Türkçe - İngilizce Sözlük

  1. c, c İng.
    • (i). ingiliz alfabesinin üçüncü harfi
    • (müz).'do' notası
    • 4/4 Iük tempo
    • (kim). karbonun simgesi
    • Romen rakamlanndan 100
    • Amerikan okullarında orta not.
  2. caa.ba İng.
    • (bak). Kaaba.
  3. cab İng.
    • (i). taksi
    • tek atlı binek arabası
    • lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturduğu üstü kapalı kısım.
  4. çaba Tür.
    • effort. endeavor. endeavour. working. try. diligence. exertion. industry. nerve. push. strenuousness. struggle. zip.
  5. çaba Tür.
    • effort. endeavor. endeavour. energy. exertion. struggle.
  6. çaba Tür.
    • ardour. effort. exertion. ginger. glow. mettle. push. spurt. strain. stroke. struggle. zeal. zip. endeavour. striving.
  7. cabal İng.
    • (i)., (f). fitne, komplo, entrika
    • gizlice çalışan küçük bir grup entrikacı
    • (f). böyle bir grup kurmak
    • komplo hazırlamak.
  8. cabala İng.
    • (i). özellikle Musevilerce Kitabı Mukkades'in bâtıni tefsiri
    • bâtıni bilgi, sır. cabalism (i). Kitabı Mukaddes'in Musevilerce bâtıni tefsiri. cabalist (i). bu çeşit tefsir yapan kimse.
  9. çabalama Tür.
    • struggle.
  10. çabalama Tür.
    • effort. struggle.
  11. çabalamak Tür.
    • to make efforts. to strive. to struggle. endeavour. essay. labour. seek. shoot at. wrestle.
  12. çabalamak Tür.
    • endeavour. labour. seek. strive. struggle. to endeavour. to strive. to struggle. to labour. to labor. to exert oneself. to make an effort.
  13. çabalamak Tür.
    • endeavor. scramble. strive. endeavour. struggle. work. go for. exert oneself. go after. hump oneself. strain. strain at. study. tug.
  14. caballero İng.
    • (i). ispanyol efendisi
    • ABD süvari, atlı
    • kavalye.
  15. cabana İng.
    • (i). kabine.
  16. cabaret İng.
    • (i). kabare, gece kulübü
    • show programı.
  17. cabbage İng.
    • (i)., (f)., (ing). çalınmış bir şey,özellikle terzilerin kumaşlardan çaldıkları parça
    • (f). çalmak, aşırmak, yürütmek.
  18. cabbage İng.
    • (i). Iahana. drum-head cabbage top lahana, (bot). Brassica oleracea.
  19. cabby İng.
    • (i)., (k).dili sürücü, şöför.
  20. caber İng.
    • (i). iskoçya'da oynanan bir oyunda fırlatmak için kullanılan değnek.
  21. cabin İng.
    • (i)., (f). kulübe
    • kamara, kabin
    • (f). kabin veya kamarada yaşamak
    • küçük bir yere kapamak, tahdit etmek. cabin boy kamarot. cabin class ikinci sınıf.
  22. cabinet İng.
    • (i)., (s). camlı ve raflı olan dolap
    • kabine, bakanlar kurulu
    • küçük özel oda
    • (s). dolap ile ilgili
    • gizli. cabinetmaker (i). ince iş yapan marangoz. cabinetwork (i). ince marangozluk.
  23. cable İng.
    • (f). kablo ile raptetmek bağlamak
    • kablo döşemek sualtı kablosu ile telgraf çekmek. cablegram (i). sualtı kablosu ile çekilen telgraf.
  24. cable İng.
    • (i). kablo
    • (den). gomene, palamar, telgraf. cable car teleferik
    • kablo ile çekilen araba.
  25. cablet İng.
    • (i).,(den). hafif gomene, ince gomene, palamar.
  26. cabman İng.
    • (i). (çog cabmen) arabacı.
  27. cabob İng.
    • (i). şiş kebabı.
  28. caboodle İng.
    • (i)., (k).dili takım. the whole caboodle güruh
    • hepsi.
  29. caboose İng.
    • (i)., ABD yük katarında tren memurlarının kullandığı en sona takılı vagon
    • (ing).gemi mutfağı.
  30. cabriolet İng.
    • (i). tek atlı ve körüklü hafif araba, kabriole
    • üstü açılabilen iki kapılı otomobil.
  31. çabucak Tür.
    • slippy. quickly. apace. at no time. in no time. in a snap. with a rush. double-quick. fast. hand over fist. by leaps and bounds. lickety-split. nimbly. in short order. posthaste. quick. readily. slick. speedily. swiftly.
  32. çabucak Tür.
    • quick. quickly. in a flash. like a flash. in no time. in less than no time. chop-chop.
  33. çabucak Tür.
    • quickly. swift fashion. sharpish.
  34. çabuk Tür.
    • quick. fast. swift. hasty. speedy. early. expeditious. hurry-up. light-footed. lissom. lissome. nimble. precipitous. presto. prompt. rapid. ready. sharp. snappy. quick-action. quickly. swiftly. soon. apace. pronto. in good time. in double time. crisp. immediate. smart.
  35. çabuk Tür.
    • quick. fast. swift. hasty. speedy. early. expeditious. hurry-up. light-footed. lissom. lissome. nimble. precipitous. presto. prompt. rapid. ready. sharp. snappy. quick-action. quickly. swiftly. soon. apace. early. pronto. in good time. in double time.
  36. çabuk Tür.
    • fast. hasty. quick. soon. quickly. speedily. expeditious. impetuous. at a rate of knots. like the clappers. mercurial. pressing. prompt. promptly. speedy. swift. like the wind.
  37. çabuk kızan Tür.
    • fiery. hot tempered. quick.
  38. çabuklaştırmak Tür.
    • accelerate. expedite. quicken.
  39. çabukluk Tür.
    • speed. velocity. quickness. rapidness. haste.
  40. çabukluk Tür.
    • quickness. speed. rapidity. haste.
  41. çabukluk Tür.
    • celerity.
  42. çaça balığı Tür.
    • brisling.
  43. cacanny İng.
    • (ing). kasten ağır tempo ile çalışma.
  44. cacao İng.
    • (i). kakao ağacı, (bot). Theobroma cacao. cacao bean kakao tanesi. cacao butter kakao yağı.
  45. çaçaron Tür.
    • chatterbox.
  46. cachalot İng.
    • (i). bir çeşit balina, kadırga balığı.
  47. cache İng.
    • (i)., (f)., (Fr). erzak, hazine vb saklanan gizli yer
    • (f). böyle bir yere gizlemek, saklamak.
  48. cachet İng.
    • (i)., (Fr). mühür, damga
    • alameti farika, marka
    • kapsül, kaşe.
  49. cachexia, cachexy İng.
    • (i)., (tıb). beden zayıflığı, kaşeksi.
  50. cachinnate İng.
    • (f).yüksek sesle gülmek
    • isterik kahkahalar atmak. cachinna'tion (i). isterik kahkahalar.
  51. cachou İng.
    • (i). ağıza hoş bir koku veren pastil.
  52. cachucha İng.
    • (i)., (isp).canlı ve neşeli bir dans
    • bu dansın müziği.
  53. cacique İng.
    • (i). Meksika ve Batı Hint adalarında kızılderili kabile reislerine verilen ad.
  54. cacık Tür.
    • a dish made of chopped cucumber in garlic-flavoured yoghurt.
  55. cackle İng.
    • (f)., (i). gıdaklamak
    • kesik kesik gülmek
    • gürültülü bir şekilde konuşmak, gevezelik etmek
    • (i). gıdaklama
    • gevezelik cackler (i). geveze kimse.
  56. cacodemoncacodaemon İng.
    • i kötü ruh, şeytan, iblis.
  57. cacodyl İng.
    • (i). pis kokulu ve zehirli bir kimyasal karışım, kakodil.
  58. cacoethes İng.
    • (i). kötü alışkanlık, kötü iptilâ.
  59. cacography İng.
    • (i). kötü el yazısı
    • bozuk imla.
  60. cacophonous İng.
    • (s). ahenksiz, kulağa hoş gelmeyen, bozuk (ses).
  61. cacophony İng.
    • (i). ahenksiz ses, kulağa hoş gelmeyen ses
    • (müz). akortsuzluğun sık sık olması.
  62. cactus İng.
    • (i). (çoğ. cactuses, cacti) kaktüs, atlas çiçeği, (bot). Cactus. cactus pear Mlsır inciri. Christmas cactus, crab cactus subayra, (bot). Epiphyllum grandiflora. spine cactus dikenli frenkinciri.
  63. cad İng.
    • (i). aşağılık adam, efendice davranmayan kimse.
  64. cadaloz Tür.
    • irascible / shrewish woman. nagging woman. hag. harridan. shrew.
  65. cadaloz Tür.
    • hag. shrew. vixen. old trout.
  66. cadaster İng.
    • (i). kadastro, çap.
  67. cadastral İng.
    • (s). kadastroya ait. cadastral map kadastro haritası. cadastral survey kadastronun araziyi ölçmesi, kadastro.
  68. cadaver İng.
    • (i). ceset, kadavra. cadaverous (s). kadavra gibi, soluk, pörsümüş.
  69. cadde Tür.
    • street. main road in a city. avenue. highroad. highway. thoroughfare.
  70. cadde Tür.
    • main street. highroad. avenue. street. road.
  71. caddie İng.
    • (i)., (f). golf oyununda oyuncunun taklmlannl taşlyan kimse
    • f oyun slrasında oyuncunun sopalarım taşımak,
  72. caddis İng.
    • (i), şayak. caddis fly dort kanath bir böcek, (zool), Trichoptera.
  73. caddy İng.
    • (i). daha ziyade çay koymaya mahsus küçük kutu, teneke veya çekmece.
  74. cade İng.
    • (i). yabani ardıç, katran ardıcı, (bot). Juniperus oxycedrus. oil of cade bu ağaçtan çıkarılan ve cilt hastalıklarının tedavisinde kulanılan bir yağ, ardıç yağ.
  75. cade İng.
    • (s). annesi tarafından terkedilmiş ve elde büyütülmüş (hayvan yavrusu).
  76. cadence İng.
    • (i). ritim, ahenk
    • sesin yavaşlaması
    • (müz). perdenin derece derece inmesi, nagmenin sonu, kadans. cadenced (s). derece derece inen
    • ahenkli, ritmik.
  77. cadenza İng.
    • (i)., (müz). bir solo kısmın sonunda sesin gösterişli bir şekilde yükselmesi, kadenz, durgu.
  78. cadet İng.
    • (i). harp okulu talebesi
    • küçük erkek kardeş veya oğul
    • en küçük erkek çocuk. cadet corps harp okulu taburu.
  79. cadge İng.
    • (f)., (k).dili dilenmek.
  80. cadi İng.
    • (i). kadı.
  81. cadı Tür.
    • witch. hag.
  82. cadı Tür.
    • shrewish. termagant. witch. hag. ghoul. bitch. old cat. hellcat. gorgon. vixen.
  83. cadı Tür.
    • shrewish. termagant. witch. hag. ghoul. bitch. old cat. hellcat. gorgon.
  84. cadı kazanı Tür.
    • den of intrigue.
  85. cadılık Tür.
    • witchcraft. magic. spell. cantankerousness.
  86. cadılık Tür.
    • witchcraft. bad temper.
  87. cadılık etmek Tür.
    • to show a bad temper.
  88. çadır Tür.
    • tent. tabernacle.
  89. çadır Tür.
    • tent. beach operator. canvas. tabernacle.
  90. çadır Tür.
    • canvas. tent.
  91. çadır bezi Tür.
    • canvas.
  92. çadır bezi Tür.
    • canvas.
  93. çadır direği Tür.
    • tent pole.
  94. çadırcı Tür.
    • tentmaker.
  95. cadmean İng.
    • (s). Yunan efsanelerinde adı geçen Fenikeli kahraman Kadmus'a ait. Cadmean victory yenilenlerin olduğu kadar yenenlerin de zarar gördüğü savaş.
  96. cadmium İng.
    • (i),, (kim). kadmiyum. cadmium yellow limon sarısı.
  97. cadre İng.
    • (i)., (ask). kadro, yeni yetişen subayları eğitecek subaylar heyeti
    • çerçeve, plan.
  98. caduceus İng.
    • (i). (çog caducei) Yunan mabudu Hermes'in tanrıların habercisi olarak elinde taşıdığı asa
    • tıp ilminin sembolü olarak kullanılan yılanlı asa.
  99. caducity İng.
    • (i). bunaklık
    • halsizlik, zayıflık
    • fanilik, geçicilik,
  100. caecum İng.
    • (bak). cecum.
  101. caesar İng.
    • (i). Sezar.
  102. caesarea İng.
    • (i). Kayseri.
  103. caesarean, caesarian İng.
    • (bak). Cesarean.
  104. caesarism İng.
    • (i). mutlakıyet idaresi
    • emperyalizm.
  105. caesium İng.
    • (bak). cesium.
  106. caesura İng.
    • (i). (çoğ. caesuras, caesurae) bir mısraı okurken hafifçe durulacak yer
    • (müz). durgu.
  107. cafcaflı Tür.
    • showy. pompous. flowery. garish. grandiloquent. meretricious. turgid.
  108. cafcaflı Tür.
    • gimcrack.
  109. cafe İng.
    • (i). Iokanta, kahvehane, pastane, bar
    • kahve. cafe curtain pencerenin alt yarısını kapatan perde. cafe society bar ve kulüpleri dolaşan sosyete grubu.
  110. cafeteria İng.
    • (i). kafeterya.
  111. caffeine İng.
    • (i). kafein, kahve ve çayda bulunan uyarıcı madde.
  112. caftan, kaftan İng.
    • (i). kaftan.
  113. çağ Tür.
    • age. times. period. time. epoch. era.
  114. çağ Tür.
    • age. era. period. time. epoch.
  115. çağ Tür.
    • age. day. epoch. era. period. time.
  116. çağdaş Tür.
    • modern. contemporary. contemporaneous. up-to-date. coeval. latterday.
  117. çağdaş Tür.
    • contemporary. modern. modern muasır. coeval.
  118. çağdaş Tür.
    • contemporaneous. contemporary. modern. coeval. latter day. modernistic. neoteric. neotric. present day. switched on. up to date.
  119. çağdaşlaşma Tür.
    • modernization. becoming contemporary / contemporaneous.
  120. çağdaşlaşmak Tür.
    • to become modernized. to become contemporary.
  121. çağdaşlaşmak Tür.
    • to become contemporary. to modernize.
  122. çağdaşlaştırma Tür.
    • modernization.
  123. çağdaşlaştırma Tür.
    • modernization.
  124. çağdaşlaştırmak Tür.
    • to modernize. contemporize.
  125. çağdaşlık Tür.
    • contemporaneousness.
  126. çağdaşlık Tür.
    • contemporaneity. modernity.
  127. çağdaşlık Tür.
    • contemporaneity. modernism. modernity.
  128. cage İng.
    • (i)., (f). kafes
    • hapishane
    • asansör
    • iskele (inşaatlarda)
    • (f) kafese kapamak, hapsetmek.
  129. cageling İng.
    • (i). kafese kapanmış kuş.
  130. cagey İng.
    • (s)., (k).dili kurnaz.
  131. çağıldama Tür.
    • gurgle. purl. ripple.
  132. çağıldamak Tür.
    • burble. gurgle. purl. ripple. warble.
  133. çağıltı Tür.
    • plash. purl.
  134. çağırma Tür.
    • call. summons. calling. evocation. invitation.
  135. çağırma Tür.
    • call.
  136. çağırmak Tür.
    • call. invoke. evoke. to call. to summon. to issue a call for. to call in sb. accite. convoke. crowd out. cry out. hail. to be an invitation to buy. invite. whistle up.
  137. çağırmak Tür.
    • call. invite. summon. invoke. cry out. call for. call in. shout to. sing. call away. hail. whistle up.
  138. çağırmak Tür.
    • ask. bid. call. have. invite. page. term.
  139. çağırtmak Tür.
    • to have sb called. to send for sb. send for. summon.
  140. çağla Tür.
    • green almond.
  141. çağlamak Tür.
    • gurgle.
  142. çağlamak Tür.
    • burble. cascade. to burble. to murmur. to babble. to cascade.
  143. çağlayan Tür.
    • waterfall. fall. cascade. cataract. chute. linn.
  144. çağlayan Tür.
    • falls. overfall. waterfall. cascade.
  145. çağlayan Tür.
    • cascade. waterfall. cataract.
  146. çağrı Tür.
    • invitation. citation. summons. call-up. call. calling. convocation. garnishment. vocation.
  147. çağrı Tür.
    • call. invitation. summons. call button. convocation. sos.
  148. çağrı Tür.
    • call. convocation. invitation. summons.
  149. çağrı cihazı Tür.
    • pager.
  150. çağrılma Tür.
    • calling. being called.
  151. çağrılmak Tür.
    • to be called. to be invited. to be summoned.
  152. çağrışım Tür.
    • association of ideas. connotation.
  153. çağrışım Tür.
    • association.
  154. çağrışım Tür.
    • association.
  155. çağrışmak Tür.
    • to call out in unison.
  156. çağrıştırmak Tür.
    • to evoke.
  157. cahier İng.
    • (i). bir demet kağıt
    • muhtıra, rapor.
  158. cahil Tür.
    • uneducated. ignorant. illiterate. unlettered. unlearned. benighted. nescient. rude. unenlightened. unilluminated. uninformed. unknowing. unread. untutored. yahoo. ignoramus.
  159. cahil Tür.
    • uneducated. ignorant. illiterate. inexperienced. clueless. philistine. pig. raw recruit. uncultured. unenlightened. unlearned.
  160. cahillik Tür.
    • ignorantness.
  161. cahillik Tür.
    • ignorance. inexperience.
  162. cahillik Tür.
    • ignorance. illiteracy. nescience.
  163. cahillik etmek Tür.
    • to act foolishly.
  164. cahoots İng.
    • (i)., ABD, argo ortaklık. in cahoots ortak olarak, ortaklık halinde. go cahoots ortaklık kurmak, ortak olmak.
  165. caiman İng.
    • (bak). cayman.
  166. cain İng.
    • (i). Kabil, Adem ile Havva'nın kardeş katili olan ilk oğulları
    • katil. raise Cain ABD, argo karışıklık çıkarmak.
  167. cainozoic İng.
    • (bak). Cenozoic.
  168. caique İng.
    • (i). kayık, sandal.
  169. cairo İng.
    • (i). Kahire.
  170. caisson İng.
    • (i)., (ask). cephane sandığı, cephane arabası
    • sualtı temel islerinde kullanllan sandık
    • batan gemileri yüzdürmek için kullanılan duba. caisson disease (bak). bends.
  171. caitiff İng.
    • (i)., (s). alçak, zelil adam
    • (s). bayağı, aşağılık.
  172. caiz Tür.
    • religiously permissible. proper. right. acceptable. allowable. legitimate.
  173. cajole İng.
    • (f). aldatmak, yüzüne gülerek kandırmak. cajolement, cajolery (i). kandırma. cajoler (i). kandırıcı kimse.
  174. caka Tür.
    • splash. show off. swagger. swank.
  175. caka Tür.
    • showing off. swagger. ostentation. monkey tricks. splash. swank. vanity.
  176. cakacı Tür.
    • swanky.
  177. çakal Tür.
    • jackal. coyote.
  178. çakal Tür.
    • jackal.
  179. çakal Tür.
    • jackal.
  180. çakal eriği Tür.
    • bullace.
  181. cakalı Tür.
    • showy. ostentatious.
  182. çakar Tür.
    • flashing. revolving lighthouse.
  183. cake İng.
    • (i). pasta, kek, çörek
    • kalıp
    • küspe. take the cake (k).dili birinci gelmek. That takes the cakel Aşk olsunl cakes and ale hayatın neşesi
    • rahat içinde yaşama.
  184. cake İng.
    • f kalıplaşmak, kalıp seklini almak
    • katılaşmak, şekil almak
  185. cakewalk İng.
    • (i)., (f). Amerikan zencilelerinin oynadığı bir çeşit oyun
    • (f). çalımla dolaşmak.
  186. çakı Tür.
    • pocket-knife. penknife. pocketknife.
  187. çakı Tür.
    • penknife. pocketknife. jackknife.
  188. çakı Tür.
    • jacknife. pocketknife. chatelaine. jack- knife. penknife.
  189. çakıcı Tür.
    • nailer.
  190. çakıl Tür.
    • pebble. shingle. gravel. ballast. hard core.
  191. çakıl Tür.
    • gravel. pebble. grit. coarse. aggregate. silex. broken stone.
  192. çakıl Tür.
    • conglomerate. gravel. grit.
  193. çakıl taşı Tür.
    • rounded pebble. pudding stone.
  194. çakıl taşı Tür.
    • pebble.
  195. çakıl yol Tür.
    • gravel path.
  196. çakılı Tür.
    • nailed. fixed.
  197. çakıllı Tür.
    • pebbly.
  198. çakıllı Tür.
    • gravelly.
  199. çakılmak Tür.
    • to be nailed down. to be driven into place. to be pegged down.
  200. çakılmak Tür.
    • click.
  201. çakım Tür.
    • spark.
  202. çakın Tür.
    • spark.
  203. çakır Tür.
    • greyish blue.
  204. çakır Tür.
    • grayish blue.
  205. çakırkeyif Tür.
    • half tipsy. mellow. merry.
  206. çakış Tür.
    • flare up.
  207. çakışma Tür.
    • superposition.
  208. çakışma Tür.
    • coincidence.
  209. çakışma Tür.
    • coincidence.
  210. çakışmak Tür.
    • to collide with one another. to fit snugly into. to happen / occur at the same time.
  211. çakışmak Tür.
    • to coincide. to fit into one another. to clash. to collide with one another. to be congruent.
  212. çakışmak Tür.
    • overlap.
  213. çakıştırmak Tür.
    • to drink. to booze. to sow enmity between (two people.
  214. çakma Tür.
    • pounding. nailing.
  215. çakma Tür.
    • nailing. nailed on. striking sth. driving. striking. embossing. ignition. flashing. lighting. beaming. glance. sparking. percussion. winking. hit-and-miss. flare up.
  216. çakmak Tür.
    • to nail on. to drive sth in with blows. to hit. to strike to strike. to light. to know sth about. to comprehend. to flash. to fail. to fail. pocket lighter. cotton on. to fail i.
  217. çakmak Tür.
    • lighter. gaslighter. drive in. drive. hammer. stick. understand. be aware of. beetle. cotton on to. flash. flunk. ground. land. pitch. ram. root. rumble. strike. tack. tack down. twig.
  218. çakmak Tür.
    • belt. clout. drive. hammer. lighter. nail. savvy. strike. tack. tumble.
  219. çakmaktaşı Tür.
    • flint.
  220. çakmaktaşı Tür.
    • flint.
  221. çaktırmadan Tür.
    • stealthily. on the sly. on the quiet. surreptitiously. secretly gizlice.
  222. çaktırmak Tür.
    • to have hammered down. to let people take cognizance of sth.
  223. çaktırmak Tür.
    • fail. to let be noticed. to fail. to pluck. to pip.
  224. cal İng.
    • (kıs). California.
  225. çal Tür.
    • mooch.
  226. calabash İng.
    • (i). sukabağı
    • sukabağından oyulmuş su kabı.
  227. calaboose İng.
    • (i)., ABD, (k).dili hapishane.
  228. çalakalem Tür.
    • writing hastily and without deliberation. scribbling sth down.
  229. calamanco İng.
    • (i). daha çok 18. asırda kullanılan desenli ve parlak yünlü kumaş.
  230. calamander İng.
    • (i). Seylan ve Hindistan'da bulunan ve kerestesi oymacılıkta kullanılan sert bir ağaç, (bot). Diospyros quaesita.
  231. calamine İng.
    • (i)., (min). tutya taşı. calamine lotion kalamin losyonu.
  232. calamity İng.
    • (i). belâ, felâket, afet. calamitous (s). felâketli, felâket getiren, vahim, belâlı. calamitously (z). felâket ve belâ getirerek.
  233. calamus İng.
    • (i). hintkamışı.
  234. çalar saat Tür.
    • repeater.
  235. çalar saat Tür.
    • alarm clock. repeater. travelling clock.
  236. calash İng.
    • (i). bir çeşit hafif atlı araba
    • açıIır kapanır araba tentesi
    • kadınların eskiden giydikleri bir çeşit başlık.
  237. calcaneus İng.
    • (i). (çoğ -nei) topuk kemiği.
  238. calcareous İng.
    • (s). kalsiyumlu, kireçli.
  239. çalçene Tür.
    • windy. talkative. garruluous. chatterbox. babbler.
  240. calceolaria İng.
    • (i). çanta çiçegi, (bot). Calceolaria.
  241. calcic İng.
    • (s). kalsiyumlu, kireçli.
  242. calciferous İng.
    • (s)., (kim). kalsiyumlu, kalsiyum hâsıl eden
    • kireçli, kireç hâsıl eden.
  243. calcification İng.
    • (i). kireçleşme, kireç haline gelme
    • kireçlenme, kalsifikasyon.
  244. calcify İng.
    • (f). kireç haline koymak
    • kireçlenmek
    • kalsiyum tuzları ile sertleştirmek, taş haline getirmek
    • taş haline gelmek.
  245. calcimine İng.
    • (i)., (f). badana
    • (f). badana etmek, badana yapmak, badanalamak.
  246. calcine İng.
    • (f). yakarak toz haline getirmek veya gelmek
    • kirecimsi bir hale gelmek.
  247. calcite İng.
    • (i). kalsiyum karbonattan meydana gelen taş (mermer, tebeşir, izlanda billuru).
  248. calcium İng.
    • (i). kalsiyum. calcium carbide karpit. calcium chloride kireç kaymağı. calcium hydroxide kireç.
  249. calculable İng.
    • (s). hesap edilebilir, sayılabilir
    • güvenilir, sağlam.
  250. calculate İng.
    • (f). hesap etmek, hesaplamak
    • saymak
    • ayarlamak
    • ABD, (leh), niyet etmek, planlamak, tasarlamak
    • düşünmek
    • tahminde bulunmak
    • upon veya on ile güvenmek, dayanmak. calcula'tion (i). hesaplama, hesap
    • tahmin.
  251. calculating İng.
    • (s). hesap yapan
    • ihtiyatlı, dikkatli
    • egoist çıkarcı. calculating machine hesap makinası.
  252. calculator İng.
    • (i). hesap eden kimse
    • hesap makinası
    • hesap cetveli.
  253. calculous İng.
    • (s)., (tıb). böbrek taş cinsinden.
  254. calculus İng.
    • (i). (çoğ-li,-lus.es) (tıb). safra kesesi veya böbrek taşı
    • (mat). hesap differential calculus diferansiyel hesap. integral calculus toplam hesap.
  255. calcutta İng.
    • (i). Kalküta.
  256. caldarium İng.
    • (i). (çoğ -daria) Roma hamamlarında sıcak oda.
  257. caldera İng.
    • (i)., (jeol). volkanik patlama sonucu meydana gelen büyük çöküntü.
  258. çaldırmak Tür.
    • to make sb play. to let sb play. to get sth stolen.
  259. çaldırmak Tür.
    • to lose by theft. to have sb play (an instrument.
  260. caldron, cauldron İng.
    • (i). kazan.
  261. caledonia İng.
    • (i)., ,şiir iskoçya. Caledonian (i)., (s). Iskoçyalı (kimse).
  262. calefaction İng.
    • (i). ısıtma
    • Isınma. calefactory (s)., (i). Isıtıcı, ısıtan
    • (i). bir manastırdaki sıcak oturma odası.
  263. calefaeiant İng.
    • (i)., (s), (tıb). ısıtıcı, yakıcı ilâç
    • (s). Isıtan, yakan.
  264. calendar İng.
    • (i). takvim. calendar year takvim senesi. Chinese calendar gün ve ayları altmışlık devrelerle ayarlanmış olan ve 12 kameri aydan meydana gelen eski bir ,Çin takvimi. Gregorian calendar Papa Xlll Gregorius tarafından 1582'de düzeltilip şimdiye kadar kullanılmakta olan ve 1926'dan beri Türkiye'de de kullanılan takvim, Gregoryen takvimi, Milâdi takvim.(Bu takvimdeki 5761 senesi Gregoryen takvimine göre 2000 yılında başlar.) Julian calendar Milattan 46 sene önce Jül Sezar tarafınadan meydana getirilen ve Gregoryen takviminden şimdiki durumda 13 gün geride olan bir takvim. Moslem (Mohammedan) calendar bütün Müslüman memleketlerinde kullanılan ve Hazreti Muhammedin Mekkeden Medineye göç tarihi olan 622 yılını başlangıç sayan ve kameri aydan meydana gelen bir takvim. Republican Revolutionary) calendar Fransız hükümeti tarafınadan 1793-1805 yılları arasında kullanılan ve 12 aydan meydana gelen bir takvim. Roman calendar eskiden Romada kullanılan ve ay senesine göre düzenlenmiş olan takvim.
  265. calender İng.
    • (i). kalender, Kalenderiye tarikatına mensup derviş.
  266. calender İng.
    • (i)., (f). perdah makinası, silindir
    • (f). perdahlamak, silindirden geçirmek.
  267. calendula İng.
    • (i). aynısafa çiçeği, (bot). Calendula arvensis.
  268. calenture İng.
    • (i)., (tıb). tropikal memleketlerde görülen ,şiddetli humma.
  269. calescence İng.
    • (i). sıcaklığın artması.
  270. calf İng.
    • (i). (çoğ calves) dana, buzağı
    • fil, fok veya balina gibi hayvanlann yavrusu
    • dana derisi, vidala
    • (k).dili budala genç veya çocuk
    • aysberkten kopmuş küçük buz parçası. calf love (k).dili çocukluk aşkı. kill the fatted calf büyük bir karşılama töreni hazırlamak.
  271. calf İng.
    • (i). (çoğ. calves) baldır.
  272. calfskin İng.
    • (i). vidala, vaketa.
  273. çalgı Tür.
    • musical instrument.
  274. çalgı Tür.
    • instrument. musical instrument. music instrument. ax. axe.
  275. çalgı Tür.
    • instrument. musical instrument.
  276. çalgıcı Tür.
    • musician.
  277. çalgıcı Tür.
    • musician.
  278. çalgılı Tür.
    • with music.
  279. cali Tür.
    • The tenth avatar or incarnation of the god Vishnu. city in southwestern Colombia in a rich agricultural area.
  280. cali Tür.
    • city in southwestern Colombia in a rich agricultural area.
  281. caliban İng.
    • (i). Shakespeare'in ,'Tempest'' adlı oyunundaki çirkin ve hayvana benzeyen köle
    • vahşi tabiatlı insan.
  282. caliber, ing calibre İng.
    • (i). çap, kalibre
    • kabiliyet, yetenek, kapasite.
  283. calibrate İng.
    • (f). ayar etmek. calibra'tion (i). ayarlama
    • öIçü işareti.
  284. calicle İng.
    • (i)., (bot). bazı çiçeklerde küçük kese, kesecik.
  285. calico İng.
    • (i)., (s). (çoğ. calicoes, calicos) pamuklu bez, basma
    • (ing). patiska, amerikan
    • (s). patiskadan yapılmış
    • benekli. calico cat beyaz, siyah ve turuncu renkli dişi kedi.
  286. calif İng.
    • (kıs). California.
  287. californium İng.
    • (i)., (kim). simgesi Cf olan radyoaktif sentetik bir eleman.
  288. caliginous İng.
    • (s). karanlık, loş.
  289. calipash, callipash İng.
    • (i). kaplumbağanın üst kabuğundan çıkan et.
  290. calipee İng.
    • (i). kaplumbağanın alt kabuğundan çıkan et.
  291. caliper, calliper İng.
    • (f)., (i). çap pergeli ile öIçmek
    • (i)., (gen). (çoğ). çap pergeli.
  292. caliph, calif İng.
    • (i). halife.
  293. caliphate İng.
    • (i). halifelik, hiIâfet.
  294. calisthenics, callisthenics İng.
    • (i). bedeneğitimi, jimnastik.
  295. calix İng.
    • (bak). calyx.
  296. çalı Tür.
    • bush. shrub. briar. tod. brier.
  297. çalı Tür.
    • bush. shrub.
  298. çalı Tür.
    • brush. bush. hedge. shrub. thicket.
  299. çalı bülbülü Tür.
    • warbler.
  300. çalı çırpı Tür.
    • sticks and twigs.
  301. çalı fasulyesi Tür.
    • string bean.
  302. çalı kuşu Tür.
    • scrub bird.
  303. çalı süpürgesi Tür.
    • broom made from heath. besom.
  304. çalılık Tür.
    • thicket. bushes. brushwood.
  305. çalılık Tür.
    • bushy.
  306. çalılık Tür.
    • brush. bush. bushy. copse. heath. scrubby. shrubbery. thicket. brushwood. scrub. coppice.
  307. çalım Tür.
    • swagger. air. pass. side. feint. trick. ostentation. strut. strutting. swank. airs.
  308. çalım Tür.
    • ostentation. swagger. strut. swank. dash. dribble. rake. ribband line.
  309. çalım Tür.
    • affected dignity. swagger. adroit movements designed to foil one"s opponents.
  310. çalımlı Tür.
    • pompous.
  311. çalınma Tür.
    • pilferage.
  312. çalınmak Tür.
    • to be stolen. to be played.
  313. çalınmak Tür.
    • be stolen. be played. sound. rattat. smite upon.
  314. çalıntı Tür.
    • stolen. stolen goods. plagiarism.
  315. çalıntı Tür.
    • stolen goods. plagiarism. stolen.
  316. çalıntı Tür.
    • hot.
  317. çalış Tür.
    • rap.
  318. çalışkan Tür.
    • hard working. industrious. hard-working. assiduous. diligent. energetic. hard. laborious. operose. sedulous. studious.
  319. çalışkan Tür.
    • hardworking. diligent. industrious. studious. active. full of action. earnest. arduous. assiduous. energetic. labored. laborious. laboured. sedulous. strenuous.
  320. çalışkan Tür.
    • diligent. energetic. industrious. sedulous. studious. hard-working.
  321. çalışkanlık Tür.
    • industriousness. diligence. assiduity. sedulity. strenuousness. studiousness.
  322. çalışkanlık Tür.
    • diligence. industry.
  323. çalışkanlık Tür.
    • diligence. assiduity. energy. industry. study.
  324. çalışma Tür.
    • working. work. study. job of work. labor. labour. working. action. practice. workout. exercise. training. gear. praxis. priming. running. starting.
  325. çalışma Tür.
    • working. work. study. job of work. labor. labour. action. practice. workout. exercise. training. gear. praxis. priming. running. starting. employment. field. motion. operation.
  326. çalışma Tür.
    • study. work. action. endeavour. labour. labouring. operation. performance. tempo. toil. try.
  327. çalışma belgesi Tür.
    • certificate of employment. employment certificate. work permit / license.
  328. çalışma günü Tür.
    • lawful / working day. workday.
  329. çalışma hayatı Tür.
    • working life.
  330. çalışma izni Tür.
    • work permit.
  331. çalışma izni Tür.
    • work permit.
  332. çalışma kampı Tür.
    • work camp.
  333. çalışma odası Tür.
    • workroom.
  334. çalışma odası Tür.
    • den. study. workroom.
  335. çalışma saati Tür.
    • working hour. study hour.
  336. çalışma saati Tür.
    • working hour.
  337. çalışma yöntemi Tür.
    • work habit.
  338. çalışmak Tür.
    • work. to study. to work. to strive. to try. to run. to operate. attempt. belabour. endeavour. to have a go at sth. go. keep at sth. ply. toil.
  339. çalışmak Tür.
    • work. study. operate. function. endeavor. endeavour. labor. labour. practise. practice. serve. start up. struggle.
  340. çalışmak Tür.
    • attempt. catch. endeavour. function. go. labour. operate. ply. practise. serve. start. strive. study. try. work.
  341. çalıştay Tür.
    • workshop.
  342. çalıştırıcı Tür.
    • trainer.
  343. çalıştırılmak Tür.
    • to be run. to be employed.
  344. çalıştırma Tür.
    • employment. manipulation. startup. operating. running. training. start-up.
  345. çalıştırma Tür.
    • actuation. crank. starting. operation. running / operating of a machine. tutoring. employment. driving. running. manipulation. priming. startup. operating.
  346. çalıştırma Tür.
    • activation.
  347. çalıştırmak Tür.
    • run. to operate. to run. to use. to employ. to tutor. actuate. start running. start up. work.
  348. çalıştırmak Tür.
    • make smth. work. set to work. actuate. operate. run. power. start up. start. employ. have smb. on the payroll. drive. drill. exercise. make things hum. put on. switch on. task.
  349. çalıştırmak Tür.
    • activate. coach. employ. engage. groom. operate. recruit. start. work.
  350. calk İng.
    • (bak). caulk.
  351. calk İng.
    • (i). buz mıhı, kaymayl önleyen çivi.
  352. çalkalama Tür.
    • churning. joggle.
  353. çalkalamak Tür.
    • to agitate. to shake. to rinse. to wash out. to beat. to vibrate. to float. churn.
  354. çalkalamak Tür.
    • agitate. whip up. shake. shake up. slosh. swash. rinse out. rinse. churn. rouse. swill. swill out.
  355. çalkalamak Tür.
    • agitate. beat. churn. jiggle. shake.
  356. çalkalanma Tür.
    • agitation. disturbance.
  357. çalkalanmak Tür.
    • to be tossed around. to shake oneself. to be rough. to be talked about everywhere. oscillate. slosh.
  358. çalkamak Tür.
    • to agitate. to float. to rinse. to shake. to vibrate. to beat. to wash out.
  359. çalkantı Tür.
    • swash.
  360. çalkantı Tür.
    • agitation. swash. turbulence.
  361. çalkantı Tür.
    • agitation. fluctuation. nausea.
  362. çalkantılı Tür.
    • turbulent.
  363. çalkantılı Tür.
    • turbulent.
  364. çalkantılı Tür.
    • surging.
  365. call İng.
    • f bağırmak, seslenmek, çağırmak
    • davet etmek, ilân etmek
    • bağırarak ilgi çekmek
    • çağrıda bulunmak, haber vermek (kongre, toplantı)
    • telefon etmek
    • isimlendirmek, hitap etmek
    • ... olarak kabul etmek
    • haykırmak
    • ilgi çekmek için yüksek sesle konuşmak
    • uğramak
    • telefonla aramak
    • iskambil istemek.call at uğramak. call attention to dikkatini çekmek. call back geri çağırmak
    • arayan kimseye telefon etmek. call down niyaz etmek
    • (k).dili azarlamak. call for istemek
    • gerekli olmak. call forth ortaya çıkmasına sebep olmak. call in toplamak (para, borç). call into question yalancı çıkarmak. call off çevirmek
    • yüksek sesle okumak
    • iptal etmek. call out yüksek sesle konuşmak
    • işbaşına çağırmak
    • greve çağırmak. call to mind hatırlamak, hatırlatmak. call to order münazara kurallarını uygulatmak. call up hatırlamak
    • askeri vazifeye çağırmak
    • telefon etmek.
  366. call İng.
    • (i). bağırma, çağırma, bağırış, haykırma
    • ötüş ötme (kuş)
    • boru (avcılıkta)
    • boru sesi
    • kısa ziyaret, kapıdan uğrama
    • celp, davet, çağrı
    • lüzum ihtiyaç
    • hak iddia etme, talep etme
    • yoklama. call girl fahişe.calling card kartvizit. call letters radyo istasyonlarını belirten harfler. call number kütüphanelerde kitapları sınıflandıran numara. close call dar kurtulma. direct call ara santralsız konuşma. local call şehir içi konuşma. long distance call şehirlerarası konuşma, milletler arası konuşma. on call hazır. person to person call ihbarlı konuşma, davetli konuşma. reversed-charges call ödemeli konuşma. station to station call normal konuşma, santral aracılığıyla konuşma. toll call ücrete tabi konuşma. trunk call şube hattı vasıtasıyla konuşma. within call seslenildiği zaman duyulabilecek uzaklıkta. put a call through telefon etmek.There is a call for you.Sizi telefondan arıyorlar.
  367. calla İng.
    • (i). kallâ zambağı, (bot). Zantedeschia aethiopica.
  368. callboard İng.
    • (i). ilân tahtası.
  369. callboy İng.
    • (i). otel uşağı.
  370. caller İng.
    • (i). misafir
    • çağıran kimse
    • oyunu idare eden kimse.
  371. calligraphist İng.
    • (i). hattat.
  372. calligraphy İng.
    • (i). el yazısı, hüsnühat, hattatlık.
  373. calliope İng.
    • (i). çoğunlukla sirklerde kullanllan ve buhar ile çalınan org. c
  374. callosity İng.
    • (i). nasır tutma, nasırlı bir halde olma
    • nasır
    • hissizlik.
  375. callous İng.
    • (s)., (f). katı, hissiz
    • nasırlı, nasır tutmuş
    • (f) nasırlanmak. callously (z). umursamayarak, aldırış etmeden, hissizce. callousness (i). hissizlik, aldırış etmeyiş.
  376. callow İng.
    • (s)., (i). toy, tecrübesiz
    • tüyleri bitmemiş (kuş)
    • basık
    • (i) basık arazi. callowness (i). toyluk, tecrübesizlik.
  377. callus İng.
    • (i). (çoğ. -luses) (f). nasır
    • kırık kemiğin etrafında hasıl olup kaynamasına yardım eden madde
    • (bot). yaraları onaran doku
    • (f). nasırlaşmak.
  378. calm İng.
    • (s)., (i)., (f). sakin, durgun, asude
    • (i). sukunet, durgunluk, dinginlik
    • (f). yatıştırmak, teskin etmek
    • sakinleşmek, sükunet bulmak. calmative (s)., (i). müsekkin, yatıştırıcı (ilâç). calmly (z). sakince, heyecan göstermeden.
  379. çalma Tür.
    • stealing. thieving. pilfering. ringing. steal. theft.
  380. çalmak Tür.
    • to steal. to hit. to add. to mix in. to make. to spread. to play. to taste of. to tend to resemble. abstract. blow. crib. filch. finger. hook. lift. nail. nick. pick. pilfer. pinch. to commit plagiarism. prig. purloin. rap.
  381. çalmak Tür.
    • steal. blow. lift. walk away with. bag. thieve. knock off. knock. abstract. adopt. cop. crib. defalcate. filch. grind. grind out. heist. hijack. hoist. hook. hoot. incline. jangle. jingle. knelt. mooch. nick. nobble. make off with. pilfer. pinch. plu.
  382. çalmak Tür.
    • appropriate. embezzle. execute. filch. ring. rob. slap. steal. strike. swipe. thieve. to steal. to run away with sth. to rip sth off. to knock sth off. to strike. to ring. to sound. to chime. to peal. to play. to execute. to knock. to blow. to border on. to verge on. to smear. to spread. to add. to mix into.
  383. calomel İng.
    • (i)., (ecza). tatlı süIümen, kalomel.
  384. caloric İng.
    • (i)., (s). ısı, hararet
    • eski fizik kuramlarına göre ısı maddesi
    • (s). ısıya ait, ısıyla ilgili.
  385. caloriei calory İng.
    • (i). kalori, Isı birimi.
  386. calorific İng.
    • (s). ısı meydana getiren, ısıtıcı. calorifica'tion (i). ısıtma.
  387. calorimeter İng.
    • (i). ısıölçer, kalorimetre.
  388. calotte İng.
    • (i). kalot, Katolik papazlarınınkine benzer başın yalnız tepe kısmını örten takke.
  389. calpac, calpack İng.
    • (i). kalpak.
  390. caltrop, caltrap İng.
    • (i). boğa dikeni, çoban kalkıtan, (bot). Santoria calcitrapa
    • inlâl otu, demir diken, (bot). Tribulus terrestris
    • (ask). domuzayağı, düşman süvari bineklerini yaralamak için yere atılan dört uçlu demir. Iand caltrop domuzayağı, (bot). Tribulus terrestris. water caltrop göl kestanesi, (bot). Trapa.
  391. calumet İng.
    • (i). Kuzey Amerika kızılderililerinin kullandığı üstü nakışlı ve uzun barış Piposu.
  392. calumniate İng.
    • (f). iftira etmek, çamur atmak, kara sürmek. calumnia'tion (i). iftira, karacılık. calum'niator (i). iftira eden kimse.
  393. calumnious İng.
    • (s). iftira kabilinden, iftira şeklinde. calumniously (z). iftira ederek. calumniousness (i). iftira etme, iftiracılık.
  394. calumny İng.
    • (i). iftira.
  395. calvary İng.
    • (i). Hz isa'nın çarmıha gerildiği yer
    • (kh). Hz isa'nın çarmıha gerilmesini canlandıran heykel.
  396. calve İng.
    • (f). buzağı doğurmak, buzağılamak
    • parçalara ayrılmak (buzul, aysberk)
    • buzağı doğurtmak
    • parçalara ayırmak, parçalamak (buzul, aysberk).
  397. calves İng.
    • (bak). calf.
  398. calvinism İng.
    • (i). Kalvinizm.
  399. calvinist İng.
    • (i). Kalvinist, Kalvin doktrinine inanan kimse.
  400. calvities İng.
    • (i). başın tepesindeki kellik.
  401. calx İng.
    • (i). (çoğ. calxes, calces) madenin yanması sonucunda meydana gelen oksit veya kül.
  402. calycle İng.
    • (i)., (bot). ikinci çanak.
  403. calypso İng.
    • (i). kalipso, günlük olayları karikatürize eden balad benzeri bir Trinidad şarkısı.
  404. calyptra İng.
    • (i)., (bot). yosun tohumunun zarfı, çiçek zarfı.
  405. calyx İng.
    • (i). (çoğ. calyxes, calices) (bot). çiçek zarfı, kadeh, keis, kaliks, çanak
    • (zool). keis, kâse şeklindeki uzuv
    • (anat). havuzcuk.
  406. cam Tür.
    • The use of computers to assist in manufacturing. computer aided manufacture.
  407. cam Tür.
    • Software dedicated to computer Aid ManufacturingComputer Aid Manufacturing A software for manufacturing Usually for NC machines.
  408. cam Tür.
    • pine. glass. window.
  409. cam Tür.
    • glass. window pane. window.
  410. cam Tür.
    • Crooked. a rotating disk shaped to convert circular into linear motion a river in east central England that flows past Cambridge to join the Ouse River.
  411. cam Tür.
    • Content Addressable Memory Also known as "associative memory" CAM is a kind of storage device that includes comparison logic with each bit of storage A data value is broadcast to all words of storage and compared with the values therein Words that match are flagged, so that subsequent operations can then work on the flagged words for example, read them out one at a time or write to certain bit positions in all of them A CAM can thus operate as a "data parallel" SIMD processor.
  412. cam Tür.
    • Computer Assisted Manufacturing Programs that control machine tools, etc via communications interfaces CAD/CAM software programs are essential to the new "precision farming" systems that depend on global positioning systems.
  413. cam Tür.
    • Computer-assisted manufacturing/machining.
  414. cam Tür.
    • Computer-assisted manufacturing.
  415. cam Tür.
    • Computer-aid manufacturing.
  416. cam Tür.
    • Computer-Aided Manufacturing The use of computer aids in planning, tracking, analyzing, and implementing the construction of manufactured items.
  417. cam Tür.
    • Computer Aided Manufacturing, that part of Computer Integrated Manufacturing restricted to the operation and control of manufacturing functions. Computer Aided Manufacturing.
  418. cam Tür.
    • Computer Aided Manufacturing refers to manufacturing involving the use of computer controlled tools and systems These tools may include numerically controlled machinery, resource usage planning, manfacturing control, quality control as well as stock and logistics control.
  419. cam Tür.
    • Computer-Aided Manufacturing.
  420. cam Tür.
    • Computer Aided Manufacturing.
  421. cam Tür.
    • Computer Aided Manufacturing.
  422. cam Tür.
    • Computer-Aided Manufacturing.
  423. cam Tür.
    • Computer Aided Manufacture. 1 Computer Aided Manufacturing This is when machinery receives instructions from computer input This input usually originates in a CAD device The CAD output is fed into the CAM device and translated into instructions to the machinery When they are integrated this way, it is known ad CAD/CAM 2 Casio Camera native file format.
  424. cam Tür.
    • Computer Aided Manufacture.
  425. cam Tür.
    • A turning or sliding piece which, by the shape of its periphery or face, or a groove in its surface, imparts variable or intermittent motion to, or receives such motion from, a rod, lever, or block brought into sliding or rolling contact with it.
  426. cam Tür.
    • a river in east central England that flows past Cambridge to join the Ouse River. a rotating disk shaped to convert circular into linear motion.
  427. cam Tür.
    • A ridge or mound of earth.
  428. cam Tür.
    • A projecting part of a wheel or other moving piece so shaped as to give alternate or variable motion to another piece against which it acts.
  429. cam Tür.
    • A mechanical device for converting one kind of motion to another, usually rotary to linear The main application for cams in bicycle technology is in quick-release mechanisms As the quick-release lever is rotated from the open to the closed position, the cam built into the pivoting end of the handle applies a push to the quick-release mechanism housing, and a pull to the skewer Some internal gear hubs use cams to change the engagement of pawls, to select different gear ratios See also rollercam brake.
  430. cam Tür.
    • A curved wedge, movable about an axis, used for forcing or clamping two pieces together.
  431. cam Tür.
    • Acronym for computer-assisted manufacturing.
  432. cam Tür.
    • Acronym for "Computer Aided Manufacturing ".
  433. cam Tür.
    • Acronym for "Computer Aided Manufacturing".
  434. cam İng.
    • (i)., (mak). kam, dirsekli kurs, mil dirseği, mil çivisi.
  435. çam ağacı Tür.
    • pine.
  436. çam ağacı Tür.
    • ground fir.
  437. çam fıstığı Tür.
    • pine ut.
  438. cam göz Tür.
    • glass eye.
  439. cam macunu Tür.
    • putty.
  440. çam sakızı Tür.
    • resin.
  441. çam sakızı Tür.
    • resin.
  442. çam yarması Tür.
    • gigantic. large.
  443. cam yünü Tür.
    • glass wool. fiberglass.
  444. camaraderie İng.
    • (i). dostluk, arkadaşlık, yoldaşlık.
  445. camarilla İng.
    • (i) (gen. ispanya krallarının) danışmanlar grubu.
  446. çamaşır Tür.
    • washing. linen. clothes. laundry. washing. washings. linen.
  447. çamaşır Tür.
    • linen. wash. washing. underwear. laundry. underclothing. garment. clothes. drier dryer.
  448. çamaşır Tür.
    • laundry. washing.
  449. çamaşır deterjanı Tür.
    • laundry detergent.
  450. çamaşır dolabı Tür.
    • dresser.
  451. çamaşır ipi Tür.
    • clothes line. wash line. drying line. drying rope. washing line. hang-clothes line.
  452. çamaşır ipi Tür.
    • clothesline.
  453. çamaşır kazanı Tür.
    • wash boiler.
  454. çamaşır makinesi Tür.
    • washing machine. washer. yellow goods.
  455. çamaşır makinesi Tür.
    • washer.
  456. çamaşır mandalı Tür.
    • clothes pin.
  457. çamaşır mandalı Tür.
    • clothes peg.
  458. çamaşır sabunu Tür.
    • household soap.
  459. çamaşır sepeti Tür.
    • clothes basket.
  460. çamaşır suyu Tür.
    • bleaching liquid. wash. chlorine water. wash-water. bleacher.
  461. çamaşırcı Tür.
    • washerman.
  462. çamaşırhane Tür.
    • laundry room.
  463. çamaşırhane Tür.
    • laundry. launderette. coin-op.
  464. çamaşırhane Tür.
    • launderette. laundry. wash. washhouse. laundrette.
  465. cambaz Tür.
    • rope-walker. acrobat. horse-dealer. swindler. rope dancer.
  466. cambaz Tür.
    • acrobat. stunter. coper. distortionist.
  467. cambaz Tür.
    • acrobat. rope dancer. horse dealer. sly. cunning. crafty.
  468. camber İng.
    • (f)., (i). kavis meydana getirmek
    • hafifçe bükülmek
    • dışbükey yapmak
    • (i). kavis, bükümlülük
    • (hav). kanadın bükümlülüğü.
  469. cambist İng.
    • (i)., eski kambiyocu, kambiyo uzmanı
    • kambiyo el kitabı.
  470. cambium İng.
    • (i)., (bot). katman doku.
  471. cambodia İng.
    • (i). Kamboç.
  472. cambrian İng.
    • (i)., (s)., (jeol). Kambriyum, paleozoik devrin ilk bölümü
    • Galli kimse
    • (s). Galler Ülkesine ait
    • Kambriyum'a ait.
  473. cambric İng.
    • (i). ince beyaz pamuklu veya keten kumaş
    • patiska. cambric tea sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da ilâve edilir).
  474. cambridge İng.
    • (i). Cambridge şehri
    • Cambridge universitesi.
  475. camcı Tür.
    • glazier. glassman. puttier. glassmaker. glassworker.
  476. camcı Tür.
    • glazier. glassman.
  477. camcı Tür.
    • glazier.
  478. camcı macunu Tür.
    • putty.
  479. camcılık Tür.
    • glaziery. selling or installing glass. glazing.
  480. came İng.
    • (i)., (ing). renkli pencere camlarını birbirine tutturmak için kullanılan ince kurşun çubuk.
  481. came İng.
    • (bak). come.
  482. camel İng.
    • (i). deve, hecin
    • (den). sığ yerlerde gemi yüzdürmek için kullanılan tombaz. cameleer (i). deveci
    • hecin süvarisi. camelhair (i). deve tüyü, bu tüyden dokunmuş kumaş.
  483. camellia İng.
    • (i). kamelya, çingülü, japongülü, (bot). Thea japonica.
  484. camelopard İng.
    • (i)., eski zürafa.
  485. camelopardalis İng.
    • (i). Zürafa takımyıldızı.
  486. camelot İng.
    • (i). Kral Artür'ün efsanevi Sarayı
    • ABD Başkan Kennedy'nin maiyeti ve zamanı.
  487. camembert İng.
    • (i). bir çeşit sarımsı yumuşak peynir, kamamber.
  488. cameo İng.
    • (i). kabartma hakkedilmiş kıymetli taş, işlemeli akik.
  489. camera İng.
    • (i). fotoğraf makinası, kamera
    • hakimin özel odası. in camera (huk). gizli celsede. cameraman (i). kameraman.
  490. cameroon İng.
    • (i). Kamerun.
  491. çamfıstığı Tür.
    • pine nut.
  492. camgöz Tür.
    • glass eye.
  493. cami Tür.
    • mosque.
  494. cami Tür.
    • mosque.
  495. camia Tür.
    • group. body. community.
  496. camia Tür.
    • circle.
  497. camia Tür.
    • brotherhood. group. body. community. brotherhood zümre.
  498. camion İng.
    • (i)., (Fr). askeri kamyon
    • ağır yük taşıyan at arabası.
  499. camisole İng.
    • (i). kadın iç gömleği, kaskorse.
  500. camız Tür.
    • water buffalo.
  501. camlamak Tür.
    • to fit with glass.
  502. camlaşmak Tür.
    • vitrify.
  503. camlatmak Tür.
    • to have glass installed (in.
  504. camlet İng.
    • (i). sugeçirmez dayanıklı bir kumaş
    • bu kumaştan yapılmış elbise
    • eskiden kullamlan deve veya keçi tüyünden yapılmış bir kumaş.
  505. camlı Tür.
    • vitrified. glazed. vitreous.
  506. camlı Tür.
    • fitted with glass.
  507. çamlık Tür.
    • piny.
  508. çamlık Tür.
    • hothouse. pine grove.
  509. camomile, chamomile İng.
    • (i). sarı papatya, öküzgözü, (bot). Anthemis nobilis. field camomile horozgözü, (bot). Anthemis arvensis. ox-eye camomile sarı papatya, (bot). Anthemis tinctoria.
  510. camorro İng.
    • (i). şantaj ve soygun ile uğraşan ve Napoli'de 1820 yllında kurulmuş siyasi bir örgüt
    • (k.h). buna benzer bir örgüt veya grup.
  511. camouflage İng.
    • (i)., (f)., (ask). kamuflaj, saklama, gizleme
    • (f). kamufle etmek, gizlemek.
  512. camp İng.
    • (f). kamp kurmak konaklamak
    • kampa yerleştirmek
    • konaklatmak.
  513. camp İng.
    • (i). kamp
    • ordugâh
    • kampa çıkma
    • kamp çadırları
    • askerlik hayatı
    • bir fikrin veya idealin taraftarları topluluğu. camp chair portatif sandalye. Camp Fire Girls ABD-de kız izci teşkilâtına benzeyen bir örgüt. camp follower orduyu takip eden sivil veya fahişe
    • yardakçı. camp meeting büyük çadırda dini toplantı, toplantı serisi.
  514. camp İng.
    • (i)., (s)., (f). bayağı veya gülünç hareketlerde bulunan kimse
    • adilik
    • bayağı eser
    • (s). adi, gülünç, bayağı, kendini gülünç bir şekilde gösteren
    • (f). dikkati çekmek için göz alıcı bir şekilde giyinmek ve davranmak
    • argo adileştirmek. campy (s). yapmacık
    • adi.
  515. camp-fire İng.
    • (i). kamp ateşi.
  516. camp-ground İng.
    • (i). kamp sahası.
  517. camp-site İng.
    • (i). kamp yeri.
  518. campaign İng.
    • (i)., (f). sefer, seferberlik
    • kampanya
    • belirli bir sonuca ulaşmak için mücadele: (f). mücadele etmek
    • kampanyaya katılmak. campaigner (i). kampanyaya katılan kimse.
  519. campanile İng.
    • (i). (çoğ. campaniles, campanili) çan kulesi.
  520. campanology İng.
    • (i). çan bilgisi, çan ilmi
    • san dökme veya çalma usul ve tekniği.
  521. campanula İng.
    • (i). çançiçegi, (bot). Campanula.
  522. campanulate İng.
    • (s). çan şeklinde, çan biçiminde.
  523. campcraft İng.
    • (i). açık havada kampçılık.
  524. camper İng.
    • (i). kamp yapan kimse
    • içinde oturulup yatılabilen araba.
  525. camphene İng.
    • (i). kamfen.
  526. camphor İng.
    • (i). kafur, kafuru. spirits of camphor kafur ruhu. camphorated (s). kafurlu. camphor tree kafur ağacı.
  527. camping İng.
    • (i). kamp yapma.
  528. campion İng.
    • (i). bir çeşit karanfil.
  529. campus İng.
    • (i)., (f). üniversite veya okul arazi ve avlusu
    • (f). okulda kalma cezası vermek.
  530. camshaft İng.
    • (i). dirsekli makara mili.
  531. camsı Tür.
    • vitreous.
  532. çamur Tür.
    • soggy. mud. clay. slosh. dirt. aspersion. calumniation. daub. gook. mire. muck. slime. slob. slush. squelch.
  533. çamur Tür.
    • mire. muck. mud. sludge. silt. welter. guagmire. slime. grit. doze. pug. puddle. slurry. mortar. muddy. impertinent. clay. daub. dirt. ooze.
  534. çamur Tür.
    • dirt. mud.
  535. çamur banyosu Tür.
    • mud bath.
  536. çamurlaşmak Tür.
    • to turn into mud.
  537. çamurlu Tür.
    • muddy.
  538. çamurlu Tür.
    • miry.
  539. çamurlu Tür.
    • boggy. muddy. sloppy. turbid. miry.
  540. çamurluk Tür.
    • fender. wing. muddy place. gaiters. scraper. shoe scraper.
  541. çamurluk Tür.
    • fender. mud guard. muddy place. foot scraper. dirt board. mud protector. mud-flap. spats. splasher. splash apron. wing. wheel well.
  542. çamurluk Tür.
    • fender.
  543. can İng.
    • (kıs). Canada, Canadian.
  544. can İng.
    • (f). (could) (-ebil-)., yapmak imkânı (nda) olmak: Can you do thiswork ? Bu işi yapabilir misin? I couldn't find my tie. Kravatımı bulamadım. (Can fiilinin gelecek zamam yoktur
    • yerine will be able to kullanılır)
    • (k).dili izinli olmak: Can I go ? Gideyim mi ?
  545. can İng.
    • (i)., (f). (ed,-ning) konserve kutusu, teneke kutu
    • çöp tenekesi
    • ABD, argo hapishane
    • argo yüznümara
    • argo kaba et
    • (f). konserve yapmak
    • kutulara doldurmak
    • ABD, argo kovmak, işine son vermek, slang sepetlemek
    • argo filime veya teybe almak. Can it I Yeter be I
  546. can acısı Tür.
    • acute pain.
  547. can alıcı Tür.
    • vital.
  548. can alıcı Tür.
    • crucial.
  549. can atmak Tür.
    • to desire strongly. to want badly. pant. yearn.
  550. can atmak Tür.
    • konserve kutusu. kutu. teneke kutu. teneke kutudakı ıçecek. kodes. hapıshane. hela. kiç. popo. kaba et. -ebılmek. yapabılmek. edebılmek. konservesını yapmak. olabılmek. konservelemek. kasede kaydetmek. kayit yapmak. uzaklaştirmak.
  551. can atmak Tür.
    • hanker. itch. long. yearn.
  552. can buoy İng.
    • koni biçiminde şamandıra.
  553. çan çalmak Tür.
    • ring a bell.
  554. çan çiçeği Tür.
    • bellflower.
  555. can damarı Tür.
    • vital point. most sensitive point.
  556. can dostu Tür.
    • dear friend.
  557. can düşmanı Tür.
    • mortal enemy.
  558. can düşmanı Tür.
    • mortal enemy.
  559. can korkusu Tür.
    • mortal fear.
  560. çan kulesi Tür.
    • belfry. campanile.
  561. çan kulesi Tür.
    • belfry.
  562. can pazarı Tür.
    • a matter of life and death.
  563. can sağlığı Tür.
    • health.
  564. can sıkıcı Tür.
    • bothersome.
  565. can sıkıcı Tür.
    • boring. dreary. embarrassing. hellish. sombre.
  566. can sıkıcı Tür.
    • boring. bothersome. depressing. humdrum.
  567. can sıkıntısı Tür.
    • konserve kutusu. kutu. teneke kutu. teneke kutudakı ıçecek. kodes. hapıshane. hela. kiç. popo. kaba et. -ebılmek. yapabılmek. edebılmek. konservesını yapmak. olabılmek. konservelemek. kasede kaydetmek. kayit yapmak. uzaklaştirmak.
  568. can sıkıntısı Tür.
    • boredom.
  569. can sıkıntısı Tür.
    • boredom.
  570. can yeleği Tür.
    • life jacket.
  571. can yoldaşı Tür.
    • life companion. soul mate.
  572. can't İng.
    • (kıs). cannot.
  573. cana yakın Tür.
    • gracious.
  574. cana yakın Tür.
    • amiable. charming. congenial. cuddly. cute. folksy. gracious. likable likeable. pleasant. warm hearted.
  575. cana yakın Tür.
    • affable. likable.
  576. cana yakınlık Tür.
    • graciousness.
  577. cana yakınlık Tür.
    • amicability.
  578. canaan İng.
    • (i)., (K.M). Kenân Diyarı, vaat edilmiş üIke
    • cennet
    • Filistin.
  579. canada İng.
    • (i). Kanada.
  580. canadian İng.
    • (i)., (s). Kanadalı
    • (s). Kanada ile ilgili.
  581. canaille İng.
    • (i). ayaktakımı, aşağı tabaka, sefiller.
  582. çanak Tür.
    • earthenware pot. biscuit. clay. crock. crockery. dish. hull. ovenware.
  583. çanak Tür.
    • bowl. pot. calix. calyx.
  584. çanak Tür.
    • basin. bowl. crock. crockery. earthenware. pot. calyx.
  585. çanak anten Tür.
    • dish antenna.
  586. çanak anten Tür.
    • dish antenna.
  587. çanak çömlek Tür.
    • pottery. pots and pans. earthenware. crock. utensils. kitchen utensils. pottery ware. brown ware. crockery. wares.
  588. çanak çömlek Tür.
    • crockery.
  589. çanaklık Tür.
    • crow"s-nest.
  590. canal İng.
    • (i). kanal
    • su yolu
    • (anat). içinden damar, sinir veya su geçen kanal. Canal Zone Panama Kanalı mıntıkası.
  591. canaliculus İng.
    • (i)., (anat). kanalcık.
  592. canalize İng.
    • (f). kanal açmak, çıkıs yolu açmak
    • kanallara sevketmek
    • (tıb) kanal açarak cerahati akıtmak. canaliza'tion (i). kanal açma.
  593. canan Tür.
    • sweetheart. beloved.
  594. canan Tür.
    • God.
  595. canan Tür.
    • beloved. sweetheart.
  596. canape İng.
    • (i). kanape, üzerine peynir, ançuez veya salam konmuş küçük ekmek.
  597. canard İng.
    • (i). uydurma, asılsız haber.
  598. canary İng.
    • (i). kanarya kuşu, (zool). Serinus canarius
    • kanarya sarısı
    • Kanarya adalarında yapılan bir çeşit tatlı beyaz şarap. canary flower kanarya çiçeği, (bot). Tropaeolum peregrinum. canary grass kanarya otu, (bot). Phalarus canariensis. canary seed kuş yemi. canary yellow kanarya sarısı. Canary Islands Kanarya adaları.
  599. canasta İng.
    • (i)., iskambil kanasta.
  600. canavar Tür.
    • monster. imp. monkey. cruel. evil. super.
  601. canavar Tür.
    • monster. dragon. impudent. wild beast. bully. fiend. hellkite. monstrosity. ogre.
  602. canavar Tür.
    • monster. beast. brute. chimera. monstrosity. ogre.
  603. canavar düdüğü Tür.
    • siren.
  604. canavarlık Tür.
    • savagery. ferocity. brutality.
  605. canavarlık Tür.
    • atrocity. savagery. ferocity. monstrosity.
  606. canavarlık Tür.
    • atrocity.
  607. canberra İng.
    • (i). Canberra, Avustralya nın başkenti.
  608. canc İng.
    • (kıs). cancelled.
  609. cancan İng.
    • (i). kankan, hareketli bir Fransız dansı.
  610. cancel İng.
    • (f)., (i). üstüne çizgi çekmek, silmek
    • iptal etmek
    • geçersiz hale koymak
    • (matb). çıkarmak
    • (mat). kısaltmak
    • (i). çizgi çekme, silme, iptal
    • çıkarma. cancela,tion (i). iptal etme
    • işaretleme
    • iptal olunan şey
    • çıkarma.
  611. cancellate, cancellous İng.
    • (s)., (anat). bünyesi sünger gibi olan.
  612. cancer İng.
    • (i)., (tıb). kanser
    • (b.h)., (astr). Yengeç Burcu. cancera'tion (i). kanserleşme.cancerous (s). kanser gibi, kanserli.
  613. candan Tür.
    • sincerely. wholedheartedly. sincere. cordial. chummy. close. convivial. good- humored. heartfelt. hearty. intimate.
  614. candan Tür.
    • sincere. cordial. heart-to-heart. open-hearted. open-armed. willing. bluff. candid. companionable. deep-felt. heart-whole. heartfelt. hearty. personable. single-eyed. single-hearted. single-minded. whole-hearted. sincerely. cordially. with open arms.
  615. candan Tür.
    • cordial. forthcoming. forthright. kind. sincere. warm. chummy. cordially. sincerely.
  616. candelabrum İng.
    • (i). (çoğ -bra, -brums) üstü işlemeli kollu şamdan.
  617. candent İng.
    • (s)., eski ısıdan parlayan, hararetten beyazlaşmış.
  618. candid İng.
    • (s). samimi, içten
    • tarafsız
    • dürüst, riyasız. candid camera photographs kusurları gizlemeyen fotoğraflar. candidly (z). samimiyetle, tarafsızca. candidness (i). samimiyet, dürüstlük.
  619. candidacy İng.
    • (i). adaylık.
  620. candidate İng.
    • (i). aday, namzet
    • talip. candidateship (i). adaylık, namzetlik.
  621. candied İng.
    • (s). şekerlenmiş
    • şekerleme haline konmuş
    • şeker gibi kristalleşmiş
    • tatlı dilli, dil döken.
  622. candle İng.
    • (i)., (f). mum
    • (f). (yumurtaları) ışığa tutarak muayene etmek. Peter doesn-t hold a candle to Mary. Peter, Mary'nin eline su dökemez. burn the candle at both ends fazla çalışmak
    • gece gündüz eğlenmek.
  623. candle-power İng.
    • (i). mum (ışık öIçü birimi).
  624. candlelight İng.
    • (i). mum ışığı.
  625. candlestick İng.
    • (i). şamdan.
  626. candlewick İng.
    • (i). mum fitili.
  627. candor ing candour İng.
    • (i). samimiyet, açık kalplilik
    • dürüstlük
    • tarafsızlık.
  628. candy İng.
    • (i)., (f). şeker, bonbon, şekerleme, çikolata
    • (f). şekerleme yapmak
    • şerbet içinde kaynatmak
    • şekerleme haline getirmek. candy pull akide şekerine benzer bir şekerin yapılışı nedeniyle gençlerin toplanması.
  629. candytuft İng.
    • (i). hardal çiçeğine benzeyen bir çiçek, iberide, (bot). Iberis amara.
  630. cane İng.
    • (i)., (f). baston, değnek
    • kamış, bambu, şekerkamışı
    • boğürtlen veya ahududunun sapı
    • (f). baston ile dövmek
    • kamışla kaplamak, hasırlamak. canebrake (i). kamışlık. cane mill şekerkamışı değirmeni. cane sugar şekerkamışından yapılmış şeker. rattan cane benekli hintkamışı, (bot). Calamus rotang.
  631. canea İng.
    • (i). Girit adasının merkezi olan Hanya şehri.
  632. canephora İng.
    • (i). eski Yunan ayinlerinde başının üstünde sepet taşıyan kız
    • başında yastığa benzer bir şekil bulunan kız heykeli.
  633. cangue İng.
    • (i). ,Cin'de eskiden mahkumların boyunlarına geçirilen bir çeşit boyunduruk.
  634. canhıraş Tür.
    • heartbreaking. bitter.
  635. canhıraş Tür.
    • fear-rending. horrible.
  636. cani Tür.
    • murderer. butcher. criminal. homicide.
  637. cani Tür.
    • cutthroat. murderer. butcher. malefactor. bravo. felon. homicide. villain.
  638. cani Tür.
    • butcher. homicide. thug. murderer.
  639. canice Tür.
    • felonious. criminal.
  640. canicular İng.
    • (s)., (astr). Köpek Burcuna ait
    • Ağustosun en sıcak günlerine ait.
  641. canine İng.
    • (s)., (i). köpek ve kurt gibi, köpek cinsine ait
    • (anat). köpekdişine ait
    • (i)., (zool). köpekgillerden bir hayvan, köpek
    • köpekdişi. canine tooth köpekdişi.
  642. canis major İng.
    • Büyük Köpek takımyıldızı.
  643. canister İng.
    • (i). çoğunlukla madenden yapılmış olan çay, kahve vb kutusu.
  644. canı sıkkın Tür.
    • depressed. disgruntled. fraught. out of spirits.
  645. canı tatlı Tür.
    • fond of comfort. afraid of disturbances.
  646. canı tez Tür.
    • impatient.
  647. canını sıkmak Tür.
    • bore. bother. displease. exasperate. irk. perturb. vex.
  648. canını sıkmak Tür.
    • beleaguer. bother. depress. disappoint. displease. dissatisfy. exasperate. peeve. torment. trouble. vex.
  649. canker İng.
    • (i)., (f)., (tıb). ağızda meydana gelen yara, pamukçuk
    • yozlaştıran herhangi bir şey
    • atların tabanlarında hâsıl olan yara
    • bitkilerin gövdelerinde görülen bir hastalık
    • (f). pamukçuk hâsıl etmek
    • çürütmek, tedricen mahvetmek
    • pamukçuğa tutulmak
    • çürümek, mahvolmak.
  650. cankerous İng.
    • (s). yer yer çürümekte olan
    • pamukçuk cinsinden
    • pamukçuk hâsıl eden
    • yozlaştıran.
  651. cankurtaran Tür.
    • ambulance. lifesaver. lifeguard. meat waggon.
  652. cankurtaran Tür.
    • ambulance. lifeguard.
  653. cankurtaran Tür.
    • ambulance.
  654. cankurtaran gemisi Tür.
    • rescue ship.
  655. cankurtaran kulübesi Tür.
    • mountain / snow shelter.
  656. cankurtaran salı Tür.
    • life raft.
  657. cankurtaran salı Tür.
    • life raft.
  658. cankurtaran sandalı Tür.
    • life-boat.
  659. cankurtaran simidi Tür.
    • life buoy.
  660. cankurtaran yeleği Tür.
    • life jacket.
  661. cankurtaran yeleği Tür.
    • cork jacket.
  662. canla başla Tür.
    • with heart and soul. hand and foot. with might and main.
  663. canla başla Tür.
    • body and soul.
  664. canlandırıcı Tür.
    • bracing. refreshing. enlivening. animator.
  665. canlandırıcı Tür.
    • bracing. crisp. enlivening. refreshing. stimulant. stirring.
  666. canlandırma Tür.
    • representation. animation. activation.
  667. canlandırma Tür.
    • bringing to life. vitalization. impersonation. animation. enaction. interpretation. renaissence. renascense.
  668. canlandırma Tür.
    • animation. resuscitation. personification. refreshment. rouse. shot in the arm.
  669. canlandırmak Tür.
    • bring to life. characterize. animate. play the role of. perform. personate. personalize. personify. refresh. uplift. enliven. brace. exhilarate. inspire. liven up. spirit up. spirit. quicken. accelerate. arouse. brisk. brisk up. drum up. enact. forti.
  670. canlandırmak Tür.
    • animate. to animate. to enliven. to resuscitate. to personify. to bring to life. arouse. bestir. brighten. brisk. crank up. exhilarate. fire. freshen. galvanize. galvanize into life. ginger. hearten. inform. jazz up. leaven. light. play. quicken. raise.
  671. canlandırmak Tür.
    • animate. arouse. boost. brighten. enliven. exhilarate. fire. foster. galvanize. impersonate. invigorate. liven. portray. refresh. relieve. renew. resuscitate. revitalize. revive. rouse. spirit. stimulate. stir. stoke. wake.
  672. canlanma Tür.
    • resurgence. revival. coming to life. refreshment. boom. rebirth. renaissance. renascense.
  673. canlanma Tür.
    • incarnation. refreshment. resurrection.
  674. canlanma Tür.
    • animation. coming to life. rebirth. refreshment. resurgence. resurrection. revival.
  675. canlanmak Tür.
    • to become animated. awake. awaken. brisk. come to life. hit one"s stride. kindle. to come to life. quicken. stir. to hit one"s stride.
  676. canlanmak Tür.
    • blossom. boom. brighten. hum. liven. revive. to come to life. to liven up. to perk up.
  677. canlı Tür.
    • live. alive. animated. brisk. fresh. lively. living. animate. living creature. active. vigorous. strong. moving. quick. dynamic. mobile. kinetic. alert. breezy. chippy. coloured. colourful. dapper. dashing. dramatic. eager. frisky. graphic. in high spirit.
  678. canlı Tür.
    • alive. live. living. animate. active. lively. fresh. full of life. snappy. glowing. breezy. spirited. vivacious. humming. in the flesh. animated. beany. bright. brisk. bustling. colorful. colourful. corky. crisp. crispy. dashing. dewy. driving. exhil.
  679. canlı Tür.
    • active. alive. animate. bouncy. breezy. bright. brisk. colourful. dashing. frisky. gay. jaunty. keen. live. lively. living. lusty. picturesque. prismatic. racy. rich. skittish. snappy. spirited. sporty. sprightly. spry. swinging. thing. vibrant. vital. vivacious. vivid. walking.
  680. canlı cenaze Tür.
    • one who is like a living corpse. more dead than alive.
  681. canlı müzik Tür.
    • live music.
  682. canlı yayın Tür.
    • live broadcast. live coverage. live program.
  683. canlılık Tür.
    • liveliness. animation. color. colour. crispness. spiritedness. alacrity. bounce. brightness. brio. buoyancy. dynamics. elan. exhilaration. friskiness. ginger. life. lustiness. perkiness. quickness. raciness. sprightliness. stamina. stir. verve. vivac.
  684. canlılık Tür.
    • alacrity. animation. colour. dynamism. ginger. go. life. sap. soul. sparkle. spirit. stir. verve. vitality. liveliness. vigour. boom.
  685. canlılık Tür.
    • activity. liveliness. vigour. momentum. action. mobility. dynamism. stir. stirabout. impulse. biological. animal spirits. animation. bounce. briskness. buoyant lift. colour. dash. eagerness. ginger. goings on. image advertising. life blood. pith. shine. s.
  686. canna İng.
    • (i)., (bot). kana.
  687. cannabin İng.
    • (i)., (kim). kannabin.
  688. cannabis İng.
    • (i). kendir, kenevir, haşiş.
  689. canned İng.
    • (s). konserve halinde muhafaza edilmiş
    • argo önceden hazırlanmış, önceden söylenmiş, bir yenilik getirmeyen
    • argo kovulmuş, yol verilmiş
    • argo banda alınmış, plağa doldurulmuş (müzik).
  690. cannel coal İng.
    • linyit kömürü.
  691. canner İng.
    • (i). konserveci, konserve yapan kimse.
  692. cannery İng.
    • (i). konserve imalâthanesi, konserve yapılan yer.
  693. cannibal İng.
    • (i)., (s). yamyam
    • kendi cinsinin etini yiyen herhangi bir hayvan
    • (s). yamyamlıkla ilgili. cannibalism (i). yamyamlık.
  694. cannibalize İng.
    • (f). bir diğerini tamir etmek için bozulmuş araba, uçak vb'nden parçalar almak.
  695. cannikin İng.
    • (i). ufak teneke kutu, küçuk su kabı
    • tahta kova.
  696. canning İng.
    • (i). konserve yapma.
  697. cannon İng.
    • (i)., (f), top
    • (mak). bir şaft üzerinde serbestçe hareket eden (mil)
    • bilardo oyununda karambol
    • koşum takımında bir çeşit gem
    • (zool). incik kemiği
    • (f). topa tutmak, top atmak, bombardıman etmek
    • gülle gibi fırlatmak. cannon ball gülle. cannon bone incik kemiği. cannon fodder (ölmek ihtimali ile) savaşa giden askerler. cannon shot top ateşi
    • top menzili.
  698. cannonade İng.
    • (i).,(f). top ateşi, bombardıman
    • (f). topa tutmak
    • bombardıman etmek.
  699. cannoneer İng.
    • (i). topçu.
  700. cannot İng.
    • (f). -amaz,-amam, -amazsın(ız), -amayız, -amazlar (Anlamı vurgulamak gerektiğinde can not olarak ayrılır
    • konuşma dilinde çoğu zaman can't şeklinde kullanılır.)
  701. cannula İng.
    • (i)., (tıb). vücuttan su çek meye veya vücuda ilaç zerketmeye mahsus tup veya boru
    • kanül.
  702. canny İng.
    • (s). dikkatli, uyanık
    • tedbirli ihtiyatlı
    • açıkgöz
    • zeki anlayışlı
    • hünerli, becerikli
    • tutumlu, idareli
    • sessiz, sakin
    • kuytu, rahat
    • cazip, çekici, zarif, hoş.
  703. canoe İng.
    • (i), hafif sandal, kano. Paddle your own canoe. Kendi işini kendin gör.
  704. canon İng.
    • (i). kilise kanunu
    • kanun, nizam, düzen
    • miyar, ölçüt, kriter
    • Hiristiyan kilisesince Kitabı Mukaddes'in bir bölümü olarak kabul edilen kitapların toplamı
    • kilisece kabul edilen azizlerin listesi
    • herhangi bir dinin kutsal kitapları
    • (müz). kanon
    • 48 puntoluk matbaa harfi
    • bir katedral veya kilisenin ozel heyeti üyesi. canon law fıkıh, ahkâm-ı diniye.
  705. canon İng.
    • (bak). canyon.
  706. canonical İng.
    • (s). kilise kanununa göre
    • dini esaslara ait
    • Kitabı Mukaddes'in bir kısmı olan
    • meşru, kabul edilmiş. canonically (z). dini esaslara uyarak.
  707. canonicals İng.
    • (i). din adamlarının görev esnasında giydikleri kıyafet.
  708. canonicity İng.
    • (i). bir yazının kilisece Kitabı Mukaddes'in bir bölümü olarak kabul edilip edilmemesi.
  709. canonist İng.
    • (i). fıkıh bilgini, fakih.
  710. canonize İng.
    • (f). öImüş bir kimseyi kilisece kabul edilen azizler listesine dahil etmek
    • takdis etmek, yüceltmek
    • muteber addetmek. canoniza'tion (i). azizlik mertebesine yükseltme.
  711. canonry, canonship İng.
    • (i). bir katedral veya kilise özel heyeti üyeliği
    • bu üyeler grubu.
  712. canopener İng.
    • teneke açacagı, konserve açacagı.
  713. canopy İng.
    • i, f gölgelik, sayeban, sayvan, kubbe
    • gök kubbe
    • f gölgelemek
    • kaplamak, ustunü örtmek
  714. canorous İng.
    • (s). ahenkli, uyumlu.
  715. cansız Tür.
    • feckless.
  716. cansız Tür.
    • dead. lifeless. dull. uninteresting. listless. weak quiet. slack. inorganic. inert. inactive. motionless. static. stagnant. bloodless. breathless. dead as a door nail. faint. frigid. inanimate. insensible. insentient. lackluster. dull market. flat market.
  717. cansız Tür.
    • arid. bloodless. dead. deadpan. dusty. frigid. inanimate. inert. lifeless. listless. low. pale. soulless. toneless. dull. uninteresting. weak.
  718. cansızlık Tür.
    • lifelessness. frigidity. inanimateness. languor. sluggishness. torpor. vapidity.
  719. cansızlık Tür.
    • inanimateness.
  720. canst İng.
    • eski can yardımcı fiilinin ikinci tekil şahıs şekli.
  721. cant İng.
    • (i),, (f). yapmacık
    • riyakârlık, samimiyetsizlik
    • belirli bir zümre, grup veya partiye mal olmuş kelime veya sözler
    • argo
    • (f). riyakâr bir şekilde konuşmak: dinsel konularda samimiyetsizce davranmak
    • murailik etmek
    • dilenmek, sesine bir ahenk vererek dilenmek.
  722. cant İng.
    • (i)., (f). meyil
    • şiv
    • yatay kesit
    • (f). eğmek, şivlendirmek, meylettirmek
    • ani bir hareketle fırlatmak
    • eğilmek, meyletmek, bükülmek
    • dönmek.
  723. cant hook İng.
    • kütükleri devirmeye mahsus ucunda madeni kancası olan tahta kaldıraç.
  724. çanta Tür.
    • bag. handbag. purse. briefcase. suitcase.
  725. çanta Tür.
    • bag. case. purse. handbag. briefcase.
  726. çanta Tür.
    • bag. case.
  727. cantabile İng.
    • (s)., (müz). nağmeli.
  728. cantabrigian İng.
    • (s). Cambridge ile ilgili
    • Cambridge üniversitesine ait.
  729. çantada keklik Tür.
    • in the bag. a bird in hand. cert. cinch.
  730. cantaloupe, cantaloup İng.
    • (i). kantalup kavunu, üstünde dilim çizgileri olan çok lezzetli küçük bir kavun.
  731. cantankerous İng.
    • (s). huysuz, aksi, geçimsiz. cantankerously (z). huysuzluk yaparak. cantankerousness (i). huysuzluk, aksilik.
  732. cantata İng.
    • (i)., (müz). kantat, kısa bir oratoryoyu andıran beste
    • bestelemek için yazılan şiir.
  733. cantatrice İng.
    • (i). (çoğ. -ci) kadın şarkıcı, şantoz.
  734. canteen İng.
    • (i). matara
    • kantin, büfe
    • ordu satış kooperatifi
    • (ask). yemek takımlarının içinde durduğu göz veya sandık.
  735. canter İng.
    • (i)., (f). eşkin gidiş (at)
    • (f). eşkin gitmek
    • eşkin sürmek.
  736. canterbury bell İng.
    • bir çeşit çançiçeği, (bot). Campanula medium.
  737. cantharis İng.
    • (i). (çoğ -tharides) (ecza). kuduzböceğinden yapılan bir ilâç
    • kuduzböcegi, (zool). Cantharis.
  738. canticle İng.
    • (i). mezmurların bestelenmiş şekli, ilâhi
    • (b.h)., (çoğ). Süleyman
    • ın neşideleri.
  739. cantilever İng.
    • (i)., (mak). dirsek, yalnız bir ucu destekli olan kol
    • binanın dışarıya çıkık olan kısmı. cantilever bridge her biri bir ayak üzerinde dengeli oturan iki parçadan ibaret köprü.
  740. cantillate İng.
    • (f). tilâvet etmek, Kur'an ı nağme ile okumak.
  741. cantle İng.
    • (i). eyerin arka kaşı
    • köşe
    • parça bölüm.
  742. canto İng.
    • (i). uzun bir şiirin bolumlerinden biri
    • kıta.
  743. canton İng.
    • (i). kanton, eyalet
    • bir bayrağın bölümü.
  744. canton İng.
    • (i). Kanton. Canton crepe ince ve hafif bir cins krep ipekli kumaş. Canton flannel bir yüzü tüylü pamuklu kumaş. Cantonese' (i). Güney ,Çinli
    • Güney çin dili.
  745. canton İng.
    • (f). idari bölümlere ayırmak, kantonlara ayırmak
    • (kanton ) askerleri konaklatmak. cantoral (s). kantonlara ayırmayla ilgili.
  746. cantonment İng.
    • (i). askerlerin sevkedildiği büyük kamp
    • askeri bölge veya karargâh
    • kışla.
  747. cantor İng.
    • (i). sinagog ayinlerinde taganni edenlerin lideri.
  748. cantus İng.
    • (i)., (müz). dini musiki
    • şarkı, melodi. cantus firmus (müz). çok sesli bir parçanın bölümlerinin eklendiği esas musiki parçası.
  749. canuck İng.
    • (i)., argo Kanadalı, Kanadalı Fransız.
  750. canvas İng.
    • (i). yelken bezi, çadır bezi
    • çadır
    • yelken
    • kanaviçe
    • (güz). (san). tuval
    • tuval üzerine yapılmış resim. canvasback (i). Kuzey Amerika'ya mahsus yabani ördek. under canvas ,çadırda
    • yelken açmış.
  751. canvass İng.
    • (f)., (i). kapı kapı dolaşarak oy veya sipariş toplamak
    • tetkik etmek, incelemek
    • soruşturmak
    • muzakere etmek, tartışmak
    • (i). sipariş toplama
    • oy toplama
    • tetkik, inceleme
    • soruşturma
    • seçim kampanyası. canvasser (i). sipariş veya oy toplayan kimse
    • tetkik eden kimse.
  752. canyon, canon İng.
    • (i). kanyon, sarp kenarları olan vadi, derin vadi.
  753. canzone İng.
    • (i)., (it)., (müz). (çoğ. -ni) italyan tarzı bestelenmiş bir çeşit lirik şiir
    • balad veya şarkı.
  754. canzonet İng.
    • (i)., (it)., (müz). kısa, hafif ve neşeli şarkı.
  755. caoutchouc İng.
    • (i). kauçuk, lastik. cap. kıs capital, capitalize, capitalized, ca pta i n.
  756. cap İng.
    • (f). (-ped -ping) baş1ık geçirmek
    • örtmek, kapamak
    • tamamlamak, bütün haline getirmek
    • daha iyisini yapmak, geçmek
    • kapak veya örtü vazifesi görmek. cap the climax beklenileni aşmak
    • tepesine tüy dikmek.
  757. cap İng.
    • (i). kep, takke, kasket, başlık
    • zirve, doruk, tepe
    • kapak (tüp, şişe): büyük harf, majüskül
    • tabanca mantarı: tapa
    • argo uyuşturucu ilaç kapsülü. cap and bells saray soytarısının giydigi çıngıraklı kukuleta. cap in hand hürmetkarane. blasting cap dinamit tapası. a feather in one's cap koltukları kabartan başarı. set one's cap for argo tavlamaya çalışmak (erkegi).
  758. cap İng.
    • (kıs). Civil Air Patrol.
  759. çap Tür.
    • diameter. calibre. caliber.
  760. çap Tür.
    • calibre. diameter. scale. bore. size. quality. worth değer.
  761. çap Tür.
    • calibre. diameter. caliber. size. scale. stature. quality. worth. gauge. magnitude. thickness. layout. cadaster cadastre. cadastral extract. plat.
  762. cap u chin İng.
    • (i). Fransiskan rahibi
    • (kh). kukuleteli kadın pelerini
    • Orta ve Güney Amerika'ya mahsus uzun kuyruklu maymun.
  763. cap-a-pie İng.
    • (z). tepeden tırnağa, baştan ayağa kadar.
  764. çapa Tür.
    • hoe. palmed anchor. anchor sign.
  765. çapa Tür.
    • hoe. grubber. spud. anchor. drift anchor. pecker.
  766. çapa Tür.
    • anchor. hoe. mattock.
  767. capability İng.
    • (i). kabiliyet, yetenek
    • istidat
    • iktidar, güç
    • kapasite
    • ehliyet.
  768. capable İng.
    • (s). muktedir, ehliyetli, kabiliyetli. cspableness (i). muktedir olma. capably (z). kabiliyeti sayesinde başararak.
  769. capacious İng.
    • (s). geniş, büyük, içi çok şey alan. capaciously (z). geniş bir şekilde. capaciousness (i). genişlik, büyüklük.
  770. capacitance İng.
    • (i)., (elek). kapasitans.
  771. capacitate İng.
    • (f). muktedir hale koymak
    • salahiyet vermek, yetkilendirmek.
  772. capacitor İng.
    • (i)., (elek). kondensatör.
  773. capacity İng.
    • (i). hacim, oylum
    • istiap haddi
    • yetenek, kabiliyet
    • güç, iktidar
    • mevki, sıfat.
  774. çapaçul Tür.
    • untidy. slovenly. disordered.
  775. çapak Tür.
    • viscous crust round the eyes. burr.
  776. çapak Tür.
    • gum. dried mucus. crust. burr.
  777. çapak Tür.
    • bream. crust round the eyes. burr. gum.
  778. çapaklı Tür.
    • rheumy. crusty.
  779. çapalamak Tür.
    • to hoe.
  780. çapanoğlu Tür.
    • ramification.
  781. çapari Tür.
    • trawl.
  782. caparison İng.
    • (i)., (f). eyerin veya dizginin üstüne örtülen süslü örtü, haşe
    • kıyafet, elbise, giyecek
    • (f). haşe örtmek
    • süslemek, donatmak.
  783. cape İng.
    • (i). burun. The Cape, Cape of Good Hope Ümit Burnu. Capetown, Cape Town Kap şehri. Cape Dutch Güney Afrika'da konuşulan Hollanda dilinin eski ısmı.
  784. cape İng.
    • (i). pelerin, kap.
  785. caper İng.
    • (f)., (i). sıçramak, zıplamak, hoplamak
    • (i). sıçrama, hoplama, zıplama
    • kaprisli davranış
    • argo soyma, hırsızlık, suç caperer (i). sıçrayıp hoplayan kimse.
  786. caper İng.
    • (i). kebere, (bot). Capparis spinosa. caper berry bu bitkinin turşu yapılan küçük meyvası.
  787. capercaillie, capercailzie İng.
    • (i). çalıhorozu, (zool). Tetrao urogallus.
  788. capeskin İng.
    • (i). (eldiven yapımında kullanılan) kuzu veya koyun derisi.
  789. capias İng.
    • (i)., (huk). tevkif emirnamesi.
  790. capillaceous İng.
    • (s). Iifleri olan, saç gibi
    • kılcal damarlı.
  791. capillarity İng.
    • (i)., (fiz). kapilarite.
  792. capillary İng.
    • (i)., (s). kılcal damar
    • çok ince boru
    • (s). kılcal damarlara ait
    • doku itibariyle saça benzeyen. capillary attraction kapiler çekme. capillary repulsion kapiler itme. capillary vessel (anat). kılcal damar.
  793. capital İng.
    • (i)., (s). başşehir, başkent
    • büyük harf, majüskül
    • mal. sermaye, anamal, kapital
    • sütun başı
    • (s). sermayeye ait
    • belli başlı, baş, ana, önemli
    • mükemmel, kusursuz. make capital of kendi çıkarına kullanmak, istismar etmek. capital account sermaye hesabı. capital assets sabit sermaye. capital crime cezası ölüm olan suç. capital dividend sermaye karı. capital expenditure sabit sermayeye yapılan ilaveler. capital levy sermaye vergisi. capital punishment ölüm cezası. capital stock esas sermaye hisse senedi. working capital döner sermaye.
  794. capitalism İng.
    • (i). kapitalizm, anamalcılık. capitalist (i). kapitalist, anamalcı. capitalis'tic (s). kapitalistliğe ait, anamalcıIıkla ilgili.
  795. capitalization İng.
    • (i). sermaye miktarı
    • faiz vb. gelirleri sermayeye katma, kapitalizasyon
    • majüskül harf kullanma tarzı.
  796. capitalize İng.
    • (f). sermayeye katmak, kapitalize etmek
    • büyük harf ile yazmak. capitalize on kendi menfaatine çevirmek, faydalanmak.
  797. capitation İng.
    • (i). baş vergisi
    • adam başına eşit olarak tahsil edilen vergi.
  798. capitol İng.
    • (i). Washington'da ABD Kongresinin toplandığı bina
    • Roma'daki Jüpiter mabedi
    • (kh). eyalet meclisi binası.
  799. capitular İng.
    • (i). bir katedral veya kilisenin danışma kurulu üyesi
    • (çoğ). böyle bir kurulun kanun veya nizamnamesi.
  800. capitulary İng.
    • (s). kilise kurulu ile ilgili.
  801. capitulate İng.
    • (f). teslim olmak
    • silâhları bırakmak.
  802. capitulation İng.
    • (i). şartlı olarak teslim olma
    • silahları bırakma
    • özet, hulâsa
    • (çoğ). kapitülasyonlar.
  803. capitulum İng.
    • (i). (çoğ, -la) (bot). kömeç
    • (anat). kemik başı.
  804. çapkın Tür.
    • womanizer. dangler. graceless. libertine. licentious. lubricious. scallywag scalawag.
  805. çapkın Tür.
    • vagabond. dissolute. rakish. flirtatious. lecherous. lewd. licentious. profligate. roguish. vagabond. rascal. debauchee. rake. amorist. chaser. flirt. libertine. lothario. profligate. rip. rogue. varlet. villain. wolf. womanizer.
  806. çapkın Tür.
    • arch. wolf. womanizer. woman-chaser. casanova. philanderer. lecher. rake. coquettish. sensual. lecherous.
  807. çapkınca Tür.
    • roguish.
  808. çapkınlık Tür.
    • profligacy. debauchery. rascality. dissipation. dissoluteness. lechery. libertinage. libertinism. licentiousness. roguery. vice.
  809. çapkınlık Tür.
    • libertinism.
  810. çapkınlık Tür.
    • debauchery. dissipation. profligacy.
  811. çaplı Tür.
    • wide bored.
  812. capo dastro İng.
    • ses tonunu yükseltmek için gitar tellerine takılan kelepçe.
  813. capon İng.
    • (i). semizleşmesi için kısırlaştırılan horoz.
  814. caporal İng.
    • (i). bir çeşit tütün.
  815. capote İng.
    • (i). pelerin, kukuleteli pelerin
    • kadın ve çocukların giydigi başlık
    • (oto). kapot.
  816. cappadocia İng.
    • (i). Kapadokya (merkezi Kayseri olan eski bir Roma devletinin üzerinde bulundugu bölge).
  817. cappuccino İng.
    • (i). az sütlü kahve.
  818. çapraşık Tür.
    • inexplicit.
  819. çapraşık Tür.
    • confused. complicated. abstruse. complicate complicated. dark. devious. hazy. involved. prickly.
  820. çapraşıklık Tür.
    • haze. involution.
  821. çapraz Tür.
    • crosswise. traverse. transversal. diagonal. crisscross. bias. cross. decussate. groined. lattice. thwart. transverse. crosswise. crossways. cornerwise. cornerways. across. slantwise. slantways. cross.
  822. çapraz Tür.
    • bias. crosswise. transverse. hypotenuse. diagonal line. crossband. crosspiece. sideling. cross arm. wrest. cleat. crosshead. grimmal. saw set. cross hair. across. on the bias. crisscross. cross wise. traverse.
  823. çapraz Tür.
    • across. cross. diagonal. crosswise. transversal. diagonally. transversely.
  824. çapraz ateş Tür.
    • crossfire.
  825. çapraz ateş Tür.
    • cross fire.
  826. çapraz kur Tür.
    • cross rate. cross-rate. cross exchange rate.
  827. çaprazlama Tür.
    • crosswise. diagonally. across. athwart.
  828. çaprazlama Tür.
    • across. transverse. crosswise. diagonally. transversely. crossbreeding.
  829. çaprazlamak Tür.
    • to cross obliquely. cross. interplace.
  830. çaprazlamasına Tür.
    • on the cross.
  831. çaprazlaşmak Tür.
    • to become involved and confused.
  832. çaprazlık Tür.
    • crossness.
  833. çaprazölçer Tür.
    • set gauge.
  834. çaprazvari Tür.
    • transverse.
  835. capric İng.
    • (s). keçiye benzer, keçi gibi kokan (tereyağında bulunan asit).
  836. capriccio İng.
    • (i). sıçrayış, atlayış
    • kapris
    • (müz). kapriçiyo, çalgı veya ses için bestelenmiş, serbest biçimde parça.
  837. caprice İng.
    • (i). kapris, yersiz istek ve davranış
    • kaprisli oluş
    • (müz). kapriçiyo.
  838. capricious İng.
    • (s). kaprisli, havai, keyfince davranan. capriciously (z). kaprisli davranarak. capriciousness (i). havailik.
  839. capricorn İng.
    • (i). Oğlak burcu.
  840. caprification İng.
    • (i). incirlerin bir arı tarafından döllenmesi.
  841. caprifig İng.
    • (i)., (bot). yaban inciri.
  842. capriole İng.
    • (i). sıçrayış, atlama
    • atın durdugu yerde dört ayağı üstüne sıçraması.
  843. caproic acid İng.
    • kaproik asit.
  844. caps, caps İng.
    • (i)., (çoğ). (matb). büyük harfler ( le).
  845. capsicum İng.
    • (i)., (bot). kırmızı biber.
  846. capsize İng.
    • (f). alabora olmak, devrilmek (gemi, sandal)
    • alabora etmek, devirmek.
  847. capstan İng.
    • (i). ırgat, bocurgat. capstan bar ırgat kolu.
  848. capstone İng.
    • (i). üstte olan taş
    • kapak taşı.
  849. capsule İng.
    • (i)., (s). kapsül, kaşe (hap)
    • (bot). tahıl veya tohumu içinde saklayan kuçük kese, kapsül, açılır meyva
    • (anat)., (zool). muhafaza eden zar
    • (s). özlü. capsular (s). kapsüle benzer
    • kapsül içinde. capsulated (s). kapsül şekli verilmiş
    • kapsül içinde saklanmış.
  850. captain İng.
    • (i)., (f). kaptan, reis, suvari
    • şef, lider
    • deniz albayı, yüzbaşı, bahriye albayı
    • (f). kaptanlık etmek, kumanda etmek. captaincy (i). kaptanlık. captainship (i). kaptanlık
    • liderlik.
  851. caption İng.
    • (i). manşet, serlevha, baş1ık
    • (huk). kanuni vesikanın düzenlendiği zaman ve yeri gösteren başlangıç kısmı.
  852. captious İng.
    • (s). tenkitçi, kusur bulmaya çalışan
    • tatmin edilmesi güç
    • yanıltıcı. cap tiously (z). tenkit eder bir şekilde. captiousness (i). tenkitçilik tenkit etme.
  853. captivate İng.
    • (f). büyülemek, cezbetmek. captiva'tion (i). büyüleme, cezbetme. captivator (i). büyüleyen şey veya kimse.
  854. captive İng.
    • (i)., (s). esir, tutsak, mahpus
    • tutkun kimse
    • (s). esir düsmüş
    • baskı altında, kayıt altında
    • esarete ait
    • büyülenmiş. captiv'ity (i). esaret, surgun
    • tutkunluk. captive audience ABD zoraki dinleyiciler.
  855. captor İng.
    • (i). esir eden kimse ele geçiren kimse.
  856. capture İng.
    • (f). (i). zaptetmek, zorla ele geçirmek
    • esir etmek
    • (i). zaptetme, ele geçirme
    • esir, ganimet. capturer (i). ele geçiren kimse.
  857. çapul Tür.
    • loot. sack. booty. plunder. the sack.
  858. çapul Tür.
    • looting. booty. foray. loot. spoil. spoiled spoilt goods. spoliation. swag.
  859. çapulcu Tür.
    • looter. pillager. marauder.
  860. çapulcu Tür.
    • looter. marauding. raider. pillager.
  861. çapulculuk Tür.
    • pillage. looting. plunder. rapine.
  862. caput İng.
    • (i). (çoğ. capita) (anat). herhangi bir maddenin üzerinde baş şeklinde bir çıkıntı teşkil eden kısım.
  863. capybara İng.
    • (i). Güney Amerika'ya mahsus kobaya benzer bir kemirgen.
  864. car İng.
    • (i). otomobil, araba
    • vagon
    • (balon veya asansörde) yolcu taşımaya mahsus kısım
    • içinde canlı deniz hayvanları muhafaza edilen delikli kutu veya sandık. car barn taşıt deposu.
  865. çar Tür.
    • czar. tsar. tzar.
  866. çar Tür.
    • czar.
  867. carabineer İng.
    • (i). karabina denilen tüfeği kullanan asker.
  868. carabiniere İng.
    • (i). (çoğ. -ri) italyan polisi.
  869. caracal İng.
    • (i). bir cins vaşak, karakulak, (zool). Felis caracal
    • bu hayvanın kürkü.
  870. caracas İng.
    • (i). Caracas, Venezuela,nın başkenti.
  871. caracole İng.
    • (i)., (f). binicilikte yarım çark hareketi
    • (f). bu hareketi yaparak at sürmek.
  872. caracul İng.
    • (bak). karakul.
  873. carafe İng.
    • (i). cam sürahi.
  874. caramel İng.
    • (i). tatlılara renk ve lezzet vermede kullanılan yanmış şeker, karamel
    • karamela.
  875. caramelize İng.
    • (f). yanmıs şeker haline gelmek veya koymak.
  876. carapace İng.
    • (i)., (zool). kaplumbağa gibi hayvanların üst kabuğu.
  877. carat İng.
    • (i). kırat, değerli taşların ağırlık öIçü birimi, ayar (1 kırat=200 mg).
  878. caravan İng.
    • (i). kervan
    • üstü kapalı büyük yolcu veya yük taşıyan araba
    • kamyon
    • (ing). arabanın arkasına takılarak çekilen tekerlekli seyyar ev.
  879. caravansary, caravanserai İng.
    • (i). kervansaray, büyük yolcu hanı veya otel.
  880. caravel İng.
    • (i). karavela.
  881. caraway İng.
    • (i). Karaman kimyonu, (bot). Carum carvi.
  882. carbide İng.
    • (i)., (kim). karbit.
  883. carbine İng.
    • (i). karabina, kısa tüfek, suvari tüfeği.
  884. carbohydrate İng.
    • (i)., (kim). karbonhidrat.
  885. carbolated İng.
    • (s)., (kim). asit fenikli.
  886. carbolic İng.
    • (s)., (kim). fenollü. carbolic acid asit fenik.
  887. carbolize İng.
    • (f). karbol asidi katmak.
  888. carbon İng.
    • (i)., (kim). karbon
    • kopya kağıdı, kopya kağıdı ile çıkarılmış nüsha, suret. carbon black is, lamba isi. carbon copy karbon kopyası. carbon cycle (biyol). karbon devresi. carbon dioxide karbondioksit. carbon monoxide (kim). karbon monoksit.
  889. carbonaceous İng.
    • (s). karbona ait
    • karbonlu
    • karbon gibi.
  890. carbonado İng.
    • (i). siyah elmas, genellikle Brezilya'da çıkarılan koyu renk elmas parçası.
  891. carbonado İng.
    • (i)., (f). ızgara et veya balık
    • (f). ızgara yapmak
    • gelişigüzel kesmek, parçalamak.
  892. carbonaro İng.
    • (i). (çoğ. -ri) 19 asırda italya, ispanya ve Fransa'da faaliyette bulunan gizli siyasi kuruluşun üyesi.
  893. carbonate İng.
    • (i)., (f)., (kim). karbonat, karbon asit tuzu veya esteri
    • (f). kömür haline koymak, kömürleştirmek
    • karbonata çevirmek.
  894. carbonation İng.
    • (i)., (kim). karbondioksitle kireç çökeltme.
  895. carbonic İng.
    • (s)., (kim). karbonata ait, karbonik. carbonic acid karbonik asit.
  896. carboniferous İng.
    • (s). kömür hâsıl eden, kömürlü, karbonlu
    • (b.h)., (jeol). karbon devrine ait.
  897. carbonize İng.
    • (f). kömürleştirmek, kömür haline koymak, yakmak. carboni za'tion (i). kömürleşme.
  898. carborundum İng.
    • (i)., (tic). (mark) zımpara, korindon.
  899. carboy İng.
    • (i). damacana etrafında sepet örgü veya tahta muhafazası olan büyük şişe.
  900. carbuncle İng.
    • (i)., (tıb). çıban, şirpençe
    • burun sivilcesi
    • lal taşı, yakut
    • yakut kırmızısı, kahverengimsi kırmızı renk.
  901. carburet İng.
    • (f)., (kim). karbon ile birleştirmek veya doldurmak.
  902. carburettor İng.
    • (ing). carburettor (i). karbüratör. carburetor nozzle karböratür memesi.
  903. carburize İng.
    • (f). karbon ile birleştirmek. carburiza tion (i). karbon ile birleştirme.
  904. çarçabuk Tür.
    • very quickly.
  905. çarçabuk Tür.
    • lickety split.
  906. carcass İng.
    • (i). Ieş, ceset (küçümseme ile)
    • vücut, gövde (bugünkü dilde küçümseme veya şaka olarak)
    • enkaz (gemi vb)
    • bina iskeleti.
  907. carcinogen İng.
    • (i). kansere sebep olan madde.
  908. carcinoma İng.
    • (i). (çoğ. -mata, -mas) (tıb). habis ur, kanser.
  909. carcinomatosis İng.
    • (i)., (tıb). kanser tümörlerinin vucuda yayılması.
  910. card İng.
    • (i). kart, posta kartı
    • tebrik kartı
    • kartvizit
    • üyelik kartı
    • giriş kartı
    • program
    • iskambil kağıdı
    • (çoğ). kâğıt oyunları
    • (k).dili şakacı ve neşeli insan
    • yün, pamuk vb'ni taramaya mahsus tarak. (dokumacılıkta), kaşağı. card catalogue kart kataloğu. card index kart fihristi. card table kumar masası. a card up one's sleeve kurtarıcı. in the cards muhtemel, olasılı. put one's cards on the table samimi olarak açıklamak.
  911. card İng.
    • (f). kart koymak (masaya)
    • fişlemek, kartlara yazmak
    • kart veya kartonlara yapıştırmak
    • (yünü, pamuğu) taramak. carder (i). tarakçı.
  912. çardak Tür.
    • pergola. bower. trellis. alcove. arbour. booth. dais. summerhouse.
  913. çardak Tür.
    • arbour. summerhouse.
  914. çardak Tür.
    • arbor. bower. pergola. summer house.
  915. cardamine İng.
    • (i). hardal familyasından bir bitki çesidi acı tere, (bot). Cardamine amara.
  916. cardamom İng.
    • (i). kakule, hemame, (bot). Elettaria cardamomum.
  917. cardboard İng.
    • (i). mukavva, karton.
  918. cardiac İng.
    • (s)., (i)., (anat). kalbe ait, kalple ilgili
    • yüreği tembih eden
    • mide ağzına ait
    • (i). kalp'hastası
    • kalp ilâcı. cardiacdilatation kalp büyümesi. cardiac insuffi ciency kalp kifayetsizliği. cardiac murmur kalp hırıltısı. cardiac valve kalp kapağı.
  919. cardialgia İng.
    • (i). (tıb). kalp ağrısı.
  920. cardigan İng.
    • (i). hırka, ceket.
  921. cardinal İng.
    • (s)., (i). belli başlı, ana, önemli
    • parlak kırmızı
    • (i). kardinal
    • parlak kırmızı renkli ve tepeli bir çeşit Amerikan ispinozu. cardinal numbers esas sayılar. cardinal point dört esas yönden her biri. Gardinalship (i). kardinallik.
  922. cardinalate İng.
    • (i). kardinallik makamı
    • kardinaller zümresi.
  923. carding İng.
    • (i). yün ve pamuk tarama carding machine yün ve pamuk tarama makinası.
  924. cardiogram İng.
    • (i). kardiyogram.
  925. cardiograph İng.
    • (i). kardiyograf cardiograph'ic (s). kardiyografi ile ilgili. cardiog'raphy (i). kardiyografi.
  926. cardioid İng.
    • (i)., (mat). yürek şeklinde olan eğri, kardioit.
  927. cardiology İng.
    • (i). kalpten ve kalbin görevlerinden bahseden ilim, kalp bilgisi.
  928. cardiopneumatic İng.
    • (s). kalbe ve akciğerlere ait.
  929. cardiosclerosis İng.
    • (i). kalp zarlarının katılaşması, kardiyoskleroz.
  930. carditis İng.
    • (i), (tıb). kalp iltihabı, kardit.
  931. cardoon İng.
    • (i). kenger, kengel, yabanenginarı, (bot). Cynara cardunculus.
  932. cardsharp İng.
    • (i). hileci kimse (iskambilde).
  933. care İng.
    • (f). merak etmek, endişe etmek
    • ilgilenmek, alakadar olmak
    • üstüne almak, vazife edinmek
    • hoşlanmak, özel bir ilgi duymak, meyli olmak. care for bakmak
    • ilgilenmek
    • beğenmek
    • arzulamak. I don't care. Umurumda degil. Bana ne?
  934. care İng.
    • (i). endişe
    • merak
    • gaile
    • dikkat, ihtimam
    • tedbir, koruma, ilgi
    • eski üzüntü, sıkıntı. in care of eliyle. take care dikkatli olmak. take care of bakmak
    • muhafaza etmek.
  935. çare Tür.
    • remedy. cure. antidote. healer. relief. aid. help. curative. egress. expedience. expediency. expedient. medium. obviation. redress. resort. resource. shift. solution. way out.
  936. çare Tür.
    • cure. expedient. means. relief. remedy. resource. shift. solution.
  937. careen İng.
    • (f)., (i)., (den). karinaya bastırmak, gemiyi yan yatırmak
    • kalafat etmek
    • yan yatmak (gemi)
    • ABD sarsılmak
    • (i). karinaya bastırma, yan yatma.
  938. career İng.
    • (f). hızla gitmek veya koşmak.
  939. career İng.
    • (i)., (s). meslek, meslek hayatı
    • meslekte başarı kazanma
    • sürat
    • (s). profesyonel. take up a career bir mesleğe girmek. career woman meslek sahibi kadın. in full career bütün hızı ile. careerist (i). meslek bakımından ilerlemeye meraklı olan kimse.
  940. carefree İng.
    • (s). keyfi yerinde, kaygısız, dertsiz.
  941. careful İng.
    • (s). dikkatli
    • itinalı, tedbirli
    • ölçülü. carefully (z). dikkatle. carefulness (i). dikkat, dikkatli olma.
  942. careless İng.
    • (s). dikkatsiz
    • ilgisiz, kayıtsız
    • düşünülmeden söylenmiş veya yapılmış
    • ihmalkar. carelessly (z). ihmalkar bir şekilde, dikkat etmeden. carelessness (i). dikkatsizlik, ihmal.
  943. çaresiz Tür.
    • irremediable. inevitable. incurable. irredeemable. past retrieve. beyond retrieve. remediless. without means. desperate. despairing. helpless. irreparable. shiftless. past cure.
  944. çaresiz Tür.
    • helpless. incurable. without means. irreparable. inevitably.
  945. çaresiz Tür.
    • helpless. incurable. of necessity. inevitably. at loss. hopeless. inevitable. irredeemable. irremediable. irreparable. necessarily. perforce. beyond redress. past redress. resourceless. all at sea.
  946. çaresizlik Tür.
    • hopelessness.
  947. çaresizlik Tür.
    • helplessness. poverty. desperation. fatality. resourcelessness.
  948. çaresizlik Tür.
    • desperation. helplessness. despair. incurability.
  949. caress İng.
    • (i)., (f). okşama, kucaklama
    • (f). okşamak, sevmek, kucaklamak. caressingly (z). kucaklayarak.
  950. caret İng.
    • (i). yazıda çıkma işareti
    • atlanan bir bülümün cümlenin neresine geleceğini gösteren işaret.
  951. caretaker İng.
    • (i). bir yerin hizmet işleriyle görevli olan kimse, bina yöneticisi. caretaker government geçici hukümet.
  952. careworn İng.
    • (s). endişeden bitkin.
  953. carfare İng.
    • (i). (otobüste) bilet parası.
  954. cargo İng.
    • (i). (gemi, uçak) kargo, yük.
  955. carhop İng.
    • (i)., (A.B.D)., (k).dili arabadan inmeden servis yapan açık hava lokantasında kadın veya erkek garson.
  956. cari Tür.
    • current. running. prevailing. ruling.
  957. cari Tür.
    • current. running.
  958. cari Tür.
    • current. in force. present. flowing. running. moving. in effect. all in the day"s work.
  959. cari gider Tür.
    • current expenditure.
  960. cari hesap Tür.
    • current account. account / current / running account. account current. book account. continuing account. controlling account.
  961. cari kur Tür.
    • current exchange rate. current rate.
  962. carib İng.
    • (i). Karayib Denizi sahillerinde yaşayan kızılderili.
  963. caribbean sea İng.
    • Karayib Denizi.
  964. caribou İng.
    • (i). Kuzey Amerika'ya mahsus birkaç cins ren geyiği.
  965. caricature İng.
    • (i)., (f). karikatür
    • karikatür sanatı
    • kötü taklit
    • (f). karikatürünü yapmak
    • çizgilerle alaya almak. caricaturist (i). karikatürcü, karikatürist.
  966. çariçe Tür.
    • tsarina czarina.
  967. caries İng.
    • (i)., (tıb). diş veya kemik çürümesi
    • yenirce
    • (bot). bir bitki hastalığı.
  968. carillon İng.
    • (i). muhtelif tonlarda ses çıkaran çanlar
    • bu gibi çanlarla çalınan melodi.
  969. carina İng.
    • (i). (çoğ. -nae) (bot)., (zool). omurga.
  970. cariole İng.
    • (i). küçük açık araba
    • (Kan). köpek ile çekilen kızak.
  971. carious İng.
    • (s)., (tıb). çürümüş (diş veya kemik).
  972. cariye Tür.
    • female slave. concubine. odalisque.
  973. cariye Tür.
    • female slave. concubine.
  974. cariye Tür.
    • concubine.
  975. çarık Tür.
    • sandal.
  976. çarık Tür.
    • rawhide sandal. shoe. sled. driver shoe. grouter. chock. mocassin. lug. slipper. trig. driving bit.
  977. çarık Tür.
    • rawhide sandal.
  978. çark Tür.
    • wheel. flywheel. handwheel. cogwheel. barrel. rotor. runner.
  979. çark Tür.
    • machinery. propeller. rotor. turbine. wheel. lathe. water wheel. gear wheel. blade wheel. pulley. hand wheel. gear. paddle wheel. paddle. machine. mill. reel. leader. orb. mule. runner. roulette. rotation. revolution. flywheel. grindstone.
  980. çark Tür.
    • cogwheel. gear. wheel. lathe. flywheel. gear wheel. paddle wheel. grindstone. machine. machinery.
  981. çark etmek Tür.
    • to turn.
  982. çarkçı Tür.
    • mechanic. engineer. miller. millwright. operator. turner. grinder.
  983. çarkçıbaşı Tür.
    • chief engineer.
  984. çarkıfelek Tür.
    • the wheel of fortune. wheel of fortune. catherine-wheel. passionflower.
  985. çarkıfelek Tür.
    • passion flower fırıldakçiçeği. catherine wheel firework. fate. destiny talih. kader.
  986. çarkıfelek Tür.
    • fortune"s wheel.
  987. carl İng.
    • (i). (iskoç). iri yarı adam
    • eski köylü, çiftçi.
  988. carlism İng.
    • (i). ispanya prenslerinden Don Karlos veya Fransa kralı X. şarl'ın taraftarlığını gütme. Carlist (i). Don Karlos veya X. şarl taraftarı olan kimse.
  989. çarliston Tür.
    • italian pepper.
  990. carload İng.
    • (i). araba dolusu
    • (d.y). yük vagonu dolusu. carload lot (d.y). yük vagonunu dolduracak miktar.
  991. carlovingian İng.
    • (s). şarlman hanedanına ait.
  992. carmagnole İng.
    • (i). Franslz ihtilâlinde revaçta olan bir dans, şarkı veya kıyafet
    • Fransız ihtilâli askeri.
  993. carmelite İng.
    • (i). 12.yüzyılda Filistin'deki Karmel dağında kurulmuş olan tarikata mensup keşiş veya derviş
    • bu tarikata bağlı rahibe.
  994. carminative İng.
    • (s)., (i)., (tıb). yel (gaz) çıkarıcı
    • (i). karın ağrısı geçiren ilâç.
  995. carmine İng.
    • (s)., (i). (lal), kızıl
    • (i). kızıl renk.
  996. çarmıh Tür.
    • cross. rood.
  997. çarmıh Tür.
    • cross. crucifix. mainstays. shrouds.
  998. carnage İng.
    • (i). katliam, kırım, kan dökme
    • eski ceset yığını.
  999. carnal İng.
    • (s). şehevi
    • cinsel
    • bedensel
    • dünyevi. (i). şehvet. carnally (z). cinsel bir şekilde.
  1000. carnality İng.
    • (i). şehvet carnally z cinsel bir şekilde
  1001. carnassial İng.
    • (i)., (zool). etoburlarda köpekdişi.
  1002. carnation İng.
    • (i). karanfil çiçeği, (bot). Dianthus plumarius
    • pembe, açık kırmızı renk.
  1003. carnelian İng.
    • (i). kuyumculukta kullanılan kırmızımsı bir çeşit akik.
  1004. carnify İng.
    • (f). et haline gelmek, et bağlamak
    • et gibi olmak. carnifica'tion (i). et bağlama.
  1005. carnival İng.
    • (i). karnaval, eğlence
    • Katolik ve Ortodokslann büyük perhizden önce gelen eğlence zamanı.
  1006. carnivore İng.
    • (i)., (zool). etobur, et yiyen hayvan
    • sinek kapan bitki.
  1007. carnivorous İng.
    • (s). et yiyen
    • etoburlara ait. carnivorously (z). et yiyerek.carnivorousness (i). et yeme.
  1008. carob İng.
    • (i). keçiboynuzu, keçiboynuzu ağacı, harnup, (bot). Ceratonia siliqua.
  1009. carol İng.
    • (i)., (f). neşeli şarkı
    • halk şarkısı
    • (f). neşeyle şarkı söylemek
    • şarkı söyleyerek kutlamak. Christmas carol Noel ilahisi. caroler (i). Noel şarkısı söyleyen gezginci kimse.
  1010. caroline İng.
    • (i)., (s). bir kadın adı
    • (s)., (ing). l ve ll Charles'a ve devirlerine ait.
  1011. carolingian İng.
    • (s). şarlman hanedanına ait.
  1012. carom İng.
    • (i)., (f). bilardo oyununda karambol
    • geri tepme
    • (f). karambol yapmak
    • çarparak geri tepmek.
  1013. carotid İng.
    • (i)., (s)., (anat). karotis, boynun iki tarafında bulunan iki şahdamar
    • (s). bu şahdamarlara ait. carotid artery karotis arteri, şahdamar. carotid gland şahdamar guddesi.
  1014. carousal İng.
    • (i). içki âlemi, eğlenti.
  1015. carouse İng.
    • (i)., (f). içkili ve gürültülü eğlence, âlem
    • (f). böyle bir toplantıya katılmak
    • içmek, kafayı çekmek.
  1016. carousel İng.
    • (i). atlıkarınca
    • at yarışlarında gösteri turnuvası.
  1017. carp İng.
    • (i). sazan (zool). Cyprinus carpio. crucian carp havuz balığı, (zool). Carassius carassius. mirror carp aynalı sazan, (zool). Cyprinus carpio.
  1018. carp İng.
    • (f). kusur bulmak, beğenmemek
    • durmadan şikâyet etmek
    • tutturmak. carper (i). kusur bulan kimse. carping (s)., (i). fazla tenkitçi olan
    • (i). yersiz tenkit. carpingly (z). devamlı kusur bularak.
  1019. carpal İng.
    • (s)., (anat). el bileğine ait.
  1020. carpale İng.
    • (i). (çoğ. -lia) bilek kemiklerinden herhangi biri.
  1021. çarpan Tür.
    • striking. heady. multiplier. factor.
  1022. çarpan Tür.
    • multiplier. factor.
  1023. çarpan Tür.
    • factor. multiplier.
  1024. carpathian mountains İng.
    • Karpat Dağları, Karpatlar.
  1025. carpe diem İng.
    • (Lat). Gününü gün et, yarını düşünme.
  1026. carpel İng.
    • (i)., (bot). meyva yaprağı, karpel.
  1027. carpenter İng.
    • (i)., (f). marangoz, dülger, doğramacı
    • (f). marangozluk etmek, doğramacılık yapmak. carpentery (i). marangozluk.
  1028. carpet İng.
    • (f). halı döşemek
    • kaplamak
    • (ing). azarlamak, haşlamak.
  1029. carpet İng.
    • (i). halı, kilim, keçe
    • halı gibi bir örtü meydana getiren herhangi bir şey. carpet beetle güve gibi yün yiyen bir böcek. carpet sweeper halı süpürgesi. carpet tack halı çivisi. call on the carpet azarlamak.
  1030. carpetbag İng.
    • (i). heybe carpetbagger (i) Amerikan iç Savaşından sonra Kuzey'den Güney'e giderek vurgun yapan kimse
    • vurguncu kimse, dolandırıcı.
  1031. çarpı Tür.
    • times. multiplication sign. rough coating. scratch coat. multiplied by.
  1032. çarpı Tür.
    • multiplication sign. times. multiplied by.
  1033. çarpıcı Tür.
    • striking. stunning. intense. flashy. showy. blazing. conspicuous. devastating. dramatic. salient.
  1034. çarpıcı Tür.
    • striking. remarkable.
  1035. çarpıcı Tür.
    • conspicuous. heady. salient. striking. impressive. compulsive. dramatic. devastating.
  1036. çarpık Tür.
    • warped. wry. crooked. bent. awry. skew. bandy.
  1037. çarpık Tür.
    • crooked. wry. bent. deviating. inclined. distorted. oblique. indirect. off center. deformed. out of line. skew. contorted. trapezium.
  1038. çarpıklaşma Tür.
    • slanting.
  1039. çarpıklık Tür.
    • warp. crookedness. deformity.
  1040. çarpıklık Tür.
    • skewness. skew. distortation. crookedness. deformity.
  1041. çarpıklık Tür.
    • distortion.
  1042. çarpılan Tür.
    • multiplicand. multiplicand.
  1043. çarpılan Tür.
    • multiplicand.
  1044. çarpılma Tür.
    • collision. being hit.
  1045. çarpılmak Tür.
    • to be multiplied. to be robbed. to become paralyzed. to become crooked/warped. to warp. to be offended.
  1046. çarpılmak Tür.
    • to be hit. to be robbed. to become paralized. to be offended.
  1047. çarpım Tür.
    • product.
  1048. çarpım Tür.
    • product.
  1049. çarpım Tür.
    • multiplication. product.
  1050. çarpım cetveli Tür.
    • multiplication table.
  1051. çarpım tablosu Tür.
    • multiplication table.
  1052. çarpıntı Tür.
    • palpitation. throbbing. pulse.
  1053. çarpıntı Tür.
    • palpitation. throbbing.
  1054. çarpıntı Tür.
    • palpitation. pit-a-pat. tremor. flutter. throb.
  1055. çarpış Tür.
    • collide.
  1056. çarpışma Tür.
    • collision.
  1057. çarpışma Tür.
    • collision.
  1058. çarpışma Tür.
    • battle. collision. combat. conflict. impact. skirmish. smash. smash-up. fight. action.
  1059. çarpışmak Tür.
    • to collide. to fight.
  1060. çarpışmak Tür.
    • battle. bump. clash. collide. fight. skirmish. to collide. to bump. to clash. to crash into each other. to fight. to battle.
  1061. çarpıştırmak Tür.
    • to make collide.
  1062. çarpıtılma Tür.
    • distortion.
  1063. çarpıtılmak Tür.
    • to be distorted.
  1064. çarpıtma Tür.
    • distortion. twist.
  1065. çarpıtma Tür.
    • distortion.
  1066. çarpıtmak Tür.
    • to distort.
  1067. çarpıtmak Tür.
    • bastardize. distort. to contort. to spring. to make crooked. to distort. to twist.
  1068. çarpma Tür.
    • impulse. multiplication. percussion. strike. stroke. hitting. collision. hit. pulsation. impingement. impulsion. thrust. impact. dash. whipping. shock. concussion. patter. beating. batter. splashing. splash. slam. knock. knocking. clashing. stolen. bump.
  1069. çarpma Tür.
    • bump. impact. impingement. percussion. shock. strike. stroke. blow. multiplication. five pointed fishing hook. beaten.
  1070. çarpma Tür.
    • beat. blip. brunt. percussion. lash. stroke. impact. bump. multiplication.
  1071. çarpma işareti Tür.
    • dot.
  1072. çarpma kapı Tür.
    • swing door.
  1073. çarpmak Tür.
    • plunk. multiply. strike. bang. knock. bump. hit. slam. crash. bump into. smash. clash. lash. bang into. collide. crash into. run against. pulse. pulsate. barge. bash. cannon. clap. dash. greet. hurtle. impinge. kayo. knock out. knock over. mulct. pla.
  1074. çarpmak Tür.
    • multiply. to bump. to hit. to dash against. to run into. to collide with. to strike. to smite. to paralize. to affect violently. to slam. to beat. to throb. to multiply. bang. collide. to come into collision.
  1075. çarpmak Tür.
    • barge. bump. cannon. crack. dash. flap. hit. pound. pulsate. pulse. strike.
  1076. carpologist İng.
    • (i)., (bot). meyva bilimi ile uğraşan uzman.
  1077. carpology İng.
    • (i)., (bot). meyva bilimi.
  1078. carport İng.
    • (i)., (ABD). yanları açık garaj.
  1079. çarptırmak Tür.
    • to lose sth to a pickpocket.
  1080. çarptırmak Tür.
    • crack. crash. hit.
  1081. carpus İng.
    • (i). (anat). el bileği, el bileğini meydana getiren kemikler.
  1082. carrel İng.
    • (i). kütüphanede küçük çalışma yeri.
  1083. carriage İng.
    • (i). binek arabası
    • (ing). vagon
    • top arabası
    • bir makinanın diğer kısımları taşıyan parçası
    • tavır, duruş
    • nakliye, taşıma
    • nakliye ücreti. carriage trade zengin müşteriler.
  1084. carrick bend İng.
    • (den). yama bağı.
  1085. carrier İng.
    • (i). taşıyan şey veya kimse
    • nakliye şirketi, nakliyeci
    • (tıb). bir mikrobu kendisi bağışık kalarak başkasına bulaştıran insan veya bitki
    • (kim). bir elemanı bir karışımdan diğer bir karışıma tasıyan katalitik madde. carrier pigeon posta güvercini. carrier wave radyo taşıyıcı dalga, ana dalga.
  1086. carriole İng.
    • (i). tek atlı araba, üstü kapalı araba.
  1087. carrion İng.
    • (i)., (s). Ieş: (s). pis, kokmuş
    • leş gibi veya leşe ait
    • leş yiyen. carrion crow leş kargası, (zool). Corvus corone.
  1088. carronade İng.
    • (i). eskiden gemilerde kullanılan bir çeşit kısa ve hafif gülle.
  1089. carrot İng.
    • (i). havuç, (bot). Daucus carota.
  1090. carroty İng.
    • (s). havuç renginde
    • kırmızı saçlı, kızıl saçlı.
  1091. carry İng.
    • (f). taşımak
    • nakletmek
    • götürmek
    • çekmek
    • sürüklemek
    • -e hamile olmak
    • desteğini kazanmak
    • zaptetmek
    • satışa arzetmek
    • elde etmek
    • devam ettirmek
    • (mat). geçirmek
    • menzili olmak
    • (mecliste). kabul edilmek
    • taşıyıcı vazifesi görmek
    • atıcı veya fırlatıcı kuvveti olmak (top)
    • uzaktan duyulabilir olmak (ses)
    • (başını) dik tutmak. carry a motion bir teklifi onaylamak. carry away asker olmak
    • silâh taşımak. carry away götürmek
    • büyülemek, meftun kılmak. carry coals to Newcastle Mısıra pirinç götürmek. carry conviction inandırıcı vasıfta olmak. carry forward ilerletmek
    • (hesabı) yeni sayfaya nakletmek, yeni devre nakletmek. carry off kapıp götürmek, kaçırmak
    • öIümüne sebep olmak
    • başarmak
    • cesurca karşılamak
    • kazanmak (ödül). carry on devam etmek, devam ettirmek
    • deli gibi davranmak
    • ile meşgul olmak, idare etmek
    • flört etmek. carry out başarmak
    • tamamlamak
    • icra etmek. carry over aktarmak
    • tehir etmek. carry the day yenmek. carry three (mat). elde var üç (toplama ve çarpmada). carry through bitirmek, sonuçlandırmak. carry weight ağır basmak. carrying charge taksitli satışlarda ödenen faiz.
  1092. carry-over İng.
    • (i). hasılât bakiyesi, nakliyekun.
  1093. carryall İng.
    • (i). kaptıkaçtı
    • büyük sepet.
  1094. çarşaf Tür.
    • sheet. bedclothes.
  1095. çarşaf Tür.
    • sheet.
  1096. çarşaf Tür.
    • bed sheet. garment covering a woman from head to foot.
  1097. çarşamba Tür.
    • wed. wednesday.
  1098. çarşamba Tür.
    • wednesday.
  1099. çarşamba Tür.
    • Wednesday.
  1100. carsickness İng.
    • (i). araba tutması
    • tren veya araba yolculuğundan hâsıl olan mide bulantısı.
  1101. çarşı Tür.
    • market. shopping district. downtown region. the bazaars. bazaar. market square. mart. market place. souk. staple.
  1102. çarşı Tür.
    • market. bazaar. arcade. fair. mart.
  1103. çarşı Tür.
    • bazaar. market. town.
  1104. cart Tür.
    • To expose in a cart by way of punishment.
  1105. cart Tür.
    • To carry or convey in a cart.
  1106. cart Tür.
    • To carry burdens in a cart
    • to follow the business of a carter. a heavy open wagon usually having two wheels and drawn by an animal transport something in a cart.
  1107. cart Tür.
    • The Swiss valet Prince Albert brought with him from Coburg, who had been in his service since the prince was a child.
  1108. cart Tür.
    • Short for cartridge, a cart is the container holding magnetic tape, that typically has one or more SPOTS for an advertiser recorded on it It is similar in size and operation to an 8-track tape The cart is inserted into a playback machine for broadcast.
  1109. cart Tür.
    • Powered buggy used to transport golfer and equipment around the course.
  1110. cart Tür.
    • loud.
  1111. cart Tür.
    • gaudy. showy. tearing noise.
  1112. cart Tür.
    • Computer-Assisted Realtime is real-time captioning shown on a screen projector for live events such as meetings.
  1113. cart Tür.
    • Community Accountability and Reintegration Treatment.
  1114. cart Tür.
    • Committee-Appointed Review Team.
  1115. cart Tür.
    • Classification and Regression Trees A type of decision tree algorithm that automates the pruning process through cross validation and other techniques.
  1116. cart Tür.
    • Classification And Regression Trees A decision tree technique used for classification of a dataset Provides a set of rules applicable to a new dataset to predict which records will have a given outcome Segments a dataset by creating 2-way splits Requires less data preparation than CHAID.
  1117. cart Tür.
    • Championship Auto Racing Teams, founded in 1978, sanctions open-wheel Indy car races In 1996, most of its teams began boycotting the Indianapolis 500 after Indianapolis Motor Speedway president Tony George changed the specifications for Indy cars and started his own Indy Racing League CART sanctions Indy Lights and recently ventured into sports car racing with its Super Touring Championship. vt to remove forcefully [she was carted off to jail]. n kereta.
  1118. cart Tür.
    • A two-wheeled vehicle for the ordinary purposes of husbandry, or for transporting bulky and heavy articles.
  1119. cart Tür.
    • As for buggy.
  1120. cart Tür.
    • An open two-wheeled pleasure carriage.
  1121. cart Tür.
    • A light business wagon used by bakers, grocerymen, butchers, etc.
  1122. cart Tür.
    • a heavy open wagon usually having two wheels and drawn by an animal. wheeled vehicle that can be pushed by a person
    • may have one or two or four wheels
    • "he used a handcart to carry the rocks away"
    • "their pushcart was piled high with groceries". draw slowly or heavily
    • "haul stones"
    • "haul nets". transport something in a cart.
  1123. cart Tür.
    • A common name for various kinds of vehicles, as a Scythian dwelling on wheels, or a chariot.
  1124. cart İng.
    • (i)., (f). atlı yük arabası
    • el arabası
    • (f). at arabası ile taşımak
    • taşımak. get the cart before the horse ters iş!er yapmak.
  1125. cartage İng.
    • (i). araba ile taşıma
    • araba ile nakletme ücreti.
  1126. carte İng.
    • (i). yemek listesi, menü
    • (iskoç). oyun kâğıdı
    • eski harita, plan
    • eskrimde bir hamle veya savunma durumu. carte blanche kayıtsız şartsız yetki. carte de visite kartvizit.
  1127. cartel İng.
    • (i). kartel, ticaret birlikleri veya sendikalar arasında yapılan anlaşma
    • savaş halinde olan devletlerin esir mübadelesi için aralarında yaptıkları anlaşma
    • düelloya davet.
  1128. cartesian İng.
    • (s)., i Dekart veya onun kuramlarına ait
    • (i). kartezyen.
  1129. carthage İng.
    • (i). Kartaca şehri.
  1130. carthusian İng.
    • (i). 1084 tarihinde Fransa'da kurulmuş olan bir tarikata mensup keşiş veya rahibe.
  1131. cartilage İng.
    • (i)., (zool). kıkırdak, kıkırdak kısım. cartilage bone kıkırdaktan meydana gelen kemik.
  1132. cartilaginous İng.
    • (s). kıkırdaklı
    • kıkırdağa benzer
    • iskeleti daha ziyade kıkırdaktan meydana gelmiş olan (köpekbalığı v.b.).
  1133. cartographer İng.
    • (i). haritacı, kartograf.
  1134. cartographic, -al İng.
    • (s). hariritacllığa ait
    • kartografik, haritacıllkla ilgili.
  1135. cartography İng.
    • (i). haritacılık, kartografi.
  1136. cartomancy İng.
    • (i). iskambil falcılığı.
  1137. carton İng.
    • (i). karton kutu, mukavva kutu.
  1138. cartoon İng.
    • (i). karikatür
    • seri halinde yayınlanan karikatür
    • hayvanların canlandırıldığı karton filim, Miki Maus
    • büyük resim taslağı. cartoonist (i). seri halinde karikatür çizen kimse.
  1139. cartouche İng.
    • (i). eski abidelerde kral ismini gösteren kabartma resim veya şekil
    • fişeklik, hartuç.
  1140. cartridge İng.
    • (i). fişek
    • (foto). filim kutusu, kaset
    • kartuş. cartridge belt palaska. cartridge case hartuç sandığı.
  1141. cartulary İng.
    • (i). bir çeşit sicil defteri veya sicil dairesi.
  1142. cartwheel İng.
    • (i). el yardımı ile yanlamasına atılan takla.
  1143. caruncle İng.
    • (i)., (bot). tohum göbeği tomurcuğu, tohumun hilum kısmının kenarındaki çıkıntı
    • (zool). horoz ibigi veya onun benzeri sarkık et. carun cular carun'culous (s). sarkık et biçiminde.
  1144. carve İng.
    • (f). oymak, hakketmek
    • parçalara bölmek, kesmek (et, tavak)
    • oymalarla süslemek. carver (i). oymacı.
  1145. carvel İng.
    • (bak). caravel.
  1146. carving İng.
    • (i). oyulmuş sanat eseri
    • sofrada et kesme.
  1147. caryatid İng.
    • (i). kadın heykeli şeklinde taş sütun.
  1148. caryopsis İng.
    • (i)., (bot).(buğday ve arpa gibi) tek tohumlu açılmaz kuru meyva, karyops.
  1149. casaba İng.
    • (i). kavun, Kırkağaç kavunu.
  1150. cascade İng.
    • (i). şelale çağlayan
    • gorünüşü çağlayanı andıran havai fişek
    • çağlayan şeklinde dökülen herhangi bir şey
    • (elek). kademeli dizi.
  1151. cascara sagrada İng.
    • akdiken kabuğundan elde edilen müshil.
  1152. cascarilla İng.
    • (i). amber kabuğu.
  1153. case İng.
    • (i)., (f). kutu
    • mahfaza
    • kın
    • kasa
    • çerçeve
    • matbaa tezgâhı
    • (f). kutu veya mahfaza içine koymak, sokmak.
  1154. case İng.
    • (i). durum, vaziyet, hal
    • mesele, problem
    • hasta
    • vaka
    • dava
    • (gram). ismin hallerinden biri
    • (k).dili garip bir kimse
    • (f).,(A.B.D)., argo iskandil etmek, dikizlemek. case ending (gram). hal takısı. case history tıbbi, sosyolojik veya psikiyatrik incelemelerde kullanmak üzere şahıslar veya aileler hakkında toplanan malumat. case in point konuşma konusu olan mesele. case knife kılıflı büyük bıçak. case law mahkeme içtihatlarına dayanan hukuk. case lawyer dava vekili, avukat. case shot şarapnel. case system mahkeme içtihatlarına dayanan hukuk sistemi. in any case her halde, ne de olsa, mutlaka. in case eğer, şayet. in case of, in case that olduğu taktirde. in that case o taktirde. Iower case (matb). küçük harf. make out a case kuvvetli deliller göstermek. upper case (matb). büyük harf.
  1155. casehardened İng.
    • (s). yüzeyden sertleştirilmiş.
  1156. casein İng.
    • (i). peynir özü, ceben, kazein.
  1157. casemate İng.
    • (i). savaş gemisinde silahların bulunduğu zırhlı bölüm
    • kazamat.
  1158. casement İng.
    • (i). kanatlı pencere
    • pencere kanadı
    • şiir herhangi bir pencere
    • kaplama, çerçeve.
  1159. caseous İng.
    • (s). peynire ait, peynir gibi.
  1160. casern,caserne İng.
    • (i). kışla.
  1161. casework İng.
    • (i). topluma uyma güçlüğü çeken fert ve ailelerin sosyologlar tarafından incelenmesi ve yönetilmesi.
  1162. cash İng.
    • (f). paraya çevirmek
    • tahsil etmek. cash in kumarda fişleri kasaya verip parasını almak
    • (A.B.D)., argo ölmek. cash in on (A.B.D)., (k). dili bir fayda elde etmek.
  1163. cash İng.
    • (i). para, nakit para
    • peşin para
    • (çin ve doğu hint adalarında) ufak madeni bir para birimi. cash-and-carry (s). peşin para ödeyip satın alınan. cash crop peşin para ile satılan mahsul. cash on delivery tesliminde ödenecek, ödemeli
    • (kıs). (C.O.D). cash register otomatik kasa. payable to cash hamiline. petty cash küçük kasa
    • küçük masraf. ready cash eldeki para.
  1164. cashew İng.
    • (i). mahun cevizi.
  1165. cashier İng.
    • (i). veznedar, kasadar, kasiyer.
  1166. cashier İng.
    • (f). işine son vermek, kovmak, işten atmak.
  1167. cashmere İng.
    • (i). Keşmir yünü
    • bu yünden dokunmuş kumaş veya şal, kazmir.
  1168. cashmere İng.
    • (i). Keşmir.
  1169. casing İng.
    • (i). kaplama, çerçeve
    • bumbar
    • ( ABD). otomobilin dış lastigi
    • petrol ve gaz kuyularında kullanılan demir boru.
  1170. casino İng.
    • (i). gazino, kumarhane
    • bir kâğıt oyunu.
  1171. cask İng.
    • (i). varil, fıçı
    • bir varil dolusu.
  1172. casket İng.
    • (i).,(f)., (ABD). tabut
    • küçük kutu, mücevher kutusu
    • (f). kutuya koymak.
  1173. caspian sea İng.
    • Hazar Denizi.
  1174. casque İng.
    • (i). zırhlı başlık, miğfer.
  1175. cassandra İng.
    • (i).,(Yu).(mit). sözüne asla inanılmayan Truva'lı kadın peygamber
    • kotü olayları önceden haber veren kimse.
  1176. cassation İng.
    • (i). iptal, lağvetme, fesih. court of cassation (bazı Avrupa memleketlerinde) temyiz mahkemesi.
  1177. cassava İng.
    • (i). manyok, (bot). Manihot
    • tapyoka, manyok kökünden çıkarılan nişasta.
  1178. casserole İng.
    • (i). kapaklı toprak veya cam tencere, güveç
    • böyle bir tencerede pişirilen yemek
    • kimya laboratuvarlarında kullanlıan saplı küçük kap.
  1179. cassette İng.
    • (i). kaset.
  1180. cassia İng.
    • (i). Çin tarçını.
  1181. cassimere İng.
    • (i). düz veya çapraz dokunmuş yünlü kumaş.
  1182. cassiopeia İng.
    • (i). Koltuk takımyıldızı.
  1183. cassis İng.
    • (i). siyah frenküzümü.
  1184. cassiterite İng.
    • (i). kalay cevheri.
  1185. cassock İng.
    • (i). papaz cüppesi
    • papaz, din adamı.
  1186. cassowary İng.
    • (i). devekuşu cinsinden fakat daha ufak boyda bir kuş.
  1187. cast İng.
    • (i). atma, fırlatma
    • atılan şey
    • (kırık kemiğe) alçı
    • zar atma
    • zarda gelen sayı
    • artık sey
    • mesafe
    • balık ağı atma
    • (bir tiyatro oyunu veya filimde) rol alan kimseler, oynayanlar, oyuncular, eşhas
    • avcılıkta köpeklerin koku peşinden etrafa dağılmaları
    • şans, talih
    • tertip
    • dökmecilik, dökümcülük
    • döküm
    • kalıp, maket
    • dış görünüş
    • çeşit, tip, cins
    • temayül, eğilim
    • şaşılık
    • eğrilik, çarpıklık
    • açık renk, renk tonu
    • az bir miktar. cast of mind düşunüş şekli.
  1188. cast İng.
    • (f). (cast) atmak, fırlatmak, savurmak
    • cevirmek, atfetmek (bakış vb)
    • olta atmak, ağ sermek
    • yere yıkmak (güreşte)
    • ayrılmak, kaybetmek
    • dökmek (meyva, saç, kıl)
    • erken yavrulamak
    • bir kenara atmak
    • küreklemek
    • (oy) vermek
    • rol taksimi yapmak
    • döküm dökmek
    • toplamak
    • hesap yapmak
    • tasarlamak
    • göz onüne almak
    • bükmek, kıvırmak
    • çarpıtmak
    • döküm kalıbı içinde şekil almak
    • kehanette bulunmak
    • kokuyu aramak (köpek)
    • (den). gemiyi rüzgarı arkasına alacak şekilde çevirmek. cast a horoscope yıldız falına bakmak. cast a shadow gölge yapmak. cast a spell upon büyü yapmak. cast a vote rey vermek. cast about düşünmek, tasarlamak. cast anchor demir atmak. cast away çöpe atmak
    • ıssız adada bırakmak. cast down devirmek
    • canını sıkmak. cast off reddetmek
    • (den) alarga etmek. cast up kusmak
    • sayıları toplamak
    • karaya vurmak. cast iron dökme demir, pik, font. cast-iron (s). pikten yapılmış
    • çok sert, mukavim, dayanıklı.
  1189. cast-off İng.
    • (s).,(i). eskiyip bir yana atılmış
    • (i). kullanılmayan veya istenilmeyen şey veya kimse
    • (matb). basılacak bir kitabın büyüklük hesabı.
  1190. castalia İng.
    • (i). Yunanistan'daki Parnas dağında bulunan ilham çeşmesi. Castalian (s) bu ceşmeyle ilgili, ilham verici.
  1191. castanet İng.
    • (i). kastanyet, ispanyol çalparası.
  1192. castaway İng.
    • (s).,(i). serseri
    • akıntıyla sürüklenen
    • değersiz diye atılmış
    • (i). kazazede (denizde)
    • reddedilmiş kimse veya şey.
  1193. caste İng.
    • (i). kast
    • bireyliği kalıtım, servet, din vb'ne dayanan herhangi bir toplumsal sınıf
    • bu gibi sınıflaşmaların sistem veya ilkeleri
    • kademe.
  1194. castellan İng.
    • (i). kale kumandanı veya muhafızı.
  1195. castellated İng.
    • (s). kale tipinde inşa edilmiş, mazgallı ve kuleli olarak yapılmış
    • çok kulesi olan castella'tion (i). mazgallı barbata.
  1196. caster, castor İng.
    • (i). atan kimse veya şey
    • dökümcü
    • eşyaların hareketini kolaylaştıran küçük tekerlek
    • sofrada kullanılan yağ, sirke veya limon şişesi. caster sugar (ing). pudra şekeri.
  1197. castigate İng.
    • (f). paylamak, kakımak, azarlamak
    • kınamak. castiga'tion (i). paylama, azarlama. castigator (i). paylayıcı kimse.
  1198. castile İng.
    • (i). Kastilya. castile soap zeytinyağı ve sodadan yapılmış bir çeşit sabun.
  1199. castilian İng.
    • (i).,(s). ispanya'da en geçerli olan şive, standart ispanyolca
    • Kastilya'da oturan kimse
    • (s). Kastilya halkı, şivesi veya kültürüne ait.
  1200. casting İng.
    • (i). döküm, kalıba dökme
    • atma, atış
    • toplama, hesap etme
    • rol taksimi
    • astar sıva. casting box dökum kalıbı. casting net serpme ağ. casting vote başkanın oyu.
  1201. castle İng.
    • (f). kaleye koymak veya kapatmak
    • (satranç). küçük veya büyük rok yapmak.
  1202. castle İng.
    • (i). kale. şato, hisar
    • (satranç). kale. castle in the air, castle in Spain hülya, hayal.
  1203. castor İng.
    • (i). kunduzun guddelerinden çIkarılan keskin kokulu, eczacılıkta ve parfümeride kullanılan bir madde
    • kunduz kürkünden yapılmıs şapka
    • (nad). kunduz.
  1204. castor İng.
    • (bak). caster.
  1205. castor and pollux İng.
    • ikizler burcundaki Kastor ve Polluks adlı yıldızlar.
  1206. castor bean İng.
    • keneotu tohumu.
  1207. castor oil İng.
    • hintyagı. castor-oil plant keneotu,(bot). Ricinus communis.
  1208. castrate İng.
    • (f). hadım etmek, iğdiş etmek, burmak. castra'tion (i). hadım etme.
  1209. casual İng.
    • (s).,(i). tesadüfen olan
    • kasıtlı olmayan, rasgele
    • dikkatsiz, ihmalci
    • ilgisiz
    • (i). ihtiyaç oldukça gündelikle tutulan işçi
    • bir görevden başka bir göreve gitmek üzere yolda olan asker
    • yerine henüz yerleşmemiş hayvan veya bitki. casual clothes günlük elbiseler. casually (z). dikkat etmeden. casualness (i). ilgisizlik
    • kaygısızlık.
  1210. casualty İng.
    • (i). kazaya uğrayan kimse
    • (ask). şehit, öIü, yaralı
    • kayıp
    • kaza.
  1211. casuist İng.
    • (i). ahlâk meseleleriyle ugraşan kimse. ahlâk kurallarını kendi isteğine göre yorumlamaya gayret eden kimse. casuis'tic (s). ahlâk kurallarıyla ilgili
    • ahlak kurallarınl kendi çıkanna göre yorumlayan. casuis'tically (z). kendi çıkarına göre yorumlayarak.
  1212. casus Tür.
    • spy. intelligencer. beagle. emissary. gumshoe. infiltrator. spook.
  1213. casus Tür.
    • See the Note under Accident.
  1214. casus Tür.
    • secret agent. spy. beagle. emissary. intelligence agent. intelligencer. nack. plant. scout.
  1215. casus Tür.
    • emissary. spy.
  1216. casus Tür.
    • An event
    • an occurrence
    • an occasion
    • a combination of circumstances
    • a case
    • an act of God.
  1217. casus belli İng.
    • (Lat). savaşı gerektiren olay.
  1218. casusluk Tür.
    • espionage. spying.
  1219. casusluk Tür.
    • espionage.
  1220. casusluk Tür.
    • cloak-and-dagger. espionage. spying.
  1221. casusluk etmek Tür.
    • to commit espionage. snook. spy.
  1222. cat İng.
    • (i). kedi, (zool). Felis domestica
    • kedigiller familyasından herhangi bir hayvan
    • dedikoducu ve kinci kadın
    • çelik çomak oyunu, bu oyunda kullanılan sopa, büyük yelkenli kotra
    • yayın balığı
    • (den). griva palangası
    • ABD., argo adam, delikanlı. cat-and-dog fight kedi köpekkavgası.cat burgler duvardan tırmanarak içeri giren hırsız. cat nap şekerleme. cat's cradle sicimi parmaklara geçirerek oynanan çocuk oyunu. cat'seye (i). aynülhir, kıymetli bir taş. cat's-foot (i). kedi ayağı, (bot). Antennaria neodioica. cat's meow (argo). caka satan gösterişli kimse. cat's-paw (i). bir işe alet olan kimse
    • denizde, esen hafif rüzgâr
    • (den). bir çeşit duğüm. civet cat misk kedisi, (zool). Viverra civetta. Iet the cat out of the bag (k.dili). sırrı açıklamak, baklayı ağzından çıkarmak. rain cats and dogs şiddetli yağmak.
  1223. cat İng.
    • kıs. catalogue, catechism.
  1224. çat Tür.
    • crash. sudden noise.
  1225. cat-o'-nine-tails İng.
    • (i). dokuz kamçılı kırbaç.
  1226. catabasis İng.
    • (i). iniş
    • (tıb). bir hastalığın geçişi.
  1227. catabolism İng.
    • (i)., (biyol). dokularda maddelerin karışımının bozularak daha basit maddeler haline gelmesi, anabolizmin karşıtı.
  1228. catachresis İng.
    • (i). kelime ve deyimleri yanlış kullanma.
  1229. cataclysm İng.
    • (i). dünyanın tamamen yok olması
    • afet, tufan, dâhiye
    • (jeol). yeryüzünde değişiklikler meydana getiren fiziksel olay. cataclys'mic, cataclys'mal (s). müthiş
    • kıyamet günü gibi, felaket cinsinden.
  1230. catacomb İng.
    • (i)., (gen). (çoğ). yeraltında inşa edilmiş koridorları ve odaları olan mezarlık.
  1231. catadromous İng.
    • (s).,(zool). tatlı suda yaşayıp denizde yumurta bırakan balıklara ait.
  1232. catafalque İng.
    • (i). katafalk.
  1233. çatal Tür.
    • Y-branch. yoke. biforked. peg. toe. prong. swallow-tail. horn. split. slotted. double. grains forked. crotch. cutlery. plate basket.
  1234. çatal Tür.
    • fork. pitchfork. bifurcation. clow. gab.
  1235. çatal Tür.
    • forked. bifurcated. two-sided. difficult. fork. prong. clevis.
  1236. çatal Tür.
    • fork.
  1237. catalepsy İng.
    • (i)., (tlb). katalepsi, adalelerin donması ile irade ve hissin birdenbire kaybolması hastalığı. catalep'tic (s). katalepsi ile ilgili.
  1238. çatallanma Tür.
    • furcation.
  1239. çatallanmak Tür.
    • to fork. furcate.
  1240. çatallaşma Tür.
    • dichotomy.
  1241. çatallaşma Tür.
    • bifurcation.
  1242. çatallaşmak Tür.
    • to fork. to get complicated. to become cracked. bifurcate. bifurcation.
  1243. çatallı Tür.
    • forked. spiny. furcate. pronged.
  1244. çatallı Tür.
    • forked. difficult. cracked.
  1245. çatallı Tür.
    • forked.
  1246. catalog, -logue İng.
    • (i). katalog, alfabe sırasına göre yapılmış eşya listesi. cataloger, catalogist (i). katalog şeklinde düzenleyen kimse.
  1247. catalog, -logue İng.
    • (f). katalog yapmak, kataloğunu hazırlamak
    • bir kitap hakkında bibliyografik veya teknik bilgi vermek
    • kitabı tanltmak.
  1248. catalpa İng.
    • (i). katalpa ağacı, kurt yemez ağacı,(bot). Catalpa.
  1249. catalysis İng.
    • (i)., (kim). kataliz. catalyt'ic (s). katalizle ilgili. catalyst (i). katalizör
    • başlatan kimse veya şey.
  1250. catalyze İng.
    • (f). katalize etmek, katalizlemek, kolaylaştırmak. catalyzer (i). katalizör.
  1251. catamaran İng.
    • (i)., (den). kütüklerden yapılmış sal
    • çift tekneli kayık.
  1252. catamenia İng.
    • (i)., (biyol) aybaşı, âdet görme, hayız. catamenial (s). aybaşına ait.
  1253. catamite İng.
    • (i). ibne, oğlan.
  1254. catamount, catamountain İng.
    • (i). kedigiller familyasından jagar gibi bir hayvan.
  1255. cataplasm İng.
    • (i). yakı.
  1256. catapult İng.
    • (i).,(f). mancınık, katapult
    • (ing). sapan
    • (f). mancınık ile atmak
    • sapanla vurmak.
  1257. cataract İng.
    • (i). şelâle, buyük çağlayan, çavlan
    • (tıb). katarakt, perde, aksu, akbasma.
  1258. catarrh İng.
    • (i)., (tıb). nezle. catarrhal, catarrhous (s). nezleyle ilgili.
  1259. catarrhine İng.
    • (s). ince ve dar burunlu.
  1260. catastrophe İng.
    • (i). afet, felâket
    • felâketle sonuçlanan olay
    • tiyatro dönüm noktası
    • sonuç
    • (jeol). yeryüzü kabuğunda meydana gelen şiddetli bir değişim.catastroph'ic (s). felâket gibi, felâket meydana getiren.
  1261. catatonia İng.
    • (i), (psik). dış ortamla ilginin kesildiği bir çeşit şizofreni belirtisi.
  1262. catbird İng.
    • (i). Kuzey Amerika'ya mahsus ve kedi miyavlamasına benzer ses çıkaran bir kuş, (zool). Dumetella carolinensis
    • Avustralya'da bulunan ve kedi miyavlamasına benzer sesler çıkaran bir kuş
    • (zool). Ailuroedus.
  1263. catboat İng.
    • (i). tek direkli küçük yelkenli.
  1264. catcall İng.
    • (i).,(f). tiyatroda memnuniyetsizlik işareti olarak çalınan ıslık, yuhalama
    • (f). ıslıklamak, yuhalamak.
  1265. catch İng.
    • (i). tutma, yakalama
    • kilit dili
    • av, bir partide yakalanan av veya balık
    • (k.dili). müstakbel eş olarak düşünülen uygun kişi
    • parça, bölüm
    • (k.dili). bityeniği
    • (müz). şarkının hatırda kalan bir iki mısraı, birkaç kişinin sıra ile söyledikleri şarkı, rondo. catch in the voice sesin bir an için kısılması.
  1266. catch İng.
    • (f). (caught) yakalamak, tutmak, ele geçirmek
    • yetişmek (trene, vapura, uçağa)
    • suçustü yakalamak, basmak
    • vurmak, inmek
    • nefesini tutmak
    • takılmak (elbise, çorap)
    • cezbetmek, çekmek, göz almak
    • büyülemek, teşhir etmek
    • yakalanmak
    • ateş almak, tutuşmak
    • yayılmak, sirayet etmek, geçmek. catch a glimpse gözüne ilişmek. catch cold üşütmek. catch fire tutuşmak. catch it catechumen (k.dili) azar işitmek. catch on (k.dili) anlamak
    • tutulmak
    • moda olmak. catch one's breath soluğunu tutmak
    • dinlenmek.catch one's eye dikkatini çekmek. catch up ani hareketle yerden almak
    • tutturmak
    • yetişmek
    • hatasını tespit etmek
    • dalmak.catch up to üstüne almak. catch-as-catch-can(i)., (s). serbest güreş
    • (s). fırsatları değerlendiren.
  1267. catchall İng.
    • (i). sepet
    • çanta
    • geniş kapsamlı şey.
  1268. catcher İng.
    • (i). yakalayan şey veya kimse
    • beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu.
  1269. catching İng.
    • (s). sâri, bulaşıcı
    • cazibeli, çekici.
  1270. catchment basin, catchment area İng.
    • (coğr). havza.
  1271. catchpenny İng.
    • (i). fazla satış için yapılan ucuz şey, işporta malı.
  1272. catchup İng.
    • (bak). ketchup.
  1273. catchword İng.
    • (i). slogan
    • (matb). sözlük veya ansiklopedilerde sayfanın tepesine yazılan ve o sayfadaki ilk veya son kelimeyi gösteren kelime
    • bir aktörün diğerine ipucu olabilecek son sözü.
  1274. catchy İng.
    • (s). hoş, cazip
    • hatırda kolay kalan, çabuk ögrenilir
    • hileli, aldatıcı.
  1275. catechetic, catechetical İng.
    • (s). soru cevap metoduyla öğretme usulüne ait.
  1276. catechism İng.
    • (i). ilmihal
    • bir kimsenin fikirlerini anlamak için sorulan sorular. catechist (i). ilmihal öğretmeni.
  1277. catechize İng.
    • (f). ilmihal öğretmek
    • sıkı sıkıya sorguya çekmek. catechizer (i). ilmihal öğretmeni
    • sorguya çeken kimse.
  1278. catechu İng.
    • (i). sıcak üIke fidanlarından ,çıkarılan ve boya ile eczacıkta kullanılan birkaç çeşit pekiştirici madde
    • Hint helvası otu,(bot). Acacia catechu.
  1279. catechumen İng.
    • (i). din eğitimi gören kimse, ilmihal öğrencisi.
  1280. categorize İng.
    • (f). sınıflandırmak
    • vasıflandırmak.
  1281. category İng.
    • (i). kategori, bölüm, sınıf, tabaka, zümre. categor'ical (s). kategorik, kesin, kati. categor'ically (z). kategorik olarak.
  1282. catena İng.
    • (i). (çoğ -nae). birbirlerine zincirleme bağlı olan şeyler, zincirleme seri
    • özellikle kilise büyüklerinin yazılarından seçilmiş birbirlerine bağlı parçalar.
  1283. catenarian, catenary İng.
    • (i).,(s), (mat). aynı dikey çizgi üstünde olmayan iki noktadan sarkan bir zincir veya kordonun çizdiği eğri
    • (s). bu eğriyle ilgili.
  1284. catenate İng.
    • (f). zincir gibi birbirine bağlamak, zincirlemek.catena'tion (i). zincir gibi birbirine bağlama .
  1285. cater İng.
    • (f). yiyecek tedarik etmek, yemeklerin hazırlanmasını ve servisini üstüne almak. caterer (i). yiyecek tedarik eden kimse.
  1286. cater-cornered İng.
    • (s).,(z). çapraz
    • (z). çaprazlama.
  1287. cater-cousin İng.
    • (i)., eski yakrn dost.
  1288. cateran İng.
    • (i). iskoçya dağlık bölgesinde eşkiya.
  1289. caterpillar İng.
    • (i). tırtıl, kurt
    • çelik zincirle işleyen traktör
    • (bh). bu traktörlerin bir markası.
  1290. caterwaul İng.
    • (f).,(i). azgınlık zamanlarında kedilerin çıkardığı seslere benzer sesler çıkarmak
    • bu şekilde bağırmak, haykırmak
    • kediler gibi kavga etmek
    • (i). azgın kedi sesi.
  1291. catfall İng.
    • (i), (den). Iengeri grivaya kaldrrmak için kullanılan zincir veya halat.
  1292. catfish İng.
    • (i). yayın balığı, (zool). Silurus.
  1293. catgut İng.
    • (i). kiriş, bağırsaktan yapılan çalgı teli.
  1294. catharsis İng.
    • (i). sanatın hisleri durulaştırmadaki etkisi
    • psikoanalizde zâhiren iyileşme sağlayan boşalım
    • gizli kalmış hislerin açrğa vurulmasrnı sağlayan psikoterapi
    • (tıb). ishal, amel.
  1295. cathartic, cathartical İng.
    • (s).,(i). müshil, bağırsakları temizleyici
    • (i). müshil ilâcı.
  1296. cathay İng.
    • (i). eski, şiir Çin.
  1297. cathead İng.
    • (i). (den). griva mataforası.
  1298. cathedra İng.
    • (i), (Lat). piskoposun bölgesi dahilindeki en buyük kilisede bulunan kürsüsü
    • resmi kürsü, profesörlük kursüsü. ex cathedra yetkisine dayanarak.
  1299. cathedral İng.
    • (i)., (s). katedral, piskoposluk kilisesi
    • büyük kilise
    • (s). piskoposluk kürsüsüne ait
    • otoriter
    • katedral gibi.
  1300. catherine wheel İng.
    • çarkı felek
    • el yardımı ile yanlamasına atılan takla.
  1301. catheter İng.
    • (i)., (tıb). sonda, akaç.
  1302. cathode İng.
    • (i). katot, negatif elektrot. cathode ray katot şuası.
  1303. catholic İng.
    • (s).,(i). Iiberal, açık fikirli
    • evrensel, genel, umumi
    • (bh). Katolik kilisesine bağlı olan
    • (i).,(bh). Katolik.
  1304. catholicism İng.
    • (i). Katoliklik, Katolik kilisesi.
  1305. catholicity İng.
    • (i). açık fikirlilik, düşünce özgürlüğü
    • dünyaya yaygın oluş, evrensellik.
  1306. catholicize İng.
    • (f). Katolikleştirmek, Katolikleşmek
    • evrenselleşmek, evrenselleştirmek.
  1307. catholicon İng.
    • (i). her derde deva olan ilâç.
  1308. cation İng.
    • (i)., (fiz)., (kim). elektroliz usuIünde katotta hâsıl olan madde, pozitif yüklü iyon.
  1309. çatı Tür.
    • skeleton. roof. framework of a roof. attic. shell. cover. framing. carcass. truss. chassis. frame. framework. pubis.
  1310. çatı Tür.
    • roofing. roof. framework. skeleton. frame. fabric.
  1311. çatı Tür.
    • fabric. frame. framework. roof. skeleton. voice. structure.
  1312. çatı katı Tür.
    • penthouse.
  1313. çatı katı Tür.
    • garret. attic storey. loft.
  1314. çatı kirişi Tür.
    • rafter.
  1315. çatı penceresi Tür.
    • dormer.
  1316. çatık Tür.
    • fitted together. joined. stocked. frowning. sulky. carcass. construction. structure. skeleton. stack. frame. framework. studding. cage. truss.
  1317. çatık kaş Tür.
    • frowning brows.
  1318. çatır çatır Tür.
    • with a crackling and snapping noise. by force. like it or not.
  1319. çatırdama Tür.
    • crackling. chattering.
  1320. çatırdamak Tür.
    • to crackle. to creak. to chatter.
  1321. çatırdamak Tür.
    • make a crackling noise. crackle. creak. clack. clash. crack. crepitate. scrunch. snap.
  1322. çatırtı Tür.
    • a crackling. snapping noise.
  1323. çatışık Tür.
    • contradictory. clashing.
  1324. çatışma Tür.
    • conflict. argument. dispute. skirmish. clash. collision. impingement.
  1325. çatışma Tür.
    • clash. battle. run-in. conflict. disagreement. brush. coincidence. collision. rencontre. scrimmage. skirmish.
  1326. çatışma Tür.
    • aggression. clash. collision. conflict. skirmish. war.
  1327. çatışmak Tür.
    • to clash. to collide. to have a quarrel. to be in conflict with. to fit into one another. to interconnect. to jam. to intersect. to engage. interfere.
  1328. çatışmak Tür.
    • clash. coincide. collide. conflict. contravene. skirmish. to clash. to collide. to conflict. to quarrel. to skirmish. to coincide.
  1329. catkin İng.
    • (i)., (bot). soğüt ağacının çiçeği.
  1330. çatkı Tür.
    • cage. framing. framework. frame. studding. truss. structure. carcass. skeleton. construction. stack. trestle.
  1331. çatlak Tür.
    • interstitial. split. cracked. chapped. chappy. hoarse. crack-brained. nutty. queer. queer in the head. off one"s rocker. balmy. barmy. batty. cloven. cuckoo. disordered. fractured. pixilated. potty. screwy. shaken. shaky. touched. off one"s chump. cr.
  1332. çatlak Tür.
    • crack. crevice. fissure. rift. split. slit. mentally defective. cracked. chap. stria. leaky. fractural. chapped. batty. break. chink. cleft. crackers. cranny. crazy. daft. fault. flaw. fracture. nutty.
  1333. çatlak Tür.
    • balmy. barmy. batty. bent. breakage. chink. cleavage. cracked. crackers. crackpot. dotty. fault. fissure. fracture. goofy. loony. lunatic. mad. madcap. mental. nut. nuts. nutshell. peculiar. rift. screwy. split. touched. chapped. hoarse. crazy. crackbrained. bananas. crevice. crack. break. chap.
  1334. çatlaklık Tür.
    • crack. stupidity. craziness.
  1335. çatlama Tür.
    • fracture. cracking.
  1336. çatlama Tür.
    • cracking. splitting. cleavage. rupture.
  1337. çatlamak Tür.
    • to crack. to split. to burst with impatience. burst. disrupt. fracture. rupture. spring.
  1338. çatlamak Tür.
    • crack. split. craze. dehisce. burst. die of exhaustion. cleave. fracture. spring.
  1339. çatlamak Tür.
    • crack. fracture. to crack. to split. to fracture. to chap. to break. to burst with impatience. to die. to go mad.
  1340. çatlatmak Tür.
    • burst. chap. crack. fracture. rift. rupture. split.
  1341. çatlatmak Tür.
    • break. chap. crack. fracture. to crack. split. to fracture. to chap. to ride to death.
  1342. catling İng.
    • (i). kiriş, bağırsaktan yapılan çalgı teli
    • (tıb). her iki yüzü keskin uzun bıçak, bisturi, neşter
    • kedi yavrusu.
  1343. çatma Tür.
    • fixing. framework of a building. erection. assembling. joining. joint. assembly. assemblage. erecting. fitting. carcass. construction. framing. trestle. stacking. tabling. compound beam. scarf. composite. complex. provisional. pitching. a kind of scarf.
  1344. çatmak Tür.
    • to stack. to pile. to baste together. to tack. to attack. to tilt at. to pick a quarrel with. to come up. to wrinkle. to knit.
  1345. çatmak Tür.
    • to stack. to fit together. to come up against a difficulty. to scold. to be cross with. to erect. to assemble. to join. to construct. to scarf. to set. to fix. to hit. to truss. to set up. frame. run against. strike. ta.
  1346. çatmak Tür.
    • fall foul of. attack. jump at. jump on. run against. walk into. be up against. lash into. wrinkle. wrinkle up. knit. slap.
  1347. catnip İng.
    • (i). kedinanesi, yaban sümbülü, (bot). Nepeta cataria.
  1348. catoptrics İng.
    • (i). optik ilminin ışınların aynalara vurarak kırılması ile uğraşan dalı.
  1349. catsup İng.
    • (bak). ketchup.
  1350. cattail İng.
    • (i). büyük sukamışı, (bot). Typha latifolia.
  1351. cattle İng.
    • (i)., (çoğ). sığırlar
    • (asağ). insanlar. cattleman (i). sığır yetiştiren veya güden kimse.
  1352. catty İng.
    • (s). kedi gibi
    • sinsi, kinci.
  1353. catwalk İng.
    • (i). (eğreti ve asma) iskele.
  1354. caucasia İng.
    • (i). Kafkasya.
  1355. caucasian İng.
    • (s).,(i). Kafkasyalılara özgü, Kafkasya'ya ait, Kafkas diliyle ilgili
    • (i). Kafkasyalı
    • Kafkas dili.
  1356. caucasus İng.
    • (i). Kafkas Dağları
    • Kafkasya.
  1357. caucus İng.
    • (i).,(f). (-ed, -ing, -sed, -sing) . ABD mahalli parti meclisi toplantısı
    • (ing). parti yönetim kurulu
    • parti disiplin kurulu
    • (f). parti kurulu toplantısı yapmak.
  1358. caudal İng.
    • (s)., (zool). kuyrukla ilgili
    • kuyruga yakın
    • kuyruğa benzer.
  1359. caudate, caudated İng.
    • (s).,(zool). kuyruklu, kuyruğa benzer bir uzvu olan.
  1360. caudle İng.
    • (i). hastalara içirilen (şarap, yumurta, ekmek, şeker ve baharat karışımı) sıcak bir şerbet.
  1361. caught İng.
    • (bak). catch.
  1362. caul İng.
    • (i). cenin zarı
    • yeni doğan çocuğun başı etrafında bulunan ve uğur getirdiğine inanılan zar.
  1363. cauldron İng.
    • (i). kazan.
  1364. caulescent İng.
    • (s).,(bot). sapı olan, saplı.
  1365. cauliflower İng.
    • (i). karnabahar, karnabit, (bot). Brassica oleracea botrytis.
  1366. cauline İng.
    • (s)., (bot). sapa ait, sap ile ilgili
    • sap üzerinde büyüyen.
  1367. caulis İng.
    • (i)., (bot). bitki sapı.
  1368. caulk İng.
    • (f). kalafat etmek, pencere veya kapı kenarlarını tıkamak
    • buz mıhı çakmak, kaymayı önleyici çivi çakmak. caulk'er (i). kalafatçı. caulk'inl (i). üstüpü
    • macun. caulking hammer kalafat tokmağı. caulking iron kalafat kalemi, kalafat keskisi.
  1369. causal İng.
    • (s). sebep teşkil eden, nedeni olan, nedensel
    • bir sebep belirten. causally (z). sebep olarak.
  1370. causality İng.
    • (i). nedensellik.
  1371. causation İng.
    • (i). sebep olma, hasıl etme, meydana getirme
    • sebep, neden
    • neden ve sonuç ilişkisi.
  1372. causative İng.
    • (s). sebep olan
    • (gram) ettirgen, müteaddi causatively (z). sebep olarak.
  1373. cause İng.
    • (f). sebep olmak, sebebiyet vermek
    • doğurmak, tevlit etmek
    • netice meydana getirmek. causable (s). bir sebebin neticesi olabilen.
  1374. cause İng.
    • (i). sebep, illet, neden
    • harekete sevkedici unsur
    • gaye, hedef, amaç
    • (huk). dava konusu. final cause asıl gaye. first cause asıl sebep. make common cause with işbirliği etmek, tarafını tutmak. show cause hukuki sebep göstermek.
  1375. cause celebre İng.
    • (Fr). meşhur bir dava
    • meşhur olan ihtilâf.
  1376. causeless İng.
    • (s). sebepsiz, nedensiz, asılsız.
  1377. causerie İng.
    • (i). sohbet, konuşma, söyleşi, hasbıhal
    • sohbet tarzında yazılmış kısa makale veya deneme.
  1378. causeway İng.
    • (i).,(f). ıslak veya bozuk arazide yayalar için yapılmış yol, geçit
    • şose
    • cadde
    • (f). geçit yapmak.
  1379. caustic İng.
    • (s)., (i). kostik, yakıcı
    • iğneli, kınayıcı, sert (söz)
    • optik ışınların kırılması veya eğilmesi sonucunda yakıcı hale gelen
    • (i). yakıcı madde
    • ışınların kırılmasına veya eğilmesine sebep olan eğri yüzey. caustic soda (kim). sodyum hidroksit.
  1380. cauterize İng.
    • (ing)-ise (f)., (tıb). yakmak, dağlamak cauteriza'tion (i). dağlama.
  1381. cautery İng.
    • (i). yakma, dağlama
    • dağlayıcı madde.
  1382. caution İng.
    • (i)., (f). tedbir, ihtiyat: ikaz, uyarma
    • eski, (k.dili). garip kimse veya şey
    • (f). ikaz etmek, uyarmak
    • ihtar etmek. cautionary (s). uyarıcı.
  1383. cautious İng.
    • (s). ihtiyatlı, tedbirli, sakıngan, dikkatli. cautiously (z). ihtiyatla cautiousness (i). ihtiyatlılık.
  1384. cavalcade İng.
    • (i). süvari alayı
    • süvarilerin veya atlı arabalann geçit töreni.
  1385. cavalier İng.
    • (i)., (s). atlı, şövalye
    • ,şövalye ruhlu kimse, centilmen
    • kavalye
    • (bh). ingiltere kralı 1.Şarl taraftarı
    • (s). kendini beğenmiş, kibirli, mağrur serbest, laubali. cavalierly (z). önemsemeyerek.
  1386. cavalla, cavally İng.
    • (i). büyük uskumru.
  1387. cavalry İng.
    • (i). süvari sınıfı. cavalryman (i). süvari.
  1388. cavatina İng.
    • (i)., (müz). basit bir melodi, hava.
  1389. çavdar Tür.
    • rye.
  1390. çavdar Tür.
    • rye.
  1391. çavdar ekmeği Tür.
    • pumpernicel. rye bread.
  1392. çavdar ekmeği Tür.
    • black bread.
  1393. cave İng.
    • (f). oymak, yıkmak
    • oyulmak, yıkılmak. cave in çökmek
    • (k.dili). teslim olmak, razı olmak .cave-in (i). çökme, göçme.
  1394. cave İng.
    • (i). mağara. cave man mağara adamı
    • (k.dili). kaba ve hoyrat adam.
  1395. cave canem İng.
    • (Lat). Köpekten sakının.
  1396. caveat İng.
    • (i)., (huk). alâkadar bir şahsın ilgili makamlara, yetkileri dahilindeki belirli işlemlerin kendisi dinleninceye kadar yapılmaması veya durdurulması için yaptığı müracaat
    • ihtar, ikaz. Caveat emptor(Lat). Alıcı dikkatli olsun. Bütün sorumluluk alıcıya aittir.
  1397. cavendish İng.
    • (i). yumuşatılıp tatlılaştırılmış ve kalıplar halinde sıkıştırılmış tütün.
  1398. cavern İng.
    • (i). büyük mağara.
  1399. cavernous İng.
    • (s). mağaraları olan
    • derin (göz)
    • kalın, derinden gelen (ses)
    • delikli, gözenekli
    • mağaraya ait.
  1400. caviar, caviare ' İng.
    • (i). havyar.
  1401. cavil İng.
    • (f)., (i). bahane aramak,yersiz itirazlarda bulunmak
    • (i). bahane,itiraz. be beyond cavil münakaşa kabul etmemek,itiraz kaldırmamak.caviler (i). itirazcı kimse.
  1402. cavitation İng.
    • (i)., (fiz). boşlama
    • (mak). kavitasyon, akan bir sıvıda alçak basınçlı buhar boşluklarının meydana gelip çökmesi.
  1403. cavity İng.
    • (i). oyuk
    • (anat). kavite, boşluk
    • (dişçi). çürük, oyuk.
  1404. çavlan Tür.
    • waterfall. cataract.
  1405. cavort İng.
    • (f)., ABD sıçramak, oynamak.
  1406. çavuş Tür.
    • sergeant. noncom. non-commissioned officer. noncommissioned officer.
  1407. çavuş Tür.
    • sergeant. head man.
  1408. çavuş Tür.
    • sergeant. guard.
  1409. çavuş kuşu Tür.
    • hoopoe.
  1410. cavy İng.
    • (i). Güney Amerika'ya mahsus birkaç çeşit kobay, (zool). Cavia cobaya.
  1411. caw İng.
    • (i)., (f). karga sesi, gak
    • (f). karga gibi ötmek, gaklamak.
  1412. cay İng.
    • (i). yassı ve kumluk kıyı adası.
  1413. çay Tür.
    • tea. tea party. brook. rivulet. stream. streamlet. run. runlet. beck. bourn. bourne. branch. burn. creek. rill. runnel. watercourse.
  1414. çay Tür.
    • brook. stream. tea. tea party. rivulent.
  1415. çay Tür.
    • brook. creek. stream. tea.
  1416. çay bahçesi Tür.
    • teagarden.
  1417. çay bahçesi Tür.
    • tea garden.
  1418. çay demlemek Tür.
    • to steep.
  1419. çay fincanı Tür.
    • teacup.
  1420. çay kaşığı Tür.
    • tea spoon. teaspoon.
  1421. çay kaşığı Tür.
    • teaspoon.
  1422. çay saati Tür.
    • teatime.
  1423. çay servisi Tür.
    • tea service.
  1424. çay takımı Tür.
    • tea-things. tea set. tea service.
  1425. çay takımı Tür.
    • tea set.
  1426. çaycı Tür.
    • tea seller. tea maker.
  1427. çaycı Tür.
    • tea maker.
  1428. çaycı Tür.
    • seller of tea.
  1429. çaycılık Tür.
    • operating a teahouse. the raising of tea.
  1430. çaydanlık Tür.
    • teapot. kettle. teakettle.
  1431. çaydanlık Tür.
    • kettle. teapot.
  1432. çaydanlık Tür.
    • kettle. tea kettle.
  1433. caydırıcı Tür.
    • dissuasive. deterrent.
  1434. caydırıcı Tür.
    • deterrent. dissuasive. aversive.
  1435. caydırıcılık Tür.
    • dissuasiveness. deterrence.
  1436. caydırıcılık Tür.
    • deterrence.
  1437. caydırılmak Tür.
    • to be dissuaded.
  1438. caydırma Tür.
    • dissuasion. determent. deterrence.
  1439. caydırma Tür.
    • deterrence.
  1440. caydırmak Tür.
    • dissuade. deter. talk smb. out of smth. argue smb. out of smth. sidetrack. wean away from. discourage. to dissuade. to deter. to disincline. to deflect sb.
  1441. caydırmak Tür.
    • dissuade. deter. talk smb. out of smth. argue smb. out of smth. sidetrack. wean away from.
  1442. caydırmak Tür.
    • deter. disincline. divert.
  1443. cayenne İng.
    • (i). Cayenne şehri, Fransız Guyan'ının başkenti.
  1444. cayenne, cayenne pepper İng.
    • (i). çok acı birkaç çeşit toz kırmızı biber
    • Arnavut biberi, Hint biberi.
  1445. çayevi Tür.
    • teahouse.
  1446. çayhane Tür.
    • teahouse. tea- room.
  1447. çayır Tür.
    • lawn.
  1448. çayır Tür.
    • field. grass. green. meadow. pasturage. pasture. pasture grass.
  1449. çayır Tür.
    • feeding ground. grass. meadow. pasture. fresh fodder. paddock. lawn. turf. grass plot. green grass. hay. meadow land. lea. field. hay field. verdure.
  1450. çayırlık Tür.
    • a meadowy place.
  1451. çaylak Tür.
    • raw. inexperienced. hawk. kite.
  1452. çaylak Tür.
    • kite. tiro. johnny-come-lately. avaricious person.
  1453. çaylak Tür.
    • callow. child. colt. kite. inexperienced person. inexperienced. naive.
  1454. caymak Tür.
    • to give up. to withdraw from. to break a promise. recant.
  1455. caymak Tür.
    • recant. to back out. to go back on. to back out of. to cry off.
  1456. caymak Tür.
    • change one"s mind. swerve. wangle. wangle out of. cry off. back down. back down from. back out. back out of. call back. deflect. depart. go back on. go without. leave. recant. retract. swallow.
  1457. cayman İng.
    • (i). (çoğ. --mans). güney amerıka`ya mahsus birkaç çeşit timsah.
  1458. cayuse İng.
    • (i)., ABD Kızılderili midillisi c.c., cc(kıs). cubic centimeters, carbon copy.
  1459. caz Tür.
    • jazz. jive. blues.
  1460. caz Tür.
    • jazz. jazz band.
  1461. caz Tür.
    • jazz.
  1462. cazcı Tür.
    • jazz musician.
  1463. cazibe Tür.
    • attractiveness. attraction. fascination. appeal. charm. charms. feminene charms. witchery. enchantment. enticement. allure. allurement. desirability. draw. drawing power. gilt. glamor. glamour. gravitation. it. lure. magnetism. oomph. romance. seduct.
  1464. cazibe Tür.
    • attraction. charm. attractiveness. temptation. affinity. enchantment. fascination. gravity. lure. magnetism. witchery.
  1465. cazibe Tür.
    • allude. appeal. attraction. charm. allure. attractiveness alım. alımlılık. attraction çekim.
  1466. cazibeli Tür.
    • charming. appealing. attractive çekici. alımlı. albenili.
  1467. cazibeli Tür.
    • catching. charming. inviting. prepossessing. seductive.
  1468. cazibeli Tür.
    • attractive. charming. enticing. prepossessing.
  1469. cazibesiz Tür.
    • without appeal.
  1470. cazibesiz Tür.
    • unattractive.
  1471. cazip Tür.
    • attractive. charming. alluring. catchy. engaging.
  1472. cazip Tür.
    • attractive. attracting. charming. attractive çekici.
  1473. cazip Tür.
    • attractive. appealing. attracting. catchy. alluring. catching. conspicuous. endearing. enticing. inviting. piquant. taking. tempting.
  1474. cazırtı Tür.
    • crackling.
  1475. ce Tür.
    • This stands for "Common Era" and refers to years in the civil/Gregorian It replaces the older, specifically Christian, term "AD".
  1476. ce Tür.
    • European Conformity.
  1477. ce Tür.
    • Distance from back of a truck"s cab to the end of its frame.
  1478. ce Tür.
    • Continuing Education
    • See also DCE.
  1479. ce Tür.
    • Connection Endpoint: A terminator at one end of a layer connection within a SAP.
  1480. ce Tür.
    • Connected Entity. customer edge router A CE is part of a customer network and interfaces to a provider edge router A CE can join any set of virtual private networks Each CE connects a customer site to a PE, obtaining the VPN service for that customer site, and belongs to exactly one customer Each CE may have many configlets and may be configured by multiple SRVC service requests When using the API, a CE is implemented as an instance of the CiscoVsmBrowser::VsmCE interface.
  1481. ce Tür.
    • Conformity European A mark that is affixed to a product to designate that it is in full compliance with all applicable European Union legal requirements. common era, or in the Christian calendar, AD, anno domini in the year of our Lord.
  1482. ce Tür.
    • Conformite Europeene A mark that is affixed to a product to designate that it is in full compliance with all applicable European Union legal requirements.
  1483. ce Tür.
    • Communications Engineer.
  1484. ce Tür.
    • Common Era The period coinciding with the Christian era.
  1485. ce Tür.
    • Common Era
    • preferred term among many Jews and other non-Christians for the current civil year numerical system, as opposed to Anno Domini BC becomes Before the Common Era under this system.
  1486. ce Tür.
    • Categorical Exclusion: A management decision to exclude a particular action from certain NEPA processes.
  1487. ce Tür.
    • Capillary Electrophoresis.
  1488. ce Tür.
    • A systematic approach to creating a product design that considers all elements of the product life cycle from conception of the design to disposal of the product, and in so doing defines the product, its manufacturing processes, and all other required life cycle processes such as logistic support.
  1489. ce Tür.
    • An acronym for the "common era".
  1490. ce Tür.
    • A mark applied to an end-use product certifying that the product meets "applicable directives" and can be sold in Europe "Certified Europe" is the result of the "harmonization" or unification of European safety and other standards Each type of end-use equipment has "applicable directives" which must be met in order to display the CE mark Power supplies intended for use within an end-use system are not required to have a CE mark However, many power supply manufacturers offer CE-certified power supplies which have been tested to the applicable directives which the power supply manufacturer believes will be necessary for the anticipated end-use equipment.
  1491. ce Tür.
    • A EUROPEAN RFI/EMI EQUIPMENT SPECIFICATION, REQUIRING EITHER SELF CERTIFICATION OR INDEPENDENT LAB TESTING.
  1492. ce Tür.
    • a ductile gray metallic element of the lanthanide series
    • used in lighter flints
    • the most abundant of the rare-earth group.
  1493. ce Tür.
    • A component of ETERNUS GR Storage which consists of controller module, channel adapter, device adapter, power supply, battery, fan and chassis.
  1494. ce Tür.
    • Abbreviation for "Common Era," which coincides with the Christian era or AD.
  1495. ce Tür.
    • Abbreviation: Common Era Term replacing AD in the modern timescale, referring to the time after the Birth of Christ.
  1496. ce İng.
    • (kıs). Chemical Engineer, Church of England, Civil Engineer.
  1497. cealendar İng.
    • (f). zaman sırasıyla kaydetmek, kayda geçirmek.
  1498. cealends, kalends İng.
    • (i)., (çoğ). (Roma takviminde) ayın ilk günü.
  1499. cease İng.
    • (f)., (i). durmak, kesmek
    • bitmek, sona ermek
    • bırakmak, devam etmemek, son vermek
    • (i). durma
    • inkıta. without cease durmadan, durmaksızın.
  1500. cease-fire İng.
    • (i)., (ask). ateşkes.
  1501. ceaseless İng.
    • (s). fasılasız, durmayan, biteviye ceaselessly (z). durmaksızın.
  1502. cebelleşmek Tür.
    • to grapple.
  1503. cebi delik Tür.
    • broke. hole in the air. in the hole.
  1504. cebir Tür.
    • coercion. algebra. compulsion. force. constraint. physical violence.
  1505. cebir Tür.
    • algebraic. algebraical. algebra.
  1506. cebir Tür.
    • algebra. compulsion. force. constraint.
  1507. cebire Tür.
    • splint.
  1508. cebirsel Tür.
    • algebraic. algebraical.
  1509. cebirsel Tür.
    • algebraic.
  1510. cebirsel deyim Tür.
    • algebraic equation.
  1511. Cebrail Tür.
    • the archangel gabriel.
  1512. Cebrail Tür.
    • holy- ghost.
  1513. cebren Tür.
    • by force. by compulsorily.
  1514. cebren Tür.
    • by force. by compulsion. under coercion. with strong hand. by the head and heels. by violent means.
  1515. cebri Tür.
    • forced. compulsory. coercive. forcible.
  1516. cebri Tür.
    • compulsory. forcible. forced.
  1517. cebri yürüyüş Tür.
    • forced march.
  1518. cecum İng.
    • (i). anat, (zool). körbağırsak.
  1519. cedar İng.
    • (i). sedir ağacı
    • erz ağacı,(bot). Cedrus
    • bu ağaçların tahtası. cedar of Lebanon Lübnan selvisi, (bot). Cedrus libani. Himalayan cedar, Indian cedar çin ağacı, (bot). Cedrus deodara. cedar chest yünluleri güveden korumak için sedir ağacının odunundan yapılmıs sandık.
  1520. cede İng.
    • (f). bırakmak
    • terk etmek
    • devretmek, göçetmek.
  1521. cedel Tür.
    • One of the two European international central securities depositories.
  1522. cedel Tür.
    • Name of an international clearing system established in 1970 in Luxembourg for the settlement of securities transactions, especially Eurobond operations Another international clearing house performing similar functions is Euroclear.
  1523. cedel Tür.
    • European depository located in Brussels.
  1524. cedel Tür.
    • Centrale de Livraison de Baleurs Mobilieres
    • a clearing system for Euro-currency and international bonds Cedel is located in Luxembourg and is jointly owned by a large number of European banks.
  1525. cedel Tür.
    • An international book-entry settlement and depository system based in Luxembourg, which is merging with Deutsche Borse Cedel and Euroclear are connected by an "Electronic Bridge" for processing purposes
    • a transnational depository.
  1526. cedel Tür.
    • A centralized clearing system for Eurobonds.
  1527. Cedi Tür.
    • the basic unit of money in Ghana.
  1528. Cedi Tür.
    • the basic unit of money in Ghana.
  1529. cedi İng.
    • (i). Gana`nın para birimi.
  1530. cedilla İng.
    • (i). çengel işareti, ç ve ş harflerinin altındaki işaret.
  1531. cefa Tür.
    • rigour. suffering. pain.
  1532. cefa Tür.
    • cruelty. oppression. unkindness. harshness. suffering. pain. hardship. punishment. torment.
  1533. cefalı Tür.
    • thorny.
  1534. cehalet Tür.
    • ignorance. illiteracy. unculture.
  1535. cehalet Tür.
    • ignorance. illiteracy. darkness. night.
  1536. cehalet Tür.
    • ignorance.
  1537. cehennem Tür.
    • infernal. hell. inferno. gehenna. hades. lower world. nether world. swelter. underworld. blazes. broiler. scorcher.
  1538. cehennem Tür.
    • infernal. hell. inferno. gehenna. hades. lower world. nether world. swelter. underworld. blazes.
  1539. cehennem Tür.
    • hell. abyss. pandemonium. pit.
  1540. cehennem azabı Tür.
    • hellish torture.
  1541. cehennem taşı Tür.
    • lunar caustic.
  1542. cehennem zebanisi Tür.
    • demon. brute.
  1543. cehenneme ait Tür.
    • hellish.
  1544. cehennemi Tür.
    • hellish. infernal.
  1545. cehennemi Tür.
    • abyssal.
  1546. çehre Tür.
    • face. lineas. aspect. visage. physiognomy.
  1547. çehre Tür.
    • face. front. mien. visage. countenance. aspect. appearance.
  1548. çehre Tür.
    • face. aspect. appearance. sour face. countenance. favour. mien. muf. visage.
  1549. ceil İng.
    • (f). tavan çekmek, tavan inşa etmek.
  1550. ceiling İng.
    • (i). tavan
    • azami sınır
    • (den). iç kaplama
    • (hav). yeryüzünün çıplak gözle havadan görülebildiği en yüksek nokta
    • belirli şartlar altında bir uçağın yükselebildiği yükselti. ceiling price azami fiyat, tavan fiyatı.
  1551. ceinture İng.
    • (i). kemer .
  1552. çek Tür.
    • czech. czechoslovak. check. cheque. czech.
  1553. çek Tür.
    • Czech. cheque. check. cash item. deposit currency. draft. quasi money. unnegotiable.
  1554. çek Tür.
    • check. cheque. czechcheque.
  1555. çek Tür.
    • check.
  1556. Çekçe Tür.
    • czechoslovak.
  1557. Çekçe Tür.
    • czech.
  1558. çekçek Tür.
    • trailer. push cart. trolley. wheelbarrow.
  1559. çekçek Tür.
    • handcart. pushcart.
  1560. çekecek Tür.
    • shoehorn kerata.
  1561. çekecek Tür.
    • shoehorn.
  1562. çekecek Tür.
    • shoehorn.
  1563. çekek Tür.
    • slip.
  1564. çekelemek Tür.
    • hitch.
  1565. çekememek Tür.
    • to be unable to stand. to be jealous of. to envy.
  1566. çekememek Tür.
    • not to be able to stand by / sth. to be displeased with sb.
  1567. çekememezlik Tür.
    • jealousy. hobson"s choice.
  1568. çekememezlik Tür.
    • envy. jealousy. intolerance.
  1569. çeker Tür.
    • weighing capacity.
  1570. çeker Tür.
    • capacity. tractor.
  1571. ceket Tür.
    • jacket. sports coat. jacket of a suit.
  1572. ceket Tür.
    • jacket. coat.
  1573. ceket Tür.
    • coat. jacket.
  1574. çeki Tür.
    • weight of kilos. draw.
  1575. çeki Tür.
    • 250 kg.
  1576. çekiç Tür.
    • hammer. shaft.
  1577. çekiç Tür.
    • hammer. malleus. striker. forge hammer. ram. pounder.
  1578. çekiç Tür.
    • hammer.
  1579. çekiç atma Tür.
    • hammer throw.
  1580. çekiç kemiği Tür.
    • malleus.
  1581. çekiç kemiği Tür.
    • hammer.
  1582. çekici Tür.
    • tractor. attractive. dragging. towing vehicle. towtruck.
  1583. çekici Tür.
    • attractive. tractive. alluring. appealing. magnetic. bewitching. catchy. catching. charming. witching. seductive. sexy. juicy. inviting. comely. captivating. charismatic. darling. desirable. endearing. engaging. engrossing. enthralling. fascinating.
  1584. çekici Tür.
    • adorable. appealing. attractive. charming. comely. devastating. engaging. exotic. fair. glamorous. goody. graceful. inviting. likable. magnetic. nifty. personable. prepossessing. pretty. quaint. riveting. taking. winning. winsome. eye-catching. alluring. seductive. desirable.
  1585. çekicilik Tür.
    • attractiveness.
  1586. çekicilik Tür.
    • appealingness.
  1587. çekicilik Tür.
    • allude. appeal. attraction. charm. glamour. lure. magic. magnetism. seduction. attractiveness. allure.
  1588. çekiçlemek Tür.
    • hammer.
  1589. çekidüzen Tür.
    • tidiness. orderliness.
  1590. çekik Tür.
    • slanting. drawn out / in.
  1591. çekik Tür.
    • slanting. drawn in.
  1592. çekiliş Tür.
    • sweepstake. sweepstakes. draw. drawings. raffle.
  1593. çekiliş Tür.
    • draw. raffle.
  1594. çekiliş Tür.
    • drawing.
  1595. çekilme Tür.
    • resignation. retreat. traction. withdrawal. regression.
  1596. çekilme Tür.
    • pullout.
  1597. çekilme Tür.
    • contraction. withdrawal. withdrawing. retreat. regression. resignation (from a job. pull. draw. tug. shrinkage. tension. tensile. recession. recess. ebb. ebb tide. surrender. retiring.
  1598. çekilmek Tür.
    • to withdraw. to recede. to drawback. to retreat.
  1599. çekilmek Tür.
    • gravitate. recede. resign. retire. retreat. to be pulled. to withdraw. to draw back. to recede. to retreat. to ebb. to resign. to move. to be bearable. to be tolerable.
  1600. çekilmek Tür.
    • be pulled. withdraw. quit. retire. abdicate. draw back. resign. step aside. walk out. draw off. draw away. recede. dry up. bow. bow out. decline. desist. ebb. edge out. give over. go out. gravitate. opt out. repair. retract. scratch. secede. stand. s.
  1601. çekilmez Tür.
    • unbearable. intolerable. beyond bearing. beyond all bearing. beyond endurance. past endurance. unendurable. insufferable. unacceptable. forbidding. impossible. insupportable. provoking.
  1602. çekilmez Tür.
    • impossible. insufferable. intolerable. unbearable.
  1603. çekilmez Tür.
    • cruel. excruciating. impossible. insufferable. insupportable. intolerable. unbearable.
  1604. çekim Tür.
    • flexional. gravitational. attraction. pull. gravity. force of gravity. gravitation. shot. shooting. filming. inflection. inflexion. conjugation. declension. draw. shoot.
  1605. çekim Tür.
    • attraction. shot. take. graceful appearance. act of drawing. inflection. draft. gravity.
  1606. çekim Tür.
    • affinity. appeal. lure. attraction. inflection. declination. conjugation. shot. take.
  1607. çekimli Tür.
    • attractive. graceful. declinable. synthetic.
  1608. çekimser Tür.
    • noncommittal. non-committal.
  1609. çekimser Tür.
    • noncommittal. abstaining. uncommitted. abstainer.
  1610. çekimser Tür.
    • abstainer. abstaining. unpolled / adj / unpolled elector.
  1611. çekimserlik Tür.
    • abstention.
  1612. çekimsiz Tür.
    • clumsy. unattractive. undeclinable.
  1613. çekince Tür.
    • drawback. disadvantage. danger. risk. reservation.
  1614. çekince Tür.
    • drawback. disadvantage. danger.
  1615. çekingen Tür.
    • timid. hesitant. ashamed. bashful. coy. diffident. faint hearted. gutless. inhibited. offish. reserved. retiring. shamefaced. shy. strange.
  1616. çekingen Tür.
    • backward. shy. timid. uncommunicative. unsociable. unsocial. reserved. retiring. bashful. coy. demure. diffident. distrustful of oneself. eunuch. faint. fainthearted. farouche. mousy. shrinking. standoffish. timorous. withdrawn.
  1617. çekingen Tür.
    • backward. bashful. coy. diffident. inhibited. reserved. retiring. sheepish. shy. timid. hesitant. mousy.
  1618. çekingenlik Tür.
    • timidity.
  1619. çekingenlik Tür.
    • timidity.
  1620. çekingenlik Tür.
    • inhibition. reserve. timidity. shyness. diffidence.
  1621. çekinme Tür.
    • diffidence.
  1622. çekinme Tür.
    • abstention. compunction. forbearance. reserve. wince.
  1623. çekinme Tür.
    • abstention.
  1624. çekinmek Tür.
    • to hesitate to do. to recoil from doing sth. to be timid of. abstain. blench. boggle. eschew. forbear. hold back. scruple. shrink.
  1625. çekinmek Tür.
    • keep clear of. get cold feet. have cold feet. chicken out. hesitate. fear. hold back. beware. shy. boggle. dread. flee from. flinch. funk. hang back. hold off. shrink. shun. wince. withdraw.
  1626. çekinmek Tür.
    • abstain. fear. forbear. refrain. shun. shy. to avoid. to abstain. to shun. to refrain. to draw back. to beware of. to shrink. to hesitate.
  1627. çekip koparmak Tür.
    • rend.
  1628. çekirdek Tür.
    • seed. pit. kernel. stone. nucleus. core. core memory. cystoblast. hard core. hard pan.
  1629. çekirdek Tür.
    • kernel. nucleus. core. seed. pip. stone (fruit. nuclear. grain. kern. cob.
  1630. çekirdek Tür.
    • bean. core. kernel. nucleus.
  1631. çekirdek aile Tür.
    • nuclear family.
  1632. çekirdek aile Tür.
    • nuclear family.
  1633. çekirdek kahve Tür.
    • coffee bean.
  1634. çekirdek kahve Tür.
    • coffee bean.
  1635. çekirdekli Tür.
    • having seeds.
  1636. çekirdeksiz Tür.
    • seedless. stoneless. pipless.
  1637. çekirdeksiz Tür.
    • seedless. stoneless.
  1638. çekirdeksiz Tür.
    • seedless. currant.
  1639. çekirge Tür.
    • grasshopper. locust.
  1640. çekirge Tür.
    • grasshopper. locust.
  1641. çekirge kuşu Tür.
    • starling.
  1642. çekiş Tür.
    • haul. hitch. pull. traction. drive.
  1643. çekiş Tür.
    • draught. draw. haul. pull. drawing. pulling. traction. extrusion. aspiration. attraction. intake. air draft. haulage.
  1644. çekiş Tür.
    • contend.
  1645. çekişme Tür.
    • contention.
  1646. çekişme Tür.
    • bickering. quarreling. contention. tug of war. competition. contest. chaffer. cliffhanger. conflict. contestation. controversy. debate. duel. fight. rivalry. strife.
  1647. çekişmek Tür.
    • to quarrel. to argue. chaffer. conflict. contend. contest. dissent. fall out. haggle. higgle. scuffle. strive. wrangle.
  1648. çekişmek Tür.
    • contend. contest. dispute. haggle. quarrel. scramble. strive. vie. to pull in opposite directions. to quarrel. to argue. to compete. to contest. to contend.
  1649. çekişmeli Tür.
    • contentious. in contestation.
  1650. çekişmeli Tür.
    • arguable. debatable. contestable. contentious.
  1651. çekiştirmek Tür.
    • to criticize maliciously. to run down. to backbite. to pull sth at both ends.
  1652. çekiştirmek Tür.
    • backbite. pull. to pull at both ends. to run down. to backbite.
  1653. çekme Tür.
    • pull-off. pull-out. shrinking. towaway. towing. pull. drawing. draw. withdrawal. draft. draught. allure. allurement. extraction. shrinkage. bearing. haul. haulage. hitch. hoist. pluck. soak. traction.
  1654. çekme Tür.
    • drag. endurance. extraction. haul. pull. traction. wrench. draw. tug. shrinkage. drawer. till.
  1655. çekme Tür.
    • draft. drag. drawing. hauling. pull. pulling. traction. sending. photographing. drawer. till. absorbtion. tension. adhesion. shrinkage. extrusion. rolling. solid drawn. hoist. lug. haulage. sucking. attraction. induced. throttling. aspiration. bleeding. i.
  1656. çekme demir Tür.
    • rolled iron.
  1657. çekme halatı Tür.
    • tow rope. hauling cable. trail rope.
  1658. çekme kat Tür.
    • flat in the attic. attic flat. penthouse.
  1659. çekmece Tür.
    • drawer.
  1660. çekmece Tür.
    • coffer. drawer.
  1661. çekmek Tür.
    • to draw. to pull out. to extract. to attract. to please. to draw. to absorb. to suck in. to breath in. to sniff. to bear. to pay. to suffer. to endear. to go through. to undergo. to withdraw. to cal.
  1662. çekmek Tür.
    • be cursed with smth. take one"s medicine. stand the racket. pull. draw. magnetize. attract. suffer. go through. bear. shrink. pull over. pull away. tow. tow away. take after. undergo. carry. engross. hold. inhale. sip. abide. absorb. bear with. broo.
  1663. çekmek Tür.
    • abide. abstract. appeal. attract. bear. beguile. brook. captivate. drag. draw. endure. enthrall. experience. extract. haul. inflect. know. lure. magnetize. pull. shrink. undergo. unfurl. weigh. withdraw. to pull. to draw. to drag. to haul. to tug. to lug. to tow. to withdraw. to hoist. to extract. to carry. to support. to draw. to pull out. to suffer. to undergo. to bear. to endure. to abide. to put up with. to absorb. to inhale. to shrink. to içmek. to take. to grind öğütmek. to shoot. to run up. to catch. to conjugate. to decline. to weigh. to attract. to magnetize. to charm. to captivate. to appeal. to beguile. to distil. to lay döşemek. to give. to give a meaning. to interpret. to last. to take. to drive. to put on. to wear. to pull on. to draw on giymek. to apply.
  1664. Çekoslovak Tür.
    • czechoslovakian.
  1665. Çekoslovak Tür.
    • czechoslavakian.
  1666. Çekoslovakya Tür.
    • czechoslovakia.
  1667. Çekoslovakya Tür.
    • Czechoslovakia.
  1668. çektirme Tür.
    • galley. puller. impregnation.
  1669. çektirme Tür.
    • galley.
  1670. çektirmek Tür.
    • to have sth towed. to cause sb to suffer. shrink.
  1671. çektirmek Tür.
    • cause to draw. serve. subject. torture. grind. grind down. grind out. visit.
  1672. çekül Tür.
    • plumb. plumb line. bob.
  1673. çekyat Tür.
    • sofa bed.
  1674. çekyat Tür.
    • convertible.
  1675. celal Tür.
    • glory.
  1676. celandine İng.
    • (i). kırlangıç otu,(bot). Chelidonium majus. Iesser celandine mayasıl otu, basurotu, (bot). Ranunculus ficaria
    • kediayası, (bot). Ficaria ficaria.
  1677. celbetmek Tür.
    • accite. invite.
  1678. celcius thermometer İng.
    • santigrat termometresi.
  1679. celebes İng.
    • (i). Selebes adası.
  1680. çelebi Tür.
    • gentleman. man of the world.
  1681. çelebi Tür.
    • gentleman. educated person. courteous. well-mannered.
  1682. celebrant İng.
    • (i). törene katılan kimse
    • ayini idare eden papaz.
  1683. celebrate İng.
    • (f). kutlamak, tesit etmek
    • ilân etmek
    • ayin yapmak, törenler tertip etmek
    • bayram yapmak celebra'tion (i). kutlama celebrator (i). kutlayan kimse.
  1684. celebrated İng.
    • (s). meşhur, şöhretli, ünlü
    • hakkında çok yayın yapılmış.
  1685. celebrity İng.
    • (i). meşhur bir kimse
    • şöhret,ün.
  1686. çelenk Tür.
    • wreath. garland. crown.
  1687. çelenk Tür.
    • garland. wreath.
  1688. çelenk Tür.
    • garland.
  1689. celeriac İng.
    • (i). kereviz, (bot). Apium graveolens rapaceum.
  1690. celerity İng.
    • (i). hız, sürat.
  1691. celery İng.
    • (i). sap kerevizi, (bot). Apium graveolens .celery root kereviz .
  1692. celestial İng.
    • (s)., (i). göğe ait, semavi
    • kutsal, ilâhi
    • gökte oturan
    • (i). göksel varlık
    • (bh)., (alay) çinli. Celestial Empire ,Çin imparatorluğu. celestial equator gök büyük kuşağı. celestially (z) göksel olarak .celestial navigation yıldızlara bakarak yön tayini.
  1693. celiac İng.
    • (s). karın boşluğuna ait.
  1694. celibacy İng.
    • (i). bekârlık
    • evlenmeme yemini (dini sebeplerden öturü).
  1695. celibate İng.
    • (i)., (s). bekâr
    • (s). özellikle dini sebeplerle evlenmeyen.
  1696. çelik Tür.
    • steel. steely. steel. fid. cutting.
  1697. çelik Tür.
    • steel. layer. shoot. bracing. brace. diagonal brace. batter brace. tie. toggle bolt. diagonal. portal bracing. stretcher. pin. scion. slip.
  1698. çelik Tür.
    • steel.
  1699. çelik başlık Tür.
    • steel helmet.
  1700. çelik çomak Tür.
    • tipcat.
  1701. çelik halat Tür.
    • guy.
  1702. çelik kasa Tür.
    • cash safe.
  1703. çelikhane Tür.
    • steelworks.
  1704. çelikleme Tür.
    • cutting.
  1705. çelimsiz Tür.
    • puny. scrubby. thin.
  1706. çelimsiz Tür.
    • puny. frail. weak.
  1707. çelimsiz Tür.
    • puny.
  1708. çelişik Tür.
    • contradictory. conflicting.
  1709. çelişiklik Tür.
    • contradictoriness.
  1710. çelişki Tür.
    • contradiction. discrepancy.
  1711. çelişki Tür.
    • contradiction. contrast. discrepancy. paradox. contradictoriness. antinomy. cleavage. excursion. variable.
  1712. çelişki Tür.
    • contradiction. conflict. disagreement. discrepancy. paradox. variance.
  1713. çelişkili Tür.
    • paradoxical.
  1714. çelişkili Tür.
    • contradictory. inconsistent.
  1715. çelişkili Tür.
    • at variance.
  1716. çelişme Tür.
    • contradiction. controversy.
  1717. çelişmek Tür.
    • contradict. contrast. to contradict. to contrast.
  1718. çelişmek Tür.
    • contradict. be in contradiction with. belie. contrast.
  1719. çelişmek Tür.
    • conflict. to be in contradiction.
  1720. çelişmeli Tür.
    • controversial.
  1721. cell İng.
    • (i). hücre
    • küçük oda
    • ünite
    • (elek). pil. cell-block (i). hapishanede birçok hücreden meydana gelen bölüm. cell fluid lenf. cell wall hücre çeperi. dry cell kuru pil. padded cell çok azgın deliler için duvarları pamukla kaplanmış hücre.
  1722. cella İng.
    • (i). (coğ -Iae) eski Yunan ve Roma tapınaklarında mabudun heykelinin bulunduğu iç oda.
  1723. cellar İng.
    • (i)., (f). kiler
    • mahzen
    • bodrum, bodrum kat
    • şarap mahzeni
    • şarap stoku. salt cellar tuzluk.
  1724. cellarage İng.
    • (i). bodrum
    • depo, kiler veya mahzen yeri
    • bu gibi bir yer için ödenen kira.
  1725. cellarer İng.
    • (i). manastır kilercisi.
  1726. cellaret İng.
    • (i). içki dolabı.
  1727. cellat Tür.
    • executioner. hangman. hatchet man. jack ketch.
  1728. cellat Tür.
    • executioner. hangman.
  1729. cellat Tür.
    • executioner. deathman. hangman. headsman.
  1730. cellist İng.
    • (i). viyolonsel çalan kimse.
  1731. cello İng.
    • (i). viyolonsel.
  1732. cellophane İng.
    • (i). selofan.
  1733. cellular İng.
    • (s). hücrelerle ilgili
    • hücreleri olan, hücreli. cellular structure hücreli bünye .
  1734. cellule İng.
    • (i). hücrecik, gözcük.
  1735. celluloid İng.
    • (i)., (tic).,(mark). selüloit.
  1736. cellulose İng.
    • i, (kim). selüloz cellulose acetate suni deri veya sentetik kumaş ve iplik yapımında kullanılan selüloz asetat karışımı cellulose tape selüloz bandı.
  1737. çelmek Tür.
    • to trip up. to change sb"s mind. trip.
  1738. çelmek Tür.
    • to divert. to deviate. to dissuade. to tempt.
  1739. celp Tür.
    • attraction. summons. call. writ of capias. citation.
  1740. celp kağıdı Tür.
    • summons.
  1741. celpname Tür.
    • summons. written citation. capias ad respondendum. letter of convocation. process. subpoena. writ of subpoena.
  1742. celse Tür.
    • session. sitting. hearing.
  1743. celse Tür.
    • session. hearing. sitting of the court. meeting. hearing in court.
  1744. celt İng.
    • (i)., (ark) eski devirlere ait taş veya madeni balta.
  1745. celt İng.
    • (i).Kelt, bugünkü Breton, irlanda ve Galyalıların aslım meydana getiren Hint Avrupa asıllı kavim. Celtic, Keltic (s), (i). Keltlere ait
    • (i). Keltçe.
  1746. çeltik Tür.
    • rice in the husk.
  1747. çeltik Tür.
    • paddy.
  1748. çeltik kargası Tür.
    • ibis.
  1749. cem Tür.
    • IUCN Commission on Ecosystem Management.
  1750. cem Tür.
    • Contract manufacturing or contract electronics manufacturing Production of electronic equipment on behalf of an original equipment manufacturer customer, in which the design and brand name belongs to the OEM Often refers to the industry based on providing contract design, manufacturing, and related product support services for electronics OEMs Also referred to as electronics manufacturing services. computational electromagnetics
    • the simulation or prediction of electromagnetic fields using computers Models used include field and particle models and a number of techniques including: finite differences
    • finite elements
    • method of moments
    • and discrete methods Further information is available as an article in the Encyclopaedia Technologica See also CFD.
  1751. cem Tür.
    • Contract Electronics Manufacturing.
  1752. cem Tür.
    • Contract Electronic Manufacturer. cemetery.
  1753. cem Tür.
    • Continuous Emissions Monitoring.
  1754. cem Tür.
    • Concept Evaluation Model.
  1755. cem Tür.
    • Chief Enlisted Manager.
  1756. cem Tür.
    • Acronym for Continuous Emissions Monitoring The measurement and reporting of specific pollutant levels at a facility.
  1757. cemaat Tür.
    • parish. congregation. community. crowd. boodle. caboodle. communion. flock. fold. parish. sect. troop.
  1758. cemaat Tür.
    • congregation. flock. community.
  1759. cemaat Tür.
    • congregation. assembly. religious community. crowd. flock. house. troop.
  1760. cemal Tür.
    • beauty.
  1761. ceman Tür.
    • in all.
  1762. cembalo İng.
    • (i).çembalo, piyanoya benzer bir çalgı.
  1763. çembalo Tür.
    • harpsichord.
  1764. çember Tür.
    • circle. circumference. hoop. wooden ring. metal strip. large printed kerchief. basket ring.
  1765. çember Tür.
    • circle. circumference. hoop. ring. bail. circuit. girth. round.
  1766. çember Tür.
    • circle. band. hoop. orbit. ring. rim. strap. encirclement. bandage. ball. loop. girdle. iron. fillet. drum. perimeter. periphery. circular. peripheral. runner. wreath. hasp. ferrule. annulus. clip. ribbon. brasting. toroid. torodial.
  1767. çemberlemek Tür.
    • to strap. to encircle. circumscribe. hoop.
  1768. çemberli Tür.
    • strapped. hooped.
  1769. çemberli Tür.
    • hooped.
  1770. çemen Tür.
    • fenugreek.
  1771. çemen Tür.
    • cummin.
  1772. cement İng.
    • (i). çimento
    • tutkal, zamk, macun, çiriş
    • yapıştırma işinde kullanılan herhangi bir madde
    • (dişçi). dolgularda kullanılan alçı .cement block çimento briket. hydraulic cement su kireci. Portland cement Portland çimentosu .
  1773. cement İng.
    • (f). yapıştırmak
    • beton ile kaplamak. cement good relations with.... ile dostluk kurmak.
  1774. cementation İng.
    • (i). çimentolama işi
    • (mad). tavlama, sementasyon.
  1775. cemetery İng.
    • (i). mezarlık, kabristan.
  1776. cemile Tür.
    • beau geste.
  1777. cemiyet Tür.
    • fraternity. society. association. community. fellowship.
  1778. cemiyet Tür.
    • association. society. social body. gathering. assembly. party. banquet. community. gemeinschaft. guild.
  1779. çemkirmek Tür.
    • to answer back.
  1780. cemre Tür.
    • increase of warmth in february.
  1781. cenabet Tür.
    • impure. unclean. damn. bloody.
  1782. cenabet Tür.
    • impure.
  1783. cenaze Tür.
    • funeral. corpse.
  1784. cenaze Tür.
    • funeral.
  1785. cenaze Tür.
    • corpse ready for burial. mortuary. funeral. mortal remains.
  1786. cenaze alayı Tür.
    • funeral procession. formal procession.
  1787. cenaze arabası Tür.
    • hearse. funeral car.
  1788. cenaze arabası Tür.
    • hearse.
  1789. cenaze namazı Tür.
    • prayer performed at the funeral.
  1790. cenaze töreni Tür.
    • funeral ceremony.
  1791. cenaze töreni Tür.
    • funeral.
  1792. cendere Tür.
    • press. screw. wine press. mangle. book-binder"s press. narrow pass. mill.
  1793. cendere Tür.
    • press. mangle.
  1794. çene Tür.
    • chitchat. chin. chinwag. jaw. eloquence. chap. chop. gab. jowl. mandible.
  1795. çene Tür.
    • chin. jaw. lug. cheek. boss. ruff. deflector. lobe. gab. dog. bit. beard. backstop. cam. gripe. tab. claw. heel. finger. tumbler. guide. tripped. strut. chap. chop. circle.
  1796. çene Tür.
    • chin. jaw. jowl.
  1797. çene çukuru Tür.
    • dimple.
  1798. çenebaz Tür.
    • garrulous. chatterer. talker.
  1799. çeneli Tür.
    • voluble.
  1800. çenesi düşük Tür.
    • garrulous. chatterbox.
  1801. çenesi kuvvetli Tür.
    • great talker.
  1802. çenesiz Tür.
    • chinless.
  1803. cenesthesia İng.
    • (i)., (psik). duygulanım
    • hal duygusu.
  1804. ceneurial İng.
    • (s). yüzyıla ait.
  1805. Cenevre Tür.
    • geneva. geneva.
  1806. Cenevre Tür.
    • Geneva. geneva.
  1807. çengel Tür.
    • hook. gudgeon. hanger.
  1808. çengel Tür.
    • hook. grappling hook. grappling iron. holdfast. grapnel. grapple. hanger.
  1809. çengel Tür.
    • hook.
  1810. çengelli Tür.
    • hooked. having a hook.
  1811. çengelli Tür.
    • hooked.
  1812. çengelli iğne Tür.
    • safety pin.
  1813. çengelli iğne Tür.
    • safety pin.
  1814. cenin Tür.
    • foetus. fetus dölüt.
  1815. cenin Tür.
    • foetal. embryo. fetus. foetus. fruit of the body.
  1816. cenin Tür.
    • fetus. embryo. existing person. foetus.
  1817. cenk Tür.
    • battle. combat. war.
  1818. cenk Tür.
    • battle. combat. war.
  1819. cenkçi Tür.
    • warlike.
  1820. cenkleşmek Tür.
    • to quarrel. to fight.
  1821. cennet Tür.
    • paradise. heaven. eden. city of god. elysium. glory. the new jerusalem. the happy hunting grounds. pie. pearly gates.
  1822. cennet Tür.
    • heaven. paradise. heavenly place.
  1823. cennet Tür.
    • elysium. heaven. paradise.
  1824. cennet kuşu Tür.
    • bird of paradise.
  1825. cennetlik Tür.
    • deserving of heaven. sainted.
  1826. cennetlik Tür.
    • deserving of heaven.
  1827. cenobite İng.
    • (i). manastırda yaşayan tarikat mensubu. cenobit'ical (s). bir tarikata ait .
  1828. cenotaph İng.
    • (i). öImüş bir kimseyi anmak için dikilmiş olan ve boş bir mezardan ibaret abide.
  1829. cenozoic İng.
    • (s).,(i)., (jeol). günümüze kadar gelen jeolojik devre ait, dördüncü zamana ait
    • (i). son jeolojik devir, dördüncü zaman.
  1830. cense İng.
    • (f). buhur yakmak, tütsülemek.
  1831. censer İng.
    • (i). buhurdan, buhurdanlık, buhurluk.
  1832. censor İng.
    • (i)., (f). sansürcü kimse, sansur memuru
    • başkalarının ahlâki davranışlarını kontrol eden kişi
    • eski Roma cumhuriyetinde nüfus ve ahlâk meselelerine bakan yüksek rütbeli görevli
    • (f). sansürcülük görevi yapmak
    • sansür koymak. censor'ial (s). sansüre ait, sansürle ilgili. censorship (i). sansür, sansür işleri.
  1833. censorious İng.
    • (s). durmadan kusur bulan, tenkitçi. censoriously (z). durmadan kusur bularak.
  1834. censurable İng.
    • (s). ithama lâyık, kusurlu bulunabilir. censurably (z). tenkide yol açan bir şekilde.
  1835. censure İng.
    • (i).,(f). tenkit, kınama
    • itham etme, suçlama
    • (f). sert bir şekilde tenkit etmek
    • kabahatli bulmak
    • tasvip etmemek, uygun bulmamak, münasip görmemek. censurer (i). kınayan kimse.
  1836. census İng.
    • (i). sayım, nufus sayımı
    • eski Roma'da vergi sistemiyle ilgili olarak vatandaş ve mal sayımı.
  1837. cent İng.
    • (kıs). centigrade, central, centum, century.
  1838. cent İng.
    • (i). Birleşik Amerika para birimi olan doların yüzde biri
    • bu değeri taşıyan sikke.
  1839. centare İng.
    • (i).,(mat). santiar.
  1840. centaur İng.
    • (i).,(Yu).,(mit). insan başlı at biçimindeki mitolojik yaratık.
  1841. centaurus İng.
    • (i). Kentaurus takımyıldızı.
  1842. centaury İng.
    • (i). kantaron,(bot). Centaurium.
  1843. centenarian İng.
    • (s).,(i). yüz yıl yaşamış olan, yüz yıllık, yüz yıla ait
    • (i). yüz yaşındaki kimse.
  1844. centenary İng.
    • (s)., (i). yüz yüz yıllık
    • yüz yılda bir vaki olan
    • (i). 100 yıldönümü
    • yüzyıl, asır.
  1845. centennial İng.
    • (s)., (i). 100 yıldönümune ait
    • yüz yıl ile ilgili
    • yüz yıl süren
    • yüz yıllık
    • (i). 100. yıldönümü
    • 100 yıldönümünü kutlama töreni .centennially(z). yüzyılda bir.
  1846. center,centre İng.
    • (f). ortaya almak, bir merkezde toplamak
    • ortasını almak, ortalamak
    • ortada olmak, ortaya gelmek
    • merkezde toplanmak.
  1847. center,centre İng.
    • (i). merkez, orta
    • (mak). punta tornası
    • (spor). santr
    • (pol). ıIımlı parti, grup vb center bit punta matkabı. center of attraction çekim merkezi
    • dikkat merkezi. center of gravity ağırlık merkezi. dead center (mak). sabit punta Iive center (mak). döner punta, canlı punta.
  1848. centerboard İng.
    • (i)., (den). işler omurga.
  1849. centerpiece İng.
    • (i). herhangi bir şeyin ortasına konulan süsleyici eşya.
  1850. centesimal İng.
    • (s). yüzüncü
    • yüzde bir, yüzde bire ait. centi-, cent- onek yüz, yüzde bir.
  1851. centigrade İng.
    • (s). yüz dereceye bölünmüş
    • santigrat termometreye ait. centigrade thermometer santigrat termometre.
  1852. centigram, centigramme İng.
    • (i). santigram.
  1853. çentik Tür.
    • notch. dent. hack. indent. indentation. nick. gap. jag. kerf. cut. scallop. score. wiper. joggle. knurl. serrate. scoring. slap. serration. chip. dint. snick.
  1854. çentik Tür.
    • chip. indentation. joggle. nick. notch. score. notched. nicked.
  1855. çentiklemek Tür.
    • to notch. to nick. jag.
  1856. çentiklenmek Tür.
    • to be nicked / notched.
  1857. çentikli Tür.
    • jagged.
  1858. centiliter, centilitre İng.
    • (i). santilitre.
  1859. centilmen Tür.
    • gentleman. gent. man of the world.
  1860. centilmen Tür.
    • gent. gentleman.
  1861. centilmen Tür.
    • gallant. gentleman. gent. sahib. sportsman. sport.
  1862. centilmence Tür.
    • gentlemanly.
  1863. centilmence Tür.
    • gentlemanlike. in a gentelmanly manner.
  1864. centilmenlik Tür.
    • sportsmanship.
  1865. centilmenlik Tür.
    • gentlemanliness. gallantry.
  1866. centilmenlik Tür.
    • gentlemanliness.
  1867. centilmenlik anlaşması Tür.
    • gentlemen"s agreement. gentleman"s agreement.
  1868. centime İng.
    • (i). santim, frankın yüzde biri.
  1869. centimeter,-tre İng.
    • (i). santimetre .
  1870. centipede İng.
    • (i). kırkayak, çıyan, (zool). Scolopendra. yellow centipede sarı ,çıyan, (zool). Cermatia nobilis.
  1871. çentmek Tür.
    • to notch. to chip. to nibble. to indent. to cope. to cut. to dent. to serrate. to score. to hack. hew. jag. nick. snick.
  1872. centner İng.
    • (i). elli kilogramlık bir ağırlık birimi.
  1873. central İng.
    • (s)., (i). merkezi, ortada olan
    • ana, belli başlı
    • (anat). beyne ve belkemiğine ait
    • (i). telefon santralı
    • santral memuru. central angle merkez açı. central bank merkez bankası. central heating kalorifer tesisatı. centrally (z). merkezi olarak. Central African Republic Orta Afrika Cumhuriyeti. Central America Orta Amerika.
  1874. centralisrn İng.
    • (i). merkezileştirme, santralizasyon
    • hükümet idaresinde merkezileştirme sistemi.
  1875. centrality İng.
    • (i). merkeziyet, merkezde olma.
  1876. centralize İng.
    • (f). merkezileştirmek, merkezde toplamak
    • hükümetin eli altında toplamak
    • merkezde toplanmak, merkezlenmek. centraliza'tion (i). merkezileştirme.
  1877. centric, centrical İng.
    • (s). merkezi, merkezsel. centri'city (i). merkezi oluş.
  1878. centrifugal İng.
    • (s). merkezkaç, santrifuj
    • merkezkaç kuvvetle idare edilen. centrifugal casting savurma döküm. centrifugal filter santrifuj filtre.centrifugal force merkezkaç kuvveti. centrifugally (z). merkezden uzaklaşarak.
  1879. centrifuge İng.
    • (i). santrifuj, santrifuj makinası.
  1880. centripetal İng.
    • (s). merkezcil, merkeze doğru giden, merkeze yaklaşan. centripetally (z). merkezcil olarak. centro- onek merkez, orta.
  1881. centrum İng.
    • (i). (çoğ -trums, -tra) merkez, orta
    • (anat). omurgalılarda gövde.
  1882. centuple İng.
    • (s)., (f). yüz misli, yüz katı
    • (f). yüz ile çarpmak
    • yüz misline çıkarmak.
  1883. centuplicate İng.
    • (f)., (s)., (i). yüz ile çarpmak, yüz misline çıkarmak
    • (s). yüz misli, yüz katı
    • (i). yüz katına çıkarılmış sayı veya miktar. centuplica'tion (i). yüz ile çarpma.
  1884. centurion İng.
    • (i). eski Roma'da yüzbaşı.
  1885. century İng.
    • (i). yüzyıl, asır
    • yüz kişi veya yüz şeyden ibaret topluluk
    • eski Roma ordusunda yüz kişilik bölük. century plant yüz yaşına gelene kadar çiçek açmadıgına inanılan bir süs bitkisi, agav, (bot). Agave americana.
  1886. cenup Tür.
    • south.
  1887. cep Tür.
    • USEPA"s Cumulative Exposure Project for 1990.
  1888. cep Tür.
    • pocket. vest-pocket. pocket.
  1889. cep Tür.
    • pocket. pouch. lay-by. rest stop.
  1890. cep Tür.
    • pocket.
  1891. cep Tür.
    • Cooperative Education Program.
  1892. cep Tür.
    • Contributions Equivalent Premium.
  1893. cep Tür.
    • Committee on Educational Policy.
  1894. cep Tür.
    • Civil Emergency Planning.
  1895. cep Tür.
    • circular error probable.
  1896. cep Tür.
    • Career Entry Profile.
  1897. cep defteri Tür.
    • pocket almanac.
  1898. cep feneri Tür.
    • pocket lamp. torch.
  1899. cep feneri Tür.
    • flashlight.
  1900. cep harçlığı Tür.
    • pocket money. packet money. pocket cash. spending money.
  1901. cep harçlığı Tür.
    • allowance.
  1902. cep kitabı Tür.
    • pocket volume. pocketbook. pocket book.
  1903. cep kitabı Tür.
    • pocketbook.
  1904. cep saati Tür.
    • pocket watch. pocket-watch.
  1905. cep saati Tür.
    • pocket watch.
  1906. cep sözlüğü Tür.
    • pocket dictionary.
  1907. cep takvimi Tür.
    • pocket calendar.
  1908. cep telefonu Tür.
    • mobile phone. cell phone. cellular phone.
  1909. cep telefonu Tür.
    • GSM phone.
  1910. çepeçevre Tür.
    • all around.
  1911. çepeçevre Tür.
    • about.
  1912. çeper Tür.
    • membrane. wall.
  1913. cephalic İng.
    • (s). başa ait, kafa ile ilgili
    • baş gibi, kafa cinsinden. cephalic index kafatasının en uzun ve en geniş noktaları arasındaki oranın yüz ile çarpımı.
  1914. cephalonia İng.
    • (i). Kefalonya.
  1915. cephalopod İng.
    • (i)., (zool). kafadanbacaklı. Cephalopoda (i)., (çoğ)., (zool)., kafadanbacaklılar.
  1916. cephalothorax İng.
    • (i)., (zool). kabuklular ve örümcek gibi eklembacaklılarda baş ve göğüs kısmı.
  1917. cephalous İng.
    • (s). başlı, kafası olan.
  1918. cephane Tür.
    • ammunition. munitions.
  1919. cephane Tür.
    • ammunition. armoury. magazine. munitions.
  1920. cephane Tür.
    • ammunition.
  1921. cephanelik Tür.
    • arsenal. depot. ammunition store. magazine.
  1922. cephanelik Tür.
    • arsenal. ammunition dump. powder magazine. depot.
  1923. cephe Tür.
    • front-line. front. front line. frontispiece. face. facade. aspect. exposure.
  1924. cephe Tür.
    • front. frontage. side. front. front line. march. face. facade. aspect.
  1925. cephe Tür.
    • front. frontage. façade alnaç. yüz. side yan. yön.
  1926. cephe gerisi Tür.
    • behind the front-lines. army service area.
  1927. cepheus İng.
    • (i)., (astr). Cepheus takımyıldızı.
  1928. cer Tür.
    • traction.
  1929. cer Tür.
    • Mercosur Relationship between Australia / New Zealand and the South American common Market.
  1930. cer Tür.
    • Control Event Rate: see Event Rate.
  1931. cer Tür.
    • Comprehensive Evaluation Report. an emotional response that has been acquired by conditioning.
  1932. cer Tür.
    • Comprehensive Evaluation Report Also called the "ER" A report on the findings of any standardized tests, observations, assessments by the IU or school district as well as reports/evals/medical evaluations and "parental input" provided by parents/caregivers It is important that whatever the IEP team uses to determine and create the IEP be PHYSICALLY INCLUDED in the final CER In addition, if parents decide to disagree with findings in the CER to any degree, they have the right to have their letter of disagreement be attached to the final CER A final copy of the CER should be provided to parents at or before the IEP meeting, as the IEP meeting content, is, based upon the CER alone.
  1933. cer Tür.
    • Closer economic relations.
  1934. cer Tür.
    • Certified Emission Reduction CDM projects will generate these, which Annex I countries can then add to their assigned amounts.
  1935. cer Tür.
    • Cell Error Ratio: The ratio of errored cells in a transmission in relation to the total cells sent in a transmission The measurement is taken over a time interval and is desirable to be measured on an in-service circuit.
  1936. cer Tür.
    • Cell Error Ratio In an ATM network, ratio of errored cells to transmitted cells Measures the accuracy of cell transmission.
  1937. cer Tür.
    • Cell Error Ratio.
  1938. cer Tür.
    • Call Event Record.
  1939. cer Tür.
    • Call Event Record.
  1940. cer Tür.
    • An abbreviation of conditioned emotional response. is the Cumulated Energy Requirement, a measure for the total amount of energy resources needed to deliver a product or a service In GEMIS, a new methodology is implemented for the calculation of the CER - see CER Project - but this can be changed with a global switch back to the "old" methodology of the VDI Guideline 4600.
  1941. ceraceous İng.
    • (s). balmumu gibi, balmumu cinsinden.
  1942. cerahat Tür.
    • pus. matter. purulent matter. fester. ichor. sanies. suppuration.
  1943. cerahat Tür.
    • matter. pus. puss irin.
  1944. cerahat Tür.
    • matter. pus. discharge. gathering.
  1945. ceramic İng.
    • (s). seramik
    • kil, porselen, toprak, çini vb'nden yapılmış esyaya ait
    • bu maddelerin imal edilişi ile ilgili. ceramic tile çini.
  1946. ceramics İng.
    • (i)., (tek). seramik sanatı ve tekniği
    • çini, çini işleri
    • çinicilik
    • (çoğ). seramik eşya, çini, çanak çömlek. ceramist (i). çinici, seramikçi.
  1947. cerate İng.
    • (i)., (ecza). balmumu veya yağ ile yapllmış bir merhem.
  1948. ceratoid İng.
    • (s). boynuz gibi
    • boynuzlu.
  1949. cerberus İng.
    • (i)., (mit). cehennemin kapısını bekleyen üç başlı köpek
    • uyanık ve sadık bir bekçi.
  1950. cerbezeli Tür.
    • go ahead.
  1951. çerçeve Tür.
    • frame. outline. window frame. sash. cadre. casing. chassis. framing. mount. mounting frame. framework.
  1952. çerçeve Tür.
    • frame. mount. rim. setting. window frame. sash. limits.
  1953. çerçeve Tür.
    • frame. casing. mount. rim. skeleton.
  1954. çerçeveci Tür.
    • framer.
  1955. çerçevelemek Tür.
    • to frame.
  1956. çerçevelemek Tür.
    • frame. to frame.
  1957. çerçevesiz Tür.
    • frameless.
  1958. çerçi Tür.
    • pedlar. peddler. mercery. mercer. monger. tradesman. trucker. haberdasher. trader. haberdashery. hawker. sundryman. hardware. small dealer. general dealer.
  1959. çerçi Tür.
    • peddler. hawker.
  1960. çerçi Tür.
    • haberdasher.
  1961. çerçilik Tür.
    • street industry.
  1962. cere İng.
    • (f). balmumlu beze sarmak
    • eski balmumuna batırmak.
  1963. cereal İng.
    • (i)., (s). tahıl, hububat, zahire
    • ABD herhangi bir tahıl ile hazırlanmış ve kahvaltıda yenen bir yiyecek
    • (s). tahıl veya tahıl bitkilerine ait.
  1964. cerebellum İng.
    • (i)., (çoğ-lums,-la). (anat) beyincik, küçük beyin.
  1965. cerebral İng.
    • (s)., (anat). beyne ait
    • ussal.
  1966. cerebrate İng.
    • (f). beyin faaliyeti göstermek
    • düşünmek.
  1967. cerebration İng.
    • (i). beynin faaliyeti
    • düşünme.
  1968. cerebrospinal İng.
    • (s)., (anat) beyne ve omuriliğe ait, beyni ve omuriliği etkileyen.
  1969. cerebrum İng.
    • (i). (çoğ -bra)., (anat). asıl beyin.
  1970. cerecloth İng.
    • (i). çoğunlukla kefen olarak kullanılan mumlu bez.
  1971. cerement İng.
    • (i)., (gen)., (çoğ). mumlu bez, kefen bezi.
  1972. ceremonial İng.
    • (s)., (i). törensel, merasimle ilgili, resmi
    • (i). tören, merasim
    • ayin. ceremonially (z). törensel olarak.
  1973. ceremonious İng.
    • (s). resmi
    • muaşeret kurallarına dikkat eden
    • törensel. ceremoniously (z). çok resmi bir şekilde. ceremoniousness (i). resmi oluş, resmiyet.
  1974. ceremony İng.
    • (i). tören, merasim
    • ayin
    • resmiyet, protokol
    • nazik ve uygar bir davranış. stand on ceremony resmi davranmak. without ceremony teklifsizce.
  1975. ceres İng.
    • (i)., (mit). bereket tanrıçası.
  1976. cereyan Tür.
    • flow. race. stream. tide. current. draft. course of events. movement. tendency. influx. jet. run. drift. course. rapid. swift. progress. switch. circulation.
  1977. cereyan Tür.
    • course. draught. run. flow. draft. current. course of events. movement. tendency. trend.
  1978. cereyanlı Tür.
    • draughty.
  1979. cereyanlı Tür.
    • drafty.
  1980. çerez Tür.
    • kickshaw. knick-knack.
  1981. çerez Tür.
    • hors d"oeuvre. appetizers.
  1982. çerez Tür.
    • appetizer. hors d"oeuvre. hors d"oeuvres. appetizers. kickshaw. snack. nuts.
  1983. cerise İng.
    • (i)., (s). kiraz kırmızısı
    • (s). kiraz kırmızısı renginde olan.
  1984. cerium İng.
    • (i)., (kim). seryum.
  1985. Çerkez Tür.
    • circassian. circassian.
  1986. Çerkez Tür.
    • circassian.
  1987. Çerkezce Tür.
    • circassian.
  1988. cerography İng.
    • (i). balmumu üzerine yazma ve oymacılık.
  1989. cerography İng.
    • (i). balmumu üzerine yazma veya oymacılık.
  1990. ceroplastic İng.
    • (s). balmumundan heykel yapımına ait
    • balmumundan yapılmış.
  1991. cerotic İng.
    • (s). balmumu ile ilgili. cert (kıs). certificate, certified, certify.
  1992. cerrah Tür.
    • surgeon. operator. saw bones.
  1993. cerrah Tür.
    • surgeon.
  1994. cerrahi Tür.
    • surgical.
  1995. cerrahi Tür.
    • surgical.
  1996. cerrahi müdahale Tür.
    • surgical intervention.
  1997. cerrahlık Tür.
    • surgery.
  1998. cerrahlık Tür.
    • surgery.
  1999. certain İng.
    • (s)., (i). katı kesin
    • emin, kaçınılmaz
    • muhakkak, şüphesiz
    • belirli, muayyen, kararlaşmış
    • güvenilir, itimada şayan
    • bazı
    • (i). belirli olmayan miktar, bir kısım. for certain muhakkak, süphesiz. of a certain age orta yaşlı. certainly (z). elbette, tabii, baş üstüne. certainty (i). katiyet, kesinlik.
  2000. certes İng.
    • (z)., (eski). elbette, tabii, mutlaka.
  2001. certificate İng.
    • (f). belge vermek, belgelemek, tevsik etmek
    • vesika veya sertifika sağlamak. certifica'tion (i). belgeleme
    • ruhsat.
  2002. certificate İng.
    • (i). belge, vesika
    • sertifika, tasdikname, şahadetname
    • ruhsat
    • diploma. birth certificate nüfus kâğıdı. health certificate sağlık belgesi. certificate of origin menşe belgesi, rapor. certificate of registry gemi tasdiknamesi. stock certificate hisse senedi.
  2003. certified İng.
    • (s). tasdikli, onaylı
    • tevsik edilmiş, bir belge ile tasdik edilmiş
    • garanti edilmiş
    • ruh hastası olduğuna kanunen hükmedilmiş. certified bill of lading tasdikli konşimento. certified carrier yetkili nakliyeci. certified check tasdikli çek, vizeli çek. certified copy tasdikli suret. certified public accountant (kıs). C.P.A. A.B.D. diplomalı hesap uzmanı.
  2004. certify İng.
    • (f). tasdik etmek, onaylamak
    • referans vermek
    • teyit etmek, doğrulamak
    • garanti etmek
    • deli olduğunu açığa vurmak.
  2005. certiorari İng.
    • (i)., (huk). bir alt derecedeki mahkemenin gördüğü bir davanın dosyasının bir üst mahkemede incelenmek üzere celbini isteyen müzekkere.
  2006. certitude İng.
    • (i). kesinlik, katiyet.
  2007. cerulean İng.
    • (s). gök mavisi, havai mavi.
  2008. cerumen İng.
    • (i). kulak kiri.
  2009. ceruse İng.
    • (i). üstübeç.4
  2010. cervical İng.
    • (s)., (anat). rahim boynuna ait, rahim boynuyla ilgili.
  2011. cervine İng.
    • (s). geyik gibi
    • geyiğe ait, geyik familyası ile ilgili.
  2012. cervix İng.
    • (i)., (çoğ -vix,es, -vices)., (anat). boyun
    • rahim boynu
    • boyuna benzer herhangi bir kısım.
  2013. cesamet Tür.
    • hugeness. bulkiness.
  2014. cesarean İng.
    • (s). Sezar'a ait. cesarean operation, cesarean section sezaryen ameliyatı.
  2015. cesaret Tür.
    • courage. heart. daring. boldness. bravery. fearlessness. audacity. chivalry. doughtiness. enterprise. fortitude. gallantry. grit. gumption. hardihood. hardiness. nerve. pecker. pluck. prowess. sand. spirit. spunk. stoutness. ticker. valiantness. valo.
  2016. cesaret Tür.
    • bravery. courage. daring. enterprise. fortitude. gallantry. guts. heart. mettle. pluck. spunk.
  2017. cesaret Tür.
    • bravery. courage. assurance. fortitude. grit. gumption. guts. hardihood. heart. mettle. nerve. pecker. pluck. prowess. resolution. sands. spine. spunk.
  2018. cesaret etmek Tür.
    • to dare. to venture.
  2019. cesaret etmek Tür.
    • dare.
  2020. cesaret vermek Tür.
    • to encourage. hearten. support.
  2021. cesaretini kırmak Tür.
    • daunt. demoralize. discourage. dishearten. unnerve.
  2022. cesaretini kırmak Tür.
    • abate. throw / pour cold water on. to cast a damper on. discourage. dishearten. dismay. unnerve.
  2023. cesaretlendirme Tür.
    • encouragement.
  2024. cesaretlendirme Tür.
    • blessing. boost.
  2025. cesaretlendirme Tür.
    • abetment.
  2026. cesaretlendirmek Tür.
    • to encourage. brace up. embolden. give scope for.
  2027. cesaretlendirmek Tür.
    • bolster. encourage. to encourage.
  2028. cesaretlenmek Tür.
    • to take courage.
  2029. cesaretlenmek Tür.
    • to take courage.
  2030. cesaretlenmek Tür.
    • take courage. take heart.
  2031. cesaretli Tür.
    • spunky.
  2032. cesaretli Tür.
    • courageous. brave. bold.
  2033. cesaretli Tür.
    • audacious. spirited. courageous. bold.
  2034. cesaretsiz Tür.
    • timid. cowardly.
  2035. cesaretsiz Tür.
    • timid.
  2036. cesaretsiz Tür.
    • fainthearted.
  2037. cesaretsizlik Tür.
    • discouragement.
  2038. cesaretsizlik Tür.
    • cowardice.
  2039. ceset Tür.
    • body. dead body. corpse. carcase. carcass. stiff. cadaver. mortal remains. necro-.
  2040. ceset Tür.
    • body. corpse. cadaver. carcass. carrion. mortal remains.
  2041. ceset Tür.
    • body. carcass. corpse. remains. stiff.
  2042. çeşit Tür.
    • sort. variety. kind. assortment. breed. choice. class. description. diversity. manner. order. quality. rate. species. stamp. type.
  2043. çeşit Tür.
    • kind. variety. sort. assortment. style. sample. cast. class. denomination. description. genre. ilk. item. range. species. stripe.
  2044. çeşit Tür.
    • assortment. breed. cast. class. description. form. kind. make. nature. order. rate. sort. style. type. variety. sample.
  2045. çeşit çeşit Tür.
    • motley. multifarious.
  2046. çeşitleme Tür.
    • variation.
  2047. çeşitleme Tür.
    • diversification. variation.
  2048. çeşitlemek Tür.
    • to diversify.
  2049. çeşitlendirme Tür.
    • increasing in variety.
  2050. çeşitlendirmek Tür.
    • to increase in variety. diversify.
  2051. çeşitlendirmek Tür.
    • diversify. to diversify.
  2052. çeşitli Tür.
    • different. diverse. miscellaneous. mixed. multifarious. multiple. sundry. varied. various. assorted. manifold.
  2053. çeşitli Tür.
    • cumulative. assorted. different. various.
  2054. çeşitli Tür.
    • assorted. various. varied. multifarious. different. divers. diverse. diversified. manifold. medley. miscellaneous. sundry. differently.
  2055. çeşitlilik Tür.
    • variety. diversity. variation.
  2056. çeşitlilik Tür.
    • diversity. variety.
  2057. çeşitlilik Tür.
    • assortment. variation. variety. distinctness. diversity. diversification. variegation. range. multiplicity.
  2058. cesium İng.
    • (i)., (kim). sezyum.
  2059. çeşme Tür.
    • tap. fountain. drinking fountain. well.
  2060. çeşme Tür.
    • fountain. fount.
  2061. çeşme Tür.
    • fountain. drinking fountain.
  2062. çeşni Tür.
    • taste. flavour. sample. specimen. savour. touch.
  2063. çeşni Tür.
    • flavor. flavour. taste. seasoning. garnish. spice. relish. offflavour. medley. zest.
  2064. çeşni Tür.
    • condiment. flavour. flavouring. relish. salt. savour. seasoning. zest. flavor. savor. taste.
  2065. çeşnici Tür.
    • taster.
  2066. çeşnili Tür.
    • spicy.
  2067. çeşnilik Tür.
    • seasoning.
  2068. cessation İng.
    • (i). durma, kesilme, inkıta
    • fasıla, ara.
  2069. cession İng.
    • (i). terk, çekilme
    • verme, devretme.
  2070. cessionary İng.
    • (i). kendisine bir şey devredilen kimse.
  2071. cesspit İng.
    • (i). çöp çukuru.
  2072. cesspool İng.
    • (i). Iağım çukuru
    • mezbele, çöplük, pislik yuvası.
  2073. ceste ceste Tür.
    • bit by bit.
  2074. cestode İng.
    • (i)., (zool). bağırsak şeridi
    • parazit kurt.
  2075. cestus İng.
    • (i). eski Roma'da boksörlerin giydigi deri bağcıklardan yapılmış ve üstünde maden parçaları olan bir çeşit eldiven.
  2076. cestus İng.
    • (i). kuşak, kemer
    • korse
    • (mit). aşk ilhamı veren ve üzeri birçok şeyle süslenmiş olan Venüs`ün kuşağı.
  2077. cesur Tür.
    • brave. courageous. bold. daring. gutsy. adventurous. audacious. bulldog. chivalrous. dashing. dauntless. doughty. enterprising. fearless. foolhardy. gallant. game. gamy. great-hearted. gritty. hardy. heroic. intrepid. martial. plucky. redoubtable. re.
  2078. cesur Tür.
    • bold. brave. courageous. gallant. intrepid. spunky. stalwart. stout. stouthearted. valiant. plucky.
  2079. cesur Tür.
    • bold. brave. courageous. adventuresome. adventurous. chivalrous. daring. doughty. gallant. gutsy. intrepid. leonine. lion hearted. manful. plucky. red blooded. stalwart. stout. stout hearted. undaunted. valiant.
  2080. cesurca Tür.
    • heroic.
  2081. cesurca Tür.
    • courageously.
  2082. cesurluk Tür.
    • courageousness.
  2083. cesurluk Tür.
    • adventurousness.
  2084. cet Tür.
    • forefather. ancestor. grandfather.
  2085. cet Tür.
    • Continuing Education and Training.
  2086. cet Tür.
    • Computer Engineering Technology.
  2087. cet Tür.
    • Combat Engineer Tractor.
  2088. cet Tür.
    • Cisco Encryption Technology.
  2089. cet Tür.
    • Central Europe mean Time, it is the time of the first time zone, just eastward the zero time zone, 1 hour in advance on UTC time Italy adopts CET time since 1893.
  2090. cet Tür.
    • ancestor. predecessor. forerunner. progenitor.
  2091. cet Tür.
    • ancestor. forefather. grandfather. forebear. foregoer. parent. patriarch. predecessor. progenitor.
  2092. cetacea İng.
    • (i)., (çoğ)., (zool). memeli deniz hayvanları takımı.
  2093. cetacean İng.
    • (s)., (i). memeli deniz hayvanları takımına mensup
    • (i). memeli deniz hayvanı.
  2094. cetaceous İng.
    • (s)., (bak). cetacean.
  2095. çete Tür.
    • gang. mob. ring. band. crew. guerrilla. guerilla.
  2096. çete Tür.
    • gang. band. criminal organization.
  2097. çete savaşı Tür.
    • gang warfare.
  2098. çeteci Tür.
    • guerilla. marauder. irregular. partisan. ringster.
  2099. çeteci Tür.
    • guerilla. guerrilla. brigand. franc-tireur. gangster. hooligan. punk.
  2100. çetecilik Tür.
    • guerilla fighting.
  2101. çetele Tür.
    • tally. tally stick. notch.
  2102. çetele Tür.
    • tally. tally stick.
  2103. ceteris paribus İng.
    • (Lat). diğerleri eşit olmak üzere
    • (kıs). cet. par.
  2104. çetin Tür.
    • difficult. hard. intractable. arduous. austere. crucial. cruel. grim. hard- grained. inconvenient. inexorable. stiff. stubborn. tough.
  2105. çetin Tür.
    • arduous. formidable. rough. tough.
  2106. çetin ceviz Tür.
    • hard nut. hard nut to crack. as hard nut to crack.
  2107. çetinlik Tür.
    • complexity.
  2108. çetinlik Tür.
    • arduousness.
  2109. çetrefil Tür.
    • complicated. confusing. incomprehensible.
  2110. çetrefil Tür.
    • complicated.
  2111. cetus İng.
    • (i)., (astr). Balina takımyıldızı.
  2112. cetvel Tür.
    • rule. ruler. scale. schedule. list. table. straightedge.
  2113. cetvel Tür.
    • ruler. scale. table. tabulated list. register. schedule. column in a list. graduator. sluiceway. ditch. sluice. deposit slip. form. norm. rule.
  2114. cetvel Tür.
    • ruler. rule. foot rule. scale. tabulated form. list. chronology.
  2115. cevaben Tür.
    • in reply. as answer to.
  2116. cevabi Tür.
    • answering.
  2117. cevahir Tür.
    • jewelry.
  2118. cevahir Tür.
    • jewellery mücevher.
  2119. cevap Tür.
    • answer. reply yanıt. karşılık.
  2120. cevap Tür.
    • answer. reply. response. replication.
  2121. cevap Tür.
    • answer. reply. reponse. response. retort.
  2122. cevap hakkı Tür.
    • right of reply.
  2123. cevap vermek Tür.
    • answer.
  2124. cevap vermek Tür.
    • account. to deliver a replication. respond. return. answer.
  2125. cevaplamak Tür.
    • to answer. reply.
  2126. cevaplamak Tür.
    • to answer.
  2127. cevaplandırılmak Tür.
    • to be answered.
  2128. cevaplandırmak Tür.
    • to answer. to reply yanıtlandırmak.
  2129. cevaplandırmak Tür.
    • to answer.
  2130. cevaplı Tür.
    • having an answer.
  2131. cevaplı telgraf Tür.
    • telegram with notice of delivery. reply paid.
  2132. cevapsız Tür.
    • unanswered yanıtsız.
  2133. cevapsız Tür.
    • unanswered. unreturned.
  2134. cevapsız Tür.
    • unanswered.
  2135. cevaz Tür.
    • lawfulness. permissibility.
  2136. cevher Tür.
    • ore. jewel. essence. goodness.
  2137. cevher Tür.
    • gem. jewel. ore. ability. capacity. essence. substance.
  2138. cevher Tür.
    • essence. gem. substance. jewel. precious thing. ability. capacity. ore. kernel. matter. base metal. nucleus. press.
  2139. çevik Tür.
    • agile. swift. fleet. nimble. brisk. dapper. glib. light-footed. limber. lissom. lissome. nippy. spry. tripping. volant.
  2140. çevik Tür.
    • agile. brisk. lissom. nimble. smart. snappy. spry. swift.
  2141. çevik Tür.
    • agile. active. airy. nimble. nippy. swift. on one"s toes. tripping. up and coming.
  2142. çeviklik Tür.
    • agility. alacrity. pep. perfections.
  2143. çeviklik Tür.
    • agility.
  2144. çevir sesi Tür.
    • dial tone.
  2145. çeviren Tür.
    • translator.
  2146. çeviri Tür.
    • translation. interpretation. rendition. version.
  2147. çeviri Tür.
    • translation. interpretation. rendering. rendition. version.
  2148. çeviri Tür.
    • rendering. translation. version. translated.
  2149. çevirici Tür.
    • converter.
  2150. çevirici Tür.
    • assembler. translator. commutator.
  2151. çevirici Tür.
    • assembler. inverter. rotating. rotary. driving. prime mover. turnover. invertor. reactor. rotator. convertor. converter. transformer. switch commutator. commutating.
  2152. çevirici dili Tür.
    • assembly language.
  2153. çevirim Tür.
    • shooting. filming. taking. development of a film.
  2154. çevirim Tür.
    • filming. development of a film.
  2155. çevirme Tür.
    • turning. rotation. spin. twirl. surround. enclosure. inclosure. conversion. translation. diversion. twist.
  2156. çevirme Tür.
    • assembly. flip. crank. switching. rotation. turning. changing. translating. translation. meat roasted on a spit. cycloid. commutation. wind. commutating. conversion. diversion. deviation. alteration. surrounding. handling. encircling. revolution. swinging.
  2157. çevirmek Tür.
    • turn. spin. upturn. exchange. roll. twirl. change to. turn into. switch to. translate into. translate. interpret. encircle. surround. enclose. inclose. avert. commute. convert. decline. deflect. divert. hedge in. hedge round. manage. point. point on.
  2158. çevirmek Tür.
    • translate. dial. to turn. to rotate. to manage. to refuse. to return. to reject. to turn inside out. to interpret. to translate. to enclose. to surround. to encircle. to alter. to administer. to handle. to wheel. to swing. to crank. to commutate.
  2159. çevirmek Tür.
    • bend. besiege. channel. direct. put. revolve. surround. sweep. train. translate. turn. twine. twirl. twist.
  2160. çevirmen Tür.
    • translator. interpreter. dragoman.
  2161. çevirmen Tür.
    • translator. interpreter.
  2162. çevirmen Tür.
    • translator.
  2163. çevirtmek Tür.
    • to have sth translated. to have sth turned.
  2164. ceviz Tür.
    • walnut. made of walnut.
  2165. ceviz Tür.
    • nut. walnut.
  2166. ceviz Tür.
    • hickory.
  2167. çevre Tür.
    • environmental. ecological. ambient. contour. surroundings. environment. premises. adjacencies. ambiance. ambience. purlieus. neighborhood. neighbourhood. vicinity. circumference. perimeter. atmosphere. ambit. circle. climate. compass. domain. entoura.
  2168. çevre Tür.
    • environment.
  2169. çevre Tür.
    • ambience. atmosphere. circle. circuit. circumference. environment. medium. milieu. neighbourhood. perimeter. periphery. sphere. surroundings. vicinity.
  2170. çevre kirliliği Tür.
    • environmental pollution. environment pollution.
  2171. çevre yolu Tür.
    • local road. orbital road. ring road.
  2172. çevreci Tür.
    • envirormentalist.
  2173. çevreci Tür.
    • environmentalist.
  2174. çevreci Tür.
    • environmentalist.
  2175. çevrelemek Tür.
    • to surround. to encircle. to enclose. to circumscribe. gird. girdle.
  2176. çevrelemek Tür.
    • surround. encircle. enclose. inclose. circle. ring in. ring. begird. cincture. environ. girdle. orb. swathe. twine about. twine around. wreathe.
  2177. çevrelemek Tür.
    • encircle. encompass. swathe. to surround. to encircle. to enclose. to circumscribe.
  2178. çevrelenmek Tür.
    • to be surrounded.
  2179. çevresel Tür.
    • environmental. peripheral. circumferential.
  2180. çevresel Tür.
    • environmental. peripheral.
  2181. çevrili Tür.
    • surrounded. encircled. turned round. facing.
  2182. çevrili Tür.
    • surrounded. encircled. sided. skirted.
  2183. çevriliş Tür.
    • screw.
  2184. çevrilme Tür.
    • encirclement. enclosure. inclosure.
  2185. çevrilmek Tür.
    • turn.
  2186. çevrilmek Tür.
    • to be encircled. to be enclosed. to be translated. to be turned. turn round.
  2187. çevrim Tür.
    • conversion.
  2188. çevrim Tür.
    • circuit. cycle devir. circuit devre.
  2189. çevrim Tür.
    • circuit.
  2190. çeyiz Tür.
    • trousseau. dowry. bottom drawer. dower. marriage portion. portion.
  2191. çeyiz Tür.
    • dowry. trousseau.
  2192. çeyiz Tür.
    • bridal outfit. trousseau. dower. dowry. marriage outfit. marriage portion. dotal property.
  2193. çeyizsiz Tür.
    • dowerless.
  2194. ceylan Tür.
    • gazelle.
  2195. ceylan Tür.
    • antelope. gazelle.
  2196. ceylan Tür.
    • antelope.
  2197. ceylon İng.
    • (i). Seylan adası, (bak). Sri Lanka.
  2198. çeyrek Tür.
    • quarter. one fourth. quarter of an hour.
  2199. çeyrek Tür.
    • quarterly. quarter. one fourth.
  2200. çeyrek Tür.
    • quarter.
  2201. çeyrek final Tür.
    • quarterfinal.
  2202. çeyrek final Tür.
    • quarter final.
  2203. ceza Tür.
    • penalty. punishment. retribution. discipline. infliction. lacing. rap. recompense. rod.
  2204. ceza Tür.
    • criminal. penal. punitive. punishment. penalty. fine. correction. forfeit. infliction. pain. recompense. retribution.
  2205. ceza Tür.
    • correction. discipline. forfeit. infliction. payoff. penalty. penance. punishment. sanction. fine.
  2206. ceza alanı Tür.
    • penalty area.
  2207. ceza hukuku Tür.
    • penal law. criminal law. criminal / penal law. crown law. penal code.
  2208. ceza hukuku Tür.
    • criminal law.
  2209. cezaevi Tür.
    • prison. lockup. lockup house. convict prison.
  2210. cezaevi Tür.
    • gaol. jail. penitentiary. prison.
  2211. cezaevi Tür.
    • gaol.
  2212. cezai Tür.
    • penal. criminal.
  2213. cezai Tür.
    • criminal.
  2214. cezalandırılmak Tür.
    • to be punished. to be penalized.
  2215. cezalandırma Tür.
    • chastisement. correction. penalization.
  2216. cezalandırma Tür.
    • castigation.
  2217. cezalandırmak Tür.
    • to punish. to penalize. chasten. correct. discipline. knock hell out of. scourge. smite. sort out. strafe. straighten out. trounce.
  2218. cezalandırmak Tür.
    • give smb. gyp. punish. penalize. castigate. cop it. correct. crime. discipline. dish out. plague. scourge. slate. smirk.
  2219. cezalandırmak Tür.
    • discipline. do. penalize. punish. scourge. to punish. to penalize. to discipline. to castigate. to fine.
  2220. cezalı Tür.
    • punitive.
  2221. cezalı Tür.
    • punished. penalized. fined. a person who is punished. on jankerss.
  2222. cezalı Tür.
    • criminal. punished. fined. penalized.
  2223. cezasız Tür.
    • unpunished.
  2224. Cezayir Tür.
    • algerian. algeria.
  2225. Cezayir Tür.
    • Algeria. algeria.
  2226. Cezayir Tür.
    • algeria.
  2227. Cezayir menekşesi Tür.
    • periwinkle.
  2228. Cezayirli Tür.
    • algerian.
  2229. cezbe Tür.
    • ecstasy.
  2230. cezbetme Tür.
    • bait.
  2231. cezbetme Tür.
    • allurement.
  2232. cezbetmek Tür.
    • to attract. allure. beguile. bewitch. captivate. charm. draw. fetch. invite. magnetize. tempt.
  2233. cezbetmek Tür.
    • attract. charm. draw on. fascinate. magnetize. catch. fetch. bait. beguile. captivate. engross. hypnotize. lure. prepossess. wile.
  2234. cezbetmek Tür.
    • allude. beguile. charm. draw. tempt. to attract. to charm. to draw. to beguile. to allure. to appeal. to tempt.
  2235. cezir Tür.
    • ebb tide. ebb. low tide. low water. reflux.
  2236. cezir Tür.
    • ebb. ebb tide.
  2237. cezve Tür.
    • coffeepot.
  2238. cezve Tür.
    • coffee pot.
  2239. cf İng.
    • (kıs). carried forward.
  2240. cf. İng.
    • (kıs). compare.
  2241. cf. İng.
    • Cf (kıs). Californium.
  2242. cf. İng.
    • (kıs). cost and freight.
  2243. cfi İng.
    • (kıs). cost, freight and insurance.
  2244. cg İng.
    • cg, cg, cgm (kıs). centigram(s).
  2245. cgh İng.
    • (kıs). Cape of Good Hope.
  2246. cgs İng.
    • santimetre-gram-saniye öIçü sistemi.
  2247. ch İng.
    • (kıs). chain, chancery, chapter, chief, child, China, church, of surgery.
  2248. chaconne İng.
    • (i)., (müz). şakon
    • ispanyol asıllı bir eski zaman dansı
    • bu dansın müziği.
  2249. chad İng.
    • (i). Çad.
  2250. chaeta İng.
    • (i)., (coğ -tae).,(zool). kıl, diken.
  2251. chafe İng.
    • (f)., (i). ovarak ısıtmak
    • ovarak aşındırmak, yıpratmak
    • taciz etmek, rahatsız etmek, tedirgin etmek
    • ısıtmak
    • ovmak
    • ovularak aşınmak
    • taciz olmak, rahatsız olmak
    • (i). tedirginlik, rahatsızlık
    • ovma neticesinde meydana gelen ısı
    • aşınma veya zedelenme. chafe at the bit işlerin geç kalmasından dolayı huzursuz olmak.
  2252. chafer İng.
    • (i). birkaç çeşit sert kanatlı böcek.
  2253. chaff İng.
    • (f)., (i). şakalaşmak, takılmak
    • (i). şaka, takılma. chaffer (i). şakacı kimse.
  2254. chaff İng.
    • (i). hububat kabuğu
    • saman, çöp
    • yem olarak kullanılan ufalanmış saman
    • önemsiz mesele
    • saçma ve anlamsız söz. chaffy (s). kabuklu.
  2255. chaffer İng.
    • (i)., (f). pazarlık, çekişme
    • (f). pazarlık etmek, çekişmek
    • alışverişte bulunmak, trampa etmek.
  2256. chaffinch İng.
    • (i). ispinoz, (zool). Fringille coelebs.
  2257. chafing dish İng.
    • sofrada yemeği ısıtmaya veya sıcak tutmaya mahsus alttan ısınan madeni cihaz.
  2258. chagrin İng.
    • (i)., (f). üzuntü, keder, iç sıkıntısı, hayal kırıklığı: (f). ümidini kırmak, sıkmak, üzmek.
  2259. chain İng.
    • (f). zincirlemek, zincirle bağlamak
    • kayıt altına almak, zaptetmek. chain down, chain up zincirle bağlamak.
  2260. chain İng.
    • (i). zincir, silsile (dağ)
    • bağ
    • öIçme zinciri. chain armor zincirden örülmüş zırh. chain belt zincir kayış. chain gang prangalı mahkumlar takımı. chain letter zincirleme mektup. chain lightning yılankavi şekilde görünen şimşek. chain of command komuta zinciri. chain of thought fikir silsilesi. chain reaction zincirleme reaksiyon. chain reactor atom reaktörü. chain smoker sigara tiryakisi. chain store aynı idareye bağlı mağazaların her biri. mountain chain dağ silsilesi. watch chain köstek.
  2261. chair İng.
    • (f). iskemleye oturtmak
    • makama geçirtmek, yetki vermek
    • (ing). iskemleyle beraber omuzlarda taşımak.
  2262. chair İng.
    • (i). iskemle, sandalye
    • makam
    • kürsü
    • başkanlık sandalyesi
    • elektrikli iskemle
    • sedye
    • tahtırevan
    • (d.y). rayı traverslere bağlamak için kullanılan bir cins destek. easy chair rahat koltuk. chair car koltuklu vagon. take the chair başkanlık makamına geçmek.
  2263. chairman İng.
    • (i). (çoğ-men) başkan, reis
    • tekerlekli iskemle sürücüsü chairmanship (i). başkanlık.
  2264. chairwoman İng.
    • (i). (çoğ -women) kadın başkan.
  2265. chaise İng.
    • (i). hafif gezinti arabası.
  2266. chaise longue İng.
    • şezlong.
  2267. chalaza İng.
    • (i)., (zool). iç göbek.
  2268. chalcedon İng.
    • (i). Kadıköy yakasının eski ismi.
  2269. chalcedony İng.
    • (i). kalseduan, Kadıköytaşı.
  2270. chalcography İng.
    • (i). bakır veya pirinç üzerine hakkaklık sanatı. chalcographer (i). bakır veya pirinç üzerinde çalışan hakkâk. chalcograph'ic, chalcograph'ical (s) . bakır ve pirinç hakkaklığına ait veya onunla ilgili.
  2271. chalcopyrite İng.
    • (i). bakırlı pirit.
  2272. chaldean İng.
    • (i)., (s). Kildani
    • müneccim, büyücü
    • Arami dili
    • (s). Kildanilerin üIkesine ait
    • müneccimlikle ilgili.
  2273. chaldron İng.
    • (i)., (eski). 32 veya 36 kilelik kömür, kireç vb'ni tartmada kullanılan bir ingiliz ağırlık birimi.
  2274. chalet İng.
    • (i). Alplerde görülen dağ evi
    • alçak ve geniş saçaklı villa veya köşk.
  2275. chalice İng.
    • (i)., (şiir). kadeh
    • ayin esnasında kullanılan kadeh
    • kadeh biçiminde gonca.
  2276. chalk İng.
    • (i). tebeşir
    • tebeşirle konan işaret
    • veresiye verilen her içki, yemek, çay vb. için çekilen çizgi. chalk line tebeşirlenmiş iple çizilen çizgi. cbalk talk tahtaya tebeşirle resim ve şekil çizerek konuşma. chalklike (s). tebeşir gibi. chalky (s). tebeşirli. chalkiness (i). tebeşirli oluş.
  2277. chalk İng.
    • (f). tebeşirle yazmak veya işaret koymak
    • tebeşirle beyazlatmak
    • tebeşirle karıştırmak
    • rengini açmak. chalk up kazanmak, sayı veya puan kaydetmek.
  2278. challenge İng.
    • (i)., (f). meydan okuma, mücadeleye davet
    • bir konuda açıklama yapmaya çağırma
    • (ask). nöbetçinin dur emri veya kimlik sorması
    • (huk) hâkim veya jüriyi reddetme
    • (ABD). oy pusulasının geçersizliğinin veya seçmenin yetersizliginin iddia edilmesi
    • (f). meydan okumak
    • düelloya davet etmek
    • (fig). 'hodri meydan' demek
    • (ask). ''dur emri vererek kimlik sormak
    • (huk). hakim veya juriyi reddetmek
    • (ABD). oy pusulasının geçersiz veya seçmenin yetersiz olduğunu iddia etmek
    • iddia etmek
    • itiraz etmek
    • kokuyu bulunca havlamak (av köpeği). challengeable (s). meydan okunabilir
    • tartışılabilir. challenger (i). meydan okuyan kimse.
  2279. challis, challie İng.
    • (i). yün veya suni ipekten yapılmış desenli ve düz dokunmuş kumaş.
  2280. chalumeau İng.
    • (i). klarnetin en pes perdesi.
  2281. chalybeate İng.
    • (s)., (i). demirli, içinde demir tuzları olan
    • (i). demirli su veya ilâç.
  2282. cham İng.
    • (i)., (eski). kağan, han.
  2283. chamber İng.
    • (i)., (f). oda, yatak odası, özel oda
    • daire
    • saray veya resmi ikametgah odası
    • hâkimin oturum dışı konularda çalıştıgı oda
    • mahkeme, komisyon
    • bölme
    • teşrii meclis, yasama meclisi
    • fişek yatağı (silâhlarda)
    • (f). odaya koymak
    • odaya kapatmak
    • oda vermek, oda temin etmek. chamber music oda müziği. chamber of commerce (kıs). C of C Ticaret Odası. chamber pot küvet. air chamber hava hücresi, hava deposu. combustion chamber yanma yeri. in chambers hâkimin hususi odasında. chambered (s). odalı.
  2284. chamberlain İng.
    • (i). mabeyinci, teşrifatçı
    • kâhya, kethüda
    • muhasebeci, haznedar.
  2285. chambermaid İng.
    • (i). oda hizmetçisi.
  2286. chambray İng.
    • (i). iki renk iplikle dokunmuş pamuklu kumaş.
  2287. chameleon İng.
    • (i). bukalemun, (zool). Chamaeleon vulgaris
    • sık sık fikir ve tavır değiştiren kimse.
  2288. chamfer İng.
    • (i)., (f). şev, oluk, kanal, yiv
    • (f). oluk açmak, pahını almak. chamfer bit havşa.chamfer plane pah rendesi.
  2289. chamois İng.
    • (i)., (çoğ chamois) dağ keçisi, (zool). Rupicapra
    • bu hayvanın derisi, güderi. chamomile (bak). camomile.
  2290. champ İng.
    • (f). ısırmak, çiğnemek
    • gürültü ile çiğnemek
    • ısırma ve çiğneme hareketleri yapmak
    • çeneyi ve dişleri çiğner gibi oynatmak.
  2291. champ İng.
    • (i)., argo şampiyon.
  2292. champagne İng.
    • (i)., (s). şampanya
    • şampanya rengi, uçuk veya yesilimsi sarı renk
    • (s). şampanyaya ait
    • bu renkte olan.
  2293. champaign İng.
    • (i)., (s). ova, düzlük arazi, kır
    • (s). düz ve açık.
  2294. champerty İng.
    • (i)., (huk). başkasına ait olan bir dava hakkının satın alınması.
  2295. champignon İng.
    • ..yenilebilen mantar.
  2296. champion İng.
    • (i)., (s). şampiyon, bir karşlıaşmada birinci gelen kimse
    • savunucu kimse, müdafaa eden kimse
    • mücadeleci kimse
    • (s). galip. championship (i). şampiyonluk.
  2297. champion İng.
    • (f). savunmak, müdafaa etmek
    • tarafını tutmak, destek olmak.
  2298. chance İng.
    • (i)., (s). talih, şans
    • kader
    • ihtimal
    • fırsat
    • risk
    • riziko
    • (s). şans eseri olan. by chance tesadüfen, kazara. on the chance that ümidiyle. take one's chances talihe bırakmak. the chances are muhtemelen.
  2299. chance İng.
    • (f). şans eseri olarak vaki olmak
    • tesadüfen meydana gelmek
    • rast gelmek
    • (k.dili) . göze almak
    • denemek. chance on, chance upon tesadüfen bulmak.
  2300. chance-medley İng.
    • (i)., (huk). meşru müdafaa sırasında adam öldürme
    • kasıtsız cinayet.
  2301. chancel İng.
    • (i). kilisede mihrabın yanında bulunan din adamlarına mahsus bölme.
  2302. chancellery İng.
    • (i). rektorlük
    • kançılarya, sefaret kançılaryası.
  2303. chancellor İng.
    • (i). yüksek rütbeli hakim veya diğer devlet memuru
    • saray katibi
    • rektör
    • (Almanya'da) şansölye, başbakan. Chancellor of the Exchequer ingiltere'de Maliye Bakanı. Lord Chancellor ingiltere'de Lordlar Kamarası Başkanı ve Adalet Bakanı. chancellorship (i). yüksek rütbeli yargıçlann görev veya rütbesi.
  2304. chancery İng.
    • (i). adalet ve eşitlik kurallarını uygulayan mahkeme
    • adalet ve eşitlik davası
    • rektörlük
    • arşivler. in chancery (huk). yüksek mahkemede görülmekte olan
    • güç ve utandırıcı bir durumda.
  2305. chancre İng.
    • (i), (tıb). sankr, frengi çıbanı. chancrous (s). frengi çıbanı olan.
  2306. chancy İng.
    • (s)., (k.dili). kesin olmayan, rizikolu.
  2307. chandelier İng.
    • (i). avize.
  2308. chandler İng.
    • (i). mumcu, mum yapan veya satan kimse
    • (ing). perakende bakkaliye satan kimse. chandlery (i). mum deposu
    • (ing). bakkaliye deposu
    • antrepo, depo.
  2309. change İng.
    • (i). değişim, değişme, değişiklik, tahavvül, dönüşme
    • sapma
    • yenilik
    • bir şeyin diğerinin yerini alması
    • bozukluk, paranın üstü
    • aktarma
    • (müz). çanlarla çalınan bir parçanın perde değişiklikleri. change of address adres değişikliği. change of air hava değişimi. change of life âdet kesilmesi, menopoz. change of venue (huk). bir davanın başka bir yerdeki mahkemeye nakli. change purse bozuk para çantası. ring the changes çanları çalmak
    • aynı konuyu değişik yollardan bıktırıncaya kadar anlatmak.
  2310. change İng.
    • (f). değiştirmek, tahvil etmek
    • aktarma yapmak (tren vb)
    • para bozdurmak
    • para değiştirmek
    • yatak takımlarını değiştirmek
    • değişmek, değişikliğe uğramak
    • elbiselerini değışmek, üstünü değişmek. change color yüzü kızarmak
    • yüzü solmak.change front (ask). taarruz yönünü değiştirmek. change hands sahip değiştirmek.
  2311. changeful İng.
    • (s). değişken, kararsız, dönek, istikrarsız. changefulness (i). değişkenlik.
  2312. changeless İng.
    • (s). değişmeyen, sabit, biteviye. changelessly (z). değişmeyerek. changelessness (i). değişmezlik.
  2313. changeling İng.
    • (i). çok küçükken gizlice bir diğeri ile değiştirilen bebek
    • perilerin değiştirdiğine inanılan bebek
    • eski budala kimse, aptal kimse.
  2314. changeover İng.
    • (i). değiştirme
    • devralma
    • geçiş.
  2315. channel İng.
    • (i). yatak (nehir), kanal, mecra
    • bir su yolunun derin kısımları
    • geniş boğaz
    • U demiri, oluk demiri
    • (den) palasartalar
    • hat
    • oluk. the English Channel Manş Denizi. Channel Islands Angloormand Adaları.
  2316. channel İng.
    • (f). kanala dökmek, mecraya sevketmek
    • kanal açmak, oymak.
  2317. channel iron İng.
    • oluklu demir, bir dikdörtgenin üç tarafı şeklinde olan U demiri.
  2318. chanqeable İng.
    • (s). değişebilir, kararsız, istikrarsız
    • dönek
    • sanjanlı, yanardöner. changeabil'ity, change'ableness (i). değişebilirlik. change'ably (z). değişebilir bir şekilde.
  2319. chant İng.
    • (i)., (f). şarkı, şarkı söyleme
    • tilavet
    • (müz). nağme
    • monoton bir melodi
    • monoton ses tonu
    • (f). şarkı söylemek
    • şarkı söyleyerek kutlamak
    • tilâvetle okumak (kur'an).
  2320. chanter İng.
    • (i). şarkıcı, tilâvetle okuyan kimse
    • kilise korosunda baş okuyucu.
  2321. chanterelle İng.
    • (i)., (müz). sazlarda tiz teli
    • beğenilerek yenilen sarı renkli bir mantar, horozmantarı, (bot). Cantharellus cibarius.
  2322. chantey, chanty İng.
    • (i). heyamola şarkısı.
  2323. chanticleer İng.
    • (i). horoz.
  2324. chantry İng.
    • (i). bir öIünün ruhuna okunan duaya ödenen para
    • kilisenin dua okutmaya mahsus oda veya bölümü.
  2325. chaos İng.
    • (i). keşmekeş, karışıklık, düzensizlik
    • kaos.
  2326. chaotic İng.
    • (s). karmakarışık, düzensiz, nizamsız .chaotically (z). karmakarışık bir şekilde.
  2327. chap İng.
    • (i)., (k.dili). adam, çocuk, delikanlı.
  2328. chap İng.
    • (i)., (f). çatlak, yarık (özellikle ciltte)
    • (f). cildi çatlatmak, kızartmak, sertleştirmek (soğuk)
    • toprağı, tahta vb'ni yarmak, çatlatmak
    • çatlamak, yarılmak, kızarmak.
  2329. chap, chop İng.
    • (i)., (gen)., (çoğ). çene, çene boşluğu.
  2330. chaparral İng.
    • (i). gür çalılık.
  2331. chapbook İng.
    • (i). içinde halk masalları, destanlar vb yazılı olan küçük kitap veya broşür.
  2332. chape İng.
    • (i). kın ağızlığı veya dip çamurluğu (kılıç).
  2333. chapel İng.
    • (i). özel ibadet yeri
    • kilisenin özel törenlere ayrılmış bölümü
    • küçük kilise, mabet
    • bir okul, saray vb,nin ibadete ayrılmış odası
    • böyle bir kilisede yapılan ayin
    • kilise koro veya orkestrası
    • eski matbaa, basımevi
    • bir basımevine bağlı olarak çalışan bütün matbaacılar.
  2334. chaperon İng.
    • (i)., (f). bir genç kıza veya gençler grubuna refakat eden kimse, şaperon
    • (f). himaye gayesiyle beraber gitmek, refakat etmek.
  2335. chapfallen İng.
    • (s). kederli, süngüsü düşük.
  2336. chapiter İng.
    • (i)., (mim). baslık.
  2337. chaplain İng.
    • (i). (saray, okul, ordu vb'nde) papaz veya vaiz. chaplaincy chaplainship vaizlik.
  2338. chaplet İng.
    • (i). başa takılan çelenk
    • bir dizi boncuk
    • tespihin üçte biri kadar olan küçük tespih.
  2339. chapman İng.
    • (i)., (çoğ -men)., (ing). seyyar satıcı
    • eski tacir.
  2340. chaps İng.
    • (i)., (çoğ)., ABD dayanıklı deriden yapılmış kovboy pantolonu veya tulumu.
  2341. chapter İng.
    • (i)., (f). bahis, bolüm, fasıl, bab, kısım
    • ruhani meclis toplantısı
    • (f). bölümlere ayırmak, bahisler halinde düzenlemek. chapter and verse tam ve kesin bilgi. chapter head bölüm başlığlnın altına yazılan birkaç söz. chapter house papazlar meclisi binası.
  2342. char İng.
    • (i)., (f)., (-red, -ring) yanarak kömür haline gelmiş madde, kömür
    • (f). yakarak kömür haline getirmek
    • kavurmak
    • ateşe tutmak
    • yanarak kömür haline gelmek, kavrulmak.
  2343. char İng.
    • (i)., (f)., (ing). hafif gündelik ev işi
    • (f). yevmiye ile çalışmak.
  2344. char İng.
    • (i). bir cins alabalık.
  2345. char-a-banc, charabanc İng.
    • (i). karşılıklı uzun kanepeleri olan ve kenarları açık gezinti otobüsü.
  2346. character İng.
    • (f). oymak.
  2347. character İng.
    • (i). karakter, huy, tabiat, ahlak
    • vasıf, nitelik
    • hususiyet, özellik
    • şöhret, nam
    • bonservis
    • statü, durum
    • tip, şahıs
    • (k.dili). garip kişiliği olan kimse
    • tiyatro karakter, canlandırılan kişi
    • işaret, harf
    • alfabe. character actor karakter oyuncusu. character reference bonservis. in character karakterine uygun. Latin characters Latin harfleri. out of character karakterine aykırı.
  2348. characteristic İng.
    • (s)., (i). diğerlerinden aylrıcı nitelikte olan, tipik
    • kendine has
    • (i). özellik, hususiyet, vasıf
    • logaritma karakteristiği. characteristically (z). ayırıcı nitelikte olarak.
  2349. characterization İng.
    • (i). tavsif, tanımlama, tarif, nitelendirme.
  2350. characterize İng.
    • (f). tanımlamak, tavsif etmek. characterizer (i). tanımlayan şey veya kimse.
  2351. characterless İng.
    • (s). karaktersiz, seviyesiz, zayıf ahlaklı.
  2352. charades İng.
    • (i), (tek). sessiz sinema oyunu, pandomimle bir kimsenin diğerlerine bir kelime ve ismi anlatmaya çalıştığı salon oyunu.
  2353. charcoal İng.
    • (i). mangal kömürü
    • kara kalem
    • kara kalem resim.
  2354. chard İng.
    • (i). pazı, (bot). Beta vulgaris cicla.
  2355. charge İng.
    • (i). yük, hamule
    • bir atışta kullanılan patlayıcı madde miktarı
    • görev, vazife
    • idare, nezaret, bakım
    • emanet
    • mesuliyet
    • itham, yükümleme
    • masraf, fiyat
    • ücret
    • vergi, rüsum, harç
    • emir, hücum, hamle, saldırı
    • borç
    • elek şarj. charge account mağazada açık hesap. charge plate veresiye alışverişte gösterilen kağıt. in charge nezaret altında
    • amir, buyuran kimse. in charse of ile yükümlü
    • yönetici vasfında. take charge of mesuliyetini üzerine almak.
  2356. charge İng.
    • (f). yüklemek, tahmil etmek
    • doldurmak (tüfek, top, ocak vb)
    • doyurmak
    • (havayı) gerginleştirmek
    • elek şarj etmek
    • emretmek, vazifelendirmek, itham etmek, mesul tutmak
    • mükellef addetmek
    • fiyat talep etmek
    • hücum etmek, hamle yapmak, saldırmak
    • hesaba kaydetmek, geçirmek
    • emir verilince yere yatmak (köpek). charge off gözden çıkarmak
    • elden çıkarmak. charge with yüklemek
    • itham etmek, suçlamak
    • borçlandırmak.
  2357. charge d'affaires İng.
    • maslahatguzar, işgüder, sefir vekili.
  2358. chargeable İng.
    • (s). itham edilebilir, suçlanabilir
    • hesaba geçirilebilir.
  2359. charger İng.
    • (i). arjör, dolduran cihaz
    • savaşta kullanılan at, süvari atı.
  2360. charily İng.
    • (z). dikkatle, ihtiyatla.
  2361. chariot İng.
    • (i).,(f). eski zamanlarda kullanılan iki tekerlekli savaş veya yarış arabası
    • dört tekerlekli hafif gezinti arabası
    • (f). araba ile taşımak
    • araba ile gitmek
    • araba sürmek.
  2362. charioteer İng.
    • (i). savaş veya yarış arabası sürücüsü, arabacı.
  2363. charisma İng.
    • (i)., (çoğ -mata) inayet, ihsan
    • Tanrı vergisi
    • başkalarını etkileyebilme yeteneğini veren ayrıcalı ruhsal kuvvet. charismat'ic (kerizmat-ik). (s). bu çeşit kuvveti olan
    • Tanrı vergisi olan.
  2364. charitable İng.
    • (s). hayırsever, yardımsever, cömert
    • merhametli, şefkatli
    • hayır işleri ile meşgul olan. charitableness (i). hayırseverlik
    • merhamet, hoşgörürlük charitably (z). cömertçe
    • hoşgörürlükle.
  2365. charity İng.
    • (i). hayırseverlik, yardımseverlik
    • merhamet
    • sadaka
    • hayır işi
    • hayır cemiyeti, yardım derneği charity school (ing). hayat okulu.
  2366. charivari İng.
    • (i). düğünden sonra kap kacak ile yapılan gürültü, teneke çalma.
  2367. charlatan İng.
    • (i). şarlatan kimse, sahtekar kimse. charlatan'ic (s). şarlatan. charlatanism (i). şarlatanlık.
  2368. charles's wain İng.
    • (Ing)., (astr). Büyükay takımyıldızı.
  2369. charleston İng.
    • (i). çarliston dansı.
  2370. charley horse İng.
    • ABD, (k.dili). adale kasılması, kramp.
  2371. charlock İng.
    • (i). yabani hardal.
  2372. charlotte russe İng.
    • bir çeşit kremalı pasta.
  2373. charm İng.
    • (f). cezbetmek, büyülemek, meftun etmek
    • sihirli bir güçle korumak
    • büyüleyici olmak, çekici olmak, teshir etmek. charm away büyüleyici bir tesirle (istenilmeyen bir şeyi) kovalamak. charmed life tehlikeden uzak bir hayat. I am charmed Memnun oldum.
  2374. charm İng.
    • (i). cazibe, çekicilik
    • tılsım, zincirin ucuna takılan sallantı
    • muska
    • buyu, tılsımlı bir cümle veya duanın okunması. charmless (s). cazibesiz.
  2375. charmeuse İng.
    • (i)., (Fr). yumuşak bir çeşit saten kumaş, şarmöz.
  2376. charmins İng.
    • (s). cezbedici, çekici, hoş, sevimli, cana yakın. charmingly (z). cana yakın olarak.
  2377. charnel house İng.
    • cesetlerin veya öIü kemiklerinin konulduğu mahzen.
  2378. charon İng.
    • (i)., (Yu)., (mit). ölümden sonra ruhları Styx ırmağından geçiren kayıkçı
    • kayıkçı, denizci.
  2379. charpoy İng.
    • (i). Hindistan'da kullanılan karyola.
  2380. chart İng.
    • (i)., (f)., (den). portolon, deniz haritası
    • plan, grafik
    • çizelge
    • (f). plan yapmak, plan çıkarmak
    • harita yapmak. chartless (s). haritasız.
  2381. charter İng.
    • (f). kiralamak, tutmak (uçak vb,)
    • berat, imtiyaz veya patent vermek. charterer (i). kontratla kiralayan kuruluş. chartered accountant (ing). imtiyazlı muhasebeci.
  2382. charter İng.
    • (i). patent, imtiyaz, berat
    • gemi kira kontratı. charter member bir derneğin ilk üyelerinden biri, kurucu. charter plane özel olarak kiralanmış ucuz tarifeli uçak.
  2383. chartism İng.
    • (i). 19 yüzyılda ingiltere'de siyasi reformcuların kurdukları partinin doktrin ve hareketleri. Chartist (i). bu ahmın taraftarı. chartography (bak). cartography.
  2384. chartreuse İng.
    • (i). Kartuziyen rahipleri tarafından Fransa ve ispanya'da imal edilen kokulu likör
    • sarımtırak açık yeşil renk. chartulary (bak). cartulary.
  2385. charwoman İng.
    • (i). (çoğ -women)., (ing). hizmetçi kadın.
  2386. chary İng.
    • (s). dikkatli, ihtiyatlı, tedbirli
    • esirgeyici, cimri. charily (z). cimrice.
  2387. charybdis İng.
    • (i). Sicilya sahiline yakın ve klasik mitolojide kadın canavar olarak şahıslandırılan tehlikeli bir girdap. between Scylla and Charybdis iki ateş arasında.
  2388. chase İng.
    • (f). kovalamak, arkasından koşmak, peşine düşmek
    • avlamak
    • (k.dili). koşmak, acele etmek.
  2389. chase İng.
    • (i). kovalama, av
    • kovalanan herhangi bir şey
    • (ing). avlanabilinen alan
    • (ing). başkalarının arazisinde avlanabilme hakkı. give chase avlamak. the chase avcılık.
  2390. chase İng.
    • (t)., (i). hakketmek, oymak
    • kabartma işleri yapmak (maden üzerine)
    • (i)., (matb). harflerin muhafazasında kullanılan demir çerçeve
    • oluk.
  2391. chaser İng.
    • (i). avcı
    • takip topu
    • ABD sert içkiden sonra içilen su.
  2392. chasm İng.
    • (i). kanyon, dar boğaz
    • derin yarık
    • boşluk, fasıla. chasmal (s). kanyon gibi.
  2393. chasse İng.
    • (i)., (f)ç. yana doğru yapılan bir dans figürü
    • (f). böyle dans etmek.
  2394. chassepot İng.
    • (i)., (Fr). 1870' lerde Fransız ordusunda kullanılmaya başlanan bir tüfek.
  2395. chasseur İng.
    • (i). Fransa ordusunun süratle hareket etme kabiliyeti olan piyade veya süvari kıtası mensubu
    • avcı. Chassidim (bak). Hasidim.
  2396. chassis İng.
    • (i)., (çoğ chassis)., (-iz) oto şasi
    • top kızağı
    • çerçeve.
  2397. chaste İng.
    • (s). iffetli, namuslu, sili
    • saf, bozulmamış
    • lekesiz
    • basit. sade chastely (z). iffetli olarak chasteness (i). iffetli oluş.
  2398. chasten İng.
    • (f). ıslah etmek için cezalandırmak, uslandırmak, yola getirmek
    • dersini vermek.
  2399. chastise İng.
    • (f). cezalandırmak dövmek chastisement (i). döverek cezalandırma.
  2400. chastity İng.
    • (i). iffet, ismet, saflık, temizlik. chastity belt bekâret kemeri.
  2401. chasuble İng.
    • (i). ayin sırasında Katolik papazlannın giydiği kolsuz. cüppe.
  2402. chat İng.
    • (i). sohbet, teklifsiz konuşma, hoşbeş
    • birkaç cins ötücü kuş.
  2403. chat İng.
    • (i). teklifsizce konuşmak, samimi konuşmak
    • gevezelik etmek
    • hoşbeş etmek, sohbet etmek.
  2404. chateau İng.
    • (i)., (çoğ -teaux). şato Fransız tipi büyük köşk.
  2405. chatelaine İng.
    • (i). şato sahibi kadın
    • buyük ve güzel bir evin hanımı
    • kadınların anahtar taşımak için bellerine taktıklan zincir
    • kadınların yakalarına taktıkları süs.
  2406. chatoyant İng.
    • (s)., (i). renk değiştiren
    • (i). bu şekilde parlayan taş.
  2407. chattel İng.
    • (i). menkul mal, taşınır mal
    • köle. chattel mortgage menkul rehin. goods and chattel ev bark.
  2408. chatter İng.
    • (f). gevezelik etmek
    • konuşur gibi sesler çıkarmak
    • çatırdamak (diş)
    • (mak). titreşim meydana getirmek
    • alelacele söylemek.
  2409. chatter İng.
    • (i). gevezelik, boş laf, lafü güzaf
    • diş çatırdaması. chatter marks bir aletin titreşimi sonucu meydana gelen düzensiz çizikler.
  2410. chatterbox İng.
    • (i). çok geveze kimse.
  2411. chatty İng.
    • (s). konuşkan
    • konuşma şeklinde, sohbet tarzında. chattily (z). konuşkanlıkla chattiness (i). konuşkanlık.
  2412. chaucerian İng.
    • (s)., (i). ingiliz yazarı. Chaucer'ın eserleri ile ilgili
    • (i). Chaucer uzmanı.
  2413. chauffeur İng.
    • (i)., (f). maaşlı hususi araba söförü
    • (f). özel şöförlük yapmak.
  2414. chaulmoogra İng.
    • (i). Doğu Hindistan'a mahsus ve meyvasından deri hastalıklarını tedavide kulıanılan bir ilaç yapllan ağaç, (bot). Taraktogenos kurzii.
  2415. chaussure İng.
    • (i)., (Fr). kundura, ayakkabı, çizme.
  2416. chautauqua İng.
    • (i)., (ABD). eğitici toplantı serisi.
  2417. chauvinism İng.
    • (i). aşırı milliyetçilik, şovenizm. chauvinist (i). aşırı derecede milliyetçi kimse. chauvinis'tic (s). aşırı milliyetçi. chauvinis'tically (z). aşırı derecede milliyetçi olarak.
  2418. chaw İng.
    • (f)., (i)., (Ieh). çiğnemek: (i). ağız dolusu.
  2419. cheap İng.
    • (s). ucuz, ehven
    • az zahmetle elde edilebilen
    • ucuzca
    • faizi ehven (borç para), satın alma gücü düşmüş olan (para)
    • bayağı, adi. dirt cheap çok ucuz. cheapskate (i)., (ABD)., (argo). cimri kimse.
  2420. cheapen İng.
    • (f). ucuzlatmak, değerini düşürmek
    • itibarını bozdurmak
    • ucuzlamak.
  2421. cheat İng.
    • (f). hile yapmak, dalavere yapmak, oyun çevirmek
    • aldatmak
    • dolandırıcılık etmek
    • (ABD)., (argo). ihanet etmek
  2422. cheat İng.
    • (i). hile, dolandırıcılık, aldatma
    • oyun, dalavere
    • (huk). hile ile mal alma
    • dolandırıcı, hilekâr kimse
    • slang üç kâğıtçı
    • sahte bir şey.
  2423. check İng.
    • (i). engel, mania, fren
    • geciktirme
    • kontrol, teftiş
    • kontrol işareti
    • ABD fiş, vestiyer fişi
    • (lokantada) hesap
    • (kumaşta) ekose deseni
    • dama
    • satranç şah
    • tahtada hafif çatlak deseni. in check kontrol altında.
  2424. check İng.
    • (f). durdurmak, birden durdurmak
    • engel olmak
    • kontrol altına almak
    • kontrol etmek, teftiş etmek
    • kontrol işareti koymak
    • kare deseni ile kaplamak
    • emanet odasına teslim etmek
    • satranç şah çekmek, şah demek
    • (boya tahta) çatlamak. check in otel veya uçak defterine kaydolmak. check up on soruşturmak, arastırmak. check out otelden hesabını görüp ayrılmak
    • (ABD)., (k.dili). öImek
    • soruşturmak, doğru olup olmadığını araştırmak
    • doğru olduğu açığa çıkmak
    • (mağazada) seçtiklerini kasada hesap ettirmek
    • işleyişini kontrol etmek.
  2425. check, cheque İng.
    • (i). çek traveler's check seyahat çeki. checkbook (i). çek defteri. checking account çek hesabı.
  2426. checker, chequer İng.
    • (i)., (f). dama
    • kare, ekose deseni
    • kasiyer
    • müfettiş, kontrolcu
    • (f). damalı yapmak, ekose deseni ile kaplamak
    • değişiklik ve zorluklarla doldurmak.
  2427. checkerberry İng.
    • (i). keklik üzümu, (bot). Gaultheria.
  2428. checkerboard İng.
    • (i). dama tahtası.
  2429. checkered İng.
    • (s). kareli, ekose
    • değişik olaylarla dolu.
  2430. checkers İng.
    • (i). dama oyunu. check list kontrol listesi.
  2431. checkmate İng.
    • (i)., (f)., (satranç). mat
    • tam yenilgi
    • (f). (satranç). mat etmek
    • hünerle yenmek.
  2432. checkoff İng.
    • (i). işveren tarafından işçilerin aylıklanndan sendika üye aidatı kesip sendikaya gönderme usulü.
  2433. checkout İng.
    • (i). işleyiş kontrolu
    • mağazada kasaya ödeme işlemi. checkout time aynlmayı gerektiren saat. check point trafik kontrol yeri.
  2434. checkrein İng.
    • (i). ucu eyere bağlanan dizgin.
  2435. checkroom İng.
    • (i). vestiyer
    • emanet odası. checks and balances hükümetin yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin ayrılmaları ve karşılıklı olarak birbirlerini denetleyip sınırlandırmaları.
  2436. checkup İng.
    • (i). tıbbi muayene. check valve emniyet valfı.
  2437. cheddar İng.
    • (i). yumuşak bir cins ingiliz peyniri.
  2438. cheek İng.
    • (i). yanak, avurt
    • (k.dili). cüret, yüzsüzlük, arsızlık. cheekbone (i). yanak kemiği. cheek by jowl yan yana.
  2439. cheeky İng.
    • (s)., (k.dili). yüzsüz, arsız, küstah. cheekily (z). küstahlıkla. cheekiness (i). küstahlık.
  2440. cheep İng.
    • (f)., (i). cıvıldamak, ötüşmek
    • (i). cıvlltı.
  2441. cheer İng.
    • (i). teşvik, alkış tutma
    • neşe ve memnuniyet veren şey
    • ruh haleti
    • kıvanç
    • yiyecek, erzak
    • misafirperverlik.
  2442. cheer İng.
    • (f). alkış tutmak, tempo ile bağırarak taraf tutmak
    • neşelendirmek, memnun etmek
    • teşvik etmek, cesaretlendirmek
    • tempo tutarak bağırmak
    • neşelenmek. cheer up moralini düzeltmek. Cheer up ! Keyfine bak ! Gecmiş olsun !.
  2443. cheerful İng.
    • (s). neşeli, şen, hoş, neşe saçan
    • (i).,içten gelen. cheerfully (z). neşeyle. cheerfulness (i). neşelilik.
  2444. cheering İng.
    • (i)., (s). alkış, taraf tutma
    • (s). memnun edici, neşelendirici.
  2445. cheerio İng.
    • (i)., ünlem, (ing). , (k.dili). merhaba
    • Allaha ısmarladık.
  2446. cheerleader İng.
    • (i). spor karşılaşmalarında tezahürat yapan grubun lideri.
  2447. cheerless İng.
    • (s). neşesiz, keyifsiz
    • iç kapayıcı, kasvetli. cheerlessly (z). neşesiz olarak. cheerlessness (i). neşesizlik.
  2448. cheers ! İng.
    • (ünlem). Sıhhatinize !.
  2449. cheery İng.
    • (s). neşeli, keyifli, şen
    • neşe verici, keyiflendirici. cheerily (z). neşeli bir tarzda. cheeriness (i). neşeli oluş.
  2450. cheese İng.
    • (i). peynir, peynir kalıbı
    • bu şekilde herhangi bir şey. Cheese it ! (argo). Kaç ! big cheese (argo). önemli bir kimse.
  2451. cheese-paring İng.
    • (s)., (i)., (argo). cimri
    • (i). peynir kabuğu
    • önemsiz bir şey
    • hasisçe bir davranış.
  2452. cheeseburger İng.
    • (i). peynirli köfte.
  2453. cheesecake İng.
    • (i). peynirli kek
    • (argo). güzel bir kızın bacaklarının resmi.
  2454. cheesecloth İng.
    • (i). tülbent.
  2455. cheesy İng.
    • (s). peynir gibi, peynir nevinden
    • (ABD)., (argo). kalitesiz, adi. cheesiness (i). peynirli veya peynir gibi oluş.
  2456. cheetah İng.
    • (i). geyik avında kullanılan parsa benzer bir hayvan.
  2457. chef İng.
    • (i). şef, ahçıbaşı, ahçı.
  2458. chef-d'oeuvre İng.
    • (i)., (Fr)., (çoğ -chefsd,oeuvre). şaheser.
  2459. chegue İng.
    • (bak). check.
  2460. chela İng.
    • (i)., (çoğ -Iae). (-li) yengeç veya ıstakoz gibi deniz hayvanlannın kıskacı.
  2461. chela İng.
    • (i). Hindistan' da mürit.
  2462. chelonia İng.
    • (i)., (çoğ)., (zool). kaplumbağa cinsinden hayvanlar. chelonian (i). kaplumbağa.
  2463. chem İng.
    • (kıs). chemical, chemist, chemistry.
  2464. chemical İng.
    • (s)., (i). kimyasal, kimya ile ilgili
    • (i). kimyasal madde. chemical action kimyasal etki. chemical compound kimyasal bileşim. chemical engineer kimya mühendisi.chemical fire extinguisher eczalı yangın söndürücüsü. chemical reaction kimyasal reaksiyon. chemical warfare kimyasal harp.
  2465. chemin de fer İng.
    • (Fr). demiryolu
    • bir nevi bakara (kumar oyunu).
  2466. chemise İng.
    • (i). kadln iç gömleği, kombinezon
    • kadın elbisesi, pelerin.
  2467. chemisette İng.
    • (i). kadın buluzü, bolero.
  2468. chemist İng.
    • (i). kimyager
    • (ing). eczacı.
  2469. chemistry İng.
    • (i). kimya .analytical chemistry analitik kimya. inorganic chemistry inorganik kimya.
  2470. chemotherapy İng.
    • (i)., (tıb). kemoterapi
    • kimya ile tedavi.
  2471. chemotropism İng.
    • (i)., (biyol). simiotropizm, hücrelerin bazı kimyasal maddelere karşı gösterdikleri yaklaşma veya uzaklaşma, kimyadoğrulumu.
  2472. chemurgy İng.
    • (i). organik maddelerin endüstriyel kullanılışları.
  2473. chenille İng.
    • (i). ipek veya pamuktan dokunmuş tüylü kordon veya saçak.
  2474. chequer İng.
    • (bak). checker.
  2475. cherish İng.
    • (f). aziz tutmak
    • bağrına basmak: gütmek. cherisher (i). aziz tutan kimse. cherishingly (z). aziz tutarak.
  2476. cheroot İng.
    • (i). uçları açık olan puro.
  2477. cherry İng.
    • (i)., (s). kiraz, (bot). Prunus: kiraz ağacı: kiraz ağacının kerestesi: parlak kırmızı renk: (s). parlak kırmızı: kiraz ağacından yapılmış. cornelian cherry kızılcık, (bot). Carnus mas morello cherry vişne, (bot). Prunus cerasus sour cherry kiraz eriği, (bot) Prunus cerasus wild cherry kuş kirazı, (bot). Cerasus padus, Cerasus avium.
  2478. chersonese İng.
    • yarımada. the Chersonese Gelibolu Yarımadası.
  2479. chert İng.
    • (i). bir çeşit kuvarslı kaya.
  2480. cherub İng.
    • (i). (çoğ -s, -bim). melek, kanatlı çocuk başı olarak resmedilen melek: masum ve güzel yüzlü insan
    • nur topu gibi çocuk. cheru'bic (s). melek gibi. cheru'bically (z). melek gibi olarak.
  2481. chervil İng.
    • (i). frenkmaydanozu, (bot). Anthriscus cerefolium.
  2482. cheshire cat İng.
    • devamlı olarak gülümseyen kedi (Alis Harikalar Diyarında adlı eserde geçer)
    • sırıtkan kimse.
  2483. chess İng.
    • (i). satranç
    • köprü tahtası. chessboard (i). satranç tahtası. chessman (i). satranç taşı.
  2484. chest İng.
    • (i). göğüs
    • sandık
    • kutu: bir kurumda para alınıp verilen yer: banka. chest of drawers çekmeceli dolap, konsol. chest register (müz). göğüsten çıkan pes sesler. community chest genel yardım sandlğı. hope chest ceyiz sandığı. medicine chest ilâc dolabı. tool chest takım sandığı. get something off one's chest içini dökmek.
  2485. chesterfield İng.
    • (i). içten düğmeli palto veya pardesü
    • kanepe.
  2486. chestnut İng.
    • (i)., (s). kestane, (bot). Castanea dentata: kestane kerestesi: kestane rengi
    • (k.dili). çok duyulmuş fıkra veya espri. (ing). doru at: (s). kızıl kahverengi, kestane rengi olan, maron. candied chestnut kestane şekeri. horse chestnut at kestanesi.
  2487. chesty İng.
    • (s)., (k.dili). küstah: bedeninin göğüs kısmı büyük olan.
  2488. chevalier İng.
    • (i). şövalye, atlı süvari
    • lejyon donör gibi nişan veya rütbe sahibi
    • kahraman ve mert kimse.
  2489. cheviot İng.
    • (i). sık yünü ile meşhur bir koyun cinsi
    • (k.h). (şev'iyıt) bu yönden dokunmuş kalın kumaş.
  2490. chevron İng.
    • (i). assubay ve erlerin rütbelerini gösteren kol işareti
    • (mim). zikzak çıta.
  2491. chevrotain İng.
    • (i). Asya üIkelerine mahsus geyiğe benzer birkaç çeşit geviş getiren hayvan.
  2492. chevy, chivvy İng.
    • (f)., (i)., (ing). avlamak, avlanmak
    • (i). av, av narası.
  2493. chew İng.
    • (f)., (i). çiğnemek: düşünmek, kafa yormak
    • tütün çiğnemek
    • (i). çiğneme
    • lokma. chew out azarlamak. chew the cud geviş getirmek. chew the rag çene çalmak. chewing gum çiklet.
  2494. chiaroscuro İng.
    • (i). resimde ve tabiatta ışık ve gölge oyunu
    • ışık ve gölge sanatı
    • edebiyatta tezat usulü. chiaroscurist (i). resimde sadece ışık ve gölge kullanan ressam.
  2495. chiasm İng.
    • (i)., (anat). kiyasma.
  2496. chibouk İng.
    • (i)., (T). çubuk.
  2497. chic İng.
    • (s)., (i). şık, modaya uygun
    • (i). şıklık.
  2498. chicago İng.
    • (i). Şikago şehri.
  2499. chicane İng.
    • (i). , (f). hile, oyun, şike
    • (f). hile yapmak, aldatmak, şike yapmak. chicanery (i). hile, şike.
  2500. chick İng.
    • (i). civciv, piliç
    • çocuk, yavru
    • (A.B.D.). , (argo). genç kız.
  2501. chickadee İng.
    • (i). Kuzey Amerika'ya mahsus bir cins baştankara. (zool). Parus.
  2502. chicken İng.
    • (i)., (s)., (f). piliç, tavuk
    • tavuk veya diğer kümes hayvanlannın eti
    • (k.dili). toy kimse
    • (A.B.D.)., (argo). genç kız
    • (s)., (A.B.D.)., (argo). korkak, ödlek
    • (f)., (A.B.D.)., (argo)., out (ile) korkudan çekinmek. chicken feed (argo). bozuk para, az para. chicken-hearted (s). korkak. chicken pox suçiçeği.
  2503. chickpea İng.
    • (i). nohut, (bot). Cicer arietinum roasted chickpea leblebi.
  2504. chickweed İng.
    • (i). kuş otu, sıçankulağı, (bot). Cerastium arvense.
  2505. chicory İng.
    • (i). hindiba, frenk salatası, güneğik, (bot). Cichorium intybus.
  2506. chide İng.
    • (f). (chid veya chided, chidden veya chided) azarlamak, kusur bulmak.
  2507. chief İng.
    • (i)., (s). şef, amir, reis
    • (argo). patron
    • hane. armanın en üst kısmı
    • (s). en yüksek rütbede olan
    • belli başlı, ana
    • başta olan. in chief baş, en yüksek mevki. chief justice başyargıç. chiefly (z). başlıca, en çok.
  2508. chieftain İng.
    • (i). kabile reisi
    • başkan, idareci. chieftaincy, chieftainship (i). kabile reisi
    • başkanlık.
  2509. chiffon İng.
    • (i)., (s). şifon
    • kadın elbisesi aksesuarı
    • (s). hafif çırpılmış yumurta akı gibi.
  2510. chiffonier İng.
    • (i). şifonyer, çekmeceleri olan aynalı dolap.
  2511. chigger İng.
    • (bak). chigoe.
  2512. chignon İng.
    • (i). topuz, saçın arkada toplanması.
  2513. chigoe, chigger, jigger İng.
    • (i). Batı Hint adaları, Amerika ve Afrika'da görülen ve dişisi hayvan veya insan etine gömülen bir cins pire.
  2514. chilblain İng.
    • (i)., (gen)., (çoğ)., (tıb). soğuk ve rutubetten el ve ayaklarda hâsıl olan kızarıklık ve şişlik
    • mayasıl.
  2515. child İng.
    • (i)., (çoğ -children) bebek, çocuk
    • çocuksu kimse
    • kız veya erkek evlât. childbed (i). kadının doğum yapma hali. childbirth (i). doğum. child labor çocukların çalıştırılması. child's play kolay iş. adopted child evlât edinilmiş çocuk, evlâtlık. with child hamile.
  2516. childermas İng.
    • (i). isa'nın doğumundan üç gün sonra kılıçtan geçirilen masum çocuklar yortusu, 28 Aralık.
  2517. childhood İng.
    • (i). çocukluk devresi. second childhood yaşlılık devresindeki çocukluk hali.
  2518. childish İng.
    • (s). çocuksu, çocuğumsu
    • saçma. childishly (z). çocukça. childishness (i). çocuksuluk.
  2519. childless İng.
    • (s). çocuksuz, çocuğu olmayan. childlessness (i). çocuksuzluk.
  2520. childlike İng.
    • (s). çocuk ruhlu, masum, içten, samimi.
  2521. children İng.
    • (bak). child.
  2522. chile İng.
    • (i). Şili.
  2523. chili İng.
    • (i). kırmızı biber, (bot). Capsicum frutescens. chili con carne kıyma, kırmızı biber ve kuru fasulyeden yapılmış bir yemek. chili sauce biberli domates sosu.
  2524. chiliad İng.
    • (i). bin
    • bin yıllık devre
  2525. chiliasm İng.
    • (i)., (ilah). isa'nın yeryüyüzünde bin yıl hüküm süreceği doktrini.
  2526. chill İng.
    • (i)., (s). soğuk
    • titreme, üşüme, ürperme
    • soğuk davranış
    • soğuk döküm kalıbı
    • (s). üşütücü
    • soğuk. take the chill off ıIıtmak. chill-cast (s). soğuk kalıba dökülmüş. chiller (i). soğutucu
    • korkunç hikâye.
  2527. chill İng.
    • (f). üşümek, ürpermek
    • (mad). donmak, sertleşmek
    • üşütmek
    • soğutmak (şarap)
    • ümidini kırmak. chillingly (i). üşütücü bir şekilde. chillriess (i). soğuk
    • soğuk davranış.
  2528. chilly İng.
    • (s)., (z). serin, soğuk, üşütücü
    • soğuğa karşı hassas
    • (z). soğuk bir şekilde. chillily (z). soğuk bir şekilde. chilliness (s). soğuk
    • soğuk davranış.
  2529. chime İng.
    • (i). ahenkli zil veya çan sesi
    • (müz). madeni borulardan meydana gelen bir çalgı
    • müzik, melodi
    • akort, ahenk.
  2530. chime İng.
    • (f). ahenkle çalmak (çan)
    • şarkı söyler gibi konuşmak
    • harmonize etmek, uygunluk sağlamak
    • ahenkli ses çıkarmak. chime in uymak
    • söz kesip konuşmaya katılmak.
  2531. chime, chimb, chine İng.
    • (i). fıçının iki ucundaki şevli kenar.
  2532. chimera İng.
    • (i). ağzından ateş püsküren mitolojik bir canavar
    • süsleme sanatında kullanılan canavar figürü
    • vehim, kuruntu, kabus.
  2533. chimerical İng.
    • (s). hayali, gerçek olmayan. chimerically (z). hayali olarak.
  2534. chimney İng.
    • (i). baca
    • lamba şisesi
    • krater, yanardağ ağzı. chimney corner ocak başı. chimney damper baca sürgüsü. chimney piece şömine tablası. chimney pot baca külâhı. chimney sweep baca temizleyicisi.
  2535. chimpanzee İng.
    • (i). şempanze.
  2536. chin İng.
    • (i)., (f). çene
    • (f). jimnastikte çeneyi çubuğun hizasına getirmek
    • (k.dili). konuşmak
    • (k.dili). çene hizasına kaldırmak, boynunun arasına sıkıştırmak (keman).
  2537. china İng.
    • (i). porselen, seramik, çini. chinaware (i). porselen, çanak çömlek. china closet tabak dolabı.
  2538. china İng.
    • (i). Çin. People's Republic of China çin Halk Cumhuriyeti. Republic of China Tayvan. China aster pat çiçeği, meydan güzeli. Chinaman (i)., (asağ). Çinli.
  2539. chinaberry İng.
    • (i). tespihağacı.
  2540. chinatown İng.
    • (i). Çin dışındaki büyük şehirlerde Çinlilerin oturduğu semt.
  2541. chinch İng.
    • (i). tahtakurusu.
  2542. chinchilla İng.
    • (i). sincaba benzer bir Güney Amerika hayvanı
    • bu hayvanın çok değerli olan kürkü, çinçilla
    • kalın ve tüylü paltoluk kumaş.
  2543. chincough İng.
    • (i). boğmaca.
  2544. chine İng.
    • (i). omurga kemiği, belkemiği
    • sırttan çıkarılan et.
  2545. chinese İng.
    • (i)., (s). Çince
    • Çin'de konuşulan dillerden herhangi biri
    • Çinli
    • (s). Çine, Çinlilere veya Çince'ye ait. Chinese calendar. (bak). calendar. Chinese lantern (plant) şeytan feneri, (bot). Physalis alkekengi. Chinese puzzle çinlilerin yaptığı karışık bir bulmaca
    • çözülmesi zor problem. Chinese Wall Çin seddi.
  2546. chink İng.
    • (i)., (f). yarık, çatlak
    • (argo). temiz para, nakit para
    • madeni ses
    • (f). yarıkları doldurmak
    • şangırdamak, şangırdatmak.
  2547. chink İng.
    • (i).,( A.B.D.)., (argo)., (asağ). Çinli.
  2548. chinook İng.
    • (i). Amerika'da esen sıcak, kuru bir rüzgâr.
  2549. chintz İng.
    • (i). basma, perdelik kreton.
  2550. chintzy İng.
    • (s).,( ABD)., (k.dili). adi, iyi olmayan.
  2551. chios İng.
    • (i). Sakız adası.
  2552. chip İng.
    • (f). yontmak, çentmek, budamak, şekil vermek
    • (iskambil). fişle oyuna girmek
    • cıvıldamak (kuş). chip in (k.dili). iştirak etmek
    • sözü kesmek. chipped beef ince dilinmiş kuru sığır eti.
  2553. chip İng.
    • (i). yonga, çentik
    • ince dilim halinde kesilmiş yiyecek
    • (çoğ,). (ing). patates kızartması
    • iskambil fiş
    • küçük kıymetli taş parçası
    • önemsiz bir şey
    • lezzetsiz kuru yiyecek
    • kurumuş tezek parçası
    • sepet örücülüğünde kullanılan hasır. a chip off the old block hareket ve konuşmasında ailesine benzeyen kimse. a chip on one's shoulder kavgaya hazır oluş, öfkesi burnunun ucunda olma. in the chips (argo). zengin.
  2554. chipmunk İng.
    • (i). üstü çizgili birkaç çeşit ufak sincap.
  2555. chippendale İng.
    • (i). 18. yüzyılda yaşamış olan bir ingiliz marangozu
    • bu marangozun stilinde yapılmış mobilya.
  2556. chipper İng.
    • (s)., (ABD)., (k.dili). canlı, neşeli
    • şık, iyi giyinmiş.
  2557. chipping İng.
    • (ı).,(argo). arasıra uyuşturucu ilâç içme.
  2558. chippy İng.
    • (i). serçe
    • ufak sincap
    • (argo). orospu kız.
  2559. chirograph İng.
    • (i)., (huk). kendi el yazısıyla yazılmış vesika. chirog-rapher (i). el yazısı ile yazan veya bunun üzerinde çallşan kimse, hattat. chirography (i). el yazısı.
  2560. chiromancy İng.
    • (i). el falı.
  2561. chiropodist İng.
    • (i). ayak bakım mütehassısı.
  2562. chiropody İng.
    • (i). ayak bakımı, nasır gibi basit ayak rahatsızlıkların tedavisi.
  2563. chiropractic İng.
    • (i). masajla tedavi usülü, omurga masajı ile tedavi. chi'ropractor (i). masajla tedavi eden kimse.
  2564. chiroptera İng.
    • (i)., (çoğ)., (zool). uçan memeliler
    • yarasalar.
  2565. chirp İng.
    • (f)., (i). cıvıldar gibi ses çıkarmak, cıvıldamak
    • cıvıldar gibi konuşmak
    • (i). cıvıltı. chirpy (s). cıvıltılı, neşeli.
  2566. chirr İng.
    • (f)., (i). (çekirge, ağustosböceği gibi) tiz ses çıkarmak
    • bu şekilde ötmek
    • (i). çekirge ve benzeri hayvanların ötüşü.
  2567. chirrup İng.
    • (f)., (i). neşe ile cıvıldamak, cıvıltılı sesler çıkarmak
    • (i). cıvıltı.
  2568. chirurgery İng.
    • (i)., (eski). cerrahlık. chirurgic, chirurgical (s)., (eski). cerrahi.
  2569. chisel İng.
    • (i)., (f). keski, kalem
    • (f). kalemle kesmek
    • (argo). aldatmak, hile ile elde etmek
    • keski ile çalışmak. chiseled (s). keski ile şekil verilmiş
    • güzel bir şekil verilmiş
    • keskin hatlı.
  2570. chit İng.
    • (i). yiyecek içecek masrafları için ödenen para makbuzu
    • (ing). not, mektup
    • çocuk, delişmen ve tecrübesiz kız.
  2571. chitchat İng.
    • (i). Iaf, havadan sudan konuşma
    • dedikodu.
  2572. chitin İng.
    • (i). kitin. chitinous (s). kitinli.
  2573. chitterlings İng.
    • (i)., (çoğ). hayvan bağırsağı, bumbar.
  2574. chivalrous, chivalric İng.
    • (s). şövalye gibi, nazik, cömert, cesur. chivalrously (z). şövalyelere has bir şekilde. chivalrousness (i). şövalye gibi oluş.
  2575. chivalry İng.
    • (i). şövalyelik
    • cömertlik
    • cesaret
    • şövalyelik örgütü
    • şövalyeler
    • şövalyelik makamı.
  2576. chivaree İng.
    • (bak). charivari.
  2577. chive İng.
    • (i). yemeğe tat vermek için kullanılan Frenk soğanı, (bot). Allium schoenoprasum.
  2578. chivvy İng.
    • (bak). chevy.
  2579. chlamys İng.
    • (i). eski Yunan erkeklerinin giydiği kısa pelerin.
  2580. chloral İng.
    • (i)., (kim). kloralhidrat.
  2581. chlorate İng.
    • (i)., (kim). klorik asit tuzu. chlorate of zinc lehim suyu.
  2582. chloric acid İng.
    • (kim). klorik asit.
  2583. chloride İng.
    • (i). klorid. chloride of lime kalsiyum klorid.
  2584. chlorinate İng.
    • (f). klorlamak.
  2585. chlorine İng.
    • (i)., (kim). klor.
  2586. chloroform İng.
    • (i)., (f)., (kim). kloroform
    • karınca yağı
    • (f). kloroformla uyutmak.
  2587. chlorophyll İng.
    • (i)., (bot). klorofil.
  2588. chloroplast İng.
    • (i)., (bot). içinde klorofil bulunan protoplazma, kloroplast.
  2589. chlorosis İng.
    • (i)., (bot). kloroz, sarıcalık
    • (tıb). genç kızlarda demir eksikliğinden meydana gelen kansızlık.
  2590. chlorous acid İng.
    • (kim). kloröz asit.
  2591. chock İng.
    • (i). odun parçası, takoz
    • (den). yomalık büyük kurt ağzı
    • kızak.
  2592. chock İng.
    • (f). takozla desteklemek, destek koymak
    • (den). kızağa çekmek. chock-block (s). palanga makaraları birbirine kavuşmuş
    • dopdolu
    • sıkışık.
  2593. chock-full İng.
    • (s). dopdolu.
  2594. chocolate İng.
    • (i)., (s). çikolata
    • koyu kahverengi
    • (s). çikolatalı, çikolata ile yapılmış
    • çikolata renginde.
  2595. choice İng.
    • (i). seçme, ayırma
    • tercih hakkı, seçim hakkı
    • seçilmiş kişi veya şey, tercih
    • diğerlerine tercih edilen şey
    • şık, ihtimal. by choice tercihli.Take your choice istediğinizi alınız. seçiniz.
  2596. choice İng.
    • (s). seçkin, güzide
    • mükemmel, üstün. choicely (z). seçkin bir şekilde. choiceness (i). seçkin oluş.
  2597. choir İng.
    • (i)., (f). kilise korosu, koro
    • kilisede koroya mahsus yer
    • (f). koroda şarkı söylemek. choir loft kilise balkonunda koro yeri.
  2598. choke İng.
    • (f). boğmak, nefesini kesmek, tıkamak
    • önünü kesmek, boğmak (münakaşa, söz)
    • bastırmak, baskı altında tutmak
    • boğulmak, nefesi kesilmek. choke back, choke down, choke off tutmak, durdurmak
    • yutmak
    • menetmek. choke up tıkanmak
    • heyecandan konuşamamak.
  2599. choke İng.
    • (i). boğma, tıkama, ağzını kapatma
    • (oto). kısıcı, boğucu.
  2600. chokecherry İng.
    • (i). yabani acı kiraz, (bot). Prunus virginiana.
  2601. chokedamp İng.
    • (i). maden ocağının içindeki oksijeni az ve karbondioksiti fazla olan öksürtücü hava, boğucu gaz.
  2602. choker İng.
    • (i). boğan şey veya kimse
    • (k.dili). boyuna sımsıkı takılan gerdanlık
    • dik yaka.
  2603. choky İng.
    • (s)., (i). boğucu
    • (i)., (ing)., (k.dili). hapishane.
  2604. choler İng.
    • (i). öfke, kızgınlık, asabiyet
    • (eski)., (biyol). safra. choleric (s). çabuk kızan.
  2605. cholera İng.
    • (i). kolera.
  2606. cholesterol İng.
    • (i). kolesterol, safrayağı.
  2607. chondroid İng.
    • (s)., (anat). kıkırdak gibi.
  2608. choose İng.
    • (f). (chose, chosen) seçmek, ayırmak, tercih etmek, arzu etmek, istemek
    • tercih yapmak. cannot choose but mecburdur. chooser (i). seçen kimse.
  2609. choosy İng.
    • (s)., (k.dili). müşkülpesent, zor memnun edilebilen.
  2610. chop İng.
    • (i). kesme işi, kesici darbe
    • pirzola
    • yarık, çatlak.
  2611. chop İng.
    • (f). (-ped, -ping) balta ile parçalara ayırmak
    • parçalamak
    • birdenbire ve şiddetle hareket etmek
    • birdenbire yön değiştirmek (rüzgar). chop up kıymak, doğramak
    • (odun) yarmak.
  2612. chop İng.
    • (i)., (s). Hindistan'da mühür, mühürlü imtiyaz
    • (s). birinci kalitede.
  2613. chop İng.
    • (i)., (f). ağız, çene
    • ani ısırma
    • (f). ağzı ile yakalamak
    • birdenbire söylemek.
  2614. chop suey İng.
    • çin lokantalarında yenen sebzeli et, piliç gibi türlü yemeği.
  2615. chophouse İng.
    • (i). pirzola servisi yapan lokanta
    • çin'de gümrük binası.
  2616. chopper İng.
    • (i). kısa saplı balta, satır
    • elektrik akımını kesen alet
    • (argo). helikopter.
  2617. chopping İng.
    • (i). kesiş, vuruş. chopping block kütük.
  2618. choppy İng.
    • (s). değiken, yön değiştiren (ruzgâr)
    • çırpıntılı (deniz, su).
  2619. chopsticks İng.
    • (i). çinlilerin yemek yemek için çift olarak kullandıkları çubuk.
  2620. choragus İng.
    • (i)., (çoğ -gi). eski Yunan korolarının şefi
    • herhangi bir festivalin idarecisi.choragic (s). koro şefiyle ilgili veya ona ait.
  2621. choral İng.
    • (s). koro ile ilgili
    • bir koro tarafından söylenmiş
    • koro için yazılmış.
  2622. chorale İng.
    • (i). ilâhi beste, koral.
  2623. chord İng.
    • (i). çalgı teli
    • his, duygu
    • (geom). kiriş
    • (müz). bir arada çalınan ahenkli birkaç çeşit nota, akort. dominant chord esas gamın beşinci notası olan akort
    • sol ile ahenkli akort. spinal chord. (bak). cord chord of an arc yay kirişi.
  2624. chordate İng.
    • (i). omurgalı hayvan.
  2625. chore İng.
    • (i). (ABD). küçük bir iş
    • (çoğ). bir evin veya çiftliğin günlük işleri
    • güç ve zevksiz bir iş.
  2626. chorea İng.
    • (i)., (tıb). kore hastalığı, yüzde, kollarda ve bacaklarda tikler meydana getiren bir çocuk hastalığı.
  2627. choreographer İng.
    • (i). koreograf, bale direktörü.
  2628. choreography İng.
    • (i). koreografi, bale eserleri yazma sanatı
    • bale sanatı.
  2629. choriamb İng.
    • (i)., (siir). dört heceli bir öIçü.
  2630. choric İng.
    • (s). koroya ait, koro için.
  2631. chorion İng.
    • (i)., (anat). ceninin dış zarı, koryon.
  2632. chorion İng.
    • (i)., (anat)., ceninin dış zarı,koryon.
  2633. chorister İng.
    • (i). koro üyesi
    • kilise korosunda şarkı söyleyen erkek çocuk
    • koro şefi.
  2634. chorography İng.
    • (i). bir bölgenin haritasını çıkarma ve arazi karakterini inceleme iimi. chorographer (i). haritacı. chorograph'ical (s). haritacılıkla ilgili veya ona ait. chorograph-ically (z). haritacılıkla ilgili olarak.
  2635. choroid İng.
    • (i)., (s)., (anat). gözün damar tabakasının arka parçası
    • (s). buna benzer.
  2636. choromo- İng.
    • (önek). renk, renkli.
  2637. chortle İng.
    • (f)., (i). kıkırdamak, kahkahaları zaptetmek
    • (i). kıkırdama.
  2638. chorus İng.
    • (i)., (f). koro, koro parçası
    • bir şarkının koro kısmı
    • koro ekibi
    • (f). koro halinde şarkı söylemek veya konuşmak. chorus girl kabare kızı. in chorus hep beraber, hep bir ağızdan.
  2639. chose İng.
    • (i)., (Fr)., (huk). şey, mal, şahsi eşya veya mal. chose in action alacak. chose in possession malikin elinde bulunan menkul eşya.
  2640. chose İng.
    • (bak). choose.
  2641. chosen İng.
    • (bak). choose: (s). seçilmiş olan, tercihli
    • (ilah). cennete gitmek üzere seçilmiş olan.
  2642. chough İng.
    • (i). kırmızı gagalı dağ kargası, kızılca karga, (zool). Pyrrhocorax pyrrhocorax.
  2643. chouse İng.
    • (f)., (i)., (eski). aldatmak, hile yapmak, dolandırmak: (i). hile, oyun.
  2644. chow İng.
    • (i). kahverengi veya siyah tüylü, siyah dilli ,çin köpeği
    • (ABD)., (argo). yiyecek.
  2645. chow mein İng.
    • kızartılmış erişte ile servis yapllan çinlilere ait türlü yemeği.
  2646. chow-chow İng.
    • (i). hardalla yapılan karışık turşu.
  2647. chowder İng.
    • (i). balıklı sebze çorbası.
  2648. chrestomathy İng.
    • (i). yabancı bir dilden seçilmiş okuma parçaları.
  2649. chrism, chris,om İng.
    • (i)., (kil). kutsal mesh yağı.
  2650. chrisom İng.
    • (i)., (eski). vaftiz sırasında çocuğa giydirilen beyaz elbise.
  2651. christ İng.
    • (i). mesih, isa. Christlike (s). isa gibi. Christ's thorn kaba diken, (bot). Rhamnus palurius.
  2652. christen İng.
    • (f). vaftiz etmek
    • vaftiz ederken isim koymak: isim koymak ve ithaf etmek
    • (k.dili). ilk olarak kullanmak. christening (i). vaftiz.
  2653. christendom İng.
    • (i). Hıristiyan alemi
    • Hıristiyanlar.
  2654. christian İng.
    • (s)., (i). Hıristiyan, isa peygambere inanan
    • (k.dili). saygıdeğer, dürüst
    • insani, merhametli
    • (i). Hıristiyan olan kimse, hayatında isa'nın yolunu takip eden kimse
    • temiz ahlaklı kimse. Christian era Milâdt tarih. Christian name vaftizde verilen ad. Christian Science hastalığın yalnız insanın kafasmda mevcut olduğuna inanan bir mezhep.
  2655. christianity İng.
    • (i). Hıristiyanlık
    • Hıristiyan dini.
  2656. christmas İng.
    • (i). Noel, isa'nın doğumu yortusu (25 aralık). christmas eve noel arifesi. chrıstmas rose kara çöpleme, (bot). helleborus niger. chrıstmas tree noel ağacı.
  2657. chroma İng.
    • (i). renk berraklığı.
  2658. chromatics, chromatology İng.
    • (i). renkler ilmi.
  2659. chromatie İng.
    • (s). renklerle ilgili
    • (müz). kromatik, seslerin yarımşar ton ara ile birbirlerini takip etmeleri ile ilgili. choromatic scale (müz). kromatik gam. choromatically (z). kromatik olarak.
  2660. chromatin İng.
    • (i). kromatin.
  2661. chromatography İng.
    • (i). kromatografi, renkli fotoğraf.
  2662. chromatophore İng.
    • (i). kromatofor.
  2663. chrome İng.
    • (i). krom. chrome green krom yeşili. chrome steel kromlu çelik.
  2664. chromie İng.
    • (s)., (kim). kromdan veya krom ile ilgili.
  2665. chromium İng.
    • (i)., (kim). krom.
  2666. chromo, chromolithograph İng.
    • (i). renkli taş basma.
  2667. chromogen İng.
    • (i). renkli madde öncüsü, kromojen.
  2668. chromoplast İng.
    • (i)., (biyol). kromoplast.
  2669. chromosome İng.
    • (i)., (biyol). kromozom.
  2670. chromosphere İng.
    • (i)., (astr). kromosfer, renkküre.
  2671. chron İng.
    • (kıs). ehronological, ehronology.
  2672. chronaxy İng.
    • (i)., (tıb). kronaksi.
  2673. chronicle İng.
    • (i)., (f). tarih, kayıt, vakayiname, günlem
    • (f). kaydetmek, tarihe geçirmek. chronicler (i). tarihe kaydeden kimse.
  2674. chronie İng.
    • (s). müzmin, kronik, süreğen. chronically (z). müzmin bir şekilde.
  2675. chronogram İng.
    • (i). tarih. ebced hesabıyla tarih.
  2676. chronograph İng.
    • (i). olayların tam oluş anını tespit eden alet
    • çok kısa zaman bölümlerini öIçen alet. chronograph-ic (s). bu alet ile ilgili.
  2677. chronologieal İng.
    • (s). kronolojik tarih sırasına göre düzenlenmiş. ehronologically (z). tarih sırasına göre.
  2678. chronology İng.
    • (i). kronoloji, olaylan tarih sırasına göre düzenleme ilmi.
  2679. chronometer İng.
    • (i). kronometre.
  2680. chronometry İng.
    • (i). vakti tam olarak öIçme ilmi.
  2681. chrysalis İng.
    • (i). krizalit, böceğin kelebek olmadan evvel koza içinde veya dışmdaki hali.
  2682. chrysanthemum İng.
    • (i). kasımpatı, krizantem. corn chrysanthemum sarı pat, (bot). Chrysanthemum segetum.
  2683. chryselephantine İng.
    • (s). altın ve fildişinden yapılmış.
  2684. chrysobery! İng.
    • (i). sarı veya yeşil renkte olan ve bazen de kuyumculukta kullanılan bir mineral.
  2685. chrysolite İng.
    • (i). zebercet, sarı yakut.
  2686. chrysoprase İng.
    • (i). bir çeşit yeşilimsi kuvars taşı.
  2687. chthonian İng.
    • (s)., (mit). öIüler diyarının ilâhları ve ruhlarına ait.
  2688. chub İng.
    • (i)., (zool). sazan cinsinden birkaç çeşit balık, kefal.
  2689. chubby İng.
    • (s). tombul, dolgun.
  2690. chuck İng.
    • (f)., (i). çenesini okşamak
    • atmak
    • (k.dili). çöpe atmak
    • (argo). istifa etmek
    • (i). okşama
    • kısa bir mesafeye fırlatma
    • (ing)., (k.dili). şekerim. chuck out (k.dili). atmak, çöpe atmak
    • yaka paça. kapı dışarı etmek.
  2691. chuck İng.
    • (i). sığırın boynu ile kürek kemiği arasmdaki kısım
    • takoz olarak kullanılan odun veya kalas
    • dağ sıçanı
    • (mak). torna balama aynası. drill chuck matkap aynası, burgu aynası. chuck wagon içinde kovboylara yemek hazırlanan araba.
  2692. chuckhole İng.
    • (i)., (Ieh). yoldaki çamur cukuru.
  2693. chuckle İng.
    • (f)., (i). kıkır kıkır gülmek, kendi kendine gülmek
    • (i). kıkırdama
    • anne tavuğun civcivlerini çağırmak için çıkardığı ses. chuckler (i). kıkırdayan kimse.
  2694. chucklehead İng.
    • (i)., (k.dili). budala kimse, kalın kafalı kimse. chuckleheaded (s). kalın kafalı. chuckleheadedness (i). kalın kafalılık.
  2695. chug İng.
    • (i)., (f). bir makinanın işlerken çıkardığı egzoz sesi
    • (f). bu sesi çıkarmak
    • bu sesi ,çıkararak yürümek.
  2696. chukker İng.
    • i polo oyununun devrelerinden biri
  2697. chum İng.
    • (i)., (f). (-med -ming) yakın arkadaş, samimi dost
    • yatılı okulda oda arkadaşı
    • (f). yakın dost olmak
    • aynı odayı paylaşmak. chummy (s)., (k.dili). samimi.
  2698. chum İng.
    • (i). yem olarak kullanılan yağlı balık parçaları.
  2699. chump İng.
    • (i)., (k.dili). kalın kafalı kimse, budala kimse
    • kütük, takoz
    • (argo). kafa, kelle. off one's chump (ing)., (argo). aklını kaçırmış. chumpish (s). budala.
  2700. chump İng.
    • (f). çiğnemek.
  2701. chunk İng.
    • (i). külçe, yığın, topak
    • (k.dili). kuvvetli ve tıknaz adam
    • bodur ve güçlü at veya başka hayvan. chunky (s). bodur, tıknaz
    • topak topak, külçe halinde. chunkiness (i). bodurluk.
  2702. church İng.
    • (f). kiliseye getirmek
    • kilise disiplinine tabi tutmak
    • kilisede şükran duası etmek (bilhassa doğumdan sonra kadınlar).
  2703. church İng.
    • (i). kilise
    • kilise ayini
    • herhangi bir Hıristiyan mezhebi
    • cemaat
    • din adamlığı
    • dinsel örgüt. church'goer (i). kiliseye muntazam giden kimse. church'man (i). kilise azası. church'warden (i). kilise mütevellisi. church'yard (i). kilise bahçesi ve mezarlık.
  2704. churl İng.
    • (i). tamahkar kimse, hasis kimse, cimri adam
    • köylü
    • kaba adam. churlish (s). kaba, vahşi
    • tamahkar, cimri
    • işlenmesi zor (toprak). churlishly (z). kaba bir şekilde. churlishness (i). kabalık.
  2705. churn İng.
    • (i)., (f). yayık, yayığa benzer herhangi bir alet
    • süt kabı
    • (f). tereyağı yapmak için sütü dövmek, çalkamak
    • devamlı olarak dövmek, karıştırmak. churning (i). çalkama.
  2706. churr İng.
    • (i). uçarken kuşun çıkardığı kanat sesi, pırr
    • (bak). chirr.
  2707. chute İng.
    • (i). akıntı, çağlayan
    • kanal, oluk
    • şelale
    • dar boğaz şeklinde ağıl
    • paraşüt.
  2708. chutney İng.
    • (i). bir çeşit Doğu Hindistan turşusu.
  2709. chutzpah İng.
    • (i)., (ABD)., (argo). cüret, küstahlık.
  2710. chuvash İng.
    • (i). Cuvaş Cumhuriyeti.
  2711. chyle İng.
    • (i)., (biyol). kilüs, bağırsaklarda bulunan beyaz bir sıvı.
  2712. chyme İng.
    • (i)., (biyol). kimüs, midede yarı hazmedilmiş halde bulunan yiyecekler. chymous (s). kimüsle ilgili veya onun gibi.
  2713. ci-devant İng.
    • (s)., (Fr). sabık, eski.
  2714. cia İng.
    • (kIs). Central Intelligence Agency.
  2715. cibinlik Tür.
    • mosquito net. mosquitoe net.
  2716. cibinlik Tür.
    • mosquito net.
  2717. ciborium İng.
    • (i)., (çoğ-ria)., (mim), büyük kiliselerde mihrabın üstüne çekilen sayvan
    • Katolik kilisesinde içine takdis edilmiş ekmek konan kap.
  2718. cicada İng.
    • (i). ağustosböceği, (zool). Cicadis.
  2719. cicatrice, cicatrix İng.
    • (i). yaranın üstünü kapatan yeni zar, sikatris: (bot). düşen bir yaprak veya tohumun bıraktığı iz.
  2720. cicatrize İng.
    • (f). kabuk bağlamak, kapanmak, onmak (yara)
    • kapatmak. cicatriza'tion (i). kabuk bağlama.
  2721. çiçek Tür.
    • flower. bloom.
  2722. çiçek Tür.
    • floral. flower. blossom. smallpox. bloom.
  2723. çiçek Tür.
    • floral. flower. blossom. smallpox.
  2724. çiçek aşısı Tür.
    • smallpox vaccination.
  2725. çiçek bahçesi Tür.
    • flower garden.
  2726. çiçek bahçesi Tür.
    • flower garden.
  2727. çiçek demeti Tür.
    • nosegay.
  2728. çiçek demeti Tür.
    • bouquet.
  2729. çiçek pazarı Tür.
    • flower market.
  2730. çiçek sapı Tür.
    • peduncle.
  2731. çiçek soğanı Tür.
    • bulb.
  2732. çiçek tozu Tür.
    • pollen.
  2733. çiçek yaprağı Tür.
    • petal.
  2734. çiçek yaprağı Tür.
    • bract.
  2735. çiçekçi Tür.
    • florist.
  2736. çiçekçi Tür.
    • florist.
  2737. çiçekçilik Tür.
    • floriculture. horticulture.
  2738. çiçekçilik Tür.
    • floriculture. floristry.
  2739. çiçeklenme Tür.
    • blooming. bloom. florescence. inflorescence. spadix.
  2740. çiçeklenme Tür.
    • bloom.
  2741. çiçeklenmek Tür.
    • bloom. flower.
  2742. çiçeklenmek Tür.
    • bloom. blossom. to flower. to blossom. to bloom.
  2743. çiçekli Tür.
    • flowered. flowery. flowering. blooming. abloom. florid. flowered.
  2744. çiçekli Tür.
    • floral. flowered. flowery. with flowers.
  2745. çiçekli Tür.
    • blooming. floral. flowery.
  2746. çiçeklik Tür.
    • window box.
  2747. çiçeklik Tür.
    • bed. flower garden. vase. flower head. receptacle.
  2748. çiçeklik Tür.
    • bed.
  2749. çiçeksime Tür.
    • efflorescence.
  2750. cicely İng.
    • (i). güzel kokusu için yetiştirilen maydanoz familyasından bir bitki, (bot). Myrrhis odorata.
  2751. cicerone İng.
    • (i). turist rehberi, tercüman.
  2752. cichoriaceous İng.
    • (s)., (bot). hindibaya benzeyen it (çoğ -bei). evli.
  2753. cici Tür.
    • nice. pretty. sweet. pretty thing. toy. plaything. little.
  2754. cici Tür.
    • darling. nice. pretty. sweet. good.
  2755. cici Tür.
    • cute. pretty. sweet. dinky. popsy. popsy-wopsy.
  2756. cicik Tür.
    • nipple.
  2757. cicili bicili Tür.
    • fussy. gaudy. meretricious.
  2758. cicim Tür.
    • my dear. poppet.
  2759. cicim Tür.
    • light rug.
  2760. cicisbeo İng.
    • (i). bir kadının âşığı.
  2761. cid İng.
    • (i). 11. yüzyılda yaşamış Ispanyol destan kahramanı, Sid.
  2762. cidden Tür.
    • seriously. in earnest. indeed. really. for real. momentously. real. right.
  2763. cidden Tür.
    • really. seriously.
  2764. cidden Tür.
    • indeed. really. seriously. truly.
  2765. ciddi Tür.
    • serious. earnest. businesslike. unsmiling. critical. important. austere. capital. demure. devout. eventful. forbidding. grave. gut. momentous. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. starched. mortally.
  2766. ciddi Tür.
    • serious. acute. ad hocracy. austere. crucial. devout. earnest. heavy. sober. solemn. stately. steady.
  2767. ciddi Tür.
    • austere. bad. critical. deep. earnest. grave. heavy. momentous. nasty. serious. sober. solemn. staid. standoffish. steady. straight. weighty. true. real. important. significant.
  2768. ciddileşmek Tür.
    • draw oneself up.
  2769. ciddilik Tür.
    • earnestness.
  2770. ciddiyet Tür.
    • seriousness. earnestness. demureness. devoutness. momentousness. sedateness. severity. solemnity. staidness. starch.
  2771. ciddiyet Tür.
    • seriousness.
  2772. ciddiyet Tür.
    • austerity. dignity. earnest. gravity. solemnity. seriousness.
  2773. ciddiyetsiz Tür.
    • flippant.
  2774. ciddiyetsizlik Tür.
    • flippancy. levity.
  2775. cider İng.
    • (i). elma suyu, elma şarabı. cider press elma cenderesi.
  2776. cif Tür.
    • When the selling price of a good includes transportation costs, so that the buyer does not have to pay for those costs separately The risk of loss or damage to the goods in transport is borne by the seller or the seller"s insurance company.
  2777. cif Tür.
    • insurance. freight (CIF.
  2778. cif Tür.
    • Cost, insurance, freight A pricing term indicating that the cost of the goods, insurance, and freight are included in the quoted price.
  2779. cif Tür.
    • Cost, insurance, freight A pricing term indicating that the cost of the goods, insurance, and freight are included in the quoted price.
  2780. cif Tür.
    • Cost, insurance, and freight See Incoterms above.
  2781. cif Tür.
    • Cost, insurance and freight Contract clause common in foreign trade showing that the seller will pay for delivery of the goods to the port of shipment, loading the goods onto the ship, freight from the port of shipment to the port of destination and insurance of the goods up to the port of destination These costs are usually included in the price of the merchandise.
  2782. cif Tür.
    • Cost, Insurance, Freight A pricing term indicating that the cost of goods, insurance, and freight are included in the quoted price.
  2783. cif Tür.
    • Cost, Insurance and Freight Selling on a CIF basis means that the seller assumes the transportation costs.
  2784. cif Tür.
    • Cost, Insurance and Freight Sea.
  2785. cif Tür.
    • Cost, Insurance, and Freight. "Cost, Insurance and Freight" means that the seller has the same obligations as under CFR but with the addition that he has to procure marine insurance against the buyer"s risk of loss of or damage to the goods during the carriage The seller contracts for insurance and pays the insurance premium The buyer should note that under the CIF term the seller is only required to obtain insurance on minimum coverage The CIF term requires the seller to clear the goods for export This term can only be used for sea and inland waterway transport When the ship"s rail serves no practical purposes such as in the case of roll-on/ roll-off or container traffic, the CIP term is more appropriate to use.
  2786. cif Tür.
    • Cost, Insurance, and Freight: A term indicating that a quoted price includes the cost of the goods, insurance, and transportation charges. Cost, Insurance, Freight A pricing term that shows that the cost of the goods, insurance, and freight are included in the quoted price. "Cost, Insurance and Freight" means that the seller has the same obligations as under CFR but with the addition that he has to procure marine insurance against the buyer"s risk of loss of or damage to the goods during the carriage The seller contracts for insurance and pays the insurance premium The buyer should note that under the CIF term the seller is only required to obtain insurance on minimum coverage The CIF term requires the seller to clear the goods for export This term can only be used for sea and inland waterway transport.
  2787. cif Tür.
    • Cost, Insurance and Freight.
  2788. cif Tür.
    • A Term of Sale where the seller has the same obligations as under the CFR but also has to procure marine insurance against the buyer"s risk of loss or damage to the goods during the carriage The seller contracts for insurance and pays the insurance premium The CIF term requires the seller to clear the goods for export.
  2789. cif Tür.
    • A term indicating that a quoted price includes the cost of the goods, insurance, and transportation charges.
  2790. cif Tür.
    • A pricing term indicating that the cost of the goods, insurance, and freight is included in the quoted price.
  2791. cif Tür.
    • An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller must pay the costs and freight necessary to bring the goods to the named port of destination but the risk of loss of or damage to the goods, as well as any additional costs due to events occurring after the time the goods have been delivered on board the vessel, is transferred from the seller to the buyer when the goods pass the ship"s rail in the port of shipment In addition, the seller must procure the marine insurance against the buyer"s risk of loss of or damage to the goods during the carriage The seller must clear the goods for export.
  2792. cif Tür.
    • A CIF is a common investment fund established by scheme under s 24 of the 1993 Act But the definition for the purposes of the Charities Regulations 1995, and the Financial Services Act 1986 Order 1999, and clause 38 of the Trustee Bill excludes such funds whose trusts provide for participation only by charities which have the same charity trustees as the fund.
  2793. cif Tür.
    • Abbreviation for "cost, insurance, and freight ".
  2794. cif İng.
    • (kIs). cost, insurance and freight sif, (bak). cost.
  2795. çift Tür.
    • even. dual. double. duplicate. binary. twin. duple. conjugate. dyad. geminate. double. couple. pair. double. brace. yoke. duet. amphi-. bi-. ambi-. dipl-. diplo.
  2796. çift Tür.
    • double. dual. even. binary. couple. pair. duplicate. even number. multiple. twofold. doublet. yoke. plowland. tandem. dublex. coupled. dyad. brace. doubly. twain. two. twosome.
  2797. çift Tür.
    • binary. couple. double. dual. duplicate. pair. twin.
  2798. çift sayı Tür.
    • even number. even.
  2799. çift yıldız Tür.
    • binary star.
  2800. çiftçi Tür.
    • farmer. cultivator. ploughman. plowman. agriculturist. agriculturalist. husbandman. agricultural laborer. agricultural labourer. bucolic. crofter. hillbilly. yeoman.
  2801. çiftçi Tür.
    • farmer. binder. cultivator. granger. husbandman.
  2802. çiftçi Tür.
    • farmer.
  2803. çiftçilik Tür.
    • husbandry.
  2804. çiftçilik Tür.
    • farming. husbandry. agriculture.
  2805. çiftçilik Tür.
    • farming. agriculture. farming business. husbandry. tillage.
  2806. çifte Tür.
    • shotgun. twin. paired. double. with two oars.
  2807. çifte Tür.
    • double. paired. a kick with both hind feet at once. double-barreled gun. shotgun. pair of oars.
  2808. çifte standart Tür.
    • double standard. alternating standard.
  2809. çifte standart Tür.
    • double standard.
  2810. çifte vatandaşlık Tür.
    • dual citizenship. dual nationality. double nationality.
  2811. çifter çifter Tür.
    • in pairs.
  2812. çiftleşme Tür.
    • mating. copulation.
  2813. çiftleşme Tür.
    • copulation.
  2814. çiftleşmek Tür.
    • to mate. to become a pair. copulate.
  2815. çiftleşmek Tür.
    • mate.
  2816. çiftleşmek Tür.
    • breed. mate. copulate. pair. couple. rut.
  2817. çiftleştirmek Tür.
    • to make a pair. to mate. breed. propagate.
  2818. çiftlik Tür.
    • farm. ranch. farmstead. bowery. duality. grange. hacienda.
  2819. çiftlik Tür.
    • farm. plantation. farm place. farmplace. farmstead. farmyard.
  2820. çiftlik Tür.
    • farm.
  2821. çiftlik evi Tür.
    • farmhouse.
  2822. çiftlik evi Tür.
    • farmhouse.
  2823. çiğ Tür.
    • raw. uncooked. unbaked. half-baked.
  2824. çiğ Tür.
    • raw. uncooked. fresh. green. unripe. crude.
  2825. çiğ Tür.
    • raw.
  2826. cigar İng.
    • (i). puro.
  2827. cigarette İng.
    • (i). sigara.
  2828. çiğdem Tür.
    • crocus. meadow saffron.
  2829. çiğdem Tür.
    • crocus.
  2830. çiğdem Tür.
    • colchicum. crocus.
  2831. ciğer Tür.
    • lung.
  2832. ciğer Tür.
    • giblets. liver. lungs. heart. affections.
  2833. ciğerci Tür.
    • seller of liver.
  2834. çiğlik Tür.
    • rawness. crudeness.
  2835. çiğneme Tür.
    • mastication.
  2836. çiğneme Tür.
    • chew. impingement.
  2837. çiğneme Tür.
    • breach. chew.
  2838. çiğnemek Tür.
    • to chew. to tread underfoot. to run over. to violate. masticate. transgress. tread. tread on.
  2839. çiğnemek Tür.
    • break. chew. contravene. masticate. tramp. trample. transgress. tread. violate.
  2840. çiğnenmek Tür.
    • to be chewed up. to be run over. to be violated.
  2841. çiğnetmek Tür.
    • to have sth chewed. to let sb to run over. to let sb"s rights be violated.
  2842. cihan Tür.
    • universe. world.
  2843. cihan Tür.
    • universe.
  2844. Cihangir Tür.
    • world conqueror.
  2845. cihannüma Tür.
    • gazebo.
  2846. cihanşümul Tür.
    • global.
  2847. cihat Tür.
    • holy war.
  2848. cihat Tür.
    • holy war.
  2849. cihaz Tür.
    • device. apparatus. appliance.
  2850. cihaz Tür.
    • apparatus. equipment. machine. appliance. device. trousseau.
  2851. cihaz Tür.
    • apparatus. device aygıt. trousseau çeyiz.
  2852. cihet Tür.
    • direction. side yön. yan. aspect. point of view.
  2853. cihet Tür.
    • direction. side. quarter. aspect. point of view. course. modalities.
  2854. çiklet Tür.
    • gum. chewing gum.
  2855. çikolata Tür.
    • chocolate. confectionery.
  2856. çikolata Tür.
    • chocolate.
  2857. çikolata Tür.
    • choc. chocolate.
  2858. çil Tür.
    • freckle. speckle. sun spot. fleck.
  2859. çil Tür.
    • freckle. speckle. hazel-grouse dağtavuğu.
  2860. çil Tür.
    • freckle. freckled. speckle.
  2861. çil çil Tür.
    • in mint condition. neat as a new pin.
  2862. cila Tür.
    • shine. varnish. wax. polish. shellac. lacquer. finish. luster. stainer. smoothness. glaze. friction. varnishing. gloss. lustre luster. patina.
  2863. cila Tür.
    • polishing. polish. varnish. finishing. wax. shine. finish. glaze. glazing. luster. lustre. polisher. rubbing varnish. veneer. veneering. chaser. dope. gloss.
  2864. cila Tür.
    • glaze. lacquer. polish. shine. varnish. finish. luster. chaser.
  2865. cilacı Tür.
    • finisher. varnisher. polisher.
  2866. cilalama Tür.
    • polishing. finishing process.
  2867. cilalamak Tür.
    • to finish. to varnish. to shine. burnish. polish. surface. veneer. wax.
  2868. cilalamak Tür.
    • burnish. lacquer. polish. varnish. to polish. to shine. to finish. to burnish.
  2869. cilalı Tür.
    • polished. shined. finished. coated finish. glazed. glossy. lustrous.
  2870. cilalı Tür.
    • polished. glazed. varnished. shiny.
  2871. cilalı Tür.
    • polished. finished. glazed.
  2872. cilasız Tür.
    • unvarnished.
  2873. cildiye Tür.
    • dermatology dermatoloji. dermatological ward.
  2874. cildiye Tür.
    • dermatology.
  2875. cildiye Tür.
    • dermatology.
  2876. cildiyeci Tür.
    • dermatologist.
  2877. çile Tür.
    • suffering. trial. ordeal. hank. hasp. skein. tribulation.
  2878. çile Tür.
    • skein. hank. ordeal. trial. suffering. a dervish"s period of retirement and fasting which lasts forty days.
  2879. çile Tür.
    • skein. hank. bowstring.
  2880. çilek Tür.
    • strawberry.
  2881. çilek Tür.
    • strawberry.
  2882. çilek reçeli Tür.
    • strawberry jam.
  2883. çilekeş Tür.
    • suffering.
  2884. çilekeş Tür.
    • long-suffering.
  2885. cilia İng.
    • (i)., (çoğ)., (tek -ium). kirpikler
    • (zool). tek hücreli hayvanlarda görulen ve hareketi sağlayan kısa tüyler
    • (bot). küçük kılımsı uzuvlar, silia.
  2886. ciliary İng.
    • (s)., (biyol). kirpiksi.
  2887. ciliate İng.
    • (s)., (biyol). kirpikli. cilia'tion (i). kirpikli oluş.
  2888. cilice İng.
    • (i). yapağıdan dokunmuş kumaş
    • bu kumaştan yapılmış gömlek.
  2889. cilicia İng.
    • (i). Kilikya, Adana civarının Romalılar devrindeki ismi. Cilician Gates Külek Boğazı, Gülek Boğazı.
  2890. çilingir Tür.
    • locksmith. lock maker. key filer. keysmith.
  2891. çilingir Tür.
    • locksmith.
  2892. çilingirlik Tür.
    • locksmithery.
  2893. çillenmek Tür.
    • freckle.
  2894. çilli Tür.
    • grained. spotted. granulated. bloomed. freckled.
  2895. çilli Tür.
    • freckled. speckled.
  2896. cilt Tür.
    • volume. skin. binding cover. tone. binder. binding. book. complexion. hide. tome.
  2897. cilt Tür.
    • cutaneous. skin. derm. complexion. hide. volume. binder. binding. tome.
  2898. ciltçi Tür.
    • book-binder.
  2899. ciltçi Tür.
    • binder.
  2900. ciltçilik Tür.
    • book binding.
  2901. ciltevi Tür.
    • bindery.
  2902. ciltleme Tür.
    • binding.
  2903. ciltlemek Tür.
    • to bind.
  2904. ciltlemek Tür.
    • bind. stitch. case.
  2905. ciltletmek Tür.
    • to have bound.
  2906. ciltsiz Tür.
    • paperback. in loose cover. paperback book. unbound.
  2907. cilve Tür.
    • twist. coquetry. grace manifestation. apparition.
  2908. cilve Tür.
    • coquetry. phenomenon.
  2909. cilve Tür.
    • coquetry. coquettish airs. archness. manifestation.
  2910. cilveleşme Tür.
    • dalliance.
  2911. cilveleşmek Tür.
    • to flirt with each other. to bill and coo. to joke with each other.
  2912. cilveli Tür.
    • coquettish.
  2913. cilveli Tür.
    • come hither. coy. demure. kittenish.
  2914. cilveli Tür.
    • arch. coy. flirtatious. coquettish.
  2915. çim Tür.
    • swarded. grass. lawn. sod. sward. turf.
  2916. çim Tür.
    • sod. turf. lawn. green sward. grass.
  2917. çim Tür.
    • grass. lawn. sod. turf. sward.
  2918. cima Tür.
    • See Cyma.
  2919. cima Tür.
    • A kind of molding.
  2920. çimdik Tür.
    • pinch. nip. tweak.
  2921. çimdik Tür.
    • nip. pinch.
  2922. çimdiklemek Tür.
    • pinch. pinch off. nip. tweak.
  2923. çimdiklemek Tür.
    • nip. pinch.
  2924. çimen Tür.
    • grass. turf. lawn. sward.
  2925. çimen Tür.
    • grass. lawn. meadow grass. bent. bent grass. divot. greensward. sod. sward. turf.
  2926. çimenlik Tür.
    • grass. lawn. turf. grassy. meadow.
  2927. çimento Tür.
    • cement.
  2928. çimento Tür.
    • cement.
  2929. cimex İng.
    • (i)., (çoğ cimices)., (sim-ısiz). bit.
  2930. çimlenme Tür.
    • germination.
  2931. çimlenmek Tür.
    • sprout.
  2932. çimlenmek Tür.
    • germinate. to germinate. to sprout. to be covered with grass. to become grassy.
  2933. cimmerian İng.
    • (s). Homer'in destanlarında adı geçen ve karanlıkta yaşadıkları söylenen bir batılı ırk ile ilgili
    • kasvetli, iç kapayıcı.
  2934. cimri Tür.
    • miser. chary. cheese paring. close. close fisted. close hand. costive. hard. hard- fisted. illiberal. mean. moneygrubber. narrow. niggardly. parsimonious. penny pinching. penurious. spare. stingy. tight / adj adv / sıkı, gergin
    • su geçirmeyen.
    • tight-.
  2935. cimri Tür.
    • mean. ungenerous. close-fisted. stingy. cheeseparing. pinchpenny. hard-fisted. chary. churlish. close. costive. illiberal. mangy. measly. near. niggard. parsimonious. penurious. scrimp. scrimpy. scrooge. shabby. skimp. skimpy. skinny. sordid. spare.
  2936. cimri Tür.
    • careful. cheap. cheapskate. close. closefisted. mean. niggard. niggardly. parsimonious. screw. scrooge. skinflint. sticky. stingy. tight. tightfisted. miserly. penny pinching. miser. penny pincher.
  2937. cimrilik Tür.
    • stinginess. nearest. parsimony. scrimpiness.
  2938. cimrilik Tür.
    • niggardness.
  2939. cimrilik Tür.
    • meanness. stinginess. miserliness.
  2940. cimrilik etmek Tür.
    • to be stingy. skimp. scrimp. pinch. stint. stint money.
  2941. cin Tür.
    • genie. demon. sprite. clever person. gin. white satin. elf. geneva. gnome. goblin. gremlin. hob. hobgoblin. hollands. jinnee. puck.
  2942. cin Tür.
    • Function which tells the system to input data in the standard-input stream, used with the extraction operator See also: cerr, cout.
  2943. cin Tür.
    • elf. genie. ghoul. goblin. spirit. sprite. demon. gin.
  2944. cin Tür.
    • Customer Information Note.
  2945. cin Tür.
    • Convective INhibition A measure of the amount of energy needed in order to initiate convection Values of CIN typically reflect the strength of the cap They are obtained on a sounding by computing the area enclosed between the environmental temperature profile and the path of a rising air parcel, over the layer within which the latter is cooler than the former See CAPE.
  2946. cin Tür.
    • Convective INhibition A measure of the amount of energy needed in order to initiate convection Values of CIN typically reflect the strength of the cap They are obtained on a sounding by computing the area enclosed between the environmental temperature profile and the path of a rising air parcel, over the layer within which the latter is cooler than the former.
  2947. cin fikirlilik Tür.
    • subtlety.
  2948. Çin gülü Tür.
    • china rose.
  2949. cinai Tür.
    • kriminell.
  2950. cinai Tür.
    • criminal.
  2951. cinas Tür.
    • paragram. pun. word play.
  2952. cinayet Tür.
    • criminal. murder. homicide. killing. crime. enormity. felony. assassination.
  2953. cinayet Tür.
    • criminal. murder. homicide. killing. crime. enormity. felony.
  2954. cinayet Tür.
    • crime. murder. homicide. felony. foul play. manslaughter. murdrum.
  2955. Çince Tür.
    • chinese.
  2956. Çince Tür.
    • Chinese.
  2957. cinch İng.
    • (i)., (f). at kolanı
    • (k.dili). sıkıca tutma, kavrama
    • (argo). kolay ve emin sey
    • (f). kolan takmak, kolan kasmak
    • (argo). sağlam kazığa bağlamak.
  2958. cinchona İng.
    • (i). kınakına ağacı. cinchona bark kınakına ağacı kabuğu.
  2959. cinci Tür.
    • witch doctor.
  2960. cincture İng.
    • (i)., (f). kemer kuşak
    • çevre hududu
    • (f). etrafını çevirmek, ihata etmek, kuşak dolamak.
  2961. cinder İng.
    • (i). cüruf, yanmış kömür artığı
    • kül
    • (çoğ, jeol). parça şeklinde lav. cindery (s). curuf gibi veya onunla ilgili. cinder block curuf briketi, kül kapağı.
  2962. cinderella İng.
    • (i). Sinderella
    • güzelliği ve değeri anlaşılmamış kız.
  2963. cinema İng.
    • (i). sinema, sinema dünyası.
  2964. cinemascope İng.
    • (i). Sinemaskop.
  2965. cinematograph İng.
    • (i). sinema makinası
    • filim oynatma makinası, filim çekme makinası. cinematog'rapher (i). filim çeken kimse. cinematograph'ic (s). sinema makinasıyla ilgili veya ona ait. cinematography (i). filim çekme sanatı.
  2966. cineraria İng.
    • (i). bileşikgillere ait bir bitki, (bot). Senecio cruentus.
  2967. cinerarium İng.
    • (i)., (çoğ -raria). yakılan ölünün küllerinin muhafaza edildiği yer.
  2968. cinereous İng.
    • (s). kül haline gelmiş: kül gibi
    • küllü
    • kül rengi, grimsi.
  2969. çingene Tür.
    • gypsy. gipsy. romany. zingaro. didicoi.
  2970. çingene Tür.
    • gipsy. tzigane.
  2971. çingene Tür.
    • gipsy. mean. stingy cimrigypsy. gypsy.
  2972. cingöz Tür.
    • shrewd. clever.
  2973. cingulum İng.
    • (i)., (çoğ -Ia)., (anat)., (zool). kuşak, kuşak gibi olan kısım.
  2974. çini Tür.
    • tile. glazed tile. ceramics. ceramic tile. flag. glost. china tiling. china. dutch / glazed tile. wall tile.
  2975. çini Tür.
    • china. porcelain. tile.
  2976. çini Tür.
    • ceramic. china. encaustic tile. tile. china. faience.
  2977. çini mürekkebi Tür.
    • Indian ink.
  2978. çini mürekkebi Tür.
    • drawing ink.
  2979. çini mürekkebi Tür.
    • China ink. chinese ink. indian ink.
  2980. çinici Tür.
    • ceramist.
  2981. çinicilik Tür.
    • the art of tile-making.
  2982. çinko Tür.
    • zinc. zinc sheet. platinoid. tutty. tutenag. spelter.
  2983. çinko Tür.
    • zinc.
  2984. Çinli Tür.
    • chinese. chink.
  2985. Çinli Tür.
    • chinese.
  2986. Çinli Tür.
    • celestial. chinese. chink. celestial.
  2987. cinnabar İng.
    • (i)., (min). zincifre, sulüğen.
  2988. cinnamon İng.
    • (i). tarçın, tarçın ağacı.
  2989. cinnet Tür.
    • insanity. madness. aberration. frenzy. lunacy. mania. mental aberration. possession.
  2990. cinnet Tür.
    • frenzy. insanity. madness. lunacy.
  2991. cinque İng.
    • (i). iskambilde beşli
    • zarda beş, penc.
  2992. cinque ports İng.
    • 13 yüzyılda ingiltere'nin deniz savunmasına yardım etmelerine karşılık kendilerine bazı haklar tanınan Güneydoğu ingiltere'deki beş liman.
  2993. cinquecento İng.
    • (i). italyada 16. yüzyıl
    • 16. yüzyıl italyan sanat ve edebiyatı.
  2994. cinquefoil İng.
    • (i). beşparmak otu, (bot). Potentilla reptans
    • (mim). süslemede kullanılan bu otun şekline benzeyen bir motif.
  2995. cins Tür.
    • sort. type. kind. breed. genus. species. sex. gender. race. stock. grade. crank. oddity. purebred. thoroughbred. queer. weird. screwy.
  2996. cins Tür.
    • purebred. pedigree. pedigreed. pure-blooded. blooded. pureblooded. well-bred. kind. type. variety. species. genus. sex. gender. race. breed. cast. class. diversity. persuasion. quality. stripe.
  2997. cins Tür.
    • breed. family. genus. sex. type. variety. kind. category. race. stock. description. diversity. order. predicament. rate. species. stamp. stripe.
  2998. cins isim Tür.
    • common noun.
  2999. cins isim Tür.
    • common name. common noun. specific name.
  3000. cinsel Tür.
    • sexual. sex. carnal.
  3001. cinsel Tür.
    • sexual. carnal. fleshly.
  3002. cinsel Tür.
    • carnal. sexual.
  3003. cinsel taciz Tür.
    • sexual harassment.
  3004. cinsellik Tür.
    • sexuality. sex.
  3005. cinsellik Tür.
    • sexuality.
  3006. cinsellik Tür.
    • sex. sexuality.
  3007. cinsi Tür.
    • sexual. carnal.
  3008. cinsi Tür.
    • sexual.
  3009. cinsiyet Tür.
    • sexuality. consumer profile. demographics. equal opportunity. gender. image advertising. sex.
  3010. cinsiyet Tür.
    • sex. sexuality. gender.
  3011. cinsiyet Tür.
    • sex. sexuality.
  3012. cip Tür.
    • This is cataloguing information which is usually put on the verso of the title page of a book prior to its publication The cataloguing information is supplied by the National Library or Library of Congress and its distributed as MARC records.
  3013. cip Tür.
    • Critical Infrastructure Protection.
  3014. cip Tür.
    • Construction in process
    • CAMS term used to identify fabrications in the system
    • also known as WIP or work in process.
  3015. cip Tür.
    • Classroom Instruction Program This is DIALOG"s reduced-rate program for student academic searching.
  3016. cip Tür.
    • Classification of Instructional Programs or Capital Improvement Plan.
  3017. cip Tür.
    • Classification of Instructional Programs Code representing academic programs developed by the National Center for Education Statistics.
  3018. cip Tür.
    • Classification of Instructional Programs: a commonly used taxonomy for coding programs and courses offered by education and training providers.
  3019. cip Tür.
    • Cataloging in Publication The bibliographic information supplied by the Library of Congress and printed on the copyright page.
  3020. cip Tür.
    • Cataloging-in-publication records created by the Library of Congress from information provided to it by publishers for pre-publication titles These records lack descriptive elements Other supplied elements may change by the time the title is published, such as the title, authors, publisher, etc.
  3021. cip Tür.
    • Cataloging In Publication
    • a program sponsored by the Library of Congress that provides a partial bibliographic description in books produced by cooperating publishers.
  3022. cip Tür.
    • Carrier Identification Parameter: A 3 or 4 digit code in the initial address message identifying the carrier to be used for the connection.
  3023. cip Tür.
    • Carriage and insurance paid to See Incoterms above.
  3024. cip Tür.
    • Carriage and insurance paid.
  3025. cip Tür.
    • Carriage and Insurance Paid To.
  3026. cip Tür.
    • Carriage and Insurance Paid "CIP" indicates that the exporter is responsible for the cost of freight up to the point where the goods are delivered to a specified destination including the cost of insurance against loss or damage during transit It is the exporter"s responsibility to clear the goods for export.
  3027. cip Tür.
    • Capital improvement projects. is a seven year program of projects to maintain or improve the traffic level of service and transit performance standards developed and to mitigate regional transportation impacts identified by the CMP Land Use Analysis Program, which conforms to transportation related vehicle emissions air quality mitigation measures. contour interpolation program.
  3028. cip Tür.
    • Capital Improvement Program, airport development and construction programs which will benefit the airport and the National Airspace System. capital improvement program.
  3029. cip Tür.
    • A Term of Sale which means the seller has the same obligations as under CPT, but with the addition that the seller has to procure cargo insurance against the buyer"s risk of loss of or damage to the goods during the carriage The seller contracts for insurance and pays the insurance premium The buyer should note that under the CIP term the seller is required to obtain insurance only on minimum coverage The CIP term requires the seller to clear the goods for export.
  3030. cip Tür.
    • An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller pays the freight for the carriage of the goods to the named destination The risk of loss of or damage to the goods, as well as any additional costs due to events occurring after the time the goods have been delivered to the carrier, is transferred from the seller to the buyer when the goods have been delivered into the custody of the carrier In addition, the seller must procure cargo insurance against the buyer"s risk of loss of or damage to the goods during the carriage The seller must clear the goods for export.
  3031. cip Tür.
    • Abbreviation for "carriage and insurance paid to ".
  3032. cipher İng.
    • (f). hesap yapmak, aritmetikte sayıları kullanmak
    • şifreli olarak yazmak
    • devamll ses çıkarmak (org borusu gibi).
  3033. cipher İng.
    • (i). sıfır
    • önemsiz şey veya kimse
    • şifre
    • şifre halindeki yazı
    • şifre anahtarı
    • monogram, arma. in cipher sifreli.
  3034. cipolin İng.
    • (i). yeşilli beyazlı hareleri olan mermer.
  3035. cips Tür.
    • french fried potatoes.
  3036. cips Tür.
    • chips.
  3037. cips Tür.
    • chip. crisp. crisps. chips.
  3038. çipura Tür.
    • gilt-head bream.
  3039. çipura Tür.
    • gilt head bream.
  3040. ciranta Tür.
    • endorser. holder in due course. indorser.
  3041. circa İng.
    • (edat)., (z)., (kıs. ca.,c veya c). dolaylarında, takriben, aşağı yukarı.
  3042. circassia İng.
    • (i). çerkezistan.
  3043. circassian İng.
    • (i)., (s). Çerkezce
    • Çerkez
    • (s). çerkezlerle veya çerkezce ile ilgili.
  3044. circe İng.
    • i Homer'in ''Odisesinde sihirli bir icki ile erkekleri domuz sekline sokan buyücü kadın
    • tehlikeli buyucü kadın Circean s büyücu kadın gibi veya ona ait.
  3045. circinate İng.
    • (s). halka şeklinde
    • (bot). filizlerinin ucu kıvrılan.
  3046. circle İng.
    • (f). etrafını çevirmek, kuşatmak
    • etrafında dolaşmak
    • devretmek, dönmek.
  3047. circle İng.
    • (i). daire çember, halka
    • bu şekildeki herhangi bir cisim
    • ring, meydan
    • etki sahası
    • devir: hale
    • muhit, grup
    • (coğr). paralel dairesi
    • (astr). gök cisimlerinin yörüngesi
    • gök cisimlerinin kendi etraflarında dönmeleri. great circle (coğr). büyük daire. inner circle merkezi grup.vicious circle fasit daire.
  3048. circlet İng.
    • (i). küçük daire, halkacık
    • daire şeklinde olan baş süsü, taç.
  3049. circuit İng.
    • (i). daire
    • ring seferi bir yerden kalkıp gene aynı noktaya dönme
    • turne
    • gezici hâkim veya papazın yaptığı mutat seyahatler
    • gezici hakim veya papazlar
    • (elek). devre. circuit breaker devre kesici anahtar. circuit court şehirden şehre giden mahkeme. circuit judge gezici hâkim. circuit rider atla dolaşan gezici vaiz. closed circuit kapalı devre. short circuit kontak, kısa devre.
  3050. circuit İng.
    • (f). devretmek, dolaşmak
    • turneye çıkmak.
  3051. circuitous İng.
    • (s). dolaylı, dolambaçlı. circuitously (z). dolaylı olarak. circuitousness (i). dolaylılık. circuity (i). dolaylı oluş.
  3052. circular İng.
    • (s)., (i). daireye ait, daire şeklinde, yuvarlak
    • bir daire içinde hareket eden
    • dolaylı, dolambaçlı
    • belirli bir muhit ile ilgili
    • (i). sirküler tamim genelge. circuIarly (z). dairevi olarak. circular measure daire olçüsü. circular saw daire testere.
  3053. circularize İng.
    • (f). sirküler yollamak: sirküler halinde kaleme almak. circulariza'tion (i). sirküler yollama. circularizer (i). sirküler yollayan kimse.
  3054. circulate İng.
    • (f). deveran etmek dolaşmak, cevelân etmek
    • dağıtmak, elden ele geçirmek: dolaştırmak.
  3055. circulating İng.
    • (i)., (s). devir deveran dolaşım
    • (s). devreden, dolaşan. circulating library dışarıya kitap veren kütüphane.
  3056. circulation İng.
    • (i). devir, deveran, dolaşım cereyan
    • kan dolaşımı
    • tedavül, piyasadaki para miktan
    • kitap verme
    • dağıtım miktarı, tiraj.
  3057. circulator İng.
    • (i). devir ettirici.
  3058. circulatory İng.
    • (s). dolaşıma ait: kan dolaşımına ait.
  3059. circumambient İng.
    • (s). etrafını çeviren, kuşatan, ihata eden.
  3060. circumambulate İng.
    • (f). etrafım dolaşmak
    • tavaf etmek. circumambula'tion (i). etrafını dolaşma. circumam'bulatory (s). etrafını dolaşan.
  3061. circumbendibus İng.
    • (i). , (şaka). dolambaçlı yol
    • boş laf etme dolaylı bir şekilde meramını anlatma.
  3062. circumcise İng.
    • (f). sünnet etmek.
  3063. circumcision İng.
    • (i). sünnet. the Circumcision 1 Ocak'ta kutlanan dini bir bayram.
  3064. circumference İng.
    • (i). daire çevresi. circumferen'tial (s). daire çevresine ait veya onunla ilgili.
  3065. circumflex İng.
    • (i)., (s)., (f). uzatma işareti
    • (s). uzatma işareti ile ilgili
    • eğri, çarpık
    • (f). etrafına dolamak
    • uzatarak telaffuz etmek.
  3066. circumfluent, circumfluous İng.
    • (s). birbirinin etrafında akan
    • etrafı su ile çevrilmiş.
  3067. circumfuse İng.
    • (f). etrafına dökmek (su)
    • etrafını bir sıvı ile çevirmek. circumfu'sion (i). etrafına dökme.
  3068. circumjacent İng.
    • (s). civarda olan, etraftaki.
  3069. circumlocution İng.
    • (i). dolambaçlı yoldan konuşma, gereksiz kelimeler kullanma
    • dolambaçlı söz veya deyim. circumlocutory (s). dolambaclı söz gibi.
  3070. circumnavigate İng.
    • (f). denizden etrafını dolaşmak. circumnaviga'tion (i). denizden etrafını dolaşma. circumnavigator (i). denizden etrafını dolaşan kimse. circumnutate.
  3071. circumpolar İng.
    • (s). kutupların etrafında olan, dolaykutupsal.
  3072. circumscribe İng.
    • (f). etrafına çizgi çizmek, daire içine almak
    • sınırlamak
    • çemberlemek
    • (geom). bir şeklin etrafına diğer bir şekil çizmek.
  3073. circumscription İng.
    • (i). etrafını çizme, daire içine alma
    • çevreleme
    • sınırlama, tahdit
    • para veya mühür üzerinde bulunan daire şeklindeki yazı
    • sınır çizgisi
    • mıntıka, bölge.
  3074. circumsolar İng.
    • (s). güneşin etrafında olan veya dönen.
  3075. circumspect İng.
    • (s). dikkatli ihtiyatlı, tedbirli. circumspec'tive (s). dikkatli. cir'cumspect'ly (z). dikkatle. circumspec'tion (i). dikkatlilik.
  3076. circumstance İng.
    • (i). hal, durum, keyfiyet, şart, vaziyet
    • vaka, olay
    • teferruat, ayrıntı. Circumstances aIter the case Olaylar kararları değiştirir. under no circumstances hiç bir surette. under the circumstances bu şartlar altında. pomp and circumstance debdebe ve tantana.
  3077. circumstantial İng.
    • (s). durumla ilgili
    • teferruata dair, ikinci derecede önemi olan
    • ayrıntılı, mufassal. circumstantial evidence ikinci derecede deliller. circumstantially (z). durumla ilgili olarak. circumstantially (i). durumla ilgili oiuş.
  3078. circumstantiate İng.
    • (f). tafsilatlı olarak izah etmek
    • delil ileri sürerek desteklemek.
  3079. circumvallate İng.
    • (s)., (f). etrafına siper çekili, etrafı çevrili
    • (f). etrafına siper çekmek.
  3080. circumvent İng.
    • (f). tuzağa düşürmek
    • hile ile önüne geçmek, atlatmak
    • etrafını dolaşmak. circumventer circumventor (i). tuzağa düşüren kimse
    • atlatan kimse. circumvention (i). tuzağa düşürme
    • atlatma. circumventive (s). tuzağa düşürücü
    • atlatıcı.
  3081. circumvolve İng.
    • (f). dönmek, deveran etmek, dolaşmak. circumvolu'tion (i). bir merkez etrafında dönüş.
  3082. circus İng.
    • (i). sirk
    • sirk gösterileri: sirk pisti
    • arena
    • (ing). meydan
    • gösteri, numara.
  3083. çiriş Tür.
    • pasting. paste. glue. size. adhesive. gum. cement. dressing. stickum. gluten. sizing. fabric dope.
  3084. çiriş Tür.
    • paste. dope. size. glair.
  3085. cirit Tür.
    • javelin. stick.
  3086. cirit Tür.
    • javelin.
  3087. cirit Tür.
    • dart. javelin.
  3088. çirkef Tür.
    • slop. filthy water. cesspool. sewer. disgusting person. disgusting.
  3089. çirkef Tür.
    • filthy water. sewage. loathsome. ditch water.
  3090. çirkefli Tür.
    • sloppy.
  3091. çirkin Tür.
    • ugly. shapeless. beastly. unsightly. unattractive. ill-favored. ill-favoured. nasty. unpleasant. eldritch. flagrant. foul. god-awful. heinous. hideous. homely. horrid. inelegant. misshapen. nefarious. obnoxious. plain. seamy. uncomely. uncouth. unhan.
  3092. çirkin Tür.
    • dirty. filthy. hideous. homely. horrid. indecent. inelegant. mean. nasty. obnoxious. offensive. outrageous. repugnant. seamy. ugly. unpleasant. unsavoury. unsightly.
  3093. çirkinleştirme Tür.
    • deformation.
  3094. çirkinleştirmek Tür.
    • deform. disfigure.
  3095. çirkinleştirmek Tür.
    • blemish. deface. to make ugly. to disfigure. to blemish.
  3096. çirkinlik Tür.
    • ugliness. deformity.
  3097. çirkinlik Tür.
    • ugliness.
  3098. çirkinlik Tür.
    • disfigurement.
  3099. ciro Tür.
    • giro. turnover. endorsement.
  3100. ciro Tür.
    • endorsement. turnover. giro. indorsement. managing agent. rider.
  3101. ciro Tür.
    • endorsement. giro. indorsement. backing.
  3102. çiroz Tür.
    • weedy. bombay duck. dried mackerel. dried cod.
  3103. çiroz Tür.
    • salted and dried mackerel. skinny person.
  3104. çiroz Tür.
    • bloater.
  3105. cirque İng.
    • (i). daire şeklindeki alan
    • etrafı dağlarla çevrili küçük ova.
  3106. cirrhosis İng.
    • (i)., (tıb). siroz. cirrhotic (s). sirozla ilgili, siroza ait.
  3107. cirriped İng.
    • (i)., (zool). muhtelif cisimlere yapışarak denizde yaşayan kabuklu bir hayvan
    • kıvrıkbacaklar familyasından bir hayvan.
  3108. cirrus İng.
    • (i)., (çoğ -ri). meteor sirrus, saçakbulut
    • (zool). sülük
    • (bot). filize benzer sürgün.
  3109. çiş Tür.
    • urine. pee. piss. wee. wee-wee. excreta.
  3110. çiş Tür.
    • urine. peepee. piss. wee wee.
  3111. çiş Tür.
    • pee. piss. wee.
  3112. cis- İng.
    • (önek). bu tarafta.
  3113. cisalpine İng.
    • (s). Alp dağlarının güneyinde bulunan.
  3114. cisatlantic İng.
    • (s). Atlantik Okyanusunun bu tarafında olan.
  3115. çiselemek Tür.
    • to drizzle. mizzle. spit. sprinkle.
  3116. çiselemek Tür.
    • drizzle. sprinkle. to drizzle. to sprinkle.
  3117. çiselemek Tür.
    • drizzle. sprinkle. spit. mist.
  3118. cisim Tür.
    • matter. substance.
  3119. cisim Tür.
    • matter. body. material thing. mass. object. substance.
  3120. cisimlendirmek Tür.
    • incarnate.
  3121. cisimleşmek Tür.
    • materialize.
  3122. cismani Tür.
    • corporeal. material. corporal. physical. temporal.
  3123. cismani Tür.
    • corporeal. material.
  3124. cispadane İng.
    • (s). Po nehrinin güneyinde bulunan.
  3125. cissoid İng.
    • (i)., (s)., (geom). sarmaşık eğrisi, sisoid
    • (s). bu çeşit eğri içinde bulunan.
  3126. cist İng.
    • (i)., (mim). tarih öncesi devirlere ait taş veya ağaç lahit
    • kutsal araçlara mahsus sandık.
  3127. cistern İng.
    • (i). sarnıç, mahzen, su deposu
    • (anat). vücutta herhangi bir sıvının toplandığı kese.
  3128. cit İng.
    • (kıs). citation, cited citizen.
  3129. çit Tür.
    • fence. fencing. barrier. ring fence. hedge. paling. palisade. enclosure. hurdle. inclosure.
  3130. çit Tür.
    • barrier. compound. enclosure. fence. hedge. hoarding. hurdle.
  3131. çita Tür.
    • cheetah. hunting cat. hunting leopard.
  3132. çita Tür.
    • cheetah.
  3133. çita Tür.
    • cheetah.
  3134. citadel İng.
    • (i). hisar, kale
    • harp gemisinde zırhlı bölme.
  3135. citation İng.
    • (i). bir eserden bir diğerine aktarma, iktibas
    • aktanlan bölüm
    • celp, mahkemeye çağrı
    • celp kağıdı
    • kahramanIlğından dolayı bir asker veya taburun günlük emirde zikredilmesi. ci'tatory (s). aktarma ile ilgili.
  3136. cite İng.
    • (f). delil olarak iktibas etmek, bir eserden bir bölüm aktarmak
    • mahkemeye celbetmek
    • çağırmak, davet etmek
    • bahsetmek, zikretmek, hatıra getirmek
    • (ask). kahramanlığını günlük emirde zikretmek. citeable (s). aktarılabilir.
  3137. cithara cithern, cittern İng.
    • (i). eski zamanlarda kullanılan bir çeşit kitara.
  3138. citied İng.
    • (s). bir şehri veya şehirleri kapsayan
    • şehir haline konmuş
    • şehir gibi meydana getirilmiş. citified (s). şehir hayatına uymuş.
  3139. çitilemek Tür.
    • to rub together while washing.
  3140. citizen İng.
    • (i). vatandaş, teba
    • hemşeri
    • şehirli kimse
    • sivil kimse. citizenry (i). bütün vatandaşlar. citizenship (i). vatandaşlık, tabiiyet. native citizen bir devletin uyruğu olarak doğmuş vatandaş. naturalized citizen bir devletin uyruğuna sonradan giren kimse.
  3141. çitlembik Tür.
    • terebinth berry.
  3142. citrate İng.
    • (i)., (kim). asit sitrik tuzu.
  3143. citric İng.
    • (s). sitrik.
  3144. citric acid İng.
    • (kim). asit sitrik.
  3145. citrine İng.
    • (s)., (i). açık sarı, limon sarısı
    • sarı renkli bir kuvars taşı.
  3146. citron İng.
    • (i). ağaçkavunu
    • ağaçkavunu ağacı, (bot). Citrus medica
    • ağaçkavunu kabuğunun reçeli veya şekerlemesi.
  3147. citroneila İng.
    • (i). merhem, sabun ve parfüm yaplmında kullanllan ve kokulu bir ottan çıkarılan yağ.
  3148. citrus İng.
    • (s). turunçgiller familyasma ait. citrus fruit turunçgillerden herhangi bir meyva.
  3149. cittern İng.
    • (bak). cithara.
  3150. city İng.
    • (i). şehir, kent, büyük kasaba
    • şehir halkı. city block kesişen sokaklarla ayrılan arsa. cityreds şehirde büyümüş. city dump çöplük. city editor gazetede mahalli muhabirleri idare eden müdür. city father ehri yöneten kimse. city manager belediye baskanı. clty planner şehir mimarı. citystate (i). şehir devleti, site Eternal City Roma. Holy City Kudüs.
  3151. civanperçemi Tür.
    • milfoil.
  3152. civar Tür.
    • vicinity. neighbourhood. environment. surroundings. community. environs. neck of the woods. neighbourhood /. outskirt. purlieu. quarter.
  3153. civar Tür.
    • neighbourhood. surroundings yöre. dolay.
  3154. civar Tür.
    • adjacencies. neighborhood. neighbourhood. purlieus. environs. vicinity. adjacency. locality. precincts. vicinage. way.
  3155. civciv Tür.
    • chick. chicken.
  3156. civciv Tür.
    • chick.
  3157. civelek Tür.
    • frolicsome.
  3158. civet İng.
    • (i). bir çeşit misk
    • misk kedisi. civet cat misk kedisi.
  3159. çivi Tür.
    • nail. peg. pin. knob. stud. bolt. cleat. holdfast. joggle. spake. tap bolt. gad. dowel. swivel. fulcrum. key. broach. pivot. pintle. wedge.
  3160. çivi Tür.
    • nail. crampon. crampoon. cotter. gib. wedge.
  3161. çivi Tür.
    • nail.
  3162. çivi yazısı Tür.
    • cuneiform writing. cuneiform script. cuneiform.
  3163. civic İng.
    • (s). şehre ait, belediye ile ilgili
    • yurttaşlık ile ilgili. civic center hükümet binaları, mahkeme, kütüphane veya galerinin bulunduğu şehrin merkezi.
  3164. çivici Tür.
    • nailer.
  3165. civics İng.
    • (i) yurt bilgisi, yurttaşlık bilgisi.
  3166. civil İng.
    • (s). vatandaslarla ilgili
    • hükümete ait, milli
    • sivil
    • ferdt, bireysel
    • vatandaşlık icaplanndan
    • medeni, uygar
    • nazik, kibar. civil death manevi ölüm. civil defense sivil savunma. civil disobedience yurttaşın haksız bulduğu bir kanuna karşı itaatsizlik gösterisinde bulunması. civil engineering inşaat mühendisligi. civil law medeni hukuk
    • Roma hukuku. civil liberty insan hakları civil marriage medeni nikah. civil rights vatandaşllk haklan. civil service devlet hizmeti. civil war iç savaş.
  3167. çivileme Tür.
    • nailing. a dive with the feet foremost. smash.
  3168. çivilemek Tür.
    • nail. nailing.
  3169. çivilenmek Tür.
    • to be nailed to.
  3170. çiviletmek Tür.
    • to have sth nailed.
  3171. çivili Tür.
    • spiky.
  3172. civilian İng.
    • (i). sivil kimse
    • Roma veya medeni hukuk öğrencisi veya bilgini.
  3173. civility İng.
    • (i). nezaket, kibarllk, terbiye
    • kibar söz veya hareket.
  3174. civilization, (ing) -sation İng.
    • (i). medeniyet, uygarlık.
  3175. civilize İng.
    • (f). medenileştirmek, uygar seviyeye çıkarmak
    • aydınlatmak. civiliz'able uygarlaştırılabilir. civilizer (i). uygarlaştıran kimse.
  3176. civilized İng.
    • (s). medeni, uygar
    • kibar, nazik, ince.
  3177. çivit Tür.
    • indigo. blue dye. blue.
  3178. çivit Tür.
    • indigo.
  3179. çivit Tür.
    • bluing.
  3180. çivit mavisi Tür.
    • indigo.
  3181. çivit rengi Tür.
    • indigo.
  3182. civlsm İng.
    • (i). iyi vatandaş olma.
  3183. civvies İng.
    • (i)., (k.dili). sivil elbise.
  3184. çiy Tür.
    • dew.
  3185. çiy Tür.
    • dew.
  3186. ciyak ciyak Tür.
    • with a shrill voice.
  3187. çizdirmek Tür.
    • to have sth drawn / marked / scratched / cancelled.
  3188. çizelge Tür.
    • table. chart. form.
  3189. çizelge Tür.
    • schedule. table. chart tablo.
  3190. çizelge Tür.
    • chart. table. graph. exploded view.
  3191. çizge Tür.
    • chart. diagram. graph. graphic. profile.
  3192. çizgi Tür.
    • line. stripe. scratch. mark. drawing. bar. furrow. grain. groove. score. stria. wale. wheal.
  3193. çizgi Tür.
    • furrow. line. mark. score. streak. stripe. stroke.
  3194. çizgi Tür.
    • dash. line. ruling. score. streak. stripe. scratch. scar. furrow. stave. ridge. marking gauge. marking awl. bar. asymptote. hack. figure. drill. drawing. linear. reglet. drawing point. scribe block. scribe compass. scribe awl. cutting rule. scriber. strok.
  3195. çizgi film Tür.
    • cartoon.
  3196. çizgi film Tür.
    • animated cartoon. motion picture / animated cartoon.
  3197. çizgi film Tür.
    • animated cartoon.
  3198. çizgili Tür.
    • stripy. lined. ruled. striped.
  3199. çizgili Tür.
    • lined. barred. ruled. striped. striated. streaky. tabby. liny. banded. brindled. fasciated. striate.
  3200. çizgili Tür.
    • graphic. streaky. striated. striped. marked with lines. lineate. lineated. ribbed. lined. streaked.
  3201. çizgisel Tür.
    • linelike.
  3202. çizgisel Tür.
    • linear.
  3203. çizgisel Tür.
    • linear.
  3204. çizgisiz Tür.
    • unlined. unstriped. unmarked.
  3205. çizici Tür.
    • plotter.
  3206. çizici Tür.
    • plotter.
  3207. çizik Tür.
    • scratch. scar. scrape. dint. score.
  3208. çizik Tür.
    • scratch. line. mark. bruise. clink. nip. rent. gutter.
  3209. çizik Tür.
    • chip. mark. scrape. scratch.
  3210. çiziktirmek Tür.
    • jot.
  3211. çizili Tür.
    • ruled. lined. marked. scratched. drawn. delineated. canceled. crossed out.
  3212. çizilmek Tür.
    • to be marked / drawn / cancelled.
  3213. çizim Tür.
    • drawing. construction. illustration. picture. technical drawing. ichno-.
  3214. çizim Tür.
    • chart. drawing. construction.
  3215. çizim Tür.
    • artwork. drawing. design. design work.
  3216. çizme Tür.
    • drawing. high boot. top boot. depiction. designing.
  3217. çizme Tür.
    • boot. footwear.
  3218. çizmeci Tür.
    • boot maker.
  3219. çizmek Tür.
    • write off. draw. mark up. construct. scratch. line. mark. rule. describe. cross out. depict. groove. limn. picture. plough. plow. scar. score. set. trace.
  3220. çizmek Tür.
    • plot. to mark. to draw. to score. to cross out. to cancel. to strike off. to scratch. to scarify. construct. delete. depict. design. expunge. generate. mark up. rule. trace.
  3221. çizmek Tür.
    • cancel. describe. design. pencil. picture. scratch. scuff.
  3222. Cizvit Tür.
    • jesuit.
  3223. çıban Tür.
    • boil. furuncle. carbuncle. ulcer.
  3224. çıban Tür.
    • blain.
  3225. çıban Tür.
    • abscess. boil. carbuncle. pustule.
  3226. çığ Tür.
    • avalanche.
  3227. çığ Tür.
    • avalanche.
  3228. çığır Tür.
    • rut. track. path. way era. traject. trajectory. rota. orbit. trend. method. line.
  3229. çığır Tür.
    • era.
  3230. çığır Tür.
    • epoch. path. way.
  3231. çığırtkan Tür.
    • tout. noisy advertiser. decoy duck. runner.
  3232. çığırtkan Tür.
    • tout. decoy bird. crier.
  3233. çığlık Tür.
    • cry. scream. shouting. yell. crow. hoop. shriek. skirl. whoop.
  3234. çığlık Tür.
    • cry. scream. loud cry. outcry. screech. shout. shriek. squall. whoop. yell.
  3235. çığlık Tür.
    • call. cry. scream. shriek. trumpet. whine. yell.
  3236. çıkacak Tür.
    • forthcoming.
  3237. çıkagelmek Tür.
    • pop up. show one"s face.
  3238. çıkan Tür.
    • subtrahend. going out. outgoing.
  3239. çıkan Tür.
    • outgoing. rising. resultant. subtrahend.
  3240. çıkan Tür.
    • ascendant. ascending. emerging. rising.
  3241. çıkar Tür.
    • profit. benefit. interest. advantage. self. capital. expedience. expediency. grist to the mill. number one. stake.
  3242. çıkar Tür.
    • advantage. interest. profit. benefit. vail.
  3243. çıkar Tür.
    • advantage. benefit. convenience. expediency. gain. good. interest. profit. stake. self-interest. self-seeking.
  3244. çıkarcı Tür.
    • sordid. self-seeker. selfish. self-interested. self-seeking. manipulative.
  3245. çıkarcı Tür.
    • self-seeking. calculating. expedient. interested. mercenary. number one. politic. sordid. utilitarian. self-seeker. profiteer.
  3246. çıkarcı Tür.
    • asocial. fence stroddler. on the make. pusher. sordid.
  3247. çıkarcılık Tür.
    • self-seeking. self-interest.
  3248. çıkarcılık Tür.
    • expediency.
  3249. çıkarılma Tür.
    • protrusion.
  3250. çıkarılma Tür.
    • out of employment.
  3251. çıkarılmak Tür.
    • to be taken out. to be expelled. to be extracted. to be omitted. to be produced. to be published.
  3252. çıkarım Tür.
    • inference.
  3253. çıkarma Tür.
    • issue. subtraction. the act of removing. landing of troops. edition. publishing. hoisting. lift. lifting. elevation. raising. landing. removal. extraction. skip. haulage. education. discharge. release. dismissal. omission. elimination. deducti.
  3254. çıkarma Tür.
    • detachment. discharge. dismissal. elimination. exclusion. expulsion. extraction. omission. removal. subtraction. taking out. subtraction tarh. landing.
  3255. çıkarma Tür.
    • deduction. subtraction. elimination. belch. cancel. cancellation. dismantlement. ejection. ejectment. emission. exclusion. expulsion. extraction. extrusion. haulage. issuance. issue. omission. rejection.
  3256. çıkarmak Tür.
    • take out. deduct. subtract. remove. divest. throw out. displace. exclude. make out. out. eliminate. unfix. expel. extract. doff. bring out. publish. print out. bare. blank. bruit about. delete. derive. disconnect. dislodge. dismantle. draw off. draw.
  3257. çıkarmak Tür.
    • subtract. remove. to take out. to bring out. to get out. to expel. to extract. to remove. to emit. to publish. to produce. to raise. to take off. to derive. to deduce. to make out. to decipher. to subtract. to vomit. to work off one"s anger on s.
  3258. çıkarmak Tür.
    • abstract. cast. deduct. delete. derive. discharge. disengage. drop. eliminate. excite. exclude. expel. extract. omit. poke. remove. shed. slip. sprout. to take out. to put out. to get out. to get off. to extract. to abstract. to mine. to take off. to remember. to place anımsamak. hatırlamak. to find. to find out. to discover. to make out. to figure out. to get. to dislodge. to remove gidermek. to expel. to dismiss. to excrete. to omit. to leave out. to cross sth out. to cross sth off. to delete. to dislocate. to displace. to publish. to get sth out yayımlamak. to produce. to bring out. to emit. to send out. to exhale. to give sth off. to cause. to raise neden olmak. yol açmak. to issue. to subtract tarh etmek. to deduct. to eliminate. to vomit. to bring sth up. to throw up. to spew. to offer sunmak. to have. to play by ear. to cut. to stick sth out. to get through to sb. to cut.
  3259. çıkarsama Tür.
    • inference intikal.
  3260. çıkarsama Tür.
    • inference.
  3261. çıkartma Tür.
    • transfer picture. decalcomania. decal.
  3262. çıkartma Tür.
    • transfer. decal. sticker.
  3263. çıkartma Tür.
    • landing of troops. causing to take out. window sticker. transfer. subtraction. disembarkement. deduction. landing. heave. lifting. elevating. hauling. raising. haulage. extraction. expulsion. elimination. dismissial. extrusion. discharging. exclusion. der.
  3264. çıkartmak Tür.
    • eject. strike out. to have sth removed. to have sth taken out. to have sth extracted / omitted. to remove. to expel. to take out. to omit. to produce. to publish. to vomit. cut out. get out. originate.
  3265. çıkartmak Tür.
    • cut. elicit. to cause to take out. to let take out. to cause to remove. to let remove.
  3266. çıkık Tür.
    • prominent. dislocated. projecting. dislocation.
  3267. çıkık Tür.
    • dislocation. dislocated. out of joint. protruding. projecting. projection. salient part. protuberant.
  3268. çıkın Tür.
    • knotted bundle.
  3269. çıkıntı Tür.
    • projection. protrusion. outgrowth. overhang. jut. bulge. foreland. ledge. offset. process. prominence. promontory. protuberance. raise. ridge. salience. saliency. spur. style. stylus. tab.
  3270. çıkıntı Tür.
    • nosing. projection. protuberance. snag. promontory. salient part. marginal part. bay. ledge. notch. screening. rummage goods. rummage. cutting. refuse. waste. outcrop. waste product. dross. chip. waste material. trimming. trash. scrap. scraping. tailing.
  3271. çıkıntı Tür.
    • buckle. bump. flange. projection. prominence. protrusion. protuberance. marginal note çıkma.
  3272. çıkıntılı Tür.
    • projecting. stretching out. bossed. overhanging. dented.
  3273. çıkıntısız Tür.
    • non-projecting.
  3274. çıkış Tür.
    • starting. exit. out. way out. outlet. outrun. check-out. rising. boom. start. up. ascent. egress. hit. issue. sortie.
  3275. çıkış Tür.
    • output. ascent. exit. issue. outflow. starting. sortie. sally. start. rise. up-grade. gradient. run. discharge. dismissal. outlet. outgoing. graduation. departure. uplift. mounting. increase. landing. drive. exhaust. emission. mill tail. dis.
  3276. çıkış Tür.
    • exit. rise. start. outlet. sally. sortie. the start. scolding.
  3277. çıkış kapısı Tür.
    • egress. exit.
  3278. çıkış noktası Tür.
    • point of exit. outlet. starting point. point of departure.
  3279. çıkış yeri Tür.
    • place of origin.
  3280. çıkış yeri Tür.
    • exit. outlet.
  3281. çıkışlı Tür.
    • mains powered.
  3282. çıkışma Tür.
    • scolding. rebuke.
  3283. çıkışmak Tür.
    • to scold. to rebuke. to be enough.
  3284. çıkışmak Tür.
    • to rebuke. to scold. to chide. to be enough. to suffice.
  3285. çıkma Tür.
    • marginal note. outbreak. going out. overhang. projection. promontory. ascent. mounting. rising. climb. climbing. overhung. cantilever. spring. springing. project. console. portico. porch. prostyle. penthouse. baldachin. issue. extended. sponson. co.
  3286. çıkma Tür.
    • going out. going up. rise. outbreak. occurrence. cantilever. annotation. egress. egression. emergence. expulsion. protrusion. pull-out. withdrawal.
  3287. çıkma Tür.
    • bay. detachment. discharge. exit. oriel. outbreak. going out bow window. balcony. projection. promontory. marginal note derkenar.
  3288. çıkmak Tür.
    • exit.
  3289. çıkmak Tür.
    • come out. go out. exit. break out. move out. walk out. step out. occur. go forth. break through. come up. rise. climb. step up. date. flirt. keep company with. go with. quit. ascend. come about. come off. come on. crop out. date up. detach. drop out.
  3290. çıkmak Tür.
    • ascend. climb. discharge. disengage. erupt. exit. mount. originate. prove. result. rise. scale.
  3291. çıkmaz Tür.
    • dead-end. inerasable. dead. dead end. deadlock. quicksand. dilemma. impasse. toughie. cleft stick. crunch. culde-sac. den. extreme. fix. predicament. quag. quagmire. scrape. stalemate.
  3292. çıkmaz Tür.
    • dead end. deadlock. dilemma. futile. indelible. scrape. stalemate. stand.
  3293. çıkmaz Tür.
    • cul-de-sac. deadlock. impasse. indelible. limbo. predicament. dead end. blind alley.
  3294. çıkmaz sokak Tür.
    • dead end. blind alley.
  3295. çıkmaz sokak Tür.
    • cul-de-sac.
  3296. çıkmaz sokak Tür.
    • blind alley.
  3297. çıkrık Tür.
    • windlass.
  3298. çıkrık Tür.
    • spinning wheel. reel. spinning loom. hoist. filature. swift. winch. winder. creel. turn. reeler. turner mill. turn bench. pulley. sheave. spool. drum. chathead. winding frame. machine. windlass.
  3299. çıkrık Tür.
    • reel. spinning wheel. winding wheel. pulley.
  3300. çıktı Tür.
    • output. throughput. minus.
  3301. çıktı Tür.
    • output. printout.
  3302. çıktı Tür.
    • output.
  3303. çıldırmak Tür.
    • to go mad. craze. to become insane. to be out of one"s mind. to go off one"s nuts. rave.
  3304. çıldırmak Tür.
    • to go crazy/crackers/nuts/insane/bananas/barmy. to go off one"s head.
  3305. çıldırmak Tür.
    • go bananas. go crazy. go mad. go nuts. be nuts. go berserker. loose one"s senses. be out of one"s senses. flip. flip out. rave.
  3306. çıldırtıcı Tür.
    • sore.
  3307. çıldırtıcı Tür.
    • maddening.
  3308. çıldırtmak Tür.
    • to drive sb crazy. derange. distract. infatuate. madden. transport.
  3309. çıldırtmak Tür.
    • drive smb. up the wall. send smb. up the wall. drive crazy. drive smb. nuts. drive smb. to distraction. drive smb. wild. frenzy. derange.
  3310. çıldırtmak Tür.
    • craze. madden.
  3311. çılgın Tür.
    • mad. raving. frenzied. crazy. up the creek. delirious. demented. distraught. frantic. frenetic. loony. maniac. moon struck. raffish. stark raving mad. up the pole. wild.
  3312. çılgın Tür.
    • crazy. mad. insane. lunatic. raving. wild. berserk. bonkers. crackpot. crazed. delirious. demented. demon. demoniac. distracted. foolhardy. frenetic. frenzied. kooky. maniacal. phrenetic. possessed. rip-roaring. ripsnorter. scatty. moonstruck. lunati. amok. bats. cuckoo. frantic. madcap.
  3313. çılgın Tür.
    • crazy. mad. insane. lunatic. raving. wild. berserk. bonkers. crackpot. crazed. delirious. demented. demon. demoniac. distracted. foolhardy. frenetic. frenzied. kooky. maniacal. phrenetic. possessed. rip-roaring. ripsnorter. scatty. moonstruck. lunati.
  3314. çılgınca Tür.
    • lunatic. madly. manic. wildly.
  3315. çılgınca Tür.
    • like mad. wild. frantic. far-out. frenetic. frenzied. tearing. wild.
  3316. çılgınca Tür.
    • crazy. frenzied. madly. wildly.
  3317. çılgınlık Tür.
    • frenzy. madness. distraction. escapade. fling. folly. fury. wet ideas.
  3318. çılgınlık Tür.
    • craziness.
  3319. çılgınlık Tür.
    • craze. escapade. frenzy. insanity. lunacy. madness. mania.
  3320. cılız Tür.
    • skinny. puny. weak. of poor physique. fatless. feeble. rickety. scraggy. scrawny. sickly. spindling. spindly. undersized.
  3321. cılız Tür.
    • puny. thin. undersized. bony. as thin as a rake. scrawny. weakling. weedy.
  3322. cılız Tür.
    • gaunt. thin. lean. puny. weak.
  3323. cılızlık Tür.
    • puniness.
  3324. cılk Tür.
    • rotten.
  3325. çıma Tür.
    • hawser.
  3326. cımbız Tür.
    • tweezers.
  3327. cımbız Tür.
    • tweezers.
  3328. cımbız Tür.
    • pair of tweezers.
  3329. çınar Tür.
    • plane-tree. plane. sycamore. sycamore maple.
  3330. çınar Tür.
    • plane. sycamore.
  3331. çınar Tür.
    • plane.
  3332. çıngar Tür.
    • quarrel. noisy dispute.
  3333. çıngar Tür.
    • fireworks.
  3334. cıngıl Tür.
    • small bunch of grapes. decoration of beads/coins.
  3335. çıngırak Tür.
    • small bell.
  3336. çıngırak Tür.
    • sleigh bell.
  3337. çıngıraklı yılan Tür.
    • rattlesnake.
  3338. çıngıraklı yılan Tür.
    • prairie rattler.
  3339. çınlama Tür.
    • ringing sound. clangor. ringing.
  3340. çınlama Tür.
    • clang. clink. peal. toll.
  3341. çınlamak Tür.
    • to give out a ringing or tinkling sound. to echo. clang. resonate. resound. ring. ting. tinkle.
  3342. çınlamak Tür.
    • tingle. tinkle. ting. jingle. din. ring out. buzz. clang. resonate. resound.
  3343. çınlamak Tür.
    • clang. clink. peal. resound. ring. sing. tinkle. to tinkle. to clang. to clink. to chink. to ring.
  3344. çınlatmak Tür.
    • to make sth ring. to make sb"s ears ring. ting. tinkle.
  3345. çıplak Tür.
    • naked. bare. undressed. uncovered. nude. innocent of clothes. bleak. unclad.
  3346. çıplak Tür.
    • bare. naked. nude. nudist. stark.
  3347. çıplak Tür.
    • bare. naked. nude. destitute. in the nude. stark. unclad. undressed.
  3348. çıplak mülkiyet Tür.
    • bare ownership. naked possession.
  3349. çıplak ücret Tür.
    • base pay.
  3350. çıplaklar kampı Tür.
    • nudist camp.
  3351. çıplaklık Tür.
    • nude. nudity. nakedness.
  3352. çıplaklık Tür.
    • nakedness. nudity.
  3353. çıplaklık Tür.
    • bareness.
  3354. çıra Tür.
    • tinder.
  3355. çıra Tür.
    • resinous wod.
  3356. çırak Tür.
    • apprentice. pupil. errand-boy. footboy. helper. prentice. legman.
  3357. çırak Tür.
    • apprentice. novice.
  3358. çırak Tür.
    • apprentice. devil. help.
  3359. çıraklık Tür.
    • apprenticeship.
  3360. çıraklık Tür.
    • apprenticeship.
  3361. çırçır Tür.
    • gin. spring. cricket cırcırböceği.
  3362. çırçır Tür.
    • cotton gin.
  3363. cırcır böceği Tür.
    • tree cricket.
  3364. cırcır böceği Tür.
    • cricket.
  3365. çırılçıplak Tür.
    • stark naked. in the nude. in the buff.
  3366. çırılçıplak Tür.
    • stark naked. in the buff. mother-naked. without a stitch on. without a stitch of clothing. starkers. in one"s bare skin. in the nude. in one"s birthday suit. in the raw. in the state of nature. in the altogether.
  3367. çırılçıplak Tür.
    • in the altogether. stark naked.
  3368. çırpı Tür.
    • chip. shaving. dry twig.
  3369. çırpı Tür.
    • chip. clipping. dry twigs. chalk-line.
  3370. çırpıcı Tür.
    • beater. fuller.
  3371. çırpıcı Tür.
    • beater.
  3372. çırpınma Tür.
    • flutter.
  3373. çırpınma Tür.
    • convulsion.
  3374. çırpınmak Tür.
    • to flutter with its wings. to be all in a fluster. to move convulsively. to shake. to beat. to rise. to shake down. to full. to hover. flop. flutter. thrash.
  3375. çırpınmak Tür.
    • flutter. struggle. fuss about. flop.
  3376. çırpınmak Tür.
    • flap. flick. flop. flounder. to flutter. to struggle. to flop about. to be all in a fluster. to bustle about.
  3377. çırpıntı Tür.
    • flurry. slight agitation.
  3378. çırpıntılı Tür.
    • choppy.
  3379. çırpma Tür.
    • snip.
  3380. çırpmak Tür.
    • to beat with short and repeated blows. to clap to beat. flap. snip.
  3381. çırpmak Tür.
    • beat. whisk. to beat. to flutter. to flap. to clap. to rinse.
  3382. cıs Tür.
    • fire!.
  3383. çıt Tür.
    • crack. cracking sound.
  3384. çıta Tür.
    • lath. long narrow strip of wood. slat. slatting. molding. reglet. batten. stave. screed. strip. ledge. welt.
  3385. çıtçıt Tür.
    • snap fastener. press stud. popper.
  3386. çıtçıt Tür.
    • snap fastener.
  3387. çıtçıt Tür.
    • fastener. press stud. snap.
  3388. çıtırdamak Tür.
    • to crackle.
  3389. çıtırtı Tür.
    • crackle. crackling. click.
  3390. çıtkırıldım Tür.
    • effeminate. high- hat. softy.
  3391. çıtlatmak Tür.
    • to crack (one"s knuckles. to drop a hint about. hint.
  3392. cıva Tür.
    • mercury. quicksilver. mercurial. mercuric. mercurous.
  3393. cıva Tür.
    • mercury. quicksilver.
  3394. cıva Tür.
    • mercury.
  3395. cıvadra Tür.
    • bowsprit.
  3396. cıvadra Tür.
    • bowsprit.
  3397. cıvalı Tür.
    • mercurial.
  3398. cıvata Tür.
    • bolt. gib. pin bolt.
  3399. cıvata Tür.
    • bolt. bolt screw. pin. screw bolt. pintle.
  3400. cıvata Tür.
    • bolt.
  3401. cıvatalamak Tür.
    • bolt.
  3402. cıvık Tür.
    • soft. runny. impertinent. impudently familiar.
  3403. cıvık Tür.
    • maudlin. pert. runny. thin. watery. soft. impertinent. saucy.
  3404. cıvıl cıvıl Tür.
    • chirpy.
  3405. cıvıl cıvıl Tür.
    • chirpy.
  3406. cıvıldama Tür.
    • tweet. twitter.
  3407. cıvıldamak Tür.
    • to twitter. to chirp. cheep. tweet.
  3408. cıvıldamak Tür.
    • cheep. chirp. tweet. twitter. to chirp. to cheep. to chirrup. to tweet. to twitter.
  3409. cıvıltı Tür.
    • cheep. chirrup. tweet. twitter.
  3410. cıvıtmak Tür.
    • to be impertinent. to spoil a job.
  3411. cıvıtmak Tür.
    • cut loose.
  3412. çıyan Tür.
    • centipede.
  3413. cızırdama Tür.
    • scratch.
  3414. cızırdamak Tür.
    • splutter.
  3415. cızırdamak Tür.
    • sizzle. to sizzle. to creak.
  3416. cızırtı Tür.
    • sizzle. splutter. sputter. cross talk. strays.
  3417. cızırtı Tür.
    • creaking sound. splutter. whiz whizz.
  3418. cızırtı Tür.
    • blare. scratch. stray.
  3419. cl-p İng.
    • (i)., (f). şaklama
    • gürleme
    • patlama
    • tokat
    • ant bir vuruş veya hareket
    • alkış
    • (argo). belsoğukluğu
    • (f). tokatlamak, tokat atmak
    • alkışlamak, el çırpmak
    • kanat çırpmak
    • yerine koymak, oturtmak
    • hemen yerine koymak. clap in jail hemen hapse atmak. clap on a fine para cezasına çarptırmak.
  3420. clabber İng.
    • (i)., (f). kesilip koyulaşmış süt
    • (f). kesilip koyulaşmak (süt).
  3421. clack İng.
    • (f)., (i). çatırdamak, takırdamak
    • gevezelik etmek, çene çalmak
    • (i). çatırtı, takırtı
    • gevezelik, patırtı. clacker (i). takırtı yapan şey veya kimse.
  3422. clad İng.
    • (bak). clothe.
  3423. claim İng.
    • (f). hak talep etmek, istemek
    • iddia etmek
    • sahip çıkmak. claimable (s). hak talep edilebilir. claimant (i). hak talep eden kimse.
  3424. claim İng.
    • (i). talep, iddia
    • hak
    • sigorta poliçesi üstünden ödenecek para
    • maden vb'ni işletmek için devletin arazisinde hak talep etme. clalm for damages tazminat davası
    • tazminat talebi. claim jumper ABD başkasının maden ocağını işgal edip alan kimse. Iay claim to sahip çıkmak.
  3425. clairvoyance İng.
    • (i). gözle görülmeyen şeyleri görme kudreti
    • basiret
    • başkalannın zihninden geçenleri okuma hassası, gaipten haber verme.
  3426. clairvoyant İng.
    • (s)., (i). garipten haber veren, gözle görülmeyen şeyleri gören
    • (i). bu hassaları haiz kimse.
  3427. clam İng.
    • (i). mengene.
  3428. clam İng.
    • (i)., (f). tarak, deniz tarağı, istiridye
    • (k.dili). sessiz ve içine kapanık kimse
    • (f). deniz tarağı toplamak. clambake (i)., (ABD). deniz tarağı pişirilip yenen bir piknik. clamshell i tarak kabuğu
    • çift çeneli kova. clam up (ABD)., (argo). sessizleşmek.
  3429. clamant İng.
    • (s). gürültülü
    • Israrlı, yapışkan.
  3430. clamber İng.
    • (f)., (i). tırmanmak, güçlükle tırmanmak
    • clamberer (i). el ve ayakla tırmanan kimse.
  3431. clammy İng.
    • (s). ıslak, yaş, rutubetli, yapışkan, soğuk. clamminess (i). ıslak ve yapışkan oluş.
  3432. clamor, ing clamour İng.
    • (i)., (f). haykırma, feryat, yaygara
    • gürültü
    • (f). yaygara ile istemek
    • yaygara kopararak zorlamak
    • haykırmak, feryat etmek.
  3433. clamorous İng.
    • (s). gürültülü, patırtılı
    • yaygaracı, şirret. clamorously (z). gürültüyle.
  3434. clamp İng.
    • (i)., (f). mengene, kıskaç, kenet
    • kelepçe, krampon
    • (f). mengene ile sıkıştırmak, kasmak, germek, bastırmak, tespit etmek. clamp coupling kenetli kavrama, sıkma, kavrama. clamp screw sıkma vidası. clamp down on daha titiz olmak
    • menetmek.
  3435. clan İng.
    • (i). klan
    • kabile
    • grup, parti, zümre.
  3436. clandestine İng.
    • (s). gizli, mahrem, el altından. clandestinely (z). gizlice. clandestineness (i). gizlilik.
  3437. clangor, ing clan,qour İng.
    • (i)., (f). şakırtı, çınlama, madenl ses
    • gürültü
    • (f). gürültülü ses çıkarmak. clangorous (s). gürültülü ses çıkaran. clangorously (z). gürültüyle, çınlayarak.
  3438. clank İng.
    • (i)., (f). madeni ses
    • (f). bu sesi çıkarmak
    • bu sesi çıkarttırmak.
  3439. clannish İng.
    • (s). tanımadıkları ile iyi geçinemeyen
    • klanvari
    • bir klamn ahalisi gibi ancak birbiriyle münasebet kuran. clannishness (i). kendi aralannda grup kurarak başkalanyla konuşmama eğilimi.
  3440. clanq İng.
    • (f). çınlamak
    • yüksek sesle çalmak
    • yüksek sesle çaldırmak.
  3441. clansman İng.
    • (i)., (çoğ -men) klana mensup kimse.
  3442. clapboard İng.
    • (i)., (f)., (ABD). inşaatlarda kullanılan dış kaplama tahtası
    • (f). bu tahtalar ile kaplamak.
  3443. clapper İng.
    • (i). çan dili
    • alkışlayıcı şey veya kimse
    • (argo). dil.
  3444. clapperclaw İng.
    • (f)., (eski ve leh). tırmalamak
    • küfretmek, sövmek.
  3445. claptrap İng.
    • (i). göze girmek için yapılan sahte iltifat
    • yağcılık
    • yapmacıklı sözler sarfetme.
  3446. claque İng.
    • (i). tiyatroda alkışlamak için tutulmuş kimseler
    • çıkarları olduğu için alkışlayan kimseler.
  3447. clarence İng.
    • (i). ön kısmı cam olan dört kişilik ve dört tekerlekli üstü kapalı at arabası.
  3448. clarendon İng.
    • (i)., (matb). kalın bir çeşit matbaa harfi.
  3449. claret İng.
    • (i). kırmızı Bordo şarabı
    • aynı tipte diğer şaraplar
    • koyu morumsu kırmızı.
  3450. clarification İng.
    • (i). aydınlatma, açıklama, vuzuha kavuşturma.
  3451. clarify İng.
    • (f). aydınlatmak, açıklamak, tasfiye etmek
    • aydınlanmak, açılmak, izah edilmek.
  3452. clarinet İng.
    • (i)., (müz). klarnet. clarinetist (i). klarnetçi.
  3453. clarion İng.
    • (s)., (i). açık, temiz, vazıh
    • (i)., (müz). boru, zurna
    • (şiir). bu çalgının sesi.
  3454. clarity İng.
    • (i). açıklık, vuzuh, berraklık.
  3455. clary İng.
    • (i)., (bot). adaçayı. meadow clary yılan kökü, (bot). Salvia pratensis.
  3456. clash İng.
    • (f)., (i). gürültülü bir ses çıkarmak
    • çangır çungur çarpışmak
    • fikir ayrılığı olmak, uyuşamamak
    • hızla çarpmak, bindirmek
    • bir çarpışma nedeniyle ses çıkarmak
    • (i). çarpışma neticesinde çıkan ses
    • çarpısma, toslama
    • fikir uyuşmazlığı
    • ihtilaf. clash with ile münakaşa etmek.
  3457. clasp İng.
    • (i)., (f). toka, kopça
    • kucaklama, kavrama, sıkma
    • (f). toka veya kopça ile tutturmak
    • toka koymak
    • kavramak, sıkıca tutmak. clasp knife büyük çakı, sustalı bıçak.
  3458. clasper İng.
    • (i)., (bot)., filiz
    • (zool). dişiyi tutmak için erkek balık veya böcekte bulunan uzuv.
  3459. class İng.
    • (kıs). classic classification classify.
  3460. class İng.
    • (i)., (f). sınıf, tabaka, zümre
    • kast
    • çeşit, tür
    • takım, grup
    • ders
    • bir okulda aynı yılda mezun olacak toplam
    • (argo). mükemmellik, üstünlük
    • mevki (tren)
    • (ask). kura
    • (zool)., (bot). sınıf
    • (f). sınıflara ayırmak, tasnif etmek
    • yerine oturtmak
    • bir sınıf veya zümrede yer almak. class consciousness mensup olunan sosyal sınıfın özellik, birlik ve isteklerinin farkında olma. class day (ABD). sene sonunda mezun olan sınıfın kutladığı bir gün. class struggle sınıf mücadelesi. first class birinci sınıf
    • birinci mevki. Iower class aşağı tabaka. middle class orta tabaka. the classes yüksek tabakalar. tourist class turist mevkii, ikinci mevki.
  3461. classic İng.
    • (s)., (i). klasik, özellikle sanat ve edebiyatta eski Yunan ve Roma tarzında
    • örnek teşkil edecek şekilde olan
    • belirli sanat ve bilim kurallarına uygun
    • edebi ve tarihi değeri olan
    • (i). klasik eser
    • klasik eserler vermiş olan yazar
    • klasikleri iyi bilen kimse
    • klasik metotlara uyan kimse. the classics eski Yunan ve Latin edebiyat eserleri.
  3462. classical İng.
    • (s). klasik, klasik değerde olan
    • klasik öIçülere uygun
    • mükemmel, şaheser. classical'ity (i). klasiklik classically (z). klasik olarak, eski usullere göre.
  3463. classicism İng.
    • (i). klasisizm, klasiklere tabi olma veya uyma
    • klasik şekil veya deyim
    • klasik öğrenim.
  3464. classicist İng.
    • (i). klasik üslup taraftan
    • klasik sanat veya edebiyat bilgini.
  3465. classicize İng.
    • (f). klasik hale koymak
    • klasikleştirmek.
  3466. classify İng.
    • (f). sınıflara ayırmak, tasnif etmek. classifiable (s). sınıflandırılabilir. classifica'tion (i). sınıflama
    • sınıf. classified advertisements küçük ilânlar.
  3467. classmate İng.
    • (i). sınıf arkadaşı.
  3468. classroom İng.
    • (i). sınıf, dershane.
  3469. classy İng.
    • (s)., (argo). harikulade
    • sosyetik
    • şık, kibar.
  3470. clastic İng.
    • (s). kırılır, parçalanır
    • parçalardan teşekkül etmiş.
  3471. clatter İng.
    • (f)., (i). takırdatmak, çatırdatmak
    • yüksek sesle konuşmak, gevezelik etmek
    • takırdamak, ses çıkarmak
    • (i). patırtı takırtı, ses, gürültü
    • gürültülü konuşma
    • boş laf
    • dedikodu.
  3472. claudication İng.
    • (i). topallama.
  3473. clause İng.
    • (i). madde, (anlaşma, antlaşma, kontrat, kanunda) bent, hüküm fıkra, şart
    • gram cümlecik. clausal (s). cümlecikle ilgili.
  3474. claustral İng.
    • (s). manastır ile ilgili
    • manastır gibi.
  3475. claustrophobia İng.
    • (i)., (psik). kapalı yerlerde bulunma fobisi, klostrofobi.
  3476. clavate İng.
    • (s). başı kalın çomak gibi.
  3477. clavichord İng.
    • (i). klavsen.
  3478. clavicle İng.
    • (i)., (anat). köprücük kemiği, klavikula.
  3479. clavicular İng.
    • (s). köprücük kemiği gibi veya onunla ilgili.
  3480. clavier İng.
    • (i). bir çalgı aletinin tuşları
    • daktilo klavyesi
    • tuşları olan çalgı aleti.
  3481. claviform İng.
    • (s). çomak şeklinde.
  3482. claw İng.
    • (i)., (f). pençe, hayvan pençesindeki kıvnk tırnak
    • pençeye benzer bir alet
    • (f). yırtmak, tırmalamak, pençe atmak
    • kaşımak. claw hammer domuz tırnağı çekiç.
  3483. claxon İng.
    • (i). klakson.
  3484. clay İng.
    • (i). kil, balçık, çamur toprak
    • insan vücudunu meydana getiren hamur, insan vücudu. clayey, clayish (s). killi, kil gibi. clay pigeon kilden yapılmış ve havaya fırlatılan nişangâh. potter's clay çömlek çamuru.
  3485. claymore İng.
    • (i). kılıç
    • iki ağızlı iskoç kılıcı.
  3486. clean İng.
    • (z). tamamen, bütünüyle
    • temiz bir şekilde, temiz olarak. clean gone iz bırakmadan gitmiş. come clean (argo). itiraf etmek.
  3487. clean İng.
    • (s). temiz, pak
    • halis, saf, arı
    • kusursuz
    • engelsiz açık
    • masum, temiz ahlaklı
    • yenebilir (av eti vb)
    • mevzun, öIçüleri muntazam olan, biçimli
    • mükemmel, fevkalade. clean bill of health sağllk raporu
    • (hastalık olmadığını belirten) temiz kâğıdı
    • şüphe kaldırmazlık. make a clean breast of it bütün kabahatleri açlklamak. show a clean pair of heels koşarak kaçmak.
  3488. clean İng.
    • (f). temizlemek, yıkamak, antmak
    • temizlenmek, paklanmak. clean out çöp boşaltmak
    • (k.dili). terk etmek
    • silip supürmek, parasız bırakmak. clean up tam temizlemek
    • (argo). çok para kazanmak
    • bitirmek
    • galip gelmek.
  3489. clean-cut İng.
    • (s). iyi yontulmuş, temiz (iş)
    • kesin
    • göze hoş görünen.
  3490. clean-shaven İng.
    • (s). sakalı bıyığı tıraş olunmuş.
  3491. cleaner İng.
    • (i). temizleyici
    • silgi. dry cleaner kuru temizleyici. vacuum cleaner elektrik süpürgesi.
  3492. cleanly İng.
    • (s)., (z). temiz
    • temizlenmeye veya temiz tutmaya meraklı
    • (z). (klin'li). temiz bir şekilde, temizce cleanliness (i) ., (klen'linis) temizlik.
  3493. cleanse İng.
    • (f). temizlemek. cleanser (i). temizleyici
    • sabun.
  3494. clear İng.
    • (z). açıkça, açık olarak
    • tamamen, bütünüyle.
  3495. clear İng.
    • (s). açık, aydınlık vazıh
    • parlak, berrak
    • şeffaf, saydam
    • net
    • kati, kesin
    • masum, temiz
    • sakin
    • açık (arazi vb)
    • hudutsuz
    • takıntısız. clear conscience vicdan rahatllğı. clear-cut (s). keskin
    • açık ve seçik. clear evidence açık ve kesin ispatlayıcı delil.
  3496. clear İng.
    • (f). temizlemek
    • kurtarmak
    • aydınllğa kavuşturmak
    • engeli aşmak
    • hesabını temizlemek
    • borcunu ödemek
    • temize çıkarmak
    • gümrükten çekmek
    • tahliye etmek
    • net kar etmek
    • tahsil etmek (çek vb)
    • temizlenmek
    • takas odalannda çek vb'ni değiştirmek
    • limana giriş veya çıkış izni almak. clear away kaldırıp götürmek
    • kaybolmak. clear for action harbe hazır etmek, işe koyulmaya hazır etmek. clear off kaldırıp temizlemek. clear out çekilip gitmek
    • defolmak
    • boşaltıp temizlemek. clear the air işleri düzeltmek
    • gerginliği gidermek. clear the decks diğer işleri bir tarafa itip belirli bir işe koyulmak. clear the way yol açmak. clear up halletmek
    • aydınlatmak
    • açılmak (hava)
    • iyileşmek (hastalık).
  3497. clear-eyed İng.
    • (s). zeki bakışlı, akıllı. clearheaded (s). iyi düşünen clear-sighted (s). basiretli. clear title ipotekten ari mülkiyet hakkı
    • sağlam. tapu in the clear engellerden uzak
    • şüphe altında olmayan. out of the clear birdenbire. steer clear sakınmak The coast is clear Meydan boştur.
  3498. clearance İng.
    • (i). temizleme
    • açıklık yer
    • gümrük muayene belgesi, gümrük müsaadesi
    • takas, sayışma, hesaplaşma
    • geminin limanı terketme hakkı. cleurance papen geminin limanı terketme izni belgeleri.
  3499. clearing İng.
    • (i). temizleme işi
    • açığa çıkarma
    • aydınlatma
    • açıklık, meydan
    • takas, kliring. clearinghouse (i). kliring odası.
  3500. clearstarch İng.
    • (f). kolalamak, kolalayıp ütülemek. clearstarcher (i). kolacı.
  3501. clearstory İng.
    • (bak). clerestory.
  3502. cleat İng.
    • (i)., (f). mesnet takozu, kama, kelepçe
    • (den). koç boynuzu
    • (f). takoz vurmak.
  3503. cleavaue İng.
    • (i). yarık
    • yarılma, çatlama
    • (kim). molekülün aynlması
    • (k.dili). göğüs yangının dekolte elbiseden görünmesi
    • (biyol). hücrenin bölünmesi
    • (jeol). dilinim.
  3504. cleave İng.
    • (f)., (cleft veya cleaved veya clove
    • cleft veya cleaved veya cloven
    • (eski). cleave, clave clove) yarmak, bölmek, taksim etmek
    • ayırmak
    • açmak (yol vb)
    • ayrılmak, yarılmak, bölünmek
    • arasmdan geçmek. cleavable (s). yarılabilir.
  3505. cleave İng.
    • (f). yapışmak, iltisak etmek
    • bağlanmak, sadık olmak.
  3506. cleaver İng.
    • (i). satlr, balta.
  3507. cleavers İng.
    • (i)., (tek). yoğurtotu, (bot). Galium aparine.
  3508. cledonism İng.
    • (i). uğursuz sayılan kelimelerden kaçınma.
  3509. cleek İng.
    • (i). demir topuzlu bir çeşit golf değneği.
  3510. clef İng.
    • (i)., (müz). anahtar bass. clef fa anahtarı. treble clef sol anahtarı.
  3511. cleft İng.
    • (i)., (s). çatlak, yarık, ayrık. cleft foot çift tırnaklı ayak. cleft palate yarık damak.
  3512. cleistogamic İng.
    • (s)., (bot). gonca halinde kalan ve bu halde kendi kendine döllenen.
  3513. clematis İng.
    • (i). yaban asması, akasma, meryemana asması. filbahar, filbahri, (bot). Clematis.
  3514. clemency İng.
    • (i). merhamet şefkat
    • müsamaha, hoşgörü
    • yumuşak başlılık
    • mülayimlik.
  3515. clement İng.
    • (s). merhametli, şefkatli
    • yumuşak başlı
    • yumuşak ve latif (hava).
  3516. clench İng.
    • (f)., (i)., (yumruğunu, dişlerini) sıkmak
    • sıkıca yakalamak, kavramak
    • (i). sıkma, kavrama
    • mandal.
  3517. clepe İng.
    • (f)., (cleped veya clept, ycleped veya yclept)., (eski). adlandırmak.
  3518. clepsydra İng.
    • (i)., (çoğ -dras -drae) eski bir çeşit su veya civa saati.
  3519. cleptomania İng.
    • (bak). kleptomania.
  3520. clerestory İng.
    • (i)., (mim). bir bina, kilise, vagon vb'nin pencereli üst kısmı.
  3521. clergy İng.
    • (i). ruhban sınıfı, rahipler zümresi
    • Hıristiyan din adamları sınıfı. benefit of clergay papazlann dokunulmazlığı.
  3522. clergyman İng.
    • (i)., (çoğ -men) rahip, papaz, vaiz, ruhban sınıfına dahil olan kimse.
  3523. cleric İng.
    • (i)., (s). rahip, papaz, vaiz
    • (s)., (bak)., clerical.
  3524. clerical İng.
    • (s)., (i). katip veya yazıcıya ait
    • daire işiyle alâkalı, kırtasiyecilikle ilgili
    • kilisenin politikada yeri olmasını savunan
    • ruhban sınıfına dahil
    • (i). rahip, papaz, vaiz
    • (çoğ). papaz kıyafeti
    • kilisenin hükümetteki nüfusunu artırmayı savunan kimse. clerically (z). politikada kilisenin yerini savunarak.
  3525. clericalism İng.
    • (i). politikada kilisenin nüfüsu
    • bu nüfüsu destekleme
    • kilise mevzuatı, kilise yararları.
  3526. clerk İng.
    • (i)., (f). katip, yazıcı
    • (ABD). tezgahtar, satıcı
    • (f). katiplik yapmak
    • tezgahtarlık yapmak. clerk of the court zabıt katibi. parish clerk (ing). kilise katibi. clerkship (i). katiplik.
  3527. clever İng.
    • (s). akıllı
    • zeki
    • becerikli
    • kabiliyetli. cleverhl (z). akılca, zekice. cleverness (i). akıllık
    • beceriklilik.
  3528. clevis İng.
    • (i). kenet demiri.
  3529. clew clue İng.
    • i, f yumak
    • mit ipucu olarak sökülen yumak
    • ipucu
    • den yelkenin uskuta yakası
    • f yumak yapmak, sarmak
    • bir ipucu vasıtaslyla yol göstermek
    • den yelkeni yukan serene veya direğe hisa etmek clew line kuntra uskuta not have a clew hiC bir fikri olmamak, elinde ipucu bulunmamak.
  3530. cliche İng.
    • (i). klişe, basmakalıp söz
    • (matb). klişe.
  3531. click İng.
    • (i)., (f). cıt, sert ve kesik ses, çıtırtı, tıkırtı
    • (dil) saklama
    • (mak). kastanyola
    • (f). çıtırdamak
    • tıkırdamak
    • (argo). başarmak
    • (argo). birbirine uymak, uyuşmak.
  3532. client İng.
    • (i). müvekkil
    • müşteri, alıcı
    • eski Roma'da eşraf ve hanedan evlerine intisap eden adam, yanaşma.
  3533. clientele İng.
    • (i). müşteriler, müvekkiller, hastalar.
  3534. cliff İng.
    • (i). uçurum, sarp kayalık. cliff dweller kanyonlarda veya dik kaya oyuklannda yaşayan ilkel Amerikalı
    • (ABD)., (k.dili). apartmanda oturan kimse. cliffhanger (i)., (k.dili). en heyecanlı yerinde kesilen seri film.
  3535. climacteric İng.
    • (i)., (s). buhranlı yaş devresi
    • menopoz, adet kesilmesi
    • (s). buhranlı devreye ait. climacter'ical (s). buhranlı, buhranlı devreye ait.
  3536. climactic İng.
    • (s). zirve ile ilgili
    • en kritik devreye ait.
  3537. climate İng.
    • (i). iklim, hava. climat'ic (s). iklimle ilgili.
  3538. climatology İng.
    • (i). klimatoloji, iklimler ilmi.
  3539. climax İng.
    • (i),, (f) sahika, zirve, doruk, tepe, bir şeyin en yüksek noktası
    • düğüm noktası
    • (f). zirveye erişmek, zirveye eriştirmek.
  3540. climb İng.
    • (f)., (i). tırmanmak
    • tedricen yükselmek
    • çıkmak
    • (i). tırmanacak yer
    • tırmanış, tırmanma. climb down inmek
    • (k.dili). (bir tutumdan) vazgeçmek.
  3541. climber İng.
    • (i). tırmanan sarmaşık
    • (k.dili).
    • toplum hayatında yükselmek isteyen kimse.
  3542. clime İng.
    • (i).,,(şiir).iklim, diyar, üIke.
  3543. clinch İng.
    • (f)., (i). perçinlemek
    • sağlama bağlamak
    • spor girift olmak, yapışmak
    • (argo). kucaklamak
    • (i). perçinleme
    • spor gögüs göğüse dövüşme
    • perçinlenmiş civi
    • (den). bir ceşit düğüm. clincher (i). perçinleme
    • perçinleme çivisi
    • (k.dili). karar vermeye yeterli olan sebep.
  3544. cling İng.
    • (f)., (clung) yapışmak, sıkıca sarılmak, tutunmak
    • yanında olmak
    • (hatlra vb'ne) bağlı olmak. clinging vine (k.dili). erkeğe fazla dayanan güvensiz kadın.
  3545. clingstone İng.
    • (i)., (s). et şeftalisi, çekirdeği etine yapışık şeftali
    • (s). çekirdeği etine yapışık olan.
  3546. clinic İng.
    • (i). klinik
    • klinik dersi. marriage clinic evlilik sorunlarına çözüm yolu bulan klinik.
  3547. clinical İng.
    • (s). klinik ile ilgili
    • duygulardan arınmış bilimsel, nesnel. clinical thermometer derece. clinically (z). klinik ile ilgili olarak.
  3548. clinician İng.
    • (i). klinik tedavi uzmanı.
  3549. clink İng.
    • (f)., (i). tıkırdamak, şangırdamak, tıkırdatmak, şangırdatmak
    • (i). tıkırtı, şangırtı
    • ritmik bir ses
    • bazı kuşlann haykırışı.
  3550. clink İng.
    • (i)., (argo). hapishane, kodes
    • hücre.
  3551. clinker İng.
    • (i). sert tuğla
    • cüruf, ocakta kömur cürufu
    • ( ABD). , (argo). hata
    • (bilhassa şarkı söylerken veya çalgı çalarken). clinker built kaplama parçalan birbirine bindirilmiş gemi.
  3552. clinometer İng.
    • (i). klinometre, meyil öIçen alet.
  3553. clinometric İng.
    • (s). klinometre ile ilgili. clinomet'rical s klinometre ile ilgili olarak.
  3554. clinsiy İng.
    • (s). yapışkan, yapışan, sarılan, tutunan.
  3555. clio İng.
    • (i)., (mit). tarih Müzü.
  3556. clip İng.
    • (f)., (i). kırkmak
    • kırpmak
    • uçlarını kesmek
    • bir kısım heceleri yutarak telaffuz etmek
    • (k.dili). vurmak, indirmek
    • (k.dili). hızlı gitmek, koşmak
    • (ago). hile yapmak
    • gazete veya mecmuadan küpür kesmek
    • süratli bir şekilde hareket etmek
    • (i). kırpma, kırkma, kesme
    • bir kırkmada elde edilen yün
    • (k.dili). darbe
    • adım, sürat
    • (çoğ). makas clip the wings of imkanlarını kısıtlamak, engel olmak. elip joint( ABD), (argo). vicdanseca fiyat talep eden lokanta veya gece kulübü.
  3557. clique İng.
    • (i)., (f). grup, komite, hizip
    • klik, (f). komite teşkil etmek, grup meydana getirmek. ayrı tutmak. eli'quish (s). grubu dışındakilere yüz vermeyen, ayrıcalık gözeten. eliquishly (z). belirli bir grubun dışındakilere yüz vermeyerek. eliquishness (i). klik meydana getirme, ayrıcalık gösterme.
  3558. clitoris İng.
    • (i)., (anat). fercin dili, klitoris, bızır, dılak.
  3559. cloaea İng.
    • (i). (çoğ -eae) apteshane
    • lağım
    • (zool). dışkılık, göden. eloaeal (s). gödene ait.
  3560. cloak İng.
    • (i)., (f). pelerin
    • manto
    • perde
    • paravana
    • bahane
    • (f). pelerin veya manto ile örtmek
    • gizlemek, saklamak. eloakroom (i). vestiyer.
  3561. clobber İng.
    • (f)., (ABD)., (argo). kıyasıya dövmek
    • yenmek.
  3562. clock İng.
    • (i). çorabın iki tarafında bilekten yukarı doğru çıkan. ajur clocked (s). ajurlu, süslü.
  3563. clod İng.
    • (i). toprak veya çamur parçası, kesek
    • toprak
    • budala kimse, aptal kimse. eloddish (s). aptal. eloddishnessi aptallık. elodhopper (i). , (k.dili). hantal kimse
    • (çoğ). büyük ağır ayakkabı.
  3564. cloehe İng.
    • (i). bitkileri korumak için üzerine konan çan şeklindeki muhafaza
    • çan şeklinde olup başa sıkı oturan şapka.
  3565. cloek İng.
    • (i)., (f). saat, duvar veya masa saati
    • (f). saat tutmak, saatle öIçmek. eloekmaker (i). saatçi eloekwise (s)., (z). saat yelkovanı yönünde. eloekwork (i). saatin içindeki parçalar. Iike elockwork muntazam olarak. aIarm elock çalar saat.
  3566. clog İng.
    • (i). mania, engel
    • köstek
    • tahta ayakkabı, takunya, nalın. elog dance tahta ayakkabı ile oynanan dans.
  3567. cloisonne İng.
    • (i). renkli kısımlann birbirlerinden madeni şeritlerle aynldığı emaye işi.
  3568. cloister İng.
    • (i)., (f). manastır
    • bir binaya bitişik üstü kapalı kemerli yol
    • munzevi hayat, manastır hayatı
    • (f). manastıra kapatmak
    • tecrit etmek, ayırmak
    • manastır haline getirmek. cloistered (s). manastırda oturan
    • dünyadan uzak. cloistral (s). manastır ile ilgili.
  3569. clon, clone İng.
    • (i)., (bot). bölünen bir bitkiden meydana gelen bitkiler. (zool). özel bir muamele ile nüvesi faal duruma getirilmiş hücrelerden meydana gelen ve birbirine benzeyen canlılar grubu.
  3570. clonus İng.
    • (i)., (tıb). klonüs, ihtilaç. clonic (s). klonüse ait.
  3571. clop İng.
    • (i). , (f). atın ayaklarının çIkardlğn ses
    • (f). böyle ses çıkarmak.
  3572. close İng.
    • (f). kapamak, kapatmak
    • tıkamak doldurmak (delik)
    • son vermek
    • etrafını çevirmek, ihata etmek
    • kapanmak
    • sona ermek
    • yaklaşmak
    • anlaşmaya varmak
    • birleşmek. close down kapamak
    • kapanmak. close in on etrafını çevirmek. close out (ABD). hepsini satmak, indirimli satmak. elose up kapatmak, kapanmak
    • birbirine yaklaşmak. closed (s). kapalı. closed circuit kapalı devre. closed season avlanmanın yasak olduu mevsim closed shop yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika.
  3573. close İng.
    • (i). sonuç, nihayet
    • bağlantı: göğüs göğüse kavga.
  3574. close İng.
    • (i).avlu, kilise avlusu, etrafı çevrili arazi
    • (ing). ve iskoç geçit, giriş yolu.
  3575. close İng.
    • (s). yakın birbirine yakın
    • kısımları birbirine yakın, sıkı
    • kapalı, kapatılmışı
    • dar, sıkışık
    • havasız
    • fikirlerini açıklamaktan kaçınan, sıkı ağızlı
    • gizli tutulan, saklı, mahrem
    • cimri, hasis
    • (dilb). ağzı kısarak söylenen (harf)
    • hemen hemen eşit olan. close call, close shave (ABD)., (k.dili). paçayı zor kurtarma. close contest, close game beraberliğe yakın oyun veya yarış. close haircut kısa saç tıraşı. close quarters sıkışık yer. close reasoning mantıklı açıklama. close resemblance yakın benzerlik. close to home yurek yakıcı tesiri olan. close to the wind (den). orsasına, rüzgâr yönüne doğru.
  3576. close-fisted İng.
    • (s). cimri.
  3577. close-fitting İng.
    • (s). dar.
  3578. close-grained İng.
    • (s).ince damarlı (ağaç).
  3579. close-hauled İng.
    • (s)., (z)., (den). orasına.
  3580. close-lipped İng.
    • (s). sıkı ağazlı
  3581. close-mouthed İng.
    • (s) sIkI ağızlı, konuşmaz.
  3582. close-order drill İng.
    • (ask). talim.
  3583. closet İng.
    • (i)., (s)., (f). küçük oda, bölme
    • hücre
    • tuvalet, hela, apteshane
    • (s). özel, şahsi
    • gizli, mahrem
    • uygulanma kabiliyeti olmayan: (f). özel bir odaya kapatmak
    • mülakat veya görüşme yapmak için bir odaya çekilmek. closet drama okunmak için yazılmış piyes. skeleton in the closet şerefe leke sürecei için gizlenen şey.
  3584. closure İng.
    • (i). f kapama, kapanma
    • son verme, sona erdirme
    • kapayan kısım
    • bir toplantıda tartışmaları keserek oylamaya geçiş
    • (f). tartışmaları keserek oylamaya geçmek.
  3585. clot İng.
    • (i)., (f ).(-ted, -ting) pıhtı, toptop olan herhangi bir şey
    • (f). pıhtıtaşmak, top top olmak, kesilmek (süt)
    • pıhtılaştırmak.
  3586. cloth İng.
    • (i). kumaş, bez, örtü
    • rahiplik mesleği, din adamlığı
    • yelken. the cloth rahipler.
  3587. clothe İng.
    • (f). (clothed veya clad) giydirmek
    • üstünü örtmek, kaplamak.
  3588. clothes İng.
    • (i)., (çoğ). elbise, esvap, giysi
    • yatak takımı. clothes basket çamaşır sepeti. clotheshorse (i). çamaşır askısı
    • A.B.D., argo giyimine düşkün kimse. clothesline (i). çamaşır ipi. clothes moth güve. clothespin (i). mandal. clothes pole çamaşır ipini tutan direk. clothespress (i). elbise dolabı.
  3589. clothier İng.
    • (i). yün kumaş veya elbise imalatçısı veya satıcısı.
  3590. clothing İng.
    • (i). giyim eşyası elbise.
  3591. cloture İng.
    • (i)., (f). bir toplantıda tartışmaları keserek oylamaya geçiş
    • (f). tartışmaları keserek oylamaya geçmek.
  3592. cloud İng.
    • (f). bulutla kaplamak, karartmak, örtmek, gölgelemek
    • lekelemek,şüphe altında bırakmak
    • bulutlanmak, kararmak.
  3593. cloud İng.
    • (i). bulut
    • duman veya toz bulutu
    • leke. cloudburst (i). sağanak. cloud-capped (s). bulut ile kaplanmış (dağ tepesi). cloud chamber (fiz). buhar hücresi cloudland (i). hayal. in the clouds hayal aleminde dalgın. under a cloud şüpheli
    • dertli.
  3594. cloudy İng.
    • (s). bulutlu, bulutlarla ilgili
    • dalgalı (mermer)
    • dumanlı
    • karanlık, açık. olmayan
    • şüphe altında
    • töhmet altlnda cloudily (z). bulutlu olarak cloudiness bulutlu olma.
  3595. clough İng.
    • (i). dar bir vadi.
  3596. clout İng.
    • (i)., (f)., (k).dili tokat, darbe
    • hedef, nişan alma nokta
    • isabet kaydeden atış
    • argo etki
    • nüfuz, slang piston
    • (f)., (k).dili tokat atmak, vurmak
    • colloq yama yapmak. clout nai I geniş başlı civi.
  3597. clove İng.
    • (i). karanfil (baharat)
    • karanfil ağacı, (bot). Caryophyllus aromaticus
    • diş (sarmısak). Indian clove bark karanfil kabuğu.
  3598. clove İng.
    • (bak). cleave.
  3599. cloven İng.
    • (bak). cleave
    • (s). yarık, ayrık, çatal. cloven - footed, cloven - hoofed (s). çatal tırnaklı
    • şeytanca.
  3600. clover İng.
    • (i). yonca, (bot). Trifolium in clover müreffeh, hali vakti yerinde. hare's foot clover tavşan paçası yonca, (bot). Trifolium arvense king's clover san yonca, (bot). Melilotus officinalis red clover kızıl yonca, (bot). Trifolium pratense wild clover yabani yonca, (bot). Trifolium medium.
  3601. cloverleaf İng.
    • (i). (çoğ. -leafs) yonca yaprağı kavşağı, altlı üstlü geçiş sağlayan kavşak.
  3602. clown İng.
    • (i)., (f). soytarı palyaço
    • köylü
    • kaba adam
    • (f). soytarılık etmek. clownish (s). budala
    • kaba. clownishness (i).soytarılık
    • kabalık
    • budalalık.
  3603. cloy İng.
    • (f). bıktırmak, usandırmak, gına getirmek.
  3604. club İng.
    • (f). sopa ile vurmak, dövmek
    • bir araya toplamak
    • parasını ortak bir masrafa veya işe yatırmak. club together bir araya gelmek, toplanmak
    • bir dernek meydana getirmek.
  3605. club İng.
    • (i). sopa, çomak
    • golf sopası
    • kulüp, dernek
    • kulüp binası
    • iskambil sinek, ispati. club car (d.y). büfeli vagon. club moss kurdayay, (bot). Lycopodium clavatum club sandwieh içine et, peynir ve domates konarak yapılan üç dilim ekmek. club steakufak fileto golf club golf kulübü
    • golf değneği.
  3606. clubbable, clubable İng.
    • (s). bir kulüp üyeliğine layık
    • girgin, toplum hayatına uyabilen.
  3607. clubfoot İng.
    • (i). yumru ayak.
  3608. clubhaul İng.
    • (f)., (den). tehlike zamanında geçici olarak demir atmak.
  3609. clubhouse İng.
    • (i). kulüp binası.
  3610. cluck İng.
    • (f)., (i). gıdaklamak
    • (i). gıdaklama
    • A.B.D. argo aptal kimse.
  3611. clue İng.
    • (i)., (f). ipucu, (iz)., anahtar
    • (f). bilgi vermek, aydınlatmak.
  3612. clump İng.
    • (i)., (f). yığın, küme
    • (f). yığmak, kümelemek
    • ağır adımlarla yürümek.
  3613. clumsy İng.
    • (s). hantal, biçimsiz, beceriksiz, sakar. clumsily (z). hantalca. clumsiness (i). hantallık.
  3614. clung İng.
    • (bak). cling
  3615. cluster İng.
    • (i)., (f). salkım, hevenk
    • tutam, demet
    • küme, grup
    • (f). salkım haline getirmek
    • demet yapmak
    • bir araya toplanmak, salklm haline gelmek.
  3616. clutch İng.
    • (i). bir defada kuluçkaya yatırılan yumurtalar
    • bir defada kuluçkadan çıkan civcivler.
  3617. clutch İng.
    • (i)., (f). kavrama, sıkıca tutma
    • (mak). kenet, ambreyaj
    • oto debriyaj
    • (f). kavramak, yakalamak
    • kapmak. clutch pedal oto debriyaj pedalı.
  3618. clutter İng.
    • (f)., (i). yığmak, düzensizce atmak
    • koşuşmak
    • gurültü etmek
    • gürültülü bir şekilde ve acele olarak konuşmak
    • (i). yığın, çöp yığını
    • karışıklık, kargaşalık
    • gürültü, patırtı.
  3619. clyster İng.
    • (i)., (tıb). tenkıye, lavman.
  3620. co İng.
    • (kıs). company, county.
  3621. co-op,coop İng.
    • (bak). cooperative.
  3622. co-star İng.
    • (i)., (f). piyes veya filimde baş oyunculardan biri
    • (f). baş rollerden birinde oynamak.
  3623. co-tard İng.
    • (i). iri bir cins ingiliz elması.
  3624. co-worker İng.
    • (i). aynı müessesede çalışan kimselerden her biri
    • meslektaş.
  3625. coach İng.
    • (i). fayton
    • çift kapılı otomobil
    • yolcu otobüsü
    • (d.y). yolcu vagonu.
  3626. coach İng.
    • (i)., (f)., spor antrenör
    • özel öğretmen
    • (f). yetiştirmek, antrenörlük etmek, özel ders vermek.
  3627. coachman İng.
    • (i). (çoğ -men) arabacı
    • balık avında kullanılan bir çeşit yapma sinek.
  3628. coaction İng.
    • (i). zorlama, mecbur tutma
    • engelleme
    • birbirini etkileme.
  3629. coadjutor İng.
    • (i). yardımcı (piskopos).
  3630. coadunate İng.
    • (s)., (zool)., (bot). birleşmiş.
  3631. coagulate İng.
    • (f). pıhtılaştırmak
    • pıhtılaşmak .coag'ulant (s). pıhtılaştıran. coagula-tion (i). pıhtılaşma. coag'ulator (i) pıhtılaştıran madde.
  3632. coagulum İng.
    • (i). (çog -1a) pıhtı.
  3633. coal İng.
    • (i) kömür, maden kömürü
    • (çog) kor coal basket (den). kömür çavalyesi.coal bed jeol maden kömürü yatağı. coalbin (i). kömürlük coal black simsiyah, kuzguni siyah.coal breaker (mad). kömür kırıcı. coal bunker gemi kömürlüğü. coal gas havagazı. Coal Measures (jeol). içinde maden kömürü bulunan yerküre tabakası. coal oil gazyağı (bak.kerosene).coalsack (i)., (astr).samanyolundaki karanlık yer.coal scuttle kömür kovası. coal tar kömür katranı. coalyard (i). kömür deposu. brown cokl linyit. hard coal antrasit. soft coal bitüm. carry coals to Newcastle tereciye tere satmak. haul over the coals azarlamak.
  3634. coal İng.
    • (.f) kömür haline gelinceye kadar yakmak
    • (den). kömür vermek, kömür almak. coaling station kömür ikmal limanl veya iskelesi.
  3635. coalesce İng.
    • (f). birleşmek, yekvuücut olmak. coalescence (i). birleşme, birleşim.coalescent (s). birleşmek üzere olan.
  3636. coalition İng.
    • (i). koalisyon, birleşme.
  3637. coaming İng.
    • (i). kuyu bileziği
    • çatı deliği yan pervazı
    • (çoğ)., (den). ambar ağzı veya kaporta çerçevesi, mezarna.
  3638. coarse İng.
    • (s). adi, bayağı, kaba
    • kalın
    • terbiyesiz
    • hissiz
    • işlenmemiş.coarsely (z). kabaca coarenes (i). kabalık
    • terbiyesizlik.
  3639. coarse-grained İng.
    • (s). kaba damarlı (ağaç)
    • kaba.
  3640. coarsen İng.
    • (f). kabalaşmak, kabalaştırmak.
  3641. coast İng.
    • (f). yokuş aşağı inmek veya kaymak (kayak, bisiklet)
    • (den). kıyı boyunca gitmek. coaster (i). bardak altı
    • sahil boyunca işleyen ticaret gemisi. coaster brake bisiklette pedal freni.
  3642. coast İng.
    • (i). sahil, deniz kıyısı
    • kayak yapmak için uygun yokuş. coast artillery (ask). sahil topçusu. Coast Guard sahil muhafızı. coastline (i). kıyı boyu. coastwise (s)., (z). kıyıdan, kıyı boyunca.off the coast of sahillerine yakın. The coast is clear. Kimse yok. Meydan (boş). coastal (s). kıyı, sahil, kıyısal.
  3643. coasting İng.
    • (s)., argo uyuşturucu ilâç tesirinde.
  3644. coat İng.
    • (i), (f). palto, ceket
    • kat, tabaka
    • (f). kaplamak, geçmek (boya vb) coat hanger elbise askısı, askı. coat of armas hanedan arması. coat of paint bir kat boya. coattail , coattails (f) frakın kuyrukları. dress coat frak on his coattails sayesinde. coating (i). tabaka, kat
    • paltoluk kumaş.
  3645. coati İng.
    • (i). Güney ve Orta Amerika'ya mahsus kedi büyüklüğünde bir cins memeli hayvan, (zool). Nasua.
  3646. coax İng.
    • (f). tatlı sözlerle kandırmak, gönlünü yapmak
    • dil dökmek. coax a thing out of a person tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek.
  3647. coaxial İng.
    • (s)., (mat). ortak eksenli. coaxial cable elek. yüksek frekanslı sinyaller taşımak için hususi bir şekilde imal edilen kablo.
  3648. cob İng.
    • (i)., A.B.D mısır koçanı
    • erkek kuğu
    • kısa bacaklı bir cins binek atı
    • bir cins martı.
  3649. cobalt İng.
    • (i). kobalt. cobalt blue kobalt mavisi.
  3650. çoban Tür.
    • shepherd. herdsman. sheepman. cowman. grazier. shieling. bucolic.
  3651. çoban Tür.
    • herdsman. shepherd. sheepherder. flockman. sheperd.
  3652. çoban Tür.
    • herdsman. shepherd.
  3653. çoban köpeği Tür.
    • sheepdog.
  3654. çoban köpeği Tür.
    • mastiff.
  3655. çobanaldatan Tür.
    • swift.
  3656. çobanaldatan Tür.
    • nightjar.
  3657. çobanlık etmek Tür.
    • shepherd.
  3658. çobanpüskülü Tür.
    • ilex.
  3659. cobble İng.
    • (i)., (f). kaldırım taşı
    • (f). kaldırım taşı döşemek
    • ayakkabı tamir etmek, pençe vurmak. cobblestone (i). parke taşı, kaldırım taşı.
  3660. cobbler İng.
    • (i). ayakkabı tamircisi
    • ,şarap, şeker ve meyvadan yapılmışbir içki
    • A.B.D meyvalı tart.
  3661. cobelligerent İng.
    • (i). birlikte harbeden devletlerden biri.
  3662. coble İng.
    • (i). İngiltere ve İskoçya'ya mahsus dibi yassı sandal.
  3663. cobnut İng.
    • (i). fındık
    • fındık ağacı.
  3664. cobra İng.
    • (i). kobra yılanı.
  3665. cobweb İng.
    • (i). örümcek ağı
    • dayanıklı olmayan herhangi bir şey
    • tuzak, ağ, hile
    • (çoğ). örümcek ağları
    • zihin karışıklığı.
  3666. coca İng.
    • (i). Güney Amerika'ya mahsus yaprakları kokainli bir bitki, (bot). Erythroxylon coca.
  3667. cocaine İng.
    • (i). kokain cocainism (i)., (tıb). kokain kullanma alışkanlığı, kokain iptilâsı.
  3668. coccus İng.
    • (i). (çog -ci) (bot). içli çekirdek, içi yenir çekirdek.
  3669. coccyx İng.
    • (i)., (anat). kuyruksokumu kemiği, koksiks, paldım kemiği.
  3670. cochin İng.
    • (i). bacakları çok tüylü iri bir cins tavuk.
  3671. cochineal İng.
    • (i). kırmız. cochineal insect kırmızböceği, (zool). Coccus ilicis.
  3672. cochlea İng.
    • (i)., anat koklea, kulak salyangozu. cochlear duct anat salyangoz kanalı.
  3673. cock İng.
    • (i)., (f). saman yığını, ot yığını
    • (f). saman yığmak.
  3674. cock İng.
    • (i)., (f)., (s). horoz
    • horoz ötüşü
    • herhangi bir erkek kuş
    • önder, slang horoz
    • rüzgârgülü
    • valf, anahtar, musluk
    • tüfek horozu, tabanca horozu
    • ateşe hazır oluş
    • yukarı doğru kıvrılma (şapka kenarı)
    • kaba penis, kamış
    • (f). tüfek horozunu ateşe hazır duruma getirmek
    • umursamazllkla yana çevirmek (baş)
    • hazır etmek
    • havaya dikmek
    • kurmak (fotoğraf makinasl )
    • (s). erkek cock-and- bull story uydurma laf, kurt masalı. cock of the walk önder, lider
    • gururlu ve umursamaz kimse. go off at half cock hazırlıksız iş görmek half cock alt tetik. speckled cock çil horoz cock one's hat şapkayı yan giymek. cocked hat yanlan kalkık bir çeşit üniforma şapkası. knock into a cocked hat tanınmaz hale getirmek pestile çevirmek
    • suya düşürmek.
  3675. cock-a-doodle-doo İng.
    • (i). horoz ötmesi, kukuriku.
  3676. cock-a-hoop İng.
    • (s). çok neşeli, şen
    • çarpık, bozuk
    • övüngen.
  3677. cockade İng.
    • (i). şapkaya takılan rozet veya düğme, kokart.
  3678. cockaigne İng.
    • (i). hayali bir tembellik ve lüks diyarı.
  3679. cockaleekie İng.
    • (i). pırasalı tavuk çorbası.
  3680. cockalorum İng.
    • (i). küçük horoz
    • büyüklük taslamaya özenen kimse.
  3681. cockatoo İng.
    • (i). ibikli ve rengarenk tüylü birkaç çeşit papağan.
  3682. cockatrice İng.
    • (i). horoz yumurtasından hâsıl olduğu farzolunan hayali bir yılan.
  3683. cockbill İng.
    • (f)., (den). Iengeri fondaya alesta etmek.
  3684. cockboat İng.
    • (i). küçük sandal.
  3685. cockchafer İng.
    • (i). mayısböceği, (zool). Melolontha vulgaris.
  3686. cockcrow İng.
    • (i). sabah, slang karga bokunu yemeden.
  3687. cocker İng.
    • (i). horoz dövüştüren kimse. cocker spaniel bir cins spanyel köpeği.
  3688. cockerel İng.
    • (i). yavru horoz.
  3689. cockeyed İng.
    • (s). şaşı gözlü
    • çarpık, eğri
    • argo saçma, budala
    • argo kufelik
  3690. cockfight İng.
    • (i). horoz dovüşü.
  3691. cockhorse İng.
    • (i). tahta at, oyuncak at.
  3692. cockiness İng.
    • (i)., (k).dili kendine aşırı güvenme.
  3693. cockle İng.
    • (i). delice
    • buğdaygiller arasında yetişen zararlı ot.
  3694. cockle İng.
    • (f) buruşturmak, buruşmak.
  3695. cockle İng.
    • (i). tarak
    • midye ve istiridyeye benzer eti yenir bir deniz hayvanı, (zool). Cardium edule
    • bu hayvanın kabuğu
    • küçük hafif sandal. cockleshell (i). tarak kabuğu
    • küçük hafif sandal
    • kırışık. corn cockle karamuk, (bot). Agrostemma githago It warmed the cockles of my heart. Beni çok memnun etti.
  3696. cocklebur İng.
    • (i). dulavratotu
    • kazık otu
    • pıtrak, (bot). Xanthium.
  3697. cockloft İng.
    • (i). çatı arası.
  3698. cockney İng.
    • (s)., (i). Londralı, bilhassa Londra'ya has şive ile konuşan (kimse).
  3699. cockpit İng.
    • (i). pilot kabini
    • gemilerin kıç tarafında bulunan alçak güverte
    • eski harp gemilerinde revir
    • horoz dovüşlerinin yapıldığı yer
    • mücadele alanı.
  3700. cockroach İng.
    • (i). hamamböceği, (zool). Blatta orientalis
    • karafatma, (zool). Carabus.
  3701. cockscomb İng.
    • (i). horoz ibiği
    • horoz ibiği çiçeği
    • züppe kimse.
  3702. cockshy İng.
    • (i)., (f). nişan tahtası
    • (f). hedefe atmak.
  3703. cocksure İng.
    • (s). kendinden fazla emin, kendine fazla güvenen.
  3704. cocktail İng.
    • (i). kokteyl
    • karides kokteyli
    • meyva kokteyli.
  3705. cocktail İng.
    • (i). güdük kuyruklu at
    • saf kan olmayan at
    • asil diye geçinen kimse.
  3706. cocky İng.
    • (s)., (k).dili kendini beğenmiş.
  3707. coco İng.
    • (i)., (s). hindistancevizi agacı ve meyvası
    • (s). hindistancevizi liflerinden yapılmış.
  3708. cocoa İng.
    • (i). kakao
    • kakao rengi cocoa bean kakao çekirdeği. cocoa butter kakao yağı.
  3709. coconscious İng.
    • (i)., (psik). bilinç beraberliğindeki zihni süreçler.
  3710. coconut İng.
    • (i). büyük hindistancevizi, (bot). Cocos nucifera.
  3711. cocoon İng.
    • (i). koza.
  3712. çocuğumsu Tür.
    • childlike.
  3713. çocuk Tür.
    • infant. junior. infantile. child. kid. youngster. baby. infant. son. brat. chit. juvenile. mite. moppet. seed. paed-.
  3714. çocuk Tür.
    • child. kid. youngster.
  3715. çocuk Tür.
    • child. infant. chap. chit. kiddie kiddy. mite. nipper. scion. youngster.
  3716. çocuk arabası Tür.
    • gocart.
  3717. çocuk arabası Tür.
    • baby buggy.
  3718. çocuk bakıcı Tür.
    • baby-sitter. baby-minder.
  3719. çocuk bakıcısı Tür.
    • baby sitter.
  3720. çocuk bakıcısı Tür.
    • baby sitter.
  3721. çocuk bakıcısı Tür.
    • babyminder. babysitter. nurse. nursemaid.
  3722. çocuk bezi Tür.
    • diaper.
  3723. çocuk doktoru Tür.
    • pediatrician.
  3724. çocuk doktoru Tür.
    • baby doctor.
  3725. çocuk düşürme Tür.
    • abortion. miscarriage.
  3726. çocuk düşürme Tür.
    • abortion.
  3727. çocuk işi Tür.
    • a boy"s job.
  3728. çocuk odası Tür.
    • nursery.
  3729. çocuk odası Tür.
    • nursery.
  3730. çocuk oyuncağı Tür.
    • child"s play.
  3731. çocuk oyunu Tür.
    • child"s play.
  3732. çocuk ruhlu Tür.
    • childish.
  3733. çocuk yuvası Tür.
    • nursery.
  3734. çocukça Tür.
    • childish. immature. infantile. puerile.
  3735. çocukça Tür.
    • boyish.
  3736. çocukluk Tür.
    • childhood. infancy. boyhood. childishness.
  3737. çocukluk Tür.
    • childhood. childishness. infancy. puerility.
  3738. çocukluk Tür.
    • boyhood.
  3739. çocuksu Tür.
    • childish. childlike. infantile. puerile.
  3740. çocuksu Tür.
    • boyish. childish. puerile. soppy.
  3741. çocuksu Tür.
    • babyish.
  3742. çocuksuluk Tür.
    • puerility.
  3743. çocuksuz Tür.
    • childless. without issue.
  3744. çocuksuz Tür.
    • childless.
  3745. çocuksuzluk Tür.
    • childlessness.
  3746. cod İng.
    • (i). morina, (zool). Gadus morrhua codbank (i). morina bulunan sığlık. codfish (i). morina. cod-liver oil balık yağı.
  3747. cod cod İng.
    • (kıs). cash on delivery
    • collect on delivery.
  3748. coda İng.
    • (i)., (müz). bir parçanın sonundaki bitiş bölümü.
  3749. coddle İng.
    • (f). yavaş yavaş kaynatmak
    • fazla hisli davranmak
    • ihtimam göstermek, üstüne titremek.
  3750. code İng.
    • (i)., (f). kanun, kanunname
    • dustur şifre
    • (f). kanun haline getirmek
    • şifre ile yazmak. Code Napoleon 1804 yılında yururIüğe giren Fransız Medeni Kanunu, Napolyon Kanunu. code of honor düello edenlerin usul ve nizamları. medical code tıp mesleği kanun veya prensipleri. Morse code Mors alfabesi.
  3751. codefendant İng.
    • (i). ortak savunucu.
  3752. codeine İng.
    • (i). kodein.
  3753. codex İng.
    • (i). el yazması kitap, bilhassa eski Kitabı Mukaddes veya klasik metinlerin nüshası.
  3754. codger İng.
    • (i)., (k).dili tuhaf adam, antika kimse.
  3755. codicil İng.
    • (i)., (huk). ek vasiyetname.
  3756. codify İng.
    • (f). kanun halinde toplamak
    • bir sisteme bağlamak. codifica'tion (i). kanun halinde toplama.
  3757. codling İng.
    • (i). morina yavrusu
    • (ing). birkaç çeşit elma
    • ham elma. codling moth bir çeşit meyva kurdu, (zool). Carpocapsa pomonella.
  3758. coed İng.
    • (i). karma yüksek okullarda kız talebe.
  3759. coeducation İng.
    • (i). karma öğretim. coeducational (s). karma öğretimi uygulayan.
  3760. coefficient İng.
    • (i)., (s). katsayı, emsal: (s). beraber çalışan. coefficient of expansion genişleme katsayısı. coefficient of friction sürtünme katsayısı. differential coefficient turev -coele, -cele sonek oyuk (tıbbi terimlerde bedende oyuk anlamında kullanılır)
  3761. coelenterate İng.
    • (i)., (zool). mercan ve denizanası gibi torba vücutlu hayvan, selentere.
  3762. coeliac celiac İng.
    • (s)., anat karın boşluğu ile ilgili.
  3763. coempt İng.
    • (f). bütün malları kontrol altına almak.
  3764. coemption İng.
    • (i). piyasadaki malı kapatma
    • fiyatı kontrol altına almak için bir malın tamamını satın alma.
  3765. coenesthesia İng.
    • (bak). cenesthesia.
  3766. coequal İng.
    • (i)., (s). eş
    • (s). eşit, müsavi
    • akran, denk.
  3767. coerce İng.
    • (f). zorlamak, mecbur etmek
    • baskı altında tutmak, tazyik etmek. coercion (i). tazyik, zorlama, baskı. coercionist (i). baskı politikası taraftarı. coercive (s). cebri, zorla yapılan.
  3768. coessential İng.
    • (s). aslı bir olan.
  3769. coetaneous İng.
    • (s). yaşıt, akran
    • muasır, çağdaş.
  3770. coeternal İng.
    • (s). ezeli ve ebedi olarak bir arada bulunan.
  3771. coeval İng.
    • (s)., (i). yaşıt, akran, muasır, çağdaş.
  3772. coexist İng.
    • (f). bir arada var olmak. coexistence (i). bir arada var oluş.
  3773. coextend İng.
    • (f). aynı yer veya zamanda var olmak. coextension (i). aynı yer veya zamanda bitme. coextensive (s). aynı yer veya zamanda biten.
  3774. coffee İng.
    • (i). kahve, kahve ağacı, (bot). Coffea arabica. coffee bean kahve çekirdeği.coffee break ABD çalışma esnasında verilen kahve veya çay molası. coffee cake kahvaltı pastası. coffee cup alafranga kahve fincanı.coffee grounds kahve telvesi. coffee house çayevi çayhane, kahvehane, kıraathane, kahve.coffee mill kahve değirmeni .coffee nut çekirdekleri kahve yerine kullanılan bir çesit yüksek ağaç, (bot). Gymnocladus dioicus. coffeepot (i). cezve, çaydanlık, kahve demliği. coffee shop kahve, çay ve hazır yemekler çıkaran lokanta. coffee spoon tatlı kaşığı. coffee table çay masası.
  3775. coffer İng.
    • (i)., (f). sandık, kasa, kutu
    • (gen). (çog). hazine, para
    • (mim). girintili ve tahta kaplama tavan panosu
    • (f). sandığa veya kutuya koymak
    • sandığa veya hazineye yatırmak (para)
    • (mim). kutuya benzer şekillerle süslemek. cofferwork (i)., (mim). sandık şeklinde tezyinatı olan duvar yüzü.
  3776. cofferdam İng.
    • (i)., (mim)., (den). batardo, koferdam.
  3777. coffin İng.
    • (i)., (f). tabut
    • atın toynağı içinde kalan kısım
    • (f). tabuta koymak. coffin bone atın toynağı içindeki ayak kemiği. coffin nail argo sigara. coffin plate tabut üstüne konulan levha. drive a nail into one's coffin üzüntü veya içki ile öIümünü yaklaştırmak, ömür törpüsü olmak.
  3778. coffle İng.
    • (i). insan veya hayvan kafilesi, birbirine bağlanmış esirler kafilesi.
  3779. cog İng.
    • (i)., (f). hile
    • (f). zar tutmak
    • hile yapmak.
  3780. cog İng.
    • (i). çark dişi diş
    • dişli çark
    • ikinci derecede fakat önemli bir iş yapan kimse, sağ kol. cog rail dişli ray cog railway dişli raylı demiryolu. slip a cog hata etmek, yanlış yapmak.
  3781. çoğalma Tür.
    • increase. access. accession. accretion. augmentation. increment. multiplication. proliferation.
  3782. çoğalma Tür.
    • accession. buildup. multiplication. propagation. reproduction. rise.
  3783. çoğalmak Tür.
    • to increase. to multiply. to become abundant. accrete. accrue. accumulate. augment. gather. grow. heighten. reproduce. swell.
  3784. çoğalmak Tür.
    • increase. multiply. accrue. breed. reproduce. augment. gain. go off. heighten. mount up. proliferate. pullulate.
  3785. çoğalmak Tür.
    • accumulate. augment. boom. escalate. grow. increase. multiply. propagate. reproduce.
  3786. çoğaltıcı Tür.
    • reproducer.
  3787. çoğaltıcı Tür.
    • duplicator.
  3788. çoğaltma Tür.
    • reproduction.
  3789. çoğaltma Tür.
    • increase. augmentation. multiplication. aggrandizement.
  3790. çoğaltma Tür.
    • duplication.
  3791. çoğaltma makinesi Tür.
    • duplicating machine.
  3792. çoğaltmak Tür.
    • increase. augment. multiply. copy. reproduce. aggrandize. manifold. propagate. scale up.
  3793. çoğaltmak Tür.
    • augment. enhance. increase. multiply. propagate. to increase. to raise. to reproduce. to augment. to propagate. to multiply.
  3794. çoğaltmak Tür.
    • accrue. to increase. to augment. to reproduce. to make copies for distribution. enhance. heighten. multiply. raise. run off copies. strike through. swell.
  3795. cogent İng.
    • (s). inandırıcı, ikna edici, kuvvetli. cogency (i). ikna kuvveti, inandırıcılık. cogently (z). ikna ederek.
  3796. cogitate İng.
    • (f). düşünmek, düşünüp taşınmak, tasarlamak. cogiteble (s). akla gelebilir, idrak olunur, anlaşılır, kavranabilir. cogita'tion (i). düşünme, düşünüp taşınma cogitative (s). fikir sahibi olan, düşünceli.
  3797. cognac İng.
    • (i) kanyak.
  3798. cognate İng.
    • (s)., (i). kan bağı ile bağlı olan
    • aynı kökten gelen (dil, kelime)
    • aynı huyda, birbirine benzer
    • (i). akraba
    • aynı soydan veya cinsten olan şey. cogna'tion (i). aynı soydan veya kökten gelme.
  3799. cognition İng.
    • (i). bilme, vukuf
    • idrak, kavrama
    • aklın bilme veya idrak kabiliyeti.
  3800. cognitive İng.
    • (s). bilmeye veya kavramaya ait.
  3801. cognizable, İng.
    • (ing).cognisance (s). idrak olunur, tanınabilir
    • mahkemenin yetki kapsamına giren.
  3802. cognizance, cognisance İng.
    • (i). idrak, kavrama
    • farkına varma
    • bilgi, malumat
    • (huk). mahkemenin davayı dinlemesi
    • itiraf
    • kaza hakkı
    • yetki alanı
    • bilgi veya gözlem alanı. It falls within my cognizance .Beni ilgilendirir. take cognizance of dikkat etmek, göz önüne almak
    • önem vermek, karışmak, yetkisi ve görevi dahilinde bulunmak (mahkeme). cognizant of haberdar, farkında olan, bilen.
  3803. cognize İng.
    • (f). bilmek, idrak etmek, kavramak
    • tanımak.
  3804. cognomen İng.
    • (i). soyadı
    • lakap. cognoscente, conoscente (konyoşen'tey, konoşen'tey) (i). (çoğ -ti) erbap, ehil, bir işe vakıf olan kimse.
  3805. cognoscible İng.
    • (s). bilinir, idrak olunur, anlaşılır.
  3806. cognovit İng.
    • (i)., (huk)., (Lat). itirafname, ikrar, davalınln yazılı ikrar ve kabulü.
  3807. coğrafi Tür.
    • geographic. geographical.
  3808. coğrafi Tür.
    • geographical.
  3809. coğrafi Tür.
    • geographical.
  3810. coğrafya Tür.
    • geography.
  3811. coğrafya Tür.
    • geography.
  3812. coğrafyacı Tür.
    • geographer.
  3813. coğrafyacı Tür.
    • geographer.
  3814. çoğu Tür.
    • most. most of. mostly. usually.
  3815. çoğu Tür.
    • more than.
  3816. çoğu Tür.
    • many. most. mostly.
  3817. çoğu kez Tür.
    • mostly. often. usually.
  3818. çoğul Tür.
    • plural. plural.
  3819. çoğul Tür.
    • plural.
  3820. çoğul eki Tür.
    • plural ending.
  3821. çoğulcu Tür.
    • pluralist.
  3822. çoğulculuk Tür.
    • pluralism.
  3823. çoğunluk Tür.
    • majority. the crowd. bulk. generality. plurality. predominance. preponderance. ruck. run.
  3824. çoğunluk Tür.
    • majority. bulk. generality. moneyed people. preponderance.
  3825. çoğunluk Tür.
    • generality. majority. the generality.
  3826. çoğunlukla Tür.
    • entrepreneurial veteran. largely. mainly. mostly. for the most part. predominantly. principally. usually.
  3827. çoğunlukla Tür.
    • commonly. generally. largely. mainly. mostly. ordinarily. usually.
  3828. çoğunlukla Tür.
    • by a majority. mostly. generally. frequently. usually. commonly. in the main.
  3829. cogwheel İng.
    • (i). dişli çark.
  3830. cohabit İng.
    • (f). karı koca olarak bir arada oturmak (gen. gayrimeşru şekilde), beraber yaşamak
    • eski aynı yerde oturmak. cohabitant (i). aynı yerde oturan kimse. cohabita'tion (i). bir arada yaşama.
  3831. coheir İng.
    • (i). müşterek vâris, ortak mirasçı. coheiress (i). ortak mirasçı (kadın).
  3832. cohere İng.
    • (f). mantıken birbirine bağlı olmak
    • birbirini tutmak, tutarlı olmak
    • yapışmak, iltisak etmek.
  3833. coherence, coherency İng.
    • (i). tutarlık
    • uygunluk
    • yapışma, iltisak.
  3834. coherent İng.
    • (s). uygun, ahenkli
    • yapışık, iltisak. coherently (z). tutarlı olarak.
  3835. coherer İng.
    • (i)., elek eski tip dalga reseptörü.
  3836. cohesion İng.
    • (i). bağlılık
    • yapışma, iltisak, birleşme
    • kavuşma. cohesive (s). bağlı
    • yapışık. cohesively (z). bağlılıkla
    • yapışık olarak. cohesiveness (i). bağlılık
    • yapışıklık.
  3837. cohobate İng.
    • (f)., (ecza). ikinci defa damıtmak.
  3838. cohort İng.
    • (i). eski Roma'da piyade taburu, kohort, bir lejyonun onda biri
    • bir grup asker
    • herhangi bir insan topluluğu
    • arkadaş
    • (k).dili işbirlikçi.
  3839. coif İng.
    • (i)., (f). takke, bone, külâh
    • saç tuvaleti
    • (f). takke giydirmek
    • saç tuvaleti yapmak.
  3840. coiffeur İng.
    • (i). kuaför, kadın berberi olan erkek.
  3841. coiffure İng.
    • (i). saç biçimi, saç tuvaleti
    • başlık.
  3842. coign İng.
    • (i). çıkıntılı köşe
    • takoz. coign of vantage bir hareket veya gözlem için elverişli nokta.
  3843. coil İng.
    • (i)., (f). kangal
    • (den). roda
    • halka, kangal şeklinde boru
    • halka şeklinde kıvrılmış saç
    • elek bobin
    • (f). kangal etmek veya olmak, sarmak veya sarılmak
    • (den). roda etmek primary coil birinci devre bobini. secondary coil ikinci devre bobini.
  3844. coin İng.
    • (i)., (f). madeni para, sikke
    • para
    • (mim). köşe, açı
    • köşe taşı
    • (f). madeni para bastırmak, basmak
    • icat etmek, bulmak
    • para kazanmak
    • (ing)., (k).(dili). kalp para basmak. coin money kısa zamanda servet yapmak. coin a phrase bir söz icat etmek. false coin kalp para
    • sahte şey. pay one in his own coin misli ile mukabele etmek, aynı şekilde karşılık vermek.
  3845. coinage İng.
    • (i). para basma
    • meskukât
    • tedavüldeki para, geçerli para
    • bir memleketin para sistemi
    • icat, imal edilmiş herhangi bir şey, yeni kelime. Ioose coinage bozukluk, bozuk para, ufaklık.
  3846. coincide İng.
    • (f)., with ile rastlaşmak, aynı zamanda meydana gelmek, tesadüf etmek
    • uymak, bir olmak. coin'cident (s). birbirine rast gelen, mütesadif
    • mutabık, birbirine uyan. coin'cidence (i). tesadüf, rastlantı. coinciden'tal (s). rastlantı eseri olan, tesadüfi. coinciden'tally (z). tesadüfen, şans eseri olarak.
  3847. coiner İng.
    • (i). para basan kimse
    • (ing). kalpazan
    • yeni kelime ve deyimler icat eden kimse.
  3848. coinheritance İng.
    • (i). müşterek miras, miras ortaklığı. coinheritor (i). miras ortağı.
  3849. coinstantaneous İng.
    • (s). aynı dakikada vaki olan.
  3850. coinsurance İng.
    • (i). ortak sigorta poliçesi.
  3851. coinsure İng.
    • (f). ortak sigorta yapmak.
  3852. coir İng.
    • (i). büyük hindistan cevizinin lifi. coir rope bu liften yapılmıs ip, gomba coir mat bu liften yapılmış hasır.
  3853. coition, coitus İng.
    • (i). cinsi münasebet, çiftleşme.
  3854. çok Tür.
    • much. many. very. big. plenty. plentiful. good. fair. like hell. deadly. heavy. abounding. abundant. affluent. ample. countless. dead. exuberant. hearty. hell of. helluva. innumerable. lavish. multitudinous. numerous. piping. plenteous. precious. pro. awfully. badly. considerably. copious. dearly. dreadfully. eminently. enormously. exceedingly. excess. extreme. extremely. far. full. greatly. hard. heartily. highly. hugely. immensely. jolly. large. lot. madly. manifold. most. multiple. myriad. positively. power. profoundly. profuse. rich. roaring. simply. so. soaking. sorely. stinking. substantially. such. terribly. terrifically. umpteen. uncommonly. unduly. unusually. vast. vastly. whacking. wildly.
  3855. çok Tür.
    • much. many. very. big. plenty. plentiful. good. fair. like hell. deadly. heavy. abounding. abundant. affluent. ample. countless. dead. exuberant. hearty. hell of. helluva. innumerable. lavish. multitudinous. numerous. piping. plenteous. precious. pro.
  3856. çok Tür.
    • many. much. very. too. too much. too many. awfully. bountiful. copious. devilish. downright. dreadfully. galore. good. great. handsome. highly. infinite. large. lavish. like blazes. multitudinous. numerous. perfectly. plentiful. a power of. profuse. profu.
  3857. çok anlamlı Tür.
    • multiple meaning.
  3858. çok büyük Tür.
    • immense.
  3859. çok büyük Tür.
    • colossal. enormous. fantastic. gargantuan. gigantic. immense. mighty. monumental. prodigious. profound. resounding. royal. terrific. thumping. thundering. tremendous. vast. walloping.
  3860. çok büyük Tür.
    • almighty. astronomical. enormous. exquisite. extreme. fierce. gargantuan. huge. insurmountable. monumental. mortal. overwhelming. resounding. roaring. royal. tremendous.
  3861. çok çok Tür.
    • dreadfully.
  3862. çok çok Tür.
    • at the most.
  3863. çok daha fazla Tür.
    • much more than.
  3864. çok eşli Tür.
    • polygamist.
  3865. çok eşlilik Tür.
    • polygamy.
  3866. çok geçmeden Tür.
    • by and by. soon.
  3867. çok istemek Tür.
    • long. yearn. yearn for.
  3868. çok istemek Tür.
    • aspire. crave. itch. yearn.
  3869. çok kısa dalga Tür.
    • ultrashort wave.
  3870. çok miktar Tür.
    • large amount.
  3871. çok miktar Tür.
    • heap.
  3872. çok olmak Tür.
    • teem.
  3873. çok partili Tür.
    • multiparty.
  3874. çok sevmek Tür.
    • adore. to be dead nuts on sb. think the world of.
  3875. çok sevmek Tür.
    • adore.
  3876. çok şükür Tür.
    • luckily.
  3877. çok şükür Tür.
    • fortunately. happily. thankfully.
  3878. çok titiz Tür.
    • finical.
  3879. çok yönlü Tür.
    • versatile. protean. well rounded.
  3880. çok yönlü Tür.
    • versatile.
  3881. çok yönlü Tür.
    • protean.
  3882. çok yönlülük Tür.
    • versatility.
  3883. çok yönlülük Tür.
    • versatility.
  3884. çok yüzlü Tür.
    • polyhedral.
  3885. çok zarar vermek Tür.
    • to cause havoc.
  3886. çokbilmiş Tür.
    • officious. pseud. knowing.
  3887. çokbilmişlik Tür.
    • sophistication.
  3888. çokbilmişlik Tür.
    • sophistication.
  3889. çokça Tür.
    • greatly. much.
  3890. çokça Tür.
    • a good many.
  3891. coke İng.
    • (i)., (k).dili kola cinsi içecekler
    • argo kokain.
  3892. coke İng.
    • (i). kok kömürü.
  3893. çökelek Tür.
    • curd.
  3894. çökelme Tür.
    • precipitation. sedimentation.
  3895. çökelme Tür.
    • precipitation. sedimentation.
  3896. çökelme Tür.
    • precipitateness.
  3897. çökelmek Tür.
    • to precipitate. subside.
  3898. çökelti Tür.
    • precipitate. detritus. refuse parts. sediment.
  3899. çökelti Tür.
    • dregs. precipitate. sediment.
  3900. çökertmek Tür.
    • sap. to make kneel. to cause to collapse. to break in. to stave in.
  3901. çökertmek Tür.
    • collapse. precipitate. weight down.
  3902. cokey Tür.
    • jokey.
  3903. çokgen Tür.
    • polygon. number polygon.
  3904. çokgen Tür.
    • polygon.
  3905. cokie İng.
    • (i)., argo kokain tiryakisi.
  3906. çoklu Tür.
    • multiunit.
  3907. çoklu Tür.
    • multiplet.
  3908. çoklu Tür.
    • multiple.
  3909. çoklu ortam Tür.
    • multimedia.
  3910. çokluk Tür.
    • multiplicity. multitude. plentifulness. muchness. crowd. affluence. ampleness. amplitude. commonness. considerable. fullness. fulness. heaviness. host. multeity. plenitude. plenty. plethora. plurality. superfluity. throng. vastness. lashings.
  3911. çokluk Tür.
    • abundance. mass. multitude. plenty. wealth. majority çoğunluk. mostly. usually.
  3912. çokluk Tür.
    • abundance. a large number of. majority. amplitude. host. mass. muchness. multiplicity. overmeasure. plenitude. plethora. plurality. quantity. surfeit.
  3913. çökme Tür.
    • collapse. sag. slump. breaking down. disintegration. deposition. settlement. settling slip. sedimentation. precipitation. failure. declination. squat. decline. deflation. shrinkage. cave-in. depression. breakdown. bust up. cave in. decadence. descent. dow.
  3914. çökme Tür.
    • breakdown. collapse. sedimentation. subsidence. settlement.
  3915. çökmek Tür.
    • to collapse. to fall in. to break down. to sit down suddenly. to fall. to go downhill. to settle. to precipitate. to disintegrate. to deposit. to sink. to slump. to founder. to decline. to cave. deflate. to squat. cave in. crash. crumble. crump.
  3916. çökmek Tür.
    • collapse. decline. droop. fall. sag. yield.
  3917. çoktan Tür.
    • already. long time ago.
  3918. çoktan Tür.
    • already. long. a long time ago. for a long time.
  3919. çoktandır Tür.
    • long since.
  3920. çöktürmek Tür.
    • overbear.
  3921. çöktürmek Tür.
    • collapse.
  3922. çökük Tür.
    • collapsed. sunken. dent. graben. rift valley.
  3923. çökük Tür.
    • broken down. hollow. saggy.
  3924. çöküntü Tür.
    • precipitate. ruin. debris. wreckage. sediment. deposit. subsidence. depression. collapsing. settlement. slip. residue. crash. deposition. landslide. residual. slump. cup hole. sedimentary. cave in. dent.
  3925. çöküntü Tür.
    • breakdown. debris. depression. sag. collapse. sinking. subsidence. wreckage. sediment. deposit.
  3926. çöküş Tür.
    • fall. collapse. decline. decadence. downgrade. ebb.
  3927. çöküş Tür.
    • collapse. ruins. decline. fall. breakup. decadence. decay. descent. downfall. smash-up. sunset. twilight.
  3928. çöküş Tür.
    • collapse. decay. decline. downfall. decadence. fall.
  3929. col İng.
    • (i)., cogr geçit
    • meteor iki antisiklon arasındaki alçak basınç alanı.
  3930. çöl Tür.
    • desert. wilderness. wasteland. waste.
  3931. çöl Tür.
    • desert. wilderness.
  3932. çöl Tür.
    • desert. wasteland. wilderness.
  3933. cola İng.
    • (i). kola, kola cevizi, (bot). Cola acuminata.
  3934. colander İng.
    • (i). süzgeç, kevgir.
  3935. cold İng.
    • (s)., (z)., (i). soğuk
    • üşümüş
    • soğumuş, öImüş
    • nesnel
    • A.B.D., (k).dili baygın, şuursuz
    • bayat
    • (k).dili (saklambaçta) uzak
    • donuk (renk)
    • (z)., A.B.D., argo tamamıyle, kesin olarak
    • hazırlıksız olarak
    • (i). soğukluk
    • üşüme
    • nezle, soğuk algınlığı
    • donma noktası altındaki derece
    • düşük ısı. cold feet (k).dili cesaretsizlik, korkaklık. throw eold water on (an idea) (bir fikri) çürütmek. out in the eold açıkta kalmış
    • kasten açıkta bırakılmış. eateh eold, take eold nezle olmak. know something eold bir şeyi ezbere bilmek. enter an exam eold hazırlıksız olarak sınava girmek. It leaves me cold. Beni etkilemiyor. Bana vız gelir. in cold blood soğukkanlılıkla. coldly (z). soğuk olarak
    • sertlikle coldness (i). soğukluk.
  3936. cold - deck İng.
    • (f)., A.B.D., argo iskambil kağltlarının hileli bir şekilde sıralayarak aldatmak. cold deck A.B.D., argo dağıtanın kendi çıkarına göre önceden sıraladığı iskambil kâğıtları.
  3937. cold - short İng.
    • (s). soğuk iken kırılabilir.
  3938. cold chisel İng.
    • soğuk keski, demir kalemi.
  3939. cold cream İng.
    • yüz kremi, cilt kremi.
  3940. cold cuts İng.
    • (salam, sosis, sucuk gibi) yenmeye hazır et, söğüş.
  3941. cold frame İng.
    • limonluk.
  3942. cold front İng.
    • meteor soğuk hava kitlesi.
  3943. cold light İng.
    • ısısız ışık.
  3944. cold pack İng.
    • sebze veya meyvayı kutuya soğuk olarak koyduktan sonra pişirip konserve etme usulü
    • (tıb).ıslak sargılarla tedavi usulü.
  3945. cold shoulder İng.
    • (k).dili soğuk davranış, yüz vermeyiş.
  3946. cold snap İng.
    • ani hava soğuması.
  3947. cold sore İng.
    • uçuk.
  3948. cold steel İng.
    • kılıç, süngü.
  3949. cold storage İng.
    • soğuk hava deposu
    • kdili geçici olarak kullanma.
  3950. cold sweat İng.
    • soğuk ter.
  3951. cold turkey İng.
    • A.B.D., argo (sigara, esrar vb'nden) ansızın mahrum kalma
    • dobra dobra söylenen söz. ABD, 8rg0 (sigara, esrar vb'nden) ansızın mahrum kalma
    • dobra dobra söylenen söz.
  3952. cold war İng.
    • soğuk harp.
  3953. cold wave İng.
    • (meteor). soğuk dalgası.
  3954. cold- blooded İng.
    • (s). duygusuz, merhametsiz, hunhar
    • soğuga karşı hassas
    • (biyol). soğuk kanlı.
  3955. coldhearted İng.
    • (s). katı kalpli, merhametsiz.
  3956. cole İng.
    • (i). Iahana cinsinden sebze. coleslaw (i). Iahana salatası. colewort (i). göbeksiz bir çeşit lahana, kolza.
  3957. colectomy İng.
    • (i)., (tıb)., kolonu çıkarma ameliyatı.
  3958. coleoptera İng.
    • (i).(çoğ)., (zool). kınkanatlılar.
  3959. coleopterous İng.
    • (s). kınkanatlı, kınkanatlılar takımına ait.
  3960. colic İng.
    • (i)., (tıb). karın ağrısı
    • birdenbire nöbet tarzında gelen ağrılar
    • sancı
    • bağırsak iltihabı, kolik. colicky (s). karın ağrısı çeken
    • bağırsak iltihabına benzer.
  3961. coliseum, colosseum İng.
    • (i). Roma'da eski bir amfiteatr
    • k.h herhangi büyük bir stadyum veya açık hava tiyatrosu.
  3962. colitis İng.
    • (i)., (tıb). kalınbağrsak iltihabı, kolit.
  3963. collaborate İng.
    • (f). beraber çalışmak, işbirliği yapmak. eollabora'tion (i). beraber çalışma, işbirliği. eollaborator (i). beraber çalışan kimse, işbirliği yapan kimse.
  3964. collaborationist İng.
    • (i). askeri birlikler tarafından işgal edilmiş memleketin düşman ile işbirliği yapan vatandaşı.
  3965. collage İng.
    • (i)., (güz). (san). kolaj.
  3966. collapse İng.
    • (f)., (i). çökmek, göçmek, yıkılmak
    • katlanıp bukülmek, açılır kapanır olmak (iskemle, masa)
    • birsonuca bağlamadan dağılmak (proje, plan)
    • cesaretini kaybetmek
    • (balon) sönmek
    • (tıb). çökmek
    • ciğerlere hava gitmemek
    • çökertmek, ylkmak
    • (i). göçme, çökme, yıkılma. collapsible (s). portatif, açılır kapanır.
  3967. collar İng.
    • (f). yaka takmak, tasma takmak
    • yakalamak, yakasına yapışmak
    • pişirmek için eti sarmak
    • (k).dili ele geçirmek.
  3968. collar İng.
    • (i). yaka
    • gerdanlık
    • halka, kuşak
    • tasma, hamut
    • (zool). hayvanların boynunda yaka şeklindeki teekkül
    • (bot). kökle sapın birleştiği nokta. collar band gömleğin yaka şeridi. collar beam (mim). çatının kuşaklık kirişi. be hot under the collar kızmak, öfkelenmek. seize by the collar yakasına yapışmak. slip the collar yakayı sıyırmak, kaçmak, yakayı kurtarmak.
  3969. collarbone İng.
    • (i)., anat köprücük kemiği.
  3970. collaret İng.
    • (i). dantel veya kürkten yapılmış küçük yaka.
  3971. collate İng.
    • (f) karşılaştırakak okumak, karşılaştırmak (metin)
    • (matb). tertip etmek, sayfalarısıraya koymak, harman yapmak
    • (kil). papazı kilise memuriyetine tayin etmek.
  3972. collateral İng.
    • (s)., (i). yan yana olan
    • aynı eğilimde ve etkide olan
    • aynı sonuca yönelen
    • ikincil, tali
    • munzam, yardımcı, tamamlayıcı
    • aynı soydan gelen.
    • (i)., A.B.D karşılıklı teminat
    • maddi teminat
    • soydaş
    • yardımcı olay, durum veya kısım. collateral evidence müekkit şahadet. collateral security karşılıklı teminat. collaterally (z). yan yana durarak.
  3973. collation İng.
    • ( i). karşılaştırma
    • nüsha tavsifi
    • hafif yemek.
  3974. colleague İng.
    • (i). meslektaş, mesai arkadaşı.
  3975. collect İng.
    • (f).,(s)., (z). toplamak
    • koleksiyon yapmak, biriktirmek
    • tahsil etmek, almak (vergi)
    • kendine gelmek, anlamak, idrak etmek
    • toplanmak, birikmek
    • koleksiyon haline gelmek
    • (s)., (z). ödemeli. colleet call ödemeli telefon konuşması.collect oneself kendini toplamak. Send it collect ödemeli gönderin. collectable, collectible (s). toplanllabilir, tahsil olunabilir.
  3976. collection İng.
    • (i). toplama
    • toplanmış şeyler, koleksiyon
    • kilisede toplanan para, iane
    • tabaka.
  3977. collective İng.
    • (s)., (i). toplanan, biriktirilen
    • toplu, müşterek, ortak
    • (i). ortaklaşma
    • (gram). topluluk ismi. collective agreement toplu sözleşme. collective bargaining işverenle işçi temsilcileri arasındaki toplu görüşme ve pazarlık. collective behavior toplu davranış. collective farm ortaklaşa çiftlik. collective note birkaç devlet tarafından imzalanmış nota, ortak nota. collective ownership ortak mülkiyet, ortaklaşa iyelik. eollective security uluslararası barışı sağlamak için saldırgan tarafa karşı birleşme politikası.
  3978. collectivism İng.
    • (i). kolektivizm, ortaklaşacılık collectivist (i). kolektivizm taraftarı.
  3979. collector İng.
    • (i). koleksiyoncu
    • alımcı, tahsildar
    • (elek). transistörde cereyanın çıkış noktası
    • elektrikli trende cereyanlı tele dayanan boynuz.
  3980. colleen İng.
    • (i)., iri kız.
  3981. colleet İng.
    • (i). batı kiliselerinde okunan küçük dualardan biri.
  3982. colleetanea İng.
    • (i)., (çoğ). antoloji, seçmeler, derlemeler.
  3983. colleeted İng.
    • (s). toplanmış
    • kendine hakim, aklı başında.
  3984. college İng.
    • (i). üniversite
    • yüksekokul
    • fakülte College of Cardinals kardinaller heyeti.
  3985. collegian İng.
    • (i). üniversite talebesi veya mezunu
    • üniversite mensubu.
  3986. collegiate İng.
    • (s). üniversite ile ilgili
    • üniversite öğrencilerine özgü.
  3987. çölleşme Tür.
    • desertification.
  3988. collet İng.
    • (i)., (f). halka
    • tasma
    • yuva
    • taşın oturduğu yiv
    • (f). yuvaya oturtmak.
  3989. collide İng.
    • (f). çarpışmak, çarpmak.
  3990. collie İng.
    • (i). iskoç çoban köpeği.
  3991. collier İng.
    • (i)., (ing). kömür gemisi
    • kömür madeni işçisi.
  3992. colliery İng.
    • (i)., (ing). maden kömürü ocağı.
  3993. colligate İng.
    • (f). birbirine bağlamak, bir araya getirmek.
  3994. collimate İng.
    • (f)., (fiz)., (astr). bir hizaya getirmek, paralel hale koymak.
  3995. collimator İng.
    • (i). paralel ışınları husule getiren ayar aleti, kolimatör.
  3996. collinear İng.
    • (s). aynı doğru çizgi üstünde olan.
  3997. collision İng.
    • (i). çarpışma
    • ihtilâf, fikir ayrılığı. collision mat den çarpışmada yarığı kapamak için kullanılan palet. come into collision with ile çarpımak.
  3998. collocate İng.
    • (f). yan yana koymak veya oturtmak
    • sıraya koymak, düzenlemek.
  3999. collocation İng.
    • (i). sıraya koyma, düzenleme, sözdizimi.
  4000. collodion, collodium İng.
    • (i). kim kolodyum.
  4001. collogue İng.
    • (f)., (i)., (ing)., (leh). gizlice konuşmak, entrika hazırlamak
    • (i). gizli konuşma.
  4002. colloid İng.
    • (i)., (s)., (kim). koloit
    • (s). koloidal, koloidimsi.
  4003. colloidal İng.
    • (s). koloidal, koloidimsi.
  4004. collop İng.
    • (i). küçük bir et dilimi
    • ufak parça veya dilim.
  4005. colloq İng.
    • (kıs). colloquial, colloquialism.
  4006. colloquial İng.
    • (s). konuşma diline ait
    • teklifsiz konuşma ile ilgili. colloquially (z). konuşma diliyle. colloquialism (i). konuşma dilinde kullanılan deyim
    • konuşma dili üslubu.
  4007. colloquium İng.
    • (i). konferans serisi.
  4008. colloquy İng.
    • (i). karşılıklı konuşma, mükâleme
    • diyalog şeklinde yazılmış edebi eser.
  4009. collotype İng.
    • (i). özel bir işlemden sonra jelatinli filimden doğrudan doğruya fotoğraf basma tekniği.
  4010. collude İng.
    • (f). hileli bir işe ortak olmak
    • dolap çevirmek. collusion (i). hile, tuzak
    • danışıklı dövüş. collusive (s). hileli bir ortakIık ile ilgili.
  4011. collyrium İng.
    • (i). (çoğ -riums veyo -ria) (tıb). göz damlası.
  4012. colocynth İng.
    • (i). acıelma, acıhıyar, ebucehilkarpuzu, (bot). Citrullus colocynthis
    • bundan elde edilen müshil.
  4013. cologne İng.
    • (i). kolonya
    • (b.h). Kolonya şehri, Köln.
  4014. colombia İng.
    • (i). Kolombiya.
  4015. colombo İng.
    • (i). Kolombo.
  4016. colon İng.
    • (i). iki nokta üst üste (:)
    • (tıb). kolon.
  4017. colonel İng.
    • (i). albay Iieutenant colonel yarbay. colonelcy, colonelship (i). albaylık.
  4018. colonial İng.
    • (s)., (i). koloniye ait, sömürge ile ilgili (kimse)
    • (bot)., (zool). koloni halinde yaşayan.
  4019. colonialism İng.
    • (i). kolonicilik, sömürgecilik.
  4020. colonic İng.
    • (s)., (tıb). kolona ait, kolik.
  4021. colonist İng.
    • (i). sömürgede oturan kimse
    • koloni kurucularından biri.
  4022. colonize İng.
    • (ing). (f). sömürge kurmak
    • grup halinde toplanıp yerleşmek
    • koloni meydana getirmek
    • sömürgede yerleşmek. coloniza'tion (i). sömürge kurma.
  4023. colonnade İng.
    • (i). genellikle üstü kapalı sütunlar sırası, sıra sütunlar.
  4024. colony İng.
    • (i). bir başka memlekette yerleşip ana vatana bağlı bir sömürge kurmak için harekete geçen grup
    • böyle bir grubun yerleştiği bölge
    • sömürge, müstemleke, koloni
    • yabancı bir üIkede yaşayan aynı milletdenen insanlar topluluğu
    • (zool). koloni.
  4025. colophon İng.
    • (i). eskiden kitabın sonuna konan ve başlığı, basımcının adını ve tarihini gösteren yazı
    • yayınevinin amblemi.
  4026. colophony İng.
    • (i). siyah çamsakızı, reçine.
  4027. color İng.
    • (f). boyamak, renk vermek
    • olduğundan başka göstermek, gerçeği tahrif etmek
    • renk katmak, hava vermek
    • renklenmek
    • renk değiştirmek yüzu kızarmak.
  4028. color guard İng.
    • (ask). alay sancağından sorumlu olan nöbetçi.
  4029. color-blind İng.
    • (s). renk körü. color blindness renkkörlüğü, akromatopsi, Dalton hastalığı.
  4030. color, ing colour İng.
    • (i). renk,boya
    • canIılık
    • yüz kızarması
    • belirgin özellik
    • düzme görünüş, maske
    • (çog). bayrak, sancak. color photography renkli fotoğrafçılık. color sergeant tabur veya alay sancağını taşıyan çavuş. color wash renkli badana. bright color parlak renk, açık renk. change color sararmak, rengi atmak
    • yüzü kızarmak .complementary color eşit miktarda birbirine katılınca beyaz veya gri renk meydana getiren iki renk (msl. portakal rengi ile mavi) fast color solmaz renk, sabit renk. Iend color to (bahis veya fikre) gerçek izlenimi vermek. haul down the colors bayrak indirmek. Iocal color özellikle edebiyat ve sanatta belirtilen yöresel özellikler. off color istenilen renkten biraz farklı
    • kaba, müstehcen, münasebetsiz (hikâye, şaka). primary collors ana renkler. show one's color asıl karakterini açığa vurmak. true colors içyüz. under color of bahanesiyle, kisvesi altında. under false colors sahte bir hüviyetle. water color suluboya. with flying colors parlak başarı ile. with the colors askerlikte.
  4031. coloration İng.
    • (i). bir bitki veya hayvanda görülen renk düzenlemesi
    • renklendirme.
  4032. coloratura İng.
    • (i)., (müz). koloratür parçaları içine alan ses müziği. coloratura soprano koloratür soprano.
  4033. colorcast İng.
    • (i)., (f). renkli televizyon yaymı
    • (f). renkli televizyon yayım yapmak.
  4034. colored İng.
    • (i). melez Güney Afrikalı.
  4035. colored İng.
    • (s). renkli
    • beyaz ırk dışındaki bir ırka, özellikle zenci ırkına mensup
    • tesir altında kalmış, etkilenmiş, tarafsız olmayan
    • aldatıcı, göz boyayıcı.
  4036. colorfast İng.
    • (s). solmaz .
  4037. colorful İng.
    • (s). renkli, canlı.
  4038. colorifie İng.
    • (s). renk veren, renk meydana ,getiren
    • renk ile ilgili.
  4039. colorimeter İng.
    • (i). kolorimetre, renk ölçer.
  4040. coloring İng.
    • (i). renk
    • boya
    • boyama, boyayış tarzı
    • görünüş
    • sahte görünüş.
  4041. colorist İng.
    • (i). renkleri ustalıkla kullanan sanatçı.
  4042. colorless İng.
    • (s). renksiz, soluk
    • solgun, donuk, anlamsız
    • tarafsız, yansız.
  4043. colorline İng.
    • beyaz ve diğer ırklar arasındaki toplumsal ayrılıklar.
  4044. colossal İng.
    • (s). muazzam, kocaman, çok büyük.
  4045. colossus İng.
    • (i). (çoğ -lossi, -lossuses) çok büyük herhangi bir heykel
    • büyük ve azametli herhangi bir şey.
  4046. colossus of rhodes İng.
    • dünyanın yedi harikasından biri sayılan Apollo'nun Rodos'daki efsanevi bronz heykeli.
  4047. colostomy İng.
    • (i)., (tıb). kolostomi, kolonda açılan bir yarıkla suni anus teşekkülü.
  4048. colostrum İng.
    • (i). memeli hayvanların doğumdan sonraki ilk sütü.
  4049. colportage İng.
    • (i). bilhassa dini kitap satışına mahsus gezici kitapçılık. colporteur (i). seyyar kitap satıcısı
    • özellikle dinsel kitaplar satan veya dağıtan kimse.
  4050. colt İng.
    • (i). tay, sıpa: toy kimse. colthood
    • taylık devresi. colt's tooth şehvet
    • atlarda köpekdişi.
  4051. colt İng.
    • (i)., (tic). (mark). Amerikan malı bir çeşit tabanca.
  4052. coltsfoot İng.
    • (cog -foots) (i). öksürük otu, (bot). Tussilago farfara.
  4053. colubrine İng.
    • (s). yılana ait, yılan gibi.
  4054. çoluk çocuk Tür.
    • offspring.
  4055. columba İng.
    • (i). Güvercin takımyıldızı.
  4056. columbarium İng.
    • (çog-baria) (i). güvercinlik
    • eski Roma'da yakılmış ölü küllerini saklamaya mahsus mahzen
    • bu mahzenin duvarlardaki gözleri.
  4057. columbine İng.
    • (i)., (s). hasekikupesi, (bot). Aquilegia vulgaris
    • (s). kumru gibi, kumru ile ilgili
    • kumru renkli.
  4058. column İng.
    • (i).(mim).sütun
    • direk
    • (matb).bir yazarın gazete veya dergide muntazaman ve aynı başlık altında çıkan yazısı, fıkra
    • (ask).(kol).
  4059. columniation İng.
    • (i). bir yapıda sütun kullanma
    • kullanılan sütunlar .
  4060. columnist İng.
    • (i).fıkra yazarı, gazetede belirli bir köşesi olan yazar.
  4061. colza İng.
    • (i)., (bot). kolza colza oil kolza yağı.colza oil kolza yağı.
  4062. coma İng.
    • (i). (çoğ comae) (astr). koma, kuyrukluyıldızın başı etraflndaki ışık
    • (bot). püskül
    • (fiz). merceğin meydana getirdiği şeklin etrafındaki ağıl.
  4063. coma İng.
    • (i). coma comatose, comatous (s). komada
    • yarı baygın.
  4064. coma bereniees İng.
    • Berenisin saçı takımyıldızı.
  4065. çomak Tür.
    • staff. cudgel. stick. bat.
  4066. çomak Tür.
    • cudgel. truncheon. stick. stave.
  4067. çomak Tür.
    • club. cudgel. beetle.
  4068. comate İng.
    • (i). eş, arkadaş.
  4069. comate İng.
    • (s)., (bot). püsküllü.
  4070. comb İng.
    • (i)., (f). tarak
    • ibik, tepe, sorguç
    • ibik gibi şey
    • petek
    • dalganın yüksek kısmı
    • (f). taramak, taranmak
    • (dalga) tümselip kırılmak comb out taramak, ayırmak.
  4071. combat İng.
    • (i)., (f). dövüş, mücadele, çarpışma, savaş
    • (f). dövüşmek, savaşmak, çarpışmak, mücadele etmek. combat fatigue harp tesiriyle meydana gelen psikonorotik bozukluk. close combat göğüs göğüse çarpıma single combat düello.
  4072. combatant İng.
    • savaşçı, kavgacı (kimse).
  4073. combative İng.
    • (s). kavgacı, hırçın.
  4074. combe İng.
    • (bak). coomb.
  4075. comber İng.
    • i tarak, yün, keten vb'ni tarayan kimse
    • uzun ve tümsekli dalga
  4076. combination İng.
    • (i). karıştırma, birleştirme
    • bileşim, terkip
    • bağdaşma, uyuşma, kaynaşma
    • birlik
    • kilidin şifre rakam veya harfleri
    • şifreli kilit
    • külot ve kombinezonu tekparça olan kadın iç çamaşırı
    • dans orkestrası combination lock şifreli kilit.
  4077. combine İng.
    • (f). birleştirmek, karıştırmak, bir araya getirmek
    • toplamak
    • birleşmek, bir araya gelmek.
  4078. combine İng.
    • (i). uzlaşma, birlik
    • A.B.D., (k).dili siyasi ve ticari çıkar sağlamak için bir araya gelen grup
    • biçerdöğer makinası.
  4079. combings İng.
    • (i)., çoğ. tarantı.
  4080. combo İng.
    • (i)., (k).dili dans orkestrası.
  4081. combustible İng.
    • (s)., (i). yanabilir, tutuşabilir
    • parlamaya hazır
    • (i). kolay tutuşan şey.
  4082. combustion İng.
    • (i). yanma, tutuşma
    • (kim). ısı ve ışık veren oksitlenme. combustion chamber yanma hücresi, yanma haznesi. combustion furnace yanma fırını, yakım ocağı. combustion gases yakım gazları. combustion motor yakımlı motor. combustion period yanma süresi, yakım devresi. combustion türbine iç yakımlı türbin. incomplete combustion eksik yanma. internal-combustion engine iç yakımlı makina, motor.
  4083. come İng.
    • (f).gelmek, yaklaşmak, varmak
    • olmak, vaki olmak
    • akla gelmek
    • (k).dili orgazma varmak.come about olmak, vaki olmak
    • dönmek, volta etmek.come acrossrast gelmek, karşılaşmak
    • intiba bırakmak
    • argo istenileni yapmak, sakladığını çıkarıp vermek.come across with argo teslim etmek, ödemek, vermek.come along beraber gelmek
    • iyileşmek.come alongside yanaşmak, bordaya gelmek.come around kendine gelmek, ayrılmak, uğramak
    • razı olmak.come at varmak, ulaşmak
    • ile uğraşmak
    • üstüne yürümek, saldırmak. come back hatıra gelmek, eski formunu bulmak
    • argo ters bir şekilde cevaplandırmak. come by elde etmek, edinmek
    • yakınından geçmek, uğramak. He comes by his good looks naturally. Sevimli yüzü anasıyla babasına çekmiş. come down inmek, düşmek, intikal etmek, geçmek
    • argo uyuşturucu madde kullandıktan sonra kendine gelmek.come off one's high horse (k).dili hak etmek
    • elde etmek, almak..come into (mirasa) konmak
    • girmek, katılmak. come of çıkmak, -den gelmek. come of age reşit olmak. come off çıkmak, kopmak
    • olmak, vaki olmak
    • sona ermek, bitmek
    • sonunu erişmek
    • argo tutnmak. Come off it ! (k). dili Saçmalama! come on rast gelmek
    • gelişmek ilerlemek
    • sahneye çıkmak, yerinden çıkmak
    • yayınlanmak
    • meydana çıkmak
    • sosyeteye takdim edilmek (genç kız)
    • sonuçlamak, neticelenmek. come out with söylemek, ağızdan kaçırmak
    • satışa çıkarmak. come over olmak, bir hal takınmak
    • (karşıdan) gelmek
    • taraf değiştirmek, katılmak. come round (bak).come around. come short az gelmek, yetmemek. come through with (k).dili (beklenileni) yapmak. come to ayrılmak, kendine gelemek
    • (bir çareye, bir karara) varmak, erişmek, başlamak, den. orsa etmek.come to a head olgunlaşmak
    • dönüm noktasına varmak
    • baş vermek. come to blows yumruk yumruğa gelmek. come to grief başı darda olmak
    • başarısızlığa uğramak. come to grips with ciddiyetle ele almak. come to hand gelmek, alınmak. come to life canlanmak. come to light meydana çıkmak. come to hothing boşo gitmek, neticesiz olmak. come to one's senses aklı başına gelmek, aklını başına toplamak
    • ayrılmak, açılmak. come to pass vaki olmak. come to stay yerleşmek . come to terms (with) uzlaşmak, anlaşmak
    • teslim olmak, kabul etmek. Come to think of it... Aklıma gelmişken ... come true gerçek leşmek, doğru çıkmak
    • filizlenmek. come under girmek. come up against -e çatmak, ile karşılaşmak. come up to (belirli bir hizaya) kadar gelmek
    • (belirli bir seviyeyi) tutturmak. come up with A.B.D., (k).dili öne sürmek, ortaya atmak. come upon bulmak
    • karşılaşmak
    • saldırmak. come what may ne olursa olsun . Come July and we'll be swimming. Temmuz geldiğinde denize girmiş olacağız. to come önümüzdeki gelecek. come-at-able (s).erişilebilir.
  4084. come-hither İng.
    • (s)., A.B.D., argo çekici, davet edici (bakış).
  4085. come-on İng.
    • (i)., A.B.D. (argo). tuzak kuran kimse, tuzak
    • davet edici bakış.
  4086. comeback İng.
    • (i)., (k).dili eski formunu bulma
    • argo zekice ve yerinde cevap
    • A.B.D., argo şikayet sebebi.
  4087. comedian İng.
    • (i). komedi artisti, komedyen
    • komedi yazarı comedienne(i). kadın komedi artisti.
  4088. comedown İng.
    • (i). hayal kırıklığı, düşüş, sukut.
  4089. comedy İng.
    • (i). komedi, güldürücü piyes veya filim.
  4090. çömelme Tür.
    • squatting down. squat.
  4091. çömelme Tür.
    • squat.
  4092. çömelmek Tür.
    • to squat down. cower. crouch. squat.
  4093. çömelmek Tür.
    • crouch. squat. to squat. to crouch.
  4094. çömeltmek Tür.
    • to have sb squat down.
  4095. comely İng.
    • (s). sevimli, güzel, yakışıklı, zarif
    • uygun, yakışan.
  4096. comer İng.
    • (i). gelen kimse
    • katılan kimse
    • (k).dili geleceği parlak olan şey veya kimse istikbal vaat eden şey veya kimse. all comers müracaat eden herkes butün katılanlar.
  4097. cömert Tür.
    • generous. liberal. munificent. bounteous. bountiful. charitable. free. free handed. good. handsome. princely. profuse. propitious.
  4098. cömert Tür.
    • generous. bounteous. big-hearted. liberal. munificent. openhanded. bighearted. bountiful. flush. freehanded. freehearted. handsome. large handed. open handed. profuse. ungrudging. unsparing.
  4099. cömert Tür.
    • bounteous. chivalrous. free. generous. handsome. liberal. munificent. openhearted.
  4100. cömertçe Tür.
    • liberally. with open hands.
  4101. cömertlik Tür.
    • generosity. liberality. munificence. benevolence. bounty. chivalry. largesse.
  4102. cömertlik Tür.
    • bounty. generosity. liberality. munificence.
  4103. cömertlik Tür.
    • bounteousness.
  4104. comestible İng.
    • (s)., (i)., (nad). yenilebilir
    • (gen). (çoğ). yiyecek şey, gıda maddesi.
  4105. comet İng.
    • (i)., (astr). kuyrukluyıldız.
  4106. cometary İng.
    • (s). kuyrukluyıldız gibi veya ona ait.
  4107. comeuppance İng.
    • (i)., A.B.D. (k).dili hak edilen ceza.
  4108. çömez Tür.
    • one who follows in his master"s ways.
  4109. çömez Tür.
    • disciple.
  4110. comfit İng.
    • (i). bonbon, birçeşit şekerleme
    • şekerli meyva.
  4111. comfort İng.
    • (i)., (f). rahat, refah, konfor
    • teselli
    • A.B.D. yorgan
    • (f). rahat ettirmek
    • teselli etmek
    • yatıştırmak
    • (huk). yardım etmek. comfort station umumi helâ. creature comforts bedeni rahatı sağlayan konfor comfortless (s). kasvetli
    • konforsuz.
  4112. comfortable İng.
    • (s)., (i). rahat, müreffeh
    • teselli edici, rahatlatıcı
    • (k).dili yeterli
    • (i)., A.B.D. yorgan comfortably (z). rahatça.
  4113. comforter İng.
    • (i). rahatlatıcı şey
    • teselli edici kimse veya şey
    • A.B.D yorgan
    • yün boyun atkısı
    • bh Ruhulkudus.
  4114. comfrey İng.
    • (i). karakafes, (bot). Symphytum.
  4115. comfy İng.
    • (s)., (k).dili rahat.
  4116. comic İng.
    • (s)., (i). güldürücü, gülünç, komik
    • komedi ile ilgili
    • (i). komedi oyuncusu. comics, comic strip karikatür şeklinde hikâye serisi. comic book miki tipinde resimli çocuk kitabı. comic opera operakomik.
  4117. comical İng.
    • (s). komik. comically (z). gülünçlü olarak.
  4118. coming İng.
    • (i)., (s). geliş, yaklaşma, varış, zuhur
    • (s). gelen gelecek, yaklaşan
    • istikbal vaat eden. coming-out (i)., (k).dili sosyeteye takdim ediliş.
  4119. comity İng.
    • (i). nezaket, medeni davranış, karşılıklı iyi muamele. comity of nations milletlerin birbirlerinin hukuk ve adetlerini tanımaları.
  4120. çömlek Tür.
    • earthenware pot. pot. crock. jug.
  4121. çömlek Tür.
    • earhtenware pot. clay. crock. crockery. earthenware. jar.
  4122. çömlek Tür.
    • ceramics. crock. crockery. earthenware. pot. earthenware pot.
  4123. çömlekçi Tür.
    • potter.
  4124. çömlekçi Tür.
    • ceramicist.
  4125. çömlekçilik Tür.
    • pottery. pottery industry.
  4126. çömlekçilik Tür.
    • ceramics.
  4127. comma İng.
    • (i). virgül .comma bacillus virgül şeklinde mikrop, kolera mikrobu. inverted commas tırnak işareti.
  4128. command İng.
    • (i)., (f). emir, kumanda, komut
    • bir subayın kumanda ettiği askerler
    • yetki, hakimiyet
    • (f). emretmek, hâkim olmak, kumanda etmek, idare etmek
    • amir olmak, bakmak. a good command of (a Ianguage) (bir dili) rahat konuşabilme. at command emir üzerinde. at one's command emrinde. by command of emri ile in command amir, sözü geçen.
  4129. commandant İng.
    • (i). kumandan, komutan, amir.
  4130. commandeer İng.
    • (f)., (ask). askeri hizmete mecbur tutmak
    • müsadere etmek.
  4131. commander İng.
    • (i). kumandan, komutan
    • önder, baş
    • deniz binbaşısı. commander in chief başkomutan.
  4132. commandery İng.
    • (i). tımar, zeamet
    • kumandanlık
    • masonluk gibi cemiyetlerin loncası.
  4133. commanding İng.
    • (s). emreden
    • etkili: hâkim.
  4134. commandment İng.
    • (i). emir. the Ten Commandments On Emir.
  4135. commando İng.
    • (i). komando birliği
    • komando.
  4136. comme il faut İng.
    • (Fr). icap ettiği şekilde, gerekli şekilde
    • modaya uygun.
  4137. commeasurable İng.
    • (s). aynı ölçülere sahip olan, eşit.
  4138. commemorate İng.
    • (f). anmak, zikretmek, hatırasını yad etmek commemora'tion (i). anma, hatırasını yad etme
    • anma töreni. commemorative (s). anma vesilesi oian
    • hatıra serisi olarak basılmış (pul).
  4139. commence İng.
    • (f). başlamak.
  4140. commencement İng.
    • (i). başlama, başlangıç
    • diploma töreni.
  4141. commend İng.
    • (f). tavsiye etmek, salık vermek
    • övmek
    • saygılarını sunmak
    • emanet etmek.
  4142. commendable İng.
    • (s). övülmeye 1ayık, beğenilir. commendably (z). övülmeye lâyık şekilde.
  4143. commendation İng.
    • (i). tavsiye, salık verme
    • övme.
  4144. commendatory İng.
    • (s). salık veren, tavsiye eden
    • metheden, öven.
  4145. commensal İng.
    • (s)., (i). aynı sofrada yemek yiyen
    • ( zool). komensal
    • (i). sofra arkadaşı.
  4146. commensurable İng.
    • (s). aynı birim ile ölçülebilen
    • orantıl commensurably (z). orantılı olarak.
  4147. commensurate İng.
    • (s). orantılı, eşit
    • yeterli
    • uygun, münasip. commensurately (z). uygun bir öIçü ile.
  4148. comment İng.
    • (i)., (f). yorumlama, tefsir
    • açımlama
    • düşünce, mütalaa
    • eleştirme tenkit
    • (f). açımlamak, fikrini söylemek
    • on ile hakkında fikir beyan etmek, tefsir etmek, yorumlamak
    • eleştirmek .commentary (i). tefsir, şerh, açımlama, izah
    • çıkma haşiye.
  4149. commentator İng.
    • (i). eleştirmeci
    • yorumcu, şarih, tefsirci.
  4150. commerce İng.
    • (f). alışveriş etmek
    • ilişkide bulunmak.
  4151. commerce İng.
    • (i). ticaret, iş, alım satım
    • toplumsal ilişkiler
    • cinsel ilişki. chamber of commerce ticaret odası. domestic commerce iç ticaret. foreign commerce dış ticaret.
  4152. commercial İng.
    • (s)., (i). ticari
    • (i). radyo veya televizyon ilânı. commercial college ticaret öğretimi yapan yüksekokul .commercial law ticaret hukuku. commercial paper kıymetli ticari vesika
    • kısa vadeli ticari senet
    • emre yazılı senet
    • poliçe.
  4153. commercialism İng.
    • (i). ticari gelenekler
    • ticari tutum
    • ticari terim.
  4154. commercialize İng.
    • (ing). -ise (f).ticarileştirmek.
  4155. commie İng.
    • (i)., (k).dili komünist.
  4156. commingle İng.
    • (f). karıştırmak, katıştırmak
    • karışmak, kaynaşmak.
  4157. comminute İng.
    • (f). ezmek, ufalamak, toz haline getirmek.
  4158. commiserate İng.
    • (f). kederini paylaşmak, dert ortağı olmak, rikkat göstermek. commisera'tion (i). teselli, rikkat, acıma.
  4159. commissar İng.
    • (i). komiser, eskiden S.S.C.B.'nde herhangi bir idari örgütün başında olan kimse.
  4160. commissariat İng.
    • (i)., (ask). Ievazım sınıfı
    • eskiden S.S.C.B.'nde siyasi örgüt
    • komiserlik.
  4161. commissary İng.
    • (i)., (ask). iaşe ve levazımat mağazası
    • vekil, mümessil
    • komiser.
  4162. commission İng.
    • (i)., (f). görev, vazife, iş
    • işleme
    • eylem
    • komisyon ücreti, yüzdelik
    • kurul, komisyon
    • rütbe, mevki
    • salahiyetname, emirname
    • belirli bir görev için verilen yetki
    • (f). tayin etmek, atamak
    • vazifelendirmek, görevlendirmek, memur etmek
    • den donanmaya katmak, kadroya sokmak. execute a commission bir görevi yerine getirmek in commission sefere hazır (gemi)
    • işe hazır. out of commission görev yapamaz halde
    • bozuk. put into commission sefere hazır hale koymak
    • tamir etmek. put out of commission işlemez hale getirmek
    • yıkmak, mahvetmek.
  4163. commissionaire İng.
    • (i). Avrupa otellerinde veya hükumet dairelerinde hizmet eden uşak veya haberci
    • ingiltere'de kapıcılık vb. işlerde bulunan görevli.
  4164. commissioned officer İng.
    • (i). subay.
  4165. commissioner İng.
    • (i). mühim bir işe tayin edilen memur
    • şube müdüru
    • komisyon üyesi
    • vekil.
  4166. commissure İng.
    • (i). birleşme noktası, ek yeri
    • (anat)., (zool). birleşik iki organın birbirleriyle birleşme yeri, dudakların veya göz kapaklarının bitiştiği yer.
  4167. commit İng.
    • (f). (ed -ting) işlemek, yapmak
    • emanet etmek, teslim etmek, tevdi etmek
    • kanun tasarısı v.b.'ni komisyona havale etmek
    • söz vererek bağlamak. commit oneself bir karara varıp bunu ilân etmek. commit oneself to kendini adamak, hasretmek. commit to memory ezberlemek. commit to prison hapsetmek. commit to writing yazmak.
  4168. commitment İng.
    • (i). vaat, taahhut
    • kesin karar
    • teslim etme, teslim olma
    • bağlantı
    • havale
    • irtikap, (suç) işleme
    • (huk). birinin hapishane veya akıl hastanesine kapatılması için mahkemeden alınan karar, hapis ilâmı.
  4169. committee İng.
    • (i). komite, kurul, komisyon. committee of the whole meclisin komisyon halinde toplanması. in committee encümende, komisyonda. joint committee birleşik komisyon. standing committee daimi encümen.
  4170. commix İng.
    • (f). birbirine karıştırmak veya karışmak.
  4171. commode İng.
    • (i). çekmeceli dolap
    • konsol, komodin
    • lavabo
    • lazımlık, oturak.
  4172. commodious İng.
    • (s). geniş, kullanışlı, ehven
    • rahat, ferah.
  4173. commodity İng.
    • (i). mal, emtia, eşya
    • yararlı şey. staple commodities başlıca satış ürünleri.
  4174. commodore İng.
    • (i)., den. komodor
    • yat kulubü reisi.
  4175. common İng.
    • (i). genel park veya otlak, halkın ortak malı olan yer, meydan
    • (huk). bir kimsenin başkasının toprak veya suyu üzerinde hak iddia etmesi. in common müştereken, beraber, birlikte, ortaklaşa. in common with ile ortak olarak. out of the common fevkalade, alışılmamış. short commons yetersiz yiyecekler.
  4176. common İng.
    • (s).genel, yaygın, umumi, umuma ait
    • ortak, müşterek
    • evrensel
    • adi, bayağı, kaba
    • alışılmış, mutat. common carrier para ile yolcu veya yük taşıyan firma. common consent umumun rızası. common divisor (mat). ortak tam bölen. common fraction (mat). bayağı kesir. common gender (gram). hem eril hem dişil. common good kamu yararı. common knowledge bilinen gerçek. common law orf ve âdete dayanan hukuk .common-law marriage resmi nikâhsız beraber yaşama. common man alelade bir kimse. Common Market Ortak Pazar. common multiple (mat). ortak katsayı. common noun cins isim. common or garden variety bayağı, alelade cinsten, sıradan. Common Pleas medeni hukuk davalarına bakan mahkeme. common room umuma mahsus salon. common scold şirret kadın. common sense sağduyu. common stock alelade hisse senetleri .common time (müz). 4/4 lük ölçü. common touch sempatik olma kabiliyeti. the common run orta, vasat. commonly (z). çoğunlukla, çok kere.
  4177. commonage İng.
    • (i). umuma ait olan otlağı kullanma hakkı
    • ortak mal sahipliği
    • avam.
  4178. commonalty İng.
    • (i). avam, halk tabakası, topluluk
    • tüzel kişiliği olan ticari şirket üyesi.
  4179. commoner İng.
    • (i). halk tabakasından olan kimse
    • (bazı ingiliz üniversitelerinde) kendi hesabına okuyan talebe.
  4180. commonplace İng.
    • (s)., (i). adi, sıradan, bayağı
    • olağan
    • kişiliği olmayan
    • (i). beylik laf, klişe, çok söylenmiş söz
    • çok görülmüş herhangi bir şey, basmakalıp iş.
  4181. commons İng.
    • (i)., (çoğ)., (ing). avam, halk tabakası
    • (üniversitede) yemekhane. House of Commons Avam Kamarası.
  4182. commonweal İng.
    • (i). kamu yararı, amme menfaati.
  4183. commonwealth İng.
    • (i). ulus
    • cumhuriyet
    • A.B.D. eyalet. the Commonwealth İngiliz Milletler Topluluğu.
  4184. commotion İng.
    • (i). gürültü
    • karışıklık, ayaklanma.
  4185. communal İng.
    • (s). toplumla ilgili, toplumsal, halka ait
    • umumun malı olan.
  4186. communalism İng.
    • (i). her eyaletin ayrı bir devlet olarak idare edildiği idari sistem.
  4187. communalize İng.
    • (f). bir şeyi mahalli halka mal ettirmek
    • mahalli idare altına sokmak.
  4188. commune İng.
    • (i). bazı memleketlerde mahalli idare
    • komün
    • avam.
  4189. commune İng.
    • (f)., (i). sohbet etmek, söyleşmek, hasbıhal etmek, konuşmak: (i). konuşma, sohbet, söyleşi.
  4190. communicable İng.
    • (s). bulaşıcı, sari
    • ifade edilmesi mümkün, söylenebilir.
  4191. communicant İng.
    • (i). bilgi veren kimse, konuşan kimse
    • Aşai Rabbaniyi (komünyon) alan veya almaya hakkı olan kilise üyesi.
  4192. communicate İng.
    • (f). ifade etmek, anlatmak
    • nakletmek
    • meramını anlatmak
    • muhabere etmek, haberleşmek
    • bulaştırmak
    • aralannda bağlantı olmak
    • bildirmek.
  4193. communication İng.
    • (i). haberleşme
    • ulaşım
    • ulaştırma
    • bağlantı irtibat
    • haber, mektup. Minister of Communications Ulaştırma Bakanı.
  4194. communicative İng.
    • (s). konuşkan, duygulannı serbestçe dile getiren.
  4195. communion İng.
    • (i). paylaşma
    • katılma
    • Aşai Rabbani
    • Hıristiyanlıkta mezhep
    • arkadaşlık
    • sohbet.
  4196. communique İng.
    • (i). resmi tebliğ, bildiri.
  4197. communism İng.
    • (i). komünizm. communist (i)., (s). komünist
    • (s). komünistlere veya komünizme. ait communis'tic (s). komünizm taraftan olan.
  4198. community İng.
    • (i). aynı yerde veya aynı şartlar altında yaşayan insan topluluğu
    • toplum, cemiyet
    • ahali, halk, amme
    • müşterek tasarruf, ortak mal sahipli. community center A.B.D. şehir kulübü, bir bölgede oturanlann meselelerini çözümlemek veya eğlenmek için toplandıkları özel yer veya bina. community chest A.B.D.kamu yararına çalışan kurumların yıllık para toplama kampanyası.
  4199. communize İng.
    • (f). müşterek tasarrufa tabi kılmak, umumun malı haline getirmek.
  4200. commut-te İng.
    • (f)., elek cereyanın yönünü değiştirmek.
  4201. commutable İng.
    • (s). deiştirilebilir
    • hükümetçe deiştirilmesi veya hafifletilmesi caiz (ceza).
  4202. commutation İng.
    • (i). değiştirme, değiş mübadele
    • A.B.D. bir kimsenin evi ile işi araslnda abonman bileti ile yaptğı yolculuk
    • (huk). cezanın değiştirilmesi veya hafifletilmesi. commutation ticket abone kartı veya bileti.
  4203. commutative İng.
    • (s). değiş tokuş veya yer deiştirmeyle ilgili.
  4204. commutator İng.
    • (i)., (elek). çevirgeç, komütatör.
  4205. commute İng.
    • (f).değiş tokuş etmek mübadele etmek
    • deiştirmek veya hafifletmek (cezayı)
    • toptan daha ucuza almak (aylık tren bileti v.b'ni)
    • karşılığını ödemek
    • yerini tutmak
    • (elek). cereyanın yönünü değiştirmek her gün iş ile ev arasında gidip gelmek. commuter (i). her gün işi ile evi arasında gidip gelen kimse.
  4206. commutual İng.
    • (s). müşterek, ortak
    • karşılıklı.
  4207. comose İng.
    • (s)., (bot). püsküllü.
  4208. comp İng.
    • (kıs). companion comparecompiled complete.
  4209. compact İng.
    • (i)., (f). sözleşme, sözlü anlaşma
    • (f). sözleşmek.
  4210. compact İng.
    • (s)., (f). (i). yoğun, kesif, sıkı, sık
    • ince taneli
    • kısa özlü
    • of ile -den mürekkep
    • (f). tazyikle yoğunlaştırmak
    • (i). pudriyer, pudralık
    • (oto). küçük araba.
  4211. companion İng.
    • (i)., (f). arkadaş, yoldaş, ahbap
    • elkitabı, rehber
    • (astr). kendisinden daha parlak bir yıldıza çok yakın olan ikinci bir yıldız
    • (f). arkadaşlık etmek.
  4212. companionable İng.
    • (s). kolayca arkadaş olabilir
    • hoş sohbet
    • samimi, sıcakkanlı.
  4213. companionate İng.
    • (s). arkadaş gibi
    • müşterek.
  4214. companionship İng.
    • (i). arkadaşlık, refakat, eşlik.
  4215. companionway İng.
    • (i). den. kamara iskelesi.
  4216. company İng.
    • (i). grup
    • misafir grubu
    • misafir
    • şirket, kumpanya, ortaklık
    • beraberindekiler, arkadaşlar
    • eşlik, refakat, arkadaşlık
    • tiyatro oyuncu topluluğu
    • (ask). bölük
    • (den). mürettebat tayfa. company manners görgü kurallarına uygun davranışlar. company store bir müessesenin kendi memurlanna mahsus olan satış mağzası.compamy union (A.B.D.). işverene bağlı olan sendika
    • bir müessesenin işçilerine mahsus olan sendika. in company with ile beraber, birlikte .in good company iyi arkadaşlarla. jointstock company bir cins anonim şirket. keep company eşlik etmek
    • flört etmek Iimited liability company limited şirket. part company with den aynlmak ship's company gemi mürettebato, gemi tayfası.
  4217. comparable İng.
    • (s). karşılaştırılabilir, karşılaştırması mümkün.
  4218. comparative İng.
    • (s)., (i). mukayeseli, karşılaştırmalı
    • nispi, orantılı
    • (gram). (sıfat veya zarflann) üstünlük derecesini gösteren
    • (i)., (gram). üstünlük derecesi. comparative anatomy karşllaştlrmall anatomi compnrative linguistics karşılaştırmalı dilbilim. in comparative comfort hali vakti yerinde.
  4219. compare İng.
    • (f)., with ile karşılaştırmak, karşılaştırılabilir olmak, kıyas kabul etmek
    • to ile benzetmek, benzemek
    • (gram). (sıfat veya zarfın) üstünlük derecesini göstermek. compare notes görüş ve fikir teatisinde bulunmak.
  4220. compare İng.
    • (i). mukayese, kıyas, karşılaştırma .beyond compare, without compare fevkalade, eşsiz, üstün.
  4221. comparison İng.
    • (i). karşılaştırma, mukayese
    • münasebet, ilişki, nispet, benzerlik
    • gram sıfat veya zarflara üstünlük veya enüstünltk derecesini katan çekim şekli
    • benzetme, teşbih. in comparison with -e nispeten, -e nispetle, -e oranla.
  4222. compartment İng.
    • (i). kompartıman, bölme. compartmen'talize(f). bölmelere aylrmak.
  4223. compass İng.
    • (i). pusula
    • pergel
    • çevre
    • sınır
    • saha, alan, menzil
    • devir, deveran, süre. compass card, compass rose pusula kartı, rüzgargülü. compass needle pusula ibresi, pusula inesi. compass saw delik testeresi. beam compass büyük daire çizmeye mahsus sürgülü pergel. box the compass sıra ile pusula kertelerini saymak. drawing compass resim pergeli. mariner's compass gemici pusulası pair of compasses pergel.
  4224. compass İng.
    • (f). etrafını dolaşmak
    • şamil olmak, kapsamak
    • çevirmek, sarmak, kuşatmak
    • başarmak
    • kavramak, anlamak
    • gizli plan kurmak.
  4225. compassion İng.
    • (i). şefkat, merhamet, acıma, sevecenlik.
  4226. compassionate İng.
    • (s). şefkatli, merhametli, sevecen.
  4227. compatibility İng.
    • (i). uygun düşme, uyma, uygunluk.
  4228. compatible İng.
    • (s)., (gen). with ile uygun, birbirini tutan, munasip
    • geçimli.
  4229. compatriot İng.
    • (i). vatandaş, yurttaş.
  4230. compeer İng.
    • (i). akran, arkadaş, eş.
  4231. compel İng.
    • (f). (-Ied, -ling) zorlamak, icbar etmek, mecbur etmek.
  4232. compellatton İng.
    • (i). hitap.
  4233. compendious İng.
    • (s). özet halinde, kısa, özlü, muhtasar, kısaltılmış.
  4234. compendium İng.
    • (i). hulasa, özet.
  4235. compensate İng.
    • (f). tazmin etmek, bedelini ödemek
    • telafi etmek, karşılamak
    • (mak). denklemek, denge sağlamak, eşitlemek. compensate for one thing with another tazmin etmek, bir şeyi diğeri ile telâfi etmek. compensate one for -in bedelini birine ödemek.
  4236. compensation İng.
    • (i). tazmin, telafi
    • karşılık, ücret, maaş, bedel
    • takas, karşılama.
  4237. compensator İng.
    • (i). telafi eden şey veya kimse
    • dengeleme tertibatı. compensator coil (elek). dengeleme bobini. compensator spring saatte dengeleme yayı.
  4238. compensatory İng.
    • (s). telafi etmeye yarayan.
  4239. compete İng.
    • (f). rekabet etmek, yarışmak, müsabakaya girmek.
  4240. competence İng.
    • (i). yeterlik, kifayet
    • yetenek, ehliyet, iktidar, güç
    • hak, yetki, salahiyet
    • geçinecek kadar gelir.
  4241. competent İng.
    • (s). yeterli, işinin ehli olan, kabiliyetli
    • yetkili, salahiyetli.
  4242. competition İng.
    • (i). rekabet, yarışma.
  4243. competitive İng.
    • (s). rakip olan
    • rekabet ile ilgili
    • müsabaka tarzında, yanşma mahiyetinde.
  4244. competitor İng.
    • (i). rakip, yanşmacı, yanşçı.
  4245. compilation İng.
    • (i). derleme
    • derleme eser, çeşitli kaynaklardan toplanan bilgi veya yazılarla meydana getirilen eser
    • liste.
  4246. compile İng.
    • (f). toplayıp liste haline getirmek
    • çeşitli kaynaklardan bilgi toplayıp sıraya koymak
    • bu şekilde eser telif etmek, derlemek.
  4247. complacency İng.
    • (i). kendi kendinden memnun olma hali
    • gönül rahatlığı. complacent (s). kendi halinden memnun, rahat
    • kendini beğenmiş.
  4248. complain İng.
    • (f). şikâyet etmek, yakınmak, derdini anlatmak, içini dökmek
    • suçlamak. complainant (i). şikâyetçi, davacı.
  4249. complaint İng.
    • (i). şikayet, feryat, dertyanma
    • dert, keder, şikâyet sebebi
    • hastalık, keyifsizlik
    • (huk). isnat.
  4250. complaisance İng.
    • (i). hoşgörü, müsamaha, göz yumma. complai'sant (s). müsamahakâr, hoşgörü sahibi.
  4251. complement İng.
    • (i)., (f). tamamlayıcı herhangi bir şey, tümleç
    • tüm, bütün
    • (geom). bir dar açıyı dik açı haline getirmek için gerekli olan açı derecesi
    • (gram). tümleç
    • (müz). oktavı tamamlayan enterval
    • (f). tamamlamak
    • birbirini tamamlar olmak.
  4252. complementary İng.
    • (s). tamamlayan, tamamlayıcı, tümleyici. complementary angle tümler açı. complementary colors (bak). color.
  4253. complete İng.
    • (s)., (f). tamam, tam, bütün
    • bitmiş, tamamlanmış
    • mükemmel, dört başı mamur
    • (f). tamamlamak, bütünlemek, yetkinleştirmek
    • bitirmek. a complete surprise tam bir sürpriz. completely (z). tamamen, butünüyle. completeness (i). bütünlük, tam olma hali. completion (i). bitirme, tamamlama, sona erme
    • yerine getirme.
  4254. complex İng.
    • (s). karmaşık
    • çapraşık, muğlak
    • bileşik, mürekkep, birkaç elemandan meydana gelmiş
    • karışık, birbirine eşit olmayan elemanlardan meydana gelmiş. complex number karmaşık sayı. complexity (i). müşkuüât, güçlük.
  4255. complex İng.
    • (i). bileşik veya karışık herhangi bir şey
    • karmaşa
    • (psik). komplek. building complex site. inferiority complex aşağılık duygusu. superiority complex kendini üstün görme duygusu.
  4256. complexion İng.
    • (i). cilt, ten
    • sima, görünüş, veçhe. complexioned (s). belirli bir ten rengi olan.
  4257. compliable İng.
    • (s). uysal, yumuşak başlı.
  4258. compliance İng.
    • (i). uyma
    • itaat
    • başeğme
    • razı olma. in compliance with -e uygun olarak, mucibince. compliant (s). uysal, itaatkâr, yumuşak başlı.
  4259. complicate İng.
    • (f)., (s). karıştırmak, zorlaştırmak, güçleştirmek
    • (s). karmaşık
    • (bot)., (zool). uzunlamasına katlanmış (böcek kanadı vb). complicated (s). karmaşık
    • muğlak, çapraşık, anlaşılması güç, çözülmesi güç.
  4260. complication İng.
    • (i). karmaşık hale getirme
    • bir işe giriştikten sonra meydana çıkan engel, zorluk
    • karışıklık: (tıb) ihtilât.
  4261. complicity İng.
    • (i). suç ortaklığı
    • karmaşa.
  4262. compliment İng.
    • (f)., (i). kompliman yapmak, iltifat etmek
    • övmek
    • (i). iltifat, kompliman. compliments (i). selâmlar. compliments of the season (ing). tebrikler. double-edged compliment iğneli kompliman. He sends his compliments. Selâmlarını gönderdi. pay a compliment kompliman yapmak. present one-s compliments hürmetlerini sunmak. with my compliments selâmlarımla: parasız, hediye olarak. complimentary (s). hediye olarak, parasız
    • övme kabilinden.
  4263. complot İng.
    • (i). eski komplo, suikast, gizli tertip.
  4264. comply İng.
    • (f)., with ile uymak
    • itaat etmek.
  4265. component İng.
    • (i)., (s). bir tümü meydana getiren kısımlardan biri, cüz, unsur, parça, eleman
    • (s). bileşimde bulunan.
  4266. comport İng.
    • (f). davranmak
    • with ile uymak, uygun olmak. He comported himself well. iyi davrandı. The results comportwith our expectations. Netice beklediğimiz gibi oldu. comportment (i). davranış, hal ve gidiş.
  4267. compos mentis İng.
    • (Lat)., (huk).aklı yerinde, şuuru tam.
  4268. compose İng.
    • (f). meydana getirmek, oluşturmak
    • düzenlemek, tertip etmek
    • bir butünün parçalarını teşkil etmek
    • bestelemek
    • (eser) yazmak, yaratmak
    • (matb). dizmek, tertip etmek. composed of -den ibaret. composing machine (matb). dizgi makinası. composed (s). sakin, kendi halinde.
  4269. composer İng.
    • (i). besteci, bestekâr, kompozitör.
  4270. composite İng.
    • (s)., (i). bileşik, mürekkep
    • karma, karışık, muhtelit
    • (b.h)., (mim). Korent uslubu ile ionik üslup karışımı olan sütun şekline ait
    • (bot). bileşikgiller familyasından
    • (i). alaşım, halita, bileşim, terkip
    • (bot). bileşikgillerden herhangi bir bitki. composite number (mat). bölünebilir sayı, asal olmayan sayı. composite photograph fotomontajla biraraya getirilmiş birkaç fotoğraftan meydana gelen resim.
  4271. composition İng.
    • (i). tümleme, derleme, bir araya getirme
    • tertip, terkip
    • nitelik, mahiyet
    • alaşım, halita
    • bileşim: kompozisyon, yazı ödevi, tahrir
    • beste, bestecilik
    • uzlaşma, anlama
    • (matb). dizgi, tertip.
  4272. compositor İng.
    • (i)., (matb). mürettip, dizgici, dizici.
  4273. compost İng.
    • (i). çürümüş yaprak v.b ile karışık gübre.
  4274. composure İng.
    • (i). sukunet huzur, dinginlik.
  4275. compote İng.
    • (i). komposto.
  4276. compound İng.
    • (i). içinde binalar bulunan etrafı duvarla çevrili arazi.
  4277. compound İng.
    • (s)., (i). bileşik, mürekkep
    • (zool). tek tek hayvancıklardan husule gelmiş
    • (i). alaşım, halita
    • bileşim, terkip
    • (gram). bileşik kelime. compound curve mürekkep eğri. compound eye bileşik göz. compound fraction bileşik kesir. compound fracture (tıb). açık kırık. compound interest bileşik faiz. compound number karışık sayı. chemical compound kimyasal bileşim.
  4278. compound İng.
    • (f). birleştirmek, bir bütün haline getirmek, terkip etmek
    • şiddetlendirmek
    • borç konusunda anlaşmak. compound a felony menfaat karşıIığında suçluyu dava etmekten vazgeçmek veya suçunu örtbas etmek. compound with ile... anlaşmak, uzlaşmak.
  4279. comprador İng.
    • (i). Uzak Doğu'da yabancı firmalar hesabına çalışan yerli acente.
  4280. comprehend İng.
    • (f). anlamak, idrak etmek, kavramak
    • kapsamak, içine almak, ihtiva etmek. comprehensible (s). anlaşılabilir, idrak olunabilir, makul. comprehension (i). anlayış, idrak
    • kapsam, şümul. comprehensive (s). geniş, şümullu, etraflı
    • idraklı,anlama yeteneği olan.
  4281. compress İng.
    • (f). sıkmak, basmak, tazyik etmek. compressed air sıkıştırılmış hava. compressible (s). sıkıştırılabilir.
  4282. compress İng.
    • (i)., (tıb). kompres
    • pamuk v.b balyalarını sıkıştıran makina.
  4283. compression İng.
    • (i). sıkıştırma, tazyik, kompresyon
    • kısaltma, ufaltma. compression stroke (oto). sıkıştıran vuruş.
  4284. compressive İng.
    • (s). tazyik edici, sıkıştırıcı.
  4285. compressor İng.
    • (i). kompresör, sıkıştırıcı.
  4286. comprise İng.
    • (f). kapsamak, ihtiva etmek.
  4287. compromise İng.
    • (i)., (f). uzlaşma, uyuşma
    • bazı şeylerden fedakârlık ederek varılan anlaşma zemini
    • (f). uzlaştırmak, bazı şeylerden fedakârlık yoluyla aralarını bulmak
    • (bir kimsenin). şerefini tehlikeye atmak
    • (bir işin neticesini) tehlikeye atmak. compromisewith ... ile uzlaşmak, uyuşmak.
  4288. comptroller İng.
    • (i). hesap kontrol memuru, murakıp, denetleyici, kontrolör.
  4289. compulsion İng.
    • (i). zorlama, cebir, icbar
    • mecburiyet
    • içten gelen itici his. compulsive (s). zorlayıcı, içten gelen yenilmesi güç bir hissin tesiriyle yapılan.
  4290. compulsory İng.
    • (s). mecburi, yükümlü
    • zorunlu. compulsorily (z). zorla, mecburi olarak, zorunlu olarak, metazori.
  4291. compunction İng.
    • (i). vicdan azabı
    • pişmanlık, nedamet
    • esef, yerinme
    • (vicdanisebeplerle) çekinme, tereddüt, reddetme.
  4292. compurgation İng.
    • (i)., (huk). eskiden bir sanığın suçsuzluğunun birkaç tanığın şahadeti ile kabul edilmesi.
  4293. compute İng.
    • (f). hesap etmek, hesaplamak. computa'tion (i). hesap, hesaplama.
  4294. computer İng.
    • (i). kompüter, hesap eden kimse
    • elektronik hesap makinası,elektronik beyin. computer hardware kompüterin esas kısımları. computer software yapılacak işe göre değiştirilen kompüterin yardımcı aksamı. analogue computer kendisine verilen rakamlan elektronik nicelikler şeklinde kullanarak hesap çıkaran makina. diqital computer kendisine verilen rakamları ikili rakam olarak kullanarak hesap çıkaran makina.
  4295. computerize, -ise İng.
    • (f). kompüter ile hesaplamak.
  4296. comrade İng.
    • (i). arkadaş, yoldaş. comradeship (i). arkadaşlık.--*
  4297. con İng.
    • (f). (-ned, -ning) atlatmak, yutturmak
    • okumak, tetkik etmek.
  4298. con İng.
    • (z)., (i). karşı, aleyhte
    • (i). aleyhtar, karşı taraf. pro and con lehte ve aleyhte. pros and cons lehte ve aleyhte olan noktalar (kimseler).
  4299. con İng.
    • edat, (müz). ile. con brio, con spirito canlı olarak.
  4300. con İng.
    • (i). ( A.B.D)., argo suçlu
    • dolandırıcılık.
  4301. con İng.
    • (i). öntakı ile, beraber.
  4302. con İng.
    • (f)., (den). gemiyi yöneltmek.
  4303. con dense İng.
    • (f)., (kim)., (fiz). yoğunlaştırmak, koyulaştırmak
    • özetlemek, kısaltmak. condensed milk teksif edilmiş süt. condensable (s). yoğunlaştırılabilir.
  4304. con man İng.
    • (A.B.D)., argo dolandırıcı.
  4305. conation İng.
    • (i)., (psik). teşvik edici kuvvet. conative (s). meram ve arzu ile ilgili
    • (gram). gayret ifade eden (fiil).
  4306. concatenate İng.
    • (f). sıralamak raptetmek. concatena'tion (i). neticelerin sıralanması.
  4307. concave İng.
    • (s)., (i). içbükey, obruk, konkav
    • (i). içbükey yüzey. concavo-concave (s). çift taraflı içbükey. concavo-convex (s). bir tarafı içbükey , diğer tarafı dışbükey olan. concavity (i). içbükeylik.
  4308. concavity İng.
    • (i). içbükeylik.
  4309. conceal İng.
    • (f). gizlemek, gizli tutmak, saklamak, örtmek. concealable (s). gizlenilebilir, saklanabilir. concealment (i). gizleme, saklama, sır tutma. in concealment saklı, gizlenmiş.
  4310. concede İng.
    • (f). teslim etmek, kabul etmek, ikrar etmek
    • vermek, bırakmak, ihsan etmek.
  4311. conceit İng.
    • (i). kendini beğenmişlik, kibir, gurur
    • garip fikir, fantazi kavram. self-conceit (i). kendini beğenmişlik. conceited (s). kibirli.
  4312. conceivable İng.
    • (s). akla uygun, havsalaya sığar. conceivably (z). belki, muhtemelen.
  4313. conceive İng.
    • (f). gebe kalmak
    • anlamak, kavramak, idrak etmek
    • tasavvur etmek
    • tasarlamak, aklına gelmek
    • izah etmek. conceive of kavramak, tasarlamak. I have conceived a dislike for him. Ona karşı içimde bir nefret uyandı.
  4314. concentrate İng.
    • (f). toplamak
    • yoğunIaştırmak
    • özünü çıkarmak
    • koyulaştırmak
    • zihni bir noktaya toplamak
    • toplanmak.
  4315. concentrate İng.
    • (i). yoğun halde olan herhangi bir şey.
  4316. concentration İng.
    • (i). toplanma, toplama
    • zihni bir noktaya toplama
    • (kim). yoğunlaşma, koyulaşma, kesafet. concentrationcamp temerküz kampı, toplama kampı.
  4317. concentric İng.
    • (s). merkezleri bir ortak merkezli. concentric'ity (i). merkezlerin bir olması.
  4318. concept İng.
    • (i). kavram mefhum anlayış görüş, fikir, telakki.
  4319. conception İng.
    • (i). gebe kalma, ana rahmie düşme
    • baylangıç
    • kavram, mefhum, fikir, anlayış görüş, telakki, düşünce.
  4320. conceptual İng.
    • (s). mefhumlarla ilgili, kavramsal
    • fikirlerin doğmasına ait.
  4321. conceptualism İng.
    • (i)., (fels). kavramcılık.
  4322. concern İng.
    • (i)., (f). ilgi, alâka
    • endişe, tasa, kaygı, merak
    • şirket, ticarethane
    • (k).dili şey: (f). alâkadar etmek
    • ucu dokunmak
    • tesir etmek
    • ait olmak, ilgilendirmek, ilişiği olmak. concern oneself with karışmak, müdahale etmek.He is meddling in my concerns. Benim işime karışıyor. It is no concern of mine. Beni ilgilendirmez. with deep concern derin endişe ile.
  4323. concerned İng.
    • (s). ilgili, alâkalı
    • endişeli, düşünceli. be concerned for veya about endişe duymak, merak etmek.
  4324. concerning İng.
    • edat ilgili olarak -e dair, hakkında.
  4325. concert İng.
    • (i). konser
    • ahenk, uyum:birleşme
    • ittifak, ittihat. concert grant kuyruklu piyano. Concert of Europa 1815 tarihinde Avrupa Devletleri arasında yapılan anlaşma. concert pitch konser için kullanılan ton standardı (la=saniyede 440 devre). in concert hep birlikte, ittifakla.
  4326. concert İng.
    • (f). bir araya gelerek karar almak, planlamak. concerted (s). kararlaştırılmış
    • birlikte yapılmış
    • (müz). bölümler halinde düzenlenmiş.
  4327. concertina İng.
    • (i). akordeona benzer körüklü ufak bir çalgı.
  4328. concerto İng.
    • (i)., (müz). konçerto.
  4329. concession İng.
    • (i). kabul, teslim, itiraf
    • imtiyaz, devlet veya diğer bir yetkili makam tarafından tanınmış imtiyaz, ayrıcalık
    • mümessillik, bayilik.
  4330. concessionaire İng.
    • concessioner (i). imtiyaz sahibi
    • fuarda bir satış yeri sahibi
    • temsilci, bayi.
  4331. concessive İng.
    • (s). teslim veya kabul mahiyetinde
    • (gram). although bağlacı ile başlayan tamamlayıcı cumlelerde teslim ve kabul ifade eden.
  4332. conch İng.
    • (i). helezoni sedef kabuk
    • nefesli çalgı olarak kullanılan kabuk boru.
  4333. concha İng.
    • (i)., (mim. yarım kubbe
    • (anat). boynuzcuk, konka (burun boşluğunda)
    • kulak kepçesinin çukuru.
  4334. conchifera İng.
    • (i)., (çoğ)., (zool). midye gibi kabuk hâsıl eden deniz hayvanları
    • kabuklular. conchiferous (s). kabuklu, kabuk hâsıl eden.
  4335. conchoid İng.
    • (i)., (mat). konkoid
    • sedef eğrisi.
  4336. conchology İng.
    • (i). konkoloji, yumuşak çalarla uğraşan zooloji dalı. conchologist (i). konkoloji bilgini.
  4337. conchy İng.
    • (i)., argo, (bak). conscientious objector.
  4338. concierge İng.
    • (i). kapıcı, odabaşı.
  4339. conciliate İng.
    • (f). gönlünü almak
    • uzlaştırmak, yatıştırmak, aralarını bulmak
    • teveccüh kazanmak. conciliatory (s). yatıştıncı.
  4340. conciliation İng.
    • (i). uzlaştırma, barıştırma, yatıştırma.
  4341. concinnity İng.
    • (i). ahenk
    • (kon). (san). uyum
    • tutarlık, insicam.
  4342. concise İng.
    • (s). az ve öz, kısa, muhtasar, veciz, özlü. concisely (z). az ve öz olarak, kısaca, muhtasaran.
  4343. concision İng.
    • (i). özetleme, az sözle çok şey anlatma.
  4344. conclave İng.
    • (i). özel toplantı
    • Roma'da Papa seçmek için toplanan kardinaller meclisi.
  4345. conclude İng.
    • (f). bitirmek, son vermek
    • neticelendirmek, sonuçlandırmak
    • bir karara varmak
    • netice çıkarmak, istidlâl etmek
    • bitmek, sona ermek
    • karar vermek.
  4346. conclusion İng.
    • (i). son, nihayet, sonuç, netice
    • karar
    • son kısım
    • (gram). şart cümlesinde ikinci kısım, ceza
    • (man). vargı
    • (huk). iddia veya müdafaanın son hulâsası. in conclusion sözu bitirirken..., son söz olarak... try conclusions with bir kimse ile yarışmaya girmek.
  4347. conclusive İng.
    • (s). kesin
    • kati, son, nihai
    • ikna edici.
  4348. concoct İng.
    • (f). birbirine karıştırarak hazırlamak, tertip etmek yapmak
    • uydurmak, kurmak (hikaye, yalan). concoction (i). karışım, tertip
    • birbiri ile uyuşmayan şeyleri karıştırma.
  4349. concomitant İng.
    • (s)., (i). bir arada vuku bulan, refakatinde olan, eşlik eden
    • birlikte bulunan
    • (i). tabii sonuç. concomitantly (z). aynı zamanda olarak.
  4350. concord İng.
    • (i). bağdaşma, imtizaç
    • uygunluk, ahenk
    • barış geçim
    • anlaşma, ittifak, ittihat
    • (gram). uyum
    • (müz). ses uyumu. Concord grape Kuzey Amerika'ya mahsus iri siyah üzüm.
  4351. concordance İng.
    • (i). uygunluk, ahenk, uyum, uyuşma
    • bir kitaptaki bütün kelimelerin metindeki yerini gösteren dizin. concordant (s). uygun, mutabık.
  4352. concordat İng.
    • (i). antlaşma,muahede
    • Papa ile hükümet arasında akdolunan antlaşma.
  4353. concourse İng.
    • (i). toplantı, bir araya gelme
    • kalabalık, izdiham
    • bir park içinden geçen araba veya gezinti yolu
    • istasyon binasındaki hol
    • atletizm sahası.
  4354. concrescence İng.
    • (i)., (biyol). beraber büyüme, birleşme.
  4355. concrete İng.
    • (s)., (i)., (f). maddi
    • somut, müşahhas
    • belirli, muayyen
    • betondan yapılmış
    • (i). beton
    • betona benzer herhangi bir karışım
    • somut bir varlık
    • (f). bir bütün haline getirmek
    • beton dökmek
    • taşlaştırmak
    • donmak, sertleşmek
    • somutlaştırmak. reinforced concrete betonarme. concrete mixer betonyer.
  4356. concretion İng.
    • (i). donmuş madde
    • (tıb). şiş, taş.
  4357. concubinage İng.
    • (i). odalık olarak yaşama hali.
  4358. concubine İng.
    • (i). kapatma, odalık cariye.
  4359. concupiscence İng.
    • (i). şehvet, cinsel arzu. concupiscent (s). şehevi, nefsani.
  4360. concur İng.
    • (f). aynı fikirde olmak, mutabık olmak, uymak, razı olmak.
  4361. concurrence İng.
    • (i). uygun görme, muvafakat
    • aynı anda vaki oluş
    • aynı noktaya doğru ilerleyiş. concurrent (s). aynı zamanda vaki olan
    • uygun, mutabık, birbirine yardımcı olan. concurrently (z). aynı zamanda.
  4362. concuss İng.
    • (f). darbe vuruşu ile beyne tesir etmek
    • sarsmak.
  4363. concussion İng.
    • (i). sarsma
    • darbe vurma
    • çarpışma
    • çarpışma neticesi olan şiddetli sarsıntı
    • (tıb). sadme.
  4364. condemn İng.
    • (f). kınamak, ayıplamak
    • suçlu çıkarmak
    • mahkum etmek
    • kullanılamaz diye hüküm vermek
    • (huk). müsaderesine karar vermek
    • (A.B.D). istimlâk etmek. condemn to death idama mahkum etmek. condemnable (s). müsadere olunabilir
    • kınanmaya layık, mahkum edilir.
  4365. condemnation İng.
    • (i). kınama, ayıplama
    • kabahatli bulma
    • suçlu çıkarma
    • mahkumiyet
    • (A.B.D). istimlak. condem'natory (s). kınayıcı.
  4366. condensation İng.
    • (i). kısaltma, özet
    • (kim)., (fiz). yoğunlaştırma, sıklaştırma, koyulaştırma
    • buğu.
  4367. condenser İng.
    • (i). kondensatör, buhar sıkıştırma makinası, tazyik makinası
    • elektrik kondensatörü
    • teksif adesesi.
  4368. condescend İng.
    • (f). tenezzül etmek, sözde alçak gönüllülük göstermek, Iütfetmek. condescending (s). tenezzül eden. condescen'sion (i). tenezzül.
  4369. condign İng.
    • (s). Iayık, müstahak (cezaya).
  4370. condiment İng.
    • (i). (tuz, biber, hardal, salça gibi) yemeğe çeşni veren şey.
  4371. condition İng.
    • (f). uygun bir duruma getirmek
    • şart koşmak, kayıt altına sokmak
    • bütünleme sınavına tabi tutmak. conditioning machine tavlama makinası, ıslah makinası.
  4372. condition İng.
    • (i). hal, durum, vaziyet
    • sağlık
    • şart, kayıt, sınırlama. favorable conditions uygun şartlar. in condition çalışır vaziyette
    • spor idman içinformunda
    • in good condition iyi durumda, bozulmamış (olarak). on condition that şartı ile. out of condition işe uygun durumda olmayan
    • spor formundan diişmüş olan.
  4373. conditional İng.
    • (s). (i). şarta bağlı, kayıtlı
    • (i). ikmal imtihanı. conditional clause şart cümlesi. conditional mood şart kipi. conditional sale şarta bağlı satış. conditionally (z). şartlı olarak.
  4374. conditioned İng.
    • (s). uygun bir duruma getirilmiş
    • şarta bağlı. conditioned reflex, conditioned response (psik). şartlı refleks, şartlı davranış. air-conditioned (s). klimatize edilmiş.
  4375. condole İng.
    • (f).,with ile taziyede bulunmak, kedere ortak olmak. condolatory (s). taziye ifade eden. condolence (i). taziye, başsağlığı. Ietter of condolence taziye mektubu.
  4376. condom İng.
    • (i). prezervatif.
  4377. condominium İng.
    • (i). kat mülkiyeti, bir binanın kat sahiplerinin ayrı olması hali
    • bir üIke üzerinde birkaç devletin ortak hakimiyeti
    • (Roma huk). ortak malsahipliği.
  4378. condone İng.
    • (f). göz yummak, kusura bakmamak.
  4379. condor İng.
    • (i). Güney Amerika'ya mahsus bir çeşit büyük akbaba.
  4380. condottiere İng.
    • (i). Avrupa'da özellikle 14 ve 15 yüzylllarda prenslerin veya devletlerin hizmetine girmiş paralı askerlerin kumandanı.
  4381. conduce İng.
    • (f)., to veya toward ile sebep olmak, vesile olmak. conducive (s)., to ile yardım eden, sebep veya vesile olan.
  4382. conduct İng.
    • (i). davranış, tavır, hareket
    • idare. safe-conduct (i). yolculukta emniyet vesikası.
  4383. conduct İng.
    • (f). davranmak
    • idare etmek, yürütmek
    • orkestra idare etmek
    • refakat etmek, yol göstermek, önderlik etmek
    • (fiz). nakletmek, geçirmek, iletmek. conduct oneself davranmak.
  4384. conductance İng.
    • (i)., (elek). iletkenlik, nakil kabiliyeti, isal.
  4385. conduction İng.
    • (i). taşıma, nakletme, isal.
  4386. conductive İng.
    • (s). iletici, geçirici, iletken, geçirgen, isal edici.
  4387. conductor İng.
    • (i). kılavuz, önder, lider, şef
    • (A.B.D). kondoktör, biletçi
    • orkestra veya koro şefi
    • müdür, idareci
    • iletken madde, geçirgen şey. conductor ducts (bot). iletken damarlar. non-conductor (i). iletici olmayan madde, yalıtkan madde.
  4388. conduetivity İng.
    • (i). iletkenlik.
  4389. conduit İng.
    • (i). oluk, su yolu, kanal
    • (elek). cereyan tellerini muhafaza eden boru.
  4390. conduplicate İng.
    • (s)., (bot). uzunluğuna ortasından bükülmuş (yaprak).
  4391. condyle İng.
    • (i)., (anat). kondil, kemiğin ucunda olan yumru, lokma.
  4392. condyloid İng.
    • (s)., (anat). kondiloid, lokmamsı, lokma şeklinde. condyloid process alt çenenin arka tarafında olan yumrumsu tepe.
  4393. cone İng.
    • (i)., (geom). koni
    • (mak). koni biçiminde olan makara
    • koza, kozalak. cone coupling makina şaftlarını bağlayan konik cihaz. cone gear konik dişli. cone pulley konik makara. frustum of a cone kesik koni. ice cream cone dondurma külâhı. truncated cone kesik koni.
  4394. conelrad İng.
    • (i). radyo dalgalarını casuslara karşı korumak için kullanılan sistem.
  4395. coney İng.
    • (bak). cony.
  4396. confabulate İng.
    • (f). sohbet etmek, başbaşa vermek, konuşmak. confabula'tion (i). sohbet.
  4397. confarreation İng.
    • (i). eski Roma'da erkeğin kadın üzerindeki hâkimiyetinin belirgin olduğu evlilik.
  4398. confect İng.
    • (f). imal etmek, hazırlamak (reçel, tatlı).
  4399. confection İng.
    • (i). imâlat, hazırlama
    • bonbon, şekerleme
    • (ecza). şeker veya bal ile hazırlanan preparat
    • konfeksiyon, hazır elbise.
  4400. confectionary, -ery İng.
    • (i). şekerleme imalathanesi
    • şekerleme.
  4401. confectioner İng.
    • (i). şekerci. confectioner's sugar pudra şekeri.
  4402. confederacy İng.
    • (i). çeşitli bağımsız devletlerin konfederasyon halinde bir araya gelmeleri, ittifak, birlik
    • kanunen yasak olan bir fiilin yapılması için çeşitli parti, grup veya kimselerin birlik olmaları. the Confederacy Amerikan iç harbi esnasmda Güney Eyaletlerinin meydana getirdikleri konfederasyon.
  4403. confederate İng.
    • (f). ittifak etmek, ittifak ettirmek, birleşmek, birleştirmek, (bak). federate confederated (s). birleşik, (bak). federated confederation (i). konfederasyon, birleşik devletler, (bak). federation.
  4404. confederate İng.
    • (s)., (i). müttefik, müttehit, birleşik
    • (i). suç ortağı. Confederate (s)., (i). Amerikan iç harbi sırasında Güney Eyaletlerinin federasyonuna bağlı olan (kimse).
  4405. confer İng.
    • (f). (-red, -ring) bağışta bulunmak, ihsan etmek, vermek, tevcih etmek, tevdi etmek
    • danışmak, görüşmek, müzakere etmek. I conferred with him on the matter. Meseleyi onunla görüştüm.
  4406. conferee İng.
    • (i). konferansa katılan kimse
    • şereflendirilen kimse.
  4407. conference İng.
    • (i). görüş ve fikir teatisi için toplantı, konferans
    • kongre
    • müzakere
    • verme. in conference toplantıda, meşgul.
  4408. confess İng.
    • (f). itiraf etmek
    • ikrar etmek
    • teyit etmek, doğrulamak teslim etmek
    • günah çıkartmak
    • şiir belli etmek. confesedly (z). itiraf kabilinden, teslim ederek.
  4409. confession İng.
    • (i). itiraf, ikrar, doğrulama, teslim
    • günah çıkartma. confession of faith iman ikrarı. judicial confession mahkeme önünde yapılan itiraf.
  4410. confessional İng.
    • (i)., (s). günah çıkartma hücresi
    • (s). itiraf veya günah çıkartma ile ilgili.
  4411. confessor İng.
    • (i). günah çıkartan papaz
    • itiraf eden kimse.
  4412. confetti İng.
    • (i). konfeti.
  4413. confidant İng.
    • (i). sırdaş, dert ortağı.
  4414. confide İng.
    • (f). mahrem olarak söylemek, sır vermek. confide in itimat etmek, emniyet etmek, güvenmek. confide to teslim etmek, emanet etmek, tevdi etmek
    • sır vermek.
  4415. confidence İng.
    • (i). güven, emniyet, itimat
    • mahremiyet, gizlilik
    • sırdaşlık. confidence game dolandıncılık. confidence man dolandıncı. I have confidence in him. Ona itimadım var. Ona güvenirim. told in confidence mahrem olarak söylenmiş, sır olarak verilmiş.
  4416. confident İng.
    • (s). emin, inanmış, kani
    • cüretli, atılgan. confidently (z). güvenle, tereddüt etmeden.
  4417. confidential İng.
    • (s). mahrem, gizli
    • güvenilir. confidentially (z). güvenerek
    • Sır olarak.
  4418. confiding İng.
    • (s). güvenen, şüphe etmeyen.
  4419. configuration İng.
    • i şekil, suret, görünüş
    • gruplaşma
    • (astr). gezegenlerin birbirlerine oranla yerleri, yıldız kümesi.
  4420. confine İng.
    • (f). kuşatmak
    • hapsetmek
    • evde veya yatakta tutmak
    • sınırlamak, toplamak, hasretmek. confined (s). sınırlanmış
    • loğusa halinde.
  4421. confinement İng.
    • (i). kapanış, hapsedilme
    • hasta olup evde kalma
    • loğusalık.
  4422. confines İng.
    • (i). sınırlar, hudutlar.
  4423. confirm İng.
    • (f). teyit etmek, kuvvetlendirmek, sağlama bağlamak, tespit etmek, saptamak
    • geçerli bir hale koymak. confirmed bachelor müzmin bekâr.
  4424. confirmable İng.
    • (s). teyit olunur, tasdik olunur.
  4425. confirmation İng.
    • (i). tasdik, teyit, belgeleme, doğrulama
    • ispat
    • kilise üyesi olma merasimi.
  4426. confirmative, confirmatory İng.
    • (s). tasdik anlamında teyit edici (söz, vesika, delil).
  4427. confiscate İng.
    • (f). müsadere etmek
    • haczetmek
    • istimlâk etmek, kamulaştırmak. confisca'tion (i). müsadere, haciz. confis'catory (s) müsadere ve haciz kabilinden.
  4428. conflagration İng.
    • (i). büyük yangın, yangın felâketi.
  4429. conflation İng.
    • (i). bir metinde iki varyantın bir arada bulunması.
  4430. conflict İng.
    • (f). çekişmek, ..,ile ihtilâfa düşmek
    • mücadele etmek
    • zıtlaşmak.
  4431. conflict İng.
    • (i). anlaşmazlık, ihtilâf, fikir ayrılığl
    • çekişme, çarpışma, zıtlaşma
    • mücadele, uğraşma. conflict of interests menfaat çatışması. conflict of laws kanunş ihtilaf.
  4432. confluence İng.
    • conflux (i). kavşak, iki akarsuyun birbirlerine karıştıklarl nokta
    • kalabalık, izdiham.
  4433. confluent İng.
    • (s)., (i). birlikte akarak birleşen
    • (tıb). bir araya birikip karışmış, sık (çıbanlar)
    • (i). birleşmiş akarsulann her biri. confluent smallpox (tıb). yaraları bitişikmiş gibi kabuk bağlayan çiçek hastalığı.
  4434. conform İng.
    • (f). uydurmak
    • umuma tabi olmak
    • to veya with ile uymak: itaat etmek, boyun eğmek.
  4435. conformable İng.
    • (s). uygun, yerinde, muvafık, benzer, mutabık
    • boyun eğen.
  4436. conformation İng.
    • (i). şekil
    • parçaları bir araya getirme düzeni
    • uygun olma.
  4437. conformist İng.
    • (i). geçerli olan fikirlere veya inançlara uyan kimse
    • toplum kurallarını çiğnemeyen kimse.
  4438. conformity İng.
    • (i). uygunluk, benzeyiş
    • biteviyelik. in conformity with mucibince,... e uyarak.
  4439. confound İng.
    • (f). ,şaşırtmak, zihnini karıştırmak
    • utandırmak, mahcup etmek karmakarışık bir hale sokmak
    • kahretmek. confounded (s). şaşırmış
    • (k).dili Allahın cezası. confusion worse confounded karmakarışık bir vaziyet.
  4440. confraternity İng.
    • (i). kardeşlik cemiyeti.
  4441. confrere İng.
    • (i). meslektaş
    • aynı kurumda çalışan kimse.
  4442. confront İng.
    • (f). karşı durmak, göğus germek
    • karşılaştırmak, yüzleştirmek. He confronted me with the problem. Beni mesele ile karşı karşıya bıraktı. confronta'tion (i). yüzleştirme.
  4443. confucius İng.
    • (i). Konfüçyüs.
  4444. confuse İng.
    • (f). karıştırmak, karmakarışık etmek
    • ayırt edememek
    • şaşırtmak, zihnini karıştırmak, yanıltmak
    • utandırmak, mahcupetmek. confusion (i). şaşkınlık, bozulma, karışıklık, düzensizlik
    • mahcubiyet.
  4445. confutation İng.
    • (i). tekzip, çürütme (fikir, iddia).
  4446. confute İng.
    • (f). tekzip etmek, yalanlamak, aksini ispat etmek, (bir iddiayı) çürütmek
    • (karşısındakini) susturmak.
  4447. conga İng.
    • (i). Latin Amerika'dan gelmiş olan Kanga dansı ve bunun müziği.
  4448. conge İng.
    • (i). ayrılma
    • ayrılma izni
    • yol verme
    • eski reverans
    • (mim). bir çeşit silme.
  4449. congeal İng.
    • (f). dondurmak, donmak
    • pıhtılaştırmak, pıhtılaşmak.
  4450. congener İng.
    • (i). aynı cins, sınıf veya familya üyesi.
  4451. congenial İng.
    • (s). uygun
    • cana yakın, hoş.
  4452. congenital İng.
    • (s). doğuştan olan, fıtri.
  4453. conger İng.
    • (i)., conger eel mığrı, bir yılanbalığı, (zool). Conger conger.
  4454. congeries İng.
    • (i)., topluluk ismi yığın, küme, top.
  4455. congest İng.
    • (f). kalabalık etmek, doldurmak
    • tıkanmak.
  4456. congested İng.
    • (s). tıkanık, şişkin
    • (tıb). kan veya su toplamış, nefes alıp vermede zorluk çeken
    • tıkanık (yollar).
  4457. congestion İng.
    • (i). tıkanıklık, izdiham, kalabalık
    • (tıb). kan toplanması, kan hücumu.
  4458. congestive İng.
    • (s). kan veya su toplanması ile ilgili.
  4459. conglobate İng.
    • (f)., (s). küre şekline sokmak
    • (s). küre şeklinde.
  4460. conglomerate İng.
    • (s)., (i). küme halinde toplanmış
    • (i). küme
    • (tic). holding
    • (jeol). yığışım, konglomera (taş cinsi).
  4461. conglomeration İng.
    • (i). karışık birikinti, birbirinden ayrı unsurlardan meydana gelen yığın.
  4462. conglutinate İng.
    • (f). yapıştırmak
    • (tıb). kaynaştırmak.
  4463. congo İng.
    • (i). Kongo nehri. Congo Brazzaville (bak). Zaire. Congo Kinshasa Kongo Kinshasa Kongo'nun başkenti.
  4464. congo eel, congo snake İng.
    • (zool). yılanbalığı şeklinde küçük ön ayakları olan bir çeşit semender.
  4465. congo red İng.
    • (kim). asitlerde mavi alkalilerde kırmızı olan ve labaratuvarlada kullanılan bir boya.
  4466. congratulate İng.
    • (f). tebrik etmek, kutlamak. congrat'ulatory (s). tebrik mahiyetinde. congratula'tion (i). kutlama. CongratulationsI Tebrikler I Tebrik ederim.
  4467. congregate İng.
    • (f)., (s). toplamak birleştirmek, bir araya getirmek
    • birleşmek, bir araya gelmek
    • (s). toplantı ile ilgili, toplanmış.
  4468. congregation İng.
    • (i). toplama, toplantı
    • cemaat
    • (Kat). dinsel örgüt. congregational (s). cemaate ait, idaresi cemaatin elinde olan. congregationalism (i). her cemaati bağımsız sayan kilise idare sistemi.
  4469. congress İng.
    • (i). kongre, toplantı
    • meclis
    • (b.h). özellikle ABD'de Millet Meclisi. congres'sional (s). ABD Millet Meclisine ait. congressman (i). ABD Millet Meclisi üyesi, özellikle Temsilciler Meclisi üyesi.
  4470. congruence İng.
    • (i). uyma, uygunluk, ahenk congruent (s)., with ile uygun, muvafık, ahenkli
    • benzer.
  4471. congruity İng.
    • (i). uygunluk, uyum
    • (mat). benzeşim.
  4472. congruous İng.
    • (s). uygun, munasip, yerinde
    • (mat). benzer.
  4473. conic İng.
    • (s)., (mat). konik conic section konik kesit eğrisi, konik. conical (s). konik.
  4474. conifer İng.
    • (i). (çam, fıstık gibi) kozalaklılar familyasından ağaç kozalaklı ağaç. Coni'ferae (i). kozalaklılar. conif'erous (s). kozalak veren, kozalaklı.
  4475. coniine İng.
    • (i)., (kim). ağılı baldıran ruhu, çok zehirli bir alkaloit.
  4476. conjectural İng.
    • (s). tahmini, varsayılı,farazi. conjecturally (z). farazi olarak, tahminen.
  4477. conjecture İng.
    • (i)., (f). varsayı, tahmin, zan, farz
    • (f). tahmin etmek, zannetmek, farzetmek, tasavvur etmek.
  4478. conjoin İng.
    • (f). birleştirmek, birleşmek, bitiştirmek, bitişmek, bağlamak
    • (bak). join.
  4479. conjoint İng.
    • (s). birleşmiş, ortak. conjointly (z). birleşmiş olarak
    • (bak). joint, jointly.
  4480. conjugal İng.
    • (s). evlilik ile ilgili, karıkocalığa ait. conjugal affection karı koca sevgisi. conjugal rights eşlerin birbirlerine karşı haiz oldukları haklar.
  4481. conjugate İng.
    • (f)., (gram). çekmek, tasrif etmek: (biyol). birleşmek
  4482. conjugate İng.
    • (s)., (i). çift olan, birleşmiş birleşik
    • (mat)., (biyol). karşılıklı
    • birbirinin yerine geçebilen
    • (i). birleşik çiftin her biri.
  4483. conjugation İng.
    • (i)., (gram). fiil çekimi, tasrif
    • (biyol). birleşme.
  4484. conjunct İng.
    • (s). birleşmiş, bitişik, ortak, müşterek.
  4485. conjunction İng.
    • (i). birleşme
    • aynı zamanda vaki olma, rastlantı, tesadüf
    • (gram). bağlaç
    • (astr). konjonksiyon. in conjunction with ile bir arada, birlikte.
  4486. conjunctiva İng.
    • (i)., (anat). konjonktiv, göz küresini göz kapaklarıyla birleştiren ince zar.
  4487. conjunctive İng.
    • (s)., (i). bitiştiren, birleştiren
    • birleşik
    • (i)., (gram). bağlaç, atıf edatı.
  4488. conjunctivitis İng.
    • (i)., (tıb). konjonktivit, konjonktiv iltihabı.
  4489. conjuncture İng.
    • (i). çeşitli olay veya işlerin bir araya gelmesi
    • kritik durum, buhran, kriz.
  4490. conjuration İng.
    • (i). büyü, sihir, sihirbazlık
    • ruh çağırma.
  4491. conjure İng.
    • (f). yalvarmak, rica etmek. conjuror, -er (i). rica eden kimse
    • ortak bir ant ile bağlı olan kimse.
  4492. conjure İng.
    • (f). büyü yoluyla (ruh veya cin) çağırmak. conjure up büyü kuvvetiyle meydana koymak
    • zihinde bir fikir veya hayal uyandırmak
    • bir yolunu bulmak. conjuror, -er i sihirbaz, büyücü, hokkabaz.
  4493. conk İng.
    • (i)., (f)., argo kafa
    • burun
    • (f). başına vurmak. conk out (k).dili birden stop etmek
    • argo aniden çökmek.
  4494. connate İng.
    • (s). doğuştan olan, fıtri
    • aynı asıldan, bir soydan gelen, aynı tabiatta olan
    • (biyol). bitişik.
  4495. connatural İng.
    • (s). doğuştan, fitri, tabii
    • (bak). natural.
  4496. connect İng.
    • (f). bağlamak, raptetmek, bitiştirmek, birleştirmek
    • aralarında ilgi kurmak
    • birleşmek, bağlı olmak, bağlanmak
    • (A.B.D).,'(k).dili topa vurmak
    • (A.B.D)., (k).dili başarmak. connecting link halka
    • (iki şey arasındaki) bağlantı, ilgi. connecting rod piston kolu.
  4497. connection, connexion İng.
    • (i). bağlantı, irtibat, ilgi, alâka, ilişki, münasebet
    • çevre, muhit
    • bağ, rabıta
    • akrabalık, hısımlık, dostluk
    • siyasi veya dini çevre
    • cinsel ilişki
    • argo uyuşturucu madde tedarik eden kimse. connection by marriage hısımlık, dünürIük. business connections iş veya ticaret münasebetleri. close connections sıkı ilişkiler
    • yolculukta bir taşıttan inip hemen diğerine yapılan aktarma. cut the connection bağlantıyı kesmek, irtibatı kesmek. family connections akrabalar in this connection bu münasebetle, bu hususta.
  4498. connective İng.
    • (s). rapteden, bağlayan. connective tissue (anat). bağ doku.
  4499. connexion İng.
    • (bak). connection.
  4500. conning tower İng.
    • harp gemilerinde kumanda kulesi.
  4501. conniption İng.
    • (i)., (k).dili isteri nöbeti.
  4502. connivance İng.
    • (i). göz yumma
    • suç ortaklığı.
  4503. connive İng.
    • (f)., at veya in ile suç işlenmesine göz yummak, görmezlikten gelmek
    • gizlice anlaşmak, suç ortağı olmak. We connived together in the plot. Komployu beraber hazırladık.
  4504. connivent İng.
    • (s)., (biyol). birbirine yaklaşmış, yaklaşan.
  4505. connoisseur İng.
    • (i). ehil, erbap, bir işten anlayan kimse, mütehassıs, uzman.
  4506. connote İng.
    • (f). akla getirmek, anlamına gelmek, demeye gelmek, göstermek, ifade etmek. connotation (i). bir şeyin sözlük anlamının yanı sıra akla getirdiği kavram, çağrışım. connotative (s). çağrışım meydana getiren.
  4507. connubial İng.
    • (s). evlilikle ilgili, karıkocalığa ait.
  4508. connubial İng.
    • (s). evlilikle ilgili, karıkocalığa ait.
  4509. conoid İng.
    • (s)., (i). konik (şekil).
  4510. conquer İng.
    • (f). fethetmek, zaptetmek
    • galip gelmek, zafer kazanmak, yenmek. conqueror (i). fatih.
  4511. conquest İng.
    • (i). fetih, zapt
    • zafer
    • kazanılmış şey veya kimse.
  4512. conquistador İng.
    • (i)., (isp). 16. yüzyılda Meksiko veya Peru fatihlerinden herhangi biri.
  4513. consanguineous İng.
    • (s). aynı soydan, aynı kandan, akraba.
  4514. consanguinity İng.
    • (i). kan akrabalığı,aynı soydan gelme.
  4515. conscience İng.
    • (i). vicdan
    • vicdanlılık. conscience clause vicdana riayet etmek şartıyla manasında bir ant veya kanuna ilâve edilen cümle. conscience money vicdanı rahatlatmak için verilen para. conscience-smitten (s). vicdanı azap içinde olan. clear conscience vicdan rahatlığı. guilty conscience vicdan azabı. in all conscience vicdanen
    • mutlaka. on one's conscience vicdanını rahatsız eden.
  4516. conscientious İng.
    • (s). vicdanlı,vicdan sahibi, dürüst, insaflı
    • dikkatli
    • çalışkan. conscientious objector (kıs CO) vicdani ve dini inançlarına aykırı olduğunu ileri sürerek askerlik hizmetini ifa etmeyi reddeden kimse. conscientiously (z). vicdani olarak
    • dikkatle.
  4517. conscionable İng.
    • (s). vicdana uygun, dürüst, âdil.
  4518. conscious İng.
    • (s). bilinçli, şuurlu, vukuflu, müdrik, farkında olan
    • uyanık. self-conscious (s). mahcup, sıkılgan. consciously (z). bile bile, bilinçle, şuurla.
  4519. consciousness İng.
    • (i). bilinç, şuur
    • idrak, anlayış, akıl, his, vukuf. stream-of -consciousness (edeb). bilinçaltı akımı.
  4520. conscript İng.
    • (s)., (i). askere alınmış
    • (i). askere alınmış nefer, kur'a neferi.
  4521. conscript İng.
    • (f). kur'a neferi kaydetmek, askere çağırmak.
  4522. conscription İng.
    • (i). askere çağırma
    • mecburi askerlik.
  4523. consecrate İng.
    • (f). takdis etmek
    • tanrıya adamak , vakfetmek, hasretmek, tahsis etmek.
  4524. consecration İng.
    • (i). takdis ve tahsis merasimi
    • kendini adama, vakfetme, takdis, tahsis, ithaf.
  4525. consecution İng.
    • (i). birbirini takip etme, peşpeşe olma
    • dizi.
  4526. consecutive İng.
    • (s). birbirini takip eden, ardıl
    • (mat). ardışık.
  4527. consensual İng.
    • (s)., (huk). tarafların rızasıyla gayri resmi surette akdedilmiş (mukavele)
    • (biyol). bilinçli hareketlerin uyardığı içgüdüsel ve tepkisel hareketleri belirten
    • (psik). his veya şuurla beraber giden gayri ihtiyari (hareket).
  4528. consensus İng.
    • (i). fikir veya oy birliği, umumun fikri
    • (biyol). uzuvların ahenkle işlemesi.
  4529. consent İng.
    • (i). rıza, muvafakat, uygun bulma
    • ittifak, oy birliği. by common consent umumun rızasl ile. Silence gives consent. Sükut ikrardan gelir. with one consent hep birden.
  4530. consent İng.
    • (f). muvafakat etmek, razı olmak, kabul etmek.
  4531. consentaneous İng.
    • (s). aynı fikirde, mutabık.
  4532. consentient İng.
    • (s). razı, muvafık birbirine uygun.
  4533. consequence İng.
    • (i). sonuç, netice, akibet
    • eser, semere
    • ehemmiyet, önem. in consequence of neticesinde, sebebiyle. of no consequence önemsiz. take the consequences cezasını çekmek.
  4534. consequent İng.
    • (s). (i). neticesi olan
    • bağlı, tabi
    • takip eden
    • (jeol). toprağın asıl meyline göre akan
    • (i)., (man). istidlâl, netice, istintaç
    • (mat). bir oranın ikinci rakamı.
  4535. consequential İng.
    • (s). önemli ehemmiyetli, kibirli, azametli
    • neticesinde meydana gelen , -den çıkan. consequentially (z). netice itibariyle.
  4536. consequently İng.
    • (z). netice olarak, binaenaleyh, bu sebeple.
  4537. conservancy İng.
    • (i). koruma
    • (ing). doğal kaynakları koruma teşkilâtı.
  4538. conservation İng.
    • (i). koruma, muhafaza, himaye, koruyuculuk
    • doğal kaynakları koruma (orman, toprak,, yabani hayvanlar). conservation of energy (fiz). kudretin baki kalması. conservation of matter (fiz). maddenin baki kalması. conservationist (i). doğal kaynakları koruma taraflısı kimse.
  4539. conservative İng.
    • (s)., (i). tutucu, muhafazakâr
    • ıIımlı, mutedil
    • (i). tutucu kimse
    • koruyucu madde. Conservative (i). (ingilterede) Muhafazakar Parti üyesi.
  4540. conservatoire,conservatory İng.
    • (i). konservatuvar, müzik ve tiyatro okulu.
  4541. conservatory İng.
    • (i). Iimonluk.
  4542. conserve İng.
    • (f). korumak, muhafaza etmek
    • şeker ile muhafaza etmek, konserve yapmak.
  4543. conserve İng.
    • (i). reçel, konserve.
  4544. consider İng.
    • (f). düşünmek
    • göz önünde tutmak
    • üzerinde düşünmek
    • mütalaa etmek, dikkate almak
    • saymak, hürmet etmek
    • merhamet etmek
    • farz etmek. all things considered enine boyuna düşünülürse. not worth considering kale alınmaz, lafını etmeye değmez.
  4545. considerable İng.
    • (s)., (i). önemli, hatırı sayılır
    • büyük, hayli, fazla, (i)., ABD, (k).dili fazla miktar. considerably (z). epeyce, oldukça.
  4546. considerate İng.
    • (s). düşünceli, saygılı, hürmetkar
    • nazik.
  4547. consideration İng.
    • (i). saygı, düşünce
    • gözönüne alma
    • karşılık, bedel
    • önem, ehemmiyet
    • itibar, saygınlık
    • (huk). borsada verilen pey akçesi. for a consideration para mukabilinde. in consideration of sebebiyle, itibariyle, hasebiyle
    • karşılığında. take into consideration göz önünde bulundurmak, hesaba katmak, düşünmek. under consideration gözden geçirilmekte, tetkik edilmekte.
  4548. considering İng.
    • edat hasebiyle, göre, nazaran, göz önünde tutulursa.
  4549. consign İng.
    • (f). göndermek, tahsis etmek, vermek, teslim etmek, tevdi etmek, emanet etmek. consignee (i). kendisine mal gönderilen kimse. consignment (i). mal gönderme, sevkiyat
    • gönderilen mal. on consignment konsiye olarak.
  4550. consist İng.
    • (f)., of ile ibaret olmak, -den meydana gelmek, mürekkep olmak
    • in ile içine almak, havi olmak.
  4551. consistency İng.
    • (i). bağlılık tutarlık, uyum, ahenk
    • yoğunluk, kesafet, kıvam, koyuluk.
  4552. consistent İng.
    • (s). birbirine uygun, aralarında mutabakat olan, birbirini tutan, insicamlı,tutarlı. consistently (z). devamlı olarak, mütemadiyen.
  4553. consistory İng.
    • (i). kilise idare heyeti
    • Papanın başkanlığındaki kardinaller kurulu.
  4554. consociate İng.
    • (s)., (i). ortak, müşterek, beraber çalışan
    • (i). arkadaş, ortak, refik. consocia'tion (i). beraber çalışma.
  4555. consociate İng.
    • (f). ortak olmak.
  4556. consolable İng.
    • (s). tesellisi mümkün.
  4557. consolation İng.
    • (i). teselli, avunç
    • teselli vesilesi veya sebebi. consolation prize teselli mükâfatı.
  4558. consolatory İng.
    • (s). teselli edici.
  4559. console İng.
    • (i). konsol
    • radyo kasası
    • (mim). balkonlann altına konulan süslü destek, dirsek
    • (müz). orgun tuşlarını havi kısım. console mirror konsol aynası. console table konsol.
  4560. console İng.
    • (f). teselli etmek, avundurmak. be consoled avunmak.
  4561. consolidate İng.
    • (f). birleştirmek, birleşmek
    • pekiştirmek, pekişmek, takviye etmek, saglamlaştırmak
    • (tic). konsolide etmek. consolidated debts (tic). konsolide borçlar, vadesi uzatılmış borçlar. consolidated school (A.B.D). ve Kanada'da birkaç mahallenin çocuklarının gittiği okul.
  4562. consolidation İng.
    • (i). birlik, birleşme, birleştirme, sağlamlaştırma, takviye
    • borçları birleştirme.
  4563. consols İng.
    • (i)., (ing). devlet tahvilâtı.
  4564. consomme İng.
    • (i)., (Fr). konsome, et suyu.
  4565. consonance İng.
    • (i). uygunluk, uyum, ahenk, mutabakat
    • (müz). ses uygunluğu
    • (fiz). titreşim uygunluğu.
  4566. consonant İng.
    • (i)., (s). konson, sessiz harf
    • (s)., to veya with ile uygun
    • aynı seslere sahip olan, ahenkli.
  4567. consort İng.
    • (f)., with ile arkadaşlık etmek
    • uymak muvafakat etmek
    • birleşmek, arkadaş olmak.
  4568. consort İng.
    • (i). arkadaş
    • eş, karı, koca
    • (den). yoldaş gemi
    • eski birleşme, ahenkli olma. prince consort hükümdarlık eden kraliçenin kocası. queen consort kralın karısı.
  4569. consortium İng.
    • (i). konsorsiyum
    • (huk). erkek veya kadının evlilikteki hakları.
  4570. conspectus İng.
    • (i). taslak, umumi plan
    • özet, hulâsa.
  4571. conspicuous İng.
    • (s). göze çarpan, aşikâr, bariz, dikkati çeken.
  4572. conspiracy İng.
    • (i). fesat maksadı ile yapılan gizli anlaşma, suikast
    • (huk). fesat tertibi.
  4573. conspirator İng.
    • (i). suikastçı.
  4574. conspire İng.
    • (f). fesat maksadı ile gizli ittifak yapmak, suikast hazırlamak
    • elbirliği ile çalışmak
    • anlaşmak.
  4575. constable İng.
    • (i)., (ing). kraliyet surlarının muhafızı veya valisi
    • polis
    • jandarma. Chief Constable (ing). bir vilâyetin polis müdürü. special constable geçici polis memuru.
  4576. constabulary İng.
    • (s)., (i). polise ait
    • (i). polis teşkilâtı, zabıta kuvveti
    • jandarma.
  4577. constancy İng.
    • (i). sadakat
    • değişmezlik, sabitlik.
  4578. constant İng.
    • (s)., (i). değişmez
    • sürekli, devamlı, sabit, daimi
    • sadık
    • (i). sabit olan şey
    • (mat). konstant, sabite. constantly (z). daima, hiç durmadan, biteviye.
  4579. constantinople İng.
    • (i). istanbulun eski ismi, Bizans, Kostantinya, Dar-i Saâdet, Asitane..
  4580. constantsa, constanta İng.
    • (i). Köstence.
  4581. constellation İng.
    • (i)., (astr). takımyıldız, burç.
  4582. consternation İng.
    • (i). şaşkınlık, hayret, korku, dehşet.
  4583. constipate İng.
    • (f)., (tıb). kabzetmek, inkıbaz vermek, sıkmak. constipa'tion (i). inkıbaz, peklik.
  4584. constituency İng.
    • (i). bir seçim bölgesindeki seçmenler
    • seçime iştirak edenler
    • seçimle ilgili olanlar
    • seçim bölgesi.
  4585. constituent İng.
    • (s)., (i). bileşiği meydana getiren
    • seçme hakkı olan: anayasayı değiştirme yetkisi olan
    • (i). seçmen
    • öğe, unsur.
  4586. constitute İng.
    • (f). teşkil etmek
    • meydana getirmek , kurmak, tesis etmek, terkip etmek
    • tayin etmek, atamak.
  4587. constitution İng.
    • (i). anayasa
    • tüzük, nizamname
    • beden yapısı, bünye
    • huy, yaradılış, tıynet
    • yapı
    • bileşim, terkip.
  4588. constitutional İng.
    • (s)., (i). anayasa ile ilgili, anayasaya uygun
    • sıhhi
    • bünyevi, yapısal
    • (i). sağlık için yapılan jimnastik veya yürüyüş. constitutionally (z). anayasaya göre
    • mizaç itibariyle. constitutional'ity (i). anayasaya uygunluk. constitutionalism (i). meşrutiyet taraftarlığı
    • meşrutiyet.
  4589. constitutive İng.
    • (s). kuran, teşkil eden, esas
    • anayasayı veya nizamnameyi hazırlamaya yetkili.
  4590. constrain İng.
    • (f). zorlamak, mecbur etmek, mecbur tutmak, zorla yaptırmak
    • bağlamak, sınırlamak, tahdit etmek
    • menetmek
    • zaptetmek. constrained (s). zorlanmış
    • yapmacık, suni.
  4591. constraint İng.
    • (i). sınırlama, tahdit
    • sıkıntı.
  4592. constrict İng.
    • (f). sıkmak, sıkıştırmak, büzmek, daraltmak. constriction (i). sıkma, büzme
    • boğaz, dar geçit. constrictive (s). sıkıcı, büzücü. constrictor (i)., (anat). sıkıcı adale
    • (zool). avını sıkarak öldüren yılan. boa constrictor boa yılanı.
  4593. construct İng.
    • (i). yapılan şey, bina edilen şey
    • (psik). daha basit izlenimlerden oluşan karmaşık bir eğilim.
  4594. construct İng.
    • (f). yapmak, bina etmek, kurmak, tertip etmek
    • geometrik olarak çizrnek, resmetmek.
  4595. construction İng.
    • (i). inşaat, yapı
    • inşa tarzı
    • yorumlama, tefsir
    • (gram). yapı, inşa, tertip
    • geometrik şeklin çizilişi, çizim. construction drawing proje çizimi. bear a construction belli bir anlam taşımak.
  4596. constructionist İng.
    • (i). kanun tefsircisi.
  4597. constructive İng.
    • (s). yapıcı, müspet, olumlu
    • yapısal
    • (huk). kanunen var sayılan.
  4598. constructor, -ter İng.
    • (i). inşaat müteahhidi, inşaatçı
    • yapan kimse.
  4599. construe İng.
    • (f). mana vermek, yorumlamak, tefsir etmek, anlamak
    • gramer kurallarınagöre cümle kurmak
    • cümleyi tahlil etmek.
  4600. consubstantial İng.
    • (s). özleri bir olan, aynı tabiattan. consubstantial'ity (i). cevher birliği.
  4601. consubstantiate İng.
    • (f). aynı cevherle birleştirmek
    • aynı esasa dayandığını farz etmek.
  4602. consuetude İng.
    • (i). örf, adet, alışkanlık, itiyat. consuetu'dinary (s). mutat, alışılagelen.
  4603. consul İng.
    • (i). konsolos
    • (eski Roma'da) konsül. consul general başkonsolos. vice consul konsolos muavini. consular (s). konsolosa ait
    • konsüle ait. consular agent fahri konsolos. consulate (i). konsolosluk, konsoloshane.
  4604. consult İng.
    • (f). danışmak, baş vurmak, müracaat etmek, sormak
    • göz önünde tutmak, hesaba katmak
    • istişare etmek. consultant (i). müşavir, danışman, rehber.
  4605. consultation İng.
    • (i). danışma, müzakere, istişare
    • konsültasyon. consul'tative (s). istişari
    • müşavirlikle ilgili.
  4606. consulting İng.
    • (s)., (i). müşavirlik eden, danışman olan
    • (i). danışma. consulting room muayene odası.
  4607. consumable İng.
    • (s). tüketilir, istihlâk edilir, yanması mümkün
    • sarfolunur, kullanılır.
  4608. consume İng.
    • (f). tüketmek, istihlâk etmek
    • yakıp yok etmek, çürütmek, bitirmek
    • israf etmek, ziyan etmek
    • sarfetmek
    • yemek, yutmak
    • tükenmek, istihlâk edilmek, yanmak, uçmak
    • ziyan edilmek, israf edilmek. consumed with jealousy kıskançlıktan deliye dönmüş.
  4609. consumedly İng.
    • (z). çok fazla, yanarcasına.
  4610. consumer İng.
    • (i). tüketici, müstehlik
    • sarfeden kimse. consumer goods tüketim maddeleri. consumers' cooperative tüketim kooperatifi.
  4611. consummate İng.
    • (f). tamamlamak, ikmal etmek. consummate a marriage nikâhtan sonra cinsel temas yolu ile izdivacı tamamlamak. consumma-tion (i). ikmal, itmam, yerine getirme
    • iyi sonuç.
  4612. consummate İng.
    • (s). tam, mükemmel. consummately (z). mükemmelen.
  4613. consumption İng.
    • (i). tüketim, istihlak
    • yok etme
    • (tıb). verem.
  4614. consumptive İng.
    • (s)., (i). tüketilecek
    • (tıb)., eski vereme tutulmuş
    • (i). veremli kimse.
  4615. cont İng.
    • (kıs). contents, continent, continue.
  4616. conta Tür.
    • gasket. seal. sealing. washer.
  4617. conta Tür.
    • gasket. packing.
  4618. conta Tür.
    • gasket. gaskin. joint packing. packing disc. seal. stuffing.
  4619. contact İng.
    • (f). temas etmek, dokunmak
    • (k).dili ile konuşmak.
  4620. contact İng.
    • (i). temas, değme, değiş, sürtünme, dokunma
    • ilişki, münasebet
    • görüşme
    • (elek). bağlantı
    • (tıb). bulaşıcı hastalık nakledebilen kimse, portör. contact flight (hav). görerek uçuş. contact lens kontakt mercek. contact print foto. negatif ebadırda basllan resim. in contact with ile temas halinde.
  4621. contagion İng.
    • (i)., (tıb). sirayet, bulaşma, geçme
    • bulaşıcı hastalık
    • kötü tesir.
  4622. contagious İng.
    • (s)., (tıb). bulaşıcı, bulaşkan, sâri
    • mikroplu, zehirli
    • yayılan. contagious laughter herkesi coşturan gülme.
  4623. contain İng.
    • (f). kapsamak, içine almak, ihtiva etmek, havi olmak, şamil olmak
    • sınırlamak, tahdit etmek
    • kontrol altma almak. container (i). (sandık, varil, şişe gibi) kap
    • yük gemisine yükletilecek iri sandık veya mavna. container ship yükü iri sandıklarda veya portatif mavnalar içinde taşıyan gemi.
  4624. contaminate İng.
    • (f). bulaştırmak
    • geçirmek (hastalık, mikrop, pislik)
    • lekelemek, kirletmek. contamina tion (i). bulaştırma
    • pislik.
  4625. contemn İng.
    • (f). hor görmek, küçük görmek, adam yerine koymamak.
  4626. contemplate İng.
    • (f). düşünmek, düşünüp taşınmak
    • niyetinde olmak, tasarlamak
    • seyretmek.
  4627. contemplation İng.
    • (i). tefekkür, düşünme
    • tasarlama
    • dalgınlık. in contem plation of düşüncesiyle,...ihtimalini göz önünde tutarak.
  4628. contemplative İng.
    • (s). dalgın, düşünceye dalmış.
  4629. contemporaneous İng.
    • (s). çadaş, muasır
    • aynı zamanda vaki olan.
  4630. contemporary İng.
    • (s). çağdaş, muasır
    • aynı yaşta olan
    • günümüze ait. contemporary with ile çağdaş.
  4631. contempt İng.
    • (i). küçük görme, hor görme, yukandan bakma
    • hürmetsizlik
    • zillet, ayıp
    • (huk). bilerek kurallara karşı gelme. contempt of court (huk). mahkemeye itaatsizlik. beneath contempt hor görmeye bile değmez. Familiarity breeds contempt. Fazla samimiyet hürmetsizlik doğurur. hold in contempt hakir görmek, hor görmek.
  4632. contemptible İng.
    • (s). aşağıllk, alçak, rezil.
  4633. contemptuous İng.
    • (s). hakir gören, hor gören, kibirli.
  4634. contend İng.
    • (f). çarpışmak, çekişmek, uğraşmak, mücadele etmek
    • iddia etmek, ileri sürmek, münakaşa etmek.
  4635. content İng.
    • (f). memnun etmek, hoşnut etmek, tatmin etmek. contented (s). halinden memnun, rahat, tatmin olunmuş.
  4636. content İng.
    • (s)., (i). hoşnut, memnun, razı
    • (i). memnuniyet, rahatlık, rıza, hoşnutluk, tatmin
    • (ing). Lordlar Kamarasında olumlu rey.
  4637. content İng.
    • (i). muhteva, içerik, esas, öz, gerçek anlam
    • (çoğ). içindekiler, muhteviyat
    • hacim, istiap. cubic contents kübik hacim.
  4638. contention İng.
    • (i). kavga, çekişme, mücadele, münakaşa
    • rekabet.
  4639. contentious İng.
    • (s). kavgacı, daima çekişen
    • ihtilâflı, çekişmeli
    • (huk). davaya ait.
  4640. contentment İng.
    • (i). memnuniyet, kanaat, rahatllk, gönül hoşluğu.
  4641. conterminous İng.
    • (bak). coterminous.
  4642. contest İng.
    • (i). müsabaka
    • mücadele, çekişme
    • tartışma, münakaşa
    • iddia, bahse tutuşma.
  4643. contest İng.
    • (f). karşı koymak, muhalefet etmek, itiraz etmek. contest with, contest against (bir kimse ile) mücadele etmek, çekişmek. contestable (s). münakaşa edilebilir,itiraz kaldırır. contested election yeterinden fazla aday bulunan seçim
    • (A.B.D). itiraz edilen seçim.
  4644. contestant İng.
    • (i). yarışmacı
    • bir seçimin sonucuna itiraz eden kimse.
  4645. context İng.
    • (i). sözün gelişi, bir söz veya davranışa anlam kazandıran içinde vuku bulduğu şartlar
    • şartlar ve çevre. contex,tual (s). sözün gelişine ait.
  4646. contexture İng.
    • (i). yapı, içyapı, bünye
    • düzen, tertip.
  4647. contiguity İng.
    • (i). hemhudutluk
    • yekpare bir saha veya kütle.
  4648. contiguous İng.
    • (s). bitişik, hemhudut.
  4649. continence İng.
    • (i). itidal, ılımlılık, öIçüIüIük, kendini tutma.
  4650. continent İng.
    • (s). ıIımlı, mutedil
    • ölçülü, kendine hâkim
    • iffetli.
  4651. continent İng.
    • (i). kıta, anakara. the Continent Avrupa kıtası (ingiltere hariç) the dark Continent Afrika.
  4652. continental İng.
    • (s). kıtasal
    • (b.h). Avrupa kıtasına ait
    • (b.h)., (s)., (i). (Amerikan istiklâl Harbinde) ihtilâlcilere ait (asker, meclis, değersiz para). continental climate kara iklimi. Continental Congress (A.B.D). 1774 ile 1781 yılları arasmdaki Amerikan milli meclisine verilen isim. continental divide bir kıtayı taksim eden su bölümü hattı. continental drift kıtaların yavaş yavaş kayıp yerlerini değiştirmesi. continental shelf kıtanın deniz suları altında kalan kısmı. not worth a continental beş para etmez.
  4653. contingence İng.
    • (i). bitişme, temas, değme.
  4654. contingency İng.
    • (i). ihtimal
    • beklenmedik olay. contingency fund bir bütçede beklenmedik ihtiyaçlara karşı ayrılan para.
  4655. contingent İng.
    • (s). henüz belli olmayan sebeplere dayanan, şarta bağlı. contingent on dayanarak, bağlı
    • (huk). vuku bulup bulmayacagı şüpheli olan vakaya tabi.
  4656. contingent İng.
    • (i). ihtimal
    • olay, rastlantı
    • grup, asker grubu.
  4657. continual İng.
    • (s). sürekli, ardı arkası kesilmez, daimi, mütemadi
    • sık sık. continually (z). mütemadiyen.
  4658. continuance İng.
    • (i). devam, süreklilik
    • (huk). talik, erteleme.
  4659. continuant İng.
    • (i)., (dilb). (f, v, s, r gibi) uzatılabilen ünsüz.
  4660. continuation İng.
    • (i). devam, devam etme, sürme
    • uzatma, temdit.
  4661. continue İng.
    • (f). devam etmek, sürmek
    • dayanmak
    • kalmak
    • üstünde durmak, ısrar etmek
    • uzatmak, temdit etmek
    • (huk). tehir etmek.
  4662. continuity İng.
    • (i). devamlıIık, süreklilik, ardı arkası kesilmeyiş
    • program metni
    • detaylı senaryo.
  4663. continuous İng.
    • (s). devamlı, sürekli, fasılasız. continuously (z). mütemadiyen.
  4664. continuum İng.
    • (i). değişmez ve arası kesilmez şey, bölünmemiş şey
    • (mat). sürekli dizi.
  4665. contort İng.
    • (f). burmak, bükmek, eğmek, çarpıtmak. contorted (s). buruşuk, bükük. contortion (i). burulma, bükülme, eğilme. contortionist (i). vücudunu türlü şekillere sokan akrobat.
  4666. contour İng.
    • (i)., (f). dış hatlar, çevre, şekil
    • (haritada) tesviye hattı, yatay sınır, düzey çizgisi
    • (f). şeklini meydana getirmek
    • düzenini takip etmek. contour line eşyükselti çizgisi. contour map düzey haritası.
  4667. contra İng.
    • önek karşı, zıt, aksi.
  4668. contraband İng.
    • (s)., (i). ithal veya ihracı yasaklanmış
    • (i). kaçak mal. contraband of war tarafsız bir ülkenin, harpte taraflardan birine sattığı kaçak harp malzemesi.
  4669. contrabass İng.
    • (i)., (müz). kontrbas.
  4670. contraception İng.
    • (i). gebelikten korunma. contraceptive (s)., (i). gebeliği önleyici (hap veya alet).
  4671. contract İng.
    • (f). kasmak, kasılmak, daraltmak, kısaltmak, büzmek
    • buruşturmak,çatmak (kaş)
    • yakalanmak, almak, duçar olmak (hastalık)
    • anlaşma veya mukavele yapmak
    • ilişki kurmak.
  4672. contract İng.
    • (i). anlaşma, mukavele, akit, kontrat
    • anlaşma metni, mukavelename
    • briç karar verilen oyun. on contract mukaveleli, anlaşmalı, mukavele ile. contract bridge briç oyunu.
  4673. contracted İng.
    • (s). kasılmış, çekilmiş, büzülmüş, kısalmış
    • pazarlığı edilmiş.
  4674. contractile İng.
    • (s). kasılabilir, büzülür, kısalır.
  4675. contraction İng.
    • (i). çekilme, büzülme, kısalma
    • doğum esnasında rahim adalelerinin gerilmesi
    • (gram). bir veya birkaç harfin atılması ile yapllan kısaltma
    • bu şekilde kısaltılmış kelime.
  4676. contractive İng.
    • (s). kasılabilir, büzüIür, kısalır
    • çeker, büzer.
  4677. contractor İng.
    • (i). müteahhit, mukavele yapan kimse
    • kasan şey, kısaltan şey daraltan şey büzen şey, çeken şey.
  4678. contractual İng.
    • (s). mukaveleden doğan
    • mukavele kabilinden, mukaveleye ait, anlaşmaya dair.
  4679. contradict İng.
    • (f). yalanlamak, tekzip etmek, aksini iddia etmek
    • karşı olmak, tezat teşkil etmek.
  4680. contradiction İng.
    • (i). aykırılık, çelişme
    • yalanlama. a contradiction in terms sözlerde çelişme.
  4681. contradictory İng.
    • (s). inkâr ve tekzip manasında
    • aykırı.
  4682. contradistinction İng.
    • (i). fark, zıt oluş, aksi. in contradistinction to -in aksine olarak.
  4683. contradistinguish İng.
    • (f). zıddı ile tefrik etmek, ayırmak.
  4684. contrail İng.
    • (i). jet uçaklannın bazan yüksek irtifada uçarken arkalarında bıraktıkları beyaz çizgi.
  4685. contraindicate İng.
    • (f)., (tıb). hastalığın mutat tedavisini tatbik etmenin münasip olmadığına delalet etmek. contraindica'tioni , (tıb). kontraendikasyon.
  4686. contralto İng.
    • (i)., (s). kontralto
    • (s). kontralto ile ilgili veya ona ait.
  4687. contraposition İng.
    • (i). karşı koyma
    • zıtlık.
  4688. contraption İng.
    • (i)., (k).dili belirli bir iş için kurulan mekanizma, tertibat
    • şey.
  4689. contrapuntal İng.
    • (s)., (müz). kontrpuana ait , iki veya daha çok sayıda melodinin bir arada çalınmasından meydana gelen
    • )bak). counterpoint.
  4690. contrariety İng.
    • (i). aksilik, zıtlık, tezat.
  4691. contrariwise İng.
    • (z). bilakis, aksine
    • ters istikamete.
  4692. contrary İng.
    • (s)., (i)., (z). ters, karşı, muhalif, aksi, zlt, aykırı
    • nahoş
    • aksi istikamette olan
    • (man). mütenake
    • (i). aksi ters
    • (z). aksine. contrary child inatçı çocuk. evidence to the contrary aksini ispat. on the contrary aksine, bilakis. to the contrary.. rağmen. contrarily (z). aksine, bilâkis. contrariness (i). inatçılık.
  4693. contrast İng.
    • (i). tezat, zıtlık, fark ayrılık
    • tefrik
    • (fotoğrafta) açık ve koyu kısımlar arasındaki fark. contrasty (s)., (foto). açık ve koyu kısımlar arasında tezat olan.
  4694. contrast İng.
    • (f). aradaki farkı göstermek üzere karşılaştırmak, mukabele etmek, birbirinin zıddı olmak, tezat teşkil etmek, tezat göstermek, benzememek.
  4695. contravallation İng.
    • (i),, (ask). kuşatan ordu tarafından kazılan hendekler hattı.
  4696. contravene İng.
    • (f). karşı gelmek, muhalefet etmek
    • itiraz etmek
    • bozmak, ihlâl etmek.
  4697. contravention İng.
    • (i). kanuna ve nizama karşı koyma ihlâl
    • mâni olma. in contravention of hilâfında, ragmen.
  4698. contredanse İng.
    • (i). halk oyunu.
  4699. contretemps İng.
    • (i). gaf, pot
    • insanı mahcup eden veya zor duruma düşüren bir olay.
  4700. contribute İng.
    • (f). bağışlamak, teberru etmek, iane vermek
    • katkıda bulunmak. contribute to yardım etmek, iştirak etmek
    • (gazeteye) yazı vermek. contributor (i). veren kimse, yardım eden kimse, katkıda bulunan kimse
    • dergi veya gazeteye yazı yazan kimse.
  4701. contribution İng.
    • (i). yardım, bağış, muavenet, iane
    • makale, yazı
    • (tic). vergi, mükellefiyet
    • aidat, prim
    • müştereken mesul olanlardan birinin hissesini vermesi hali.
  4702. contributory İng.
    • (s). yardımcı, iştirakçı
    • to ile dolaylı olarak sebep olan, katkıda bulunan. contributory negligence (huk). bir kaza vukuunda kazazedenin kısmen suçlu olması.
  4703. contrite İng.
    • (s). pişman, nadim, tövbekâr. contrition (i). pişmanlık, nedamet.
  4704. contrivance İng.
    • (i). tertip, tertibat, icat
    • mekanizma
    • gizli plan, entrika.
  4705. contrive İng.
    • (f). kurmak, tertip etmek, düşünmek, icat etmek, yolunu bulmak, bir yol aramak. contrive to do uydurmak, becermek, başarmak. contrived (s). yapmacık, suni.
  4706. control İng.
    • (f). (-led, -ling) idare etmek, hâkim olmak. controllable (s). idare edilebilir.
  4707. control İng.
    • (i). idare
    • idare etme, hâkim olma , hâkimiyet, egemenlik
    • spiritualizmde medyumu hareket ettiren ruh
    • istenilmeyen bir şeyin etkisini azaltacak program ve tedbir
    • (çoğ). kumanda cihazları, kontrol kolları ve düğmeleri. control group deney yapılan grupla karşılaştırmak üzere normal halde bırakılan grup. control tower (havaalanında) kumanda kulesi. birth control doğum kontrolu. flood control sel felâketine karşı tedbir.
  4708. controller İng.
    • (i). idare eden kimse veya alet, regülatör
    • muhasebeci, murakıp, kontrolör bütçeye göre ödeme musaadesi vermeye yetkili şahıs.
  4709. controversial İng.
    • (s). ihtilâflı, çekişmeli
    • münakaşa edilebilir.
  4710. controversy İng.
    • (i). tartışma, münakaşa, munazara, ihtilâf, çekişme, mücadele.
  4711. controvert İng.
    • (f). tekzip etmek, yalanlamak
    • itiraz etmek
    • aksini ispat etmek.
  4712. contumacious İng.
    • (s). inatçı, asi, itaatsiz.
  4713. contumacy İng.
    • (i). hor görürcesine itaatsizlik
    • serkeşlik
    • inat, inatçılık.
  4714. contumely İng.
    • (i). hakaret, tahkir, küfür.
  4715. contuse İng.
    • (f). berelemek, ezmek. contusion (i). ezik, bere, çürük.
  4716. conundrum İng.
    • (i). cevabı kelime oyununa dayanan bir çeşit bilmece.
  4717. conurbation İng.
    • (i). şehirlerin genişleyip birleşmesi.
  4718. convalesce İng.
    • (f). nekahet devresinde olmak, iyileşmek. convalescence (i). nekahet. convalescent (s)., (i). nekahet devresi ile ilgili
    • (i). nekahet halindeki kimse.
  4719. convection İng.
    • (i)., (fiz). bir gaz veya sıvının ısınarak hafifleyip yükselmesi ve başka bir yerde soğuyup ağırlaşarak aşağı inmesi.
  4720. convenance İng.
    • (i). geleneğe uygunluk, yakışıklık
    • (çoğ). terbiye icabı olan şeyler, adap.
  4721. convene İng.
    • (f). toplamak
    • (huk). mahkemeye celbetmek
    • toplanmak, bir araya gelmek.
  4722. convener İng.
    • (i). grupu toplantıya çağırıp oturumu açan kimse.
  4723. convenience İng.
    • (i). uygunluk, rahatIık, kolaylık, münasip oluş, elverişli oluş
    • (çoğ). konfor. at your convenience size uygun gelen bir zamanda, mümkün olduğu kadar yakın bir zamanda.
  4724. convenient İng.
    • (s). uygun, elverişli, münasip, müsait, rahat, kullanışlı
    • kolay ele geçer, kullanılmaya hazır.
  4725. convent İng.
    • (i). rahibelerin bulunduğu manastır.
  4726. conventicle İng.
    • (i)., (ing). (tar). gizli dini toplantı.
  4727. convention İng.
    • (i). kongre, toplantı
    • mukavele, anlaşma
    • kabul edilen düzen
    • âdet, gelenek
    • (fels). ulaşım. conventioneer (i). delege.
  4728. conventional İng.
    • (s). âdetlere uygun, göreneksel, geleneksel
    • beylik, basmakalıp
    • (güz. san). konvansiyonel. conventional warfare nükleer silah kullanılmayan harp. conventional usage kabul edilen düzen. conventionalism (i). âdetlere bağlılık. conventionalize (f). konvansiyonel hale getirmek. conventionality (i). toplumsal âdetlere bağIılık resmiyet, toplumsal kurallara uyan söz veya davranış.
  4729. conventual İng.
    • (s)., (i). rahibe manastırına ait
    • (i). manastıra bağlı rahip veya rahibe.
  4730. converge İng.
    • (f). bir noktada birleşmeye yüz tutmak
    • (geom). birbirine yaklaşmak (doğrular)
    • (mat). yakınsak olmak
    • birbirine yaklaştırmak. convergence (i). birbirine yaklaşma
    • (fiz)., (geom). doğruların birbirine yakın gelmesi. convergent (s). birbirine yaklaşan.
  4731. conversable İng.
    • (s). hakkında konuşulabilir
    • sohbeti tatlı.
  4732. conversant İng.
    • (s)., with (ile). aşina olan, erbap, yakından bilen, iyi bilen.
  4733. conversation İng.
    • (i). konuşma, sohbet, muhavere mükâleme. conversation piece dikkati çeken ve kendisinden bahsettiren herhangi bir şey. criminal conversation (huk). zina.
  4734. conversational İng.
    • (s). konuşmaya ait , konuşmaya hazır, konuşabilir, konuşkan. conversationalist (i). iyi konuşan kimse, sözü sohbeti yerinde kimse.
  4735. converse İng.
    • (s)., (i). zıt, aksi, ters
    • karşıt
    • (i)., (man). karşıt olan şey
    • nakzedici önerme converse'ly (z). aksine olarak,tam tersine.
  4736. converse İng.
    • (f)., (gen). with (ile). konuşmak, sohbet etmek.
  4737. conversion İng.
    • (i). dönme, değişme, tebdil, değiştirme
    • ilah din değiştirme
    • ihtida
    • (huk). başkasının malını zapt etme
    • (man). önermelerin aksi
    • (mat). tahvil, hal.
  4738. conversion table İng.
    • (mat). eş değerleri gösteren cetvel.
  4739. convert İng.
    • (f). değiştirmek, tebdil etmek, döndürmek, çevirmek
    • (tahvil) hisse senetlerine çevirmek
    • (öIçü veya miktarı) başka bir sisteme göre göstermek
    • tahvil etmek
    • (huk). başkasının malını zapt etmek.
  4740. convert İng.
    • (i). din veya inanç değiştiren kimse , dönme, ihtida eden kimse.
  4741. converter İng.
    • (i). değiştiren şey veya kimse
    • çelik imalâtında Bessemer usulünde kullanılan kap
    • (elek). cereyanı değiştiren alet, çevirgeç.
  4742. convertible İng.
    • (i)., (s). değiştirilebilen herhangi bir şey
    • üstü açılıp kapanabilen spor araba
    • (s). değiştirilebilir, tahvili mümkün. convertible bonds tahviii kabil bonolar. convertible money madeni paraya çevrilebilen kâğıt para.
  4743. convex İng.
    • (s)., (i). dışbükey, konveks, tümsekli
    • i yüzeyi dışbükey olan cisim. convex'ity (i). dışbükeylik.
  4744. convey İng.
    • (f). nakletmek, götürmek, taşımak
    • geçirmek
    • ifade etmek
    • (huk). başkasına terketmek, devretmek. conveyable (s). nakledilebilir
    • devredilebilir.
  4745. conveyance İng.
    • (i). nakletme
    • araba
    • (huk). terk, feragatname, temlik.
  4746. conveyer, conveyor İng.
    • (i). nakledici şey veya kimse. conveyor belt taşıyıcı kayış.
  4747. convict İng.
    • (f). mahkum etmek
    • suçlu bulmak.
  4748. convict İng.
    • (i). mahkum kimse.
  4749. conviction İng.
    • (i). kanaat, inanç
    • katiyet
    • ikna
    • mahkumiyet. carry conviction doğruluğunu belli etmek.
  4750. convince İng.
    • (f). ikna etmek, inandırmak. convinced (s). emin, kani convincing (s). inandırıcı.
  4751. convivial İng.
    • (s). şen, keyifli
    • şenlik ve ziyafete ait convivial'ity (i). şenlik ve ziyafet, eğlence.
  4752. convocation İng.
    • (i). toplantı, meclis
    • toplantıya davet
    • kilise temsiicileri meclisi.
  4753. convoke İng.
    • (f). toplantıya davet etmek, çağrıda bulunmak.
  4754. convolute İng.
    • (s). sarılmış, bukulmuş, dürülmuş, helezoni, helisel
    • karışık, zor anlaşılır.
  4755. convolution. İng.
    • (i). büklüm,sarılış,dürülüş.
  4756. convolvulus İng.
    • (i)., (bot). kahkahaçiçeği
    • sarmaşık gibi sarılan birkaç çeşit fidan. wild convolvulus köpek pençesi, (bot). Calystegia sepium.
  4757. convoy İng.
    • (f). konvoyu korumak
    • rehberlik etmek.
  4758. convoy İng.
    • (i). konvoy.
  4759. convulse İng.
    • (f). şiddetle sarsmak. be convulsed with laughter gülmekten katılmak. convulsion (i). ihtilâç, katılma, ıspazmoz. convulsive (s). ihtilâç nevinden, ihtilâç gibi.
  4760. cony İng.
    • (i). tavşan
    • tavşan kürkü
    • adatavşanı.
  4761. coo İng.
    • (ünlem)., (ing)., (argo). Eyvah !
  4762. coo İng.
    • (f)., (i). ötmek, kumru gibi sesler çıkarmak
    • cilveleşmek
    • (i). kumru ötüşü.
  4763. cook İng.
    • (f). pişirmek, pişmek
    • tahrif etmek
    • (k.dili). üzerinde oynamak (hesaplar), (argo). suya düşürmek. cook up (k.dili). pişirmek
    • hazırlamak, uydurmak. cook one's goose mahvına sebep olmak. What's cooking ? (k.dili). Ne dolaplar dönüyor? Ne haber? Ne var ne yok?
  4764. cook İng.
    • (i). aşçı. cookbook (i). yemek kitabı. Too many cooks spoil the broth idarecinin çok olduğu yerde iş yürümez.
  4765. cookery İng.
    • (i). aşçılık, mutfak işleri, mutfak.
  4766. cookie İng.
    • (i). tatlı bisküvi, çörek
    • (argo). şahıs. smart cookie açıkgöz kimse.
  4767. cooking İng.
    • (i)., (s). pişirme, yemek pişirme sanatı
    • (s). yemeklik, yemek pişirmede kullanılan.
  4768. cookout İng.
    • (i).,(ABD).,(k.dili]. piknik,açık havada pişirilen yemek.
  4769. cool İng.
    • (s). serin, oldukça soğuk (hava)
    • serin tutan (elbise)
    • sakin, kayıtsız, soğukkanlı, kendine hâkim
    • (ABD)., (k.dili). hakiki
    • (argo). iyi, mükemmel
    • (güz)., (san). mavi ve yeşil tonlarının hâkim olduğu. cool-headed (s). serinkanlı, heyecana kapılmayan. coolish (s). serince coolly (z). kayıtsızca, tasalanmaksızın.
  4770. cool İng.
    • (f). serinletmek, serinlemek, soğutmak, soğumak, teskin etmek, sükunet bulmak. Cool it ! (argo). Sakin ol ! cool off, cool down sükunet bulmak, öfkesi geçmek. cool one-s heels bekleme odasında uzun süre beklemek.
  4771. cool İng.
    • (i). serinlik
    • (argo). sükünet, soğukkanIılık. He blew his cool. (argo). Soğukkanlılığını kaybetti.
  4772. coolant İng.
    • (i). soğutucu
    • soğutma tertibatında kullanılan gaz veya sıvı.
  4773. cooler İng.
    • (i). soğutma cihazı, soğutucu
    • buzlu içki
    • (argo). hapishane.
  4774. coolie İng.
    • (i). (Uzak Doğuda, özellikle Hindistan ve çin'de) hamal veya rençper.
  4775. coon İng.
    • (i)., (bak). raccoon: (aşağ). zenci. coon's age (ABD)., (k.dili). çok zaman.
  4776. coop İng.
    • (i)., (f). kümes
    • (argo). hapishane, kodes
    • (f). kümese sokmak. coop in, coop up tıkmak, kapamak. fly the coop kodesten kaçmak.
  4777. cooper İng.
    • (i). fıçıcı. cooperage (i). fıçıcılık
    • fıçı imalâthanesi.
  4778. cooperate İng.
    • (f). beraber çalışmak, işbirliği yapmak. coopera'tion (i). birlikte çaIışma, işbirliği.
  4779. cooperative İng.
    • (s)., (i). işbirliğineait
    • (i). kooperatif
    • katları ayrı ayrı satılabilen apartman. consumers' cooperative müstehlik kooperatifi.
  4780. coopt, co-opt İng.
    • (f). üyelerin oyu ile teşkilât üyeliğine seçmek
    • tayin etmek, atamak.
  4781. coordinate, co-ordinate İng.
    • (s)., (i). aynı derecede, eşit, müsavi
    • düzenli, tutariı, muntazam
    • (fels). düzenleşik
    • (i)., (mat)., (den)., (astr). koordinat.
  4782. coordinate, co-ordinate İng.
    • (f). birbirine göre ayarlamak
    • ahenk kazandırmak, alıştırmak, düzeltmek
    • aynı sıra veya dereceye koymak. coordinating conjunction bir cümle içinde birbirine eşit durumda olan öğeleri bağlayan bağlaç (and, but, or gibi).
  4783. coordination, co-ordination İng.
    • (i). tanzim, ahenk verme, düzenleme, tertip, tutarlılık, insicam.
  4784. coot İng.
    • (i). sakarmeki, su tavuğu, (zool). Fulica atra.
  4785. cootie İng.
    • (i)., (argo). bit.
  4786. cop Tür.
    • The top of a thing
    • the head
    • a crest.
  4787. cop Tür.
    • The ratio of heating or cooling provided by a heat pump to the energy consumed by the system under designated operating conditions The higher the COP, the more efficient the system.
  4788. cop Tür.
    • The COP is the governing body of the CBD and advances implementation of the CBD through decisions it takes at its periodic meetings.
  4789. cop Tür.
    • Same as Merlon.
  4790. cop Tür.
    • Finished cotton thread formed into a cylindrical package with conical ends. command observation post SACLOS SemiAutomatic Line Of Sight.
  4791. cop Tür.
    • Council of Presidents of actuarial professional organizations in North America.
  4792. cop Tür.
    • COP compares the heating capacity of a heat pump to the amount of electricity required to operate the heat pump in the heating mode.
  4793. cop Tür.
    • Conference of the Parties The supreme body of the UNFCCC, charged with the task of regularly reviewing implementation of the Convention and any related instruments, such as the Kyoto Protocol The COP meets annually.
  4794. cop Tür.
    • Committee of Practitioners A federally mandated advisory body to state departments of education.
  4795. cop Tür.
    • Coefficient of Performance of a heat pump means the ratio of the rate of useful heat output delivered by the complete heat pump unit to the corresponding rate of energy input, in consistent units and under operating conditions.
  4796. cop Tür.
    • Coefficient of Performance, COP, is the ratio of energy input to heating capacity This is the instantaneous measurement of the heating performance of your heat pump It is comparable to knowing how many miles per gallon of gasoline your car gets when it is going full speed You can find the COP on the nameplate of your heat pump.
  4797. cop Tür.
    • Coefficient of performance compares the heating capacity of a heat pump to the amount of electricity required to operate the heat pump in the heating mode COPs vary with the outside temperature: as the temperature falls, the COP falls also, since the heat pump is less efficient at lower temperatures ARI standards compare equipment at two temperatures, 47 F and 17 F, to give you an idea of the COP in both mild and colder temperatures.
  4798. cop Tür.
    • Coefficient Of Performance compares the heating capacity of a heat pump to the amount of electricity required to operate the heat pump in the heating mode COPs vary with the outside temperature: as the temperature falls, the COP falls also, since the heat pump is less efficient at lower temperatures ARI standards compare equipment at two temperatures, 47 F and 17 F, to give you an idea of the COP in both mild and colder temperatures.
  4799. cop Tür.
    • Coefficient Of Performance compares the heating capacity of a heat pump to the amount of electricity required to operate the heat pump in the heating mode COPs vary with the outside temperature: as the temperature falls, the COP falls also, since the heat pump is less efficient at lower temperatures.
  4800. cop Tür.
    • Coefficient Of Performance A ratio that compares a heat pump system"s heating efficiency to that of electric resistance heat For example, a heat pump system with a COP of 3 0 provides heat at 3 times the efficiency of electric resistance heat A heat pump"s system COP will decrease as outdoor temperatures drop, eventually providing little or no efficiency advantage over electric resistance heat - and that"s when your auxiliary heat strips start to heat your home.
  4801. cop Tür.
    • Certificate of Permission.
  4802. cop Tür.
    • billy.
  4803. cop Tür.
    • baton. blackjack. cosh. truncheon.
  4804. cop Tür.
    • A unit of measurement for determining the energy efficiency of heating equipment It is determined by dividing the total heating provided by the system by the total electricity used to produce this heat A minimum of 3 0 COP is recommended.
  4805. cop Tür.
    • A tube or quill upon which silk is wound.
  4806. cop Tür.
    • A policeman.
  4807. cop Tür.
    • A conical or conical-ended mass of coiled thread, yarn, or roving, wound upon a spindle, etc.
  4808. cop İng.
    • (i). konik iplik yumağı.
  4809. cop İng.
    • f (-ped, -ping) (argo). aşırmak
    • yakalamak. cop out argo çekilmek, oyunbozanlık etmek
  4810. cop İng.
    • (i)., (k.dili). polis.
  4811. çöp Tür.
    • garbage. chip. straw. matchstick. litter. rubbish. trash. soft dirt. outsweepings. soil. waste.
  4812. çöp Tür.
    • dust. garbage. junk. litter. refuse. chip. straw. sweepings. rubbish. matchstick. stalk.
  4813. çöp Tür.
    • dregs. garbage. leavings. waste. trash. rubbish. discard. junk. brushing. litter. chip. straw. crud. mullock. refuse. rejectamenta.
  4814. çöp arabası Tür.
    • garbage cart / conveyor. dustcart.
  4815. çöp kovası Tür.
    • garbage pail. slop pail.
  4816. çöp sepeti Tür.
    • waste paper basket. litter basket / bin. waste-paper basket. litter basket. litter bin. waste- paper basket.
  4817. çöp sepeti Tür.
    • wastebasket.
  4818. çöp sepeti Tür.
    • waste basket.
  4819. çöp tenekesi Tür.
    • garbage can. dustbin. refuse bin. street tidy.
  4820. çöp tenekesi Tür.
    • dustbin. trashcan.
  4821. çöp tenekesi Tür.
    • dustbin.
  4822. çöp torbası Tür.
    • litter bag. bin liner. refuse bag.
  4823. çöp vergisi Tür.
    • garbage collection tax.
  4824. cop-out İng.
    • (i)., (ABD)., (argo). mesuliyetten kaçınma.
  4825. copaiba İng.
    • (i). pelesenk yağı.
  4826. copal İng.
    • (i). vernik imalâtında kullanılan bir reçine, kopal
  4827. coparcenary İng.
    • (i)., (huk). müşterek vârislik
    • ortaklık
    • müşterek mülk sahipliği. coparcener (i). müşterek varis.
  4828. copartner İng.
    • (i). ortak, şerik.
  4829. çöpçatan Tür.
    • matchmaker. go-between. marriage broker.
  4830. çöpçatan Tür.
    • matchmaker.
  4831. çöpçatan Tür.
    • arranger of marriage. marriage broker. matchmaker.
  4832. çöpçatanlık Tür.
    • matchmaking.
  4833. çöpçü Tür.
    • scavenger. sweeper. streetcleaner. dustman. garbage-man.
  4834. çöpçü Tür.
    • garbage man. scavenger. street sweeper. garbage collector. dustman. street cleaner.
  4835. çöpçü Tür.
    • dustman. street sweeper. scavenger. garbage man.
  4836. çöpçülük Tür.
    • garbage collecting. street cleaning.
  4837. cope İng.
    • (f). marangozlukta (iki kirişi) birbirine uydurup birleştirmek
    • kaplamak.
  4838. cope İng.
    • (i)., (f). papaz cüppesi
    • (f). cüppe giymek.
  4839. cope İng.
    • (f)., (gen). with ile başa çıkmak, başarmak
    • çaresini bulmak,... ile uğraşmak.
  4840. copenhagen İng.
    • (i). Kopenhag.
  4841. copesetic İng.
    • (s)., (A.B.D)., (argo). güzel.
  4842. copier İng.
    • (i). kopya makinası.
  4843. copilot İng.
    • (i). ikinci pilot.
  4844. coping İng.
    • (i)., (mim). duvar tepeliği veya üstlüğü. coping saw oyma testere.
  4845. copious İng.
    • (s). bol, mebzul, çok, velut, bereketli. copiously (z). mebzulen.
  4846. çöpleme Tür.
    • christmas rose.
  4847. çöplük Tür.
    • garbage dump. rubbish heap. filthy place. garbage pit. ash pit. dust heap. trash pile. trash dump. dumping ground. cesspool. garbage heap. junk yard. refuse pit. refuse dump. rubbish dump. tip. trash.
  4848. çöplük Tür.
    • dump. tip. garbage dump. rubbish heap. dirty place.
  4849. çöplük Tür.
    • dumping ground. cesspool. rubbish dump. dump.
  4850. copper İng.
    • (i)., (s). bakır
    • ufak para
    • (argo). polis
    • (çog)., (den). bakır kazan
    • (s). bakırdan yapılmış,bakıra benzer, bakır renginde
    • copperbottomed (s). bakır dipli, karinası bakır kaplı. copper-colored (s). bakır renginde. copperhead (i). Amerika'da bulunan bir çeşit zehirli yılan, (zool). Agkistrodon contortrix. copperplate (i). bir nevi ince el yazısı
    • bir nevi bakır klişe. coppersmith (i). bakırcı, ka zancı. copper sulphide (jeol). kalkopirit.
  4851. copper İng.
    • (f).bakır kaplamak
    • bakır rengi vermek
    • (argo). bahis tutuşmak. coppery (s). bakır gibi, bakırımsı, bakırlı.
  4852. copperas İng.
    • (i). demir sulfat, zaç.
  4853. coppice İng.
    • (i). küçük koru, ağaçlık, çalılık.
  4854. copra İng.
    • (i). kurutulmuş hindistancevizi içi.
  4855. coprolite İng.
    • (i). taş haline gelmiş gübre.
  4856. copse İng.
    • (bak). coppice.
  4857. copt İng.
    • (i). Kıpti, Mısır asıllı Hıristiyan. Coptic (s)., (i). Kıpti
    • (i). Kıpti dili.
  4858. copula İng.
    • (i). rabıta
    • (gram). ingilizcede özne ve tümleci birleştiren be fiili
    • (müz). rabıta türünden kısa pasaj
    • (man). önermenin öznesi ile fiili arasındaki bağlantı.
  4859. copulate İng.
    • (f). cinsi münasebette bulunmak, çiftleşmek. copula'tion (i). bağlama, raptetme
    • cinsi yaklaşma
    • (man). bağ, rabıta. copulatory (s). bağlayıcı.
  4860. copulate İng.
    • (s). bağlı, raptedilmiş
  4861. copulative İng.
    • (s)., (i). rapteden, birleştiren, atfeden (uzuv veya kelime). copulative conjunction atıf edatı. copulative proposition (man). bağlayıcı önerme.
  4862. çopur Tür.
    • pock-marked. pit.
  4863. çopur Tür.
    • pock marked.
  4864. copy İng.
    • (i). kopya, suret, nüsha, numune, örnek
    • müsvedde
    • asıl
    • (gazet). metin, yazı. copybook (i). yazı defteri, not defteri. copyboy (i). gazete idarehanesinde çalışan çocuk. copycat (i)., (kdili). başkalarının davranışlarını taklit eden kimse. good copy (gazet). basılmaya değer konu. rough copy müsvedde, karalama, eskiz.
  4865. copy İng.
    • (f). kopya etmek, suretini çıkarmak, istinsah etmek, taklit etmek
    • kopya çekmek.
  4866. copy-edit İng.
    • (f)., (gazet). bir metni baskıya vermeden evvel tashih etmek.
  4867. copyright İng.
    • (i)., (f)., (s). telif hakkı
    • (f). telif hakkını muhafaza etmek
    • (s). telif hakkı mahfuz olan.
  4868. copywriter İng.
    • (i). reklam ilânları hazırlayan kimse.
  4869. coquet İng.
    • (f). (-ted, -ting) cilveli hareket etmek.
  4870. coquetry İng.
    • (i). işvebazlık, işve, cilve.
  4871. coquette İng.
    • (i). işvebaz, cilveli kadın, oynak kadın, koket. coquettish (s). cilveli, şuh.
  4872. cor İng.
    • (kıs). corner, coroner, corpus, correct, correspondence.
  4873. cor ner İng.
    • (i). köşe, köşe başı
    • dönüm yeri
    • (tic). tekelcilikle piyasayı ele geçirme. cut corners tutumlu davranmak
    • kaçamak yolu ile bir işten sıyrılmak. drive into a corner bir çıkmaza sokmak
    • köşeye kıstırmak. four cornersof the earth dünyanın dört bucağı. turn the corner kritik noktayı atlatmak, köşeyi dönmek.
  4874. coracle İng.
    • (i). bez veya deri ile kaplı sepet işi bir çeşit kayık.
  4875. çorak Tür.
    • arid. infertile. waste. barren. bitter. undrinkable. impervious clay. saltpetre bed.
  4876. çorak Tür.
    • arid. barren. infertile. waste.
  4877. çoraklık Tür.
    • aridity. barrenness.
  4878. coral İng.
    • (i)., (s). mercan, (zool). Corallium rubrum
    • (s). mercandan, mercana benzer. coral creeper mercan çiçeği, (bot). Kennedya. coral reef mercan kayalığı. coral snake mercan yllanı, (zoo).l Micrurus corallinus. coralloid (s). mercan şeklinde.
  4879. coralline İng.
    • (i)., (bot). koralina, bir çeşit deniz yosunu
    • (s). mercandan, mercana benzer.
  4880. corallite İng.
    • (i)., (zool). mercanın tek polipi.
  4881. çorap Tür.
    • stocking. sock. hose. footwear.
  4882. çorap Tür.
    • sock. stocking. hose.
  4883. çorap Tür.
    • hose. stocking. sock. footwear.
  4884. çorapçı Tür.
    • hosier.
  4885. çorapçılık Tür.
    • the hosiery business.
  4886. çorba Tür.
    • soup.
  4887. çorba Tür.
    • broth. soup.
  4888. çorba kaşığı Tür.
    • table spoon. soup spoon.
  4889. çorba kaşığı Tür.
    • soup spoon.
  4890. çorba tabağı Tür.
    • soup plate.
  4891. çorba tabağı Tür.
    • soup plate.
  4892. corbeil İng.
    • (i)., (mim). heykeltıraş işi çiçek veya meyva dolu sepet.
  4893. corbel İng.
    • (i)., (mim). dirsek. corbel block kısa dirsek tahtası. corbel out böyle bir dirseğe dayanıp çıkmak. corbel table böyle dirseğe dayanan çıkma.
  4894. corbiestep İng.
    • (i)., (mim). yanları basamak şeklinde sivri tepelik.
  4895. cord İng.
    • (i)., (f). ip, sicim, kaytan, şerit
    • yay kirişi, veter, çalgı teli
    • 3,5 metre küp hacminde bir odun tartı birimi
    • bir çeşit kabartma çizgili kumaş
    • manevi bağ
    • (çoğ). fitilli kadifeden yapılmış pantolon
    • (f). iple bağlamak
    • iple süslemek
    • kütükleri yığmak. spinal cord (anat). omurilik. vocal cords (anat). boğazdaki ses telleri.
  4896. cordage İng.
    • (i). geminin halat takımı, ipler
    • kütük ölçüsü.
  4897. cordate İng.
    • (s)., (bot). yürek şeklinde.
  4898. corded İng.
    • (s). iple bağlanmış
    • kabarık çizgili
    • kütük öIçüsü ile öIçüIüp yığılmış.
  4899. cordial İng.
    • (s)., (i). samimi, yürekten, candan
    • (i). Iikör. cordial greeting samimi selam. cordiality (i). samimiyet. cordially (z). candan, samimiyetle.
  4900. cordiform İng.
    • (s). yürek şeklinde.
  4901. cordite İng.
    • (i). dumansız barut.
  4902. cordon İng.
    • (i). kordon.
  4903. cordovan İng.
    • (i). sahtiyan gibi ince ve renkli deri.
  4904. corduroy İng.
    • (i)., (s). fitilli kadife, çizgili kadife
    • (çoğ). bu kumaştan yapllan pantolon
    • (s). fitilli kadifeden yapılmış
    • corduroy road bilhassa bataklıkları geçmekte kullanılan ve kütüklerden yapılmıs yol.
  4905. cordwood İng.
    • (i). istif edilmiş odun.
  4906. core İng.
    • (i). elma gibi meyvaların çekirdek yeri, göbek, iç, nüve, öz, esas
    • zıvana
    • (mak). maça parçası
    • (mad). derinden alınan yuvarlak sutun şeklinde taş numunesi
    • (jeol). öz. core curriculum okutulan muhtelif derslerin ana bir tema etrafında birleştiği müfredat programı. rotten to the core tamamıyle çürük.
  4907. çörek Tür.
    • tea bread. cookie. cake. biscuit. tea cake. bun. scone.
  4908. çörek Tür.
    • biscuit. bun. pie.
  4909. çörek Tür.
    • biscuit.
  4910. çöreklenmek Tür.
    • twine.
  4911. coreligionist İng.
    • (i). dindaş.
  4912. coreopsis İng.
    • (i). yıldız çiçeğine benzeyen bir çiçek, (bot). Coreopsis.
  4913. corespondent İng.
    • (i)., (huk). zina davasında maznunun suç ortağı olan uçüncü şahıs.
  4914. corf İng.
    • (i). (çog. corves) madencilikte kullanılanküçük vagon.
  4915. corfu İng.
    • (ı). Korfu adası.
  4916. coriaceous İng.
    • (s). kösele gibi, sert
    • deriden yapılmış.
  4917. coriander İng.
    • (i). kişniş otu, kişniş, (bot). Coriandrum sativum.
  4918. corinth İng.
    • (i). Yunanistan'daki Korint şehri. Corin'thian (s)., (mim). Korint üslubu.
  4919. corium İng.
    • (i)., (anat). koryum, derma, altderi.
  4920. cork İng.
    • (i)., (f)., (s). mantar, tıpa
    • (f). mantarla kapamak tıpalamak
    • (ABD). kömürleşmiş mantarla siyahlaştırmak
    • (s). mantardan yapılmış. cork oak dış kabuğundan şişe mantarı yapılan bir cins meşe ağacı, sezü, (bot). Quercus suber.
  4921. corked İng.
    • (s). tıpalanmış
    • mantar kokusu ile bozulmuş
    • (ABD). mantar siyahı ile boyanmış.
  4922. corker İng.
    • (i). tıpalayan kimse veya şey
    • (argo). olağanüstü bir kimse veya şey.
  4923. corking İng.
    • (s)., (argo). fevkalade.
  4924. corkscrew İng.
    • (i). şişe açacağı, tirbuşon.
  4925. corky İng.
    • (s). mantara benzer, kuru, hafif.
  4926. corm İng.
    • (i)., (bot). bazı bitki saplarının alt kısmında bulunan soğanımsı kısım.
  4927. cormorant İng.
    • (i)., (s). karabatak kuşu, (zoo).l Phalacrocorax carbo
    • obur adam
    • (s). açgözlü
    • yırtıcı.
  4928. corn İng.
    • (i). nasır.
  4929. corn İng.
    • (i)., (ABD). mısır, (bot). Zea mays
    • tahıl tanesi
    • tane
    • (ing). buğday, hububat, tahıl. corn belt mısır yetiştiren bölge (ABD'nin orta eyaletleri). corn bread mısır ekmeği. corn drill mısır ekmeye mahsus makina. corn flour mısır unu
    • (ing). mısır nişastası. corn laws ingiltere tarihinde hububat satışını düzenleyen kanunlar. corn meal mısırdan imal edilen ve irmiğe benzeyen bir besin. corn silk mısır püskülü. corn syrup glikoz. corn whisky mısırdan yapılmış viski.
  4930. corn crake İng.
    • bıldırcın kılavuzu, (zool). Crex crex.
  4931. corncob İng.
    • (i). mısır koçanı. corncob pipe mısır koçanından yapılmış pipo.
  4932. corncrib İng.
    • (i). mısır ambarı.
  4933. cornea İng.
    • (i)., (anat). kornea, gözdeki saydam tabaka.
  4934. corned İng.
    • (s). salamura edilmiş.
  4935. cornel İng.
    • (i). karaniya, (bot). Cornus cornel cherry kızılcık, (bot). Cornus. wild cornel kızıl çubuk, (bot). Cornus danguinea.
  4936. cornelian, carnelian İng.
    • (i). akik taşı.
  4937. corneous İng.
    • (s). boynuzdan yapılmış, boynuz gibi.
  4938. corner İng.
    • (f). çıkmaza sokmak, bir köşeye kıstırmak
    • tekelcilik suretiyle piyasayı ele geçirmek.
  4939. cornerstone İng.
    • (i). temel taşı üzerinde binanın inşa edilme tarihi bulunan taş
    • bir şeyin dayandığı esas.
  4940. cornerwise İng.
    • (s). çapraz.
  4941. cornet İng.
    • (i)., (müz). kornet. cornettist (i). kornet çalan kimse.
  4942. cornfed İng.
    • (s). mısırla beslenmiş besili, gürbüz
    • taşralı.
  4943. cornfield İng.
    • (i). mısır tarlası.
  4944. cornflower İng.
    • (i). peygamber çiçeği, (bot). Centaurea cyanus.
  4945. cornhusk İng.
    • (i). mısır koçanı kabuğu.
  4946. cornice İng.
    • (i). korniş
    • (mim). geniş silme. corn poppy gelincik çiçeği, (bot). Papaver rhoeas.
  4947. cornstalk İng.
    • (i). mısır sapı.
  4948. cornstarch İng.
    • (i). mısır nişastası.
  4949. cornucopia İng.
    • (i)., (mit). Amalthea'nın boynuzu
    • sanatçılar tarafından bolluk sembolü olarak kullanılan, içinden meyvalar taşan boynuz şekli.
  4950. cornuted İng.
    • (s). boynuzlu, boynuz şeklinde.
  4951. corny İng.
    • (s)., (argo). aşırı romantik, eskimiş, basmakalıp, klişe, adi, bayağı.
  4952. coro nation İng.
    • (i). taç giyme töreni.
  4953. corolla İng.
    • (i)., (bot). taçyapraklar, korol.
  4954. corollary İng.
    • (i)., (mat)., (man). bir önermenin tabii sonucu, sonuç.
  4955. corona İng.
    • (i). hale, ağıl, ayla
    • (anat). kafatasının üst düzeyi
    • (bot). korona. corona discharge (fiz). korona akımı.
  4956. corona australis İng.
    • Güneysel Taç takımyıldızı.
  4957. corona borealis İng.
    • Kuzeysel Taç takımyıldızı.
  4958. coronach İng.
    • (i). İskoç cenaze havası.
  4959. coronal İng.
    • (s). taç veya koronaya ait.
  4960. coronary İng.
    • (s)., (i). taç ile ilgili
    • (tıb). kalbi besleyen damarlara ait: i kalp damarlarının kan pıhtısı ile tıkanması.
  4961. coroner İng.
    • (i). şüpheli ölüm vakalarının sebebini tahkik eden memur. coroner's inquest bu memurun tahkikatı. coroner's jury bu tahkikatı yürütüp hüküm veren juri heyeti.
  4962. coronet İng.
    • (i). asillerin giydiği taç, küçük taç
    • (bayt). at ayağında deri ile parmağın birleştiği yer.
  4963. coroniform İng.
    • (s). taç şeklinde.
  4964. corporal İng.
    • (i)., (ask). onbaşı.
  4965. corporal İng.
    • (s). bedeni, cismani
    • (zool) gövdesel. corporal punishment bedeni ceza, dayak. corporally (z). bedenen, cismen.
  4966. corporate İng.
    • (s). anonim şirkete ait
    • bir dernek veya bir şirket halinde hukuken birleştirilmiş, birlik olmuş, toplu. eorporate image bir şirketin kamuoyunda bıraktığı intiba.
  4967. corporation İng.
    • (i). anonim şirket, tüzel kişi
    • (k.dili). şişko göbek.
  4968. corporeal İng.
    • (s). cismani, bedeni, maddi.
  4969. corporeity İng.
    • (i). bedenen varoluş.
  4970. corposant İng.
    • (i)., (fiz)., (bazan gemilerde görülen ) korona akımı.
  4971. corps İng.
    • (i). kolordu, müfreze, kıta
    • topluluk. corps de ballet bale topluluğu. diplomatic corps kordiplomatik.
  4972. corpse İng.
    • (i). ceset, ölü.
  4973. corpulence İng.
    • (i). şişmanlık, etlilik. corpulent (s). şişman, etli.
  4974. corpus İng.
    • (i). külliyat, mecmua
    • (anat). esas
    • ana para, sermaye. corpusdelicti esas ve cismani delil (bir cinayet vukuunda) ceset. corpus juris kanun külliyatı.
  4975. corpuscle İng.
    • (i)., (anat). hücre, yuvar kan küreciği
    • zerre. red corpuscle alyuvar. white corpuscle akyuvar.corpuscular (s). zerrevi yuvara ait.
  4976. corrade İng.
    • (f)., (jeol). yıpranmak aşınmak.
  4977. corral İng.
    • (i)., (f)., (-led -ling) (at, davar vb'ne mahsus) ağıl
    • (f). ağıla kapamak, kuşatmak
    • yakalamak, tutmak.
  4978. correct İng.
    • (s). doğru yanlışsız, tam
    • dürüst
    • uygun, münasip, layık. correctly (z). tam tamına, doğru olarak. correctness (i). dürüstIük, doğruluk
    • uygunluk.
  4979. correct İng.
    • (f). düzeltmek doğrultmak, tashih etmek , ıslah etmek
    • tekdir etmek, cezalandırmak
    • ayarlamak
    • gidermek. correction (i). tashih, düzeltme, ıslah
    • ihtar, nasihat, cezalandırma
    • giderme
    • ayar etme. correction fluid (matb). korektör house of correction ıslahhane. correctional (s). düzeltici, tashihkâr.
  4980. corrective İng.
    • (s)., (i). düzeltici ıslah edici, giderici
    • (i). çare, ıslah eden veya düzelten şey.
  4981. corrector İng.
    • (i). düzeltici
    • (ing). tashih eden kimse, musahhih.
  4982. correlate İng.
    • (f)., (i). karşılıklı ilişkisi olmak, aralarında uygunluk sağlamak, (iki şey, netice, rakam) arasında ilişki kurmak
    • (i). birbiri ile ilgisi olan şeylerin her biri.
  4983. correlation İng.
    • (i). karşılıklı ilişki
    • (mat). değişkenlerin birbiri ile bağlantısı
    • (biyol). organların birbirleriyle olan bağlantısı.
  4984. correlative İng.
    • (s)., (i). karşılıklı, mütekabil
    • (i). karşılıklı ilişkisi olan şey.
  4985. correspond İng.
    • (f). uymak, uygun gelmek, tekabül etmek, karşılamak
    • benzemek. correspond to tekabül etmek, benzemek. correspond with mektuplaşmak muhabere etmek, haberleşmek.
  4986. correspondence İng.
    • (i). tekabül, uygunluk
    • mektuplar, mektuplaşma, yazışma muhabere.
  4987. correspondent İng.
    • (i)., (s). muhabir
    • tekabül eden şey
    • (s). karşılıklı.
  4988. corresponding İng.
    • (s). yerini tutan
    • mektuplaşan, muhabere eden. correspondingly (z). mukabil olarak.
  4989. corridor İng.
    • (i). koridor, geçit, dehliz.
  4990. corrigendum İng.
    • (i)., (çoğ -da) hata, yanlış
    • baskı hatası
    • (çoğ). hata sevap cetveli, yanlış-doğru cetveli, düzeltmeler.
  4991. corrigible İng.
    • (s). düzeltilebilir, tashihi mümkün
    • ıslahı kabil (kimse).
  4992. corroborant İng.
    • (s)., (i). destekleyici
    • (i). kuvvetlendirici şey.
  4993. corroborate İng.
    • (f)., (bir fikri) desteklemek, doğrulamak, teyit etmek. corroboratives doğrulayan, teyit edici. corroboratively (z). doğrulayarak. corrobora'tion (i). doğrulama, onaylama, teyit.
  4994. corrode İng.
    • (f). çürütmek, aşındırmak, yemek
    • çürümek, paslanmak, aşınmak, yenmek.
  4995. corrosible İng.
    • (s). aşınır, paslanır, çürür.
  4996. corrosion İng.
    • (i). paslanma, aşınma, çürüme
    • bozukluk, çürüklük, korozyon.
  4997. corrosive İng.
    • (s). çürütücü, aşındırıcı, kemirici. corrosive sublimate (kim). biklorit, süblime.
  4998. corrugate İng.
    • (f)., (s). kırıştırmak, buruşturmak
    • buruşmak
    • (s). kırıştırılmış. corrugatediron oluklu demir levha. corrugatedpaper oluklu karton .corrug'ation kırışık, buruşuk.
  4999. corrupt İng.
    • (f). bozmak, ifsat etmek, ayartmak, baştan çıkarmak. corrupt text hata ve düzeltmelerle kıymeti azalmış yazı. corruptibles rüşvet kabul etmeye hazır
    • ayartılabilir
    • çürüyebilir. corruption (i). irtikâp, rüşvet yeme, fesat
    • kötü yol
    • çürüklük, küf.
  5000. corrupt İng.
    • (s). namussuz, fırsatçı, rüşvet almaya alışmış, kötü, pis
    • bozuk, çürük.
  5001. corsac İng.
    • (i). karsak, (zool). Vulpes corsac.
  5002. corsage İng.
    • (i). korsaj
    • göğse takılan çiçek buketi.
  5003. corsair İng.
    • (i). korsan, korsan gemisi.
  5004. corset İng.
    • (i). korse.
  5005. cortege İng.
    • (i). kortej, merasim alayı
    • maiyet.
  5006. çörten Tür.
    • gargoyle.
  5007. cortex İng.
    • (i)., (çoğ -tices)., (bot). kabuk, kışır
    • (anat). kabuk, korteks. cortical (s). kabuğa ait
    • bir uzvun dış zarına ait. corticated (s). kabuklu, kışri.
  5008. cortisone İng.
    • (i). kortizon
    • böbreküstü bezlerinin salgısı olan bir hormon.
  5009. corum Tür.
    • school of fish.
  5010. corundum İng.
    • (i). korindon
    • zımpara.
  5011. coruscate İng.
    • (f). parıldamak, ışıIdamak. coruscant (s). ışıldayan. corusca-tion (i). parıltı.
  5012. corvee İng.
    • (i). angarya, ücretsiz iş.
  5013. corvette İng.
    • (i)., (den). korvet
    • ufak torpido muhribi.
  5014. corvine İng.
    • (s). karga gibi, kargaya ait.
  5015. corybant İng.
    • (i)., (mit). Sibel tanrıçasına ayin esnasında refakat eden ruh veya ilâh , Sibel rahibi.
  5016. corymb İng.
    • (i)., (bot). salkım, korimb, demet (bir çiçek durumu).
  5017. coryphee İng.
    • (i). bale topluluğunun üstünde fakat solo dans edenlerin altında olan balerin veya dansör.
  5018. coryza İng.
    • (i).,(tıb). burun nezlesi.
  5019. cos İng.
    • (i). istanköy adası.
  5020. cosa nostra İng.
    • (it). Amerika'da bulunan Mafia tipinde ve Mafia ile ilişkileri olan bir çete.
  5021. cosecant İng.
    • (i)., (mat). kosekant.
  5022. coseismal İng.
    • (s). yeryüzünde depremin aynı anda hissedildiği noktaların birleştiği çizgi ile ilgili.
  5023. cosh İng.
    • (i)., (ing)., (argo). cop
    • (f). cop ile vurmak.
  5024. cosignatory İng.
    • (s)., (i). birlikte imzalayan
    • (i) . müşterek imza atanlardan biri.
  5025. cosigner İng.
    • (i). müşterek imza atan kimse.
  5026. cosine İng.
    • (i)., (mat). kosinüs.
  5027. coşku Tür.
    • enthusiasm. excitement. exuberance. ebullition. ecstasy. abandon. effervescence. elation. furor. furore. glow. gush. exuberancy. rave. rhapsody. spring tide. temperament. yeast.
  5028. coşku Tür.
    • emotion. enthusiasm. delirium. exaltation. excitement. the jerks. rage. rapture.
  5029. coşku Tür.
    • ecstasy. emotion. euphoria. fervour. flurry. high. kick. verve. exuberance. vigour. ebullience. enthusiasm. fervor.
  5030. coşkulu Tür.
    • fervid. lyrical. rapturous.
  5031. coşkulu Tür.
    • exhilarated. rapturous. excited. cock-a-hoop. declamatory. dithyrambic. effusive. enthusiastic. glowing. gut. stirring. sweeping. vehement. in a glow. transported with joy.
  5032. coşkulu Tür.
    • ardent. bubbly. enthusiastic. vigorous. exuberant. ebullient.
  5033. coşkun Tür.
    • enthusiastic. ardent. effusive. fervent. flushed. high. impetuous.
  5034. coşkun Tür.
    • ebullient. exuberant. exultant. fervent. frenzied. full. hysterical. impassioned. impetuous. lyrical. zealous. enthusiastic.
  5035. coşkun Tür.
    • ebullient.
  5036. coşkunluk Tür.
    • abandon. ebullience. ecstasy. enthusiasm. fervour. flame of enthusiasm. zeal.
  5037. coşmak Tür.
    • to get enthusiastic. boil. gush. run riot. take fire.
  5038. coşmak Tür.
    • exult. flip. simmer. to get carried away. to become exuberant. to get enthusiastic. to brim over. to bubble over. to effervesce. to become violent. to rise.
  5039. coşmak Tür.
    • bubble over. boil up. overflow. enthuse. effervesce. let oneself go. glow. gush. slop over.
  5040. cosmetic İng.
    • (s)., (i). kozmetik, güzelleştirici, plastik (cerrahi)
    • (i). her türlü makyaj malzemesi.
  5041. cosmic İng.
    • (s). evrensel, kainata ait
    • geniş, şümullü. cosmic dust gökten yeryüzüne düşen ince toz. cosmic rays kozmik ışınlar. cosmic wind uzayda kozmik cereyan.
  5042. cosmogony İng.
    • (i). kozmogoni, evrenin yaradılışı teorisi.
  5043. cosmography İng.
    • (i). kozmografi.
  5044. cosmology İng.
    • (i). kozmoloji, evren bilimi.
  5045. cosmonaut İng.
    • (i). kozmonot.
  5046. cosmopolis İng.
    • (i). kozmopolit bir şehir.
  5047. cosmopolitan İng.
    • (s)., (i). kozmopolit
    • (i). kozmopolit kimse.
  5048. cosmopolite İng.
    • (i). kozmopolit kimse, dünya vatandaşı
    • dünyanın birçok kısımlarında rastlanan hayvan veya fidan.
  5049. cosmos İng.
    • (i). acun, kozmos, kâinat, evren
    • düzen, sistem
    • kozmos çiçeği.
  5050. cossack İng.
    • (i). Kazak.
  5051. cosset İng.
    • (f)., (i). çok sevmek, şımartmak
    • (i). annesiz büyütülen kuzu
    • evde zevk için beslenen hayvan.
  5052. cost İng.
    • (f). (cost) mal olmak
    • pahası olmak, kıymette olmak
    • (maliyet masrafını) hesap etmek. It cost him dearly. ona pahalıya mal oldu. It cost him infinite labor. çok emek sarfetti.
  5053. cost İng.
    • (i). fiyat, paha, değer, kıymet
    • zarar, ziyan
    • sermaye, bedel
    • (çoğ)., (huk). dava masrafları,mahkeme harcı. cost insurance and freight (tic). sif, fiyat sigorta ve navlun. cost of living hayat pahalılığı, geçim masrafı. cost price maliyet fiyatı. at all costs at any cost ne pahasına olursa olsun. at the cost of pahasına.
  5054. costa rica İng.
    • Kostarika.
  5055. costal İng.
    • (s)., (biyol). kaburgalara ait.
  5056. costate İng.
    • (s). kaburgalı.
  5057. costermonger İng.
    • (i). (ingiltere'de) seyyar meyva, sebze veya balık satıcısı.
  5058. costive İng.
    • (s). kabız, peklik çeken.
  5059. costly İng.
    • (s). pahalı, kıymetli
    • mükellef, muhteşem.
  5060. costume İng.
    • (i)., (f). kıyafet, elbise
    • kostüm
    • (f). kıyafete sokmak. costume jewelry taklit ziynet eşyası, incik boncuk. costumer (i). kostümleri hazırlayan kimse.
  5061. coşturmak Tür.
    • to excite. to stimulate. to incite. elate. enthuse. exhilarate. galvanize. lash. panic. steam up.
  5062. coşturmak Tür.
    • enrapture. titillate. uplift. to carry away. to excite. to enthuse.
  5063. coşturucu Tür.
    • exhilarating. exhilaratory.
  5064. cosurety İng.
    • (i)., (tic). müteselsil kefil.
  5065. cot İng.
    • (i). kulübe, sığınacak yer
    • örtü.
  5066. cot İng.
    • (i). bez karyola, portatif karyola.
  5067. cotangent İng.
    • (i)., (mat). tümey teğet.
  5068. cote İng.
    • (i). ağıl, kümes, mandıra gibi hayvanların sığınacağı yer
    • (leh). kulübe.
  5069. coterie İng.
    • (i). zümre, heyet.
  5070. coterminous İng.
    • (s). hemhudut, sınırdaş, bitişik.
  5071. cothurnus İng.
    • (i). (coğ -ni) eski Yunan ve Romalılarda trajedi aktörlerinin giydikleri sandalet.
  5072. cotidal İng.
    • (s)., (coğr). gelgit seviyesi aynı derecede olan yerlere ait.
  5073. cotillion İng.
    • (i). kadril tipinde dans, kotilyon dansı.
  5074. cotopaxi İng.
    • (i). Cotopaxi yanardağı, Ekvador'da bir yanardağ.
  5075. cottage İng.
    • (i). küçük ev, kulübe
    • yazlık ev, sayfiye evi. cottage cheese süzme peynir. cottage pudding üzerine meyvalı şurup dükülen bir kek. cottager (i)., (ing). rençper.
  5076. cotter İng.
    • (i)., (iskoç). rençper.
  5077. cotter İng.
    • (i)., (mak). anahtar, kama. cotter pin çivi, kopilya.
  5078. cotton İng.
    • (f)., (eski). pamuğa sarmak. cotton u p to (k.dili). yaltaklanmak. cotton to, cotton up to (k.dili). geçinmek, anlaşmak
    • yağcılık yapmak.
  5079. cotton İng.
    • (i)., (s). pamuk, pamuklu bez
    • pamuğa benzer herhangi bir tüylü madde
    • (s). pamuklu. cotton batting tabaka halinde pamuk. cotton belt A.B.D.'nde pamuk ekim mıntıkası. cotton eake çiğit küspesi. cotton slin çiğiti pamuktan ayıran çark, çırçır.cotton grass pamuk otu, (bot). Eriophorum polystachion. cotton mill pamuklu bez fabrikası. cotton plant pamuk fidanı, (bot). Gossypium herbacium
    • hintpamuu, peynirağacı, (bot). Bombax eriodendron. cotton staple ham pamuğun lif boyu. cotton waste makinaları temizlemek için kullanılan pamuk ipliği artıkları. cotton wool ham pamuk
    • (ing). hidrofil pamuk. cotton yarn az bükülmüş pamuk ipliği. sewing cotton dikiş ipliği, tire.
  5080. cotton-picking İng.
    • (s)., (ABD)., (argo). pis, kahrolası.
  5081. cottonmouth İng.
    • (i). A.B.D.'nde bulunan zehirli bir yılan.
  5082. cottonseed İng.
    • (i). çiğit. cottonseed oil pamuk yağı.
  5083. cottontail İng.
    • (i). A.B.D.'ne mahsus bir tavşan.
  5084. cottonwood İng.
    • (i). bir nevi kavak ağacı.
  5085. cottony İng.
    • (s). pamuk gibi, pamuğa ait, pamuklu.
  5086. cotyledon İng.
    • (i)., (bot). tohumdan ilk çıkan tek veya çift çenekli yaprak, kotiledon.
  5087. cotyloid İng.
    • (s)., (anat)., (zool). hokka gibi, cotyloid cavity hokka şeklinde kalça kemiği çukuru.
  5088. couch İng.
    • (f). ifade etmek, beyan etmek
    • ima etmek
    • yatırmak
    • indirmek
    • pusuya yatmak. He couched his demand in respectful words. Talebini hürmetkâr bir lisanla arzetti.
  5089. couch İng.
    • (i). sedir, kanepe, divan, yatacak yer
    • in, vahşi hayvan barınağı. couch grass ayrık otu, (bot). Agropyron repens.
  5090. couchant İng.
    • (s). yatar vaziyette olan.
  5091. couching İng.
    • (i)., (tıb). katarakt ameliyatı.
  5092. cougar İng.
    • (i). puma, (zool). Felis concolor
    • panter.
  5093. cough İng.
    • (i)., (f). öksürük
    • (f). öksürmek. cough drop öksürük pastili. cough up öksürüp çıkarmak
    • (argo). zorla vermek.
  5094. could İng.
    • (bak). can.
  5095. coulee İng.
    • (i)., (ABD). derin sel çukuru
    • (jeol). donmuş lav tabakası.
  5096. coulisse İng.
    • (i)., (tiyatro) . kulis
    • oluk, kanal.
  5097. couloir İng.
    • (i). dağ yamacında sel sularının oyduğu yatak veya vadi.
  5098. coulomb İng.
    • (i)., (elek). kulomb, amper-saniye.
  5099. coumarin İng.
    • (i)., (ecza). kumarin, tat veya koku veren ve kan pıhtılaşmasını önleyen bir bileşim.
  5100. council İng.
    • (i). meclis, konsey, encümen, danışma kurulu, divan, şüra. councilman (i). encümen üyesi, bilhassa belediye encümeni üyesi. Council of Ministers (huk). Bakanlar Kurulu, Kabine. Council of State (huk). Danıştay, Devlet Şurası. council of war harp meclisi. privy council (ing). Kanada devletin danışma kurulu.
  5101. councilor, ing councillor İng.
    • (i). encümen üyesi.
  5102. counsel İng.
    • (i)., (f). danışma, müşavere, istişare
    • dava vekili
    • tedbir, ihtiyat, basiret
    • öğüt, nasihat
    • düşünce, gaye, maksat, plan
    • (f). nasihat vermek, öğüt vermek, akıl öğretmek. keep one's own counsel fikirlerini kendine saklamak.
  5103. counselor İng.
    • (i). danışman, müşavir
    • öğüt veren kimse
    • (çocuk kamplarında) yardımcı
    • (pol). müsteşar, bir elçilikte elçiden sonra gelen dışişleri memuru
    • avukat, dava vekili.
  5104. count İng.
    • (i). kont.
  5105. count İng.
    • (f). saymak, hesap etmek
    • hesaba katmak, göz önünde tutmak
    • sayılmak, nüfuzu olmak, itibarı olmak. count for değeri olmak. count in dahil etmek. count off by twos ikişer ikişer saymak. count on itimat etmek, güvenmek. count out spor nakavt olduğunu ilân etmek. count time (müz). tempo tutmak. count up saymak, hesap etmek. This doesn't count. Bu sayılmaz. Bu hesaba katılmaz.
  5106. count İng.
    • (i). sayma
    • hesap
    • (huk). dava ve şikâyet fıkrası, madde
    • (spor). on sayma. keep count sıra ile saymak. Iose count hesabı şaşırmak. take the count boksta yere serilip kalkamamak.
  5107. countdown İng.
    • (i). geriye doğru sayma
    • hazırl