Türkçe - İngilizce Sözlük

  1. g İng.
  2. g.b İng.
    • kıs. Great Britain.
  3. g.h.q İng.
    • kıs. General Headquarters merkez, idare merkezi başkumandanlık karargahı.
  4. g.o.p. İng.
    • (kıs.) Grand Old Party, Republican Party.
  5. ga11 İng.
    • i safra, öt
    • safra kesesi
    • aclllk
    • kin
    • ABD, argo küstahlık, terbiyesizlik ga11 bladder safra kesesi, öt kesesi
  6. ga1a İng.
    • i, s bayram
    • büyük şenlik
    • gala
    • s bayrama ait, şenliğe yaraşır
  7. gab İng.
    • i, kdili gevezelik, boş laf the gift of gab konuşkanlık, konuşma kabiliyeti
  8. gabardin Tür.
    • gabardine. gaberdine.
  9. gabardin Tür.
    • gabardine.
  10. gabardine İng.
    • i gabardin, gabardin pardüsü
  11. gabari Tür.
    • template. gauge.
  12. gabari Tür.
    • loading gauge. clearance. mold. mould. template.
  13. gabble İng.
    • f, i çok çabuk konuşmak
    • ge vezelik etmek
    • anlamse sesler çıkarmak
    • kaz gibi ses çIkarmak
    • i gevezelik, boş laf
  14. gabbro İng.
    • i, jeol gabro
  15. gaberdine İng.
    • i palto, aba
    • ortaçagda bilhassa Musevilerin giydiği bir çeşit kaba ve bol cüppe
  16. gabfest İng.
    • i, ABD, argo çene çalma zamam, yarenlik
  17. gabi Tür.
    • stupid.
  18. gabin Tür.
    • fraudulent overcharge. fraud. cheating on a sale. catching bargain. gross overcharge. overreaching.
  19. gabion İng.
    • i, ask içi toprak dolu tab ya ve metris sepeti
    • liman inşaatmda kul' lamlan taşla dolu ve suya batmlş kazan 9a bionade' i bu sepetlerle yapllan iş
    • sepet işinden tabya siperi
  20. gable İng.
    • i, f, mim çatl altmdaki üç kö şeli yan duvar
    • pencere veya kapl üstundeki sivri tepelik
    • f sivri tepelik yapmak
  21. Gabon Tür.
    • Gabon.
  22. Gabon Tür.
    • a republic on the west coast of Africa.
  23. Gabon Tür.
    • a republic on the west coast of Africa.
  24. Gabonlu Tür.
    • Gabonese.
  25. gabya yelkeni Tür.
    • topsail.
  26. gad İng.
    • i maden hrmak için kullamlan sivri uçlu demir
    • üvendire
    • arazi öIçmeye mahsus cubuk
  27. gad İng.
    • f (ded, ding) başıboş dolaşmak aadabout qadder i kdili avare kimse
  28. gaddar Tür.
    • cruel. inhuman. vicious. tyrannical. pitiless. ruthless. merciless.
  29. gaddar Tür.
    • cruel. bloody. cutthroat. diabolical. ferocious. fiendish. grim. hellkite. truculent. tyrant.
  30. gaddar Tür.
    • cruel. atrocious. pedrifious. brutal. arbitrary. bloody-minded. draconian. draconic. ferocious. grim.
  31. gaddarlık Tür.
    • barbarity.
  32. gaddarlık Tür.
    • atrocity. cruelty. barbarity. brutality. ferocity. killer instinct. monstrosity. savagery. tyranny.
  33. gaddarlık etmek Tür.
    • to act cruelly.
  34. gadfly İng.
    • i atsineği, zoo/ Tabanus bovinus
    • fazla ısrar eden kimse, yapışkan huylu kimse
  35. gadget İng.
    • i, kdili makina cinsinden herhangi bir alet
    • ismi unutulmuş şey
  36. gadgetry İng.
    • i cihazlar, aygıtlar, özel likle elektronik cihazlar
  37. gadhelic İng.
    • s Kelt ile irlanda ve Man Adası dillerine ait
  38. gadoid İng.
    • s, i, zoo/ morina cinsinden balıklara ait
    • i morina cinsinden herhangi bir balık
  39. gadroon İng.
    • i, mim kabartma pervaz üzerine yapılan oyma süs
    • guz san gümüş kapların kenar kabartma veya aynası
  40. gadwall İng.
    • i boz ördek, zool Anas streptera
  41. gaelic İng.
    • i, s iskoçya Keltlerinin dili
    • Gal dili
    • s bu Keltlere veya dillerine ait
  42. gaf Tür.
    • INTE GAF reference.
  43. gaf Tür.
    • Global Assessment of Functioning Scale, DSM IV - The reporting of overall function on Axis V is performed using the Global Assessment of Functioning Scale The GAF scale may be particularly useful in tracking the clinical progress of individuals in global terms, using a single measure The GAF scale is to be rated with respect only to psychological and occupational functioning.
  44. gaf Tür.
    • Gesellschaft Fur Anwendung Von Fernerkundung.
  45. gaf Tür.
    • gaffe. blunder. slip of the tongue. faux pas. howler. atrocity. bloomer. boner. break. bull. clanger. contretemps. flub. gaff. goof. slip. slip-up.
  46. gaf Tür.
    • blunder. gaffe. fauxpas. boob. clanger.
  47. gaf Tür.
    • bloomer. blunder. boob. clanger. faux pas. goof. gaffe. booboo.
  48. gaff İng.
    • i, f balıkçı zıpkını
    • den randa yelke ninin üst sereni, giz
    • dövüş horozunun ayagma geçirilen madeni mahmuz
    • argo gürültülü ve sinir bozucu konuşma
    • f zlpkmla vurup tutmak (ballk) stand the gaff ABD, kdili slkmtlya veya yorgun luğa dayanmak
  49. gaffe İng.
    • i, Fr, kdili gaf yapma, pot klrma, gaf
  50. gaffer İng.
    • i, saka, asag yaşll adam, ihtiyar, dede
  51. gafil Tür.
    • unaware (of. remiss. unguarded.
  52. gafil Tür.
    • unaware. inattentive. unwary.
  53. gaflet Tür.
    • carelessness. heedlessness. negligence.
  54. gaflet Tür.
    • carelessness. headlessness. heedlessness. inattention.
  55. gag İng.
    • i, argo şaka, latife
    • sahnede oyuncu tarafmdan uydurulup ilâve edilen şaka gag man i şaka ve espriler yazan kimse
  56. gag İng.
    • i, f (ged, ging) susturmak için ağlza sokulan tlkaç
    • t/b ağzı açık tutmak için agıza sokulan alet
    • f söyletmemek
    • ağzım tlkamak
    • (haberin) yayılmasına engel olmak, susturmak
    • t/b alet ile ağzım açık tutmak
    • ögürmek gag rule mecliste konuşmay smırlandlran kural
  57. gaga Tür.
    • rostrate. bill. beak. nib. rostrum. trap.
  58. gaga Tür.
    • mentally or physically infirm with age
    • "his mother was doddering and frail". marked by foolish or unreasoning fondness
    • "she was crazy about him"
    • "gaga over the rock group"s new album"
    • "he was infatuated with her".
  59. gaga Tür.
    • crazy.
  60. gaga Tür.
    • beak. bill. mouth.
  61. gaga Tür.
    • beak. bill.
  62. gaga İng.
    • s, argo budala, deli go gaga over (bir şey için) deli olmak
  63. gagalamak Tür.
    • to peck. pick.
  64. gage İng.
    • i birkaç çeşit yeşil veya san iri erik, caneriği
    • bak greengage
  65. gage İng.
    • i, f pey
    • rehin
    • düelloya davet anlammdayere ablan eldiven
    • f bahse giriş mek, bahis tutmak
  66. gage İng.
    • bak gauge
  67. gaggle İng.
    • f, i kaz gibi ses çıkarmak
    • i kaz sürüsü
    • cenebaz kadınlar grupu,
  68. gah Tür.
    • one of the five watches or periods of the day
    • also "place" or "area". And.
  69. gaiactose İng.
    • i, kim süt şekerinden yapılan bir çeşit şeker
  70. gaiety İng.
  71. gaiiant İng.
    • i, s, f ,slk delikanll
    • kadın lara karşı daima nezaket gösteren adam
    • 3sık
    • s kadınlara karşl nazik
    • Sapkın
    • f ka dınlara karşl nezaket göstermek
    • kadınlararefakat etmek
    • şık giyinmek
    • aşkım be I irtmek
  72. gaiiant İng.
    • s gösterişli, heybetli, güzel
    • cesur, yürekli, kahraman
    • kibar, nazik
    • ateşli, 3şık galIantly z nazik bir tavırla
    • göste rişli surette
    • kahramanca, yiğitçe
  73. gaiipot İng.
  74. gailon İng.
    • i galon, ing 4,55 litre
    • ABD 3,78 litre gal
  75. gaily İng.
  76. gain İng.
    • i, f kazanç, kâr
    • yarar, fayda, men faat
    • artma, artış
    • f kazanmak, kâr etmek
    • varmak, ulaşmak
    • ileri gitmek (saat)
    • iler lemek gains i kazanç, gelir gain ground ilerlemek gain on one yarışta (önde giden koşucuya) yavas yavaş yaklaşmak, aradaki mesafeyi kapatmak gain the ear of birine söz geçirmek gain the upper hand ustün gelmek,galipolmak gain time vakit kazan mak
  77. gain İng.
    • i, f oluk, yiv
    • f oluk açmak
  78. gainer İng.
    • i kazanan veya ileri giden kimse veya şey
    • bak full gainer
  79. gainful İng.
    • s kazançlı, kârlı gainfully z kazançla, kâr ederek
  80. gainsay İng.
    • f (said) inkâr etmek, reddetmek
  81. gainst İng.
    • bak against
  82. gaip Tür.
    • absent. not to be seen. missing. lost. absentee.
  83. gaiplik Tür.
    • absence. disappearance.
  84. gait İng.
    • i yurüyüş, gidiş
    • at yürüyüşü gaited s belirli bir yürüyuş hızına sahip
  85. gaita Tür.
    • human excrement.
  86. gaiter İng.
    • i tozluk, getir gaitered s ge tirli
  87. gak Tür.
    • caw.
  88. gak Tür.
    • caw.
  89. gal İng.
    • i, hdili kız gal hs gallon
  90. gala Tür.
    • Pomp, show, or festivity. a gay festivity.
  91. gala Tür.
    • gala. premiére. festivity. state dinner.
  92. gala Tür.
    • gala. gala. premiere. first night.
  93. gala Tür.
    • gala. festivity. state dinner. premiere. state clothes.
  94. gala Tür.
    • fulldress, gala dress.
  95. gala Tür.
    • a gay festivity. offering fun and gaiety
    • "a gala ball after the inauguration"
    • "a festive occasion"
    • "gay and exciting night life"
    • "a merry evening".
  96. galactic İng.
    • s, astr gökadaya ait
    • samanyoluna ait
  97. galactometer İng.
    • bak: lacto meter
  98. galahad İng.
    • i Kral Arthur efsanelerin de kusursuz bir sil3hşor
    • bahadır
  99. galaksi Tür.
    • galaxy. galaxy gökada.
  100. galaksi Tür.
    • galaxy.
  101. galaksi Tür.
    • galaxy.
  102. galangal İng.
  103. galantine İng.
    • i, ahçl galantin, ke miksiz haslanmlş dana ve piliç söğüşü
  104. galantyshow İng.
    • pandomima tarzında bir çeşit gölge oyunu, kukla oyunu
  105. galat Tür.
    • error. mistake.
  106. galati İng.
  107. galatia İng.
    • i Galatya (Ankara, Yozgat ve S:anklrl havalisinin tarihi ismi)
  108. galaxy İng.
    • i, astr gökada, Sok büyük yllde kümesi
    • bh samanyolu
    • seçkin kim selerin toDlantlsu
  109. galbanum İng.
    • i, ecza şeytantersi, kasnı
  110. gale Tür.
    • Wind with a speed between 28 and 55 knots
    • Beaufort scale numbers 7 through 10.
  111. gale Tür.
    • Wind speeds from 39 to 54 mph.
  112. gale Tür.
    • To sing.
  113. gale Tür.
    • To sale, or sail fast.
  114. gale Tür.
    • The sweet gale is found both in Europe and in America.
  115. gale Tür.
    • The payment of a rent or annuity. a strong wind moving 45-90 knots
    • force 7 to 10 on Beaufort scale.
  116. gale Tür.
    • The most violent gales are called tempests.
  117. gale Tür.
    • Sustained wind speeds from 34 to 47 knots.
  118. gale Tür.
    • Strong air current.
  119. gale Tür.
    • On the Beaufort Wind Scale, a wind with speeds from 28 to 55 knots For marine interests, it can be categorized as a moderate gale, a fresh gale, a strong gale, or a whole gale In 1964, the World Meteorological Organization defined the categories as near gale, gale, strong gale, and storm.
  120. gale Tür.
    • Genesis of Atlantic Lows.
  121. gale Tür.
    • galley.
  122. gale Tür.
    • A wind between a strong breeze and a storm A continuous wind blowing in degrees of moderate, fresh, strong, or whole gale and varying in velocity from 28 to 30 nautical miles per hour.
  123. gale Tür.
    • A wind between a strong breeze and a storm A continuous wind blowing in degrees of moderate, fresh, strong, or whole gale and varying in velocity from 28 to 30 NAUTICAL MILES per hour.
  124. gale Tür.
    • a strong wind moving 45-90 knots
    • force 7 to 10 on Beaufort scale.
  125. gale Tür.
    • A strong current of air
    • a wind between a stiff breeze and a hurricane.
  126. gale Tür.
    • A storm with a wind speed between 34 to 40 knots.
  127. gale Tür.
    • A state of excitement, passion, or hilarity.
  128. gale Tür.
    • A song or story.
  129. gale Tür.
    • A range of winds from 34 to 47 knots
    • see also weather definitions. a wind whose "ten-minute average speed at height 10 equals at least 37 knots. A nautical term defining weather conditions in which wind speed ranges between 34 to 40 knots.
  130. gale Tür.
    • A plant of the genus Myrica, growing in wet places, and strongly resembling the bayberry.
  131. gale Tür.
    • A moderate current of air
    • a breeze.
  132. gale Tür.
    • Acronym for Genesis of Atlantic Lows experiment See Bane and Lee et al. generic area limitation environment. 1 In general, and in popular use, an unusually strong wind 2 In storm-warning terminology, a wind of 2847 knots In the Beaufort wind scale, a wind with a speed from 2855 knots and categorized as follows: moderate gale, 2833 knots
    • fresh gale, 3440 knots
    • strong gale, 4147 knots
    • and whole gale, 4855 knots.
  133. gale İng.
    • i bataklık yerlerde yetişen guzel kokulu bir bitki bot Myrica gala
  134. gale İng.
    • i sert rüzgâr, bora, fırtına
    • ,siir hafif rüzgâr, esinti, meltem
    • kahkaha tufanı
  135. galea İng.
    • i (çog ae) biyol bazı çiçek veya böceklerin miğfer şeklindeki klsmı
  136. galebe Tür.
    • victory.
  137. galebe Tür.
    • sieg. Überlegenheit.
  138. galen İng.
    • i milâttan sonra ikinci yüz yılda yaşamış Yunanlı bir doktor, Kalinos
  139. galena İng.
    • i, min içinde doğal kurşun sülfürü bulunan maden cevheri, kukurt kur şunu, galen
  140. galeopsis İng.
    • i yalancl kenevir otu
  141. galeri Tür.
    • gallery. salon. adit.
  142. galeri Tür.
    • gallery. art gallery. working drift.
  143. galeri Tür.
    • gallery. art gallery. balcony. showroom. heading. tunnel. tunneling. flow-line. aqueduct. tribune. drive. subway.
  144. galeta Tür.
    • hard biscuit. cracker. dried bread. rusk. small dry bread. biscuit.
  145. galeta Tür.
    • bread stick. a crisp unsweeetened biscuit. hard- tack. hardtack. pilot biscuit.
  146. galeta unu Tür.
    • dry bread crumbs.
  147. galeyan Tür.
    • ferment. fit. agitation. excitement. ebullition. rage.
  148. galeyan Tür.
    • excitement. rage. agitation. paroxysm. popular tumult.
  149. gali Tür.
    • galley.
  150. galiba Tür.
    • probably. presumably. presumedly. likely. methinks.
  151. galiba Tür.
    • most probably.
  152. galiba Tür.
    • I think so. presumably.
  153. galiba Tür.
    • daresay. presumably. probably. likely. i think. i daresay. apparently. seemingly.
  154. galibiyet Tür.
    • victory. win. triumph yengi.
  155. galibiyet Tür.
    • victory. predominance. triumph. win.
  156. galilean İng.
    • i Galile'li
    • eski devir lerde Musevilerin Hıristiyanlara verdikleri isim the Galilean Hazreti isa
  157. galilee İng.
    • i ingiltere'de buyuk kilise lerin antresinde bulunan oda veya avlu
  158. galimatias İng.
    • i karışık ve an lamsız söz, saçma ve boş laf
  159. galingale İng.
    • i havlıcan, kulunç otu, bot Alpinia officinalis
    • zencefile benzer ko kulu bir kök
    • kırk boğum, bot Cyperus longus
  160. galinut İng.
    • i mazı, yumru Gallo onek Fransa veya eski Gal'e ait
  161. galiot İng.
  162. galip Tür.
    • winner. triumphant. victorious.
  163. galip Tür.
    • victor. victorious. winner. overwhelming.
  164. galip Tür.
    • victorious. victor. winner. triumphant. champion. conquering. prevailing. victor. winner. vanquisher. top dog.
  165. gall İng.
    • i mazl, ağaç uru gaIIapple i elma şeklinde mazı ga11 oak mazl meşesi
  166. gall İng.
    • i, f sürtmekten h3sı1 olan yara
    • sinirlendirici herhangi bir şey
    • zayıf nokta, kusur, çürüklük (bilhassa ip)
    • bir arazide çorak olan kısım
    • f sürterek yara etmek
    • sinirlendirmek, kızdlrmak, incitmek, üzmek, slkmak
    • sürtünme ile yara olmak 13all ing s inciten, slkıcı
  167. gall İng.
    • kls gallon(s)
  168. gallantry İng.
    • i cesaret, kahramanlık, yiğitlik
    • kadınlara karşı nezaket
    • âşıkane soz veya davranış
  169. galleass İng.
  170. galleon İng.
    • i kalyon, eskiden özel likle ispanyollar tarafından kullanılan yel kenli ve kürekli bir çeşit harp gemisi
  171. gallery İng.
    • i dehliz, koridor
    • üstü kapalı balkon
    • (cami, kilise veya tiyatroda) galeri
    • tünel
    • galeride toplanan halk
    • salon
    • den eski gemilerin kı,c tarafındaki galeri
    • mad galeri play to the gallery seyirciler üze rinde parlak bir tesir bırakmaya çalışmak
    • halkın sempatisini kazanmaya gayret etmek
  172. galley İng.
    • i kadırga, çektirme
    • eski za manlarda kullanılan bir veya daha fazla sıra kürekleri olan harp gemisi
    • büyük ka yık
    • gemi mutfağı
    • matb dizilmiş harfle rin konulduğu tekne, gale gallev proof matb ilk tashih galley slave Kadırgada çallşan kürek mahkumu, forsa galley west ABD, kdili düzensiz knack galley west yere yıkmak, altüst etrnek
  173. gallfly İng.
    • i mazı hâsıl edan sinek
  174. galliard İng.
    • i hareketli bir dans
    • bu dansın müziği galliass bak galleass
  175. gallic İng.
    • s Galya ile ilgili
    • Fransa'ya ait Gallican s Galya veya Fransa'ya ait
    • Fransız Katolik kilisesine an Gallicism i Fransızcaya mahsus veya Fransızcadan alın mış terim Gallicise f Fransızlaştırmak, Fransızlaşmak
  176. galligaskins İng.
    • i, çog gen saka bol çorap veya pantolon
    • getir
  177. gallimaufry İng.
    • i karmakarışık şey
  178. gallinaceous İng.
    • s tavuk cin sinden gaIliot bak galiot
  179. gallipoli İng.
    • i Gelibolu
  180. gallipot İng.
    • i eczacıların kullandlğı ufak toprak merhem kavanozu
    • bak galipot
  181. gallium İng.
    • i kim galyum
  182. gallivant İng.
    • f gezip tozmak, zevk peşinde koşmak, gününü gün etmeye bak mak
  183. galloot İng.
    • i ABD argo aptal kimse
  184. gallop İng.
    • f i dörtnala gitmek, koş mak, segirtmek
    • dortnala koşturmak (at)
    • i dortnala gidiş
    • acele gidiş
  185. gallows İng.
    • i darağacl
    • spor barfiks gallows bird asılacak herif, ipten kazıktan kurtulmuş kimse
  186. gallstone İng.
    • i safra taşı
  187. gallus İng.
    • i (çog galluses) ABD, leh pantolon askısı galoot bak galloot
  188. galon Tür.
    • gallon. container for gasoline. gas can. tank car.
  189. galon Tür.
    • gallon.
  190. galop Tür.
    • Usually done with partner, slide one foot forward bring other foot up in a scissor action.
  191. galop Tür.
    • Hungary seems to take credit as the birthplace of the Galop It was an old time dance, often introduced at the Country dances or following a Volte and Contra Danse as a contrast to their slow and somewhat monotonous steps In 2/4 time, it was a springy step with a glissade and a chasse. - a lively round-dance in 2/4 time [back].
  192. galop Tür.
    • A kind of lively dance, in 2-4 time
    • also, the music to the dance.
  193. galop Tür.
    • A fast 19th-century ballroom dance in 2/4 time, used frequently by the Strauss family.
  194. galop İng.
    • i süratli bir dans, galop dansı
  195. galore İng.
    • z bol bol
  196. galoş Tür.
    • overshoe. rubbers.
  197. galoş Tür.
    • galosh. overshoe.
  198. galoş Tür.
    • galosh.
  199. galosh İng.
    • i kaloş, kısa çizme
  200. galumph İng.
    • f Iap lap yürümek
  201. galvanic İng.
    • s galvanik, galvanizme ait
    • elektrik çarpmasına benzeyen gal vanic battery, galvanic pile galvanik batarya galvanic electricity galvanik elek trik
  202. galvanism İng.
    • i kimyasal kuvvetle husule gelen elektrik, galvanizm
    • t/b gal vanik elektrik cereyanı ile tedavi
  203. galvaniz Tür.
    • galvanization.
  204. galvaniz Tür.
    • galvanization.
  205. galvanize Tür.
    • To restore to consciousness by galvanic action
    • hence, to stimulate or excite to a factitious animation or activity.
  206. galvanize Tür.
    • To plate, as with gold, silver, etc., by means of electricity.
  207. galvanize Tür.
    • To coat with zinc to protect against corrosion Left Lay - Strand - Strand in which the cover wires are laid in a helix having a left-hand pitch - Rope - Rope in which the strands are laid in a helix having a left-hand pitch. to stimulate to action
    • " startled him awake"
    • "galvanized into action". cover with zinc
    • "galvanize steel". stimulate by administering a shock.
  208. galvanize Tür.
    • To coat, as iron, with zinc.
  209. galvanize Tür.
    • To coat a metal with zinc Galvanization is the process of coating a metal with zinc.
  210. galvanize Tür.
    • to coat a metal surface with zinc using various processes. to coat with zinc.
  211. galvanize Tür.
    • To coat a metal surface with zinc as a protection against corrosion.
  212. galvanize Tür.
    • To affect with galvanism
    • to subject to the action of electrical currents.
  213. galvanize Tür.
    • See Galvanized iron. stimulate by administering a shock cover with zinc
    • "galvanize steel".
  214. galvanize İng.
    • f harekete getirmek, heyecanlandırmak, tahrik etmek
    • mad gal vanizlemek, galvanizle kaplamak
    • galvanik cereyan geçirmek
    • r,b elektrikle (adale) çalıştırmak galvaniza'tion i galvanik ce reyanı geçirme, galvanize etme galvanized iron çinko, saç, galvanizli demir
  215. galvanizlemek Tür.
    • galvanize.
  216. galvanizli Tür.
    • galvanized.
  217. galvanizli Tür.
    • galvanized.
  218. galvano Tür.
    • electrotype. electro.
  219. galvano Tür.
    • An epoxy coated plaster relief model of a coin, token or medal created by electrodeposition.
  220. galvano Tür.
    • An epoxy coated plaster relief model of a coin created in order to produce master hubs, which in turn produce coin dies.
  221. galvanometer İng.
    • i galvano metre, elektrik öIçegi galvanometry i elektrik cereyanı öIçme ilmi galvanoplastic s galva noplastik
  222. galvanometre Tür.
    • galvanometer.
  223. galvanometre Tür.
    • galvanometer.
  224. galvanoplasty İng.
    • i galva noplasti, galvanizm ile kaplama usulü
  225. galvanoscope İng.
    • i galvanoskop
  226. gam Tür.
    • To have a gam with
    • to pay a visit to, esp. among whalers at sea.
  227. gam Tür.
    • To gather in a gam
    • said of whales.
  228. gam Tür.
    • To engage in a gam, or in social intercourse anywhere.
  229. gam Tür.
    • grief. woe. sorrow.
  230. gam Tür.
    • grief. anxiety. worry. scale. dolour. gamut. mope. sorrow.
  231. gam Tür.
    • Gerakan Aceh Merdeka - Free Aceh Movement.
  232. gam Tür.
    • Geostationary Airglow Monitor.
  233. gam Tür.
    • cross. dumps. gamut. scale.
  234. gam Tür.
    • A visit between whalers at sea
    • a holding of social intercourse between those on different vessels at sea, or between persons ashore.
  235. gam Tür.
    • A TADS data file Typically it will represent an interactive fiction story It is binary but will work on any machine with some flavor of TADS interpreter, and such interpreters are available for several different platforms, usually for free It is currently not as portable as a Z-machine file.
  236. gam Tür.
    • A herd, or school, of whales.
  237. gam Tür.
    • A heard or school of whales
    • a social meeting, visit, or the like, as between vessels at sea
    • [Nautical] to visit or converse with one another for social purposes.
  238. gam İng.
    • i balina süruisü
    • argo bacak
  239. gama Tür.
    • gamma.
  240. gama Tür.
    • gamma.
  241. gama globulin Tür.
    • gamma globulin.
  242. gama ışınları Tür.
    • gamma rays.
  243. gamba Tür.
    • kink.
  244. gamba Tür.
    • A viola da gamba.
  245. gambado İng.
    • i at slçramasl
    • at gibi slçrama
  246. gambia İng.
    • i Gambia
  247. gambir İng.
    • i Malaya'da bir bitkiden çıkan ve sakız gibi çiğnenen veya boya iş ipek veya altın sırmadan lerinde kullanılan sarımsı renkte pekiştiricimadde
  248. gambit İng.
    • i satranç oyununda daha iyi bir mevki kazanmak için bir oyuncunun bir veya birkaç taş feda etmesi, gambit
    • bir konu tartışmasını açış
  249. gamble İng.
    • f, i kumar oynamak
    • so nucundan emin olunmayan bir teşebbüse gi rişmek
    • şansa bağlı bir işe girişmek
    • i, kdili tehlikeli teşebbüs gamble away kumarda kaybetmek gambler i kumarbaz gam bling i kumar oynama gambling den kumarhane
  250. gamboge İng.
    • i Hint zamkı, katalomba, gomagota
    • turuncumsu sarı renk
  251. gambol İng.
    • i, f sıçrama, oyun
    • f sıç rayıp oynamak
  252. gambrel İng.
    • i (at ve benzeri hayva nın) art ayak bileği gambrel roof mim balık sırtı d am, Felemenk çatısı
  253. game İng.
    • s, k dili topal, sakat
  254. game İng.
    • s gözüpek, yiğit, cesur
    • av hay vanlarına ait gamely z cesurca game ness i yiğitlik, yüreklilik
  255. game İng.
    • i oyun, eğlence
    • spor
    • oyun partisi, parti
    • plan, tertip
    • av, şikâr
    • av eti game bird av kuşu game fish yakala nınca direnen balık game laws av hu kuku game theory (oyun, savaş, tica rette) matematik hesap ile en isabetli hareket tarzını tespit etme game of chance kumar be off one,s game oynaya cak halde olmamak make game of alay etmek, eğlenmek play the game usule göre oynamak, iyi sporcu olmak The game is up Plan suya düştü
  256. gamebag İng.
    • i av ,cantası
  257. gamecock İng.
    • i dövuiş horoZu
  258. gamekeeper İng.
    • i avlak bekçisi
  259. gamesome İng.
    • s neşeli, şen
    • canlı, hareketli
  260. gamester İng.
    • i oyuncu
    • kumarbaz
  261. gamet Tür.
    • gamete.
  262. gamete İng.
    • i, biyol cinsel hücre, gamet
  263. gamic İng.
    • s cinsel
    • ancak ilkah ile mey dana gelebilen
  264. gamin İng.
    • i kimsesiz ve başıboş dola şan çocuk
  265. gaming İng.
    • i kumarbazlık, kumar oy nama
  266. gamlı Tür.
    • worried. sorrowful. down in the mouth. woeful.
  267. gamma İng.
    • i gamma, Yunan alfabesi nin uçuncü harfi gamma globulin gamma globulin gamma rays gamma ışınları
  268. gammaz Tür.
    • titular.
  269. gammaz Tür.
    • telltale. informer. sneak. proditor. stool pigeon.
  270. gammazlamak Tür.
    • to inform against. to tell on sb. to tell tales about. rat on. snitch. snook.
  271. gammazlık Tür.
    • tittle tattle.
  272. gammazlık Tür.
    • informing on sb. prodition.
  273. gammer İng.
    • i, saka ya,slı kadın, kocakarı
  274. gammon İng.
    • f, den cıvadrayı baş bo doslamasına tiringa halatı ile bağlamak gam moning i cıvadra tiringası gamo onek cinsiyetle ilgili
    • bileşik gamous sonek evlilikle ilgili, ureme ile ilgili:monogamous s tek eşli
  275. gammon İng.
    • i f ünlem ing, k dili saçmalık, boş laf, aldatma
    • f boş laf etmek, hile yapmak
    • aldatmak
    • ünlem Saçmalık I Boş lafl
  276. gammon İng.
    • i f tavla
    • tavlada mars
    • f mars etmek
  277. gammon İng.
    • i f domuz etinin tuzlan mış ve tutsulenmiş but tarafı
    • f domuz etini tütsulemek
  278. gamp İng.
    • i, ing, saka büyük şemsiye
  279. gamsız Tür.
    • happy-go-lucky. lighthearted.
  280. gamsız Tür.
    • happy-go-lucky. carefree. light hearted. harum-scarum. lymphatic. gaily.
  281. gamsız Tür.
    • carefree. light-hearted. happy-go-lucky.
  282. gamsızlık Tür.
    • lightheartedness.
  283. gamsızlık Tür.
    • carefreeness.
  284. gamut İng.
    • i bir şeyin tamamı, takım, seri
    • müz gam
  285. gamy İng.
    • s av eti kokusunu andıran (bil hassa ağırlaşmış av eti)
    • cesur, yiğit, gözüpek
  286. gamze Tür.
    • dimple. coquettish glance.
  287. gamze Tür.
    • dimple.
  288. gan İng.
    • eski began: bak begin
  289. Gana Tür.
    • ghana. ghanaian.
  290. Gana Tür.
    • ghana.
  291. Gana Tür.
    • Ghana.
  292. Ganalı Tür.
    • Ghanian.
  293. gander İng.
    • i erkek kaz
    • ABD argo bakış Take a ganderl argo şuna bakıverl
  294. ganef İng.
  295. gang Tür.
    • To halftone or separate more than one image in only one exposure Also to print two or more finished products on the same sheet during one press run. klik.
  296. gang Tür.
    • To go
    • to walk.
  297. gang Tür.
    • To combine unrelated jobs on one printing plate in order to save costs and setup charges.
  298. gang Tür.
    • The mineral substance which incloses a vein
    • a matrix
    • a gangue. tool consisting of a combination of implements arranged to work together an organized group of workmen an association of criminals
    • "police tried to break up the gang"
    • "a pack of thieves" act as an organized group.
  299. gang Tür.
    • Printing multiple pages or documents on the same sheet to save money and paper.
  300. gang Tür.
    • Group of frames or impositions in the same forme of different jobs arranged and positioned to be printed together. To halftone or separate more than one image in only one exposure To reproduce two or more different printed products simultaneously on one sheet of paper during one press run Also called combination run. the arrangement of multiple designs of either similar or different patterns that print as a single impression.
  301. gang Tür.
    • duct, course, action, corridor, errand, gait, gangway, gear, hallway, operation, passage, passageway, running, speed, tread, vein, visit, walk, walkway, way, working.
  302. gang Tür.
    • A set
    • all required for an outfit
    • as, a new gang of stays.
  303. gang Tür.
    • Artworks mounted together so that they can be reproduced/printed together.
  304. gang Tür.
    • A number going in company
    • hence, a company, or a number of persons associated for a particular purpose
    • a group of laborers under one foreman
    • a squad
    • as, a gang of sailors
    • a chain gang
    • a gang of thieves.
  305. gang Tür.
    • an association of criminals
    • "police tried to break up the gang"
    • "a pack of thieves". an informal body of friends
    • "he still hangs out with the same crowd". an organized group of workmen. tool consisting of a combination of implements arranged to work together. act as an organized group.
  306. gang Tür.
    • A grouping of forms arranged to print together with a single impression Also known as gang printing, gang run, or gang up.
  307. gang Tür.
    • A going
    • a course.
  308. gang Tür.
    • A combination of similar implements arranged so as, by acting together, to save time or labor
    • a set
    • as, a gang of saws, or of plows.
  309. gang İng.
    • i, f çete
    • takım, ekip
    • guruh, suru
    • avene
    • yardakçılar
    • işçi takımı
    • mak alet takımı
    • f takım olmak, işbirliği yapmak
    • kdili çete halinde saldırmak
    • iskorj gitmek, yurumek gang plow çok bıçaklı pulluk gang up on ABD, argo saldırmak, karşı gelmek
  310. ganges İng.
    • i Ganj nehri
  311. gangling İng.
    • s fazla uzun boylu, colloq Ieylek gibi
  312. ganglion İng.
    • i, t/b ganglion, sinir düğümü, lenfa bezi
    • ufak ur ganglion'ic s gangliona ait, ganglionlu
  313. gangplank İng.
    • i iskele tahtası
  314. gangrene İng.
    • i, f, tlb kangren
    • f kan gren etmek veya olmak gangrenous s kangren olmuş, kangrenli
  315. gangster Tür.
    • gangster. mobsman. plug ugly.
  316. gangster Tür.
    • gangster.
  317. gangster Tür.
    • bandit, gunman, mobsman, mobster, racketeer, thug, gangsters.
  318. gangster Tür.
    • a criminal who is a member of gang.
  319. gangster Tür.
    • a criminal who is a member of gang.
  320. gangster İng.
    • i gangster
  321. gangue İng.
    • i, jeol gang
  322. gangway İng.
    • i, ünlem yol, geçit, pasaj
    • den ambarda eşya arasındaki geçit
    • guvertede bir kısımdan ötekine geçilen iskele
    • iskele tahtası
    • ünlem Yol ver I Yağlı boya I Destur I
  323. gani Tür.
    • abundant. rich.
  324. ganimet Tür.
    • booty. plunder. spoil. godsend. capture. loot. pillage. prize. trophy.
  325. ganimet Tür.
    • booty. loot. spoils. capture. captured property. pillage. prize. spoil.
  326. ganimet Tür.
    • booty. capture. haul. loot. plunder. spoil. swag. trophy. spoils.
  327. ganister İng.
    • i ocakların iç tarafına doşenen çakmaktaşı ve balçıktan ibaret bir cins tuğla
  328. gannet İng.
    • i sumsuk kuşu, zool Morus bassanus
  329. ganoid İng.
    • s, i parlak, cilâlı gibi (balık pulu)
    • i, zool parlak pullu bir balık
  330. gantlet İng.
    • i, ask elleri değnekli iki sıra askerin arasından geçirilmek suretiyle uygulanan eski bir dayak cezası: iki veya her taraftan hücum
    • üzucu durumlar run the gantlet sıra dayağı yemek
    • birçok kimsenin hışmına uğramak
  331. gantlet İng.
    • bak gauntlet
  332. gantry İng.
  333. ganyan Tür.
    • the winner. winning ticket. winner.
  334. ganyan Tür.
    • the winner horse. winning ticket.
  335. ganymede İng.
    • i eski Yunan efsa nelerinde mabutların sakisi
    • oğlan, puşt
    • astr Jupiter gezegeninin üçuncü ve en buyük uydusu
  336. gaol İng.
  337. gap İng.
    • i f (ped, ping) yarık, rahne
    • geçit
    • aralık, fasıla
    • açıklık, ayrılık
    • f yol açmak, yarmak, aralık meydana getirmek
  338. gape İng.
    • f, i esnemek
    • ağzını açık tutmak, hayretten ağzı açık kalmak
    • yarılmak, açıl mak
    • i esneme, hayretten ağzı açık kalma:zool kuş veya balık ağzının açılış miktarı
    • ya rık, açıklık the gapes esneme nobeti
    • bir ku,s hastalığı
  339. gapeseed İng.
    • i, ing hayret uyan dıran ,sey GAR kls Grand Army of the Republic gar bak garfish
  340. gar Tür.
    • To cause
    • to make. primitive predaceous North American fish covered with hard scales and having long jaws with needle-like teeth.
  341. gar Tür.
    • The gar pike.
  342. gar Tür.
    • See Garfish.
  343. gar Tür.
    • See Alligator gar, and Gar pike.
  344. gar Tür.
    • primitive predaceous North American fish covered with hard scales and having long jaws with needle-like teeth. elongate European surface-dwelling predacious fishes with long toothed jaws
    • abundant in coastal waters.
  345. gar Tür.
    • large railway station. railway depot. railroad station.
  346. gar Tür.
    • large railway station.
  347. gar Tür.
    • Grand Army of the the Republic.
  348. gar Tür.
    • Geographic Area Relationship.
  349. gar Tür.
    • Gate Acceptance Rate.
  350. gar Tür.
    • cooked.
  351. gar Tür.
    • Any slender marine fish of the genera Belone and Tylosurus.
  352. garabet Tür.
    • strangeness. singularity. freak.
  353. garabet Tür.
    • freak.
  354. garage İng.
    • i garaj,
  355. garaj Tür.
    • garage. coach-house.
  356. garaj Tür.
    • garage. carriage house.
  357. garaj Tür.
    • garage. bus terminal.
  358. garanti Tür.
    • in the bag. warranty. warrant. guarantee. guaranty. surety.
  359. garanti Tür.
    • guarantee. quaranty. warranty. cert. cinch. delcredere. guaranty. indemnity. safeguard.
  360. garanti Tür.
    • assurance. cinch. guarantee. guaranty. surety. undertaking. warrant. warranty.
  361. garanti etmek Tür.
    • to guarantee. ensure. make for sth. stipulate.
  362. garanti etmek Tür.
    • assure. guarantee. undertake. warrant.
  363. garantilemek Tür.
    • to guarantee. to guaranty. to warrant. to make certain. to make sure (of.
  364. garantilemek Tür.
    • insure. to guarantee. to make certain. to make sure. to cinch.
  365. garantili Tür.
    • secure. guaranteed. sure. certain. assured.
  366. garantili Tür.
    • made.
  367. garantili Tür.
    • guaranteed. assigned account. to be in the bag.
  368. garantör Tür.
    • guarantor.
  369. garantör Tür.
    • guarantor.
  370. garaz Tür.
    • hard feeling. malice. prejudice.
  371. garb İng.
    • i, f kıyafet, ustbaş, kılık
    • f giy dirmek
  372. garbage İng.
    • i çöp, süprüntu
    • pis ve değersiz şey garbage man çopçü
  373. garbanzo İng.
    • i nohut
  374. garble İng.
    • f, i tahrif etmek, bozmak, be lirli parçaları seçip kötü bir maksada alet etmek (yazı, söz)
    • i tahrif, bozma
    • bo zulmuş olan şey
    • maden alaşımı
  375. garboard İng.
    • i, den gemi omurgası nın vanındaki dip tahtası ,burma tahtası
  376. garcon İng.
    • i., Fr. oğlan, delikanlı
    • garson
    • uşak.
  377. gard Tür.
    • See Guard.
  378. gard Tür.
    • guard.
  379. gard Tür.
    • garden. an acronym for Gateway Ancestor of Royal Descent. [Latin "gradus" "degree" extant in Romance, Germanic, Esperanto and Novial ] scale -- a scale of intensity, amount or quantity.
  380. gard Tür.
    • Garden.
  381. garden İng.
    • f. bahçıvanlık etmek, bahçede çalışmak, çiçeklerle uğraşmak. gardener i. bahçıvan. gardening i. bahçıvanlık.
  382. garden İng.
    • i., s. bahçe
    • bostan
    • s alelade. garden hose bahçe hortumu. Garden of Eden cennet bahçesi. garden party gardenparti. botanical garden bitkilerin sergilendiği bahçe. kitchen garden sebze bahçesi. market garden bostan.
  383. gardenia İng.
    • i. gardenya.
  384. gardenya Tür.
    • gardenia.
  385. gardiyan Tür.
    • guardian. prison guard. jailer. keeper.
  386. gardiyan Tür.
    • gaoler. jailer. screw. turnkey. warder. prison guard. guard.
  387. gardiyan Tür.
    • gaoler.
  388. gardiyanlık Tür.
    • the work of a guard.
  389. gardırop Tür.
    • wardrobe. cloakroom.
  390. garez Tür.
    • rancour. spite. garaz.
  391. garez Tür.
    • grudge. hatred. rancour rancor.
  392. garfish İng.
    • i. zargana.
  393. gargantuan İng.
    • s. kocaman, iri
    • obur, doymaz.
  394. gargara Tür.
    • gargle. mouthwash.
  395. gargara Tür.
    • gargle.
  396. garget İng.
    • i., bayt. inek memesinin iltihaplanması.
  397. gargle İng.
    • f., i. gargara etmek, çalkalamak
    • i. gargara.
  398. gargoyle İng.
    • i. çirkin bir insan yüzü veya hayvan başına benzeyen oluk ağzı.
  399. garibaldi İng.
    • i. kolalı erkek gömleği biçiminde kadın bulüzü.
  400. gariban Tür.
    • wretch. poor-fellow.
  401. garip Tür.
    • strange. curious. droll. awkward. bizarre. freak. freakish. kinky. odd. queer. screwball. fantastic. fantastical. fancy. comical. cranky. crotchety. eccentric. exotic. fanciful. far-out. funny. funny peculiar. grotesque. out-of-the-way. outlandish. q.
  402. garip Tür.
    • queer. bizarre. cranky. crotchet. curiosity. curious. extraordinary. fantastic. freakish. funny. grotesque. odd. offbeat. outlandish. singular. strange. unaccountable. unaccustomed. weird.
  403. garip Tür.
    • odd. peculiar. strange. unfamiliar. needy. abandoned. destitute. stranger. amazing. bizarre. curious. exotic. fanciful. fantastic. far out. freakish. funny. grotesque. kinky. marvellous. mysterious. novel. outre. queer. surreal. unnatural. weird.
  404. garip adam Tür.
    • queer fish.
  405. gariplik Tür.
    • strangeness.
  406. gariplik Tür.
    • strangeness.
  407. gariplik Tür.
    • quirk.
  408. garipsemek Tür.
    • to feel lonely and homesick. to find sth strange or curious.
  409. garipsemek Tür.
    • to feel lonely and homesick. to feel lonely. to feel out of place. to find strange.
  410. garish İng.
    • s. cafcaflı, fazla süslü, gösterişli
    • havai, hoppa.
  411. gark etmek Tür.
    • inundate.
  412. gark olmak Tür.
    • to drown.
  413. garland İng.
    • i., f. çelenk
    • antoloji, derleme eser
    • f. çelenkle süslemek.
  414. garlic İng.
    • i. sarımsak, bot. Allium sativum. garlicky s. sarımsaklı, sarımsak gibi. garlic mustard sarımsak otu, bot. Alliaria officinalis.
  415. garment İng.
    • i., f. giysi, elbise
    • f. giydirmek.
  416. garner İng.
    • f., i. toplamak, biriktirmek
    • i. tahıl ambarı.
  417. garnet İng.
    • i., jeol. grena, kıymetli bir kırmızı taş, Iâl taşı
    • Iâl taşı rengi.
  418. garnish İng.
    • f., i. donatmak, süslemek
    • bir servis tabağındaki yemeğin etrafını süslemek
    • huk. haczetmek
    • i. süsleme. garnishment i. süsleme
    • haciz.
  419. garnishee İng.
    • f., huk. haczetmek, haciz koymak, hacze bağlamak.
  420. garnitür Tür.
    • garnish. trimming. trimmings. garnishing. garniture.
  421. garnitür Tür.
    • garnish. garniture. trimmings trimmings. trimming.
  422. garniture İng.
    • i. garnitür, süs.
  423. garnizon Tür.
    • garrison. garrison town. headquarters. post.
  424. garnizon Tür.
    • garrison. garrison town.
  425. garp Tür.
    • noun - direction opposite polar rotation.
  426. garp Tür.
    • Global Atmospheric Research Program.
  427. garp Tür.
    • Generic Attribute Registration Protocol. "Growth At a Reasonable Price" Used to define the style of a manager who seeks attractively priced growth-oriented securities.
  428. garp Tür.
    • General Attribute Registration Protocol.
  429. garp Tür.
    • Acronym for the Global Atmospheric Research Program, planned and coordinated jointly starting in 1968 by the WMO and the ICSU.
  430. garplı Tür.
    • hesperian.
  431. garret İng.
    • i. tavan arasındaki oda. garreteer' i. tavan arasında oturan kimse.
  432. garrison İng.
    • i., f. garnizon
    • garnizonun bulunduğu yer
    • f. garnizon kurmak
    • bir şehre asker yerleştirmek.
  433. garrote İng.
    • i., f. İspanya'da eskiden uygulanan vidalı demir halka ile boğarak idam cezası
    • bu cezanın uygulanmasında kullanılan alet
    • soymak maksadıyle birinin boğazını sıkma
    • f. boğarak idam etmek
    • boğazını sıkarak soymak.
  434. garrulity İng.
    • i. gevezelik, boşboğazlık.
  435. garrulous İng.
    • s. çok konuşan, geveze, boşboğaz. garrulously z. gevezelikle, boşboğazlıkla.
  436. garson Tür.
    • waiter. waitress. commis. counterman. garçon. waiting man.
  437. garson Tür.
    • waiter. waitress.
  438. garson Tür.
    • waiter.
  439. garsonluk Tür.
    • the work of a waiter.
  440. garsonluk Tür.
    • being a waiter.
  441. garter İng.
    • i., f. çorap bağı, dizbağı, jartiyer
    • b.h. İngiltere'de dizbağı nişanı
    • f. çorap bağı ile bağlamak. garter snake Kuzey Amerika'ya mahsus zehirsiz ufak yılan, zool. Thamnophis.
  442. garth İng.
    • i. manastır ve katedralin küçük avlu veya bahçesi.
  443. gas İng.
    • i. (çoğ. es, -ses) f. (-sed,-sing) gaz, havagazı
    • A.B.D. benzin
    • anestezide kullanılan gaz karışımı
    • zehirli gaz
    • (midede) gaz
    • mad. patlayıcı metan karışımı
    • argo olağanüstü şey
    • fevkalade durum
    • argo boş laf, anlamsız söz
    • argo insana zevk veren herhangi bir şey
    • f. gazlamak, gaz vermek
    • gazla zehirlemek
    • saçmalamak, atmak. gas burner havagazı memesi, bek. gas engine gazla işleyen makina. gas fixtures gaz boruları ile muslukları. gas jet gaz alevi
    • gaz memesi. gas gangrene tıb. gazlı kangren gas main havagazı ana borusu. gas mask gaz maskesi. gas meter gaz saati, gaz sayacı. gas oven havagazı fırını. gas station A.B.D benzin istasyonu. coal gas kömürden elde edilen havagazı. poison gas ze- hirli gaz. Step on the gas. Gazla. Gaza bas. argo Çabuk ol. colloq Pergelleri aç.
  444. gasbag İng.
    • i. gaz toplamaya mahsus torba
    • argo laf ebesi, atıcı.
  445. gasconade İng.
    • i., f. övünme
    • f.övünmek.
  446. gaseous İng.
    • s. gazlı, gaz gibi
    • boş, ozsüz, hafif.
  447. gaseyan Tür.
    • nausea. vomiting.
  448. gash İng.
    • i., f. uzun ve derin yara
    • f. yaralamak.
  449. gasification İng.
    • i. gaz haline koyma.
  450. gasify İng.
    • f. gaz haline koymak, gaz yapmak
    • gazlaşmak.
  451. gasket İng.
    • i. conta
    • den. kalçete, yelkeni kısmen kapatmak için kullanılan köstek
    • kalafat etmeye mahsus kıtık.
  452. gaslight İng.
    • i. gaz ışığı.
  453. gasman İng.
    • i., havagazı memuru.
  454. gasoline İng.
    • i., A.B.D benzin.
  455. gasometer İng.
    • i., A.B.D gazölçer
    • İng. gazometre. gasometry i. gaz öIçme bilgisi.
  456. gasp Tür.
    • usurpation. seizure by violence. wrongful seizure. extortion. assumption. unauthorized assumption. deforcement. encroachment. grab.
  457. gasp Tür.
    • usurpation.
  458. gasp Tür.
    • To pant with eagerness
    • to show vehement desire.
  459. gasp Tür.
    • To open the mouth wide in catching the breath, or in laborious respiration
    • to labor for breath
    • to respire convulsively
    • to pant violently.
  460. gasp Tür.
    • To emit or utter with gasps
    • with forth, out, away, etc.
  461. gasp Tür.
    • The act of opening the mouth convulsively to catch the breath
    • a labored respiration
    • a painful catching of the breath. a short labored intake of breath with the mouth open
    • "she gave a gasp and fainted".
  462. gasp Tür.
    • seizure by violence. wrongful seizure.
  463. gasp Tür.
    • a short labored intake of breath with the mouth open
    • "she gave a gasp and fainted". breathe noisily, as when one is exhausted
    • "The runners reached the finish line, panting heavily".
  464. gasp İng.
    • f., i. solumak, nefes nefese kalmak, nefesi kesilmek
    • nefesi kesilerek söylemek, soluyarak konuşmak
    • i. soluma, nefes. at the last gasp son nefesinde, ölmek üzere.
  465. gassy İng.
    • s. gazlı, gaz gibi
    • k.dili geveze.
  466. gastralgia İng.
    • i. karın ağrısı.
  467. gastric İng.
    • s., tıb. mideye ait, midevi. gastric fever mide humması. gastric juice mide suyu. gastric ulcer mide ülseri.
  468. gastrit Tür.
    • gastritis.
  469. gastrit Tür.
    • gastritis.
  470. gastritis İng.
    • i., tıb. mide iltihabı, gastrit.
  471. gastro İng.
    • önek mide ile ilgili.
  472. gastroenteritis İng.
    • i., tıb. mide ve bağırsakların iltihabı.
  473. gastrology İng.
    • i., tıb. gastroloji, mide bilimi.
  474. gastronom Tür.
    • restaurateur.
  475. gastronom, gastronomer, gastronomiste İng.
    • i. midesine düşkün kimse.
  476. gastronomi Tür.
    • gastronomy.
  477. gastronomic İng.
    • s. iyi yiyip içmekle ilgili.
  478. gastronomy İng.
    • i. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanatı.
  479. gastropod, gasteropod İng.
    • i., zool karındanbacaklı.
  480. gastroscope İng.
    • i., tıb. midenin içine bakmaya yarayan cihaz.
  481. gastrotomy İng.
    • i., tıb. mide ameliyatı.
  482. gastrula Tür.
    • See Illust. under Invagination.
  483. gastrula Tür.
    • Of or pertaining to a gastrula. double-walled stage of the embryo resulting from invagination of the blastula
    • the outer layer of cells is the ectoderm and the inner layer differentiates into the mesoderm and endoderm.
  484. gastrula Tür.
    • In a more general sense, an ideal stage in embryonic development.
  485. gastrula Tür.
    • An embryonic form having its origin in the invagination or pushing in of the wall of the planula or blastula on one side, thus giving rise to a double- walled sac, with one opening or mouth which leads into the cavity lined by the inner wall.
  486. gasworks İng.
    • i. havagazı tesisatı veya deposu.
  487. gat İng.
    • eski got.
  488. gat İng.
    • i., argo tüfek, tabanca.
  489. gat İng.
    • i. dar kanal.
  490. gate İng.
    • i., f. kapı
    • dağ geçidi, kanal kapağı
    • (maç veya temsilde) temin edilen bilet hasılatı
    • büyük valf
    • elek. sinyal cereyanı ile işleyen anahtar
    • dokümcülük kalıbı doldurmak için açılan delik, boğaz
    • bu boruyu dolduran maden. gatecrasher i., k.dili parasız veya davetiyesiz giren kimse. gatehouse i. kapıcı odası. gatekeeper i. kapıcı. gateleg(ged) table açılır kapanır ayaklı kanatları olan masa. gatepost i. kapı süvesi. between you and me and the gatepost söz aramızda. gateway i. geçit, giriş. Cilician Gates Külek Boğazı.
  491. gather İng.
    • f. toplamak, bir araya getirmek
    • devşirmek
    • seçmek, biriktirmek
    • yığmak
    • kazanmak
    • anlamak, sonuç çıkarmak
    • büzmek, kırma yapmak
    • toplanmak, bir araya gelmek
    • artmak, çoğalmak
    • matb. sayfaları sıraya koymak, harman yapmak
    • tıb. toplanmak (cerahat) gather up bir araya getirmek, toplamak gather oneself up toparlanmak, kendini toplamak. a gathering storm fırtına havası. A rolling stone gathers no moss. Yuvarlanan taş yosun tutmaz. İşleyen demir pas tutmaz. be gathered to one's fathers atalarının arasına katılmak, ölmek.
  492. gathering İng.
    • i. toplantı, toplanma
    • topluluk
    • şiş, cerahat, apse.
  493. gatling gun İng.
    • eski model mitralyöz.
  494. gatt İng.
    • kıs. General Agreement on Tariffs and Trade.
  495. gauche İng.
    • s. acemi, beceriksiz, savruk.
  496. gaucherie İng.
    • i. acemice tavır, beceriksizlik.
  497. gaud İng.
    • i. süs, değersiz süs.
  498. gaudy İng.
    • i. İngiltere üniversitelerinde yıllık ziyafet.
  499. gaudy İng.
    • s. aşırı süslü, cicili bicili, zevksiz. gaudily z. gösterişli surette. gaudiness i. aşırı süslülük.
  500. gauge , gage İng.
    • f. ölçmek
    • tartmak, tahmin etmek, ölçüsünü bulmak.
  501. gauge, gage İng.
    • i. mikyas, öIçü
    • ebat
    • miktar
    • geyç, ölçme aleti
    • kalibre
    • demir yolu raylarının arasındaki açıklık
    • den. geminin bir diğerine veya rüzgâra göre bulundugu yer
    • den. dolu iken geminin çektiği su. broad gauge geniş hatlı (demiryolu). have the lee gauge of (bir geminin) rüzgâr altında bulunmak. have the weather gauge of (bir geminin) rüzgâr üstünde bulunmak. narrow gauge dar hatlı (demiryolu). rain gauge yağmur geyci, yağmur öIçer. steam gauge buhar geyci. take the gauge of tartmak, hesaplamak. wind gauge rüzgâr geyci.
  502. gaul İng.
    • i. Fransa'nın eski adı, Gal
    • Galya
    • Gal'li Fransız. Gaulish i. eski Gal dili.
  503. gaunt İng.
    • s. zayıf, ince, kuru, gıdasızlıktan kurumuş
    • kasvetli, sıkıcı.
  504. gauntlet İng.
    • bak. gantlet.
  505. gauntlet İng.
    • i. zırh eldiveni
    • uzun eldiven take up the gauntlet meydan okuma mahiyetindeki daveti kabul etmek. throw down the gauntlet meydan okumak.
  506. gauntry İng.
    • bak. gantry.
  507. gauss Tür.
    • Unit of measure of magnetic induction, B, or flux density in the CGS system. a measurement of magnetic flux density.
  508. gauss Tür.
    • Unit of measure for magnetic flux density. scientific unit of magnetic field strength.
  509. gauss Tür.
    • Unit of magnetic flux density in the CGS system.
  510. gauss Tür.
    • Unit of intensity of a magnetic field equal to a field of one line of force per cm2.
  511. gauss Tür.
    • The unit of magnetic induction in the cgs system.
  512. gauss Tür.
    • The unit for magnetic induction, measured in flux lines per square centimeter See Induction, Magnetic and Magnetic Flux Density Gauss meter- An instrument that measures the flux density of a magnetic field, usually measured in Gauss Gilbert- The C G S unit for magnetomotive force.
  513. gauss Tür.
    • The C.G.S. unit of density of magnetic field, equal to a field of one line of force per square centimeter, being thus adopted as an international unit at Paris in 1900
    • sometimes used as a unit of intensity of magnetic field.
  514. gauss Tür.
    • Measure of flux density in Maxwells per square centimeter of cross- sectional area One gauss is iC-4 Tesla.
  515. gauss Tür.
    • Lines of magnetic flux per square centimeter This is a measure of flux density.
  516. gauss Tür.
    • Lines of magnetic flux per square centimeter, cgs unit of flux density, equivalent to lines per square inch in the English system, and Webers per square meter or Tesla in the SI system.
  517. gauss Tür.
    • It was previously suggested as a unit of magnetomotive force.
  518. gauss Tür.
    • German mathematician who developed the theory of numbers and who applied mathematics to electricity and magnetism and astronomy and geodesy a unit of magnetic flux density equal to 1 maxwell per square centimeter.
  519. gauss Tür.
    • German mathematician who developed the theory of numbers and who applied mathematics to electricity and magnetism and astronomy and geodesy.
  520. gauss Tür.
    • A unit of magnetic induction, equal to 1 Maxwell per square centimeter Higher Gauss measurements mean more power can be induced to flow in an alternator Gauss readings can be increased by putting steel behind magnets, stacking magnets, or using larger or higher-grade magnets.
  521. gauss Tür.
    • A unit of magnetic flux density equal to 10 -4 weber per meter square.
  522. gauss Tür.
    • A unit of magnetic field strength.
  523. gauss Tür.
    • A unit mea,sure of the magnetic flux density produced by a magnetizing force.
  524. gauss Tür.
    • A unit for measuring electromagnetic fields.
  525. gauss İng.
    • i. manyetik alan öIçü birimi.
  526. gauze İng.
    • i. tül, ince ve seyrek dokunmuş kumaş
    • kafes tel
    • pus, duman. gauzy s. tül gibi, hafif
    • şeffaf.
  527. gavage İng.
    • i., tıb. lastik sonda ile besleme.
  528. gave İng.
    • bak. give.
  529. gavel İng.
    • i. bir toplantıda oturumun açıldığını ilan için başkanın masaya vurduğu tokmak.
  530. gavelkind İng.
    • i., İng. mirası erkek evlâtlar arasında eşit olarak eski bir taksim usulü.
  531. gavotte İng.
    • i. eski bir Fransız dansı, gavot dansı veya müziği.
  532. gavur Tür.
    • giaour. infidel non-muslim. godless. cruel.
  533. gawk İng.
    • f., k.dili ahmakça bakmak
    • i. ahmak veya hantal kimse. gawky s. hantal, eli işe yakışmaz.
  534. gay İng.
    • s. neşeli, şen, keyifli
    • parlak, canlı
    • zevk ve sefa düşkünü
    • sefih
    • argo ibne. gaily, gayly z. neşeyle. gayness i. neşe. gayety bak. gaiety.
  535. gaybubet Tür.
    • absence.
  536. gayda Tür.
    • pipe. bagpipes. pipes. bagpipe.
  537. gayda Tür.
    • bagpipe. pipes.
  538. gaydacı Tür.
    • piper.
  539. gaydacı Tür.
    • bagpiper.
  540. gaye Tür.
    • aim. object. purpose. intention. intent. ideal. cause. consummation.
  541. gaye Tür.
    • aim. goal. purpose. object. end.
  542. gaye Tür.
    • aim. end. object. objective. purpose. cause. design. dream. goal. maximum. meaning. terminus. view.
  543. gayesiz Tür.
    • aimless.
  544. gayet Tür.
    • very. extremely. greatly. immensely.
  545. gayet Tür.
    • quite. very amaç. erek. hedef. very. extremely. greatly.
  546. gayret Tür.
    • effort. zeal. energy. perseverance. solicitude. ardour. assiduity. endeavour. exertion. fervour. go. industry. pull. verve. vigour. vim.
  547. gayret Tür.
    • effort. go. zeal. ardor. ardour. endeavor. endeavour. energy. assiduity. conation. enthusiasm. exertion. fervency. fervor. fervour. hastiness. industry. intentness. keenness. nerve. pep. push. sedulity. slog. snap. spurt. strenuousness. struggle. stu.
  548. gayret Tür.
    • ardour. diligence. effort. exertion. glow. pains. push. snap. snatch. spurt. struggle. zeal. endeavour. toil. labour. enthusiasm. energy. endeavor.
  549. gayretkeş Tür.
    • zealous. partisan.
  550. gayretkeşlik Tür.
    • zeal. partisanship.
  551. gayretli Tür.
    • zealous. persevering. hard-working.
  552. gayretli Tür.
    • eager. hardworking. zealous. persevering. arduous. assiduous. diligent. fervent. industrious. full of pep. sedulous. strenuous. studious. vigorous. full of vim. as keen as mustard.
  553. gayretli Tür.
    • ardent. avid. diligent. eager. fervent. strenuous. zealous. sedulous.
  554. gayretlilik Tür.
    • strenuousness.
  555. gayretsiz Tür.
    • lacking zeal.
  556. gayretsizlik Tür.
    • lack of zeal.
  557. gayri Tür.
    • other than. besides. apart from. im-. in-. un-. non-.
  558. gayri Tür.
    • non. im. in. dis. un. now. well then. other / adj, adv,.
  559. gayri Tür.
    • non-.
  560. gayri meşru Tür.
    • illegitimate.
  561. gayri meşru Tür.
    • adulterine.
  562. gayrimenkul Tür.
    • real property. estate. realty. immovable goods.
  563. gayrimenkul Tür.
    • real estate property. realty. landed property. landed estate. real estate.
  564. gayrimenkul Tür.
    • immovable. real asset. real property. real-estate.
  565. gayrı Tür.
    • save.
  566. gayrı Tür.
    • any more. no more.
  567. gayya kuyusu Tür.
    • a mess. place of confusion. pit of hell.
  568. gaz Tür.
    • gas. kerosene. illuminating oil. vapor. vapour. fume. gaseous. aeriform. gauze. public-utility company. exhale.
  569. gaz Tür.
    • gaseous. gas. oil. fuel gas. exhalation. aero-.
  570. gaz Tür.
    • fume. kerosene. gas. oil. flatulence. wind.
  571. gaz bombası Tür.
    • gasoline bomb.
  572. gaz lambası Tür.
    • oil lamp. kerosene lamp. gas-lamp.
  573. gaz lambası Tür.
    • kerosene lamp.
  574. gaz maskesi Tür.
    • gas mask. gaz mask.
  575. gaz maskesi Tür.
    • gas mask.
  576. gaz ocağı Tür.
    • gas furnace.
  577. gaz ocağı Tür.
    • gas burner / fire.
  578. gaz pedalı Tür.
    • gas pedal. accelerator pad / pedal. foot accelerator.
  579. gaz pedalı Tür.
    • accelerator pedal.
  580. gaz sayacı Tür.
    • gas counter.
  581. gaz sobası Tür.
    • gas stove.
  582. gaz sobası Tür.
    • gas burner / heater. kerosene / oil stove. gas heater. oilstove.
  583. gaz yağı Tür.
    • paraffin oil. gasoil. kerosine.
  584. gaza Tür.
    • a coastal region at the southeastern corner of the Mediterranean bordering Israel and Egypt
    • "he is a Palestinian from Gaza".
  585. gazabo İng.
    • i., A.B.D, argo adam, delikanlı.
  586. gazap Tür.
    • wrath.
  587. gazap Tür.
    • rage. wrath. curse. heat. indignation. pain.
  588. gaze İng.
    • f., i. gözünü dikip bakmak
    • i. dik bakış.
  589. gazebo İng.
    • i. görüş sahası geniş olan balkon veya taraça, manzaralı ev
    • A.B.D., argo adam, delikanlı.
  590. gazehound İng.
    • i. burnundan ziyade gözü ile av kollayan köpek.
  591. gazel Tür.
    • The black currant
    • also, the wild plum.
  592. gazel Tür.
    • See Gazelle.
  593. gazel Tür.
    • lyric poem.
  594. gazel Tür.
    • lyric.
  595. gazel Tür.
    • gazelle. ode.
  596. gazelle İng.
    • i. ceylan, ahu, gazal, zool. Antilope dorcas.
  597. gazete Tür.
    • newspaper.
  598. gazete Tür.
    • gazette. journal. news medium. newspaper. paper. sheet.
  599. gazete Tür.
    • copy. journal. newspaper. paper. sheet. daily paper.
  600. gazeteci Tür.
    • journalist. newsman. newspaper seller / reporter. owner of a newspaper. newspaperman. news dealer / room / vendor / stand. gazette writer. knight of the pen. news agent. news boy. news man. newsy. publicist.
  601. gazeteci Tür.
    • journalist. newsagent. pressman. seller of newspaper. newsdealer. bookstall. newsagent"s. newsstand.
  602. gazeteci Tür.
    • gazetteer. journalist. legman. news agent. news-dealer. newsman. newspaperman. pressman. publicist.
  603. gazetecilik Tür.
    • journalism. fourth estate. newsprinting. profession of journalism. publicism. science of journalism.
  604. gazetecilik Tür.
    • journalism.
  605. gazetecilik Tür.
    • fleet street. journalism.
  606. gazeteler Tür.
    • the papers. printed word media.
  607. gazetelik Tür.
    • newspaper rack.
  608. gazetelik Tür.
    • newspaper rack.
  609. gazette İng.
    • i., f. gazete, ingiltere'de resmi gazete
    • f. resmi gazetede ilân etmek.
  610. gazetteer İng.
    • i. atlas, atlastaki bilgi, coğrafya isimleri indeksi..
  611. gazhane Tür.
    • gasworks. gas board. gas house. gas plant. gas works.
  612. gazi Tür.
    • war veteran. wounded veteran. ghazi. ataturk.
  613. gazi Tür.
    • veteran. warrior for the faith or islam. ghazi. war veteran.
  614. gazi Tür.
    • one who fights on behalf of Islam. war veteran.
  615. gazi Tür.
    • Atatürk. old campaigner.
  616. gazino Tür.
    • outdoor café. a big night club. casino. gambling resort.
  617. gazino Tür.
    • casino. cafe. large coffee house. refreshment bar. night-club. club. officers" mess.
  618. gazlamak Tür.
    • to smear or sprinkle with kerosene. to accelerate an automobile. gas.
  619. gazlamak Tür.
    • hotfoot. travel. to smear with kerosene. to accelerate. to smear with paraffin. to step on the gas. to travel. to run away.
  620. gazlaştırmak Tür.
    • to gasify.
  621. gazlı Tür.
    • gaseous. gassy. gas-filled.
  622. gazlı Tür.
    • gaseous.
  623. gazlı Tür.
    • containing gas. containing kerosene. gaseous. gassy.
  624. gazlı bez Tür.
    • gauze dressing. surgical gauze. aceptic gauze.
  625. gazolin Tür.
    • gasoline.
  626. gazometre Tür.
    • large gas storage tank. gasholder. gasometer.
  627. gazoz Tür.
    • soda pop. soft drink. soda water.
  628. gazoz Tür.
    • soda pop.
  629. gazoz Tür.
    • pop. soda. sweetened carbonated water. fizzy lemonade.
  630. geanticline İng.
    • i., jeol. geniş yukaç, bak. anticline.
  631. gear İng.
    • i., f., mak. dişli
    • dişli takımı
    • vites, şanjman
    • donanım, tertibat
    • elbise
    • eşya
    • f. viteslemek
    • donatmak: giydirmek
    • uymak, uydurmak. gear box, gear case dişli çark mahfazası. gear down yavaş gitme ayarı vermek. gear shaft dişli mil. gearshift i., oto. vites. gear wheel dişli çark. bevel gear konik dişli çark. high gear üçüncü vites. in gear viteste. low gear birinci vites. out of gear boşta, işlemez halde. shift gears vites değiştirmek.
  632. gebe Tür.
    • pregnant. expectant. big with child. expecting. with young. with child. in the family way. gravid. heavy with child. in pod. preggers. impregnate.
  633. gebe Tür.
    • pregnant. expectant. big. in the family way. gone. gravid. quick.
  634. gebe Tür.
    • pregnant.
  635. gebe kalma Tür.
    • conception.
  636. gebelik Tür.
    • pregnancy. gravidity.
  637. gebelik Tür.
    • pregnancy. gestation. utero gestation.
  638. gebelik Tür.
    • gestation. maternity. pregnancy. gestation hamilelik.
  639. gebelik testi Tür.
    • pregnancy test.
  640. gebermek Tür.
    • to kick the bucket. to die like a dog.
  641. gebermek Tür.
    • to die. to peg out. to pop off. to kick the bucket. to croak.
  642. gebertmek Tür.
    • to kill.
  643. gebeş Tür.
    • chunky. stupid. half-witted. goofy.
  644. geç Tür.
    • late. belated. delayed. behindhand.
  645. geç Tür.
    • late. backward. slow. tardy. behind.
  646. geç Tür.
    • behind. behindhand. late. tardy.
  647. gece Tür.
    • nocturnal. at night. in the night. by night. nocturnally. night. noct-.
  648. gece Tür.
    • night. evening.
  649. gece bekçisi Tür.
    • night porter / watchman. night watchman. sereno.
  650. gece gündüz Tür.
    • day and night.
  651. gece gündüz Tür.
    • day and night.
  652. gece hayatı Tür.
    • night-life. night life.
  653. gece kıyafeti Tür.
    • night attire.
  654. gece körlüğü Tür.
    • night blindness.
  655. gece kulübü Tür.
    • nightclub.
  656. gece kulübü Tür.
    • cabaret. clip joint. nighterie.
  657. gece kuşu Tür.
    • night bird.
  658. gece uçuşu Tür.
    • night flight.
  659. gece yarısı Tür.
    • midnight.
  660. gece yarısı Tür.
    • midnight.
  661. gececi Tür.
    • working on the night shift. night-worker. night-watchman.
  662. gececi Tür.
    • working on a night shift.
  663. geçek Tür.
    • line.
  664. gecekondu Tür.
    • shanty. squatter"s house. slum.
  665. gecekondu Tür.
    • shanty. squatter"s house.
  666. gecekondu Tür.
    • shanty house.
  667. geceleme Tür.
    • overnight stay.
  668. gecelemek Tür.
    • to spend the night. to spend the night.
  669. gecelemek Tür.
    • to spend the night (in a place. to stay overnight.
  670. geceleyin Tür.
    • by night. at night. during the night. overnight.
  671. geceleyin Tür.
    • at night.
  672. gecelik Tür.
    • night gown. pertaining to the night. lasting the night. night dress.
  673. gecelik Tür.
    • nightgown. nightdress. lingerie. nightshirt. bedgown. gown. nighty.
  674. gecelik Tür.
    • nightdress. nightie. pertaining to the night. night dress. fee for the night. nightgown. nighty. overnight. lasting the night.
  675. geçen Tür.
    • passing. past. last.
  676. geçen Tür.
    • last. past. former. late. other. yester. passing. transitive. in excess of. hereinabove.
  677. geçen Tür.
    • last. past.
  678. geçen zaman Tür.
    • elapsed time.
  679. geçende Tür.
    • lately. recently.
  680. geçenek Tür.
    • passageway. corridor.
  681. geçenlerde Tür.
    • laterly. recently. the other day.
  682. geçer Tür.
    • valid. current. acceptable. received. passable. passing.
  683. geçer Tür.
    • current. passable. in circulation. in common use. valid. in force. desired. acceptable.
  684. geçer Tür.
    • current. in circulation. in common use. desired. acceptable. in demand.
  685. geçer akçe Tür.
    • sth valued and respected by everybody.
  686. geçerli Tür.
    • valid. current. acceptable. in use. effective. effectual. received. available. eligible. far-out. operative. passable. prevailing. regnant. ruling. sound. viable. in force.
  687. geçerli Tür.
    • Valid.
  688. geçerli Tür.
    • current. living. operative. orthodox. sound. valid.
  689. geçerlik Tür.
    • validity. currency. availability. effectiveness.
  690. geçerlik Tür.
    • validity. currency.
  691. geçerlilik Tür.
    • validity. currency. effectiveness. availability. soundness. force.
  692. geçerlilik Tür.
    • legality.
  693. geçerlilik Tür.
    • currency. standing. validity. effectiveness.
  694. geçersiz Tür.
    • illegal. invalid. void. null. nugatory. bad. without effect. insufficient at law. lapsed. null and void. unsound.
  695. geçersiz Tür.
    • dud.
  696. geçersiz Tür.
    • bad. dead. dud. invalid. null. void. null and void.
  697. geçersizleşmek Tür.
    • to become null and void. to lapse. to expire.
  698. geçersizlik Tür.
    • invalidness.
  699. geçersizlik Tür.
    • invalidity. not being valid.
  700. geçersizlik Tür.
    • disuse. invalidity. nullity.
  701. geçici Tür.
    • provisional. temporary. interim. tentative. ad hoc. momentary. transient. migrant. migratory. passing. infectious. fugacious. instant. occasional. ephemeral. fleeting. fortuitous. fugitive. impermanent. interlocutory. picknicky. provisory. temporal. trans.
  702. geçici Tür.
    • interlocutory. temporary. transient. provisional. pro forma. ad interim. band-aid. casual. curable. deciduous. ephemeral. extrinsic. fading. flying. fortuitous. fugacious. fugitive. impermanent. interim. jury. makeshift. momentary. palliative. passin.
  703. geçici Tür.
    • ephemeral. fugitive. interim. makeshift. momentary. passing. provisional. temporal. temporary. transient. transitory. short-lived. contagious. infectious.
  704. geçici işçi Tür.
    • temporary worker. temporary employee. odd- job-man.
  705. geçici madde Tür.
    • temporary article.
  706. geçici teminat Tür.
    • bid bond. provisional cover. provisional bond. caution money.
  707. geçicilik Tür.
    • temporality.
  708. geçicilik Tür.
    • provisionality. temporality. transience.
  709. gecikme Tür.
    • lag. delay. being behind schedule. detention. holdup. late arrival. tardiness. wait.
  710. gecikme Tür.
    • delay. time lag. lateness.
  711. gecikme Tür.
    • delay. lag. lateness. detention. hold-up. hysteresis. leeway. retardation. tardiness.
  712. gecikmek Tür.
    • to be late. to retard. to be delayed.
  713. gecikmek Tür.
    • delay. to be late. be delayed. to delay.
  714. gecikmek Tür.
    • be late. delay. lag. be tardy. fall behind with. hold off. be hung up. lag behind.
  715. gecikmeli Tür.
    • delayed. retarded.
  716. gecikmeli Tür.
    • delayed behind schedule. delay action.
  717. gecikmesiz Tür.
    • on time.
  718. gecikmiş Tür.
    • belated. delayed. detained. late. overdue. out of time.
  719. gecikmiş Tür.
    • belated. behindhand. late. past-due. tardy. delayed.
  720. gecikmiş Tür.
    • behindhand. belated. late. tardy.
  721. geciktirme Tür.
    • postponement. retardation.
  722. geciktirme Tür.
    • adjournment. delaying. protraction. retardation. delay. postponement. check. delay action. detainment. dilatoriness. putting back.
  723. geciktirmek Tür.
    • delay. retard. stall. stay. to delay. to postpone. to retard. to hold off sth. to hold sth up.
  724. geciktirmek Tür.
    • delay. postpone. adjourn. hold up. impede. keep back. procrastinate. put back. retard. set back. sidetrack. stall. stall off. stave off.
  725. geciktirmek Tür.
    • delay.
  726. geçilmek Tür.
    • to pass. to traverse. to be left aside.
  727. geçim Tür.
    • livelihood. a living. harmony. bread. concord. daily bread. support. sustenance. sustentation.
  728. geçim Tür.
    • bread. keep. livelihood. living. subsistence. support. compatibility. maintenance. bread and butter. getting on with somebody. harmony.
  729. geçim Tür.
    • bread and butter. living. bread. livelihood. keep. upkeep. subsistence. sustentation. getting along.
  730. geçim derdi Tür.
    • the struggle to make a living.
  731. geçim kapısı Tür.
    • place where one earns one"s living.
  732. geçimli Tür.
    • easy to get on with. easy to get along with. easygoing. complaisant.
  733. geçimli Tür.
    • easy to get along with.
  734. geçimsiz Tür.
    • difficult. quarrelsome. cantankerous. peppery. out of tune. unmusical.
  735. geçimsiz Tür.
    • difficult. fractious.
  736. geçimsiz Tür.
    • cantankerous. difficult. quarrelsome. difficult to get on with. incompatible. tartar.
  737. geçimsizlik Tür.
    • incompatibility. discord. lack of harmony. misunderstanding. nullity.
  738. geçimsizlik Tür.
    • discord. lack of harmony. incompatibility. fractiousness.
  739. geçindirmek Tür.
    • to support (a person, a family. support.
  740. geçindirmek Tür.
    • maintain. support. to support. to support. to maintain.
  741. geçinme Tür.
    • livelihood. living. subsistence.
  742. geçinme Tür.
    • cost of living.
  743. geçinme endeksi Tür.
    • cost of living index.
  744. geçinmek Tür.
    • to live (on. to subsist (on. cotton. exist. fare. manage. subsist. support oneself.
  745. geçinmek Tür.
    • make both ends meet. get along. get along with. getting on with. go along. make a living. earn a living. manage. handle. subsist. support oneself. make out. rub along.
  746. geçinmek Tür.
    • live.
  747. geçirgen Tür.
    • porous. permeable. conductive.
  748. geçirgen Tür.
    • permeable. pervious. conductive.
  749. geçirgen Tür.
    • permeable. conductive. pervious. porous.
  750. geçirgenlik Tür.
    • permeability.
  751. geçirgenlik Tür.
    • permeability.
  752. geçirici Tür.
    • conductive. conductor.
  753. geçiricilik Tür.
    • conductivity.
  754. geçirilmek Tür.
    • to be passed.
  755. geçirimli Tür.
    • permeable.
  756. geçirimlilik Tür.
    • permeability.
  757. geçirimsiz Tür.
    • oil-tight. impermeable. impervious.
  758. geçirimsiz Tür.
    • impermeable.
  759. geçirimsizlik Tür.
    • impermeability.
  760. geçirme Tür.
    • transfer. transmission. passing. infecting. conductance. conduction. conveyance. transposition. tranfusion. permeability. farewell. giro.
  761. geçirme Tür.
    • permeation. passing. tracing.
  762. geçirmek Tür.
    • see smb. to the door. make pass. show smb. to the door. pass. carry. transfer. transmit. see off. bash. come through. communicate. conduct. dot smb. one. extrude. fetch. get through. pass on. scarf. screw. slip. spin out. stick. swipe. take in. under.
  763. geçirmek Tür.
    • migrate. to pass. to infect sb to slip on. to fit. to fix. to insert. to enter. to register. to undergo. to get over. to see sb off. to screw. to let to pass.
  764. geçirmek Tür.
    • carry. conduct. have. infect. know. pass. spend. transmit. treat. undergo.
  765. geçirtmek Tür.
    • to have sth passed through or entered (in an account.
  766. geçiş Tür.
    • transition. passing. pass. transition. changeover. modulation. passage. progression.
  767. geçiş Tür.
    • transition. passing. crossing. passage. transit flight. traffic. immigration. change over. conduction. film advance. film travel. leading line. pass. transit.
  768. geçiş Tür.
    • crossing. pass. passage. transit. transition.
  769. geçiş hakkı Tür.
    • right-of-way. right of passage / way. right of passage / transport / priority. toll.
  770. geçiş hakkı Tür.
    • right of way.
  771. geçişim Tür.
    • osmosis osmoz.
  772. geçişli Tür.
    • transitive. transitive.
  773. geçişli Tür.
    • transitive.
  774. geçişme Tür.
    • osmosis.
  775. geçişme Tür.
    • osmosis.
  776. geçişme Tür.
    • intermixing. crossing. osmosis osmoz.
  777. geçişmek Tür.
    • to intermix. to be diffused.
  778. geçişsiz Tür.
    • intransitive.
  779. geçiştirme Tür.
    • parry.
  780. geçiştirmek Tür.
    • to pass over lightly. to escape sth with little harm. parry. weather. brazen.
  781. geçiştirmek Tür.
    • parry. stay. to pass over easily. to avoid. to weather. to evade. to parry.
  782. geçit Tür.
    • gate. causeway. corridor. crossing. gangway. gap. inlet. pass. passage. passageway. strait. trajectory. ferry. alley. passway. approach. ravine. sound. aisle. areaway. hall. hallway. arcade. course. access. flue. traject. tunnel. drive. runway. crossover.
  783. geçit Tür.
    • gangway.
  784. geçit Tür.
    • access. aisle. alley. approach. causeway. corridor. crossing. cutting. gorge. hallway. pass. passage.
  785. geçit hakkı Tür.
    • right of way.
  786. geçit resmi Tür.
    • military review parade.
  787. geçit töreni Tür.
    • parade. procession.
  788. geçit töreni Tür.
    • dressing parade. muster parade.
  789. gecko İng.
    • i., zool. sıcak memleketlere mahsus ufak bir kertenkele.
  790. geçme Tür.
    • joggle. passage. that fits into or onto something else. tenon. passing. fitted into. dovetailed.
  791. geçme Tür.
    • infection. passage. passing. dovetailed. joined by mortise and tenon. conduction. traffic. transition. tranmission. circulation. permenance. permeability. penetration. fit. keyed. shrunk. shrunken. jointer. match joint. tongue. inlaid work. scarf. scarfin.
  792. geçme Tür.
    • devolvement.
  793. geçmek Tür.
    • pass. migrate. to pass. to pass over. to cross. to traverse. to go through. to pass by. to go over. to cross over. to outgo. to surpass. to percolate. to skip. to shunt. to overreach. to transfer. to permeate. to mesh. to blow. to adapt. to outstrip. to o.
  794. geçmek Tür.
    • pass beyond. pass. pass by. pass away. go by. expire. go. exceed. elapse. cross. surpass. leave behind. outrun. outdistance. beat. better. best. outgrow. fit in. clear. be over. be valid. be current. be transmitted. abate. cap. catch. change to. come.
  795. geçmek Tür.
    • convert. cross. eclipse. exceed. excel. intervene. omit. outdistance. outdo. outstrip. pass. pip. skip. surpass. transcend. wade.
  796. geçmeli Tür.
    • telescopic.
  797. geçmelik Tür.
    • tax for passage. toll.
  798. geçmiş Tür.
    • past. overripe. spoiled. antecedent. bygone. departed. former. geared. late.
  799. geçmiş Tür.
    • past. bygone. belated. previous. former. departed. gone. passe. passee. antecedents. past. bygone. yesterdays. case history. background. history. lang syne. standing.
  800. geçmiş Tür.
    • background. bygone. departed. history. lost. olden. past. yore. overripe.
  801. geçmiş zaman Tür.
    • past times.
  802. geçmiş zaman Tür.
    • past.
  803. geçmiş zaman Tür.
    • past.
  804. gedik Tür.
    • breach. inroads. gap. mountain pass. pass. difficulty. fault.
  805. gedik Tür.
    • breach. inroad. crevice. notch. nick. rent.
  806. gedik Tür.
    • breach. gap. mountain pass. fault. defect. privilege. indentation. notch. notching. slap. brach. chase. serrate. skip. dent. kerfi nick. dented. license. aperture. chasm. pocket. rift.
  807. gedikli Tür.
    • frequenter.
  808. gedikli Tür.
    • breached. regular guest. constant frequenter. regular NCO.
  809. gee İng.
    • ünlem hayret ifade eden ünlem: Ya ! Öyle mi? Allah Allah !
  810. gee İng.
    • unlem at veya öküz sürerken sağa git manasında kullanılan bir ünlem: Deh! Haydi !
  811. gee İng.
    • f., A.B.D., k. dili uygun gelmek.
  812. gee İng.
    • G harfi.
  813. geese İng.
    • bak. goose.
  814. geezer İng.
    • i., argo ihtiyar, bunak erkek.
  815. gefülltefish İng.
    • balık koftesi.
  816. geğirme Tür.
    • belch. burp. eructation.
  817. geğirmek Tür.
    • to burp. to belch.
  818. geğirmek Tür.
    • burp. belch. eructate.
  819. geğirmek Tür.
    • belch. burp. to eruct. to burp. to belch.
  820. geğirti Tür.
    • belch. burp.
  821. gehenna İng.
    • i. Cehennem.
  822. geigercounter İng.
    • fiz. radyoaktivite öIçme aracı.
  823. geisha İng.
    • i. geyşa.
  824. geissler tube İng.
    • gaysler tübü.
  825. gel İng.
    • i., f., kim. koloit f. koloit haline gelmek, jelatin gibi olmak
    • bak. jell.
  826. gelatin , gelatine İng.
    • i. jelatin
    • tutkal hulâsası. gelat'inous s. jelatinli, jelatin gibi.
  827. gelation İng.
    • i. dondurma, katılaştırma
    • donma, katılaşma.
  828. geld İng.
    • f. hadım etmek, iğdiş etmek, enemek, burmak
    • esaslı bir şeyden mahrum etmek
    • kuvvetini kesmek, zayıf düşürmek. gelding i. iğdiş edilmiş beygir.
  829. gele Tür.
    • blank-throw.
  830. gelecek Tür.
    • future. coming. oncoming. forthcoming. the future. futurity. hereafter.
  831. gelecek Tür.
    • future. coming. next. forthcoming. unborn. upcoming. years ahead.
  832. gelecek Tür.
    • coming. fate. forthcoming. fortune. future. next. prospect.
  833. gelecek bilimi Tür.
    • science of future. futurology.
  834. gelecek nesiller Tür.
    • posterity.
  835. gelecek zaman Tür.
    • futurity.
  836. gelecek zaman kipi Tür.
    • future time.
  837. gelecekçilik Tür.
    • futurism.
  838. gelen Tür.
    • incoming. inbound. who is coming. incident. oncoming.
  839. gelen Tür.
    • coming. incoming. oncoming. arriving. reaching. comer.
  840. gelen Tür.
    • coming. incoming.
  841. gelen giden Tür.
    • visitors. comers. passers-by.
  842. gelenek Tür.
    • tradition. custom. groove. way. observance.
  843. gelenek Tür.
    • custom. tradition. convention. sanction by usage.
  844. gelenek Tür.
    • custom. tradition. convention.
  845. gelenekçi Tür.
    • traditionalist.
  846. gelenekçi Tür.
    • old- line.
  847. gelenekçilik Tür.
    • traditionalism.
  848. gelenekçilik Tür.
    • traditionalism.
  849. geleneksel Tür.
    • traditional. customary. groovy. classic. conventional. folksy. institutional. set.
  850. geleneksel Tür.
    • conventional. customary. traditional.
  851. geleneksel Tür.
    • conventional.
  852. gelgit Tür.
    • tide. the tides.
  853. gelgit Tür.
    • tides. flux and reflux. ebb and flow. tide.
  854. gelgit Tür.
    • the tide. useless coming and going. ebb and flood.
  855. Gelibolu Tür.
    • Gallipoli.
  856. gelid İng.
    • s. buzlu, buz gibi donmuş, soğuk.
  857. gelignite İng.
    • i. gelignit, jelatinli dinamit.
  858. gelin Tür.
    • bride. daughter-in-law. daughter in law.
  859. gelin Tür.
    • bride. daughter-in-law. bridal.
  860. gelin Tür.
    • bridal. bride. daughter-in-law.
  861. gelin teli Tür.
    • tinsel.
  862. gelincik Tür.
    • poppy. weasel. corn-poppy. cod.
  863. gelincik Tür.
    • poppy. weasel.
  864. gelincik Tür.
    • corn poppy. corn rose. poppy. weasel.
  865. gelinlik Tür.
    • wedding gown.
  866. gelinlik Tür.
    • wedding dress. bridal. marriageable. the state of being a bride.
  867. gelinlik Tür.
    • marriageable. nubile. wedding gown. bridal dress. wedding dress.
  868. gelinlik kız Tür.
    • marrigeable girl.
  869. gelir Tür.
    • revenue. income. proceeds. earnings. expenditure for taxes on income, earnings and property. gains. gainings. incoming profit. takings.
  870. gelir Tür.
    • income. revenue. revenues. earnings. takings. drawings. gainings. proceeds. yield.
  871. gelir Tür.
    • emolument. income. means. return. revenue. takings. yield. receits. rent.
  872. gelir dağılımı Tür.
    • income distribution. distribution of income.
  873. gelir kaynağı Tür.
    • source of income. source of income / revenue.
  874. gelir vergisi Tür.
    • income tax. tax on revenue / income.
  875. gelir vergisi Tür.
    • income tax.
  876. geliş Tür.
    • coming. arrival.
  877. geliş Tür.
    • arrival. coming. advent. guest cycle.
  878. geliş Tür.
    • advent. arrest. coming. return. arrival.
  879. gelişigüzel Tür.
    • random. cursory. haphazard. hit-or-miss. casual. desultory. excursive. go-as-you-please. helter-skelter. hit-and-miss. indiscriminate. promiscuous. scratch. scratchy. by chance. at random. at haphazard. haphazard. hit or miss. by fits and starts.
  880. gelişigüzel Tür.
    • haphazard. desultory.
  881. gelişigüzel Tür.
    • cursory. haphazard. indiscriminate. random. by chance. at random. casually. casual.
  882. gelişim Tür.
    • evolution. development. progress. improvement.
  883. gelişim Tür.
    • evolution.
  884. gelişim Tür.
    • development.
  885. gelişkin Tür.
    • nubile.
  886. gelişme Tür.
    • formative. development. strides. growing. improvement. advancement. progress. growth. advance. amelioration. budding. expansion. flourish. headway. inflorescence. pickup.
  887. gelişme Tür.
    • development. evolution. growth. progress. developing. growing. maturing. process. improvement. aging. activity. boom. prospering. thriving. efflorescence. pick up. upgrowth.
  888. gelişme Tür.
    • advance. buildup. development. evolution. growth. improvement. progress. progression. sprawl.
  889. gelişmek Tür.
    • to develop. to grow up. to grow healthy. to mature. to make progress.
  890. gelişmek Tür.
    • develop. improve. grow. progress. advance. flourish. ameliorate. blossom. blossom out. boom. branch out. evolve. expand. flower. go ahead. grow up. make headway. refine. shape. shape up. thrive.
  891. gelişmek Tür.
    • advance. better. bloom. blossom. boom. develop. evolve. flourish. grow. headway. improve. move. progress. reform. shape. to grow up. to mature. to develop. to improve. to progress. to advance. to reform. to come on. to grow. to come along. to blossom. to flourish. to thrive. to evolve.
  892. gelişmiş Tür.
    • developed. advanced. improved. sophisticated.
  893. gelişmiş Tür.
    • advanced. forward. sophisticated. developed.
  894. gelişmiş Tür.
    • advanced. developed. full- grown. improved.
  895. geliştirici Tür.
    • developer.
  896. geliştirici Tür.
    • developer.
  897. geliştirici Tür.
    • constructive. salutary.
  898. geliştirilme Tür.
    • to be improved / developed.
  899. geliştirme Tür.
    • development. improving. build-up. progress. growth. refinement.
  900. geliştirme Tür.
    • development. improvement. bonification.
  901. geliştirme Tür.
    • development.
  902. geliştirmek Tür.
    • improve. develop. better. advance. work up. build up. ameliorate. boom. cultivate. enlarge. evolve. launch out. open up. reclaim. soup up.
  903. geliştirmek Tür.
    • develop. enhance. to develop. to improve. build up. cultivate. expand. work up.
  904. geliştirmek Tür.
    • better. build. develop. foster. improve. reform.
  905. gelme Tür.
    • coming. concourse. arriving.
  906. gelme Tür.
    • arrival. coming. originating from. derived from. advent.
  907. gelme Tür.
    • advent.
  908. gelmek Tür.
    • to come. to appear. to seem. to suit. to come around to. to cost. accrue. draw in. draw in / into. fetch up. get. originate. pull. reach. spring. turn up.
  909. gelmek Tür.
    • arrive. come to. come. attain. carry over. come up to. fall on. get. pull. roll up. set. stem.
  910. gem Tür.
    • To put forth in the form of buds.
  911. gem Tür.
    • To embellish or adorn, as with gems
    • as, a foliage gemmed with dewdrops. art highly prized for its beauty or perfection a crystalline rock that can be cut and polished for jewelry
    • "he had the gem set in a ring for his wife"
    • "she had jewels made of all the rarest stones".
  912. gem Tür.
    • To adorn with gems or precious stones.
  913. gem Tür.
    • Mortgage in which annual increases in monthly payments are used to reduce outstanding principal and to shorten the term of the loan.
  914. gem Tür.
    • Keshav"s daughter.
  915. gem Tür.
    • Item collected to score points within the simulation.
  916. gem Tür.
    • Growing Equity Mortgage.
  917. gem Tür.
    • Goddard Earth Model. an exceptionally beautiful and well struck coin.
  918. gem Tür.
    • Globus Executable Management.
  919. gem Tür.
    • Gender Equality Mainstreaming. attractive minerals used as jewellery A diamond free of flaws, as far as can be determined by a trained observer with the aid of a 10-power magnifying glass, and having a colour and other characteristics that do not deleteriously affect its value for use as a faceted ornamental diamond.
  920. gem Tür.
    • Gateway to Educational Materials.
  921. gem Tür.
    • Gateway to Educational Materials A consortium of stakeholders interested in providing a set of standards and technical mechanisms for efficient, simple access to education materials on the Internet Also used to denote the GEM Standard and its accompanying controlled vocabularies.
  922. gem Tür.
    • Digital Research"s Graphics Environment Manager.
  923. gem Tür.
    • Cut and polished stone of beauty, durability and rarity.
  924. gem Tür.
    • Commonly a mineral or organic substance that is cut and polished and used as an ornament Jade comes within the broad scope of the tern gem The qualities sought in gems are beauty, rarity, and durability The unit of weight used for gems is the metric carat Gems are usually cut to bring out their colour and brilliance and to remove flaws Jade, which is the main subject of this web site is not a precious stone but a semiprecious stone.
  925. gem Tür.
    • bit of a bridle. bit.
  926. gem Tür.
    • bit.
  927. gem Tür.
    • A precious stone of any kind, as the ruby, emerald, topaz, sapphire, beryl, spinel, etc., especially when cut and polished for ornament
    • a jewel.
  928. gem Tür.
    • Applied to an Uncirculated or Proof coin, denotes "flawless" and suggest "high aesthetic quality ".
  929. gem Tür.
    • Anything of small size, or expressed within brief limits, which is regarded as a gem on account of its beauty or value, as a small picture, a verse of poetry, a witty or wise saying.
  930. gem Tür.
    • A non-standard grading term used to describe a flawless coin struck from dies used for normal circulation coinage. a generic term used for an excellent coin.
  931. gem Tür.
    • A muffin
    • hence, Gem pan: muffin pan.
  932. gem Tür.
    • A muffin.
  933. gem Tür.
    • A cut and polished precious stone or pearl fine enough for use in jewelry.
  934. gem Tür.
    • A crystal that is precious usually due to a combination of its colour, transparency, lustre, hardness and rarity Gems are usually cut in such a way as to maximise the reflection of light within them, and so make them "sparkle".
  935. gem Tür.
    • a crystalline rock that can be cut and polished for jewelry
    • "he had the gem set in a ring for his wife"
    • "she had jewels made of all the rarest stones". art highly prized for its beauty or perfection. a person who is a brilliant and precious as a piece of jewelry. a sweet quick bread baked in a cup-shaped pan. a precious or semiprecious stone incorporated into a piece of jewelry.
  936. gem Tür.
    • A bud.
  937. gem İng.
    • i., f. (med, ming) kıymetli taş, cevher
    • cevher gibi kıymetli ve güzel şey
    • hafif bir çeşit pasta
    • f. kıymetli taşlarla süslemek, tezyin etmek.
  938. gemi Tür.
    • ship. boat. craft. vessel. bark. keel. hijacker. sail.
  939. gemi Tür.
    • ship. boat. craft. vessel. bark. keel.
  940. gemi Tür.
    • boat. ship. vessel. to advance money on bottomry. to borrow / to raise / to take money on bottomry. craft. keel. merchant vessel. net personality.
  941. gemi adamı Tür.
    • sea man.
  942. gemi aslanı Tür.
    • figurehead.
  943. gemi direği Tür.
    • ship"s mast.
  944. gemi enkazı Tür.
    • shipwreck. wrecked ship.
  945. gemi ızgarası Tür.
    • shipway.
  946. gemi omurgası Tür.
    • hull. keel.
  947. gemi yapımı Tür.
    • ship building.
  948. gemi yatağı Tür.
    • ship"s berth.
  949. gemici Tür.
    • sailor. seaman. mariner. shipowner.
  950. gemici Tür.
    • sailor. seaman. mariner. seafarer. navigator. bluejacket. gob. tar. jack tar.
  951. gemici Tür.
    • mariner. sailor. sea dog. jack tar. jar tar. sea man. seafarer. seaman. tarpaulin.
  952. gemiciliğe ait Tür.
    • nautical.
  953. gemicilik Tür.
    • seamanship. navigation. seafaring. sailing.
  954. gemicilik Tür.
    • seafaring. seamanship. navigation.
  955. geminate İng.
    • s. çift olarak bulunan.
  956. geminate İng.
    • f. çift olmak. gemina'tion i. çift yapma.
  957. gemini İng.
    • i. İkizler burcu, Cevza.
  958. gemiye binmek Tür.
    • to take a ship. to go / to set aboard. board a ship. to take ship.
  959. gemlemek Tür.
    • to put the bit in mouth. to restrain.
  960. gemma İng.
    • i. (çoğ. gemmae) bot., zool. tomurcuk, yaprak tomurcuğu
    • bazı bitki ve hayvanlardan ayrılıp bağımsız yaşayan kısım.
  961. gemmate İng.
    • s., f., biyol. tomurcuklanan, tomurcuklar vasıtası ile yeni filiz veren
    • f. tomurcukla çoğalmak. gemma'tion i., biyol. tomurcuklanma, tomurcuklarla çoğalma.
  962. gemmiparous İng.
    • s., biyol. tomurcuk hâsıl eden
    • tomurcuklarla çoğalan.
  963. gemmule İng.
    • i. küçük tomurcuk.
  964. gemmy İng.
    • s. cevherli
    • cevhere benzer.
  965. gemote İng.
    • i., İngç tar. meclis.
  966. gemsbok İng.
    • i., zool. Güney Afrika'ya mahsus boynuzları uzun ve ince iri ceylan.
  967. gemstone İng.
    • i. kıymetli taş, yontulmamış kıymetli taş.
  968. gemütlich İng.
    • s., Al. sevimli, misafirperver, tatlı, hoş. gen. kıs. gender, general, genitive, genus. Gen. kıs. General, Genesis.
  969. gen Tür.
    • X An expert system expert-system developed by General Electric. adv: yet, now, still, again
    • further, besides, moreover 734.
  970. gen Tür.
    • to, toward, towards, gene.
  971. gen Tür.
    • informal term for information
    • "give me the gen on your new line of computers".
  972. gen Tür.
    • Generator. general.
  973. gen Tür.
    • General terms, which may apply to various areas of energy, particularly renewable energy technologies. generator. genitive case.
  974. gen Tür.
    • General.
  975. gen Tür.
    • gene. gon.
  976. gen Tür.
    • gene.
  977. gen Tür.
    • gene.
  978. gen Tür.
    • A suffix used in scientific words in the sense of producing, generating: as, amphigen, amidogen, halogen.
  979. gen Tür.
    • A suffix meaning produced, generated
    • as, exogen. informal term for information
    • "give me the gen on your new line of computers".
  980. genç Tür.
    • young. youthful. juvenile. adolescent. junior. green. teen. youngish. youth. young man. juvenile. adolescent. junior. teen. teenager. teeny. sapling. whelp.
  981. genç Tür.
    • young. in the prime of youth. adolescent. maiden soil. rent boy. wet behind the ears. youngster. youthful.
  982. genç Tür.
    • fresh. junior. juvenile. kid. lad. little. tender. young. youth. youthful.
  983. gencecik Tür.
    • very young.
  984. gençleşme Tür.
    • juvenescence.
  985. gençleşmek Tür.
    • to become youthful. to be rejuvenated.
  986. gençleştirmek Tür.
    • to rejuvenate.
  987. gençlik Tür.
    • youth. youthfulness. the young. the younger generation.
  988. gençlik Tür.
    • youthful. youth. youthfulness. juvenility. adolescence. juvenescence. puppyhood. prime. the young. young generation. bloom. dew. green. may.
  989. gençlik Tür.
    • young. youth.
  990. gendarme İng.
    • i. jandarma.
  991. gendarmerie , gendarmery İng.
    • i. jandarma gücü.
  992. gender İng.
    • i., gram. ismin cinsi, cinsiyet. common gender her iki cins için ortak olan kelime. feminine gender dişil, müennes. masculine gender eril, müzekker. neuter gender camit, cansız, nötr.
  993. gene Tür.
    • Two different subtleties to the definitions, depending on whether you are refering to prokaryotic or eukaryotic genes! In both cases it is a unit of heredity, however in eukaryotes this unit may include both the protein coding region, and RNA coding region of a DNA sequence In prokaryotes, a gene is refers only to the protein coding region, because multiple genes may be expressed from a single RNA molecule.
  994. gene Tür.
    • the unit of heredity A gene contains hereditary information encoded in the form of DNA and is located at a specific position on a chromosome in a cell"s nucleus Genes determine many aspects of anatomy and physiology by controlling the production of proteins Each individual has a unique sequence of genes, or genetic code.
  995. gene Tür.
    • The segment of DNA on a chromosome that contains the information necessary to make a protein A gene is the unit of biological inheritance.
  996. gene Tür.
    • The gene is the functional unit of heredity which occupies a specific place on a chromosome.
  997. gene Tür.
    • The fundamental physical and functional unit of heredity, responsible for specific traits such as eye color A gene is an ordered sequence of nucleotides located in a particular position on a particular chromosome that encodes a specific functional product A gene is written in a code of four letters: A, C, T and G, representing four chemicals, and depending on the gene, these letters are repeated a certain number of times The smallest human gene contains 252 repetitions of these letters, while the longest one repeat them more than a million times There are approximately 30,000 genes in the human genome Source : Human Genome Project Information
    • PhRMA Genomics.
  998. gene Tür.
    • The fundamental physical and functional unit of heredity A gene is an ordered sequence of nucleotides located in a particular position on a particular chromosome that encodes a specific functional product See gene expression.
  999. gene Tür.
    • The fundamental physical and functional unit of heredity A gene is an ordered sequence of nucleotides located in a particular position on a particular chromosome that encodes a specific functional product See also: gene expression.
  1000. gene Tür.
    • The fundamental physical and functional unit of heredity A gene is an ordered sequence of nucleotides located in a particular position on a particular chromosome that encodes a specific functional product. a unit of inheritance
    • a working subunit of DNA Each of the body"s 50,000 to 100,000 genes contains the code for a specific product, typically, a protein such as an enzyme.
  1001. gene Tür.
    • The functional unit of of DNA Genes are segments of chromosomes found in the nucleus of cells This hereditary information usually directs the formation of a protein.
  1002. gene Tür.
    • The functional unit of heredity Each gene sits on a chromosome within the cell nucleus.
  1003. gene Tür.
    • The functional and physical unit of heredity passed from parent to offspring Genes are pieces of DNA, and most genes contain the information for making a specific protein 1.
  1004. gene Tür.
    • The functional and physical unit of heredity A gene is a sequence of nucleotide bases located in a particular position on a particular chromosome that encodes for a specific RNA molecule or protein.
  1005. gene Tür.
    • Segment of DNA specifying a unit of genetic information
    • an ordered sequence of nucleotide base pairs that produce a certain product that has a specific function.
  1006. gene Tür.
    • Made-up of DNA and contained in every cell, they are sets of instructions that control biological development and function You inherit genes as distinct units from your parents.
  1007. gene Tür.
    • genes.
  1008. gene Tür.
    • DNA segment which, due to its individual composition of pairs of bases, is responsible for the production of specific proteins Genes are the basic units of heredity The order in which the 4 bases of DNA are linked in a gene is called the sequence of a gene.
  1009. gene Tür.
    • Basic unit of hereditary information A gene consists of a DNA segment, which includes information for the synthesis of RNA In some cases this RNA itself is the final product However, it is mostly used for the transport of genetic information to the ribosomes, where proteins are then assembled.
  1010. gene Tür.
    • A unit of heredity that occupies a particular position on the DNA molecule in a chromosome
    • a segment of DNA containing all of the information necessary to make proteins.
  1011. gene Tür.
    • A unit of hereditary information A gene is a section of a DNA molecule that specifies the production of a particular protein More on genes.
  1012. gene Tür.
    • A unit of genetic material
    • a segment of DNA that contains the information for a specific function.
  1013. gene Tür.
    • A specific sequence of DNA that encodes for a specific trait, characteristic, or protein in an organism. a segment of DNA that is involved in producing a polypeptide chain
    • it can include regions preceding and following the coding DNA as well as introns between the exons
    • it is considered a unit of heredity
    • "genes were formerly called factors".
  1014. gene Tür.
    • a segment of DNA that is involved in producing a polypeptide chain
    • it can include regions preceding and following the coding DNA as well as introns between the exons
    • it is considered a unit of heredity
    • "genes were formerly called factors".
  1015. gene Tür.
    • An organized sequence of molecules that "spells out" the information necessary to construct a specific messenger called "messenger RNA" which, in turn, makes a specific protein Every cell requires a host of genes that act as blueprints to produce highly specialized proteins that are essential to the cell"s function For example, the genes ROM-1 and peripherin are important in forming the outer segment membranes of photoreceptor cells Other proteins, like rhodopsin, are involved in a rod cell"s response to light.
  1016. gene Tür.
    • A natural unit of the hereditary material, which is the physical basis for the transmission of the characteristics of living organisms from one generation to another.
  1017. gene Tür.
    • again. still. nevertheless. even so.
  1018. gene Tür.
    • again.
  1019. gene İng.
    • i., biyol. jen.
  1020. genealogical İng.
    • s. soy veya şecereye ait, şecereli. genealogical tree şecere. genealogically z. nesep şeceresi bakımından.
  1021. genealogy İng.
    • i. nesep, şecere, silsile, soy
    • nesep tetkiki. genealogist i. nesep mütehassısı, şecereci. genealogize f. nesep tetkiki ile meşgul olmak.
  1022. genel Tür.
    • general. public. broad. common. collective. across-the-board. blanket. catholic. exoteric. generic. grand. liberal. overhead. plenary. prevailing. prevalent. running. sweeping. widespread.
  1023. genel Tür.
    • general. global. public. broad / adj,. catholic. common. overall. pandemic. sweeping. universal.
  1024. genel Tür.
    • abstract. broad. common. current. general. generic. grand. popular. prevalent. public. rife. running. sweeping. universal.
  1025. genel af Tür.
    • amnesty. general pardon.
  1026. genel af Tür.
    • amnesty.
  1027. genel bütçe Tür.
    • government budget. master budget. general budget. overall budget.
  1028. genel gider Tür.
    • general overhead. overhead cost. overhead s rate. total outlay.
  1029. genel görünüm Tür.
    • general outlook. overall picture / survey / view. overall picture. panorama.
  1030. genel kurul Tür.
    • general assembly. general shareholders"assembly. general meeting. plenary meeting. General Assembly. General Meeting. plenary committee. house floor. full assembly. plenary assembly. plenary session. full session.
  1031. genel müdür Tür.
    • general manager. general director / manager. chief executive. chief general manager. director general. head manager.
  1032. genel müdür Tür.
    • general manager.
  1033. genel müdürlük Tür.
    • head office. chief management. general management.
  1034. genel sekreter Tür.
    • secretary general. general secretary.
  1035. genelev Tür.
    • whorehouse. brothel. bordello. bordel. bagnio. bawdyhouse. call house. disorderly house. house of ill fame. house of ill repute. stew.
  1036. genelev Tür.
    • brothel. whorehouse. bawdy house. case house. house of ill fame. massage parlour. parlo u r house. sporting house.
  1037. genelev Tür.
    • brothel. bawdy house. bordello. disorderly house.
  1038. genelge Tür.
    • circular. notice.
  1039. genelge Tür.
    • circular.
  1040. genelkurmay Tür.
    • general staff. horse guards.
  1041. genelkurmay Tür.
    • general staff.
  1042. genelleme Tür.
    • generalization.
  1043. genelleme Tür.
    • generalization.
  1044. genellemek Tür.
    • to generalize. to make general.
  1045. genelleşmek Tür.
    • to become general.
  1046. genelleştirme Tür.
    • generalization.
  1047. genelleştirmek Tür.
    • to make sth general. to generalize.
  1048. genelleştirmek Tür.
    • generalize. to generalize.
  1049. genellikle Tür.
    • usually. in general. persuasive advertising. by and large. authorized capital. generally. generally speaking. mostly. normally. ordinarily. for the most part. passenger service agent. principally. quick fix. widely.
  1050. genellikle Tür.
    • generally. usually. normally. in general. on the whole. largely. at large. as a general rule. as a rule. by and large. exoterically. for the most part. ordinarily.
  1051. genellikle Tür.
    • commonly. generally. ordinarily. usually. in general. mostly. as a rule. more often than not umumiyetle.
  1052. genera İng.
    • bak. genus.
  1053. general Tür.
    • Usual
    • common, on most occasions
    • as, his general habit or method.
  1054. general Tür.
    • This area has a single subcommittee that calls itself None and deals mostly with the policies and etiquette of the IETF in its conduct of business.
  1055. general Tür.
    • The whole
    • the total
    • that which comprehends or relates to all, or the chief part
    • opposed to particular.
  1056. general Tür.
    • The roll of the drum which calls the troops together
    • as, to beat the general.
  1057. general Tür.
    • The public
    • the people
    • the vulgar. a fact about the whole
    • "he discussed the general but neglected the particular" a general officer of the highest rank the head of a religious order or congregation command as a general
    • "We are generaled by an incompetent!" prevailing among and common to the general public
    • "the general discontent" not specialized or limited to one class of things
    • "general studies"
    • "general knowledge" applying to all or most members of a category or group
    • "the general public"
    • "general assistance"
    • "a general rule"
    • "in general terms"
    • "comprehensible to the general reader" of national scope
    • "a general election" affecting the entire body
    • "a general anesthetic"
    • "general symptoms" somewhat indefinite
    • "bearing a general resemblance to the original"
    • "a general description of the merchandise".
  1058. general Tür.
    • The export of this software is governed by US Department of commerce under the export administration regulations and by Canadian export regulations By downloading or using a Rupp software product you are certifying that you are not a national of Cuba, Iran, Iraq, Libya, North Korea, Sudan, or Syria or any country to which the United States embargoes goods and that you are not a person on the Table of Denial Orders, the Entity List, or the List of Specially Designated Nationals This Agreement will be governed by the laws of the state of Florida, except for that body of law dealing with conflicts of law Should you have any questions concerning this Agreement, or if you desire to contact Rupp for any reason, please write Rupp Technology Corporation, 12415 SW 136 Avenue, Suite 3, Miami, FL 33186. the generality, common people.
  1059. general Tür.
    • The chief of an order of monks, or of all the houses or congregations under the same rule.
  1060. general Tür.
    • Sub-Farm Input.
  1061. general Tür.
    • Search index used by Item Lookup
    • the General index seems to contain all fields.
  1062. general Tür.
    • Relating to a genus or kind
    • pertaining to a whole class or order
    • as, a general law of animal or vegetable economy.
  1063. general Tür.
    • Origin The airport at which a passenger or cargo shipment or flight begins its journey Destination The airport at which a passenger or cargo shipment or flight ends its journey Scheduled Airline An air carrier which operates over certificated routes, based on published flight schedules New York Customs District JFK, LGA, EWR, the three airports operated by the Port Authority of New York and New Jersey.
  1064. general Tür.
    • One of the chief military officers of a government or country
    • the commander of an army, of a body of men not less than a brigade.
  1065. general Tür.
    • Not restrained or limited to a precise import
    • not specific
    • vague
    • indefinite
    • lax in signification
    • as, a loose and general expression.
  1066. general Tür.
    • Main Page About Inspiritive People Company Policies.
  1067. general Tür.
    • Introduction Purpose Whats Gnu.
  1068. general Tür.
    • In European armies, the highest military rank next below field marshal.
  1069. general Tür.
    • Home Sitemap Glossary Recent News Related Links Contact Info. /Allgemeines.
  1070. general Tür.
    • Having a relation to all
    • common to the whole
    • as, Adam, our general sire.
  1071. general Tür.
    • general. pasha.
  1072. general Tür.
    • General information about the search engine.
  1073. general Tür.
    • General - 3 Star, Gen., General, air chief marshal.
  1074. general Tür.
    • general.
  1075. general Tür.
    • Formatting that aligns numbers on the right side of a cell, aligns text on the left side, indicates negative numbers with a minus sign on the left side of a number, and displays as many digits in a number as a cell"s width allows.
  1076. general Tür.
    • Errors that can"t be classified in any other way are considered general errors To fix the problem, read the details of the error and act accordingly.
  1077. general Tür.
    • Despite their impressive size, eland are excellent jumpers and clear 2m with apparent ease They are timid animals and become nervous with the slightest disturbance They are extremely docile and attempts have been made to domesticate the eland both for meat and for milk, but their potential appears to be not in supplementing cattle but in complementing them in areas suitable to both.
  1078. general Tür.
    • Comprehending many species or individuals
    • not special or particular
    • including all particulars
    • as, a general inference or conclusion.
  1079. general Tür.
    • Common to many, or the greatest number
    • widely spread
    • prevalent
    • extensive, though not universal
    • as, a general opinion
    • a general custom.
  1080. general Tür.
    • Choosing a Host Hosting Terminology Protection of contents.
  1081. general Tür.
    • Chapter : annual meeting of the heads of all abbeys.
  1082. general Tür.
    • As a whole
    • in gross
    • for the most part.
  1083. general Tür.
    • American Heritage Dictionary Cambridge Dictionaries Online Dictionary com. number of terms.
  1084. general Tür.
    • a general officer of the highest rank. the head of a religious order or congregation. a fact about the whole
    • "he discussed the general but neglected the particular". command as a general
    • "We are generaled by an incompetent!". applying to all or most members of a category or group
    • "the general public"
    • "general assistance"
    • "a general rule"
    • "in general terms"
    • "comprehensible to the general reader". not specialized or limited to one class of things
    • "general studies"
    • "general knowledge". of national scope
    • "a general election". prevailing among and common to the general public
    • "the general discontent". affecting the entire body
    • "a general anesthetic"
    • "general symptoms". somewhat indefinite
    • "bearing a general resemblance to the original"
    • "a general description of the merchandise". of worldwide scope or applicability
    • "an issue of cosmopolitan import"
    • "the shrewdest political and ecumenical comment of our time"- Christopher Morley
    • "universal experience". adj having element type t, and consequently able to have any object as an element.
  1085. general İng.
    • s., i. umumi, genel, külli
    • umuma ait, şümullü
    • içinde her şey bulunan
    • kesin olmayan, takribi
    • i. umum, avam, halk
    • ask. general. general average den. büyük avarya. general cargo den. karışık yük. general delivery postrestant, postanede sahibine teslim olunan mektup. general eIection genel seçim. general officer ask. albaydan yüksek rütbeli subay, general. general orders ask. bütün orduya şamil olan emirler. general practitioner tıb. ihtisası olmayan doktor, pratisyen hekim. general purpose her işte kullanılabilen, her gayeye uygun. general resemblance umumi bir benzeyiş. general rule genel kural. general staff ask. genel kurmay, erkânı harbiye. general strike genel grev. as a general rule genellikle, umumiyetle. attorney general baş savcı, müddeiumumi. brigadier general tuğgeneral. full general orgeneral. in general genel olarak, hiç bir özelliği olmadan. Iieutenant general korgeneral. major general tümgeneral. generally z. genellikle, umumiyetle.
  1086. generalissimo İng.
    • i., it. başkumandan.
  1087. generality İng.
    • i. genellik, umumiyet, umumilik. generalities i. genel konular, kesinlik ifade etmeyen söz .
  1088. generalization İng.
    • i. genelleştirme, umumileştirme, genellik, umumilik, hepsini bir tutma, genel sonuç çıkarma.
  1089. generalize İng.
    • f. genelleştirmek, umumilestirmek, tamim etmek, genel bir fikir vermek
    • herkese teşmil etmek
    • güz. san. ayrıntılarını belirtmeden genel olarak tamamlamak
    • tıb. hastalığı umumi bir hale koymak
    • tıb. yayılmak
    • umumileşmek.
  1090. generalship İng.
    • i. generallik
    • bir generalin askeri bilgi ve yönetme yeteneği
    • önderlik, baskanlık, liderlik.
  1091. generate İng.
    • f. husule getirmek, vücut vermek, hâsıl etmek
    • çocuğu olmak, doğurmak, yavrulamak
    • geom. çizmek.
  1092. generation İng.
    • i. zürriyet husule getirme, doğuş, doğuruş, tenasül
    • nesil, soy, zürriyet, batın
    • vasat olarak insan nesli farzedilen otuz yıl. generation gap aile ile çocuk arasındaki görüş farkından doğan anlaşmazlık.
  1093. generative İng.
    • s. tenasül kabiliyeti olan
    • doğuş ve doğuruşa ait.
  1094. generator İng.
    • i., elek. jenerator, dinamo
    • doğuran veya meydana getiren kimse
    • hâsıl edici cihaz.
  1095. generatrix İng.
    • i. (çoğ, -trices) geom. yapıcı çizgi
    • doğuran dişi.
  1096. generic İng.
    • s. cinse ait, fasileye ait
    • genel, umumi
    • şümullü, geniş kapsamı olan. generically z. kendi cinsine ait özellikleri taşıyarak.
  1097. generosity İng.
    • i. cömertlik, âli cenaplık.
  1098. generous İng.
    • s. cömert, alicenap, eli açık
    • asil
    • mebzul, bol, bereketli
    • verimli, mümbit
    • sert, çarpan (içki). generously z. cömertçe. generousness i. cömertlik.
  1099. genesis İng.
    • i. hilkat, yaratılış, meydana gelme
    • başlangıç, mebde, menşe
    • b.h. Tekvin.
  1100. genet İng.
    • i. sansara benzer bir hayvan.
  1101. genetic İng.
    • s. bir şeyin aslına ait
    • jenetige ait genetic heritage biyol., psik. kalıtım. genetically z. jenetik bakımından, jenetik yoluyla.
  1102. genetics İng.
    • i., biyol. jenetik, soyaçekim olaylarını inceleyen biyoloji dalı.
  1103. genetik Tür.
    • genetics. genetic.
  1104. genetik Tür.
    • genetics.
  1105. genetik Tür.
    • genetic. genetics. genetic.
  1106. genetik Tür.
    • genetic. genetics.
  1107. geneva İng.
    • i. Cenevre.
  1108. geneva İng.
    • i. ardıç rakısı.
  1109. genghiskhan İng.
    • Cengiz Han.
  1110. genial İng.
    • s. güler yüzlü, şen, hoş
    • müsait
    • hayat verici. genially z. güler yüzlü olarak, hoşa giden bir davranışla. genial'ity, gen'ialness i. sempatik oluş, sevimlilik, nezaket.
  1111. geniculate İng.
    • s. diz gibi mafsalları olan
    • diz gibi bükülmüş.
  1112. genie İng.
    • i. cin, peri.
  1113. geniş Tür.
    • Wide. extensive. spacious. vast. wide. broad. carefree. ample. broad. commodious. expansive. immense. large. volumed.
  1114. geniş Tür.
    • wide. broad. capacious. vast. extensive. comprehensive. obtuse. extended. large. open. roomy. spacious. walk-in. ample. commodious. cosmic. cosmical. expansive. full. splay. broadly.
  1115. geniş Tür.
    • ample. broad. catholic. comprehensive. cosmic. expansive. large. roomy. sizable. spacious. voluminous. wide.
  1116. geniş açı Tür.
    • obtuse / wide angle. obtuse angle.
  1117. geniş açı Tür.
    • obtuse angle.
  1118. geniş çaplı Tür.
    • global.
  1119. geniş zaman Tür.
    • simple present tense.
  1120. genişleme Tür.
    • expansion. extension. broadening.
  1121. genişleme Tür.
    • expansion. broading. spreading. enlargement. evolution. widening.
  1122. genişleme Tür.
    • dilation.
  1123. genişlemek Tür.
    • widen. extend. expand. dilate. enlarge. spread out. broaden. splay. sprawl. yawn.
  1124. genişlemek Tür.
    • to widen. to broaden. to expand. to ease up. to expend. branch out. bulk. eke out. enlarge. evolve.
  1125. genişlemek Tür.
    • broaden. dilate. enlarge. expand. widen. to broaden out. to widen. to broaden. to enlarge. to dilate. to expand. to extend. to ease up.
  1126. genişletilme Tür.
    • expansion.
  1127. genişletilmek Tür.
    • to be made wider or broader.
  1128. genişletme Tür.
    • widening. broadening. amplification. extension.
  1129. genişletme Tür.
    • enlargement. extension. broadening.
  1130. genişletmek Tür.
    • widen. expand. extend. to widen. to broaden. amplify. develop. dilate. enlarge.
  1131. genişletmek Tür.
    • widen. broaden. enlarge. expand. amplify. dilate. extend. let out.
  1132. genişletmek Tür.
    • amplify. broaden. canalize. dilate. enlarge. expand. extend. widen.
  1133. genişlik Tür.
    • width. wideness. comfort. wealth. amplitude. breadth. immensity. latitude. profundity. range. scope. vastness.
  1134. genişlik Tür.
    • wideness. width. breadth. amplitude. spaciousness. roominess. largeness. openness. ampleness. expanse. expansion. extent. spread. vastness.
  1135. genişlik Tür.
    • amplitude. breadth. extent. width. wideness. ease. extensiveness.
  1136. genista İng.
    • i. katırtırnagı, bot. Genista scoparia, Genista luncea.
  1137. genital İng.
    • s., i. tenasül uzuvlarına ait
    • i., çoğ. tenasül uzuvları.
  1138. genitalia İng.
    • i., çoğ. tenasül organları.
  1139. genitive İng.
    • s., i., gram isim ve zamirlerin -in hali.
  1140. genito İng.
    • önek. tenasül organlarına ait.
  1141. genitourinary İng.
    • s., anat. tenasül ve idrar yollarına ait.
  1142. genius İng.
    • (coğ. genii) i. cin, peri, insan kaderine hükmeden kimse
    • biri iyi ve diğeri kötü iki periden biri
    • eski Roma mitolojisinde bir kimseyi veya yeri himaye eden cin.
  1143. genius İng.
    • i. (coğ. geniuses) deha, üstün kabiliyet, istidat, yetenek, özel vasıf, ozellik, hususiyet
    • dahi.
  1144. geniz Tür.
    • nasal passages / fosse.
  1145. geniz Tür.
    • nasal passage. nasal passages. nasal fossae.
  1146. genleşme Tür.
    • expansion. dilation.
  1147. genleşme Tür.
    • dilation. expansion.
  1148. genleşme Tür.
    • dilatation. dilation. expansion.
  1149. genleşmek Tür.
    • to expand. to dilate.
  1150. genleşmek Tür.
    • to dilate. to be dilated.
  1151. genlik Tür.
    • amplitude. spaciousness. wealth.
  1152. genlik Tür.
    • amplitude.
  1153. genoa İng.
    • i. Cenova şehri. Genoese s., i. Cenovalı, Cenevizli(ler).
  1154. genocide İng.
    • i. kırım, katliam.
  1155. genre İng.
    • i. tarz, tür, nevi
    • güz. san. günlük hayatı tasvir eden tarz.
  1156. genro İng.
    • i. Japonya'da eskiden toplanan emekli devlet adamları heyeti.
  1157. gens İng.
    • (çoğ. gentes) antro. erkeklerden hesaplanan soy silsilesi
    • eski Roma tarihinde kabile, geniş soy.
  1158. gensoru Tür.
    • general questioning in parliament. interpellation istizah.
  1159. gensoru Tür.
    • enquiry. censure motion. interpellation. general questioning in parliament of a minister of members.
  1160. gensoru önergesi Tür.
    • motion to censure. non-confidence motion. no-confidence motion.
  1161. gent İng.
    • i., argo erkek, adam. gent. kıs. gentleman, gentlemen.
  1162. genteel İng.
    • s. soylu, kibar. (Bu kelime simdi küçültücü bir anlamda kullanılabilir) genteelly z. kibarca, zarif bir şekilde.
  1163. gentian İng.
    • i. yılan otu, bot. Gentiana lutea
    • ecza. bu bitkinin kökünden yapılan bir kuvvet ilâcı. red gentian kızıl kantaron, bot. Gentiana purpurea.
  1164. gentile İng.
    • i., s. dinsel edebiyatta Musevi olmayan kimse
    • s. Musevi olmayan
    • putperest
    • Romalılarda bir kabile veya millete ait
    • herhangi bir ırka veya memlekete verilen isme ait.
  1165. gentility İng.
    • i., baz. asağ. asalet
    • asalete has vasıflar, kibarlık
    • çoğ. sahte kibarIık.
  1166. gentle İng.
    • s. nazik, yumuşak huylu, kibar
    • tatlı
    • ıIımlı, mutedil
    • soylu, asil
    • hafif, latif. gently z. yavaşça, tatlılıkla, şefkatle, nezaketle. gentleness i. tatlılık, nezaket, şefkat.
  1167. gentlefolks İng.
    • i., çoğ. soylu kişiler, yüksek tabaka.
  1168. gentleman İng.
    • i. (çoğ. men) kibar adam, efendi, terbiyeli adam, nazik adam, iyi bir aileye mensup erkek, çelebi, centilmen. gentleman's agreement karşılıklı söz vermeye dayanan anlaşmaç gentlemanat arms iç kral muhafızlarından biriç gentleman farmer kendi zevki için çiftlik işleten efendi. gentlemaninwaiting i. kralın maiyetinde hizmet eden asilzade. gentleman of fortune avantüriye, maceraperest adam
    • eski korsan. gentlemanly s. efendiye yakışır.
  1169. gentlewoman İng.
    • i. iyi bir aileden gelen kadın, hanımefendi, kibar kadın.
  1170. gentry İng.
    • i., çoğ. İngiltere'de orta sınıf
    • aydın tabaka, belirli bir sınıfa küçültücü nitelikte verilen isim: the lightfingered gentry yankesici takımı.
  1171. genuflect İng.
    • f. diz çökmek (bilhassa ibadette). genuflec'tion, genuflex'ion i. diz çökme (bilhassa ibadette) .
  1172. genuine İng.
    • s. hakiki, gerçek, mevsuk, taklit veya sahte olmayan
    • asli
    • içten gelen, samimi. genuinely z. gerçekten, hakikaten. genuineness i. içtenlik, samimiyet, gerçek oluş, hakikilik.
  1173. genus İng.
    • (çoğ. genera) i., biyol. birkaç türden meydana gelen cins
    • nevi, kısım, takım.
  1174. geo İng.
    • onek yeryüzüne ait.
  1175. geocentricical İng.
    • s. yerküresinin merkezine ait
    • bu merkezden görülen veya ölçülen
    • merkez olarak yerkü- resine ait olan.
  1176. geode İng.
    • i., jeol. içi billurlu değirmice taş
    • böyle bir taşın içindeki oyuk.
  1177. geodesic İng.
    • s. yeryüzü ölçmesi ile ilgili. geodesic dome fabrikada yapılan üçgenlerden meydana gelen ve kubbe şeklinde olan hafif bina. geodesic line mat. bir kürede iki nokta arasında çizilen en kısa çizgi.
  1178. geodesy İng.
    • i. yeryüzü düzlemini öIçme bilgisi.
  1179. geodetics İng.
    • bak. geodesy.
  1180. geognosy İng.
    • i. kayalar bilgisi, kayaların madeni oluşumlarından, sınıflarınrından ve bulundukları yerlerden bahseden ilim.
  1181. geography İng.
    • i. coğrafya
    • coğrafya kitabı. geographer i. coğrafya uzmanı, coğrafyacı. geograph'ic(al) s. coğrafyaya ait, coğrafi. geograph'ically z. coğrafi olarak. geol. kıs. geology.
  1182. geology İng.
    • i. jeoloji, yerbilim. geo
  1183. geomagnetism İng.
    • i. dünyanın manyetik çekimi.
  1184. geomancy İng.
    • i. fal bakma, remil atma. geomancer i. falcı. geoman'tic s. falcılığa ait.
  1185. geometri Tür.
    • geometry. geometry hendese.
  1186. geometri Tür.
    • geometry.
  1187. geometri Tür.
    • geometry.
  1188. geometrician İng.
    • i. geometri uzmanı, hendeseci.
  1189. geometricical İng.
    • s. geometrik, hendesi
    • geometrik sekillerle süslenmiş eski Yunan çömleklerine ait geo- metric progression geometrik artma ve eksilme. geometric propcrtion, geometric ratio geometrik orantı, geometrik bağlantı. geometric tracery mim. kargir binalarda geometrik şekillerle yapılan oyma süs. geometrically z. geometrik olarak.
  1190. geometrid İng.
    • i., zool. tırtılları yeri olçer gibi yürüyen birkaç çesit pervane.
  1191. geometrik Tür.
    • geometric. geometrical.
  1192. geometrik Tür.
    • geometrical. geometric.
  1193. geometrik dizi Tür.
    • geometric progression. geometrical progression.
  1194. geometrik dizi Tür.
    • geometric progression.
  1195. geometrik yer Tür.
    • locus.
  1196. geometrize İng.
    • f. geometrik usullerle çalışmak, geometri ile ugraşmak.
  1197. geometry İng.
    • i. geometri, hendese.
  1198. geomorphic İng.
    • s. yeryüzü ile ilgili, jeomorfik.
  1199. geophagy İng.
    • i. toprak yeme alışkanlığı.
  1200. geophysics İng.
    • i. jeofizik.
  1201. geopolitics İng.
    • i. siyasi ve iktisadi coğrafya
    • jeopolitik.
  1202. geoponic İng.
    • s. tarımsal, ziraata ait, zirai. geoponics i. tarım bilimi.
  1203. george İng.
    • i. erkek ismi. By George ! Maşallah ! Vallahi ! St. George's Day eski takvimde 23 nisana tesadüf eden Sen Jorj yortusu, Hıdrellez.
  1204. georgette İng.
    • i. jorjet, ince ipekli kumaş.
  1205. georgia İng.
    • i. Amerika Birleşik Devletlerinden biri
    • Gürcistan.
  1206. georgian İng.
    • s. George isimli dört İngiliz kralı zamanına ait, 1714-1839
    • Amerika Birleşik Devletlerinin Georgia eyaletine ait
    • Gürcü, Gürcistan'a ait, Gürcü diline ait.
  1207. georgic İng.
    • i., s. çiftçiliğe ait şiir
    • s. zirai.
  1208. geostatic İng.
    • s. arz küresinin içindeki tazyikler ile ilgili.
  1209. geosyncline İng.
    • i., jeol. taş tabakalannın geniş bir sahada aşağıya çöktüğü mıntıka.
  1210. geothermal İng.
    • s. yeryuvarlağının ısısı ile ilgili, bu ısı ile ısınan veya işleyen.
  1211. geotropism İng.
    • i., biyol. yeredoğrulum.
  1212. geranium İng.
    • i. ıtır, sardunya çiçeği, bot. Pelargonium. geranium grass Mekke samanı, bot. Andropogon scoenan thus. feather geranium nezle otu, bot. Chenopodium botrys.
  1213. gerbil İng.
    • i. Garbillinae familyasının kemiriciler takımından arka bacakları uzun olan tüylü kuyruklu ufak bir hayvan.
  1214. gerçeğe aykırı Tür.
    • false claim.
  1215. gerçeğe uygun Tür.
    • truthful.
  1216. gerçek Tür.
    • true. real. factual. original. actual. authentic. genuine. rightful. truthful. right. exact. proper. literal. bona fide. dinkum. earnest. honest-to-god. honest-to-goodness. intrinsic. pucka. pukka. sincere. sterling. straight-out. substantial. tangib.
  1217. gerçek Tür.
    • real. authentic. genuine. true. actual. actuality. true copy. dinkum. essence. fact. factual. faithful. point of fact. positive. proper. reality. right. serious. sincere. solid. straight out. tangible. truth. truthful. veracity. veritable. verity.
  1218. gerçek Tür.
    • actual. authentic. effective. fact. genuine. gospel. heartfelt. intrinsic. lowdown. outright. positive. proper. real. reality. regular. sincere. substantial. tangible. true. truth. veritable. virtual.
  1219. gerçek dışı Tür.
    • unrealistic.
  1220. gerçek dışı Tür.
    • fanciful.
  1221. gerçek dışı Tür.
    • factitious.
  1222. gerçek kişi Tür.
    • real person. natural person. physical person.
  1223. gerçekçi Tür.
    • realist. realistic. down-to-earth. exact. hard-headed. literal. matter-of-fact. practical.
  1224. gerçekçi Tür.
    • realist. realistic. down- to-earth. down to earth. tough- minded.
  1225. gerçekçi Tür.
    • realist. realistic.
  1226. gerçekçilik Tür.
    • realism. reality. realism realizm.
  1227. gerçekçilik Tür.
    • realism. reality.
  1228. gerçekçilik Tür.
    • realism. literalism. literalness.
  1229. gerçekleme Tür.
    • verification. confirmation.
  1230. gerçekleme Tür.
    • verification.
  1231. gerçeklemek Tür.
    • verify.
  1232. gerçeklemek Tür.
    • to confirm. to verify.
  1233. gerçekleşme Tür.
    • realization. materialization.
  1234. gerçekleşme Tür.
    • realization. fulfilment. fulfillment. accrual. fruition.
  1235. gerçekleşme Tür.
    • fruition.
  1236. gerçekleşmek Tür.
    • to become true. to materialize. to eventuate. come to the fruition. to come true.
  1237. gerçekleşmek Tür.
    • materialize. actualize. come true.
  1238. gerçekleşmek Tür.
    • materialize.
  1239. gerçekleştirilme Tür.
    • realization. fulfilment. fulfillment.
  1240. gerçekleştirme Tür.
    • realization. substantiation.
  1241. gerçekleştirme Tür.
    • realization. fulfilment. implementation. implementing. realizing.
  1242. gerçekleştirme Tür.
    • fulfilment. implementation.
  1243. gerçekleştirmek Tür.
    • realize. make real. achieve. actualize. materialize. carry out. carry through. effect. effectuate. execute. follow out. follow through. put into practice. substantiate. verify. practice. practise.
  1244. gerçekleştirmek Tür.
    • implement. perform. to realize. to make real. actualization. actualize. effectuate. implement. substantiate.
  1245. gerçekleştirmek Tür.
    • effect. execute. fulfil. realize. set.
  1246. gerçeklik Tür.
    • truth. realty. reality.
  1247. gerçeklik Tür.
    • reality. actuality. authenticity. truth. veracity. verity.
  1248. gerçeklik Tür.
    • actuality.
  1249. gerçekte Tür.
    • in fact. in point of fact. in actuality. in actual fact. as it is. de facto. in effect. essentially. as a matter of fact. fundamentally. in essence. in practice. virtually.
  1250. gerçekte Tür.
    • in fact. actually. in reality. in practice. in point of fact. in effect. practically. in sober fact. in sooth. in sooth to say. substantially. verily. in very deed. virtually.
  1251. gerçekte Tür.
    • essentially. in reality. in actual fact.
  1252. gerçekten Tür.
    • really. truly. indeed. actually. in deed. sure enough. in the flesh. honestly. literally. positively. quite. simply. sincerely. verily.
  1253. gerçekten Tür.
    • really. truly. actually. honestly. in fact. for real. indeed. in very deed. forsooth. genuinely. honest. in point of fact. quite. real. regularly. in sooth. sure enough. true. of a verity. yea.
  1254. gerçekten Tür.
    • actually. honestly. indeed. literally. positively. properly. really. simply. truly.
  1255. gerçeküstü Tür.
    • surrealistic. surreal.
  1256. gerçeküstü Tür.
    • surrealistic. surreal.
  1257. gerçeküstü Tür.
    • surreal.
  1258. gerçeküstücü Tür.
    • surrealist. surrealistic.
  1259. gerçeküstücü Tür.
    • surrealist.
  1260. gerçeküstücülük Tür.
    • surrealism.
  1261. gerçi Tür.
    • albeit. although. though. tho".
  1262. gerdan Tür.
    • neck. throat. front of the neck. double chin. dewlap. neck. chuck. jowl.
  1263. gerdan Tür.
    • jowl. neck. throat. double-chin. front of the neck.
  1264. gerdan Tür.
    • jowl.
  1265. gerdanlık Tür.
    • necklace. neckband. collar. interlace.
  1266. gerdanlık Tür.
    • necklace. neckband.
  1267. gerdanlık Tür.
    • gorget.
  1268. gerdek Tür.
    • nuptial.
  1269. gerdek Tür.
    • bridal chamber. nuptial chamber.
  1270. gerdek Tür.
    • bridal chamber.
  1271. gerdel Tür.
    • bucket. pail. vat.
  1272. gerdirmek Tür.
    • to have sb make sth taut.
  1273. gereç Tür.
    • material. equipment. materiel. requisite. staff.
  1274. gereç Tür.
    • device. requisite. necessary thing.
  1275. gereç Tür.
    • appliance. equipment. material. requisite. materiel.
  1276. gereğince Tür.
    • in accordance with. following.
  1277. gereğince Tür.
    • as needed/required. in accordance with.
  1278. gerek Tür.
    • requirement. necessity. requisition. need. exigence. exigency. pinch.
  1279. gerek Tür.
    • need. occasion. requirement. necessity. necessary. needed. whether. or. prerequisite.
  1280. gerek Tür.
    • necessary. needed. need. necessity. requirement.
  1281. gerekçe Tür.
    • reason. leading motives. justification. rationale. motive. ground.
  1282. gerekçe Tür.
    • legal ground. reason. justification. corollary.
  1283. gerekçe Tür.
    • excuse. reason. justification. alibi. rationale.
  1284. gerekçeli Tür.
    • justified. justifiable.
  1285. gerekçesiz Tür.
    • unjustified. unjustifiable. groundless. baseless.
  1286. gerekçesizlik Tür.
    • groundlessness. baselessness.
  1287. gerekircilik Tür.
    • determinism.
  1288. gerekli Tür.
    • necessary. required. needed. integral. mandatory. material. needful. positive. requisite. serviceable.
  1289. gerekli Tür.
    • necessary. essential. wanted. requisite. imperative. indispensable. material. needful. obligatory. ought.
  1290. gerekli Tür.
    • due. essential. imperative. indispensable. integral. necessary. required. requisite. needed.
  1291. gereklilik Tür.
    • necessity. need. needfulness. requirement. exingency. demand.
  1292. gereklilik Tür.
    • necessity. need lüzum.
  1293. gereklilik Tür.
    • materiality. necessity. requirement. must. exigence. exigency. pinch.
  1294. gerekmek Tür.
    • to be necessary. to be needed. to be required. behove. entail. necessitate. presuppose. want to.
  1295. gerekmek Tür.
    • to be necessary. to be lacking. to be needed. to need. to have to. must. should. to be supposed to.
  1296. gerekmek Tür.
    • be necessary. require. be required. need. be essential. call for. necessitate. suppose. supposed to.
  1297. gerekseme Tür.
    • need. necessity.
  1298. gereksemek Tür.
    • to consider necessary. to feel the necessity of. to need.
  1299. gereksinim Tür.
    • requirement. need. necessity. call. lack. want.
  1300. gereksinim Tür.
    • need. want. requirement. deficiency. demand.
  1301. gereksinim Tür.
    • necessity. need. requirement. urge. want.
  1302. gereksinme Tür.
    • need. necessity.
  1303. gereksinmek Tür.
    • to consider necessary. to feel the necessity of. to need.
  1304. gereksiz Tür.
    • unnecessary. unneeded. inessential. digressive. excrescent. gratuitous. idle. indecent. indiscreet. needless. no. non-essential. nonessential. otiose. redundant. supererogatory. superfluous. uncalled-for. unjustifiable. unneedful.
  1305. gereksiz Tür.
    • unnecessary. inessential. needless. otiose. pointless. superfluous. uncalled for. undue.
  1306. gereksiz Tür.
    • dispensable. gratuitous. inessential. needless. pointless. redundant. superfluous. uncalled-for. unfounded. unnecessary. uncallad-for.
  1307. gereksizlik Tür.
    • redundancy. lack of need. needlessness.
  1308. gereksizlik Tür.
    • inessentiality.
  1309. gerektirmek Tür.
    • to necessitate. to require. to entail. to imply. exact. involve. redound. want.
  1310. gerektirmek Tür.
    • require. take. want. call for. suppose. beggar. entail. exact. imply. indicate. involve. necessitate.
  1311. gerektirmek Tür.
    • compel. demand. entail. imply. involve. necessitate. require. take. to necessitate. to require. to need. to involve. to exact. to entail. to demand. to call for sth.
  1312. gergedan Tür.
    • rhino. rhinoceros.
  1313. gergedan Tür.
    • rhinoceros. rhino.
  1314. gergef Tür.
    • embroidery frame.
  1315. gergi Tür.
    • tie. stretcher. spanner. tightener. rack. diagonal. tension member. batter brace. bracing. bracer. girt. spreader. guy. traverse. tieback. reinforcement. stay. straining piece. straining beam. stiffener. strut. crossband. take-up. rigger. rigging rope.
  1316. gergi Tür.
    • instrument for stretching. stretcher. strainer.
  1317. gergin Tür.
    • taut. tense. stretched. tight. strained. fraught. intense. keyed up. stiff. uncool. uneasy. uptight. wrought up.
  1318. gergin Tür.
    • stretched. taut. strained. jumpy. tense. nervous. nervy. stressfull. tight. uptight. on edge. highly strung. skittish. drawn. high-strung. jittery. spread. stiff. on a knife-edge. on pins and needles. fraught. overwork. timorous. tremulous.
  1319. gergin Tür.
    • stretched. taut. strained. jumpy. tense. nervous. nervy. stressfull. tight. uptight. on edge. highly strung. skittish. drawn. high-strung. jittery. spread. stiff. on a knife-edge. on pins and needles.
  1320. gergince Tür.
    • tautly.
  1321. gerginleşmek Tür.
    • to get stretched. to become tense.
  1322. gerginleşmek Tür.
    • tense. to become taut. become tense. to get stretched. to get tensed up.
  1323. gerginleştirmek Tür.
    • to tighten. to strain. to make tense.
  1324. gerginlik Tür.
    • tension. tightness.
  1325. gerginlik Tür.
    • tautness.
  1326. gerginlik Tür.
    • strain. stress. stretch. tension. tightness.
  1327. geri Tür.
    • rear. back. reverse. backward. rearward. reversing. hind. posterior. slow. back. backward. backwards. behind. aback. back. rear. rest. re-. retro-.
  1328. geri Tür.
    • Kick. kick.
  1329. geri Tür.
    • Kick.
  1330. geri Tür.
    • back. backward. rear. the rest. reactionary. slow. about turn ! / face !. behind. little.
  1331. geri Tür.
    • back. backward. rear. reverse. rest. remainder. hind. undeveloped. slow. stupid. half-witted. imbecile. backward. toward the rear. behind.
  1332. geri alınamaz Tür.
    • irrecoverable. irreversible. irrevocable. unrecallable.
  1333. geri alma Tür.
    • retrieval.
  1334. geri alma Tür.
    • recovery. repeal. resumption. withdrawal.
  1335. geri alma Tür.
    • reclamation. recovery. redemption. withdrawal.
  1336. geri almak Tür.
    • undo. to regain. to recover. to get refunded. to get back. to take back. declare off. devest. to declare off. recall. repeal. resume. revoke. set back.
  1337. geri almak Tür.
    • recall. recoup. recover. resume. retrieve. withdraw.
  1338. geri bildirim Tür.
    • feedback.
  1339. geri çağırmak Tür.
    • callback. recall. to call back.
  1340. geri çekilme Tür.
    • recession. recoil. retreat. withdrawal.
  1341. geri çekilme Tür.
    • recession.
  1342. geri çekilme Tür.
    • drawing back. orderly retreat. recession. recoil. regress. regression.
  1343. geri çekilmek Tür.
    • to beat a retreat. to withdraw from. to retreat. beat retreat. draw off. give ground. pull back. recede. recoil. retrocede.
  1344. geri çekilmek Tür.
    • flinch. recede. recoil. retire. retreat. withdraw.
  1345. geri çekmek Tür.
    • retract. withdraw.
  1346. geri çekmek Tür.
    • backout. retract.
  1347. geri geri Tür.
    • backward.
  1348. geri göndermek Tür.
    • to send back.
  1349. geri göndermek Tür.
    • return.
  1350. geri hizmet Tür.
    • non-activity supply service behind the front.
  1351. geri istemek Tür.
    • to demand back.
  1352. geri kafalı Tür.
    • back number. behind the times. reactionary. conservative.
  1353. geri kafalılık Tür.
    • wiggery.
  1354. geri kalan Tür.
    • the rest.
  1355. geri kalan Tür.
    • remainder.
  1356. geri kalan Tür.
    • laggard.
  1357. geri kalmış Tür.
    • behindhand. late. slow. underdeveloped.
  1358. geri kalmış Tür.
    • backward.
  1359. geri kalmışlık Tür.
    • backwardness.
  1360. geri ödeme Tür.
    • refund. repayment.
  1361. geri ödeme Tür.
    • back pay. back payment. payback. proviso for redemption. refunding.
  1362. geri ödemek Tür.
    • to pay back. draw back.
  1363. geri ödemek Tür.
    • refund.
  1364. geri plan Tür.
    • background.
  1365. geri tepme Tür.
    • recoil. kick of engine. repercussion. repulsion. back kick. back pressure. backset. back fire. back-firing. back draft. backing. back-up. blowback. backfiring. bound. rebound. repercussions.
  1366. geri tepme Tür.
    • kickback.
  1367. geri tepmek Tür.
    • to recoil. to kick. back fire. rebound.
  1368. geri tepmek Tür.
    • rebound.
  1369. geri vermek Tür.
    • to give back. to return. negotiate back. redeliver. render. repay. restitute. restore. retrocede.
  1370. geri vermek Tür.
    • return.
  1371. geri vites Tür.
    • reverse gear.
  1372. geri zekalı Tür.
    • idiot.
  1373. geri zekalı Tür.
    • cretin. feebleminded. imbecile. retarded.
  1374. geriatric İng.
    • s. ihtiyarların sıhhi durumu ile ilgili. geriatrics i. ihtiyarlarla ilgili tıp ihtisası. geriatric'ian i. ihtiyarlık hastalıkları mütehassısı.
  1375. gerici Tür.
    • reactionary. unprogressive. obscurantist. stick-in-the-mud. die-hard. puritanical. retrograde. retrogressive. reactionary. obscurant. obscurantist. stick-in-the-mud.
  1376. gerici Tür.
    • reactionary. blimp. unprogressive.
  1377. gerici Tür.
    • reactionary.
  1378. gericilik Tür.
    • reaction. reactionary attitudes.
  1379. gericilik Tür.
    • reactionism.
  1380. gericilik Tür.
    • reaction.
  1381. geride Tür.
    • rearward.
  1382. geride Tür.
    • back. behind. astern. down.
  1383. gerileme Tür.
    • regression.
  1384. gerileme Tür.
    • decline. recession. retreat. setback. regression. withdrawal.
  1385. gerileme Tür.
    • back tracking. retrogression. regression. deterioration. devolution. falling off. retrocession.
  1386. gerilemek Tür.
    • to regress. to move backward. to retreat. deteriorate. to lose ground. retrogress.
  1387. gerilemek Tür.
    • recede. regress. retreat. retrogress. to move backward. to recede. to worsen. to draw back. to go back. to retrograde. to retrogress.
  1388. gerilemek Tür.
    • lose ground. regress. recede. degrade. drop back. stand back. fall back. worsen. deteriorate. draw back. drop behind. drop off. redound. remount. retreat. retrograde. slip. turn back.
  1389. geriletmek Tür.
    • back space. to impede the progress of.
  1390. gerileyen Tür.
    • regressive. retrograde.
  1391. gerileyen Tür.
    • regressive.
  1392. gerileyici Tür.
    • delaying. retrogressive.
  1393. gerileyici benzeşme Tür.
    • backward assimilation.
  1394. gerilik Tür.
    • backwardness.
  1395. gerilik Tür.
    • backwardness.
  1396. gerilim Tür.
    • tension. voltage. blood pressure. pull.
  1397. gerilim Tür.
    • tension. intensity. voltage. potential.
  1398. gerilim Tür.
    • potential. stress. tension. voltage. frustration.
  1399. gerilimli Tür.
    • under tension. tense.
  1400. gerilimli Tür.
    • tense.
  1401. gerilimli Tür.
    • electric.
  1402. gerilimsiz Tür.
    • without tension. slack. relaxed.
  1403. gerilla Tür.
    • guerrilla.
  1404. gerilla Tür.
    • guerilla.
  1405. gerilla Tür.
    • guerilla.
  1406. gerilla savaşı Tür.
    • guerilla war. guerilla fighting / war.
  1407. gerillacı Tür.
    • guerilla. partisan.
  1408. gerilme Tür.
    • tensile. tension. stress. span. hang. arching. stretch. streching. elasticity. tightness. tightening. distention. strain.
  1409. gerilme Tür.
    • tensile. stretching. stress. tension. distension. strain.
  1410. gerilme Tür.
    • stretch. tension. strain. stress.
  1411. gerilmek Tür.
    • to be stretched / tightened / tensed / under tension. to span. to stretch. to spread. to tighten. to hang. to tighten up. distend. tauten. tense.
  1412. gerilmek Tür.
    • stretch. to be stretched. to be tightened. to be tensed.
  1413. gerinme Tür.
    • stretch.
  1414. gerinmek Tür.
    • to stretch.
  1415. gerinmek Tür.
    • stretch. to scretch oneself. to stretch oneself.
  1416. germ İng.
    • i. mikrop
    • tohum, tohum veya yumurtada bulunan asıl hücrecik, tohumun özü
    • asıl, başlangıç. germ plasm biyol. tohumda bulunup irsi hususiyetleri nakleden madde. germ theory biyol. canlı organizmaların yalnız canlı tohumlar vasıtasıyle husule gelebileceği teorisi. germ warfare savaşta mikrop kullanılması.
  1417. german İng.
    • s. öz (akraba): cousin german kuzen.
  1418. german İng.
    • s., i. (çoğ. -mans) Almanya veya Almanlara ait
    • i. Alman, Almanca. German measles tıb. bir çeşit hafif kızamık hastalığı, kızamıkçık. German script Almanlara mahsus yazı. German silver Alman gümüşü, beyaz metal. High German standart Almanca. Low German Hollanda ile Belçika ve Frizya dillerinin toplamı
    • İngilizce, Felemenkçe ve benzerlerinin toplamı
    • kuzey batı Almanya'da konuşulan Almanca. Germanic s., i. Almanya veya Almanlara ait
    • kuzey batı'Avrupa'ya ait
    • i. German dil ailesi (Almanca, İngilizce ve Norveççe dahil) Germanism i. Alman dili veya Alman dili özelliği.
  1419. germander İng.
    • i. kısa mahmut otu, yer meşesi. wall germander yer meşesi, meşecik, bot. Teucrium chamaedrys. water germander sarmısak otu, bot. Teucrium scordium.
  1420. germane İng.
    • s. ilgili, alâkalı, müna sebeti olan.
  1421. Germanistik Tür.
    • German philology, German studies.
  1422. germany İng.
    • i. Almanya.
  1423. germe Tür.
    • tension. stretching. spreader. tie. anchor. tieback. string course. stirrup. span. clamp. tension member. diagonal member. bolt stay. tentering. gib. spreading. brace. bracer. bracing. framing piece. reinforcement. straining piece. take-up. crosspiece. st.
  1424. germe Tür.
    • stretch.
  1425. germek Tür.
    • to stretch. to tighten. to spread out and stretch over. to extend. to pull. to rack. to stiffen. to clamp. to frame. to brace. to spread. to bar. to span. to stram. to stress. to hang.
  1426. germek Tür.
    • stretch. stretch out. strain. tighten. tighten up. tense. bag. distend. draw. hang on. lift. rack. span. sprawl out. stay. string. tauten.
  1427. germek Tür.
    • extend. flex. stretch. tense. to tense. to extend. to scretch. tighten.
  1428. germen Tür.
    • teutonic.
  1429. germen Tür.
    • See Germ.
  1430. germicide İng.
    • i., s. mikropları kıran madde
    • s. mikrop öldürücü, antiseptik.
  1431. germinal İng.
    • s. tohum veya mikrop kabilinden
    • oluşum safhasında (madde veya fikir).
  1432. germinate İng.
    • f. filiz vermek, sürmek, filizlenmek
    • gelişmeye başlamak. germina'tion i. filiz verme, sürme, filizlenme ger'minative s. filiz vermeye ait. geronto- önek ihtiyarlıkla ilgili.
  1433. gerrymander İng.
    • f., i. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin menfaatine uygun gelecek sekilde ayarlamak.
  1434. gerund İng.
    • i., gram. Latincede isim olarak kullanılan fiillerin bir şekli, İngilizcede isim olarak kullanıldığı zaman -ing şekli: Swimming is fun.
  1435. gerundive İng.
    • i., gram. Latincede bir mecburiyet ifade eden fiilden türetilen sıfat: ''görülecek, ,okutulacak gibi.
  1436. gerzek Tür.
    • imbecile. moron.
  1437. gerzek Tür.
    • cretin. dozy. fool. clot.
  1438. gesso İng.
    • i. alçıtaşı.
  1439. gestalt Tür.
    • The totality of an experience at all logical levels and in all senses. whole, figure, form, pattern, meaning, configuration.
  1440. gestalt Tür.
    • Refers to the process of perceiving objects, physical and social, as whole units, not separable into parts. a psychological view that the whole is not just the sum of its parts. :An organized or unified whole. a configuration or pattern of elements so unified as a whole that it cannot be described merely as a sum of its parts.
  1441. gestalt Tür.
    • Music Psychology.
  1442. gestalt Tür.
    • figure, gestalt, guise, shape, stature.
  1443. gestalt Tür.
    • Collection of memories that are organized in a certain way around a certain subject.
  1444. gestalt Tür.
    • A physical, biological, psychological, or symbolic configuration or pattern of elements so unified as a whole that its properties cannot be derived from a simple summation of its parts.
  1445. gestalt Tür.
    • A perceptual pattern or structure possessing qualities as a whole that cannot be described merely as a sum of its parts.
  1446. gestalt Tür.
    • Any system of stuff that appears to take on an existence of its own, beyond the sum of its parts It can be addressed as a whole.
  1447. gestalt Tür.
    • A German word for "form" defined as an organized whole in experience The Gestalt psychologists, about 1912, advanced the theory which explains psychological phenomena by their relationships to total forms rather than their parts.
  1448. gestalt Tür.
    • a configuration or pattern of elements so unified as a whole that it cannot be described merely as a sum of its parts.
  1449. gestalt Tür.
    • A collection of memories connected neurologically based on similar emotions.
  1450. gestalt İng.
    • i., psik. geştalt.
  1451. gestapo Tür.
    • the secret state police in Nazi Germany
    • known for its terrorist methods.
  1452. gestapo Tür.
    • The secret police of the Nazi regime associated with terror and force TOP. the secret state police in Nazi Germany
    • known for its terrorist methods.
  1453. gestapo Tür.
    • Gestapo, Secret State Police.
  1454. gestapo Tür.
    • Geheime Staatspolizei - the German Secret State Police.
  1455. gestapo Tür.
    • Acronym in German for Geheime Staatspolizei The Nazis established the Gestapo in order to monitor and stamp out any political opposition to the Hitler regime Under Heinrich Himmler, the Gestapo"s powers became brutal and far-reaching in ferreting out Jews, Marxists, and even moderate critics of the regime.
  1456. gestapo İng.
    • i. Alman Nazi rejiminde gizli polis teşkilâtı, Gestapo.
  1457. gestation İng.
    • i. gebelik
    • gebelik süresi.
  1458. gesticical İng.
    • s. bedensel, özellikle dansa ait hareketlerle ilgili.
  1459. gesticulate İng.
    • f. söz söylerken el hareketleri yapmak, jestler yapmak. gesticula'tion i. jestler yapma. gestic'ulator i. konuşurken eliyle hareketler yapan kimse. gestic'ulatory s. jest kabilinden.
  1460. gesture İng.
    • i., f. hareket, jest, dikkati çekmek için yapılan hareket
    • f. el ile hareket yapmak, jest yapmak. gestural s. el hareketlerine ait.
  1461. gesundheit İng.
    • ünlem çok yaşayın ! (aksıran bir kimseye söylenir).
  1462. get İng.
    • i. yavru, hayvan yavrusu.
  1463. get İng.
    • f. (got, got, A.B.D gotten, getting) almak, ele geçirmek elde etmek, tedarik etmek
    • yakalamak
    • götürmek
    • hazırlamak
    • yaptırmak
    • sebep olmak
    • (netice olarak) bulmak
    • ögrenmek
    • (hastalığa) tutulmak, olmak
    • bağlantı kurmak
    • (trene) yetişmek
    • gebe bırakmak (gen. hayvan)
    • malik olmak
    • kazanmak
    • k.dili anlamak
    • k.dili vurmak, isabet etmek
    • argo şaşırtmak
    • argo ilgi çek- mek, hoşa gitmek
    • sinirlendirmek
    • argo far- kına varmak
    • getirmek
    • varmak
    • gelmek, gitmek, yer değiştirmek. get about yayılmak
    • dolaşmak
    • ortalıkta görünmek. get across açıklamak, anlaşılmasını sağlamak. get ahead ilerlemek. get ahead of geçmek, geride bırakmak, üstün olmak. get along gitmek, ayrılmak
    • geçinmek, idare etmek
    • başarmak
    • anlaşmak, uymak
    • yaşlanmak. get around yayılmak
    • gezinmek
    • ortalıkta görünmek
    • bir şey elde etmek için yağlamak
    • üstünden atmak, yolunu bulup kurtulmak. get around to geç yapmak, eli geç değmek. get at varmak
    • demek istemek
    • başlamak, yapmak
    • k.dili etkilemek. get away kaçmak, gitmek, kurtulmak, savuşmak
    • (koşuya) başlamak. get away with argo şüphe uyandırmadan veya ya- kalanmadan atlatmak. get back geri dönmek. get back at argo öç almak. get by geçmek, yetmek
    • k.dili gecinmek
    • k. dili yakayı ele vermeden yapmak. get down inmek, aşağı inmek
    • not etmek, yazmak. get down to başlamak. get drunk sarhoş olmak. get even (with) hakkından gelmek. get home eve varmak
    • dönmek. get in girmek
    • sokmak
    • katılmak
    • (ürün) kaldırmak get in good with argo gözüne girmek. get in on faydalanmak, paydaş olmak. get in a word edgewise laf so- kuşturmak. get in supplies erzak almak. get into girmek. get it k.dili anlamak
    • cezalanmak. get it into one's head kafasına sokmak
    • anlamak. get married evlenmek. get near yaklaşmak. get nowhere başarısız olmak. get off inmek
    • ayrılmak
    • kurtulmak
    • söylemek. get (some one veya something) off çıkarmak
    • kurtarmak. get (a thing) off one's chest içini dökmek. get on binmek
    • uyuşmak, anlaşmak
    • idare etmek. get on one's feet ayağa kalkmak
    • kendini geçindirecek hale gelmek. get on one's nerves sinirine dokunmak. get (a person veya a thing) on the brain k.dili ( bir kimse veya şeyi) aklından çıkaramamak, aklına takılmak. get one's back up inat etmek, kızmak
    • kızdırmak get one's goat argo kızdırmak, slang keçileri kaçırtmak. get one's hand in eli alışmak, usta olmak. get her hooks on argo (erkeğe) kancayı takmak. get ones way istediğini koparmak, hile ile veya üsteleyerek istediğini elde etmek. get out ayrılmak, kaçmak
    • ortaya çıkmak, sızmak
    • yayınlamak
    • güçlükle söylemek
    • çıkarmak. get out from under (karışık bir işten) sıyrılmak. get out of-den almak
    • kurtulmak
    • kurtarmak
    • ayrılmak. get out of bed on the wrong side solundan kalkmak. get out of hand çapraşık hale gelmek, dizginlenemez hale gelmek, çığırından çıkmak. get out of one's depth derin suya girmek
    • başından buyük işe girişmek. get out of sight göz önünden gitmek, ortadan kaybolmak. get over (hastalığı, öfkeyi) atlatmak
    • açıklamak, anlaşılmasını sağlamak get ready hazırlamak, hazırlanmak. get religion birden dine bağlanmak. get rid of kurtulmak, başından savmak, atmak. get round yayılmak
    • gezinmek
    • yolunu bulup kurtulmak. get the better of, get the best of üstün çıkmak. get the drop on haberi olmadan silâh çekmek
    • kazançlı bir durumda olmak. get the hang of manasını kavramak
    • işletme sırrını öğrenmek. get there k.dili amacına ulaşmak, başarmak. get the upper hand kazanmaya yüztutmak. get through bitirmek
    • geçirmek, geçmek
    • geçinip gitmek. get through to bağlantı kurmak
    • anlamasını sağlamak. get tired yorulmak. get to başlamak
    • yapabilmek
    • bağlantı kurmak. get together toplanmak, bir araya gelmek
    • anlaşmaya varmak
    • toplamak. get up kalkmak
    • binmek, tırmanmak, çıkmak
    • düzenlemek, hazırlamak
    • uydurmak
    • edinmek, geliştirmek. get up steam istim kaldırmak
    • hızlanmak
    • şevklenmek. get used to alışmak get wet ıslanmak. get wind of sezmek, kokusunu almak, duymak. get with argo ilgilenmek, uymak. Bak. got.
  1464. getaway İng.
    • i. kaçıp kurtulma, paçayı kurtarma.
  1465. getiri Tür.
    • yield. earnings yield.
  1466. getiri Tür.
    • yield.
  1467. getirme Tür.
    • swap-in.
  1468. getirmek Tür.
    • fetch. to bring. to yield. to give. adduce. get. reduce. return.
  1469. getirmek Tür.
    • bring. pose. produce. to bring. to fetch. to bring in. to yield. to give. to put forward. to bring forth.
  1470. getirmek Tür.
    • bring. get. bring along. bring in. carry. bear. convey. fetch. introduce. take into. usher. work up.
  1471. getirtmek Tür.
    • to send for. to order. to import from.
  1472. getirtmek Tür.
    • import. send. to send for. to order. to cause to be brought. to import from.
  1473. getto Tür.
    • ghetto.
  1474. getto Tür.
    • ghetto.
  1475. getup İng.
    • i. elbise takımı
    • yapılış, tertip
    • öncecilik, getupandgo i. oncecilik.
  1476. gevelemek Tür.
    • to chew slowly and ineffectively. to hem and haw over sth.
  1477. gevelemek Tür.
    • mumble. hum and haw. stutter. waffle.
  1478. geveze Tür.
    • talkative. chatty. chattering. babbler. indiscreet. gabby. garrulous. gossipy. gushing. gushy. loquacious. mouthy. rattle-pated. talky. voluble. chatterer. babbler. windbag. blab. gabbler. gasbag. prater. prattler. rattlebrain. windjammer.
  1479. geveze Tür.
    • chatterbox. indiscreet. talkative. chattering. incessant talker. babbler. chatty. garrulous. gas bag. gassy. loudmouth. magpie. windy.
  1480. geveze Tür.
    • chatterbox. chatty. communicative. garrulous. loquacious. talkative. voluble. chatterer. babbler. indiscreet.
  1481. gevezelik Tür.
    • chitchat. chattering. babbling. gossip. indiscretion. jaw. talkativeness. windiness. cackle. chinwag. clack. comment. gab. gabble. garrulity. jive. loquaciousness. loquacity. mouthiness. prate. prattle. rattle. talky-talk. tattle. volubility. yap.
  1482. gevezelik Tür.
    • chatter. gab. gossip. chattering. babbling. chingwag.
  1483. gevezelik Tür.
    • cackle. chat. clack. froth. gab. gabble. garrulity. gossip. idle talk. milk water. natter. prate. prattle. yap.
  1484. gevezelik etmek Tür.
    • blab. chat. chatter. clack. clatter. gabble over. jaw. natter. prate. prattle. tattle. yak. yap.
  1485. geviş Tür.
    • rumination. cud.
  1486. geviş Tür.
    • chewing the cud. rumination. cud.
  1487. gevrek Tür.
    • crispy.
  1488. gevrek Tür.
    • brittle. crisp. rusk. crackly. hardtack. unmalleable. friable. cake. cracker. toast. metal. cold short. tender.
  1489. gevrek Tür.
    • brittle. crisp. crispy. crusty. tender. crackly. biscuit. cracker.
  1490. gevretmek Tür.
    • crisp.
  1491. gevşek Tür.
    • loose. slack. lax. limp. flabby. slouchy. slouching. airy. crank. drooping. flaccid. flagging. floppy. halfhearted. laidback. listless. non-rigid. nonrigid. supine. unstuck.
  1492. gevşek Tür.
    • lax. loose. soft. slack. light. idle. labile. incompact. incohesive. passive. incoherent. spongy. easy going. floppy. languid. limp. tender. torpid.
  1493. gevşek Tür.
    • cranky. flabby. flaccid. free. limp. loose. remiss. slack. yielding. lax. baggy.
  1494. gevşek ağızlı Tür.
    • indiscreet. unable to keep secrets.
  1495. gevşeklik Tür.
    • looseness. slackness. indolence. laxity.
  1496. gevşeklik Tür.
    • languor. relaxation. looseness. slackness. laxity.
  1497. gevşeklik Tür.
    • flabbiness.
  1498. gevşeme Tür.
    • slackening. relaxation. detente. easing. relax. softening.
  1499. gevşeme Tür.
    • relaxation.
  1500. gevşeme Tür.
    • loosening. slackening. relaxation. let-up.
  1501. gevşemek Tür.
    • to get loose. slack. to become lax. to relax. to become calm. to slacken. to yield. to unbend. to become easier. flag. languish. loosen. loosen up. open. soften. start. unwind. to give way.
  1502. gevşemek Tür.
    • relax. cool down. get loose. loosen. soften. ease off. slacken. let go. fade. flag. languish. let up. let upon. go limp. come loose. work loose. slack. slack off. unbend. unbrace oneself. come unstuck. unwind.
  1503. gevşemek Tür.
    • disengage. languish. loosen. relax. relent. soften. unwind. to come loose. to loosen. to relax. to slacken. to diminish.
  1504. gevşetilmek Tür.
    • to be loosened. to be made loose.
  1505. gevşetme Tür.
    • relaxation.
  1506. gevşetmek Tür.
    • to loosen. to slacken. to relax. to release. to relief. to heave down. to unbind. to unbend. open. soften. start. unloosen.
  1507. gevşetmek Tür.
    • slacken. loosen. relax. enervate. ease. let go. limber up. loosen up. release. slack. slack off. slack up. start. unbend. unbrace. unfasten. ungird. unloose.
  1508. gevşetmek Tür.
    • disengage. ease. free. loosen. relax. soften. unloose. unloosen. to loosen. to slacken. to relax. to ease.
  1509. gewgaw İng.
    • i. oyuncak, cicili bicili değersiz şey, biblo.
  1510. geyik Tür.
    • deer. stag. cuckold. hart.
  1511. geyik Tür.
    • deer.
  1512. geyik Tür.
    • deer.
  1513. geyik boynuzu Tür.
    • antler.
  1514. geyik otu Tür.
    • dittany.
  1515. geyşa Tür.
    • geisha.
  1516. geyşa Tür.
    • geisha.
  1517. geyser İng.
    • i. fasılalarla sıcak su fışkırtan kaynak.
  1518. geyser İng.
    • i., İng. suyu çabuk ısıtmaya mahsus kazan, şofben.
  1519. gez Tür.
    • backsight. notch.
  1520. gez Tür.
    • ambulate.
  1521. gezdirme Tür.
    • panning.
  1522. gezdirmek Tür.
    • walk. to show around. to sprinkle. to show round. to take out walking. to walk.
  1523. gezdirmek Tür.
    • walk about. walk. take walk for a walk. walk around. show around. trot round. promenade.
  1524. gezdirmek Tür.
    • to show around. to take through. to sprinkle. to be unable to hold the ship on her course. pass. play. take about.
  1525. gezegen Tür.
    • planet. planet seyyare.
  1526. gezegen Tür.
    • planetary. planet. globe.
  1527. gezegen Tür.
    • planet.
  1528. gezegenler arası Tür.
    • interplanetary.
  1529. gezgin Tür.
    • voyager. wanderer. widely traveled. traveller. traveler. passenger.
  1530. gezgin Tür.
    • tourist. traveler. foot passenger. transient. sightseer. roving. wandering. moving. mobile. drifting. traveling. excursionist. itinerant. vacationer vacationist.
  1531. gezgin Tür.
    • itinerant. peripatetic. planetary. rover. widely traveled. wandering. tourist.
  1532. gezginci Tür.
    • peripatetic.
  1533. gezginci Tür.
    • itinerant. roving. peridatetic.
  1534. gezi Tür.
    • trip. journey. excursion. promenade. sightseeing. tour. travel. locomotion. outing.
  1535. gezi Tür.
    • excursion. tour. outing. promenade. place for strolling. joy ride. pleasure travel. spare-time travel. trip.
  1536. gezi Tür.
    • circuit. outing. tour. trip. voyage. excursion. journey. promenade. walk. ride.
  1537. gezici Tür.
    • mobile. itinerant. traveling. travelling. touring. ambulant. ambulatory. floating. roving.
  1538. gezici Tür.
    • mobile. itinerant. moving. rounder. rover. wayfarer. traveling.
  1539. gezici kütüphane Tür.
    • travelling library.
  1540. gezinme Tür.
    • ramble. wander.
  1541. gezinmek Tür.
    • to wander about without a definite purpose. to walk about. to roam. to walk. to lounge. to promenade.
  1542. gezinmek Tür.
    • promenade. ramble. range. roam. stroll. walk. to wander about. to get about. to get around. to stroll. to ramble. to roam.
  1543. gezinmek Tür.
    • bat around. walk about. walk around. wander about. wander. stroll. hang around. hang about. get around. mosey. perambulate. promenade. roam. rove. rove about. stray. go for a stroll. take a stroll. go for a walk. take a walk.
  1544. gezinti Tür.
    • excursion. walk. promenade. stroll. airing. hike. ride. trip. jaunt. outing. prom. run. sally. walking tour.
  1545. gezinti Tür.
    • excursion. outing. walk. stroll. pleasure trip. tour. travel. walking promenade. traveling tour. journey. pleasure drive. cruiser. deck. gallery. aisle. corridor. platform. picnic. hike. esplanade. walkway.
  1546. gezinti Tür.
    • excursion. outing. ride. sally. spin. trip. walk. stroll. tour. jaunt. corridor. pleasure trip. outinig.
  1547. gezinti yeri Tür.
    • promenade. place for strolling.
  1548. gezme Tür.
    • sally.
  1549. gezme Tür.
    • roam. walk. trip. voyage. travel. travelling. cruising. hiking. lounging. promenade. sightseeing. spin. stroll. touring. turn. walking.
  1550. gezme Tür.
    • jaunt. locomotion. perambulation. peregrination. roam.
  1551. gezmek Tür.
    • walk. wander. go about. hike. itinerate. travel. tour. visit. wander in. browse around. get about. jaunt. knock about. knock around. perambulate. peregrinate. promenade. range. rove. gad. ramble. roll.
  1552. gezmek Tür.
    • walk. wander. go about. hike. itinerate. travel. tour. visit. wander in. browse around. get about. jaunt. knock about. knock around. perambulate. peregrinate. promenade. range. rove.
  1553. gezmek Tür.
    • to walk. to stroll. to move around. to go on a pleasure trip. to go out. to tour (a place. to walk around a place. to go. to travel. to range. to move. to hike. to roam. to cruise. to see over. to tramp. to promenade. exercise. joy ride. look round. tour.
  1554. ghana İng.
    • i. Gana.
  1555. ghastly İng.
    • s., z. dehşetli, korkunç, iğrenç
    • ölü gibi, sapsarı
    • z. dehşetle, ölürcesine .
  1556. ghat , ghaut İng.
    • i. Hindistan'da dağ geçidi
    • çoğ. Güney Hindistan'ın doğusunda ve batısında bulunan dağ silsileleri
    • bir ırmağa inen merdiven. burning ghat böyle bir merdivenin başında Hinduların ölülerini yakmaya mahsus meydan.
  1557. ghazi İng.
    • i. gazi.
  1558. ghazni İng.
    • i. Gazne, Afganistan'da bir şehir.
  1559. ghee İng.
    • i. Hindistan'da manda sütü yağını eritip kaynatarak yapılan sadeyağ.
  1560. ghent İng.
    • i. Gand, Belçika'da bir şehir.
  1561. gherkin İng.
    • i. ufak salatalık, turşuluk hıyar, adi veya yabani hıyar.
  1562. ghetto İng.
    • i. bir şehirde, mahrumiyet içinde yaşayan azınlık mahallesi
    • ortaçağda bazı Avrupa şehirlerinde Musevi mahallesi.
  1563. ghost İng.
    • i. ruh, can: hayalet, hortlak, heyulâ, tayf
    • cin
    • iz, gölge. ghost town ahalisi olmayan metruk kasaba. ghost writer bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında makale veya kitap yazan kimse. give up the ghost ölmek, ruh teslim etmek. Holy Ghost Ruhülkudüs. There isn't a ghost of a chance. En ufak bir ihtimal bile yoktur. ghostly s. hayalet gibi
    • manevi.
  1564. ghoul İng.
    • i. gulyabani, cadı
    • mezar hırsızı. ghoulish s. cadı gibi.
    • ask..
  1565. giamor İng.
  1566. giand İng.
    • i., anat., bot. bez, gudde
    • ifrazat hücresi
    • torba
    • mak. salmastra bileziği, salmastra kovanı
    • derece kenedi.
  1567. gianders İng.
    • i., bayt. at cinsinden hayvanlara mahsus nezle gibi fakat çok tehlikeli bir hastalık, sakağı, ruam. glandered s. bu hastalığa tutulan.
  1568. giant İng.
    • i., s. dev, dev gibi kimse veya şey: s. iri, cesim, kocaman, muazzam. giant powder bir çeşit dinamit. giant star astr. dev yıldız. giant stride dev adımı. mental giant çok akıllı adam, deha. There were giants in those days. Atalanmız bizden yüksek adamlardı. giantess i. dişi dev, dev gibi kadın. giantlike s. heyulâ gibi, korkunç.
  1569. giaour İng.
    • i. gâvur.
  1570. gib İng.
    • i., mak. çivi, pin, saplama
    • erkek kedi.
  1571. gibber İng.
    • f., i. çok çabuk ve anlaşılmaz şekilde konuşmak: i. bu şekilde konuşma.
  1572. gibberish İng.
    • i. çabuk ve anlaşılmaz söz, karışık söz.
  1573. gibbet İng.
    • i., f. darağacı
    • mak. maçuna kolu
    • f. darağacına asmak: teşhir etmek, rezil etmek.
  1574. gibbon İng.
    • i. Hindistan ve Malezya' ya mahsus kuyruksuz ve uzun kollu şebek.
  1575. gibbous İng.
  1576. gibejibe İng.
    • f., i. alay etmek, eğlenmek
    • slang dalga geçmek
    • i. alay, istihza.
  1577. gibi Tür.
    • like. like. as. kind of. something like. fashion. like. such as. as. like. wise.
  1578. gibi Tür.
    • like. almost. as. such as. parkinson"s law.
  1579. gibi Tür.
    • as. so as. like. such. as. such as. as if. as though. kind of. about. around.
  1580. giblets İng.
    • i., çoğ. tavuk pişmeden evvel çıkarılan yenebilir kısımları (yürek, ciğer, katı ).
  1581. gibraltar İng.
    • i. Cebelitarık.
  1582. giddy İng.
    • s., f. başı dönmüş, başı dönen
    • sersemletici, baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi)
    • hoppa, terelelli
    • sersem, beyinsiz: f. sersemletmek, sersemlemek. giddily z. başı dönerek, sersemlemiş olarak. giddiness i. baş dönmesi, sersemleme.
  1583. gider Tür.
    • outlay. expenditure. expense. cost. expired cost. outgoings.
  1584. gider Tür.
    • expense. expenditure. outgoings.
  1585. gider Tür.
    • expenditure. expense. outgoings. outlay. expenses.
  1586. giderayak Tür.
    • at the last moment. just before leaving.
  1587. giderek Tür.
    • to remove. make disappear. cause to cease. gradually. slowly. step by step. by degrees.
  1588. giderek Tür.
    • gradually.
  1589. giderek Tür.
    • ever. increasingly.
  1590. giderici Tür.
    • removing. remover.
  1591. giderici Tür.
    • remover.
  1592. giderme Tür.
    • relieving. removing. slaking. remedy. cure.
  1593. giderme Tür.
    • correction.
  1594. gidermek Tür.
    • to remove. to make disappear. to cause to cease. correct. counter. dispel. efface. obviate. overcome. retrench. rid. work off.
  1595. gidermek Tür.
    • remove. eliminate. clear. satisfy. supply. allay. appease. avert. dispel. disperse. dissipate. efface. fulfil. fulfill. gratify. iron out. obviate. quench. repair. resolve. smooth away. smooth out.
  1596. gidermek Tür.
    • appease. counteract. dispel. dissipate. repair. sate. satisfy. to remove. to dissolve sth. to cease. to stop. to dissipate. to dispel. to satisfy. slake. to appease. to quench. to slake.
  1597. gidi Tür.
    • in the exclamations.
  1598. gidici Tür.
    • on his / her way out. who is leaving. who is about to die of old age illness.
  1599. gidici Tür.
    • goer.
  1600. gidilecek yer Tür.
    • destination.
  1601. gidilecek yer Tür.
    • destination.
  1602. gidilmek Tür.
    • to be gone.
  1603. gidip gelme Tür.
    • oscillation. turn.
  1604. gidiş Tür.
    • gill. going. departure. go. process. conduct. deportment. outgoing. sequence. tenor.
  1605. gidiş Tür.
    • departure. going. tenor. way. conduct. manner of living. way of life. parting. travel. issue. procedure. trend. course. egress. exit. getting away. go. going off. out and home. pace. stream. tack. walk.
  1606. gidiş Tür.
    • departure. gait. going. pattern. process. stream. tack. conduct. way of life. course. movement.
  1607. gidiş dönüş Tür.
    • outward and inward.
  1608. gidiş geliş Tür.
    • going and coming.
  1609. gidişat Tür.
    • the course of events. the progress of a job. conduct. behaviour. goings on.
  1610. gidişat Tür.
    • going. goings-on. state of affairs. course. way. complexion. drift. set. trend.
  1611. gidişat Tür.
    • course. pattern. things. goings-on. affairs. situation. conduct.
  1612. gidon Tür.
    • the handlebars of a bicycle.
  1613. gidon Tür.
    • handle bars.
  1614. gidon Tür.
    • burgee fors. handlebar.
  1615. gift İng.
    • i., f. hediye, armağan
    • istidat, hüner, kabiliyet
    • Allah vergisi, atiye, ihsan
    • huk. hibe, hediye verme hakkı
    • f. hediye vermek, hibe etmek. Don't look a gift horse in the mouth. Bahşiş atın dişine bakılmaz. gifted s. kabiliyetli, hünerli.
  1616. gig İng.
    • i. iki tekerlekli tek atlı hafif araba
    • den. kik, bir çeşit hafif filika
    • bir çeşit zıpkın
    • mak. kumaş kabartma tezgâhı, piko tezgâhı. giga önek bilyon (109).
  1617. gigantesque İng.
    • s. dev gibi, deve ait
    • kocaman.
  1618. gigantic, gigantean İng.
    • z. kocaman, cesim, cüsseli.
  1619. giggle İng.
    • f., i. kıkır kıkır gülmek
    • i. kıkırdama. giggly s. kıkırdamaya meyli olan.
  1620. giglet İng.
    • i., İng. hoppa ve oynak kız.
  1621. gigolo İng.
    • i. jigolo, tokmakçı.
  1622. gigue İng.
    • i. ortaçağlara mahsus bir çeşit ufak keman
    • eski bir ingiliz dansı.
  1623. gilbert İng.
    • i., elek. mıknatıs işletme gücü ölçü birimi.
  1624. gild İng.
    • bak. guild.
  1625. gild İng.
    • f. (gilded veya gilt) altın kaplamak, yaldızlamak
    • tezhip etmek, süslemek, telleyip pullamak
    • parlamak
    • parlak göstermek. gilded youth varlıklı ve moda düşkünü gençlik. gild the pill sıkıcı bir şeyin etkisini azaltmak için bir çare bulmak.
  1626. gilding İng.
    • i. altın kaplama
    • yaldız.
  1627. gill İng.
    • i., f. solungaç, galsame
    • mantarın alt tarafındaki balık kulağına benzer kısım
    • horoz veya tavuğun çenesi altındaki sarkık kırmızı et parçası, sakal
    • k. dili insanlarda yüz ve boyun nahiyesi: f. ayıklamak (balık)
    • sık ağla balık tutmak. gill cover solungacı koruyan kemik. gill net sık dokunmuş balık ağı. green around the gills görünüşte rahatsız. to the gills tepesine kadar, alabildiği kadar (dolu).
  1628. gill İng.
    • i. litrenin dokuzda biri kadar bir sıvı ölçü birimi.
  1629. gillie, gilly İng.
    • i. İskoçya'da eski devirlerde derebeyi uşağı, şimdi avcı veya balıkçı yardımcısı
    • sirk eşyasını taşıyan kiralık yük arabası.
  1630. gillyflower İng.
    • i. şebboy
    • kırmızı şebboy, bot. Matthiola incana
    • bir çeşit parlak koyu kırmızı elma.
  1631. gilt İng.
    • s., i., bak. gild
    • yaldızlı, süslü, müzehhep
    • i. yaldız. giltedged s. kenarı yaldızlı
    • birinci sınıf, mükemmel, âla.
  1632. gimbals İng.
    • i., çoğ., den. pusulanın yalpalıkları, yalpa çemberleri.
  1633. gimcrack İng.
    • i., s. bir şeye yaramamayan anlamsız süs, degersiz süslü püslü şey
    • s. cafcaflı, cicili bicili.
  1634. gimlet İng.
    • i. burgu, delgi, matkap.
  1635. gimmick İng.
    • i., A.B.D herhangi bir şeyin etki veya cazibesini artırmak için ilâve edilen sahte kısım veya unsur
    • küçük cihaz. gimmicky s., A.B.D hileli tarafları çok olan, yutturmaca.
  1636. gimp İng.
    • i. ipek veya sırma şerit
    • kaytan
    • tel sarılı olta ipi
    • dantela için kullanılan kalın iplik.
  1637. gimp İng.
    • i., argo topallama
    • topallayan kimse
    • canlılık, neşe.
  1638. gin İng.
    • i., f. (ned,ning) çiğidi pamuktan ayıran makina, çırçır
    • mak. makara
    • maçuna
    • tuzak
    • f. pamuk çekirdeklerini çıkarmak
    • tuzağa düşürmek. gin block mak. vinç tornosu. gin rummy bir çeşit iskambil oyunu.
  1639. gin İng.
    • i. cin (içki).
  1640. Gine Tür.
    • guinea.
  1641. Gine Tür.
    • Guinea.
  1642. Gine Tür.
    • again. once again. still. nevertheless.
  1643. ginger İng.
    • i., f. zencefil, zencefil kökü
    • argo canlılık
    • f. zencefil katmak
    • canlandırmak. ginger ale zencefilli gazoz. gingerbread i. zencefilli çorek
    • gösterişli süs. gingerbread tree dum ağacı, bot. Hyphaene thebaica gingersnap i. zencefilli çörek.
  1644. gingerly İng.
    • z., s. yavaşça, ihtiyatla
    • s. yavaş, ihtiyatlı, tedbirli.
  1645. gingham İng.
    • i. alaca dokuma, çizgili pamuklu kumaş.
  1646. gingival İng.
    • s. diş etlerine ait.
  1647. ginkgo İng.
    • i. Çin'den Amerika'ya getirilen ve meyva da veren bir süs ağacı.
  1648. ginseng Tür.
    • The root, when dry, is of a yellowish white color, with a sweetness in the taste somewhat resembling that of licorice, combined with a slight aromatic bitterness.
  1649. ginseng Tür.
    • The Chinese plant has become so rare that the American has largely taken its place, and its root is now an article of export from America to China.
  1650. ginseng Tür.
    • The Chinese name for this sweet licorice-flavored root means "human-shaped root" Often used in teas, ginseng has been credited over the centuries for being everything from a restorative to an aphrodisiac.
  1651. ginseng Tür.
    • ginseng.
  1652. ginseng Tür.
    • Extract of ginseng root Demulcent, anti-irritant, soothing.
  1653. ginseng Tür.
    • Chinese herb with palmately compound leaves and small greenish flowers and forked aromatic roots believed to have medicinal powers aromatic root of ginseng plants.
  1654. ginseng Tür.
    • Chinese herb with palmately compound leaves and small greenish flowers and forked aromatic roots believed to have medicinal powers.
  1655. ginseng Tür.
    • A plant of the genus Aralia, the root of which is highly valued as a medicine among the Chinese.
  1656. ginseng Tür.
    • An herb, The most costly root, ginseng is a low-growing, shade-loving perennial herb of the Araliaceae family It is cultivated in China, Japan, Korea and Russia and can be taken in capsule form or as a tea The United States can also cultivate this root.,Chinese name for this sweet licorice-flavored root is "human-shaped root" Ginseng is used in soups, for tea and as a medicinal Recent scientific discoveries have linked ginseng to the treatment of high blood pressure It"s referred to as white ginseng when simply sun-dried.
  1657. ginseng Tür.
    • A herb taken to boost energy. aromatic root of ginseng plants.
  1658. ginseng İng.
    • i. sinseng
    • Çin'de ilâç yapımında çok kullanılan bir çeşit kök. gipsy bak. gypsy.
  1659. giraffe İng.
    • i. zürafa, zool. Giraffa camelopardalis.
  1660. girandole İng.
    • i. kollu şamdan
    • fıskıye
    • ufak taşlı bir çeşit küpe
    • çarkıfelek fişeği.
  1661. girasole İng.
    • i. çok parlak bir çeşit aynüşems taşı, opal
    • yerelması.
  1662. gird İng.
    • f. (-ed veya girt) kuşak sarmak
    • kayışla bağlamak, sarmak, çevrelemek
    • kuşatmak, ihata etmek
    • giydirmek
    • hazırlamak, teçhiz etmek.
  1663. girdap Tür.
    • whirlpool. vortex. swirl. twist. eddy. gulf. purl. suck.
  1664. girdap Tür.
    • swirl. whirl. whirlpool. turbulence. rotation. hurlwind. curl. gulf. rip. hurricane pocket. eddy. maelstrom. vortex.
  1665. girdap Tür.
    • eddy. maelstrom. rip. vortex. whirlpool.
  1666. girder İng.
    • i., müh. kiriş, belleme kirişi, hatıl, yollama, direk.
  1667. girdi Tür.
    • input. intelligent terminal.
  1668. girdi Tür.
    • input. data. entry.
  1669. girdi Tür.
    • input.
  1670. girdisi çıktısı Tür.
    • ins and outs.
  1671. girdle İng.
    • i., f. kuşak, kemer
    • korse, kuşak gibi saran herhangi bir şey
    • ağacın üzerinde kuşak şeklinde kabuğu soyarak yapılan halka
    • yüzük kaşı
    • f. kuşatmak, kuşakla sarmak
    • kabuğunu soyarak ağacı kurutmak.
  1672. giren Tür.
    • incoming.
  1673. giren Tür.
    • incoming.
  1674. Giresun Tür.
    • giresun.
  1675. girift Tür.
    • involved. intricate. laboured. complex. entangled. complicated. involute.
  1676. girift Tür.
    • involved. intricate. interlaced.
  1677. giriftlik Tür.
    • intricacy.
  1678. girilmek Tür.
    • to be entered.
  1679. girinti Tür.
    • indent. recess. indentation. notch. groove. cove. insertion. recession. bay. pit.
  1680. girinti Tür.
    • dent. recess. indentation.
  1681. girintili Tür.
    • indented. recessed.
  1682. girintili Tür.
    • having recesses.
  1683. girintili çıkıntılı Tür.
    • wavy. zigzag. toothed. craggy. intricate.
  1684. girintisiz Tür.
    • unindent.
  1685. giriş Tür.
    • preamble. input. introduction. entry. access. entrance. gate. inlet. intake. going in. adit. admission. arrivals. hall. matriculation. frontispiece. preface. participation. approach. elementary. entree. prelude. prologue. vestibule.
  1686. giriş Tür.
    • lead-in. entry. entrance. admittance. input. inlet. intake. introduction. checkin. access. adit. admission. ante. door. doorway. entree. exordium. induction. inflow. influx. ingress. lead in. pass. port. preamble. prelude. proem. vestibule.
  1687. giriş Tür.
    • access. admission. door. doorway. entrance. entry. foyer. inlet. input. intake. introduction. preamble. preliminary. prologue.
  1688. giriş kapısı Tür.
    • threshold gate.
  1689. giriş kapısı Tür.
    • entrance / front door. entrance / entry door.
  1690. giriş kartı Tür.
    • entry card. car of admission.
  1691. giriş ücreti Tür.
    • fee.
  1692. giriş ücreti Tür.
    • admission fee. entrance fee. admission. charge for admittance. entrance rate. entry / entrance fee. cost of entry. entrance. entry fee. attendance fee. door money. gate money. payment for administration. price of admission.
  1693. girişik Tür.
    • intricate. complex.
  1694. girişik cümle Tür.
    • complex sentence.
  1695. girişilmek Tür.
    • to be meddled. to be undertaken.
  1696. girişim Tür.
    • interference. enterprise. undertaking. go. approach. attempt. bid. effort. essay. fist. initiative. ploy. shot. show. step. trial. venture.
  1697. girişim Tür.
    • interference. enterprise. initiative. attempt. crack. shot. smack. undertaking. venture. whirl. business venture.
  1698. girişim Tür.
    • attack. attempt. bid. enterprise. fling. go. move. shot. show. step. try. undertaking. interference.
  1699. girişimci Tür.
    • entrepreneur. contractor.
  1700. girişimci Tür.
    • entrepreneur.
  1701. girişimci Tür.
    • enterprising. entrepreneurial. go-ahead. entrepreneur. entrant. promoter.
  1702. girişimcilik Tür.
    • entrepreneurship. enterprise.
  1703. girişimcilik Tür.
    • entrepreneurship.
  1704. girişken Tür.
    • enterprising. pushful. aggressive. sociable. companionable. full of pep. clubable. clubbable. clubby. pushing. up and coming. up-and-coming.
  1705. girişken Tür.
    • enterprising. energetic. aggressive.
  1706. girişken Tür.
    • aggressive. enterprising. pushing. pushful. energetic.
  1707. girişkenlik Tür.
    • showing / having enterprise / initiative. gumption.
  1708. girişkenlik Tür.
    • enterprisingness.
  1709. girişme Tür.
    • embarkation.
  1710. girişmek Tür.
    • to meddle. to interfere. to mix up in. to attempt. to undertake. to set about. to get tangled up. to be intertwined. to get into a fight or quarrel. embark. enter. essay. get down to. make. mount. plough plow with sth.
  1711. girişmek Tür.
    • attempt. to meddle. interfere. to attempt. to enter into sth. to pitch into sth. to have a bash at. to go at sth. to knuckle down. to pitch into sth. to begin to beat. to beat sb up.
  1712. Girit Tür.
    • cretan.
  1713. girl İng.
    • i. kız
    • hizmetçi kız
    • sevgili. girl friend yakın kız arkadaş
    • bayan dost. girl scout A.B.D kız izci. girlhood i. kızlık çagı.
  1714. girlish İng.
    • s. genç kız gibi, kıza benzer, genç kızlara yakışır. girlishly z. kız gibi. girlishness i. genç kızlık hali.
  1715. girme Tür.
    • entrance. penetration. entering. entry. ingress.
  1716. girme Tür.
    • entrance.
  1717. girme Tür.
    • entering. entry. admission. trespass. entrance. ingress. intake.
  1718. girmek Tür.
    • enter. incur. infiltrate. penetrate. step. to come in. go. to enter. to come in. to go in. to break into. to fit. to join. to participate in. to go into. to enter upon. to begin. to start. to reach. to cost too much. to penetrate. to teac.
  1719. girmek Tür.
    • enter.
  1720. girmek Tür.
    • draw into. enter. enter into. walk in. walk into. step in. go in. go into. come in. come into. be enroled. be enrolled. gain admission. enter on. enter upon. get in. go. incur. insert. keyboard. pull. sail in. slide into. slip into. step. strike in.
  1721. girt İng.
    • bak. gird.
  1722. girth İng.
    • i., f. çevre
    • kolan
    • kuşak
    • f. kuşak takmak.
  1723. gişe Tür.
    • counter. booth.
  1724. gişe Tür.
    • cashier"s desk. ticket window. box office. bank counter. pay desk. booking-office. booth. collection window. paying office. paybox. tollbooth.
  1725. gişe Tür.
    • cashier"s desk. ticket window. booking office. box office. ticket office. cash-desk. pay-desk.
  1726. gismo , gizmo İng.
    • i., A.B.D, argo ismi veya görevi tam olarak belli olmayan araç, cihaz
    • kumarda üstünlük sağlayan veya uğur getiren herhangi bir şey veya yol, uğur.
  1727. gist İng.
    • i. öz, meselenin esası, hulâsa, özet.
  1728. gitar Tür.
    • guitar.
  1729. gitar Tür.
    • guitar.
  1730. gitarcı Tür.
    • guitarist.
  1731. gitarist Tür.
    • guitar player.
  1732. gitarist Tür.
    • guitarist.
  1733. gitgide Tür.
    • gradually. more and more. ever.
  1734. gitgide Tür.
    • gradually. more and more.
  1735. gitgide Tür.
    • as time goes on. increasingly. gradually. more and more. by degrees.
  1736. gitme Tür.
    • going. go. passing.
  1737. gitme Tür.
    • departure. going. attendance. drive. egress. farewell. go. repair.
  1738. gitme Tür.
    • ascent. gravitation.
  1739. gitmek Tür.
    • to go. to lead. to last. to be enough for. to leave. to go away. to travel. to disappear. to have recourse to. betake. buzz. depart. drive off. to do a fade. flock. gang. get. get off. go about. hit the road. to take one"s hooks. make. make tracks.
  1740. gitmek Tür.
    • go. take one"s way. go away. depart. head for. betake oneself to. bugger off. give. go together. head. hop it. hop off. repair. resort. steer for. step. strike out. take to. wend one"s way. work in with.
  1741. gitmek Tür.
    • become. blend. depart. flit. go. gravitate. move. nose. pop. retire. retreat. ride. sail. sneak. steam. travel. trot. to go. to leave. to depart. to make a move. to leave for. to attend. to get on with sth. to go off. to move off. to travel. to make. to go with. to suit. to become. to fit. to be suitable. to be enough. to suffic. to go away. be lost.
  1742. gitmiş Tür.
    • off.
  1743. gitmiş Tür.
    • lost.
  1744. gitmiş Tür.
    • gone.
  1745. gittern İng.
    • i., müz. eski zamanlarda kullanılan bir çeşit gitar
    • bak. cithara.
  1746. gittikçe Tür.
    • more and more.
  1747. gittikçe Tür.
    • increasingly. steadily.
  1748. give İng.
    • i. gerilme hassası, elastikiyet. give -and-take i. elbirliği.
  1749. give İng.
    • f. (gave, given) vermek, hediye etmek, hibe etmek
    • devretmek
    • tayin etmek
    • baskı altında eğilmek veya çökmek
    • bel vermek
    • çekilmek
    • açılmak, nazır olmak, bakmak
    • erimek, erimeye yüz tutmak. give a good account of oneself iyi davranmak. give a command emir vermek. give a dinner ziyafet tertip etmek. give one a piece of one's mind bir kimsenin kusurunu yüzüne karşı söylemek, aklını başına getirmek. give a play temsil vermek
    • bir piyes oynamak. give a present hediye vermek. give away vermek, hediye etmek
    • ele vermek, sırrını açıga vurmak
    • düğünde gelini damada teslim etmek. give back geri vermek
    • geri çekilmek. give birth to doğurmak. give chase to kovalamak. give (a person) credit for (bir kimseyi )haklı veya muktedir saymak
    • kredi açmak
    • eserin sahibini tanımak, tanıtmak. give down kendini sağdırmak (inek). give ear to kulak vermek, dinlemek. give forth neşretmek, ilân etmek, dışarı vermek. give in teslim olmak
    • kabul etmek, susmak. give it to azarlamak
    • dövmek. give off çıkarmak (duman, koku, ışık)
    • sızdırmak (gaz)
    • salmak (dal). give offense darıltmak. give one a cold bir kimseye nezle geçirmek. give one's life to hayatını adamak, kendini vermek. give oneself airs çalım satmak, gösteriş yapmak, poz takınmak. give oneself trouble sıkıntıya girmek, başını derde sokmak. give out takati kesilmek, bitmek
    • ilân etmek, yaymak, bildirmek. give over vaz geçmek
    • terketmek, teslim etmek, ümidini kesmek. give place to yer vermek, meydan vermek, çekilmek. give rise to sebebiyet vermek. give suck emzirmek, meme vermek. give thanks şükretmek. give the slip yanından savuşup kaçmak, slang toz olmak. give up vaz geçmek, teslim olmak, ümidi kesmek
    • pes etmek
    • terketmek, teslim etmek. give up the ghost ölmek, son nefesini vermek. give up the struggle teslim olmak, pes etmek, mücadeleden vaz geçmek, çekilmek. give way çekilmek, kuvveti tükenmek
    • kendinden geçmek
    • çökmek. give way to müsaade etmek, serbest bırakmak, koyuvermek. given to düşkün olan (bir şeye), müptelâsı.
  1750. giveaway İng.
    • i., k.dili istemeyerek ağzından laf kaçırma, ifşa, açığa vurma
    • hediye dağıtımı
    • dama gibi bir oyunda oyuncunun taş veya el kaybetmesini hedef tutan oyun.
  1751. given İng.
    • s., i. verilmiş, hediye edilmiş
    • müptelâ, düşkün
    • belirli, muayyen, imza ve tarihi atılmış (vesika)
    • i. ilk bilgi, veri. given name küçük isim, birinci isim. gizmo bak. gismo.
  1752. giydirilmek Tür.
    • to be dressed (by.
  1753. giydirme Tür.
    • dressing. clad.
  1754. giydirme Tür.
    • dressing.
  1755. giydirmek Tür.
    • to dress to clothe sb. to abuse. to reproach. clothe. dress. gear. rig. rig out.
  1756. giydirmek Tür.
    • attire. clothe. dress.
  1757. giyecek Tür.
    • stitch.
  1758. giyecek Tür.
    • clothing. handout. clothes. wearing apparel. garment. gear.
  1759. giyecek Tür.
    • clothes. wearing apparel. issue. stich. general store.
  1760. giyim Tür.
    • clothing. dress. wear. clothes. attire. apparel. garment. dressing. turnout.
  1761. giyim Tür.
    • clothing. dress. attire. mode of dressing.
  1762. giyim Tür.
    • clothing. dress.
  1763. giyim kuşam Tür.
    • dress and finery. wearing apparel.
  1764. giyim kuşam Tür.
    • apparel. array. toilet.
  1765. giyimevi Tür.
    • clothing store.
  1766. giyinik Tür.
    • dressed.
  1767. giyiniş Tür.
    • mode of dressing. turnout.
  1768. giyinme Tür.
    • wear. dressing oneself.
  1769. giyinme Tür.
    • dressing.
  1770. giyinmek Tür.
    • to dress oneself. to put on. don. dress. garb. rig out.
  1771. giyinmek Tür.
    • dress. to get dressed. to dress oneself. to put on.
  1772. giyinmek Tür.
    • dress. put on. groom. tog oneself up.
  1773. giymek Tür.
    • wear. put on. slip on. draw on. dress. don.
  1774. giymek Tür.
    • to put on. to wear. don. draw on. get into. get on. slip on.
  1775. giymek Tür.
    • slip. wear. to wear. to have sth on. to put on. to slip on.
  1776. giyotin Tür.
    • guillotine. print cutter.
  1777. giyotin Tür.
    • guillotine. guillottine. paper knife.
  1778. giysi Tür.
    • clothes. garment. garments. apparel. clothing. costume. domino. dress. habit. number. raiment. dress suit. vesture. wear. wrap.
  1779. giysi Tür.
    • clothes. clothing. dress. costume. apparel. attire. caparison. garment. guise. raiment. robe. tire. tog. toggery. vesture. wear.
  1780. giysi Tür.
    • attire. clothes. costume. dress. garment. getup. raiment. togs. garments. gear. tags. frock. clothing.
  1781. giysi dolabı Tür.
    • wardrobe.
  1782. giz Tür.
    • mystery. riddle. secret. gaff.
  1783. giz Tür.
    • mystery.
  1784. gizem Tür.
    • mystery. secret. mystery sır.
  1785. gizem Tür.
    • mystery. mystique.
  1786. gizem Tür.
    • mystery. enigma. secret. arcanum. cabala. cabbala. arcana.
  1787. gizemci Tür.
    • mystic.
  1788. gizemli Tür.
    • mystical. enigmatic. esoteric. inscrutable. mysterious. mystic.
  1789. gizemli Tür.
    • mysterious. enigmatic. enigmatical. secretive. mystic. secret. sphinxlike.
  1790. gizemli Tür.
    • inscrutable. mysterious. mystic. mystical. occult. secret. uncanny.
  1791. gizleme Tür.
    • secretion. camouflage. hiding. concealment.
  1792. gizleme Tür.
    • concealment.
  1793. gizleme Tür.
    • camouflage. concealing. concealment. cover up. masking. secretion.
  1794. gizlemek Tür.
    • sweep under the carpet. keep smth. under wraps. gloze. gloze over. hide. conceal. cover up. secrete. camouflage. disguise. keep in one"s bosom. keep back. bury. mask. blot out. bottle up. cache. cloak. keep in dark. dissemble. enshroud. gloss over. h.
  1795. gizlemek Tür.
    • hide. to hide. to conceal. belie. blot out. bury. camouflage. cloak. cover. disguise. draw a veil over. enshroud. hold back. lie low. mask. obscure. pocket. screen. secrete. shade. to keep shady. slur. take to earth. veil.
  1796. gizlemek Tür.
    • belie. bury. cache. cloak. conceal. disguise. hide. lurk. mask. obscure. screen. secrete. sheathe. suppress. veil. to hide. to bury. to conceal. to cloak. to mask. to belie. to suppress. to secrete. to disguise.
  1797. gizlenmek Tür.
    • to hide oneself. to be kept secret from. hide. hole up. lay low.
  1798. gizlenmek Tür.
    • hide. to hide. to hide oneself. to lurk. to be kept secret.
  1799. gizlenmiş Tür.
    • behind the arras. under cover. disguised. masked.
  1800. gizli Tür.
    • hidden. confidential. concealed. occult. secret. secretly. arcane. a huis clos. back-door. blind. bush telegraph. cabinet. clandestine. classified. close. cryptic. crypto -. dark. esoteric. furtive. hush hush. inner. between you and me and the lamppost. l.
  1801. gizli Tür.
    • hidden. concealed. secret. classified. confidential. esoteric. unknown. clandestine. covert. sealed. restricted. underground. arcane. back-door. blind. closet. under cover. cryptic. cryptical. dark. disguised. furtive. hole-and-corner. hugger-mugger.
  1802. gizli Tür.
    • clandestine. confidential. covert. cryptic. dark. inside. latent. occult. runaway. secret. sneaking. surreptitious. ulterior. undercover. underground. underhand. veiled. hidden. concealed. classified. arcane. furtive.
  1803. gizli anlaşma Tür.
    • collusion. secret agreement. clandestine agreement.
  1804. gizli celse Tür.
    • executive session.
  1805. gizli celse Tür.
    • closed session.
  1806. gizli dernek Tür.
    • secret society.
  1807. gizli dernek Tür.
    • secret society.
  1808. gizli kapaklı Tür.
    • mysterious.
  1809. gizli oturum Tür.
    • closed session. secret session. meeting in private. closed-down meeting.
  1810. gizli oy Tür.
    • secret ballot / vote. secret ballot. secrecy of a ballot. silent vote. secret vote.
  1811. gizli polis Tür.
    • secret police.
  1812. gizli servis Tür.
    • secret service. intelligence agency.
  1813. gizli servis Tür.
    • secret service.
  1814. gizlice Tür.
    • secretly. under the table. on the dodge. under one"s hat. in one"s heart. ratfucking. in secret. underhand. under the counter.
  1815. gizlice Tür.
    • secretly. stealth. surreptitiously. on the quiet. under the rose. in secret. on the sly.
  1816. gizlice Tür.
    • furtively. secretly. in secret. in private. in privacy. on the quiet. confidentially. clandestinely. by devious means. on the sly. under the rose. by stealth. sub rosa. underground. under the counter.
  1817. gizliden gizliye Tür.
    • in one"s heart.
  1818. gizlilik Tür.
    • secrecy. privacy. confidentiality. closeness. darkness. furtiveness. hugger-mugger. huggermugger. obscurity. stealth. stealthiness.
  1819. gizlilik Tür.
    • secrecy. confidence. confidentiality. privacy. stealth.
  1820. gizlilik Tür.
    • latency. privacy. secrecy. stealth.
  1821. gizzard İng.
    • i., biyol. taşlık
    • şaka mide. stick in one's gizzard kursağında kalmak
    • gücüne gitmek, ağır gelmek. It stuck in my gizzard Hazmedemedim. Gücüme gitti. Bana ağır geldi. Gk kıs. Greek.
  1822. gıcık Tür.
    • tickling sensation in the throat.
  1823. gıcık Tür.
    • snappish. stinker.
  1824. gıcık Tür.
    • allergy. bitchy. bugger. creep. killjoy. sod. tickling sensation in the throat. tickle. nerd. disagreeable person. crabby. bloody-minded.
  1825. gıcık etmek Tür.
    • to irritate.
  1826. gıcıklamak Tür.
    • to cause to cough. tickle. titilate.
  1827. gıcıklanmak Tür.
    • to have a tickling sensation. to tickle. to want to cough. to be suspicious of.
  1828. gıcır gıcır Tür.
    • very clean. brand new. spick and span.
  1829. gıcırdamak Tür.
    • to creak. to squeak. to crunch. to chatter. to jar. to grate.
  1830. gıcırdamak Tür.
    • creak. grate. rasp. squeak. to creak. to squeak. to grate.
  1831. gıcırdatmak Tür.
    • to grind (one"s teeth. to make sth creak. grind.
  1832. gıcırtı Tür.
    • creak. squeak. jar.
  1833. gıcırtı Tür.
    • creak. scrape. screech. squeak.
  1834. gıcırtılı Tür.
    • scratchy.
  1835. gıcırtılı Tür.
    • creaky. squeaky.
  1836. gıcırtılı Tür.
    • creaky.
  1837. gıda Tür.
    • nutrient. nourishment. food. diet. nutriment. nutrition. aliment. fare. nutrient. pabulum. sustenance.
  1838. gıda Tür.
    • food. nourishment. nutrition. sustenance. diet. nutriment. alimentary.
  1839. gıda Tür.
    • food. nourishment. nutriment. diet. feed. fodder. keep. nurture. nutrient. nutrition. pabulum. sustenance. tack.
  1840. gıdaklama Tür.
    • cackle. cluck.
  1841. gıdaklamak Tür.
    • cluck. to cackle. to cluck.
  1842. gıdaklamak Tür.
    • cackle. cluck.
  1843. gıdasız Tür.
    • undernourished.
  1844. gıdıklama Tür.
    • titillation.
  1845. gıdıklama Tür.
    • tickle.
  1846. gıdıklamak Tür.
    • to tickle.
  1847. gıdıklamak Tür.
    • tickle. to tickle.
  1848. gıdıklanma Tür.
    • tickle.
  1849. gıdıklanmak Tür.
    • to have a tickling sensation. to be tickled. to have tickling sensation. to tickle. to be ticklish.
  1850. gıdıklanmak Tür.
    • to have a tickling sensation. to be tickled.
  1851. gıdım gıdım Tür.
    • by inches.
  1852. gına Tür.
    • wealth. sufficiency.
  1853. gına Tür.
    • disgust. weariness. boredom.
  1854. gıpta Tür.
    • envy without malice. envy imrenti.
  1855. gıpta Tür.
    • envy without malice. envy.
  1856. gıpta Tür.
    • envy.
  1857. gıpta etmek Tür.
    • to envy. covet. emulate.
  1858. gırgır Tür.
    • card. jocular. lark. fun. distraction. teasing. carpet sweeper. dragnet. scream. a riot. comedian. funny. amusing.
  1859. gırgır Tür.
    • annoying coarse noise. large bag-shaped fishing net. carpet sweeper. drag-net. scoop-net. trawl. flue. sweeping net. josh.
  1860. gırla Tür.
    • abundantly. amply. too much. incessantly. to the utmost.
  1861. gırtlak Tür.
    • throat. larynx. gullet.
  1862. gırtlak Tür.
    • laryngeal. guttural. pharyngal. pharyngeal. throat. gullet. larynx. gorge. maw.
  1863. gırtlak Tür.
    • gullet. gush. guttural. larynx. throat.
  1864. gırtlaklamak Tür.
    • to strangle sb.
  1865. gırtlaklaşmak Tür.
    • to be at each other"s throats.
  1866. gırtlaksı Tür.
    • glottal.
  1867. gıyaben Tür.
    • by default. in one"s absence. in absentia.
  1868. gıyabi Tür.
    • in absentia. defaulting.
  1869. gıyabi Tür.
    • defaulting. from a distance.
  1870. gıyabi hüküm Tür.
    • judgment given in default.
  1871. gıyabi hüküm Tür.
    • default judgement.
  1872. gıyabında Tür.
    • in his absence.
  1873. gıyabında Tür.
    • in absentia.
  1874. gıyap Tür.
    • absence. nonappearance.
  1875. gıyap kararı Tür.
    • declaration of absence. decree in absence. decree pro confesso.
  1876. gl İng.
    • i., A.B.D, k.dili asker, er, nefer. G.l. Joe asker.
  1877. glabrous İng.
    • s., anat., bot. düz, tüysüz, kılsız.
  1878. glace İng.
    • s. üstü şekerle kaplanmış
    • parlak, glase marrons glace kestane şekeri.
  1879. glacial İng.
    • s. buza ait, buzlu
    • buz devrine ait
    • kim. buza benzer. glacial drift buzulların taşıdığı taş ve toprak. gIacial period buzul devri.
  1880. glaciation İng.
    • i. buzul ile kaplanma
    • buzulun yeryüzünün şeklini değiştirme etkisi.
  1881. glacier İng.
    • i. buzul.
  1882. glacis İng.
    • i., ask. şahra şevi.
  1883. glad İng.
    • s. (-der, -dest) memnun, sevinçli
    • güzel, parlak
    • gülen, ferah. glad eye argo göz etme, gözle işaret etme. glad hand argo el sıkma, hoş geldiniz deme. glad rags argo bayramlık (giysi), en süslü elbise. gIadly z. memnuniyetle. gladness i. memnunluk.
  1884. gladden İng.
    • f. sevindirmek
    • sevinmek.
  1885. glade İng.
    • i. orman içindeki açıklık.
  1886. gladiate İng.
    • s. kama şeklinde olan.
  1887. gladiator İng.
    • i. gladyatör. gladiator'ial s. gladyatöre ait.
  1888. gladiola İng.
    • bak. gladiolus.
  1889. gladiolus İng.
    • i., bot. kılıç çiçeği, glayol, kuzgunkılıcı, kuzgun otu, keklik çiğdemi, bot. Gladiolus.
  1890. gladness İng.
    • i. sevinç, neşe, memnuniyet.
  1891. gladsome İng.
    • s. memnun, sevinçli, neşeli.
  1892. gladstonebag İng.
    • bir çeşit yol çan tası, bavul.
  1893. gladyatör Tür.
    • gladiator.
  1894. gladyatör Tür.
    • gladiator.
  1895. glagoliticalphabet İng.
    • bugün ancak Dalmaçya ve Hırvatistan'daki Katolik kiliselerinde kullanılan eski bir İslav alfabesi.
  1896. glair İng.
    • i., f. yumurta akı
    • yumurta akından yapılmış çiriş
    • yumurta akına benzer yapışkan madde
    • f.böyle bir madde sürmek.
  1897. glance İng.
    • i., mad. birkaç çeşit parlak ve kükürtlü mineral.
  1898. glance İng.
    • f., i. göz atmak, göz gezdirmek
    • ima etmek
    • sıyırıp geçmek
    • i. bakış, nazar
    • ima
    • sıyırıp geçiş.
  1899. glandular İng.
  1900. glans İng.
    • i., anat. erkek tenasül uzvunun veya klitorisin (bızır) başı.
  1901. glare İng.
    • f., i., s. göz kamaştıracak surette parlamak
    • çok parlak olmak (renk)
    • göze çarpmak
    • yiyecekmiş gibi bakmak, dik dik bakmak
    • ateş püsküren gözlerle bakmak, dik dik bakış fırlatmak
    • i.göz kamaştırıcı ışık, parıltı
    • sahte ihtişam
    • keskin ve düşmanca bakış
    • s. düz, parlak, şeffaf. glare ice düz ve parlak buz.
  1902. glaring İng.
    • s. dik ve düşmanca bakışlı
    • çok parlak, göz kamaştırıcı
    • apaçık, hemen göze çarpan. glaringly z. dik dik bakarak
    • göz kamaştıracak surette.
  1903. glary İng.
    • s. çok parlak, pırıltılı, göz kamaştırıcı. glariness i. çok parlak oluş, pırıItı.
  1904. glasnost Tür.
    • Russian term, literally meaning "public voicing" Applied in the Soviet Union beginning in 1987 to official permission for public discussion of issues and public access to information, initially intended as a means for the regime of Mikhail S Gorbachev to publicize the need for political and economic reform.
  1905. glasnost Tür.
    • Policy of openness and freedom of expression introduced by Mikhail Gorbachev in the 1980"s as part of his attempt tp reform the Communist system from within.
  1906. glasnost Tür.
    • In 1985 Mikhail Gorbachev acceded to power in the Soviet Union and instituted a sweeping program of political liberalization known as glasnost and economic reform known as perestroika. the Russian name for a policy that eased restrictions on writing and speech.
  1907. glasnost Tür.
    • glasnost.
  1908. glasnost Tür.
    • a policy of the Soviet government allowing freer discussion of social problems.
  1909. glasnost Tür.
    • An open and frank social approach introduced by Mikhail Gorbachev to solve the Soviet Union"s problems. a policy of the Soviet government allowing freer discussion of social problems.
  1910. glasnost Tür.
    • A domestic initiative of political reform introduced by Soviet president Mikhail Gorbachev in the mid-1980s to allow more freedom in public discussion and the arts, and to foster the process of the democratization of the political process.
  1911. glass İng.
    • f. cam kaba koymak
    • cam gibi yapmak
    • camla kapatmak.
  1912. glass İng.
    • i. cam
    • camdan yapılmış şey, bardak, kadeh
    • ayna
    • bir bardak dolusu
    • barometre
    • termometre
    • dürbün
    • mercek, adese glasses i., coğ. gözlük. gIass blower cam ve şişe imal eden kimse. glass cloth cam bezi
    • cam elyafından bir çeşit kumaş. glass culture cam altında bitki yetiştirme usulü. glass cutter cam kesici kimse veya alet, elmas. glass eye camgöz. glasshouse i. cam fabrikası
    • İng. Iimonluk, ser. glassman i. cam işleri satan kimse, züccaciyeci
    • cam imal eden kimse, camcı. glassware i. züccaciye. glass wool cam yünü. glass works i. cam fabrikası
    • cam süs eşyaları. a friendly glass dost ikramı bir kadeh içki. annealed glass tavlanmış cam. blown glass şişirilerek imal edilmiş cam. cheval glass endam aynası, boy aynası. cut glass billur, kesme kristal. ground glass buzlu cam
    • cam tozu. Iooking glass ayna. magni- fying glass pertavsız,büyüteç.pane of glass tek pencere camı. plate glass kalın ve pürüzsüz cam. spun glass ince tel haline getirilen cam, cam elyafı. stained glass renkli cam. glassful i. bir bardak dolusu, bir bardak. glassy s. cam gibi
    • anlamsız
    • dalgın, donuk.
  1913. glasswort İng.
    • i. deniz kenarında yetişen ve eskiden camcılıkta kullanılan tuzlu bir bitki.
  1914. glauber's salts İng.
    • ecza. İngiliz tuzuna benzer müshil bir toz.
  1915. glaucoma İng.
    • i., tıb. bir göz hastaIığı, gözde karasu hastalığı, glokom.
  1916. glauconite İng.
    • i., min. bazı kalkerlerde yeşil taneler şeklinde rastlanan bir silikat, glokoni.
  1917. glaucous İng.
    • s. sarımsı yeşil renkte olan
    • yeşilimsi mavi
    • bot. üstü toz gibi beyaz bir madde ile kaplı (üzüm, erik).
  1918. glaze İng.
    • f., i. pencereye cam takmak
    • sırlamak, üstüne cam veya cam gibi bir tabaka geçirmek
    • cam gibi olmak
    • ince ve şeffaf bir tabakayla kaplamak
    • i. cam gibi sır, şeffaf sır perdah
    • cam gibi şey.
  1919. glazier İng.
    • i. camcı
    • perdahçı, sırcı.
  1920. gleam İng.
    • i., f. ışın, şua
    • hafif ve geçici ışık:parlaklık
    • f. ışın saçmak, pırıldamak. a gleam of hope bir umit ışığı. a gleam of humor bir nebze güldürecek şey. gleaming s. ışınlar saçan, pırıltılı, tertemiz
    • ara sıra güneşli ( hava).
  1921. glean İng.
    • f. hasattan sonra başak toplamak
    • bağ bozumundan sonra kalan üzümleri toplamak
    • sabırla seçip ayırmak
  1922. glebe İng.
    • i., şiir yer, toprak
    • İng. vakıf arazisi.
  1923. glee İng.
    • i. çoşkunca neşe
    • müz. üç veya üçten fazla sesli şarkı. glee club böyle şarkılar söyleyen grup.
  1924. gleeful İng.
    • s. şen, neşeli. gleefully z. neşe ile.
  1925. gleet İng.
    • i., tıb. cerahatli hafif akıntı (gen. belsoğukluğundan).
  1926. glen İng.
    • i. dağlar arasındaki dar dere yatağı, dere, vadi.
  1927. glenoid İng.
    • s., anat. oyuklu, çukursu.
  1928. glib İng.
    • s. (-ber, -best) fazla düşünmeden süratli olarak konuşan
    • içten olmasa da kolayca söylenen
    • çevik, yumuşak ve rahat hareket eden. glibly z. süratli konuşarak
    • çevik olarak. glibness i. konuşmada sürat, akıcılık
    • hareketlerde serbestlik.
  1929. glide İng.
    • f., i. kaymak, kayıp gitmek, akmak, akıp gitmek, süzülmek
    • sessizce hareket etmek
    • yavaş yavaş değişmek
    • hav. motor kullanmadan havada uçmak
    • kaydırmak
    • i. kayma
    • dilb. sesin yavaş değişmesi.
  1930. glider İng.
    • i. planor.
  1931. gliding İng.
    • i. kayma, akış, süzülüş. gliding angle hav. süzülme açısı.
  1932. glikoz Tür.
    • glucose. corn syrup.
  1933. glikoz Tür.
    • glucose.
  1934. glikoz Tür.
    • dextrose.
  1935. glim İng.
    • i., argo ışık, lamba, mum, fener
    • göz. Douse the glim ! argo Lambayı söndür ! Lambaya püf de !
  1936. glimmer İng.
    • f., i. parıldamak, hafif ışık vermek
    • i. parıltı, hafif ışık
    • zerre, nebze. a glimmer of hope ümit ışığı. glimmering i. zayıf ışık
    • ima, fikir edinme, seziş.
  1937. glimpse İng.
    • i., f. bir an için görme, gözüne ilişme
    • f. çok az bir zaman için görebilmek.
  1938. glint İng.
    • f., i. birden parlamak
    • fırlamak
    • i. parıltı, birden görünen ışık, çıkış.
  1939. gliserin Tür.
    • glycerine. glycerol. glyceryl.
  1940. gliserin Tür.
    • glycerine. glycerol. glycerin.
  1941. gliserin Tür.
    • glycerin.
  1942. glissade İng.
    • i., f. kayma
    • buzlu dağ eteğinde kayma
    • dans ederken bir yana kayılarak yapılan figür
    • f. kaymak.
  1943. glissando İng.
    • i., müz parmağı piyano tuşlarının üzerinden çabuk geçirerek çıkarılan ses
    • kayma.
  1944. glisten İng.
    • f., i. pırıldamak
    • parlamak i. parıltı.
  1945. glitter İng.
    • f., i. parıldamak, parlamak
    • göze çarpmak
    • i. parıltı, parlaklık
    • şaşaa, gösteriş. All that glitters is not gold. Parlayan her şey altın değildir. Görünüşe aldanmamalı. glittery s. parıldayan, parlak, şaşaalı.
  1946. gloaming İng.
    • i. akşam karanlığı, ortalığın kararması.
  1947. gloat İng.
    • f., gen. over ile şeytanca bir zevk duymak, bir diğerinin başarısızlığını zevkle seyretmek
    • Oh olsun ! demek.
  1948. glob İng.
    • i. damla
    • topak .
  1949. global Tür.
    • Worldwide, including the U S.
  1950. global Tür.
    • This defines the scope of a variable or procedure If they are made global they can be accessed from anywhere.
  1951. global Tür.
    • The whole output sound may be EQ-ed The tone controls on a hifi amplifier are, therefore, global EQ.
  1952. global Tür.
    • Relating to anything in computing that extends over the whole system For example, a "global search and replace" means that any occurrence of a specified word will be found, and replaced by another specified word.
  1953. global Tür.
    • Pertaining to or governing all of the operations of an instrument.
  1954. global Tür.
    • Pertaining to information available to more than one program or subroutine IBM. pertaining to the CCSDS sphere of influence [610 0-G-5] [620 0-B-1].
  1955. global Tür.
    • Pertaining to an entire entity, such as a Windows NT domain or a collection of trusted/trusting domains Windows NT distinguishes global groups from local groups
    • local groups have permissions only for objects on the server in which the local group exists.
  1956. global Tür.
    • Learners who like to have the big picture and plug new information into this picture They want all of the information first.
  1957. global Tür.
    • involving the entire earth
    • not limited or provincial in scope
    • "global war"
    • "global monetary policy"
    • "neither national nor continental but planetary"
    • "a world crisis"
    • "of worldwide significance".
  1958. global Tür.
    • In programming languages, pertaining to information defined in one subdivision of a program and used in at least one other subdivision of the program
    • pertaining to information available to more than one program or subroutine.
  1959. global Tür.
    • Global means the whole world.
  1960. global Tür.
    • global.
  1961. global Tür.
    • Either refers to status given on a bot/eggdrop to mean all or another word for global is worldwide.
  1962. global Tür.
    • A variable or function that is accessible from any NewtonScript code Source: NPG.
  1963. global Tür.
    • A variable, configuration section, procedure etc having a scope which is unlimited.
  1964. global Tür.
    • A term meaning throughout the data To update cost rates "Globally" just means that all employees will be updated at once by a set percentage rather than having to be amended individually. paging/browsing through page by page.
  1965. global Tür.
    • A setting that effects everything.
  1966. global Tür.
    • As distinct from "Global Coordination," a "Global" organization is simply one which has sales internationally, but doesn"t necessarily coordinate work globally The company isn"t a multinational company either, in that it doesn"t have a big presence in multiple nations Rather, the keyword "Global" denotes that the company is small but offers its products or services worldwide.
  1967. global Tür.
    • An object that has been created with the GLOBAL attribute and exported to all nodes in a multiprocessor system. the international dimension is completely integrated in these teaching materials Different terms and theories are discussed in an originally global approach There is no polarisation between national and international, so the strategies developed and applied will not depend on geographical markets and administrative borders. involving the entire earth
    • not limited or provincial in scope
    • "global war"
    • "global monetary policy"
    • "neither national nor continental but planetary"
    • "a world crisis"
    • "of worldwide significance". having the shape of a sphere or ball
    • "a spherical object"
    • "nearly orbicular in shape"
    • "little globular houses like mud-wasp nests"- Zane Grey.
  1968. global Tür.
    • A global variable is one that is outside every set of braces and is available in every scope.
  1969. global Tür.
    • across the board, global, globally.
  1970. global Tür.
    • A basic search on the Library catalogue which searches all fields of the record.
  1971. global İng.
    • s. bütün dünyayı kapsayan
    • küresel, cihanşümul.
  1972. globe İng.
    • i., f. küre, top, yuvarlak
    • arz küresi, dünya
    • yetkisini belirtmek üzere hükümdarların taşıdığı altın top
    • dünya küresi modeli
    • f. küre haline koymak, küre şeklini almak. globefish i. kirpi balığı. globe flower i., bot. altın top. globetrotter i. durmadan dünyayı dolaşan kimse.
  1973. globose İng.
    • s. küre şeklinde
    • küre şeklini andıran.
  1974. globular İng.
    • s. küre şeklinde, küresel, kürevi
    • yuvarlardan meydana gelen.
  1975. globule İng.
    • i. küçük yuvarlak, kürecik.
  1976. globulin Tür.
    • It is also found in the crystalline lens of the eye, and in blood serum, and is sometimes called crystallin.
  1977. globulin Tür.
    • In the plural the word is applied to a group of proteid substances such as vitellin, myosin, fibrinogen, etc., all insoluble in water, but soluble in dilute salt solutions. a family of proteins found in blood and milk and muscle and in plant seed.
  1978. globulin Tür.
    • Globulin is the group of proteins in your blood that helps to fight infections It is actually comprised of about 60 different important proteins Some of the proteins in this group play an important role in blood clotting If your globulin level is abnormal, your doctor may want to measure some of the individual proteins that make up this group.
  1979. globulin Tür.
    • A type of protein found in the blood Certain globulins contain disease-fighting antibodies.
  1980. globulin Tür.
    • An important protein group present in barley and in beer It is the prime component in chill haze.
  1981. globulin Tür.
    • An albuminous body, insoluble in water, but soluble in dilute solutions of salt.
  1982. globulin Tür.
    • A family of proteins found in abundance in plasma They include the gamma globulins, which in turn include the various antibody molecules produced by the immune system. a family of proteins found in blood and milk and muscle and in plant seed.
  1983. globulin Tür.
    • a blood protein See also immunoglobulin.
  1984. globulin İng.
    • i., biyol., kim. globulin.
  1985. glockenspiel İng.
    • i. orkestrada çan sesi çıkaran alet, tınlak.
  1986. glomerate İng.
    • s. kümelenmiş, yığın halinde.
  1987. glomerule İng.
    • i., bot. çiçek kümesi.
  1988. gloom İng.
    • i., f. sıkıntı, can sıkıntısı
    • karanlık kasvet
    • kasvetli yer
    • f. canı sıkkın olmak, surat asmak
    • kararmak (hava)
    • kederli olmak, meyus olmak
    • karartmak, kasvet vermek, kederlendirmek.
  1989. gloomy İng.
    • s. karanlık
    • kasvetli
    • sıkıcı, sıkıntılı
    • ümitsiz. gloomily z. kasvetle, ümitsizce.
  1990. glorification İng.
    • i. medih, övme, ululama, yüceltme, hamt, sena.
  1991. glorify İng.
    • f. methetmek, övmek, göklere çıkarmak, büyültmek, yükseltmek, yüceltmek, ululamak, fazlasıyla büyültmek.
  1992. glorious İng.
    • s. şanlı, şerefli, ünlü
    • parlak, muhteşem, mükemmel, fevkalade. gloriously z. şanla, şerefli olarak. gloriousness i. şanlı oluş, ihtişam.
  1993. glory İng.
    • i., f. şeref, şan, şöhret
    • övünme
    • övgü, medih, sena, sitayiş: parlaklık, şaşaa, haşmet, ihtişam
    • celâl, izzet: güz. san. hale
    • f. iftihar etmek, övünmek, çok sevinmek
    • gururlanmak
    • güz. san. hale şeklini almak.
  1994. gloss İng.
    • i., f. açıklama, şerh, haşiye, tefsir
    • satır aralarında verilen metin tercümesi
    • tevil, tahrif
    • f. açıklamak, şerhetmek, tefsir etmek, haşiye yazmak
    • yanlış tefsir etmek, tevil etmek, tahrif etmek.
  1995. gloss İng.
    • i., f. parlaklık: cilâ, perdah
    • bir ayıbı örtmek için yapılan gösteriş
    • dış güzellik
    • f. parlatmak, cilâ yapmak, yaldızlamak
    • parlamak, yaldızlanmak
    • over ile sahte bir şekilde gizlemek. glosslly z. parlak bir şekilde. glossiness i. parlaklık, cilâlı oluş. glossy s. parlak, cilâlı.
  1996. glossal İng.
    • s., anat. dile ait.
  1997. glossary İng.
    • i. bir kitaba veya yazara ait lügatçe.
  1998. glossectomy İng.
    • i., tıb. dilin tamamını veya bir kısmını kesme ameliyatı.
  1999. glossiness İng.
    • i. parlaklık.
  2000. glossitis İng.
    • i., tıb. dil iltihabı.
  2001. glosso İng.
    • önek dil veya konuşma ile ilgili.
  2002. glossolalia İng.
    • i. anlaşılmaz sesler veya sözler
    • bilinmeyen veya hayali bir dilde konuşma.
  2003. glossology , glottology İng.
    • i. dilbilimi.
  2004. glossy İng.
    • s. parlak, cilâlı.
  2005. glost İng.
    • i. çanak çömlek imalâtında kullanılan kurşun sır.
  2006. glot İng.
    • sonek lisan konuşabilen: tetraglot dört lisan bilen kimse.
  2007. glottal İng.
    • s. gırtlaksı
    • glotise ait. glottal stop dilb. hemze.
  2008. glottis İng.
    • i., anat. nefes borusunun ağzı, glotis.
  2009. glove İng.
    • j., f. eldiven
    • f. eldiven giydirmek. fit like a glove eldiven gibi uymak, tam kalıbına göre olmak, biçilmiş kaftan olmak. handle with kid gloves kızdırmamak için (bir kimseye) yumuşak davranmak. glover i. eldivenci.
  2010. glow İng.
    • f., i. ısıdan kızarmak veya beyazlaşmak, kor haline gelmek, yanmak
    • sıcak olmak, hararetli o!mak
    • kızarmak, kırmızılaşmak
    • şevke gelmek, alevlenmek
    • i. şevk, parlaklık, kızartı
    • hararet
    • ateş
    • şevk ve gayret. glowworm i. ateş böceği, yıldız kurdu, kandil böceği, zool. Zampyris noctiluca glowing s. kızarmış, hararetli
    • parlak. glowingly zöverek
    • heyecanla, hararetle.
  2011. glower İng.
    • f., i. dik dik bakmak, öfke ile bakmak
    • i. öfkeli bakış.
  2012. gloze İng.
    • f. tevil etmek, söze veya davranışa başka anlam vermek.
  2013. glucinum , glucinium İng.
    • i. berilyum (eski ismi).
  2014. glucose İng.
    • i. glikoz.
  2015. glue İng.
    • i., f. tutkal
    • tutkal gibi yapışkan madde: f. tutkalla yapıştırmak: yapışıp kalmak. gluepot i. içine ısıtılacak tutkal kabı konulan kaynar su kabı. gluey s. tutkal gibi, yapışkan glueyness i. yapışkanlık.
  2016. glum İng.
    • s. asık yüzlü, suratsız.
  2017. glumaceous İng.
    • s., bot. kavuzlu.
  2018. glume İng.
    • i., bot. kavuz, çayırgillerin başakçıklarında pul şeklinde bir çenek, gluma.
  2019. glut İng.
    • f. (-ted, -ting) i. tıka basa doyurmak, ağzına kadar doldurmak
    • Iüzumundan fazla mal çıkarıp piyasayı boğmak
    • oburcasına yemek
    • i. bolluk, tokluk, piyasada fazla mal olması.
  2020. gluten İng.
    • i. glüten. gluten bread glüten ekmeği, nişastası az ekmek. gluten flour glüten unu, nişastası az un.
  2021. glüten Tür.
    • gluten.
  2022. glüten Tür.
    • gluten.
  2023. glüten ekmeği Tür.
    • gluten-bread.
  2024. glutinous İng.
    • s. tutkal cinsinden, tutkala benzer.
  2025. glutton İng.
    • i. obur kimse, boğazına düşkün kimse, çok yiyen kimse, açgözlu kimse
    • haris kimse. gluttonous s. obur, açgözlü. gluttonously z. oburcasına.
  2026. glutton İng.
    • i., zool. kutup porsuğu.
  2027. gluttony İng.
    • i. oburluk.
  2028. glycerine, glycerol İng.
    • (glis'ırin, -ol) gliserin.
  2029. glycogen İng.
    • i. glikojen.
  2030. glycol İng.
    • i. glikol.
  2031. glycosuria İng.
    • i., tıb. glikozüri.
  2032. glyph İng.
    • i., mim. yapı tezyinatında oyuk şeklinde yiv, glif
    • oyma veya kabartma şekli.
  2033. glyptic İng.
    • s. bilhassa kıymetli taş oymacılığına ait. glyptics i. kıymetli taş oymacılığı.
  2034. glyptography İng.
    • i. kıymetli taş oyma sanatı. glyptograph'ic s. bu sanata ait.
  2035. gm İng.
    • kıs. gram(s).
  2036. gman İng.
    • i., A.B.D Federal Soruşturma Bürosu memuru. GMT kıs. Greenwich mean time.
  2037. gnarl İng.
    • i., f. iri budak, yumru, boğum
    • f. burmak, yamru yumru bir hale getirmek. gnarled, gnarly s. budaklı
    • boğum boğum, yamru yumru, yıpranmış (eller).
  2038. gnash İng.
    • f. diş gıcırdatmak
    • diş gıcırtadarak ısırmak veya çiğnemek.
  2039. gnat İng.
    • i., A.B.D tatarcık
    • İng. sivrisinek. strain at a gnat and swallow a camel ufak şeyi büyütüp büyük şeye onem vermemek.
  2040. gnathic İng.
    • s. çeneye ait.
  2041. gnathostome İng.
    • i., zool. hakiki çeneli omurgalı.
  2042. gnaw İng.
    • f. kemirmek, ısıra ısıra yemek
    • sancı vermek (mideye)
    • sıkıntı vermek. gnawing i. ezinti, ezilme.
  2043. gneiss İng.
    • i., jeol. granit cinsinden bir çeşit metamorfik kaya, gnays.
  2044. gnome İng.
    • i. vecize, atasözü, darbımesel.
  2045. gnome İng.
    • i. yeraltındaki hazinelerin bekçileri farzolunan biçimsiz cüceler.
  2046. gnomicmical İng.
    • s. vecize veya darbımeselleri içine alan.
  2047. gnomon İng.
    • i. güneş saati mili
    • geom. bir paralelkenann bir köşesinden daha küçük bir paralelkenar ayrılınca geriye kalan şekil.
  2048. gnomy İng.
    • sonek bilgisi.
  2049. gnosis İng.
    • i. tasavvufta marifet, Gnostik akidesi.
  2050. gnostic İng.
    • s., i. gnostik, arif
    • ilmi, ilme ait
    • i. gnostik
    • çoğ. Hıristiyanlığın başlangıcında ruhani sırları bilmek iddiasında olan dini fırkalar.
  2051. gnosticism İng.
    • i. Hıristiyanlığın başlangıcında ruhani sırları ve yaradılışın sırrını bilmek iddiasında olan mezhep, gnostisizm. GNP kıs. gross national product.
  2052. gnu İng.
    • i. öküz başlı kıvrık boynuzlu, yeleli ve uzun kuyruklu bir Güney Afrika antilopu. gnu, zool. Connochaetes.
  2053. go İng.
    • i. Japonya'da oynanan bir çeşit satranç.
  2054. go İng.
    • i. gitme, gidiş
    • k.dili gayret, kuvvet, enerji
    • teşebbüs, hamle, sefer
    • başarı
    • k.dili anlaşma. All systems are go. Herşey tamam. Başlayabiliriz. Devam edebiliriz. He made a go of it. İşini başardı. It's no go, Olacak iş değil. gonogo gage standart dışı olanlan reddeden mekanizma. on the go hareket halinde, faal.
  2055. go İng.
    • f. (went, gone) gitmek, hareket etmek, ilerlemek
    • ayrılmak
    • yarışa başlamak
    • hareket halinde olmak, işlemek, çalışmak, iş görmek
    • ses çıkarmak
    • elden gitmek, kaybolmak
    • yıkılmak
    • yeri olmak
    • devrolunmak
    • tahsis edilmek
    • yayılmak, geçmek
    • olmak
    • devam etmek
    • sonuçlanmak
    • uymak
    • ölmek
    • iptal edilmek, kaldırılmak
    • yardım etmek
    • satılmak
    • dayanmak
    • yapmak üzere olmak
    • denmek, söylenmek
    • vasıl olmak, ulaşmak
    • uzanmak, erişmek
    • k. dili bahse girmek
    • k. dili işemek. go a long way çok iş görmek, çok dayanmak
    • yüksek mevkiye ulaşmak. go about den. tiramola etmek. go about a task bir işi ele almak, bir işe başlamak. go abroad dış memleketlere gitmek. go after (yakalamak veya almak için sıra ile) peşinden gitmek. go against karşı gelmek, karşı olmak
    • aykırı olmak
    • aleyhinde sonuçlanmak. go ahead devam etmek
    • ileri gitmek, başlamak. the goahead izin, müsaade, başlama işareti. go all the way tamamıyle anlaşmak
    • cinsi münasebette bulunmak. go along devam etmek. Go along ! Haydi, git ! I'll go along now. Gidiyorum artık. go along with ile beraber bulunmak
    • uymak
    • razı olmak, kabul etmek. go around herkese yetmek
    • gezinmek
    • sarmak, çevirmek. goasyouplease s. keyfi, serbest, istenilen kıyafetle gidilen. go at saldırmak
    • üzerinde çalışmak. go back dönmek. go back on vefasızlık göstermek, terketmek
    • (sözünden) vazgeçmek, caymak. go bad bozulmak, çürümek. go bail for -e kefil olmak. go begging sahipsiz olmak, istenilmemek, çok ucuza satışa çıkmak. go behind aslını arastırmak. go be yond aşmak, öteye geçmek. go by geçmek, yanından geçmek
    • -e göre davranmak
    • ismi ile tanınmak. go by the board metruk kalmak
    • kaçırılmak (fırsat). go down inmek, sönmek
    • batmak (güneş, gemi)
    • yutulmak
    • azalmak, düşmek
    • yenilmek
    • (tarihe) geçmek
    • makbule geçmek
    • İng. üniversiteden ayrılmak
    • briç düşmek. go down the drain k. dili boşuna sarfedilmek (para), kaçırılmak (flrsat)
    • atılmak. go far çok iş görmek
    • çok etkili olmak
    • yüksek mevkiye ulaşmak. go for -e geçmek, sayılmak
    • peşinde olmak, peşine düşmek, aramak
    • almaya gitmek
    • k.dili sal- dırmak
    • k.dili çok beğenmek. go for a song çok ucuza satılmak. go great guns büyük bir başarı göstermek. go hang kahrolmak
    • unutulmak. go halves k.dili paylaşmak. go hard with güç duruma düşürmek. go hungry aç kalmak. go in and out girip çıkmak. go in debt borçlanmak. go in for katılmak, meraklısı olmak. go into giymeye başlamak
    • meslek olarak seçmek
    • iyice araştırmak
    • bö- lünmek. Two will go into six. Altı ikiye bölünür. Three into two won't go. İki üçe bölünmez. go in with ile girişmek, ile ortak olmak. go into effect yürürlüğe girmek. go it (uygunsuzca, usulsüzce, çılgınca) davran mak
    • meşgul olmak
    • idare etmek
    • atılmak. go mad çıldırmak, delirmek. go native yerli gibi olmak, yerlilere benzemek. go off patlamak, ateş almak
    • gitmek
    • sönmek, kesilmek
    • uyumak
    • çıkmak (sahneden). The party went off well. Ziyafet başarılı idi. go on devam etmek, ileri gitmek
    • hareket etmek
    • sahneye çıkmak. Go on ! Devam et! Yapma ! İnanmıyorum. go on strike grev yapmak. go on the road turneye çıkmak (tiyatro toplu- luğu). go on the stage tiyatro hayatına atılmak. go one better (başkasından) daha ileri gitmek. go out çıkmak, evden ayrılmak
    • sönmek
    • geçmek (moda)
    • grev yapmak
    • oyundan çıkmak. go over geçmek, öbür tarafa geçmek
    • tekrarlamak
    • incelemek, tetkik etmek, prova etmek
    • k.dili başarmak. go places hayatta ilerlemek. go round bak. go around. go shares with ile paylaşmak. go steady devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek. go the whole hog istediğini elde etmek için her şeyi göze almak
    • çekinmeden girişmek. go through yoklamak, gözden geçirmek
    • geçirmek (hastalık, tecrübe)
    • üstünden girip altından çıkmak, sarfedip bitirmek
    • geçmek
    • durmadan gitmek (tren)
    • kabul edilmek (tasan). go through fire and water büyük imtihandan geçmek, çok ıstırap çekmek. go through with yürütmek, sonuca bağlamak, bitirmek. Go to! eski Haydi! go to bed yatmak
    • matb. baskıya gitmek
    • cinsel ilişkide bulunmak. go to great expense çok masrafa girmek. go to hell cehenneme gitmek
    • mahvolmak. Go to hell! Allah kahretsin ! Cehennem ol ! go to ground deliğine kaçmak (av). go to one's head başını döndürmek
    • kafasını tutmak. go to pieces parçalanmak
    • manen ve maddeten düşmek
    • sıhhati bozulmak
    • ayılıp bayılmak. go to press basılmak (gazete, kitap). go to sea denizci olmak
    • denize çıkmak. go to the country İng. kendi seçim bölgesinin oyuna başvurmak. go to the dogs berbat olmak, düşmek, mahvolmak. go to the wall altta kalmak, iflas etmek. go to town şehre inmek
    • büyük bir enerjiyle hareket etmek. go together dü- zenlenmek, yerine oturtulmak, uymak takıl- mak
    • iyi gitmek
    • beraber gitmek. go too far fazla ileri gitmek, haddini aşmak. go under batmak
    • if lâs etmek. go under the name of adıyla tanınmak. go underground gizli teş- kilât kurmak, faaliyetine gizli olarak devam etmek. go up çıkmak, yükselmek, fırlamak
    • tiyatro sahnenin arka tarafma gitmek
    • İng. üniversiteye girmek
    • k.dili mahvolmak, bat- mak. go up in flames tutuşup yanmak. go with beraber gitmek, uygun olmak, yaraşmak
    • k.dili ile flört etmek. go with the tide zamana uymak. go without -siz olmak, mahrum olmak. go without saying söz götürmemek, söylemeye lüzum olmamak, ortada olmak, aşikâr olmak. a going concern başarılı bir iş. a good rule to go by uygulanmaya değer bir kural, fayda görülen bir kural. Here goes! Başlıyoruz! Haydi bakalım! How is it going? işler nasıl gidiyor? Let go ! Bırak ! as far as it goes bir dereceye kadar. as far as that goes mademki ondan bahsediyoruz. Who goes there? ask. Kim o ?
  2056. goa İng.
    • i. Goa.
  2057. goad İng.
    • i., f. üvendire
    • f. üvendire ile dürtmek veya sürmek
    • teşvik etmek, dürtmek.
  2058. goal İng.
    • i. gaye, hedef, maksat, nişan
    • spor gol
    • kale. goalie i., k.dili kaleci. goalkeeper i. kaleci. goal line gol çizgisi. goal posts spor kale direkleri.
  2059. goat İng.
    • i. keçi, teke
    • astr. Oğlak burcu
    • argo şakaya hedef olan kimse
    • zampara. goatherd i. keçi çobanı. get one's goat argo bir kiınsenin sinirine dokunmak, kızdırmak. the sheep and the goats iyiler ve kötüler. striped goatfish barbunya, zool. Muslus barbatus. Syrian goat küpeli keçi. wild goat yaban keçisi,(zool).Coprahircus, goaty (s).keçi gibi,kaba, pis,goatishly (z) kaba bir şekilde, pis olarak goatishness (I), kabalık, pislik, zorbalık.
  2060. goatee İng.
    • (i.) sivri sakal, keçi sakalı, yalnız çenede olan sakal .
  2061. goatsbeard İng.
    • (i.) teke sakalı, (bot.) Tragopogon pratensis .
  2062. goatskin İng.
    • (i.) keçi postu .
  2063. goatsucker İng.
    • (i.) çobanaldatan, keçisağan, (zool.) Caprimulgus europaeus .
  2064. gob İng.
    • (i.), (k.dili) parça, küme
    • (k.dili) Amerikan deniz eri
    • (çoğ.) büyük miktar, çok .
  2065. gobang İng.
    • (i.) Japonya'da dama tahtasında oynanan bir oyun .
  2066. gobbet İng.
    • (i.) et parçası .
  2067. gobble İng.
    • (f.) çabuk çabuk yemek, yutmak
    • A.B.D., argo kapmak .
  2068. gobble İng.
    • (f.), (i.) hindi gibi sesler çıkarmak
    • (i.) hindi sesi. gobbler (i.) baba hindi .
  2069. gobbledygook İng.
    • (i.), (k.dili) karışık ve anlamsız yazı veya söz .
  2070. göbek Tür.
    • umbilical. omphalic. belly. belly button. navel. umbilicus. core. heart. center. centre. midpoint. bay window. branch. center-piece. centre-piece. omphalos. pod. spare tire. spare tyre.
  2071. göbek Tür.
    • hub. core. nucleus. navel. pot-belly. the middle. the central part. generation. nave. armature. kern. vortex. rosette. bossing. boss. knop. center point. focus. midpoint. umbilicus.
  2072. göbek Tür.
    • belly. navel.
  2073. göbek adı Tür.
    • name given to a child when its umbilical cord is cut. middle name.
  2074. göbek bağı Tür.
    • infant"s belly band. umbilical cord.
  2075. göbek dansı Tür.
    • bellydance.
  2076. göbek havası Tür.
    • music for a belly dance.
  2077. göbek taşı Tür.
    • heated marble platform on which one lies to sweat in a Turkish bath.
  2078. göbeklenmek Tür.
    • to become pounchy. to get a pot-belly. to develop a heart.
  2079. göbekli Tür.
    • paunchy. potbellied.
  2080. göbekli Tür.
    • naveled. pot-bellied. paunchy.
  2081. göbekli Tür.
    • bellied. paunchy. potbellied. bellied.
  2082. gobelin İng.
    • (i.) goblen duvar halısı .
  2083. gobetween İng.
    • (i.) aracı, arabulucu:simsar, tellâl .
  2084. gobi desert İng.
    • Gobi Çölü .
  2085. goblen Tür.
    • goblin stitch. tapestry.
  2086. goblen Tür.
    • gobelin tapestry.
  2087. goblet İng.
    • (i.) kadeh .
  2088. goblin İng.
    • (i.) gulyabani, cin .
  2089. gobo İng.
    • (i.) mercek siperi .
  2090. goby İng.
    • (i.), (k.dili) saygısızlık
    • görmezlikten gelme
    • kaçınma, çekimserlik. give someone the go-by tanımazlıktan gelmek, yüz vermemek .
  2091. goby İng.
    • (i.) kayabalığı, Gobiidae familyasından bir balık. black goby kömürcün kayası, (zool.) Gobius niger fresh water goby dere kayası., (zool.) Gobius fluviatilis rock goby hortumkayası, (zool.) Gobius pa ganellus. yellow goby sazkayası.
  2092. göç Tür.
    • migratory. immigration. migration. emigration. drift. exodus. expatriation. transmigration.
  2093. göç Tür.
    • emigration. immigration. exodus. move. run.
  2094. göç Tür.
    • emigration. exodus. immigration. migration. settlement. change of abode.
  2095. göç etmek Tür.
    • to migrate. expatriate. immigrate. move.
  2096. göç etmek Tür.
    • immigrate. migrate.
  2097. gocart İng.
    • (i.) oyuncak çocuk arabası
    • çocuğu yürümeye alıştırmak için kullanılan tekerlekli sandalye
    • çocuk arabası
    • hafif araba
    • (bak.) gokart .
  2098. göçebe Tür.
    • nomad. wandering. migratory. roving. migrant. vagrant. nomad. wanderer. immigrant.
  2099. göçebe Tür.
    • nomad. wanderer. nomadic. migrant. migratory.
  2100. göçebe Tür.
    • migrant. nomad. nomandic. migratory. migrating. wandering. nomadic.
  2101. göçebelik Tür.
    • nomadic life. migration. wandering.
  2102. göçermek Tür.
    • to run over. to transfer.
  2103. göçertmek Tür.
    • to knock down. to demolish.
  2104. göçme Tür.
    • cave in. collapse. immigration.
  2105. göçmek Tür.
    • to emigrate. to migrate. to move off / to. to migrate seasonally. to fall down. to cave in. to collapse. to sink. to break. to fail. to pass. to slump. to die. dent. depart. tumble down.
  2106. göçmek Tür.
    • migrate. emigrate. immigrate. trek. fall in. die. dent. go hence. transmigrate.
  2107. göçmek Tür.
    • dent. immigrate. migrate. to migrate. to fall down. cave in. to emigrate. to move house. to dent. to collapse. to cave in. to die. to pass away.
  2108. göçmen Tür.
    • migratory. migrant. emigrant. immigrant. emigrant. migrant. settler. incomer.
  2109. göçmen Tür.
    • emigree. immigration. settler. emigrant. evacuée. immigrant.
  2110. göçmen Tür.
    • emigrant. immigrant. migrant. settler. migratory.
  2111. göçmenlik Tür.
    • migration. the state of being a migrant.
  2112. göçmenlik Tür.
    • immigration. migration.
  2113. göçük Tür.
    • subsidence. cave in.
  2114. göçük Tür.
    • dent.
  2115. gocundurmak Tür.
    • to offend.
  2116. gocunmak Tür.
    • to take offense. to take offence.
  2117. gocunmak Tür.
    • to take offense at.
  2118. god İng.
    • (i.) ilâh, mabut
    • put, sanem
    • (b.h.) Allah, Tann, Cenabı Hak
    • ilah mertebesine çıkarılmış kimse veya şey
    • büyük kudret sahibi kimse. God forbid! Allah esirgesin! Allah korusun ! Maazallah ! God knows ! (k.dili) Vallahi ! God only knows ! Allah bilir ! God's acre kilise avlusundaki mezarlık. God save the King ! Yaşasın Kral ! God willing inşallah, Allah isterse. act of God (huk.) zorlayıcı sebep
    • yıldırım inmesi gibi gelen ve insan kudretini aşan afet. a feast for the gods şahane bir ziyafet. for God's sake Allah aşkına, Allah rızası için . Good God ! Aman Yarabbi ! serve God and Mammon hem Allaha hem paraya tapınmak. So help me God Allah yardımcım olsun (mahkemede yemin edilirken söylenir). Thank God ! Allaha şükür ! Maşallah ! would to God keşke. Ye gods ! Hay Allah !
  2119. godchild İng.
    • (i.) vaftizi üzerine alınan çocuk, vaftiz evladı.
  2120. goddamn İng.
    • ünlem, (s.) Kahrolsun! (s.) kahrolası .
  2121. goddess İng.
    • (i.) mabude, ilahe, tanrıça
    • çok cazip kadın .
  2122. godfather İng.
    • (i.) vaftiz babası, manevi baba .
  2123. godfearing İng.
    • (s.) dindar .
  2124. godforsaken İng.
    • (s.) Allah tarafından terkedilmiş
    • vicdansız
    • kahrolası .
  2125. godhead İng.
    • (i.) Allah, mabut .
  2126. godhood İng.
    • (i.) ilâhilik, tanrılık vasfı .
  2127. godless İng.
    • (s.) Allahı tanımaz, Allahsız, dinsiz
    • günahkâr. godlessly (z.) Allahsızca. godlessness (i.) Allahsızlık, dinsizlik .
  2128. godlike İng.
    • (s.) Allah gibi, Allah'a benzer, tanrısal
    • fevkalade iyi godlikeness (i.) tanrısal oluş
    • üstünlük, fevkalâdelik .
  2129. godly İng.
    • (s.) Allah'a saygı duyan, dindar
    • ilâhi . godliness (i.) dindarlık .
  2130. godmother İng.
    • (i.) vaftiz anası .
  2131. godoş Tür.
    • pimp.
  2132. godown İng.
    • (i.) (uzakdoğuda) ambar. godroon (bak.) gadroon .
  2133. godsend İng.
    • (i.) beklenilmedik zamanda vaki olan iyi bir şey, tam vaktinde Allah'tan gelen yardım .
  2134. godspeed İng.
    • ünlem Allah yardımcın olsun !
  2135. godwards İng.
    • (s.) Allah'a doğru, Allah'a yönelmiş .
  2136. godwit İng.
    • (i.), (zool.) Limosa familyasından çulluğa benzeyen bir kuş .
  2137. goer İng.
    • (i.) giden kimse, gidici kimse .
  2138. goffer İng.
    • (f.), (i.) kırma yapmak, kırmak, kıvırmak
    • (i.) kırma demiri veya kalıbı
    • kırma .
  2139. gofret Tür.
    • wafer.
  2140. gofret Tür.
    • a waffle-like chocolate cookie.
  2141. gogetter İng.
    • (i.), ABD, (k.dili) becerikli kimse, açıkgöz kimse, her istediğini elde edebilen kimse .
  2142. goggle İng.
    • (f.), (s.) şaşı bakmak
    • devirmek (gözlerini), belertmek
    • (s.) patlak (göz), dışarı fırlamış (göz). goggleeyed (s.) patlak gözlü.
  2143. goggles İng.
    • (i.), (çoğ.) şoför veya pilotlara mahsus iri gözlük, tayyareci gözlüğü
    • renkli gözlük, güneş gözlüğü
    • sualtı gözlüğü.
  2144. göğüs Tür.
    • pectoral. mammillary. breast. booby. bosom. chest. bust. thorax. mammo-.
  2145. göğüs Tür.
    • chest. bosom. forward part. breast. heart. thorax.
  2146. göğüs Tür.
    • bosom. breast. chest. thorax. boob meme. brisket. forward part.
  2147. göğüs boşluğu Tür.
    • pectoral.
  2148. göğüs darlığı Tür.
    • asthma.
  2149. göğüs eti Tür.
    • brisket.
  2150. göğüs göğüse Tür.
    • at close quarters.
  2151. göğüs kafesi Tür.
    • ribcage.
  2152. göğüs kemiği Tür.
    • breast bone.
  2153. göğüslemek Tür.
    • to breast. to stand to. to resist.
  2154. göğüslemek Tür.
    • to breast. to push with the breast. to block sb. to interpose oneself. to resist. to intercept.
  2155. göğüslemek Tür.
    • breast.
  2156. göğüslük Tür.
    • chest protector.
  2157. göğüslük Tür.
    • apron. breastplate. dickey. plastorn.
  2158. going İng.
    • (i.), (s.), (f.) gidiş, ayrılış
    • yolların durumu
    • (s.) mevcut olan
    • hareket eden
    • işleyen
    • (f.) gelecek zamanı belirten yardımcı fiil: I am going to do this. Bunu yapacağım. goings on (k.dili) olup bitenler, hal ve hareket (çoğu zaman fena anlamda). a going concern başarılı iş veya şirket. It's going on four o'clock Saat dörde geliyor. There is nothing going on. Hiç bir şey olduğu yok. set the clock going saati kurmak .
  2159. goitertre İng.
    • (i.), (tıb.) guatr, guşa. goitered, goitrous (s.) guatrı olan, guatra ait .
  2160. gök Tür.
    • sky. heavens. the firmament. blue. heaven. sphere. vault.
  2161. gök Tür.
    • firmament. sky.
  2162. gök Tür.
    • celestial. sky. the blue. heaven. firmament.
  2163. gök gürlemesi Tür.
    • thunderclap.
  2164. gök gürlemesi Tür.
    • thunder. a clap of thunder. roll. thunderblast.
  2165. gök gürültüsü Tür.
    • thunder. clap of thunder. thunderclap.
  2166. gök kubbe Tür.
    • canopy. firmament. vault of heaven. welkin.
  2167. gokart İng.
    • (i.), A.B.D. ufak motorlu yarış arabası .
  2168. gökçe Tür.
    • celestial. heavenly. sky blue. beautiful. pretty. bluish. blue-green.
  2169. gökdelen Tür.
    • skyscraper. tower block.
  2170. gökdelen Tür.
    • skyscraper. high- rise building.
  2171. gökdelen Tür.
    • skyscraper.
  2172. gökkuşağı Tür.
    • rainbow. bow. iris.
  2173. gökkuşağı Tür.
    • rainbow.
  2174. göksel Tür.
    • empyreal. heavenly. supernal.
  2175. göksel Tür.
    • celestial. heavenly. spheric. ethereal.
  2176. göksel Tür.
    • celestial. heavenly.
  2177. gökyüzü Tür.
    • sky. the visible sky.
  2178. gökyüzü Tür.
    • sky. heaven. azure. air. vault of heaven. canopy of heaven. ether. sphere. welkin. skies.
  2179. gökyüzü Tür.
    • air. firmament. sky.
  2180. gol Tür.
    • Secure Channel.
  2181. gol Tür.
    • Government On-Line is a federal government project aimed at building electronic services around its customers, or citizens.
  2182. gol Tür.
    • Government On-line.
  2183. gol Tür.
    • Government Office for London.
  2184. gol Tür.
    • Gold. goal.
  2185. gol Tür.
    • goal.
  2186. gol Tür.
    • goal.
  2187. göl Tür.
    • lake. inland-waterway bill of lading. water.
  2188. göl Tür.
    • lacustrine. lake. mere.
  2189. göl Tür.
    • lacustrine. lake.
  2190. golcü Tür.
    • scorer. goal-scorer. kicker. executioner.
  2191. golcü Tür.
    • scorer.
  2192. gölcük Tür.
    • tank. water.
  2193. gold İng.
    • (i.), (s.) altın
    • altın para
    • servet, zenginlik
    • altın rengi, sarı renk
    • yaldız, dore
    • (s.) altından yapılmış. gold amalgam civalı altın. gold basis altın esası
    • piyasanın altın fiyatlarına göre ayarlanışı. gold beater varakçı. gold beetle altın gibi parlayan bir böcek. gold brick argo üşenip işini yapmayan kimse
    • (k.dili) kıymetli görünen sahte şey. gold clause A.B.D. tahvil karşllığının vadesi gelince altın ile ödenmesi şartını koşan madde. gold digger altın arayıcısı
    • argo erkeklerden para sızdırmaya çalışan kadın, slang fındıkçı. gold dust altın tozu. gold fever altın madeni arama deliliği, altın humması. gold foil altın varak, ince altın. gold leaf çok ince altın varak. gold mine altın madeni
    • servet kaynağı. gold rush altına hücum. gold standard para değerinde altını esas tutma usulü, altın esası. gold star mother harpte şehit olan askerin annesi. gold thread kılaptan, sırma tel. gold washer yıkayarak altını kumdan ayıran kimse veya alet. a heart of gold altın kalp, saf ve temiz kalp. old gold kahveren- gine çalan mat sarı renk.
  2194. gold coast İng.
    • Afrika'da Altın Kıyısı .
  2195. golden İng.
    • (s.) altın, altından yapılmış
    • altın renginde
    • çok kıymetli, fevkalade
    • gönençli. Golden Age Yunan ve Roma ef- sanelerinde geçen, insanların barış ve mutluluk içinde yaşadıkları eski bir devir
    • altın (çağ.) golden eagle kaya kartalı
    • altın kartal. golden fleece altın pösteki, (bak.) Argonaut. Golden Gate San Francisco körfezinin ağzı. Golden Horn (İstanbul'daki) Haliç . golden mean ılımlılık, itidal, ifrata kaç- mayış. golden rule Herkese iyilik et kaidesi . golden wedding evliliğin ellinci yıldönümü. Silence is golden. Sükut altındır.
  2196. goldenrod İng.
    • (i.) Compositae familyasmdan uzun saplı bir sarı çiçek .
  2197. goldfinch İng.
    • (i.) saka kuşu, (zool.) Carduelis carduelis
    • karabaşlı iskete
    • bunlara benzer birkaç sarı kuş .
  2198. goldfish İng.
    • (i.) havuz balığı, kırmızı balık, (zool.) Carassius auratus.
  2199. goldilocks İng.
    • (i.) sarı bukleli saçları olan kimse
    • düğünçiceği, (bot.) Ranunculus .
  2200. goldsmith İng.
    • (i.) kuyumcu .
  2201. gölet Tür.
    • small lake. pond. puddle.
  2202. gölet Tür.
    • pool. puddle. small lake. pond.
  2203. gölet Tür.
    • pond. puddle. pool. slough.
  2204. golf Tür.
    • To play at golf. a game played on a large open course with 9 or 18 holes
    • the object is use as few strokes as possible in playing all the holes play golf.
  2205. golf Tür.
    • This fee helps to supplement the revenue and aid in the expense of maintaining the LSU Golf Course For this fee, each full-time student receives a discounted green fee. n golf. a game played on a large open course with 9 or 18 holes
    • the object is use as few strokes as possible in playing all the holes. play golf.
  2206. golf Tür.
    • He who drives the ball into each of a series of small holes in the ground and brings it into the last hole with the fewest strokes is the winner.
  2207. golf Tür.
    • gulf, golf.
  2208. golf Tür.
    • golf.
  2209. golf Tür.
    • golf.
  2210. golf Tür.
    • Global Oscillations at Low Frequencies Helioseismology instrument aboard SOHO which analyzes the vibrational modes of the Sun more!.
  2211. golf Tür.
    • A game played with a small ball and a bat or club crooked at the lower end.
  2212. golf İng.
    • (i.), (f.) golf oyunu
    • (f.) golf oynamak. golf club golf değneği
    • golf kulübü. golfer (i.) golf oyuncusu.
  2213. golf pantolon Tür.
    • plus fours.
  2214. golf pantolon Tür.
    • knickerbockers.
  2215. golfçü Tür.
    • golfer.
  2216. golfstrim Tür.
    • gulf stream.
  2217. gölge Tür.
    • shadow. shade. silhoutte. cloud. dark. simulacrum.
  2218. gölge Tür.
    • shadow. shade. shading. ghost.
  2219. gölge Tür.
    • cloud. shade. shadow. silhouette. umbra.
  2220. gölgeleme Tür.
    • shadowing.
  2221. gölgeleme Tür.
    • shade.
  2222. gölgelemek Tür.
    • to put in the shade to cast a shadow. to overshadow. to shade in. cloud. shade.
  2223. gölgelemek Tür.
    • overshadow. shade. shadow. to put in the shade. to overshadow. to shade in. to leave in the shade.
  2224. gölgelendirme Tür.
    • shading.
  2225. gölgelendirmek Tür.
    • shade. to shade. to give shade. shadow.
  2226. gölgelenmek Tür.
    • to be shaded.
  2227. gölgeli Tür.
    • shadowy.
  2228. gölgeli Tür.
    • Shaded.
  2229. gölgeli Tür.
    • dusky. shadowy. shady. shaded.
  2230. gölgeli resim Tür.
    • shaded drawing.
  2231. gölgelik Tür.
    • shady spot. arbor. awning.
  2232. gölgelik Tür.
    • arbour. brim. canopy. shady spot. arbor. bower.
  2233. golgotha İng.
    • (i.) Golgota, Hazreti İsa'nın çarmıha gerildiği yer
    • (k.h.) cefa çekilen yer .
  2234. goliard İng.
    • (i.) ortaçağda Avrupa'da oradan oraya gezerek Latin yergi şiir veya şarkıarı yazıp söyleyen öğrenciler,
  2235. goliath İng.
    • (i.) Hazreti Davud' un öIdürdüğü dev gibi adam, Calut .
  2236. golly İng.
    • ünlem, (k.dili) Allah Allah !
  2237. golosh İng.
    • (bak.) galosh.
  2238. gomalak Tür.
    • shellac.
  2239. gombroon İng.
    • (i.) İran isi beyaz porselen .
  2240. gömlek Tür.
    • shirt. woman"s slip. doctor"s white coat. book jacket. generation. gas mantle. level. covering. cast of paint. cylinder liner. sleeve. integument. shade. smock.
  2241. gömlek Tür.
    • shirt. blouse.
  2242. gömlek Tür.
    • shirt.
  2243. gömlekçi Tür.
    • shirt maker. seller of shirts.
  2244. gömlekçi Tür.
    • shirtmaker.
  2245. gömlekçilik Tür.
    • the making or selling of shirts.
  2246. gömleklik Tür.
    • shirting. a shirt-length of material.
  2247. gömme Tür.
    • inlaid. built-in. let-in. flush. sunken. sunk. burying. burial. committal service. entombment. inhumation. interment. sepulture.
  2248. gömme Tür.
    • burying. inlaid. buried. set-in. recessed. sunken. embedded. engaged. build-in. sinking. insertion. embedding. countersunk. inset. inserted. inlay. inlaying. inlaid work. impression. inlet. fitment. built in. bury. committal. funeral. nesting. sepu.
  2249. gömme Tür.
    • burial. funeral.
  2250. gömme banyo Tür.
    • sunken bathtub.
  2251. gömme dolap Tür.
    • inset cupboard.
  2252. gömme dolap Tür.
    • closet.
  2253. gömme kilit Tür.
    • inset lock.
  2254. gömmek Tür.
    • embed. to bury. to inter. to install. to set in. to build in. to sink. to inlay. to embed. to penetrate. to earth. to drive. to counter-sink. to pitch. dig oneself in. entomb. nest.
  2255. gömmek Tür.
    • bury. let in. commit to the ground. dig in. embed. entomb. immerse. inhume. inter. intomb. lay to rest. sink. sink into.
  2256. gömmek Tür.
    • bury. embed. inter. to bury. to inter. to lay sb to rest. to embed. to inlay.
  2257. gomorrah İng.
    • (bak.) Sodom .
  2258. gömü Tür.
    • treasure. buried treasure. treasure define.
  2259. gömü Tür.
    • buried treasure.
  2260. gömük Tür.
    • buried. recessed.
  2261. gömüleme Tür.
    • hoarding.
  2262. gömülme Tür.
    • entombment.
  2263. gömülmek Tür.
    • to be buried. to sink deeply into. to be laid to rest.
  2264. gömülmek Tür.
    • lapse.
  2265. gömülü Tür.
    • buried. sunk into. grown into.
  2266. gömülü Tür.
    • buried. sunk. grown.
  2267. gömülü Tür.
    • buried. sunk.
  2268. gön Tür.
    • thick leather.
  2269. gön Tür.
    • tanned hide. cowhide. leather. hide. skin.
  2270. gonad İng.
    • (i.), (anat.) yumurtalık veya erbezi .
  2271. gonca Tür.
    • bud. rosebud.
  2272. gonca Tür.
    • bud.
  2273. gonca Tür.
    • bud.
  2274. gönder Tür.
    • pole. flagstick. flagstaff. shaft. mast.
  2275. gönder Tür.
    • pole. flagstick. flagstaff. shaft.
  2276. gönder Tür.
    • flag-staff. flag staff. flagstaff.
  2277. gönderi Tür.
    • consignment. despatch.
  2278. gönderici Tür.
    • sender.
  2279. gönderilmek Tür.
    • to be sent to. to be dispatched.
  2280. gönderim Tür.
    • transfer. transmission.
  2281. gönderme Tür.
    • transmitting. sending. forwarding. consignment. conveyance. reference. shipping.
  2282. gönderme Tür.
    • dispatch. dispatching. expedition. forwarding. reference. sending. shipping. transmittal. shipment. traffic. conveying. mailing. transmitting. consignment.
  2283. gönderme Tür.
    • dismissal. dispatch. transmission. transportation. sending. reference.
  2284. göndermek Tür.
    • send. to send. to dispatch. to send away. to see off. to deliver. to delegate. to transmit. to expedite. to refer. to consign. to send in. to forward. despatch. relegate. send out. ship. ship off.
  2285. göndermek Tür.
    • send. send away. dispatch. consign. forward. address. bundle off. conjure away. expedite. freight. order away. refer. relegate. remit. route. send forth. send off. send out. ship. ship off. discharge. dismiss. emit. flash. transmit.
  2286. göndermek Tür.
    • send. send away. dispatch. consign. forward. address. bundle off. conjure away. expedite. freight. order away. refer. relegate. remit. route. send forth. send off. send out. ship. ship off.
  2287. göndertmek Tür.
    • to have sth sent.
  2288. gondol Tür.
    • gondola.
  2289. gondol Tür.
    • gondola.
  2290. gondola İng.
    • (i.) gondol
    • Kuzey Amerika'ya mahsus dibi düz bir mavna
    • yolcular için balona takılan vagon
    • (d.y.) üstü açık yük vagonu.
  2291. gondolcu Tür.
    • gondolier.
  2292. gondolcu Tür.
    • gondolier.
  2293. gondolier İng.
    • (i.) gondolcu .
  2294. gone İng.
    • (bak.) go
    • (s.) ayrılmış
    • kaybolmuş
    • yok olmuş, mahvolmuş
    • öImüş
    • geçmiş
    • sevdalanmış, aşık olmuş. far gone çok ilerlemiş, ileri safhada
    • öIümün eşiğinde, bir ayağı çukurda . a gone feeling bitkinlik, baygınlık .
  2295. gönenç Tür.
    • prosperity. welfare. wellbeing. prosperity refah.
  2296. gönenç Tür.
    • prosperity.
  2297. gönenç Tür.
    • prosperity.
  2298. gönençli Tür.
    • prosperous.
  2299. gönendirmek Tür.
    • to bring prosperity to. to make happy.
  2300. goneness İng.
    • (i.) baygınlık, bitkinlik .
  2301. goner İng.
    • (i.), (k.dili) kurtulması imkânsız olan kimse veya şey .
  2302. gonfalon İng.
    • (i.) yatay bir direkten aşağıya doğru asılan bir çeşit bayrak. gon falonier' (i.) bu bayrağı taşıyan adam
    • orta çağda İtalya'da yüksek bir rütbe .
  2303. gong İng.
    • (i.) gong, tokmakla vurulunca ses çıkaran yassı bir madeni alet.
  2304. goniometer İng.
    • (i.) açıları öIçmeye mahsus alet
    • mimar gönyesi, goniometre.
  2305. gönlü zengin Tür.
    • generous.
  2306. gönlünce Tür.
    • to his heart"s content. after one"s heart.
  2307. gönlünce Tür.
    • in the way one"s heart desires.
  2308. gönlünü almak Tür.
    • propitiate.
  2309. gonorrhea İng.
    • (i.), (tıb.) belsoğukluğu .
  2310. gönül Tür.
    • mind. inclination. desire. willingness. heart.
  2311. gönül Tür.
    • heart. soul. feelings.
  2312. gönül Tür.
    • breast. heart. soul. feelings. mind. inclination. desire.
  2313. gönül bağı Tür.
    • ties of love.
  2314. gönül darlığı Tür.
    • distress.
  2315. gönül ferahlığı Tür.
    • contentment.
  2316. gönül rahatlığı Tür.
    • contentment. complacency.
  2317. gönül rahatlığı Tür.
    • complacency.
  2318. gönül tokluğu Tür.
    • contentment.
  2319. gönül yarası Tür.
    • heartbreak. wound.
  2320. gönül yarası Tür.
    • heartbreak.
  2321. gönül yarası Tür.
    • heartache.
  2322. gönüllü Tür.
    • willing. voluntary. ready. volunteer.
  2323. gönüllü Tür.
    • volunteer. willing. ready. unsalaried clerk. voluntary.
  2324. gönüllü Tür.
    • prepared. ready. voluntary. volunteer. willing. lover. of one"s own accord. voluntarily.
  2325. gönüllülük Tür.
    • readiness. willingness.
  2326. gönüllülük Tür.
    • readiness. willingness.
  2327. gönülsüz Tür.
    • unwilling. disinclined. loath. reluctant.
  2328. gönülsüz Tür.
    • grudging. indisposed. loath. reluctant. humble. modest. unwilling. disinclined. half-hearted.
  2329. gönülsüzlük Tür.
    • unwillingness. indisposition. reluctance.
  2330. gönye Tür.
    • square. try square. set square.
  2331. gönye Tür.
    • setsquare. square. t-square. rule. miter. miter joint. mitre.
  2332. gönye Tür.
    • set-square.
  2333. goo İng.
    • (i.), A.B.D., argo yapışkan madde
    • çamur .
  2334. goober İng.
    • (i.), A.B.D. Amerikan fıstığı .
  2335. good İng.
    • (s.) (better, best) (i.), ünlem iyi, âIâ, güzel, hoş
    • uygun, münasip, yerinde
    • faydalı
    • doğru
    • hayır sahibi, kerim, cömert
    • uslu, itaatli
    • dini bütün
    • muteber
    • şerefli
    • sağlam, mükemmel, dolgun
    • çok, büyük
    • hünerli
    • güvenilir
    • hayırlı
    • bozulmamış
    • sıhhatli
    • (i.) salâh, iyilik, doğruluk
    • iyi ve hayırlı şey
    • hayır
    • fayda
    • menfaat, yarar
    • the ile iyi insanlar
    • ünlem, bazen very ile pekalâ. good and (k.dili) tamamen, çok. good breeding terbiye. Good day Merhaba. Günaydın. Allaha ısmarladık. Güle Güle. Good evening iyi akşamlar. Akşam şerifler hayrolsun. Tünaydın. good fellow iyi adam, iyi çocuk, hoşsohbet kimse. good fellowship (i.) sohbet, arkadaşlık. good for -e yarar
    • muteber
    • dayanır. good for a lira bir lira değe- rinde. good for nothing hiç bir işe yaramaz. Good for you ! Aferin ! Good gracious ! Allah Allah ! Tuhaf şey !l Good heavens ! Aman yarabbi ! Allah Allah ! good humor hoş mizaç
    • şakacılık. good looking (s.) yakışıklı, güzel
    • cazip. Good morning Günaydın. Sabah şerifler hayrolsun. good natured (s.) iyi huylu, yumuşak huylu. Good night İyi geceler. Allah rahatlık versin. good offices yardım, vasıta olma, ara bul ma (özellikle diplomatik konularda). good old days geçmiş iyi günler. good sense makul düsünüş, aklıselim. good-tempered (s.) iyi huylu, yumuşak başlı. good works hayır işleri, hasenat, sevap. a good long time bir hayli uzun zaman. a sood turn iyilik etme. a good while bir hayli zaman. good and angry epey kızgın. as good as hemen hemen, neredeyse
    • gerçekten. as good as dead hemen hemen öImüş gibi . as good as gold gerçekten altın gibi . Be good enough to come .(ing.) Gelmek lütfunda bulunun. for good veya for good and all temelli olarak, daimi olarak. He will come to no good . 0 adam olmaz. hold good geçerli olmak
    • değerini korumak. How good of you ! (ing.) Bu ne lütuf ! Çok naziksiniz . I have a good mind to... aklıma koydum, tasarladım, yapacağım. in good spirits neşeli, keyfi yerinde. make good başarmak, muvaffak olmak, adam olmak, sağlamlaştırmak
    • (zararını) ödemek. to the good kârdır . What's the good of it? Neye yarar?
  2336. goodby , good-bye İng.
    • ünlem, (s.), (i.) Allaha Ismarladık. Hoşça kal. Güle güle. Selametle
    • (s.), (i.) veda .
  2337. goodly İng.
    • (s.) güzel, hoş görünüşlü
    • büyük. goodliness (i.) iyilik, iyi huyluluk .
  2338. goodness İng.
    • (i.), ünlem iyilik, güzellik
    • erdem, mükemmellik
    • cömertlik, ne- zaket
    • fazilet
    • faydalı kısım
    • ünlem Allah! Goodness knows! Allah bilir! For good ness' sake! Allah aşkına ! Thank good ness! Allaha şükür! have the goodness to lütfen, nezaketen . I wish to goodness aman, keşke, Allah vere.
  2339. goods İng.
    • (i.), (çoğ.) eşya, mal
    • kumaş
    • gayri menkul eşya
    • A.B.D., argo gerekli vasıflar. goods train (ing.) marşandiz, yük katarı. deliver the goods A.B.D., (k.dili) beklenilen bir şeyi muvaffakıyetle yapmak. get the goods on argo suç delillerini elde etmek, elinde suç delilleri olmak .
  2340. goodwill İng.
    • (i.), good will iyi niyet, hüsnüniyet, hayırhahlık
    • neşe
    • (ikt.) bir ticaret yerinin itibar ve müşteri ilişkileri gibi manevi değerleri. good-will ambassador iyi niyet elçisi.
  2341. goody İng.
    • (i.), (k.dili), (s.), ünlem şekerleme, bonbon
    • (s.) sahte sofu
    • ünlem, (ç.dili) ne iyi. goody-goody (i.) hanım evlâdı .
  2342. gooey İng.
    • (s.), (k.dili) yapışkan.
  2343. goof İng.
    • (i.), (f.), argo ahmak kimse
    • hata
    • (f.) hata yapmak. goof up argo bozmak
    • becerememek, altüst etmek. goof off argo işten kaçınmak, atlatmak, başından atmak.
  2344. goofy İng.
    • (s.), argo ahmak akılsız, budala
    • saçma.
  2345. googol İng.
    • (i.), (mat.) 10100, onun yüzüncü kuvveti.
  2346. googolplex İng.
    • (i.), (mat.) (10 1o) 100.
  2347. gook İng.
    • (i.), A.B.D., argo çamur, balçık, yapışkan pislik
    • A.B.D., (asağ.) Endonezyalı.
  2348. goon İng.
    • (i.), argo bir şantajcının adamı olan katil, kundakçı
    • işverenin grevcilere karşı şiddet kullanan adamı
    • ahmak kimse .
  2349. goop İng.
    • (i.), A.B.D., (k.dili) yapıştırıcı madde
    • kaba kimse.
  2350. goose İng.
    • (çoğ. geese) (i.) kaz, (zool.) Anser
    • kaz eti
    • budala kimse, ahmak kimse. goose egg argo sıfır. goose flesh tüyleri diken diken olmuş deri. goose step kaz adımı
    • Alman askerinin yürüyüşü. cook one's goose işini bozmak. fox and geese kör- ebe oyunu
    • bunu taklit ederek dama tahtası üstünde oynanan birkaç çesit oyun. kill the goose that lays the golden egg altın yumurtlayan kazı kesmek, işini kendi eliyle bozmak. red-breasted goose kızıl kaz, (zool.) Branta ruficollis.
  2351. goose İng.
    • (i.) (çoğ. gooses) terzi ütüsü.
  2352. goose İng.
    • (f.), argo poposuna vurmak.
  2353. gooseberry İng.
    • (i.) bektaşi üzümü, (bot.) Ribes grossularia.
  2354. goosefoot İng.
    • (i.) kazayağı, (bot.) Chenopodium .
  2355. gooseherd İng.
    • (i.) kaz çobanı .
  2356. gooseneck İng.
    • (i.) kaz boynu şeklinde şey .
  2357. goosequill İng.
    • (i.) kaz kanadı tüyü
    • tüy kalem.
  2358. gopher İng.
    • (i.), (zool.) Kuzey Amerika'ya mahsus birkaç çeşit sincap.
  2359. gordian knot İng.
    • (mit.) kördüğüm
    • Büyük İskender'in çözemeyip kılıcı ile kestiği düğüm. cut the Gordian knot bir müşkülü olağanüstü bir şekilde halletmek .
  2360. gördürmek Tür.
    • to assign to sb.
  2361. gore İng.
    • (i.), (f.) peş, üç köşeli parça (kumaş)
    • (f.) kumaşı bu şekilde kesmek
    • peş koymak .
  2362. gore İng.
    • (i.), (f.) kan, pıhtılaşmış kan
    • (f.) boynuzla yaralamak .
  2363. göre Tür.
    • chit, brat, brat, cheeky little miss, saucy little miss, hussy.
  2364. göre Tür.
    • according to. in respect of. accordingly. with respect to. in accordance with. for all. pursuant. in pursuant of. pursuant to. by the side of. than. inasmuch as. according as. according to. to. by. for. after. considering. as regards. accord. per.
  2365. göre Tür.
    • according to. as to. in respect of. relative. according. according as. as per. by. considering. for. in. upon.
  2366. görece Tür.
    • relative bağıl. izafi.
  2367. görece Tür.
    • relative.
  2368. göreceli Tür.
    • relative. notional.
  2369. göreceli Tür.
    • relative.
  2370. göreceli Tür.
    • comparative. relative.
  2371. görecelik Tür.
    • relativity.
  2372. göreli Tür.
    • relative.
  2373. göreli Tür.
    • comparative. relative. relative bağıntılı. izafi. nispi. rölatif.
  2374. görelilik Tür.
    • relativity bağıntılılık. izafiyet. rölativite.
  2375. görelilik Tür.
    • relativity.
  2376. görenek Tür.
    • custom. usage. practice. tradition. experience. unwritten law. manner. observance. empical. traditional. sanction by usage.
  2377. görenek Tür.
    • custom. observance. routine. usage. use. tradition.
  2378. görenekçilik Tür.
    • conventionalism.
  2379. göreneksel Tür.
    • conventional. customary.
  2380. görev Tür.
    • task. duty. function. office. administrative function. assignment. bailiff. billet. business. cakewalk. charge. commission. employment. incumbency. job. jurisdiction. onus. part. place. portfolio. position. business position. role. service. station. stint.
  2381. görev Tür.
    • duty. mission. job. work. function. service. part. assignment. commission. appointment. billet. business. charge. devoir. employment. incumbency. office. piece of work. position. situation. stint. task. workings.
  2382. görev Tür.
    • appointment. assignment. commission. duty. function. job. office. onus. part. place. position. post. service. task.
  2383. görevcilik Tür.
    • functionalism.
  2384. görevdaş Tür.
    • co worker.
  2385. görevlendirilmek Tür.
    • to be entrusted with a task. to be charged with a duty.
  2386. görevlendirme Tür.
    • entrusting. employment. commission.
  2387. görevlendirme Tür.
    • delegation.
  2388. görevlendirmek Tür.
    • to charge sb with a duty. to entrust sb with a task. charge. nominate. warrant.
  2389. görevlendirmek Tür.
    • entrust. employ. place. give work. commission. deploy. draft. draught. draw out. elect. instruct. post. set on. station.
  2390. görevlendirmek Tür.
    • charge. commission. designate. employ. to commission. to charge. to employ.
  2391. görevlenmek Tür.
    • to be assigned duty.
  2392. görevli Tür.
    • on duty. employee. attendant. functionary. incumbent. office-bearer.
  2393. görevli Tür.
    • charged. assigned. appointed. on duty. commissional. commissioned. functionary.
  2394. görevli Tür.
    • attendant. officer. official. charged. employee. in charge. on duty.
  2395. görevsizlik Tür.
    • nonjurisdiction. lack of jurisdiction.
  2396. gorge İng.
    • (i.) koyak, vadi, iki dağ arasındaki geçit
    • oburcasına yutulan şey
    • su yolunu tıkayan birikinti
    • tiksinti.
  2397. gorge İng.
    • (f.) oburcasına çok veya çabuk yemek yemek, atıştırmak.
  2398. gorgeous İng.
    • (s.) muhteşem, harikulade, parlak, debdebeli, göz kamaştırıcı. gorgeously (z.) muhteşem bir şekilde.
  2399. gorget İng.
    • (i.) boğaz zırhı
    • zırhlı yakalık
    • adi yakalık, kadın yakası
    • gerdanlık
    • (zool.) bazen kuş boğazında bulunan ayırt edici renkli benek
    • (tıb.) taş çıkarmaya mahsus cerrah aleti.
  2400. gorgon İng.
    • (i.), (mit.) kendisine her bakanın taş kesildiği farzolunan yılan saş1ı üç kadından biri, Gorgon
    • (k.h.) çirkin ve korkunç kadın.
  2401. gorgonzolacheese İng.
    • İtalya'ya mahsus bir çeşit peynir.
  2402. görgü Tür.
    • manners. experience. good manners. etiquette.
  2403. görgü Tür.
    • good manners. cultivation. breeding. etiquette. convenances. grace. manners.
  2404. görgü Tür.
    • experience. witnessing. good manners. etiquette. form.
  2405. görgü kuralları Tür.
    • rules of good forms. rules of etiquette. canons of conduct. code of conduct. manners.
  2406. görgü kuralları Tür.
    • etiquette.
  2407. görgü tanığı Tür.
    • eye witness. eye-witness.
  2408. görgü tanığı Tür.
    • eye witness.
  2409. görgülü Tür.
    • experienced. polite. well-mannered. well- mannered.
  2410. görgülü Tür.
    • cultivated. experienced. of good manners. polite. mannerly.
  2411. görgüsüz Tür.
    • impolite. ill-mannered. rude. inexperienced. brutish. ill- behaved.
  2412. görgüsüz Tür.
    • barbarous. graceless. ignorant. provincial. uncouth. inexperienced. without manners. impolite. ill-mannered. ill-bred. unmannerly. rude.
  2413. görgüsüzlük Tür.
    • lack of manners. rudeness. inexperience. lack of experience.
  2414. goril Tür.
    • gorilla.
  2415. goril Tür.
    • gorilla.
  2416. goril Tür.
    • bouncer. gorilla.
  2417. gorilla İng.
    • (i.), (zool.) en büyük cins maymun, goril
    • argo bir gangsterin şiddet için kullandığı yardımcı
    • amansız hırsız.
  2418. görkem Tür.
    • pomp. splendor. splendour. gorgeousness. magnificence. glory. brilliance. brightness. array. bravery. brilliancy. effulgence. grandeur. majesty. pomposity. radiance. resplendence. splendidness. state. stateliness. sumptuousness.
  2419. görkem Tür.
    • magnificence. pomp. flamboyance. glory. grandeur. lustre luster. majesty. pride. resplendence. splendour splendor. state.
  2420. görkem Tür.
    • array. glory. grandeur. majesty. pomp. splendour. state. splendor. magnificence. splendor debdebe. ihtişam. tantana. haşmet.
  2421. görkemli Tür.
    • magnificent. splendid. pompous. costly. glorious. grandiose. heroic. high. kingly. lordly. majestic. stately. sumptuous.
  2422. görkemli Tür.
    • magnificent. pompous. splendid. bright. brilliant. effulgent. fulgent. gallant. gorgeous. grandiose. imperial. majestic. olympian. palatial. proud. puffy. queenlike. queenly. refulgent. stately. sublime. sumptuous. brave.
  2423. görkemli Tür.
    • august. brilliant. gallant. glittering. glorious. grand. grandiose. imposing. magnificent. majestic. palatial. plush. princely. proud. resplendent. splendid. stately.
  2424. gormand İng.
    • (bak.) gourmand .
  2425. gormandize İng.
    • (f.) oburca yemek yemek, pek çok yemek .
  2426. görme Tür.
    • sight. vision. seeing.
  2427. görme Tür.
    • sight. vision. acuity. remark.
  2428. görmek Tür.
    • to see. to see and recognize. to spot. to recognize. to realize. to consider. to judge. to regard. to experience. to live through. to perform. to pay. to receive from another. to face (in the direction of.
  2429. görmek Tür.
    • see. observe. spot. view. catch sight of. get sight of. consider. wake to. waken. sight. see into. behold. experience. espy.
  2430. görmek Tür.
    • behold. catch. distinguish. espy. experience. know. look. perceive. place. recognize. remember. see. sight. spot. square. tip. treat. view.
  2431. görmemiş Tür.
    • upstart. parvenu. uncouth. not refined.
  2432. görmemiş Tür.
    • unmannered.
  2433. görmez Tür.
    • blind.
  2434. görmezlik Tür.
    • pretending not to see. blindness.
  2435. görmüş geçirmiş Tür.
    • sophisticated. worldly wise.
  2436. görmüşlük Tür.
    • having seen before.
  2437. görmüşlük duygusu Tür.
    • déjà vu.
  2438. gorse İng.
    • (i.), (ing.) katırtırnağına benzer bir bitki, (bot.) Ulex europaeus.
  2439. görsel Tür.
    • visual. pertaining to sight.
  2440. görsel Tür.
    • visual.
  2441. görsel sanatlar Tür.
    • visual arts.
  2442. görsel-işitsel Tür.
    • audiovisual.
  2443. görü Tür.
    • vision.
  2444. görü Tür.
    • vision.
  2445. görücü Tür.
    • woman sent to see a prospective bride. match-maker.
  2446. görücü Tür.
    • woman sent to find a prospective bride. woman sent to see a marriageable girl.
  2447. görülebilir Tür.
    • distinguishable. perceptible. visible.
  2448. görülebilir Tür.
    • discernible. noticeable. plan to view. viewable. visual.
  2449. görülebilir Tür.
    • discernible.
  2450. görülme Tür.
    • sighting.
  2451. görülmek Tür.
    • to be seen.
  2452. görülmek Tür.
    • to be seen.
  2453. görülmek Tür.
    • occur.
  2454. görülmemiş Tür.
    • never seen before. curious.
  2455. görülmemiş Tür.
    • extraordinary. freak. unprecedented. unusual. singular.
  2456. görümce Tür.
    • to show oneself. appear. to seem. husband"s sister. wife"s sister-in-law.
  2457. görümce Tür.
    • sister-in-law.
  2458. görümce Tür.
    • husband"s sister. sister-in-law of the wife.
  2459. görünen Tür.
    • visible. apparent.
  2460. görünen Tür.
    • patent. apparent.
  2461. görünen Tür.
    • ostensible.
  2462. görüngü Tür.
    • phenomenon.
  2463. görünme Tür.
    • appearing. advent. manifestation.
  2464. görünmek Tür.
    • appear. to show oneself to. to appear. to come in sight. to be visible. to be seen. come into sight / view. look. seem. show. show one"s face. to come through.
  2465. görünmek Tür.
    • appear. come in sight. seem. show up. come into view. come in view. make one"s appearance. put in an appearance. approve oneself. break through. come. come along. come out. haunt. look. present oneself. report. rise. show. arise. reappear.
  2466. görünmek Tür.
    • appear. come in sight. seem. show up. come into view. come in view. make one"s appearance. put in an appearance. approve oneself. break through. come. come along. come out. haunt. look. present oneself. report. rise. show.
  2467. görünmez Tür.
    • invisible. out-of-sight.
  2468. görünmez Tür.
    • invisible. not apparent. unforeseen.
  2469. görünmez Tür.
    • blind. invisible. unforeseen.
  2470. görünmez kaza Tür.
    • totally unexpected accident.
  2471. görünmezlik Tür.
    • invisibility.
  2472. görünmezlik Tür.
    • intimacy.
  2473. görüntü Tür.
    • image. video. picture. phantom. specter. apparition. mirror image. presence. tableau.
  2474. görüntü Tür.
    • image. look. picture. spectre. phantom. frame. vision. spector.
  2475. görüntü Tür.
    • display. image. picture. sight. view. display. outlook. semblance. spectacle.
  2476. görüntüleme Tür.
    • visualization. scanning.
  2477. görüntüleme Tür.
    • view. projection.
  2478. görüntüleme Tür.
    • display.
  2479. görüntülemek Tür.
    • to display.
  2480. görüntülemek Tür.
    • display.
  2481. görüntülük Tür.
    • screen.
  2482. görünüm Tür.
    • outlook. view. appearance. facet. landscape. ostensible. prospect. semblance. vista.
  2483. görünüm Tür.
    • appearance. view. complexion. outlook. aspect. perspective. prospect. sight. vista.
  2484. görünüm Tür.
    • appearance. outlook. scene. scenery. sight. spectacle. view. aspect.
  2485. görünür Tür.
    • visible. observable.
  2486. görünür Tür.
    • visible. apparent.
  2487. görünür Tür.
    • observable.
  2488. görünürde Tür.
    • ostensibly.
  2489. görünürde Tür.
    • in appearance. in sight.
  2490. görünürlük Tür.
    • visibility.
  2491. görünürlük Tür.
    • visibility.
  2492. görünüş Tür.
    • appearance. sight. outlook. aspect. semblance. epiphany. face. facet. look. mien. spectacle.
  2493. görünüş Tür.
    • appearance. aspect. sight. spectacle. external view. cast. complexion. configuration. face. hue. look. mien. outlook. phantom. show.
  2494. görünüş Tür.
    • appearance. aspect. exterior. face. form. look. mien. presence. prospect. semblance. show. sight. view. spactacle. external. spectacle. external view.
  2495. görünüşte Tür.
    • ostensible. outwardly. seeming. apparently. as far as can be seen. seemingly.
  2496. görünüşte Tür.
    • apparently.
  2497. görünüşte Tür.
    • apparent. apparently. as far as can be seen. judging by appearances. on the face of it. outward. seemingly. visually.
  2498. görüş Tür.
    • visual. optic. optical. idea. sentiments. opinion. sight. view. concept. apprehension. argument. aspect. case. conviction. estimation. eye. feeling. genius. horizon. interest. notion. outlook. position. thought. vision.
  2499. görüş Tür.
    • point of view. vision. sight. act or manner of seeing. opinion standpoint. concept. conception. contention. judicium. thought. visibility. opinion.
  2500. görüş Tür.
    • assess. attitude. conception. contention. error. eye. idea. judgment. observation. remark. sight. slant. standpoint. thinking. thought. view.
  2501. görüş açısı Tür.
    • viewpoint. point of view. angle of vision.
  2502. görüş açısı Tür.
    • slant. viewpoint.
  2503. görüş açısı Tür.
    • point of view.
  2504. görüş ayrılığı Tür.
    • disagreement.
  2505. görüş birliği Tür.
    • accord of viewpoints. agreement.
  2506. görüş noktası Tür.
    • point of view.
  2507. görüşmeci Tür.
    • negotiator.
  2508. görüşmek Tür.
    • to meet. to converse. to have an interview. to visit each other. to see each other. to discuss. to talk over. to speak. to debate. to consult. to confer. to call. to negotiate. to reason. to contact. to handle. powwow. see. talk.
  2509. görüşmek Tür.
    • interview. have a talk with. meet. talk. discuss. negotiate. approach. argue. canvass. confer. consult. contact. parley. powwow. reason. see. get into touch. keep in touch.
  2510. görüşmek Tür.
    • confer. contact. debate. discuss. interview. meet. negotiate. reach. reason.
  2511. görüştürmek Tür.
    • to bring about a meeting between (one person and another.
  2512. görüştürmek Tür.
    • to arrange a meeting.
  2513. görüştürülmek Tür.
    • to be brought together (for a meeting, discussion, interview.
  2514. görüşülmek Tür.
    • to be discussed. to be talked over.
  2515. gory İng.
    • (s.) kanlı. gorily (z.) kanlı olarak.
  2516. gosh İng.
    • ünlem Hay Allah!
  2517. goshawk İng.
    • (i.) atmaca, çakırdoğan, (zool.) Accipiter gentilis
    • doğu atmacası, (zool.) Accipiter nisus.
  2518. gosling İng.
    • (i.) kaz palazı, kaz yavrusu.
  2519. gospel İng.
    • (i.) incili şerif
    • dört incilden biri
    • iyi haber, müjde
    • doğru söz, hakikat
    • akide. gospel truth asıl hakikat.
  2520. gospodin İng.
    • (i.), Ru. bay (ecnebiler için).
  2521. gosport İng.
    • (i.) bükülebilen bir cins konusma borusu (pilotlar veya odalar arasında kullanılır) .
  2522. gossamer İng.
    • (i.), (s.) havada uçan ince örümcek ağı
    • örümcek ağı gibi ince kumaş
    • (s.) ince, hafif .
  2523. gossip İng.
    • (i.), (f.) dedikodu, gevezelik, boş laf
    • dedikoducu kimse
    • (f.) dedikodu etmek, gevezelik etmek. gossiper (i.) dedikoducu kimse. gossipy (z.) dedikodulu (haber).
  2524. gossipmonger İng.
    • (i.) dedikoducu kimse .
  2525. gösteren Tür.
    • indicative.
  2526. gösteren Tür.
    • demonstrative. indicative.
  2527. gösterge Tür.
    • indicator. legend. pointer. index. charts table.
  2528. gösterge Tür.
    • indicator. index. sign. cursor. pointer.
  2529. gösterge Tür.
    • index. indicator. pointer. token. needle. chart. table. sign belirtke.
  2530. gösteri Tür.
    • performing. performance. show. play. program. programme. demonstration. demo. showing. parade. entertainment. exhibition. house. shew. display. pageant. pomp. spectacle.
  2531. gösteri Tür.
    • performing. performance. show. play. program. programme. demonstration. demo. showing. parade. entertainment. exhibition. house. shew.
  2532. gösteri Tür.
    • demonstration.
  2533. gösterici Tür.
    • rioter.
  2534. gösterici Tür.
    • indicative. projector. indicator. projector projektör. demonstrator.
  2535. gösterici Tür.
    • demonstrator. projector.
  2536. gösteriliş Tür.
    • presentation.
  2537. gösterilme Tür.
    • designation.
  2538. gösterilmek Tür.
    • to be shown. to be projected.
  2539. gösterim Tür.
    • projection. showing. variety show.
  2540. gösterim Tür.
    • projection. run. presentation. staging.
  2541. gösterim Tür.
    • notation. representation. projection. variety show.
  2542. gösteriş Tür.
    • put-on. show-off. ostentation. pomposity. show. display. showing-off. showiness. affectation. array. blazon. blazonry. dash. flashiness. flourish. frill. furbelows. gaiety. glitter. glossiness. panache. parade. pretension. pride. shew. splendidness.
  2543. gösteriş Tür.
    • display. ostentation. show. showing. vanity. demonstrating. showing off. imposing appearance. striking appearance. pomp. show-up. presentation. indication. challenge. magnificence. splendure. reading. manifestation. exposition. prospection. parade. moonsh.
  2544. gösteriş Tür.
    • affectation. airs. flourish. ostentation. panache. parade. pretension. show. splash.
  2545. gösterişçi Tür.
    • pretentious.
  2546. gösterişçi Tür.
    • ostentatious. pretentious. poseur. show off. spread eagle. swanky. vain.
  2547. gösterişçilik Tür.
    • pretentiousness.
  2548. gösterişçilik Tür.
    • ostentation. showing off. exhibitionism. showmanship.
  2549. gösterişli Tür.
    • showy. thoroughbred. ostentatious. flashy. spectacular. bombastic. artsy. arty. arty-crafty. baronial. dashing. declamatory. dressy. flamboyant. flash. flatulent. flossy. garish. gingerbread. glossy. meretricious. nobby. polished. posh. sleek. smart.
  2550. gösterişli Tür.
    • of striking appearance. imposing. brilliant. dashing. deluxe. florid. gallant. garish. grandiose. lush. magnificent. mouth- filling. ornate. portly. pretentious. showy. smart. splendiferous. stilted.
  2551. gösterişli Tür.
    • dressy. flamboyant. flashy. florid. garish. gaudy. grandiose. meretricious. posh. pretentious. rakish. smart. sporty. swanky. swish. imposing. dashing. showy. poshy.
  2552. gösterişlilik Tür.
    • flashiness.
  2553. gösterişsiz Tür.
    • poor-looking. unimposing. inconspicuous. homely. homely atmosphere. quiet. sober. unassuming.
  2554. gösterişsiz Tür.
    • plain.
  2555. gösterişsiz Tür.
    • conservative. homely. humble. modest. quiet. severe. simple. sober. unassuming. unpretentious. unimposing. inconspicuous. plain.
  2556. gösterişsizce Tür.
    • plainly.
  2557. gösterişsizlik Tür.
    • unattractiveness.
  2558. gösterme Tür.
    • indication. showing. denotation. designation. presentation.
  2559. gösterme Tür.
    • display. exhibition. presentation. representation. showing. indication.
  2560. göstermek Tür.
    • show. point. point out. display. exhibit. demonstrate. prove. put forth. teach. betoken. denote. depict. designate. disclose. evidence. exercise. expose. hold up. indicate. initiate. introduce. look. manifest. point to. produce. represent. set out. s.
  2561. göstermek Tür.
    • indicate. show. point. to show. to make sth visible. to demonstrate. to evidence. to expose. to instruct. to teach. to assign. to set off. to display. to indicate. to figure. to manifest. to exhibit. to represent. to illustrate. to point. to prove. to exe.
  2562. göstermek Tür.
    • demonstrate. denote. depict. designate. display. evince. exemplify. exhibit. express. indicate. look. manifest. point. present. produce. promise. record. reflect. register. represent. reveal. show. suggest. tell. tinge. witness.
  2563. göstermelik Tür.
    • sample. specimen. showpiece. scenery put up before the beginning of a shallow show. only for show. non-functional.
  2564. göstermelik Tür.
    • sample. specimen. showpiece. for show only. not real.
  2565. Got Tür.
    • goth.
  2566. got İng.
    • (bak.) get
    • sahip olma: He has got a fine library Güzel bir kütüphanesi var . mecburiyet belirtme: I've got to go. Gitmem lâzım .
  2567. göt Tür.
    • ass. bottom. buttocks. anus. courage.
  2568. göt Tür.
    • ass. arse. fanny. pluck. butt. guts. tail.
  2569. göt Tür.
    • ass. arse. fanny. pluck.
  2570. goth İng.
    • (i.) Got, Got kavminden biri
    • kaba adam, barbar kimse .
  2571. gothic İng.
    • (s.), (i.) Got'lara ait, Gotik
    • kaba, vahşi
    • Gotik yazıya ait
    • (i.) Got dili, Gotça
    • (mim.) Gotik tarzı
    • (matb.) Gotik yazı. Gothicism (i.) Gotik mimarisi
    • kabalık, barbarlık. Gothicize (f.) Gotik tarza uydurmak .
  2572. Gotik Tür.
    • Gothic period, Gothic style.
  2573. Gotik Tür.
    • gothic. face. c family.
  2574. Gotik Tür.
    • gothic.
  2575. Gotik harfler Tür.
    • black letter type. gothic type.
  2576. Gotik sanat Tür.
    • gothic art.
  2577. gotten İng.
    • (bak.) get. ill-gotten gains haram para, hak edilmemiş kazanç.
  2578. götürme Tür.
    • swap-out. carrying. carriage. traction. conveyance. conduct. dispatch. haul. elimination. cancel. removal. shift. transportation. transport.
  2579. götürmek Tür.
    • to take (away. to carry (off. to convey. to accompany. to remove. to destroy. to cause the death of. to stand for. to bear. to put up with. to lead to a result. to take off to jail. to take with. to lead. to guide. to shift. to conduct. to eliminate. to w.
  2580. götürmek Tür.
    • take. carry. take away. carry away. lead. guide. bear. bear away. conduce. get. lead on. put across. remove. take off. usher. whip off.
  2581. götürmek Tür.
    • bear. carry. cart. conduct. convey. deliver. drive. ferry. get. lead. sail. take. transport. usher.
  2582. götürü Tür.
    • by the piece. by the job. in the lump. by contract. in bulk.
  2583. götürü Tür.
    • as a lot. by the piece. by the job.
  2584. götürü iş Tür.
    • job work. work by the job. lump / piece work. lump sum job. jobbing. task work. task. lump / contract work / job.
  2585. götürü pazarlık Tür.
    • lump bargain. contracting by the job. contracting for the whole lot.
  2586. götürücü Tür.
    • eliminator.
  2587. götürülmek Tür.
    • to be carried away.
  2588. gouache İng.
    • (i.) zamklı suluboya
    • zamklı boya ile yapılmış resim.
  2589. goudacheese İng.
    • bir çeşit hafif sarı peynir.
  2590. gouge İng.
    • (i.), (f.) oluk ağızlı marangoz veya heykeltıraş kalemi
    • böyle kalemle oyma veya oyulan yer
    • A.B.D., (k.dili) hile, oyun
    • (f.) böyle kalem ile işlemek
    • A.B.D., (k.dili) değerinden daha pahalıya satmak, aldatmak, slang tuzluya satmak. gouge out oyup çıkarmak (göz).
  2591. goulash İng.
    • (i.) Macarların tas kebabı, gulaş .
  2592. gourd İng.
    • (i.) sukabağı, (bot.) Cucurbita pepo
    • kantar kabağı
    • bunların kabuğundan yapılan kap veya maşrapa. bitter gourd hanzal, (bot.) Citrullus colocynthis dish cloth gourd lif, (bot.) Cucurbita luffa. snake gourd yılan kabağı, (bot.) Trichosanthes angunia .
  2593. gourmand İng.
    • (i.) boğazına düşkün kimse
    • eski obur kimse.
  2594. gourmandise İng.
    • (ing,), (bak.) gormandize.
  2595. gourmet İng.
    • (i.) ağzının tadını bilen kimse.
  2596. gout İng.
    • (i.), (tıb.) gut hastalığı
    • damla, katre. gouty (s.) gut hastalığına tutulmuş. goutily (z.) gut hastalığına tutulmuş olarak. goutiness (i.) gut hastalığına tutulma.
  2597. gov İng.
    • (kıs.) governor, government.
  2598. gövde Tür.
    • body. trunk. stem. carcase. carcass. ground form. hull.
  2599. gövde Tür.
    • body. fuselage. trunk. stem. stump. chassis. skeleton. tige. structure. bole. hull. housing. frame. carcass. copy body. corpus. theme.
  2600. gövde Tür.
    • body. frame. stem. torso. trunk. fuselage. hull. trunk.
  2601. gövde gösterisi Tür.
    • display of power. show of force. demonstration of power (in order to impress others. tour de force.
  2602. gövdeli Tür.
    • trunked.
  2603. govern İng.
    • (f.) idare etmek, hükümet sürmek
    • terbiye etmek
    • hâkim olmak, elinde tutmak
    • çevirmek, kullanmak
    • yönetmek
    • gram almak, ile kullanılmak. governable (s.) idare olunabilir.
  2604. governance İng.
    • (i.) yönetim, idare.
  2605. governess İng.
    • (i.) mürebbiye, çocuğa evde ders veren kadın, öğretmen .
  2606. government İng.
    • (i.) idari teşkilat, hükümet
    • yönetim, idare, hüküm
    • yönetme, hükümet sürme, idare etme
    • hükümet erkanı
    • memleket, devlet. government house (ing.) hükümet konağı. Government Issue A.B.D. devletin sağladığı levazım. government papers, government securities devlet tahvilatı. form a government kabine kurmak, governmental devlete ait, devlet ile ilgili
  2607. governor İng.
    • (i.) idare eden kimse
    • vali
    • (b.h.), A.B.D. eyalet reisi
    • argo patron, baba
    • (mak.) düzengeç . governor's council bir eyaletin idare heyeti. governor general (i.), (ing.) genel vali, governorship idarecilik valilik
  2608. gown İng.
    • (i.), (f.) kadın elbisesi, özellikle gecelik
    • robdosambr
    • avukat veya profesör cüppesi, resmi elbise, biniş
    • (f.) elbise giydirmek. town and gown şehir halkı ve üniversite cemiyeti.
  2609. gownsman İng.
    • (i.) binişli kimse (avukat, hakim, profesör, hoca, papaz).
  2610. goy İng.
    • (i.),(aşağ.) Musevi olmayan kimse (özellikle Museviler arasında kullanılır).
  2611. göz Tür.
    • eye. optic. optical. ocular. orbital. ophthalmic. eye. orbit. orb. blinker. sight. cell. compartment. drawer. cubbyhole. cubby. cubicle. cuddy. eyehole. glim. optic. opto-.
  2612. göz Tür.
    • drawer. eye. sight. seeing. attitude. way of behaving. spring. eye. division. part. the evil eye. bad luck caused by another"s envy. love. friendship. esteem. bud. square. case. bin. source. orifice. bord. rack. pane. partition. pore.
  2613. göz Tür.
    • drawer. eye.
  2614. göz akı Tür.
    • white.
  2615. göz alıcı Tür.
    • glamorous. inviting.
  2616. göz alıcı Tür.
    • eye catching.
  2617. göz alıcı Tür.
    • attractive. glaring. dazzling. brilliant. glamorous. grandiose. splashy.
  2618. göz aşinalığı Tür.
    • a slight acquaintance.
  2619. göz atmak Tür.
    • glance. scan.
  2620. göz atmak Tür.
    • browse. to glance at. to run an eye over. glance. to a load of. peek.
  2621. göz bankası Tür.
    • eye bank.
  2622. göz banyosu Tür.
    • eyewash. girl-watching. eye bath.
  2623. göz banyosu Tür.
    • eyewash.
  2624. göz bebeği Tür.
    • precious thing / person.
  2625. göz göz Tür.
    • reticulated. honeycombed. spongy. checker-work. checkered. meshed. porose. porous. pervious. celled. cellular.
  2626. göz göze Tür.
    • eyes to eyes.
  2627. göz hapsi Tür.
    • surveillance.
  2628. göz kamaştırıcı Tür.
    • glaring. gorgeous. resplendent.
  2629. göz kamaştırıcı Tür.
    • flashy. glaring. meteoric. resplendent.
  2630. göz kamaştırıcı Tür.
    • candescent.
  2631. göz kapağı Tür.
    • eyelid.
  2632. göz kapağı Tür.
    • eyelid.
  2633. göz kapağı Tür.
    • eye lid.
  2634. göz kararı Tür.
    • roughly speaking. by rule of thumb. tumb rule. straight eye. by just looking at it.
  2635. göz merceği Tür.
    • viewfinder.
  2636. gözaltı Tür.
    • house arrest. probation.
  2637. gözaltı Tür.
    • custody. surveillance. house arrest. arrest.
  2638. gözaltı Tür.
    • custody. intern. charge. watch. surveillance. house arrest.
  2639. gözbebeği Tür.
    • pupil. pupil of the eye. apple of the eye. the apple of sb"s eye.
  2640. gözbebeği Tür.
    • pupil of the eye. pupil.
  2641. gözbebeği Tür.
    • pupilar. pupillar. pupilary. pupillary. pupil. pupilla. apple of the eye. apple of eye. orb. blue boy. dearest.
  2642. gözcü Tür.
    • watchman. observer. look-out. lookout. spotter. picket. usher.
  2643. gözcü Tür.
    • watchman. invigilator. lookout mean. scout. sentinel.
  2644. gözcü Tür.
    • lookout. scout. sentinel. watchman. oculist. invigilator. oculist göz hekimi.
  2645. gözcülük Tür.
    • observing. scouting.
  2646. gözdağı Tür.
    • threat. intimidation. threats.
  2647. gözdağı Tür.
    • intimidation. threat.
  2648. gözdağı vermek Tür.
    • to intimidate. threaten.
  2649. gözde Tür.
    • much liked. much thought of. favoured one. favorite. in favour. favo u rite. minion. popular.
  2650. gözde Tür.
    • favourite. in. pet. popular. favorite. in favour. mistress.
  2651. gözde Tür.
    • favorite. favourite. pet. preffered. favorite. favourite. blue boy. fair boy. dearest. minion. pet.
  2652. gözdemiri Tür.
    • lower anchor.
  2653. gözden düşme Tür.
    • in bad. disfavour. disgrace. in the doghouse.
  2654. gözden düşme Tür.
    • dog house.
  2655. gözden düşmek Tür.
    • to fall from grace. to fall in esteem. to fall into contempt. to fall into disfavour. to grow out of estimation.
  2656. gözden geçirme Tür.
    • survey. going through. revision.
  2657. gözden geçirmek Tür.
    • overview. review. revise. investigate. to review.
  2658. gözden geçirmek Tür.
    • check. examine. inspect. sift. skim.
  2659. göze Tür.
    • cell. cell hücre. spring. source.
  2660. göze Tür.
    • cell. beautiful.
  2661. göze ait Tür.
    • ophthalmic.
  2662. göze ait Tür.
    • ocular.
  2663. göze çarpan Tür.
    • flamboyant. conspicuous. in evidence. marked. noteworthy. observable. outstanding. prominent. salient. striking.
  2664. göze çarpmayan Tür.
    • potty.
  2665. göze çarpmayan Tür.
    • inconspicuous.
  2666. gözenek Tür.
    • pore. stoma.
  2667. gözenek Tür.
    • pore.
  2668. gözenek Tür.
    • pore.
  2669. gözenekli Tür.
    • porous.
  2670. gözenekli Tür.
    • porous.
  2671. gözeneklilik Tür.
    • porosity.
  2672. gözeneklilik Tür.
    • porosity.
  2673. gözeneksiz Tür.
    • nonporous.
  2674. gözetici Tür.
    • supervisor. guard. protector. observer. line-man.
  2675. gözetilmek Tür.
    • to be guarded. to be respected. to be observed.
  2676. gözetim Tür.
    • surveillance. supervision. custody. watching. care.
  2677. gözetim Tür.
    • supervision. watch. care. control. surveillance.
  2678. gözetim Tür.
    • supervision. observation. observance. watch. custody. guard. oversight. superintendence. surveillance. ward.
  2679. gözetleme Tür.
    • observing. watching. peeping. spying on. surveillance. observation. look-out. lookout. peek.
  2680. gözetleme Tür.
    • observation. spy. lookout.
  2681. gözetleme Tür.
    • observation.
  2682. gözetleme deliği Tür.
    • inspection hole.
  2683. gözetlemek Tür.
    • watch. spy on. spy on smb. peep. peek. pry. observe. case. case the joint. keep cave. espy. eye. pry about. pry into. spy. spy out. spy upon. stand over.
  2684. gözetlemek Tür.
    • to observe secretly. to spy on. to peep at.
  2685. gözetlemek Tür.
    • observe. shadow. spy. to observe secretly. to watch. to spy on. peep.
  2686. gözetlenmek Tür.
    • to be spied on.
  2687. gözetletmek Tür.
    • to have sb spy on another.
  2688. gözetleyici Tür.
    • peeper.
  2689. gözetme Tür.
    • custodial care. observation. surveillance. watch.
  2690. gözetmek Tür.
    • to look after. to take care of. to guard. to protect. to consider. to respect. to observe. to regard.
  2691. gözetmek Tür.
    • to look after. guard. to consider. observe. to take care. to mind. to guard. to protect. to regard. to pay regard. to observe.
  2692. gözetmek Tür.
    • guard. protect. oversee. study. supervise. tend.
  2693. gözetmen Tür.
    • technical advisor.
  2694. gözetmen Tür.
    • supervisor mubassır.
  2695. gözkapağı Tür.
    • eyelid.
  2696. gözlem Tür.
    • observation. remark. sight.
  2697. gözlem Tür.
    • observation. investigation.
  2698. gözlem Tür.
    • observation.
  2699. gözlemci Tür.
    • observer. student.
  2700. gözlemci Tür.
    • observer müşahit.
  2701. gözlemci Tür.
    • observer.
  2702. gözlemcilik Tür.
    • observation.
  2703. gözleme Tür.
    • observation. watch. watching. observing. monitor. waffle.
  2704. gözleme Tür.
    • observation. pancake.
  2705. gözleme Tür.
    • observation. a savory pancake. lookout. prospect.
  2706. gözlemek Tür.
    • to watch for. to wait for. to keep an eye on. sight. watch.
  2707. gözlemek Tür.
    • observe. watch. sight. spy. spy out. monitor. long. miss.
  2708. gözlemek Tür.
    • cover. observe. to watch for. to wait for. to observe. to watch. wait.
  2709. gözlemevi Tür.
    • observatory.
  2710. gözlemlemek Tür.
    • to observe. to watch over.
  2711. gözlemlemek Tür.
    • observe. to observe.
  2712. gözlenmek Tür.
    • to be watched over / observed / protected.
  2713. gözleri faltaşı gibi açılmak Tür.
    • goggle.
  2714. gözletmek Tür.
    • to have sb watched over.
  2715. gözleyici Tür.
    • observer.
  2716. gözlü Tür.
    • eyed. having an eye.
  2717. gözlü Tür.
    • eyed.
  2718. gözlük Tür.
    • glasses. specs. spectacles. specticles. eyeglasses. goggles.
  2719. gözlük Tür.
    • glasses. eyeglasses. a pair of eyeglasses. goggles. spectacles. specs. a pair of spectacles.
  2720. gözlük Tür.
    • eyeglasses. eye glasses. pair of glasses / spectacles.
  2721. gözlükçü Tür.
    • optician. wearing glasses. hooded. spactacled.
  2722. gözlükçü Tür.
    • optician.
  2723. gözlükçü Tür.
    • optician.
  2724. gözlüklü Tür.
    • wearing glasses. bespectacled.
  2725. gözlüklü Tür.
    • wearing glasses.
  2726. gözü bağlı Tür.
    • blindfold.
  2727. gözü dışarıda Tür.
    • having one"s eyes on sth else (because of discontent.
  2728. gözü kapalı Tür.
    • perfunctorily. automatically. without hesitation. blindly. unaware. ignorant.
  2729. gözü kapalı Tür.
    • blindfolded.
  2730. gözü kara Tür.
    • red blooded.
  2731. gözü keskin Tür.
    • keen sighted.
  2732. gözü pek Tür.
    • brave.
  2733. gözü peklik Tür.
    • adventurousness.
  2734. gözü tok Tür.
    • contented. not covetous.
  2735. gözükmek Tür.
    • to appear. to become visible. to be seen. to show oneself.
  2736. gözükmek Tür.
    • appear.
  2737. gözünü kamaştırmak Tür.
    • bedazzle.
  2738. gözünü korkutmak Tür.
    • daunt. discourage. intimidate. menace.
  2739. gözüpek Tür.
    • gutsy. bold. daring. dare devil. courageous. hardy. fearless. adventurous. audacious. gamy. intrepid. nothing if not courageous. stalwart. undaunted. venturesome. venturous. adventuresome.
  2740. gözüpek Tür.
    • audacious. bold. daring. dauntless. foolhardy. game. undaunted.
  2741. gözüpek Tür.
    • adventuresome.
  2742. gözyaşı Tür.
    • tear. waterworks.
  2743. gözyaşı Tür.
    • tears. tear. waterworks.
  2744. gözyaşı Tür.
    • dewy. lachrymal. tears. waterworks. teardrop. tear.
  2745. gr. İng.
    • (kıs.) grain, grand, great, gross.
  2746. gr. wt. İng.
    • (kıs.) gross weight brüt ağırlık.
  2747. grab İng.
    • (f.) (-bed, -bing) (i.) kapmak, el atmak, zorla almak, gaspetmek
    • çabucak tutmak
    • (i.) kapış, kapma, gasp
    • el koyma
    • (mak.) eşya kaldırmaya mahsus tırnaklı alet. grab bag panayırda eşya piyangosu torbası. grab rope (den.) vardakavo, sandalcıların tutunması için geminin yanında asılı duran halat. grabber (i.) yağmacı kimse, her şeyi kapmak isteyen kimse, açgözlü kimse
    • vinç, çengel.
  2748. grabble İng.
    • (f.) el yordamı ile aramak, yoklamak
    • yüzükoyun yere serilmek.
  2749. graben Tür.
    • to burrow, to sink, to trench, ditch, fosse, graben.
  2750. graben Tür.
    • An elongate, relatively depressed crustal unit or block that is bounded by faults on its long sides.
  2751. graben Tür.
    • An elongate part of the Earth"s crust bounded by faults on its long sides and relatively down-dropped compared to its surroundings. a down-dropped block of the earth"s crust resulting from extension, or pulling, of the crust See also horst.
  2752. graben Tür.
    • An elongated, relatively depressed crustal unit or block that is bounded by faults on its sides.
  2753. graben Tür.
    • An elongate crustal block that is relatively depressed between two fault systems.
  2754. graben Tür.
    • An area between two parallel faults that is lower than that on the other side of the faults. a sunken area between two roughly parallel faults The faults converge toward one another below the surface, so that they look like the letter "V" in cross section Graben are the result of tension in the crust. n an elongate, flat or nearly flat valley between normal faults
    • down dropped blocks forming valleys in an area of extensional stress.
  2755. graben Tür.
    • A block of rock that lies between two faults and has moved downward to form a depression between the two adjacent fault blocks See also horst.
  2756. grace İng.
    • (i.), (f.) zarafet, letafet, nezaket
    • inayet, Iütuf, merhamet, gufran, kerem
    • rahmet
    • fazilet
    • şükran duası (sofrada)
    • mühlet, müsaade (borç için)
    • (müz.) asıl melodiye ilave edilen ve ufak olarak yazılan notalar
    • (f.) süslemek, tezyin etmek
    • şeref vermek
    • Iütuf göstermek, inayet etmek
    • (müz.) fazla notalar ilâvesiyle süslemek. grace cup sofrada en son içilen içki ve kadehi. grace note (müz.) melodiye ilâve olunan fazla nota. Act of Grace genel af. have the grace to lütfetmek. His Grace ingiliz düklerine veya başpiskoposlarına verilen ünvan. (Bu ünvan evvelce kral ve kraliçeye de verilirdi.) in his good graces teveccühüne mazhar, birinin gözüne girmiş. state of grace Allahın inayetine mazhar olma. the Graces Yunan efsanelerinde üç güzel kız kardeş. three days' grace üç günlük müsaade. with bad grace nezaketsizce, isteksizligini belirten kabalıkla. year of grace milattan sonra (tarihten bahsedilirken kullanılır) .
  2757. graceful İng.
    • (s.) zarif, latif, nazik. gracefully (z.) zarafetle, incelikle. gracefulness (i.) zarafet, incelik, nezaket.
  2758. graceless İng.
    • (s.) nahoş, kötü
    • çapkın, hayasız. gracelessly (z.) zarafetten yoksun olarak
    • hayasızca. gracelessness (i.) zarafet yoksunluğu
    • hayâsızlık .
  2759. gracile İng.
    • (s.) ince yapılı, zayıf.
  2760. gracious İng.
    • (s.), ünlem cana yakın, şirin, hoşsohbet, mültefit
    • merhametli, kerim, rahim
    • ünlem Hayret! Good gracious! Allah Allah ! His most gracious Majesty Haşmetmeab Kral Hazretleri. graciously (z.) zarif olarak
    • sıcakkanlılıkla, cana yakınlıkla. graciousness (i.) zarif oluş
    • sıcakkanlılık, cana yakınlık.
  2761. grackle İng.
    • (i.) sığırcık veya ona benzer kuş.
  2762. grad İng.
    • (i.), A.B.D., (k.dili) mezun kimse.
  2763. gradate İng.
    • (f.), (güz.) (san.) farkedilmez bir şekilde renk değiştirmek
    • derecelere ayırmak .
  2764. gradation İng.
    • (i.) derece derece çıkma veya inme
    • sıralama
    • derece, merhale
    • (güz.) (san.) bir tondan diğer bir tona tedricen geçme
    • (müz.) perde değiştirme
    • (dilb.) sesli harfi tedricen değiştirme. gradational (s.) derece derece, tedrici.
  2765. grade İng.
    • (i.), (f.) derece, mertebe, tabaka
    • cins
    • sınıf
    • meyil (yol)
    • A.B.D. okul sınıfı
    • not (ders, imtihan)
    • A.B.D. rütbe
    • f sınıflandırmak, tasnif etmek, derecelere ayırmak
    • tonları tanzim etmek
    • aynı seviyeye getirmek, tesviye etmek (yol)
    • yolu kazıyarak düzeltmek
    • neslini ıslah etmek (at). Grade A birinci kalite. grade crossing hemzemin geçit. grade school ilkokul. at grade aynı seviyede. make the grade başarmak, muvaffak olmak. the grades A.B.D. ilkokul. up to grade istenilen nitelikte. graded (s.) tasnif edilmiş
    • dereceli
    • düzeltilmiş .
  2766. gradient İng.
    • (i.), (s.) meyil, irtifa
    • yokuş
    • yükselme veya düşme
    • (fiz.) değişim öIçüsü
    • (s.) derece derece değişen
    • (zool.) yürüyebilen .
  2767. gradin , gradine İng.
    • (i.) tedricen yükselen sıralar, basamak.
  2768. grado Tür.
    • the proper degree. grade.
  2769. gradual İng.
    • (s.), (i.) tedrici, derece derece
    • kademeli. gradualism (i.) siyasi veya toplumsal değişiklikerin tedrici olarak uygulanması prensibi. gradually (z.) derece derece, ted.ricen
  2770. graduate İng.
    • (i.), (s.) mezun kimse, diplomalı kimse
    • dereceli sıvı öIçeği
    • (s.) mezunlara ait
    • dereceleri olan. graduate school üniversite mezunlannı öğrenci olarak kabul eden fakülte. graduate student ihtisas yapan öğrenci.
  2771. graduate İng.
    • (f.) diploma vermek
    • diploma almak, mezun olmak
    • derecelere ayırmak
    • derecelere aynlmak
    • tedricen değişmek.
  2772. graduation İng.
    • (i.) mezun olma, diploma alma, diploma dağıtımı, öIçü bardağı üstündeki derece işareti.
  2773. gradus İng.
    • (i.) Latince veya Yunanca vezin sözlüğü.
  2774. graecism İng.
    • (bak.) Grecism .
  2775. graf İng.
    • (i.), (Alm.) Avrupa'da bir asalet ünvanı .
  2776. graffito İng.
    • (i.), (ark.) abidelerde sonradan kazılmış resim veya yazı
    • duvara karalanan yazı .
  2777. grafik Tür.
    • diagram, graphic.
  2778. grafik Tür.
    • diagram. graph. graphic. chart. profile.
  2779. grafik Tür.
    • chart. graph. tableau.
  2780. grafik Tür.
    • chart. graph. graphic. diagram. graphics.
  2781. grafit Tür.
    • plumbago.
  2782. grafit Tür.
    • lead. graphite. black lead. plumbago.
  2783. grafit Tür.
    • graphite. black lead. blacklead.
  2784. grafit Tür.
    • black lead.
  2785. grafoloji Tür.
    • graphology.
  2786. graft İng.
    • (i.), (f.), A.B.D. rüşvet
    • para yeme
    • yolsuzluk, suistimal
    • (f.) rüşvet almak, nüfuzunu kişisel yararına kullanmak. grafter (i.) menfaatçi kimse, rüşvet ile geçinen kimse .
  2787. graft İng.
    • (i.), (f.), (bahç.) aşı
    • (tıb.) yaralı yere parça ekleme
    • (f.) aşılamak
    • aşılanmak .
  2788. grail İng.
    • (i.) (gen. Holy Grail) son akşam yemeğinde Hazreti İsa'nın kullandığı farzolunan sahan veya kase .
  2789. grain İng.
    • (i.), (f.) tane, habbe, tohum, zerre
    • hububat
    • eczacı tartısında 0,065 gram
    • doku, ağaç ve taşın damarı, bu damarların düzen lenişi
    • mizaç, huy
    • (f.) tanelemek
    • ağaç damarlarını taklit edercesine boyamak, mermer taklidi boyamak
    • deriyi işlemek
    • sepilemek
    • tanelenmek. grain alcohol hububat alkolü. grain elevator tahıl ambarı. grain leather tüylü yüzü işlenmiş deri. grain side derinin tüyleri çıkarılmış yüzü. a grain of common sense bir nebze anlayış. against the grain tabiatına zıt, hoşuna gitmeyen. close grained sık damarlı. coarse grained iri taneli, kaba damarlı. cut across the grain ağaç damarlarından kesmek. dye in grain iyice boyamak. fine grained ince taneli, ince da- marlı
    • aslında kibar olan. with a grain of salt ihtiyatla, şüphe ile. graining (i.) ağaç damarlarını veya mermeri taklit ederek bo yama .
  2790. grainy İng.
    • (s.) kumlu, taneli, çekirdekli, damarlı.
  2791. grallatorial,grallatory İng.
    • (s.) bataklık kuşlarına ait.
  2792. gram Tür.
    • This is how tea is sold around the world Two grams is the standard measure to make one cup of tea. metric unit of weight There are 31 10 grams in a troy ounce.
  2793. gram Tür.
    • The unit of weight in the metric system.
  2794. gram Tür.
    • The standard of mass in the metric system. unit of mass and weight in the metric system
    • the weight of one cubic centimeter of water at standard conditions
    • 28 35 grams equal one ounce
    • 45 36 grams equal one pound.
  2795. gram Tür.
    • The East Indian name of the chick- pea and its seeds
    • also, other similar seeds there used for food.
  2796. gram Tür.
    • The basic unit of mass in the metric system. The basic unit of weight of the metric system, originally intended to be the weight of 1 cubic centimeter of water a 4 DegC.
  2797. gram Tür.
    • The basic unit of mass in the metric system A penny weighs roughly 2 5 grams.
  2798. gram Tür.
    • See Grain, n., 4.
  2799. gram Tür.
    • Metric unit of mass weight One U S ounce is about 28 grams and one pound is 454 grams.
  2800. gram Tür.
    • It was intended to be exactly, and is very nearly, equivalent to the weight in a vacuum of one cubic centimeter of pure water at its maximum density.
  2801. gram Tür.
    • It is equal to 15.432 grains.
  2802. gram Tür.
    • In metric units the weight of one cubic centimeter of water at 20 degrees Celsius and 1 atm.
  2803. gram Tür.
    • gram.
  2804. gram Tür.
    • gram.
  2805. gram Tür.
    • frief, grief, sorrow.
  2806. gram Tür.
    • Danish physician and bacteriologist who developed a method of staining bacteria to distinguish among them. a unit of weight in the metric system An ounce equals 28 grams In some meal plans for people with diabetes, the suggested amounts of food are given in grams. a metric unit of weight
    • 1 ounce is about 28 grams. The basic unit of weight of the metric system, originally intended to be the weight of one cubic centimeter of water at 4oC.
  2807. gram Tür.
    • Danish physician and bacteriologist who developed a method of staining bacteria to distinguish among them a metric unit of weight equal to one thousandth of a kilogram.
  2808. gram Tür.
    • A unit of weight in the metric system There are 28 grams in 1 ounce In some diet plans for people with diabetes, the suggested amounts of food are given in grams. a measure of weight equal to 15 432 grams.
  2809. gram Tür.
    • A unit of measurement in the metric system The gram measures mass, and is about the weight of a cubic centimeter of water.
  2810. gram Tür.
    • A suffix indicating something drawn or written, a drawing, writing
    • as, monogram, telegram, chronogram.
  2811. gram Tür.
    • Angry.
  2812. gram Tür.
    • A metric unit of weight One ounce equals 28 4 grams. metric measure of mass used for small objects -- "A MacTruckie"s hamburger weighs 115 grams ".
  2813. gram Tür.
    • a metric unit of weight equal to one thousandth of a kilogram.
  2814. gram Tür.
    • A metric unit of mass One U S ounce equals 28 4 grams
    • one U S pound equals 454 grams There are 1000 milligrams in one gram.
  2815. gram Tür.
    • A measurement of weight equal to about 1/28th of an ounce.
  2816. gram İng.
    • (i.) Hindistan'a mahsus bir çeşit nohut
    • bir çeşit fasülye.
  2817. gram İng.
    • (ing.) gramme (i.) gram.
  2818. gram İng.
    • (kıs.) grammar, grammatical.
  2819. grama grass İng.
    • Batı Amerika otlaklarında bulunan bir ot.
  2820. gramaj Tür.
    • weight in grams.
  2821. gramaj Tür.
    • weight in grams.
  2822. gramer Tür.
    • grammatical.
  2823. gramer Tür.
    • grammar dilbilgisi. grammar.
  2824. gramer Tür.
    • grammar.
  2825. gramerci Tür.
    • grammarian.
  2826. gramercy İng.
    • ünlem, eski Eyvallah ! Sağol ! Çok teşekkür ! Allah Allah !
  2827. gramineous İng.
    • (s.) ota benzer, ot gibi, ota ait. graminiv'orous (s.) ot yiyen, otla beslenen .
  2828. grammar İng.
    • (i.) gramer, sarf, dilbilgisi
    • gram'er kitabı
    • gramer kurallarına göre hazırlanmış yazı veya konuşma. grammar school eskiden İngiltere'de üniversiteye talebe hazırlayan mektep
    • A.B.D. ilk ve orta okul derecesinde resmi okul. comparative grammar karşılaştırmalı dilbilgisi. general grammar bütün dillerin ortak kurallarından bahseden gramer, genel gramer.
  2829. grammarian İng.
    • (i.) gramer uzmanı, dilbilgisi kitabı yazarı, gramerci.
  2830. grammatical İng.
    • (s.) gramere ait, sarfi, dilbilgisi kurallarına uygun. gram - matically (z.) gramer bakımından, sarfça, gramer kurallarına uygun olarak .
  2831. gramofon Tür.
    • phonograph. gramophone sesyazar. fonograf.
  2832. gramofon Tür.
    • gramophone. phonograph. record player.
  2833. gramofon Tür.
    • gramophone.
  2834. gramophone İng.
    • (i.), (İng.) gramofon, fonograf, pikap.
  2835. grampus İng.
    • (i.) yunusbalığına benzer memeli bir hayvan.
  2836. granadilla İng.
    • (i.) bir çeşit çarkıfelek çiçeğinin meyvası.
  2837. granary İng.
    • (i.) tahıl ambarı
    • çok tahıl yetiştiren bölge.
  2838. grand İng.
    • (s.), (i.) büyük, azim, ulu
    • baş, başIıca
    • muhteşem, debdebeli, saltanatlı
    • heybetli, muazzam
    • fevkalade, enfes
    • (i.), (müz.) kuyruklu piyano
    • A.B.D., argo bin dolar. grandaunt (i.) büyük teyze veya hala. Grand Canal Venedik'te en büyük kanal. grand daughter (i.) kız torun. grand duke grandük, eski Rusya'da çarın oğlu. grandfather, grandpa (i.) büyükbaba, dede. grandfather clock sarkaçlı büyük dolap saati. grand jury (huk.) soruşturma heyeti. grandmother, grandma (i.) anneanne, babaanne, nine. grandnephew (i.) yeğen oğlu. grandniece (i.) yeğen kızı. grand opera opera. grandparent (i.) büyük baba veya anne. grand piano kuyruklu piyano. grandsire (i.) büyük baba. grand slam iskambil bir elde hepsini kazanma. grandson (i.) erkek torun. grand stand (i.) tribün. grand total umumi yekün. grand tour görgü ve bilgilerini artırmak için eski zamanlarda genç İngiliz asilzadelerinin Fransa ve italya'nın belli başlı şehirlelerine yaptıkları uzun seyahat, büyük gezi. granduncle (i.) büyük amca. grand vizier sadrazam. in grand style gösterişli, tantanalı, son modaya göre. grandly (z.) muhteşem bir şekilde
    • gösterişli olarak. grand ness (i.) ihtişam, azamet, büyüklük
    • gösteriş.
  2839. grandee İng.
    • (i.) yüksek rütbeli adam, ekâbir, itibarlı kimse
    • İspanyol veya Portekiz asılzadesi .
  2840. grandeur İng.
    • (i.) kibarlık, büyüklük, azamet
    • ihtişam, güzellik.
  2841. grandi Tür.
    • mainmast.
  2842. grandiose İng.
    • (s.) heybetli, muhteşem, yüksek
    • göz alıcı
    • tantanalı, debdebeli, gösterişli.
  2843. grange İng.
    • (i.), A.B.D. çiftçi birliği
    • (İng.) binalarıyla birlikte çiftlik.
  2844. grangerize İng.
    • (f.) içinden sayfaları keserek kitablı düzenini bozmak.
  2845. granicus İng.
    • (i.) Biga'daki Kocabaş Irmağının tarihi ismi.
  2846. graniferous İng.
    • (s.) tahıl veren.
  2847. graniform İng.
    • (s.) habbe veya tohum şeklinde.
  2848. granit Tür.
    • granite.
  2849. granit Tür.
    • granite.
  2850. granite İng.
    • (i.) granit, pek sert bir çeşit kaya. granite porphyry porfir ile karışık granit, graniteware (i.) emaye kaplar. granit' ic (s.) granit cinsinden
    • granite ait. granitoid (s.) granite benzer.
  2851. granivorous İng.
    • (s.) tahıl ile beslenen.
  2852. granny İng.
    • (i.) nineciğim
    • ihtiyar kadm
    • (k.dili) eski kafalı veya cahil yaşlı kadın. granny knot acemice yapılmış gevşek düğüm.
  2853. granolith İng.
    • (i.) ezilmiş granit çimentosundan yapılmış bir çeşit döşeme taşı. granolith'ic (s.) bu döşeme taşına ait.
  2854. grant İng.
    • (f.), (i.) ihsan etmek, bahşetmek, vermek
    • bağışlamak, ferağ etmek, terketmek
    • teslim etmek
    • tasdik etmek, kabul etmek, farzetmek
    • (i.) bağış, teberru
    • senetle bağışlanan mal veya arazi
    • (huk.) ferağ, terk, hibe. take for granted olmuş gibi kabul etmek
    • muhakkak reddetmek. take one for granted birinin kıymetini takdir etmeden onun yaptıklarını bir hak diye kabul etmek, istismar etmek. grantee (i.) kendisine birşey hibe edilen kimse.
  2855. granül Tür.
    • granule.
  2856. granül Tür.
    • granule.
  2857. granül Tür.
    • granular. granule. grain. granulous.
  2858. granular İng.
    • (s.) taneli, tane tane olan
    • (tıb.) tanecikli, içinde tanecikler bulunan.
  2859. granulate İng.
    • (f.) tanelemek, kabartmak
    • tanelenmek. granulation (i.) tane tane olma, tanelenme.
  2860. granule İng.
    • (i.) tanecik, habbe.
  2861. granulose İng.
    • (i.) nişastanın şekere ,çevrilebilen kısmı.
  2862. grape İng.
    • (i.) üzüm
    • asma
    • (ask.) eskiden toplara doldurulan demir parçaları, salkım, misket, peşrev
    • (çoğ.), (bayt.) atın ayağında olan bir hastalık. grape brandy üzüm rakısı. grape hya cinth salkımlı sümbül. grape leaf hopper asma yaprağını yiyen zararlı bir böcek. grape sugar üzümden alınan şeker, dekstroz. fox grape yabani üzüm, (bot.) Vitis labrusca. sour grapes koruk
    • ele geçirilemediğinden dolayı hor görülen şey. grapery (i.) üzüm yetiştirmeye mahsus yer. grapy (s.) üzüme ait, üzüme benzer.
  2863. grapefruit İng.
    • (i.) greypfurt, greyfurt, kızmemesi, altıntop, (bot.) Citrus paradisi.
  2864. grapeshot İng.
    • (i.), (ask.) salkım, peşrev denilen top mermisi, misket.
  2865. grapevine İng.
    • (i.) asma
    • A.B.D. dedikodu yoluyla haber alma, kulaktan kulağa haber nakli. I heard by way of the grapevine. Ağızdan duydum .
  2866. graph İng.
    • (i.), (mat.) grafik
    • rakamları eğrilerle ifade eden sistem
    • grafik kâğıdı üzerine çizilen eğri.
  2867. graphic, ical İng.
    • (s.) resim veya yazıya ait
    • tam tasvir olunmuş, canlı
    • yazıya uygun
    • şekillere ait, şekli, çizgili. graphic arts (güz.) (san.) grafik sanatlar. graphically (z.) canlılıkla
    • resimle.
  2868. graphics İng.
    • (i.) grafikle matematik ve mühendislik problemleri çözme metodu .
  2869. graphite İng.
    • (i.) grafit.
  2870. grapnel İng.
    • (i.), (den.) filika demiri, dört tırnaklı demir
    • borda kancası.
  2871. grapple İng.
    • (i.), (f.), (den.) borda kancası, filika demiri
    • yakalayış, şiddetle sarılış
    • güreşte birbirine sanlma
    • gögüs göğüse savaşma
    • (f.) yakalamak, kavramak, sıkıca tutmak
    • kanca ile tutmak
    • filika demiri kullanmak
    • sarmak, kucaklamak
    • sarılmak, tutuşmak, uğraşmak . grappling iron kanca, borda kancası.
  2872. grasp İng.
    • (f.), (i.) tutmak, yakalamak, kavramak
    • anlamak, idrak etmek, kavramak
    • (i.) yakalayış, tutma, kavrama
    • idrak, kavrama. grasp at yakalamayı denemek
    • istekle kabul etmek. grasp at a straw en ufak bir şeye ümit bağlamak, yılana sarılmak. grasp a nettle cesaretli davranmak. beyond one's grasp uzakta, elin erişemeyeceği yerde
    • kavranamaz, idrak edilemez .
  2873. grasping İng.
    • (s.) haris, tamahkâr, aç gözlü.
  2874. grass İng.
    • (i.), (f.) ot, çimen, çim, yeşillik
    • çayır, otlak
    • ot gibi herhangi bir bitki, argo haşiş
    • (f.) otlatmak, otlağa çıkarmak
    • otlamak
    • otla, kaplamak
    • (kumaşı ağartmak maksadıyle) otlar üzerine sermek
    • spor yere düşürmek. Bermuda grass domuz ayrığı, (bot.) Cynodon dactylon. black grass sıçankuyruğu, (bot.) Alopecurus agrestis corn panic grass, deccan grass tavşan otu, (bot.) Panicum colonum. couch grass ayrıkotuna benzer bir ot, (bot.) Poa palustris. meadow grass, rye grass karaçayır, (bot.) Lolium temulentum. scurvy grass kaşıkotu, (bot.) Cochlearia officinalis. grass snake üstü halkalı adi zehirsiz yılan. grass widow boşanmış veya kocasından ayrı yaşayan kadın
    • kocası yanında olmayan kadın. He doesn't let any grass grow under his feet. Ayağının altında ot bitmez. Boşuna vakit kaybetmez. Fırsatları kaçırmaz. grassiness (i.) otluk, yeşillik. grassy (s.) otlu, çimenli, yeşillikli .
  2875. grasshopper İng.
    • (i.) çekirge
    • çekirge şeklinde balık yemi
    • A.B.D., argo bir çeşit küçük uçak, pırpır.
  2876. grassland İng.
    • (i.) otlak .
  2877. grassplot İng.
    • (i.) ufak çimenlik .
  2878. grassroots İng.
    • (s.), (i.), A.B.D., (k.dili) halka yakın
    • esas
    • (i.) bilhassa taşra halkı veya seçmenleri.
  2879. grate İng.
    • (i.) pencere kafesi, ızgara
    • ocak ızgarası
    • ocak
    • maden filizini ayırmaya mahsus kalbur.
  2880. grate İng.
    • (f.) rendelemek
    • sürterek ses çıkarmak
    • on ile üzmek, sinirlendirmek
    • gıcırdatmak (diş)
    • sürtünerek ses çıkarmak. gratingly (z.) gıcırtı ile
    • sinirlendirici bir şekilde.
  2881. grateful İng.
    • (s.) minnettar, müteşekkir, değerbilir
    • hoş, güzel, makbul. gratefully (z.) minnetle, şükranla. gratefulness (i.) minnet, şükran borcu
    • minnettarlık.
  2882. grater İng.
    • (i.) rende.
  2883. gratification İng.
    • (i.) memnuniyet, zevk, haz
    • zevk veren şey.
  2884. gratify İng.
    • (f.) memnun etmek, hoşnut etmek, tatmin etmek. gratifyingly (z.) hoşa gidecek surette, tatmin ederek.
  2885. grating İng.
    • (i.) pencere kafesi
    • ızgara
    • (fiz.) güneş spektrumunun hatlarını ölçmeye mahsus şebeke.
  2886. gratis İng.
    • (z.), (s.) bedava, parasız, caba.
  2887. gratitude İng.
    • (i.) şükran, minnettarlık, kadir bilme.
  2888. gratuitous İng.
    • (s.) bedava, parasız
    • sebepsiz, keyfi
    • asılsız. gratuitously (z.) ücretsiz olarak
    • gereksiz yere, belli bir sebep olmadan. gratuitousness (i.) bedava oluş
    • asılsız oluş.
  2889. gratuity İng.
    • (i.) hediye, teberru, bağış
    • bahşiş .
  2890. gravamen İng.
    • (i.), (huk.) kabahatin esasını teşkil eden şey .
  2891. grave İng.
    • (i.) mezar, kabir. one foot in the grave bir ayağı çukurda. make one turn in his grave mezarında kemiklerini sızlatmak.
  2892. grave İng.
    • (s.), (i.), (müz.) ağır, yavaş
    • (i.) ağır ve yavaş parça.
  2893. grave İng.
    • (s.) ciddi, ağır, vahim, tehlikeli
    • ağırbaşlı, vakarlı, temkinli .
  2894. grave İng.
    • (f.), (den.) kalafat etmek, geminin altını temizleyip zift sürmek. graving dock kalafat yeri .
  2895. grave İng.
    • (f.) (graved, graven) oymak, hakketmek. graven image oyma put .
  2896. graveclothes İng.
    • (i.) kefen .
  2897. gravedigger İng.
    • (i.) mezarcı .
  2898. gravel İng.
    • (i.), (f.) (ed, ing veya led, ling) çakıl
    • (tıb.) kum, kum hastalığı, idrar taşı
    • (f.) çakıl doşemek
    • şaşırtmak
    • (k.dili) kızdırmak. gravelly s. çahılı.
  2899. graven İng.
    • (f.), (bak.) grave.
  2900. graver İng.
    • (i.) hakkâk
    • hakkâk kalemi .
  2901. gravestone İng.
    • (i.) mezar taşı .
  2902. graveyard İng.
    • (i.) mezarlık, kabristan. graveyard shift gece vardiyası (fab- rikalarda).
  2903. gravid İng.
    • (s.) hamile, gebe. gravid'ity (i.) gebelik.
  2904. gravitate İng.
    • (f.) yerçekimi ile hareket etmek
    • çekilmek
    • çökelmek, çökmek. gravitative (s.) yerçekimi ile oluşan.
  2905. gravitation İng.
    • (i.) yerçekimi gücü
    • cazibe kuvveti
    • çekilme. gravitational (s.) yerçekimiyle ilgili
    • cazibe kabilinden .
  2906. gravity İng.
    • (i.), (fiz.) yerçekimi
    • cazibe, çekim
    • ağırlık
    • ciddiyet, vakar, temkin
    • önem, ehemmiyet
    • tehlike
    • (müz.) kalınlık, peslik. gravity cell içinde elektrik cereyanı hasıl olan cam veya porselen kap. gravity rail road yerçekimi gücüyle işleyen demir yolu. center of gravity ağırlık merkezi. Iaw of gravity yerçekimi kanunu. specific gravity özgül ağırlık.
  2907. gravür Tür.
    • gravure.
  2908. gravür Tür.
    • engraving. etching. gravure.
  2909. gravür Tür.
    • engraving.
  2910. gravürcü Tür.
    • engraver.
  2911. gravure İng.
    • (i.), (matb.) tifdruk, tifdurk.
  2912. gravy İng.
    • (i.) et suyu, sos
    • açıktan para, kolayca kazanılan kar. gravy bowl sosluk. gravy train A.B.D., argo az emek karşılığı menfaat sağlayan mevki veya iş.
  2913. gravyer Tür.
    • Gruyére cheese.
  2914. gravyer peyniri Tür.
    • gruyere cheese.
  2915. gray , grey İng.
    • (s.), (i.), (f.) gri, kurşuni, kül rengi, boz
    • ağartılmamış (çamaşır)
    • kır, ağarmış
    • eski, yaşlı
    • gri giysili
    • (i.) kurşuni renkte hayvan veya şey
    • (f.) ağartmak, ağarmak. gray matter (tıb.) gri madde, (k.dili) beyin, akıl. gray wolf bozkurt. grayness (i.) grilik, bozluk.
  2916. graybeard İng.
    • (i.) ak sakallı adam.
  2917. grayhead İng.
    • (i.) ak saçlı kimse .
  2918. grayhound İng.
    • (i.) tazı.
  2919. grayling İng.
    • (i.), (zool) kurşuni tatlı su balığı, dere kayası
    • bir kurşuni kelebek .
  2920. grayout İng.
    • (i.) oksijen yetersizliğinden meydana gelen ve bilhassa pilotlarda gorülen geçici körlük.
  2921. graze İng.
    • (f.), (i.) sıyırıp geçmek, sıyırmak, sıyrılmak, sürtünüp berelenmek
    • (i.) sıyrık, bere.
  2922. graze İng.
    • (f.) otlamak, otlatmak .
  2923. grazier İng.
    • (i.), (ing.) çoban.
  2924. grazinq İng.
    • (i.) otlak.
  2925. grazioso İng.
    • (z.), (müz.) Iatif olarak, letafetle.
  2926. grease İng.
    • (i.) yağ içyağı, et yağı, kuyruk yağı
    • koyu makina yağı
    • yıkanmamış yapağı
    • (bayt.) atın topuğuna arız olan bir iltihap. grease box (mak.) yağ kutusu. grease monkey A.B.D., argo araba tamirhanesinde işçi, kalfa. grease paint tiyatro makyajda kullanılan yağlı boya .
  2927. grease İng.
    • (f.) yağ sürmek, yağlamak. grease one's palm argo rüşvet vermek. grease the wheels para ile işini yürütmek.
  2928. greaser İng.
    • (i.), A.B.D., argo, (aşağ.) Meksikalı
    • İspanyolca konuşan Amerikalı.
  2929. greaser İng.
    • (i.) gemide makina yağcısı.
  2930. greasy İng.
    • (s.) yağlı, yağlanmış. greasy spoon A.B.D., argo kalitesiz lokanta .
  2931. great İng.
    • (s.), (z.), büyük, kocaman, iri, cüsseli, azametli
    • çok, sayıca çok, külliyetli
    • uzun, sürekli
    • fazla
    • önemli
    • yüksek, meşhur
    • asil
    • mahir, usta
    • fevkalade
    • (k.dili) mükemmel
    • (z.), (k.dili) çok iyi, yolunda. great with eski hamile. be great on (k.dili) doğru malumatı olmak
    • meraklı olmak. the great büyükler. greats (i.), (k.dili) gözde kimseler. Great Bear Büyük Ayı. Great Britain Büyük Britanya. great circle (coğr.) büyük daire. a great deal çok, pek çok. the Great Divide bir kıtayı bölen su hattı
    • büyük kriz
    • öIüm ile hayatm arasındaki hat. great friends iyi dostlar. great horned owl büyük bir baykuş, (zool.) Bubo virginianus. Great Lakes A.B.D. ile Kanada arasındaki göller topluluğu. great organ (müz.) büyük bir orgun en büyük ve pes sesli borular takımı. Great Plains A.B.D. ve Kanadanın Kayalık Dağları doğusundaki platoluk bölge. Great Scott! Allah Allah! great seal hükümetin, resmi mührü. great tit büyük baştankara, (zool.) Parus major. great toe ayak baş parmağı. a great walk er yürüyüş meraklısı. Great Wall of China Çin Seddi. great white heron büyük balıkçıl, (zool.) Ardea occidentalis
    • Egretta alba
    • Casmerodius albus. It would be great if ...olsa çok iyi olur. Iive to a great old age çok yaşlanmak. greatly (z.) çokça greatness (i.) büyüklük.
  2932. greatcoat İng.
    • (i.) palto .
  2933. greatgrandfather İng.
    • (i.) büyük dede.
  2934. greathearted İng.
    • (s.) alicenap, yüksek ruhlu
    • cömert.
  2935. greave İng.
    • (i.), (gen.) (çoğ.) baldır zırhı.
  2936. greaves İng.
    • (i.), (çoğ.) donyağı tortusu .
  2937. grebe İng.
    • (i.) bir dalgıç kuşu, küçük yumurta piçi, (zool.) Podiceps ruficollis. red necked grebe kırmızı boyunlu yumurta piçi, (zool.) Podiceps grisegena .
  2938. grecian İng.
    • (s.), (i.) Yunanlı, Grek (kimse).
  2939. grecism İng.
    • (i.) Yunanca terim
    • Grek sanat ve kültürünün üslup ve ruhu. Grecize (f.) Yunanlaştırmak.
  2940. grecoroman,graecoroman İng.
    • (s.), Greko-Romen hususiyeti olan
    • (güz.) (san.) Yunan tesiri altında kalmış Roma sanatı
    • spor grekoromen .
  2941. greece İng.
    • (i.) Yunanistan .
  2942. greed İng.
    • (i.) hırs, tamah, açgözlülük. greedy (s.) tamahkar, hırslı
    • obur, açgözlü
    • haris, hasis
    • hevesli, arzulu. greedily (z.) hırsla, açgözlülükle. greediness (i.) hırs, açgözIülük, tamahkarlık .
  2943. greek İng.
    • (i.), (s.) Yunanlı, Grek
    • Rum kilisesine mensup kimse, Rum
    • Yunan kültürünü seven kimse
    • Yunanca
    • anlaşılması güç söz
    • (s.) Yunanistan'a, Yunanlılara ve dillerine ait. Greek Church Ortodoks kilisesi. Greek cross dört kolu eşit haç, Ortodoks haçı. Greek fire Rum ateşi, Bizanslıların savaş gemilerine karşı kullandıkları ve ıslatılınca yanan bir çeşit kimyasal bileşim. I fear the Greeks bearing gifts. Kötü maksatla verilen hediyelerden korkarım. (bak. Trojan Horse). It's all Greek to me. Hiç anlayamıyorum. Greek Orthodox Church Rum Ortodoks kilisesi .
  2944. green İng.
    • (s.), (i.) yeşil
    • yeşillikle kaplanmış, yeşermiş
    • taze, canlı
    • ham, pişkin olmayan
    • acemi, cahil, toy
    • yarışa girmemiş (at)
    • kurutulmamış, tuzlanmamış
    • pişmemiş, çiğ
    • soluk, rengi atmış (korku, mide bulantısı veya kıskançlıktan)
    • (i.) yeşil renk
    • spor yeşil forma giyen takım
    • çimen, çayır, yeşillik
    • golf oyununda hedef deliğinin etrafındaki düz çimen. greens (i.) yaprak sebze
    • süsleme için taze dal, yaprak. green bean yeşil fasulye. green cheese lor
    • adaçayı ile boyanmış peynir
    • kesilmiş sütten yapılmış peynir. green finch yeşil ispinoz, yelve, (zool.) Chloris chloris. green light trafikte yeşil ışık, (k.dili) izin, müsaade. green lumber yaş kereste. green manure toprağa gübre olsun diye yetiştirilen ekin
    • taze hayvan gübresi. green onion yeşil soğan. green pepper dolmalık yeşil biber. green soap bilhassa cilt hastalıklannda kullanılan yeşil sabun. green tea yeşil çay, buhar ile kurutulmuş çay. green thumb çiçekleri iyi yetiştirebilme kabiliyeti. reen vitriol demir sulfatı, zaç. the Green İrlanda'nın milli rengi olan yeşil. greenish (s.) yeşilimsi. greenness (i.) yeşillik.
  2945. greenback İng.
    • (i.), A.B.D.'ne mahsus arkası yeşil banknot.
  2946. greenery İng.
    • (i.) yeşillik, nebatat.
  2947. greeneyed İng.
    • (s.) yeşil gözlü, kem gözlü.
  2948. greengage İng.
    • (i.) frenk eriği, bardak eriği.
  2949. greengrocer İng.
    • (i.), (ing.) sebzeci, manav.
  2950. greenhorn İng.
    • (i.) acemi veya toy kimse.
  2951. greenhouse İng.
    • (i.) Iimonluk, ser .
  2952. greening İng.
    • (i.) golden'e benzer bir elma .
  2953. greenland İng.
    • (i.) Gronland Adası.
  2954. greenroom İng.
    • (i.) tiyatroda oyunculann dinlenme odası.
  2955. greensickness İng.
    • (i.), (tıb.) genç kadınlarda kansızlıktan ileri gelen bir hastalık, kloroz .
  2956. greensward İng.
    • (i.) çimen .
  2957. greenwich İng.
    • (i.) İngiltere'de Greenwich şehri. Greenwich mean time, G.M.T. Greenwich meridyenine göre ayarlanan milletlerarası saat ayarı.
  2958. greet İng.
    • (f.) selamlamak, selam vermek
    • karşılamak
    • selamlaşmak .
  2959. greeting İng.
    • (i.) selam. greeting card tebrik kartı.
  2960. gregarious İng.
    • (s.) toplu halde yaşayan veya gezen
    • topluluğu seven
    • (bot.) sürü halinde bulunan, salkım halinde yetişen
    • sürüye ait. gregariously (z.) toplu halde, topluca. gregariousness (i.) toplu halde bulunma veya yaşama.
  2961. gregorian İng.
    • (s.), (i.) Papa Gregorius'a ait veya onun tarafından kurulan, Gregoryen
    • Ermeni Başpapazı Greguar'a ait Gregorian Calendar (bak.) calendar. Gregorian Chant 1. Papa Gregorius tarafından tertip edilen ibadete mahsus müzik sistemi. Gregorian year milâdi sene.
  2962. Grek Tür.
    • Greek (of ancient Greece.
  2963. Grek Tür.
    • ancient greek. the ancient greeks.
  2964. Grekçe Tür.
    • the ancient Greek language.
  2965. grekoromen Tür.
    • greco-roman wrestling.
  2966. grekoromen Tür.
    • greco roman.
  2967. gremlin İng.
    • (i.) uçaklarda arızaya sebep olduğu rivayet edilen ve hayal mahsulü ufak bir varlık, cin.
  2968. grenade İng.
    • (i.) el kumbarası, el bombası
    • yangın söndürmeye mahsus ecza dolu cam kap.
  2969. grenadier İng.
    • (i.) eskiden el bombası atan asker
    • (ing.) hususi bir alaya mahsus nefer
    • (zool.) Güney Afrika'ya mahsus bir çulha kuşu
    • uzun kuyruklu balıkgillerden biri, (zool.) Macrourus.
  2970. grenadine İng.
    • (i.) ipek veya yünle ipek karışımından yapılmış çok ince kumaş
    • nar şurubu.
  2971. grendiloquence İng.
    • (i.) tumturaklı söz. grandiloquent (s.) tumturaklı.
  2972. gres Tür.
    • grease. hard oil. consistence oil. cup grease. lubricating grease. fat.
  2973. gres Tür.
    • grease. fat. lubricant. lubricating stuff.
  2974. gres Tür.
    • Grass.
  2975. gres pompası Tür.
    • grease gun.
  2976. gres yağı Tür.
    • grease. hard oil. consistence oil.
  2977. gressorial İng.
    • (s.), (zool.) yürümeye elverişli (ayaklar).
  2978. grev Tür.
    • strike. walk-out. industrial acuse. layoff. strike action.
  2979. grev Tür.
    • strike. walkout.
  2980. grev gözcüsü Tür.
    • picheter. picket. strike picket.
  2981. grev kırıcı Tür.
    • strike breaker. blackleg.
  2982. grev kırıcı Tür.
    • strikebreaker.
  2983. grev yapmak Tür.
    • come out. lay down tools. leave work. strike. to lay down tools. walk out. to leave off work.
  2984. grew İng.
    • (bak.) grow.
  2985. grewsome İng.
    • (bak.) gruesome.
  2986. grey İng.
    • (bak.) gray.
  2987. greyder Tür.
    • scraper. grader.
  2988. greyder Tür.
    • digger.
  2989. greyder Tür.
    • bulldozer. scraper.
  2990. greyfurt Tür.
    • grapefruit. pomelo. shaddock.
  2991. greyfurt Tür.
    • grapefruit.
  2992. greyfurt Tür.
    • grapefruit.
  2993. greyhound İng.
    • (i.) tazı.
  2994. gri Tür.
    • The professional designation of graduate Realtor"s of study conducted before expenses are deducted.
  2995. gri Tür.
    • gray. grey. grizzly.
  2996. gri Tür.
    • gray. grey. grizzle.
  2997. gri Tür.
    • gray. grey. gray. grey. grizzle.
  2998. gri Tür.
    • Graduate, Realtors Institute A professional designation granted to a member of the National Association of Realtors who has successfully completed three courses covering Law, Finance and Principals of Real Estate.
  2999. gri Tür.
    • Graduate, Realtors Institute A professional designation granted to a member of the National Association of Realtors who has successfully completed courses covering Law, Finance and Principles of Real Estate.
  3000. gri Tür.
    • Graduate Realtor Institute.
  3001. gri Tür.
    • Global Reporting Initiative GRI is an independent global institution which is developing a generally accepted framework for sustainability reporting You can read about the GRI here.
  3002. gri Tür.
    • Global Reporting Initiative.
  3003. gri Tür.
    • Georgus Rex Imperator.
  3004. gri Tür.
    • Gas Research Institute.
  3005. gri Tür.
    • Christ.
  3006. gri Tür.
    • An initiative that began in 1997 to develop an internationally accepted framework for the production of worldwide reports by corporations on sustainable development Developed by CERES.
  3007. grid İng.
    • (i.) ızgara
    • (elek.) bataryada kullanılan delikli kurşun levha
    • (d.y.) ray şebekesi
    • kablo şebekesi
    • bir haritada kesişen yatay ve dikey hatlar sistemi
    • radyo valfta kontrol voltajı taşıyan ızgara.
  3008. griddle İng.
    • (i.), (f.) alçak kenarlı bir çeşit demir tava
    • (f.) böyle tavada hamur işi pişirmek. griddle cake (i.) bir çeşit gözleme.
  3009. gride İng.
    • (f.), (i.) kesmek, kazımak, gıcırdatarak kazımak, raspa etmek
    • gıcırdatarak geçmek
    • (i.) raspa sesi ile kesme.
  3010. gridiron İng.
    • (i.) ızgara
    • ızgara şeklinde şey
    • Amerikan futbol sahası
    • (d.y.), ray şebekesi
    • sahne için ışık ve panoların asıldığı ızgara.
  3011. grief İng.
    • (i.) keder, ıstırap, dert, elem, acı
    • felâket, bela
    • eser. come to grief felakete uğramak, belâsını bulmak. grief stricken (s.) çok kederli, meyus, bedbaht.
  3012. grievance İng.
    • (i.) şikayete sebep olan hal, keder verici şey.
  3013. grieve İng.
    • (f.) keder vermek, müteessir etmek, ıstırap vermek
    • kederlenmek, esef etmek
    • yas tutmak. grievingly (z.) kederlenerek, müteessir olarak.
  3014. grievous İng.
    • (s.) keder verici, elem verici, üzücü, ıstırap veren acı veren
    • acıklı, elem ifade eden
    • ağır cezaya lâyık. grievously (z.) fena surette
    • acıklı. grievousness (i.) vahamet
    • acıklılık .
  3015. griffin İng.
    • (i.) Hindistan'a yeni gelmiş Avrupalı.
  3016. griffin, griffon, gryphon İng.
    • (i.) yarısı aslan ve yarısı kartal farzolunan ejderha .
  3017. griffon İng.
    • (i.) kısa ve sert kıllı bir köpek
    • kızıl akbaba, (zool.) Gyps fulvus.
  3018. grifter İng.
    • (i.), A.B.D., argo açıkgöz ve dolandırıcı adam.
  3019. grig İng.
    • (i.) hayat dolu kimse
    • (zool.) çekirge.
  3020. grill İng.
    • (f.) ızgarada pişirmek
    • fazla ısıtmak
    • A.B.D., (k.dili) sorguya çekmek, sıkıştırmak, ahret suali sormak .
  3021. grill İng.
    • (i.) ızgara
    • ızgarada pişmiş et
    • ızgarada pişirme
    • ızgarada et ve balık pişiren lokanta
    • posta pullan üzerinde ızgara şeklinde yapılan kabarık noktalı delikler
    • demir çubuklardan yapılmış pencere kafesi .
  3022. grillage İng.
    • (i.), (mim.) temel ızgarası .
  3023. grilling İng.
    • (i.) ızgara
    • sorguya çekme, sıkıştırma, ahret suali sorma.
  3024. grillroom İng.
    • (i.) Iokanta .
  3025. grilse İng.
    • (i.) denizden nehre ilk defa dönen som balığı.
  3026. grim İng.
    • (s.) (mer, mest) vahşi, gaddar, merhametsiz, zalim
    • çirkin, suratsız
    • ümitsiz
    • korkunç, kerih
    • boyun eğmez, yavuz, çetin. grimly (z.) zulüm altında bütün kuvvetiyle çaIışarak
    • gaddarca, vahşiyane. grimness (i.) gaddarlık, zulüm.
  3027. grimace İng.
    • (i.), (f.) surat buruşturma
    • (f.) surat buruşturmak, yüz ekşitmek.
  3028. grimalkin İng.
    • (i.) yaşlanmış dişi kedi
    • cadı karı.
  3029. grime İng.
    • (i.), (f.) kir, deriye yapışmış kir
    • (f.) kirletmek, karartmak. grimy (s.) kirli, pis, bulaşık. griminess (i.) pislik, kirli oluş.
  3030. grin İng.
    • (f.) (ned, ning) (i.) sırıtmak, dişlerini göstererek gülmek
    • acı veya öfke ile dişlerini sıkmak
    • (i.) sırıtma sırıtış. Grin and bear it. Sabırla tahammül et.
  3031. grind İng.
    • (f.) (ground) (i.) öğütmek, çekmek, ezmek
    • bilemek
    • sürterek parlatmak
    • gıcırdatmak
    • döndürmek, sapından tutup çevirmek
    • cefa etmek, eziyet vermek, sıkıştırmak
    • değirmen işletmek
    • gıcırdamak
    • (k.dili) sıkı ders çalışmak, slang hafızlamak, ineklemek
    • A.B.D., argo göbek atmak
    • (i.) öğütme, ezme
    • sıkıcı ve bitmek tükenmek bilmeyen iş
    • (k.dili) imtihan için sıkı çalışma, çok çalışan talebe, slang hafız, inek.
  3032. grinder İng.
    • (i.) ögüten kimse veya makina, öğütücü
    • bileyici
    • azı dişi
    • diş
    • içinde et, peynir, domates ve turşu olan büyük sandviç.
  3033. grindery İng.
    • (i.), (ing.) saraç alet ve malzemesi
    • bileyici dükkânı.
  3034. grindstone İng.
    • (i.) bileği taşı. keep one's nose to the grindstone durmadan çalışmak, didinmek .
  3035. gringo İng.
    • (i.), (İsp.), (asağ.) ana lisanı İngilizce olan yabancı.
  3036. grip Tür.
    • Wrapped around the handle of a racquet, this is what the player holds when hitting strokes More Info. 3 fingers with little finger curled under the handle and thumb down, or 4 fingers with thumb up.
  3037. grip Tür.
    • To trench
    • to drain.
  3038. grip Tür.
    • To give a grip to
    • to grasp
    • to gripe.
  3039. grip Tür.
    • Tire traction on the track. a factor reflecting the friction of the tires with the road surface. the portion of the handle on which a fencer positions his foil hand.
  3040. grip Tür.
    • The technique which you hold the dice for a controlled throw examples of my grips examples of other grips.
  3041. grip Tür.
    • The stickier a tire, and the larger the contact patch, the more resistance against scrubbing the tire will have This means higher cornering speed and acceleration/deceleration Also called traction.
  3042. grip Tür.
    • The part of the hilt held by the user. 1 the handle of a golf club 2 the method of holding a golf club Example: "Don"t let your grips get so worn that they become slippery 2 The most widely used grip is called the overlapping grip.
  3043. grip Tür.
    • The part of the club you hold, and the way you hold it. a/ The method of holding a sword b/ The part of a sword situated between the guard and the pommel 3/ The technician responsible for handling set and lighting equipment.
  3044. grip Tür.
    • The part of the club you hold, and the way you hold it.
  3045. grip Tür.
    • The part of the club which the golfer holds, typically made from leather, cord, rubber or a mixture of the three.
  3046. grip Tür.
    • The part of the bow handle where the bow is held, on some bow designs the grip is removable allowing one to adjust their hand position on the handle.
  3047. grip Tür.
    • The part of a sword, contained in the guard, where it is grasped by the hand.
  3048. grip Tür.
    • The influenza
    • grippe. a firm controlling influence
    • "they kept a firm grip on the two top priorities"
    • "he was in the grip of a powerful emotion"
    • "a terrible power had her in its grasp" worker who moves the camera around while a film or television show is being made the friction between a body and the surface on which it moves hold fast or firmly
    • "He gripped the steering wheel".
  3049. grip Tür.
    • The griffin.
  3050. grip Tür.
    • The extreme upper end of a single-bladed paddle, shaped for holding with the palm over the top.
  3051. grip Tür.
    • The crew member who adjusts scenery, flags lights and often operates the camera cranes and dollies. the method and style of holding the broom. 1 the handle of a golf club 2 the holding, or method of holding, a golf club Example: Don"t let your grips get so worn that they become slippery 2 The most widely used grip is called the overlapping, or Vardon grip.
  3052. grip Tür.
    • The amount of traction a car has at any given point, thus affecting how easy it is for the driver to keep control through corners.
  3053. grip Tür.
    • the act of grasping
    • "he released his clasp on my arm"
    • "he has a strong grip for an old man"
    • "she kept a firm hold on the railing". the appendage to an object that is designed to be held in order to use or move it
    • "he grabbed the hammer by the handle"
    • "it was an old briefcase but it still had a good grip". a portable rectangular traveling bag for carrying clothes
    • "he carried his small bag onto the plane with him". the friction between a body and the surface on which it moves. worker who moves the camera around while a film or television show is being made. a firm controlling influence
    • "they kept a firm grip on the two top priorities"
    • "he was in the grip of a powerful emotion"
    • "a terrible power had her in its grasp". a flat wire hairpin whose prongs press tightly together
    • used to hold bobbed hair in place
    • "in England they call a bobby pin a grip". hold fast or firmly
    • "He gripped the steering wheel". to grip or seize, as in a wrestling match
    • "the two men grappled with each other for several minutes". to render motionless, as with a fixed stare or by arousing terror or awe
    • "The snake charmer fascinates the cobra".
  3054. grip Tür.
    • That by which anything is grasped
    • a handle or gripe
    • as, the grip of a sword.
  3055. grip Tür.
    • Specif., an apparatus attached to a car for clutching a traction cable.
  3056. grip Tür.
    • Gross Revenue Insurance Plan GTA Grain Transportation Agency. crew member responsible for rigging and operating equipment such as tripods, dollys and cranes which stabilise the camera or enable its movement.
  3057. grip Tür.
    • Grips work closely with the key grip and gaffer in setting up the lights and assists the crew in all aspects of getting the shot.
  3058. grip Tür.
    • flu. influenza.
  3059. grip Tür.
    • flu.
  3060. grip Tür.
    • Firmness of flavor and structure.
  3061. grip Tür.
    • A welcome firmness of texture, usually from tannin, which helps give definition to wines such as Cabernet and Port.
  3062. grip Tür.
    • A small ditch or furrow.
  3063. grip Tür.
    • A peculiar mode of clasping the hand, by which members of a secret association recognize or greet, one another
    • as, a masonic grip.
  3064. grip Tür.
    • An energetic or tenacious grasp
    • a holding fast
    • strength in grasping.
  3065. grip Tür.
    • A gripsack
    • a hand bag
    • a satchel.
  3066. grip Tür.
    • A device for grasping or holding fast to something.
  3067. grip İng.
    • (i.), (f.) (ped, ping) sıkı tutma
    • kavrama
    • el sıkma
    • pençe, el
    • tutak, bir şeyin tutacak yeri
    • A.B.D. el çantası
    • (f.) sıkı tutmak, yakalamak, kavramak: etkilemek, tesir etmek, hâkim olmak
    • manasını anlamak
    • dikkatini çekmek. gripsack (i.), A.B.D. yolcu çantası. come to grips with ile uğraşmak.
  3068. grip İng.
    • (i.) grip hastalığı .
  3069. gripe İng.
    • (f.), (i.), A.B.D., (k.dili) sıkıntı vermek, cefa etmek, kızdırmak: sancı vermek (kann)
    • sancılanmak
    • A.B.D., argo sızlanmak, şikâyet etmek
    • (i.), A.B.D., (k.dili) şikâyet, sıkıntı
    • (gen.), (çoğ.) karın ağrısı.
  3070. grippe İng.
    • (i.) grip hastalığı.
  3071. gripper İng.
    • (i.) çıtçıt.
  3072. grisaille İng.
    • (i.) kurşuni renkte tezyini resim usulü (bilhassa cam üzerine).
  3073. griseous İng.
    • (s.) maviye çalan kurşuni renkte, boz, kır.
  3074. grisette İng.
    • (i.) şık ve şuh Fransız işçi kız.
  3075. grisly İng.
    • (s.) korkunç, dehşet verici, tüyler ürpertici. grisliness (i.) dehşet, korkunç oluş .
  3076. grist İng.
    • (i.) bir defada öğütülecek zahire
    • öğütülmüş zahire. All's grist that comes to the mill. Ele geçen her şeyden istifade edilir. gristmill (i.) buğday değirmeni.
  3077. gristle İng.
    • (i.) kıkırdak. gristly (s.) kıkırdaktan ibaret.
  3078. grit İng.
    • (i.), (f.) (ted, ting) iri taneli kum
    • kumtaşı
    • kefeki taşı, öğütme hassası olan taş
    • metanet, cesaret, yiğitlik
    • (f.) gıcırdatmak, diş gıcırdatmak .
  3079. grits İng.
    • (i.), (çoğ.) kabuğu soyulmuş ve iri çekilmiş hububat
    • mısır dövmesi.
  3080. gritty İng.
    • (s.) içine kum taneleri karışmış olan, kumlu
    • cesur, yiğit. grittiness (i.) kumlu oluş
    • cesaret, yiğitlik.
  3081. grizu Tür.
    • pit gas. methane. firedamp. mine gas.
  3082. grizzle İng.
    • (f.), (ing.), (k.dili) üzülmek, sinirlenmek
    • şikâyet etmek.
  3083. grizzle İng.
    • (f.) bozlaştırmak, bozlaşmak.
  3084. grizzle İng.
    • (i.), (s.) kır saç
    • kır peruka
    • (s.) kurşuni, gri.
  3085. grizzly İng.
    • (s.) kurşuni, gri, (boz.) grizzly bear Kuzey Amerika'ya mahsus çok vahşi ve kuvvetli boz ayı, (zool.) Ursus horribilis.
  3086. groan İng.
    • (f.), (i.) inlemek, ah etmek, figan etmek, inleyecek derecede ıstırap çekmek
    • yük altında olmak
    • hasret çekmek
    • (i.) inilti, figan. groaningly (z.) inleyerek .
  3087. groat İng.
    • (i.) İngilizlerin dört penilik eski bir gümüş parası.
  3088. groats İng.
    • (i.) dövülmüs kabuksuz buğday veya yulaf.
  3089. grocer İng.
    • (i.) bakkal.
  3090. grocery İng.
    • (i.), A.B.D. bakkal dükkanı
    • (çoğ.) bakkaliye, bakkalın sattığı eşya .
  3091. grog İng.
    • (i.) rakı veya rom ile sudan ibaret içki
    • alkollü içki. grogshop (i.) meyhane .
  3092. groggy İng.
    • (s.) sersemlemiş, sarhoş, ayyaş .
  3093. grogram İng.
    • (i.) ipek ve keçi kılından yapılmış kaba kumaş, grogren.
  3094. groin İng.
    • (i.), (anat.) kasık
    • (mim.) iki kemerin birleştiği kenar.
  3095. grommet , grummet İng.
    • (i.) iliğin madeni kenarı
    • (den.) ipten yapılan simit halkası, çevirme kasa.
  3096. gromwell İng.
    • (i.) hodançiçeği, (bot.) Lithospermum.
  3097. groom İng.
    • (i.), (f.) seyis, uşak
    • güvey
    • İngiliz sarayının hademelerinden biri
    • (f.) tımar etmek
    • çeki düzen vermek
    • giyinip kuşanmak, kendine itina etmek
    • özel eğitim vererek siyasi memuriyete hazırlamak.
  3098. groomsman İng.
    • (i.) sağdıç, düğünde güveye refakat eden erkek.
  3099. groove İng.
    • (i.), (f.) oluk, yiv, saban izi
    • alışkanlık, itiyat, âdet
    • (f.) oluk açmak
    • argo bir şeye kendini vermek, dalmak. in the groove A.B.D., argo mükemmel bir durumda. groovy (s.), argo son modaya uygun, mükemmel .
  3100. grope İng.
    • (f.) el yordamı ile yürümek veya aramak
    • körü körüne araştırmak. gropingly (z.) el yordamı ile .
  3101. grosa Tür.
    • gross. twelve dozen.
  3102. grosbeak İng.
    • (i.), (zool.) ispinoz familyasından iri gagalı bir kuş. scarlet grosbeak karmen renkli şakrakkuşu, (zool.) Corpodacus erythrinus.
  3103. groschen İng.
    • (i.) Avusturya şilinginin yüzde biri
    • 10 fenik karşılığı Alman parası
    • Almanların eski ufak gümüş parası.
  3104. grosgrain İng.
    • (i.) grogren, gron, bir cins kumaş .
  3105. gross İng.
    • (s.) iri, kalın, kaba, büyük
    • toptan, tamam
    • yontulmamış
    • çirkin, kötü, şeni, iğrenç
    • tiksindirici. gross national product (ikt.) brüt milli hasıla (kıs. GNP). gross negligence büyük gaflet. gross weight darası çıkarılmamış ağırlık, brüt ağırlık, gayri safi ağırlık. grossly (z.) fena halde. grossness (i.) kabalık.
  3106. gross İng.
    • (i.) on iki düzine, yüz kırk dört adet
    • brüt
    • küme, hepsi, bütünü. in gross toptan, bütünüyle. by the gross pakette yüz kırk dört tane olarak.
  3107. grotesk Tür.
    • grotesquely, ludicrous.
  3108. grotesk Tür.
    • grotesque.
  3109. grotesk Tür.
    • grotesque.
  3110. grotesque İng.
    • (s.), (i.) acayip, garip
    • kaba
    • (i.) soytarı. grotesquely (z.) acayip şekilde. grotesqueness (i.) acayiplik.
  3111. grotto İng.
    • (i.) mağara
    • suni yeraltı odası .
  3112. grouch İng.
    • (f.), (i.), A.B.D., (k.dili) mırıldanmak, homurdanmak, söylenmek
    • (i.), A.B.D., (k.dili) hiç bir şeyden memnun olmayan kimse, şikayetçi kimse, homurdanan kimse
    • suratsız Iık, homurdanma, söylenme, vızıltı
    • şikâyet. grouchy (s.), A.B.D., (k.dili) suratsız, asık çehreli.
  3113. ground İng.
    • (f.) temel üzerine kurmak, esaslı bir şekilde yapmak
    • esaslı şekilde öğretmek
    • resme zemin boyası vurmak
    • yere oturtmak, karaya oturtmak (gemi)
    • (elek.) toprağa bağlamak
    • temeli olmak
    • yere konmak
    • (hav.) pilotun uçmasma izin vermemek. ground arms silahı yere dayamak.
  3114. ground İng.
    • (i.) yeryüzü
    • yer, zemin
    • toprak
    • meydan, saha, arsa
    • mesafe, yer
    • denizin dibi, dip
    • mebde, prensip
    • kabartma iş yapılacak düz satıh
    • maden levha üstüne sürülen ve işlenmeyecek kısımları muhafaza eden yapışkan terkip
    • (elek.) toprak. ground ball beysbol yere sürtünerek giden top. ground bass (müz.) en kalın sesle tekrarlanan melodi. ground cover toprağa yakın yetişen kalın bitki örtüsü. ground crew hava meydanı tayfası. ground floor zemin katı. ground hog Amerikada bir çeşit dağ sıçanı. ground hog day 2 şubat. ground ice suyun dibinde meydana gelen buz. ground ivy yer sarmaşığı. ground line resimde alt çizgi, ön çizgi. ground pine kurdayağı, (bot.) Lycopodium
    • kurtluca, meşecik, (bot.) Ajuga chamaepitys. qround plan bir binanın zemin planı. around plate toprak levhası. ground rent arsa kirası. ground speed (hav.) yer sürati. ground swell soluğan. ground water yeraltı suyu. ground wire (elek.) toprak teli. ground zero bombanın patladığı yer. above ground yeryüzünde
    • meydanda. break ground tarla sürmek
    • yeni bina için yere ilk kazmayı vurmak, temel atmak
    • işe başlamak. cover ground yol almak
    • konuya değinmek. cut the ground out from under one's feet (colloq.) ayağını kaydırmak, delillerini çürütmek. down to the ground her hususta, tamamen. from the ground up temelinden, tamamen. gain ground ilerlemek
    • iyileşmek
    • mesafe katetmek. get in on the ground floor A.B.D., (k.dili) temelden katılmak, bir işe yeni başlandığında katılmak. give ground ricat etmek, çekilmek. hold one's ground, stand one's ground durumunu devam ettirmek, ayak diremek. into the ground gereğinden fazla, dayanılmayacak kadar. Iose ground gerilemek, fenalaşmak rağbetten düşmek. off the ground harekette. on good grounds iyi sebeplere dayanan. on one's home ground kendi bilgi alanında. on the grounds of sebebiyle, -e dayanarak. rising ground yokuş, bayır.
  3115. ground İng.
    • (s.), (bak.) grind. ground glass buzlu cam
    • cam tozu.
  3116. groundage İng.
    • (i.), (den.) bazı limanlarda demirleme için verilen harç.
  3117. grounder İng.
    • (i.) yere vurulunca zıplayan top.
  3118. groundless İng.
    • (s.) esassız, asılsız, temelsiz groundlessly (z.) asılsız ve temelsiz olarak .
  3119. groundling İng.
    • (i.) toprağa yakın yaşayan bitki veya hayvan
    • deniz dibinde yaşayan balık
    • basit zevkleri olan kimse
    • eski tiyatroda ayakta duran seyirci .
  3120. groundnut İng.
    • (i.) kökü yenen bir bitki
    • (Ing.) yerfıstığı, Amerikan fıstığı.
  3121. grounds İng.
    • (i.), (çoğ.) özel arazi mülk
    • oyun sahası, stadyum
    • saha
    • sebep, bahane. coffee grounds telve.
  3122. groundsel İng.
    • (i.), (bot.) kanarya otu.
  3123. groundsill İng.
    • (i.) tabanlık kereste.
  3124. groundwork İng.
    • (i.) temel, esas .
  3125. group İng.
    • (i.), (f.) grup, küme, öbek
    • heyet, topluluk
    • (kim.) benzer nitelikli öğeler grubu
    • (jeol.) aynı zamanda teşekkü1 ettiği farzolunan kaya tabakaları
    • (biyol.) birbiri ile benzerlikleri olan hayvan veya bitki sınıfı
    • (f.) gruplara ayırmak, yan yana koymak
    • bir araya gelmek, gruplaşmak. group insurance grup sigortası, toplu sigorta.
  3126. grouper İng.
    • (i.) hani balığı .
  3127. grouse İng.
    • (f.), (i.), (k.dili) homurdanmak, söylenmek, sızlanmak, Sikayet etmek
    • (i.) Sikayet.
  3128. grouse İng.
    • (i.) (çoğ. grouse) tavuğa benzer bir av kuşu, orman tavuğu, (zool.) Lyrurus. hazel grouse dağ tavuğu, (zool.) Tetrastes bonasia. sand grouse kaya kuşu, (zool.) Pterocles arenarius Pallas's sand grouse bağırtlak, (zool.) Syrrhaptes paradoxus.
  3129. grout İng.
    • (i.), (f.) duvarcı sıvası, sulu harç
    • bulgur lapası
    • (çoğ.) tortu, telve
    • (f.) tuğla veya taş aralarına sulu harç doldurmak.
  3130. grove İng.
    • (i.) koru, ağaçlık.
  3131. grovel İng.
    • (f.) (led, ling veya ed, ing) yerde sürünmek
    • kendini alçaltmak, yaltaklanmak. groveler (i.) zelil kimse, alçalmış kimse.
  3132. grow İng.
    • (f.) (grew, grown) büyümek, gelişmek, inkişaf etmek, serpilmek
    • çoğalmak, artmak, ilerlemek, olmak
    • hâsıl olmak, çıkmak
    • büyütmek, yetiştirmek, meydana getirmek
    • hası1 etmek. grow on one gittikçe daha çok beğenilmek, bir kimseyi kendine ısındırmak. grow out of hâsıl olmak, çıkmak. He grew out of his shoes büyüdüğünden dolayı ayakkabıları küçüldü. grow together yaklaşmak, birleşmek
    • beraber büyümek grow up büyümek, olgunlaşmak. growing pains büyüme devresinde çocukların kol ve bacaklarında hâsıl olan ağrılar
    • bir işin başlangıcındaki zorluklar .
  3133. grower İng.
    • (i.) yetiştirici, üretici .
  3134. growl İng.
    • (f.), (i.) hırlamak, homurdanmak
    • gurlamak, guruldamak
    • (i.) homurtu, homurdanma, hırlama .
  3135. growler İng.
    • (i.) homurdanan kimse
    • A.B.D., argo bira kabı
    • Kanada'da kücük buzul .
  3136. grown İng.
    • (bak.) grow
    • (s.) yetişmiş, yetişkin, büyümüş grownup (s.) büyümüş. grownup (i.) yetişkin kimse. grownups (i.) yetişkinler .
  3137. growth İng.
    • (i.) büyüme, gelişme, inkişaf, yetişme
    • artma
    • mahsul
    • kaynak
    • (tıb.) marazi teşekkük. growth stock bir firmanın kâra geçeceği düşüncesiyle satın alınan hisse senedi.
  3138. grub İng.
    • (f.) (bed, bing) toprağı kazmak, eşelemek
    • adi işlerle uğraşmak
    • monoton bir işte calışmak
    • argo yemek yemek, yedirmek
    • yeri kazıp ağaç köklerini çıkarmak
    • kökünden sökmek
    • sürfesini çıkarmak .
  3139. grub İng.
    • (i.) tırtıl, sürfe, kurt
    • bıkıp usanmadan çalışan kimse
    • argo yiyecek. grubby (s.) kirli, pis, düzensiz
    • kurtlu.
  3140. grub street İng.
    • Londra'da eskiden fakir yazarların oturduğu semt
    • piyasa yazarları. grubstreet (s.) piyasa yazarlarına ait.
  3141. grubstake İng.
    • (i.), (f.), A.B.D., (k.dili) bir maden arayıcısına maden ocağını bulmak için ödünç verilen ve karşılığı ileride fazlasıyla geri alınacak para
    • (k.dili) yeni bir teşebbüse yapılan yardım
    • (f.) böyle bir yardımda bulunmak.
  3142. grudge İng.
    • (f.), (i.) isteksizce vermek, istememek, çok görmek
    • kıskanmak
    • diş bilemek
    • (i.) kin, haset, diş bileme. to carry (bear, have) a grudge (against) kin beslemek. grudgingly (z.) istemeyerek, kıyamayarak .
  3143. gruel İng.
    • (i.) yavan un çorbası, sulu yulaf lapası.
  3144. gruelling İng.
    • (s.), (i.) çok yorucu, bitap düşürücü
    • (i.) çok yorucu şey, işkence.
  3145. gruesome , grewsome İng.
    • (s.) korkunç, dehşetli, iğrenç. gruesomely (z.) dehşetle, korkunç, bir şekilde. gruesomeness (i.) dehşet, korkunçluk,
  3146. gruff İng.
    • (s.) ters, sert, huysuz
    • boğuk, boğuk sesli. gruffly (z.) terslikle
    • boğuk bir sesle. gruffness (i.) sertlik, terslik, huysuzluk.
  3147. grumble İng.
    • (f.), (i.) söylenmek, şikâyet etmek
    • (i.) homurdanma, halinden şikâyet.
  3148. grummet İng.
    • (bak.) grommet .
  3149. grumps İng.
    • (i.), (k.dili) asık yüzlülük, suratsızlık.
  3150. grumpy İng.
    • (s.) aksiligi tutmuş, hırçınlığı üstünde.
  3151. grundy,mrs. İng.
    • fazla iffet taslayan kimseler.
  3152. grunt İng.
    • (f.), (i.) homurdanmak, domuz gibi hırıldamak
    • (i.) homurtu, hırıltı
    • hırıltı çıkaran bir balık.
  3153. grunter İng.
    • (i.) homurdayan sey
    • domuz
    • hırıltı gibi ses çıkaran bir balık.
  3154. grup Tür.
    • group. ensemble. party. gang. band. batch. body. bunch. category. clan. class. clump. clutch. push. series. set.
  3155. grup Tür.
    • bunch. circle. clan. class. cluster. company. faction. flock. group. outfit. set.
  3156. grup Tür.
    • band. batch. bracket. bunch. cluster. company. contingent. crop. ensemble. fellowship. group. knot. lot. outfit. party. pocket. ring. set. team. troop. section.
  3157. gruplandırma Tür.
    • to group. to separate into groups.
  3158. gruplandırmak Tür.
    • to gather into a group. to assemble into groups.
  3159. gruplaşma Tür.
    • configuration.
  3160. gruplaşmak Tür.
    • to separate into groups. group. to stand about in knots.
  3161. gruyerecheese İng.
    • gravyer peyniri.
  3162. gstring İng.
    • (i.) striptiz artistlerinin mahrem yerlerini örtmek için taktıkları bant
    • (müz.) sol notası teli.
  3163. guaco İng.
    • (i.) tropikal Amerika'da yetişen ve yılan sokmasına karşı kullanılan bir ot
    • zeravent, (bot.) Aristolochia .
  3164. guanaco İng.
    • (i.) Güney Amerika'ya mahsus deve cinsinden ve lamadan iri bir hayvan.
  3165. guano Tür.
    • Manure of birds and bats that is used for fertilizer purposes. is the Peruvian word huano, and consists of the droppings of sea-fowls. the rich manure of bat dung.
  3166. guano Tür.
    • Manure, i e, excretions, of bats and birds Can be purchased after being dried and composted. the droppings of birds or bats In some places, like penguin colonies, huge deposits of guano build up over many years People sometimes harvest this guano to use as fertilizer for farms and gardens. manure from animals like birds and bats. the waste matter of sea birds Rich in nitrates and phosphates, guano was used worldwide as a fertilizer The Chincha Islands off of the coast of Peru, where guano deposits were as deep as 100 feet, were a major source for this product. Droppings or manure of sea birds and bats, often sold as fertilizer.
  3167. guano Tür.
    • It is rich in phosphates and ammonia, and is used as a powerful fertilizer. the excrement of sea birds
    • used as fertilizer.
  3168. guano Tür.
    • Hojas secas o pencas de las palmas. the excrement of sea birds
    • used as fertilizer.
  3169. guano Tür.
    • Guano.
  3170. guano Tür.
    • Dried excrete.
  3171. guano Tür.
    • A substance found in great abundance on some coasts or islands frequented by sea fowls, and composed chiefly of their excrement.
  3172. guano İng.
    • (i.) guano .
  3173. guarani Tür.
    • the language spoken by the Guarani people of Paraguay and Bolivia a member of the South American people living in Paraguay and Bolivia the basic unit of money in Paraguay
    • equal to 100 centimos.
  3174. guarantee İng.
    • (i.), (f.) kefil
    • kefalet, teminat
    • garanti
    • (f.) garanti etmek, kefil olmak
    • başkasının sorumluluğunu üzerine almak .
  3175. guarantor İng.
    • (i.) kefil, garanti eden kimse veya firma.
  3176. guaranty İng.
    • (i.), (f.) garanti, kefalet
    • (f.) garanti etmek.
  3177. guard İng.
    • (i.) muhafız, nöbetçi
    • muhafız alayı
    • muhafaza, himaye, koruma, müdafaa
    • nöbetçilik, muhafızlık
    • kendini korumak için alınan pozisyon
    • trende memur
    • herhangi bir şeyi muhafaza eden alet. advance guard ileri karakol. mount guard nöbet tutmak. off guard hazırlıksız. on guard nöbette. On guard ! Dikkat ! Hazır ol ! rear guard artçı, dümdar. relieve the guard nöbetçi değiştirmek.
  3178. guard İng.
    • (f.) korumak, muhafaza etmek, himaye etmek
    • gözaltına almak, nezaret altında bulundurmak
    • nöbet tutmak, bekle mek
    • dikkat etmek, uyanık bulunmak. guard against önceden tedbir almak.
  3179. guarded İng.
    • (s.) uyanık, tetikte
    • korunan, muhafazalı
    • ihtiyatlı, tedbirli. guardedly (z.) ihtiyatla. guardedness (i.) tedbirlilik.
  3180. guardhouse İng.
    • (i.) askeri karakol.
  3181. guardian İng.
    • (i.) koruyucu, muhafız, gardiyan
    • vasi, veli. guardian angel koruyucu melek .
  3182. guardianship İng.
    • (i.) vasilik, muhafızlık, velilik.
  3183. guardrail İng.
    • (i.) parmaklık, korkuluk
    • siper demiri
    • (den.) puntel.
  3184. guardroom İng.
    • (i.) bekçi odası .
  3185. Guatemala Tür.
    • Guatemala.
  3186. Guatemala Tür.
    • Guatemala.
  3187. Guatemala Tür.
    • a republic in Central America
    • achieved independence from Spain in 1821
    • noted for low per capita income and illiteracy
    • politically unstable.
  3188. Guatemala Tür.
    • a republic in Central America
    • achieved independence from Spain in 1821
    • noted for low per capita income and illiteracy
    • politically unstable.
  3189. guatemala İng.
    • (i.) Guatemala .
  3190. Guatemalalı Tür.
    • Guatemalan.
  3191. guatr Tür.
    • goiter. goitre. struma.
  3192. guatr Tür.
    • goiter. goitre. goiter guşa. cedre.
  3193. guava İng.
    • (i.) Amerika'nın sıcak taraflarında yetişen guava ağacı
    • bu ağacın armut şeklinde yenebilen meyvası.
  3194. gubernatorial İng.
    • (s.) valiye ait .
  3195. gübre Tür.
    • manure. dung. droppings. fertilizer. dressing. plant-food. cowpat. muck. ordure. soil.
  3196. gübre Tür.
    • fertilizer. manure. muck. dung. droppings.
  3197. gübre Tür.
    • fertilizer. manure. dung. droppings. compost. dressing. muck. soil.
  3198. gübreleme Tür.
    • fertilizing. fertilization. manuring.
  3199. gübrelemek Tür.
    • to manure. to fertilize. fertilize the soil. muck.
  3200. gübrelik Tür.
    • dunghill. dung hole. midden.
  3201. güç Tür.
    • power. impulse. proficiency. influence. rating. task. delivery job. heavy duty. ability. arduous. arm. capability. capacity. competence. difficult. effort. energy. faculty. force. hard. impetus. lift. might. painful. parlous. pith. potency. severe. solidi.
  3202. güç Tür.
    • difficult. hard. arduous. baffling. tricksy. strength. power. force. energy. ability. capability. capacity. arm. clout. clutch. command. control. dominance. forcefulness. intensity. iron. might. pep. pith. potency. potential. punch. rod. sinew. spiri.
  3203. güç Tür.
    • ability. arduous. arm. ascendance. austere. difficult. effort. energy. exacting. force. hard. heavy. impossible. laborious. might. muscle. onerous. pep. potency. potential. power. punch. push. rough. sap. sinew. stamina. steam. sticky. stiff. strength. strenuous. tough. troublesome. vigour. zip.
  3204. güç kaynağı Tür.
    • power supply. source of power.
  3205. güç kaynağı Tür.
    • electrical supply.
  3206. gücendirici Tür.
    • exceptionable. invidious. vexatious.
  3207. gücendirme Tür.
    • provocation.
  3208. gücendirmek Tür.
    • tread on smb."s corns. offend. displease. give offence. give offense. affront. badger. chafe. disoblige. gall. huff. miff. pique. give umbrage. vex.
  3209. gücendirmek Tür.
    • to offend. to hurt. affront. displease. embitter.
  3210. gücenik Tür.
    • offended. hurt.
  3211. gücenme Tür.
    • umbrage.
  3212. gücenme Tür.
    • resentment.
  3213. gücenme Tür.
    • being offended. displeasure. resentment. tiff. umbrage.
  3214. gücenmek Tür.
    • to be offended / hurt by. huff. resent. take exception to. tiff.
  3215. gücenmek Tür.
    • resent. to be offended. to be angry with. to resent. to take offence/amiss/umbrage. to be/feel offended.
  3216. guck İng.
    • (i.), A.B.D., argo çamur
    • karışıklık.
  3217. güçlendirici Tür.
    • supercharger.
  3218. güçlendirici Tür.
    • restorative.
  3219. güçlendirici Tür.
    • booster. buttress. refreshing. strengthening. making more powerful.
  3220. güçlendirme Tür.
    • reinforcement.
  3221. güçlendirme Tür.
    • fortification. reinforcement. strengthening. consolidation.
  3222. güçlendirmek Tür.
    • to strengthen. give teeth to. give weight to. invigorate. solidify. steam up.
  3223. güçlendirmek Tür.
    • strengthen. make strong. support to. beef up. brace. cement. enforce. enrich. exalt. reinforce. soup up. steel. tone up. vivify.
  3224. güçlendirmek Tür.
    • brace. buoy. buttress. consolidate. empower. fortify. invigorate. refresh. reinforce. revitalize. strengthen. sustain. to strengthen. to reinforce. to invigorate. to consolidate. to buttress sth. to brace. to fortify. to refresh.
  3225. güçlenmek Tür.
    • to get strong. grow stronger. wax.
  3226. güçlenmek Tür.
    • grow stronger. become strong. stiffen. wax strong.
  3227. güçlenmek Tür.
    • consolidate. forge. to get strong. to gain strength. to strengthen. to consolidate.
  3228. güçleştirmek Tür.
    • to make difficult. snarl.
  3229. güçleştirmek Tür.
    • complicate. to make difficult. to complicate.
  3230. güçlü Tür.
    • powerful. strong. forceful. bouncing. brawny. energetic. full-blooded. heroic. high-pressure. iron. keen. mighty. pithy. potent. prepotent. robust. spirited. stalwart. stout. sturdy. vigorous. virile. voluminous. powered.
  3231. güçlü Tür.
    • powerful. strong. able. brawny. consuming. doughty. forcible. hardy. impact. lusty. mighty. potent. puissant. punchy. rude. sappy. sinewy. superminicomputer. vibrant. virile.
  3232. güçlü Tür.
    • able. acute. beefy. drastic. energetic. forceful. forcible. furious. hardy. influential. intense. keen. lusty. massive. mighty. muscular. potent. powerful. pronounced. robust. sappy. stentorian. strapping. strong. sturdy. substantial. tough. vigorous. virile. vivid. cogent. persuasive. high-powered.
  3233. güçlük Tür.
    • trouble. pain.
  3234. güçlük Tür.
    • difficulty. arduousness. hardship. hassle. adversity. complexity. complicacy. hurdle. oppression. rub. stumbling block.
  3235. güçlük Tür.
    • adversity. austerity. difficulty. drawback. hardship. hassle. job. pitfall. rigour. rub. suffering. trouble.
  3236. güçlükle Tür.
    • scarcely.
  3237. güçlükle Tür.
    • hardly. ill. scarcely.
  3238. güçlülük Tür.
    • strength. power.
  3239. güçlülük Tür.
    • intensity. strength. power.
  3240. güçlülük Tür.
    • forcefulness.
  3241. güçsüz Tür.
    • feeble. weak. without strength. faint. flabby. floppy. impotent. limp. nerveless. poor. power off. powerless. small. weakling.
  3242. güçsüz Tür.
    • feeble.
  3243. güçsüz Tür.
    • faint. feeble. flimsy. impotent. incapable. insubstantial. limp. powerless. senile. thin. unsound. weak. strengthless. languid. languorous. listless.
  3244. güçsüzce Tür.
    • powerlessly.
  3245. güçsüzlük Tür.
    • weakness. feebleness. frailty. impotence. incapability.
  3246. güçsüzlük Tür.
    • feebleness.
  3247. güçsüzlük Tür.
    • debility. failure. languor. weakness. feebleness. incapacity. powerlessness.
  3248. gücü Tür.
    • hearness. leaf. reed. weaving reed.
  3249. gücü Tür.
    • consuming power.
  3250. gudde Tür.
    • gland.
  3251. gudde Tür.
    • gland.
  3252. güderi Tür.
    • chamois (leather. buckskin. chamois. wash leather.
  3253. güderi Tür.
    • buckskin.
  3254. gudgeon İng.
    • (i.), (zool.) yem için kullanılan ufak tatlı su balığı
    • eski çabuk aldanan kimse
    • (mak.) mil, mihver, pin
    • menteşe kovanı
    • çengel, kanca
    • dümen dişi iğneciği .
  3255. güdü Tür.
    • motive. conscious drive. impetus. motivation.
  3256. güdü Tür.
    • impulse. incentive. inducement. motivation. motive. spur. drive. push.
  3257. gudubet Tür.
    • very ugly. hideous.
  3258. gudubet Tür.
    • hideously ugly.
  3259. güdülmek Tür.
    • to be herded. to be intended.
  3260. güdümlü Tür.
    • controlled. directed. governed.
  3261. güdümlü Tür.
    • controlled. directed.
  3262. güdümlü sanat Tür.
    • art produced according to certain guidelines.
  3263. güdümsüz Tür.
    • uncontrolled. unguided.
  3264. guelderrose İng.
    • (i.) kartopu çiçeği, (bot.) Viburnum opulus Chinese guelder rose ortanca, (bor.) Hydrangea hortensia.
  3265. guelf , guelph İng.
    • (i.) eski bir Alman hanedanına mensup bir kimse
    • ortaçağda İtalya'da Mukaddes Roma İmparatorluğu aleyhtarı ve Papaya taraftar milli istiklal partisi azası, Gelf.
  3266. guerdon İng.
    • (i.), (f.), şiir mukâfat
    • bahşiş
    • (f.) mükâfat vermek .
  3267. guernsey İng.
    • (i.) Anglo Norman adalarından biri
    • bu adada yetiştirilen ve bol süt veren bir çeşit inek
    • (k.h.) örme kalın yün yelek veya ceket ,
  3268. guerrilla İng.
    • (i.), (s.) çeteci, gerillacı
    • (s.) gerilla örgütü ile ilgili. guerilla warfare çete harbi, gerilla savaşı.
  3269. guess İng.
    • (f.), (i.) tahmin etmek
    • keşfetmek, zannetmek, farzetmek
    • (i.) tahmin, zan, keşfetme. I guess so. Galiba.
  3270. guesswork İng.
    • (i.) tahmin.
  3271. guest İng.
    • (i.) misafir, konuk, davetli
    • otel veya pansiyon müşterisi
    • (biyol.) asalak bitki veya hayvan. guest night davet gecesi, bir kulüp veya programa misafirlerin kabul edildiği gece. guest room misafir yatak odası. guest rope (den.) tonoz halatı, vardakavo, yedek halatı. paying guest aile pansiyoneri.
  3272. guff İng.
    • (i.), argo laf, boş söz.
  3273. guffaw İng.
    • (i.), (f.) kaba gülüş, kahkaha
    • (f.) kahkaha ile gülmek .
  3274. güfte Tür.
    • lyrics. text for music.
  3275. güfte Tür.
    • lyrics.
  3276. guguk Tür.
    • cuckoo. cucko.
  3277. guguk Tür.
    • cuckoo.
  3278. guguk kuşu Tür.
    • cuckoo.
  3279. guguk kuşu Tür.
    • cuckoo.
  3280. guguklu saat Tür.
    • cuckoo clock.
  3281. guguklu saat Tür.
    • cuckoo clock.
  3282. güherçile Tür.
    • saltpeter. potassium nitrate. nitre. niter. saltpetre.
  3283. guiana İng.
    • (i.) Güney Amerika'da Guyana bölgesi.
  3284. guidance İng.
    • (i.) yol gösterme, delâlet, rehberlik
    • işaret
    • idare
    • kılavuz
    • A.B.D. eğitim sırasında çocuğa ve ailesine öğüt verme ve yol gösterme.
  3285. guide İng.
    • (f.), (i.) yol göstermek
    • kılavuzluk etmek, delâlet etmek
    • idare etmek
    • işaret etmek
    • yetiştirmek
    • (i.) rehber, kılavuz, yol gösteren kimse
    • yönetmelik, talimatname
    • (mak.) yatak, kızak, ray
    • sevk kanalı, oluk
    • (gayd.) guided missile (ask.) güdümlü roket. guide rail (d.y.) kılavuz ray, sevk yatağı. guide rope balondan sarkıtılan idare halatlarından biri
    • (den.) yük kaldıran halatı yan tarafa çekmek için kullanılan diğer bir ip, açavele.
  3286. guidebook İng.
    • (i.) rehber, rehber kitabı .
  3287. guideline İng.
    • (i.) okuyucuya yardımcı olmak için kitap sayfasının üstüne yazılan yazı
    • standart tespit eden kural veya prensip, tüzük.
  3288. guidepost İng.
    • (i.) yol işareti, yol gösteren direk.
  3289. guidon İng.
    • (i.) tabur sancağı.
  3290. guild , gild İng.
    • (i.) esnaf birliği, lonca
    • hayır kurumu .
  3291. guilder İng.
    • (bak.) gulden.
  3292. guildhall İng.
    • (i.), (ing.) esnaf birliği merkez binası
    • (b.h.) Londra belediye dairesi .
  3293. guile İng.
    • (i.) aldatıcılık, kurnazlık aldatma eğilimi. guileful (s.) hileci, hain. guilefully (z.) hile ile. guilefulness (i.) hilecilik. guileless (s.) saf, riyasız, samimi.
  3294. guillemot İng.
    • (i.) kuzey denizlerine mahsus karabatağa benzer bir deniz kuşu.
  3295. guilloche İng.
    • (i.) girift nakış, meneviş
    • (mim.) sarılı veya bükülü iki üç telden ibaret pervaz .
  3296. guillotine İng.
    • (i.), (f.) giyotin
    • kağıt bıçağı
    • (tıb.) bademcik makası
    • (ing.) (pol.) muzakere tahdidi
    • (f.) giyotin ile idam etmek .
  3297. guilt İng.
    • (i.) suç, mücrimlik
    • cürüm mesuliyeti
    • günahkârlık
    • günahkârlık duygusu. guilt by association bir kimsenin meşru hareketlerini veya tanıdıklarını şüpheli sayarak gizli suçları olduğunu tahmin etme. guiltless (s.), not guilty masum, suçsuz .
  3298. guilty İng.
    • (s.) suçlu, kabahatli, mücrim, günahkâr. verdict of guilty jürinin verdiği mahkumiyet kararı. guiltily (z.) suçlu olarak, günahkârlıkla. guiltiness (i.) suçluluk, günahkârlık.
  3299. guimpe İng.
    • (i.) jilenin altına giyilen kısa bulüz .
  3300. guinea İng.
    • (i.), (b.h.) Gine
    • İngilizlerin yirmi bir şilin kıymetindeki eski altın parası
    • yirmi bir şilin
    • Afrika tavuğu, beç tavuğu. Guinea corn bir çeşit darı. guinea fowl, guinea hen Afrika tavuğu, beç tavuğu. Guinea pepper bir çeşit kırmızı acı biber. guinea pig kobay, (zool.) Cavia cobaya
    • üzerinde deney yapılan insan .
  3301. guinevere İng.
    • (i.) Ingiliz kralı Arthur'un sadakatsız karısı.
  3302. guise İng.
    • (i.) dış görünüş
    • gösteriş
    • hileli görünüş, aldatıcı görunüş
    • kisve.
  3303. guitar İng.
    • (i.), (müz.). gitar. guitarist (i.) gitarcı, gitarist, gitar çalan kimse. guitarfish (i.) vatoz gibi bir balık, (zool.) Rhinobatus.
  3304. gül Tür.
    • rose. rosaceous. rose.
  3305. gül Tür.
    • rose.
  3306. gül Tür.
    • rose.
  3307. gül gibi Tür.
    • rosy.
  3308. gül suyu Tür.
    • rose water.
  3309. gül suyu Tür.
    • rose water.
  3310. gül yağı Tür.
    • attar of roses.
  3311. gular İng.
    • (s.) boğaza ait.
  3312. gulaş Tür.
    • goulash.
  3313. gulch İng.
    • (i.), ABD küçük ve derin dere.
  3314. gulden Tür.
    • the basic unit of money in Suriname
    • equal to 100 cents. formerly the basic unit of money in the Netherlands
    • equal to 100 cents.
  3315. gulden Tür.
    • See Guilder.
  3316. gulden Tür.
    • gulden. florin.
  3317. gulden Tür.
    • gulden.
  3318. gulden Tür.
    • guilder.
  3319. gulden İng.
    • (i.) Hollanda para birimi.
  3320. güldeste Tür.
    • anthology seçki. antoloji.
  3321. güldeste Tür.
    • anthology.
  3322. güldürmek Tür.
    • humour. to cause to laugh. amuse. to make laugh. to amuse.
  3323. güldürü Tür.
    • humor. humour. comedy.
  3324. güldürü Tür.
    • comedy. humour. comedy komedi. comic. humorous.
  3325. güldürü Tür.
    • comedy. humour.
  3326. güldürücü Tür.
    • comic. funny. comedian. laughable. risible. screaming. waggish.
  3327. güle güle Tür.
    • bye bye.
  3328. güle güle Tür.
    • bye.
  3329. güle güle Tür.
    • au revoir.
  3330. güleç Tür.
    • merry. smiling. cheerful.
  3331. güler yüz Tür.
    • a smiling face.
  3332. güler yüzlü Tür.
    • genial. good- humored.
  3333. güler yüzlü Tür.
    • cheerful.
  3334. güler yüzlülük Tür.
    • bonhomie. geniality.
  3335. gules İng.
    • (i.), (hane.) armalarda kırmızı renk .
  3336. gulet Tür.
    • schooner.
  3337. gulet Tür.
    • schooner.
  3338. gulet Tür.
    • brigantine.
  3339. gulf İng.
    • (i.), (f.) körfez
    • uçurum
    • (f.) yutmak. Gulf Stream Gulf Stream akıntısı.
  3340. gülhatmi Tür.
    • hollyhock.
  3341. gülkurusu Tür.
    • dirty pink.
  3342. gull İng.
    • (i.) martı. blackheaded gull, laugh ing gull kara baş martı, (zool.) Larus atri cilla. herring gull büyük martı, (zool.) Larus argentatus Iittle gull cüce martı, (zool.) Larus minutus .
  3343. gull İng.
    • (f.), (i.), eski aldatmak, dolandırmak
    • (i.) ahmak ve kolay aldanır kimse, saf kimse
    • hile, oyun.
  3344. güllaç Tür.
    • rice wafers stuffed with nuts. cooked in milk.
  3345. gülle Tür.
    • shell. a cannon ball. shot.
  3346. gülle Tür.
    • liquid manure.
  3347. gülle Tür.
    • cannonball. shot.
  3348. gülle Tür.
    • cannon ball.
  3349. gülleci Tür.
    • shot-putter. shot putter.
  3350. gülleci Tür.
    • shot putter.
  3351. gullet İng.
    • (i.) boğaz, gırtlak
    • gırtlağa benzer su geçidi.
  3352. gullible İng.
    • (s.) kolay aldanır, ahmak, saf. gullibil'ity (i.) kolay aldanma, ahmaklık, saflık .
  3353. gully İng.
    • (i.), (f.) sel ve yağmur suyu ile açılmış dere
    • (f.) aşınma ile çukur açmak veya açılmak .
  3354. gülme Tür.
    • risible. laughing. laughter. laugh. mirth.
  3355. gülme Tür.
    • mirth.
  3356. gülme Tür.
    • laughter. laughing. lauching.
  3357. gülmece Tür.
    • humorous story.
  3358. gülmek Tür.
    • to laugh (at. laugh. ridicule.
  3359. gülmek Tür.
    • laugh. laugh at. smile. smile on.
  3360. gülmek Tür.
    • chortle. jeer. ridicule. scoff.
  3361. gulp İng.
    • (i.) tutuvermek
    • boğazında düğümlenmek (hıçkırık)
    • (i.) yutma, yudum. gulp down yutuvermek .
  3362. gülücük Tür.
    • smile. chuckle.
  3363. gülümseme Tür.
    • to smile.
  3364. gülümseme Tür.
    • smile. smile tebessüm.
  3365. gülümseme Tür.
    • smile.
  3366. gülümsemek Tür.
    • smile.
  3367. gülümsemek Tür.
    • smile.
  3368. gülümsemek Tür.
    • beam. smile.
  3369. gülünç Tür.
    • laughable. ridiculous. funny. absurd. arty crafty. burlesque. comic. comical. farcical. humo u rous. ludicrous. preposterous. risible. screaming. silly. zany.
  3370. gülünç Tür.
    • funny. amusing. comic. humorous. laughable. ridiculous. burlesque. camp. derisive. derisory. droll. fantastic. fantastical. foolish. grotesque. jesting. ludicrous. gilbertian.
  3371. gülünç Tür.
    • absurd. comic. comical. derisive. droll. funny. hilarious. humorous. laughable. ludicrous. priceless. rich. ridiculous. risible. silly. waggish. amusing. foolish. beggarly. very little.
  3372. gülünçlük Tür.
    • ridiculousness.
  3373. gülünçlük Tür.
    • absurdity. humour.
  3374. gülüş Tür.
    • laughter. smile. laugh. lauching.
  3375. gülüş Tür.
    • laugh. laughter. smile.
  3376. gülüş Tür.
    • beam. cackle. laugh. laughter. manner of laughing.
  3377. gülüşmek Tür.
    • to laugh together. to laugh at each other.
  3378. gülüşmek Tür.
    • to laugh together. to laugh at each other.
  3379. gulyabani Tür.
    • ghoul. goblin. ogre. ogress.
  3380. gulyabani Tür.
    • bogey. ghoul. goblin.
  3381. gum İng.
    • (i.) zamk
    • sakız
    • sakız agacı
    • çiklet
    • lastik. gum arabic akasya sakızı, arap zamkı. gum juniper ardıç sakızı. gum mastic sakız, mastika. gum plant sütleğen, (bot.) Euphorbia resinifera. gum resin zamk ve reçineden meydana gelen bir karışım. gum thorn sakız dikeni, (bot.) Acorna gummifera. gum tragacanth kitre. gum tree kâfur ağacı, sıtma ağacı, zamk ağacı. gum water arap zamkı ile su karışımı. bluegum tree sıtma ağacı, (bot.) Eucalyptus globulus chew ing gum çiklet, sakız. dragongum tree kardeşkanı agacı, (bot.) Pterocarpus draco.
  3382. gum İng.
    • (i.), (gen.) (çog.) dişeti. gumboil (i.) diş eti iltihabı .
  3383. gum İng.
    • (f.) (med, ming~) zamk sürmek
    • zamklamak
    • zamk akıtmak
    • yapışmak. gum up pislikle dolup çalışmaz hale gelmek veya getirmek
    • argo işi bozmak.
  3384. gumbo İng.
    • (i.) bamya
    • bamya çorbası
    • yumuşak ve yapışkan toprak .
  3385. gümbürdemek Tür.
    • to boom. to thunder. to die. roar. thump.
  3386. gümbürtü Tür.
    • boom. booming sound. roll.
  3387. gümbürtülü Tür.
    • rumbling. roaring. booming. rumble.
  3388. gumdrop İng.
    • (i.) jelatinli şekerleme.
  3389. gummy İng.
    • (s.) sakız gibi, sakızlı, yumuşak ve yapışkan.
  3390. gumption İng.
    • (i.), (k.dili) cesaret, girişkenlik, beceriklilik.
  3391. gümrüğe tabi Tür.
    • liable to pay customs duty. dutiable. tariff bound.
  3392. gümrük Tür.
    • customs. duty. tariff. customs house. clear in. customhouse.
  3393. gümrük Tür.
    • customs. customhouse.
  3394. gümrük Tür.
    • customs.
  3395. gümrük birliği Tür.
    • customs union. tariff union.
  3396. gümrük kapısı Tür.
    • border gate. customs station.
  3397. gümrük tarifesi Tür.
    • customs tariff. tariff duty. book of rates. rate book. statement of duties.
  3398. gümrük vergisi Tür.
    • customs. tariff.
  3399. gümrük vergisi Tür.
    • customs duty. specific duty. customs tax. bill of customs. customs duties. customs rate. tariff rate. tariff.
  3400. gümrükçü Tür.
    • customs officer. revenue officer. landwaiter. gauger.
  3401. gümrükçü Tür.
    • customs officer. customs agent.
  3402. gümrükçü Tür.
    • customs officer / agent. coastal waiter.
  3403. gümrükleme Tür.
    • clearance. customs clearance.
  3404. gümrüklemek Tür.
    • to clear sth at the customhouse. effect customs clearance.
  3405. gümrüklenmek Tür.
    • to be cleared through customs.
  3406. gümrüklü Tür.
    • subject to customs duties. with customs duties paid.
  3407. gümrüklü Tür.
    • dutiable. duty-paid.
  3408. gümrüksüz Tür.
    • duty free. duty-free. free of duty. toll- free. uncustomed.
  3409. gümrüksüz Tür.
    • duty-free.
  3410. gumshoe İng.
    • (i.), (f.) Iastik çizme
    • lastik ayakkabı
    • argo hafiye
    • (f.), argo hafiyelik etmek .
  3411. gümüş Tür.
    • silver. made of silver. metallic currency. nonmonetary investments.
  3412. gümüş Tür.
    • silver. grey.
  3413. gümüş Tür.
    • silver. argent. luna.
  3414. gümüş kaplama Tür.
    • silver plated. silver plate.
  3415. gümüş rengi Tür.
    • silver gray.
  3416. gümüş rengi Tür.
    • silver.
  3417. gümüşçü Tür.
    • silversmith.
  3418. gümüşi Tür.
    • silvery.
  3419. gümüşi Tür.
    • silvery.
  3420. gümüşlemek Tür.
    • to silver-plate.
  3421. gümüşletmek Tür.
    • to have sth silver-plated.
  3422. gümüşlü Tür.
    • containing silver.
  3423. gun İng.
    • (i.), (f.) (ned, ning) top, tüfek
    • tabanca, revolver
    • kurşun ve gülle atan her çeşit silâh
    • selamlamada top atışı
    • (f.) tüfekle avlamak, tüfekle ateş etmek
    • ABD, (argo.) gazlamak. gun barrel tüfek namlusu. gun carriage top kundağı ve arabası. gun dog av köpeği. gun flint tüfek çakmaktaşı. gun for (argo.) öIdürmek niyetiyle birini avlamak
    • takdirini kazanmak veya anlaşmak için arayıp bulmak. gun metal top madeni
    • top madenine benzer maden karışımı. gun metal (s.) top madeni renginde. gun moll ABD, (argo.) gangsterin kız arkadaşı
    • kadın hırsız. a big gun (argo.) yüksek mevki sahibi adam, kodaman. give it the gun argo hızını ar tırmak. go great guns (argo.) becerikli iş yapmak. grease gun yağ tabancası. ma chine gun makinalı tüfek. son of a gun (k.dili.) alçak adam. spike one's guns bir kimsenin kuvvetini kesmek, yenmek. spray gun serpme tabancası. stick to one,s guns davasından vazgeçmemek, ayak diremek.
  3424. gün Tür.
    • day. sun. sunlight. sunshine. daytime. today. present. time. age. period. good times. date. at-home day. a lady"s at-home day.
  3425. gün Tür.
    • day. bee.
  3426. gün Tür.
    • day.
  3427. gün batımı Tür.
    • sundown.
  3428. gün batımı Tür.
    • sundown.
  3429. gün dönümü Tür.
    • solstice.
  3430. gün ışığı Tür.
    • daylight. light.
  3431. gün ışığı Tür.
    • daylight. day light.
  3432. gün ışığı Tür.
    • daylight.
  3433. günah Tür.
    • sin. wrongdoing.
  3434. günah Tür.
    • sin. isn"t it a pity. crime. error. hamartia. iniquity. transgression. trespass. wrongdoing.
  3435. günah Tür.
    • sinful. sin. fault. evil. wrongdoing. iniquity. transgression. trespass.
  3436. günah keçisi Tür.
    • scapegoat. fall-guy. fall- guy. fallguy.
  3437. günahkar Tür.
    • sinful. sinner. wrongdoer. culpable. impious.
  3438. günahkarlık Tür.
    • sinfulness.
  3439. günahsız Tür.
    • sinless. innocent.
  3440. günahsız Tür.
    • sinless.
  3441. günahsız Tür.
    • innocent. sinless. faultless.
  3442. günahsızlık Tür.
    • sinlessness.
  3443. günahsızlık Tür.
    • innocence. sinlessness. state of grace.
  3444. günaşırı Tür.
    • on alternate days. every other d.
  3445. günaydın Tür.
    • good morning. good morning!.
  3446. günaydın Tür.
    • good morning.
  3447. günaydın Tür.
    • good morning.
  3448. günbegün Tür.
    • from day to day. day by day.
  3449. gunboat İng.
    • (i.) gambot .
  3450. günce Tür.
    • diary.
  3451. günce Tür.
    • diary.
  3452. güncel Tür.
    • up-to-date. current. contemporary. topical.
  3453. güncel Tür.
    • current. topical.
  3454. güncel Tür.
    • actual. up-to-date. timely. topical. live. living. newsworthy.
  3455. güncelleme Tür.
    • update.
  3456. güncellemek Tür.
    • update.
  3457. güncelleştirme Tür.
    • updating.
  3458. güncelleştirme Tür.
    • update.
  3459. güncelleştirme Tür.
    • update.
  3460. güncelleştirmek Tür.
    • update.
  3461. güncelleştirmek Tür.
    • to bring sth up to date. to bring up to date. update.
  3462. güncellik Tür.
    • currency. current interest. up to dateness.
  3463. güncellik Tür.
    • actuality. currency. up-to-dateness.
  3464. guncotton İng.
    • (i.) pamuk barutu .
  3465. günde Tür.
    • per diem.
  3466. gündelik Tür.
    • daily. informal. day"s wages. daily fee. everyday. daily wages.
  3467. gündelik Tür.
    • daily. everyday. daily fee. day"s ways. wage. day rate. daily pay. daily wages. daily wage rate. per diem. quotidian.
  3468. gündelikçi Tür.
    • dayman. dayworker. hired man. jack. homeworker. utility man. daysman. floater. jobber. time worker. wage worker. wage earner. casual labourer. jobbing man. hack. daily servant. day servant. odd jobber. jobbing hand. day labo u rer. hired labo u rer. surfa.
  3469. gündelikçi kadın Tür.
    • hired woman. charwoman. daily help. daily woman. daily woman / help.
  3470. gündelikli Tür.
    • wager worker. jobber.
  3471. gündem Tür.
    • agenda. spotlight.
  3472. gündem Tür.
    • agenda. journal. docket. order book.
  3473. gündem Tür.
    • agenda. calendar. diary. items of business. journal. memorandum sheet. order of the day. order paper. topics of the topic genda.
  3474. gündem dışı Tür.
    • off the agenda.
  3475. günden güne Tür.
    • day after day. day by day. from d to d.
  3476. günden güne Tür.
    • day after day.
  3477. gündeş Tür.
    • happening on the same day.
  3478. gündüz Tür.
    • daytime. daylight. day.
  3479. gündüz Tür.
    • daytime. by-day. in the daytime. in / by daylight. day time.
  3480. gündüz Tür.
    • day. daylight. daytime.
  3481. gündüzcü Tür.
    • on day duty. day student. outcollege.
  3482. gündüzlü Tür.
    • day. day student.
  3483. gündüzün Tür.
    • by day.
  3484. günebakan Tür.
    • sunflower. sunflower ayçiçeği.
  3485. günebakan Tür.
    • sunflower. helianthus.
  3486. günebakan Tür.
    • sunflower.
  3487. güneş Tür.
    • sun. sunshine. eclipse.
  3488. güneş Tür.
    • solar. sun. sunshine. daystar. helio-.
  3489. güneş banyosu Tür.
    • sun bath.
  3490. güneş çarpması Tür.
    • sunstroke.
  3491. güneş çarpması Tür.
    • heat stroke. heatstroke. insolation. sunstroke.
  3492. güneş doğuşu Tür.
    • sunrise.
  3493. güneş gözlüğü Tür.
    • sunglasses.
  3494. güneş gözlüğü Tür.
    • shade. sunglasses.
  3495. güneş gözlüğü Tür.
    • dark glasses. goggles. sun glasses.
  3496. güneş ışını Tür.
    • sunbeam.
  3497. güneş ışını Tür.
    • sun beam.
  3498. güneş lekeleri Tür.
    • sun spots.
  3499. güneş saati Tür.
    • sundial.
  3500. güneş saati Tür.
    • sundial.
  3501. güneş saati Tür.
    • gnomon.
  3502. güneş şemsiyesi Tür.
    • parasol. sunshade.
  3503. güneş şemsiyesi Tür.
    • parasol.
  3504. güneş sistemi Tür.
    • solar system.
  3505. güneş sistemi Tür.
    • solar system.
  3506. güneş tutulması Tür.
    • solar eclipse.
  3507. güneş tutulması Tür.
    • solar eclipse.
  3508. güneş yanığı Tür.
    • sun tan.
  3509. güneş yanığı Tür.
    • sun tan.
  3510. güneş yanığı Tür.
    • sunburn. suntan. tan.
  3511. güneşe ait Tür.
    • solar.
  3512. güneşlenmek Tür.
    • to sunbathe.
  3513. güneşlenmek Tür.
    • sunbathe. tan. sun. bask.
  3514. güneşlenmek Tür.
    • bask. sun. sunbathe.
  3515. güneşletmek Tür.
    • to leave in the sun to dry. to expose to the sun.
  3516. güneşli Tür.
    • sunny. sunlit. bathed in sunlight.
  3517. güneşli Tür.
    • sunny.
  3518. güneşlik Tür.
    • visor. sunshade. sunny place. visor of a cap.
  3519. güneşlik Tür.
    • sunshade. visor. vizor. awning. tilt.
  3520. güneşlik Tür.
    • blind. solarium. sunshade. sunshield. sunny place. awning. sunblind. parasol. visor. sun visor. sun-shield. peak.
  3521. güneşsiz Tür.
    • sunless.
  3522. güneşsiz Tür.
    • sunless.
  3523. güney Tür.
    • south. southern. southerly. southernly. austral. meridional. south.
  3524. güney Tür.
    • south. southern.
  3525. güney Tür.
    • south. southern.
  3526. Güney Kutbu Tür.
    • south pole.
  3527. Güney Kutbu Tür.
    • antarctic.
  3528. güneybatı Tür.
    • southwest. southwestern. southwesterly.
  3529. güneybatı Tür.
    • southwest.
  3530. güneybatı Tür.
    • southwest.
  3531. güneyde Tür.
    • down. southerly.
  3532. güneyde Tür.
    • down.
  3533. güneydoğu Tür.
    • southeast. southeastern. southeasterly.
  3534. güneydoğu Tür.
    • south-eastern. southeast. south-easterly. southeast.
  3535. güneydoğu Tür.
    • southeast.
  3536. güneyli Tür.
    • southerner. southern.
  3537. güneyli Tür.
    • southerner.
  3538. güneyli Tür.
    • meridional.
  3539. gunfire İng.
    • (i.) top ateşi.
  3540. gung ho İng.
    • ABD, (argo.) hevesli, çok istekli,
  3541. güngörmez Tür.
    • obscure.
  3542. günlerce Tür.
    • for days.
  3543. günlük Tür.
    • per diem. journal. log. daily. daily. diary. of the same day. so many days old. everyday. usual. day to day. diem per. diurnal. journal book. local customer. quotidian. workaday.
  3544. günlük Tür.
    • daily. day-to-day. of every day. everyday. fresh. diurnal. per diem. quotidian. workaday. casually. per diem. diary. daybook. journal. frankincense.
  3545. günlük Tür.
    • casual. daily. diary. everyday. incense. journal. mundane. frankincense. myrrh.
  3546. günlük ağacı Tür.
    • sweetgum.
  3547. günlük defter Tür.
    • journal.
  3548. gunman İng.
    • (i.) silâhlı kimse, silâhlı gangster
    • tüfekçi.
  3549. gunnel İng.
    • (i.) küçük bir balık, (zool.) Pholis gunnellus
    • (bak.) gunwale .
  3550. gunner İng.
    • (i.) topçu
    • topçu subayı
    • avcı.
  3551. gunnery İng.
    • (i.) topçuluk, topçuluk tekniği
  3552. gunning İng.
    • (i.) avcılık .
  3553. gunny İng.
    • (i.) çuvallık bez, (çul.) gunny sack çuval.
  3554. gunpowder İng.
    • (i.) barut.
  3555. gunrunning İng.
    • (i.) silah kaçakçılığı.
  3556. gunshot İng.
    • (i.) silah atışı
    • top menzili.
  3557. gunshy İng.
    • (s.) silâh sesinden ürken (köpek, at).
  3558. gunsmith İng.
    • (i.) tüfekçi.
  3559. gunstock İng.
    • (i.) tüfek kundağı,
  3560. günü Tür.
    • envy. jealousy. covetousness. grudge kıskançlık. çekememezlik. haset.
  3561. günü gününe Tür.
    • day-to-day.
  3562. günübirliğine Tür.
    • for the day.
  3563. günübirlik Tür.
    • for the day.
  3564. günübirlik Tür.
    • confined to the day.
  3565. günün adamı Tür.
    • the man of the hour.
  3566. günün birinde Tür.
    • on a given day. on a given d. some d.
  3567. gunwale , gunnel İng.
    • (i.), (den.) filika küpeştesi, borda tirizi.
  3568. güpegündüz Tür.
    • in broad daylight.
  3569. güpegündüz Tür.
    • broad daylight.
  3570. guppy İng.
    • (i.) (zool.) Lebistes türünden ufak renkli balık .
  3571. gür Tür.
    • lush. opulent. rank. abundant. dense. thick. luxuriant. rich. stentorian. gushing.
  3572. gür Tür.
    • abundant. dense. thick. rank. gushing. strongly flowing. stentorian.
  3573. gurbet Tür.
    • foreign travel. expatriation. exile. foreign land. abroad. absence from home.
  3574. gurbet Tür.
    • foreign land. place far from one"s home.
  3575. gurbetçi Tür.
    • one living in a foreign land or far from home.
  3576. gurbetçi Tür.
    • one living away from home. guest worker. gastarbeiter.
  3577. gürbüz Tür.
    • robust. sturdy. healthy.
  3578. gürbüz Tür.
    • bonny. stalwart. sturdy. robust. lusty. bouncing. healthy.
  3579. gürbüzlük Tür.
    • sturdiness. healthiness.
  3580. Gürcistan Tür.
    • georgia.
  3581. Gürcistan Tür.
    • Georgia.
  3582. Gürcü Tür.
    • georgian.
  3583. Gürcü Tür.
    • Georgian.
  3584. Gürcüce Tür.
    • georgian.
  3585. güreş Tür.
    • wrestling. wrestling. wrestle.
  3586. güreş Tür.
    • wrestling. wrestling match. fight.
  3587. güreş Tür.
    • wrestling.
  3588. güreş minderi Tür.
    • wrestling mat.
  3589. güreşçi Tür.
    • wrestler.
  3590. güreşçi Tür.
    • wrestler.
  3591. güreşme Tür.
    • wrestling. tussle.
  3592. güreşmek Tür.
    • wrestle. to wrestle.
  3593. güreşmek Tür.
    • to wrestle.
  3594. güreştirmek Tür.
    • to match sb with another in wrestling.
  3595. gürgen Tür.
    • reech. hornbeam. horn beech.
  3596. gürgen Tür.
    • hornbeam. horn beach. made of hornbeam.
  3597. gürgen Tür.
    • hornbeam.
  3598. gurgitation İng.
    • (i.) girdap suyu gibi kaynama
    • fokurdayarak kaynama .
  3599. gurgle İng.
    • (f.), (i.) çağıldamak, çağıldayarak akmak
    • çağıltı gibi ses çıkarmak
    • çağıldarcasına söylemek
    • (i.) çağıltı, çağıltı sesi .
  3600. gurkha İng.
    • (i.) askerlikle meşhur Rajputlann bir kolu,
  3601. gürleme Tür.
    • loud thundering noise. clap. fulmination. growl. peal. roar. roaring.
  3602. gürlemek Tür.
    • to make a loud noise. to thunder. to roar. to roar with anger. to die unexpectedly. boom. fulminate.
  3603. gürlemek Tür.
    • roar. thunder. boom. din. growl. grumble. rumble. rumble out.
  3604. gürleşmek Tür.
    • to begin to flow strongly. to become abundant. to become thick.
  3605. gurnard İng.
    • (i.) kırlangıçbalığı, (zoot.) Trigla hirundo. armed gurnard dikenli öksüz balığı, (zool.) Peristedion cataphractum. fly ing gurnard uçan kırlangıç, (zool.) Dac tylopterus volitans. gray gurnard benekli kırlangıçbalıgı, (zool.) Trigla milvus. red gur nard öksüzbalığı, (zool.) Trigla Iyra .
  3606. guru Tür.
    • The Spiritual Master.
  3607. guru Tür.
    • Teacher., gurudev: spiritual preceptor in the Hindu and yogic tradition. a Hindu or Buddhist religious leader and spiritual teacher. each of the first ten leaders of the Sikh religion. a recognized leader in some field or of some movement
    • "a guru of genomics".
  3608. guru Tür.
    • Spiritual teacher. enlightened spiritual teacher. teacher, spiritual teacher, guide.
  3609. guru Tür.
    • Spiritual teacher
    • an expert in any field of knowledge.
  3610. guru Tür.
    • Preceptor, Teacher.
  3611. guru Tür.
    • Master of Metaphysics who teaches students how to attain their optimal spiritual level. a teacher who has attained mastery in the Supracosmic Sphere.
  3612. guru Tür.
    • Literally, "the dispeller of darkness"
    • the power that can dispel the darkness of ignorance and reveal the pure light of the Self, which shines in every being A spiritual seeker must listen to the voice of the Guru within, sometimes think of the Guru without, and remain united with both The words and vibrations of the Guru help unrealized beings to realize their true nature, not all at once, but in accordance with the capacity of each seeker In this way a tradition of knowledge is established, and Gurus or Masters are created.
  3613. guru Tür.
    • Literally, "from darkness to light" a person who acts as spiritual teacher and role model In the hijra community, one"s superior and the person primarily responsible for one"s welfare as well. teacher. a Sanskrit and pan-Indian word denoting a spiritual master or teacher It implies an initiatory relation between master and disciple The guru passes on oral tradition and ascetic regimen to the student.
  3614. guru Tür.
    • guru.
  3615. guru Tür.
    • guru.
  3616. guru Tür.
    • A teacher, par ticularly of the spiritual kind. Spiritual teacher and guide.
  3617. guru Tür.
    • A spiritual Teacher or Master who radiates enlightenment. spiritual guide.
  3618. guru Tür.
    • A spiritual teacher, guide, or confessor amoung the Hindoos. a Hindu or Buddhist religious leader and spiritual teacher a recognized leader in some field or of some movement
    • "a guru of genomics" each of the first ten leaders of the Sikh religion.
  3619. guru Tür.
    • A spiritual teacher.
  3620. guru Tür.
    • An advanced spiritual teacher.
  3621. guru İng.
    • (i.) (Uzak Doğu'da) mürşit.
  3622. güruh Tür.
    • gang. band. group. masses. crew. crowd. dirty lot. disorderly mob. heap. herd. horde. pack. rabble. troop.
  3623. güruh Tür.
    • gang. band. group. flock. mob.
  3624. guruldamak Tür.
    • to rumble. growl.
  3625. gürüldemek Tür.
    • to make a loud gurgling noise. roll. rumble.
  3626. gurultu Tür.
    • rumbling noise.
  3627. gürültü Tür.
    • noise. uproar. noisy quarrel. row. bang. boom. clamour. clangor. clank. clash. clatter. clutter. din. fracas. hubble bubble. hubbub. hullabaloo. moil. pother. rumpus. stir. to do.
  3628. gürültü Tür.
    • noise. din. sound. uproar. clamor. clamour. ado. bang. charivari. clatter. coil. crash. discord. dustup. fracas. hoi polloi. hubble-bubble. hubbub. hullabaloo. kick-up. loudness. noisiness. pandemonium. peal. pong. pother. racket. rag. razzle-dazzle.
  3629. gürültü Tür.
    • ado. affray. babble. clamour. clash. crash. din. fracas. hubbub. hullabaloo. hurly-burly. loudness. noise. peal. racket. riot. roll. row. rumble. sound. tumult. uproar. to-do. noisy quarrel. trouble confusion.
  3630. gürültü patırtı Tür.
    • cracker. racket. riot. row. tow- row. tumult. turmoil.
  3631. gürültü patırtı Tür.
    • ado.
  3632. gürültücü Tür.
    • noisy. tumultuous. tumultuary. boisterous. blatant. bouncing. obstreperous. rackety. ripsnorter. rough. turbulent. rioter. roisterer.
  3633. gürültücü Tür.
    • noisy. troublesome.
  3634. gürültücülük Tür.
    • racketiness.
  3635. gürültülü Tür.
    • noisy. loud. tumultuous. tumultuary. clamant. clamorous. clangorous. hilarious. hurly-burly. jazz. knockabout. rackety. rambunctious. riotous. roaring. robustious. rumbustious. thundering. uproarious. vociferous. disorderly.
  3636. gürültülü Tür.
    • clamorous. noisy. tumultuous.
  3637. gürültülü Tür.
    • boisterous. clamorous. loud. noisy. resounding. riotous. rowdy. stormy.
  3638. gürültülü patırtılı Tür.
    • loud.
  3639. gürültüsüz Tür.
    • noiseless. quiet.
  3640. gürültüsüz Tür.
    • noise free.
  3641. gurup Tür.
    • sunset. sundown. setting.
  3642. gurup Tür.
    • set. sundown.
  3643. gurur Tür.
    • pride. vanity. vainness. elation. haughtiness. hauteur. lordliness.
  3644. gurur Tür.
    • conceit. pride. vanity. elation. hubris. self-esteem. swollen head.
  3645. gurur Tür.
    • arrogance. kudos. pride. honour. conceit. vanity.
  3646. gururlanmak Tür.
    • to feel proud. take pride. to flatter oneself. to be/feel proud.
  3647. gururlanmak Tür.
    • perk it.
  3648. gururlu Tür.
    • vain. conceited. haughty. cock of the walk. important. lofty. pompous. proud.
  3649. gururlu Tür.
    • proud. vain. conceited. arrogant. vainglorious.
  3650. gururlu Tür.
    • arrogant. proud. superior. swollen. conceited. self-imported. vain. haughty.
  3651. gürz Tür.
    • mace.
  3652. gush İng.
    • (f.), (i.) fışkırmak
    • coşmak, taşmak
    • (k.dili) taşkın sevgi gibi hisleri açığa vurmak
    • sel gibi akmak (gözyaşı)
    • fışkırtmak, şiddetle akıtmak
    • (i.) fışkırma, taşma, coşma
    • (k.dili) taşkın ve yapmacık sevgi gösterme.
  3653. gusher İng.
    • (i.) tulumbasız fışkıran petrol kuyusu
    • heyecan gösteren ve yapmacık hareket eden kimse.
  3654. gushy İng.
    • (s.) konuşkan, geveze
    • aşırı iltifat eden.
  3655. gusset İng.
    • (i.) köşebent
    • elbise veya eldivenin üç köşeli peşi,
  3656. gust İng.
    • (i.) rüzgârın ani olarak şiddetle esmesi, bora.
  3657. gustation İng.
    • (i.) tatma, tadına bakma.
  3658. gustatory İng.
    • (s.) tatma duyusu ile ilgili.
  3659. gusto Tür.
    • With expression, appreciation.
  3660. gusto Tür.
    • vigorous and enthusiastic enjoyment.
  3661. gusto Tür.
    • Nice or keen appreciation or enjoyment
    • relish
    • taste
    • fancy. vigorous and enthusiastic enjoyment.
  3662. gusto Tür.
    • In good taste, tasteful.
  3663. gusto Tür.
    • Globus Ubiquitous Supercomputing Testbed Organization.
  3664. gusto İng.
    • (i.) zevk alma
    • haz, şahsi istek
    • tatma
    • hususi stil.
  3665. gusty İng.
    • (s.) kesik kesik
    • rüzgarlı, fırtınalı.
  3666. gut Tür.
    • To take out the bowels from
    • to eviscerate.
  3667. gut Tür.
    • To plunder of contents
    • to destroy or remove the interior or contents of
    • as, a mob gutted the house. remove the guts of
    • "gut the sheep" empty completely
    • destroy the inside of
    • "Gut the building".
  3668. gut Tür.
    • This, when dry, is exceedingly strong, and is used as the snood of a fish line.
  3669. gut Tür.
    • The sac of silk taken from a silkworm, for the purpose of drawing it out into a thread.
  3670. gut Tür.
    • The alimentary canal A term used when describing fish larvae. A narrow passage such as a strait or INLET A CHANNEL in otherwise shallow water, generally formed by water in motion.
  3671. gut Tür.
    • See Catgut.
  3672. gut Tür.
    • One of the prepared entrails of an animal, esp. of a sheep, used for various purposes.
  3673. gut Tür.
    • gout.
  3674. gut Tür.
    • good, fine, good, O.K., OK, okay, sweet, well, manor.
  3675. gut Tür.
    • An intenstine
    • a bowel
    • the whole alimentary canal
    • the enteron
    • bowels
    • entrails.
  3676. gut Tür.
    • A narrow passage of water
    • as, the Gut of Canso.
  3677. gut İng.
    • (i.), (f.) (ted, ting) bağırsak veya mide
    • hazım sistemi
    • çalgı kirişi
    • dar geçit
    • (f.) bağırsaklarını dışarı dökmek
    • yağma etmek
    • (binanın) içini tamamen tahrip etmek (yangın).
  3678. gütme Tür.
    • guiding. control. drive. management. guidance. administration. conduct. administrative. governing. driving. dispatching.
  3679. gütmek Tür.
    • to herd. to cherish / a grudge / an ambition / an aim. to nourish. to pasture. to lead. to administer. to direct. to drive. to conduct. to control. to govern. cherish. foster. shepherd.
  3680. gütmek Tür.
    • shepherd. to goad on. to herd. to cherish. to nourish.
  3681. guts İng.
    • (i.) bağırsaklar, hazım sistemi
    • argo cesaret, metanet
    • teşebbüs. gutsy (s.), argo cesur, gözüpek, atılgan
    • sakınmasız .
  3682. gutta İng.
    • (i.) eczacılıkta bir damla .
  3683. guttapercha İng.
    • (i.) gütaperka ağacından elde edilip tecrit maddesi olarak kullanılan beyaz öz, Sumatra zamkı.
  3684. guttate , tated İng.
    • (s.) damlaya benzer
    • benekli.
  3685. gutter İng.
    • (i.), (f.) hendek, su yolu, oluk
    • (f.) hendek açmak, su yolu kazmak
    • oluk gibi akmak
    • eriyip akmak (mum).
  3686. guttersnipe İng.
    • (i.) sokak çocuğu, köprüaltı çocuğu, küçük külhanbeyi.
  3687. guttle İng.
    • (f.) oburcasına yemek yemek, (colloq.) silip süpürmek.
  3688. guttural İng.
    • (s.), (i.) gırtlağa ait
    • boğazdan telaffuz olunan
    • (i.) gırtlaktan veya ağzın arka kısmından çıkarılan ses
    • bu sesleri temsil eden harfler.
  3689. güve Tür.
    • moth. clothes moth.
  3690. güveç Tür.
    • casserole. stew.
  3691. güveç Tür.
    • casserole. hot pot. hotpot. pan. stew.
  3692. güven Tür.
    • trust. confidence. reliance. assurance. faith. affiance. belief. credence. credit. dependance. dependence. positiveness. sureness.
  3693. güven Tür.
    • confidence. reliance. trust. security. safety. assurance. credence. dependence. faith.
  3694. güven Tür.
    • belief. confidence. credence. credit. dependence. faith. reliance. safety. trust.
  3695. güvenç Tür.
    • trust. confidence. reliance.
  3696. güvenç Tür.
    • faith. reliance. trust. confidence. reliance itimat.
  3697. güvence Tür.
    • reassurance. guarantee. guaranty. assurance. security. indemnification. indemnity. surety.
  3698. güvence Tür.
    • assurance. guarantee. guaranty. pledge. security. surety. to have confidence.
  3699. güvence Tür.
    • assurance. guarantee.
  3700. güvenceli Tür.
    • guaranteed.
  3701. güvencesiz Tür.
    • without guarantee.
  3702. güvenilir Tür.
    • reliable. trustworthy. dependable. secure. trusty. confidential. authentic. bankable. calculable. certain. credible. creditable. gilt-edged. regular. responsible. right-hand. solid. sound. stalwart. stanch. staunch. straight. sure. above suspicion. t.
  3703. güvenilir Tür.
    • confidential. reliable. trustworthy. trustable.
  3704. güvenilir Tür.
    • authoritative. confidential. credible. dependable. foolproof. good. honest. reliable. responsible. right. safe. solid. sound. staunch. sure. tried. trustworthy. trusty.
  3705. güvenilirlik Tür.
    • trustworthiness. reliability. stability. authenticity. credibility. faithfulness. responsibility. solidity.
  3706. güvenilirlik Tür.
    • reliability. trustworthiness. dependability.
  3707. güvenilirlik Tür.
    • credibility. integrity. reliability. trustworthiness.
  3708. güvenilmez Tür.
    • uncertain. untrustable. unreliable. untrustworthy. unfaithful. unsound. irresponsible. precarious. beyond belief. discredited. elusive. elusory. faithless. insecure. shifty. slippery. suspicious. treacherous. unstable. unsteady. whacky.
  3709. güvenilmez Tür.
    • doubtful. dubious. faithless. foxy. insecure. jaundiced. precarious. shady. shaky. shifty. slippery. unreliable. wonky.
  3710. güvenilmez Tür.
    • cronk. faithless. precarious. reptilian. shifty. treacherous. unfaithful. unreliable. untrustworthy. unworthy of credit. wild.
  3711. güvenli Tür.
    • secure.
  3712. güvenli Tür.
    • safe. trustworthy. confident. delicate. foolproof. reliable. secure. snug.
  3713. güvenli Tür.
    • dependable. secure.
  3714. güvenlik Tür.
    • security. safety. confidence. back up. security system.
  3715. güvenlik Tür.
    • safety. security.
  3716. güvenlik Tür.
    • peace. safety. security.
  3717. güvenlik görevlisi Tür.
    • security guard.
  3718. güvenlik görevlisi Tür.
    • security employees / guard / man / officer. security guard. security man. security officer.
  3719. güvenme Tür.
    • trusting. relying. trust.
  3720. güvenme Tür.
    • dependence.
  3721. güvenmek Tür.
    • to trust in. to rely on. accredit. believe. confide in. depend. figure on. lean. rely. repose. rest upon. take into confidence. trust.
  3722. güvenmek Tür.
    • fall back upon a thing. pin one"s faith on. give credence to. place reliance in. place reliance on. rely on. trust. count on. have confidence in. believe. put faith in. put one"s trust in. accredit. bank on. bargain on. base oneself on. build. calcul.
  3723. güvenmek Tür.
    • believe. credit. depend. trust.
  3724. güvenoyu Tür.
    • vote of confidence. confidence vote.
  3725. güvensiz Tür.
    • mistrustful.
  3726. güvensiz Tür.
    • insecure. distrustful itimatsız.
  3727. güvensiz Tür.
    • distrustful. insecure. sceptical skeptical. unsafe.
  3728. güvensizlik Tür.
    • lack of confidence. disbelief. discredit. distrust. doubt. insecurity. mistrust. nonconfidence. want of confidence.
  3729. güvensizlik Tür.
    • insecurity. mistrust. distrust. doubt. no confidence. discredit. disbelief. shyness.
  3730. güvercin Tür.
    • pigeon. rock dove.
  3731. güvercin Tür.
    • pigeon. dove.
  3732. güvercin Tür.
    • dove. pigeon.
  3733. güvercinlik Tür.
    • pigeon-house. dove-cote. dove cote. dovecote. loft.
  3734. güvercinlik Tür.
    • dovecote.
  3735. guvernör Tür.
    • governor.
  3736. güverte Tür.
    • deck of a ship. deck. tween deck.
  3737. güverte Tür.
    • deck.
  3738. güvey Tür.
    • bridegroom. son-in-law.
  3739. güvey Tür.
    • bridegroom. bridgeroom. son-in-law.
  3740. güvez Tür.
    • violet. dark red.
  3741. guy İng.
    • (i.), (f.), (den.) gemi direklerini yerlerinde saptayan halat, çıkarılan veya indirilen yükü yerinde tutan halat
    • çelik halat
    • (f.) halatla tutturmak.
  3742. guy İng.
    • (i.), (f.), (k.dili) adam, herif
    • (ing.) acayip kıIıklı adam
    • (f.) alay etmek, birini eğlence konusu haline getirmek,
  3743. güya Tür.
    • supposedly. as if/though. it seemed that. one would think that. as though. as if.
  3744. güya Tür.
    • supposedly. as if. allegedly. admittedly. quasi. reportedly. reputedly. seemingly. so to speak. so called. as though.
  3745. güya Tür.
    • as if. as though. like. professedly. quasi.
  3746. guyana İng.
    • (i.) Guyana. Guy Fawkes Day (ing.) 5 Kasım, Guy Fawkes'ın yakalanışının kutlandığı gün.
  3747. güz Tür.
    • autumn. fall.
  3748. güz Tür.
    • autumn. fall.
  3749. güz Tür.
    • autumn.
  3750. güzel Tür.
    • beautiful. pretty. nice. good-looking. shapely. handsome. fair. appealing. fine. lovely. pleasant. beauteous. bonny. comely. ducky. goluptious. good. goodly. nifty. personable. plummy. sapid. sightly. smart. sweet. swell. well. well-favored. well-fav. attractive. bracing. cherub. dreamy. elegant. enjoyable. gallant. glorious. graceful. grand. princely. stunning. winsome.
  3751. güzel Tür.
    • beautiful. pretty. nice. good-looking. shapely. handsome. fair. appealing. fine. lovely. pleasant. beauteous. bonny. comely. ducky. goluptious. good. goodly. nifty. personable. plummy. sapid. sightly. smart. sweet. swell. well. well-favored. well-fav.
  3752. güzel Tür.
    • beautiful. fine. good. excellent. a beauty. bonny. enchanting. favo u rable. to have a well-proportioned form. gallant. glad. goodly. jolly. lovely. picturesque. pleasant. pretty. sweet. well. wonderful.
  3753. güzel koku Tür.
    • fragrance.
  3754. güzel koku Tür.
    • aroma. fragrance. lavender. perfume. perfumery.
  3755. güzel sanatlar Tür.
    • fine arts. the fine arts. polite arts.
  3756. güzel sanatlar Tür.
    • art.
  3757. güzelavrat otu Tür.
    • belladonna.
  3758. güzelce Tür.
    • pretty. fair. thoroughly. beautifully. properly.
  3759. güzelce Tür.
    • nicely.
  3760. güzelleşmek Tür.
    • to become beautiful. to become good or excellent.
  3761. güzelleşmek Tür.
    • smarten. to become beautiful.
  3762. güzelleştirilmek Tür.
    • to be made beautiful.
  3763. güzelleştirme Tür.
    • beautification.
  3764. güzelleştirmek Tür.
    • to beautify.
  3765. güzelleştirmek Tür.
    • beautify. prettify. pretty up. adorn. do up. embellish. face-lift. gild. perk up.
  3766. güzelleştirmek Tür.
    • adorn. beautify. relieve. smarten. to beautify. to embellish. to smarten.
  3767. güzellik Tür.
    • cosmetic. beauty. prettiness. fairness. charms. feminene charms. comeliness. fineness. handsomeness. niceness. pulchritude.
  3768. güzellik Tür.
    • beauty. excellence. gentleness. kindness.
  3769. güzellik Tür.
    • beauty. elegance. glory. grace.
  3770. güzellik kraliçesi Tür.
    • beauty queen.
  3771. güzellik malzemesi Tür.
    • cosmetic.
  3772. güzellik müstahzarları Tür.
    • beauty aid.
  3773. güzellik salonu Tür.
    • beauty salon.
  3774. güzellik salonu Tür.
    • beauty parlour.
  3775. güzellik yarışması Tür.
    • beauty contest.
  3776. güzellikle Tür.
    • with gentleness. with kinds words.
  3777. güzellikle Tür.
    • gently. without using force.
  3778. güzergah Tür.
    • taxiway.
  3779. güzide Tür.
    • eminent.
  3780. güzide Tür.
    • distinguished. select. choice. outstanding.
  3781. guzzle İng.
    • (f.), çok ve hızlı içmek, çakıştırmak.
  3782. gym İng.
    • (i.) spor salonu
    • beden eğitimi.
  3783. gymkhana İng.
    • (i.) atletizm yarışması
    • atletizm sahası
    • ABD spor araba yanşı.
  3784. gymnasium İng.
    • (i.) bazı Avrupa memleketlerinde lise.
  3785. gymnasium İng.
    • (i.) (çoğ.sia) spor salonu.
  3786. gymnast İng.
    • (i.) beden egitimi öğretmeni veya uzmanı. gymnas'tic (s.), (i.) beden terbiyesine ait, atletizme mahsus
    • (i.) beden eğitimi, cimnastik
    • gymnas'tics (i.), (çoğ.) beden eğitimi çalışması
    • idman, cimnastik
    • zihin egzersizi.
  3787. gymnosophist İng.
    • (i.) eskiden Hindistan'da bulunan ve çıplak gezen filozof sınıfından bir kimse
    • çıplak gezen kimse. gymnosophy (i.) bu sınıfın inandığı felsefe.
  3788. gymnosperm İng.
    • (i.), (bot.) kabuksuz tohumlu bitkiler sınıfı, çam gibi çıplak tohumlu bitkilerden biri. gymnosper'mous (s.) böyle tohumu olan.
  3789. gynaeeeum İng.
    • (i.) (çoğ. cea) eski Yunan ve Roma'da harem dairesi
    • (bot.) çiçek pistillerinin topu.
  3790. gynandrous İng.
    • (s.), (bot.) erkeklik ve dişilik organları birleşik olan.
  3791. gynarchy İng.
    • (i.) devletin kadınlar tarafından idaresi.
  3792. gynecology İng.
    • (i.) kadın doğum hastalıkları bilgisi, nisaiye, jinekoloji. gynceolog' ical (s.) kadın hastalıklanna ait . gyneeol'ogist (i.) kadın doğum hastaIıkları mütehassısı, nisaiyeci, jinekolog.
  3793. gyniatrics İng.
    • (i.) kadm hastalıklarını teşhis ve tedavi,
  3794. gyp İng.
    • (i.), (f.) (ped, ping) ABD, (k.dili.) hile, dubara
    • düzenbaz kimse, hileci kimse
    • (f.) aldatmak, dolandırmak.
  3795. gypseous İng.
    • (s.) alçı gibi, alçılı.
  3796. gypsiferous İng.
    • (s.) içinde alçı bulunan.
  3797. gypsum İng.
    • (i.) alçıtaşı.
  3798. gypsy İng.
    • (i.) Çingene, (colloq.) Kıpti
    • Çingene dili. gypsy moth ağaçlara çok zarar veren bir çeşit güve.
  3799. gyrate İng.
    • (f.), (s.) dönmek, devretmek
    • helezoni şekilde gitmek
    • (s.) yuvarlak, zemberek şeklinde, dairesel. gyra'tion (i.) dönüş, dönme, deveran. gy'ratory (s.) dönen, devreden.
  3800. gyre İng.
    • (i.), (f.), şiir dönüş, dönme, deveran
    • daire şekli, zemberek şekli
    • (f.) dönmek, devretmek.
  3801. gyrfalcon İng.
    • (bak.) gerfalcon .
  3802. gyroeompass İng.
    • (i.) ciroskoplu pusula, topaç pusulası.
  3803. gyrohorizon İng.
    • (i.), (hav.) suni ufuk.
  3804. gyropilot İng.
    • (hav.) otomatik pilot, topaçlı pilot düzeni.
  3805. gyroscope İng.
    • (i.) topaç, ciroskop . gyroseop'ic (s.) muvazene çarkına ait.
  3806. gyrostabilizer İng.
    • (i.) va purlarda sallantıya karşıl kullanılan ciroskop.
  3807. gyrostatics İng.
    • (i.), (fiz.) cirostat bahsi, topaç denkliği bahsi.
  3808. gyve İng.
    • (i.), (f.), eski, (gen.) (çoğ.) ayak zinciri, bukağı, pranga
    • (f.) prangaya vurmak .