Türkçe - İngilizce Sözlük J

  1. j İng.
    • (fiz.) joule.
  2. j,j İng.
    • (i.) İngiliz alfabesinin onuncu harfi
    • c sesi.
  3. j. İng.
    • (kıs.) Journal, Judge, Justice.
  4. j.p. İng.
    • kıs. Justice of the Peace.
  5. ja İng.
    • (kıs.) judge Advocate.
  6. ja. İng.
    • (kıs.) January.
  7. jab İng.
    • (f.), (i.) dürtmek, itmek
    • ucu keskin bir şeyle dürtmek
    • (i.) dürtme, saplama.
  8. jabber İng.
    • (f.) hızlı konuşmak, çabuk çabuk konuşmak
    • anlaşılmaz şekilde söz söylemek
    • anlamsız laf etmek
    • (i.) çabuk konuşma
    • anlaşılmaz veya manasız laf.
  9. jabiru İng.
    • (i.) sıcak memleketlerde bulunan bir çeşit leylek, (zool.) Jabiru mycteria.
  10. jabot İng.
    • (i.), (Fr.) büzgülü dantel veya muslin göğüslük.
  11. jacinth İng.
    • (i.) sümbül, (bot.) Hyacinthus
    • (bak.) hyacinth.
  12. jack İng.
    • (f.), up ile bocurgatla yükseğe kaldırmak
    • bir kimseye vazifesini hatırlatmak.
  13. jack İng.
    • (i.), (oto.) kriko
    • adam, köylü
    • gemici
    • ağır yükleri yerinden kaldırmaya özgü makina, bocurgat makinası
    • iskambil bacak, vale
    • bazı oyunlarda top
    • argo para
    • (elek.) priz
    • (den.) cıvadra sancağı, demir sancağı
    • ingiliz veya Amerikan bayraklarının üst köşesinde bulunan dikdörtgen kısımdan ibaret sancak
    • erkek hayvan (eşek, tavşan)
    • eskiden kullanılan bir zırhlı ceket
    • (çoğ.) beş taş oyunu. creeping jack damkoruğu, (bot.) Sedum acre. every man jack herkes.
  14. jack frost İng.
    • şiddetli ayaz veya kırağı.
  15. jackadandy İng.
    • (i.), eski çıtkırıldım delikanlı, züppe, cicibey.
  16. jackal İng.
    • (i.) çakal, (zool.) Canis aureus
    • başkasının hesabına alçakça iş gören kimse.
  17. jackanapes İng.
    • (i.) terbiyesiz veya kendini beğenmiş kimse.
  18. jackass İng.
    • (i.) erkek eşek
    • ahmak adam, eşek herif. Iaughing jackass Avustralya'ya özgü bir cins balıkçıl.
  19. jackboot İng.
    • (i.), (f.), (s.) kaba kuvvet
    • kaba kuvvet kullanan kimse
    • (f.) kaba kuvvet kullanarak başkasını boyun eğmeye zorlamak
    • (s.) kaba kuvvete dayanan.
  20. jackdaw İng.
    • (i.) bir tür küçük karga, (zool.) Corvus monedula.
  21. jacket İng.
    • (i.), (f.) ceket
    • ciltli kitabın üstüne geçirilen kâğıt kap
    • (mak.) silindir ceketi
    • (f.), (mak.) silindire ceket geçirmek, kaplamak.
  22. jackhammer İng.
    • (i.) basınçlı hava ile çalışan kaya delgisi.
  23. jackinthebox İng.
    • (i.) kutu açılınca içinden fırlayan yaylı kukla.
  24. jackinthepulpit İng.
    • (i.) yılan yastığına benzer bir Amarikan bitkisi, (bot.) Arisaema triphyllum.
  25. jackknife İng.
    • (i.) iri çakı.
  26. jacklight İng.
    • (i.) balıkçı feneri.
  27. jacko'lantern İng.
    • (i.) içi oyulmuş ve bir tarafına insan çehresi şekili verilmiş kabaktan oyuncak fener
    • bataklık yerlerde görülen bir aydınlık, bataklık yalazı.
  28. jackofalltrades İng.
    • (i.9 elinden her iş gelen kimse, becerikli kimse.
  29. jackplane İng.
    • (i.) marangoz rendesi, kaba planya.
  30. jackpot İng.
    • (i.), iskambil pot, ortada biriken para. hit the jackpot ABD, (k.dili) en büyük hediyeyi kazanmak, büyük bir başarı kazanmak.
  31. jackscrew İng.
    • (i.) kriko, miçaço.
  32. jackstraw İng.
    • (i.) önemsiz kimse, kukla
    • değersiz şey.
  33. jackstraws İng.
    • (i.) Mikado'nun çöpleri, bu çöplerle oynanan oyun.
  34. jacktar İng.
    • (i.), (k.dili) gemici.
  35. jackup İng.
    • (i.), ABD yükselme, artış.
  36. jacob İng.
    • (i.) Yakup peygamber, Yakup.
  37. jacob's ladder İng.
    • Yakup Peygamberin rüyasında gördüğü dünya ile cennet arasındaki merdiven
    • (den.) çoğunlukla tahta basamakları olan ip merdiven.
  38. jacob'sladder İng.
    • (i.) Yunan kediotu, (bot.) Polemonium caeruleum
    • bu türden herhangi bir bitki .
  39. jacobean İng.
    • (s.), (i.) İngiliz kralı 1. James'e veya zamanına ait
    • 17. yüzyıl İngiliz mimari şekline ait
    • (i.) bu devirde yaşamış önemli kimse.
  40. jacobin İng.
    • (i.) Fransa ihtilâli sırasmda şiddet dönemini başlatan politikacı
    • Dominik tarikatında papaz.
  41. jacquard İng.
    • (s.) jakar. Jacquard loom desenli dokuma tezgâhı.
  42. jactitation İng.
    • (i.) övünme
    • (huk.) başkasının zararına olan boş övünme veya sav
    • (tıb.) çırpınma. jactitation of marriage (İng.), (huk.) gerçeğe aykırı olarak belirli bir şahısla evlenmiş gibi davranma suçu.
  43. jade İng.
    • (i.), (f.) yaşlı ve işe yaramaz beygir, yılkı atı
    • cadı karı, şirret kadın
    • fahişe
    • (f.) ağır bir işe koşarak takatini kesmek, çok yormak jaded s çok yorgun, bitkin
    • isteksiz, zevksiz.
  44. jade İng.
    • (i.) yeşim.
  45. jaeger İng.
    • (i.), (Al.) yırtıcı bir deniz kuşu, (zool.) Stercorarius.
  46. jaffa İng.
    • (i.) İsrail'de Yafa şehri.
  47. jag İng.
    • (i.), ABD, argo esrarın etkisinde olma
    • sarhoş edecek miktarda içki
    • içki âlemi
    • nöbet. have a jag on ABD, (argo.) sarhoş olmak, kafayı bulmak
    • esrarın etkisinde olmak.
  48. jag İng.
    • (i.), (f.) (ged, ging) viraj, keskin dönüş
    • diş, sivri uç
    • ok dikeni gibi herhangi bir şey
    • (f.) diş diş etmek, çentmek .
  49. jagged İng.
    • (s.) dişli, çentik, kertikli, sivi uçlu.
  50. jaggery İng.
    • (i.) hurma suyundan yapılan bir çeşit koyu renk şeker.
  51. jaggy İng.
    • (s.) çentik, kertikli.
  52. jaguar Tür.
    • jaguar.
  53. jaguar Tür.
    • It is usually brownish yellow, with large, dark, somewhat angular rings, each generally inclosing one or two dark spots.
  54. jaguar Tür.
    • It is chiefly arboreal in its habits.
  55. jaguar Tür.
    • Called also the American tiger. a large spotted feline of tropical America similar to the leopard
    • in some classifications considered a member of the genus Felis.
  56. jaguar Tür.
    • a large spotted feline of tropical America similar to the leopard
    • in some classifications considered a member of the genus Felis.
  57. jaguar Tür.
    • A large and powerful feline animal, ranging from Texas and Mexico to Patagonia.
  58. jaguar İng.
    • (i.) Amerika'ya özgü kaplan cinsinden yırtıcı bir hayvan, jagar .
  59. jaialai İng.
    • hentbola benzer bir İspanyol oyunu.
  60. jail, (ıng.) gaol İng.
    • (i.), (f.) cezaevi, tutukevi, hapishane, tevkifhane
    • hapis
    • (f.) hapishaneye kapamak, hapsetmek, tutuklamak. jail fever tifüsün eski ismi.
  61. jailbird İng.
    • (i.) hapishane gediklisi
    • mahpus
    • ip kaçkını
    • pranga kaçağı.
  62. jailer ,(ıng.) gaoler İng.
    • (i.) gardiyan.
  63. jain İng.
    • (i.) Hindu dininin bir koluna mensup kimse. Jainism (i.) Hindu dininin bir kolu .
  64. jakarta İng.
    • (i.) Cakarta, Endonezya'nın başkenti.
  65. jake İng.
    • (s.), argo yolunda, iyi vaziyette, slang işler tıkırında .
  66. jaketatay Tür.
    • morning coat.
  67. jakuzi Tür.
    • jacuzzi.
  68. jakuzi Tür.
    • jacuzzi.
  69. jalap İng.
    • (i.) calapa, (bot.) Exogonium purga
    • bu bitkiden çıkarılan müshil ilâç.
  70. jalopy , jaloppy İng.
    • (i.), ABD, argo külüstür otomobil.
  71. jalousie İng.
    • (i.), Fr. Venedik usulü pancur, jaluzi.
  72. jaluzi Tür.
    • venetian blind. sunblind. window shade.
  73. jaluzi Tür.
    • venetian blind.
  74. jaluzi Tür.
    • blind. persian blinds. persiennes. window shade. venetian blind. jalousie.
  75. jam İng.
    • (f.) (med, ming) (i.) sıkıştırıp kımıldamaz hale koymak, kıstırmak
    • bir şeyin arasına sıkışıp hareketini durdurmak
    • sıkışmak, çalışmaz veya işlemez hale gelmek (makina, kapı)
    • (i.) sıkışma, sıkıştırılma
    • bir araya sıkışmış insan veya şeyler
    • zor durum
    • akıntıya engel olan birikinti
    • radyo yayına engel olmak üzere başka bir istasyondan yapılan kuvvetli gürültü. traffic jam trafik tıkanması. jampacked (s.) dopdolu kalabalık, iğne atsan yere düşmeyecek halde. jam session (müz.) caz müzisyenlerinin bir araya gelerek müzik yapmaları.
  76. jam İng.
    • (i.) reçel, marmelat.
  77. jamaiea İng.
    • (i.) Jamaika.
  78. jamb İng.
    • (i.) kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı, süve
    • (mad.) galeri içinde direk olarak bırakılan maden cevheri .
  79. jambon Tür.
    • It is the French word for "ham" which consists of the hind leg of the pig, separated from the carcass at about the second joint of the verebrae.
  80. jambon Tür.
    • ham.
  81. jambon Tür.
    • ham.
  82. jambon Tür.
    • French: ham.
  83. jambon Tür.
    • A gun, so called from its fanciful resemblance to a "betterave" or jambon The botanical name of the root is melochia "What would you do to me, brigand? Give me fifty blows of a matraque, as your officer gave you last week for stealing his jambon?" - Ouida: Under Two Flays, chap xvi Jambuscha [Jam-bus-cah ] Adam"s preceptor, according to the pre-Adamites Sometimes called Boan, and sometime Zagtith. [French] ham. meat cut from the thigh of a hog.
  84. jambon Tür.
    • A gun, so called from its fanciful resemblance to a "betterave" or jambon The botanical name of the root is melochia "What would you do to me, brigand? Give me fifty blows of a matraque, as your officer gave you last week for stealing his jambon?" - Ouida: Under Two Flays, chap xvi Jambuscha [Jam-bus-cah ] Adam"s preceptor, according to the pre-Adamites Sometimes called Boan, and sometime Zagtith.
  85. jamboree İng.
    • (i.), argo cümbüş, eğlenti, slang gırgır.
  86. jan. İng.
    • (kıs.) January.
  87. jandarma Tür.
    • gendarmerie. police soldier. gendarme. the corps of gendarmes. constable. county constabulary. county police. rural police. rural policeman.
  88. jandarma Tür.
    • gendarme. police soldier. gendarmerie.
  89. jandarma Tür.
    • gendarme. constabulary.
  90. jandarmalık Tür.
    • the duty of a gendarme. policing.
  91. jangle İng.
    • (f.), (i.) ahenksiz ses çıkarmak
    • kavga etmek, çekişmek
    • (i.) ahenksiz ses
    • gürültü.
  92. janissary, janizary İng.
    • (i.) yeniçeri.
  93. janitor İng.
    • (i.) bir binanın temizlik ve tamir işleriyle meşgul olan memur
    • kapıcı, odacı.
  94. janjan Tür.
    • changeable.
  95. jant Tür.
    • wheel rim.
  96. jant Tür.
    • See Jaunt.
  97. jant Tür.
    • rim. rim. felloe. felly. tire rim.
  98. jant Tür.
    • felloe. felly. rim. tire rim.
  99. january İng.
    • (i.) ocak ayı.
  100. janus İng.
    • (i.) eski Roma'da kapılar mabudu, başı iki yüzlü bir ilâh.
  101. jap İng.
    • (kıs.) Japan, Japanese.
  102. japan İng.
    • (f.) (ned, ning) Japon lakası ile cilâlamak.
  103. japan İng.
    • (i.) Iaka parlak ve sert cilâ, Japon verniği
    • Japon tarzında işlenmiş ve cilâlanmış şey.
  104. japan İng.
    • (i.) Japonya. Sea of Japan Japon denizi.
  105. japanese İng.
    • (i.), (s.) Japon, Japonya halkı
    • Japon dili, Japonca
    • (s.) Japonya'ya ait.
  106. jape İng.
    • (f.), (i.), eski şaka etmek
    • slang işletmek, aldatmak, alay etmek
    • (i.) şaka, hile, oyun.
  107. Japon Tür.
    • Japanese silk, Japan silk.
  108. Japon Tür.
    • japanese. japonic. jap. japanese. nip.
  109. Japon Tür.
    • japanese.
  110. Japon Tür.
    • japanese.
  111. Japonca Tür.
    • the Japanese language. in Japanese.
  112. Japonca Tür.
    • japanese.
  113. japonica İng.
    • (i.) Japon ayvası, (bot.) Chaenomeles lagenaria
    • kamelya, japongülü, (bot.) Thea japonica.
  114. Japonya Tür.
    • jap. japan.
  115. Japonya Tür.
    • Japan. japan.
  116. Japonya Tür.
    • japan.
  117. jar İng.
    • (i.) kavanoz.
  118. jar İng.
    • (f.) (red ring) (i.) sarsmak
    • titretmek
    • sinirlendirmek
    • sinirine dokunmak, batmak
    • bozuk ve çatlak ses çıkartmak, ahenksiz ses çıkarmak
    • (i.) sarsıntı, şok
    • çatlak ses. on a jar on the jar hafifçe aralık.
  119. jardiniere İng.
    • (i.) saksı, saksılık
    • haşlanmış sebzeler.
  120. jargon Tür.
    • Words and phrases only you and a small circle of friends know Used for flashing around to show who is in and who is out.
  121. jargon Tür.
    • To utter jargon
    • to emit confused or unintelligible sounds
    • to talk unintelligibly, or in a harsh and noisy manner.
  122. jargon Tür.
    • The technical language of a special field Learning linguistic terms has been important to our course Groups use specialized lexicon to communicate more directly or accurately, express group solidarity, and maintain status or oppositional identity.
  123. jargon Tür.
    • The special technical language of a profession or a group In academic terms, it refers to the specialist language of various disciplines It should be used with restraint and discretion.
  124. jargon Tür.
    • The sometimes incomprehensible language used to talk about specialized topics If you need help with computer jargon, check out Jargon, by Robin Williams, a lighthearted and detailed trip through this industry.
  125. jargon Tür.
    • The language used within a particular field Computer Jargon is compiled in the definitive Jargon File. language known only to members of a specific group, company or industry.
  126. jargon Tür.
    • The language used within a particular field Computer Jargon is compiled in the definitive Jargon File [Buy the Book].
  127. jargon Tür.
    • The language professionals use that no one can ever understand. is the technical or specialist words used by a particular group of people and difficult for others to understand Back to Top.
  128. jargon Tür.
    • The language, especially vocabulary of a particular trade, profession or group Jargon is distinct from terminology in that it tends to be colourful, colloquial and visual Its meaning is often confined to an occupational context and even to a locality Often the meaning of the jargon is not understood outside the occupation Examples of occupational jargon are "beans" a collier"s term for small coals
    • "dolphins" a group of piles driven into harbors to serve as bumpers for vessels, and "ginnywink" an A-frame derrick with a fixed rear leg The latter two examples of jargon are from the operating engineers" occupation.
  129. jargon Tür.
    • The informal or technical language used by members of the same profession or industry.
  130. jargon Tür.
    • Technical language evolved by specialists so that they can communicate more accurately and efficiently about their interests or concerns. technical terminology of a special activity or group Also, selection of obscure and often pretentious language, indicated by the use of a large number of unnecessary words to express an idea needing fewer words.
  131. jargon Tür.
    • Specialized language used by job holders or members of particular occupations or organizations.
  132. jargon Tür.
    • See Zircon. specialized technical terminology characteristic of a particular subject.
  133. jargon Tür.
    • peddler"s french.
  134. jargon Tür.
    • New words are used in oral speech long before they are acceptable in formal written language When writing, generally avoid using trendy phrases "dysfunctional situation"), slang, jargon, and new or recently coined words.
  135. jargon Tür.
    • Like all other specialised subjects, the Internet has its own jargon
    • a somewhat cryptic language describing technical details Some jargon is explained in this glossary. language used by a particular group, often not understood by the general population: computer jargon, English teacher jargon.
  136. jargon Tür.
    • Language that is used or understood only by a select group of people Jargon may refer to terminology used in a certain profession, such as computer jargon, or it may refer to any nonsensical language that is not understood by most people Literary examples of jargon are Francois Villon"s Ballades en jargon, which is composed in the secret language of the coquillards, and Anthony Burgess"s A Clockwork Orange, narrated in the fictional characters" language of "Nadsat ". the technical language of an occupation or group.
  137. jargon Tür.
    • jargon, slang.
  138. jargon Tür.
    • jargon.
  139. jargon Tür.
    • Confused, unintelligible language
    • gibberish
    • hence, an artificial idiom or dialect
    • cant language
    • slang.
  140. jargon Tür.
    • A variety of zircon.
  141. jargon Tür.
    • A specialized vocabulary of those in the same work or profession
    • redundant or wordy writing.
  142. jargon Tür.
    • Any specialized language of a group that is used to improve the efficiency of communication among members of the group.
  143. jargon Tür.
    • a characteristic language of a particular group
    • "they don"t speak our lingo". a colorless variety of zircon. specialized technical terminology characteristic of a particular subject.
  144. jargon İng.
    • (i.) anlaşılmaz dil veya söz
    • belirli bir grubun kullandığı dil.
  145. jargon , jargoon İng.
    • (i.), (min.) zirkonyum taşının renksiz veya sarı bir çeşidi.
  146. jarse Tür.
    • jersey cloth. jersey jacket. jersey.
  147. jartiyer Tür.
    • garter. suspenders. suspender belt.
  148. jartiyer Tür.
    • garter. supporter.
  149. jartiyer Tür.
    • garter.
  150. jasmine, jessamine İng.
    • (i.) yasemin, (bot.) Jasminum officinale. yellow jasmine sarı yasemin, (bot.) Gelsemium sempervirens.
  151. jasper İng.
    • (i.) yeşime benzer bir taş.
  152. jaundiee İng.
    • (i.), (f.) sarılık hastalığı
    • sağ duyuyu bozan hissi durum
    • (f.) sarılığa uğratmak
    • sağduyusunu etkilemek.
  153. jaunt İng.
    • (f.), (i.) gezmek
    • (i.) gezinti.
  154. jaunty İng.
    • (s.) kaygısız
    • gösterişli, şık. jauntily (z.) kaygısızca, fütursuzca. jauntiness (i.) kaygısızlık, fütursuzluk.
  155. java İng.
    • i. Cava adası
    • Cava kahvesi
    • A.B.D., (argo) kahve. Java man 1892'de Cava'da bulunmuş olan ve kemikleri maymununkine benzeyen bir tür insan fosili
    • bak. Pithecanthropus Javanese s., i. Cava'ya veya Cava diline özgü
    • i. Cava halkı veya dili.
  156. javelin İng.
    • i. cirit
    • elle atılan hafif kargı, harbe.
  157. javellewater İng.
    • Javel suyu.
  158. jaw İng.
    • i., f. çene
    • çoğ. ağız
    • mengene gibi aletlerin karşılıklı iki parçasından biri
    • (argo) laf, çene çalma
    • f., (argo) çene çalmak, dırlanmak. jawbone i., f. çene kemiği
    • f., (argo) tehditle baskı yapmak. jawbreaker i. çok sert akide şekeri
    • konkasor, kırma değirmeni
    • k.dili telaffuz edilmesi zor kelime. jawed s. çeneli.
  159. jay İng.
    • i. alakarga, kestane kargası, zool. Garrulus glandarius. jaywalker i. pek işlek ve tehlikeli bir caddeyi trafik kurallarına karşı gelerek dikkatsizce geçen kimse.
  160. jazz İng.
    • i., s., f. caz müziği
    • caz müziğine ait parça
    • caz müziği ile yapılan dans
    • bir şiir veya oyundaki canlı ve güldürücü unsurlar
    • (argo) canlılık, hayatiyet, ruh
    • s. caza ait, caz tarzında
    • f., (argo) hızlandırmak, canlandırmak, (argo) cinsi münasebette bulunmak, slang. sikmek
    • ( argo) martaval okumak. jazz band cazbant, caz müzikçisi, caz müziği çalan topluluk. jazz up (argo) canlandırmak, hareketlendirmek, ruh vermek. jazzy s. canlı
    • caz gibi.
  161. je Tür.
    • The designation scholars give the hypothetical document uniting J"s account of Israel"s beginnings with E"s parallel narrative After the northern kingdom of Israel fell to Assyria in 721 b c e, refugees may have brought the E document south to Jerusalem, where it was combined with the older J to produce JE, thus preserving E"s northern tribal stories about the national ancestors and Exodus.
  162. je Tür.
    • ever, per.
  163. jealous İng.
    • s. kıskanç, günücü, hasetçi
    • aşırı titiz. jealously z. kıskançlıkla, hasetle. jealousy i. kıskançlık, günü, haset.
  164. jean İng.
    • i. bir çeşit kaba pamuklu bez. jeans i. bu bezden yapılan pantolon, blucin.
  165. jeep İng.
    • i. cip.
  166. jeer İng.
    • f., i. alay etmek, eğlenmek, istihza etmek, taş atmak
    • i. istihza, alay, alaylı söz, taş.
  167. jehovah İng.
    • i. Yehova, Allah (Tanrının İbraniceden İngilizceye geçen bir ismi) Jehovah's Witnesses Yehova Şahitleri.
  168. jehu İng.
    • i. eski İsrail kralı Yehu
    • atları çılgınca süren arabacı sürücü, arabacı. drive like Jehu çılgınca araba sürmek.
  169. jejune İng.
    • s. besleyici olmayan
    • kuvvetsiz, zayıf
    • yavan, anlamsız, manasız, kuru. jejunely z. kuvvetsiz bir şekilde
    • yavan olarak. jejuneness i. kuvvetsizlik
    • yavanlık, anlamsızlık.
  170. jejunum İng.
    • i., anat. incebağırsağın üst yarısı, boş bağırsak.
  171. jel Tür.
    • gel.
  172. jelatin Tür.
    • gelatine. jelly.
  173. jelatin Tür.
    • gelatin. cellophane.
  174. jelatin Tür.
    • gelatin.
  175. jelatinli Tür.
    • gelatinous.
  176. jelatinli Tür.
    • gelatinous.
  177. jell İng.
    • f., A.B.D., k.dili pelteleşmek, donmak, katılaşmak
    • tutmak, şekil almak.
  178. jelly İng.
    • i., f. meyva özünden yapılmış jelatinli marmelat
    • f. pelteleştirmek
    • pelteleşmek, pelte gibi donmak. calves-foot jelly paça jelatini. petroleum jelly vazelin.
  179. jellybean İng.
    • i., A.B.D. içi jöleli fasulye biçiminde bir şeker.
  180. jellyfish İng.
    • i. denizanası, medüz, su medüzu
    • k.dili kararsız kimse.
  181. jemadar İng.
    • i. yerli Hint subayı
    • Hintli baş hizmetçi.
  182. jemmy İng.
    • i., İng., den. domuztırnağı, kısa demir çubuk
    • kızarmış koyun başı, baş.
  183. jenerasyon Tür.
    • generation.
  184. jeneratör Tür.
    • generator. generator üreteç.
  185. jeneratör Tür.
    • generator. generating set. power unit. power-plant.
  186. jeneratör Tür.
    • generator.
  187. jenerik Tür.
    • generics.
  188. jenerik Tür.
    • credits. credits and titles.
  189. jennet İng.
    • i. ufak İspanyol beygiri
    • dişi eşek.
  190. jenny İng.
    • i. pamuk eğirme makinası, çıkrık
    • bazı hayvan ve kuşların dişisi.
  191. jeodezi Tür.
    • geodesy yerölçümbilim.
  192. jeofizik Tür.
    • geophysics. geophysics yerfiziği.
  193. jeofizik Tür.
    • geophysics.
  194. jeofizik Tür.
    • geophysics.
  195. jeofizikçi Tür.
    • geophysicist.
  196. jeokimya Tür.
    • geochemistry. geochemistry yerkimyası.
  197. jeolog Tür.
    • geologist yerbilimci.
  198. jeolog Tür.
    • geologist.
  199. jeolog Tür.
    • geologist.
  200. jeoloji Tür.
    • geology. geology yerbilim.
  201. jeoloji Tür.
    • geology.
  202. jeoloji Tür.
    • geology.
  203. jeolojik Tür.
    • geologic. geological.
  204. jeolojik Tür.
    • geological yerbilimsel.
  205. jeolojik Tür.
    • geological.
  206. jeopardize İng.
    • f. tehlikeye atmak, tehlikeli ve nazik bir durumda bırakmak.
  207. jeopardy İng.
    • i. tehlike, nazik durum
    • huk. muhakeme edilmekte olan bir sanığın maruz olduğu cezaya çarpılma ihtimali. in jeopardy of his life idam cezası tehlikesine maruz
    • hayatı tehlikede. double jeopardy huk. aynı suç için ikinci defa yargılanma.
  208. jeopolitik Tür.
    • geopolitics. geopolitical.
  209. jeopolitik Tür.
    • geopolitics.
  210. jeopolitik Tür.
    • geopolitical. geopolitic. geopolitics.
  211. jequirity İng.
    • i. meyanköküne benzer bir bitki, bot. Abrus praecatorius.
  212. jerboa İng.
    • i. Kuzey Afrika'da bulunan uzun arka ayakları üzerinde sıçrayan bir çeşit tarla faresi, aktavşan, Arap tavşanı, zool. Jaculus jaculus.
  213. jereed, jerid İng.
    • i. cirit, cirit oyunu.
  214. jeremiad İng.
    • i. can sıkıcı şikâyet, yakınma, figan, feryat.
  215. jericho İng.
    • i. Eriha şehri.
  216. jerk İng.
    • i. şiddetli ve ani çekiş, silkinme, silkme
    • fizyol. büzülme, burkulma
    • (argo) görgüsüz kimse, kaba saba kimse, slang. ayı. the jerks bilhassa asabi sebeplerle yüz veya diğer uzuvların gerilmesi.
  217. jerk İng.
    • f. eti uzun parçalar halinde kesip güneşte kurutmak. jerky i. kurutulmuş et.
  218. jerk İng.
    • f. birdenbire ve şiddetle çekmek
    • silkip atmak
    • sıçratmak. jerk out kesik kesik ve hızlı söylemek.
  219. jerkin İng.
    • i. dar yelek
    • eski deri yelek.
  220. jerkwater İng.
    • s., A.B.D., k.dili taşra
    • küçük, önemsiz.
  221. jerky İng.
    • s. sarsıntılı
    • spazmodik
    • aptal. jerkily z. sarsıntılarla, sarsarak, silkerek. jerkiness i. sarsıntılı oluş
    • aptallık.
  222. jerry İng.
    • i., İng., (argo) Alman.
  223. jerrybuild İng.
    • f. kötü malzeme ile bina etmek, gecekondu gibi yapmak.
  224. jerrycan İng.
    • i., ask. yaklaşık olarak 20 litrelik benzin veya yağ bidonu.
  225. jersey Tür.
    • The finest of wool separated from the rest
    • combed wool
    • also, fine yarn of wool.
  226. jersey Tür.
    • The consistent interlooping of yarns in the jersey stitch to produce a fabric with a smooth, flat face, and a more textured, but uniform back Jersey fabrics may be produced on either circular or flat weft knitting machines.
  227. jersey Tür.
    • Single knit construction which has rows of vertical loops on the face and rows of horizontal half-loops on the back Jersey can be any fiber content and can be knit flat or circular Often used in short sleeve knit shirts.
  228. jersey Tür.
    • One of a breed of cattle in the Island of Jersey.
  229. jersey Tür.
    • Jerseys are noted for the richness of their milk. breed from the island of Jersey a slightly elastic machine-knit fabric a close-fitting pullover shirt.
  230. jersey Tür.
    • Is a plain weft-knitted fabric All IL MIGLIORE jersey knits are double mercerized and knit with 50/2 yarn.
  231. jersey Tür.
    • A soft, plain-knitted fabric used for clothing with a face side that is distinctly different from the backside This fabric was originally made of wool on the island of Jersey, England.
  232. jersey Tür.
    • A knitted fabric of one or more textures of wool, cotton, or silks A plain stitch knitted cloth in contrast to rib-knitted fabric.
  233. jersey Tür.
    • A kind of knitted jacket
    • hence, in general, a closefitting jacket or upper garment made of an elastic fabric.
  234. jersey Tür.
    • a close-fitting pullover shirt. a slightly elastic machine-knit fabric. breed from the island of Jersey.
  235. jersey İng.
    • i. jarse ceket
    • jarse atlet fanilası
    • b.h. Jersey adasında bulunan ve sütü çok yağlı bir cins inek.
  236. jerusalem İng.
    • i. Kudüs, Kudsü şerif, Yeruşalim. Jerusalem artichoke yerelması, bot. Helianthus tuberosus. Jerusalem cherry kiraz yibi meyva veren bir salon yeşilliği. Jerusalem pine Halep çamı, bot. Pinus halepensis. New Jerusalem öbür dünya, cennet.
  237. jess İng.
    • i., f. atmaca kösteği
    • f. atmaca ayağına köstek takmak.
  238. jessamine İng.
    • bak. jasmine.
  239. jest Tür.
    • To take part in a merrymaking
    • especially, to act in a mask or interlude.
  240. jest Tür.
    • To make merriment by words or actions
    • to joke
    • to make light of anything. activity characterized by good humor.
  241. jest Tür.
    • The object of laughter or sport
    • a laughingstock.
  242. jest Tür.
    • Something done or said in order to amuse
    • a joke
    • a witticism
    • a jocose or sportive remark or phrase.
  243. jest Tür.
    • See Synonyms under Jest, v. i.
  244. jest Tür.
    • gesture. sign. signal. nice gesture.
  245. jest Tür.
    • gesture. gesticulation. sign.
  246. jest Tür.
    • gesture.
  247. jest Tür.
    • A mask
    • a pageant
    • an interlude.
  248. jest Tür.
    • a humorous anecdote or remark intended to provoke laughter
    • "he told a very funny joke"
    • "he knows a million gags"
    • "thanks for the laugh"
    • "he laughed unpleasantly at hisown jest"
    • "even a schoolboy"s jape is supposed to have some ascertainable point". activity characterized by good humor. tell a joke
    • speak humorously
    • "He often jokes even when he appears serious". act in a funny or teasing way.
  249. jest Tür.
    • A deed
    • an action
    • a gest.
  250. jest İng.
    • i., f. şaka, latife, alay
    • f. latife etmek, şaka söylemek. in jest şaka olarak. jester i. dalkavuk, soytarı. jestingly z. şaka yollu.
  251. jesuit İng.
    • i. Cizvit, 1534'te İspanyol Ignatius Loyola'nın kurduğu tarikata bağlı kimse
    • entrikacı kimse, düzenbaz kimse. Jesuit'ical s. Cizvit gibi
    • entrikacı, düzenbaz.
  252. jesus İng.
    • i. Hazreti İsa. Jesus! (ünlem) Allah Allah! Jesus Christ İsa Mesih. Society of Jesus Cizvit cemiyeti.
  253. jet Tür.
    • To strut
    • to walk with a lofty or haughty gait
    • to be insolent
    • to obtrude.
  254. jet Tür.
    • To spout
    • to emit in a stream or jet. an airplane powered by one or more jet engines the occurrence of a sudden discharge a hard black form of lignite that takes a brilliant polish and is used in jewellery or ornamentation issue in a jet
    • come out in a jet
    • stream or spring forth
    • "Water jetted forth"
    • "flames were jetting out of the building" fly a jet plane.
  255. jet Tür.
    • To shoot forward or out
    • to project
    • to jut out.
  256. jet Tür.
    • To jerk
    • to jolt
    • to be shaken.
  257. jet Tür.
    • The sprue of a type, which is broken from it when the type is cold.
  258. jet Tür.
    • The name physicists give to a cluster of particles emerging from a collision or decay event all traveling in roughly the same direction and carrying a significant fraction of the energy in the event The particles in the jet are chiefly hadrons More Information: Hadrons, Event Display Picture: Typical Hadronic Event, Event Display Picture: Multi-Jet Hadronic Events.
  259. jet Tür.
    • The name physicists give to a cluster of particles emerging from a collision or decay event all traveling in roughly the same direction and carrying a significant fraction of the energy in the event The particles in the jet are chiefly hadrons. 1 A strong well-defined stream of fluid either issuing from an orifice or moving in a contracted duct, such as the jet of combustion gases issuing from a reaction engine, or the jet in the test section of a wind tunnel See free jet.
  260. jet Tür.
    • Same as 2d Get.
  261. jet Tür.
    • Liquid emitted from nozzle orifice. syn Liquid Jet, q v.
  262. jet Tür.
    • Joint European Torus JET is the world"s largest magnetic confinement fusion experiment which aims at confirming the scientific theory of fusion and the scientific feasibility of nuclear fusion for power generation. a form of fossilized coal that became popular for mourning jewelry after Queen Victoria"s husband, Albert died in 1861 Produced mainly in Whitby, England, it is a very lightweight substance Black glass was often used to imitate jet which became a fashion item, not just for mourning.
  263. jet Tür.
    • Joint European Torus
    • european fusion experiment using the Tokamaks principle, that is being operated in Culham.
  264. jet Tür.
    • Johannesburg Equities Trading system It is the trading system run by the JSE to match buy and sell orders of JSE member firms automatically.
  265. jet Tür.
    • Jobs, Education and Training. A stream of fluid produced by discharge through an orifice into free space. a fast-moving wind current surrounded by slower moving air. an intense black.
  266. jet Tür.
    • jet plane.
  267. jet Tür.
    • jet. jet aircraft.
  268. jet Tür.
    • jet.
  269. jet Tür.
    • Hard, black fossilised wood, Jet from Yorkshire was widely used in making jewellery, buttons, beads and pulley-rings.
  270. jet Tür.
    • Formerly called also black amber.
  271. jet Tür.
    • Drift
    • scope
    • range, as of an argument.
  272. jet Tür.
    • A variety of lignite, of a very compact texture and velvet black color, susceptible of a good polish, and often wrought into mourning jewelry, toys, buttons, etc.
  273. jet Tür.
    • A stream of vapor, gas or liquid coming out fast from a narrow orifice. n a dense black coal that takes a good polish and is sometimes used for jewelry.
  274. jet Tür.
    • A shooting forth
    • a spouting
    • a spurt
    • a sudden rush or gush, as of water from a pipe, or of flame from an orifice
    • also, that which issues in a jet.
  275. jet Tür.
    • An orifice or other feature of a toilet that is designed to direct water into the trap way quickly, to start the siphon action.
  276. jet Tür.
    • A narrow beam of matter or radiation.
  277. jet Tür.
    • an airplane powered by one or more jet engines. the occurrence of a sudden discharge. a hard black form of lignite that takes a brilliant polish and is used in jewellery or ornamentation. street names for ketamine. an artificially produced flow of water. issue in a jet
    • come out in a jet
    • stream or spring forth
    • "Water jetted forth"
    • "flames were jetting out of the building". fly a jet plane. of the blackest black
    • similar to the color of jet or coal.
  278. jet Tür.
    • A form of fossilized coal that became popular for mourning jewelry after Queen Victoria"s husband, Albert died in 1861 Produced mainly in Whitby, England, it is a very lightweight substance Black glass was often used to imitate jet which became a fashion item, not just for mourning.
  279. jet Tür.
    • A concentrated, high velocity flow of water capable of causing erosion, used in mining some placer deposits to wash the unconsolidated deposits into sluice boxes. v To accelerate quickly
    • to go very fast.
  280. jet Tür.
    • A collimated stream of relativistic particles and photons which flows from a central source. A forceful stream of fluid discharged from a narrow opening or a nozzle. describes the blackness or intensity of the masstone of black or near-black inks or colored surfaces
    • a pressurized stream of air used as a drying mechanism.
  281. jet İng.
    • f., i. fışkırtmak, fışkırmak
    • jet uçağı ile seyahat etmek
    • i. tepkili uçak, jet uçağı
    • fışkırma
    • fıskıye, fıskıye ağızlığı. jet burner havagazı fırınlarında olduğu gibi üstü çok delikli boru. jet plane tepkili uçak, jet uçağı. jet propelled jetle güdülen
    • jet gibi hızlı
    • enerjik, hareketli. jet propulsion jetle çalıştırma, jetli sürüş. jet pump fışkırma ile işleyen. tulumba jet set jet sosyete, mevsime göre eğlenmek için kıtalararası seyahat yapan yük - sek sosyete. jet wash jet makinasından gelen arka cereyan.
  282. jet İng.
    • i., s. siyah kehribar, kara kehribar, kara amber, Erzurum taşı
    • simsiyah renk
    • s. simsiyah, kapkara. jet-black s., i. koyu renk. jet glass simsiyah cam.
  283. jet motoru Tür.
    • jet engine.
  284. jet motoru Tür.
    • jet engine.
  285. jet uçağı Tür.
    • jet aircraft. jet airliner. jet plane.
  286. jet yakıtı Tür.
    • jet fuel.
  287. jeton Tür.
    • token. slug (metal pieces used in pay phones and turnstiles.
  288. jeton Tür.
    • token.
  289. jeton Tür.
    • slug. token.
  290. jeton Tür.
    • chip.
  291. jetsam İng.
    • i. tehlike zamanında gemiyi hafifletmek için denize atılan mal
    • bu şekilde atıldıktan sonra karaya vuran eşya veya yük.
  292. jettison İng.
    • i., f. tehlike zamanında gemiyi hafifletmek amacıyle eşyayı denize atma
    • bu suretle denize atılan mal
    • f. bu suretle denize atmak.
  293. jetton İng.
    • i. jeton.
  294. jetty İng.
    • i. dalgakıran, set, mendirek
    • kâgir iskele.
  295. jeu İng.
    • i., Fr. oyun, eğlence. jeu d'esprit espri. jeu de mots kelime oyunu, cinaslı söz.
  296. jew İng.
    • f., jew down k.dili, asağ. alışverişte pazarlığı kendi lehine kabul ettirmek.
  297. jew İng.
    • i. Yahudi. Jewbaiting i. Yahudilere eza etme. jew's-harp i. dişlerin arasına sıkıştırılarak çalınan ufak bir çalgı, ağız tamburası. jew's mallow bir tür ebegümeci, bot. Corchorus olitorius. jew's pitch Lut gölü civarından elde edilen madeni. zift. wandering Jew telgrafçiçeği, bot. Tradescantia fluminensis.
  298. jewel İng.
    • i., f. (-ed, -ing veya -led, -ling) kıymetli taş, cevher, mücevher
    • cep saatlerinin içindeki taş
    • değerli şahıs veya şey
    • f. kıymetli taşlarla süslemek
    • cep saatlerinin mil yuvalarına kıymetli taş yerleştirmek. jeweller i. kuyumcu
    • mücevherat satıcısı. jewelry, İng. jewellery i. mücevherat
    • kuyumculuk.
  299. jewish İng.
    • s. Musevilere ait.
  300. jewry İng.
    • i. Musevi halkı.
  301. jezebel İng.
    • i. İsrail kralı Ahab'ın karısı İzabel
    • şirret kadın.
  302. jib İng.
    • f. (-bed, -bing) den. bumba ile seren veya yelkeni kavanço etmek
    • gerilemek
    • diretmek, dayatmak
    • inat edip ileri gitmemek (eşek).
  303. jib İng.
    • i., den. flok yelkeni. jib sheet flok yelkenini düzeltmeye mahsus halat. flying jib kotra flok. the cut of one's jib k.dili çehre, dış görünüş, yüz ifadesi.
  304. jibe İng.
    • f., den. bumba ile seren veya yelkeni rüzgâr yönünde giderken kavanço etmek
    • A.B.D., k.dili birbirine uymak, uyuşmak.
  305. jidda İng.
    • i. Arabistan'da Cidde limanı.
  306. jiffy, jiff İng.
    • i., k.dili an, lahza. in a jiffy hemen.
  307. jig Tür.
    • To trick or cheat
    • to cajole
    • to delude.
  308. jig Tür.
    • To sort or separate, as ore in a jigger or sieve.
  309. jig Tür.
    • To skewer a dead gerbil and attempt to deliver it to one of the takers" bear traps One of the two ways of scoring points in Gaufqwi.
  310. jig Tür.
    • To sing to the tune of a jig.
  311. jig Tür.
    • To move with a skip or rhythm
    • to move with vibrations or jerks. any of various old rustic dances involving kicking and leaping music in three-four time for dancing a jig dance a quick dance with leaping and kicking motions.
  312. jig Tür.
    • To dance a jig
    • to skip about.
  313. jig Tür.
    • To cut or form, as a piece of metal, in a jigging machine.
  314. jig Tür.
    • There are many references to the jig in ancient Ireland A number of variations of the jig are performed including the light, single, double, and slip jig The music is 6/8 time Slip jigs are in 9/8 time Dancers perform single or soft jigs in soft shoes Solo competitions occur at the level of beginners, advanced beginners, and at some feisanna, Open Competitions at all levels also occur in the treble jig which has a slower tempo, but dancers triple beats in hard shoes Normally, only women dance the slip jig, however, increasingly boys learn and dance the slip jig.
  315. jig Tür.
    • The fixture which holds the truss in position until rigidly fastened with connectors. template.
  316. jig Tür.
    • See Jigging, n.
  317. jig Tür.
    • music in three-four time for dancing a jig. any of various old rustic dances involving kicking and leaping. dance a quick dance with leaping and kicking motions.
  318. jig Tür.
    • A vigorous dance developed in the British Isles, usually in compound meter
    • became fashionable on the Continent as the gigue
    • still popular as an Irish traditional dance genre.
  319. jig Tür.
    • A type of lively dance, popular in England, Scotland, and Ireland, where its popularity lasted longest.
  320. jig Tür.
    • A tune usually played in triple time, such as 6/8 or 9/8 The variety in 9/8 is called a "slip jig". An apparatus for cleaning or separating crushed ore by agitation in water.
  321. jig Tür.
    • A trolling bait, consisting of a bright spoon and a hook attached.
  322. jig Tür.
    • A small machine or handy tool A contrivance fastened to or inclosing a piece of work, and having hard steel surfaces to guide a tool, as a drill, or to form a shield or templet to work to, as in filing.
  323. jig Tür.
    • A popular 16th century dance usually in 6/8 time Also known as gigue. a cauldron used to dye or bleach cloth in steam-heated water.
  324. jig Tür.
    • A piece of sport
    • a trick
    • a prank.
  325. jig Tür.
    • Any device so arranged that it will expedite a hand or a machine operation.
  326. jig Tür.
    • An apparatus or a machine for jigging ore.
  327. jig Tür.
    • A light, humorous piece of writing, esp. in rhyme
    • a farce in verse
    • a ballad.
  328. jig Tür.
    • A light, brisk musical movement.
  329. jig Tür.
    • A jig is a hard type of lure usually made of a lead head, a single large hook and a skirt made of rubber, plastic, vinyl or of some other type of manmade or natural fibers This is made to resemble one of the bass"s most favorite food - the crayfish Sizes range from extremely small to one ounce or more Jigs almost always have a trailer bait attached to them Usually a pork rind or a plastic trailer You can fish these baits in any depth or under any type of water conditions. any special form or fixture constructed to support and hold in place a part during printing or converting.
  330. jig Tür.
    • A general term for a device used as a holding and guiding mechanism for a router cutter. A special device that holds and supports the workpiece and guides the cutting tool as the workpiece is machined Jigs may not be rigidly held to the machine.
  331. jig Tür.
    • A fixture preset to accurately assemble or duplicate the components of a workpiece For example, a jig can be used to secure metal in bending to assure exact duplicates. wag school
    • play truant.
  332. jig Tür.
    • A fixture or form for holding parts together for assembly.
  333. jig Tür.
    • A device which holds work or pieces of materal in a certain position until rigidly fastened or welded during the fabrication process.
  334. jig Tür.
    • A device used to position material for accurate cutting or assembly.
  335. jig Tür.
    • A device used to make special cuts, guide a tool, or aid in woodworking operations.
  336. jig Tür.
    • A device used to hold pieces of material in a certain position during fabrication.
  337. jig Tür.
    • A device for holding a workpiece, or attached to a workpiece, that allows a tool to cut the piece safely and accurately.
  338. jig Tür.
    • A device designed to hold work or tool in position for accuracy and repeatability.
  339. jig İng.
    • f. (-ged, -ging) cig dansı yapmak
    • iki yana sallanmak
    • ağırlıklı iğne ile balık tutmak
    • cig dansı yaptırmak
    • iki yana sallamak.
  340. jig İng.
    • i. oynak ve hızlı bir dans, cig dansı
    • bu dansın müziği
    • ağırlıklı balık iğnesi. The jig is up. (argo) Sır meydana çıktı. İş bozuldu. slang. Ayvayı yedik.
  341. jigger İng.
    • i., den. bocurum veya mancana yelkeni
    • ufak bir çeşit yelken gemisi
    • golfta demir uçlu ufak çomak
    • kokteyl karıştırmak için ölçü olarak kullanılan ufak cam bardak.
  342. jigger İng.
    • bak. chigoe.
  343. jiggered İng.
    • s., k.dili Allahın cezası. I'll be jiggered! Hayret!
  344. jiggle İng.
    • f., i. hafif hafif ve çabuk sallanmak veya sallamak
    • i. titrek hareket
    • hafif sallantı
    • bak. joggle.
  345. jigolo Tür.
    • gigolo. lounge lizard. poodle father.
  346. jigolo Tür.
    • gigolo.
  347. jigsaw İng.
    • i. makinalı oyma testeresi. jigsaw puzzle oyma testeresi ile kesilmiş tahta parçalarından ibaret bilmece.
  348. jihad İng.
    • i. cihat.
  349. jile Tür.
    • sleeveless blouse.
  350. jilet Tür.
    • razor blade. razor.
  351. jilet Tür.
    • razor blade.
  352. jill İng.
    • i. kız.
  353. jilt İng.
    • f., i. sevgilisini reddetmek, âşığını aldatmak
    • i. sevgilisini reddeden kız.
  354. jim crow İng.
    • A.B.D., (argo) zenci.
  355. jimcrow İng.
    • s., A.B.D., (argo) zencileri diğer halktan ayırt eden.
  356. jimmy İng.
    • i., f. hırsızların kullandıkları demir çubuk
    • f. bu demirle kırmak, açmak.
  357. jimnastik Tür.
    • gymnastics. gymnastic. calisthenics.
  358. jimnastik Tür.
    • gymnastic. gym. gymnastics. callisthenics. calisthenics. setting-up exercises. physical jerks.
  359. jimnastik Tür.
    • gym. gymnastics. physical jerks. physical education. remedial gymnastics.
  360. jimnastikçi Tür.
    • gymnast.
  361. jimsonweed İng.
    • i. tatula, bot. Datura stramonium.
  362. jinekolog Tür.
    • gynecologist.
  363. jinekolog Tür.
    • gynaecologist.
  364. jinekoloji Tür.
    • gynecology. gynaecology.
  365. jinekoloji Tür.
    • gynecology.
  366. jinekoloji Tür.
    • gynaecology. gynecology.
  367. jinekolojik Tür.
    • gynecologic.
  368. jingal İng.
    • i. Hindistan ve Çin'de kullanılan bir çeşit hafif top ve tüfek.
  369. jingle İng.
    • i., f. şıngırtı
    • vezinsiz şiir
    • (tekerleme gibi) küçük eğlenceli şiir
    • İrlanda veya Avustralya'ya özgü iki tekerlekli ve kapalı araba
    • küçük şarkı
    • f. şıngırdatmak, tıngırdatmak
    • vezinsiz şiir yazmak.
  370. jingo İng.
    • i. (çoğ. -goes) ulusçuluk duygularını bağnazlık derecesine getiren kimse, savaş taraftarı. by jingo vallahi. jingoism i. aşırı milliyetçilik. jingoistic s. bu siyasete uygun.
  371. jinks İng.
    • i., high jinks oyunlar, eğlenceler.
  372. jinni İng.
    • i. cin.
  373. jinriksha,jinrikisha İng.
    • i. bir veya birkaç kişi tarafından çekilen iki tekerlekli hafif Japon faytonu.
  374. jinx İng.
    • i., f., (argo) uğursuz şey veya kimse, uğursuzluk
    • f. uğursuzluk getirmek.
  375. jips Tür.
    • The JANET IP Service.
  376. jips Tür.
    • Juvenile Intensive Probation Supervision A form of probation which requires the juvenile to have frequent weekly contact with the probation officer, remain at home when not in school or at work, and to adhere to other restrictive requirements Juveniles on JIPS are supervised by a team of probation officers.
  377. jips Tür.
    • JANET IP Service This provides IP connectivity to academic sites in the UK and links to other IP networks worldwide for more information look in /export/netinfo/JIPS at CUED.
  378. jips Tür.
    • gypsum.
  379. jitney İng.
    • i., A.B.D., k.dili yolcuları ucuz fiyatla taşıyan otomobil.
  380. jitterbug İng.
    • i., f. (-ged,- ging) A.B.D. caz müziği delisi
    • f. deli gibi caz dans yapmak.
  381. jitters İng.
    • i., A.B.D., (argo), (the ile) fazla sinirlilik. jittery s. çok sinirli. get the jitters sinirli olmak, korku duymak.
  382. jiujitsu Tür.
    • The Japanese art of self- defense without weapons, now widely used as a system of physical training.
  383. jiujitsu Tür.
    • It opposes knowledge and skill to brute strength, and demands an extensive practical knowledge of human anatomy.
  384. jiujitsu Tür.
    • It depends for its efficiency largely upon the principle of making use of an opponent"s strength and weight to disable or injure him, and by applying pressure so that his opposing movement will throw him out of balance, dislocate or break a joint, etc.
  385. jiujitsu İng.
    • bak. jujitsu.
  386. jive İng.
    • i., f., (argo) caz müziğine ve caz meraklılarına mahsus argo
    • (argo) gevezelik
    • en yeni argo tabirler
    • (argo )caz müziği ve caz müzikçileri ortamı
    • caz müziği
    • f. caz müziği çalmak.
  387. job İng.
    • i. Eyüp
    • Eski Ahdin Eyüp kitabı. Job's comforter sözde teselli etmeye çalışarak birisinin kalbini kıran kimse.
  388. job İng.
    • f. (-bed, -bing) iş vermek
    • kira ile tutmak
    • komisyonculuk yapmak
    • kişisel çıkarı için resmi işe girmek
    • götürü iş yapmak.
  389. job İng.
    • i. iş, görev, vazife, memuriyet
    • hizmet
    • dalavere, hileli iş. job printer ufak şeyler matbaacısı. job work götürü iş. a job lot kâr için alınan türlü türlü eşya. by the job götürü. on the job iş başında, vazife başında.
  390. jobber İng.
    • i. toptancı, toptan mal satan tüccar, toptan dağıtımcı
    • parça başına çalışan işçi
    • resmi görevinden özel çıkar sağlayan politikacı.
  391. jobstears İng.
    • i. yaş otu, bot. Coix lachrvma -jobi.
  392. jockey İng.
    • i. cokey, yarış atı binicisi. jockey cap uzunca siperli kasket. jockey club at yarışlarını idare eden kulüp.
  393. jockey İng.
    • f. en iyi vaziyeti elde etmek için manevra yapmak
    • cokey sıfatıyle ata binmek
    • hile yapmak. jockey for position (karşılaşmalarda) daha avantajlı bir yer aramak.
  394. jocko İng.
    • i. şempanze veya buna benzer maymun.
  395. jockstrap İng.
    • i. sporcuların kullandığı haya bağı, suspansuar.
  396. jocose İng.
    • s. şakacı, latifeci
    • hoş, eğlenceli. jocosity , jocoseness i. şakacılık, latifecilik.
  397. jocular İng.
    • s. şaka cinsinden, şakalı, şaka yollu
    • şakacı. jocularly z. şaka olarak. jocular'ity i. şakacılık.
  398. jocundity İng.
    • i. neşe, neşelilik.
  399. jodhpurs İng.
    • i., çoğ. ata binerken giyilen ve dizden aşağısı sıkı oturan pantolon, potur.
  400. jog İng.
    • f. (-ged,- ging) i. itmek, sarsmak, dürtmek
    • yavaş ve sakin gezinmek
    • bir tempoda ilerlemek
    • i. dürtme
    • at gibi yürüyerek gitme
    • A.B.D. duvar veya yolda girinti veya çıkıntı
    • keskin viraj. jog the memory bir olayı veya fikri hatırlatmak için ipucu vererek birinin zihnini canlandırmak. jog-trot i., f. harekette ağırlık, adi tırıs yürüyüş
    • f. ya- vaş koşmak. jogging i. ağır ağır ilerleme, idman için yavaş koşma
    • daha yoğun idman yapmaya başlamadan önce vücudu ısıtmak için yavaş yavaş koşma.
  401. jogging Tür.
    • The act of giving a jog or jogs
    • traveling at a jog. running at a jog trot as a form of cardiopulmonary exercise.
  402. jogging Tür.
    • Manual movement, either by hand or power operated, of the mechanical positioning components of machine tools to assist in set-up. rapid application of full power to a motor to move it or its load into position desired.
  403. jogging Tür.
    • jogging.
  404. jogging Tür.
    • Another term for inching, which is the movement of a crane hook, bridge or trolley when they are moved in short, jerky increments, such as stop and start.
  405. joggle İng.
    • f., i. hafifçe sarsmak, yavaşça sallamak
    • hafifçe sarsılmak veya sallanmak
    • geçme ile tutturmak
    • i. birden dürtme, sallama
    • sarsıntı
    • geçme.
  406. john İng.
    • i., (argo) yüznumara
    • (argo) fahişenin müşterisi.
  407. john İng.
    • i. Yuhanna, Yahya. John Bull millet veya fert olarak İngilizlere verilen isim. John Barleycorn (şaka) içki, viski. John Doe huk. nazari bir davada davacıyı belirleyen ve eskiden kullanılan Zeyd'' veya Amr gibi filan manasına gelen isim. John Dory dülgerbalığı, zool. Zeus faber. John Law A.B.D., (argo) polis, slang. fruko, aynasız. John Smith alelade adam, herhangi bir kimse.
  408. johnny-come-lately İng.
    • i., A.B.D., k.dili yeni gelen kimse, yeni katılan kimse, tecrübesiz kimse.
  409. johnny-on-the-spot İng.
    • i., A.B.D., k.dili her zaman yardım etmeye hazır becerikli kimse, Hızır gibi yetişen kimse.
  410. johnnycake İng.
    • i. Amerika'da su veya süt ile yapılan mısır çöreği
    • Avustralya'da buğday unu çöreği.
  411. johnsonian İng.
    • s. İngiliz yazarı Samuel Johnson'a ait veya ona benzer
    • süslü üslubu olan, sözü tumturaklı.
  412. join İng.
    • f., i. katılmak (kulüp, parti)
    • buluşmak
    • birleştirmek
    • birleşmek, bağlanmak, kavuşmak
    • bağlamak
    • izdivaçla birleştirmek
    • k.dili bitişmek
    • gen. (in ile) yer almak
    • i. bitişim noktası
    • birleşme, bitişme. join battle savaşa girişmek. join hands el ele tutuşmak. join up k.dili asker yazılmak
    • üye yazılmak.
  413. joinder İng.
    • i., huk. bir davada iki unsurun veya iki kimsenin birleşmesi.
  414. joiner İng.
    • i. birleştirici şey veya kimse
    • İng. doğramacı, marangoz
    • A.B.D., k.dili birçok kulübün azası. joinery i. marangozluk
    • doğramacı işi.
  415. joint İng.
    • i. anat.mafsal, eklem, iki kemiğin birleştiği yer, oynak yeri
    • ek
    • ek yeri
    • iki eklem arasındaki kısım
    • kasabın kestiği kol veya but gibi et parçası
    • bot. nod
    • düğüm, boğum
    • (argo) afyon çekilen veya kumar oynanan kötü ve yasak yer
    • (argo) esrarlı sigara. joint surety huk. müteselsil kefil, zincirleme kefil. out of joint çıkık, çıkmış
    • çığrından çıkmış. put one's nose out of joint birinin pabucunu dama attırmak. universal joint oto. kardan mafsalı.
  416. joint İng.
    • f. bitiştirmek, eklemek, raptetmek
    • ek veya oynak yeri yapmak
    • oynak yerlerinden ayırmak (et).
  417. joint İng.
    • s. birleşmiş, bitişmiş
    • müşterek, ortak. jointstock company tic. anonim şirket (sınırlı ya da sınırsız sorumluluğu olan). jointly z. müştereken, ortaklaşa, birlikte.
  418. jointer İng.
    • i. birleştirici şey veya kimse
    • planya
    • çentik veya yuva açma aleti.
  419. jointress İng.
    • i., huk. kocası tarafından kendisine sürekli gelir bağlanmış olan kadın.
  420. jointure İng.
    • i., f., huk. bir kadına kocası tarafından ve kocanın ölümünden sonra kalmak şartıyle bağlanan gelir
    • f. böyle gelir bağlamak.
  421. joist İng.
    • i. binanın döşeme kirişi, kiriş.
  422. joke İng.
    • i., f. şaka, latife, nükte
    • şaka mevzuu
    • f. şaka yapmak, latife etmek
    • eğlenmek, takılmak. practical joke eşek şakası. crack a joke şaka etmek, şaka yapmak. It's no joke. Şakaya gelmez. Şakası yok. play a joke on someone birine şaka yapmak, birine oyun oynamak. take a joke şaka kaldırmak, şakaya gelmek. jokingly z. şaka ederek.
  423. joker Tür.
    • See Best bower, under 2d Bower. a person who enjoys telling or playing jokes a person who does something thoughtless or annoying
    • "some joker is blocking the driveway" To fit as if by joints
    • to coalesce as joints do
    • as, the stones joint, neatly.
  424. joker Tür.
    • One who, or that which, joints.
  425. joker Tür.
    • One who makes jokes or jests
    • a humorist
    • a wag.
  426. joker Tür.
    • joker, super-sub.
  427. joker Tür.
    • joker.
  428. joker Tür.
    • Having joints
    • articulated
    • full of nodes
    • knotty
    • as, a jointed doll
    • jointed structure.
  429. joker Tür.
    • A projecting or retreating part in something
    • any irregularity of line or surface, as in a wall.
  430. joker Tür.
    • A plane for smoothing the surfaces of pieces which are to be accurately joi.
  431. joker Tür.
    • A place of low resort, as for smoking opium.
  432. joker Tür.
    • An exceptionally good roll, especially one that changes the potential outcome of a game. a person who enjoys telling or playing jokes. a person who does something thoughtless or annoying
    • "some joker is blocking the driveway".
  433. joker Tür.
    • An exceptionally good roll, especially a roll that reverses the likely outcome of the game An example of a joker would be a roll of double sixes to bear off your last four checkers when your opponent otherwise wins on his next turn.
  434. joker Tür.
    • A narrow piece of scenery used to join together two flats or wings of an interior setting.
  435. joker Tür.
    • A joker is an additional card in the deck that is used in some games The jokers isn"t often used in serious poker, but when it is it"s usually considered a wild card See also bug.
  436. joker İng.
    • i. şakacı kimse
    • bazı iskambil oyunlarında en büyük koz olarak kullanılan soytarı resimli kağıt, coker
    • A.B.D. bir kanun tasarısına veya bir kontrata gizlice eklenen ve manasını değiştiren madde
    • sonradan meydana gelecek engel
    • (argo) beceriksiz kimse.
  437. jokey Tür.
    • jockey.
  438. jöle Tür.
    • jelly. gel. jell. glaze.
  439. jöle Tür.
    • jelly. gel.
  440. jöle Tür.
    • jello. jelly. gelatinized meat broth. gel.
  441. jollification İng.
    • i. cümbüş eğlence.
  442. jollify İng.
    • f., k.dili şenlenmek, neşelenmek, şenlendirmek.
  443. jollity İng.
    • i. neşe, zevk
    • İng. ziyafet.
  444. jolly İng.
    • f. gönlünü yapmak tatlı sözle kandırmak
    • neşelendirmek
    • eğlenmek, alay etmek
    • takılmak.
  445. jolly İng.
    • s., z., i. şen, neşeli
    • neşe verici
    • İng., k.dili hoş, güzel
    • z., İng., k.dili pek çok, ziyadesiyle, fazlasıyle
    • i., İng., (argo) eğlenti
    • İng., (argo) denizci. jolly boat den. geminin her işe mahsus kıç filikası. Jolly Roger üzerinde çapraz iki kemikle kafatası bulunan korsan bayrağı. He jolly well had to. İng. Pekâla işi yapmaya mecbur oldu. İster istemez yaptı.
  446. jolt İng.
    • f., i. sarsmak
    • i. sarsma, sarsıntı.
  447. jonah İng.
    • i. Yunus Peygamber
    • uğursuzluk getiren adam.
  448. jongleur İng.
    • i., Fr. ortaçağda saz şairi, aşık.
  449. jonquil İng.
    • i. fulya, zerrin, bot. Narcissus jonquilla.
  450. joo İng.
    • i., A.B.D., (argo) adam.
  451. jordan İng.
    • i. Ürdün, Ürdün nehri.
  452. jorjet Tür.
    • georgette crêpe. georgette.
  453. joseph İng.
    • i. Hazreti Yusuf
    • k.h. on sekizinci yüzyılda kadınların ata binerken giydikleri uzun cüppe.
  454. joseph's-coat İng.
    • i. horozibiği, bot. Amaranthus tricolor.
  455. josh İng.
    • i., f., A.B.D., (argo) şaka, takılma
    • f. takılmak, şaka etmek, alay etmek.
  456. joss İng.
    • i. Çin tanrısı. joss house Çin tapınağı. joss paper ayinlerde veya cenaze merasimlerinde Çinlilerin yakağı bir çeşit gümüş veya altın yaldızlı kâğıt. joss stick Çin'de tapınaklarda yakılan bir çeşit buhurlu kamış.
  457. jostle İng.
    • f., i. itip kakmak, dürtüklemek
    • i. itip kakma, kalabalık arasında sıkışma.
  458. jot İng.
    • i., f. pek az şey, zerre
    • f., down ile yazmak, kaydetmek, deftere işaret etmek, kısa not almak. jot or tittle zerre, en ufak nokta.
  459. joule İng.
    • i., fiz. on milyon erg'e eşit olan iş birimi.
  460. jounce İng.
    • f., i. sarsmak, sallamak, hoplatmak (araba gibi)
    • i. sarsma, sarsıntı.
  461. journal İng.
    • i. günlük, muhtıra
    • den. seyir jurnalı
    • yevmiye defteri
    • gazete
    • mecmua
    • parlamentonun her günkü çalışmasının yazıldığı defter, meclis zabıt defteri
    • mak. milin yataklara oturan kısmı. journal bearing çarkın mil yatağı. journal box mil kovanı. keep a journal muhtıra defteri tutmak.
  462. journalese İng.
    • i., aşağ. gazeteci üslubu, gazeteci ağzı.
  463. journalism İng.
    • i. gazetecilik, gazete yazarlığı
    • gazete ve mecmua yayını, basın.
  464. journalist İng.
    • i. gazeteci.
  465. journalize İng.
    • İng. journalise f. yevmiye defterine geçirmek
    • muhtıra defteri tutmak veya bu deftere kaydetmek
    • gazetecilik yapmak.
  466. journey İng.
    • i., f. yolculuk, gezi, seyahat sefer, yol
    • f. yolculuk etmek. take a journey yolculuk etmek. undertake a journey uzun bir yolculuğa hazırlanıp çıkmak.
  467. journeyman İng.
    • i. usta.
  468. journeywork İng.
    • i. usta işi.
  469. joust İng.
    • f., i. at üstünde mızrak dövüşü yapmak
    • i. at üstünde yapılan merak dövüşü.
  470. jove İng.
    • i., mit. Jüpiter, baş tanrı. By Jove! İng. Vallahi! Allah Allah! Jovian s. Jüpiter gibi, Jüpitere ait.
  471. jovial İng.
    • s. şen, neşeli. jovial ity, jo'vialness i. şenlik. jo'vially z. neşeyle.
  472. jowl İng.
    • i. çene kemiği, alt çene
    • çifte gerdan, gıdık
    • (kümes) hayvanların boynu altındaki sarkık deri, gerdan. cheek by jowl sıkı fıkı
    • yan yana.
  473. joy İng.
    • i. sevinç, keyif, haz, memnuniyet, neşe. joy ride (özellikle) otomobil ile yapılan gezinti
    • çalınmış araba ile gezme
    • kaçarcasına hızlı sürüş. joy stick uçakta manevra kolu.
  474. joyful İng.
    • s. sevinçli, sevindirici, neşeli, neşeyle dolu, memnun. joyfully z. neşeyle. joyfulness i. neşelilik.
  475. joyless İng.
    • s. neşesiz, sevinci olmayan, kederli, üzgün, tasalı. joylessly z. neşesiz olarak. joylessness i. neşesizlik.
  476. joyous İng.
    • s. sevinçli, keyifli, neşeli. joyously z. neşeyle. joyousness i. neşelilik.
  477. jr. İng.
    • kıs. Junior.
  478. jubbah İng.
    • i. cüppe.
  479. jubilant İng.
    • s. çok memnun, sevinçli, sevinçle coşkun
    • zafer sarhoşu. jubilantly z. başarı sevinci ile. jubilance i. sevinç, mutluluk.
  480. jubilate İng.
    • f. çok sevinmek, sevinçle bağırmak. jubila'tion i. zafer şenliği.
  481. jübile Tür.
    • jubilee.
  482. jübile Tür.
    • jubilee.
  483. jubilee İng.
    • i. Eski Musevi yasalarına göre elli yllda bir yapılması gereken genel serbest bırakma yılı
    • herhangi bir olayın ellinci yıl dönümü
    • evlilikte altın yıl
    • sevinç veya bayram töreni
    • Katoliklere Papanın bazı fırsatlarla tam ve genel olarak günahları bağışladığı yıl. diamond jubilee altmışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. silver jubilee evliliğin yirmi beşinci yıldönümü.
  484. jud İng.
    • kıs. Judes.
  485. jud(a)ea İng.
    • i. Roma imparatorluğunda Filistin'in güney kısmı.
  486. judah İng.
    • i., K.M., tar. Yahuda.
  487. judaic,-ical İng.
    • s. Musevilere ait.
  488. judaism İng.
    • i. Musevilerin dinsel inanç ve ilkeleri.
  489. judaize İng.
    • f. Musevileşmek, Musevileştirmek.
  490. judas İng.
    • i. Hazreti İsa'ya ihanet eden öğrencisinin adı, Yahuda
    • arkadaşına ihanet eden kimse. Judas tree erguvan, bot. Cercis siliquastrum.
  491. judg(e)ment İng.
    • i. hüküm, karar, yargı
    • bildiri, tebligat
    • bir davanın görülmesi
    • netice
    • muhakeme, yargılama, temyiz kuvveti
    • takdiri ilahi
    • kıyamet
    • mat. hüküm. judgment on default gıyabi karar. Judgment Day kıyamet günü, hüküm günü. judgment debt mahkeme kararına dayanan borç. judgment hall mahkeme salonu. judgment seat hâkim makamı, mahkeme. a judgment on one birine Allahın gazabından gelen ceza. in my judgment benim fikrimce, zannıma göre, bana kalırsa. the Last Judgment kıyamet. pass judgment hükmetmek. reserve judgment hüküm vermeyi uzatmak.
  492. judge İng.
    • f. hükmetmek
    • hüküm vermek
    • muhakeme etmek, yargılamak, bir mesele hakkında fikir edinip karar vermek
    • doğrusunu araştırmak
    • tenkit etmek
    • bir davayı çözmek.
  493. judge İng.
    • i. yargıç, hâkim
    • hakem
    • aralarında uyuşmazlık olan iki kişinin arasını bulan kimse
    • bilirkişi
    • Yahudi tarihinde krallardan önce hüküm süren hâkimlerden biri
    • b.h., çoğ. Eski Ahitte Hakimler kitabı. judge advocate askeri mahkeme. savcısı. a good judge of horses at uzmanı. judgeship i. hâkimlik, yargıçlık.
  494. judicable , judiciable İng.
    • s. yargılanması olanaklı, hakkında hüküm verilebilir.
  495. judicator İng.
    • i. yargıç, hâkim. judicative s. hüküm kudreti olan, yargılamada uzman. judicatory s., i. hükümle ilgili, yasamayla ilgili, hükmeden
    • i. mahkeme
    • yasama kurulu
    • yasama.
  496. judicature İng.
    • i. yargılama hakkı, yargılama işlev ve işlemi
    • hâkimlik
    • mahkeme, hâkimler heyeti.
  497. judicial İng.
    • s. adli mahkemelere veya hükümlerine ait, hâkime ait
    • adli, hukuki
    • yargılayan
    • şer'i. judicial assembly hakimler heyeti, adli encümen. judicial discretion huk. takdir hakkı. judicial murder adli katil, adli hata üzere idam. judicial notice huk. meşhur ve bilinen hususlar hakkında mah- kemenin bilgisi. judicial separation huk. karı koca arasında boşanmaya gidebilecek ayrı oturma kararı. judicially z. hukuken, kanuna göre
    • tarafsız olarak.
  498. judiciary İng.
    • s., i. adli, hukuki, muhakemeye ait
    • i. yasama kurulu
    • bu işlevi yürütmek için kurulan mahkeme sistemi, adliye
    • hâkimler.
  499. judicious İng.
    • s. akıllı, tedbirli, iyi düşünebilen
    • sağgörülü
    • mantık ve muhakeme ile yapılmış. judiciously z. mantıklı bir şekilde, akıllıca. judiciousness i. sağgörülülük, basiretlilik.
  500. judo Tür.
    • Modern martial art system established by Jigoro Kano.
  501. judo Tür.
    • Judo developed from the principles of jujitsu, a weaponless system of self-defense which was developed by Buddhist monks over a period of 2,000 years Jigoro Kano, a Japanese jujitsu expert, created judo in 1882 By dropping some of the more dangerous moves, he created a sport which depends for success upon the skill of using an opponent"s own weight and strength against him. a sport adapted from jujitsu and similar to wrestling
    • developed in Japan.
  502. judo Tür.
    • judo.
  503. judo Tür.
    • judo.
  504. judo Tür.
    • "Gentle way" A Japanese art of self-defense and a sport with Olympic recognition Judo is a method of turning an opponent"s strength and overcoming by skill rather than sheer strength. "Gentle way" A Japanese art of self-defense and a sport with Olympic recognition Judo is a method of turning an opponent"s strength and overcoming by skill rather than sheer strength. "Gentle way" A Japanese art of self-defense and a sport with Olympic recognition Judo is a method of turning an opponent"s strength and overcoming by skill rather than sheer strength.
  505. judo Tür.
    • Gentle way.
  506. judo Tür.
    • Gentle Way.
  507. judo Tür.
    • Gentle or flexible way.
  508. judo Tür.
    • a sport adapted from jujitsu and similar to wrestling
    • developed in Japan.
  509. judo Tür.
    • A Japanese martial art founded in the 19th century A derivative of jiu-jitsu, both share some of the same history and techniques, though Judo has been refined as more of a sport Judo emphasizes throws and takedowns.
  510. judo Tür.
    • A form of wrestling in which clothes are worn by the contestants The clothes and belt allow for greater range of technique The depth of judo in the use of Tachiwazw and Newaza require skill plus physical and metal fitness being increasingly raised to an extremely high standard In promotion examinations no allowance is conceded to size or weight
    • success depends solely on the individual"s attributes.
  511. judo Tür.
    • A competitive martial art and popular world-wide sport created by Dr Jigaro Kano about 100 years ago. : Japanese system of wrestling, developed in the 19th century.
  512. judo İng.
    • i. judo.
  513. judy İng.
    • i. İngiliz kukla oyununda Punch'ın karısı.
  514. jug İng.
    • i., f. (-ged, -ging) bülbül sesi
    • f. bülbül gibi şakımak.
  515. jug İng.
    • f. (-ged,- ging) testi veya çömlek içine koymak
    • (argo) hapishaneye tıkmak.
  516. jug İng.
    • i. testi
    • (argo) hapishane, slang. kodes. jugful i. bir testi dolusu (miktar).
  517. jugate İng.
    • s., biyol. çift oluşan
    • bot. çift yaprakçıklı.
  518. juggernaut İng.
    • i. bir Hint mabudunun ismi
    • eskiden tekerleklerinin altına atılarak insanların kendilerini ezdirdiği bu mabudun heykeli
    • insanın kendisini körü körüne feda etmesini gerektiren inanç.
  519. juggle İng.
    • f., i. hokkabazlık yapmak
    • el çabukluğu ile marifet yapmak
    • hile yapmak
    • aldatmak
    • i. hokkabazlık
    • hile. juggle the books aldatmak için hesap defterlerini karıştırıp hazırlamak.
  520. juggler İng.
    • i. hokkabaz, jonglör
    • hilekâr kimse. jugglery i. hokkabazlık
    • hile.
  521. juglandaceous İng.
    • s., bot. cevizgillere ait.
  522. jugular İng.
    • s., i., anat. boyna ait
    • boyun toplardamarıyle ilgili
    • biyol. balıklarda boyun yüzgeçleriyle ilgili
    • i. korunmasız taraf. jugular vein şahdamarı.
  523. jugulate İng.
    • f. çok şiddetli tedavi uygulayarak gelişmesini durdurmak (hastalık), önüne geçmek, önlemek. jugula'tion i., tıb. gelişmesini durdurma.
  524. juice İng.
    • i. özsu, usare
    • sebze, meyva veya et suyu
    • çoğ. insan vucudunun sıvı kısımları
    • öz
    • A.B.D., (argo) cereyan, elektrik
    • A.B.D., (argo) benzin
    • A.B.D., (argo) kuvvet. juiceless s. özü veya suyu olmayan, kuru.
  525. juicy İng.
    • s. özlü, sulu
    • meraklı, cazip, ağız sulandırıcı. juiciness i. özlülük, sululuk.
  526. jujitsu, jujutsu İng.
    • i. hem bir idman sistemi hem de silahsız savunma sanatı olan Japon güreş metodu.
  527. juju İng.
    • i. Batı Afrika'ya ait muska
    • bu muskalara olan batıl itikatlar
    • bu muskalarla ilgili merasim.
  528. jujube İng.
    • i. hünnap, bot. Zizyphus jujuba
    • hünnap şekerlemesi.
  529. jujutsu İng.
    • bak. jujitsu.
  530. jukebox İng.
    • içine para atılınca istenilen plakları çalan otomatik pikap.
  531. jukejoint İng.
    • A.B.D., (argo) içki içilen ve dansedilen meyhane veya bar.
  532. jul Tür.
    • July.
  533. jul Tür.
    • joule.
  534. jul Tür.
    • joule.
  535. jul. İng.
    • kıs. July.
  536. julep İng.
    • i. ilâca karıştırılan tatlı bir sıvı
    • içine buz ve nane karıştırılan bir içki.
  537. julian İng.
    • s. Jül Sezar'a ait. Julian calendar bak. calendar.
  538. julienne İng.
    • i., s. et suyuna sebze çorbası
    • s. ince ve uzun doğranmış.
  539. july İng.
    • i. temmuz.
  540. jumble İng.
    • i., f. karmakarışık iş, intizamsızlık
    • ufak simit şeklinde ince ve tatlı kek
    • f. karmakarışık olmak veya etmek.
  541. jumbo İng.
    • s., i. çok büyük, iri, azman
    • çok iri yapılı kimse veya şey. jumbo jet beş yüz insan taşıyabilen jet.
  542. jump İng.
    • i. atlama, sıçrayış
    • atılış
    • bir atlayışta geçilen mesafe
    • birden silkinme
    • fırlayış, yükseliş (fiyat). broad jump uzun atlama . get the jump on one (argo) birinden evvel davranmak, üstün gelerek birini şaşırtmak. give one the jumps (argo) çok sinirlendirmek, tepesini attırmak. high jump yüksek atlama. jump bid (briç) deklarasyonda bir löve atlama. on the jump tetikte
    • çok meşgul, başını kaşıyacak vakti olmayan. the jumps fazla sarhoşluktan ileri gelen titremeli sayıklama hastalığı.
  543. jump İng.
    • f. sıçramak, atlamak, fırlamak, zıplamak
    • sıçratmak, zıplatmak, fırlatmak, atlatmak
    • üzerinden atlamak
    • içine atlamak, binmek (tren)
    • kışkırtmak, yuvasından çıkarmak
    • geçivermek (bahis, sayfa). jump a claim zorla sahip çıkmak (arazi). jump a horse atı bir yerden atlatmak. jump a train trene atlamak. jump at a conclusion birdenbire ve düşünmeyerek sonuç çıkarmak, durup dururken bir mana vermek. jump bail ortadan kaybolup kefili kefalet borcunu ödemeye mecbur bırakmak. jump on k.dili saldırmak, çatmak. jump out of one's skin hayretle yerinden sıçramak. jump over the broomstick leh. evlenmek. jump ship gemiyi haber vermeden terketmek (tayfa). jump the gun (argo) işaret verilmeden başlamak
    • yarışta hatalı çıkış yapmak. jump the track hattan çıkmak (tren). jumping jack sıçrayan kukla oyuncağı. jumping-off place en üst derece veya en son sınır.
  544. jumper İng.
    • i. bluz veya kazak üzerine giyilen kolsuz elbise
    • elbise üzerinden çocuklara giydirilen pantolonlu ceket tulum
    • gemici veya işçi dış gömleğiç
  545. jumper İng.
    • i. atlayan veya sıçrayan kimse
    • delik delme aleti, delgi
    • elek. geçici olarak kullanılan bağlantı teli
    • den. sereni veya direği muhafaza etmek için bağlanan halat.
  546. jumpsuit İng.
    • i. tulum.
  547. jumpy İng.
    • s. sinirli, sıçramaya hazır, diken üstünde.
  548. jun. İng.
    • kıs. Junior, June.
  549. junction İng.
    • i. bitişme, birleşme
    • bitişilen yer, birleşme yeri, kavşak yeri, iki demir yolunun birleştiği yer. junction box elek. bağlantı kutusu, elektrik tellerinin birleştiği noktada bulunan kutu, buat, kutu.
  550. juncture İng.
    • i. bitişme, bağlantı, irtibat
    • oynak yeri, mafsal
    • dikiş yeri
    • nazik zaman, mühim an
    • aralık, vakit, zaman.
  551. june İng.
    • i. haziran
    • bir kadın ismi.
  552. jungle İng.
    • i. çok sık ağaçlı ve yüksek otlu vahşi orman, çengel
    • çok sık ve karışık yeşillik. jungle cat bir yaban kedisi, zool. Felis chaus. jungle fever batı Hindistan ormanlarına özgü çok şiddetli sıtma. jungle fowl Hint kuşu, yaban tavuğu.
  553. junior İng.
    • s., i. yaşça küçük
    • kıdem bakımından aşağı olan
    • iki kişiden küçük olanı
    • b.h. küçük (babasıyle aynı ismi taşıyan kimsenin ismine ilave olunur)
    • i. yaşça küçük kimse
    • mevki veya kıdemce küçük olan kimse
    • lise veya üniversitede sondan bir evvelki sınıf öğrencisi. junior college üniversitenin birinci ve ikinci sınıf öğretim programını uygulayan iki senelik okul. junior high school A.B.D. ilkokul ile lise arasmdaki 7., 8. ve 9. sınıfları kapsayan ortaokul.
  554. juniper İng.
    • i. ardıç, bot. Juniperus communis. black juniper kara ardıç, bot. Juniperus sabina. juniper berries ardıç meyvası, ardıç yemişi. juniper resin ardıç sakızı.
  555. junk İng.
    • i., f. kullanılmış karışık eşya, hurda
    • k.dili değersiz eşya, çöp
    • (argo) esrar
    • den. hurda halatlar
    • eskiden gemilerde yenilen tuzlanmış sert sığır eti
    • f., k.dili çöpe atmak. junk dealer eski eşya satıcısı, eskici, hurdacı. junk shop eski eşya dükkanı
    • gemi gereçleri satan dükkan.
  556. junk İng.
    • i. Çin sularında kullanılan bir çeşit yelkenli gemi.
  557. junket İng.
    • i., f. kesilmiş sütten yapılan bir çeşit kaymak, yoğurda benzer bir yiyecek
    • ziyafet, kır eğlentisi
    • A.B.D. devlet hesabına gezi
    • f. eğlenmek, ziyafet vermek
    • devlet hesabına seyahat etmek
    • grup halinde sözde ciddi bir maksatla seyahat etmek.
  558. junkie İng.
    • i., (argo) ilaç veya eroin tiryakisi olan kimse.
  559. junkyard İng.
    • i. kullanılmış arabalar atılan yer
    • kullanılmış demir ile yedek parça ve inşaat malzemesi satılan yer
    • eski demir parçalarının yeniden satılması veya kullanılmasl için depo edilen yer.
  560. juno İng.
    • i. eski Romalıların evlilik tannçası
    • endamlı ve güzel kadın
    • astr. küçük gezegenlerden biri.
  561. junta, junto İng.
    • i. cunta
  562. jupiter İng.
    • i. eski Romalıların baş tanrısı, Jüpiter
    • Jüpiter gezegeni, Erendiz.
  563. Jüpiter Tür.
    • jupiter. jupiter erendiz. müşteri.
  564. Jüpiter Tür.
    • jupiter. jove. zeus.
  565. jüpon Tür.
    • underskirt. petticoat.
  566. jüpon Tür.
    • petticoat. underskirt.
  567. jur. d. İng.
    • kıs. Doctor of Law.
  568. jura İng.
    • bak. jus.
  569. jura İng.
    • i. Jura dağları
    • jeol. Jura, Trias'tan sonra gelen jeolojik zaman.
  570. jural İng.
    • s. kanuni, hukuki.
  571. jurassic İng.
    • s., jeol. Jura jeolojik zamanına ait.
  572. jurat İng.
    • i., huk. yeminli tutanak
    • yeminli memur
    • yüksek belediye memuru
    • Manş adalarında sulh hâkimi.
  573. juredivino İng.
    • Lat. Allahın bağışladığı hak ile.
  574. jüri Tür.
    • jury. assize. country. pais.
  575. jüri Tür.
    • jury.
  576. juridical İng.
    • s. hâkime veya hâkimliğe ait
    • adli, kanuni. juridical person tüzel kişi. juridically z. kanuni şekilde.
  577. jurisconsult İng.
    • i. hukuk bilgini.
  578. jurisdiction İng.
    • i., huk. yargılama hakkı, hâkimin yargılama dairesi
    • salahiyet, yetki
    • hükümet, hükümetin nüfuz dairesi. jurisdictional s. hükümet nüfuzuna veya nüfuz dairesine ait
    • işçi sendikalarının yetki alanına ait. jurisdictional dispute sendikalar arasında çıkan anlaşmazlık
    • hukuki yetkili daire hakkında anlaşmazlık
    • yetkili kaza dairesi hakkında ihtilaf.
  579. jurisprudence İng.
    • i. hukuk ilmi
    • düstur. jurisprudent s. hukuk uzmanı. jurispruden'tial s. hukuk ilmine ait
    • hukukla ilgili.
  580. jurist İng.
    • i. hukuk ilmi uzmanı
    • hukuki eserler yazarı. juris'tic(al) s. hukuka veya hukukçuya ait. juristically z. hukuk bakımından.
  581. jurnalcı Tür.
    • cop. denouncer. informer. common informer. whistler.
  582. juror İng.
    • i. juri üyesi
    • yeminli kimse.
  583. jury İng.
    • s., den. eğreti. jury mast den. yedek direk, geçici direk, eğreti direk. juryrigged s., den. eğreti direği olan (gemi).
  584. jury İng.
    • i. jüri
    • yarışma jürisi. jury box mahkeme salonunda jüri heyetine ait yer. juryman i. jüri üyesi. common jury, petty jury, trial jury on iki üyeden meydana gelen ve davayı incelemekle görevli jüri heyeti. coroner's jury nedeni bilinmeyen ölümlerin nedenini incelemekle görevli jüri heyeti. grand jury bak. grand.
  585. jus İng.
    • i., Lat. hukuk
    • hak. jus civile Lat. medeni hukuk. jus divinum Lat. tanrısal emirlere dayanan hukuk. jus gentium Lat. devletler hukuku .
  586. jussive İng.
    • s., gram. emir kipine ait.
  587. just İng.
    • bak. joust.
  588. just İng.
    • z. tam, tam tamına, kesin olarak
    • hemen, şimdi, biraz önce
    • ancak
    • hemen hemen
    • neredeyse
    • güçbela, darı darına
    • sadece, yalnız
    • k.dili çok. just how many tam tamma ne kadar. just now hemen şimdi, biraz evvel, tam şimdi. just then o arallk, o esnada, derken. just there tam orada. just the same tıpatıp aynı
    • bununla birlikte, yinede.Just think! Düşün bir kere! Tasavvur et! He just escaped. Dar kurtuldu. It is just fine. Çok güzeldir. Not just yet. Daha vakti gelmedi.
  589. just İng.
    • s. doğru, haktanır, haklı, adil
    • tam. the just iyiler (din edebiyatı). justly z. adaletle, haklı olarak. justness i. hak
    • hak ve adalete uygunluk, haklılık, adalet
    • doğruluk, dürüstlük.
  590. justice İng.
    • i. adalet, hak
    • hakkaniyet, doğruluk
    • hâkim. justice of the peace sulh hâkimi. bring a person to justice birine ettiğini buldurmak, birine cezasını buldurmak. chief justice yüksek mahkeme reisi, danıştay başkanı. do justice to haklı muamele etmek hakkını gözetmek. do oneself justice elinden geleni yapmak
    • kendine güvenmek.
  591. justiciable İng.
    • s. mahkeme edilebilir, sorguya çekilebilir.
  592. justiciar , justiciary İng.
    • i. yüksek hâkim
    • İng., tar. Norman kralları devrinde tüzel ve yönetimle ilgili kanunları incelemekle görevli kral vekili.
  593. justifiable İng.
    • s. dogruluğu ispat edilebilir, haklı çıkarılabilir, savunulabilir. justifiably z. haklı olarak. justifiableness, justifiabil'ity i haklı oluş.
  594. justification İng.
    • i. haklı çıkarma veya çıkma, mazur gösterme
    • huk. iftira davalarında sanığın iddialarının doğruluğunu ispat etmesi
    • mazeret, sebep, hak
    • temize çıkarma, ispat
    • matb. sayfanın sağ kenarındaki yazıları taşırmama.
  595. justificative , justificatory İng.
    • s. mazur gösteren, haklıçıkaran.
  596. justify İng.
    • f. doğrulamak, haklı çıkarmak
    • suçsuzluğunu ispat etmek, temize çıkarmak
    • matb. yazının sağ kenarını taşırmadan düz yapmak.
  597. justinian İng.
    • i. Jüstinyen. Justinian Code Jüstinyen'in sistemleştirdiği Roma hukuku.
  598. jut İng.
    • i., f. (-ted, -ting) sıkıntı, çıkıntılı şey
    • f., gen. out( ile) çıkıntı halinde dışarı fırlamış olmak
    • çıkıntı yapmak.
  599. jüt Tür.
    • jute.
  600. jüt Tür.
    • jute.
  601. jute İng.
    • i. jüt, muhliye, bot. Corchorus capsularis veya Colitorius
    • hintkeneviri
    • bu bitkilerden elde edilen elyaf.
  602. jute İng.
    • i. beşinci yüzyllda İngiltere'yi istila eden bir Germen kabilesinden olan kimse.
  603. juvenescent İng.
    • s. gençleşen
    • gençleştirici. juvenescence i. gençleşme.
  604. juvenile İng.
    • s., i. genç
    • olgunlaşmamış
    • gençliğe özgü, gençliğe yaraşır
    • i. genç kimse, çocuk
    • genç rolündeki oyuncu. juvenile court çocuk mahkemesi. juvenile delinquency çocugun suç işlemesi. juvenile delinquent suçlu çocuk.
  605. juvenilia İng.
    • iç, çoğ. bir yazar veya ressamın gençliğinde yaptığı eserler
    • gençlere uygun eserler.
  606. juvenility İng.
    • i. olgunlaşmamış bir kimsenin tavrı
    • gençlik hali
    • gençlik, gençler.
  607. juxtapose İng.
    • f. yanyana koymak, sıralamak. juxtaposi'tion i. bitişiklik, bitişme
    • yanyana koyma .