili rahatsız
    • sinirli.
  1800. liverwort İng.
    • i. kızılyaprak, koyunotu, bot. Agrimonia eupatorium.
  1801. livery İng.
    • i. özel üniforma
    • hizmetçi sınıfı
    • kılık, kıyafet
    • kira atlarını besleme işi
    • kira atları ile arabalarının muhafaza olunduğu yer
    • huk. istimlak beratı, ferağ. liveryman iç at ve arabaları kiraya veren kimse
    • Londra'da lonca üyesi. livery stable kiralık atların beslendiği ahır. liveried s. özel üniformalı.
  1802. livestock İng.
    • i. çiftlik hayvanları, mal.
  1803. livid İng.
    • s. sinirden mosmor kesilmiş
    • kurşun renkli, bereli gibi mor
    • k.dili çok öfkeli, kanı beynine sıçramış. livid'ity, lividness i. kurşun rengi
    • bereli ten rengi.
  1804. living İng.
    • i. yaşama, hayat tarzı
    • geçim
    • geçinme
    • the ile yaşayanlar. living room bir ailenin oturma odası. good living hali vakti yerinde olma, rahat yaşama. makeone's living hayatını kazanmak, geçinmek.
  1805. living İng.
    • s. yaşayan, canlı, diri, sağ
    • canlandırıcı
    • yaşayanlara ait
    • zinde, kuvvetli, faal
    • tıpkı. living language yaşayan dil. living picture canlı tablo. living wage geçindirebilecek maaş. a living faith kuvvetli iman.
  1806. livorwurst İng.
    • i. ciğerli sosis.
  1807. lixiviate İng.
    • f. odun külünden külsuyu elde etmek.
  1808. liyakat Tür.
    • merit. suitability. capacity. competence.
  1809. liyakat Tür.
    • merit. deservingness. worthiness. suitability. capability. competence. desert. mark. qualification.
  1810. liyakatli Tür.
    • würdig.
  1811. liyakatli Tür.
    • capable. competent. worthy. deserving.
  1812. liyakatsiz Tür.
    • incapable. imcompetent. unworthy. undeserving. inadequate.
  1813. lizard İng.
    • i. kertenkele, zool. Lacertilia, Sauria
    • kertenkeleye benzer hayvanların her biri.
  1814. lıkır lıkır Tür.
    • with a glugging sound.
  1815. lıkırdama Tür.
    • gurgle.
  1816. lıkırdamak Tür.
    • to glug. to make a glugging sound. gurgle.
  1817. ll İng.
    • kıs. will, shall.
  1818. llama İng.
    • i. lama.
  1819. llano İng.
    • i., İsp. Güney Amerika'da geniş ova.
  1820. llb İng.
    • kıs. Bachelor of Laws
  1821. lld İng.
    • kıs. Doctor of Laws
  1822. lloyd's İng.
    • i.deniz sigortası işlerine bakan ve gemiciliğe ait haberler neşreden şirket. Lloyd's list denizcilik havadislerini neşreden gazete. Lloyd's Register Lloyd sicil defteri.
  1823. lm İng.
    • bak. lunar module.
  1824. lng İng.
    • kıs. liquified natural gas.
  1825. lo İng.
    • ( ünlem) işte, bak. Lo and behold! işte! Al sana ! Karşına ne çıksa beğenirsin !
  1826. loach İng.
    • i. çoprabalığı, zool. Cobitis.
  1827. load İng.
    • i. yük, hamule
    • sıklet, ağırlık
    • endişe, üzüntü, kaygı
    • fikir yorgunluğu
    • silâh doldurmak için barut ve fişek
    • mak. mukavemet
    • bir cihazın ihtiva ettiği elektrik miktarı, şarj. load displacement den. geminin tam yükünü alınca çektiği su. load factor bir elektrik santralından alınan ortalama elektrik miktarının elde edilebilecek maksimum miktara oranı. load line den. tam yüklü geminin suya batacağı kısmı gösteren çizgi. loads i., k.dili çok miktar, yığın. loads of love pek çok sevgiler, kucak dolusu sevgiler. get a load of A.B.D., (argo) göz atmak. take a load off one's mind endişesini gidermek.
  1828. load İng.
    • f. yükletmek, yüklemek
    • yükünü vermek
    • hediye yağdırmak
    • hile yapmak için zarı doldurmak
    • birine tesir ederek haksız hüküm verdirmek
    • doldurmak
    • fotograf makinaslna film koymak
    • tıkabasa doldurmak (mide)
    • hayat sigortasına zam koymak
    • yüklenmek, üzerine yük almak
    • silah doldurmak. load up yükletmek.
  1829. loaded İng.
    • s. dolu
    • hileli (zar)
    • ( argo )sarhoş
    • (argo) zengin. loaded question şaşırtıcı soru. loaded statement iki anlamlı söz.
  1830. loader İng.
    • i. yükleten veya dolduran kimse veya alet
    • vinç gibi yükleme makinası.
  1831. loading İng.
    • i. yükleme
    • yük
    • ağırlaşması veya kalınlaşması için herhangi bir şeye katılan madde
    • sig. masrafları karşılamak için prime eklenen miktar.
  1832. loadstar İng.
    • bak. lodestar.
  1833. loadstone İng.
    • bak. lodestone.
  1834. loaf İng.
    • f. aylakça vakit geçirmek, boş gezmek, haylazlık etmek. loafer i laylak veya boş gezen kimse
    • haylaz kimse
    • mokasen tipi ayakkabı.
  1835. loaf İng.
    • çoğ. loaves i. ekmek somunu, somun. loaf cake somun şeklinde pasta.
  1836. loam İng.
    • i., f. içinde organik maddeler olan kum ve kil karışımının meydana getirdiği gevşek yapılı toprak
    • kuvvetli toprak
    • tuğla yapmak için kum, kil ve samanla yapılmış harç
    • f. böyle harçla sıvamak. loamy s. özlü harçtan ibaret
    • kuvvetli toprak gibi.
  1837. loan İng.
    • i., f. ödünç verme
    • ödünç alma, borçlanma
    • ödünç verilen şey
    • f. bilhassa faiz karşılığında ödünç para vermek
    • ödünç vermek
    • (eğreti olarak) vermek. loan collection sergide gösterilmek üzere sahipleri tarafından ödünç olarak verilen resim veya eşya koleksiyonu. loan shark A.B.D., k.dili tefeci. loan society ödünç para veren şirket. on loan ödünç olarak, eğreti olarak.
  1838. loanword İng.
    • i. başka bir lisandan alınan kelime.
  1839. loath,loth İng.
    • s. isteksiz, istemeyen. nothing loath isteyerek, karşı koymayarak.
  1840. loathe İng.
    • f. nefret etmek, hiç sevmemek
    • tiksinmek, iğrenmek. loathing i. nefret. loathingly z. nefretle.
  1841. loathsome İng.
    • s. tiksindirici, nefrete layık, iğrenç. loathsomely z. nefret edilecek surette. loathsomeness i. iğrençlik.
  1842. lob İng.
    • f. (-bed,- bing) i. ağır ağır atmak
    • tenis kortunun arka tarafına düşsün diye topu havaya vurmak
    • (kriket) topu aşağıdan ve ağır ağır atmak
    • yavaş yavaş ve salınarak gitmek
    • i. havaya vurulan top
    • ağır ağır ve aşağıdan atılan top.
  1843. lobar İng.
    • s., anat. toparlak kısma ait, lopa ait, loplu. lobar pneumonia akciğer lopu zatürreesi.
  1844. lobate,lobated İng.
    • s., bot., zool. yuvarlak kısımları olan, loplu
    • kenarları sarkık.
  1845. lobby İng.
    • i., f. dehliz, koridor, geçit
    • antre
    • bekleme odası
    • senatör veya milletvekilleri ile görüşmek üzere bekleme salonunda bekleyen kimseler
    • kulis faaliyeti
    • f., A.B.D. oylarını kazanmak amacıyle meclis üyeleriyle görüşmek. lobbyist i. böyle görüşmelerde bulunan kimse.
  1846. lobe İng.
    • i. yuvarlakça kısım
    • kulak memesi
    • ciğerin yuvarlak ucu, lop
    • mak. yuvarlak olmayan çarkın çıkıntılı tarafı
    • jeol. karada bulunan geniş bir buz tabakasının çıkıntılı ucu. lobed s. yuvarlak uçlu, loplu.
  1847. lobi Tür.
    • lobby. waiting room. political lobby.
  1848. lobi Tür.
    • lobby. pressure group.
  1849. lobi Tür.
    • lobby.
  1850. lobo İng.
    • i. A.B.D kurt
  1851. lobotomy İng.
    • i., tıb. beynin bir kısmını kesip çıkartma.
  1852. lobster İng.
    • i. ıstakoz, zool. Homarus vulgaris. lobster-eyed s. patlak gözlü. lobster pot ıstakoz tutma sepeti. lobster thermidor ıstakoz etiyle mantardan yapılmış yahni.
  1853. lobule İng.
    • i. yuvarlakça ufak çıkıntı, lopçuk. lobular s. böyle çıkıntılı, loplu.
  1854. lobut Tür.
    • club. cudgel. indian club.
  1855. loca Tür.
    • Masonic lodge. box seat.
  1856. loca Tür.
    • lodge. box. family circle.
  1857. loca Tür.
    • box. masonic lodge.
  1858. loca Tür.
    • box.
  1859. loca Tür.
    • Abbreviation for loss of coolant accident, a system malfunction associated with nuclear generating stations. "Loss of coolant accident" A system malfunction associated with nuclear generating stations.
  1860. local İng.
    • s., i. mevzii, mevkii, mahalli, yöresel
    • belirli bir yere ait
    • mec. dar, sınırlı
    • i. her istasyonda duran tren
    • banliyö treni
    • gazetede mahalli haber. local authority huk. mahallin en yüksek sivil makamı, mahalli idare. local color sanatta ve edebiyatta işlenilen yöresel özellikler. local government mahalli idare. local option bir şehir veya bölge ahalisinin kendi yerlerinde içki yasağı olup olmamasına karar verme hakkı. locally z. mevzii olarak, mahalli olarak.
  1861. locale İng.
    • i. mahal, yer, yöre, özellikle belirli bir olayın geçtiği yer.
  1862. localism İng.
    • i. mahalli şive veya adet
    • belirli bir yer için beslenilen sevgi
    • yerli şeye rağbet
    • belirli bir yere bağlılık.
  1863. locality İng.
    • i. yer, mevki, mahal, mevzi, mekan
    • bir şeyin bulunduğu yer.
  1864. localize İng.
    • f. belirli bir yere sınırlamak
    • yerini bulup belirtmek. localiz'able s. sınırlanabilir. localiza'tion i. sınırlama, yerini belirtme.
  1865. locate İng.
    • f. bir yerde iskân etmek, yerleştirmek
    • yerini tayin etmek
    • tam yerini keşfetmek
    • k.dili sakin olmak, oturmak.
  1866. location İng.
    • i. yer, mahal, mekân, mevki
    • iskân, sakin olma
    • huk. kiraya verme. on location stüdyo dışında yapılan filim veya televizyon çalışması.
  1867. locative İng.
    • i., s. bazı kaynaşık dillerde yer gösteren isim hali, ismin -de hali
    • s. bu şekildeki isimlere ait.
  1868. loch,lough İng.
    • i, İskoç. gö1, körfez, haliç.
  1869. lock İng.
    • i. saç lülesi
    • çoğ. saçlar
    • bir tutam yün veya pamuk.
  1870. lock İng.
    • f. kilitlemek
    • kapamak
    • kilitleyip tutturmak
    • birbirine geçmek, kenetlenmek (kol)
    • kanal havuzuna sokmak (gemi)
    • kapatmak, bağlamak (para)
    • kilitlenmek, kapanmak
    • kanal havuzunda yukarı veya aşağı gitmek. lock in kilitlemek, üzerine kapıyı kilitlemek. lock out dışarıda bırakmak. lock spring cep saati kapağını işleten yay. lock step art arda sık adımla yürüyüş. lock stitch çapraz dikiş. lock up kilit altında saklamak
    • matb. bağlamak.
  1871. lock İng.
    • i. kilit
    • silâh çakmağı
    • güreşte birkaç çeşit yakalama usulü
    • kilitleme
    • kilitli şey
    • yokuşu inerken tekerleği tutan zincir
    • kanal içinde gemileri bir yüzeyden diğerine yükseltmek veya alçaltmak için kullanılan havuz. lock, stock and barrel baştan başa, tamamen. safety lock maymuncukla kolay kolay açılamayan emniyetli kilit
    • tüfekte emniyet tertibatı. Yale lock Yale markalı veya ona benzer emniyet kilidi. under lock and key kilit altında.
  1872. lockage İng.
    • i. gemiyi kanal havuzundan geçirme
    • havuzdan geçme parası.
  1873. locker İng.
    • i. kilitli çekmece veya dolap
    • den. dolap, ambar
    • kilitleyen kimse
    • kilitleyici şey. locker room sporcuların elbise ve aletleri için dolaplı oda. Davy Jones's locker denizin dibi.
  1874. locket İng.
    • i. madalyon.
  1875. lockjaw İng.
    • i., tıb. tetanos.
  1876. locknut İng.
    • i. emniyet somunu, kilit somunu.
  1877. lockout İng.
    • i. lokavt
    • sualtı çalışmalarında kullanılan ve altında denize açık bir çıkış yeri olan tertibat.
  1878. locksmith İng.
    • i. çilingir.
  1879. lockstep İng.
    • i. birbiri arkasından aralık bırakmaksızın yürüyüş şekli
    • sıkı intizam, değişmez usul.
  1880. lockup İng.
    • i. tevkifhane, tutukevi.
  1881. loco İng.
    • s., A.B.D., k.dili deli. loco weed i. Birleşik Amerika'nın batı tarafında bulunan Astragalus türünden zehirli ot.
  1882. lococitato İng.
    • Lat. (kıs. l.c.) yukarıda zikrolunan kitapta veya yerde.
  1883. locomotion İng.
    • i. hareket
    • bir yerden bir yere gidip gelme veya gezme hareketi.
  1884. locomotive İng.
    • s., i. harekete ait
    • hareket edebilen
    • i. lokomotif.
  1885. locomotorataxia İng.
    • tıb. hareket intizamsızlığı, ataksi.
  1886. loculus İng.
    • i. (çoğ.- li)biyol. göze, göz, hücre. locular s. hücrevi.
  1887. locus İng.
    • i. (çoğ. loci) mevki, yer, mahal
    • geom. belirli şartlar altında herhangi bir hat veya noktanın kendi hareketiyle meydana getirdiği yüzey veya hat.
  1888. locust İng.
    • i. çekirge, zool. Acridium
    • ağustosböceği, zool. Cicada
    • salkım ağacı, akasya ağacı, bot. Robinia pseudoacacia
    • keçiboynuzu, bot. Ceratonia siliqua.
  1889. locution İng.
    • i. ifade tarzı
    • tabir, terim.
  1890. lode İng.
    • i. maden damarı.
  1891. lodestar, loadstar İng.
    • i. çobanyıldızı, Kutupyıldızı
    • yol gösterici rehber veya prensip.
  1892. lodestone,loadstone İng.
    • i., mad. mıknatıs taşı.
  1893. lodge İng.
    • f. geçici olarak oda vermek
    • misafir etmek
    • yerleştirmek, emaneten teslim etmek, vermek
    • arzetmek, takdim etmek
    • ekini bastırıp yere yatırmak (rüzgâr)
    • muvakkaten bir evde oturmak
    • misafir olmak
    • bir yerde kiracı olmak
    • bir yerde geçici olarak kalmak
    • içine gömülmek. lodger i. misafir
    • kiracı.
  1894. lodge İng.
    • i. tekke
    • mason teşkilâtının azaları veya toplanma yeri, loca
    • ufak ev
    • kapıcı veya bahçıvan kulübesi
    • tatil evi
    • hayvan ini.
  1895. lodging İng.
    • i. geçici olarak oturulan mesken
    • çoğ. pansiyon
    • kiralık oda. lodging house kiralık odaları olan ev.
  1896. lodgment İng.
    • i. ikamet etme, yerleşme
    • sakin olma
    • düşman istihkâmlannı zaptedip içine yerleşme
    • huk. emaneten teslim etme, para yatırma, tevdi.
  1897. lodos Tür.
    • south or southwest wind.
  1898. lodoslamak Tür.
    • to begin to blow.
  1899. loess İng.
    • i. kurumuş nehir yataklarında bulunan ve rüzgârın getirdiği zannedilen çok verimli sarımtırak kül rengi ince toprak, lös.
  1900. loft İng.
    • f. yükseğe atmak (top)
    • fezaya yollamak.
  1901. loft İng.
    • i. çatı arası
    • çatı arası odası
    • güvercinlik
    • güvercin sürüsü
    • samanlık
    • kilise balkonu.
  1902. lofty İng.
    • s. yüksek, âli, bülent
    • gururlu, mağrur, kibirli
    • azametli, çalımlı
    • çok yüksek (fikir). loftily z. mağrurca. loftiness i. yücelik
    • kibirlilik, gururluluk.
  1903. log İng.
    • f. (-ged,- ging) seyir defterine kaydetmek
    • belirli bir mesafe katetmek.
  1904. log İng.
    • i. logaritma.
  1905. log İng.
    • f. (-ged, -ging) ağaç kesmek, bir ormanın ağaçlarını kesmek. log'ger i. ağaç kesicisi.
  1906. log İng.
    • i. kütük, ağaç gövdesi
    • kütük gibi şey veya adam
    • den. parakete, geminin süratini ölçme aleti
    • den. jurnal, gemi jurnalı. log cabin kütükten yapılmış kulübe. log chip den. parakete. log line den. parakete savlosu.
  1907. log'ical İng.
    • s. jeolojiye ait. geolog'ically z. jeolojik olarak geol'ogist i. jeolog. geol'o gize f. jeoloji ile meşgul olmak.
  1908. logarithm İng.
    • mat. logaritma. logarith'mic(al) s. logaritmaya ait. logarith'mically z. logaritma usulü ile.
  1909. logaritma Tür.
    • log. logarithm.
  1910. logaritma Tür.
    • logarithm.
  1911. logaritma Tür.
    • logarithm.
  1912. logaritma tablosu Tür.
    • logarithmic tables.
  1913. logbook İng.
    • i. gemi jurnalı.
  1914. loge İng.
    • i. loca, tiyatro locası.
  1915. loggerhead İng.
    • i. Atlantik Okyanusuna mahsus çok iri deniz kaplumbağası
    • Amerika'ya mahsus bir çeşit örümcekkuşu. at loggerheads with biri ile kavgalı.
  1916. logic İng.
    • i. mantık ilmi, mantık, eseme
    • mantıklı düşünüş
    • muhakeme kuvveti
    • yargılama gücü. the logic of events olayların gerektirdiği.
  1917. logical İng.
    • s. mantıki, mantıka ait
    • makul
    • uygun
    • mantıklı, esemeli. logically z. mantığa göre, mantıklı olarak.
  1918. logician İng.
    • i. mantıkçı, mantıkla uğraşan kimse.
  1919. logistics İng.
    • i., ask. orduları yığma ve hareket ettirme ile besleme sanatı, lojistik.
  1920. logjam İng.
    • i. bıçkı fabrikasına giden kütüklerin nehirde meydana getirdiği tıkanıklık
    • engel.
  1921. logo Tür.
    • Usually the following text printed in four lines centered at the bottom of the verso: Printed in the United States of America from author submitted camera ready copy by: The Gregath Publishing Company. a symbol or other recognisable form that allows others to recognise your company, its products, premises etc.
  1922. logo Tür.
    • The trademarked symbol of a business.
  1923. logo Tür.
    • Name, symbol, or trademark of a company or organization Short for logotype.
  1924. logo Tür.
    • Logotype
    • A distinctive mark that identifies the company, product or brand.
  1925. logo Tür.
    • logo. logotype.
  1926. logo Tür.
    • Logo is an interpreted language designed by Papert in 1966 to be a tool for helping people learn computer programming concepts In addition to being used for that purpose, it is often used as a language for controlling mechanical robots and other similar devices Logo interfaces even exist for building block / toy robot sets Logo uses a special graphics cursor called "the turtle" and Logo is itself sometimes called "Turtle Graphics" Logo is quite portable but not particularly fast Versions can be found on almost every computer platform in the world Additionally, some other languages provide Logo-like interfaces for graphics-intensive programming.
  1927. logo Tür.
    • logo. emblem.
  1928. logo Tür.
    • logo.
  1929. logo Tür.
    • In popular usage any image used as a sign for a company, brand, and so forth Logos are often descended from heraldry.
  1930. logo Tür.
    • Identification image.
  1931. logo Tür.
    • A visual image used as a company trade mark or instead of the company name. an identifying symbol used to advertise and promote an organization, event, product or service Usually, such symbols combine pictorial and textual elements in a distinctive manner When consisting solely of stylized textual elements, such symbols are referred to as logotypes or wordmarks.
  1932. logo Tür.
    • A symbolic form, frequently composed of letter shapes, that identifies organizations such as businesses, companies, teams, or schools.
  1933. logo Tür.
    • An often-stylized group of letters, words or symbols used to represent a business or product The use of a company"s logo is regulated by the federal government.
  1934. logo Tür.
    • An often stylized group of letters, words or symbols used to represent a business or product.
  1935. logo Tür.
    • Always make sure your style guide has information about proper use of your company"s logo and/or your site logo, including all variations and approved methods of rendering in techniques such as Flash.
  1936. logo Tür.
    • A logo containing the name of a company or store has a tremendous effect on a site"s overall look Paying for a graphic designer to make a professional looking logo is well worth the money On the Web, logos should generally be saved in gif format, unless they contain photos, in which case they should be saved as a jpeg If you would like to have a logo made for your store, ICentral does custom design.
  1937. logo Tür.
    • A language developed at MIT by Seymore Papert that features commands that move a "turtle" on the CRT screen.
  1938. logo Tür.
    • A company, partnership or corporate creation that denotes a unique entity A possible combination of letters and art work to create a "sole" entity symbol of that specific unit. symbol that represents a person, firm, or organization. a company emblem or device.
  1939. logo Tür.
    • A company, partnership or corporate creation that denotes a unique entity A possible combination of letters and art work to create a "sole" entity symbol of that specific unit.
  1940. logo Tür.
    • A company or product mark lightly inked on the back of the face.
  1941. logo Tür.
    • a company emblem or device.
  1942. logo Tür.
    • A combination of characters and/or graphics creating a single design used to identify a company.
  1943. logo İng.
    • bak. logotype.
  1944. logogram,logograph İng.
    • i. bir kelime ifade eden işaret.
  1945. logomachy İng.
    • i. kelime üzerinde yapılan münakaşa
    • kelime teşkil etme oyunu.
  1946. logorrhea İng.
    • i. çenesi düşüklük.
  1947. logos Tür.
    • Word, speech, account, ratio, reason
    • cognate with Greek legein to speak, tell, say, gather, choose. which is the appeal of the evidence or the reasoning process, involves finding good reasons, often expressed in because-clauses, for an argument Students may benefit from a brief review of the section in Chapter 2 that covers purpose as a link between actual and ideal situations before considering good reasons in logos. the term used by classical philosophers to describe the principle of rationality or law that they observed operating in the universe.
  1948. logos Tür.
    • Traditionally, the LOGOS in John 1 1 was translated as "the Word," but the Greek "LOGOS" can also be translated as "Reason" which is defined below.
  1949. logos Tür.
    • The divine Word
    • Christ.
  1950. logos Tür.
    • Recommended CCACC logos to use on Official Pages OR on Unofficial Pages only as a link to the CCACC Home Page. A symbol for Christ, the word incarnate, or "word made Flesh:" which is also called "the Word of God" Lord"s Prayer The prayer taught by Christ in the Sermon on the Mount It begins with the phrase "Our father" and is the most common Orthodox prayer.
  1951. logos Tür.
    • logos.
  1952. logos Tür.
    • Greek In debate, appealing to reason, a sense of logic. A symbol for Christ, the word incarnate, or "word made Flesh:" which is also called "the Word of God". the divine word of God
    • the second person in the Trinity.
  1953. logos Tür.
    • Greek for "word," a term that came to be applied particularly to Jesus Christ as the divine Word made flesh. a Greek word meaning intelligence, wisdom, God, spirit, fire, and order The Apostle John identified Jesus as the Logos in The Gospel of John., "word, language, discourse
    • reason, argument
    • an account, etc" One of the most polysemous words in the Greek language Used of the pre-existent Christ in John 1.
  1954. logos Tür.
    • Greek for "word" associated in Hellenistic Jewish thought with divine wisdom, as God"s creative presence In Stoic thought, logos was understood as the ordering principle of the universe In the prologue of John"s Gospel, the Logos is made incarnate. A symbol for Christ, the word incarnate, or "word made Flesh:" which is also called "the Word of God". word, reason, plan
    • divine reason as the source of order in the world.
  1955. logos Tür.
    • God The Cosmic Being Who ensouls a planet, a solar system, a galaxy and so on to infinity. the impersonal, discriminating factor that characterizes male psychology and a woman"s animus See Eros.
  1956. logos Tür.
    • A word
    • reason
    • speech.
  1957. logos Tür.
    • A Greek term meaning both "word" and "reason," used by Greek philosophers to denote the rational principle that creates and informs the universe Amplified by Philo Judaeus of Alexandria, Egypt, to represent the mediator between God and his material creation, as Wisdom had been in Proverbs 8:22-31, the term found its most famous expression in the prologue to the Fourth Gospel to denote the prehuman Jesus-"the Word became flesh and dwelt among us".
  1958. logos İng.
    • i., Yu. Kelâm, logos, deyi
    • kâinatın nizamı.
  1959. logotype İng.
    • i., matb. işaret olarak kullanılan desen, harf veya kelime
    • alameti farika.
  1960. logrolling İng.
    • i. politikada karşılıklı yardım yolu ile iki kişinin birbirini tutması.
  1961. loğusalık Tür.
    • period of confinement after childbirth. childbed. confinement.
  1962. logwood İng.
    • i. bakkam ağacı, bot. Haematoxylon campechianum
    • bu ağacın gayet sert kerestesi
    • bu ağaçtan çıkan kırmızı boya maddesi.
  1963. logy İng.
    • s., A.B.D., k.dili ağır, yavaş, bati.
  1964. lohusa otu Tür.
    • dutchmans pipe.
  1965. loin İng.
    • i. bel
    • etin fileto kısmı. loincloth i. peştemal, kuşak. fruit of the loins nesil, kuşak. gird up one's loins beline kuşağını sarmak
    • büyük bir işe hazırlanmak.
  1966. loiter İng.
    • f. yolda oyalanmak, aylakça dolaşmak, yolda duraklayarak gitmek. loiterer i. aylak dolaşan kimse. loitering i. başıboş dolaşma.
  1967. lojik Tür.
    • logic.
  1968. lojistik Tür.
    • logistics. symbolic logic.
  1969. lojistik Tür.
    • logistics.
  1970. lojistik Tür.
    • logistic. logistics.
  1971. lojman Tür.
    • flat/house.
  1972. lojman Tür.
    • dig.
  1973. lojman Tür.
    • apartment or house provided to an employee by his employer. public housing. mass housing.
  1974. lokal Tür.
    • local headquarters local. club house. recroom.
  1975. lokal Tür.
    • local. club. clubhouse.
  1976. lokal Tür.
    • in situ, local, regional, premise, premises.
  1977. lokanta Tür.
    • restaurant. diner. eating house. chophouse. cafe.
  1978. lokanta Tür.
    • restaurant. auberge. clip joint. eating house. victuals house.
  1979. lokanta Tür.
    • restaurant.
  1980. lokantacı Tür.
    • restaurateur. restauranteur.
  1981. lokantacı Tür.
    • restaurant operator. common victualler. restaurant keeper. traiteur.
  1982. lokavt Tür.
    • lock-out. lockout. shutout.
  1983. lokavt Tür.
    • lockout.
  1984. lokma Tür.
    • mouthful. morsel. bit. gulp. bite. chew. gobbet.
  1985. lokma Tür.
    • bite. morsel. a small. round. syrupy friedcake. a wrench. bit. die. mouthful. snack.
  1986. lokma Tür.
    • bit. bite. morsel. snippet. doughnut. condyl. screw die.
  1987. lokma anahtar Tür.
    • ferret socket wrench. socket wrench M.
  1988. lokman ruhu Tür.
    • ether aether.
  1989. lokomotif Tür.
    • locomotive. railway engine. iron horse.
  1990. lokomotif Tür.
    • iron horse.
  1991. lokomotif Tür.
    • engine. locomotive.
  1992. lökosit Tür.
    • leucocyte akyuvar.
  1993. lökosit Tür.
    • leucocyte.
  1994. lokum Tür.
    • turkish delight. blasting cartridge.
  1995. lokum Tür.
    • turkish delight.
  1996. lokum Tür.
    • turkish delight.
  1997. loll İng.
    • f. iş yapmadan dolaşmak, sallanmak
    • ağzından dışarı sarkıtmak (dil)
    • away ile tembelcesine geçirmek (vakit)
    • ağızdan dışarıya sarkmak (dil).
  1998. lollipop İng.
    • i. çubuk ucunda yalanarak yenen şeker
    • İng. öğrencilerin sokakta karşıdan karşıya geçebilmesi için arabaların durmasını sağlayan işaret.
  1999. lolo Tür.
    • a Loloish language.
  2000. lolo Tür.
    • a Loloish language.
  2001. lomboz Tür.
    • porthole. scuttle.
  2002. lomboz Tür.
    • deadlight.
  2003. lome İng.
    • i. Togo'nun başşehri, Lome.
  2004. lonca Tür.
    • guild (of artisans or merchants. guild.
  2005. lonca Tür.
    • corporation. guild. guild korporasyon.
  2006. london Tür.
    • United States writer of novels based on experiences in the Klondike gold rush. says Francis Crossley, is Luan-dun, City of the Moon, and tradition says there was once a temple of Diana where St Paul"s now stands Greenwich he derives from Grian-wich, also Celtic It would fill a page to gave a list of guesses made at the derivation of the word London The one given above is about the best for fable and mythology.
  2007. london Tür.
    • The capital city of England. the capital and largest city of England
    • located on the Thames in southeastern England
    • financial and industrial and cultural center United States writer of novels based on experiences in the Klondike gold rush.
  2008. london Tür.
    • the capital and largest city of England
    • located on the Thames in southeastern England
    • financial and industrial and cultural center.
  2009. london Tür.
    • Largest city in England.
  2010. london Tür.
    • As Greater London has expanded, parts of the counties of Middlesex and Surrey are now included in London Old birth certificates may refer to "Southwark, Surrey" and "City Road, Middlesex" but these are now well within the Greater London area and, in particular, the Underground network.
  2011. london İng.
    • i. Londra. Londoner i. Londralı.
  2012. lone İng.
    • s. yalnız, kimsesiz
    • ıssız, tenha
    • bekâr, evlenmemiş. lone hand kağıt oyununda refakatsiz oynayan kimse
    • tek başına mücadele eden siyasi aday.
  2013. lonely İng.
    • s. yalnız, kimsesiz
    • terkedilmiş, ıssız, tenha
    • yalnızlıktan ruhu sıkılmış
    • kasvetli, sıkıntı verici. loneliness i. yalnızlık, kimsesizlik.
  2014. loner İng.
    • i., lone wolf yalnızlığı seven kimse.
  2015. lonesome İng.
    • s. yalnızlıktan içi sıkılmış. lonesomeness i. yalnızlıktan doğan iç sıkıntısı.
  2016. long İng.
    • s., i. uzun
    • uzun süren, yorucu
    • mesafece uzun
    • alışılmıştan uzun
    • şümullü, uzak (tarih)
    • i., (şiir) uzun hece. long division bak. division. long dozen on üç. Long Island New York eyaletinde bir adanın ismi. long johns A.B.D., k.dili uzun paçalı don. long jump uzun atlama. long measure uzunluk öIçüsü. long on mevcudu bol, fazlası olan. long shot kazanma ihtimali az bir teşebbüs veya bahis. long since çoktan beri, epey zamandır. long ton 1016 kiloluk ton. long view uzağı görüş, ilerisini görüş
    • planlamada ilerideki sonucu düşünebilme. a long face ekşi yüz, asık surat. a long head alışılmıştan uzun kafa
    • zekâ, akıl, anlayış. a long tongue uzun dil, colloq. dillidüdük. as long as mademki. so long as sürece. at long last en sonunda, nihayet. before long yakında, çabuk. in the long run nihayette, en sonunda. not by a long shot k.dili hiç. not by a long sight, not by a long ways katiyen. of long standing çok eski. the long and the short of it uzun lafın kısası, hulasa, doğrusu. longish s. uzunca.
  2017. long İng.
    • z. çok, pek: geç
    • müddetince, müddetine kadar, çok vakit, çoktan.
  2018. long İng.
    • f. çok istemek, arzulamak, hasretini çekmek, özlemek. long for özlemek, arzulamak. long after a friend bir dostun özlemini çekmek. long for freedom hürriyet hasreti çekmek. I long to go Gitmeyi çok istiyorum. longing i. hasret, özlem. longingly z. hasretle, özlemle.
  2019. longboat İng.
    • i. yelkenli geminin en büyük sandalı.
  2020. longbow İng.
    • i. uzun yay.
  2021. longcloth İng.
    • i. iyi cins pamuklu kumaş.
  2022. longdistance İng.
    • s. uzun mesafeli
    • şehir dışı (telefon konuşması).
  2023. longdrawn İng.
    • s. uzun süren.
  2024. longeur,longueur İng.
    • i. kitap veya piyeste fazla uzun ve sıkıcı kısım.
  2025. longevity İng.
    • i. ömür uzunluğu, uzun ömürlülük.
  2026. longhair İng.
    • s., i. profesör tipinde
    • klasik müziğe düşkün
    • i. profesör tipli kimse
    • bilgin
    • klasik müzik
    • hippi.
  2027. longhand İng.
    • i. el yazısı (stenografinin aksi).
  2028. longheaded İng.
    • s. düsünüşünde uzağı görme kabiliyeti olan, önsezi sahibi
    • akıllı, zeki.
  2029. longitude İng.
    • i. boylam
    • astr. tul.
  2030. longitudinal İng.
    • s. uzunluğuna, uzunlamasına
    • boylama ait. longitudinally z. boydan boya uzanarak, uzunlamasına olarak.
  2031. longlived İng.
    • s. uzun ömürlü. longlivedness i. uzun ömürlülük.
  2032. longplaying,lp İng.
    • s. uzun devirli (plak), dakikada 331/3 devir yapan (büyük plak).
  2033. longrange İng.
    • s. uzun menzilli (top). long-range plans uzun vadeli planlar.
  2034. longshoreman İng.
    • i. gemi yükletme ve boşaltma gibi liman işlerinde kullanılan işçi.
  2035. longsighted İng.
    • s. uzağı gören, ilerisini düşünen.
  2036. longstop İng.
    • i., İng. istenilmeyen bir duruma mani olan kimse veya şey.
  2037. longsuffering İng.
    • s. tahammüllü, sabırlı, azap çeken.
  2038. longterm İng.
    • s. uzun vadeli.
  2039. longtime İng.
    • s. kıdemli.
  2040. longways İng.
    • z. uzunluğuna.
  2041. longwinded İng.
    • s. sözü bitmez.
  2042. loo İng.
    • i. bir çeşit iskambil oyunu, lu
    • bu oyunda ceza kâsesi
    • İng., k.dili tuvalet.
  2043. loofa İng.
    • i. lif kabağı
    • bu kabaktan çıkan banyo lifi.
  2044. look İng.
    • f., i. bakmak, nazar etmek, dikkatle bakmak, görmek
    • düşünmek, mütalaa etmek
    • gözetmek
    • yönelmiş olmak
    • görünmek, gözükmek, benzemek
    • i. bakış, nazar, bakma
    • görünüş, ifade
    • yüz ifadesi. look about etrafına bakmak, dört yanını gözlemek veya kollamak. look after bakmak, gözetmek. look ahead ileriye bakmak, istikbale bakmak. look alive acele etmek. look around bütün ihtimalleri incelemek veya üzerinde düşünmek. look back hatırlamak. Look before you leap Düşüncesizce iş görmeyin. look daggers bakışıyle tehdit etmek. look down on (birini) hor görmek. look for aramak, beklemek. look forward to beklemek, ummak. Look here! Bana bak! look in on kısa bir ziyaret yapmak. look into araştırmak, soruşturmak, incelemek. Look lively! Acele et! Çabuk ol! look on bakıp durmak, seyretmek
    • başkası ile aynı kitaptan okumak. look one in the face utanmayarak veya cesaretle birinin yüzüne bakmak. look out sakınmak
    • gözetmek. look out for dikkat etmek. look over incelemek, muayene etmek, göz gezdirmek, yoklamak. look sharp dikkat etmek. look the other way görmezlikten gelmek. Look to your manners Davranışlarına dikkat et! Kendine gel. look up gözleri yukarı dikmek
    • aramak, bakmak
    • ziyaret etmek, yoklamak
    • iyileşmek, düzelmek. look up to hürmeti olmak, hürmet etmek
    • güvenmek, itimat etmek. good looks gü zellik. He looked me through and through Beni iyice inceledi. Beni süzdü. Things look bad for you işiniz kötüdür. Yandınız. looking glass ayna.
  2045. look-see İng.
    • i., (argo) bakma.
  2046. looker İng.
    • i. bakan kimse
    • ( argo) güzel ve yakışıklı kimse.
  2047. looker-on İng.
    • i. seyirci.
  2048. looking-glass İng.
    • s. ters yönde olan
    • karmakarışık.
  2049. lookout İng.
    • i. gözetleme yeri
    • gözetleme
    • gözleme
    • bekleme.
  2050. loom İng.
    • f., i. uzakta hayal gibi gözükmek
    • aslından daha kocaman ve korkunç gözükmek
    • büyük önem kazanmak
    • i. uzakta hayal gibi belirme.
  2051. loom İng.
    • i. dokuma tezgâhı
    • dokuma
    • den. küreğin topacı.
  2052. loon İng.
    • i. gerdanlı dalgıç, zool. Gavia. crazy as a loon bütün bütün sersem, zırdeli.
  2053. loon İng.
    • i. ahmak kimse
    • değersiz kimse
    • serseri kimse.
  2054. loon İng.
    • yapılmış şerit
  2055. loony,luny İng.
    • s., (argo) deli, çılgın.
  2056. loop İng.
    • i., f. ilmek
    • ilik halkası
    • ırmağm yılankavi aktığı yer
    • kroşe ve örgü işlerinde bir ilmek
    • doğum kontrolü için dölyatağına konulan halka, spiral
    • f. ilmek yapmak, ilmeklemek
    • ilmek olmak, ilmekle tutulmak. loop back bir eğri meydana getirerek aksi yönde gitmek. loop stitch ilmekli dikiş, fisto. loop the loop uçak ile havada dikey dönüş yapmak, takla atmak. loop up ilmeklemek.
  2057. loophole İng.
    • i. mazgal deliği, duvar kovuğu
    • kaçamak.
  2058. loopy İng.
    • s. ilmekli
    • (argo) deli.
  2059. loose İng.
    • s., f. gevşek, sıkı ve bağlı olmayan, başıboş
    • dağınık, ayrı ayrı, seyrek, sıkışık olmayan
    • ahlakça serbest, hafifmeşrep, iffet sahibi olmayan
    • şüpheli, müphem
    • yumuşak (öksürük)
    • ishal olmuş, kabız değil
    • f. gevşetmek, çözmek, açmak
    • salıvermek, hapisten çıkarmak, serbest bırakmak, azat etmek
    • boşaltmak (tüfek). loose ends yarım kalmış işler. loose-jointed s. mafsalları sıkıca birleşmemiş. loose-leaf s. sayfaları çıkarılıp tekrar takılabilen (kitap veya defter). loose rein dizginleri gevşek, baskısız. at loose ends boşta. break loose ipini koparıp başıboş kalmak
    • hapishaneden kaçıp kurtulmak. cast loose çözmek, ayırmak. cut loose ilişkiyi kesmek
    • kaçmak, kurtulmak
    • k.dili cümbüş etmek, eğlenmek. get loose kurtulmak. hang loose (argo) istifini bozmamak. have a screw loose çivisi gevşemek
    • aklından zoru olmak. let loose salıvermek, çözüp koyvermek. on the loose serbest
    • eğlencede, cümbüşte. play fast and loose hile ile davranmak, özü sözü birbirine uymamak. set veya turn loose serbest bırakmak, başıboş salıvermek. loosely z. gevşek olarak
    • üstünkörü
    • ahlâksızca
    • hemen hemen, kabaca. looseness i. gevşeklik
    • ishal
    • intizamsızlık
    • kararsızlık.
  2060. loosen İng.
    • f. gevşetmek, çözmek, açmak
    • salıvermek
    • tıb. ishal etmek
    • gevşemek, çözülmek.
  2061. loosestrife İng.
    • i. altın kamış, bot. Lysimachia vulgaris.
  2062. loot İng.
    • i., f. yağma çapul, ganimet, kanunsuz kazanç
    • A.B.D., (argo) para
    • f. yağma etmek, ganimet olarak zaptetmek.
  2063. lop Tür.
    • To let hang down
    • as, to lop the head.
  2064. lop Tür.
    • To hang downward
    • to be pendent
    • to lean to one side.
  2065. lop Tür.
    • To cut partly off and bend down
    • as, to lop bushes in a hedge.
  2066. lop Tür.
    • To cut off one of more branches of a tree, whether standing, felled or fallen.
  2067. lop Tür.
    • To cut off as the top or extreme part of anything
    • to shoorten by cutting off the extremities
    • to cut off, or remove, as superfluous parts
    • as, to lop a tree or its branches.
  2068. lop Tür.
    • To cut limbs from standing trees. Local Oversight Program.
  2069. lop Tür.
    • That which is lopped from anything, as branches from a tree.
  2070. lop Tür.
    • Loss of pointer Failure state in the SONET signal where a receiving network cannot identify or lock on the pointer value of the header one and two bytes to show the location of synchronous payload envelope.
  2071. lop Tür.
    • Loss of Pointer: A condition at the receiver or a maintenance signal transmitted in the PHY overhead indicating that the receiving equipment has lost the pointer to the start of cell in the payload This is used to monitor the performance of the PHY layer. 1) To chop branches, tops or small trees after felling so that the slash will lie close to the ground 2) To cut the limbs from a felled tree.
  2072. lop Tür.
    • Loss of Pointer.
  2073. lop Tür.
    • In TL1, LOP generally refers to a loss of pointer event - the manifestation of a fault such as a circuitry failure.
  2074. lop Tür.
    • Hanging down
    • as, lop ears
    • used also in compound adjectives
    • as, lopeared
    • lopsided.
  2075. lop Tür.
    • big. soft. and round. hard boiled.
  2076. lop Tür.
    • A line of bearing to a known origin or reference, upon which a vessel is assumed to be located An LOP is determined by observation or measurement An LOP is assumed to be a straight line for visual bearings, or an arc of a circle. cut off from a whole
    • "His head was severed from his body"
    • "The soul discerped from the body". cultivate, tend, and cut back the growth of
    • "dress the plants in the garden".
  2077. lop Tür.
    • A flea.
  2078. lop İng.
    • f. (-ped,- ping) sarkmak, asılı olmak
    • sarkıtmak.
  2079. lop İng.
    • i., f. (-ped, -ping) ufak dal, ağacın budanmış kısmı
    • f. ağacın dallarını kesmek, budamak
    • kesip düşürmek.
  2080. lop yumurta Tür.
    • hard-boiled egg. hard boiled egg.
  2081. lope İng.
    • f., i. uzun ve rahat adımlarla koşmak
    • i. uzun ve rahat adım.
  2082. lopsided İng.
    • s. bir tarafa meyilli
    • orantısız.
  2083. loquacious İng.
    • s. konuşkan, dilli, çeneli, geveze. loquaciously z. çok söyleyerek.
  2084. loquacity İng.
    • i. ağız kalabalığı, gevezelik.
  2085. loquat İng.
    • i. yenidünya ağaç veya meyvası, maltaeriği, bot. Eriobotrya japonica.
  2086. lor Tür.
    • Level of Risk, i e low, moderate or high. man.
  2087. lor Tür.
    • Letters of Response.
  2088. lor Tür.
    • Letter of Reprimand.
  2089. lor Tür.
    • curd. goat"s milk curd.
  2090. lor Tür.
    • curd.
  2091. loran İng.
    • i. radyo sinyalleri ile gemi veya uçağın yerini tespit eden bir sistem.
  2092. lord İng.
    • i., f. efendi, sahip, mal sahibi
    • hakim, hükümdar
    • lord (bir asalet unvanı)
    • b.h. Rab, Allah, Tanrı
    • Hazreti İsa
    • f. lord payesi vermek. Lord bless me! Aman ya Rabbi! Lord Chamberlain İngiltere'de baş mabeyinci. lord it over someone gururlu dav- ranmak, kibirlilik göstermek, amirane tavır takınmak. Lord Mayor Londra belediye reisi. Lord's Day pazar günü. lords of creation insan, beşer. First Lord of the Admiralty İngiltere'de Bahriye Nazırı. House of Lords Lordlar Kamarası. live like a lord lord gibi lüks içinde yaşamak. my lord efendim, lord cenapları. O Lord! Ya Rabbi! Our Lord Rabbimiz, Efendimiz, Hazreti İsa. The Lord knows how Nasıl olduğunu ancak Allah bilir. the Lords Lordlar Kamarası. the Lord's Prayer İsa'nın öğrettigi dua. the Lord's Supper Aşai Rabbani ayini. lordlike s. lord gibi, lordcasına. lordling i. lordcuk, genç ve önemsiz lord. lordless s. sahipsiz.
  2093. lordly İng.
    • s. amirane, lordvari, lorda yaraşır bir sekilde
    • azametli, muhteşem, asil
    • gururlu, kibirli, küstah. lordliness i. azamet
    • gurur, kibirlilik.
  2094. lordosis,lordma İng.
    • i., tıb. omurga kemiğinin alt kısmının ileri doğru fazla çıkması.
  2095. lordship İng.
    • i. lordluk sıfatı veya payesi
    • egemenlik, üstünlük
    • his veya your ile lord cenapları.
  2096. lore İng.
    • i. kuşlarda gaga dibi ile göz arasındaki bölge, ağız ile göz arasındaki düzlük (kuş, sürüngen, balık).
  2097. lore İng.
    • i. ilim, bilgi, irfan (özellikle eski zaman bilgileri).
  2098. lorgnette İng.
    • i. süslü sapı olan ve kullanılmadığı zaman katlanabilen gözlük
    • sapı opera dürbünü.
  2099. lorry İng.
    • i., İng. kamyon
    • A.B.D. alçak olup yansız ve dört tekerlekli yük arabası.
  2100. lort Tür.
    • lordship. lord.
  2101. lort Tür.
    • lord.
  2102. lory İng.
    • i. Avustralya'ya ve komşu adalara mahsus parlak kırmızı renkli papağan
    • Güney Afrika'ya mahsus parlak tüylü bir kuş.
  2103. loş Tür.
    • dim. shadowy. sombre. gloomy. dusky. murky.
  2104. loş Tür.
    • dim. dark. murky. poorly lit. crepuscular. gloomy. shadowy. sombre somber.
  2105. loş Tür.
    • dark. dusky. gloomy. obscure. shadowy. shady. dusk. somber. sombre.
  2106. lose İng.
    • f .(lost) kaybetmek, yitirmek, zayi etmek
    • kaçırmak, elden kaçırmak
    • şaşırmak
    • azıtmak
    • kaybolmak
    • mahrum olmak
    • mağlup olmak. lose face itibarını kaybetmek. lose ground geri çekilmek, mevkiini kaybetmek. lose oneself kendini kaybetmek, kendinden geçmek. lose oneself in zihnini tamamen işgal etmek, dalmak. lose one's temper kızmak. lose out kazanamamak. lose sight of gözden kaybetmek
    • unutmak. lose the way yolu şaşırmak.
  2107. lösemi Tür.
    • leukemia. leukaemia kan kanseri.
  2108. lösemi Tür.
    • leukaemia. leukemia.
  2109. loser İng.
    • i. kaybeden kimse
    • ziyan eden kimse. a good loser oyunu kaybedince kızmayan kimse.
  2110. losing İng.
    • s. kazançlı olmayan, ziyan gören.
  2111. loşluk Tür.
    • dimness. darkness. murkiness.
  2112. loss İng.
    • i. ziyan, zarar, hasar
    • harabiyet, kayıp, elden çıkma
    • israf, telef
    • ask. zayiat, kayıplar. loss leader tic. müşteri kazanmak için ziyanla satılan belirli bir şey. loss of civic rights huk. medeni haklardan iskat. loss of profit huk. mahrum kalınan kar. a dead loss tam ziyan
    • her şeyi kaybetme. at a loss şaşırmış, ne yapacağını bilmez
    • zararına (satış). average loss den. sig. kısmi ziyan. bear a loss ziyana katlanmak. proof of loss ziyanı ispat. total loss den. sig. onarılmaya değmeyecek derecede kayıp veya zarar, tam zarar.
  2113. lost İng.
    • s. kaybolmuş, zayi olmuş, telef olmuş, gitmiş
    • mahvolmuş
    • aklını şaşırmış, kendini kaybetmiş
    • yolunu şaşırmış
    • dalgın, düşünceye dalmış
    • israf olmuş
    • duygusunu kaybetmiş. lost cause kaybedilmiş dava, ümitsiz dava. lost in tamamen dalmış. lost to kaybolmuş, elinden çıkmış. be lost on tesir etmemek.
  2114. lostracı Tür.
    • bootblack.
  2115. lostromo Tür.
    • boatswain. leading seaman.
  2116. lostromo Tür.
    • boatswain.
  2117. losyon Tür.
    • lotion. wash.
  2118. losyon Tür.
    • lotion.
  2119. losyon Tür.
    • lotion.
  2120. lot Tür.
    • To allot
    • to sort
    • to portion. a parcel of land having fixed boundaries
    • "he bought a lot on the lake" nephew of Abraham
    • God destroyed Sodom and Gomorrah but chose to spare Lot and his family who were told to flee without looking back at the destruction divide into lots, as of land, for example.
  2121. lot Tür.
    • The quantity of microelectronic devices built at the same time It is typical for an ASIC lot to consist of all parts built from a certain set of wafers Typical wafer sets range in size from five wafers to twenty five wafers and are physically moved through the vendor"s fabrication facility at the same time.
  2122. lot Tür.
    • The part, or fate, which falls to one, as it were, by chance, or without his planning.
  2123. lot Tür.
    • That which happens without human design or forethought
    • chance
    • accident
    • hazard
    • fortune
    • fate.
  2124. lot Tür.
    • solder, perpendicular, plumbline, plummet, plump.
  2125. lot Tür.
    • Plot of ground, which may or may not be developed.
  2126. lot Tür.
    • One or more objects/specimen lots acquired in a single transaction, as by bequest, field collection, gift or purchase, and covered by a single record in the accession file.
  2127. lot Tür.
    • In a large scale legal land survey, the smallest geographical unit of land Lots are differentiated from each other by numbers Lots are usually 100 acres in size, their boundaries are called lot lines. shall mean a portion of a subdivision or a parcel of land intended for building development, immediate or future.
  2128. lot Tür.
    • Government lot or subdivision lot representing the boundary of a legally conveyable unit of land identified on a record document A lot may or may not be coterminous with an Assessor parcel.
  2129. lot Tür.
    • Generally, one of several contiguous parcels of land making up a fractional part of subdivision of a block, the boundaries of which are shown on recorded maps and "plats".
  2130. lot Tür.
    • Generally, any portion or parcel of real estate property Usually refers to a portion of a subdivision.
  2131. lot Tür.
    • A unit of trading See Even Lot, Job Lot, and Round Lot.
  2132. lot Tür.
    • A separate portion
    • a number of things taken collectively
    • as, a lot of stationery
    • colloquially, sometimes of people
    • as, a sorry lot
    • a bad lot.
  2133. lot Tür.
    • A production run or batch that can be isolated from other runs and identified with a specific set of material, production facility and process characteristics.
  2134. lot Tür.
    • A prize in a lottery.
  2135. lot Tür.
    • A parcel of land occupied or capable of being occupied by at least one building and the accessory buildings or uses customarily incidental to it, including such open spaces as are required by this Ordinance, and having frontage upon a street, road, or private road, as required by this Ordinance.
  2136. lot Tür.
    • Anything used in determining a question by chance, or without man"s choice or will
    • as, to cast or draw lots.
  2137. lot Tür.
    • Any portion, piece, division or parcel of land.
  2138. lot Tür.
    • Any parcel of wool offered for sale as one unit.
  2139. lot Tür.
    • An area of land, undivided by any street, in one ownership with definitive boundaries ascertainable from the most recently recorded deed or plan or certificate of title which is:.
  2140. lot Tür.
    • A measured section of land, often a particular parcel of land on a registered plan.
  2141. lot Tür.
    • A measured parcel of land having fixed boundaries.
  2142. lot Tür.
    • A measured parcel of land having fixed boundaries.
  2143. lot Tür.
    • A large quantity or number
    • a great deal
    • as, to spend a lot of money
    • lots of people think so.
  2144. lot Tür.
    • a large number or amount or extent
    • "a batch of letters"
    • "a deal of trouble"
    • "a lot of money"
    • "he made a mint on the stock market"
    • "it must have cost plenty". a parcel of land having fixed boundaries
    • "he bought a lot on the lake". your overall circumstances or condition in life
    • "whatever my fortune may be"
    • "deserved a better fate"
    • "has a happy lot"
    • "the luck of the Irish"
    • "a victim of circumstances"
    • "success that was her portion". any collection in its entirety
    • "she bought the whole caboodle". an unofficial association of people or groups
    • "the smart set goes there"
    • "they were an angry lot". anything taken or chosen at random
    • "the luck of the draw"
    • "they drew lots for it". nephew of Abraham
    • God destroyed Sodom and Gomorrah but chose to spare Lot and his family who were told to flee without looking back at the destruction. divide into lots, as of land, for example. administer or bestow, as in small portions
    • "administer critical remarks to everyone present"
    • "dole out some money"
    • "shell out pocket money for the children"
    • "deal a blow to someone".
  2145. lot Tür.
    • A fixed minimum number in which shares are bought and sold Trading lots can comprise 5, 10, 50 or 100 shares depending on the face value of shares Such numbers make round lots, anything less makes odd lots. a number of units of an article or a parcel of articles offered as one item
    • commonly, one of the units, such as a sample of a substance under study See Batch.
  2146. lot Tür.
    • A distinct portion or plot of land, usually smaller than a field
    • as, a building lot in a city.
  2147. lot Tür.
    • A defined quantity of product accumulated under conditions considered uniform for sampling purposes.
  2148. lot İng.
    • i., f. (-ted,- ting) kısmet, kader, talih, baht, nasip
    • kura
    • İng. vergi
    • arazi parçası
    • hisse, pay
    • gen. çoğ. birçok, çok miktar
    • kısım, parça
    • nevi, tip
    • f. taksim etmek, hisselere ayırmak
    • kısımlara ayırmak (arazi)
    • kur'a ile taksim etmek. a lot çok. cast in one's lot with birinin kaderine bağlanmak, birinin nasibini paylaşmak. cast lots zar atarak veya başka suretle talihini denemek. draw lots kur'a çekmek. odd lot az miktar. He has lots of friends. Pek çok dostu var. the lot hepsi.
  2149. lota Tür.
    • burbot a globular water bottle used in Asia.
  2150. lota Tür.
    • a globular water bottle used in Asia. burbot.
  2151. loth İng.
    • bak. loath.
  2152. lothario İng.
    • i. baştan çıkartan kimse.
  2153. lotion İng.
    • i. vücudun bir yerini yıkamak veya yumuşatmak için kullanılan ilaçlı su, losyon.
  2154. lottery İng.
    • i. piyango, lotarya, kur'a
    • kader, kısmet, tesadüf.
  2155. lotto İng.
    • i. tombala oyunu.
  2156. lotus Tür.
    • The lotus of the lotuseaters, probably a tree found in Northern Africa, Sicily, Portugal, and Spain, the fruit of which is mildly sweet.
  2157. lotus Tür.
    • The lotus is a water lily whose leaves, root, and seeds are used in oriental cooking The root can be used as a vegetable The seeds are used in desserts.
  2158. lotus Tür.
    • The lote, or nettle tree.
  2159. lotus Tür.
    • See Lote.
  2160. lotus Tür.
    • native to eastern Asia
    • widely cultivated for its large pink or white flowers. annual or perennial herbs or subshrubs. white Egyptian lotus: water lily of Egypt to southeastern Africa
    • held sacred by the Egyptians.
  2161. lotus Tür.
    • lotus.
  2162. lotus Tür.
    • It was fabled by the ancients to make strangers who ate of it forget their native country, or lose all desire to return to it.
  2163. lotus Tür.
    • Flower
    • Hindu symbol of beauty, purity and good fortune.
  2164. lotus Tür.
    • Famous for the Lotus 1-2-3 spreadsheet of the 1980"s, and more recently for it"s Notes Groupware system Bought by IBM in 1995.
  2165. lotus Tür.
    • Classic ornament in the shape of a conventionalized water lily.
  2166. lotus Tür.
    • An ornament much used in Egyptian architecture, generally asserted to have been suggested by the Egyptian water lily. white Egyptian lotus: water lily of Egypt to southeastern Africa
    • held sacred by the Egyptians native to eastern Asia
    • widely cultivated for its large pink or white flowers annual or perennial herbs or subshrubs.
  2167. lotus Tür.
    • A genus of leguminous plants much resembling clover.
  2168. lotus Tür.
    • A database or look-up table that contains standard parts and their associated part parameters The Relex CAD Import/ExportWizardTM is completely compatible with Lotus files, able to import information from, and export data to, the Lotus format. [n] a water plant with large leaves and pink flowers.
  2169. lotus Tür.
    • A Chinese water lily whose root, leaves and seeds are often used in oriental cooking. common term for the plant nymphaea caerulea, which was not a lotus at all, but rather the Blue Water Lily Its buds and blossoms were the emblem of Upper Egypt and a symbol of rebirth in the afterlife These lilies were indigenous to Egypt, while the lotus was not introduced into Egypt until the time of the Persians.
  2170. lotus İng.
    • i. nilüfer çiçeği, bot. Nymphaea lotus
    • hünnap, çiğde, bot. Zizyphus jujuba
    • ark. eski binaların üstüne süs olarak yapılan nilüfer çiçeği şekli
    • mit. meyvasının yiyenlere tatlı bir uyuşukluk verdiği farzolunan ağaç. lotus eater kendini hayali bir uyuşukluğa veren kimse. lotus position yogada bir oturuş şekli. honey lotus kokulu sarı yonca, bot. Melilotus officinalis.
  2171. loud İng.
    • s., z. yüksek (ses)
    • gürültülü, patırtılı
    • mübalağacı
    • çok parlak (renk)
    • kaba, inceliği olmayan
    • z. yüksek sesle, gürültü ile. loudmouthed s. ağzı kalabalık. loudspeaker i. hoparlör, sesi yükseltme aleti. loudvoiced s. yüksek sesli. loudly z. yüksek sesle
    • gürültüyle. loudness i. gürültü
    • ses yüksekliği. out loud normal konuşma sesi ile, sesli.
  2172. louden İng.
    • f. yükselmek veya yükseltmek (ses).
  2173. lough İng.
    • bak. loch.
  2174. lounge İng.
    • f., i. tembelce uzanmak veya yayılıp oturmak
    • aylakça vakit geçirmek, tembel tembel dolaşmak
    • i. şezlong, divan, sedir
    • istirahat odası, bekleme odası, salon
    • aylaklık
    • tembelce yatış veya oturuş. lounge away (vakit) tembelce geçirmek. lounger i tembelce yaşayan kimse.
  2175. louse İng.
    • i. (çoğ. lice) bit, kehle, zool. Pediculus
    • ( argo) eşekoğlueşek, pis herif. crab louse kasık biti, kıl biti, zool. Phthirus pubis. plant louse fidan biti, zool. Aphis.
  2176. lousy İng.
    • s. bitli, üstü başı bit dolu
    • (argo) kötü
    • (argo) alçak, iğrenç. He is lousy with money (argo) Onun parası çok. lousiness i. bitlilik
    • iğrençlik
    • berbatlık.
  2177. lout İng.
    • i. kaba adam, aptal veya maskara kimse
    • (slang) eşek. loutish s. soytarı gibi
    • kaba, hoyrat. loutishly z. hoyratça. loutishness i. kabalık, hoyratlık
    • eşeklik.
  2178. louver İng.
    • i. eski zaman binalarında yanları pencereli kubbecik
    • pancur tahtası veya pancurlu pencere
    • hava deliği. louver boards,louver boarding yağmurun girmesine mâni olan pancurlu pencere
    • pancur tahtaları.
  2179. lovable İng.
    • s. sevilir, sevimli, cana yakın, hoş.
  2180. lovage İng.
    • i selam otu, yaban kerevizi, bot. Levisticum officinale.
  2181. love İng.
    • f. sevmek, aşık olmak.
  2182. love İng.
    • i. sevgi, muhabbet, aşk
    • sevgili, yâr, dost
    • b.h. aşk tanrısı, Küpid
    • psik. eros
    • (tenis) sıfır, hiç sayı kazanmamış olma. love affair aşk macerası. love apple (eski) domates. love beads hippilerin taktıkları renkli boncuklar. love charm aşk husule getiren büyü. love child aşk mahsulü, gayri meşru çocuk. love feast dostluk bağlarını kutlayan ve kuvvetlendiren ziyafet. love grass çayırgüzeli, bot. Eragrostis major. love knot muhabbet alameti olarak hususi bir şekilde bağlanan fiyonga. love letter aşk mektubu. love match yalnız aşk üzerine kurulan izdivaç. love potion aşk iksiri. love seat iki kişilik sedir. love story aşk hikâyesi. a labor of love hatır için yapılan iş. fall in love abayı yakmak, aşık olmak. for the love of aşkına, hatırı için. give my love to sevgilerimi söyle. make love sevişmek. not for love or money ne hatır için ne para için, hiç bir surette. There is no love lost between them. Birbirlerini hiç sevmezler. Birbirlerinden nefret ederler.
  2183. love-crossed İng.
    • s. aşkta şanssız.
  2184. love-in-a-mist İng.
    • i. çöreotu, bot. Nigella damascena.
  2185. love-in-idleness İng.
    • i. yabani menekşe.
  2186. love-lies-bleeding İng.
    • i. horoz ibiği çiçegi, yabani kadife çiçeği, bot. Amaranthus tricolor.
  2187. lovebird İng.
    • i. muhabbetkuşu, zool. Meleopsittacus undulatus
    • ufak bir papağan.
  2188. loveless İng.
    • s. sevgisiz, sevgiden mahrum
    • sevgisi olmayan
    • sevilmeyen.
  2189. lovelock İng.
    • i. kakül, zülüf, saçlülesi.
  2190. lovelorn İng.
    • s. sevgilisi tarafından bırakılmış, terkedilmiş
    • aşk hicranı çeken.
  2191. lovely İng.
    • s. güzel, latif, hoş, sevimli, sevilir. loveliness i. güzellik, sevimlilik.
  2192. lover İng.
    • i. âşık, seven kimse, yar, dost. lover of art sanat aşığı.
  2193. lovesick İng.
    • s. aşk hastası, sevdalı.
  2194. lovestruck İng.
    • s. (birisinin) aşkıyle vurulmuş.
  2195. loving İng.
    • s. seven, sevgi gösteren, müşfik. loviny cup iki kulplu büyük içki kâsesi, mükafat olarak verilen kâse. loving-kindness i. şefkat, lütuf, iyilik, merhamet. lovingly z. sevgi ile. lovingness i. sevgi tavrı.
  2196. low İng.
    • f., i. böğürmek
    • i., böğürme.
  2197. low İng.
    • s., z. alçak, yüksek olmayan
    • alçaktaki, aşağıdaki
    • ekvatora yakın
    • ufka yakın
    • alçak gönüllü, mütevazı
    • hakir
    • az
    • ucuz, adi
    • yavaş
    • müz. pes
    • kuvvetsiz, zayıf, baygın
    • sıkıntılı
    • alçak, rezil
    • geri, medeniyetsiz
    • kısa, bodur, boysuz
    • karamsar
    • üzgün
    • z. alçak mevkide veya mevkie
    • ucuz fiyatla
    • pes olarak
    • mütevazı tarzda. low camp bayağı. low comedy fars. Low Countries Hollanda, Belçika ve Lüksemburg. low frequency alçak frekans. low gear birinci vites. low life yoksulluk. Low Mass Katolik kilisesinde müziksiz ve basit ayin. low pressure alçak basınç. low profile dikkati çekme - me siyaseti. low relief hafif kabartma. low tide cezir, inik deniz. high and low havas ve avam, herkes. lay low yatırmak, yatağa düşürmek
    • yıkmak, mahvetmek. lie low saklanmak
    • niyetlerini gizlemek, susup beklemek. run low bitmek üzere olmak. search high and low her yerde aramak.
  2198. low-down İng.
    • s., k.dili alçak, ahlaksız
    • alçakça yapılan.
  2199. low-minded İng.
    • s. adi düşünüşlü, alçak fikirleri olan.
  2200. low-pressure İng.
    • s. alçak basınçlı
    • meteor. normalden aşağı basıncı belirten.
  2201. low-spirited İng.
    • s. kederli, üzgün, tasalı.
  2202. low-water mark İng.
    • alçak su seviyesi işareti
    • bir şeyin en alçak veya en düşük noktası.
  2203. lowborn İng.
    • s. aşağı tabakadan.
  2204. lowboy İng.
    • i. alçak konsol.
  2205. lowbrow İng.
    • s., i. adi, tahsil görmemiş, kültürsüz, basit (kimse).
  2206. lowdown İng.
    • i., k.dili hakikat, bir işin içyüzü.
  2207. lower İng.
    • s., z. daha aşağı
    • daha alçak. lower case minüskül, küçük harf. lower chamber halk meclisi, avam kamarası. lower class alt tabaka. lower criticism metnin aslını araştıran eleştiri. lower court huk. bidayet mahkemesi, alt mahkeme. lower deck ikinci güverte, tavlun. lower school bir okulun hazırlayıcı kısmı. lower world arz, dünya
    • ölüler diyarı. lowermost s. en aşağı, en aşağıda olan.
  2208. lower İng.
    • f. indirmek
    • azaltmak, eksiltmek, tenzil etmek
    • zayıflatmak
    • alçaltmak, rezil etmek
    • müz. pesleştirmek
    • inmek, azalmak, eksilmek.
  2209. lower,lour İng.
    • f., i. surat asmak, somurtmak
    • karartmak (bulut)
    • i. asık surat, kaşlarını çatarak bakma. lowering s. somurtkan
    • kararmış (gök).
  2210. lowland İng.
    • i., gen. çoğ., s. düz arazi, ova
    • s. ovaya mahsus.
  2211. lowlife İng.
    • i. ayaktakımı
    • kopuk, hayta.
  2212. lowly İng.
    • s., z. rütbe veya mevkice asağı
    • mütevazı, alçak gönüllü
    • z. ikinci derecede, aşagı. lowliness i. alçak gönüllülük.
  2213. lownecked İng.
    • s. açık yakalı (elbise), dekolte.
  2214. lowpitched İng.
    • s. alçak sesli, pes sesli
    • heyecansız
    • az meyilli (çatı).
  2215. lowrise İng.
    • s. asansörsüz ve alçak (bina).
  2216. lox İng.
    • i. füme balık.
  2217. lox İng.
    • i., liquid oxygen sıvı oksijen.
  2218. loxodromic İng.
    • s., den. kerte hatları üzerinde seyre ait. loxodromics i. kerte hatları üzerinde seyir sanatı. loxodromic curve, loxodromic line her meridyen ile aynı açıyı yapan çizgi.
  2219. loyal İng.
    • s. sadık, vefalı. loyalist i. her zaman krala sadık kalan kimse. loyally z. sadakatle.
  2220. loyalty İng.
    • i. sadakat, hulus, bağlılık. loyalty oath A.B.D. sadakat yemini.
  2221. lozenge İng.
    • i. pastil
    • baklava biçimi, eşkenar dörtgen
    • baklava şeklinde şey.
  2222. lp İng.
    • i., s. dakikada 33 1/3 devir yapan büyük plak
    • s., bak. long-playing
  2223. lsd İng.
    • i. suni halusinojen bir madde.
  2224. lubber İng.
    • i. acemi ve hantal kimse
    • den. gemi ile az seyahat etmiş kimse.
  2225. lube İng.
    • i., lube oil bak. lubricating oil.
  2226. Lübnan Tür.
    • Lebanon.
  2227. Lübnan Tür.
    • lebanese. lebanon.
  2228. Lübnanlı Tür.
    • lebanese.
  2229. Lübnanlı Tür.
    • Lebanese.
  2230. lubricate İng.
    • f. yağlamak, yağlayarak kolay işler hale getirmek. lubricating oil makina yağı, motor yağı. lubricant i. yağlayıcı madde. lubrica'tion i. yağlama. lubricator i. yağlama cihazı
    • yağdanlık.
  2231. lubricity İng.
    • i. zamparalık, kadın düşkünlüğü
    • yağlılık, kayar halde olma, kayganlık, kaypaklık.
  2232. lubricous İng.
    • s. kaygan
    • dönek
    • zampara.
  2233. luce İng.
    • i. turnabalığı, zool. Esox lucius.
  2234. lucent İng.
    • s. parlak, ziyadar, şeffaf, berrak, açık, aydın, vazıh.
  2235. lucerne İng.
    • i., İng. kaba yonca.
  2236. lucerne İng.
    • i. Luzern.
  2237. lucid İng.
    • s. kolay anlaşılır
    • kafası sağlam
    • aklı başında
    • berrak, vazıh, açık
    • şeffaf. lucid interval hasta veya delinin şuurlu hale geldiği fasıla. lucid'ity, lucid- ness i. berraklık, vuzuh, açıklık
    • akılselim, sağduyu.
  2238. lucifer İng.
    • i. Zühre yıldızı, Venüs, sabah yıldızı
    • Şeytan, İblis
    • k.h., eski kibrit.
  2239. luck İng.
    • i. talih, şans, baht, ikbal
    • uğurlu şey. as luck would have it şansıma. down on one's luck talihsiz, bahtsız. for luck uğur getirsin diye. in luck talihli, şansı açık, bahtiyar. just my luck tam benim şansıma. out of luck talihsiz. try one's luck şansını denemek. worse luck maalesef, ne yazık ki. luckless s. talihsiz, şanssız. lucklessly z. talihsizce.
  2240. luckily İng.
    • z. çok şükür, talihine, bereket versin ki.
  2241. lucky İng.
    • s. talihli, şanslı, uğurlu, meymenetli. lucky day uğurlu gün, mesut gün. lucky dog talihli adam. Lucky dog! Kerata ,sanslı. lucky penny uğurlu para. luckiness i. şanslılık.
  2242. lucrative İng.
    • s. karlı, kazançlı, yararlı. lucratively z. karlı olarak, kazançlı olarak.
  2243. lucre İng.
    • i. para, servet. filthy lucre (şaka) para, akçe.
  2244. lucubrate İng.
    • f. gece geç saatlere kadar çalışmak, kafa yorarak çalışmak
    • emekle eser meydana getirmek. lucubra'tion i. emekle meydana getirilmiş eser. lu'cubrator i. böyle emekle çalışan kimse. lu'cu- bratory s. gece çalışmasına ait
    • zahmetli, yorucu, sıkıntılı, emekli.
  2245. luddite İng.
    • i. makina düşmanı, makinaların işçinin zararına kullanıldığına inanan kimse.
  2246. ludic İng.
    • s. oynama ile ilgili
    • civelek, oynak.
  2247. ludicrous İng.
    • s. gülünç, güldürücü, komik. ludicrously z. gülünç şekilde, komik olarak. ludicrousness i. komiklik, güldürücülük.
  2248. lues İng.
    • i., tıb. frengi.
  2249. lüfer Tür.
    • bluefish.
  2250. lüfer Tür.
    • blue fish.
  2251. luff İng.
    • i., f., den. orsa seyiri
    • flok ve velena yelkenlerinde lerno yakası ve astarı
    • f. orsa etmek, orsasına seyretmek. luff tackle adi palanga, orsa palangası.
  2252. luffa İng.
    • bak. loofa.
  2253. lug İng.
    • f. (-ged,- ging) çekmek, sürüklemek
    • güçlükle taşımak
    • zorla sokmak (lüzumsuz söz veya hikaye)
    • ağır ağır hareket etmek, sürüklenmek.
  2254. lug İng.
    • i., İskoç. kulak veya kulak memesi
    • kulp, sap
    • araba okunun içinden geçtiği meşin halka.
  2255. lügat Tür.
    • dictionary. lexicon.
  2256. lügatçe Tür.
    • vocabulary.
  2257. luggage İng.
    • i. bagaj, yolcu eşyası. luggage van İng. eşya vagonu. personal luggage şahsi yol eşyası.
  2258. lugger İng.
    • i. iki veya üç direkli ve aşırmalı yelken kullanan gemi.
  2259. lugsail,lug İng.
    • i. aşırmalı yelken, hasır yelken.
  2260. lugubrious İng.
    • s. fazla hazin, acıklı
    • çok kasvetli, sıkıntılı
    • aslk suratlu
  2261. lugworm İng.
    • i. kuma gömülen halkalı deniz kurdu.
  2262. luke İng.
    • i. Yeni Ahdin üçüncü kitabı
    • bu kitabın yazarı.
  2263. lukewarm İng.
    • s. ılık
    • soğuk, kayıtsız, ilgisiz. lukewarmly z. ılık olarak
    • ilgisizce. lukewarmness il ılıklık
    • kayıtsızlık.
  2264. lüks Tür.
    • luxury. lantern (containing a pressure pump. lux (unit of illumination. luxurious. posh.
  2265. lüks Tür.
    • luxurious. luxe. costly. plush. plushy. posh. pukka. ritzy. sumptuous. swish. tony. voluptuous. de luxe. luxury. costliness. grandeur. lux. stateliness. sumptuousness.
  2266. lüks Tür.
    • de luxe. exclusive. luxurious. luxury. posh. rich. lux. gracious.
  2267. lüks baskı Tür.
    • splendid edition. de luxe edition. cabinet edition. edition de luxe.
  2268. lüks hayat Tür.
    • high life. fat living. luxurious life. luxury life.
  2269. lüle Tür.
    • ringlet. curl. lock of hair. twist. fold. roll. clay bowl of a tobacco pipe. spout of a fountain.
  2270. lüle Tür.
    • curl. lock. ringlet. pouffe. pouf. puff. tress. pipe bowl.
  2271. lüleci çamuru Tür.
    • pipe clay.
  2272. lull İng.
    • f., i. sakinleştirerek uyutmak, uyuşturmak, teskin etmek
    • uyuşmak, teskin olunmak, sükun bulmak
    • i. muvakkat sukunet
    • ara verme, fasıla.
  2273. lullaby İng.
    • i. ninni
    • müz. ninniye benzer parça.
  2274. lulu İng.
    • i., k.dili olağanüstü bir şey.
  2275. lumbago Tür.
    • The state or quality of being lucky
    • as, the luckiness of a man or of an event.
  2276. lumbago Tür.
    • Producing, or resulting in, good by.
  2277. lumbago Tür.
    • Pain in the lumbar or loin region. back pain.
  2278. lumbago Tür.
    • lumbago.
  2279. lumbago Tür.
    • lumbago.
  2280. lumbago Tür.
    • Lawrence.
  2281. lumbago Tür.
    • Good fortune
    • favorable issue or event.
  2282. lumbago Tür.
    • Favored by luck
    • fortunate
    • meeting with good success or good fortune
    • said of persons
    • as, a lucky adventurer.
  2283. lumbago Tür.
    • Being without luck
    • unpropitious
    • unfortunate
    • unlucky
    • meeting with ill success or bad fortune
    • as, a luckless gamester
    • a luckless maid.
  2284. lumbago Tür.
    • A rheumatic pain in the loins and the small of the back. backache affecting the lumbar region or lower back
    • can be caused by muscle strain or arthritis or vascular insufficiency or a ruptured intervertebral disc In a lucky manner
    • by good fortune
    • fortunately
    • used in a good sense
    • as, they luckily escaped injury.
  2285. lumbago Tür.
    • A non-medical term signifying pain in the lumbar region Archaic term meaning back pain.
  2286. lumbago Tür.
    • A non-medical term signifying pain in the lumbar region.
  2287. lumbago Tür.
    • An imprecise term for low back pain. backache affecting the lumbar region or lower back
    • can be caused by muscle strain or arthritis or vascular insufficiency or a ruptured intervertebral disc.
  2288. lumbago Tür.
    • A general term meaning pain in the back.
  2289. lumbago İng.
    • i., tıb. belağrısı, lumbago.
  2290. lumbar İng.
    • s., i., anat. bele ait (damar, sinir). lumbar region bel nahiyesi, bel. lumbar vertebrae bel omurları.
  2291. lumber İng.
    • i., f. kereste
    • f. kereste kesmek
    • ormanda ağaç kesmek lumberjack i. ormanda ağaç kesen kimse. lumberman i. keresteci, hızarcı, bıçkıcı. lumberyard i. kereste deposu. lumber mill kereste kesme yeri.
  2292. lumber İng.
    • i., f., ing. kalabalık eden ve kullanılmayan eşya
    • f. lüzumsuz eşya ile doldurmak.lumber room ing. sandık odası.
  2293. lumber İng.
    • f. hantal hantal yürümek.
  2294. lumbering İng.
    • s. hantal, kaba
    • gürültülü. lumberingly z .hantalca
  2295. lumbering İng.
    • i. kereste için ağaç kesimi.
  2296. lumen İng.
    • i. (çoğ. mina) lümen, ışık ölçü birimi
    • anat. tüp şeklindeki organın içindeki boşluk.
  2297. lümen Tür.
    • lumen.
  2298. lümen Tür.
    • lumen.
  2299. luminary İng.
    • i. ışık veren cisim (bilhassa günes veya ay)
    • aydınlatıcı ve bilgili kimse.
  2300. luminescence İng.
    • i. parlaklık, ışıldama luminescent s. ışıldayan.
  2301. luminiferous İng.
    • s. ışık saçan.
  2302. luminous İng.
    • s. parlak, aydınlık, ziyadar
    • akıllı, zeki
    • berrak, açık, vazıh. luminously z. parlak şekilde, berrak olarak. Iuminosity i. parlaklık.
  2303. lummox İng.
    • i., A.B.D., k.dili aptal veya bön kimse, ahmak kimse.
  2304. lump İng.
    • f., k.dili ister istemez tahammül etmek, kahrını çekmek. If you don't like it you can lump it (argo) Beğensen de bir beğenmesen de.
  2305. lump İng.
    • i., f. parça, küme, biçimsiz parça, topak, yumru
    • öbek
    • şiş
    • yığın, toptan şey
    • hantal kimse, ahmak kimse
    • f. yığmak, biçimsiz parça haline koymak
    • bir araya getirmek
    • toptan almak veya satmak
    • hantal hantal dolaşmak. lump coal iri parçalar halinde madenkömürü.lump sugar kesme şekerl Iump sum yekten, hep birden verilen para. have a lump in one's throat üzüntüden boğazı tıkanmak. in the lump toptan, hep birden. lumpish s. siş gibi, yumru gibi
    • aptal. lumpishness i. topak hali
    • ağırlık. lumpy s. yumrularla dolu, yumru yumru, topak topak.
  2306. lümpen Tür.
    • lumpen.
  2307. luna , luna İng.
    • i. ay
    • ay tanrıçası
    • (eski) gümüş. Luna moth Amerika'ya mahsus iri bir pervane, zool. Tropaea luna.
  2308. lunacy İng.
    • i. delilik, cinnet, akıl hastalığı, divanelik, kaçıklık, ahmaklık, delicesine hareket.
  2309. lunapark Tür.
    • funfair. fun fair. amusement park.
  2310. lunapark Tür.
    • funfair. amusement park. pleasure ground.
  2311. lunapark Tür.
    • amusement park. funfair.
  2312. lunar İng.
    • s. aya ait, kameri
    • yarımay şeklinde
    • gümüşe ait, gümüşlü. lunar caustic cehennemtaşı. lunar distance ayın güneşten veya bir yıldızdan derece hesabıyle olan uzaklığı. lunar module, LM aya insan götürmek için kullanılan roketin en ön kısmı. lunar month kameri ay. lunar rainbow ay lşığından meydana gelen gökkuşağı. lunar year yeni ay ile başlayan on iki veya on üç aylık yıl, ay yılı.
  2313. lunarian İng.
    • i. ayda yaşadığı farz edilen kimse
    • ayı inceleyen kimse.
  2314. lunate İng.
    • s. yarımay şeklinde.
  2315. lunatic İng.
    • s., i. deli, mecnun, akıl hastası, çılgıca yapılan
    • delilere mahsus
    • i. deli kimse. lunatic fringe aşırı hareketlerle bir fikir veya hareketi destekleyen kimseler.
  2316. lunation İng.
    • i. iki yeni ay arasındaki 291/2 günlükdevre, kameri ay.
  2317. lunch İng.
    • i., f. hafif yemek, öğle yemeği
    • öğle yemeğinde yenen yiyecekler
    • f. öğle yemeği yemek veya yedirmek. lunch counter büfe. lunch hour öğle tatili.
  2318. luncheon İng.
    • i. hafif yemek, hafif öğle yemeği. luncheonette' i hafif yemeklerin satıldığı küçük büfe.
  2319. lunchroom İng.
    • i. sandviç ve hafif yemekler yenilen lokanta.
  2320. lune İng.
    • i., geom. birbirini kesen iki yayın meydana getirdiği şekil
    • hilâl şeklinde her hangi bir şey.
  2321. lunette İng.
    • i. duvar veya kubbedeki hilâl şeklinde aralık
    • ask. ay tabya.
  2322. lung İng.
    • i. akcierlerin her biri. lungs i, çoğ. akciğer. at the top of his lungs avazı çıktığı kadar.
  2323. lunge İng.
    • i., f. kılıç ile hamle
    • saldırış, hamle
    • f. eskrim veya boksta hamle etmek
    • saldlrmak, davranmak.
  2324. lungwort İng.
    • i. ciğerotu, bot. Pulmonaria officinalis.
  2325. lunisolar İng.
    • s. güneşle aynı ilişkisine veya hareketine ait.
  2326. luny İng.
    • bak. loony.
  2327. lup Tür.
    • magnifying glass. reading glass.
  2328. lup Tür.
    • Lying Up Position.
  2329. lup Tür.
    • loop.
  2330. lup Tür.
    • Lay up point.
  2331. lup Tür.
    • Late Upper Palaeolithic.
  2332. lupine İng.
    • s. kurda ait
    • aç kurt gibi
    • vahşi, yırtıcı.
  2333. lupine İng.
    • i. acı bakla, bot. Lupinus.
  2334. lupus İng.
    • i., tıb. deri veremi.
  2335. lurch İng.
    • i., f., den. geminin birdenbire sallanması veya silkinmesi
    • sarhoş gibi sendeleme
    • f. sallanmak, silkinmek
    • sendelemek.
  2336. lurch İng.
    • i., (eski) müşkül durum. leave in the lurch güç bir zamanda terketmek (bir dost veya ortağı).
  2337. lurcher İng.
    • i. pusu kuran kimse
    • adi hırsız, dolandırıcı, aldatıcı kimse .
  2338. lure İng.
    • i., f. hayan veya balık tutmak için yem
    • şahin veya atmacayı geri getirmek için gösterilen kuş veya ete benzer şey
    • cazibe, tuzak
    • f. cezbetmek
    • kuş veya et gibi bir şey göstererek çağırmak (şahin).
  2339. lurid İng.
    • s. korkunç, dehşetli, korkutucu
    • donuk, uçuk renkli
    • karanlıkta kızıl alev saçan, kızıl renkli
    • renkli, parlak.
  2340. lurk İng.
    • f. hırsız gibi gizlenmek, pusuya yatmak
    • gizli olmak
    • gizli gizli dolaşmak. on the lurk pusuda lurkingplace i. pusu yeri
    • hırslızın gizlendiği yer.
  2341. lusaka İng.
    • i. Kuzey Rodezya'nın başşehri, Lusaka.
  2342. luscious İng.
    • s. pek tatlı, çok lezzetli
    • fazla tatlı
    • zevki okşayan lusciously z çok lezzetli olarak. lusciousness i. lezzetlilik.
  2343. lush İng.
    • i., f., (argo) ayyaş kimse
    • f. çok içki içirmek veya içmek.
  2344. lush İng.
    • s. çok sulu, çok özlü
    • bereketli, bol
    • lezzetli
    • cafcaflı.
  2345. lust İng.
    • i., f. şehvet, şehvet düşkünlüğü
    • nefsaniyet
    • çok kuvvetli ve karşı konulamaz arzu
    • arzu, heves, düşkünlük
    • f. şehvetli olmak. lust for, lust after şehvetle arzu etmek.
  2346. luster İng.
    • ing. -tre i., f. parlaklık, parıltı
    • cila
    • şaşaa, göz allalık, ihtişam
    • şamdan, avize, ışık veren şey
    • çok güzel olma
    • şöhret
    • f. cilalamak, parlaklık vermek. lusterware i. sırlı çanak çömlek. lusterless s. cilâsız, donuk, mat
    • zevksiz.
  2347. lustful İng.
    • s. şehvet düşkünü, şehvetli. lustfully z. şehvetli olarak. lustfulness i. şehvet düşkünlüğü.
  2348. lustral İng.
    • s. arınmaya ait
    • arınmak için kullanılan
    • beş senede bir olan.
  2349. lustrate İng.
    • f. törenle arıtmak, yıkayıp arıtmak (ayinde)
    • şartlamak. lustra'tion i ayinde yıkayıp arıtma.
  2350. lustre İng.
    • bak. luster.
  2351. lustrous İng.
    • s. parlak. lustrously z. parlak olarak. lustrousness i. parlaklık.
  2352. lustrum İng.
    • i. (çoğ. tra, trums) (eski) Roma'da beş senede bir yapılan nufus sayımı
    • bu zamanda yapılan genel arınma
    • beşsenelik müddet.
  2353. lusty İng.
    • s. vücudu kuvvetli, sağlam, dinç, canlı, gürbüz
    • kuvvetli. lustily z. kuvvetle, şiddetle. lustiness i. kuvvet, şiddet
    • şevk, iştah, zevk, canlılık.
  2354. lute İng.
    • i., f. borunun ek yerlerini yapıştırmak için kullanılan ince toz haline getirilmiş bir kil bileşimi
    • f. böyle bir bileşimle sıvamak.
  2355. lute İng.
    • i., f., müz. ut, lavta cinsinden telli saz, kopuz
    • f. ut çalmak. lutist, lutanist i. udi, kopuzcu.
  2356. luteous İng.
    • s. açık veya orta koyulukta yeşilimsi sarı renkli.
  2357. lutestring İng.
    • i. bir çeşit parlak ipekli kumaş.
  2358. lütfen Tür.
    • please. very kindly. would / do you mind.
  2359. lütfen Tür.
    • kindly. please.
  2360. lütfen Tür.
    • kindly.
  2361. lütfetmek Tür.
    • to be so kind as to. to be so good as to give or grant. to oblige. condescend. deign. vouchsafe.
  2362. lütfetmek Tür.
    • oblige. to be so kind as to. to deign. to condescend.
  2363. lütfetmek Tür.
    • oblige. do the favor. do the favour. grace. condescend. deign. vouchsafe.
  2364. lütuf Tür.
    • kindness. kind deed. boon. favour. good grace. voluntary courtesy.
  2365. lütuf Tür.
    • blessing. favour. grace. mercy. kindness. boon. favor.
  2366. lux İng.
    • i (çoğ. es, luces) fiz. ışık ölçüsü birimi.
  2367. luxate İng.
    • f. mafsaldan çıkarmak, yerinden çıkarmak, burkmak. luxa'tion i. çıkık.
  2368. luxe İng.
    • i. lüks, çok süslü şey. de luxe lüks, şatafatlı.
  2369. luxembourg İng.
    • i. Lüksemburg.
  2370. luxuriant İng.
    • s.. bereketli, çok bol
    • çok süslü. luxuriance, -cy i. bolluk. luxuriantly z. bol olarak
    • çok süslü olarak.
  2371. luxuriate İng.
    • f. lüks ya şamak
    • pek çok zevk almak
    • külfetli şekilde yetişmek.
  2372. luxurious İng.
    • s. lüks, lükse ait, zevk verici, çok rahat. luxuriously z. lüks olarak, çok rahat şekilde. luxuriousness i. lüks olma, rahatlık.
  2373. luxury İng.
    • i. lüks şey
    • çok zevk veren şey
    • lüks hayata dalma
    • fazla bolluk içinde yaşama.
  2374. luzon İng.
    • i. Luzon.
  2375. lüzum Tür.
    • need. occasion. want. necessity.
  2376. lüzum Tür.
    • necessity. need. call. occasion. want.
  2377. lüzumlu Tür.
    • necessary. needed. requ-ired.
  2378. lüzumsuz Tür.
    • unnecessary. unneeded. needless.
  2379. lüzumsuz Tür.
    • needless. redundant. superfluous. unnecessary. uncalled-for. superfluous gereksiz.
  2380. lüzumsuz Tür.
    • inutile.
  2381. lüzumsuzluk Tür.
    • needlessness. unnecessariness.
  2382. lycanthropy İng.
    • i., tıb. hastamn kendini kurt zannederek kurt gibi hareket etme deliliği
    • halk edebiyabnda sihirbazlıkla bir insaın kurt haline konulması.
  2383. lycaonia İng.
    • i., tar. Likaonya, Konya yöresinin eski ismi.
  2384. lyceie İng.
    • i. lise.
  2385. lyceum İng.
    • i., b.h. Atina yakınlarında Aristo'nun felsefe öğrettiği koru
    • konferans salonu
    • konferans ve konser yoluyle halk eğiten örgüt
    • lise.
  2386. lycia İng.
    • i., tar. Likya, Muğla yöresinin (eski) ismi.
  2387. lycopod İng.
    • i. kurdayağı, bot. Lycopodium clavatum.
  2388. lycopodium İng.
    • i., ecza. kurdayağı tozu.
  2389. lyddite İng.
    • i. asit pikrikten meydana gelen kuwetli bir patlaylıcı madde, lidit.
  2390. lydia İng.
    • i., tar. Lidya, Manisa yöresinin eski ismi.
  2391. lydian İng.
    • s., i. (eski) Lidya'ya ait
    • kadınsı
    • şehvet düşkünü
    • i. Lidyalı kimse
    • Lidya dili. Lydian mode müz. eski Yunanlılarda yumuşak ve sinirleri gevşetici bir gam. Lydian stone mihenk taşı.
  2392. lye İng.
    • i. kül suyu, boğada suyu.
  2393. lying İng.
    • i. yalan söyleme, yalancılık.
  2394. lying İng.
    • i. yatış
    • yatacak yer. lying-in i. çocuk doğurma
    • loğusalık. lying to den. faça edip yatma.
  2395. lymph İng.
    • i., tıb. lenfa, akkan. lymph node. lenf bezi, akkan düğümü.
  2396. lymphatic İng.
    • s., i. lenfatik
    • içinde lenf bulunan
    • lenfe ait
    • heyecansız, aşırı serin kanlı, kaygısız, tembel halli
    • i. lenf damarı. lymphatic gland lenf bezi. lymphatic system lenf sistemi. lymphatic vessel lenf damarı.
  2397. lynch İng.
    • f. yargılamadan öldürmek, linç etmek. Iynch law linç kanunu.
  2398. lynx İng.
    • i. vaşak, kara kulak, zool. Caracal melanotis. pardine lynx vaşak, zool. lynx pardina. lynx-eyed s. çok keskin gözlü.
  2399. lyonaise İng.
    • s. ince dilinmiş soğan ile pişirilmiş (patates).
  2400. lyra İng.
    • i., astr. Şilyak takım yıldızı.
  2401. lyre İng.
    • i., müz. çenk, bir çeşit harp. lyre bird zool. Avustralya'ya mahsus ve kuyruğu çenk şeklinde bir çeşit kuş. lyrist i.çenk çalan kimse
    • gazel yazan veya okuyan kimse.
  2402. lyric İng.
    • s., i. lirik
    • i. gazel, lirik şiir
    • çoğ. güfte. lyric drama lirik dram. lyric poetry lirik şiirler. lyrical s.gazele ait, şiir tarzında. lyricism i. lirizm, lirik nitelikleri olma. lyricist i. şarkı veya müzikli oyun için güfte yazarı.
  2403. lyse İng.
    • f., tıb. kaybolmak,yok olmak (hastalık belirtisi, bakteriler)
    • yok etmek.
  2404. lysine İng.
    • i., biyokim. bir çok proteinde bulunan bir amino asit,lizin.
  2405. lysis İng.
    • i., tıb. hastalık belirtilerinin tedricen kaybolması
    • bi-yokim.hücrelerin eriyip yok olması.
  2406. lysol İng.
    • i. lizol.
  2407. lyssa İng.
    • i.,tıb.kuduz hastalığı.