Türkçe - İngilizce Sözlük B

  1. b b gun İng.
    • hava tüfeği.
  2. b d İng.
    • (kıs). bachelor of divinity. İlahiyat fakültesi.
  3. b, b İng.
    • (i). ingiliz alfabesinin ikinci harfi
    • musikide si'ye karşılık olan yedinci nota
    • ABD sınavlarda iyi karşılığı olan not.
  4. b.ar İng.
    • (kıs). Bachelor of Architecture universite mimarlık diploması.
  5. b.b.c. İng.
    • (kıs).British Broadcasting Corporation.
  6. b.c. İng.
    • (kıs). before chrıst.milattan önce.
  7. b.e. İng.
    • (kıs). Bachelor of Education, Bacheloor of English,Bill of Exchange.
  8. b.o İng.
    • kıs. brought over.
  9. b.p. İng.
    • kıs below proof, boiling point.
  10. ba İng.
    • (kıs). Bachelor of Arts edebiyat fakültesi diploması
    • Buenos Aires.
  11. baa İng.
    • (i)., (f). koyun melemesi
    • (f). melemek.
  12. baal İng.
    • (i). eski Sami ırkların tanrılarından biri
    • Fenikelilerin baş tanrısı olan güneş ilâhı
    • sahte ilâh.
  13. baba Tür.
    • Religious master or father
    • term of respect. a small cake leavened with yeast.
  14. baba Tür.
    • father. venerable old man. upright post of a staircase. knob. post. snubbing post. boss. timberhead. king post. crown post. pillar post. broachpost. corner post. bitt. male. begetter. governor. head post. papa. patronymic. pop.
  15. baba Tür.
    • father. daddy. dad. papa. pa. pater. pop. old man. the old man. goodman. governor. the governor. guv. guvnor. senior. sire. begetter.
  16. baba Tür.
    • dad. daddy. father. pa. papa. pop. poppa. bollard. newel post. very good. great. very difficult.
  17. baba Tür.
    • A term of affection for a Saint or holy man. a term of affection for a saint or holy man meaning "father".
  18. baba Tür.
    • A kind of plum cake. a small cake leavened with yeast.
  19. baba adam Tür.
    • a kind and fatherly man.
  20. baba mirası Tür.
    • patrimony.
  21. baba tarafı Tür.
    • paternal line. paternal side.
  22. babaanne Tür.
    • paternal grandmother.
  23. babaanne Tür.
    • father"s mother. paternal grandmother.
  24. babacan Tür.
    • fatherly. kindly. friendly.
  25. babacan Tür.
    • fatherly. good-natured. dependable old man.
  26. babacan Tür.
    • avuncular.
  27. babadan kalma Tür.
    • paternal.
  28. babafingo Tür.
    • top gallant.
  29. babalanmak Tür.
    • to have a fit.
  30. babalı Tür.
    • having a father. in a rage.
  31. babalık Tür.
    • fatherhood. paternity. stepfather. father-in-law. old man.
  32. babalık Tür.
    • fatherhood. parenthood. paternity. pop. pops.
  33. babalık Tür.
    • fatherhead. stepfather. adoptive father. father-in-law.
  34. babalık etmek Tür.
    • to act as a father to.
  35. babasız Tür.
    • fatherless.
  36. babayani Tür.
    • unpretentious.
  37. babayiğit Tür.
    • hero. brave man. straightforward. swashbuckler.
  38. babayiğitlik Tür.
    • bravado. guts.
  39. babbitt İng.
    • (i). vaytmetal, mil yataklarında kullanılan bir alaşım
    • buna benzer herhangi bir alaşım. babbitt bearings bu maden ile yapılan mil yatağı.
  40. babble İng.
    • (f)., (i). anlaşılmaz sözler söylemek
    • gevezelik etmek, saçmalamak
    • çağlama
    • manasız ve saçma bir şekilde if ade etmek
    • boşboğazlık etmek, ağzından kaçırmak
    • (i). boş laf, manasız söz
    • gevezelik, mırıltı babbler (i). geveze kimse, boşboğaz kimse, durmadan konuşan kimse
    • çağlayan (ırmak).
  41. babe İng.
    • (i). bebek
    • saf ve tecrübesiz kimse
    • ABD, argo kız, slang piliç.
  42. babel İng.
    • (i). Babil şehri ve kulesi
    • yüksek bina
    • (kh). kargaşalık, ana baba günü.
  43. babism İng.
    • (i). Babilik.
  44. baboo İng.
    • (i). Hintli veya Bengalli efendi
    • ingilizce bilen yerli kâtip
    • sathi bir ingiliz kültürüne sahip olan yerli.
  45. baboon İng.
    • (i). ağzı köpeğinkine benzeyen kısa kuyruklu bir maymun türü, Habeş maymunu.
  46. baboosh İng.
    • pabuç
  47. babouche, babuche babul İng.
    • (i). Hindistan ve Arabistana mahsus birkaç cins ağaç, (bot). Acacia arabica
    • bu ağaçların zamkı, tohum zarfı veya kabukları.
  48. babushka İng.
    • (i). eşarp.
  49. baby İng.
    • (i)., (s). (f). bebek çocuk
    • bir ailenin en küçüğü
    • çocukça halleri olan kimse
    • argo bir kimsenin ovunmesine sebep olan icat veya eser
    • argo kız
    • (s), bebek gibi
    • bebeğe ait
    • bebeğe yakışan
    • (k).dili küçük nispeten küçük
    • (f). küçük çocuk muamelesi yapmak
    • şımartmak baby blue süt mavisi baby'sbreath (i). bir cins uzun saplı, hafif kokulu pembe ve beyaz çiçekleri olan bitki, (bot). Gypsophila paniculata baby bottle biberon, emzik. baby carriage ABD çocuk arabası. baby farm çocuk ve bebekler için ücretli bakımevi, kreş. baby grand kısa kuyruklu piyano babyhood (i). bebeklik devresi babyish (s). çocuksu, bebeksi, bebek gibi.
  50. baby- sit İng.
    • (f)., ABD ana babanın evde olmadıgı zaman çocuğa (çoğu zaman birgece için) bakmak. baby sitter çocuk bakıcısı.
  51. babylon İng.
    • (i). Babil şehri
    • herhangi büyük ve tantanalı bir şehir
    • günahkârlar şehri.
  52. babylonia İng.
    • (i). Babil imparatorluğu.
  53. babylonian İng.
    • (s)., (i). Babil şehrine veya imparatorluğuna ait
    • günahkâr
    • (i). Babil imparatorluğunda oturan kimse
    • Babil dili.
  54. baç Tür.
    • tribute.
  55. baca Tür.
    • chimney. monitor. stack. flue. funnel. skylight. smoke hole. shaft. delivery canal. mitre. uptake. hood. lantern. lunette. manhole. pit. mine shaft. tunnel.
  56. baca Tür.
    • chimney. funnel. smokestack. stack. flue. skylight. smoke hole. shaft.
  57. baca Tür.
    • chimney. flue. funnel. shaft. chimney stack. pipe. smokestack. stack.
  58. baca külahı Tür.
    • chimney pot.
  59. bacak Tür.
    • pin. leg. shank.
  60. bacak Tür.
    • jack. leg. limb. shank. knave.
  61. bacak Tür.
    • crural. leg. limb. pin. shank. shin. stump.
  62. bacaklı Tür.
    • having legs. long legged.
  63. bacaksız Tür.
    • legless.
  64. bacaksız Tür.
    • having no legs. short-legged. who tries sth he / she is too young to do. pint- sized.
  65. bacanak Tür.
    • the husband of one"s wife"s sister.
  66. bacanak Tür.
    • brother-in-law. wife"s sister"s husband.
  67. bacanak Tür.
    • brother-in-law.
  68. baccalaureate İng.
    • (i). bakalorya
    • mezuniyet törenlerinde yapılan dini ayin.
  69. baccarat İng.
    • (i). iskambil kâgıdı ile oynanan bir Fransız kumarı, bakara.
  70. baccate İng.
    • (s)., (bot). çileğe benzeyen etli ve çekirdeksiz meyva gibi
    • böyle meyva veren.
  71. bacchanal İng.
    • (i)., (s). şarap tanrısı Baküs'e tapınan kimse
    • zevkine düşkün kimse
    • ayyaş kimse
    • (çoğ). Baküs şenliği, içki âlemi
    • (s). Baküs'e ait.
  72. bacchanalia İng.
    • (i). Baküs şenliği
    • (k).(h). içki âlemi, içki meclisi. bacchanalian (s). içki eğlencesi kabilinden.
  73. bacchant İng.
    • (i). Baküs rahibi
    • ayyaş kimse.
  74. bacchante İng.
    • (i). Baküs rahibesi
    • Baküs'e tapan kadın
    • içki seven kadın
  75. bacchic İng.
    • (s). Baküs'e veya Baküs ayinlerine ait
    • (k).(h). şen, neşeli, keyif ehli
    • sarhoş.
  76. bacchus İng.
    • (i). Baküs, eski Yunan şarap tanrısı.
  77. bacciferous İng.
    • (s)., (bot). çileğe benzer küçük ve etli meyva veren.
  78. bacciform İng.
    • (s)., (bot). çileğe benzer küçük ve etli meyva şeklinde.
  79. baccilliform İng.
    • (s). çubuk şeklinde, küçük çubuklardan ibaret
    • (tıb). basile ait, sebebi basil olan.
  80. baccivorous İng.
    • (s).,(zool).çileğe benzer küçük ve etli meyva ile beslenen.
  81. bach İng.
    • (f)., (k). dili bekâr hayatı yaşamak.
  82. bachelor İng.
    • (i). bekâr erkek, evlenmemiş erkek
    • fen veya edebiyat fakültesi mezunu
    • bir başkasının bayrağı altında hizmet eden genç şövalye. bachelor'sbutton (i)., (bot). peygamber çiçeği. bachelordom, bachelorhood bachelorship (i). bekârlık. Bachelor of Arts degree edebiyat fakültesi diploması
    • (kıs). BA., A.B. Bachelor of Science degree fen fakültesi diploması
    • (kıs). B.S.
  83. bacillus İng.
    • (i)., (tıb). çubuk seklinde mikroskobik bakteri, basil
    • herhangi bir mikrop.
  84. bacı Tür.
    • older sister.
  85. bacı Tür.
    • elder sister. sister.
  86. back İng.
    • (s). arkadaki, arkasında olan
    • arkaya doğru olan, evvelki
    • eski. back country taşra, memleketin uzak köşeleri
    • geri kalmış bölgeler. back formation (dilb). benzetme yolu ile bir kelimeden geriye gidilerek türetilen yeni kelime. back issue eski tarihli mecmua. back number günü geçmiş gazete, eski dergi
    • itibardan düşmüş şey veya kimse back taxes vergi borcu.
  87. back İng.
    • (i). tekne, küçük havuz.
  88. back İng.
    • (z). geri, geriye
    • yine, tekrar. back and forth ileri geri. fall back upon a thing güvenmek sığınmak give back geri vermek
    • gerilemek, geri geri gitmek. keep back saklamak, gizlemek. look back geçmişi düşünmek, hayal etmek. back talk küstahça karşılaık verme.go back on inkar etmek, yerine getirmemek.
  89. back İng.
    • (i). arka, sırt, geri
    • belkemigi
    • futbolda bek, müdafi. back to back arka arkaya, sırt sırta. be at one's back bir kimseye arka çıkmak. behind one's back birisinin arkasından, gıyabında. flat on one's back hasta, yatakta. get one's back up öfkeli veya dik başlı olmak. have one's back to the wall çıkmazda kalmak. turn one's back on a person veya a thing bir kimseye veya bir şeye sırt çevirmek
    • vazgeçmek
    • ihmal etmek.back scratcher kasağı.
  90. back İng.
    • (f). bir şeye destek olmak, arka olmak, yardım etmek
    • tarafını tutmak, üzerine bahse girmek (at v.b.)
    • geriye sürmek
    • sırtına binmek
    • (den). güneşin aksi yönüne dönmek, dirise etmek (rüzgar). back down back out caymak, sözünden dönmek. back the oars, back water (den). siya etmek. back the sails (den). yelkenleri faça etmek back up geri sürmek, geri gitmek
    • desteklemek.
  91. back-chat İng.
    • (i). küstahlık
    • küstahça karşılık.
  92. back-pedal İng.
    • (f). bisiklette ayak frenine basmak
    • sözünü geri almak, söyledigini değiştirmek.
  93. back-seat driver İng.
    • şöförün hareketlerine müdahale eden kimse.
  94. backache İng.
    • (i). sırt ağrısı
    • (tıb). bel romatizması Iumbaqo.
  95. backbencher İng.
    • (i). parlamento üyesi.
  96. backbite İng.
    • (f). gıyabındaçekiştirmek, arkasından konuşmak, iftira etmek. backbiter (i). dedikoducu kimse.
  97. backboard İng.
    • (i). arka tahtası, arkalık
    • (den). filikada kıç aynalık tahtası, aynalık
    • basketbolde sepetin üzerine tespit edilmiş dikey tahta.
  98. backbone İng.
    • (i)., (anat). omurga, belkemiği
    • görünüm veya görev itibariyle belkemiğine benzeyen herhangi bir ,şey
    • karakter kuvveti, metanet.
  99. backbreaking İng.
    • (s). bedenen yorucu , yıpratıcı.
  100. backdoor İng.
    • (s). gizli, el altından yapılan.
  101. backdown İng.
    • (i). cayma
    • (fig). yelkenleri indirme
    • tam teslimiyet
  102. backdrop İng.
    • (i). sahnede arka perde.
  103. backed İng.
    • (s). arkası olan, yardım edilmiş, himaye edilmiş
    • arkalıklı (iskemle v.b.)
    • çifte dokunmuş.
  104. backer İng.
    • (i). arka, yardım eden kimse, tarafını tutan kimse
    • yarışta bir ata para koyan kimse.
  105. backfire İng.
    • (i)., (f). orman yangınını söndürmek için aksi yönde çıkartılan yangın
    • (mak). geri tepme
    • bunsen lambasında fitil yanmadan gazın tutuşması
    • (f). aksi yönde kasten yangın çıkarmak
    • geri tepmek.
  106. backgammon İng.
    • (i)., (f). tavla oyunu
    • (f). tavla oyununda yenmek, özellikle mars etmek.
  107. background İng.
    • (i). arka plan, zemin
    • (güz). (san). (fon).
    • bir kimsenin geçmişteki görgü, muhit ve tahsili. in the background gözden uzak
    • muğlak, belirsiz. keep in the background arka planda kalmak, kendini göstermemek.
  108. backhand İng.
    • (i)., (s)., (z). elin tersi öne gelecek şekilde yapllan vuruş
    • geriye doğru veya sola yatık olan el yazısı
    • (s). elin tersi öne doğru olarak yapllan
    • (z). dolayısıyle, dolaylı olarak.
  109. backhanded İng.
    • (s). elin tersi öne doğru olduğu halde vurulan
    • samimi olmayan , sinsice, zıt anlamı ima eden. backhanded compliment tenkit niteliğinde olan kompliman.
  110. backhouse İng.
    • (i). binanın dışında olan apteshane, tuvalet.
  111. backing İng.
    • (i). yardım, müzaheret
    • tasdik
    • arka, arkalık, destek.
  112. backlash İng.
    • (i). şiddetli geri itme
    • makinede boşluk veya salgı
    • yeniliğe karşı umumun aksi tepkisi.
  113. backlog İng.
    • (i)., ABD ocakta arka tarafa konan iri kütük
    • destek veya yedek vazifesi gören herhangi bir şey.
  114. backrest İng.
    • (i). arkalık.
  115. backroom İng.
    • (s). gizli, el altından yapılan.
  116. backsaw İng.
    • (i ) sırtı madeni bir çubukla kuvvetlendirilmiş ince dişli bir çeşit testere.
  117. backscratch İng.
    • (f). birbirini yağlamak back-scratcher (i). sırt kaşıyıcısı
    • yagcılık yapan kimse. back-scratching (i). birbirini yağlama.
  118. backset İng.
    • (i). sekte, aksilik, işin ters gitmesi
    • ters akıntı.
  119. backside İng.
    • (i). arka taraf
    • insan veya hayvan kıçı.
  120. backslide İng.
    • (f). fena yola sapmak
    • doğru yoldan tekrar günaha dönmek. backslider (i). fena yola sapan kimse
    • tekrar günaha dönen kimse.
  121. backspace İng.
    • (f). daktiloda geri gitmek.
  122. backstage İng.
    • (i)., (s)., (z). kulis, soyunma odaları, perde arkası
    • (s). perde arkasında olan, kuliste bulunan
    • (z). kuliste, perde arkasmda.
  123. backstairs İng.
    • (i)., (s). arka merdiven
    • gizli yol
    • (s). dolaylı, gizlice yapılan, el altından olan.
  124. backstay İng.
    • (i)., (den). patrise
    • (mak). bir mekanizmada destek veya kontrol vazifesi gören parça.
  125. backstitch İng.
    • (i)., (f). iğneardl dikiş
    • (f). iğneardı dikiş dikmek.
  126. backstop İng.
    • (i)., A.B.D. topun kaçmasnı önlemek için arka plana gerilen ağ veya parmaklık.
  127. backstrap İng.
    • (i). küskün, atın eyerine bağlı ve kuyruğunun altından geçirilen kayış.
  128. backstream İng.
    • (i). ters akıntı anafor.
  129. backstroke İng.
    • (i). ters vuruş, geri tepme
    • sırt üstü yüzüş.
  130. backsword İng.
    • (i). tek yüzlü kılıç
    • bu çeşit kılıcı kullanan eskrimci. backswordsman (i).kılıç kullanan eskrimci. back talk küstahça konuşma, karşllık verme.
  131. backtrack İng.
    • (f). geriye dönüş yapmak
    • söylediğini değiştirmek veya sözünü geri almak.
  132. backward, backwards İng.
    • (z)., (s). geriye doğru, tersine, geri geri
    • geçmiş zamanlara doğru, geri
    • (s). geç kavrayan , geç ve yavaş öğrenen
    • isteksiz, çekingen
    • geç backwardly (z).geriye doğru olarak backwardness (i). geriye doğru olma
    • geç kavrama.
  133. backwash İng.
    • (i). kayık küreklerinin veya gemi pervanesinin geriye attlğı su, serpinti
    • kendisini yaratan olayın bitiminden sonra da devam eden durum.
  134. backwater İng.
    • (i)., (f). bir set vasltaslyle geri çevrilen su
    • dümen suyu, gemi pervanesinin geriye attlğı su
    • durgun su
    • durgunluk , ilgisizlik
    • (f)., (den). siya etmek, tersine kürek çekmek.
  135. backwoods İng.
    • (i)., (s)., (çoğ). meskun yerlerden uzak veya ağaçlardan yarı temizlenmiş yerler
    • (s). kaba, basit, incelikten uzak. backwoodsman (i). böyle bir mıntıkada yaşayan kimse
    • kaba ve basit adam.
  136. backyard İng.
    • (i).evin arkasındaki bahçe in his own backyard kendi çevresinde
  137. bacon İng.
    • (i). beykin, hayvanın yan ve sırt tarafından elde edilen tuzlanmış veya tütsülenmiş domuz eti, domuz pastırması. bring home the bacon istediğini elde etmek, bir şeyde muvaffak olmak
  138. baconian İng.
    • (s)., (i). İngiliz âlim ve filozofu Francis Bacon'a veya doktrinlerine ait
    • (i). Bacon felsefesine bağlı olan kimse. Baconian theory Shakespeare'in eserlerini yazanın Bacon olduğunu ileri süren kuram
  139. bacteria İng.
    • (i)., (çoğ). bakteriler. bacterial (s). bakteriye ait, ondan ibaret olan veya ondan ileri gelen bacterially (z). bakteriyle ilgili olarak
  140. bactericide İng.
    • (i). bakterileri yok eden bir madde, bakterisid. bacterici'dal s bakterileri yok eden maddeye ait
  141. bacteriology İng.
    • (i). bakteriyoloji, bakterileri tetkik ilmi, mikrop ilmi, bakteri bilgisi. bacteriolog'ical (s). bakteriyoloji ilmine ait. bacteriolog'ically (z). bakteriyolojiyle ilgili olarak. bacteriol'ogist (i). bakteriyoloji uzmanı, bakteriyolog
  142. bacteriolysis İng.
    • (i). bakteriler vasıtasıyla meydana getirilen kimyasal ayrışma
    • bakteri hücrelerinin imhası
  143. bacteriophage İng.
    • (i). bakterileri yok eden küçücük cisimler
  144. bacterioscopy İng.
    • (i). bakteri yoskopi, mikroskopla bakterileri inceleme
  145. bacterium İng.
    • (i). bakteri.
  146. bacteroid İng.
    • (s). bakteri şeklinde, bakteri biçim, bakterimsi. bacteroi'dal (s). bakteriye ait.
  147. bactria İng.
    • (i). Batı Asya'da Amu Derya nehri ile Hindukuş dağları arasında bulunan eski bir ülke. Bactrian (s). bu ülkeye ait. Bactrian camel iki hörgüçlü deve
  148. baculine İng.
    • (s). değneğe veya değnekle cezalandırmaya ait
  149. bad İng.
    • (s).(worse,worst) kötü, nahoş
    • değersiz
    • kifayetsiz
    • yanlış, kusurlu
    • geçersiz
    • bozuk, zararlı
    • keyifsiz, hasta
    • pişman, müteessir
    • şiddetli, sert
    • çürük. in bad k. dili güç durumda. be bad at something bir şeyi becerememek. bad debt şüpheli alacak, tahsili mümkün olmayan alacak. bad money kalp para. feel bad kendini iyi hissetmemek. go from bad to worse gittikçe fenalaşmak, daha beter olmak. go to the bad fena yola sapmak, baştan çıkmak. have bad blood between arada husumet olmak
  150. badana Tür.
    • whitewash. lime-wash.
  151. badana Tür.
    • whitewash. lick.
  152. badana Tür.
    • whitewash.
  153. badanacı Tür.
    • whitewasher.
  154. badanalamak Tür.
    • to whitewash. to whiten.
  155. badanalamak Tür.
    • decorate. whitewash. to whitewash. to decorate.
  156. badanalı Tür.
    • whitewashed.
  157. badderlocks İng.
    • (i). denizkadayıfı, zool. Alaria esculenta
  158. baddie, baddy İng.
    • (i)., argo (filimde) kötü adam
  159. bade Tür.
    • A form of the past tense of Bid. a Chadic language spoken in northern Nigeria.
  160. bade Tür.
    • a Chadic language spoken in northern Nigeria. cremation tower. told
    • ordered
    • requested
    • directed.
  161. bade İng.
    • (bak). bid
  162. badem Tür.
    • almond.
  163. badem Tür.
    • almond.
  164. badem ezmesi Tür.
    • marzipan.
  165. badem ezmesi Tür.
    • marzipan.
  166. badem yağı Tür.
    • almond oil.
  167. badema Tür.
    • henceforth. after this.
  168. bademcik Tür.
    • tonsillar. tonsil. palatine tonsil.
  169. bademcik Tür.
    • tonsil.
  170. bademcik Tür.
    • tonsil.
  171. bademcik iltihabı Tür.
    • quinsy. tonsilllitis.
  172. bademli Tür.
    • amygdaline.
  173. badge İng.
    • (i). nişan, alâmet, işaret, rozet
  174. badger İng.
    • (i)., (f). porsuk
    • porsuk kürkü
    • porsuk kılından yapılma fırça ve olta
    • (f). kızdırmak, gücendirmek
    • taciz etmek, canını sıkmak, fig. başının etini yemek.
  175. badi Tür.
    • duck.
  176. badik Tür.
    • A Malayan dagger shaped like a butterfly whose straight blade bears one sharp edge.
  177. badinage İng.
    • (i). takılma, latife, şaka
    • istihza
  178. badire Tür.
    • unforeseen danger.
  179. badlands İng.
    • (i). içinde birçok vadi bulunan çorak arazi
  180. badly İng.
    • (z). fena halde
    • (k.dili) çok .
  181. badman İng.
    • (i). eşkıya .
  182. badminton Tür.
    • badminton.
  183. badminton Tür.
    • A preparation of claret, spiced and sweetened. a game played on a court with light long-handled rackets used to volley a shuttlecock over a net.
  184. badminton Tür.
    • A game, similar to lawn tennis, played with shuttlecocks.
  185. badminton Tür.
    • a game played on a court with light long-handled rackets used to volley a shuttlecock over a net.
  186. badminton İng.
    • (i). tüylü toplarla ve küçük raketlerle oynanan bir çeşit oyun.
  187. badtempered İng.
    • (s). aksi, huysuz, ters.
  188. baffin island, baffin land İng.
    • Baffin arazisi.
  189. baffle İng.
    • (f)., (i). şaşırtmak
    • engel olmak
    • boşa çıkarmak, aciz bırakmak
    • beyhude yere mücadele etmek, bocalamak (gemi v.b.)
    • (i). su, hava veya ses hareketlerini kontrol eden bir levha
    • hoparlör ekranı. be baffled şaşırmak.
  190. baffling İng.
    • (s). şaşırtıcı, aldatıcı, durmadan değişen. baffling winds den. kararsız rüzgarlar. bafflingly (z). şaşırtıcı durumda .
  191. baffy İng.
    • (i). golf topunu havaya atmaya mahsus kısa değnek.
  192. bag İng.
    • (i)., (f). (-ged,-ging) torba, çanta
    • kese, çuval
    • bir çanta muhtevası, çantanın içindekiler
    • inek memesi
    • argo bir paket esrar
    • (f). torbaya veya çuvala koymak
    • torba gibi şişmek, torba gibi sarkmak
    • şişirmek, germek
    • yakalamak, avlamak. bag and baggage pılı pırtıyı toplayarak, butun eşya ile. hold the bag kabak başında patlamak
    • avucunu yalamak. in the bag ABD argo emin, garantili
    • colloq. çantada keklik.
  193. bağ Tür.
    • bond. brace. cord. tie. string. knot. vineyard. vinculum. beginnings. alliance. bandage. binder. connection. connexion. copula. copulation. corelate. daughter. fascia. fastener. fastening. header. lace. ligament. ligature. link. linkage. linkup. nexu.
  194. bağ Tür.
    • bond. brace. connection. contact. fastener. lace. ligament. link. string. tie. till. yoke. cord. bandage. bunch. sheaf. relation. impediment. restraint.
  195. bağ Tür.
    • bath, spa.
  196. bağ bozumu Tür.
    • vintage.
  197. bağ bozumu Tür.
    • vintage.
  198. bağa Tür.
    • tortoiseshell.
  199. bagaj Tür.
    • baggage. luggage. trunk. well. boot.
  200. bagaj Tür.
    • baggage. luggage. car trunk. boot. baggage steward.
  201. bagaj Tür.
    • baggage. boot. luggage. trunk.
  202. bagaj kapağı Tür.
    • baggage carrier. deck lid. luggage carrier.
  203. bagaj kilidi Tür.
    • trunk lock.
  204. bagasse İng.
    • (i). suyu çıkarılmış şeker kamışı (kağıt v.b.imalinde kullanılır)
    • üzüm veya pancar posası.
  205. bagatelle İng.
    • (i). önemsiz şey
    • bilardoya benzer bir oyun
    • çoğunlukla piyano için bestelenmiş kısa ve hafif parça.
  206. bağcı Tür.
    • vine grower.
  207. bağcı Tür.
    • grape grower. winegrower.
  208. bağcık Tür.
    • lacing.
  209. bağcık Tür.
    • lace. cord. string. strap.
  210. bağcılık Tür.
    • viniculture. viticulture.
  211. bağcılık Tür.
    • viniculture.
  212. bagdad baghdat İng.
    • Bağdat şehri
    • Irak'ın başşehri.
  213. bağdaş Tür.
    • sitting cross-legged.
  214. bağdaş Tür.
    • sitting cross-legged.
  215. bağdaşık Tür.
    • in agreement. coherent.
  216. bağdaşık Tür.
    • homogeneous homojen.
  217. bağdaşım Tür.
    • coherence. accordance tutarlık. insicam.
  218. bağdaşma Tür.
    • combination. concord.
  219. bağdaşmak Tür.
    • to get along well with. to be compatible with. mix. tally.
  220. bağdaşmak Tür.
    • mesh. square. to agree with. to accord with. to suit. to get on well with.
  221. bağdaşmak Tür.
    • agree. reach an agreement. square with. accord. comport. consort. square.
  222. bağdaşmaz Tür.
    • incompatible. incongruous.
  223. bağdaşmazlık Tür.
    • incompatibility.
  224. bağdaştırıcı Tür.
    • adapter.
  225. bağdaştırmak Tür.
    • to harmonize. to reconcile.
  226. bağdaştırmak Tür.
    • reconcile. accommodate. correlate. ensure harmony. associate.
  227. bağdaştırmak Tür.
    • accommodate. to harmonize. to reconcile. to accommodate.
  228. Bağdat Tür.
    • baghdad.
  229. Bağdat Tür.
    • Baghdad.
  230. Bağdat Tür.
    • bagdad.
  231. bagel İng.
    • (i). bir cins tatlı küçük ekmek.
  232. baggage İng.
    • (i)., ABD bagaj, yolcu eşyası
    • ordu ağırlığı
    • hafifmeşrep kadın
    • işvebaz kız, canlı genç kadın. baggage master (i). bagaj memuru.
  233. bagging İng.
    • (i). kenevir veya jütten dokunmuş olan çuval bezi.
  234. baggy İng.
    • (s). torba gibi, gevşek, sarkık.
  235. bağı Tür.
    • spell. charm.
  236. bağıl Tür.
    • relative.
  237. bağıl Tür.
    • dependent. conditional. relative.
  238. bağıl Tür.
    • dependent. conditional. relative.
  239. bağıl değer Tür.
    • functional value. weight.
  240. bağıl nem Tür.
    • relative humidity.
  241. bağım Tür.
    • dependence.
  242. bağımlı Tür.
    • dependent.
  243. bağımlı Tür.
    • addict. reliant. subject. dependent.
  244. bağımlı Tür.
    • addicted. dependent. hooked. subsidiary. in the bondage of vice. clinging. confirmed. habitual. inveterate. subject. linked. addict. interdependent. freak. given to.
  245. bağımlılık Tür.
    • inveteracy. dependence. subjection. addiction. dependency. dependance. habit. bondage. fixation. indulgence. servitude.
  246. bağımlılık Tür.
    • dependence. addiction.
  247. bağımlılık Tür.
    • addiction. dependence.
  248. bağımsız Tür.
    • stand-alone. independent. autonomous. cross bencher. free. frc- floating. on one"s own. substantive. unaffiliated. uncommitted.
  249. bağımsız Tür.
    • independent. free. detached. unattached. unconnected. distanced. sovereign. crossbench.
  250. bağımsız Tür.
    • free. independent. maverick. sovereign.
  251. bağımsızlık Tür.
    • independence. independency. independent means. self-dependence. sovereignty.
  252. bağımsızlık Tür.
    • independence. freedom. independency. sovereignty.
  253. bağımsızlık Tür.
    • freedom. independence. sovereignty.
  254. bağıntı Tür.
    • relation. relationship. correlation.
  255. bağıntı Tür.
    • correlation. relation. relationship.
  256. bağıntıcılık Tür.
    • relativism.
  257. bağıntılı Tür.
    • relative.
  258. bağır Tür.
    • cry out.
  259. bağır Tür.
    • chest. bosom. breast. middle part. internal organs.
  260. bağır Tür.
    • bosom. breast. heart. bowels. viscera.
  261. bağırış Tür.
    • shouting. clamour. holler. scream.
  262. bağırma Tür.
    • exclamation.
  263. bağırma Tür.
    • cry. shout. call. yawp. yell.
  264. bağırma Tür.
    • bellow. call. calling. exclamation. hoot. shout. yell.
  265. bağırmak Tür.
    • to shout. to clamour. to cry. bellow. call. cry out. holler. scream. sing out.
  266. bağırmak Tür.
    • shout. bawl. yell. scream. exclaim. shout out. shout at. bark at. bark. bellow. call. cry. ejaculate. holler. hollo. holloa. hoop. hoot. howl. roar. sing out. whoop.
  267. bağırmak Tür.
    • blare. call. cry. exclaim. holler. scream. shout. thunder. whine. whoop. yell.
  268. bağırsak Tür.
    • intestine. gut.
  269. bağırsak Tür.
    • intestinal. gastral. enteric. bowels. intestine. bowel. gut. enteron. ileo-.
  270. bağırsak Tür.
    • bowels. gut. intestine.
  271. bağırsak iltihabı Tür.
    • enteritis.
  272. bağırsak kurdu Tür.
    • cestode.
  273. bağırsaklar Tür.
    • bowels. guts.
  274. bağırtı Tür.
    • outcry. shout.
  275. bağırtı Tür.
    • outcry. shout.
  276. bağırtmak Tür.
    • to make sb shout.
  277. bağış Tür.
    • donation. grant. gift. charitable bequest. charitable contribution. charitable gift. endowment. gratuity. offering. relief.
  278. bağış Tür.
    • donation. gift. endowment. benefaction. bestowal. bounty. contribution. donative. grant. largess. largesse. offer. offering.
  279. bağış Tür.
    • benefaction. boon. bounty. donation. grant. largesse. offering. charity. largess.
  280. bağışçı Tür.
    • contributor.
  281. bağışık Tür.
    • immune.
  282. bağışık Tür.
    • exempt. immune.
  283. bağışıklık Tür.
    • immunity. exemption. dispensation. challenge.
  284. bağışıklık Tür.
    • immunity. exemption.
  285. bağışıklık Tür.
    • immunity.
  286. bağışlama Tür.
    • remission.
  287. bağışlama Tür.
    • forgiveness. pardon. remission.
  288. bağışlama Tür.
    • forgiveness. donation. granting. pardon.
  289. bağışlamak Tür.
    • to forgive. to pardon. to donate. to make gift. to spare. absolve. contribute. dispense. excuse. give away. grant. remit.
  290. bağışlamak Tür.
    • donate. give away. give to charity. pardon. forgive. excuse. have mercy. save. absolve. bestow. dispense. endow. grant. hand out. hand over. instate. kick in. remit.
  291. bağışlamak Tür.
    • bestow. condone. excuse. forgive. pardon.
  292. bağışlanma Tür.
    • pardon. donation.
  293. bağışlanmak Tür.
    • to be pardoned. to be donated.
  294. bağışlatmak Tür.
    • to get sb pardoned.
  295. bağışlayıcı Tür.
    • forgiving. magnanimous. merciful.
  296. bağışlayıcı Tür.
    • forgiving. compassionate.
  297. bağlaç Tür.
    • copulative. conjunction. connective. paper clip.
  298. bağlaç Tür.
    • conjunction. particle. conjunction rabıt.
  299. bağlaç Tür.
    • conjunction. link.
  300. bağlam Tür.
    • context. bunch. bundle. sheaf.
  301. bağlam Tür.
    • context.
  302. bağlam Tür.
    • context.
  303. bağlama Tür.
    • coupling. fixture. linkage. mooring. switching. tying. binding. crossbeam. binding joist. accouplement. tieing up. tie. adhesion. conclusion. assembly. connection. connexion. linking. connecting. chord. joining. locking. fixing. splicing. engagi.
  304. bağlama Tür.
    • connecting. affiliation. attribution. coupling. fastening. fixture. immobilization. lacing. lashing. folk instrument with three double strings.
  305. bağlama Tür.
    • attachment. fastening. connecting. binding. tying. brace. crossbeam. an instrument with three double strings.
  306. bağlamak Tür.
    • fixate. tie. bind. attach. fasten. connect. tie down. unite. conjoin. assign. affiliate. attribute. band. bandage. bond. brace. braid. clasp. colligate. concatenate. copulate. cord. couple. do up. engage. enthral. enthrall. fasten up. fix. grapple. g.
  307. bağlamak Tür.
    • assess. attach. bind. link. connect. mount. to tie. to attach. to connect. to bond. to wrap. to fasten. to bind. to couple. to gear. to join. to unite. to assemble. to pack. to hoop. to conclude. to link. to engage. to brace. to lock. to fix. t.
  308. bağlamak Tür.
    • affix. attach. attribute. bandage. bind. bolt. connect. fasten. hitch. lace. loop. obligate. tie. yoke.
  309. bağlamsal Tür.
    • contextual.
  310. bağlanma Tür.
    • commitment. connection. mooring.
  311. bağlanma Tür.
    • bond. binding.
  312. bağlanmak Tür.
    • to be tied. to be bound. to be committed to. to be dedicated to. adhere. attach. attach one"s self. cleave. connect. engage. link. wed. yoke.
  313. bağlanmak Tür.
    • tie.
  314. bağlanmak Tür.
    • have down on smb. be tied. be attached to. engage. attach. be committed. adhere. cling. conjoin. connect. fasten. hang. hitch. hold on. lace. be stuck on. wed. be wedded to. yoke. yoke together.
  315. bağlantı Tür.
    • connection. contact. liaison. link. linkage. relation. relationship. touch.
  316. bağlantı Tür.
    • connecting. connection. link. relation. tie. channel. commitment. communication. concern. connexion. contact. contact man. coordination. coupling. dealings. header. hookup. intercourse. liaison. linkage. linkup. noose. tie-in. tie-up.
  317. bağlantı Tür.
    • attachment. link. linkage. connection. commitment. communication. coupling. hookup. joint. tie. attachment. fixing. fixture. brace. bracing. knot. engagement. crossband. connexion. clamp. splice. fastening. jack. binder. clip. accouplement. jun.
  318. bağlantılı Tür.
    • related. connected. engaged.
  319. bağlantılı Tür.
    • interconnected. coordinated. aligned. engage.
  320. bağlantılı Tür.
    • close.
  321. bağlantısız Tür.
    • unconnected. uncommitted. uncoursed. non-aligned. choppy. disconnected.
  322. bağlantısız ülkeler Tür.
    • non-aligned countries.
  323. bağlantısızlık Tür.
    • non-alignment.
  324. bağlantısızlık siyaseti Tür.
    • non-alignment policy.
  325. bağlaşık Tür.
    • allied. unanimous.
  326. bağlaşım Tür.
    • coupling.
  327. bağlaşmak Tür.
    • to reach on agreement ittifak etmek.
  328. bağlaşmak Tür.
    • to agree on a programme of action.
  329. bağlatmak Tür.
    • to have sth tied / connected.
  330. bağlayıcı Tür.
    • binding. obligatory. connecting. binding agent. binder.
  331. bağlayıcı Tür.
    • binding. fixer. coupler. switch. rigger. fixing agent. binder. obligatory. connecting. connective. binding effect. tying.
  332. bağlayıcı Tür.
    • binding. connecting. stringent. linking. connective. restrictive. subordinative conjuction.
  333. bağlı Tür.
    • bound. tied. conditional. bonded. connected. dependent. dependant. attached. hooked. faithful. adherent. adhesive. adjective. affiliated. amenable. appurtenant. banded. cohesive. conjoint. consequent. corded. devoted. germane. incidental. laced. obse.
  334. bağlı Tür.
    • attendant. bound. connected. dependent. devoted. faithful. inseparable. loyal. relative. reliant. subject. tied. dependent. contingent. related. connected. impotent. spellbound.
  335. bağlı Tür.
    • ancillary. appurtenant. bound. tied. dependent on. related to. connected with. devoted. committed. adherent. affiliated. appertaining. attached. bound up in. cohesive. consequent. faithful. fixed. geared. inseparable. related. relative. subordinate. subsi.
  336. bağlı kredi Tür.
    • tied loan. tied credit.
  337. bağlı olmak Tür.
    • to be affiliated to / with. depend on. appertain. cling. connect. depend. hang on. hinge. relate. turn on.
  338. bağlı olmak Tür.
    • depend. rest.
  339. bağlılık Tür.
    • dependence. devotion. faithfulness. affection. statistical correlation.
  340. bağlılık Tür.
    • attachment. correlation. interdependence. obedience. allegiance. faith. faithfulness. adherence. adhesion. cementation. cohesion. cohesiveness. constancy. devotion. fidelity. homage. interdependency. loyalty. singleness. subordination. troth.
  341. bağlılık Tür.
    • adherence. allegiance. alliance. commitment. constancy. devotion. faith. fidelity. loyalty. dependence. faithfulness.
  342. bağnaz Tür.
    • fanatic. fanatical. bigoted. hard-shell. illiberal. narrow-minded. puritan. puritanical. rabid. sectarian. strait-laced. zealous.
  343. bağnaz Tür.
    • bigoted. fanatical. apostle of hate. bigot. fanatic. puritan. religious.
  344. bağnaz Tür.
    • bigot. bigoted. fanatic. puritan. straitlaced. zealot. narrow-minded.
  345. bağnazlık Tür.
    • bigotry fanaticism. bigotry. zealotry.
  346. bağnazlık Tür.
    • bigotry. fanaticism.
  347. bağnazlık Tür.
    • bigotry.
  348. bagnio İng.
    • (i). umumhane, genelev, hamam
    • eski doğu memleketlerinde esirlerin konduğu zindan .
  349. bagpipe İng.
    • (i). gayda, İskoçlarım tulum çalgısı
  350. bağrışma Tür.
    • outcry. clamour. squeal.
  351. bağrışmak Tür.
    • whoop. to shout all at once. to shout at each other. to scold each other.
  352. bağrışmak Tür.
    • squeal.
  353. bah İng.
    • ünlem hakaret ifadesi, Tu !
  354. bahadır Tür.
    • brave. gallant. valiant.
  355. bahadur İng.
    • (i). Hindistan'da hürmet ifade eden ve bey kelimesinin karşılığı olan unvan
  356. Bahai Tür.
    • There are upwards of 20,000 Bahais in the United States. a teacher of or believer in Bahaism of or relating to Bahaism.
  357. Bahai Tür.
    • Baha in 1863 declared himself the supreme prophet of the sect, and became its recognized head.
  358. Bahai Tür.
    • a teacher of or believer in Bahaism. of or relating to Bahaism.
  359. Bahai Tür.
    • A member of the sect of the Babis consisting of the adherents of Baha, the elder half brother of Mirza Yahya of Nur, who succeeded the Bab as the head of the Babists.
  360. bahai İng.
    • (i)., (s). Bahai
    • (s). Bahai mezhebine mensup olan
  361. bahaism İng.
    • (i). Bahailik.
  362. bahane Tür.
    • excuse. pretext. shift. stall. subterfuge. put-off.
  363. bahane Tür.
    • excuse. pretext. blind excuse. cloak. cop- out. cover. poor excuse. handle. stalking horse. idle pretext. peg. pretense. professed excuse. put off. rationalization. slim evidence. subterfuge. thin excuse. veil.
  364. bahane Tür.
    • excuse. cover. pretext. allegation. blind. cavil. cloak. cop-out. evasion. guise. peg. plea. pretence. putoff. rise. salvo. shift. stalking-horse. subterfuge. veil.
  365. bahar Tür.
    • spring. spring. springtime. springtide. may. flower. youth. spice.
  366. bahar Tür.
    • spring. flowers. youthful period of life. spice.
  367. bahar Tür.
    • spice. spring. verdure. flowers. blossoms. blossomsspring.
  368. bahar Tür.
    • A weight used in certain parts of the East Indies, varying considerably in different localities, the range being from 223 to 625 pounds.
  369. baharat Tür.
    • spices. seasoning. spicery. spice. condiment.
  370. baharat Tür.
    • spices. mull. season. spice.
  371. baharat Tür.
    • condiment. seasoning. spice. spices.
  372. baharatçı Tür.
    • spice-seller.
  373. baharatlı Tür.
    • spicy.
  374. baharatlı Tür.
    • high- tasted. seasoned. spicy.
  375. baharatsız Tür.
    • unseasoned.
  376. baharatsız Tür.
    • unseasoned.
  377. baharlı Tür.
    • spicy.
  378. bahçe Tür.
    • garden. park. grounds.
  379. bahçe Tür.
    • garden. layout. quad. quadrangle.
  380. bahçe Tür.
    • garden. garden.
  381. bahçe nanesi Tür.
    • spearmint.
  382. bahçecilik Tür.
    • horticulture. gardening. garden designing.
  383. bahçecilik Tür.
    • horticulture. gardening.
  384. bahçeli Tür.
    • having a garden.
  385. bahçelik Tür.
    • place full of gardens. plot for a garden.
  386. bahçıvan Tür.
    • gardener. horticulturist. hedger.
  387. bahçıvan Tür.
    • gardener.
  388. bahçıvan Tür.
    • gardener.
  389. bahçıvanlık Tür.
    • horticulture.
  390. bahçıvanlık Tür.
    • gardening. horticulture. garden designing.
  391. bahis Tür.
    • bet. wager. subject. topic.
  392. bahis Tür.
    • bet. place bet. wager. discussion. inquiry. chapter.
  393. bahis Tür.
    • allusion. article. bet. betting. discussion. question. stake. wager. wagering.
  394. bahisçi Tür.
    • bookmaker. commissioner. backer.
  395. bahisçi Tür.
    • better. punter.
  396. bahri Tür.
    • naval.
  397. bahriye Tür.
    • navy.
  398. bahriye Tür.
    • marine. navy. the marine. naval.
  399. bahriyeli Tür.
    • sailor. naval officer. jack tar. jar tar. leatherneck.
  400. bahriyeli Tür.
    • marine. sailor. seaman. naval officer. naval cadet.
  401. bahse girmek Tür.
    • bet. to make / to lay a bet. go. lay down. take on a bet. wager.
  402. bahse girmek Tür.
    • back. bet. wager.
  403. bahsetme Tür.
    • mention.
  404. bahşetme Tür.
    • conferment. dotation. granting.
  405. bahsetmek Tür.
    • to mention. to discuss. to talk about. allude. cite. deal with. speak. touch. treat of.
  406. bahsetmek Tür.
    • mention. make mention of. talk about. speak of. refer. advert. chew over. cite. discourse. make noises. slip in. talk on. talk over. talk round.
  407. bahsetmek Tür.
    • cite. mention. to talk about. to mention.
  408. bahşetmek Tür.
    • grant. to grant a right. send.
  409. bahşetmek Tür.
    • concede. grant. to give. to grant. to bestow.
  410. bahşiş Tür.
    • gratuity. tip. baksheesh.
  411. bahşiş Tür.
    • baksheesh. gratuity. tip. drink money. fee. gratification. largesse. remuneration. reward. throw money. vail.
  412. baht Tür.
    • The currency or monetary unit of Thailand. the basic unit of money in Thailand.
  413. baht Tür.
    • the basic unit of money in Thailand.
  414. baht Tür.
    • Thailand"s currency.
  415. baht Tür.
    • Thailand"s currency.
  416. baht Tür.
    • luck. fortune. good fortune. good luck.
  417. baht Tür.
    • fortune. luck. destiny. good fortune. fluke. hazard. lot.
  418. bahtiyar Tür.
    • happy. lucky. fortunate.
  419. bahtiyar Tür.
    • elated. fortunate. happy.
  420. bahtiyarlık Tür.
    • happiness. prosperity. good fortune.
  421. bahtı kara Tür.
    • unlucky fellow.
  422. bahtsız Tür.
    • unlucky. unfortunate. ill-starred. ill- fated. ill- fortune. luckless.
  423. bahtsız Tür.
    • unfortunate. unlucky. hapless.
  424. bahtsızlık Tür.
    • an unfortunate occurrence. being ill-starred. tough luck.
  425. bahusus Tür.
    • especially.
  426. bail İng.
    • (i)., (f). kayıktan su boşaltmaya mahsus tas
    • çember kulp, halka
    • tente desteği
    • ahır bölmesi
    • kriket oyununda kullanılan çubuk
    • (f). kayığın suyunu boşaltmak. bail out tayyareden paraşütle atlamak. bailer (i). kayığın suyunu boşaltan kimse
    • (kriket) sipere vuran top
    • (huk). bir kimseye emanet para veren kimse.
  427. bail İng.
    • (i)., (f)., (huk). kefil
    • kefalet
    • kefalete bağlanma
    • kefaletle tahliye
    • tahliye için kefalet, teminat
    • (f). bir kimseye kefalet ederek tahliyesini temin etmek
    • mevkufu kefile teslim etmek
    • emanet etmek, tevdi etmek, sorumlu olmak. bail bond kefaletname. bail out kefalet ödeyerek tahliye ettirmek. go bail ABD, argo kefalet etmek.
  428. bailable İng.
    • (s)., (huk). kefil olunabilir, teminat olarak verilmiş.
  429. bailee İng.
    • (i)., (huk). emanetçi, kendisine saklamak için verilen malı kabul eden kimse.
  430. bailey İng.
    • (i). bir derebeyi şatosunun etrafını çeviren dış duvar
    • şatonun dış avlusu. Old Bailey Londra ağır ceza mahkemesi.
  431. bailie İng.
    • (i). İskoçya'da belediye yüksek memuru
    • nahiye müdürü.
  432. bailiff İng.
    • (i). mübaşir
    • icra memuru
    • muhafız
    • kazalarda Sheriff denilen baş icra memurunun vekili
    • çiftlik veya şato kâhyası
    • ing. sınırlı görevleri olan hâkim.
  433. bailiwick İng.
    • (i)., (huk). bailiff denilen yetki bölgesi
    • A.B.D. ihtisas sahası
  434. bailment İng.
    • (i)., (huk). kefalet, malları teminat olarak verme.
  435. bailor İng.
    • (i)., (huk). teminatı veren mudi, iade edilmek üzere mal veren kimse.
  436. bailsman İng.
    • (i).(çoğ. -men) (huk). kefil.
  437. bainmarie İng.
    • (i)., (fr.) (çoğ.bainsmaire) benmari, iki katlı tencere.
  438. bairam İng.
    • (i). bayram, özellikle Kurban ve şeker bayramları.
  439. bairn İng.
    • (i)., İskoç. çocuk, kız veya oğlan çocuk.
  440. bait İng.
    • (i)., (f). olta veya kapan için yem
    • aldatma, cezbetme
    • mola, konak
    • (f). oltaya veya kapana yem koymak
    • olta veya tuzak yemi ile cezbetmek
    • üzerine köpek saldırtmak (hayvan)
    • eziyet etmek, taciz etmek.
  441. baize İng.
    • (i). çoğunlukla yeşil renk olan ve özellikle bilardo masalarında kullanılan yumuşak, kaba, keçeye benzer bir kumaş
    • bu kumaştan yapılmış eşya.
  442. bakakalmak Tür.
    • to stand in wonder. to gawp.
  443. bakakalmak Tür.
    • to stand in bewilderment.
  444. bakalit Tür.
    • bakelite.
  445. bakalit Tür.
    • bakalite.
  446. bakalorya Tür.
    • bachelor"s degree.
  447. bakalorya Tür.
    • bachelor"s degree.
  448. bakan Tür.
    • minister. secretary. state secretary. cabinet officer. officer of state. viewer.
  449. bakan Tür.
    • chancellor. minister. secretary.
  450. bakan Tür.
    • attendant. onlooking. minister. secretary of state. secretary. chancellor.
  451. bakanlar kurulu Tür.
    • cabinet. council of ministers. the Council of Ministers. council of Ministers cabinet. administration. cabinet council. governing commission. ministerial council.
  452. bakanlar kurulu Tür.
    • cabinet.
  453. bakanlık Tür.
    • ministry. office. portfolio.
  454. bakanlık Tür.
    • ministry. cabinet post. department. government department. executive department. governing department. office. ministerial office.
  455. bakanlık Tür.
    • ministerial. ministry. department. secretaryship. office. portfolio.
  456. bakarak Tür.
    • compared to/with. by comparison with. in comparison with.
  457. bakarak Tür.
    • at sight.
  458. bakaya Tür.
    • remnants. arrears. arrears of taxes. in arrears. remains.
  459. bake İng.
    • (f). fırında pişirmek, kızartmak
    • ateşte kurutmak. baking (i). fırında pişirme
    • bir pişim. baking powder krem tartar ve karbonat karışımı kabartıcı toz, baking powder. baking soda sodyum bikarbonat, karbonat.
  460. bakehouse İng.
    • (i). fırın, ekmekçi dükkânı.
  461. bakelite İng.
    • (i)., tic. mark. bakalit
    • telefon ahizeleri v.b. yapımında ve elektrik veya hararet tecridi için kullanılan bir çeşit plastik.
  462. baker İng.
    • (i). ekmekçi, fırıncı
    • portatif fırın. baker's dozen on üç.
  463. bakery İng.
    • (i). fırın, ekmekçi dukkânı..
  464. baki Tür.
    • permanent. everlasting. remaining. remaining. enduring. everlasting. remaining.
  465. baki Tür.
    • everlasting. permanent. remaining. perpetual.
  466. bakir Tür.
    • virgin. virginal. untouched.
  467. bakir Tür.
    • virgin. virginal.
  468. bakire Tür.
    • virgin. virgin. maiden. untouched.
  469. bakire Tür.
    • virgin. maiden.
  470. bakire Tür.
    • maiden. virgin. chaste.
  471. bakirelik Tür.
    • virginity erdenlik.
  472. bakirelik Tür.
    • virginhood. virginity. maidenhood.
  473. bakirelik Tür.
    • maidenhood. virginity.
  474. bakiye Tür.
    • balance. remainder. remnant. arrears. residue. outstanding balance. amount of balance. odd- come shorts. remaining amount. residual amount. rump.
  475. bakiye Tür.
    • balance. remainder.
  476. bakiye Tür.
    • arrears. remainder. effects. remaining balance. balance. rest. residuum. arrear. remnant.
  477. bakı Tür.
    • aspect. fortune fal. inspection teftiş.
  478. bakıcı Tür.
    • attendant. nurse. keeper. caretaker. care-taker. watcher. companion. companionway. dry nurse. nursemaid. tender.
  479. bakıcı Tür.
    • attendant. nurse. fortune teller. examiner. supervisor. surveillant. overlooker. guardian. caretaker. handler. minder.
  480. bakıcı Tür.
    • attendant. keeper. guard. nurse. fortune teller falcı.
  481. bakıcılık Tür.
    • nursing. fortune telling.
  482. bakılmak Tür.
    • to be taken care of. to be maintained and kept in repair.
  483. bakım Tür.
    • nursing. respect. regard. aspect. point of view. care. attention. maintenance. nursing. attendance. custody. handling. keep. keeping. nurse. nurseling. nursling. nurture. overhaul. upkeep. way.
  484. bakım Tür.
    • maintenance. care. servicing. upkeep. attention. attendance. control. overhaul. nursing. curing. after care. after sales service. charge. fosterage. keeping. staff management. provident care.
  485. bakım Tür.
    • attendance. attention. care. charge. maintenance. respect. standpoint. trust. upkeep.
  486. bakımcı Tür.
    • person who takes care of sb. caretaker. maintenance person.
  487. bakımevi Tür.
    • nursery. nursing home. home. hospital.
  488. bakımevi Tür.
    • dispensatory. clinic. nursing home. dispensary. welfare home.
  489. bakımevi Tür.
    • dispensary. nursing home.
  490. bakımından Tür.
    • on account of. with regard to. in point of.
  491. bakımından Tür.
    • in point of.
  492. bakımından Tür.
    • in.
  493. bakımlı Tür.
    • well-groomed. well-kept. snug.
  494. bakımlı Tür.
    • well cared for. well kept. crisp. well groomed.
  495. bakımlı Tür.
    • sleek. well-cared for. well-kept.
  496. bakımsız Tür.
    • neglected. unkept. disorderly. squalid. uncared for.
  497. bakımsız Tür.
    • neglected. uncared-for. bedraggled. ragged. squalid.
  498. bakımsız Tür.
    • dilapidated. squalid. uncared-for. neglected. unkempt.
  499. bakımsızlık Tür.
    • squalor.
  500. bakımsızlık Tür.
    • neglect. lack of good care. want of care. dilapidation. lack of care. squalor.
  501. bakımsızlık Tür.
    • disrepair. neglect. lack of proper care. want of care.
  502. bakındı Tür.
    • he looked about him.
  503. bakınmak Tür.
    • to look around.
  504. bakınmak Tür.
    • to look around.
  505. bakır Tür.
    • copper. cupric. cuprous. copper.
  506. bakır Tür.
    • copper.
  507. bakır Tür.
    • copper.
  508. bakır kaplama Tür.
    • copper-plated.
  509. bakır pası Tür.
    • verdigris.
  510. bakır pası Tür.
    • verdigris.
  511. bakır rengi Tür.
    • copper color.
  512. bakırcı Tür.
    • coppersmith.
  513. bakırcılık Tür.
    • copperworking.
  514. bakırlı Tür.
    • cupric.
  515. bakış Tür.
    • look. glance. eye. blink. view. dekko. gander. regard. slant.
  516. bakış Tür.
    • glance. look. view. blink. gaze. overlook. prospect. regard.
  517. bakış Tür.
    • eye. look. regard. squint. view. glance.
  518. bakış açısı Tür.
    • view point. point of view. viewpoint. angle of view. perspective.
  519. bakış açısı Tür.
    • aspect.
  520. bakış açısı Tür.
    • angle. contention. light. outlook. perspective. viewpoint.
  521. bakışık Tür.
    • symmetrical.
  522. bakışım Tür.
    • symmetry.
  523. bakışımlı Tür.
    • symmetric. symmetrical. symmetrical simetrik.
  524. bakışımlı Tür.
    • symmetric.
  525. bakışımsız Tür.
    • asymmetric.
  526. bakışmak Tür.
    • to look at one another. to exchange glances.
  527. bakışmak Tür.
    • to look at one another.
  528. bakkal Tür.
    • grocer. grocery. groceteria.
  529. bakkal Tür.
    • grocer. grocer. grocer"s. grocery. grocery shop. grocery store.
  530. bakkal Tür.
    • convenience store. grocer. grocery store. small dealer.
  531. bakkal çakkal Tür.
    • grocers and the like.
  532. bakkaliye Tür.
    • groceries. grocery store. grocer"s wares. grocery.
  533. bakkaliye Tür.
    • groceries.
  534. bakkallık Tür.
    • business of a grocer.
  535. bakla Tür.
    • broad bean. horsebean.
  536. bakla Tür.
    • broad bean. horse bean.
  537. bakla Tür.
    • broad bean. bean. link of a chain.
  538. baklagiller Tür.
    • pulse.
  539. baklagiller Tür.
    • leguminous seeds.
  540. baklagiller Tür.
    • leguminosae.
  541. baklava Tür.
    • sweet pastry.
  542. baklava Tür.
    • rich Middle Eastern cake made of thin layers of flaky pastry filled with nuts and honey.
  543. baklava Tür.
    • Middle Eastern rich dessert of flaky pastry, honey and nuts. rich Middle Eastern cake made of thin layers of flaky pastry filled with nuts and honey.
  544. baklava Tür.
    • baklava.
  545. baklava Tür.
    • A very sweet dessert made of layers of flaky pastry filled with a mixture of ground nuts and sugar The pastry is sliced, baked, and brushed with a honey syrup flavored with lemon or rose water. [Middle Eastern - Greek] A very sweet dessert made of layers of flaky pastry filled with a mixture of ground nuts and sugar The pastry is sliced, baked, and brushed with a honey syrup flavored with lemon or rose water. the most famous Greek dessert, made of layers of fila pastry, chopped nuts, and a honey-flavored syrup.
  546. bakliyat Tür.
    • pulse. pulses.
  547. bakliyat Tür.
    • pulse.
  548. bakliyat Tür.
    • legumes. pulse. pulses.
  549. bakma Tür.
    • look. watch. survey. attendance. superintendence. feeding. reference.
  550. bakma Tür.
    • looking. look. nursing. search. trial. view.
  551. bakma Tür.
    • attendance. search.
  552. bakmak Tür.
    • refer. to look. to look at. to look for. to overlook. to face. to take care of. to examine. to inspect. to check. to be in charge of. to depend on. to see to sth. to see that sth is done. to pay attention. attend. behold. care for. command. feel. to care.
  553. bakmak Tür.
    • front on to. have a frontage on. look. look at. set eyes on. take a gander. give a look. look upon. see. take a look. take a look at. watch. supervise. superintend. attend. keep. consult. look after. care for. feed. maintain. nurse. behold. concern o.
  554. bakmak Tür.
    • attend. check. contemplate. face. foster. get. glance. look. maintain. mind. nurse. nurture. overlook. oversee. rear. regard. search. service. support. survey. tend. view. watch.
  555. bakraç Tür.
    • copper bucket.
  556. baksheesh İng.
    • (i). bahşiş
  557. bakteri Tür.
    • bacterium.
  558. bakteri Tür.
    • bacteria.
  559. bakteri Tür.
    • bacillus. bacteria. bacterium.
  560. bakteriyoloji Tür.
    • bakteriologie.
  561. bakteriyoloji Tür.
    • bacteriology.
  562. baktırmak Tür.
    • to have sb look at sth. take care of sb.
  563. bal Tür.
    • Music score.
  564. bal Tür.
    • honey. juice of ripe figs.
  565. bal Tür.
    • honey. fluke.
  566. bal Tür.
    • honey.
  567. bal Tür.
    • Foot.
  568. bal Tür.
    • Bronchoalveolar Lavage.
  569. bal Tür.
    • British Anti-Lewisite A name for the drug dimecaprola treatment for toxic inhalations.
  570. bal Tür.
    • British Anti-Lewisite - A name for the drug dimecaprol - a treatment for toxic inhalations.
  571. bal Tür.
    • British anti-Lewisite.
  572. bal Tür.
    • Blood alcohol level The usual ratio standards are the number of grams of alcohol either per 100 milliliters of blood, or per 210 liters of breath. comes from the Gaelic baile Originally meaning "a place," ir came to be applied to a farmstead and a village.
  573. bal Tür.
    • Balcony.
  574. bal Tür.
    • BAL: British Anti-Lewisite A name for the drug dimecaprol--a treatment for toxic inhalations.
  575. bal Tür.
    • Balance.
  576. bal Tür.
    • A front laced shoe in which the quarters meet and the vamp is stitched over the quarters at the front of the throat The word is an abbreviation of Balmoral. yes. indicates that the options applies to main programs coded in Assembler.
  577. bal arısı Tür.
    • honeybee.
  578. bal arısı Tür.
    • honey-bee.
  579. bal özü Tür.
    • nectar.
  580. bal peteği Tür.
    • honeycomb.
  581. bal peteği Tür.
    • honey comb.
  582. bal peteği Tür.
    • comb. honeycomb.
  583. bala Tür.
    • Term applied to 19th century raiders penetrating the Grassfields. "powers" Among various groups of powers the following five are most frequently met with in the texts: faith, energy, mindfulness, concentration, wisdom.
  584. bala Tür.
    • child. baby yavru. çocuk.
  585. balaam İng.
    • (i). İsraillileri lanetlemesi emrolunduğu halde, bindiği eşek tarafından azarlanınca onları takdis eden Mezopotamya lı aziz
    • k.h., argo gazete sütunlarını icabında doldurmak için hazır bulundurulan havai yazılar.
  586. balaban Tür.
    • sturdy. fat. huge. large.
  587. balaban kuşu Tür.
    • bittern.
  588. balalaika İng.
    • (i). balalayka, gövdesi üç köşe olan Rus mandolini.
  589. balance İng.
    • (f). tartmak, dengelemek, muvazene sağlamak
    • eşit olmak, dengeli olmak
    • tereddüt etmek, dansta aksi istikametlerde hareket etmek.
  590. balance İng.
    • balance of trade ticaret dengesi, ithalât ve ihracat arasındaki para kıymeti farkı balance sheet bilanço balance wheel nâzım çark credit balance alacak bakiyesi, matlup bakiyesi debit balance zimmet bakiyesi, borç bakiyesi hang in the balance muallâkta olmak, nazik bir vaziyette olmak strike a balance uzlaşmak trial balance muvakkat mizan, küçük mizan
  591. balanced İng.
    • (s). dengeli, muvazeneli. be well balanced denk gelmek, muvazeneli olmak.
  592. balans Tür.
    • balance.
  593. balans Tür.
    • balance.
  594. balans ayarı Tür.
    • car wheel balance.
  595. balasruby İng.
    • lal yakut, açık pembe yakut.
  596. balast Tür.
    • ballast. lastage.
  597. balast Tür.
    • ballast.
  598. balata Tür.
    • The bully tree
    • also, its milky juice, which when dried constitutes an elastic gum called chicle, or chicle gum. a hard-wooded tropical tree yielding balata gum and heavy red timber when dried yields a hard substance used e.g. in golf balls.
  599. balata Tür.
    • shoe.
  600. balata Tür.
    • rubber like material used for making soft golf ball covers Example: Balata covered golf balls yield a high spin rate and lots of feel, but don"t offer much durability.
  601. balata Tür.
    • Narural or synthetic compound used to make the cover for top-standard golf balls Its soft, elastic qualities produce a high spin rate and it is favoured by tournament players. rubber like material used for making the outermost layer of a golf ball softer The advantage of balata balls is that they tend to spin better and offer more feel The disadvantage is that they are not very durable. when dried yields a hard substance used e g in golf balls. a hard-wooded tropical tree yielding balata gum and heavy red timber.
  602. balata Tür.
    • brake lining. facing. liming. packing.
  603. balata Tür.
    • brake lining.
  604. balata Tür.
    • A West Indian sapotaceous tree.
  605. balaustine İng.
    • (i). nar, kurutulmuş nar çiçekleri, nar ağacı kabuğu.
  606. balayı Tür.
    • honeymoon.
  607. balayı Tür.
    • honeymoon.
  608. balbriggan İng.
    • (i). aslen İrlanda'nım Balbriggan şehrinde imal edilip çorap ve iç çamaşırları yapımında kullanılan ince pamuklu kumaş.
  609. balcı Tür.
    • dealer in honey. beekeeper. apiarist.
  610. balçık Tür.
    • ooze. silt. slime. clay.
  611. balçık Tür.
    • mud. wet clay. ooze. slime.
  612. balcılık Tür.
    • apiculture.
  613. balcony İng.
    • (i). balkon. balconied (s). balkonlu.
  614. bald İng.
    • (s). dazlak, kel, saçları kısmen veya tamamen dökülmüş
    • çıplak, çorak
    • sade, süssüz (üslup v.b.)
    • gizli olmayan, açık, aşikar, besbelli
    • zool. başında ak tüyler olan (hayvan). balding (s). saçları dökülen. baldhead, baldpate (i). kel kimse, dazlak başlı adam. baldly (z). kel olarak
    • aşikâr olarak. baldness (i). kellik
    • açıklık. baldfaced (s). beyaz yüzlü (hayvan)
    • yüzsüz, küstah.
  615. baldachin İng.
    • (i). tente, gölgelik, sayvan
    • ağır brokar, diba.
  616. balderdash İng.
    • (i). saçma sapan söz, boş laf.
  617. baldır Tür.
    • calf. shank.
  618. baldır Tür.
    • calf. back of the shank.
  619. baldıran Tür.
    • hemlock.
  620. baldırı çıplak Tür.
    • vagabond. rough. ruffian.
  621. baldız Tür.
    • sister-in-law. wife"s sister.
  622. baldız Tür.
    • sister-in-law.
  623. baldric İng.
    • (i). kılıç kayışı, omuzdan kalçaya çaprazlama tutturulan üstü fizen süslü ve kılıç taşımaya mahsus kayış.
  624. baldwin İng.
    • (i). özellikle A.B.D.'nin kuzeydoğusunda yetişen bir cins sarılı kırmızılı kış elması.
  625. bale Tür.
    • To make up in a bale.
  626. bale Tür.
    • The end product of a compaction process that is used to decrease the volume that material occupies by increasing the density and weight Bales are typically 3" x 4" x 5" and must be bound with plastic stripping or wire to keep from falling apart. a large bundle, as in: The hay was collected together and compressed into a bale.
  627. bale Tür.
    • Solid, compressed stack of pulp or paper sheets.
  628. bale Tür.
    • See Bail, v. t., to lade.
  629. bale Tür.
    • Misery
    • calamity
    • misfortune
    • sorrow.
  630. bale Tür.
    • Evil
    • an evil, pernicious influence
    • something causing great injury. a large bundle bound for storage or transport make into a bale
    • "bale hay".
  631. bale Tür.
    • ballet.
  632. bale Tür.
    • ballet.
  633. bale Tür.
    • A package of wool, compactly compressed, warped in a protective cover One or more bales can make up a sale lot A bale of wool is 1 25 meters high, up to 204 kg and is one cubic meter in capacity.
  634. bale Tür.
    • A large rectangular shaped compressed package of waste paper, rag, pulp etc Bale dimensions and weight varies widely depending on the baling material and handling capabilities.
  635. bale Tür.
    • A large compressed, bound, and often wrapped bundle of a commodity, such as cotton or hay.
  636. bale Tür.
    • A large bundle of compressed and bound goods, such as cotton.
  637. bale Tür.
    • a large bundle bound for storage or transport. a city in northwestern Switzerland. make into a bale
    • "bale hay".
  638. bale Tür.
    • A large block of crushed PET bottles held together tightly with plastic strapping Recycled PET bales can hold more than 9,600 bottles and weigh more than 1,200 pounds each.
  639. bale Tür.
    • A fitting on the end of a spar, such as the boom, to which a line may be fed.
  640. bale Tür.
    • A densified and bound cube of recyclable material or solid waste, such as paper, cardboard, or metal.
  641. bale Tür.
    • A compressed pack of wool/cotton/cloth of a convenient form for transit The heavily compressed bale is also less fire hazardous.
  642. bale Tür.
    • A compressed block of grass usually weighing in from a 1- 10 kilos from source. open air pavilion. harm or disaster
    • sorrow, woe
    • something which is harmful. n sorrow, grief [OE Angl balu].
  643. bale Tür.
    • A compacted and bound cube of recycled material.
  644. bale Tür.
    • A bundle or package of goods in a cloth cover, and corded for storage or transportation
    • also, a bundle of straw, hay, etc., put up compactly for transportation.
  645. bale Tür.
    • A bag, sack, square or oblong package into which fiber is compressed The size and weight of a bale is variable.
  646. bale İng.
    • (i)., (f). balya, denk
    • (f). balya yapmak, denk bağlamak.
  647. balearic islands İng.
    • Balear adaları
  648. baleen İng.
    • (i)., zool. balinanın ağızında oluşan elastiki bir madde, balina
  649. balefire İng.
    • (i). açık havada yakılan büyük ateş, şenlik ateşi
    • işaret vermek için yakılan ateş.
  650. baleful İng.
    • (s). meşum, ugursuz
    • sahte
    • zararlı. balefully (z). sahte ifade ile. balefulness (i). sahte yüz ifadesi.
  651. balerin Tür.
    • ballerina. ballet dancer.
  652. balerin Tür.
    • ballerina.
  653. balerin Tür.
    • ballerina.
  654. balet Tür.
    • male ballet dancer.
  655. balet Tür.
    • ballet-dancer. ballet dancer.
  656. balgam Tür.
    • pituitary. mucus. phlegm. expectoration. sputum.
  657. balgam Tür.
    • phlegm.
  658. balgam Tür.
    • mucus. phlegm. sputum.
  659. balgamlı Tür.
    • mucous.
  660. baliğ Tür.
    • amounting.
  661. balina Tür.
    • whale. whalebone.
  662. balina Tür.
    • whale.
  663. balina çubuğu Tür.
    • whalebone.
  664. balina yağı Tür.
    • whale oil.
  665. balina yağı Tür.
    • whale oil.
  666. balistik Tür.
    • ballistics.
  667. balistik Tür.
    • ballistics.
  668. balistik Tür.
    • ballistic.
  669. balık Tür.
    • fish. hack. pate.
  670. balık Tür.
    • fish. finny. piscine. fish. ichthyo-.
  671. balık Tür.
    • curry. fish.
  672. balık avlamak Tür.
    • fish.
  673. balık bilimi Tür.
    • ichthyology.
  674. balık eti Tür.
    • fish. plump.
  675. balık eti Tür.
    • fish.
  676. balık kartalı Tür.
    • osprey.
  677. balık pazarı Tür.
    • fish market.
  678. balık tutmak Tür.
    • fish.
  679. balık yağı Tür.
    • cod oil. cold-liver oil. codfish oil.
  680. balık yağı Tür.
    • cod liver oil.
  681. balık yemi Tür.
    • fish worm.
  682. balık yemi Tür.
    • fishing worm.
  683. balık yumurtası Tür.
    • fishpool fish return. spawn.
  684. balık yumurtası Tür.
    • fish eggs.
  685. balıkçı Tür.
    • fisherman. fishmonger. fisher.
  686. balıkçı Tür.
    • fisherman. fishmonger. fisher.
  687. balıkçı Tür.
    • fisherman. fishmonger.
  688. balıkçı düğümü Tür.
    • carrick bend. sheet bend. fisherman"s bend. clove hitch.
  689. balıkçı yaka Tür.
    • polo neck. turtle neck.
  690. balıkçıl Tür.
    • ichthyophagous. piscivorous. heron.
  691. balıkçıl Tür.
    • heron. tern.
  692. balıkçıl Tür.
    • heron. fish-eating. piscivorous. egret.
  693. balıkçılık Tür.
    • fishing. fishery. fishing industry.
  694. balıkçılık Tür.
    • fishery. fishing. fisheries.
  695. balıkçılık Tür.
    • fishery.
  696. balıketi Tür.
    • who is neither thin nor fat. plumpish. fleshy. buxom.
  697. balıketi Tür.
    • neither fat nor thin.
  698. balıkhane Tür.
    • centre for the marketing and taxation of fish. fish market. fishstore. fishhouse.
  699. balıksırtı Tür.
    • herringbone.
  700. balıksırtı Tür.
    • herrignbone. diagonal. round-up. crossfall. herringbone.
  701. balk İng.
    • (f)., (i). bir engel karşısında duraklamak
    • yürümemekte ısrar etmek, direnmek (at)
    • mani olmak, engel olmak, muhalefet etmek
    • kaçınmak, imtina etmek
    • (i). mania, engel
    • hata, başarısızlık
    • tarlada sürülmemiş kısım
    • kiriş
    • ( beysbol) topu atanın zamansız olarak topa vuruyor gibi davranarak yaptığı hata
    • bilardo masasının bir kısmı. balk line bilardo masasındaki çizgi.
  702. Balkan Tür.
    • the Balkans.
  703. Balkan Tür.
    • the Balkans.
  704. Balkan Tür.
    • Peninsula located in south-eastern Europe, including Macedonia and Greece, plus what became Bulgaria
    • controlled by Byzantine Empire.
  705. Balkan Tür.
    • balkan. balkanic.
  706. Balkan Tür.
    • balkan.
  707. Balkan Tür.
    • A Turkish word meaning mountain The Balkans include several mountain ranges The region has been called the Powder Keg of Europe because many wars began there. an inhabitant of the Balkan Peninsula. of or denoting or relating to the Balkan countries or their inhabitants or the Balkan peninsula or the Balkan Mountains.
  708. Balkan Tür.
    • As applied to dialects of Romani, includes those which developed south of Moldavia and Wallachia They are spoken today mainly in Greece and Bulgaria.
  709. Balkan Tür.
    • an inhabitant of the Balkan Peninsula of or denoting or relating to the Balkan countries or their inhabitants or the Balkan peninsula or the Balkan Mountains.
  710. balkan İng.
    • (s). Balkan, Balkan devletlerine veya bu memleketlerde oturanlara ait
    • Balkan yarımadasına veya dağlarına ait. the Balkans Balkan Devletleri
    • Balkan Dağları.
  711. balkanize İng.
    • ing. -ise (f). Balkanlaştırmak
    • birbirlerine düşman olan muhtelif ufak devletlere bölmek.
  712. Balkanlar Tür.
    • the balkans.
  713. Balkanlar Tür.
    • the Balkans.
  714. Balkanlı Tür.
    • native or inhabitant of the Balkans.
  715. balkh İng.
    • (i). Belh şehri.
  716. balkon Tür.
    • balcony. veranda. circle. boob. tit. titty.
  717. balkon Tür.
    • balcony. porch. omnibus box.
  718. balkon Tür.
    • balcony. gazebo. bosom.
  719. balkon Tür.
    • balcony.
  720. balky İng.
    • (s)., A.B.D. yürümemekte direnen, inat eden (at v.b.).
  721. ball İng.
    • (i). balo. have a ball argo eğlenmek.
  722. ball İng.
    • (i)., (f). top, küre
    • bilye
    • yumak
    • top oyunu
    • (beysbol) istenilen şekilde ve yönde atılmayan top
    • ask. gülle
    • (f). yumak haline koymak
    • yumak haline gelmek, top top olmak. be on the ball A.B.D., argo uyanık olmak, açıkgöz olmak. play ball top oynamak
    • A.B.D., (k.dili). beraber çalışmak. ball up argo şaşırtmak, (işi) bozmak. ball-and- socket joint kalça eklemi tipindeki eklem. ball bearing bilye
    • bilyeli yatak. ball cock yüzen top ile işleyen kapama valfı. ball of the foot ayak parmaklarının kökü. ball peen hammer bir ucu yarım küre biçiminde olan çekiç. ball valve toplu valf. ball and chain ayak kösteği, pranga. ballpoint (i)., ballpoint pen tükenmez, tükenmez kalem. balls (i).., argo husyeler.
  723. ballad İng.
    • (i). balad, türkü, güftesi hisli olan halk şarkısı. balladry (i). balad tarzında şiirler.
  724. ballade İng.
    • (i). üç bentten ve bir de ağırlama mısraından meydana gelen bir nazım şekli.
  725. balladmonger İng.
    • (i). şarkı satan kimse
    • kotü şair.
  726. ballan İng.
    • (i). kikla, zool. Labrus bergylta
  727. ballandırmak Tür.
    • to praise extravagantly.
  728. ballast İng.
    • (i)., (f)., den. safra, balast
    • (f). safra koymak, muvazene temin etmek
    • çakıl döşemek. in ballast yüksüz, safralı. ballastage (i)., (huk). safra hakkı, safra resmi.
  729. ballerina İng.
    • (i). balerin.
  730. ballet İng.
    • (i). bale, danslı oyun
    • bale trupu.
  731. ballista İng.
    • (i). (çoğ.-tae) mancınık.
  732. ballistics İng.
    • (i). balistik ilmi, askerlikte atış ilmi. ballistic (s). atılan gülleyle ilgili. ballistic curve bir güllenin çizdiği eğri. ballistic missile ask. roket.
  733. ballı Tür.
    • honeyed. jammy. unusually lucky.
  734. ballı Tür.
    • honeyed. containing honey.
  735. ballı börek Tür.
    • milk and honey.
  736. balloon İng.
    • (i)., (f). balon
    • (kim). balon şişe
    • karikatür serilerinde şahısların sözlerini içine alan balon şeklindeki çizgi
    • (f). balon ile uçmak
    • balon gibi şişip kabarmak
    • şişirmek. balloon foresail den. çoğunlukla yatlarda kullanılan bir cins balon yelkeni
    • balon gibi şişen ve fazladan kullanılan yelken. balloon sickness tıb. çok yüksek irtifalarda hası1 olan hastalık, dağ hastalığı. balloon tire otomobil veya bisiklet için büyük lastik, balon lastik. trial balloon kamuoyunu ve yabancı devletlerin fikirlerini yoklamak maksadıyle ortaya atılan fikir veya havadis
  737. ballot İng.
    • (i)., (f). oy pusulası
    • bir seçimde oyların toplamı
    • gizli oy usulu ile yapılan seçim
    • (f). oy vermek
    • kura çekmek (yer için). ballot box oy sandığı. ballot paper oy pusulası.
  738. ballroom İng.
    • (i). dans salonu, balo salonu.
  739. bally İng.
    • (s)., (z)., ing, argo yaman, çok (ifadeyi kuvvetlendirmek için iyi veya kötü anlamında kullanılan söz).
  740. ballyhoo İng.
    • (i)., k. dili heyecanlı ve göze batan propaganda veya yazı
    • gürultü, velvele.
  741. balm İng.
    • (i). ilâç olarak kullanılan birkaç çeşit yağ
    • belesan yağı
    • (bot). melisa, oğulotu, güzel koku, rayiha
    • kokulu merhem
    • ağrı veya sızıyı dindiren, tedavi eden merhem. balm of Gilead belesan, belsen, pelesenk yağı
    • merhem
    • bir cins Kuzey Amerika kavağı. balm honey kötü kokulu oğulotu.
  742. balmoral İng.
    • (i). eskiden giyilen bir seşit renkli yünlü kumaştan yapılmış iç etekliği
    • k.h. bir çeşit bağlı ayakkabı
    • bir çesit iskoç kasketi.
  743. balmumu Tür.
    • wax. beeswax.
  744. balmumu Tür.
    • beewax. sealing wax.
  745. balmy İng.
    • (s). sakin, dinlendirici, huzur verici
    • ağır kokulu, rayihalı
    • belesan yağı veren: şifa veren
    • ing., argo deli, çatlak.
  746. balneal İng.
    • (s). banyoya veya banyo yapmaya ait.
  747. balneology İng.
    • (i)., tıb. banyo ile tedavi etme ilmi.
  748. balo Tür.
    • ball. dance.
  749. balo Tür.
    • ball. dance.
  750. balon Tür.
    • balloon. retort.
  751. balon Tür.
    • balloon. bubble. lie. empty words. balloon. retort.
  752. balon Tür.
    • balloon. aerostat.
  753. balon lastik Tür.
    • balloon tyre. baloon tire.
  754. baloncuk Tür.
    • bubble.
  755. baloney İng.
    • (i)., argo saçma sey
    • bir cins salam.
  756. balsa İng.
    • (i). tahtası çok hafif olup, cankurtaran salı v.b. yapımında kullanılan bir tropikal Amerikan ağacı
    • bu ağacın tahtası
    • bu tahtadan yapılmış olan cankurtaran salı.
  757. balsam Tür.
    • Water insoluble, semi-solid or viscous, resinous exudate of trees and bushes similar to gum resins. a group of fragrant substances produced by some trees.
  758. balsam Tür.
    • To treat or anoint with balsam
    • to relieve, as with balsam
    • to render balsamic. a fragrant ointment containing a balsam resin any seed plant yielding balsam any of various fragrant oleoresins used in medicines and perfumes.
  759. balsam Tür.
    • Resinous product used as a soothing agent.
  760. balsam Tür.
    • balsam.
  761. balsam Tür.
    • balm, balsam, cream, lotion, ointment, remedy, soothing medication.
  762. balsam Tür.
    • balm.
  763. balsam Tür.
    • A species of tree.
  764. balsam Tür.
    • A resin containing more or less of an essential or volatile oil.
  765. balsam Tür.
    • Anything that heals, soothes, or restores.
  766. balsam Tür.
    • any seed plant yielding balsam. any of various fragrant oleoresins used in medicines and perfumes. a fragrant ointment containing a balsam resin. a water insoluble, semi-solid or viscous, resinous exudate of trees and bushes similar to gum resins.
  767. balsam Tür.
    • A natural raw material exuded from a tree or plant Balsams are resinous masses, semi-solid materials or viscous liquids and are characterized by their high contents of benzoic acid, benzoates, cinnamic acid or cinnamates.
  768. balsam Tür.
    • An annual garden plant with beautiful flowers
    • balsamine.
  769. balsam Tür.
    • A hair conditioning agent extracted from the bark of a firtree, it forms a thin shield on the outside of the hair strand This invisible coating provides support and helps the hair maintain moisture.
  770. balsam İng.
    • (i). belesan
    • pelesenkağacı, (bot). Commiphora opobalsamum
    • kınaçiçeği, (bot). Impatiens. balsam apple kudret narı. balsam fir Kuzey Amerika'ya mahsus bir cins pelesenkağacı
    • bu ağacın tahtası sweet scented balsam yabani nane. balsamıc (s). belesan gibiüzel koku verici,teskim edici.
  771. balta Tür.
    • battle axe. hatchet.
  772. balta Tür.
    • axe. chopper. ax. hatchet. bumpkin. hick. boor. lout.
  773. balta Tür.
    • axe. ax. broad-ax. chopper. cleaver. hatchet.
  774. baltacı Tür.
    • maker or seller of axes. hewer.
  775. baltalamak Tür.
    • to sabotage. to frustrate. to block. to strike with an axe. to hew down.
  776. baltalamak Tür.
    • cripple. sabotage. undermine.
  777. baltalık Tür.
    • coppice.
  778. baltic İng.
    • (s). Baltık.
  779. baltimoreoriole İng.
    • siyah ve portakal renginde Kuzey Amerika'ya mahsus sarıasmagiller familyasından bir kuş, zool. Icterus galbula.
  780. Baltık Tür.
    • the baltic.
  781. Baltık Tür.
    • baltic.
  782. baluster İng.
    • (i). merdiven veya taraçanın kenarındaki tırabzanı meydana getiren küçük direklerden her biri. balustered (s). parmakIıklı, korkuluklu.
  783. balustrade İng.
    • (i).. korkuluk, parmaklık, tırabzan parmaklığı.
  784. balya Tür.
    • bale. truss. pack goods.
  785. balya Tür.
    • bale. shock.
  786. balya Tür.
    • bale.
  787. balyalama Tür.
    • bailing. fagoting.
  788. balyalamak Tür.
    • to bale.
  789. balyalamak Tür.
    • bale. shock.
  790. balyalanmak Tür.
    • to be made into bales.
  791. balyoz Tür.
    • sledgehammer. sledge.
  792. balyoz Tür.
    • maul. sledge. big hammer.
  793. bamako İng.
    • (i). Bamako, Mali'nin başkenti.
  794. bambaşka Tür.
    • quite different. utterly different.
  795. bambaşka Tür.
    • quite different. odd.
  796. bambino İng.
    • (i). bebek, çocuk
    • sanat eserlerinde isa'yı temsil eden çocuk tasviri.
  797. bamboo İng.
    • (i)., (s). hintkamışı, bambu, (bot). Bambusa arundinacea
    • (s). bambudan yapılmış.
  798. bamboozle İng.
    • (f)., (k.dili). aldatmak, dolandlrmak
    • şaşırtmak.
  799. bambu Tür.
    • bambou. bamboo. rattan.
  800. bambu Tür.
    • bamboo.
  801. bamya Tür.
    • okra. gumbo. lady"s-finger. gombo.
  802. bamya Tür.
    • okra. gumbo.
  803. bamya Tür.
    • okra.
  804. ban Tür.
    • To forbid
    • to interdict.
  805. ban Tür.
    • To disallow a chatter from entering a chat room Bans may be temporary, or permanent.
  806. ban Tür.
    • To curse
    • to swear.
  807. ban Tür.
    • To curse
    • to invoke evil upon.
  808. ban Tür.
    • See: Bond Anticipation Note.
  809. ban Tür.
    • See Banns.
  810. ban Tür.
    • See: Bank anticipation notes.
  811. ban Tür.
    • Notice of a proposed marriage, proclaimed in church.
  812. ban Tür.
    • Notes issued by states and municipalities to obtain interim financing for projects that will eventually be funded long term through the sale of a bond issue.
  813. ban Tür.
    • In present usage, in France and Prussia, the most effective part of the population liable to military duty and not in the standing army.
  814. ban Tür.
    • Broadband Access Network.
  815. ban Tür.
    • British Approved Name. building area network.
  816. ban Tür.
    • British Approved Name.
  817. ban Tür.
    • Bond Anticipation Notes.
  818. ban Tür.
    • Billing Account Number Used by telephone companies to designate a billing account, i e, a customer or customer location that receives a bill A customer may have any number of BANs.
  819. ban Tür.
    • Basement Area Network.
  820. ban Tür.
    • A short-term debt instrument that is issued by a municipality or a state At maturity, the debt is paid from the proceeds of a new bond issue.
  821. ban Tür.
    • A removal of a user from the channel for infringement of channel rules With a ban a user can not return under most circumstances until a channel operator removes the ban For more information, please visit our Channel Guidelines page.
  822. ban Tür.
    • A public proclamation or edict
    • a public order or notice, mandatory or prohibitory
    • a summons by public proclamation.
  823. ban Tür.
    • A proclamation of outlawry
    • a denunciation by the church.
  824. ban Tür.
    • A pecuniary mulct or penalty laid upon a delinquent for offending against a ban
    • as, a mulct paid to a bishop by one guilty of sacrilege or other crimes.
  825. ban Tür.
    • An interdiction, prohibition, or proscription.
  826. ban Tür.
    • An ancient title of the warden of the eastern marches of Hungary
    • now, a title of the viceroy of Croatia and Slavonia. an official prohibition or edict against something 100 bani equal 1 leu prohibit especially by legal means or social pressure
    • "Smoking is banned in this building" forbid the public distribution of.
  827. ban Tür.
    • A kind of fine muslin, made in the East Indies from the fiber of the banana leaf stalks.
  828. ban Tür.
    • a decree that prohibits something. 100 bani equal 1 leu. 100 bani equal 1 leu. an official prohibition or edict against something. a bachelor"s degree in nursing. prohibit especially by legal means or social pressure
    • "Smoking is banned in this building". forbid the public distribution of. ban from a place of residence, as for punishment. expel from a community or group.
  829. ban Tür.
    • A curse or anathema.
  830. ban Tür.
    • A control that allows users and administrators to restrict users with a specific user name or nickname, or users from a specific domain from participating in a chat community.
  831. ban Tür.
    • A channel operator can ban a user from their channel
    • You can"t join a channel from which you have been banned until the ban is removed See also kick. v to not permit
    • to stop
    • n an official restriction.
  832. ban Tür.
    • A calling together of the king"s vassals for military service
    • also, the body of vassals thus assembled or summoned.
  833. ban Tür.
    • A Body Area Network means wireless communication between varios components attached to the body, such as data spectacles, earphones, microphones and sensors for medical applications and for work and leisure.
  834. ban İng.
    • (i). yasaklamak, menetmek
    • (eski) lânetlemek, aforoz etmek
    • (i). yasak, aforoz.
  835. ban İng.
    • (i). Hırvat ve Slovanya valisi.
  836. ban İng.
    • (i). beyanname, tebliğ, bildiri
    • ortaçağda seferberlik ilanı. banns (i)., (çoğ). nikâh ilânı, evlenme beyannamesi. publish the banns nikâh kâğıtlarını asmak, nikâhı ilân etmek.
  837. ban otu Tür.
    • henbane.
  838. bana Tür.
    • to me.
  839. bana Tür.
    • me. to me. for me.
  840. bana Tür.
    • me. to me.
  841. banal Tür.
    • banal, banally, commonplace, hackneyed, trite.
  842. banal Tür.
    • banal.
  843. banal İng.
    • (s). adi, bayağı
    • umumi (fikir,ifade). banality (i). adilik.
  844. banana İng.
    • (i). muz, (bot). Musa paradisiaca sapientum.
  845. band İng.
    • (i)., (f). şerit, bant, kordele
    • sargı
    • kemer
    • kayış
    • çizgi
    • (f). çizgilerle süslemek.
  846. band İng.
    • (i)., f, takım, zümre
    • bando
    • dans müziği çalan orkestra
    • (f).toplamak, bir kamp v.b.'nde bir araya gelmek, birleşmek
    • bağlamak, bir araya toplamak. beat the band (argo) mükemmel olmak
    • şaşırtıcı olmak.
  847. band saw İng.
    • mak. şerit testere.
  848. band shell İng.
    • açık havada çalan müzik topluluklarını koruyan yarım küre şeklindeki önü açık duvar.
  849. bandage İng.
    • i, f sargı, bağ
    • f sarmak, bağlamak (yara veya göz).
  850. bandaj Tür.
    • bandage. ligature. swathe.
  851. bandaj Tür.
    • bandage.
  852. bandana Tür.
    • or Bandanna A pocket-handkerchief It is an Indian word, properly applied to silk goods, but now restricted to cotton handkerchiefs having a dark ground of Turkey red or blue, with little white or yellow spots. or Bandanna A pocket-handkerchief It is an Indian word, properly applied to silk goods, but now restricted to cotton handkerchiefs having a dark ground of Turkey red or blue, with little white or yellow spots. handkerchief designs in simple colour and white stylised patterns, including spots. large and brightly colored handkerchief
    • often used as a neckerchief.
  853. bandana Tür.
    • A style of calico printing, in which white or bright spots are produced upon cloth previously dyed of a uniform red or dark color, by discharging portions of the color by chemical means, while the rest of the cloth is under pressure.
  854. bandana Tür.
    • A species of silk or cotton handkerchief, having a uniformly dyed ground, usually of red or blue, with white or yellow figures of a circular, lozenge, or other simple form.
  855. bandanna İng.
    • (i). çoğunlukla kırmızı veya mavi zemin üzerine beyaz benek veya desenleri olan büyük mendil
    • herhangi bir büyük mendil.
  856. bandbox İng.
    • (i). şapka muhafaza etmede kullanılan mukavva veya ince tahtadan yapılmış kutu.
  857. bandeau İng.
    • (i). (çoğ. -deaux) saç bağı veya şeridi, saç filesi.
  858. banderole İng.
    • (i). ince ve uzun bayrak
    • bandrol
    • den. flandıra
    • (mim). üzerine kitabe yazılan kordele şeklindeki tezyinat.
  859. bandicoot İng.
    • (i). Hindistan'da bulunan bir cins büyük fare.
  860. bandit İng.
    • (i). haydut, eşklya, yol kesen kimse. banditry (i). haydutluk. bandits, banditti (i)., (çoğ). eşklya takımı, haydut çetesi.
  861. bandıra Tür.
    • flag. ensign.
  862. bandırmak Tür.
    • to dip. to dunk.
  863. bandırmak Tür.
    • to dip into.
  864. bandmaster İng.
    • (i)., (müz). bando sefi.
  865. bando Tür.
    • band. the brass.
  866. bando Tür.
    • band. leader. music.
  867. bando Tür.
    • band. brass band.
  868. bando Tür.
    • A student member of the Emerald Brigade.
  869. bando Tür.
    • A Burmese method of armed and unarmed combat composed of karate-like striking a kicking, judo-like throws, stick fighting, swordplay, and knife and spear fighting.
  870. bando Tür.
    • A "Bando" is slang for members of the Marching Illini.
  871. bandolier, bandoleer İng.
    • (i). fişeklik
    • omuz kayışı.
  872. bandoline İng.
    • (i). bir çeşit saç yağı.
  873. bandrol Tür.
    • stamped paper stuck on monopoly articles to indicate tax paid. label. revenue stamp. banderole.
  874. bandrol Tür.
    • Same as Banderole.
  875. bandrol Tür.
    • monopoly tax label. banderole. banderol.
  876. bandrol Tür.
    • A little banner, flag, or streamer.
  877. bandsman İng.
    • (i). (çoğ. -men) mızıkacı, bando çalgıcısı.
  878. bandstand İng.
    • (i). açık havada çalan muzik topluluklarına mahsus çoğu zaman üstü kapalı platform.
  879. bandvvagon İng.
    • (i). bir geçit töreninde bandoyu taşıyan araba
    • A.B.D., (k.dili). gözde olan taraf.
  880. bandy İng.
    • (f)., (s)., (i). topa vurur gibi sağa sola vurmak
    • mukabele etmek, atışmak
    • (s). çarpık, dışarı doğru meyilli (bacak)
    • (i)., ing. hokey oyunu
    • hokey kulubü. bandylegged (s). çarpık bacaklı.
  881. bane İng.
    • (i). zehir
    • afet, felâket, dert
    • öIüm.
  882. baneful İng.
    • (s). öldürucü, zehirli
    • mahvedici, muzır. banefully (z). zehirli bir şekilde. banefulness (i). zehirlilik.
  883. bang İng.
    • (i)., (f)., (z). gürültü, patlama
    • bir vuruş neticesinde çıkan ses
    • patırtı
    • enerji, bir şeyi yapma gayreti, şevk
    • A.B.D., argo heyecan, sevinç
    • argo uyuşturucu madde içitimi, morfin
    • (f). çarpmak, gürültü ile kapatmak
    • hızla vurmak
    • gürültü yapmak
    • argo morfin yapmak
    • (z). gürültülü bir şekilde, ansızın.
  884. bangır bangır Tür.
    • at the top of one"s voice.
  885. bangkok İng.
    • (i). Bangkok
  886. Bangladeş Tür.
    • bangladesh. bangladeshi.
  887. Bangladeş Tür.
    • bangla desh.
  888. Bangladeş Tür.
    • Bangladesh.
  889. bangladesh İng.
    • (i). Bangladeş
  890. Bangladeşli Tür.
    • bangladeshi.
  891. Bangladeşli Tür.
    • Bangladeshi.
  892. bangle İng.
    • (i). halka, bilezik, halhal.
  893. bangs İng.
    • (i)., (çoğ). perçem, kâkul, kırkma.
  894. bangui İng.
    • (i). Bengi.
  895. bani Tür.
    • Bani.
  896. bani Tür.
    • Arabic for a tribe, people, or nation
    • plural of ibn, son of a person.
  897. bani Tür.
    • An abbriviation of Gurbani, applied to any of the writings which appear in the Guru Granth Sahib.
  898. bani Tür.
    • An abbreviation of Gurbani, applied to any of the writings which appear in the Guru Granth Sahib.
  899. banian İng.
    • (i). Hindistan'da giyilen bir çeşit bol gömlek, ceket veya entari
    • Hindistan'da et yemeyen bir tüccar slnıfı
    • banyan ağacı.
  900. banian banyan İng.
    • (i). banyan ağacı, Hint inciri, (bot). Ficus benghalensis
  901. banicter İng.
    • (i)., (gen). (çoğ). merdiven parmaklığı, tırabzan.
  902. banish İng.
    • (f). sürgün etmek
    • kovmak, uzaklaştırmak. banisher (i). sürgüne gönderen kimse. banishment (i). sürgün.
  903. banjo İng.
    • (i)., (müz). banco, bir çeşit telli saz banjoist (i). banco çalan kimse.
  904. bank Tür.
    • To raise a mound or dike about
    • to inclose, defend, or fortify with a bank
    • to embank.
  905. bank Tür.
    • To pass by the banks of.
  906. bank Tür.
    • To keep a bank
    • to carry on the business of a banker.
  907. bank Tür.
    • To heap or pile up
    • as, to bank sand.
  908. bank Tür.
    • To deposit money in a bank
    • to have an account with a banker.
  909. bank Tür.
    • To deposit in a bank.
  910. bank Tür.
    • This is a method of addressing Data Memory Since enhanced devices have 8-bits for direct addressing, instructions can address up to 256 bytes To allow more data memory to be present on a device, data memory is partitioned into contiguous banks of 256 bytes each To select the desired bank, the bank selection register needs to be appropriately configured 16 banks can be implemented.
  911. bank Tür.
    • The sum of money or the checks which the dealer or banker has as a fund, from which to draw his stakes and pay his losses.
  912. bank Tür.
    • The sloping ground that borders a stream and confines the water in the natural channel when the water level, or flow is normal.
  913. bank Tür.
    • The sloping ground that borders a stream and confines the water in the natural channel when the water level, or flow, is normal.
  914. bank Tür.
    • The regular term of a court of law, or the full court sitting to hear arguments upon questions of law, as distinguished from a sitting at Nisi Prius, or a court held for jury trials.
  915. bank Tür.
    • The portion of the channel cross section that restricts lateral movement of water at normal levels The bank often has a gradient steeper than 45[[ordmasculine]] and exhibits a distinct break in slope from the stream bottom An obvious change in substrate may be a reliable delineation of the bank.
  916. bank Tür.
    • The margins of a channel Banks are called right or left as viewed facing in the direction of the flow.
  917. bank Tür.
    • The margin of a watercourse
    • the rising ground bordering a lake, river, or sea, or forming the edge of a cutting, or other hollow.
  918. bank Tür.
    • The ground at the top of a shaft
    • as, ores are brought to bank.
  919. bank Tür.
    • The face of the coal at which miners are working.
  920. bank Tür.
    • The building or office used for banking purposes.
  921. bank Tür.
    • The bench or seat upon which the judges sit.
  922. bank Tür.
    • The Bank holds all of the money at the start of the game Payments of dividends to players are made from the bank Payments for new trains and terrain costs are made to the bank Payment for shares purchased from the initial offering or from the open market, is made to the bank.
  923. bank Tür.
    • The area below the ordinary high water mark in a river or stream The ordinary high water mark is defined as the 2 33-year flood by the U S Army Corps of Engineers.
  924. bank Tür.
    • See Banc.
  925. bank Tür.
    • park bench.
  926. bank Tür.
    • Institution for receiving, lending, and safeguarding money It may receive money on deposit, cash checks or bills of exchange, make loans, discount commercial paper, and issue bank notes. 1) A collection of sound patches in memory 2) A group of sound modules as a unit.
  927. bank Tür.
    • In MIDI instruments, a group of patches Each bank can contains up to 128 patches, numbered from 0-127 or 1-128 In favorite lists, a group of patches.
  928. bank Tür.
    • In certain games, as dominos, a fund of pieces from which the players are allowed to draw.
  929. bank Tür.
    • board, pew, stool, reef, sandbank, desk, seat, band, bank, bench, layer, settle, stratum, bed.
  930. bank Tür.
    • bench. overfall.
  931. bank Tür.
    • bench.
  932. bank Tür.
    • A steep acclivity, as the slope of a hill, or the side of a ravine.
  933. bank Tür.
    • A sort of table used by printers.
  934. bank Tür.
    • A slot or group of slots that must be populated with modules of like capacity and fulfill the data width requirement of the CPU.
  935. bank Tür.
    • An organization, usually a corporation, chartered by a state or federal government, which does most or all of the following: receives deposits, pays interest on them, makes loans, invests in securities, and collects checks.
  936. bank Tür.
    • An instrument utilized in the financing of foreign trade, making possible Acceptance the payment of cash to an exporter covering all or a part of the amount of a shipment made by him Such an arrangement originates with the foreign importer who instructs his local bank to provide for a "commercial acceptance credit" with, for example, a New York bank in favor of a named American exporter
    • the New York bank then issues an acceptance credit, in effect guaranteed by the foreign bank, to the exporter, under the terms of which he may draw a time bill of exchange maturing in 60 or 90 days Supported by the required evidence of shipment, the bill of exchange is accepted by the bank, by endorsement on the face of the bill, thus signifying that it will pay the bill at maturity The exporter may retain the bill until maturity or sell it on the so-called "discount market ".
  937. bank Tür.
    • An establishment for the custody, loan, exchange, or issue, of money, and for facilitating the transmission of funds by drafts or bills of exchange
    • an institution incorporated for performing one or more of such functions, or the stockholders, acting in their corporate capacity.
  938. bank Tür.
    • An elevation, or rising ground, under the sea
    • a shoal, shelf, or shallow
    • as, the banks of Newfoundland.
  939. bank Tür.
    • An approved company that accepts monetary deposits or loans money In the UK, the Bank of England approves all banks. A range of frequencies between upper and lower limits or a group of tracks on a magnetic drum or magnetic disc or telco carrier equipment. A depository financial institution such as a bank or credit union.
  940. bank Tür.
    • A mound, pile, or ridge of earth, raised above the surrounding level
    • hence, anything shaped like a mound or ridge of earth
    • as, a bank of clouds
    • a bank of snow.
  941. bank Tür.
    • A group or series of objects arranged near together
    • as, a bank of electric lamps, etc.
  942. bank Tür.
    • A fund from deposits or contributions, to be used in transacting business
    • a joint stock or capital.
  943. bank Tür.
    • a financial institution that accepts deposits and channels the money into lending activities
    • "he cashed a check at the bank"
    • "that bank holds the mortgage on my home". sloping land
    • "they pulled the canoe up on the bank"
    • "he sat on the bank of the river and watched the currents". a supply or stock held in reserve for future use. a building in which commercial banking is transacted
    • "the bank is on the corner of Nassau and Witherspoon". an arrangement of similar objects in a row or in tiers
    • "he operated a bank of switches". a container for keeping money at home
    • "the coin bank was empty". a long ridge or pile
    • "a huge bank of earth". the funds held by a gambling house or the dealer in some gambling games
    • "he tried to break the bank at Monte Carlo". a slope in the turn of a road or track
    • the outside is higher than the inside in order to reduce the effects of centrifugal force. a flight maneuver
    • aircraft tips laterally about its longitudinal axis
    • "the plane went into a steep bank". tip laterally
    • "the pilot had to bank the aircraft". enclose with a bank
    • "bank roads". do business with a bank or keep an account at a bank
    • "Where do you bank in this town?". act as the banker in a game or in gambling. be in the banking business. put into a bank account
    • "She deposites her paycheck every month". cover with ashes so to control the rate of burning
    • "bank a fire". have confidence or faith in
    • "We can trust in God"
    • "Rely on your friends"
    • "bank on your good education"
    • "I swear by my grandmother"s recipes".
  944. bank Tür.
    • A federally regulated financial institution that, in general, engages in the business of taking deposits, lending, and providing other financial services.
  945. bank Tür.
    • A federally regulated financial institution that, in general, engages in the business of taking deposits, lending and providing other financial services. 1 A slot or group of slots that must be populated with modules of like capacity in order to fulfill the data width requirement of the CPU 2 A segment of memory on a module, sometimes also referred to as a row Modules are either single or dual banked 3 An internal logic segment in a memory component For example, a 64Mb SDRAM has 4 banks.
  946. bank Tür.
    • A division in the organization of memory
    • a group of memory chips, each of which contains a portion of a word.
  947. bank Tür.
    • A deposit of ore or coal, worked by excavations above water level.
  948. bank Tür.
    • A business, with a state or federal government charter, that provides services such as paying interest on deposits, issuing and collecting checks, and making loans, especially to businesses Shareholders receive part of a bank"s profit as a return on their investment in the bank, represented by the stock that they"ve purchased.
  949. bank Tür.
    • A bench, or row of keys belonging to a keyboard, as in an organ.
  950. bank Tür.
    • A bench, as for rowers in a galley
    • also, a tier of oars.
  951. bank Tür.
    • A bench
    • a high seat, or seat of distinction or judgment
    • a tribunal or court.
  952. bank Tür.
    • A bank that is the drawee of a time draft and that becomes the acceptor of the draft. a rising ground in the sea, differing from a shoal, because not rocky but composed of sand, mud or gravel. A set of patches Any related set of items, e g, a filter bank.
  953. bank Tür.
    • A bank is a company that provides financial services There are a number of banks available, and which one to use really comes down to the one with which you feel most comfortable Their services range from providing a facility to save money to loaning money and providing credit cards and stock market brokering A student will primarily use a bank to provide a safe place for saving and/or storing their money, providing loans and providing credit cards In order to use such banking facilities you must first open a bank account This involves visit your nearest branch and asking for a bank account form This can be filled in with the helps of a bank clerk When you have opened an account you will be given an account number which corresponds to the newly opened account The account number is confidential, known only by you and your bank and should be kept this way Once you have an account you can access your money in various ways, typically using a cheque, debit card or credit card.
  954. bank İng.
    • (i)., (f). banka
    • (iskambil) banko
    • (f). banka veya bankacılık vazifesini yapmak
    • bankaya para yatırmak
    • (k.dili). dayanmak, güvenmek. bank acceptance banka kabulü, banka akseptansı, kabul kredisi. bank account banka hesabı. bank bill banknot
    • bir banka tarafmdan diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. bankbook (i). banka defteri, banka cüzdanı. bank discount banka iskontosu, bir senedin banka tarafmdan kınlması. bank holiday bankalann resmi tatil günü. bank note banknot, kağlt para. bank paper piyasada geçerli olan tahvil ve senetler. bank rate banka iskonto haddi, faiz oranı. bank statement banka hesap durumu
    • müşterilere gönderilen hesap hulasası. blood bank kan bankası. savings bank tasarruf sandığı tasarruf bankası. bankable s. bankaca muteber. banking i. bankacılık.
  955. bank İng.
    • (i)., (f). yığın, küme
    • bayır
    • kıyı, kenar (nehir,göl)
    • kıyıdan açık kısımlarda deniz dibinin sığ olduğu bölge
    • mad. ocak agzı
    • bilardo masasının kenarı
    • kısa kürekçi sırası
    • piyano veya orgda tuş sıralanndan her biri
    • matb. küçük manşet
    • matb. gale yatağı
    • hav. yatış
    • (f). yığmak, set yapmak
    • hav. dönerken yan yatmak
    • ateşin yavaş yanmasnı temin için küllemek
    • kümelenmek, yığınlar meydana getirmek. bank of keys piyanoda tuşlar
    • orgda klavyelerden her bir(i). bank of lights tiyatro grup ,ışıkları. banking (i). banket.
  956. banka Tür.
    • banking. bank. banking house.
  957. banka Tür.
    • bank.
  958. banka Tür.
    • bank.
  959. banka cüzdanı Tür.
    • account passbook. bank book. pass book.
  960. banka defteri Tür.
    • bankbook.
  961. banka defteri Tür.
    • bank book.
  962. banka kartı Tür.
    • banker"s card. cash card.
  963. banka kartı Tür.
    • bank card.
  964. bankacı Tür.
    • banker. bank employer.
  965. bankacı Tür.
    • banker. bank employee. shroff.
  966. bankacı Tür.
    • banker.
  967. bankacılık Tür.
    • banking.
  968. bankacılık Tür.
    • banking.
  969. bankamatik Tür.
    • cash dispenser. cashomat.
  970. bankamatik Tür.
    • automated teller machine. automated teller.
  971. banker Tür.
    • The stone bench on which masons cut or square their work. the person in charge of the bank in a gambling game someone who owns or is an executive in a bank.
  972. banker Tür.
    • The dealer, or one who keeps the bank in a gambling house.
  973. banker Tür.
    • someone who owns or is an executive in a bank. the person in charge of the bank in a gambling game.
  974. banker Tür.
    • One who operates a bank.
  975. banker Tür.
    • One who conducts the business of banking
    • one who, individually, or as a member of a company, keeps an establishment for the deposit or loan of money, or for traffic in money, bills of exchange, etc.
  976. banker Tür.
    • Envelope with the opening on its longer dimension.
  977. banker Tür.
    • banker. stockbroker. very rich person. money agent. shroff.
  978. banker Tür.
    • banker.
  979. banker Tür.
    • A vessel employed in the cod fishery on the banks of Newfoundland.
  980. banker Tür.
    • A type of envelope with a triangular flap see also Pocket/Wallet.
  981. banker Tür.
    • A money changer.
  982. banker Tür.
    • A fellow who lends you his umbrella when the sun is shining and wants it back the minute it begins to rain Mark Twain You wouldn"t use this one if you were talking to bankers, but if you are a banker talking to nonbankers you could change it thusly:.
  983. banker Tür.
    • A fellow who lends you his umbrella when the sun is shining and wants it back the minute it begins to rain Mark Twain.
  984. banker Tür.
    • A ditcher
    • a drain digger.
  985. banker Tür.
    • A clearing bank, with settlement facilities at the SA Reserve Bank, appointed by a settling participant to pay the funds required to settle a purchase.
  986. banker İng.
    • (i). bankacı
    • kumar oyununda bankocu
    • özellikle morina balığl avmda Newfoundland kıyılarında kullanılan balıkçı gemisi
    • duvarcı veya taşçıların üzerinde çaIıştıkları taş veya tahta set.
  987. banket Tür.
    • shoulder. berm.
  988. banket Tür.
    • banquette. berm. bench. window seat. stepped shoulder.
  989. banknot Tür.
    • note. banknote. bill.
  990. banknot Tür.
    • bank-note. banknotes. bank note. banknote. paper money. bank bill. banker"s note. paper currency. denomination.
  991. banknot Tür.
    • bank bill.
  992. banko Tür.
    • counter.
  993. banko Tür.
    • bank.
  994. bankrupt İng.
    • (s)., (i)., (f). müflis (kimse), iflas etmiş olan (kimse)
    • iflas ettirmek, mahvetmek, tüketmek. go bankrupt iflas etmek.
  995. bankruptcy İng.
    • (i). iflas. declare bankruptcy iflas etmek. fraudulent bankruptcy hileli iflas.
  996. banksia İng.
    • (i)., (bot). Avustralyada bulunan ve oradan Avrupaya getirilmiş olan san çiçekli bir cins çalı, banksiya.
  997. banliyö Tür.
    • suburb. city area. suburban area. bas ville. city boundary.
  998. banliyö Tür.
    • suburb.
  999. banliyö treni Tür.
    • local train. suburban train. local express. local railway.
  1000. banmak Tür.
    • to dip into.
  1001. banmak Tür.
    • dunk. to dip. to dunk.
  1002. banner İng.
    • (i). bayrak, sancak, alem
    • gazet. manşet.
  1003. bannock İng.
    • (i)., iskoç. yassı yulaf veya arpa ekmeği, pide.
  1004. banns İng.
    • (bak). ban
  1005. banqljette İng.
    • (i)., ask. seğirdim yolu
    • yaya kaldırımı
    • büfe arkalığı
    • tek kollu sedir.
  1006. banquet İng.
    • (i)., (f). ziyafet, resmi ziyafet
    • (f). ziyafet çekmek.
  1007. banshie banshee İng.
    • (i). Galler üIkesinde haykırmasının o evden bir öIü çıkacağma işaret ettiğine inanılan hayali bir peri.
  1008. bant Tür.
    • band. tape. ribbon. strip. strap. braid. court plaster. fascia. fillet. recording. scotch tape. strapping. welt.
  1009. bant Tür.
    • band. strap. tape. ribbon. tie. sticky tape. cushion.
  1010. bant Tür.
    • band. headband. tape. belt. braid. paragraph. strap. striation.
  1011. bantam İng.
    • (i)., (s). ufak cins tavuk, ispenç, çin tavuğu
    • ufak tefek kavgacı insan
    • (s). küçük, ufak. bantamweight (i).,(spor) filiz siklet.
  1012. banter İng.
    • (i)., (f). şaka, latife, takılma, alay
    • (f). şaka etmek, takılmak, latife etmek. banterer (i). şaka eden kimse.
  1013. bantlamak Tür.
    • to stick with sticky tape.
  1014. bantling İng.
    • (i). çocuk, bebek, yumurcak.
  1015. bantu İng.
    • (i). (çoğ. bantu,bantus) Orta ve Güney Afrika'da yaşayan zenci kabile grubu
    • Bantu
    • bu gruba mensup kimse
    • Bantu dil grubu. ,
  1016. banyo Tür.
    • bath. bathtub. bathroom. watering place. spa. development. washing.
  1017. banyo Tür.
    • bath. bathroom. liquor. bathtub.
  1018. banyo Tür.
    • bath. bathroom.
  1019. banyo küveti Tür.
    • tub. bath tub. washing tub.
  1020. banyo sabunu Tür.
    • bath soap.
  1021. banzai İng.
    • (ünlem) Japonya'ya mahsus hürmet ifade eden bir selamlama şekli olup uzun ömür ve askerlikte ''ileri hücum manalarını taşır.
  1022. baobab İng.
    • (i). baobap ağacı, (bot). Adansonia digitata.
  1023. bap Tür.
    • British Association for Psychopharmacology.
  1024. bap Tür.
    • Bovine Access Point An access point that is installed on cattle There are different versions of the BAP, depending on species, gender, weight, beef or dairy. a small loaf or roll of soft bread.
  1025. bap Tür.
    • Biodiversity Action Plan.
  1026. bap Tür.
    • Berkas berita acara pemeriksaan - police investigation reports.
  1027. bap Tür.
    • BenzoPyrene Source: US EPA. abbr Base Processor.
  1028. bap Tür.
    • Benzopyrene.
  1029. bap Tür.
    • Behavior Assessment Plan.
  1030. bap Tür.
    • Bandwidth Allocation Protocol.
  1031. bap Tür.
    • A small round flat bread roll.
  1032. bap Tür.
    • a small loaf or roll of soft bread.
  1033. baptism İng.
    • (i). vaftiz, vaftiz ayini. baptismal (s). vaftizle ilgili. baptism of fire bir askerin katıldığı ilk savaş
    • çetin bir imtihan veya tecrübe.
  1034. baptist Tür.
    • See Anabaptist. follower of Baptistic doctrines of or pertaining to or characteristic of the Baptist church
    • "Baptist baptismal practices"
    • "a Baptist minister".
  1035. baptist Tür.
    • One who administers baptism
    • specifically applied to John, the forerunner of Christ.
  1036. baptist Tür.
    • One of a denomination of Christians who deny the validity of infant baptism and of sprinkling, and maintain that baptism should be administered to believers alone, and should be by immersion.
  1037. baptist Tür.
    • follower of Baptistic doctrines. of or pertaining to or characteristic of the Baptist church
    • "Baptist baptismal practices"
    • "a Baptist minister".
  1038. baptist İng.
    • (i). Baptist denilen Protestan mezhebi mensubu
    • vaftiz eden kimse. John the Baptist Yahya peygamber.
  1039. baptistery İng.
    • (i). kilisenin vaftiz ayini için ayrılmış kısmı.
  1040. baptize İng.
    • (f). vaftiz etmek
    • ad koymak vaftiz ayini ifa etmek
    • ilk defa kullanmak.
  1041. bapu İng.
    • (i)., hintçe mürşit kimse.
  1042. bar Tür.
    • Unit of pressure, equal to the sea-level pressure of Earth"s atmosphere.
  1043. bar Tür.
    • To restrict or confine, as if by a bar
    • to hinder
    • to obstruct
    • to prevent
    • to prohibit
    • as, to bar the entrance of evil
    • distance bars our intercourse
    • the statute bars my right
    • the right is barred by time
    • a release bars the plaintiff"s recovery
    • sometimes with up.
  1044. bar Tür.
    • To fasten with a bar
    • as, to bar a door or gate.
  1045. bar Tür.
    • To except
    • to exclude by exception.
  1046. bar Tür.
    • To cross with one or more stripes or lines. a rigid piece of metal or wood
    • usually used as a fastening or obstruction or weapon
    • "there were bars in the windows to prevent escape" an obstruction placed at the top of a goal
    • "it was an excellent kick but the ball hit the bar" a counter where you can obtain food or drink
    • "he bought a hot dog and a coke at the bar" a railing that encloses the part of the courtroom where the judges and lawyers sit and the case is tried
    • "spectators were not allowed past the bar" a heating element in an electric fire
    • "an electric fire with three bars" a horizontal rod that serves as a support for gymnasts as they perform exercises a submerged ridge in a river or along a shore
    • "the boat ran aground on a submerged bar in the river" a unit of pressure equal to a million dynes per square centimeter
    • "unfortunately some writers have used bar for one dyne per square centimeter" prevent from entering
    • keep out
    • "He was barred from membership in the club" secure with, or as if with, bars
    • "He barred the door".
  1047. bar Tür.
    • The whole body of lawyers licensed in a court or district
    • the legal profession.
  1048. bar Tür.
    • The space between the tusks and grinders in the upper jaw of a horse, in which the bit is placed.
  1049. bar Tür.
    • The raised ridge down the center of a backgammon board dividing the home board from the outer board, where checkers are placed after they have been hit A player with a checker on the bar must enter that checker before he can make any other move.
  1050. bar Tür.
    • The railing that incloses the place which counsel occupy in courts of justice.
  1051. bar Tür.
    • The place in court where prisoners are stationed for arraignment, trial, or sentence.
  1052. bar Tür.
    • The part of the crust of a horse"s hoof which is bent inwards towards the frog at the heel on each side, and extends into the center of the sole.
  1053. bar Tür.
    • The bar is the railing along the sides of the House and Senate chambers which separates the chamber floor and the side aisle Only legislators and certain legislative staff may be within the bar
    • only invited guests and staff may occupy the side aisles The press is allowed both within the bar and in the side aisles.
  1054. bar Tür.
    • The Bar is the railing along the sides of the House and Senate chambers which separates the chamber floor and the side aisle Only legislators and certain legislative staff may be within the bar
    • only invited guests and staff may occupy the side aisles The press is allowed both within the bar and in the side aisles. 1 Historically, the partition separating the general public from the space occupied by the judges, lawyers, and other participants in a trial 2 More commonly, the term means the whole body of lawyers.
  1055. bar Tür.
    • Slang for one million dollars.
  1056. bar Tür.
    • Same as measure A way of dividing music into small, organized groups of beats The division of measures is indicated by a vertical line, called the bar-line Music is usually grouped in 2"s, or 3"s See meter.
  1057. bar Tür.
    • saloon.
  1058. bar Tür.
    • Hence, the phrase at the bar of the court signifies in open court.
  1059. bar Tür.
    • Bars divide the staff into spaces which represent measures, and are themselves called measures.
  1060. bar Tür.
    • bar. night club. counter where drinks are served. habitué de la maison. honky tonk. profit centre. watering hole.
  1061. bar Tür.
    • bar, boozer, nuclear sub.
  1062. bar Tür.
    • bar.
  1063. bar Tür.
    • A vertical line across the staff.
  1064. bar Tür.
    • A vein or dike crossing a lode.
  1065. bar Tür.
    • A unit of pressure, equal to the sea-level pressure of Earth"s atmosphere
    • 1 bar is equivalent to 0 987 atmosphere or 10,000 newtons per square meter.
  1066. bar Tür.
    • A unit of pressure, equal to the normal air pressure at sea level, 14 5 PSI or 100 KPa.
  1067. bar Tür.
    • A unit of pressure equal to one million dynes per square centimeter.
  1068. bar Tür.
    • A unit of pressure equal to 106 dyne per square centimeter, 1000 millibars, 29 53 inches of mercury See torr.
  1069. bar Tür.
    • A unit of pressure equal to 100 kilopascals The millibar is commonly used in aviation and meteorology The pascal is the S I unit for pressure.
  1070. bar Tür.
    • A unit of pressure equal to 0 99 atmospheres or 14 233 psi.
  1071. bar Tür.
    • A unit of measure of atmospheric pressure One bar is equal to 0 987 atmospheres, 1 02 kg/cm2, 100 kilopascal, and 14 5 lbs/square inch. a barrier inside the main entrance to each chamber and across the space between benches leading to the floor of the Senate and House of Representatives Members and senators can speak to their respective chambers only from within the area defined by the bar, and no one who is not a member of that house may enter that area during a sitting except by invitation.
  1072. bar Tür.
    • A submerged or emerged embankment of sand, gravel, or other unconsolidated material built on the sea floor in shallow water by waves and currents.
  1073. bar Tür.
    • A special plea constituting a sufficient answer to plaintiff"s action.
  1074. bar Tür.
    • A slender strip of wood which divides and supports the glass of a window
    • a sash bar.
  1075. bar Tür.
    • a room or establishment where alcoholic drinks are served over a counter
    • "he drowned his sorrows in whiskey at the bar". a counter where you can obtain food or drink
    • "he bought a hot dog and a coke at the bar". a rigid piece of metal or wood
    • usually used as a fastening or obstruction or weapon
    • "there were bars in the windows to prevent escape". musical notation for a repeating pattern of musical beats
    • "the orchestra omitted the last twelve bars of the song". an obstruction placed at the top of a goal
    • "it was an excellent kick but the ball hit the bar". the act of preventing
    • "there was no bar against leaving"
    • "money was allocated to study the cause and prevention of influenza". a unit of pressure equal to a million dynes per square centimeter
    • "unfortunately some writers have used bar for one dyne per square centimeter". a submerged ridge in a river or along a shore
    • "the boat ran aground on a submerged bar in the river". the body of individuals qualified to practice law in a particular jurisdiction
    • "he was admitted to the bar in New Jersey". a block of solid substance
    • "a bar of chocolate". a portable 30 caliber magazine-fed automatic rifle operated by gas pressure
    • used by United States troops in World War I and in World War II and in the Korean War. a horizontal rod that serves as a support for gymnasts as they perform exercises. a heating element in an electric fire
    • "an electric fire with three bars". a railing that encloses the part of the courtroom where the judges and lawyers sit and the case is tried
    • "spectators were not allowed past the bar". prevent from entering
    • keep out
    • "He was barred from membership in the club". render unsuitable for passage
    • "block the way"
    • "barricade the streets"
    • "stop the busy road". expel, as if by official decree
    • "he was banished from his own country". secure with, or as if with, bars
    • "He barred the door".
  1076. bar Tür.
    • A ridge down the center of the board dividing a player"s home and outer boards The bar is not counted as a space Place where hit blots are placed until they reenter into play.
  1077. bar Tür.
    • A piece of wood, metal, or other material, long in proportion to its breadth or thickness, used as a lever and for various other purposes, but especially for a hindrance, obstruction, or fastening
    • as, the bars of a fence or gate
    • the bar of a door.
  1078. bar Tür.
    • Any tribunal
    • as, the bar of public opinion
    • the bar of God.
  1079. bar Tür.
    • Anything which obstructs, hinders, or prevents
    • an obstruction
    • a barrier.
  1080. bar Tür.
    • Any railing that divides a room, or office, or hall of assembly, in order to reserve a space for those having special privileges
    • as, the bar of the House of Commons.
  1081. bar Tür.
    • Any of the dark lines in a printed machine-readable symbol.
  1082. bar Tür.
    • An ordinary, like a fess but narrower, occupying only one fifth part of the field.
  1083. bar Tür.
    • An offshore ridge or mound of sand, GRAVEL, or other unconsolidated material which is submerged, especially at the mouth of a river or estuary, or lying parallel to, and a short distance from, the beach.
  1084. bar Tür.
    • An indefinite quantity of some substance, so shaped as to be long in proportion to its breadth and thickness
    • as, a bar of gold or of lead
    • a bar of soap.
  1085. bar Tür.
    • A gatehouse of a castle or fortified town.
  1086. bar Tür.
    • A drilling or tamping rod.
  1087. bar Tür.
    • A broad shaft, or band, or stripe
    • as, a bar of light
    • a bar of color.
  1088. bar Tür.
    • A barrier or counter, over which liquors and food are passed to customers
    • hence, the portion of the room behind the counter where liquors for sale are kept.
  1089. bar Tür.
    • A bank of sand, gravel, or other matter, esp. at the mouth of a river or harbor, obstructing navigation.
  1090. bar İng.
    • kıs barometer, barometric, barrel.
  1091. bar İng.
    • (edat) maada, -den baska bar none istisnasız, ayrıksız.
  1092. bar İng.
    • (i)., (fiz). bar, basınç öIçü birimi.
  1093. bar İng.
    • (f). kol demiri ile kapamak, sürgülemek
    • parmaklığln arkasında tutmak
    • mani olmak, önlemek
    • hariç tutmak, dahil etmemek
    • kumaş üzerine çizgi veya yollar yapmak.
  1094. bar İng.
    • (i). çubuk, sırık, kol, kol demiri
    • mania, engel
    • bir nehir ağzında veya kıyıya paralel olan uzun kum ve cakıl seti
    • avukatlık mesleği, baro
    • mahkemede dinleyicileri hakim, jüri ve avukatlardan ayıran parmaklık
    • mahkemede sanık kürsüsü
    • içki satılan veya içilen yer, bar, meyhane, (huk). men'i muhakeme
    • (müz). ölçü çizgisi
    • hane armada birbirine paralel iki serit. bar line (müz). öIçü çizgisi. bar of soap sabun kalıbı. admit to the bar baroya kabul etmek. behind bars hapiste, mahpus.
  1095. baraj Tür.
    • dam. barrage. the lowest passing grade in an examination.
  1096. baraj Tür.
    • barrage. dam. wall.
  1097. baraj Tür.
    • barrage. dam.
  1098. baraj ateşi Tür.
    • barrage. umbrella barrage.
  1099. baraka Tür.
    • United States writer of poems and plays about racial conflict.
  1100. baraka Tür.
    • United States writer of poems and plays about racial conflict.
  1101. baraka Tür.
    • The "grace" or spiritual energy emanating from Allah through the silsillah of the Tariqa through which all practices are accomplished. physical manifestation of personal blessing It can be transferred from person-to-person, or from an object to a person May be found in people, places and objects.
  1102. baraka Tür.
    • shed. hut. barrack.
  1103. baraka Tür.
    • Quality of blessedness or grace found characteristically in marabouts and other divinely favored persons Also, charisma that endows the blessed with a special capacity to rule.
  1104. baraka Tür.
    • billet. cot. shed. hut. shanty.
  1105. baraka Tür.
    • barracks.
  1106. barb İng.
    • (i)., (f). olta çengeli
    • ok ucu
    • kanca
    • kuş tüyünün bir kılı
    • (bot)., zool. sakala benzer kısım
    • kısa ve kalın gagalı güvercin
    • rahibelerin kullandığı boynu ve göğsü örten keten örtü
    • eski sakal
    • Mağrip atı
    • (f). ok, mızrak vb,ne uç takmak.
  1107. barb İng.
    • argo, (bak). barbiturate.
  1108. barbados İng.
    • (i). Barbados, Batı Hint adalarından biri.
  1109. barbar Tür.
    • barbarian. hellkite.
  1110. barbar Tür.
    • barbarian. barbarous. barbaric. vandalic. vandal. bestial. gothic. heathenish. savage. uncivilized. wild. barbarian. vandal. savage. goth. heathen.
  1111. barbar Tür.
    • barbarian. barbaric. barbarous.
  1112. barbar Tür.
    • barbarian.
  1113. barbarian İng.
    • (i)., (s). kaba kimse, vahşi kimse, medeniyet görmemiş bir kimse
    • barbar
    • (s). zalim
    • gaddar
    • yabancı
    • medeni olmayan.
  1114. barbaric İng.
    • (s). medeniyetsiz, uygar olmayan
    • barbar
    • vahşi. barbarically (z). barbarca.
  1115. barbarism İng.
    • (i). munevverlerce makbul olmayan ifade tarzı
    • edebiyatta ve sanatta bazılarınca alışılmış şekil ve yazıların haricinde kalan tarzda eserler
    • vahşilik, kabalık, barbarlık.
  1116. barbarity İng.
    • (i). gaddarlık, zalimlik, medeniyetsizlik, sanat ve edebiyatta zevksizlik, kabalık.
  1117. barbarize İng.
    • ing. rise (f). vahşileştirmek, vahşileşmek.
  1118. barbarlaşmak Tür.
    • to become barbarous.
  1119. barbarlık Tür.
    • barbarism. brutality. barbarity.
  1120. barbarlık Tür.
    • barbarism. barbarity.
  1121. barbarlık Tür.
    • barbarism.
  1122. barbarossa İng.
    • (i). Barbaros
    • Roma imparatoru I Frederick'in lakabı.
  1123. barbarous İng.
    • (s). medeni olmayan
    • haşin, kaba
    • klasik ölçüler dışında olan
    • yabancı, ecnebi. barbarously (z). ilkel bir şekilde. barbrousness (i). ilkellik.
  1124. barbary İng.
    • (i). eski Berberistan. Barbary ape Kuzey Afrika ile Cebelitarık'ta yaşayan bir cins maymun. Barbary Coast San Fransisko'nun eskiden kumarhanelerin bulunduğu sahil kısmı. barbary ragwort yılanbaşı, (bot). Othonna cheirifolia
  1125. barbate İng.
    • (s)., zool., (bot). kıllı sakallı.
  1126. barbecue İng.
    • (i)., (f). kuzu v.b.'nin bütün olarak çevrildiği açık hava toplantısı
    • bütün çevrilmiş koyun, kuzu ve oğlak gibi hayvan
    • bu işe mahsus portatif ızgara
    • baharatlı ve salçalı bir et yemeği
    • (f). açık havada bütün hayvan çevirmek.
  1127. barbed İng.
    • (s). dikenli, kancalı. barbed wire dikenli tel.
  1128. barbekü Tür.
    • barbecue.
  1129. barbel İng.
    • (i). bir nevi sakallı tatlı su balığı
    • karakeçi, zool. Barbus fluviatilis
    • balığın dudağındaki sakal.
  1130. barbell İng.
    • (i). halter.
  1131. barber İng.
    • (i)., (f). berber
    • (f). tlraş etmek. barbers itch birkaç cins parazit mantarın yüzde ve boyunda meydana getirdiği bir deri hastalığı. barbershop (i). berber dükkanı.
  1132. barberry İng.
    • (i). diken üzümü
    • kadıntuzluğu, amberbaris, sarıçalı, (bot). Berberis vulgaris
  1133. barbet İng.
    • (i). uzun ve kıvırcık tüylü köpek, kaniş
    • tropikal bölgelerde yaşayan kıllı ve kalın gagalı bir kuş, zool. Capito veya Bucco
  1134. barbette İng.
    • (i)., ask. top için hazırlanmış mahfuz yer, barbet, top kulesi
    • den. taret, top siperi.
  1135. barbican İng.
    • (i). bir hisar veya şatonun damında bulunan müdafaa kulesi
    • gözleme kulesi.
  1136. barbiturate İng.
    • (i)., ecza. barbiturat, uyku hapı.
  1137. barbule İng.
    • (i). büyük tüy kenarındaki küçük tüy.
  1138. barbunya Tür.
    • roman bean. kidney bean. red mullet.
  1139. barbunya Tür.
    • red mullet. kidney bean.
  1140. barbut Tür.
    • dice game.
  1141. barcarolle İng.
    • (i)., (müz). Venedik gondolcularının şarkısı
    • bu tarzda yazılmış parça.
  1142. bard İng.
    • (i)., (f). at zırhını meydana getiren parçalardan biri
    • (f). ata zırh giydirmek
    • donatmak.
  1143. bard İng.
    • (i)., ing. fırında pişerken kurumasın diye rostonun üstüne konulan yağlı et.
  1144. bard İng.
    • (i). saz şairi, şair, ozan. bardic (s). sairane.
  1145. bardak Tür.
    • glass. go.
  1146. bardak Tür.
    • glass. cup.
  1147. bardak Tür.
    • cup. glass. mug. brim. crackle. muf.
  1148. bardaktan boşanırcasına yağmak Tür.
    • rain cats and dogs.
  1149. bare İng.
    • (f). soymak, açmak.
  1150. bare İng.
    • (s). çıplak, açık,yalın
    • sade,süssüz,mübalağasız,basit
    • havı dökülmüş,parlamış(kumaş)
    • ancak yetecek kadar,.bareback (s). eyersiz (at).bare change zayıf vir ihtimal. bare faced (s). yüzü açık, peçesiz
    • yüzsüz, arsız,hayasız. barefoot (s).,(z). yalınayak. barehanded (s). silahsız,elleri açıkta.bareheaded (s). başı açık.barelegged (s).çorapsız,çıplak bacaklı. bare living ancak geçinme,kıt kanaat geçinme.
  1151. barely İng.
    • (z). ancak, güçbelâ
    • açıkça, gizlemeden.
  1152. barem Tür.
    • scale of salaries.
  1153. barem Tür.
    • classification and promotion system for the salaries of government employee. assize. ready reckoner. scale of salary ies. tariff schedule.
  1154. barents sea İng.
    • Barents Denizi.
  1155. baresark İng.
    • (i). eski iskandinav kahramanı
    • zırhsız asker.
  1156. baret Tür.
    • miner"s helmet.
  1157. baret Tür.
    • hard hat.
  1158. barfiks Tür.
    • horizontal bar. pull-up.
  1159. barfiks Tür.
    • horizontal bar. chinning bar.
  1160. barfiks Tür.
    • horizontal bar.
  1161. barfly İng.
    • (i)., (argo) zamanını barda geçiren kimse.
  1162. bargain İng.
    • (i)., (f). pazarlık, anlaşma
    • muamele
    • işlem
    • kelepir
    • (f). pazarlık etmek, pazarIığa girişmek, uyuşmak
    • kayıt ve şarta bağlamak, taahhüt etmek. bargain counter tenzilâtlı eşya tezgâhı. bargain day tenzilâtlı satış günü. bargain price ucuz fiyat, tenzilâtlı fiyat. bargainer (i). pazarlık eden kimse. into the bargain üstelik, caba. strike a bargain uzlaşmak. That is not what he bargained for Bu, umduğu netice değildi.
  1163. barge İng.
    • (i)., (f). mavna, salapurya
    • saltanat kayığı
    • (f). mavna ile taşımak
    • mavna gibi ağır hareket etmek
    • (k.dili)., (gen). in, into ile paldır küldür girmek
    • işe karışmak
  1164. bargeboard İng.
    • (i)., (mim). saçak
  1165. bargee bargeman, ing İng.
    • (i). mavnacılardan biri
    • kumanda eden mavnacı.
  1166. bari Tür.
    • capital city of the Apulia region on the Adriatic coast.
  1167. bari Tür.
    • capital city of the Apulia region on the Adriatic coast.
  1168. bari Tür.
    • Bari.
  1169. bari Tür.
    • at least. if so. then. may as well. might as well. might as wellat least. for once.
  1170. baric İng.
    • (s)., (kim). baryumlu
    • atmosfer basıncına ait.
  1171. barikat Tür.
    • barricade. enclosure.
  1172. barikat Tür.
    • barricade.
  1173. barilla İng.
    • (i). yanınca çok kül bırakan bir deniz yosunu
    • bu yosunun küllerinden elde edilen alkali, yosun sodası.
  1174. barit Tür.
    • barite ağır spat.
  1175. bariton Tür.
    • barytone.
  1176. bariton Tür.
    • baritone.
  1177. bariton Tür.
    • baritone.
  1178. baritone, ing barytone İng.
    • (i)., (müz). tenor ile bas arasındaki erkek sesi, bariton
    • bu sese sahip olan kimse
    • bandolarda kullanılan bir çalgı aleti, bariton.
  1179. barium İng.
    • (i)., (kim). baryum.
  1180. bariyer Tür.
    • ticket gate.
  1181. bariyer Tür.
    • protective embankment.
  1182. bariyer Tür.
    • bar. safety fence.
  1183. bariz Tür.
    • clear. obvious. marked. distinct.
  1184. bariz Tür.
    • clear. obvious. blatant. conspicuous. eminent. salient.
  1185. bariz Tür.
    • apparent. conspicuous. blazing. avowed. blatant. gross. as plain as a pikestaff. pronounced. sharp. conspicuously.
  1186. barınak Tür.
    • shelter. sanctuary. asylum. booth. burrow. haven of rest. house of refuge. let- out. port.
  1187. barınak Tür.
    • shelter. housing. hiding place. harbor. harbour. asylum. burrow. cove. haven. refuge. repair. sanctuary.
  1188. barınak Tür.
    • asylum. harbour. haven. housing. refuge. shelter. harbor.
  1189. barındırma Tür.
    • hosting.
  1190. barındırmak Tür.
    • to shelter sb. to afford / to give / to offer / to provide shelter. harbour. nestle. tabernacle.
  1191. barındırmak Tür.
    • shelter. hut. house. hold. nestle. keep back. harbor. harbour.
  1192. barındırmak Tür.
    • accommodate. harbour. house. nestle. shelter. to shelter. to accommodate. to lodge. to house.
  1193. barınma Tür.
    • sheltering.
  1194. barınmak Tür.
    • to take shelter. to get along together.
  1195. barınmak Tür.
    • to take shelter in. house. nestle. to take shelter. tabernacle.
  1196. barınmak Tür.
    • shelter. harbor. harbour.
  1197. barış Tür.
    • peace. reconciliation. concord.
  1198. barış Tür.
    • peace. peace. reconciliation. concord.
  1199. barış Tür.
    • concord. peace. reconciliation.
  1200. barışçı Tür.
    • pacifist.
  1201. barışçı Tür.
    • pacific. pacifist. peaceful.
  1202. barışçı Tür.
    • pacific. pacifist.
  1203. barışçıl Tür.
    • peaceable. peaceful. peace-loving. pacific.
  1204. barışçılık Tür.
    • pacifism.
  1205. barışık Tür.
    • at peace. reconciled.
  1206. barışık Tür.
    • at peace. reconciled.
  1207. barışıklık Tür.
    • reconciliation. harmony.
  1208. barışma Tür.
    • reconciliation. pacification.
  1209. barışmak Tür.
    • to make peace with one another. to be reconciled. to reconcile with sb. come together. to bury the hatchet.
  1210. barışmak Tür.
    • to be reconciled. to make it up. to come to an agreement. to bury the hatchet.
  1211. barışmak Tür.
    • make peace. make it up. make up. smoke the peace pipe. kiss and make up. make one"s peace with. reunite.
  1212. barışsever Tür.
    • pacifist. peaceable.
  1213. barışsever Tür.
    • pacifist. pacific. peaceful. unwarlike. pacifist.
  1214. barışseverlik Tür.
    • peaceableness.
  1215. barışseverlik Tür.
    • pacifism.
  1216. barıştırma Tür.
    • reconciliation.
  1217. barıştırma Tür.
    • conciliation.
  1218. barıştırmak Tür.
    • to reconcile. to make peace among. to effect a reconciliation. conciliate.
  1219. barıştırmak Tür.
    • reconcile. to reconcile. to conciliate.
  1220. barıştırmak Tür.
    • reconcile. conciliate. pacify. reunite. make peace.
  1221. bark Tür.
    • tough protective covering of the woody stems and roots of trees and other woody plants. a noise resembling the bark of a dog. a sailing ship with 3 masts. the sound made by a dog. speak in an unfriendly tone
    • "She barked into the dictaphone". cover with bark. remove the bark of a tree. make barking sounds
    • "The dogs barked at the stranger". tan with bark tannins. the stuff on the outside of wood Bark is not actually wood! Its main job is to protect the wood. n The protective outer layer of the roots, trunk and branches of a tree or woody plants Bark may be thick and rough or thin, smooth and papery.
  1222. bark Tür.
    • To strip the bark from
    • to peel.
  1223. bark Tür.
    • To make a short, loud, explosive noise with the vocal organs
    • said of some animals, but especially of dogs.
  1224. bark Tür.
    • To make a clamor
    • to make importunate outcries.
  1225. bark Tür.
    • To girdle.
  1226. bark Tür.
    • To cover or inclose with bark, or as with bark
    • as, to bark the roof of a hut.
  1227. bark Tür.
    • To abrade or rub off any outer covering from
    • as to bark one"s heel.
  1228. bark Tür.
    • The tough exterior covering of a woody root or stem that protects the tree from injury caused by insects and other animals, by other plants, by disease and by fire.
  1229. bark Tür.
    • The skin or covering of branches and roots of a tree.
  1230. bark Tür.
    • The short, loud, explosive sound uttered by a dog
    • a similar sound made by some other animals.
  1231. bark Tür.
    • The living tissue outside the vascular cambium in a woody stem It is composed of phloem tissues, which occur as living inner and dead outer zones. outward covering of the tree.
  1232. bark Tür.
    • The exterior covering of the trunk and branches of a tree
    • the rind.
  1233. bark Tür.
    • Technically, the tissue comprised of phloem, phelloderm, cork cambium, and cork external of the vascular cambium Bark occurs in plants that have secondary growth.
  1234. bark Tür.
    • Specifically, Peruvian bark.
  1235. bark Tür.
    • See Girdle, v. t., 3.
  1236. bark Tür.
    • Outermost layers of a woody stem, including all the living and non-living tissues outside the cambium. 138 :a small sailing ship : a sailing ship of three or more masts with the aft most mast fore-and-aft rigged and the others square-rigged : a craft propelled by sails or oars.
  1237. bark Tür.
    • Now applied poetically to a sailing vessel or boat of any kind.
  1238. bark Tür.
    • In Aubrey"s time barque meant barque-rigged, i e fore and aft on the mizzen.
  1239. bark Tür.
    • Formerly, any small sailing vessel, as a pinnace, fishing smack, etc.
    • also, a rowing boat
    • a barge.
  1240. bark Tür.
    • A three-masted vessel, having her foremast and mainmast square-rigged, and her mizzenmast schooner- rigged. a sailing ship with 3 masts the sound made by a dog a noise resembling the bark of a dog tough protective covering of the woody stems and roots of trees and other woody plants tan with bark tannins speak in an unfriendly tone
    • "She barked into the dictaphone" make barking sounds
    • "The dogs barked at the stranger" remove the bark of a tree cover with bark.
  1241. bark Tür.
    • A small sailing ship.
  1242. bark Tür.
    • Areas of fiber from outside a tree. basically a regular kid.
  1243. bark Tür.
    • An uncommon practice for most of us Used wisely, you can scare the CRAPOLA out of unsuspecting people Best use is for you black Chows in the dark Stand still and watch people get close then suddenly BARK Then, watch out for the smell of soiled human pants. a ship with square rigged sails on the main and fore masts and fore-and-aft sails the mizzenmast.
  1244. bark Tür.
    • An older term used to describe the decarburized skin that develops on steel bars heated in a non-protective atmosphere.
  1245. bark Tür.
    • An interval of frequency equal to a critical band width.
  1246. bark İng.
    • (i)., (f)., (bot). kabuk
    • ağaç kabuğu
    • (f). kabuğunu soymak
    • tabaklamak.
  1247. bark İng.
    • (i)., (f). havlama, köpek havlamasına benzer ses
    • (k.dili). öksürük
    • (f). havlamak
    • havlamaya benzer sesler çıkarmak
    • yüksek sesle konuşmak veya bağırmak
    • (argo) bir eğlence yerinin kapısında çığırtkanlık etmek
    • öksürmek. bark up the wrong tree yanlış kapı çalmak. His bark is worse than his bite Ne varsa dilindedir.
  1248. bark ,barque İng.
    • (i)., den. üç direkli yelkenli gemi, barka.
  1249. barka Tür.
    • barque.
  1250. barkeeper İng.
    • (i). barmen.
  1251. barker İng.
    • (i). havlayan, bağıran insan veya köpek
    • (k.dili). dükkân veya eğlence yeri önünde bağıran adam, çığırtkan.
  1252. barkod Tür.
    • barcode.
  1253. barky İng.
    • (s). kabuğu olan, kabuklu
    • kabuğa benzeyen.
  1254. barley İng.
    • (i). arpa, (bot). Hordeum vulgare. barleycorn (i). arpa, arpa tanesi. barley meal arpa unu. barley sugar arpa özü ile yapılan bir şekerleme. pearl barley frenk arpası. wall barley duvar arpası, (bot). Hordeum murinum.
  1255. barm İng.
    • (i). biranın üstündeki köpük.
  1256. barmaid İng.
    • (i)., ing. meyhane tezgâhında hizmet eden kız veya kadın.
  1257. barman İng.
    • (i). meyhane tezgâhında hizmet eden garson, barmen.
  1258. barmecide İng.
    • (i). Binbir Gece Masallan''nda dilenciye boş tabaklarla hayali bir ziyafet çeken Bağdat'lı prens. Barmecide feast çok kıt yemek.
  1259. barmen Tür.
    • bartender. drawer. tapster.
  1260. barmen Tür.
    • barman. bartender.
  1261. barmen Tür.
    • barkeeper.
  1262. barmitzvah İng.
    • dini görevleri yüklenebilecek yaşa gelmiş Musevi erkek çocuk
    • ergenlik töreni.
  1263. barmy İng.
    • (s). mayalı, köpüklü
    • ing., (argo) havai, boş kafalı.
  1264. barn İng.
    • (i)., (f). ahır, çiftlik ambarı
    • (f). ambara koymak. barn dance bir çiftlikte ambarda yapılan danslı toplantı. barn owl peçeli baykuş, ambarlarda fareleri yiyen baykuş. barnful (s). ambar dolusu. barnyard (i). çiftlikte ahır veya ambann yanındaki avlu.
  1265. barnacle İng.
    • (i)., (gen). (çoğ). at nallanırken burnuna takılan kıskaç, nalbant yavaşası
  1266. barnacle İng.
    • (i). gemi diplerine veya kayalara yapışan midyeye benzer birkaç cins kabuklu deniz hayvanı
    • bir cins yabani kaz
    • (mec). yapıskan huylu sırnaşık adam fig. çamsakızı. acorn barnacle beyaz kurt, zool. Bolanus.
  1267. barnstorm İng.
    • (f)., A.B.D. (k.dili). taşrada temsil vermek
    • taşra halkını uçakla gezdirip para kazanmak.
  1268. baro Tür.
    • Return.
  1269. baro Tür.
    • Korean command meaning to finish and return to starting position.
  1270. baro Tür.
    • bar. the body of lawyers. bar council. faculty of advocates. incorporated law society.
  1271. baro Tür.
    • Barometric.
  1272. baro Tür.
    • bar. bench.
  1273. baro Tür.
    • bar.
  1274. baro başkanı Tür.
    • father of the bar.
  1275. barogram İng.
    • (i). barograf aletinin tespit ettiği kayıtlar.
  1276. barograph İng.
    • (i). otomatik olarak hava basıncını kaydeden barometre barograph'ic (s). otomatik barometreyle ilgili.
  1277. barok Tür.
    • baroque. baroque.
  1278. barok Tür.
    • baroque.
  1279. barok Tür.
    • baroque.
  1280. barometer İng.
    • (i). barometre, hava basıncını öIçen alet.
  1281. barometre Tür.
    • barometer. weather glass. rain glass. weatherglass.
  1282. barometre Tür.
    • barometer.
  1283. baron Tür.
    • The two legs and saddle cooked as a unit.
  1284. baron Tür.
    • Noun Low ranking British noblemen, and in Japan However, it can be a nobleman of various rank in other countries For example Baron von Richtorfen. dark bluish-green, low- growing, disease resistant and relatively problem free. 1 an early scientific British system 2 a Club response to a No Trump opening that institutes up-the-line bidding of four-card suits by both partners 3 a bid one step below five of the agreed suit, asking partner to bid six with strong trumps 4 a response of two No Trump to an opening suit one-bid to show a balanced hand with 16-18 points, or 16-17 points
    • sometimes played as 16-plus points with no upper limit. [see "Le Baron"]. an early scientific British system.
  1285. baron Tür.
    • L L baro, varo: Latin vir, a man - Webster German bar, a man: beran, to carry - Skeat The man - one able to bear arms
    • one bound to render service to the king 1 Bl Com 398-99 A lord
    • a husband.
  1286. baron Tür.
    • baron.
  1287. baron Tür.
    • baron.
  1288. baron Tür.
    • A title or degree of nobility
    • originally, the possessor of a fief, who had feudal tenants under him
    • in modern times, in France and Germany, a nobleman next in rank below a count
    • in England, a nobleman of the lowest grade in the House of Lords, being next below a viscount.
  1289. baron Tür.
    • A Territorial Baron is a lord who has been chosen to serve as ceremonial head for his Barony, either by himself or with a Baroness A Court Baron is a lord who has been given this title by the Crown.
  1290. baron Tür.
    • a nobleman of varying rank. a British peer of the lowest rank. a very wealthy or powerful businessman
    • "an oil baron".
  1291. baron Tür.
    • A husband
    • as, baron and feme, husband and wife. a very wealthy or powerful businessman
    • "an oil baron" a British peer of the lowest rank a nobleman of varying rank.
  1292. baron Tür.
    • A feudal lord See also fief.
  1293. baron İng.
    • (i). (avrupada bir asalet ünvanı) baron
    • A.B.D. kudretli iş adamı, kral. baroness (i). baronun karısı
    • kadın baron, barones.
  1294. baronage İng.
    • (i). ingiliz baronlar slnıfı
    • baronluk.
  1295. baronet İng.
    • (i). barondan bir derece aşağı olan asalet rütbesi, baronet
    • bu payenin sahibi. baronetage (i). baronet payesi
    • baronet sınıfı. baronetcy (i). baronet payesi.
  1296. baronial İng.
    • (s). barona ait, baronlar smıfına ait
    • barona yakışan.
  1297. baronluk Tür.
    • barony.
  1298. barony İng.
    • (i). baronun payesi veya malikânesi.
  1299. baroque İng.
    • (i)., (s). barok
    • (s). bu usluba ait, barok
    • şatafatlı, çok süslü.
  1300. baroscope İng.
    • (i). hava basıncında meydana gelen değişiklikleri kaydeden alet, baroskop
  1301. barouche İng.
    • (i). üstü körüklü dört kişilik at arabası, fayton.
  1302. barque İng.
    • (bak). bark.
  1303. barrack İng.
    • (f)., Avustralya ve ing., (argo) bir takım veya oyuncu lehine veya aleyhine tezahürat yapmak
    • bağlrarak tezahürat yapmak.
  1304. barrack İng.
    • (f). kışlada oturtmak.
  1305. barracks İng.
    • (i). kışla.
  1306. barracuda, ing. barracouta İng.
    • (i). eti yenen birkaç cins deniz balığı, zool. Sphyraena.
  1307. barrage İng.
    • (i).,ask.top ateşi ile yapılan mania
    • şiddetli hücum.barrage balloon uçak hücumuna karşı savunmada kullanılan ve yere bağlı olan balon.
  1308. barrage İng.
    • (i). sulama işlerinde hendekteki suların yönünü veya seviyesini değiştirmek için hendeğe konulan geçici mânia.
  1309. barratry İng.
    • (i)., (huk). baratarya, kaptan veya mürettebat tarafından gemiye veya eşyaya kasten yapılan zarar veya kaza
    • sık sık kavga veya hukuki ihtilâflara sebebiyet verme suçu, dava veya kavgaları teşvik itiyadı
    • kilise veya devlet dairelerinde bir mevkii satma veya satm alma. barrator (i). baratarya suçunu işleyen kimse. barratrous (s). baratarya cinsinden olan. barratrously (z). baratarya suçunu işleyecek şekilde.
  1310. barred İng.
    • (s). demir çubuklarla kapatlımış
    • yasaklanmış
    • çizgili, yollu (kumaş).
  1311. barrel İng.
    • (i)., (f). varil, fıçı
    • bir varilin içine alacağı miktar
    • top veya tüfek namlusu
    • (f). fıçıya koymak
    • A.B.D. arabayı hlzlı kullanmak. barrel buoy fıçı şamandıra. barrel organ latarna. barrel roll uçuşta uçağın ekseni üzerinde tam bir devir yapması. barrel vault (mim). beşik kemer, yarım silindir şeklinde kemer, tonos.
  1312. barren İng.
    • (s)., (i).kısır
    • meyvasız
    • kıraç, verimsiz (toprak)
    • yavan, anlamsız
    • budala, boş kafalı
    • (i)., (gen).(çoğ). düz veya hafif meyilli, toprağı kumlu, nispeten çorak arazi. barrenly (z). kısır bir şekilde. barrenness kısırlık.
  1313. barret İng.
    • (i). bere, küçük bir çeşit sapka.
  1314. barrette İng.
    • (i). saç tokası.
  1315. barricade İng.
    • (i)., (f). barikat, siper
    • mânia, engel
    • (f). siper yapmak
    • barikatla önünü kesip müdafaa etmek. barricader (i). barikat yapan kimse.
  1316. barrier İng.
    • (i). herhangi bir yolu kapamak için yapılan mania, engel
    • doğal mânia (sıradağlar v.b.)
    • çit, korkuluk. barrier reef sahile yakın sığ mercan kayalığı.
  1317. barring İng.
    • edat maada, -den gayri, olmadığı takdirde.
  1318. barrister İng.
    • (i)., ing. dava vekili, mahkemede dava görebilen avukat, avukat
  1319. barroom İng.
    • (i)., A.B.D. meyhane, bar.
  1320. barrow İng.
    • (i). el arabası
    • ing. seyyar sebze ve meyva satıcılarının kullandığı itilerek yürütülen araba
    • Büyük Britanyada tarihten evvelki devirlerde yaşamış olan kimselerin mezarlarının bulunduğu tepe
    • tepe (bu gün özellikle yer isimlerinde kullanılır).
  1321. bart İng.
    • (kıs). Baronet.
  1322. bartender İng.
    • (i). meyhanede içki veren kimse, barmen.
  1323. barter İng.
    • (f)., (i). mübadele usulü ile alışveriş etmek, trampa etmek
    • takas yapmak
    • (i). mübadele, trampa.
  1324. bartizan İng.
    • (i)., (mim). eski zaman kale bedenlerinden dışarı çıkmalı olan kulecik.
  1325. barut Tür.
    • gunpowder. powder. quick to anger person.
  1326. barut Tür.
    • gunpowder. powder.
  1327. barut Tür.
    • gunpowder. black miner"s powder.
  1328. barut fıçısı Tür.
    • powder barrel.
  1329. barut hakkı Tür.
    • powder charge.
  1330. barutçu Tür.
    • powder maker.
  1331. baruthane Tür.
    • gunpowder factory. powder magazine.
  1332. barutluk Tür.
    • powder flask. powder horn.
  1333. barutluk Tür.
    • powder flask.
  1334. baryon İng.
    • (i)., (fiz). (atom dan ufak) ağır tanecik.
  1335. barysphere İng.
    • (i). ağırküre.
  1336. baryta İng.
    • (i)., (kim). baryum monoksit. barytic (s). baryum monoksit ile ilgili.
  1337. barytone İng.
    • (bak).baritone.
  1338. baryum Tür.
    • barium.
  1339. baryum Tür.
    • barium.
  1340. bas Tür.
    • Officers and enlisted personnel with BAS authorized on tour orders will automatically be paid BAS for each day of active duty.
  1341. bas Tür.
    • Medieval category of soft instruments, used principally for indoor occasions, as distinct from haut, or loud, instruments.
  1342. bas Tür.
    • Business Application Services A function of the CICSPlex System Management product which manages CICS resource definitions and the CICS installation process.
  1343. bas Tür.
    • Business Activity Statement.
  1344. bas Tür.
    • Bureau of Apprenticeship Standards.
  1345. bas Tür.
    • Broadband Access Server A device that provides connectivity between customer-provisioned DSL services and Network Access Provididers
    • ie it is the interface between Network Access Providers and Network Service Providers.
  1346. bas Tür.
    • British Antarctic Survey BASMU - BAS Medical Unit BAT - British Antarctic Territory BC - Base Commander BGA - Base General Assistant BGS - British Geological Survey BI - Bird Island BSD - Biological Sciences Division.
  1347. bas Tür.
    • Block Acquisition Sequence.
  1348. bas Tür.
    • Beef Assurance Scheme.
  1349. bas Tür.
    • Battalion Aid Station.
  1350. bas Tür.
    • battalion aid station.
  1351. bas Tür.
    • bass. clear out!/beat it!/get lost!/scram!bass. bass guitar.
  1352. bas Tür.
    • bass. basso.
  1353. bas Tür.
    • bass.
  1354. bas Tür.
    • Basic source code file.
  1355. bas Tür.
    • Basic Allowance for Subsistance. battlefield automation systems. Basic.
  1356. baş Tür.
    • chief. head. arch. capital. central. in chief. especial. first. foremost. general. governing. grand. initial. master. premier. primal. primary. prime. principal. beginnings. top. knob. heading. beginning. bow. coconut. costard. leader. n. base. cardinal. helm. kingpin. nut.
  1357. baş Tür.
    • chief. head. arch. capital. central. in chief. especial. first. foremost. general. governing. grand. initial. master. premier. primal. primary. prime. principal. beginnings. head. top. knob. heading. beginning. bow. chief. coconut. costard. leader. n.
  1358. baş Tür.
    • beginning. bow. head. leader. leading. top. chief. crest. either of two ends. bow. glove. bulb. head. agio. exchange premium. upper end. sconce. prow. foreship. knob. fore. poll. major. boss. standard. primary. headman. header.
  1359. baş ağrısı Tür.
    • headache.
  1360. baş ağrısı Tür.
    • headache.
  1361. baş ağrısı Tür.
    • cephalalgia.
  1362. baş aşağı Tür.
    • Upside down.
  1363. baş aşağı Tür.
    • headlong.
  1364. baş başa Tür.
    • quits.
  1365. baş belası Tür.
    • pest.
  1366. baş belası Tür.
    • nuisance. pain. sod.
  1367. baş belası Tür.
    • bore. nuisance. pain in the arse. pest. scum of the earth. thorn in one"s flesh. troublemaker. troublesome.
  1368. baş döndürücü Tür.
    • giddy. vertiginous.
  1369. baş döndürücü Tür.
    • dizzy. giddy.
  1370. baş dönmesi Tür.
    • vertigo. swimming.
  1371. baş dönmesi Tür.
    • vertigo.
  1372. baş dönmesi Tür.
    • giddiness.
  1373. baş etmek Tür.
    • cope.
  1374. baş gösterme Tür.
    • advent.
  1375. baş kaldırma Tür.
    • insubordination.
  1376. baş kaldırmak Tür.
    • rebel.
  1377. baş örtüsü Tür.
    • headscarf.
  1378. baş yastığı Tür.
    • pillow.
  1379. başa baş Tür.
    • only just enough. at par.
  1380. başa baş Tür.
    • at par.
  1381. başa baş noktası Tür.
    • breakeven point. break-even-point.
  1382. başağrısı Tür.
    • megrim.
  1383. başağrısı Tür.
    • headache.
  1384. başağrısı Tür.
    • headache.
  1385. başak Tür.
    • ear. spike. spica.
  1386. başak Tür.
    • ear. spike. ear of grain. head.
  1387. başak Tür.
    • ear. gleanings. head. spike.
  1388. basal İng.
    • (s). esasa ait, temele ait
    • kaidevi. basal metabolism tıb. bazal metabolizma.
  1389. basalt İng.
    • (i). bazalt, volkanik karataş, siyah mermer. basaltic (s). bazalta ait.
  1390. basamak Tür.
    • stair. step. order. digit. echelon. footstep. grade. ladder. pitch. place. rung. scale. tread. tread board.
  1391. basamak Tür.
    • foothold. footstep. place. step. stair. round. rung. footboard. order.
  1392. basamak Tür.
    • digit.
  1393. basamaklı Tür.
    • having steps.
  1394. basamaklı Tür.
    • graded.
  1395. basar Tür.
    • bazaar.
  1396. başaramamak Tür.
    • to come off badly. to turn out crabs. fail. flap. flop. to fall through.
  1397. başaramamak Tür.
    • fail.
  1398. başarı Tür.
    • success. achievement. accomplishment. victory. win. triumph. hit. performance. click. deed. effort. feat. go. joy. prosperity. show. smash. speed. stroke.
  1399. başarı Tür.
    • success. accomplishment. achievement. feat. go. hit. smash. win.
  1400. başarı Tür.
    • accomplishment. achievement. diplomacy. hit. prosperity. success.
  1401. başarılı Tür.
    • successful. victorious. well-done. accomplished. going far. prosperous. thriving.
  1402. başarılı Tür.
    • successful.
  1403. başarılı Tür.
    • businesslike. clean. coming. crack. enviable. prosperous. successful.
  1404. başarılı olmak Tür.
    • to bring home the bacon. bear sail. bring off. to go down. prosper. to stand the racket. work.
  1405. başarılı olmak Tür.
    • click. prosper. thrive.
  1406. başarılmak Tür.
    • to be accomplished.
  1407. başarım Tür.
    • performance.
  1408. başarısız Tür.
    • unsuccessful. unfruitful. unfortunate. unlucky. abortive. ineffective. ineffectual. inefficacious.
  1409. başarısız Tür.
    • unsuccessful.
  1410. başarısız Tür.
    • abortive. fruitless. unsuccessful.
  1411. başarısızlık Tür.
    • failure. unsuccess. washout. abortion. balk. bankruptcy. baulk. bomb. bust. collapse. cropper. defeat. dud. fizzle. flivver. frost. ineffectiveness. ineffectualness. inefficacy. miscarriage. reverse. setback. throwback.
  1412. başarısızlık Tür.
    • failure.
  1413. başarısızlık Tür.
    • eclipse. fail. failure. fiasco. flop. miscarriage. setback.
  1414. başarma Tür.
    • achievement. success. accomplishment.
  1415. başarma Tür.
    • achievement.
  1416. başarmak Tür.
    • to achieve. to succeed. to accomplish. to get ahead. bring off a difficult task. carry off. carry out. catch on. come good. cope. effectuate. execute. fall on one"s feet. get along. get around / round. get on. get one"s act together. get it together. to m.
  1417. başarmak Tür.
    • hit the mark. bring home the bacon. succeed. accomplish. achieve. overcome. get through. win through. arrive. bring off. carry out. carry through. click. come through. compass. conquer. contrive. get things done. make out. negotiate. pan out. pan out.
  1418. başarmak Tür.
    • accomplish. achieve. arrive. effect. fare. manage. to succeed. to manage. to accomplish. to achieve. to pull off. to get ahead. to bring sth off.
  1419. başbakan Tür.
    • prime minister. premier. chancellor.
  1420. başbakan Tür.
    • prime minister. chancellor. minister president.
  1421. başbakan Tür.
    • chancellor. premier.
  1422. başbakanlık Tür.
    • prime ministry. office of Prime Minister. the prime minister"s office.
  1423. başbakanlık Tür.
    • premiership. the prime minister"s office.
  1424. başbakanlık Tür.
    • premiership.
  1425. basbayağı Tür.
    • altogether. entirely. simply. just.
  1426. başbuğ Tür.
    • commander. chief. leader.
  1427. başbuğ Tür.
    • commander.
  1428. başçavuş Tür.
    • sergeant major.
  1429. başçavuş Tür.
    • master sergeant.
  1430. bascule İng.
    • (i). icabında kaldırılacak bir ağırlığa denk ağırlık koymakla meydana gelen sistem.
  1431. base İng.
    • (s). alçak, adi, rezil
    • korkak
    • değersiz
    • sahte, kalp. baseborn (s). soylu aileden gelmeyen
    • nikahsız doğmuş, piç
    • alçak, zalim. basely (z). alçakça. baseness (i). alçaklık.
  1432. base İng.
    • (f). temel atmak, kurmak, tesis etmek
    • on veya upon ile bir esas üzerine bina ettirmek
    • dayandırmak.
  1433. base İng.
    • (i). kaide, temel, esas, taban, dip
    • (bot). sap dibi
    • zool. bir uzvun gövdeye bitiştiği noktaya en yakın kısmı
    • spor depart
    • ask. üs
    • kim alkali, (baz). baseball (i). beysbol. baseboard (i). süpürgelik, döşemenin kenar tahtalan. baseburner (i). yakıtı otomatik olarak dolan soba. base hospital askeri hastane (gezici olmayan). base line öIçmek için esas tutulan çizgi veya miktar
    • spor saha kenarı. base of a column (i)., (mim). pabuç (sütun).base of operations hareket üssü. off base A.B.D., (argo) yanlış yolda.
  1434. baseless İng.
    • (s). asılsız, temelsiz, esası olmayan. basielessly (z). asılsızca. baselessness (i). asılsızlık.
  1435. basement İng.
    • (i). bodrum katı, zemin kat
    • herhangi bir yapnın kaidesi.
  1436. basen Tür.
    • . the extent of hipline pelvic cavity. pelvis.
  1437. basen Tür.
    • bases, cousins.
  1438. bash İng.
    • (f)., (i)., (k.dili). kuvvetle vurmak, hızla vurmak
    • (i). şiddetli vuruş
    • kuvvetli darbe
    • ing., (argo) cümbüş.
  1439. başhakem Tür.
    • chief referee.
  1440. bashaw İng.
    • (i). paşa
    • azametli kimse.
  1441. başhekim Tür.
    • head doctor. chief physician. head physician. medical superintendent.
  1442. başhekim Tür.
    • consultant. head doctor.
  1443. başhemşire Tür.
    • head nurse.
  1444. bashful İng.
    • (s). utangaç, sıkılgan, mahcup, çekingen. bashfully (z). utangaçlıkla bashfulness (i). utangaçlık.
  1445. bashibazouk İng.
    • (i).,(t). başıbozuk.
  1446. basic İng.
    • (s). esas, temel, esas teşkil eden
    • (kim). bazal
    • ask. acemi basic English ingilizce oğretiminde kullamlan kelime bilgisi sınırlı basit ingilizce basic slag çelik imalatında elde edilen fosfatlı bir cins gübre. basically (z). temel olarak, esasmda.
  1447. basil Tür.
    • Type: Herb Description: Most varieties have green leaves Member of the mint family Flavor: Sweet clove-like flavor, pungent Uses: Chicken, eggs, fish, pasta, tomatoes, Italian and Mediterranean recipes.
  1448. basil Tür.
    • Tulsi Herb. stands for good wishes You will need good wishes to keep the bugs from enjoying the basil before you do.
  1449. basil Tür.
    • To grind or form the edge of to an angle.
  1450. basil Tür.
    • The slope or angle to which the cutting edge of a tool, as a plane, is ground.
  1451. basil Tür.
    • The skin of a sheep tanned with bark. leaves or the common basil
    • used fresh or dried the bishop of Caesarea who defended the Church against the heresies of the 4th century
    • a saint and Doctor of the Church any of several Old World tropical aromatic annual or perennial herbs of the genus Ocimum.
  1452. basil Tür.
    • The name is also given to several kinds of mountain mint.
  1453. basil Tür.
    • The name given to several aromatic herbs of the Mint family, but chiefly to the common or sweet basil, and the bush basil, or lesser basil, the leaves of which are used in cookery.
  1454. basil Tür.
    • Soothes and tones Use sparingly.
  1455. basil Tür.
    • Native to India, it has long been a mainstay in Italian cooking Its leaves have a spicy smell and flavor that work well in everything from seafood cocktails and soups to stews and other meat dishes.
  1456. basil Tür.
    • Give me your good wishes.
  1457. basil Tür.
    • bacillus.
  1458. basil Tür.
    • any of several Old World tropical aromatic annual or perennial herbs of the genus Ocimum. the bishop of Caesarea who defended the Church against the heresies of the 4th century
    • a saint and Doctor of the Church. leaves or the common basil
    • used fresh or dried.
  1459. basil Tür.
    • A Novell Netware fileserver run by the Office Financial Services and providing access to finance related tools and data.
  1460. basil Tür.
    • An herb with a pungent flavor described as a cross between licorice and cloves The ancient Greeks called this member of the mint family the "royal herb" Most varieties have green leaves, but one variety, the opal basil, is purple. ocimum baslicum a breads, pasta, salads, all meats, vegetables, eggs f, d, frozen.
  1461. basil İng.
    • (i). fesleğen, reyhan, (bot). Ocimum.
  1462. basilic İng.
    • (s). bir kilise mimarisi üslübuna ait
    • (anat). bazilik, kolun üst tarafmln yüzeysel venlerinden iç yanda olanı
    • bilek damarıyla ilgili.
  1463. basilics İng.
    • (i)., (mim). dik dörtgen şeklinde bina veya kilise
    • Romamn belli başlı yedi kilisesinden biri veya aynı imtiyazlara sahip diğer bir Katolik kilisesi.
  1464. basilisk İng.
    • (i)., (mit). şahmaran, nefes veya bakışında öIdürme gücü olduğuna inanılan ejderha
    • kertenkele gibi sürüngen
    • bir cins tropikal Amerikan kertenkelesi.
  1465. basinet İng.
    • (i). çelik migfer.
  1466. basiret Tür.
    • understanding. insight. foresight. forethought. precaution. prevision. providence. prudence. sagacity.
  1467. basiret Tür.
    • perception. foresight. clairvoyance. discreetness.
  1468. basiret Tür.
    • forethought. foresight. insight. discernment. prudence.
  1469. basiretli Tür.
    • prudent. circumspect. cautious. politic. provident. prudential. sagacious.
  1470. basiretli Tür.
    • forethoughtful.
  1471. basiretsiz Tür.
    • imprudent. improvident. short sighted.
  1472. basis İng.
    • (i). kaide, temel
    • menşe, kaynak
    • ana prensip.
  1473. basit Tür.
    • simple. basic. easy. elementary. countrified. crude. elemental. everyday. facile. foolproof. frugal. homely. humble. jejune. potty. primitive. simplex. simplificative. simplistic. small. straightforward. undemanding. vulgar. frugally.
  1474. basit Tür.
    • elementary. plain. simple. ordinary. common. manifest. natural. incomplex. unaffected. artless. bare. chaste. fiddling. homely. jammy. rustic. simple bonus. simple person. single. straight up and down. straightforward. uncoloured. uncolored.
  1475. basit Tür.
    • artless. bluff. chaste. cheap. commonplace. dry. easy. elementary. facile. homely. plain. quiet. rudimentary. simple. spartan. uncoloured. unpretentious. unsophisticated. easy kolay. basic. plain sade. ordinary. unimportant. small-time. small-time. simple. not difficult. easy to do or understand. simple. unadorned. ill-bred. who"s never been taught any manners. ordinary. run-of-the-mill. average.
  1476. basit cisim Tür.
    • element.
  1477. basit faiz Tür.
    • simple interest. interest on ordinary deposits.
  1478. basit kesir Tür.
    • simple fraction.
  1479. basitçe Tür.
    • simply.
  1480. basitleşmek Tür.
    • to become simple.
  1481. basitleştirme Tür.
    • simplification.
  1482. basitleştirmek Tür.
    • to simplify.
  1483. basitleştirmek Tür.
    • simplify. to simplify.
  1484. basitlik Tür.
    • simplicity. homeliness. primitiveness. smallness. vulgarity.
  1485. basitlik Tür.
    • simplicity.
  1486. basitlik Tür.
    • simplicity.
  1487. bası Tür.
    • press. print. printing.
  1488. başı açık Tür.
    • uncovered head.
  1489. başı açık Tür.
    • bareheaded.
  1490. başı dertte Tür.
    • in deep waters. to be in deep waters.
  1491. başı önünde Tür.
    • crestfallen.
  1492. başıboş Tür.
    • idle. vagabond. adrift. footloose. idled. rambling. roving. straggling. straggly. stray. strayed. vagrant.
  1493. başıboş Tür.
    • free from restraint. untended.
  1494. başıboş Tür.
    • adrift. aimless. drifter. footloose. loose. unattended. unchecked. untied. free. neglected. stray.
  1495. başıbozuk Tür.
    • irregular. lawless. bashibazouk.
  1496. basık Tür.
    • poky. flattened. depressed. low.
  1497. basık Tür.
    • low. pressed down. compressed.
  1498. basıklık Tür.
    • lowness.
  1499. basılı Tür.
    • printed. pressed.
  1500. basılı Tür.
    • pressed. printed.
  1501. basılmak Tür.
    • to be printed. to be raided. to by the press. to appear in c.
  1502. basım Tür.
    • press. printing. impression.
  1503. basım Tür.
    • literal. issue.
  1504. basım Tür.
    • edition.
  1505. basımcılık Tür.
    • printing.
  1506. basımcılık Tür.
    • printing.
  1507. basımevi Tür.
    • printing house.
  1508. basımevi Tür.
    • press. printing house.
  1509. basın Tür.
    • the fourth estate. press. newspapers.
  1510. basın Tür.
    • fourth estate.
  1511. basın ataşesi Tür.
    • press attaché. press secretary.
  1512. basın bildirisi Tür.
    • press release.
  1513. basın bildirisi Tür.
    • press release.
  1514. basın dünyası Tür.
    • newspaperdom.
  1515. basın kartı Tür.
    • press card.
  1516. basın özgürlüğü Tür.
    • freedom of the press.
  1517. basın toplantısı Tür.
    • press conference.
  1518. basın toplantısı Tür.
    • press conference.
  1519. başına gelmek Tür.
    • to happen.
  1520. başına gelmek Tür.
    • become. befall. happen.
  1521. basınç Tür.
    • pressure. compression. stress. thrust.
  1522. basınç Tür.
    • pressure. compression. strain. stress. thrust. piezo-.
  1523. basınç Tür.
    • pressure. buckle. compression. screw. stress.
  1524. basınçlı Tür.
    • pressurized. forced.
  1525. basınçlı Tür.
    • pressurized.
  1526. basınçölçer Tür.
    • barometer. manometer. pressure gauge.
  1527. başında Tür.
    • by.
  1528. başında Tür.
    • . at. near. around. on his hands.
  1529. başından atmak Tür.
    • to throw overboard.
  1530. başından atmak Tür.
    • discard. dispose. ditch.
  1531. Bask Tür.
    • To warm by continued exposure to heat
    • to warm with genial heat. be exposed
    • "The seals were basking in the sun".
  1532. Bask Tür.
    • To lie in warmth
    • to be exposed to genial heat.
  1533. Bask Tür.
    • derive or receive pleasure from
    • get enjoyment from
    • take pleasure in
    • "She relished her fame and basked in her glory". be exposed
    • "The seals were basking in the sun".
  1534. bask İng.
    • (f). güneşlenmek, tatlı bir slcaklığın karşısında uzanmak
    • zevk verici bir durumun tadınl çıkarmak
    • bir şeyi güneşe veya ateşe tutmak.
  1535. başka Tür.
    • other. another. different. except. apart from. other than. alternative. else. several.
  1536. başka Tür.
    • other. another. different. alternative. distinct. other than. apart from. else. forth. otherwise. except. save. but. saving. hetero-. beside. save. barring. excepting. saving. another.
  1537. başka Tür.
    • alternative. another. atypical. different. else. further. other.
  1538. başka biri Tür.
    • someone else.
  1539. başka tarafa çevirmek Tür.
    • divert.
  1540. başka türlü Tür.
    • otherwise.
  1541. başka türlü Tür.
    • otherwise.
  1542. başka yerde Tür.
    • elsewhere.
  1543. başkaca Tür.
    • somewhat different. further.
  1544. başkaca Tür.
    • again.
  1545. başkalaşım Tür.
    • metamorphosis. transfiguration. meta-.
  1546. başkalaşım Tür.
    • metamorphosis. metamorphism istihale. metamorfizm.
  1547. başkalaşma Tür.
    • metamorphosis.
  1548. başkalaşmak Tür.
    • to metamorphose. to change. to alter.
  1549. başkalaşmak Tür.
    • to change. to grow different.
  1550. başkalaştırmak Tür.
    • metamorphose. transmogrify. vary.
  1551. başkaldırı Tür.
    • revolt. riot. uprising. rebellion. muting.
  1552. başkaldırı Tür.
    • contumacy.
  1553. başkalık Tür.
    • dissimilarity.
  1554. başkalık Tür.
    • difference. alteration. change. dissimilarity. diversity. exception.
  1555. başkan Tür.
    • president. chairman. chieftain. chairperson. chief executive. dean. head. moderator. principal.
  1556. başkan Tür.
    • chief. president. chairman / chairwoman. chairman. chieftain. front. governor. chief magistrate. moderator.
  1557. başkan Tür.
    • chairman. chief. head. leader. president. principal.
  1558. başkan vekili Tür.
    • vice chairman.
  1559. başkan yardımcısı Tür.
    • vice chairman. vice president. deputy chairman. vice-chairman. vice chairman. deputy chief. vice- president.
  1560. başkan yardımcısı Tür.
    • assistant foreman.
  1561. başkanlık Tür.
    • presidential. presidentship. presidency. chairmanship. chieftainsy. headship.
  1562. başkanlık Tür.
    • chairmanship. presidency.
  1563. başkanlık Tür.
    • chairmanship. presidency.
  1564. başkanlık etmek Tür.
    • preside. to act as chairman / chairwoman.
  1565. başkanlık etmek Tür.
    • preside.
  1566. başkanlık makamı Tür.
    • office of a chairman. office of president.
  1567. başkanlık sistemi Tür.
    • presidential system.
  1568. başkası Tür.
    • another. someone else. alter.
  1569. başkası Tür.
    • another. other. someone else.
  1570. başkası Tür.
    • another one.
  1571. başkent Tür.
    • metropolitan. cap. capital. metropolis.
  1572. başkent Tür.
    • capital. metropolis.
  1573. başkent Tür.
    • capital city. seat of government. capital of a country. capital. metropolis. principal city.
  1574. basket Tür.
    • To put into a basket. a score in basketball made by throwing the ball through the hoop a container that is usually woven and has handles horizontal hoop with a net through which players try to throw the basketball the quantity contained in a basket.
  1575. basket Tür.
    • The two back seats facing one another on the outside of a stagecoach.
  1576. basket Tür.
    • The standard unit of measure for rice One basket is 16 pyi The standard weight for a basket of rice is 46 pounds.
  1577. basket Tür.
    • The frame to which a driver"s cone is mounted.
  1578. basket Tür.
    • The cup at the bottom of a ski pole, which encircles a sharp tip that bites into the snow to prevent slipping. an outer row of millefiori canes, pulled together underneath the motif to form a staved enclosure for the decorative element
    • a latticino ground pulled down in the center
    • a latticino ground with a "handle" of twisted filigree extending above the motif,.
  1579. basket Tür.
    • The contents of a basket
    • as much as a basket contains
    • as, a basket of peaches.
  1580. basket Tür.
    • The bell or vase of the Corinthian capital.
  1581. basket Tür.
    • Show shopping basket image.
  1582. basket Tür.
    • Plastic RfootS on the end of a pole shaft that provides a pushing platform for the poling motion Smaller and lighter on performance equipment.
  1583. basket Tür.
    • Men"s arms joined around outside of ladies waists, ladies rest arms on men"s shoulders, all lean out slightly and step sideways to rotate to the left Many dances only basket in one direction If needed basket in reverse direction always leave enough time to return to place.
  1584. basket Tür.
    • basketball. basket.
  1585. basket Tür.
    • A vessel made of osiers or other twigs, cane, rushes, splints, or other flexible material, interwoven.
  1586. basket Tür.
    • A swing for 2 couples, with the men"s hands supporting their partners" backs and with the ladies" hands resting on their partner"s shoulders In a properly balanced set the men"s hands will take almost no weight at all The feet are used as in a normal swing and the ladies" body weight should be directed backwards IT IS ESSENTIAL that the ladies" bodyweight should not be directed forwards allowing their feet to leave the ground - it creates a potentially dangerous situation The key to success is in achieving equal balance among each of the four people involved.
  1587. basket Tür.
    • Applies to derivative products Group of stocks that is formed with the intention of either being bought or sold all at once, usually to perform index arbitrage or a hedging program.
  1588. basket Tür.
    • An arrangement of steel bars, and panels that form a basket-like cage around the grip These are most commonly found on Scottish basket-hilted swords, and European rapiers.
  1589. basket Tür.
    • A large group of patterns which in some way resemble basket work.
  1590. basket Tür.
    • A group of currencies normally used to manage the exchange rate of a currency Sometimes referred to as a unit of account. the hoop with the net hanging from it.
  1591. basket Tür.
    • A fancy setting with numerous side piercings to provide a lacy or basket-looking appearance.
  1592. basket Tür.
    • A designated sum below which claims will not be made for breaches of representation and warranties. the metal frame of a speaker.
  1593. basket Tür.
    • a container that is usually woven and has handles. the quantity contained in a basket. horizontal hoop with a net through which players try to throw the basketball. a score in basketball made by throwing the ball through the hoop.
  1594. basket Tür.
    • A basket applies to derivative instruments in the marketplace A basket is a group of stocks that is formed with the intention of either being bought or sold all at once.
  1595. basket İng.
    • (i). sepet, küfe, zembil
    • sepet dolusu
    • spor sayı, basket. basketball (i). basketbol
    • basketbol topu.basket fern eğreltiotu, (bot). Sarhasia basket hilt eli muhafaza etmeye yarayan yarım küre şeklinde kafesli kılıç kabzası. basket weave iki veya daha fazla iplikle örülen örgü. basket woman seyyar satıcı kadın. basketwork (i). sepet örgüsü.
  1596. basketbol Tür.
    • basketball. basketballbasketball.
  1597. basketbol Tür.
    • basketball.
  1598. basketbol Tür.
    • basketball.
  1599. basketçi Tür.
    • basketball player.
  1600. basketçi Tür.
    • basketballer. basketball player.
  1601. basketry İng.
    • (i). sepetçilik, sepet örgüsü işler.
  1602. basking shark İng.
    • güneslenmek için su yüzüne çıkan çok iri cüsseli fakat zararsız bir cins köpek balığı.
  1603. baskı Tür.
    • typographic. edition. print. printing. press. the press. oppression. pressure. restraint. discipline. arm-twisting. coaction. coercion. compulsion. constraint. crackdown. crush. duress. force. heat. impression. leverage. repression. screw. squeeze. s.
  1604. baskı Tür.
    • edition. impression. imprint. press. pressure. printing. number of copies printed. bailing press. stamp. constraint. restraint. compression. brake. squeezing. squeezer. set hammer. mintage. punch. swage block. actual coercion. implied coercion.
  1605. baskı Tür.
    • coercion. compulsion. constraint. edition. force. hem. impression. issue. oppression. press. pressure. printing. repression. restraint. stress. transfer.
  1606. baskı grubu Tür.
    • pressure group.
  1607. baskı hatası Tür.
    • typographical mistake. printing error. error of the press.
  1608. baskı hatası Tür.
    • misprint.
  1609. baskı kalıbı Tür.
    • woodblock.
  1610. baskıcı Tür.
    • oppressive. overbearing. follower.
  1611. baskıcı Tür.
    • one that exerts pressure. stamper of fabrics.
  1612. baskıcı Tür.
    • domineering.
  1613. baskılı Tür.
    • printed.
  1614. baskılı Tür.
    • pressurized.
  1615. baskılık Tür.
    • paperweight.
  1616. baskın Tür.
    • raid. unexpected visit.
  1617. baskın Tür.
    • dominant. prepotent. predominant. preponderant. overpowering. heavy. raid. sudden attack. descent. forage. foray. incursion. inroad. irruption. surprise. swoop.
  1618. baskın Tür.
    • bust. descent. foray. incursion. inroads. predominant. raid. surprise. inroad. bust. descent. unexpected visit. dominant.
  1619. baskıncı Tür.
    • raider.
  1620. baskısız Tür.
    • undisciplined. uncontrolled.
  1621. baskısız Tür.
    • undisciplined. uncontrolled.
  1622. başkomutan Tür.
    • commander-in-chief. commander in chief. generalissimo.
  1623. başkomutan Tür.
    • commander-in-chief başkumandan. serdar.
  1624. başkomutan Tür.
    • commander in chief.
  1625. başkomutanlık Tür.
    • supreme military command. horse guards.
  1626. başkonsolos Tür.
    • consul general.
  1627. başkonsolos Tür.
    • consul general.
  1628. başkonsolosluk Tür.
    • consulate general.
  1629. başkonsolosluk Tür.
    • consulate general.
  1630. baskül Tür.
    • weighting machines. scales. bascule. platform. weighlock. track scale. weighing machine.
  1631. baskül Tür.
    • weighbridge. weighing machine. platform scale.
  1632. baskül Tür.
    • weighbridge. platform balance. platform scales.
  1633. başkumandan Tür.
    • supreme commander.
  1634. başkumandanlık Tür.
    • supreme command.
  1635. başlama Tür.
    • starting. beginning.
  1636. başlama Tür.
    • commencing. inceptive. starting. connecting. start. begin. starting. go-off. inception. initiation. kickoff. launching. onset. outbreak. throwoff.
  1637. başlama Tür.
    • attack. commencement. start. beginning.
  1638. başlamak Tür.
    • to begin. to start. to commence. come into being. come on. embark. fire away. get down to. go ahead. inaugurate. introduce. lead off. to get a move on. open. rise. set in. set out. set out on. start off / out. take up. to get under way. weigh in. wire awa.
  1639. başlamak Tür.
    • begin. start. commence. get going. come on. cut along. enter into. enter on. enter upon. fall to. get. get to. go. go off. inaugurate. introduce. kick off. knuckle down to. launch. launch out. launch out into. lay down. get a move on. open. set about.
  1640. başlamak Tür.
    • begin. come. commence. initiate. originate. start. undertake. to begin. to start. to commence. to come on. to enter into. to fall to. to get cracking. to originate. to accede.
  1641. başlangıç Tür.
    • initial. origin. beginning. start. birth. commencing. conception. debut. elementary. genesis. germ. inception. infancy. introduction. opening. outset. preamble. prelude. prolegomenon. prologue. push off. seed. spring. starting. startup. threshold.
  1642. başlangıç Tür.
    • commencing. starting. beginning. early. elementary. opening. preliminary. beginning. incunabula. start. commencement. origin. big bang. departure. approach. cradle. dawn. doorway. exordium. first. go-off. inception. incipience. incipiency. infancy. i.
  1643. başlangıç Tür.
    • attack. beginning. birth. commencement. elements. genesis. germ. inception. infancy. initiative. introduction. origin. outset. preliminary. prelude. start. threshold. preface. foreword. elementary.
  1644. başlangıç noktası Tür.
    • beginning point. starting point.
  1645. başlanılmak Tür.
    • to be begun.
  1646. başlanmak Tür.
    • to be begun.
  1647. başlatma Tür.
    • starting. putting in action. initiation. send off.
  1648. başlatma Tür.
    • initiation.
  1649. başlatmak Tür.
    • start. initiate. launch. to start. to put in action. lead.
  1650. başlatmak Tür.
    • begin. start. give a start. open the ball. commence. get going. induct. initiate. institute. launch. lead away. lead off. open. set off. stir up. trigger.
  1651. başlatmak Tür.
    • begin. initialize. initiate. instigate. originate. start. to start. to initiate. to instigate. to trigger. to cause. to cause to swear.
  1652. başlayıcı Tür.
    • beginner.
  1653. başlayış Tür.
    • beginning. opening. initiation. starting.
  1654. baslin İng.
    • (i). legen
    • legen dolusu
    • havuz
    • havza.
  1655. başlı Tür.
    • headed. having a head.
  1656. başlı Tür.
    • headed.
  1657. başlı başına Tür.
    • separate / dependent in itself independently. by oneself. on one"s own.
  1658. başlıca Tür.
    • major. main. primary. prime. cardinal. essential. leading. ruling. staple. mainly. primarily. mostly. principally. chiefly. largely.
  1659. başlıca Tür.
    • essential. mainly. primary. prime. principal. ruling. uppermost.
  1660. başlıca Tür.
    • chiefly. mainly. principally. grand. largely. leading. for the most part. pre eminently. primal. primarily. principal. ruling.
  1661. başlık Tür.
    • headgear. prelims. helmet. bonnet. cap. head-dress. headpiece. title. headline. heading. caption. casque. chapiter. hood. lemma.
  1662. başlık Tür.
    • caption. heading. title. cap. headline. headscarf. crown. helmet. capital. heading. address director. capital heading. contents heading. cowl. crest. ferrule. head gear. head piece. headpiece. hood. superscription.
  1663. başlık Tür.
    • bonnet. cap. headdress. headgear. headline. hood. title. helmet. capital. heading. caption. bride"s price. money paid by the bridegroom to the bride"s family.
  1664. başlıklı Tür.
    • wearing a cap. entitled. headed.
  1665. başlıklı Tür.
    • headed. helmeted. hooded.
  1666. başlıksız Tür.
    • untitled. bareheaded.
  1667. basma Tür.
    • pressure. printed cotton. calico. printed matter. printed.
  1668. basma Tür.
    • embossing. pressing. print. publishing. printed. printed cloth. squeezing. burnishing. thrust. strain. exertion. direct printing. imprint. stamping. compression. strike. invasion. raid. flood. india print. printed cotton. printed calico. cotton prints. im.
  1669. basma Tür.
    • calico. print. printed cloth. cotton print. calico. chintz. pressing. printing.
  1670. basma kalıbı Tür.
    • template.
  1671. basmak Tür.
    • step on. print. press. publish. raid. break into. attack suddenly. flood. come upon. weigh. catch. come on. flow. foray. impress. imprint. irrupt. jam. letter. sink. stamp. stencil. step. stomp. tread. tread on.
  1672. basmak Tür.
    • press. to stamp. to raid. to follow. to set in. to let out. to drop. to compress. to push. to inundate. to attack. to storm. to surprise. to invade. to depress. to mill. to exert. to imprint. to heft. to print. to coin. to tread on.
  1673. basmak Tür.
    • attack. bust. compress. counterfeit. depress. imprint. invade. press. print. publish. push. raid. step. strike. trample. tread. utter. to tread. to step. to trample. to press. to depress. to compress. to print. to raid. to bust. to descend. to flood. to fall. to set in. to let out. to utter. to enter. to reach. to strike. to coin. to p.
  1674. başmakale Tür.
    • editorial. leading article. feature article. shirttail.
  1675. basmakalıp Tür.
    • stereotype. conventional. cliche.
  1676. basmakalıp Tür.
    • stereotype.
  1677. basmalı Tür.
    • operating by pushing/pressing.
  1678. başmüdür Tür.
    • general director.
  1679. başmüdür Tür.
    • general director.
  1680. başmüdürlük Tür.
    • office of the General Director.
  1681. başmüfettiş Tür.
    • chief inspector.
  1682. başmühendis Tür.
    • chief engineer. chief inspector. first engineer.
  1683. başmühendis Tür.
    • chief engineer.
  1684. başörtü Tür.
    • kerchief.
  1685. başörtü Tür.
    • headgear. kerchief eşarp.
  1686. başpapaz Tür.
    • hierarch.
  1687. başpapaz Tür.
    • bishop.
  1688. başparmak Tür.
    • thumb. big toe.
  1689. başparmak Tür.
    • thumb.
  1690. başpiskopos Tür.
    • archbishop.
  1691. başpiskopos Tür.
    • archbishop.
  1692. başpiskoposluk Tür.
    • primacy.
  1693. basque İng.
    • (i)., (s). Fransa ve ispanya'nın Batı Pireneler bölgesinde oturan Bask kabilesinden biri
    • Baskça
    • k.h. kadınların kalçaya kadar inen korsası
    • belden aşağı sarkan kumaş parçası veya kısa eteklik
    • (s). Basklara veya onlann diline ait.
  1694. başrahibe Tür.
    • abbess.
  1695. başrahip Tür.
    • abbot.
  1696. basrelief İng.
    • (i). heyketıraşçılıkta yarım kabartma.
  1697. başrol Tür.
    • lead. leading role.
  1698. başrol Tür.
    • leading role. principal part.
  1699. bass İng.
    • (s)., (i)., (müz). alçak perdeden, kalın sesli
    • pest
    • (i). basso, bas. bass clef fa anahtarı. bass drum kalın ses veren en büyük davul. bass horn bir nefesli çalgı. bass viol kontrbas. bass voice bas, basso.
  1700. bass İng.
    • (i). levrek, zool. Labrax lupus
    • hani, zool. Serranus cabrilla. sea bass levrek.
  1701. başsağlığı Tür.
    • condolence.
  1702. başsağlığı Tür.
    • condolence.
  1703. başsağlığı Tür.
    • condolatory. condolence. sympathies.
  1704. başsavcı Tür.
    • attorney general. chief prosecutor. general attorney.
  1705. başsavcı Tür.
    • attorney general.
  1706. başsavcılık Tür.
    • office of the attorney general.
  1707. başşehir Tür.
    • capital of a country. capital. chief town. principal town.
  1708. başşehir Tür.
    • capital başkent.
  1709. basset İng.
    • (i). sepet, beşik
    • sepet işi çocuk arabası.
  1710. başsız Tür.
    • headless. leaderless.
  1711. başsız Tür.
    • headless. heaving no chief. unguided.
  1712. başsızlık Tür.
    • lack of government. anarchy.
  1713. basso Tür.
    • The double bass, or contrabasso.
  1714. basso Tür.
    • The bass or lowest part
    • as, to sing basso.
  1715. basso Tür.
    • One who sings the lowest part.
  1716. basso Tür.
    • an adult male singer with the lowest voice. the lowest adult male singing voice.
  1717. basso İng.
    • (i)., (it)., (müz). basso, bas
    • pes perdeli ses.
  1718. bassoon İng.
    • (i)., (müz). çifte kamışlı bir nefesli saz.
  1719. bassorelievo İng.
    • (i)., (it)., (bak). basrelief.
  1720. basswood İng.
    • (i). ıhlamur ağacı
  1721. bast İng.
    • (i)., (bot). bazı ağaçların hasır yapmak için kullanılan iç kabuğu.
  1722. başta Tür.
    • first. first of all. most of all.
  1723. başta Tür.
    • ahead. in front.
  1724. başta Tür.
    • ahead. first. foremost. in the first instance. at the outset. for starters.
  1725. baştabip Tür.
    • head doctor.
  1726. baştaki Tür.
    • premier.
  1727. baştan Tür.
    • initially. baş.
  1728. baştan Tür.
    • all over. anew.
  1729. baştan Tür.
    • all over. afresh. anew.
  1730. baştan aşağı Tür.
    • from top to bottom. from head to foot. throughead. up- and-down.
  1731. baştan başa Tür.
    • from end to end.
  1732. baştan çıkarma Tür.
    • pass. perversion. seduction. temptation.
  1733. baştan çıkarma Tür.
    • enticement. seduction.
  1734. baştan çıkarmak Tür.
    • to seduce. corrupt. deprave. inveigle. mislead.
  1735. baştan çıkarmak Tür.
    • allude. corrupt. pervert. seduce. tempt.
  1736. baştan savma Tür.
    • crude. perfunctory. slapdash.
  1737. baştan savma Tür.
    • carelessly. in a perfunctory way.
  1738. baştan sona Tür.
    • from beginning to end.
  1739. bastard İng.
    • (i)., (s). piç, nikahsız doğan çocuk
    • (argo) alçak herif, kepaze kimse
    • (s). gayri meşru (çocuk)
    • sahte, hakiki olmayan, kalp
    • alışılmışın dışında
    • matb. normal boyda olmayan. bastardy (i). piçlik. bastardly (s). gayri meşru olarak doğan
    • hileli
    • bayağı.
  1740. bastardize İng.
    • ing. -ise (f). piç olduğunu ispat etmek
    • alçaltmak
    • şerefi lekelenmek, alçaltılmak
    • değiştirip kıymetini bozmak.
  1741. baste İng.
    • (f). teyellemek, eğreti dikmek
    • ahçı. eti pişerken tereyağı v.b. ile yağlayarak yumuşatmak
    • (k.dili). dayak atmak
    • dövmek. basting (i). teyelleme
    • azarlama.
  1742. bastille İng.
    • (i). Paris'teki Bastil hapishanesi
    • k.h. hapishane olarak kullanılan herhangi bir kale.
  1743. bastinado İng.
    • (i)., (f). dayak, falaka
    • sopa, falaka değneği
    • f falakaya yatırmak
    • dayak atmak, dövmek.
  1744. bastion İng.
    • (i). kale burcu
    • tabya
    • sağlamlaştlrılmış yer.
  1745. bastı Tür.
    • a vegetable stew.
  1746. bastırılmak Tür.
    • to be printed. to be raided. to be suppressed.
  1747. bastırma Tür.
    • damping. pressing. pressure. suppresion. depression. weighing. restraining. banking. overtake. blanketing. extinquishing. extinction. outbalancing. squashing. overwhelming. quenching. damper. action. compression. attenuation. choking. inducing. tamping. s.
  1748. bastırma Tür.
    • appeasement. compression. depression. repression. stranglehold. suppression.
  1749. bastırmak Tür.
    • to have sth printed. to let sb stand on to force down. to come all at once. to damp. to press. to supress. to depress. to weight. to restrain. to choke. to.
  1750. bastırmak Tür.
    • depress. push down. compress. weigh down. weigh. allay. alleviate. appease. assuage. bear against. beat down. bottle up. burke. choke. crucify. drown. extinguish. flow. gulp. gulp down. hold down. keep down. keep in. keep under. outtalk. overbear. po.
  1751. bastırmak Tür.
    • compress. contain. dampen. depress. jam. overtake. overwhelm. print. push. quash. quell. ram. relieve. repress. squash. squelch. stay. stifle. to have printed. to make sb print. to subdue. to repress. to stifle. to contain. to put sth down. to suppress. to quash. to quell. to appease. to drown. to hush up. to cover. to hem.
  1752. baston Tür.
    • walking stick. cane. crooked stick. walking staff.
  1753. baston Tür.
    • stick. rod. walking stick. staff.
  1754. baston Tür.
    • See Baton.
  1755. baston Tür.
    • rod. stick. walking stick.
  1756. baston Tür.
    • A wooden or rattan stick or cane of varying lengths used in the Filipino martial arts.
  1757. baston Tür.
    • A staff or cudgel.
  1758. baston Tür.
    • An officer bearing a painted staff, who formerly was in attendance upon the king"s court to take into custody persons committed by the court.
  1759. başucu Tür.
    • zenith. head. bedside.
  1760. başucu Tür.
    • head end. bedside.
  1761. basur Tür.
    • hemorrhoids. haemorrhoids. piles.
  1762. basur Tür.
    • hemorrhoid. piles. hemorrhoids emoroit.
  1763. başüstüne Tür.
    • aye aye.
  1764. başvekil Tür.
    • prime minister.
  1765. başvurma Tür.
    • consultation. recourse. reference. application.
  1766. başvurma Tür.
    • appeal. application. request. recourse.
  1767. başvurmak Tür.
    • make an application. apply. have recourse to. refer. consult. look to. appeal. approach. call on. call upon. fall back on. fall back upon. put in. put in for. resort. resort to. turn to.
  1768. başvurmak Tür.
    • apply. refer. to apply. to have recourse to. to refer. to petition. to consult. to resort. call upon. invoke. turn to.
  1769. başvurmak Tür.
    • apply. consult. refer. to apply. to have recourse to. to resort to. to turn to sb/sth. to fall back on sb/sth. to consult. to appeal to. to refer.
  1770. başvuru Tür.
    • reference. application. recourse. request.
  1771. başvuru Tür.
    • application. letter of application. recourse. appeal.
  1772. başvuru Tür.
    • appeal. application. reqest.
  1773. başvurucu Tür.
    • applicant.
  1774. başvurucu Tür.
    • applicant.
  1775. başyapıt Tür.
    • masterpiece. magnum opus.
  1776. başyapıt Tür.
    • masterpiece. magnum opus.
  1777. başyardımcı Tür.
    • chief assistant.
  1778. başyaver Tür.
    • first aide-de-camp.
  1779. başyazar Tür.
    • editor. editorial writer.
  1780. başyazar Tür.
    • editor. editorial writer.
  1781. başyazarlık Tür.
    • the post of the editorial writer.
  1782. başyazı Tür.
    • leader. editorial. leading article. leader başmakale.
  1783. başyazı Tür.
    • editorial. leading article.
  1784. bat Tür.
    • To wink.
  1785. bat Tür.
    • To use a bat, as in a game of baseball.
  1786. bat Tür.
    • To strike or hit with a bat or a pole
    • to cudgel
    • to beat.
  1787. bat Tür.
    • To bate or flutter, as a hawk.
  1788. bat Tür.
    • The sound heard when a flying mammal flies overhead and excretes on one"s head.
  1789. bat Tür.
    • The cylindrical equipment piece players use when hitting All Major League Baseball bats are wooden
    • most are 34-40 inches long and weigh 31-40 ounces On non-major league levels, most hitters use aluminum bats, which provide more power than wooden bats.
  1790. bat Tür.
    • The common bats are small and insectivorous.
  1791. bat Tür.
    • Shale or bituminous shale.
  1792. bat Tür.
    • See Cheiroptera and Vampire.
  1793. bat Tür.
    • Same as Tical, n., 1.
  1794. bat Tür.
    • Rate of motion
    • speed.
  1795. bat Tür.
    • One of the Cheiroptera, an order of flying mammals, in which the wings are formed by a membrane stretched between the elongated fingers, legs, and tail.
  1796. bat Tür.
    • nocturnal mouselike mammal with forelimbs modified to form membranous wings and anatomical adaptations for echolocation by which they navigate. a turn batting
    • "he was at bat when it happened"
    • "he got 4 hits in 4 at-bats". a small racket with a long handle used for playing squash. a bat used in playing cricket. a club used for hitting a ball in various games. strike with, or as if with a baseball bat
    • "bat the ball". wink briefly
    • "bat one"s eyelids". have a turn at bat
    • "Jones bats first, followed by Martinez". use a bat
    • "Who"s batting?". beat thoroughly in a competition or fight
    • "We licked the other team on Sunday!".
  1797. bat Tür.
    • Many people in Europe use the term "bat" to refer to kiln shelves Thus "bat wash" is kiln wash However in North America, "bat" most often refers to wood, plastic, or plaster disks which are used on the potters wheel A bat is held in place by pins, an interlocking arrangement, or glued on by slip Ware can then be thrown on the bat and the whole thing removed to make another piece. bulk administration tool A web-based application for Cisco CallManager that enables bulk system modifications, including adding and deleting phones, modifying phones, and adding users and mailboxes.
  1798. bat Tür.
    • Manner
    • rate
    • condition
    • state of health. a turn batting
    • "he was at bat when it happened"
    • "he got 4 hits in 4 at-bats" nocturnal mouselike mammal with forelimbs modified to form membranous wings and anatomical adaptations for echolocation by which they navigate a club used for hitting a ball in various games wink briefly
    • "bat one"s eyelids" beat thoroughly in a competition or fight
    • "We licked the other team on Sunday!" strike with, or as if with a baseball bat
    • "bat the ball" use a bat
    • "Who"s batting?" have a turn at bat
    • "Jones bats first, followed by Martinez".
  1799. bat Tür.
    • It is an Artificial Aid that a Rider may use to backup the Natural Aids of Seat and legs Its purpose is to encourage reluctant or lazy horses to move forward.
  1800. bat Tür.
    • In badminton, tennis, and similar games, a racket.
  1801. bat Tür.
    • go down.
  1802. bat Tür.
    • Goddess with the form of a cow, from the Middle Kingdom on merged with Hathor. the only mammal that can fly, known for its use of echolocation to move and hunt in the dark.
  1803. bat Tür.
    • Filename extension for a batch file.
  1804. bat Tür.
    • Extension which indicates the file is a batch file.
  1805. bat Tür.
    • Brilliant Anti-armor Technology BAT is an artillery-delivered anti-armor submunition that uses acoustic and infrared sensors to detect targets.
  1806. bat Tür.
    • Best Available Technology.
  1807. bat Tür.
    • Best Available Technology.
  1808. bat Tür.
    • Best Available Techniques BP/RAC: Blue Plan Regional Activity Centre BUR: Bureau. a creature of the night, which uses sound rather than light to find their way, their basic message is when you cannot "see" "listen" for direction.
  1809. bat Tür.
    • Best Available Techniques BAT Standards are used to judge the performance of industrial processes and to provide a target for improvement plans They are gathered in a BAT Reference Document.
  1810. bat Tür.
    • begged.
  1811. bat Tür.
    • Beam Auto Tracker A feedback mechanism used to compensate electronically for outboard antenna misalignment.
  1812. bat Tür.
    • Bay Area Theatre CAT: Chicago Area Theatre Chicago Showcase CORST: Council on Resident Stock Theatres COST: Council on Stock Theatres Guest: Guest Artist HAT: Hollywood Area Theatre LA 99-Seat Plan LOA: Letter of Agreement LORT: League of Resident Theatres Mini Agreement NEAT: New England Area Theatre NOLA: New Orleans, Louisiana Area NYC Showcase OAT: Orlando Area Theatre Off-Broadway Special Agreement SPT: Small Professional Theatre TYA: Theatre for Young Audiences U/RTA: University/Resident Theatre Association WCLO: Western Civic Light Opera.
  1813. bat Tür.
    • Baths Advanced Trainer, a small kayak with round ends and designed for use in swimming pools Used as the mount for Canoe [sic] Polo.
  1814. bat Tür.
    • Batch bestand - List of commands, necessary to run a program or application, for example the autoexec bat In this file the computer find the configuration for the soundcard, drivers for the cd-rom and more.
  1815. bat Tür.
    • Bandwidth Allocation Technology.
  1816. bat Tür.
    • A stroke of work.
  1817. bat Tür.
    • A stroke
    • a sharp blow.
  1818. bat Tür.
    • A spree
    • a jollification.
  1819. bat Tür.
    • A sheet of cotton used for filling quilts or comfortables
    • batting.
  1820. bat Tür.
    • A part of a brick with one whole end.
  1821. bat Tür.
    • A large stick
    • a club
    • specifically, a piece of wood with one end thicker or broader than the other, used in playing baseball, cricket, etc.
  1822. bat Tür.
    • A fluffy layer which is composed of interlaced and matted strands of fibrous material used for filling or insulating articles such as mattresses or comforters.
  1823. bat Tür.
    • A flat disk that sits on the wheel Used for heavy pieces that would be difficult to separate from the wheel.
  1824. bat Tür.
    • A file with this extension is most likely a batch file for either CP/M or MS-DOS and is not likely to work on a different platform than the one for which it was originally written It should be simple ASCII however, so it might be possible to figure out what it is supposed to do and write a new script to do the same.
  1825. bat Tür.
    • A common name for the racket.
  1826. bat İng.
    • (i). yarasa, zool. Chiroptera blind as a bat tamamen kör. have bats in the belfry A.B.D., (argo) delirmiş olmak. horseshoe bat seytan kuşu
  1827. bat İng.
    • (f). spor. beysbol sopası veya diğer bir değnekle vurmak
    • beysbol v.b. oyunlarda sopa ile vurma sırası gelince oynamak
    • kırpmak (göz). bat around (argo) dolaşmak, gezmek
    • münakaşa etmek, tartışmak. without batting an eye şaşkınlığını belli etmeden
    • şaşmadan.
  1828. bat İng.
    • (i)., spor. beysbol, kriket vb oyunlarda topa vurmak için kullanllan sopa
    • pingpong ve tenis raketi
    • tokmak, değnek. go on a bat bütün gece kafayı çekmek. go to bat for yardımına koşmak, müdafaa etmek.
  1829. batak Tür.
    • swamp. march. unsound. unstable. floundering. spades. marsh. morass. nonsolvent. quagmire.
  1830. batak Tür.
    • boggy. miry. in carey street. bog. quagmire. marsh. gutter. mire. morass. quag. quicksand. sink. slough. swamp.
  1831. batak Tür.
    • boggy. hotbed. slough. swamp. marsh. swampy. marshy. bad.
  1832. batakçı Tür.
    • swindler. fraudulent borrower. cheat. crook.
  1833. batakhane Tür.
    • joint. gambling den. den of thieves. den of vice.
  1834. bataklık Tür.
    • guagmire. bog. marsh. moor. morass. slough. swamp.
  1835. bataklık Tür.
    • boggy. swampy. bog. fen. quicksand. marsh. quagmire. quag. everglade. morass. moss. sink. slough. swamp.
  1836. bataklık Tür.
    • bog. fen. flat. marsh. marshy. morass. ooze. quagmire. quicksand. slough. swamp.
  1837. bataklık gazı Tür.
    • marsh gas.
  1838. bataklık gazı Tür.
    • marsh gas.
  1839. batarya Tür.
    • battery. battery.
  1840. batarya Tür.
    • battery.
  1841. batarya ateşi Tür.
    • battery fire.
  1842. batch İng.
    • (i). bir fırın dolusu ekmek
    • bir defada alman miktar
    • takım, alay
    • yığın.
  1843. bate İng.
    • (f). nefesini tutmak
    • azaltmak, indirmek, tenzil etmek, kesmek. with bated breath nefesi kesilerek, soluk soluğa.
  1844. bateri Tür.
    • drum. drums.
  1845. baterist Tür.
    • drummer.
  1846. bath İng.
    • (i). ibranilerde eskiden kullanılan bir sıvı öIçü birimi, takriben 40 litre.
  1847. bath İng.
    • (i)., (f). banyo, hamam, banyo küveti, banyo dairesi, sıcak
    • kaplıca
    • fotoğraf, filim v.b. banyosu
    • (f)., ing. banyo etmek, yıkamak. bathhouse (i). hamam. bathrobe (i). bornoz. bathroom (i). banyo dairesi
    • tuvalet. bathtub (i). banyo kuveti.
  1848. bathe İng.
    • (f). yıkamak, banyo etmek
    • ıslatmak, suya batırmak
    • banyo yapmak, yıkanmak
    • deniz banyosu almak
    • etrafı su veya diğer bir sıvıyla çevrili olmak bathing beach plaj.
  1849. batholith İng.
    • (i)., jeol. derinde bulunan bir çeşit volkanik kaya.
  1850. bathometer İng.
    • (i). deniz derinlik ölçeği, iskandil aleti, batometre.
  1851. bathorse İng.
    • (i). orduda yük beygiri
  1852. bathos İng.
    • (i). üslüpta gülünç bir şekilde yüksekten düşme
    • herkesce söylenmiş ve adi konulan işleme.
  1853. bathurst İng.
    • (i). Bathurst, Gambia'mn başkenti.
  1854. bathysphere İng.
    • (i). deniz dibi tetkiklerinde kullanılan küre biçiminde dalgıç aleti .
  1855. bati Tür.
    • . the west. the occident. western. occidental.
  1856. batik Tür.
    • This fabric is dyed over wax resist in simple patterns. is a method of dyeing fabric by covering parts of the cloth with a wax design The cloth is dipped into cool vegetable dye which dyes the uncovered cloth, but does not melt the wax When the design is finished, the wax is removed with hot water.
  1857. batik Tür.
    • Technique using hot wax as a resist applied with a tjanting tool
    • a drawing instrument with a cup and spout from which molten wax is poured onto fabric in a design Dye is then applied in progressive layers over the wax Batik is traditionally done on either cotton or silk, or other natural fibers A cool water dye such as Procion Fiber Reactive is usually used so as not to melt the wax Most Batik has a characteristic look with lots of darker fine lines caused by dye seeping into cracks in the wax. a method of selectively applying dye to cloth which is covered in part with a dye-resistant, removable substance such as wax After dyeing, the wax is removed, and the design appears in the original color against the newly colored background Also refers to the finished, dyed cloth.
  1858. batik Tür.
    • Originated in Java
    • a method of dyeing textiles Wax is applied to sections of material which are to remain uncolored
    • the dyes do not penetrate wax Once dyed, the wax can be removed by various methods, one of which is boiling Repeated waxing and dyeing results in colorful patterns The lines typically found in batiks are produced by cracking the hardened wax before applying the dye. A method of applying dye to cloth which is covered in part with a dye resistant, removable substance such as wax After dying, the wax is removed, and the design appears in the original colour against the newly coloured background The cloth itself.
  1859. batik Tür.
    • Centuries-old fabric dyeing technique that uses wax to resist dyes Original designs are hand traced, then hand painted on both sides of the fabric using brushes or droppers Hot wax is applied to the design in the areas where color is not required The fabric is then dyed and the wax removed, leaving the original design The process is repeated as many times as necessary
    • each color represents a separate dying and waxing process.
  1860. batik Tür.
    • batik.
  1861. batik Tür.
    • batik.
  1862. batik Tür.
    • A paste or wax resist dyeing technique.
  1863. batik Tür.
    • A non-directional geometric type design with an East Indian influence The background has a tie-dyed appearance The word itself refers to a method of dyeing designs on cloth by coating with removable wax the parts not to be dyed. an Indonesian method of printing textile A design is made on the fabric by coating it with wax to repel dye The cloth is then dipped in dye after which the wax is removed so the design appears in the original color of the cloth Often, this process is repeated for a number of colors to complete the desired design.
  1864. batik Tür.
    • An Indonesian method by which fabric is printed by coating with wax the parts of the textile that are not to be dyed
    • also, a patterned fabric created by such method. a dyed fabric
    • a removable wax is used where the dye is not wanted. dye with wax
    • "Indonesian fabrics are often batiked".
  1865. batik Tür.
    • A method of producing printed effects by resist- dying, developed in Java A design is drawn on both sides of a cloth and the parts not to be colored by the first dye are covered with molten wax, which on solidification resists dyeing The cloth is crushed to produce cracks in the wax design and when the cloth is dyed, the uncovered portions are dyed The wax is then removed by boiling water Wax is again applied to areas which are not to be dyed by the second dye and so on.
  1866. batik Tür.
    • A method of dyeing cloth which involves the use of removable wax to repel the dye on parts of the design, where dye is not desired Batik originated in Indonesia.
  1867. batik Tür.
    • A method of applying dye to cloth which is covered in part with a dye resistant, removable substance such as wax After dying, the wax is removed, and the design appears in the original color against the newly colored background The cloth itself.
  1868. batik Tür.
    • A Malay word, it refers to a method of creating designs by laying downwax on the parts of the surface not to be dyed. a traditional dyeing process in which portions of cloth are coated with wax and therefore resist the dye Batik fabrics are characterised by a streaky or mottled appearance.
  1869. batik Tür.
    • A fabric dying process that uses wax as a resist, usually with layers of wax and colors applied, one over the other When the image is completed, the wax is removed to reveal the gradients of color in the image.
  1870. batik Tür.
    • a dyed fabric
    • a removable wax is used where the dye is not wanted dye with wax
    • "Indonesian fabrics are often batiked".
  1871. batik İng.
    • i batik, kuma51 boyama iSi
  1872. batiskaf Tür.
    • bathysphere.
  1873. batiste İng.
    • (i). batist, ince ve renkli patiska.
  1874. batı Tür.
    • west. western.
  1875. batı Tür.
    • west. the west. western. the occidental westwind. occidental. occident.
  1876. batı Tür.
    • western. occidental. west. occident.
  1877. Batı Bloku Tür.
    • Western Block.
  1878. Batıcı Tür.
    • westernizer.
  1879. Batıcılık Tür.
    • westernism.
  1880. batık Tür.
    • sunken. submerged. submersed. ingrown. ruined. lagan.
  1881. batık Tür.
    • sunken. submarine / submerged.
  1882. batık Tür.
    • aground. sunken. sunk. submerged.
  1883. batıl Tür.
    • superstitious. unreasoningwesterner. occidental. unreasoning.
  1884. batıl Tür.
    • superstitious.
  1885. batıl Tür.
    • null and void. non valid. absurd.
  1886. batıl Tür.
    • False. fallacious. null.
  1887. batıl inanç Tür.
    • superstition.
  1888. batıl itikat Tür.
    • superstition. false belief.
  1889. batılı Tür.
    • westernwesterner. occidental. western. westerner.
  1890. batılı Tür.
    • western. occidental. westerner. occident.
  1891. batılı Tür.
    • westerner.
  1892. Batılılaşma Tür.
    • westernization.
  1893. Batılılaşmak Tür.
    • to westernize. to adopt European practices.
  1894. Batılılaştırmak Tür.
    • to westernize.
  1895. batın Tür.
    • generation.
  1896. batın Tür.
    • abdomen karın. generation göbek. kuşak.
  1897. Batıni Tür.
    • internal. inward. mystic. spiritual.
  1898. Batıni Tür.
    • esoteric.
  1899. batırılmak Tür.
    • to be sunk.
  1900. batırma Tür.
    • immersion. prick. sinking. submerging. sticking. thrusting.
  1901. batırma Tür.
    • dipping. plunging. sinking. pricking. sticking into. losing. running down. defaming. causing the ruin of.
  1902. batırmak Tür.
    • to sink. to plunge. to dip. to soil. to prick. to stick into. to lose. to run down. to defame. to cause the ruin of. decry. founder. ruin. steep. submerge.
  1903. batırmak Tür.
    • dip. sink. submerge. to sink. to founder. to submerge. to dip. to dunk. to immerse. to stick. to thrust. to dig sth into. to plung into. to scupper. to scuttle. to disparage. to dirty. to ruin. to spoil. to bankrupt iflas ettirmek.
  1904. batış Tür.
    • sinking. foundering. setting. decline. set.
  1905. batış Tür.
    • set. sinking. setting. decline. downfall.
  1906. batkı Tür.
    • bankruptcy.
  1907. batkın Tür.
    • bankrupt. insolvent.
  1908. batkın Tür.
    • bankrupt. hallow.
  1909. batkınlık Tür.
    • bankruptcy. hallowness.
  1910. batma Tür.
    • sinking. foundering. end. decline and fall. decadence. immersion. set. sting. submergence. submersion.
  1911. batma Tür.
    • ruin. setting. shipwreck. smash. sting. stitch. sinking. foundering. setting. decline. decay. financial collapse. bankruptcy. piercing. entry. prick.
  1912. batma Tür.
    • decadence.
  1913. batmak Tür.
    • to sink. to be plunged into. to be soiled with. to set. to disappear altogether. to be lost. to go bankrupt. to penetrate. to become ingrown. to go to the bottom. dip. dive. fall away. founder. make shipwreck. to go phut. prickle. to.
  1914. batmak Tür.
    • fold. founder. lapse. prick. set. sink. smash. submerge. wane. to sink. to submerge. to founder. to go down. to go under. to set. to go bankrupt. to go bust iflas etmek. to prick. to get dirty. to hurt. to offend. to be ruined. to disturb.
  1915. batmak Tür.
    • belly up. swim like a brick. go over the cliff. be in carey street. go to rack and ruin. sink. submerge. set. go bankrupt. break. burst up. cave. crash. decline. dip. fail. founder. go down. gravitate. hang. plunge. slide into. be swamped with. go un.
  1916. Batman Tür.
    • A weight used in the East, varying according to the locality
    • in Turkey, the greater batman is about 157 pounds, the lesser only a fourth of this
    • at Aleppo and Smyrna, the batman is 17 pounds.
  1917. Batman Tür.
    • an orderly assigned to serve a British military officer.
  1918. Batman Tür.
    • A man who has charge of a bathorse and his load. an orderly assigned to serve a British military officer.
  1919. batman İng.
    • (i). ing. emir eri.
  1920. batmaz Tür.
    • buoyant.
  1921. batmaz Tür.
    • buoyant.
  1922. baton İng.
    • (i)., (fr.) rütbe veya mevki alameti olan asa
    • değnek, sopa, baston
    • (müz). orkestra şefinin değneği, baton.
  1923. batrschian İng.
    • (s)., (i). kurbağalara ait
    • (i). kurbağa
  1924. batsman İng.
    • (i). krikette topa vurma sırası kendisinde olan oyuncu.
  1925. battal Tür.
    • over-size. useless. void. cancelled. abrogated. lapsed.
  1926. battal Tür.
    • large and clumsy. oversize. void. canceled. abrogatedto put out of service. make unusable. abrogated.
  1927. battal boy Tür.
    • out size. unusual size. outsize.
  1928. battalion İng.
    • (i)., ask. tabur, müfreze, kıta.
  1929. battaniye Tür.
    • blanket. wrap.
  1930. battaniye Tür.
    • blanket. rug.
  1931. battaniye Tür.
    • blanket. bedclothes. cover.
  1932. batten İng.
    • (f).semirmek, iyi beslenme sonucunda şişmanlamak
    • başkalarının sırtından geçinerek lüks bir hayat sürmek
    • semirtmek, Sişmanlatmak.
  1933. batten İng.
    • (i). ince tahta parçası, tiriz, takoz: den. tiriz, yelkenleri düz tutmak için içine geçirilen ince tahta parçası. batten down den. ambar muşambalarını çekip tirizini vurmak.
  1934. batter İng.
    • (f)., (i)., (mim). temelden yukarı doğru meyletmek
    • (i). bu şekilde meyilli duvar.
  1935. batter İng.
    • (i). sulu hamur
    • matb. bağlanmış sayfa halindeki dizilmiş harflerde bozukluk
    • bu bozukluğun meydana getirdiği yanlış
    • spor topa vuran oyuncu.
  1936. batter İng.
    • (f). sert darbelerle vurmak, hırpalamak
    • dövmek
    • eskitmek tahrip etmek
    • hamle yapmak. battered baby büyükleri tarafından hırpalanmış küçük çocuk.
  1937. batteringram İng.
    • (i). eskiden kale duvarlarını ve kapılarını yıkmak için kullanılan kalın kütük.
  1938. battery İng.
    • (i)., elek. pil, elektrik bataryası
    • akümülatör, akü
    • ask. batarya
    • (beysbol) atıcı ve tutucu
    • vuruş, dövme
    • (huk). kötü davranış
    • müessir fiil
    • bir şahsın haksız yere dövülmesi veya bedeni ezaya maruz bırakılması
    • dizi, seri, takım.
  1939. batting İng.
    • (i). tabaka halinde pamuk (yorgan veya şiltede kullanılır)
    • spor. bazı top oyunlannda vuruş.
  1940. battle İng.
    • (i)., (f). muharebe, savaş
    • dövüş
    • (f). savaşa katılmak
    • mücadele etmek, savaşmak. battle array harp safı. battle-ax (i). cenk baltası, teber
    • argo huysuz kocakarı. battle cruiser ağır kruvazör. battle cry savaş narası
    • herhangi bir kampanyada kullanılan mücadele sloganı. battle fatigue harp görmüş kimselerde görülen ruhsal çöküntü. battlefield (i). savaş meydanı. battle royal birkaç kişinin katıldığı kavga
    • büyük ve hararetli münakaşa. battleship (i). zırhlı harp gemisi. join battle savaşmak, savaşa başlamak. offer battle savaşa meydan vermek
    • meydan okumak. pitched battle iki tarafm da bütün güçlerini seferber ettiği savaş. battlescarred s. savaşta alınmış yara izleri taşıyan.
  1941. battledore İng.
    • (i). ucuna tüy takılmış mantarla oynanan bir oyun
    • bu oyunda kullanılan raket.
  1942. battlement İng.
    • (i). kale burcundaki mazgallı siper.
  1943. battue İng.
    • (i)., ing. sürgün avı, sürek avı
    • katliam.
  1944. batty İng.
    • (s)., (argo) çatlak kaçık.
  1945. bauble İng.
    • (i). ucuz ve adi süs eşyası, biblo.
  1946. baulk İng.
    • (bak). balk.
  1947. bauxite İng.
    • (i). bir çeşit alüminyum oksit veya hidroksit.
  1948. bavul Tür.
    • suitcase. trunk. hold-all. valise.
  1949. bavul Tür.
    • portmanteau. suitcase. trunk.
  1950. bavul Tür.
    • luggage. suitcase. trunk. baggage.
  1951. bavul ticareti Tür.
    • shuttle trade.
  1952. bawd İng.
    • (i)., (eski) genelev patronu.
  1953. bawdry İng.
    • (i). müstehcen söz veya davranış.
  1954. bawdy İng.
    • (s)., (i). açık saçık, müstehcen
    • (i). müstehcen söz. bawdily (z). açık saçık bir şekilde. bawdiness (i). açık saçık oluş
  1955. bawdyhouse İng.
    • (i). genelev.
  1956. bawl İng.
    • (f)., (i). haykırmak, bağırmak, feryat etmek
    • bağırarak satış yapmak (işportacı)
    • yüksek sesle ağlamak
    • (i). haykırış, feryat. bawl out A.B.D., (argo) azarlamak, haşlamak.
  1957. bay Tür.
    • Vertical division of the exterior of a building.
  1958. bay Tür.
    • To dam, as water
    • with up or back. a horse of a moderate reddish-brown color a compartment in an aircraft used for some specific purpose
    • "he opened the bomb bay" a compartment on a ship between decks
    • often used as a hospital
    • "they put him in the sick bay" the sound of a hound on the scent an indentation of a shoreline larger than a cove but smaller than a gulf bark with prolonged noises, of dogs utter in deep prolonged tones of a moderate reddish-brown color.
  1959. bay Tür.
    • To bathe.
  1960. bay Tür.
    • To bark at
    • hence, to follow with barking
    • to bring or drive to bay
    • as, to bay the bear.
  1961. bay Tür.
    • To bark, as a dog with a deep voice does, at his game.
  1962. bay Tür.
    • The space between the primary frames measured parallel to the ridge.
  1963. bay Tür.
    • The opening between two columns or walls that forms a space.
  1964. bay Tür.
    • The laurel tree.
  1965. bay Tür.
    • The distance between the main frames of a building. part of the sea or lake extending into land.
  1966. bay Tür.
    • Space between two bents.
  1967. bay Tür.
    • Sir. man. mister. monsieur.
  1968. bay Tür.
    • Sections into which the nave of a church is divided, generally by columns or pillars Can be counted by following the longitudinal axis.
  1969. bay Tür.
    • Reddish brown
    • of the color of a chestnut
    • applied to the color of horses.
  1970. bay Tür.
    • Mr.
  1971. bay Tür.
    • Internal division of building marked by roof principals or vaulting piers
    • A unit of interior space in a building, marked off by architectural divisions.
  1972. bay Tür.
    • Hence, in the plural, an honorary garland or crown bestowed as a prize for victory or excellence, anciently made or consisting of branches of the laurel.
  1973. bay Tür.
    • gentlemen.
  1974. bay Tür.
    • esquire. mister. mr.
  1975. bay Tür.
    • Deep-toned, prolonged barking.
  1976. bay Tür.
    • A wide, curving indentation, recess, or arm of a sea or lake into the land or between two capes or headlands, larger than a cove, and usually smaller than, but of the same general character as, a gulf.
  1977. bay Tür.
    • A wide area of water extending into land from a sea or lake San Francisco, California, is on the Golden Gate Bay.
  1978. bay Tür.
    • A wide area of water extending into land from a sea or lake.
  1979. bay Tür.
    • A vertical division of a vessel from stem to stern, used as a part of the indication of a stowage place for containers The numbers run from stem to stern
    • odd numbers indicate a 20 foot position, even numbers indicate a 40 foot position.
  1980. bay Tür.
    • A tract covered with bay trees.
  1981. bay Tür.
    • A telephone industry term for the space between the vertical panels or mounting strips of the rack One rack may contain several bays A bay is another place you put your equipment.
  1982. bay Tür.
    • A state of being obliged to face an antagonist or a difficulty, when escape has become impossible.
  1983. bay Tür.
    • A small body of water set off from the main body
    • as a compartment containing water for a wheel
    • the portion of a canal just outside of the gates of a lock, etc.
  1984. bay Tür.
    • A regularly repeating division of a facade, marked by fenestration.
  1985. bay Tür.
    • A recess or inlet in the shore of a sea or lake between two capes or headlands, not as large as a gulf but larger than a cove See also bight, embayment.
  1986. bay Tür.
    • A recess or indentation shaped like a bay.
  1987. bay Tür.
    • A recess or INLET in the SHORE of a SEA or lake between two capes or HEADLANDS, not as large as a GULF but larger than a COVE See also BIGHT, EMBAYMENT See Figure 5.
  1988. bay Tür.
    • A recess or INLET in the shore of a sea or lake between two capes or headlands, not as large as a GULF but larger than a COVE See also BIGHT, EMBAYMENT.
  1989. bay Tür.
    • A recess in the shore or an inlet of a sea between two capes or headlands, not so large as a gulf but larger than a cove.
  1990. bay Tür.
    • A principal compartment of the walls, roof, or other part of a building, or of the whole building, as marked off by the buttresses, vaulting, mullions of a window, etc.
    • one of the main divisions of any structure, as the part of a bridge between two piers.
  1991. bay Tür.
    • A part of a sea or lake that advances inland of the shoreline. place in a computer case to put drives and other devices.
  1992. bay Tür.
    • A part of an ocean or lake extending into the land. a unit of a building marked by vaulting or roof compartments.
  1993. bay Tür.
    • An unfinished area or space between a row of columns and the bearing wall Usually the smallest area into which a building floor can be partitioned.
  1994. bay Tür.
    • An opening in the chassis used for installation of mass storage equipment such as a CD-ROM drive.
  1995. bay Tür.
    • An inlet of the sea, usually smaller than a gulf, but of the same general character.
  1996. bay Tür.
    • an indentation of a shoreline larger than a cove but smaller than a gulf. the sound of a hound on the scent. small Mediterranean evergreen tree with small blackish berries and glossy aromatic leaves used for flavoring in cooking
    • also used by ancient Greeks to crown victors. a compartment on a ship between decks
    • often used as a hospital
    • "they put him in the sick bay". a compartment in an aircraft used for some specific purpose
    • "he opened the bomb bay". a small recess opening off a larger room. a horse of a moderate reddish-brown color. utter in deep prolonged tones. bark with prolonged noises, of dogs. of a moderate reddish-brown color.
  1997. bay Tür.
    • A kind of mahogany obtained from Campeachy Bay.
  1998. bay Tür.
    • A compartment in a barn, for depositing hay, or grain in the stalks.
  1999. bay Tür.
    • A body of water partially enclosed by land, but with a large outlet to the sea or ocean.
  2000. bay Tür.
    • A berry, particularly of the laurel.
  2001. bay Tür.
    • A bank or dam to keep back water.
  2002. bay İng.
    • (i). koy, küçük körfez
    • pencere çıkması, cumba
    • duvar bölmesi
    • bölüm. bay window cumba.
  2003. bay İng.
    • (i)., (f). uzun havlama sesi, uluma
    • (f). havlamak, ulumak. at bay av köpekleri tarafından kıstırılmış
    • sıkışık durumda.
  2004. bay İng.
    • (i)., (s). doru rengi
    • doru at
    • (s). doru, kızıl doru, kızıl kahverengi. bay horse doru at.
  2005. bay İng.
    • (i). defne, defneye benzer birkaç cins ağaç
    • zafer nişanesi olarak verilen defneden yapılmış taç
    • (çoğ). şöhret, ün. bay leaf defne yaprağı. bay rum bir çeşit güzel kokulu losyon, defne ispirtosu bay tree defne ağacı. wild bay tree fil burnu, yaban defnesi, (bot). Viburnum tinus.
  2006. bayağı Tür.
    • common. banal. ordinary. coarse. vulgar. camp. cheap. no class. coarse-grained. common as dirt. commonplace. corrupt. dastardly. goodish. inferior. lewd. little. low camp. low class. menial. plebeian. prosaic. run-off-the-mill. shoddy. tawdry. quite.
  2007. bayağı Tür.
    • coarse. vulgar. low. banal. characterless. cheap. dreadful. ignoble. inferior. low camp. mundane. ordinary. pitiful. plebeian. poor. profane. rumdum. servile. simple. tawdry. workaday.
  2008. bayağı Tür.
    • banal. coarse. common. low. mean. menial. poor. shoddy. vulgar. ordinary. plain. quite. simply. just. entirely.
  2009. bayağı kesir Tür.
    • vulgar fraction. common fraction.
  2010. bayağılık Tür.
    • vulgarity. coarseness. banality. inferiority. platitude.
  2011. bayağılık Tür.
    • ordinariness.
  2012. bayan Tür.
    • lady. madam. miss.
  2013. bayan Tür.
    • lady. lady"s. mrs. mrs. ms. ms. lady. madam. madame. missis. mistress. dame. woman.
  2014. bayard İng.
    • (i). ortaçağ kahramanlık destanlarında adı geçen efsanevi at
    • kahramanlık göstermiş herhangi bir ata verilen isim
    • k.h. doru at.
  2015. bayard İng.
    • (i). cesur ve namuslu adam.(15.,16.yüzyıllarda yaşamış kahraman vir fransız şovalyesinin ismi.
  2016. bayat Tür.
    • stale. old. fogy. cold. corny. mouldy. shopworn. threadbare.
  2017. bayat Tür.
    • not fresh. dated. stale. old. corny. cut-and-dried. threadbare. trite. twice-told. detrited.
  2018. bayat Tür.
    • corny. rancid. stale. old. trite. hackneyed.
  2019. bayat Tür.
    • an oath of allegiance to an emir.
  2020. bayat Tür.
    • an oath of allegiance to an emir.
  2021. bayatlamak Tür.
    • to get stale.
  2022. bayatlamak Tür.
    • to get stale.
  2023. bayatlatmak Tür.
    • stale.
  2024. bayatlık Tür.
    • staleness.
  2025. bayatlık Tür.
    • staleness.
  2026. bayberry İng.
    • (i). defne v.b. ağaçların meyvası
    • mum ağacı, (bot). Myrica cerifera.
  2027. baygın Tür.
    • unconscious.
  2028. baygın Tür.
    • insensible. senseless. unconscious. languorous. faint. languid. amorous. fond.
  2029. baygın Tür.
    • faint. unconscious. languid. in love with. cold. gone. insensible. languishing. low. plummy. senseless.
  2030. baygınlaşmak Tür.
    • to cast amorous glances. to become listless.
  2031. baygınlık Tür.
    • syncopal. unconsciousness. faint. fainting. coma. insensibility. stupor. swoon. syncope.
  2032. baygınlık Tür.
    • faintness. fainting fit. insensibility. stupor. swoon.
  2033. baygınlık Tür.
    • blackout. faint. fainting fit. swoon.
  2034. bayi Tür.
    • seller. subsidiary. vendor. dealer.
  2035. bayi Tür.
    • seller.
  2036. bayi Tür.
    • dealer. supplier. retailer. seller on commission. licensed retailer of beverages and tobacco from the government monopolies. wholesale distributor of newspapers. seller. selling party. commercant. concessionnaire. dealer"s buyer. retail dealer.
  2037. bayilik Tür.
    • sales outlet.
  2038. bayilik Tür.
    • dealership. distributorship.
  2039. bayilik Tür.
    • . being the holder of a franchise. franchise. the territory in which a franchiser has the right to sell a company"s product. franchiser"s place of business.
  2040. bayılma Tür.
    • syncopal. blackout. faint. fainting. swoon.
  2041. bayılma Tür.
    • swoon.
  2042. bayılma Tür.
    • blackout. faint. rhapsody. heeling. listing. fading.
  2043. bayılmak Tür.
    • to faint. to swoon. to be thrilled with. [ to pay. to pass out. to lose consciousness. to be wild about.
  2044. bayılmak Tür.
    • be a sucker for. blackout. faint. swoon. pass out. be fond of. adore. conk. lose consciousness. be enamored of. be enamoured of. enthuse. fall for. be taken by. be taken with.
  2045. bayılmak Tür.
    • adore. collapse. faint. gush. swoon.
  2046. bayıltıcı Tür.
    • sickly. nauseating. causing to faint. narcotic. anaesthetic.
  2047. bayıltıcı Tür.
    • overpowering. narcotic. anesthetic.
  2048. bayıltmak Tür.
    • to make sb faint. to anesthetize. knock cold.
  2049. bayıltmak Tür.
    • stun. to make swoon. to cause to faint. to anaesthetize.
  2050. bayındır Tür.
    • rich and prosperous. cultivated. developed.
  2051. bayındır Tür.
    • developed. prosperous.
  2052. bayındır Tür.
    • cultivated. developed. built up. flourishing.
  2053. bayındırlaştırmak Tür.
    • to improve. to build up. to provide public services for.
  2054. bayındırlık Tür.
    • prosperity. public works.
  2055. bayındırlık Tür.
    • development. public works. development charges. prosperity.
  2056. bayır Tür.
    • foothill. slope. ascent. acclivity. brae. declivity. glacis.
  2057. bayır Tür.
    • bank. incline. ridge. rise. slope. ascent. hillside.
  2058. bayır Tür.
    • ascent. slope. acclivity. descent. downslope. elevation. hill. inclination. ridge. rise.
  2059. bayır aşağı Tür.
    • downhill.
  2060. bayırlaşmak Tür.
    • to rise. to get steep.
  2061. baykuş Tür.
    • owl. night owl.
  2062. baykuş Tür.
    • owl.
  2063. baykuş Tür.
    • owl.
  2064. baymak Tür.
    • to turn sb off.
  2065. bayonet İng.
    • (i)., (f). süngü, kasatura
    • (f). süngülemek. bayonet clutch bayonet kavramı. spade bayonet kazma şeklinde süngü. trowel bayonet mala şeklinde ufak süngü.
  2066. bayou İng.
    • (i)., A.B.D. bir nehir veya gölün bataklıklı kolu veya çıkış noktası.
  2067. baypas Tür.
    • bypass.
  2068. bayrak Tür.
    • flag. ensign. standard. colors. banner. oriflamme. pennon.
  2069. bayrak Tür.
    • flag. banner. ensign. flag. standard. colours. jack. fishplate. bracket plate. angle piece. gusset. gussetplate. colo u rs. national colours.
  2070. bayrak Tür.
    • banner. colours. flag. standard. ensign.
  2071. bayrak direği Tür.
    • flag staff. flagpole.
  2072. bayrak direği Tür.
    • flagpole.
  2073. bayrak töreni Tür.
    • saluting the national flag.
  2074. bayrak yarışı Tür.
    • relay race.
  2075. bayraktar Tür.
    • standard bearer.
  2076. bayraktar Tür.
    • flag man.
  2077. bayram Tür.
    • holiday. festal. hols. holiday. holidays. festival. feast. fete. fiesta. gala.
  2078. bayram Tür.
    • festival. religious festival. national holiday. festivity. bean feast. fiesta. flag- day. gala. general holiday.
  2079. bayram Tür.
    • feast. fiesta. bairam. festival. holiday. rejoicing.
  2080. bayram günü Tür.
    • on the day of a religious festival.
  2081. bayram havası Tür.
    • holiday mood.
  2082. bayram hediyesi Tür.
    • holiday gift.
  2083. bayram yeri Tür.
    • fair grounds. holiday ground.
  2084. bayramlaşmak Tür.
    • to exchange greetings on the occasion of a religious holiday.
  2085. bayramlık Tür.
    • sunday clothes.
  2086. baytar Tür.
    • vet. veterinary.
  2087. baytar Tür.
    • veterinary. veterinarian. vet. horse doctor.
  2088. baytarlık Tür.
    • the veterinary art or profession.
  2089. baz Tür.
    • base. alcali. alkali.
  2090. baz Tür.
    • base.
  2091. baz Tür.
    • base.
  2092. baz morfin Tür.
    • base morphine.
  2093. bazaar İng.
    • pazar, çarşı, içinde çeşitli mallann satıldığı çarşı
    • kermes.
  2094. bazal Tür.
    • basal. basic.
  2095. bazalt Tür.
    • basalt.
  2096. bazalt Tür.
    • basalt.
  2097. bazen Tür.
    • sometimes. now and then. occasionally. between whiles. once in a while.
  2098. bazen Tür.
    • sometimes. now and then. occasionally. betweentimes. betweenwhiles. from time to time. between whiles. ever and anon. now and again. off and on. sometime.
  2099. bazen Tür.
    • occasionally. sometimes. from time to time. now and then. now and again. every so often. on and off.
  2100. bazik Tür.
    • basic.
  2101. bazilika Tür.
    • basilica.
  2102. bazı Tür.
    • some. some.
  2103. bazı Tür.
    • Some.
  2104. bazı Tür.
    • certain. some.
  2105. bazı bazı Tür.
    • now and then. from time to time.
  2106. bazooka İng.
    • (i)., ask. bazuka, bir çeşit tanksavar top.
  2107. bazuka Tür.
    • bazooka.
  2108. bazuka Tür.
    • bazooka.
  2109. bd İng.
    • (kıs). band, board, bond, bound, bundle
  2110. bdellium İng.
    • (i). bir çeşit kokulu reçine
    • bu reçinenin elde edildiği ağaç
    • Mekke pelesenk ağacı
  2111. bds İng.
    • (kıs). Bachelor of Dental Surgery
  2112. be Tür.
    • To take place
    • to happen
    • as, the meeting was on Thursday.
  2113. be Tür.
    • To signify
    • to represent or symbolize
    • to answer to.
  2114. be Tür.
    • To render an intransitive verb transitive
    • as, befall
    • bespeak.
  2115. be Tür.
    • To make the action of a verb particular or definite
    • as, beget
    • beset. spend or use time
    • "I may be an hour" work in a specific place, with a specific subject, or in a specific function
    • "He is a herpetologist"
    • "She is our resident philosopher" have the quality of being
    • "John is rich"
    • "This is not a good answer" have life, be alive
    • "Our great leader is no more"
    • "My grandfather lived until the end of war" be identical to
    • be someone or something
    • "The president of the company is John Smith"
    • "This is my house" occupy a certain position or area
    • be somewhere
    • "Where is my umbrella?" "The toolshed is in the back"
    • "What is behind this behavior?" to remain unmolested, undisturbed, or uninterrupted -- used only in infinitive form
    • "let her be" happen, occur, take place
    • "I lost my wallet
    • this was during the visit to my parents" house"
    • "There were two hundred people at his funeral"
    • "There was a lot of noise in the kitchen".
  2116. be Tür.
    • To exist in a certain manner or relation, whether as a reality or as a product of thought
    • to exist as the subject of a certain predicate, that is, as having a certain attribute, or as belonging to a certain sort, or as identical with what is specified, a word or words for the predicate being annexed
    • as, to be happy
    • to be here
    • to be large, or strong
    • to be an animal
    • to be a hero
    • to be a nonentity
    • three and two are five
    • annihilation is the cessation of existence
    • that is the man.
  2117. be Tür.
    • To exist actually, or in the world of fact
    • to have existence.
  2118. be Tür.
    • The two-character ISO 3166 country code for BELGIUM. to have actuality LO - expresses surprise TI - a tone of the scale.
  2119. be Tür.
    • The maximum amount of uncommitted data in excess of Bc that a frame relay network can attempt to deliver during a time interval Tc This data generally is delivered with a lower probability than Bc The network treats Be data as discard eligible See also Committed Burst Size. Ken, kehn.
  2120. be Tür.
    • Pen. my.
  2121. be Tür.
    • Excess Burst Rate.
  2122. be Tür.
    • Chemical symbol for Beryllium.
  2123. be Tür.
    • BURN - ENGINE. v to live
    • to happen
    • to exist.
  2124. be Tür.
    • British Embassy.
  2125. be Tür.
    • Belgium, with Luxembourg.
  2126. be Tür.
    • been. fro. goddamn. onside. underarm.
  2127. be Tür.
    • A prefix, originally the same word as by
    • To intensify the meaning
    • as, bespatter, bestir.
  2128. be Tür.
    • Abbreviation for Base Embossed Used to denote that there is embossing on the base of the insulator See also: Base.
  2129. be İng.
    • (f). olmak, vaki olmak
    • varlığını göstermek, mevcut olmak. yardımcı fiil -dır edilgen fiil yapmaya yarayan yardımcı fiil. (msl.to see görmek
    • to be seen görünmek). be at bulunmak, olmak. be about üzere olmak
    • meşgul olmak. be after peşinde olmak. be from -den gelmek, -li olmak. be oneself kendisi gibi davranmak, normal bir şekilde hareket etmek. Let it be bırak öyle olsun. as it were gibi, sanki, güya. So be it olsun öyle olsun. to be sure muhakkak. Be kls, kim beryllium berilyum BE kls Bachelor of Education, Bachelor of Engineerinsl, bill of exchange
  2130. be İng.
    • önek hakkında, etrafında veya tamamen anlamlarını veren ve çoğu zaman geçissiz fiillerden, isimlerden ve bazen de sıfatlardan geçişli fiiller yapan bir ek: begrudge, befriend, belittle.
  2131. be İng.
    • (kıs)., (kim). berylium berilyum.
  2132. beach İng.
    • (i)., (f). kumsal, plaj, sahil
    • (f)., den karaya çekmek, sahile çekmek (gemiyi). beach buggy A.B.D. kum üzerinde sürülmeye elverişli çok büyük lastikli spor araba. beachcomber (i). hayatını sahillerden topladığı enkaz ile kazanan kimse
    • okyanustan sahile vuran büyük dalga. beach flea kumsallarda rastlanan birkaç çeşit sıçrayan yengeç cinsi küçük hayvan. beachhead (i)., ask. çıkarma yapılan sahil. beach wagon A.B.D., (bak). station wagon on the beach işsiz
    • karada vazifeli (denizci)
    • kızağa çekilmiş.
  2133. beacon İng.
    • (i)., (f). fener
    • işaret vermek için yüksek yerlerde yakılan ateş
    • işaret kulesi
    • hav. yol ve mevkii gösteren ışık veya radyo sinyali, ikaz edici veya yol gösterici herhangi bir şey
    • (f). yol göstermek
    • işaret koymak
    • işaret vermek .
  2134. bead İng.
    • (i)., (f). boncuk, tane (tespih)
    • coğ tespih, kolye
    • hava kabarcığı
    • arpacık
    • (f). boncukla süslemek
    • boncuk dizmek. bead tree tespihağacı, (bot). Melia azedarach. say, tell veya count ones beads tespih çekmek, dua etmek. draw a bead on nişan almak beading (i)., bead work boncuktan yapılmış kenar süsü beaded (s). boncuklu.
  2135. beadle İng.
    • (i)., ing. mübaşir
    • bir kilise görevlisi.
  2136. beadroll İng.
    • (i). ruhlanna dua edilecek ölülerin listesi
    • liste, katalog.
  2137. beady İng.
    • (s). boncuk gibi, boncuklu
    • köpüklü. beady-eyed (s). ufak gözlü ve şeytanca bakışlı.
  2138. beagle İng.
    • (i). bir seşit küçük av köpeği.
  2139. beak İng.
    • (i). gaga
    • kaplumbağa ve diğer bazı hayvanların baş kısımlarında bulunan sert kısım
    • argo burun
    • ibrik ağzı
    • eski tip harp gemilerinde düşman gemisini tahrip etmede kullanılan sivri madeni burun
    • ing., (argo) polis, hâkim, öğretmen. beaked (s). gagalı. beakless (s). gagasız .beaklike (s). gagamsı.
  2140. beaker İng.
    • (i). geniş ağızlı büyük bardak
    • geniş şişe.(kimya labratuarında).
  2141. beam İng.
    • (f). yaymak, neşretmek
    • parlamak
    • yayılmak, intişar etmek
    • sevinç göstermek (yüz ifadesiyle). beaming s parlak, 1şıl 1şıl, sevinçle parlayan (yüz). beamish (s). sevinç gösteren beamy s Isık saçan
    • den. orta kısmı geniş olan.
  2142. beam İng.
    • (i). kiriş, hatıl, putrel
    • direk, mertek
    • terazi kolu
    • araba veya saban oku
    • şua, Işın (radyo,güneş)
    • den. kemere
    • geyigin boynuz. kökü be on her beam ends (gemi) alabora olurcasına yana yatmak. on the beam doğru yönde
    • doğru, tam. off the beam doğru yönde olmayan
    • yanlış.
  2143. bean İng.
    • (i). fasulye
    • diğer bitkilerde tane (kahve v.b.)
    • fasulyeye benzeyen şey. vanilla bean
    • argo baş, kafa. beanbag (i). oyuncak olarak kullanılan fasulye torbası. beanpole (i). fasulye sırığı
    • (k.dili). çok uzun boylu kimse. broad bean, fava bean, horse bean bakla .green bean taze fasulye. haricot bean kuru fasulye. Iocust bean deve kemigi .Tonka bean çin baklası, Hint baklası, (bot). Dipteryx odorata.
  2144. bear İng.
    • (f). taşımak, kaldırmak
    • tahammül etmek, dayanmak
    • üstüne almak
    • lâyık olmak
    • etrafa yaymak
    • aklında tutmak
    • (meyva) vermek (ağaç)
    • doğurmak. bear down çabalamak
    • sıkıstırmak. bear on alakası olmak. bear out desteklemek, teyit etmek. bear up dayanmak, cesareti elden bırakmamak bear with sablrlı olmak, sabırla tahammül etmek. bearable (s). dayanılabilir. bearably (z). dayanılabilir şekilde born (s). doğmuş.
  2145. bear İng.
    • (i). ayı
    • ayıya benzer hayvan: ant bear
    • hantal kimse, kaba kimse
    • tic. borsada fiyatlar düşecek ümidiyle ilerde alacağı tahvil ve senetleri evvelden satan kimse. the Bear Rusya. bearberry (i). ayı üzümü, (bot). Arctostaphylos uvaursi. bear garden hayvanat bahçesi
    • kargaşalık. bears-breech (i). ayı pençesi, (bot). Acanthus mollis. bear's-ear i ayı kulağı, (bot). Primula auriculata. bearskin (i). ayı postu. brown bear boz ayı, zool. Ursus arctos. Great Bear Büyük Ayı . Little Bear Küçük Ayı.
  2146. beard İng.
    • (i)., (f). sakal
    • (bot)., zool. püskül, püskül sakal
    • (f). sakalını yolmak
    • sakalına yapışmak
    • siddetle karşı koymak
    • sakal yapıştırmak. beard grass bot sıçan kuyruğu. bearded s sakallı. beardless (s). sakalsız.
  2147. bearer İng.
    • (i). taşıyan kimse, hamil kimse
    • götüren kimse
    • tabut taşıyan kimse
    • rutbe veya makam sahibi
    • hamal. to the bearer hamiline.
  2148. bearing İng.
    • (i). hal, tavır, davranış
    • mahsul, ürün
    • verme, hasıl etme
    • taşıma, tahammül etme
    • ilgi, irtibat, alâka
    • kiriş ve eşik gibi şeylerin dayandığı destek
    • mak yatak, mil yatağı
    • ayak
    • den. kerteriz .bearing body yatak gövdesi. lose ones bearings şaşırmak, pusulayı şaşırmak. take a bearing kerteriz etmek.
  2149. bearish İng.
    • (s). ayı gibi kaba ve sert
    • yontulmamış
    • borsada fiyat indirimine sebep olacak sekilde
    • fiyat indirmeye meyilli. bearishness (i). fiyatlar düşecek düşüncesi.
  2150. beast İng.
    • (i). hayvan, bilhassa dört ayaklı iri hayvan
    • hayvanca davranan kaba kimse beast of burden yük hayvanı. beast of prey yırtıcı hayvan, canavar. beastie (i)., iskoç. hayvancık. beastly (s)., (z). hayvan gibi
    • (k.dili). çok fena
    • (z)., ing., (argo) çok.beastliness (i). hayvan gibi davramış.
  2151. beat İng.
    • (f). dövmek
    • defalarca vurmak, çırpmak, çarpmak
    • çalmak (davul)
    • yenmek, galip gelmek
    • sürgün avında avı çıkarmak için çalılara vurmak
    • üstün olmak, zor gelmek
    • A.B.D., (argo) önüne geçmek
    • ask. davul çalarak işaret vermek
    • atmak (kalp). beat about the bush bin dereden su getirmek. beat all hollow tamamen yenmek. beat a retreat geri çekilmek, ricat etmek. beat down pazarlıkta fiyat kırmak. Beat it ! A.B.D., (argo) Defol. I beat off bertaraf etmek. beat the air boşuna uğraşmak
    • havanda su dövmekş beat the bushes aramak. beat time tempo tutmak. beat to windward den. orsasına seyretmek. beat up (k.dili). dövmek, dövüşte galip gelmek. beat up recruits acemi asker toplamak .
  2152. beat İng.
    • (s)., A.B.D., (k.dili). yorgun, yıpranmış, asi gençlerden olan. Beat Generation asi gençlik.
  2153. beat İng.
    • (i). vuruş, darbe
    • darbeden ileri gelen ses
    • (müz). tempo
    • ses
    • polis devriyesi
    • ilginç bir haberin rakip gazeteden evvel neşri
    • (fiz). birbirine yakın iki sesin meydana getirdigi ritmik çatlşma sesi. beaten (s). dövülmüş
    • mağlup, yenilmiş
    • çok kullanılmış beater (i). ,cırpma makinası.
  2154. beatific İng.
    • (s). takdis eden
    • mesut eden
    • neşe ifade eden. beatifically (z). mutluluk belirterek.
  2155. beatify İng.
    • (f). saadete ulaştırmak
    • Kat. öImüş bir kimseyi azizlik mertebesine çıkarmak. beatification (i)., Kat. öImüş birkimsenin ilk azizlik derecesine çıkarıldığının Papa tarafından ilân edilmesi.
  2156. beating İng.
    • (i). dövme, vuruş
    • dayak
    • yenilgi, mağlubiyet
    • atış (kalp).
  2157. beatitude İng.
    • (i). mutlak saadet, uhrevi saadet. the Beatitudes Hz isa'nın Matta incilinde geçen sözleri.
  2158. beatnik İng.
    • (i)., (k.dili). bitnik.
  2159. beau İng.
    • (i). aşık
    • sevgili
    • kavalye
    • züppe erkek
    • şık giyinen adam.
  2160. beau ideal İng.
    • ideal güzellik, kusursuz güzellik örneği.
  2161. beaugeste İng.
    • (fr.) bir kimseyi memnun etmek için yapılan hareket veya söylenen söz.
  2162. beaumonde İng.
    • (fr.) kibarlar zümresi.
  2163. beaut İng.
    • (i)., A.B.D., (argo) muazzam şey
    • büyük hata.
  2164. beauteous İng.
    • (s). güzel, dilber. beauteously z .güzel bir şekilde. beauteousness (i). güzellik.
  2165. beautician İng.
    • (i). güzellik uzmanı.
  2166. beautiful İng.
    • (s). güzel, latif, hoş, zarif. beautifully (z). güzel bir şekilde.
  2167. beautify İng.
    • (f). güzellestirmek, süslemek
    • güzelleşmek, süslenmek.
  2168. beauty İng.
    • (i). güzellik
    • güzel bir kimse, güzel kadın. beauty shop, beauty parlor güzellik enstitüsü, kuaför salonu. beauty sleep güzellik uykusu. beauty spot yüzdeki ben
    • güzel manzaralı yer.
  2169. beauxarts İng.
    • (i)., çoğ, (fr.) guzel sanatlar.
  2170. beaver İng.
    • (i). kunduz, zool. Castor fiber
    • kunduz kürkü, kastor
    • kastor Sapka
    • kalın yünlü kumaş
    • miğferin yüzün alt kısmını örten parçası
  2171. beaverboard İng.
    • (i). bir cins suni tahta.
  2172. bebe Tür.
    • baby.
  2173. bebe Tür.
    • babe.
  2174. bebek Tür.
    • baby. infant. infantile. dolly. baby. infant. babe. doll. cookie. cooky.
  2175. bebek Tür.
    • baby. infant. infantile. dolly. babe. doll. cookie. cooky. babunbaby.
  2176. bebek Tür.
    • baby. doll. babe. child. dolly. infant.
  2177. bebekleşmek Tür.
    • to behave like a baby.
  2178. bebeklik Tür.
    • infancy. childishness.
  2179. bebeklik Tür.
    • infancy. babyhood.
  2180. bebeklik Tür.
    • babyhood.
  2181. bebeklik etmek Tür.
    • to be childish.
  2182. bebop İng.
    • (i). bir çeşit dans ve bunun müziği.
  2183. becalm İng.
    • (f). teskin etmek, yatıştırmak
    • den. rüzgarsızlıktan yelkenliyi kımıldatamamak. becalmed (s). yatışmış.
  2184. became İng.
    • (bak). become.
  2185. because İng.
    • ( bağlaç) çünkü, zira, -den dolayı, sebebiyle, için. because of -den dolayı
  2186. becayiş Tür.
    • exchange of positions by mutual consent.
  2187. becayiş Tür.
    • exchange of offices between two officials.
  2188. beccafico İng.
    • (i). italyada eti çok sevilen birkaç cins küçük kuştan biri
    • bir çeşit ötleğen.
  2189. becelleşmek Tür.
    • to argue. to quarrel.
  2190. beceri Tür.
    • skill. cleverness. being in shape. art. artifice. device. hand. ingenuity. knack. technique.
  2191. beceri Tür.
    • accomplishment. artistry. asset. competence. facility. faculty. flair. knack. skill. stunt. trick. ability. dexterity. agility.
  2192. beceri Tür.
    • ability. accomplishments. attainments. skill. know-how. accomplishment. address. adroitness. art. artfulness. artifice. craft. cunning. deftness. dexterity. faculty. feat. finesse. ingeniousness. ingenuity. knack. resource. savoir faire. science. sle.
  2193. becerikli Tür.
    • resourceful. capable. efficient. skilful. skillful. skilly. dextrous. adept. adroit. agile. clever. deft. designing. dexterous. facile. gifted. handsome. ingenious. knowing. light-handed. neat. nimble-fingered. performing. practical. pushful. pushing.
  2194. becerikli Tür.
    • adroit. clever. skilful. resourceful. able. adept. deft. dexterous. diplomatic. facile. great at. handy. hot and strong. ingenious. inventive. savior faire. tricky. versed.
  2195. becerikli Tür.
    • accomplished. adroit. clever. deft. dexterous. efficient. good. ingenious. practical. practised. proficient. skilful. skilled. capable. resourceful. accomplished.
  2196. beceriklilik Tür.
    • deftness.
  2197. beceriklilik Tür.
    • cleverness. skill. adroitness. dexterity.
  2198. beceriksiz Tür.
    • clumsy. impractical. maladroit. left-handed. inexpert. resourceless. awkward. bungling. duff. feckless. fumbling. gauche. gawky. ham-fisted. ham-handed. heavy-handed. helpless. inapt. incompetent. ineffective. ineffectual. inefficacious. inept. manqu. amateur. amateurish. hopeless. unskilled.
  2199. beceriksiz Tür.
    • clumsy. impractical. maladroit. left-handed. inexpert. resourceless. awkward. bungling. duff. feckless. fumbling. gauche. gawky. ham-fisted. ham-handed. heavy-handed. helpless. inapt. incompetent. ineffective. ineffectual. inefficacious. inept. manqu.
  2200. beceriksiz Tür.
    • clumsy.
  2201. beceriksizlik Tür.
    • incompetence. clumsiness. incompetency. improficiency. awkwardness.
  2202. beceriksizlik Tür.
    • clumsiness.
  2203. beceriksizlik Tür.
    • awkwardness.
  2204. becermek Tür.
    • to carry out successfully. to mess up. to kill sb. to rape sb.
  2205. becermek Tür.
    • do well. manage. get things done. tackle. swing. knock off. fuck. have a screw.
  2206. becermek Tür.
    • contrive. manage. to manage. to contrive. to break up. to mess up. to ruin. to seduce. to lay. to make.
  2207. bechamel İng.
    • (i)., (fr.), (ahçı) beyaz sos, beşamel.
  2208. bechance İng.
    • (f). vaki olmak, başa gelmek
    • zuhur etmek.
  2209. beck İng.
    • (i)., (f). başla yapılan işaret
    • (f). birisini işaretle çağırmak. at one's beck and call birisinin emrinde, daima karşısındakinin arzusunu yerine getirmeye hazır.
  2210. becket İng.
    • (i)., den. küçük ip halkası, ilmek, ilik, sancak veya iskota bağı.
  2211. beckon İng.
    • (f). baş veya el işareti ile çağırmak.
  2212. becloud İng.
    • (f). bulutlandırmak, karartmak
    • kaplamak
    • içinden çıkılması zor hale getirmek.
  2213. become İng.
    • (f). olmak: yakışmak, yaraşmak, gitmek What became of ? ne oldu ? nereye gitti ? ne yaplyor? become due vadesi gelmek.
  2214. becoming İng.
    • (s)., (i). cazip, çekici
    • uygun, münasip
    • (i). oluş, gelişim becomingly (z).uygun bir şekilde. becomingness (i). uygun oluş.
  2215. bed Tür.
    • To plant or arrange in beds
    • to set, or cover, as in a bed of soft earth
    • as, to bed the roots of a plant in mold.
  2216. bed Tür.
    • To place in a bed.
  2217. bed Tür.
    • To make partaker of one"s bed
    • to cohabit with.
  2218. bed Tür.
    • To lay or put in any hollow place, or place of rest and security, surrounded or inclosed
    • to embed
    • to furnish with or place upon a bed or foundation
    • as, to bed a stone
    • it was bedded on a rock.
  2219. bed Tür.
    • To lay flat
    • to lay in order
    • to place in a horizontal or recumbent position.
  2220. bed Tür.
    • To go to bed
    • to cohabit. a piece of furniture that provides a place to sleep
    • "he sat on the edge of the bed"
    • "the room had only a bed and chair" a plot of ground in which plants are growing
    • "the gardener planted a bed of roses" a foundation of earth or rock supporting a road or railroad track
    • "the track bed had washed away" the flat surface of a printing press on which the type form is laid in the last stage of producing a newspaper or magazine or book etc. a depression forming the ground under a body of water
    • "he searched for treasure on the ocean bed" a stratum of rock
    • "they found a bed of standstone" put to bed
    • "The children were bedded at ten o"clock" place in a prepared bed of soil furnish with a bed
    • "The inn keeper could bed all the new arrivals".
  2221. bed Tür.
    • To furnish with a bed or bedding.
  2222. bed Tür.
    • To dress or prepare the surface of stone) so as to serve as a bed.
  2223. bed Tür.
    • The superficial earthwork, or ballast, of a railroad.
  2224. bed Tür.
    • The substrate plane, bounded by banks, over which the water column at some point in time resides.
  2225. bed Tür.
    • The steel flat table of a cylinder printing press upon which the type sits during the printing process.
  2226. bed Tür.
    • The spring portion of a trampoline that athletes bounce on.
  2227. bed Tür.
    • The place or material in which a block or brick is laid.
  2228. bed Tür.
    • The lower surface of a brick, slate, or tile.
  2229. bed Tür.
    • The horizontal surface of a building stone
    • as, the upper and lower beds.
  2230. bed Tür.
    • The foundation or the more solid and fixed part or framing of a machine
    • or a part on which something is laid or supported
    • as, the bed of an engine.
  2231. bed Tür.
    • The flat part of the press, on which the form is laid.
  2232. bed Tür.
    • The entire area a lane is set into, from the approach to the pit, including the channels.
  2233. bed Tür.
    • The bottom of a watercourse, or of any body of water
    • as, the bed of a river.
  2234. bed Tür.
    • The bottom of a watercourse, or any body of water.
  2235. bed Tür.
    • The bottom of a channel.
  2236. bed Tür.
    • The bed is the foundation on which the lathe is built.
  2237. bed Tür.
    • The area surrounding the lane, including the approach, the pit, and the gutters.
  2238. bed Tür.
    • That part or a conveyor upon which the load rests or slides while being conveyed.
  2239. bed Tür.
    • That part of a conveyor upon which the load or carrying medium rests, rolls or slides while being conveyed.
  2240. bed Tür.
    • Specifically: A sack or mattress, filled with some soft material, in distinction from the bedstead on which it is placed, or this with the bedclothes added.
  2241. bed Tür.
    • See Gun carriage, and Mortar bed.
  2242. bed Tür.
    • Sedimentary structure that usually represents a layer of deposited sediment.
  2243. bed Tür.
    • Refers to the relatively flat or level bottom of a body of water, as in a lakebed or riverbed. the base on which the paper is held in a press. A ridge of soil formed for planting crops above furrows on each side, An area in which seedlings or transplants are grown for planting in the field later.
  2244. bed Tür.
    • In geology the term bed refers to a individual layer of the rock, which is distinguishable from the beds above and below it.
  2245. bed Tür.
    • In geology, a smal, distinct rock unit.
  2246. bed Tür.
    • In a general sense, any thing or place used for sleeping or reclining on or in, as a quantity of hay, straw, leaves, or twigs. Marriage.
  2247. bed Tür.
    • Base on which the type rests on a flat-bed letterpress printing machine.
  2248. bed Tür.
    • A subdivision of a stratified sequence of rocks, lower in rank than a member or formation, internally composed of relatively homogeneous material exhibiting some degree of lithologic unity, and separated from the rocks above and below by visually or physically more or less well defined boundary planes.
  2249. bed Tür.
    • A section of a number, usually used when referring to triples and doubles All three darts in the same triple is called Three in a Bed.
  2250. bed Tür.
    • A plat or level piece of ground in a garden, usually a little raised above the adjoining ground.
  2251. bed Tür.
    • a piece of furniture that provides a place to sleep
    • "he sat on the edge of the bed"
    • "the room had only a bed and chair". a plot of ground in which plants are growing
    • "the gardener planted a bed of roses". a depression forming the ground under a body of water
    • "he searched for treasure on the ocean bed". a stratum of rock
    • "they found a bed of standstone". a stratum of ore or coal thick enough to be mined with profit
    • "he worked in the coal beds". single thickness of usually some homogeneous substance
    • "slices of hard-boiled egg on a bed of spinach". the flat surface of a printing press on which the type form is laid in the last stage of producing a newspaper or magazine or book etc. a foundation of earth or rock supporting a road or railroad track
    • "the track bed had washed away". furnish with a bed
    • "The inn keeper could bed all the new arrivals". place in a prepared bed of soil. put to bed
    • "The children were bedded at ten o"clock". have sexual intercourse with
    • "This student sleeps with everyone in her dorm"
    • "Adam knew Eve"
    • "Were you ever intimate with this man?". go to bed in order to sleep
    • "I usually turn in at midnight"
    • "He turns out at the crack of dawn".
  2252. bed Tür.
    • An article of furniture to sleep or take rest in or on
    • a couch.
  2253. bed Tür.
    • A narrow flat-topped ridge on which crops are grown with a furrow on each side for drainage of water or an area in which seedlings or sprouts are grown before transplanting.
  2254. bed Tür.
    • A mass or heap of anything arranged like a bed
    • as, a bed of ashes or coals.
  2255. bed Tür.
    • A layer within a sequence of sedimentary rocks defined by planar to irregular boundaries representing an original depositional surface. In relation to any river - i For the purposes of esplanade reserves, esplanade strips, and subdivision, the space of land which the waters of the river cover at its annual fullest flow without overtopping its banks: ii In all other cases, the space of land which the waters of the river cover at its fullest flow without overtopping its banks
    • and In relation to a lake, except a lake controlled by artificial means- i For the purposes of esplanade reserves, esplanade strips, and subdivision, the space of land which the waters of the lake cover at its annual highest level without exceeding its margin: ii In all other cases, the space of land which the waters of the lake cover at its highest level without exceeding its margin
    • and In relation to any lake controlled by artificial means, the space of land which the waters of the lake cover at its maximum permitted operating level.
  2256. bed Tür.
    • A layer or seam, or a horizontal stratum between layers
    • as, a bed of coal, iron, etc.
  2257. bed Tür.
    • A layer of rock, usually sediments, which is homogeneous in composition One bed is separated from another by a bedding plane.
  2258. bed Tür.
    • A layer of rock in the earth Also the bottom of a body of water such as a river, lake, or sea.
  2259. bed Tür.
    • A course of stone or brick in a wall.
  2260. bed İng.
    • (f). yatak temin etmek, yatırmak
    • misafir etmek
    • dikmek (çiçek)
    • gömmek
    • tabakalar halinde dizmek
    • yatmak. bed down at ve inek gibi hayvanlara samandan yatak yapmak.
  2261. bed İng.
    • (i). yatak, karyola
    • çiçeklik, tarh
    • yığın
    • evlenme
    • nehir yatağı
    • tabaka, kat (kaya,arazi)
    • mezar. bed linen yatak takımları. bed and board yiyecek ve yatacak yer, iaşe ve ibateş confined to bed yatağa düşmüş. go to bed yatmak. make a bed yatak yapmak. marriage bed. gelin yatağı. put to bed yatırmak. railroad bed demiryolu yatağı. separate from bed and board yatak ve sofradan ayırmak (karı,koca).
  2262. bedabble İng.
    • (f). bulaştırmak.
  2263. bedaub İng.
    • (f).bulaştırmak, sürmek, kirletmek, karalamak
    • aşırı derecede süslemek.
  2264. bedava Tür.
    • free of charge. free-of-charge. free. gratis. for nothing. dirt cheap. cost- free. costless. for free. free of charge. free of payment. as a / by free gift. gratuitous. no expense to be incurred. on the house.
  2265. bedava Tür.
    • free. free of charge. no charge. cheap as dirt. dirt cheap. dirt-cheap. gratis. gratuitous. for nothing. gratis.
  2266. bedava Tür.
    • complimentary. free. gratis. gratuitous. buckshee. dirt cheap. very cheap. for free. for nothing.
  2267. bedavacı Tür.
    • one who wants to get things for nothing.
  2268. bedavaya Tür.
    • giveaway fas.
  2269. bedazzle İng.
    • (f). gözünü kamaştırmak, şaşırtmak.
  2270. bedbaht Tür.
    • unfortunate. unhappy. unlucky. miserable.
  2271. bedbaht Tür.
    • elend. unglücklich.
  2272. bedbahtlık Tür.
    • misfortune.
  2273. bedbin Tür.
    • pessimistic kötümser. karamsar. pesimist.
  2274. bedbin Tür.
    • pessimistic. despondent. downbeat.
  2275. bedbinlik Tür.
    • pessimism.
  2276. bedbug İng.
    • (i). tahtakurusu, zool. Cimex lectularius
  2277. bedchamber İng.
    • (i). yatak odası.
  2278. bedclothes İng.
    • (i).,coğ. yatak örtüsü, battaniye gibi yatak takımları.
  2279. bedding İng.
    • (i). yatak takımı
    • samandan yapılmış hayvan yatağı, gelembe.
  2280. beddua Tür.
    • imprecation. malediction. curse. damn.
  2281. beddua Tür.
    • curse. malediction. imprecation. damn.
  2282. beddua Tür.
    • curse. malediction. imprecation.
  2283. bedeck İng.
    • (f). süslemek, tezyin etmek
    • donatmak.
  2284. bedel Tür.
    • substitutional. worth. substitute. equivalent. price. pay. worth. compensation. consideration. forfeit. offset. purchase money. quid pro quo. quittance. rate. requital. wages.
  2285. bedel Tür.
    • Same as Beadle.
  2286. bedel Tür.
    • consideration. worth. price. remuneration. value. equivalent of. in exchange for. sum paid for exemption from military service. person who makes the pilgrimage to Mecca in the name of another. compensation. cost. offset. pay. quid pro quo. quittance. subs.
  2287. bedel Tür.
    • compensation. price. toll. value. worth. equivalent. substitute.
  2288. bedelli Tür.
    • having the value of. one who has paid to be exempted from his military service.
  2289. bedelsiz Tür.
    • free. without charge. gratuitous consideration. free of cost. without cost. costless. for free. nonremunerative. on the house. past consideration.
  2290. bedelsiz Tür.
    • free. without charge.
  2291. bedelsiz ithalat Tür.
    • import without foreign exchange transfer. import with waiver. unpaid non-quota imports. non-cost import. imports free from payment. import without waiver. imports free of payment. import without velue.
  2292. bedeman, bedesman İng.
    • (bak). beadsman.
  2293. beden Tür.
    • The Abyssinian or Arabian ibex.
  2294. beden Tür.
    • It is probably the wild goat of the Bible.
  2295. beden Tür.
    • body. trunk. size. form. flesh. frame. person. tabernacle.
  2296. beden Tür.
    • body. trunk. size. aspect. bone. frame. physique.
  2297. beden Tür.
    • body. flesh. frame. the flesh. trunk. size.
  2298. beden cezası Tür.
    • corporal punishment.
  2299. beden eğitimi Tür.
    • gym.
  2300. beden eğitimi Tür.
    • calisthenics. exercise. gymnastics. physical education. physical jerks.
  2301. beden eğitimi Tür.
    • calisthenic exercise.
  2302. beden işçisi Tür.
    • manual worker.
  2303. bedenen Tür.
    • physically.
  2304. bedeni Tür.
    • somatic.
  2305. bedeni Tür.
    • carnal. corporeal. corporal.
  2306. bedensel Tür.
    • physical. corporal. bodily. carnal. corporeal. fleshly. gestic. material. organic. sensual. somatic.
  2307. bedensel Tür.
    • bodily. fleshly. material. physical. physically. sensual.
  2308. bedensel Tür.
    • animal. bodily. corporal. earthy. personal. physical. sensual.
  2309. bedesman beadsman, İng.
    • (i). başkalarına dua etmekle hayatını kazanan kimse, duahan.
  2310. bedesten Tür.
    • market where antiques. objets d"arts. jewelry etc. are sold. vaulted and fireproof part of a bazaar where valuable goods are kept.
  2311. bedesten Tür.
    • covered bazaar.
  2312. Bedevi Tür.
    • Bedouin. nomadic.
  2313. Bedevi Tür.
    • bedouin. bedouin.
  2314. Bedevi Tür.
    • bedouin.
  2315. bedevil İng.
    • (f). çileden çıkartmak, azap vermek, eziyet etmek
    • cinnet getirtmek
    • bozmak, ifsat etmek. bedevilment (i). çileden çıkartma.
  2316. bedew İng.
    • (f). çiğ taneleri ile ıslatmak, nemlendirmek.
  2317. bedfellow İng.
    • (i). yatak arkadaşı, yakın dost.
  2318. bedight İng.
    • (f).(eski) donatmak, süslemek, tezyin etmek.
  2319. bedim İng.
    • (f). karartmak, donuklaştırmak.
  2320. bedir Tür.
    • full moon.
  2321. bedizen İng.
    • (f). eski gösterişli ve kaba bir şekilde süslemek, donatmak.
  2322. bedlam İng.
    • (i). büyük karışıklık ve gürültü, şamata
    • akıl hastanesi, tımarhane
    • b.h. Londra'da bulunan St Mary of Bethlehem adlı akıl hastanesi. Bedlam broke loose Kızılca kıyamet koptu.
  2323. bedlamite İng.
    • (i). akıl hastası, deli kimse.
  2324. bedless İng.
    • (s). yataksız, karyolasız.
  2325. bedlike İng.
    • (s). yatak gibi.
  2326. bedouin İng.
    • (i)., (s). bedevi, çölde yaşayan göçebe Arap
    • (s). bedevilere ait, bedevilerle ilgili.
  2327. bedpan İng.
    • (i). yatak lâzımlığı
    • yatak ısıtacak kap.
  2328. bedpost İng.
    • (i). karyola direği.
  2329. bedraggle İng.
    • (f). kirletmek bulaştırmak, ıslatmak.
  2330. bedrench İng.
    • (f.) sırılsıklam etmek
  2331. bedridden İng.
    • (s). yatalak.
  2332. bedrock İng.
    • (i). yüzeydeki tabakalar altındaki asıl kaya
    • en alt seviye
    • temel ilkeler.
  2333. bedroll İng.
    • (i). sırtta taşınabilen tomar şeklinde bağlanmış yatak.
  2334. bedroom İng.
    • (i). yatak odası.
  2335. bedside İng.
    • (i)., (s). yatak başucu, hastaya bakan kimsenin veri
    • (s). yatak başucunda olan. bedside manner doktorun hastaya karşı tutumu.
  2336. bedsore İng.
    • (i)., tıb. yatak yarası, uzun zaman yatmaktan ileri gelen yatak çıbanı.
  2337. bedspread İng.
    • (i). yatak örtusü.
  2338. bedstead İng.
    • (i). karyola.
  2339. bedstraw İng.
    • (i). eskiden şilte yapmak için kullanılan bir çeşit saman.
  2340. bedtime İng.
    • (i). yatma vakti.
  2341. bee İng.
    • (i). arı, bal arısı, zool. Apis mellifera
    • A.B.D. eğlenceli toplu çalışma toplantısı. busy as a bee çok meşgul. have a bee in one's bonnet bir işten dolayı endişeli olmak. put a bee in one's bonnet başkasının kafasına bir fikir veya plan sokmak. bee balm bir çeşit nane, botş Monarda didymaş bee beetle arı kovanlarında yaşayan bir bocek, zool Trichodes apiariusş bee eater arıkuşu, zool. Merops apiaster .bee killer arı yiyen bir karasinek, zool Asilus. bee tree içinde bal olan içi boş ağaç: ıhlamur ağacı. bee wolf an kovanında yaşayan bir böcek kurdu.
  2342. bee İng.
    • (kıs).Bachelor of Electrical Engineering elektrik mühendisine verilen üniversite diploması.
  2343. beebread İng.
    • (i). anların yavrulan için hazlrladıkları, çiçeklerin sarı tozu ve proteininden meydana gelen bir gıda karışımı.
  2344. beech İng.
    • (i). kayın ağacı, (bot). Fagus sylvatica, akgürgen (kereste) .beechen (s). kayın gibi
    • akgürgenden yapılmış.
  2345. beechmast, beechnut İng.
    • kayın ağacının sertkabuklu meyvesi.
  2346. beef İng.
    • (i)., (f). sığır eti
    • sığır
    • (k.dili). adale kuvveti, ağlrlık
    • A.B.D. (argo) şikâyet
    • (f)., (argo) şikâyet etmek. beef up (argo) kuvvetlendirmek. beef extract et suyu hulâsasu. beef tea sığır eti suyu.
  2347. beefeater İng.
    • (i). ingiltere'de kraliyet muhafız alayının askeri
    • sığır eti yiyen kimse
    • (argo) ingiliz.
  2348. beefsteak İng.
    • (i). biftek.
  2349. beefy İng.
    • (s). etli, adaleli, iriyarı. beefiness (i). adaleli oluş
    • şişmanlık.
  2350. beehive İng.
    • (i). arı kovanı.
  2351. beekeeper İng.
    • (i). arı yetiştiricisi.
  2352. beeline İng.
    • i. kestirme yol
    • düz çizgi, düz hat. make a beeline for something bir şeye en kestirme yol ile ulaşmak.
  2353. beelzebub İng.
    • i. şeytan, şeytanların başı, iblis.
  2354. been İng.
    • bak. be.
  2355. beer İng.
    • i. bira
    • alkollü veya alkolsüz olarak bitki kökleri, pekmez, şeker veya maya ile hazlrlanmlş herhangi bir içki. beer barrel bira fıçısı. beer garden bira icilen açık hava lokantası. small beer hafif bira
    • ing. önemsiz kimse, değersiz şey.
  2356. beery İng.
    • s. bira türünden, bira gibi
    • bira etkisiyle sarhoş.
  2357. beestings,biestings İng.
    • i. ineğin doğum yapmasından sonraki ilk sütü, ağız.
  2358. beeswax İng.
    • i., f. balmumu
    • f. balmumu sürmek, balmumu ile cilalamak.
  2359. beeswing İng.
    • i. bekletilmiş şaraplann üzerinde meydana gelen ince tabaka halindeki kaymak.
  2360. beet İng.
    • i. pancar, bot. Beta vulgaris. beet greens, beet tops pancar yaprağı, beet sugar pancar şekeri, sakaroz white beet şeker pancarı wild beet yaban pancarı, bot. Oenothera fruticosa.
  2361. beetle İng.
    • i. kınkanatlılar familyasından herhangi bir böcek. black beetle ing. hamamböceği, zool. Blatta orientalis bombardier. beetle fanfan böceği, domuzlan böceği, zool. Brachinus crepitans dung beetle bokböceği reed beetle kamış böceği, zool. Donanica rove beetle kalkık kuyruk, zool Ocypus olens.
  2362. beetle İng.
    • s., f. sarkık, taşan
    • f. sarkmak, dışarı doğru çıkıntı yapmak
    • taşmak. beetlebrowed s. sarkık kaşlı
    • çatık kaşlı.
  2363. beetle İng.
    • i., f. tokmak, çomak
    • ağır çekiç, sahmerdan
    • f. tokmaklamak, çakmak, kakmak.
  2364. beeves İng.
    • i., çoğ. sıdırlar, kocabaş.
  2365. befall İng.
    • f. olmak, vaki olmak, zuhur etmek
    • başına gelmek.
  2366. befit İng.
    • f. uygun olmak, münasip olmak, denk gelmek. befitting s. uygun.
  2367. befog İng.
    • f. sisle kapamak, karartmak
    • şaşırtmak, zihnini karıştırmak.
  2368. befool İng.
    • f. aldatmak, kandırmak, yanıltmak aptal verine koymak.
  2369. before İng.
    • z., (edat.), (bağlaç). önde, önden, önce, evvel, daha önce
    • önünde, cephesinde
    • (edat) tercihen, yerine
    • huzurunda
    • (bağ laç) -den önce before-cited, before-mentioned s. yukarıda bahsi geçen before Christ (b.c) milattan önce (m.ö.). beforehand z. önce, önceden. before the wind rüzgar yönünde. beforetime z., (eski) vaktiyle, eskiden.
  2370. befoul İng.
    • f. kirletmek, pisletmek, lekelemek.
  2371. befriend İng.
    • f. dostça davranmak, yardım etmek.
  2372. befuddle İng.
    • f. sarhoş etmek, sersemletmek
    • şaşırtmak.
  2373. beg İng.
    • f. dilenmek, sadaka istemek
    • dilemek, rica etmek. beg off mazeret beyan etmek. beg the uestion dava veya iddiayı ispat olunmuş farzetmek.
  2374. began İng.
    • bak. begin.
  2375. beğendirmek Tür.
    • to get sb to like sth. sell.
  2376. beğendirmek Tür.
    • recommend.
  2377. beğenilmek Tür.
    • to be liked. to be admired.
  2378. beğenilmek Tür.
    • to be appreciated. to win approval. to acquire vogue.
  2379. beğenilmek Tür.
    • be approved of. get across. go down. win recognition. sell.
  2380. beğenme Tür.
    • liking. admiration. appreciation. approval. taste.
  2381. beğenme Tür.
    • disapprove.
  2382. beğenme Tür.
    • approbation.
  2383. beğenmek Tür.
    • to like. to admire. to approve of. to choose. to prefer. care for. enjoy. fancy. get a kick out of. relish.
  2384. beğenmek Tür.
    • like. approve. appreciate. enjoy. applaud. care. decide on. decide up. relish.
  2385. beğenmek Tür.
    • applaud. dig. enjoy. like.
  2386. beğenmeme Tür.
    • disapproval.
  2387. beğenmezlik Tür.
    • disapproval. tut tut.
  2388. beget İng.
    • f. babasl olmak, vücuda getirmek
    • sebep olmak, tevlit etmek. begetter i. vücuda getiren kimse, baba.
  2389. beggar İng.
    • i., f. dilenci, meteliksiz kimse
    • saka çapkın kimse
    • f. dilenciye çevirmek, sefalete düşürmek
    • eksik bırakmak, kifayetsiz olmak. It beggars description Tarif edilemez Tarifinde kelimeler kifayetsiz kalır. beggardom, beggarhood i. dilencilik, dilenciler sınıfı. beggarly s. dilenciye uygun. beggary i. aşırı yoksulluk.
  2390. begin İng.
    • f. başlamak, ilk adımı atmak (bir işte)
    • meydana gelmek, vücut bulmak, zuhur etmek
    • başlatmak, önayak olmak, ihdas etmek.
  2391. beginner İng.
    • i. herhangi bir işe yeni başlayan kimse, başlayıcı.
  2392. beginning İng.
    • i. başlangıç
    • menşe
    • baş, esas, mebde.
  2393. begird İng.
    • f. kuşatmak, çevirmek, ihata etmek.
  2394. begone İng.
    • (ünlem). (eski). Defol! Yıkıl karşımdan !
  2395. begonia İng.
    • i., bot. begonya.
  2396. begot İng.
    • bak. beget.
  2397. begrime İng.
    • f. kirletmek, pisletmek
    • isletmek.
  2398. begrudge İng.
    • f. çok görmek, gözü kalmak, haset etmek
    • vermek istememek. be grudging s. kıskanan. begrudgingly kıskanarak.
  2399. beguile İng.
    • f. aklını çelmek, ayartmak, aldatmak
    • cezbetmek, saptırmak
    • hoşça vakit geçirmek.
  2400. beguile (a person) out of (a thing) İng.
    • kandırarak elinden almak. beguilement i. aklını çelme.
  2401. beguine İng.
    • i., Fr. 12. yüzyllda Hollanda,da kurulan layik hemşirelik teşkilâtı üyesi
    • bugün Katolik kilisesine bağlı ve kendini dine vakfetmiş kadınlar teşkilâtı üyesi.
  2402. beguine İng.
    • i. bolero ritminde Güney Amerika dansı
    • bununla ilgili modern dans
    • bu dansların müziği
  2403. begum İng.
    • i. Hindistan'da Müslüman kadm lider
    • soylu Müslüman kadını, begüm.
  2404. begun İng.
    • bak. begin.
  2405. behalf İng.
    • i. yan, taraf. on behalf of (birisinin) namına, adına.
  2406. behave İng.
    • f. davranmak, hareket etmek
    • görgü kurallanna göre hareket etmek. behave oneself terbiyesini takınmak, iyi hareket etmek. well-behaved s. uslu, terbiyeli. behavior, ing. i. hal ve hareket, tavlr, davranış.
  2407. behaviorism İng.
    • i, psik. davranışçılık kuramı.
  2408. behead İng.
    • f. boynunu vurmak, kafasını kesmek.
  2409. beheld İng.
    • bak. behold.
  2410. behemehal Tür.
    • in any case. no matter what happens. for sure. come what may.
  2411. behemoth İng.
    • i. Kitabl Mukaddes'te bahsi geçen suaygırına benzer bir hayvan
    • A.B.D., k.dili iri ve kuvvetli insan veya hayvan.
  2412. beher Tür.
    • to each. for each.
  2413. beher Tür.
    • each. per.
  2414. behest İng.
    • i. emir, buyruk, irade.
  2415. behind İng.
    • z., (edat), i. arkada, arkasında, ardında, gerisinde
    • (edat) geri, arka planda, geride
    • geri kalmış (saat v.b.)
    • i., k.dili kıç. behindhand z., s. geç
    • geri kalmış
    • borçlu, borca batmış. be behind the times geri kafalı olmak, zamana ayak uyduramamak.
  2416. behold İng.
    • f., ünlem bakmak, müsahede etmek
    • gözlemlemek
    • görmek
    • (ünlem) işte! Hah !
  2417. beholden İng.
    • s. borçlu, medyun
    • minnettar.
  2418. behoof İng.
    • i. fayda, yarar, menfaat, çıkar
  2419. behoove, ing behove İng.
    • f. yakısık almak
    • lazım gelmek, icap etmek, gerekmek.
  2420. beige İng.
    • s., i. bej
    • i. bej renk, boyanmamış yün rengi, saz rengi.
  2421. being İng.
    • i. oluş, varoluş, mevcudiyet
    • varlık
    • var olan şey
    • insan, beser. Supreme Being Allah, Tanrı, Cenabı Hak. call into being yaratmak, halketmek.
  2422. beirut İng.
    • i. Beyrut, Lübnan'ın baskenti.
  2423. beis Tür.
    • harm.
  2424. bej Tür.
    • beige. beige. cream.
  2425. bej Tür.
    • beige.
  2426. bej Tür.
    • beige.
  2427. bejewel İng.
    • f. mücevherle donatmak
    • ziynet eşyasıyla süslemek.
  2428. bek Tür.
    • gas burner. back.
  2429. bek Tür.
    • fullback.
  2430. bek Tür.
    • burner. back. gas burner. gas jet.
  2431. bekar Tür.
    • lone.
  2432. bekar Tür.
    • celibate. single. sole. unmarried. bachelor.
  2433. bekar Tür.
    • bachelor.
  2434. bekaret Tür.
    • maidenhood.
  2435. bekaret Tür.
    • chastity. virginity.
  2436. bekarlık Tür.
    • celibacy. bachelorhood.
  2437. bekarlık Tür.
    • bachelorhood.
  2438. bekçi Tür.
    • security guard. night guard. watchman. night watchman. lookout. guardsman. keeper. safekeeper. security man. upholder. warden. warder. watch.
  2439. bekçi Tür.
    • guard. watchman. gatekeeper. warden. care-taker. custodian. keeper. watcher.
  2440. bekçi Tür.
    • guard. keeper. warden. warder.
  2441. bekçi köpeği Tür.
    • watch mastiff. watchdog.
  2442. bekçi köpeği Tür.
    • watchdog.
  2443. bekçilik Tür.
    • watchman"s duty. watch.
  2444. bekçilik Tür.
    • watchman"s duty.
  2445. bekleme Tür.
    • waiting. wait. waiting. expectance. expectancy. anticipation. contemplation. expectation.
  2446. bekleme Tür.
    • standby. waiting.
  2447. bekleme Tür.
    • anticipation. expectation. wait. waiting.
  2448. bekleme odası Tür.
    • waiting room.
  2449. bekleme odası Tür.
    • anteroom.
  2450. bekleme salonu Tür.
    • waiting room. waiting hall. entry hall. lobby.
  2451. bekleme süresi Tür.
    • period of waiting. waiting period. waiting line.
  2452. beklemek Tür.
    • wait. to wait for. to expect. to expect from. to guard. to watch over. to attend. anticipate. await. bide. to keep guard. hang in. hope. look for. look forward to. stay. watch.
  2453. beklemek Tür.
    • mark time. wait. wait for. hope. expect. look forward to. watch. abide. anticipate. await. bargain for. bide. hang about. hang around. hold on. look for. have smth. in prospect. stand by. stay. tarry.
  2454. beklemek Tür.
    • anticipate. await. expect. guard. think. wait. watch. to wait. to await. to hang on. to hold on. to stick around. to expect. to anticipate. to guard. to watch.
  2455. beklenen Tür.
    • due. inevitable.
  2456. beklenen Tür.
    • due. foregone. prospective. stock.
  2457. beklenen Tür.
    • anticipated. expectation. expected. foreseeable. likely. specific performance. prospective.
  2458. beklenmedik Tür.
    • unexpected. sudden. unimagined. surprise. abrupt. adventitious. heaven-sent. improbable. snap. unannounced. unforeseen. unhoped. unhoped-for. unlooked-for.
  2459. beklenmedik Tür.
    • unexpected.
  2460. beklenmedik Tür.
    • abrupt. sudden. unexpected. unforeseen. unlooked-for.
  2461. beklenmek Tür.
    • to be expected.
  2462. beklenmek Tür.
    • to be expected.
  2463. beklenti Tür.
    • expectation. hope. expectance. expectancy. jam tomorrow. look-out. prospect. view.
  2464. beklenti Tür.
    • expectation.
  2465. beklenti Tür.
    • contemplation. expectancy. expectation. promise. prospect.
  2466. bekleşmek Tür.
    • to wait together.
  2467. bekletilmek Tür.
    • to be kept waiting. wait.
  2468. bekletme Tür.
    • spooling.
  2469. bekletmek Tür.
    • to make wait. to keep sb waiting.
  2470. bekletmek Tür.
    • to make sb wait. to delay. to postpone.
  2471. bekletmek Tür.
    • keep smb. waiting. stand up. wait.
  2472. bekleyiş Tür.
    • expectancy.
  2473. bekleyiş Tür.
    • anticipation. wait. waiting.
  2474. bektaşi üzümü Tür.
    • gooseberry.
  2475. bektaşi üzümü Tür.
    • gooseberry.
  2476. bel Tür.
    • waist. loins. the small of the back. sperm. spade.
  2477. bel Tür.
    • waist. loins. middle of the back. loin. grubber. paddle. spade. come. middle. saddle. semen. spunk.
  2478. bel Tür.
    • waist. loins. middle of the back. loin. grubber. paddle. spade. come.
  2479. bel Tür.
    • The fundamental division of a logarithmic scale for expressing the ratio of two amounts of power, the number of bels denoting such a ratio being the logarithm to the base 10 of this ratio.
  2480. bel Tür.
    • The fruit is used medicinally, and the rind yields a perfume and a yellow dye.
  2481. bel Tür.
    • The base-10 logarithm of the ratio of two power values The basis for the more-common term decibel: One bel equals 10 decibels.
  2482. bel Tür.
    • The Babylonian name of the god known among the Hebrews as Baal.
  2483. bel Tür.
    • The Babylonian-Assyrian version of Baal, a common name for Marduk, chief god of Babylon, sometimes called Merodach by the Jews.
  2484. bel Tür.
    • See Baal.
  2485. bel Tür.
    • Named for Alexander Graham Bell, who did the original scientific investigations
    • Also see decibel.
  2486. bel Tür.
    • Equal to 10 decibels, see decibel.
  2487. bel Tür.
    • Business Establishment Listing.
  2488. bel Tür.
    • Belarus ).
  2489. bel Tür.
    • Babylonian god of the earth
    • one of the supreme triad including Anu and Ea
    • earlier identified with En-lil a logarithmic unit of sound intensity equal to 10 decibels.
  2490. bel Tür.
    • Babylonian god of the earth
    • one of the supreme triad including Anu and Ea
    • earlier identified with En-lil.
  2491. bel Tür.
    • A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels The number of bels is equal to the logarithm sub 10 of P sub 1/P sub 2):2 logarithm sub 10
    • and 2 logarithm sub 10 See dB.
  2492. bel Tür.
    • A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels The number of bels is equal to the logarithm 10
    • 2 logarithm 10
    • and 2 logarithm 10 See dB.
  2493. bel Tür.
    • A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels.
  2494. bel Tür.
    • A title meaning Lord The Babylonian God Marduk was refered to as Bel.
  2495. bel Tür.
    • A thorny rutaceous tree of India, and its aromatic, orange-like fruit
    • called also Bengal quince, golden apple, wood apple.
  2496. bel Tür.
    • A stylized creeper pattern.
  2497. bel Tür.
    • A measurement of sound intensity named in honor of Alexander Graham Bell First used to relate intensity to a level corresponding to hearing sensation.
  2498. bel Tür.
    • a logarithmic unit of sound intensity equal to 10 decibels.
  2499. bel Tür.
    • A dimensionless unit for expressing the ratio of two values of power, being the logarithm to the base 10 of the power ratio, is 10 times the logarithm to the base 10 of the power ratio A bel is 10 decibel ).
  2500. bel İng.
    • kls Belgium.
  2501. bel ağrısı Tür.
    • lumbago.
  2502. bel ağrısı Tür.
    • lumbago.
  2503. bel ağrısı Tür.
    • backache.
  2504. bel gevşekliği Tür.
    • incontinence.
  2505. bel kemeri Tür.
    • waist belt.
  2506. bel kemiği Tür.
    • chine.
  2507. bel verme Tür.
    • sag. sagging.
  2508. bel-esprit, çoğ.beaux-esprits İng.
    • i., Fr. nüktedan insan, zarif kimse.
  2509. bela Tür.
    • trouble. misfortune. calamity. evil. aggro. cancer. curse. damnation. deep trouble. disaster. firework. fuck up. hot water. plague. predicament. scourge.
  2510. bela Tür.
    • calamity.
  2511. bela Tür.
    • bugger. evil. hassle. mess. scourge. scrape. tartar. trouble. calamity. misfortune. nuisance. plague. pest.
  2512. belabor, ingbelabour İng.
    • f. siddetle dövmek
    • ağır darbelerle vurmak
    • dil uzatmak, alaya almak.
  2513. belagat Tür.
    • eloquence. rhetoric. declamation. fluency. oratory.
  2514. belagat Tür.
    • eloquence.
  2515. belalı Tür.
    • plaguesome.
  2516. belalı Tür.
    • calamitous. troublesome. toughy. bully.
  2517. belalı Tür.
    • calamitous. troublesome. quarrelsome. pimp who lives off a prostitute. thorny. tough.
  2518. belated İng.
    • s. gecikmiş, geç kalmış. belatedly z. gecikerek, vaktinden sonra.
  2519. belay İng.
    • f., den. halatı volta etmek
    • bağlamak. belaying pin den. armadora çeliği, bağlama direği.
  2520. belch İng.
    • f., i. geğirmek
    • püskürtmek, fırlatmak
    • i. geğirme
    • fırlatma, püskürtme.
  2521. Belçika Tür.
    • Belgium. benelux countries.
  2522. Belçika Tür.
    • belgian. belgium.
  2523. Belçikalı Tür.
    • belgian.
  2524. beldam, beldame İng.
    • i. kocakarı, acuze
    • (eski) nine, büyükanne.
  2525. belde Tür.
    • city.
  2526. beleaguer İng.
    • f. muhasara etmek, kuşatmak, etrafını çevirmek.
  2527. belediye Tür.
    • municipality. municipal.
  2528. belediye Tür.
    • municipality. city hall.
  2529. belediye Tür.
    • city hall. municipal borough. municipality. township. civic government. civil government. community. municipal corporation. incorporated town.
  2530. belediye başkanı Tür.
    • mayor.
  2531. belediye başkanı Tür.
    • mayor.
  2532. belediye encümeni Tür.
    • the town council. municipal corporation.
  2533. belediye meclisi Tür.
    • city council. municipal council. town council. municipal board. municipal councillor / council / assembly / board. town / municipal council. shop council. select council.
  2534. belediye zabıtası Tür.
    • municipal police. a municipal police force charged with seeing that various laws and ordinanc.
  2535. belediyecilik Tür.
    • the business of governing a city.
  2536. belediyeye ait Tür.
    • municipal.
  2537. belemnite İng.
    • i. koni biçiminde olan bir çeşit fosil.
  2538. beleş Tür.
    • free. gratis. for nothing. freebie. freebee.
  2539. beleş Tür.
    • free. buckshee. on the house.
  2540. beleşçi Tür.
    • sponger. free loader.
  2541. beleşçi Tür.
    • freeloader. sponge. sponger. cadger.
  2542. belfry İng.
    • i. çan kulesi, çan kulesi sahanlığı
    • çanın üzerine asıldığı tahta iskele
  2543. belg İng.
    • kıs. Belyium.
  2544. belga İng.
    • i. 1926'da kullanılmaya baslanan beş Belçika frangı degerindeki para birimi.
  2545. belge Tür.
    • document. certificate. voucher. brief. card. deed. instrument. letter. muniment. note. present. record. reference. sheepskin.
  2546. belge Tür.
    • certificate. document. voucher.
  2547. belge Tür.
    • certificate. document. deed. record. voucher. voucher copy. instrument. paper. process. proof. testimonial.
  2548. belgeleme Tür.
    • documentation.
  2549. belgeleme Tür.
    • documentation.
  2550. belgelemek Tür.
    • document.
  2551. belgelemek Tür.
    • certificate. document. authenticate. be a record of.
  2552. belgelemek Tür.
    • authenticate. document. to document.
  2553. belgelenmek Tür.
    • to be documented.
  2554. belgeli Tür.
    • documented. certificated. qualified. documentary.
  2555. belgeli Tür.
    • documentary. documented. dismissed from school.
  2556. belgeli Tür.
    • certificated.
  2557. belgelik Tür.
    • archive. film archive.
  2558. belgelik Tür.
    • archive.
  2559. belgesel Tür.
    • documentary. documentary film.
  2560. belgesel Tür.
    • documentary.
  2561. belgesel Tür.
    • documentary.
  2562. belgesel film Tür.
    • documentary film. documentary picture.
  2563. belgesel film Tür.
    • documentary film.
  2564. belgian İng.
    • i., s. Belçikalı
    • s. Belçika'ya ait. Belgian hare büyük bir çeşit evcil tavşan.
  2565. belgin Tür.
    • klar. deutlich. offen.
  2566. belgin Tür.
    • clear. evident. precise.
  2567. belgium İng.
    • i. Belçika.
  2568. belgrade İng.
    • i. Belgrad, Yugoslavya'nın başkenti.
  2569. belial İng.
    • i. şeytan, iblis
    • kötülük, şeytanet
  2570. belie İng.
    • f. yalancı çıkarmak, tekzip etmek, yalanlamak
    • iftira etmek.
  2571. belief İng.
    • i. inanç, itikat, iman, kanaat, akide, doktrin.
  2572. believe İng.
    • f. inanmak, güvenmek, itimat etmek
    • iman etmek
    • zannetmek
    • in ile güvenmek, itimat etmek Believe me! Sözüme inan ! believable s. inanılır believer i. iman eden kimse.
  2573. belik Tür.
    • braid. plait.
  2574. belirgin Tür.
    • clear. manifest. distinctive. blazing. upfront. clear-cut. distinct. evident. explicit. marked. positive. prominent. pronounced. salient. sharp-cut. thick.
  2575. belirgin Tür.
    • clear. evident. marked. pronounced.
  2576. belirgin Tür.
    • clear. distinct. explicit. prominent. salient. evident. marked.
  2577. belirginleşmek Tür.
    • to become clear / evident.
  2578. belirginleşmek Tür.
    • crystallize. to become clear. to crystallize.
  2579. belirginleştirmek Tür.
    • crystallize. to make clear. to crystallize.
  2580. belirginleştirmek Tür.
    • crystallize. set off.
  2581. belirginlik Tür.
    • clarity. emphasis.
  2582. belirleme Tür.
    • determination. designation.
  2583. belirleme Tür.
    • determination. definition. specification. assignation. assignment.
  2584. belirleme Tür.
    • designation. determination. resolution.
  2585. belirlemek Tür.
    • set. to determine. to designate. to fix. condition. modify. state precisely.
  2586. belirlemek Tür.
    • determine. define. specify. state. identify. assign. limit. adjust. appoint. assess. condition. decide. detect. dictate. establish. peg. set. set down. settle. single out. slate.
  2587. belirlemek Tür.
    • assign. determine. fix. pinpoint. predicate. set. to determine. to designate. to set. to fix. to assign.
  2588. belirlenme Tür.
    • determination.
  2589. belirlenme Tür.
    • determination.
  2590. belirli Tür.
    • specific. determined. designated. definite. determinate. fixed. given. particular. stated. very.
  2591. belirli Tür.
    • specific. certain. particular. stated. clear. definite. definitive. determinate. precise. set.
  2592. belirli Tür.
    • certain. definite. given. particular. set. specific. determined.
  2593. belirlilik Tür.
    • specificity.
  2594. belirme Tür.
    • emergence. appearing.
  2595. belirme Tür.
    • appearance. appearing. becoming visible / distinct. advent.
  2596. belirmek Tür.
    • to appear. to emerge. to loom.
  2597. belirmek Tür.
    • to appear. to become visible. to become definite. emerge.
  2598. belirmek Tür.
    • appear. become clear. dawn.
  2599. belirsiz Tür.
    • indistinct. uncertain. unclear. undetermined. undefined. unsettled. cloudy. shadowy. foggy. indefinite. ambiguous. backhanded. clouded. dubious. dusty. equivocal. fuzzy. hazy. indefinable. indescribable. indeterminate. inglorious. lax. misty. obscure.
  2600. belirsiz Tür.
    • indefinite. uncertain. undetermined. imperfection. ambiguous. in the background. chancy. dicey. dim. doubtful. dreamy. equivocal. foggy. hazy. inappreciable. indeterminate. vague information. misty. recondite. shadowy. vague. woozy.
  2601. belirsiz Tür.
    • abstract. ambiguous. borderline. dim. distant. equivocal. fuzzy. inarticulate. indecisive. indefinite. indeterminate. nebulous. vague. uncertain.
  2602. belirsizlik Tür.
    • indistinctness. uncertainty. ambiguity. indefiniteness. dark. doubtfulness. dreaminess. dreariness. drift. dubiousness. equivocalness. fogginess. fuzziness. generality. gloom. haze. haziness. if. incalculability. laxity. laxness. limbo. suspense. twi.
  2603. belirsizlik Tür.
    • indefiniteness. ambiguity. ambiguousness.
  2604. belirsizlik Tür.
    • ambiguity. limbo. uncertainty. indefiniteness.
  2605. belirteç Tür.
    • identifier.
  2606. belirteç Tür.
    • determinant.
  2607. belirteç Tür.
    • adverb. adverb zarf. determinant. indicator. reagent.
  2608. belirten Tür.
    • telling. modifier.
  2609. belirten Tür.
    • modifier. defining word. qualifier.
  2610. belirten Tür.
    • determinative. indicative. diacritic.
  2611. belirti Tür.
    • sign. symptom. symbol. augury. badge. distinction. foretoken. indication. indicator. mark. omen. prognostication. show. spark.
  2612. belirti Tür.
    • sign. indication. symptom. mark. clinic. evidence. foretoken. glimpse. impression. note. prognostic. prognostication. spark. spark of. stamp. strain. streak. tinge. token. trace.
  2613. belirti Tür.
    • hint. indication. mark. precursor. sign. symptom. token.
  2614. belirtilen Tür.
    • stated.
  2615. belirtilen Tür.
    • following.
  2616. belirtilen Tür.
    • declared.
  2617. belirtme Tür.
    • specification. clarification. clear revelation. clearly revealing.
  2618. belirtme Tür.
    • designation. determination. full definition. denotation. specification.
  2619. belirtme sıfatı Tür.
    • the.
  2620. belirtmek Tür.
    • specify. point out. define. remark. represent. signify. deliver oneself. denote. embody. emit. enumerate. evidence. exude. feature. import. indicate. manifest. predicate. purport. show. sign. state. ventilate.
  2621. belirtmek Tür.
    • Specify.
  2622. belirtmek Tür.
    • assert. betray. couch. define. denote. designate. emphasize. enumerate. expound. express. frame. indicate. mark. predicate. register. remark. signify. state. stress. suggest. tinge. underline. to indicate. to state. to denote. to express. to remark. to frame. to signify. to designate. to mark.
  2623. belittle İng.
    • f. küçültmek, küçümsemek
    • alçaltmak.
  2624. belkemiği Tür.
    • spinal column.
  2625. belkemiği Tür.
    • backbone. spine. basis. foundation.
  2626. belkemiği Tür.
    • backbone. back bone. spine.
  2627. belki Tür.
    • maybe. perhaps. possibly. contingently. mayhap. peradventure. perchance.
  2628. belki Tür.
    • maybe. perhaps. possibly.
  2629. belki Tür.
    • maybe. perhaps. it all depends. peradventure. possibly. perchange.
  2630. bell İng.
    • i. çan, kampana
    • çan şeklinde herhangi bir şey
    • zil, sıngırak
    • den. gemide saati belirtmek için çanın vuruş sayısı. bell buoy çanlı samandıra. bell jar çan şeklindeki kavanoz. bell metal çan yapımında kullanılan bakır ve teneke karışımı bir metal. bell pull, bell rope çan ipi. bell tower çan kulesi. diving be!l dalgıç hücresi.
  2631. bell İng.
    • f., i. çıngırak veya zil takmak
    • böğürmek, bağırmak (geyik v.b.)
    • çan şekline girmek
    • i. kösnüme devresinde geyiklerin çıkardlığı ses, böğürme. bell the cat tehlikeli bir işi başarmak.
  2632. bell-mouthed İng.
    • s. yayvan ağızlı.
  2633. belladonna Tür.
    • The whole plant and its fruit are very poisonous, and the root and leaves are used as powerful medicinal agents.
  2634. belladonna Tür.
    • perennial Eurasian herb with reddish bell-shaped flowers and shining black berries
    • extensively grown in United States
    • roots and leaves yield atropine. an alkaloidal extract or tincture of the poisonous belladonna herb that is used medicinally.
  2635. belladonna Tür.
    • Its properties are largely due to the alkaloid atropine which it contains.
  2636. belladonna Tür.
    • Called also deadly nightshade.
  2637. belladonna Tür.
    • belladonna.
  2638. belladonna Tür.
    • A species of Amaryllis
    • the belladonna lily. an alkaloidal extract or tincture of the poisonous belladonna herb that is used medicinally perennial Eurasian herb with reddish bell-shaped flowers and shining black berries
    • extensively grown in United States
    • roots and leaves yield atropine.
  2639. belladonna Tür.
    • An herbaceous European plant with reddish bell-shaped flowers and shining black berries.
  2640. belladonna İng.
    • i. güzelavratotu, belladon, bot. Atropa belladonna
    • bu bitkiden çıkarılan zehirli ilaç. belladonna lily nergis zambağı, bot. Amaryllis belladonna.
  2641. bellboy, bellhop İng.
    • i., A.B.D. otellerde oda hizmetçisi çocuk.
  2642. belle İng.
    • i. güzellidiyle tanınan kadın veya kız, dilber
    • salon kadını
  2643. bellek Tür.
    • storage. memory.
  2644. bellek Tür.
    • memory. mind. storage. store.
  2645. bellek Tür.
    • memory. core memory. mind. recollection. retention. store. engram.
  2646. bellemek Tür.
    • to commit to memory. to learn by heart. to suppose. to observe sth well so as impress it on one"s mind. to turn over with a spade or fork.
  2647. belles-lettres İng.
    • i.,çoğ., Fr. edebiyat, gökçe yazın
    • güzel sanatların bir kolu olarak edebiyat
    • edebiyatın seçme örnekleri.
  2648. belleten Tür.
    • learned journal.
  2649. belleten, bulten; İng.
    • dergi. bulletin board ilân tahtası.
  2650. bellflower İng.
    • i. çançiçeği, bot. Campanula.
  2651. belli Tür.
    • evident. obvious. clear. visible. certain. definite. broad / adj,. express. notable. signal. unmistakable.
  2652. belli Tür.
    • apparent. clear. certain. specific. particular. known. avowed. broad. conspicuous. explicit. express. given. manifest. noticeable. palpable. patent. perspicuous. precise. prominent. self-evident. shadowless. stated. translucent. unmistakable. upfront.
  2653. belli Tür.
    • apparent. broad. concrete. manifest. obvious. palpable. prominent. unmistakable. evident. certain. definite.
  2654. belli başlı Tür.
    • main. eminent. notable. well-known.
  2655. belli belirsiz Tür.
    • indistinct. nebulous.
  2656. bellicose İng.
    • s. kavgacı, dövüşken, mücadeleci
    • savaşmayı seven. bellicosely z. dövüşkence.
  2657. bellicosity İng.
    • i. dövüşkenlik.
  2658. belligerence İng.
    • i. münakaşaya meyilli oluş, münakaşacılık
    • harpçilik, muhariplik, harp hali, harp etme. belligerency i. kavgacılık eğilimi, dövüşkenlik
    • harp hali.
  2659. belligerent İng.
    • s.,i. münakaşacı, kavgacı, dövüşken
    • cenkçi, harbe meyilli
    • muharip, harbe girmiş
    • harbe ait
    • i. harpte taraflardan birini teşkil eden devlet veya millet
    • bu devlet ordusunun mensubu.
  2660. bellman İng.
    • i. bekçi gibi çan çalan kimse.
  2661. bellow İng.
    • f., i. böğürmek
    • kükremek
    • yüksek sesle konuşmak
    • bağırmak
    • i. böğürme, kükreme, bağırma.
  2662. bellows İng.
    • i., tek., çoğ. körük
    • akciğer.
  2663. bellwether İng.
    • i. kösemen, boynunda çan asılı olan koç
    • ne yaptığını bilmeyen bir topluluga önderlik eden kimse.
  2664. belly İng.
    • i, f. karın
    • oburluk
    • rahim
    • herhangi bir şeyin içi veya Sişkin olan kısmı
    • anat. adalenin yumuşak (etli) kısmı
    • müz. keman veya benzeri bir sazın ön kısmı
    • f. şişmek, şişirmek. bellyache i., f. kann ağrısı
    • (argo) sızlanış
    • f., (argo) şikayet etmek, sızlanmak, dert yanmak. bellyband i. karın kuşağı, kolan. bellybutton i., k.dili göbek. bellyflop i., f. suya karın üstü düşerek dalış
    • f. böyle dalmak. bellyful i. karın doyuracak bir miktar. belly laugh gürültülü kahkahalarla gülme. bellied s. karınlı.
  2665. belong İng.
    • f. ait olmak, mensup olmak. It belongs to me Benimdir. belongings i., çoğ. (bir kimsenin) şahsi eşyası.
  2666. beloved İng.
    • s. sevilen.
  2667. beloved İng.
    • s., i. sevgili, aziz
    • i. sevgili.
  2668. below İng.
    • z., (edat) aşağı, aşağıda, alt katta
    • dünya yüzünde
    • cehennemde
    • altında
    • (edat) -den aşağı. below par ikt. başabaştan aşağı, paritenin altında. watch below den. palavra nöbetsisi, rahatçı vardiya.
  2669. belt İng.
    • i. kuşak, kemer, bel kayışı
    • kayış (argo) darbe. belt buckle toka, kayış bağlaması. belt line çevre yolu
    • şehrin etrafımı dolaşan demiryolu, tramvay v.b. hattı. belt pulley kayış kasnağı. belt saw şerit şeklinde sonsuz çelik testere. hit below the belt boksta kemerden aşağı usulsüz olarak vurmak
    • mec. kahpece hareket etmek. cartridge belt fişeklik. cotton belt pamuk istihsal bölgesi. shoulder belt omuz kayışı. sword belt kılıç kayışı. tighten one's belt kemerleri sıkmak.
  2670. belt İng.
    • f. kemer bağlamak
    • kuşatmak
    • etrafını çevirmek
    • kayışla dövmek. belted s. kuşaklı, çemberlenmiş. belting i. kayış
    • kayış tertibatı.
  2671. belvedere İng.
    • i., it., mim. tepe köşkü, binaların özellikle üst kat taraçaları
    • manzara seyredilmesi için yapılmış bina. the Belvedere Roma'daki Vatikan sanat galerisi.
  2672. bema İng.
    • i. Ortodoks kiliselerinde mihrabm etrafındaki çevrili kısım.
  2673. bembeyaz Tür.
    • snow-white. lily white. snow white. snowy.
  2674. bembeyaz Tür.
    • snow-white. extremely white. whiter than white. hoar.
  2675. bembeyaz Tür.
    • grey. snowy. snow-white.
  2676. bemire İng.
    • f. çamura batırmak, çamura bulamak.
  2677. bemoan İng.
    • f. birşeyden ağlayıp sızlayarak şikayet etmek, inleyerek yakınmak
    • üzüntüsünü belirtmek.
  2678. bemol Tür.
    • flat.
  2679. bemuse İng.
    • f. aklını karıştırmak. bemused s. şaşkın
    • dalgın.
  2680. ben Tür.
    • Within
    • in
    • in or into the interior
    • toward the inner apartment.
  2681. ben Tür.
    • Well Used with other words, e g ben marcato, well accented, emphasized.
  2682. ben Tür.
    • The seed of one or more species of moringa
    • as, oil of ben.
  2683. ben Tür.
    • The inner or principal room in a hut or house of two rooms
    • opposed to but, the outer apartment.
  2684. ben Tür.
    • Son of
    • frequently used in personal names, as Ben-Gurion.
  2685. ben Tür.
    • Son of.
  2686. ben Tür.
    • See Moringa.
  2687. ben Tür.
    • I. mole. myself.
  2688. ben Tür.
    • EPA"s computer model for analyzing a violator"s economic gain from not complying with the law. Used frequently in "patronymics"
    • Rabbi Akiba ben Joseph means Akiba son of Joseph. a mountain peak. benedictive mood.
  2689. ben Tür.
    • ego. me. self. beauty spot.
  2690. ben Tür.
    • Bentonite.
  2691. ben Tür.
    • beauty spot. mole. ego. i. myself. me.
  2692. ben Tür.
    • beauty spot. mole. ego. i. myself.
  2693. ben Tür.
    • An old form of the pl. indic. pr. of Be.
  2694. ben Tür.
    • a mountain or tall hill
    • "they were climbing the ben".
  2695. ben Tür.
    • A hoglike mammal of New Guinea. a mountain or tall hill
    • "they were climbing the ben".
  2696. ben İng.
    • i., z. banağacı, sorkun ağacı, bot. Moringa aptera
    • bu ağacm tohumu, bu tohumdan çıkanlan ince yağ
    • iskoç iç oda
    • z. içinde.
  2697. bence Tür.
    • in my opinion. according to me. all i know. as for me. in my estimation. to my way of thinking.
  2698. bence Tür.
    • as for me. in my opinion. in my estimation. as far as i"m concerned. i think.
  2699. bence Tür.
    • as for me. according to me. for my part.
  2700. bench İng.
    • i., f. sıra, bank
    • peyke
    • yargıçlık mevkii ve rütbesi
    • yargıçlar heyeti
    • tezgâh
    • üzerinde hayvanların teşhir edildiği platform
    • f. sıraya oturtmak
    • sıralar koymak (bir yere), sıralarla donatmak
    • spor oyun harici etmek, oyundan çıkartmak. on the bench spor oyun dışı, hariç. bench mark sabit nokta, bir ölçüyü sonradan hatırlayabilmek için kullanllan işaret.
  2701. bencher İng.
    • i., ing., huk. avukatlar barosunun idare meclisi üyesi.
  2702. bencil Tür.
    • selfish. egoistic. egotistical. self-centered. self-centred. self-absorbed. thoughtless. calculating. piggish. hoggish. egoist. self-seeker.
  2703. bencil Tür.
    • selfish. egoist. egotist. egocentric. hoggish. piggish. self- centered. shabby. thoughtless. ungenerous.
  2704. bencil Tür.
    • antisocial. egocentric. egoist. egoistic. inconsiderate. selfish. thoughtless. self-centred. self-seeking.
  2705. bencilce Tür.
    • selfishly.
  2706. bencillik Tür.
    • egotism. solipsism. egoism. self-interest. self-will.
  2707. bencillik Tür.
    • egoism. self. selfishness.
  2708. bencillik Tür.
    • egoism. selfishness. individualism. self.
  2709. bencillik etmek Tür.
    • to be selfish.
  2710. bend İng.
    • i. kıvtılma, kıvrılış, kıvrım
    • dirsek
    • kavis
    • inhina
    • dönemeç, viraj
    • den. bağ, düğüm.
  2711. bend İng.
    • f. kıvlrmak, bükmek, eğmek
    • yola getirmek (birisini), razı etmek
    • den. bağlamak
    • kıvrılmak, bükülmek, edilmek
    • kuvvetini bir tarafa yöneltmek bend to veya towards aklı yatmak (bir şeye).on bended knee yalvararak, diz çökmüş durumda. bendable s. eğilir, eğrilir, bükülür.
  2712. bende Tür.
    • subject.
  2713. bende Tür.
    • satellite. subject.
  2714. bender İng.
    • i. kerpeten gibi eğme ve bükme işlerinde kullanılan araç
    • A.B.D. (argo) içki âlemi
    • ing, (argo) altı penilik para.
  2715. bending İng.
    • i. eğme, bükme, kıvırma, inhina, meyil. bending claw kıskaç. bending iron eğme demiri. bending machine eğme makinas.
  2716. bendir Tür.
    • North Africa Bendir a drum.
  2717. bendir Tür.
    • A North African frame drum usually with strings stretched across the underside of the drum head to create a buzzing tone.
  2718. bendir Tür.
    • A bendir is a drum of western North Africa, which is round and 20 inches in diameter Two snares are connected underneath.
  2719. bends İng.
    • i., çoğ., k.dili the ile dalglçlann su yüzüne fazla süratle çıkmalanndan ileri gelen tehlikeli bir hastalık.
  2720. beneath İng.
    • z., (edat) altına, altında, altta
    • (edat) aşağıda, -den aşağıda
    • rütbece altında
    • yakışık almaz. beneath one's dignity -e yakışmaz, yakışık almaz.
  2721. benedicite İng.
    • i., (ünlem) şükretme
    • (ünlem) Hamd olsun!
  2722. benedick İng.
    • i. Shakespeare'in Much Ado About Nothing,- adlı oyununda kendine çok güvenip de sonunda evlenen bekâr: yeni evli adam.
  2723. benedict İng.
    • i. uzun bir bekârlık devresinden sonra evlenen adam
    • yeni evli adam
    • evli adam.
  2724. benedictine İng.
    • i., s. Benediktin papazları tarikatlnln üyesi
    • k.h. ilk önceleri Benediktin papazlan tarafından yapılan bir Fransız likörü
    • s. bu tarikata ait.
  2725. benediction İng.
    • i. takdis, kilise ayinlerinin sonunda okunan takdis duasıı
    • takdis sonunda hasıl olan bereket, rahmet.
  2726. benefaction İng.
    • i. iyilik, ihsan, hayır, nimet.
  2727. benefactor İng.
    • i. iyilik eden kimse
    • hayır sahibi
    • velinimet. benefactress i. hayır sahibi kadır.
  2728. benefice İng.
    • i., ing. maaşlı papazlık makamı
    • arpalık, tımar. beneficed s. maaşlı makam sahibi olan
    • arpalık sahibi olan.
  2729. beneficence İng.
    • i. iyilik, hayır, lütuf, ihsan.
  2730. beneficent İng.
    • s. iyilik eden, hayır yapan, lütufkar. beneficently z. iyilik ederek.
  2731. beneficial İng.
    • s. hayırlı
    • faydalı, yararlı. beneficial association huk. hayır cemiyeti, umumi menfaatlere hizmet eden cemiyet. beneficial enjoyment huk. malik sıfatlyla kendi nam ve hesabına tasarruf. beneficially z. faydalı bir şekilde. beneficialness i. faydalılık.
  2732. beneficiary İng.
    • i., sig. faydalanan kimse, müstefit sahip
    • maaşlı papazlık makamı veya tımar sahibi.
  2733. benefit İng.
    • i., f. fayda, kar, yarar, menfaat
    • menfaat için tertiplenen eğlence veya gösteri
    • hak, imtiyaz, yetki
    • f. hayır işlemek, iyiliği dokunmak
    • istifade etmek, yararlanmak. benefit of clergy eskiden ruhban sınıfına tanınan dokunulmazlık imtiyazı.
  2734. benek Tür.
    • spot. dot. freckle. speck. fleck. macula. mottle. speckle. splash. splodge. splotch.
  2735. benek Tür.
    • freckle. speck. sunspot. dot. fleck. mackle. speckle. splotch. stain.
  2736. benek Tür.
    • dot. fleck. speck. spot. speckle. freckle. sunspot.
  2737. benekli Tür.
    • spotted. speckled. dappled. mottled. pied.
  2738. benekli Tür.
    • dappled. mottled. piebald. spotted. spotty. speckled.
  2739. benekli Tür.
    • brindled.
  2740. benelux İng.
    • i. Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, Benelux Devletleri.
  2741. benevolence İng.
    • i. iyilikseverlik
    • cömertlik
    • yardım, sadaka.
  2742. benevolent İng.
    • s. yardımsever, başkalarına iyilik etmek isteyen
    • kar gayesi gütmeyen.benevolently z. yardımseverlikle.
  2743. bengal İng.
    • i. Bengal. Bengal light işaret vermede kullanılan mavi maytap.
  2744. bengasi İng.
    • i. Bingazi, Libya,nın başkenti.
  2745. beni Tür.
    • me.
  2746. beni Tür.
    • me.
  2747. benighted İng.
    • s. bilgisiz
    • gece karanIığına kalmış.
  2748. benign İng.
    • s. iyi kalpli, merhametli, şefkatli
    • tıb selim (tümör). benignly z. merhametle.
  2749. benignant İng.
    • s. iyi huylu, merhametli, müşfik. benignantly z. müşfik bir sekilde.
  2750. benimki Tür.
    • mine.
  2751. benimseme Tür.
    • adoption. appropriation. assimilation.
  2752. benimseme Tür.
    • adoption.
  2753. benimseme Tür.
    • acceptance. claim. appropriation. adoption.
  2754. benimsemek Tür.
    • take up seriously. assimilate. adopt. commandeer. embrace. espouse. interiorize. internalize. latch on to. seize. seize upon. be sold on.
  2755. benimsemek Tür.
    • adopt. applaud. embrace. naturalize. nibble. to appropriate. to adopt.
  2756. benimsemek Tür.
    • adopt. adopt in principle. to appropriate to oneself. to make one"s own. to consider one"s own. to take up seriously. to adopt. embrace. espouse. hug. sanctify. take possession.
  2757. benimsenmek Tür.
    • to be accepted.
  2758. benimsetmek Tür.
    • to get sb to accept sth.
  2759. benimsetmek Tür.
    • sell.
  2760. benison İng.
    • i. takdis.
  2761. benjamin İng.
    • i., K.M. Yakub'un küçük oğlu
    • israil'de bir kavim
    • ailenin en küçük oğlu.
  2762. benjamin İng.
    • i., bot. aselbent..
  2763. benli Tür.
    • freckled.
  2764. benlik Tür.
    • ego. personality. individuality.
  2765. benlik Tür.
    • ego. conceit. self-respect. egotism. personality.
  2766. benlik Tür.
    • ego. conceit. individualism.
  2767. benlik davası Tür.
    • self-assertion.
  2768. benmerkezci Tür.
    • egocentric.
  2769. bennet İng.
    • i. karanfil kökü herb bennet karanfil otu, bot. Geum urbanum.
  2770. bennies İng.
    • i., çoğ, (argo) esrar olarak kullanılan amfetamin hapları
  2771. bent Tür.
    • The state of being curved, crooked, or inclined from a straight line
    • flexure
    • curvity
    • as, the bent of a bow.
  2772. bent Tür.
    • The plane of beam or joist girder members which support loads and the columns which support these members.
  2773. bent Tür.
    • The name is also used of many other grasses, esp. in America.
  2774. bent Tür.
    • The main member of a structural system.
  2775. bent Tür.
    • The bent pipe is either half bent or full bent The bowl varies in shape and may be like another model, e g, "bent Bulldog". indicates someone who experiences decompression sickness symptoms.
  2776. bent Tür.
    • Tension
    • force of acting
    • energy
    • impetus.
  2777. bent Tür.
    • Structural network of timbers or a truss that makes up one cross-sectional piece of the frame. a supporting unit of a trestle or viaduct structure made of two or more columns or column-like members connected by a cap, a strut, or another member This connecting member distributes superimposed loads on the bent When combined with a system of diagonal or horizontal bracing attached to the columns, the entire construction functions somewhat like a truss distributing its loads into the foundation.
  2778. bent Tür.
    • Strongly inclined toward something, so as to be resolved, determined, set, etc.
    • said of the mind, character, disposition, desires, etc., and used with on
    • as, to be bent on going to college
    • he is bent on mischief.
  2779. bent Tür.
    • Particular direction or tendency
    • flexion
    • course.
  2780. bent Tür.
    • High on a drug. ability, skill.
  2781. bent Tür.
    • dike. embankment.
  2782. bent Tür.
    • Changed by pressure so as to be no longer straight
    • crooked
    • as, a bent pin
    • a bent lever.
  2783. bent Tür.
    • A transverse frame of a framed structure.
  2784. bent Tür.
    • article. dike. dam. weir. reservoir. paragraph. clause. embankments. item. subclause. subparagraph.
  2785. bent Tür.
    • a relatively permanent inclination to react in a particular way
    • "the set of his mind was obvious". grass for pastures and lawns especially bowling and putting greens. a special way of doing something
    • "he had a bent for it"
    • "he had a special knack for getting into trouble"
    • "he couldn"t get the hang of it". altered from an originally straight condition
    • "a bent wire". fixed in your purpose
    • "bent on going to the theater"
    • "dead set against intervening"
    • "out to win every event". used of the back and knees
    • stooped
    • "on bended knee"
    • "with bent back". used especially of the head or upper back
    • "a bent head and sloping shoulders". of metal e g
    • "bent nails"
    • "a car with a crumpled front end"
    • "dented fenders".
  2786. bent Tür.
    • A reedlike grass
    • a stalk of stiff, coarse grass.
  2787. bent Tür.
    • Any neglected field or broken ground
    • a common
    • a moor. a special way of doing something
    • "he had a bent for it"
    • "he had a special knack for getting into trouble"
    • "he couldn"t get the hang of it" a relatively permanent inclination to react in a particular way
    • "the set of his mind was obvious" grass for pastures and lawns especially bowling and putting greens of metal e.g.
    • "bent nails"
    • "a car with a crumpled front end"
    • "dented fenders" used especially of the head or upper back
    • "a bent head and sloping shoulders" fixed in your purpose
    • "bent on going to the theater"
    • "dead set against intervening"
    • "out to win every event" altered from an originally straight condition
    • "a bent wire".
  2788. bent Tür.
    • A leaning or bias
    • proclivity
    • tendency of mind
    • inclination
    • disposition
    • purpose
    • aim.
  2789. bent Tür.
    • Agrostis vulgaris, or redtop.
  2790. bent Tür.
    • A grass of the genus Agrostis, esp.
  2791. bent Tür.
    • A declivity or slope, as of a hill.
  2792. bent Tür.
    • A bridge support column founded on land.
  2793. bent İng.
    • i. birkaç çeşit sert çimen.
  2794. bent İng.
    • s., i. eğri, kıvrık, bukülmüş, kavisli
    • i. eğim
    • temayül, meyil. have a bent for istidadı olmak.
  2795. benthos İng.
    • i. deniz dibi alemi, deniz dibinde yaşayan bitki veya hayvanlar. benthoscope i. deniz dibi araştlrmalarında kullanılan küre şeklinde motorsuz denizaltı.
  2796. benumb İng.
    • f. uyuşturmak, hissini iptal etmek.
  2797. benzedrine İng.
    • i. amfetamin, burun tıkanıklığını açıcı bir ilaç.
  2798. benzeme Tür.
    • resemblance.
  2799. benzeme Tür.
    • emulation.
  2800. benzemek Tür.
    • to resemble. to look like. to seem like. to bear a resemblance. bear resemblance to. compare to. correspond. look. take after.
  2801. benzemek Tür.
    • look alike. match. remind of. remind. have resemblance to. bear resemblance to. have an air of. resemble smb. in looks. take after. appear. approach. approximate. compare. correspond. dovetail. favor. favour. look like. mimic. resemble. seem. take on.
  2802. benzemek Tür.
    • imitate. parallel. resemble. to resemble. to look like. to imitate. to approximate. to take after çekmek.
  2803. benzemez Tür.
    • dissimilar. unlike.
  2804. benzemez Tür.
    • dissimilar.
  2805. benzemezlik Tür.
    • contrast. dissimilarity. divide.
  2806. benzen Tür.
    • benzene.
  2807. benzen Tür.
    • benzene.
  2808. benzene İng.
    • i., kim. uçma veya yanma kabiliyeti olan renksiz karbonlu hidrojen, benzen.
  2809. benzer Tür.
    • analogous. like. similar. resembling.
  2810. benzer Tür.
    • alike. like. similar. analogous. parallel. same. analogic. analogical. approximate. conformable. congener. congenerous. connate. correlative. homologous. indistinguishable. kindred. look-alike. simulant. vicinal. like. closely. in common. of a piece.
  2811. benzer Tür.
    • akin. alike. analogous. corresponding. double. fellow. like. match. parallel. similar. resembling. akin. analogous.
  2812. benzeri Tür.
    • suchlike. kind of. quasi. quasi-. suchlike.
  2813. benzeri Tür.
    • like. reminiscent. suchlike.
  2814. benzerlik Tür.
    • similarity. resemblance. analogy. comparison. likeness. propinquity. similitude.
  2815. benzerlik Tür.
    • likeness. resemblance. similarity. analogy. mimicry. affinity. approach. community. comparison. conformity. congeniality. identity. kinship. parallel. parallelism. parity. propinquity. sameness. similar. similitude.
  2816. benzerlik Tür.
    • analogy. approach. comparison. correspondence. identity. likeness. parallel. resemblance. sameness. semblance. similarity. similitude. affinity.
  2817. benzersiz Tür.
    • unique.
  2818. benzersiz Tür.
    • incomparable. matchless. singular. unequalled. unparalleled. unique.
  2819. benzersizlik Tür.
    • uniqueness. inimitableness.
  2820. benzeşim Tür.
    • analogy. homology.
  2821. benzeşme Tür.
    • affinity. analogy.
  2822. benzeşmek Tür.
    • to resemble each other.
  2823. benzeşmek Tür.
    • to resemble each other.
  2824. benzetim Tür.
    • simulation.
  2825. benzetim Tür.
    • simulation.
  2826. benzetme Tür.
    • simile. imitation.
  2827. benzetme Tür.
    • simile. comparison. image. mimesis. similitude.
  2828. benzetme Tür.
    • comparison. figure of speech. imitation. metaphor. trope.
  2829. benzetmek Tür.
    • to mistake sth for sth else. to ruin. assimilate. assimilate to. compare to. imitate. liken.
  2830. benzetmek Tür.
    • do one"s job for one. knock galley-west. liken. compare. assimilate. simulate. associate. bash up. belabor. belabour. clobber. imitate. sort smb. out.
  2831. benzetmek Tür.
    • compare. to mistake. to mix sb up. to compare to. to liken. to ruin. to break. to smash. to beat. to trash.
  2832. benzeyiş Tür.
    • resemblance.
  2833. benzin Tür.
    • gas. gasoline. petrol. fuel. benzine. benzoline. gasolene. juice.
  2834. benzin Tür.
    • fuel. gas. gasoline. petrol.
  2835. benzin Tür.
    • benzine. gasoline. petrol. basic petrol. driving fuel. gas. motor spirit.
  2836. benzin Tür.
    • benzine, gasoline, gas, petroleum ether, petrol.
  2837. benzin göstergesi Tür.
    • petrol gauge. gas gauge. gasoline gauge. gasoline indicator. petrol content gauge.
  2838. benzin istasyonu Tür.
    • gas station. petrol station. filling station. gasoline station. gas pump. petrol pump.
  2839. benzin istasyonu Tür.
    • gas station.
  2840. benzin istasyonu Tür.
    • garage.
  2841. benzin pompası Tür.
    • gasoline pump.
  2842. benzin pompası Tür.
    • fuel pump. gas pump.
  2843. benzinci Tür.
    • garage attendant.
  2844. benzinci Tür.
    • filling station. petrol station. service station.
  2845. benzine İng.
    • i. benzin.
  2846. benzinlik Tür.
    • petrol station. filling station.
  2847. benzoate İng.
    • i., kim. benzoik asidin tuzu.
  2848. benzoic acid İng.
    • kim. benzoik asit.
  2849. benzoin İng.
    • i., bot. aselbent, aselbent sakızı.
  2850. benzol Tür.
    • See Benzene.
  2851. benzol Tür.
    • benzol.
  2852. benzol Tür.
    • benzene.
  2853. benzol Tür.
    • An impure benzene, used in the arts as a solvent, and for various other purposes.
  2854. benzol Tür.
    • a colorless liquid hydrocarbon
    • highly inflammable
    • carcinogenic
    • the simplest of the aromatic compounds.
  2855. benzol İng.
    • i., kim. katran tasfiyesinden hasıl olan karbonlu hidrojen, benzol.
  2856. benzyl İng.
    • i., kim. bir hidrokarbon radikali, benzil.
  2857. bequeath İng.
    • f., huk. vasiyet etmek, vasiyetle bırakmak, miras olarak bırakmak.
  2858. bequest İng.
    • i., huk. ölüme bağlı tasarrufla yapılan bağışlama, teberru
    • menkul (bilhassa para) vasiyeti.
  2859. beraat Tür.
    • acquittal. acquittal. dismissal. exoneration.
  2860. beraat Tür.
    • acquittal.
  2861. beraat etmek Tür.
    • to be acquitted. to prove innocent / not guilty. to beat the rap.
  2862. beraat ettirmek Tür.
    • acquit. exonerate.
  2863. beraber Tür.
    • together. equal. level.
  2864. beraber Tür.
    • together. co-. with.
  2865. beraber Tür.
    • together. accompanying. abreast. even. together with.
  2866. berabere Tür.
    • scoreless. quits.
  2867. berabere Tür.
    • deuce. drawn.
  2868. berabere Tür.
    • deuce. draw. drawn. quits.
  2869. beraberinde Tür.
    • herewith.
  2870. beraberinde Tür.
    • along with.
  2871. beraberlik Tür.
    • unity. cooperation. draw.
  2872. beraberlik Tür.
    • tie. togetherness. draw.
  2873. berat Tür.
    • certificate. charter. franchise warrant. title of privilege. practicing certificate. vesting deed.
  2874. berate İng.
    • f. azarlamak, haşlamak.
  2875. berbat Tür.
    • horrible. terrible. awful. miserable. bad. rotten. spoilt. destroyed. stinking. abominable. abysmal. accursed. accurst. appalling. atrocious. bum. chronic. crappy. dashed. deuced. devilish. disgusting. dread. dreadfull. egregious. execrable. fierce.
  2876. berbat Tür.
    • disgusting. dreadful. very bad. soiled. spoiled. arrant. awful. damnable. egregious. execrable. ghoulish. hellish. horrendous. infernal. lamentable. miserable. offending. putrid. rotten. shitty. terrible. unspeakable. venomous. villainous. yucky.
  2877. berbat Tür.
    • abominable. abysmal. appalling. atrocious. awful. beastly. chronic. diabolical. dire. dreadful. execrable. foul. frightful. ghastly. grotty. hellish. hideous. horrible. horrid. infernal. lousy. miserable. nasty. poisonous. putrid. ropy. rotten. shabby. shocking. stinking. terrible. tough. unsightly. vile. wretched.
  2878. berbat etmek Tür.
    • to ruin. balls up. botch. butcher. foul up. fuck up. to make a hash of it. to cause havoc. screw up.
  2879. berbat etmek Tür.
    • spoil. vitiate.
  2880. berbat olmak Tür.
    • to be ruined.
  2881. berber Tür.
    • Race of dark-skinned North African people Lived in Morocco before the influences of Arabic and Islamic culture reached the area.
  2882. berber Tür.
    • Loop-pile carpet tufted with thick yarn, such as wool, nylon or olefin Often having random specks of color in contrast to a base hue, this floor covering has a full, comfortable feel, while maintaining an informal, casual look Currently, this term has expanded to describe many level or multi-level loop carpet styles In general, larger loops will crush faster than smaller loops because of the air that is added to the fiber during production. a member of a Caucasoid Muslim people of northern Africa. an ethnic minority descended from Berbers and Arabs and living in northern Africa. a cluster of related dialects that were once the major language of northern Africa west of Egypt
    • now spoken mostly in Morocco.
  2883. berber Tür.
    • hairdresser. barber. shaver.
  2884. berber Tür.
    • Carpeting using flecked yarns and loop styles from large nubby to small tight loops.
  2885. berber Tür.
    • Berber, an ethnic group.
  2886. berber Tür.
    • barber. hairdresser.
  2887. berber Tür.
    • barber. hairdresser.
  2888. berber Tür.
    • A member of a race somewhat resembling the Arabs, but often classed as Hamitic, who were formerly the inhabitants of the whole of North Africa from the Mediterranean southward into the Sahara, and who still occupy a large part of that region
    • called also Kabyles.
  2889. berber Tür.
    • Also, the language spoken by this people. a cluster of related dialects that were once the major language of northern Africa west of Egypt
    • now spoken mostly in Morocco an ethnic minority descended from Berbers and Arabs and living in northern Africa a member of a Caucasoid Muslim people of northern Africa.
  2890. berber Tür.
    • A loose term given to various peoples who have inhabited North Africa since before the 7th century Arab conquest of the region.
  2891. berber Tür.
    • A loop-pile carpet that offers great durability, a full comfortable texture and a casual, informal look Often, these carpets incorporate flecks of color that contrast with the primary hue The term Berber has expanded to include many level and multi-level loop carpet styles.
  2892. berber dükkanı Tür.
    • barbershop.
  2893. berber salonu Tür.
    • saloon.
  2894. berberlik Tür.
    • hairdressing. hairdressing business.
  2895. berberlik Tür.
    • being a barber. hairdressing.
  2896. berceuse İng.
    • i., Fr., müz. ninni.
  2897. berdevam Tür.
    • continuing. going on.
  2898. berduş Tür.
    • vagabond. tramp. hobo. bum. vagrant.
  2899. bere Tür.
    • To pierce.
  2900. bere Tür.
    • See Bear, barley.
  2901. bere Tür.
    • beret. skullcap. wound. flesh wound. hurt. balmoral. barret. bruise. contusion. lesion. tammy.
  2902. bere Tür.
    • beret. bruise. lesion. weal.
  2903. bere Tür.
    • beret. bruise. chafe. graze. hurt. indentation. lesion. wound.
  2904. bere Tür.
    • Barley
    • the six-rowed barley or the four-rowed barley, commonly the former.
  2905. bereave İng.
    • f. mahrum etmek
    • merhametsizce elinden almak bereavement i. mahrumiyet. bereft s. mahrum edilmiş. the bereaved geriye kalan.
  2906. bereket Tür.
    • abundance. plenty. increase. fruitfulness. blessing. divine gift. rain. fortunately. fertility.
  2907. bereket Tür.
    • abundance. blessing. richness. plentifulness. plenteousness. copiousness. cornucopia. fertility. fruitfulness. plenitude. plenty. profusion. prolificacy. prolificness.
  2908. bereketli Tür.
    • abundant. fertile. fruitful. copious. fat. fecund. generous. luxuriant. plentiful. productive. prolific. rich. teeming.
  2909. bereketli Tür.
    • abundant. exuberant. fertile. luxuriant. plenteous. plentiful. rich. blessed. fruitful.
  2910. bereketli Tür.
    • abundant.
  2911. bereketlilik Tür.
    • lushness.
  2912. bereketsiz Tür.
    • unfruitful. scanty. meagre.
  2913. berelemek Tür.
    • bruise. chafe. contuse. maul.
  2914. beret İng.
    • i., Fr. bere, ufak ve yuvarlak bir çeşit yumuşak şapka.
  2915. berg İng.
    • i. aysberg, buzdağı
    • bak. iceberg.
  2916. bergamot Tür.
    • The essence or perfume made from the fruit.
  2917. bergamot Tür.
    • essential oil of the bergamot orange used to flavor a black tea base to make Earl Grey tea.
  2918. bergamot Tür.
    • Encyc.
  2919. bergamot Tür.
    • Conditions skin, soothes Antiseptic Photo toxic.
  2920. bergamot Tür.
    • Brit. small tree with pear-shaped fruit whose oil is used in perfumery
    • Italy.
  2921. bergamot Tür.
    • Bergamot oil acts as a natural astringent and is best suited for oily skin and hair conditions Its spicy scent of oranges and lemons also helps to lift the spirits. small tree with pear-shaped fruit whose oil is used in perfumery
    • Italy.
  2922. bergamot Tür.
    • A variety of snuff perfumed with bergamot.
  2923. bergamot Tür.
    • A variety of pear.
  2924. bergamot Tür.
    • A variety of mint.
  2925. bergamot Tür.
    • A tree of the Orange family, having a roundish or pear-shaped fruit, from the rind of which an essential oil of delicious odor is extracted, much prized as a perfume.
  2926. bergamot Tür.
    • Also, the fruit.
  2927. bergamot Tür.
    • A coarse tapestry, manufactured from flock of cotton or hemp, mixed with ox"s or goat"s hair
    • said to have been invented at Bergamo, Italy.
  2928. bergamot Tür.
    • A citrus oil derived from the bergamot orange used to flavor black tea to make Earl Grey tea.
  2929. bergamot İng.
    • i. bergamot, bot. Citrus bergamia
    • bir nevi armut
    • yağı ıtriyatta kullamlan bir cins portakal veya ağaçkavunu.
  2930. berhyme İng.
    • f. Siir konusu etmek
  2931. beri Tür.
    • the near side. this way. since. ever since. for.
  2932. beri Tür.
    • since. from. on. onward. onwards. down. from.
  2933. beri Tür.
    • here. near. since.
  2934. beriberi Tür.
    • beriberi.
  2935. beriberi Tür.
    • avitaminosis caused by lack of thiamine.
  2936. beriberi Tür.
    • An acute disease occurring in India, characterized by multiple inflammatory changes in the nerves, producing great muscular debility, a painful rigidity of the limbs, and cachexy. avitaminosis caused by lack of thiamine.
  2937. beriberi İng.
    • i. beriberi.
  2938. beril Tür.
    • beryl.
  2939. beril Tür.
    • beryl.
  2940. berinll sea İng.
    • Bering Denizi.
  2941. berk Tür.
    • hard. solid. firm. strong.
  2942. berk Tür.
    • a stupid person who is easy to take advantage of.
  2943. berk Tür.
    • A fool, especially one who got himself into the mess when he should have known better. a stupid person who is easy to take advantage of.
  2944. berk Tür.
    • A fool, especially one who got himself into a mess when he should have known better.
  2945. berkelium İng.
    • i., fiz. berkelyum, bir radyoaktif unsur.
  2946. berlin İng.
    • i. Berlin.
  2947. berlin İng.
    • i bir çeşit fayton, oturulacak kapalı yeri olan at arabası.
  2948. berm İng.
    • i. yolun kenarındaki toprak kısım
    • kalelerde siper ile hendek arasmdaki toprak.
  2949. bermuda Tür.
    • Bermuda.
  2950. bermuda Tür.
    • Bermuda.
  2951. bermuda Tür.
    • a group of islands in the Atlantic off the Carolina coast
    • British colony
    • a popular resort.
  2952. bermuda Tür.
    • a group of islands in the Atlantic off the Carolina coast
    • British colony
    • a popular resort.
  2953. bermuda shorts İng.
    • kısa pantolon, Bermuda pantolon.
  2954. bern İng.
    • i. Bern, isviçre'nin başkenti.
  2955. bernardine İng.
    • s., i. Sen Bernar'a veya onun tarikatma ait
    • i. bu tarikat mensubu.
  2956. berrak Tür.
    • clear. unclouded. limpid. brillant. crystalline. crystal. bright. just. liquid. lucent. lucid. pellucid. serene. speaking.
  2957. berrak Tür.
    • clear. limpid. lucid. transparent. unclouded. vivid.
  2958. berraklaşmak Tür.
    • to become clear. to be limpid.
  2959. berraklık Tür.
    • clearness. limpidity. clarity. definition.
  2960. berraklık Tür.
    • clarity.
  2961. berry İng.
    • i., f., bot. tohumlardan oluşmuş yumuşak meyva
    • çilek, kiraz, ağaç çileği gibi etli ve zarlı kabuksuz tane
    • f. bu seçit meyvayı toplamak. hound's berry tilki üzümü, bot. Solanum nigrum. terebinth berry çitlembik. berried s. yemişi zarsız ve kabuksuz olan, sinek veya kiraz gibi.
  2962. berserk İng.
    • i., s. iskandinav efsanelerinde adı geçen cesaret ve kuvvetiyle meşhur bir kahraman
    • sş bu kahraman gibi çılgınca hareket eden go berserk çıldırmak, tahripkar bir hal almak.
  2963. berserker İng.
    • i., bak. berserk.
  2964. bertaraf Tür.
    • out of the way. aside.
  2965. bertaraf Tür.
    • aside. out of the way.
  2966. berth İng.
    • i., f yatak, ranza (taşıtlarda)
    • den. manevra veya rıhtımda palamar yeri
    • gemici ranzası
    • iş, vazife
    • mevki
    • f., den. manevra yaparak yer vermek (gemiye)
    • yatacak yer vermek
    • rıhtıma yanaşmak (gemi). give the land a wide berth karadan çok uzakta bulunmak. slive a wide berth to -den kaçınmaya dikkat etmek.
  2967. bertha İng.
    • i. kadınların omuzlarına attıkları dantel veya diğer bir kumaştan yaka veya atkı. Big Bertha Almanlann Birinci Dünya Savaşmda Paris'i dövmek için kullandıklan çok büyük top.
  2968. bertillon system İng.
    • kişileri, bilhassa suçluları, vücut ölçülerine göre teşhis eden bir sistem.
  2969. beryl İng.
    • i. zümrüt gibi birkaç çeşit kıymetli taşı da içine alan bir maden
    • nil rengi, cam göbeği. beryline s. zümrüt nev'inden.
  2970. beryllium İng.
    • i., kim. berilyum.
  2971. beş Tür.
    • five. five. cinque. penta-. quin-. quint-.
  2972. beş Tür.
    • five.
  2973. beş Tür.
    • five.
  2974. beş misli Tür.
    • quintuplicate.
  2975. beş paralık Tür.
    • worthless.
  2976. beş parasız Tür.
    • broke.
  2977. besbelli Tür.
    • obvious. obviously. certainly. quite evidently. clear. evident. self evident. point- blank. self-evident. sure as eggs is eggs.
  2978. besbelli Tür.
    • evident. obvious. obviously. patent. self-evident. evidently.
  2979. beseech İng.
    • f. yalvarmak, rica etmek, istirham etmek, niyaz etmek. beseecher i. rica eden kimse. beseechingly z. yalvararak.
  2980. beseem İng.
    • f. uygun olmak munasip olmak, yakışmak, yaraşmak
    • yakışık almak. beseeming s. yakışır, münasip. beseemingly z. yakışır şekilde.
  2981. beşer Tür.
    • man. mankind insanoğlu. insan.
  2982. beşer Tür.
    • man. mankind. five each. five a piece. humanity. mortal.
  2983. beşeri Tür.
    • human.
  2984. beşeri Tür.
    • human.
  2985. beşeriyet Tür.
    • mankind. humanity.
  2986. beşeriyet Tür.
    • humanity. humankind.
  2987. beset İng.
    • f. kuşatmak, etrafını almak
    • rahat vermemek, üzerine varmak
    • üzerine koymak, nakşetmek. besetting s. yakayı bırakmayan.
  2988. beşgen Tür.
    • pentagon.
  2989. beşgen Tür.
    • pentagon.
  2990. besi Tür.
    • stock.
  2991. besi Tür.
    • nutrition. fattening. nourishment. nurture.
  2992. besi Tür.
    • fattening. nutrition. nourishing.
  2993. besicilik Tür.
    • livestock fattening. stockfarming.
  2994. beside İng.
    • (edat) yanyana, yanında
    • -e nazaran
    • üstelik, -den başka, dışında. beside oneself kendinden geçmiş çılgınş beside the mark söz dışı
    • munasebeti olmayanş
  2995. besides İng.
    • z., (edat). bundan başka, ayrıca, yanı sıra
    • üstelik: (edat) -den gayri, -den hariç.
  2996. besiege İng.
    • f. kuşatmak muhasara etmek
    • üstüne varmak. besiegement i. kuşatma. besieger i. kuşatan kimse.
  2997. beşik Tür.
    • crib. bassinet. cradle.
  2998. beşik Tür.
    • cradle. nacelle.
  2999. beşik Tür.
    • cot. cradle.
  3000. besili Tür.
    • fat. fleshy. well-fed.
  3001. besin Tür.
    • nutrient.
  3002. besin Tür.
    • food. nourishment. nutrient. nutriment.
  3003. besin Tür.
    • feed. food. nourishment. nutrition. sustenance. nutriment.
  3004. beşinci Tür.
    • the fifth. intermediate grades.
  3005. beşinci Tür.
    • fifth.
  3006. beşinci kol Tür.
    • fifth column.
  3007. beşiz Tür.
    • quintuplets. quins.
  3008. besleme Tür.
    • lead-in. supply. feeding. sustenance. sustentation. handmaid. servant girl. nurse. alimentation. nourishment. nurture. nutrition.
  3009. besleme Tür.
    • housemaid. sustenance. feeding. nourishing. nutrition. feed. servant girl.
  3010. besleme Tür.
    • feed. feeding. nourishing. girl servant brought up in the household. nourishment. nurse child. nutrition. servant. sustentation.
  3011. beslemek Tür.
    • to feed. to nourish. to fatten. to support. to reinforce. to fill up. cultivate. entertain. feed on. foster. harbour. keep. maintain. nurture. rear.
  3012. beslemek Tür.
    • feed. nourish. raise. breed. bring up. cherish. foster. harbor. harbour. nurse. nurture. suckle.
  3013. beslemek Tür.
    • feed. foster. nourish. raise. rear. to feed. to nourish. to breed. to raise. to rear. to keep. to support. to maintain. to cherish. to nurse. to bear. to harbour.
  3014. beslenilmek Tür.
    • to be nourished. to be fed.
  3015. beslenme Tür.
    • nutrition. feeding. aliment. alimentation. nourishment.
  3016. beslenme Tür.
    • nutrition. alimentation.
  3017. beslenme Tür.
    • alimentary. nutritive. nutrition. alimentation. nourishment.
  3018. beslenme bozukluğu Tür.
    • malnutrition. nutrition disorder.
  3019. beslenme eğitimcisi Tür.
    • nutritionist.
  3020. beslenme uzmanı Tür.
    • dietetician. nutrition expert. nutritionist.
  3021. beslenmek Tür.
    • to be nourished. to take nourishment.
  3022. beslenmek Tür.
    • feed. to feed. to be fed. to be nourished.
  3023. besleyici Tür.
    • nutritious. nutritive. nutrient.
  3024. besleyici Tür.
    • feeder. nutritive. nutritious. supporter.
  3025. besleyici Tür.
    • alimentary.
  3026. beşli Tür.
    • quintet. fivefold. the five.
  3027. beşli Tür.
    • fivefold. having five parts. the five. quintet quintette.
  3028. beslobber İng.
    • f. salya bulaştırmak.
  3029. besmear İng.
    • f. bulaştırmak, kirletmek.
  3030. besmirch İng.
    • f. kirletmek, rengini attırmak
    • şerefine halel getirmek.
  3031. besom İng.
    • i. çalı süpürgesi.
  3032. besot İng.
    • f. sarhoş etmek, sersemletmek
    • bunaltmak. besotted s. sarhoş.
  3033. besought İng.
    • bak. beseech.
  3034. bespangle İng.
    • f. pul veya payet ile süslemek.
  3035. bespatter İng.
    • f. çamur sıçratmak
    • zifos atmak, lekelemek
    • iftira etmek .
  3036. bespeak İng.
    • f. Ismarlamak, talep etmek.
  3037. bespot İng.
    • f. benek benek lekelemek.
  3038. bespread İng.
    • f. örtmek, yaymak
    • kaplamak, saçmak.
  3039. besprent İng.
    • s., şiir örtülü, saçılmış, serpilmiş.
  3040. besprinkle İng.
    • f. serpmek, saçmak, lekelemek.
  3041. bessemer process İng.
    • Bessemer ameliyesi
    • Bessemer'in bulduğu çelik yapma usulü. Bessemer steel Bessemer çelidi.
  3042. best İng.
    • f. hakkından gelmek, yenmek
    • baskın çıkmak, geçmek .
  3043. best İng.
    • s.,i. en iyi, en hoş, en uygun, en elverişli
    • i. en iyisi. best beloved en çok sevilen
    • çok sevgili. best man sağdıç. the best part yarısından fazla, çoğunluğu. Maybe it's all for the best Belki de böylesi daha hayırlı olur. at best olsa olsa taş çatlasa. do one's best elinden geleni yapmak. get the best of alt etmek, yenmek. had best do yapmalı, yapsa daha iyi olur. make the best of olandan mümkün olduğu kadar istifade etmek. have the best of it galip gelmek, üstün olmak. best seller satış rekoru kıran kitap.
  3044. beste Tür.
    • composition. tune. melody. music. setting.
  3045. beste Tür.
    • composition. tune. melody.
  3046. beste Tür.
    • composition. setting.
  3047. beste Tür.
    • best.
  3048. bestead İng.
    • f., s. yardım etmek, işine yaramak
    • faydalı olmak
    • s., (eski) konmuş, yerlestirilmiş durumda olan hard, ill veya sore bestead müşkül durumda, sıkışık halde.
  3049. besteci Tür.
    • composer. melodist.
  3050. besteci Tür.
    • composer.
  3051. besteci Tür.
    • composer.
  3052. bestelemek Tür.
    • to compose. make up. set.
  3053. bestelemek Tür.
    • compose. to compose. to set to music.
  3054. bestial İng.
    • s. hayvan gibi, hayvana ait
    • vahşi
    • kaba. bestially z. hayvanca, hayvana yakışır şekilde
    • vahşice, kabaca.
  3055. bestiality İng.
    • i. vahşilik, canavarlık.
  3056. bestiary İng.
    • i. ortaçağda yazılan ve hayvanlara ait hikâyeleri içine alan kitap.
  3057. bestir İng.
    • f. harekete geçirmek, yerinden oynatmak.
  3058. bestow İng.
    • f. hediye etmek, vermek, ihsan etmek, yerine koymak
    • ( kız) vermek. bestowal, bestowment i. ihsan, verme.
  3059. bestraddle İng.
    • f. bacaklarını ayırarak binmek.
  3060. bestrew İng.
    • f. saçmak, kaplamak, dağıtmak.
  3061. bestride İng.
    • f. bacaklarını ayırarak binmek
    • üzerinden geçmek.
  3062. bestud İng.
    • f. kakma işiyle süslemek, kakmak
    • pullarla süslemek
  3063. bet Tür.
    • To put money into the pot, betting is considered action.
  3064. bet Tür.
    • To place chips into the pot.
  3065. bet Tür.
    • To bet is to put money into the pot, usually by opening as later action in a round is a raise or a re-raise As a noun, a bet can be the money added to the pot by a player on one turn, or the amount required in order to call It can also be used to mean "turn to act," and lastly, especially when used in the plural, it can be used to mean the number of bets and raises Who bet?. a wager made by the player.
  3066. bet Tür.
    • To bet is to put money into the pot, usually by opening as later action in a round is a raise or a re-raise As a noun, a bet can be the money added to the pot by a player on one turn, or the amount required in order to call It can also be used to mean "turn to act," and lastly, especially when used in the plural, it can be used to mean the number of bets and raises Who bet?.
  3067. bet Tür.
    • The amount of money subject to loss in any one game by a player.
  3068. bet Tür.
    • That which is laid, staked, or pledged, as between two parties, upon the event of a contest or any contingent issue
    • the act of giving such a pledge
    • a wager.
  3069. bet Tür.
    • Method for measuring the surface area of catalysts and other high area materials using adsorption of nitrogen gas Named for Brunauer, Emmett, and Teller, who developed the method. between.
  3070. bet Tür.
    • If it"s your turn to start then you will have to place the initial bet In most online games, this amount will be limited. between br/o brother of.
  3071. bet Tür.
    • face. ugly. raucous.
  3072. bet Tür.
    • face.
  3073. bet Tür.
    • Building entrance terminal, aka entrance facility Usually the nearest location within a structure that permits termination and protection of telco entrance cable May also serve as MDF and/or BDF In some situations, the BET is co-located with, or serves as, PABX or key equipment room, MDF and/or BDF and may contain all associated power, battery and other communications equipment See EIA/TIA 568A, 569 Terminology varies.
  3074. bet İng.
    • f., i. bahse girmek, bahis tutuşmak
    • iddia etmek
    • i. bahis, iddia. better bettor i. bahse giren kimse. best bet en iyi yol veya çare. You bet I A.B.D., (argo) Elbette I Hay hay !
  3075. beta Tür.
    • The beta coefficient is a means of measuring the volatility of a stock or stock portfolio in comparison with the market as a whole A beta of 1 0 indicates that the price of the stock portfolio will move with the market A beta higher than 1 0 indicates that the price movement will be more volatile than the market A beta of less than 1 0 indicates that the price movement will be less volatile than the market.
  3076. beta Tür.
    • See B, and cf. etymology of Alphabet. the 2nd letter of the Greek alphabet beets preliminary or testing stage of a software or hardware product
    • "a beta version"
    • "beta software" second in order of importance
    • "the candidate, considered a beta male, was perceived to be unable to lead his party to victory".
  3077. beta Tür.
    • Indicates the return volatility of the fund"s holdings relative to the general stock market over the past 5 years A beta of greater than 1 indicates higher return volatility than the market, while a beta of less than 1 indicates lower return volatility than the market.
  3078. beta Tür.
    • beta.
  3079. beta Tür.
    • A statistical measure of a stock"s volatility compared with the overall market A beta of less than 1 indicates lower risk than the market
    • a beta of more than 1 indicates higher risk than the market.
  3080. beta Tür.
    • A statistical measure of a security"s or portfolio"s volatility relative to the market as a whole A security with a beta of 1 indicates its price moves exactly with the overall market A beta greater than 1 is more volatile than the overall market, while a beta less than 1 indicates that the security"s price is more stable than the market.
  3081. beta Tür.
    • A measure of the variability of rate of return or value of a stock or portfolio compared to that of the overall market.
  3082. beta Tür.
    • A measure of how a stock"s movement correlates to the movement of the entire stock market The Beta is not the same as volatility See also Standard Deviation and Volatility.
  3083. beta İng.
    • i. Yunan alfabesinin ikinci harfi (bilimsel sınıflandırmalarda ikinci olan bir şeyi ifade için kullanılır). beta particle fiz. beta ışınındaki elektron. beta rays fiz. radyoaktif maddelerden çıkarılan elektron ışınları.
  3084. betake İng.
    • f. , oneself ile gitmek
    • üzerine almak, müracaat etmek, baş vurmak.
  3085. betatron Tür.
    • Typically motion of a particle in the non-accelerating planes, or what is usually referred to as the "bend" planes, of a circular accelerator is described as betatron motion Since the "forward" direction of the particles motion is the "plane" in which acceleration occurs, motion that occurs up or down, or motion that occurs to the left or right, is referred to as betatron motion The reason these are referred to as planes is because we usually discuss things in terms of the "phase space" described by the particles in a particular plane Of course things really are not so simple and orthogonal There are couplings which are possible between the different planes of motion. accelerates a continuous beam of electrons to high speeds by means of the electric field produced by changing magnetic flux.
  3086. betatron Tür.
    • betatron.
  3087. betatron Tür.
    • A particle accelerator in which magnetic induction is used to accelerate electrons.
  3088. betatron Tür.
    • A large doughnut-shaped accelerator in which electrons are whirled through a changing magnetic field gaining speed with each trip and emerging with high energies Energies of the order of 100 million electron volts have been achieved The betatron produces artificial beta radiation.
  3089. betatron Tür.
    • A device that accelerates electrons by means of the transformer principle.
  3090. betatron Tür.
    • accelerates a continuous beam of electrons to high speeds by means of the electric field produced by changing magnetic flux.
  3091. betatron İng.
    • i., fiz. betatron, bir çeşit elektron makinası.
  3092. betelnut İng.
    • i. Doğu Hindistan'da yerlilerin çiğnediği fındığa benzer bir yemiş.
  3093. betenoire İng.
    • Fr. nefret edilen veya korku veren kimse, şey veya iş.
  3094. beter Tür.
    • worse.
  3095. beter Tür.
    • worse.
  3096. bethel İng.
    • i. kutsal yer
    • gemiciler için küçük kilise.
  3097. bethink İng.
    • f.düşünmek, göz önünde bulundurmak
    • hatırlamak
    • aklına getirmek
    • baş vurmak.
  3098. bethlehem İng.
    • i. Beytlehem şehri
    • Londra'da meşhur bir akıl hastanesi. star of Bethlehem tükürükotu, bot. Ornithogalum stachyoides.
  3099. betide İng.
    • f (kimsenin) başına gelmek
    • ol mak.
  3100. betik Tür.
    • script.
  3101. betik Tür.
    • book. letter. document.
  3102. betim Tür.
    • description tasvir.
  3103. betimes İng.
    • z. vaktinde, çok geçmeden, erkenden.
  3104. betimleme Tür.
    • description. representation. description tasvir.
  3105. betimleme Tür.
    • description. imagery. portrait.
  3106. betimlemek Tür.
    • to describe. to depict. portray.
  3107. betimlemek Tür.
    • depict. describe. paint. picture. portray. represent. to describe. to depict. to represent. to portray tasvir etmek.
  3108. betimsel Tür.
    • descriptive.
  3109. betoken İng.
    • f. göstermek, delâlet etmek, işaret etmek, (bir şeyin)alâmeti olmak.
  3110. beton Tür.
    • concrete. concrete.
  3111. beton Tür.
    • concrete.
  3112. beton Tür.
    • concrete.
  3113. betonarme Tür.
    • reinforced concrete. armoured concrete. ferroconcrete.
  3114. betonarme Tür.
    • reinforced concrete. armoured concrete.
  3115. betonlaşma Tür.
    • concretion.
  3116. betony İng.
    • i. nane familyasından birkaç çeşit bitki, bot. Betonica wood betony kestere, bot. Betonica officinalis.
  3117. betook İng.
    • bak. betake.
  3118. betray İng.
    • f. hıyanet etmek
    • ihanet etmek
    • ele vermek
    • ifşa etmek, ağzından kaçırmak
    • göstermek, ortaya koymak
    • yanlış yola saptırmak, baştan çıkanp ortada bırakmak. betrayal i. hıyanet, ele verme, ifşa.
  3119. betroth İng.
    • f. nişanlanmak, evleneceğine söz vermek. betrothal i. nişanlanma, nişanlama. betrothed i., s. nişanlı kimse
    • s. nişanlı.
  3120. better İng.
    • s., z.daha iyi, daha güzel
    • daha çok
    • z. daha iyi bir şekilde, daha çok, daha ziyade. better and better gittikçe daha iyi. be better off daha iyi durumda olmak. better half eş. for better or for worse iyi de olsa, kötü de olsa, anca beraber kanca beraber. get better iyileşmek. He had better not. Yapmazsa daha iyi eder. I had better go Gitsem iyi olacak. So much the better Daha iyi ! iyi ya ! isabet. I think better of düşünüp fikrini değiştirmek.
  3121. better İng.
    • i., f. daha iyisi
    • çoğ. (akıl servet v.b.'nde) kendinden üstün kimseler
    • üstünlük
    • f. islah etmek, daha iyi şekle sokmak
    • önüne geçmek. get the better of galip gelmek, üstün olmak.
  3122. betterment İng.
    • i. Islah, iyileşme
    • huk. gayri menkul üzerinde yapılan devamlı Islahat ve masraflar
    • bir gayri menkulün, yol açılması gibi devlet faaliyetleri dolayısıyle iktisap ettiği kıymet fazlası, şerefiye. betterment tax şerefiye, değerlenme resmi.
  3123. between İng.
    • (edat), z. arada, arasında, aralarında, aralarından
    • araya
    • ortada, ortaya. between you and me söz aramızda. few and far between nadiren, seyrek. in between sallantıda.
  3124. betwixt İng.
    • (edat), z., (eski), şiir arasında, arada, ortada. betwixt and between ikisi ortası, ne o ne bu.
  3125. bevel İng.
    • i., f., s., mak. iki yüzeyin 90° dışındaki herhangi bir eğimi
    • açı
    • iletki
    • f. şevlendirmek, eğik olarak kesmek
    • s. şevli, meyilli, eğik. bevel gear konik dişli. bevel square dülgerlerin, eğik olarak biçilen yüzeylerin doğruluğunu ve açılarım öIçmede kullandıklan ayarlı bir alet. bevel wheel konik çark.
  3126. beverage İng.
    • i. içecek, meşrubat, içki
  3127. bevliye Tür.
    • urology üroloji.
  3128. bevliye Tür.
    • urology.
  3129. bevliyeci Tür.
    • urologist.
  3130. bevy İng.
    • i. kuş sürüsü
    • takım, zümre
    • bilhassa kadınlardan meydana gelen grup.
  3131. bewail İng.
    • f. feryat etmek, ağlamak
    • hayıflanmak
    • üzüntüsünü beyan etmek.
  3132. beware İng.
    • f., (ünlem) sakınmak, kaçınmak
    • dikkat etmek, gözünü açmak
    • b.h., (ünlem) Dikkat! Sakm ha! Aman!
  3133. bewilder İng.
    • f. şaşlrtmak, sersemletmek, hayrette bırakmak. bewilderment i. şaşkmlık, sersemlik, hayret.
  3134. bewitch İng.
    • f. büyü yapmak
    • tehir etmek
    • cezbetmek, hayran etmek. bewitcher i. cezbedici kimse, çekici kimse, alımlı kimse. bewitching s. cazibeli. bewitchingly z. cazibeli olarak. bewitchment i. büyü, cazibe.
  3135. bewray İng.
    • f., eski ağzından kaçırmak..
  3136. bey Tür.
    • Sir.
  3137. bey Tür.
    • Mr. prince. ruler. chieftain. notable. country gentleman. ace. esquire.
  3138. bey Tür.
    • mr. mr. gentleman. mister. lord. ace. bey. don. esquire. governor. the governor. monsieur. sahib. seigneur. squire.
  3139. bey Tür.
    • gentleman.
  3140. bey Tür.
    • don. gentleman. squire. gent. sir. mr. mister. prince. ruler. master. ace.
  3141. bey Tür.
    • a title of respect for a man in Turkey or Egypt
    • "he introduced me to Ahmet Bey". the governor of a district or province in the Ottoman Empire.
  3142. bey Tür.
    • A governor of a province or district in the Turkish dominions
    • also, in some places, a prince or nobleman
    • a beg
    • as, the bey of Tunis. the governor of a district or province in the Ottoman Empire a title of respect for a man in Turkey or Egypt
    • "he introduced me to Ahmet Bey".
  3143. beyan Tür.
    • profession. pronouncement. rescript. statement. declaration. announcement.
  3144. beyan Tür.
    • declaration. statement. representation. asseveration. profession. pronouncement. recital.
  3145. beyan Tür.
    • declaration. announcement. statement. clarity. account. affirmance. asseveration. avowal. description. expression. recital.
  3146. beyanat Tür.
    • statement. declaration. speech.
  3147. beyanat Tür.
    • statement. declaration.
  3148. beyanname Tür.
    • statement. declaration. written statement. manifest. declaration form. proclamation.
  3149. beyanname Tür.
    • manifesto. declaration. affidavit. bill. proclamation. specification.
  3150. beyanname Tür.
    • charter. proclamation. declaration. manifest.
  3151. beyaz Tür.
    • white. white person. heroin. snow.
  3152. beyaz Tür.
    • white. hoar. white part. heroin. white. leuco-.
  3153. beyaz Tür.
    • white. fair-skinned. blank paper.
  3154. beyaz adam Tür.
    • paleface. white. white man.
  3155. beyaz adam Tür.
    • honky.
  3156. beyaz cam Tür.
    • television screen.
  3157. beyaz eşya Tür.
    • white goods.
  3158. beyaz eşya Tür.
    • white goods.
  3159. beyaz et Tür.
    • white meat.
  3160. beyaz et Tür.
    • white meat.
  3161. beyaz ırk Tür.
    • white race.
  3162. beyaz kömür Tür.
    • hydroelectric power.
  3163. beyaz oy Tür.
    • aye.
  3164. beyaz perde Tür.
    • movie screen. the cinema.
  3165. beyaz peynir Tür.
    • soft white cheese.
  3166. beyaz şarap Tür.
    • white wine.
  3167. beyaz şarap Tür.
    • white wine.
  3168. beyaz yakalılar Tür.
    • white-collar workers.
  3169. beyazlaşmak Tür.
    • to get white.
  3170. beyazlatıcı Tür.
    • whitener.
  3171. beyazlatıcı Tür.
    • bleach.
  3172. beyazlatmak Tür.
    • whiten. bleach. blanch. chalk.
  3173. beyazlatmak Tür.
    • to whiten. to bleach.
  3174. beyazlı Tür.
    • with white. wearing white.
  3175. beyazlık Tür.
    • whiteness.
  3176. beyazlık Tür.
    • whiteness.
  3177. beyefendi Tür.
    • gentleman. esquire. gent. nibs.
  3178. beyefendi Tür.
    • don. gentleman. sir.
  3179. beygir Tür.
    • horse. workhorse. cart horse. hack.
  3180. beygir Tür.
    • horse. nag. packhorse. carthorse. vaulting horse.
  3181. beygir Tür.
    • hackhorse. workhorse.
  3182. beygir gücü Tür.
    • h p.
  3183. beygir gücü Tür.
    • horse power.
  3184. beyhude Tür.
    • in vain. to no end.
  3185. beyhude Tür.
    • abortive. futile. in vain. vain. useless.
  3186. beyhudelik Tür.
    • uselessness. vanity.
  3187. beyin Tür.
    • cerebral. brain. encephalic. brain. cerebrum. brains. intelligence. gray matter. grey matter. loaf. mastermind. sensorium.
  3188. beyin Tür.
    • brain. mind. intelligence. noddle.
  3189. beyin Tür.
    • bean. brain. cerebrum. head. loaf. mind. brains. cerebral.
  3190. beyin cerrahisi Tür.
    • brain surgery.
  3191. beyin cerrahı Tür.
    • brain surgeon.
  3192. beyin fırtınası Tür.
    • brain storming.
  3193. beyin göçü Tür.
    • brain drain.
  3194. beyin gücü Tür.
    • brainpower.
  3195. beyin gücü Tür.
    • brain drain.
  3196. beyin jimnastiği Tür.
    • mental exercise.
  3197. beyin kanaması Tür.
    • cerebral hemorrhage.
  3198. beyin kanaması Tür.
    • apoplexy.
  3199. beyin takımı Tür.
    • think tank.
  3200. beyincik Tür.
    • cerebellum.
  3201. beyincik Tür.
    • cerebellum.
  3202. beyinsel Tür.
    • cerebral.
  3203. beyinsel Tür.
    • cerebral.
  3204. beyinsiz Tür.
    • brainless. stupid. addle-headed. dim witted. rattle-pated. rattlebrained. rattleheaded. brainless. stupid. addle-brain. addle-pate. pinhead.
  3205. beyinsiz Tür.
    • brainless.
  3206. beyinsiz Tür.
    • blockhead. gormless. soft headed.
  3207. beyinsizlik Tür.
    • absentmindedness.
  3208. beyit Tür.
    • stave. verse.
  3209. beyit Tür.
    • couplet.
  3210. beylik Tür.
    • hackneyed. shopworn. threadbare.
  3211. beylik Tür.
    • hackneyed.
  3212. beylik Tür.
    • commonplace. hackneyed. stock. trite. belonging to the state. governmental. stereotyped. principality.
  3213. beynelmilel Tür.
    • international uluslararası. enternasyonal.
  3214. beynelmilel Tür.
    • international.
  3215. beyond İng.
    • (edat), z. ötede, öteye, ötesine, ötesinde, -den ötede
    • dışında
    • -den çok
    • z. fazla
    • daha ileri.
  3216. beytülmal Tür.
    • jewel house.
  3217. beyyine Tür.
    • evidence. proof. argument. conclusive argument.
  3218. beyzbol Tür.
    • outfield.
  3219. beyzbol Tür.
    • bat.
  3220. bez Tür.
    • cloth. fabric. piece of cloth. linen. linen cloth. canvas. tissue. rag. ganglion. gland.
  3221. bez Tür.
    • cloth. fabric. linen. gland. swab. materials.
  3222. bez Tür.
    • cloth. fabric. gland. dustcloth.
  3223. bezdirici Tür.
    • tedious. tiresome. wearing. wearisome. irksome.
  3224. bezdirme Tür.
    • harassment.
  3225. bezdirmek Tür.
    • to sicken. to disgust. to weary.
  3226. beze Tür.
    • meringue.
  3227. beze Tür.
    • macaroon. meringue.
  3228. beze Tür.
    • gland. meringue.
  3229. bezek Tür.
    • ornament. schmuck.
  3230. bezek Tür.
    • ornament. decoration. ornamentation.
  3231. bezel İng.
    • i. şevli uç veya kenar
    • façeta, yüzük kaşı
    • pırlanta şeklinde kesilmiş taşın eğik yüzü.
  3232. bezelye Tür.
    • pea. pod. peas.
  3233. bezelye Tür.
    • pea.
  3234. bezelye Tür.
    • green pea. sweet pea. pea. pease.
  3235. bezemek Tür.
    • to decorate. to adorn. to embellish. to deck. bedeck. ornament.
  3236. bezgin Tür.
    • weary. depressed. disgusted. discouraged. down- and-out. sick.
  3237. bezgin Tür.
    • weary.
  3238. bezgin Tür.
    • disgusted. lackadaisical. haggard. weary of life. tired of life. exhausted.
  3239. bezginlik Tür.
    • depression. disgust. weariness. lethargy. prostration.
  3240. bezik Tür.
    • bezique.
  3241. bezik Tür.
    • bezique.
  3242. bezique İng.
    • i. bezik, 64 kağıtla oynanan bir çeşit iskambil oyunu.
  3243. bezir yağı Tür.
    • linseed oil.
  3244. bezir yağı Tür.
    • linseed oil.
  3245. bezmek Tür.
    • to be sick of. to get tired. to be fed up. to be weary.
  3246. bezmek Tür.
    • be tired of life. be sickened with.
  3247. bezoar İng.
    • i. geviş getiren hayvanların mide ve bağırsaklarında meydana gelen ve eskiden panzehir olarak kullanılan taş
    • (eski) panzehir.
  3248. bhang İng.
    • i. kenevir
    • haşiş.
  3249. bi- İng.
    • önek iki kere, iki defa, ikişer.
  3250. biangular İng.
    • s. iki açılı.
  3251. biannual İng.
    • s. yılda iki defa vaki olan. biannually z. yılda iki kez.
  3252. bias İng.
    • i., s., z., f. meyil, temayül, peşin hüküm
    • şev
    • taraf tutma
    • s. verev, meyilli, şevli, çapraz
    • z. verev olarak, meyilli olarak
    • f. meylettirmek, aleyhte tesir etmek.
  3253. biauriculate İng.
    • s. iki kulaklı veya kulağa benzer iki uzvu olan.
  3254. biaxal İng.
    • s. iki mihverli
    • çift eksenli. biaxially z. iki eksenli olarak.
  3255. bib İng.
    • kıs. bible.
  3256. bib İng.
    • i. çocukların boynuna bağlanan mama önlüğü
    • iş yaparken takılan önlüğün üst parçası. bib and tucker k.dili giysi.
  3257. bibber İng.
    • i. ayyaş kimse, içkiye düşkün kimse..
  3258. bibcock İng.
    • i. ucu aşağı doru kıvrık olan musluk.
  3259. bibelot İng.
    • i.küçük süs eşyası, biblo, antika küçük parça.
  3260. biber Tür.
    • pepper. paprika. cruet.
  3261. biber Tür.
    • pepper.
  3262. biber Tür.
    • beaver, beavers.
  3263. biberiye Tür.
    • rosemary.
  3264. biberiye Tür.
    • rosemary.
  3265. biberli Tür.
    • peppery. peppered. hot.
  3266. biberli Tür.
    • peppered.
  3267. biberli Tür.
    • hot. peppery. peppered.
  3268. biberlik Tür.
    • pepper shaker. papper mill. caster. pepper pot. sifter.
  3269. biberlik Tür.
    • pepper-pot. pepper-shaker.
  3270. biberlik Tür.
    • caster. castor. pepper-castor. pepperbox. shaker.
  3271. biberon Tür.
    • feeding bottle. baby"s bottle.
  3272. biberon Tür.
    • feeding bottle.
  3273. biberon Tür.
    • baby bottle. nursing bottle. feeding bottle. feeder. bottle.
  3274. bible İng.
    • i. Kitabı Mukaddes
    • Eski ve Yeni Ahit
    • k.h. herhangi bir dinin kutsal kitabı
    • müracaat kitabı olarak kabul edilen herhangi bir kitap.
  3275. biblical İng.
    • s. Kitabı Mukaddes'e ait veya bunda bulunan. Biblically z. Kitabı Mukaddes'le ilgili olarak.
  3276. biblicist İng.
    • i. Kitabı Mukaddes'i kelimesi kelimesine kabul eden kimse
    • Kitabı Mukaddes bilgini . biblio- önek kitaplarla ilgili, Kitabı Mukaddes'le ilgili.
  3277. bibliofilm İng.
    • i. kütüphanelerde çok değerli veya çok kullanılan kitapların fotografını çekmede kullanılan mikrofilm.
  3278. bibliog İng.
    • kıs. bibliography.
  3279. bibliographer, bibliograph İng.
    • i. bibliyografya bilgini veya uzmanı.
  3280. bibliographic,bibliographical İng.
    • s. bibliyografyaya ait.
  3281. bibliography İng.
    • i. bibliyografya, belirli bir konuya ait olan kitapların fihristi.
  3282. bibliolatry İng.
    • i. Kitabı Mukaddes'e fazlasıyle tapınma
    • kitaplara aşırı derecede tutkun olma.
  3283. bibliomancy İng.
    • i. kitap falı
    • bilhassa Kitabı Mukaddes'le kitap falı açma.
  3284. bibliomania İng.
    • i. kitap toplama merakı bibliomaniac s., i. kitap meraklısı, kitap koleksiyonu yapan, kitap delisi
    • i. kitaba tutkun kimse.
  3285. bibliopegy İng.
    • i. kitap ciltleme sanatı.
  3286. bibliophile İng.
    • i. kitap seven kimse, kitap hastası.
  3287. bibliopole İng.
    • i. kitapçı, bilhassa nadir bulunan kitapları satan kimse, sahaf.
  3288. bibliotheca İng.
    • i. kütüphane
    • kitap kataloğu.
  3289. bibliyografi Tür.
    • bibliography. bibliography kaynakça.
  3290. bibliyografi Tür.
    • bibliography.
  3291. bibliyografya Tür.
    • bibliography kaynakça.
  3292. bibliyografya Tür.
    • bibliography.
  3293. biblo Tür.
    • trinket. knick-knack. bibelot. curio.
  3294. biblo Tür.
    • knicknack. trinket / figurine. curio. curiosity. knick nack. statuette.
  3295. biblo Tür.
    • knicknack. trinket. doodah. doodad. doohickey.
  3296. bibulous İng.
    • s. ayyaş, işkiye düşkün
    • emici, suyu çekici çbibulously z. içkiye düşkün olarak.
  3297. bicameral İng.
    • s. iki meclisi içine alan.
  3298. bicarb İng.
    • bak. bicarbonate of soda.
  3299. bicarbonate İng.
    • i., kim. bikarbonat bicarbonate of soda bikarbonat de süd, soda.
  3300. biçare Tür.
    • wretch.
  3301. biçare Tür.
    • poor. wretched. unfortunate.
  3302. biçare Tür.
    • poor. wretched. helpless.
  3303. biçarelik Tür.
    • wretchedness.
  3304. bice İng.
    • i. bakır karbonatları renginde olan mavi veya yeşil renk.
  3305. biçem Tür.
    • style.
  3306. bicentenary, bicentennial İng.
    • s., i. 200 yıllık, 200 yılda bir tekrarlanan
    • i. 200. yıldönümü, 200. yıldönümünü kutlama töreni.
  3307. bicephalous İng.
    • s., bot., zool. iki başlı.
  3308. biceps İng.
    • i., anat., zool. iki başlı kas
    • bilhassa kolun üst kısmmdaki ve kalça kemiğinin arkasındaki kaslar.
  3309. biçerbağlar Tür.
    • reaper-binder. reaping-machine. binder.
  3310. biçerbağlar Tür.
    • reaper.
  3311. biçerdöver Tür.
    • combine harvester. combineharvester. harvester thresher. harvester. reaper.
  3312. biçerdöver Tür.
    • combine. harvester.
  3313. biçerdöver Tür.
    • combine. combine harvester biçilmiş.
  3314. bichloride İng.
    • i., kim. biklorit.
  3315. biçici Tür.
    • reaper.
  3316. biçilmek Tür.
    • to be cut. to be moved / reaped.
  3317. biçim Tür.
    • form. shape. style. cast. configuration. conformation. face. fashion. figuration. format. genre. guise. make. mode. semblance. morpho-.
  3318. biçim Tür.
    • format. form. manner. shape. way. well-proportioned form. conformation. cut. fashion. figure. make. method. model. stripe. turn. turn of phrase.
  3319. biçim Tür.
    • bathos. configuration. fashion. figure. form. format. make. manner. mode. semblance. shape. strain. stripe.
  3320. biçimci Tür.
    • formalist.
  3321. biçimcilik Tür.
    • formalism.
  3322. biçimini bozmak Tür.
    • deform. disfigure.
  3323. biçimlendirme Tür.
    • formulation. moulding.
  3324. biçimlendirme Tür.
    • formalization.
  3325. biçimlendirmek Tür.
    • to give form. to shape.
  3326. biçimlendirmek Tür.
    • form. mould. shape. give shape to. model. carve out. fashion. mold.
  3327. biçimlendirmek Tür.
    • fashion. form. shape. style. to shape. to form. to give shape to. to put into a form.
  3328. biçimlenme Tür.
    • conformation.
  3329. biçimlenmek Tür.
    • to take shape. to shape up.
  3330. biçimlenmek Tür.
    • to take form / shape.
  3331. biçimlenmek Tür.
    • take shape. be formed. distil. distill. jell.
  3332. biçimli Tür.
    • well-shaped. well-cut. shapely. shaped. beautiful. clean-cut. clear-cut. sleek. trim. well-proportioned.
  3333. biçimli Tür.
    • well-proportioned shape. well-shaped. well-cut.
  3334. biçimsel Tür.
    • formal.
  3335. biçimsel Tür.
    • figural.
  3336. biçimsiz Tür.
    • misshapen.
  3337. biçimsiz Tür.
    • awkward. clumsy. formless. shapeless. unsightly. ill-shaped. ugly. unmannerly. unsuitable. deformed. disfigured. unstylish. irregular. distorted. disproportionate. amorphic. unproportionate.
  3338. biçimsizleşmek Tür.
    • to become deformed.
  3339. biçimsizlik Tür.
    • unshapeliness. bad behaviour.
  3340. biçimsizlik Tür.
    • misshapenness.
  3341. bicker İng.
    • f., i. atışmak, çekişmek, münakaşa etmek
    • titremek, pırııdamak (alev)
    • i. münakaşa, tartışma, çekişme.
  3342. biçki Tür.
    • cutting out. cut.
  3343. biçkici Tür.
    • cutter.
  3344. biçme Tür.
    • plank. deal. cutting. sawing. slitting. clipping. shearing. intersection. chopping. mowing. harvesting. reaping. assessment. prism.
  3345. biçmek Tür.
    • to cut. to cup up. to reap. to mow. to estimate. harvest. saw. shear.
  3346. biçmek Tür.
    • harvest. mow. saw. to cut. to saw. to cut out. to reap. to mow. to harvest. to estimate.
  3347. bicolor İng.
    • s. iki renkli, çift renkli.
  3348. bicultural İng.
    • s. bir memlekette bulunan iki ayrı kültür unsuruyla ilgili.
  3349. bicuspid İng.
    • i., anat. öğütücü dişlerle köpek dişleri arasında her bir tarafta dörder tane olmak üzere bulunan kesici dişler. bicuspid valve ikili kapakçık, mitral kapak.
  3350. bicycle İng.
    • i., f. bisiklet
    • f. bisiklete binmek, bisikletle dolaşmak. bicyclist i. bisikletle gezen kimse.
  3351. bid İng.
    • f.,i. emretmek, kumanda etmek
    • demek, söylemek
    • davet etmek
    • i., k. dili davet. bid fair ihtimal dahilinde olmak. bid farewell veda etmek. do as one is bid boyun eğmek, itaat etmek. bidding i. emir
    • davet, arzu.
  3352. bid İng.
    • f., i. müzayedede fiyat arttırmak
    • (briç), deklarasyon yapmak
    • teklif vermek
    • i. teklif
    • kalkışma, teşebbüs
    • (briç) deklarasyon. bideler i. teklif veren kimse
    • (briç) deklarasyon yapan kimse. bidding i. müzayedede fiyat artırma
    • (briç)
    • deklarasyon serisi. bid in açık artırmada mal sahibi hesabına fiyat yükseltmek. bid up açık artırmada fiyat artırmak.
  3353. biddable İng.
    • s. yumuşak başlı, muti, söz dinleyen
    • (briç) deklarasyon yapmaya müsait.
  3354. biddy İng.
    • i. tavuk
    • (argo) kocakarı.
  3355. bide Tür.
    • To wait for
    • as, I bide my time.
  3356. bide Tür.
    • To remain
    • to continue or be permanent in a place or state
    • to continue to be.
  3357. bide Tür.
    • To encounter
    • to remain firm under
    • to endure
    • to suffer
    • to undergo.
  3358. bide Tür.
    • To dwell
    • to inhabit
    • to abide
    • to stay.
  3359. bide Tür.
    • See Abide. dwell
    • "You can stay with me while you are in town"
    • "stay a bit longer--the day is still young".
  3360. bide Tür.
    • dwell
    • "You can stay with me while you are in town"
    • "stay a bit longer--the day is still young".
  3361. bide Tür.
    • bidet.
  3362. bide Tür.
    • bidet.
  3363. bide İng.
    • f.dayanmak, yıkılmamak
    • oturmak, beklemek. bide one's time uygun zamanı beklemek.
  3364. bidet İng.
    • i., Fr. bidey.
  3365. bidon Tür.
    • oil drum. metal barrel. plastic jerry can.
  3366. bidon Tür.
    • French term for a water bottle.
  3367. bidon Tür.
    • drum. jerry can. skip.
  3368. bidon Tür.
    • bin. can. drum. metal barrel.
  3369. biennial İng.
    • s., i. iki yılda bir olan
    • bot. ömrü iki yıl içinde biten
    • iç.iki yılda bir tekrarlanan olay
    • iki senelik ömrü olan bitki. biennially z. iki yılda bir olarak.
  3370. bier İng.
    • i. cenaze teskeresi
    • tabut.
  3371. biff İng.
    • i., f., A.B.D., (argo) darbe, yumruk
    • f. vurmak, yumruklamak.
  3372. biffin İng.
    • i., ing. pişirilen bir nevi kırmızı kış elması.
  3373. bifid İng.
    • s. ortadan ikiye ayrılmış olan, yarık. bifid'ity i. yarık oluş. bifidly yarık olarak.
  3374. biflex İng.
    • s. iki tarafı bükülü.
  3375. bifocal İng.
    • s. bifokal, çift odaklı. bifocal glasses, bifocals i. bifokal camlı gözlük.
  3376. bifoliate İng.
    • s. iki yapraklı, çift yapraklı.
  3377. biftek Tür.
    • steak. beefsteak.
  3378. biftek Tür.
    • steak. beefsteak.
  3379. biftek Tür.
    • beefsteak. steak. rump steak.
  3380. bifurcate İng.
    • f., s. iki kola ayırmak iki kola ayrılmak
    • çatallanmak
    • s. iki kola ayrılmış, çatallaşmış. bifurca'tion i. iki kola ayrılma.
  3381. big İng.
    • s. büyük, iri, kocaman, cüsseli
    • gebe
    • büyümüş
    • mühim, etkili
    • yüksek ruhlu, a1i
    • yuksek (ses). Big Ben ingiliz parlamento binasındaki büyük saat ve çanı. Big Brother diktatör. big business büyük sermayeli ticaret. big game büyük av
    • ağır ve tehlikeli teşebbüs. big-hearted s. eli açık, mükrim. big shot, big wheel (argo) kodaman, ekabir. big tree Kaliforniya'da bulunan sekoya ağacı, bot. Sequoia Washingtoniana. big with gebe, yüklü. bigness i. büyüklük, kocamanlık.
  3382. bigamist İng.
    • i. iki kişiyle aynı zamanda evli olan kimse.
  3383. bigamous İng.
    • s. aynı zamanda iki kişiyle evli olan, bu suçu işlemiş olan
    • bu suça ait.
  3384. bigamy İng.
    • i. iki kişiyle evli olma.
  3385. bight İng.
    • i. körfez, koy
    • den. roda, kroz
    • halat bedeni.
  3386. bigot İng.
    • i. mutaassıp kimse, bağnaz kimse
    • dar görüşlü kimse. bigoted s. mutaassıp, bağnaz. bigotedly z. bağnazca bigotry i. bağnazlık.
  3387. bigudi Tür.
    • hair ball.
  3388. bigudi Tür.
    • curler. hair curler.
  3389. bigünah Tür.
    • innocent.
  3390. bigwig İng.
    • i., k.dili kodaman, mühim kimse.
  3391. bihaber Tür.
    • uninformed. unaware of. ignorant of.
  3392. bihaber Tür.
    • oblivious. unaware. ignorant. uninformed.
  3393. bihakkın Tür.
    • perfectly.
  3394. bihourly İng.
    • s. her iki saatte bir.
  3395. bijon anahtarı Tür.
    • lug wrench.
  3396. bijou İng.
    • i., Fr. ziynet eşyası, mücevherat, küçük ve zarif olan şey.
  3397. bijouterie İng.
    • i., Fr. mücevherat.
  3398. bijuteri Tür.
    • jewellery. jewelry.
  3399. bijuteri Tür.
    • bijouterie.
  3400. bikarbonat Tür.
    • bicarbonate.
  3401. bikarbonat Tür.
    • bicarbonate.
  3402. bike İng.
    • i., k.dili bisiklet.
  3403. bikini Tür.
    • bikini. two-piece. two-piece swimming suit.
  3404. bikini Tür.
    • bikini.
  3405. bikini Tür.
    • bikini.
  3406. bikini Tür.
    • a woman"s abbreviated two-piece bathing suit.
  3407. bikini Tür.
    • a woman"s abbreviated two-piece bathing suit.
  3408. bikini İng.
    • i. bikini, iki küçük parçadan ibaret mayo.
  3409. bilabial İng.
    • s., dilb. dudaksıl
    • iki dudaklı .
  3410. bilahare Tür.
    • later. at a later time.
  3411. bilaistisna Tür.
    • without exception.
  3412. bilakis Tür.
    • on the contrary.
  3413. bilakis Tür.
    • on the contrary.
  3414. bilanço Tür.
    • balance-sheet. financial statement. statement. balance.
  3415. bilanço Tür.
    • balance sheet. annual financial statement. asset and liability statement. balance.
  3416. bilanço Tür.
    • balance. balance sheet.
  3417. bilardo Tür.
    • billiards.
  3418. bilardo Tür.
    • billiards.
  3419. bilardo Tür.
    • billiard. billiards.
  3420. bilardo masası Tür.
    • billiard table.
  3421. bilardo salonu Tür.
    • poolroom. billiard saloon.
  3422. bilardo salonu Tür.
    • poolroom.
  3423. bilardo sopası Tür.
    • cue.
  3424. bilardo topu Tür.
    • billiard ball.
  3425. bilardo topu Tür.
    • billiard ball.
  3426. bilateral İng.
    • s. iki taraflı, iki kenarlı, iki cepheli. bilateralism, bilateralness i. iki taraflılık. bilaterally z. iki taraflı olarak.
  3427. bilberry İng.
    • i. yaban mersini, bot. Vaccinium myrtillus
    • dağ mersini, buna benzer birkaç cins fidan ve meyva.
  3428. bilbo İng.
    • i. gen. r. çoğ. eskiden esirlerin ayağına vurulan pranga.
  3429. bilcümle Tür.
    • entirely.
  3430. bildik Tür.
    • acquaintance. known.
  3431. bildirge Tür.
    • report.
  3432. bildirge Tür.
    • manifesto. notification. proclamation.
  3433. bildiri Tür.
    • communique. bulletin. proclamation. notice. announcement. manifesto. memorandum. memo. notification. asseveration. edict. memorial. report. service. throwaway. writ.
  3434. bildiri Tür.
    • communique. announcement. notice. proclamation. communiqué. handout. judgment judgement. manifesto. paper. pronouncement. statement. declaration.
  3435. bildiri Tür.
    • announcement. assertion. bulletin. communique. declaration. handout. manifesto. notice. notification. paper. report. communiqué.
  3436. bildirim Tür.
    • notice. announcement. notice.
  3437. bildirim Tür.
    • declaration.
  3438. bildirim Tür.
    • announcement. notice. declaration.
  3439. bildirme Tür.
    • impartation.
  3440. bildirme Tür.
    • announcing. notifying. making known. communication.
  3441. bildirme Tür.
    • affirmation. notice. proclamation.
  3442. bildirmek Tür.
    • notice. notify. declare. to be announced. to be notified. to be told. to inform. to announce. to notify. to tell. to communicate. to give notice of. advertise. apprise. enounce. enunciate. impart. to let know. note. post. promulgate. purport. shoot a line.
  3443. bildirmek Tür.
    • declare. notify. let smb. know. inform. let know. tell. say. serve notice. proclaim. report. state. acquaint. advise. affirm. announce. annunciate. communicate. enunciate. give forth. give out. herald. impart. indicate. intimate. issue. lodge. notice.
  3444. bildirmek Tür.
    • acquaint. advertise. advise. affirm. announce. apprise. assert. attest. broadcast. certify. communicate. couch. declare. disclose. impart. inform. notify. proclaim. pronounce. protest. release. report. signify. tell. vote. weave. to tell. to inform. to announce. to notify. to state. to declare. to proclaim. to pronounce. to advertise. to apprise. to signify.
  3445. bile Tür.
    • very. even. even if. already. nor yet. as much as. as well.
  3446. bile Tür.
    • The yellowish-brown or green fluid secreted by the liver and discharged into the duodenum, where it aids digestion.
  3447. bile Tür.
    • Its characteristic constituents are the bile salts, and coloring matters.
  3448. bile Tür.
    • It passes into the intestines, where it aids in the digestive process.
  3449. bile Tür.
    • even. very.
  3450. bile Tür.
    • even. also. already. very. yes. yet.
  3451. bile Tür.
    • Bitterness of feeling
    • choler
    • anger
    • ill humor
    • as, to stir one"s bile.
  3452. bile Tür.
    • A yellow or orange fluid made by the liver Bile is stored in the gallbladder It passes through the common bile duct into the duodenum, where it helps digest fat. a yellow, green fluid made in the liver and stored in the gallbladder Bile may then pass through the common bile duct into the small intestine where some of its components aid in the digestion of fat. n juice secreted by the gall bladder. a solution made in the liver and stored in the gallbladder
    • this solution contains emulsifiers that aid in the digestions of fats by forming micelles.
  3453. bile Tür.
    • A yellow, or greenish, viscid fluid, usually alkaline in reaction, secreted by the liver.
  3454. bile Tür.
    • A thick brown liquid made by the liver that helps the body digest fats It is stored in the gallbladder and released when food enters the small intestine. a greenish-yellow fluid secreted by the liver and stored in the gallbladder Bile contains cholesterol, lecithin, water, bile salts and waste products such as bilirubin and some drugs Bile salts allow the digestion and the intestinal absorption of fats and then of fat-soluble vitamins.
  3455. bile Tür.
    • Alkaline liquid produced by the liver and stored in the gall bladder Assists in the digestion and absorption of fats by the action of bile salts, which chemically reduce fatty substances an decrease the surface tension of fat droplets so that they are broken down.
  3456. bile Tür.
    • A fluid produced by the liver, stored in the gallbladder and released into the small intestine to help absorb dietary fats. fluid produced by the liver that is transported to the intestines to help digestion and remove waste products.
  3457. bile Tür.
    • a digestive juice secreted by the liver and stored in the gallbladder
    • aids in the digestion of fats. green fluid produced by the liver and stored in the gallbladder, where it is released into the duodenum to aid in the digestion and absorption of fats. a digestive fluid made by the liver and stored in the gallbladder which helps digest fats. stored in both the liver and gallbladder, it is important as a digestive juice due to its emulsifying action which facilitates the digestion of fats in the intestines, as well as stimulating peristalsis.
  3458. bile Tür.
    • A by-product of the liver, the fluid flows to the intestines to aid in digestion and remove waste. yellowish-brown or green fluid secreted by the liver
    • this liquid carries away waste and helps in the digestive process.
  3459. bile Tür.
    • A boil. a digestive juice secreted by the liver and stored in the gallbladder
    • aids in the digestion of fats.
  3460. bile Tür.
    • A bitter yellowish substances that is released by the liver.
  3461. bile İng.
    • i., biyol. öd safra
    • huysuzluk, terslik, aksilik.
  3462. bile bile Tür.
    • on purpose. in cold blood. consciously. designedly. knowingly.
  3463. bile bile Tür.
    • deliberately. intentionally. knowingly.
  3464. bileği Tür.
    • sharpener.
  3465. bileği Tür.
    • hone. grinder.
  3466. bileği taşı Tür.
    • whetstone.
  3467. bileği taşı Tür.
    • oilstone.
  3468. bilek Tür.
    • wrist. ankle.
  3469. bilek Tür.
    • wrist.
  3470. bilek gücü Tür.
    • the strength of one"s fists.
  3471. bileklik Tür.
    • wristband. wriststrap. wristlet. supporter.
  3472. bileklik Tür.
    • supporter. wristband.
  3473. bileme Tür.
    • sharpening. grinding. honing.
  3474. bilemek Tür.
    • to sharpen. to whet. to grind. edge. hone.
  3475. bilemek Tür.
    • grind. sharpen. whet. to sharpen. to whet. to grind. to hone.
  3476. bileşen Tür.
    • component. constituent. component. ingredient.
  3477. bileşen Tür.
    • component. constituent.
  3478. bileşen Tür.
    • component.
  3479. bileşik Tür.
    • compound. complex. combined. composite. compound.
  3480. bileşik Tür.
    • compound.
  3481. bileşik Tür.
    • composite. compound.
  3482. bileşik faiz Tür.
    • compound interest.
  3483. bileşik kesir Tür.
    • compound fraction.
  3484. bileşik kesir Tür.
    • compound fraction.
  3485. bileşim Tür.
    • union.
  3486. bileşim Tür.
    • compo. compound. composition.
  3487. bileşim Tür.
    • combination. composition. compound. constitution.
  3488. bileşke Tür.
    • resultant. product.
  3489. bileşmek Tür.
    • to combine.
  3490. bilestone İng.
    • i. safra kesesinde meydana gelen taş, safra tası.
  3491. bilet Tür.
    • ticket.
  3492. bilet Tür.
    • ticket.
  3493. biletçi Tür.
    • ticket taker.
  3494. biletçi Tür.
    • conductor. bus conductor. ticket inspector. inspector. ticket seller. lottery ticket seller.
  3495. biletçi Tür.
    • booking clerk.
  3496. biletçilik Tür.
    • occupation of a ticket taker.
  3497. biletmek Tür.
    • to have sth sharpened.
  3498. bileyici Tür.
    • knife-grinder.
  3499. bilezik Tür.
    • bracelet. metal ring. handcuffs. collar. thimble. heel ring. annulus. nipple. husk. hoop. retaining ring. clamp. collet. muff. bangle. charm.
  3500. bilezik Tür.
    • bracelet. bangle. wristlet. collet.
  3501. bilezik Tür.
    • bangle. bracelet. metal ring. bush. collar. segment.
  3502. bilfiil Tür.
    • actually. in fact.
  3503. bilge Tür.
    • wise. learned. erudite. omniscient. polymath. profound. sophisticated. wise person. scholar. luminary. owl. sage. sophisticate.
  3504. bilge Tür.
    • water accumulated in the bilge of a ship. where the sides of the vessel curve in to form the bottom. cause to leak
    • "the collision bilged the vessel". take in water at the bilge
    • "the tanker bilged".
  3505. bilge Tür.
    • To suffer a fracture in the bilge
    • to spring a leak by a fracture in the bilge.
  3506. bilge Tür.
    • To fracture the bilge of, or stave in the bottom of.
  3507. bilge Tür.
    • To cause to bulge. where the sides of the vessel curve in to form the bottom water accumulated in the bilge of a ship take in water at the bilge
    • "the tanker bilged" cause to leak
    • "the collision bilged the vessel".
  3508. bilge Tür.
    • To bulge.
  3509. bilge Tür.
    • The protuberant part of a cask, which is usually in the middle.
  3510. bilge Tür.
    • The lowest part or the interior of a vessel Space under the floor.
  3511. bilge Tür.
    • The lowest part of the hull"s interior on either side of the keel The turn of the bilge is the transition of the hull shape from essentially horizontal to vertical in section, described as hard if the transition is relatively abrupt, or slack if the transition is gradual.
  3512. bilge Tür.
    • The lowest part of a vessel"s hull where any water in the hull collects.
  3513. bilge Tür.
    • The lowest part of a boat"s hull.
  3514. bilge Tür.
    • The lowest internal part of the hull ballast is kept and bilge water collects.
  3515. bilge Tür.
    • The lowest interior portion of the boat"s hull. lowest part of the boat Due to the force of gravity Everything ends up in the bilges Water, either from rain or from leaks, should be pumped out from the bilge.
  3516. bilge Tür.
    • The lowest interior part of the hull, where water collects, and from where bailing is normally done There is usually some water in the bilge"s since no vessel is completely tight, but excessive bilge water can dangerously affect the vessel"s stability When the bilge"s overflow, damage to cargo may occur The bilge may be open or covered by an Orlop Deck. the lowest interior position of a ship
    • the water that accumulates in the bilge is called bilge water.
  3517. bilge Tür.
    • The lower part of a ship"s hull, extending outward from the keel to port and starboard to where the sides rise vertically Any water in a vessel will collect there, thus ships always "pump their bilges".
  3518. bilge Tür.
    • The lower internal part of a boat"s hull.
  3519. bilge Tür.
    • The interior of the hull below the floorboards.
  3520. bilge Tür.
    • The area in the lower part of the hull where water collects, also the part of the hull where the bottom turns into the side, the "turn of the bilge".
  3521. bilge Tür.
    • The area in the lower part of the hull where water collects, also the part of the hull where the bottom turns into the side, the "turn of the bilge".
  3522. bilge Tür.
    • That part of a ship"s hull or bottom which is broadest and most nearly flat, and on which she would rest if aground.
  3523. bilge Tür.
    • Spaces at the very bottom of the ship"s infrastructure.
  3524. bilge Tür.
    • pundit. sage. learned. wise. sagacious. wise man. scholar.
  3525. bilge Tür.
    • Portion of the bottom of a vessel where the sides meet the floor
    • area above the planking but beneath the ceiling.
  3526. bilge Tür.
    • Lowest section inside a boat"s hull where water collects.
  3527. bilge Tür.
    • Lowest part of the ship"s hull.
  3528. bilge Tür.
    • learned. sagacious. wise. sapient.
  3529. bilge Tür.
    • Intersection of bottom and sides The chine for boats with chines and the point of contact of a 45o tangent for boats with round bilges. the lowest part of the ship inside the hull The bilge water, either from rain or from seas breaking abroad would collect in this area.
  3530. bilge Tür.
    • Curved portion between the bottom and the side shell plating, drainage space within the ship. the lowest point of a ship"s inner hull.
  3531. bilge Tür.
    • Bilge water.
  3532. bilge Tür.
    • bilge.
  3533. bilge İng.
    • i., f., den. sintine, sintine suyu, karina
    • (argo) saçmalık, zırvalık, herze
    • fıçı karnı
    • f., den. delinmek, delmek (sintine)
    • şişmek
    • bel vermek. bilge ejector sintine suyunu boşaltan cihaz. bilge keel yalpa omurgası. bilge pipe sintine borusu. bilge pump sintine tulumbası. bilge water sintine suyu.
  3534. bilgece Tür.
    • wise.
  3535. bilgelik Tür.
    • wisdom. sagacity.
  3536. bilgelik Tür.
    • wisdom. erudition. savoir vivre.
  3537. bilgi Tür.
    • knowledge. learning. cognizance. information. info. data. know-how. acquaintance. conveyance. dope. inside dope. gen. gleanings. griff. griffin. intelligence. line. lore. notice. report. savvy. word. instructions.
  3538. bilgi Tür.
    • info. information. knowledge. acquirements. cognizance. data. dope. griff. intelligence. ken. know. know- how. known. known- how. learning. lore. notion. report.
  3539. bilgi Tür.
    • data. fact. information. knowledge. learning. lore. report. science. snippet. steer. word.
  3540. bilgi işlem Tür.
    • data processing.
  3541. bilgi kuramı Tür.
    • kenlore.
  3542. bilgi vermek Tür.
    • to furnish information. to give information. acquaint. clue. enlighten. inform. render information. advise.
  3543. bilgi vermek Tür.
    • enlighten. inform. instruct.
  3544. bilgiç Tür.
    • pedant. conceited. wiseacre.
  3545. bilgiç Tür.
    • knowing. sophisticated. pedant. pedantic. self-righteous.
  3546. bilgiçlik Tür.
    • pedantry. sophism.
  3547. bilgilendirmek Tür.
    • to acquaint.
  3548. bilgilendirmek Tür.
    • instruct. catch up.
  3549. bilgilenmek Tür.
    • to acquaint oneself with sth.
  3550. bilgili Tür.
    • learned. to be informed. well-informed. brainy. hep. in the known. intellectual. in the know. profound. red hot. versed.
  3551. bilgili Tür.
    • knowing. learned. wise. sophisticated. scholarly. deeply read. knowledgeable. well informed. erudite. informed. read. thoroughbred. versed.
  3552. bilgili Tür.
    • erudite. hot. informed. knowledgeable. learned. literate. profound. well-informed.
  3553. bilgin Tür.
    • scholar. scientist. pundit. wise.
  3554. bilgin Tür.
    • pundit. savant. scholar. scientist.
  3555. bilgin Tür.
    • learned. erudite. scholar. bookman. learned man. scientist. pundit. savant.
  3556. bilgisayar Tür.
    • computer.
  3557. bilgisayar Tür.
    • computer.
  3558. bilgisayar ağı Tür.
    • computer network.
  3559. bilgisayarcı Tür.
    • computer seller. computer operator.
  3560. bilgisiz Tür.
    • uninformed. ignorant. clueless. illiberal. unenlightened. unknowing.
  3561. bilgisiz Tür.
    • ignorant. insensible. unenlightened. uninformed.
  3562. bilgisizlik Tür.
    • ignorance. unawareness. illiteracy. dark. darkness. nescience.
  3563. bilgisizlik Tür.
    • ignorance. lack of knowledge.
  3564. bilgisizlik Tür.
    • ignorance. ignorance cehalet.
  3565. bilharziasis İng.
    • i., tıb. kanda bulunan bir nevi asalak kurdun meydana getirdidi bir hastalık.
  3566. bilhassa Tür.
    • most of all.
  3567. bilhassa Tür.
    • especially. particularly. peculiarly özellikle.
  3568. bilhassa Tür.
    • especially. particularly. chiefly. expressly. notably. peculiarly.
  3569. bili Tür.
    • knowledge. information bilgi. malumat.
  3570. biliary İng.
    • s., biyol. safraya ait. biliary calculus safra taşı. biliary ducts safra yolları.
  3571. bilim Tür.
    • science. lore.
  3572. bilim Tür.
    • science. learning.
  3573. bilim Tür.
    • science. knowledge. learning. scholarship.
  3574. bilim adamı Tür.
    • scientist.
  3575. bilim adamı Tür.
    • scientist.
  3576. bilim adamı Tür.
    • man of science.
  3577. bilim dalı Tür.
    • art.
  3578. bilim kurgu Tür.
    • science fiction.
  3579. bilimsel Tür.
    • scientific. scholarly. erudite. academic. academical.
  3580. bilimsel Tür.
    • scientific.
  3581. bilimsel Tür.
    • scientific.
  3582. bilimsel düşünce Tür.
    • scientific thought.
  3583. bilinç Tür.
    • consciousness. senses.
  3584. bilinç Tür.
    • consciousness. feeling. scruple. the conscious.
  3585. bilinç Tür.
    • consciousness.
  3586. bilinç kaybı Tür.
    • blackout of consciousness.
  3587. bilinçaltı Tür.
    • subconscious. unconscious. the subconscious. the unconscious.
  3588. bilinçaltı Tür.
    • subconscious. the unconscious.
  3589. bilinçaltı Tür.
    • subconscious. subliminal. id. the subconscious. depth.
  3590. bilinçlendirmek Tür.
    • to make sb conscious of sth.
  3591. bilinçlenme Tür.
    • awakening.
  3592. bilinçlenmek Tür.
    • to become conscious.
  3593. bilinçlenmek Tür.
    • to become conscious.
  3594. bilinçli Tür.
    • conscious. aware.
  3595. bilinçli Tür.
    • conscious.
  3596. bilinçli Tür.
    • awake. conscious.
  3597. bilinçlilik Tür.
    • consciousness.
  3598. bilinçlilik Tür.
    • conciousness.
  3599. bilinçsiz Tür.
    • unconscious. senseless.
  3600. bilinçsiz Tür.
    • unconscious. blind.
  3601. bilinçsiz Tür.
    • comatose. insensible. unconscious.
  3602. bilinçsizlik Tür.
    • unconsciousness.
  3603. bilinçsizlik Tür.
    • oblivion.
  3604. bilinear İng.
    • s., mat. iki çizgisi olan.
  3605. bilinen Tür.
    • known. common. familiar. given. conversant. proverbial. twice-told.
  3606. bilinen Tür.
    • declared. incontestable. known.
  3607. bilinen Tür.
    • celebrated. classic. common. declared. known. noted.
  3608. bilingual İng.
    • s., i. ana dilinin yanı sıra ikinci bir dili de aynı şekilde konuşabilen, iki dilli
    • i. iki dili aynı derecede konuşabilen kimse.
  3609. bilinmedik Tür.
    • unknown.
  3610. bilinmek Tür.
    • transpire. to be known.
  3611. bilinmek Tür.
    • to be known.
  3612. bilinmeyen Tür.
    • unknown. occult. mysterious. recondite. obscure. secret. strange. unbeknown. unbeknownst. unknown. x. secret. mystery.
  3613. bilinmeyen Tür.
    • Unknown.
  3614. bilinmeyen Tür.
    • nameless. uncharted. unknown.
  3615. bilinmez Tür.
    • unknown. unidentified. metagnostic.
  3616. bilinmez Tür.
    • unknown. uncertain.
  3617. bilious İng.
    • s. safraya ait, öde ait
    • dargın, küskün, aksi. biliously z. safrayla ilgili olarak. biliousness i. safrayla ilgili olma.
  3618. bilirkişi Tür.
    • expert witness.
  3619. bilirkişi Tür.
    • expert. expert. authority. surveyor. referee. valuer. valuator. friend of the court.
  3620. bilirkişi Tür.
    • authority. consultant. expert. judge. pundit. referee.
  3621. bilirkişi raporu Tür.
    • expert report. expert"s report. expertise.
  3622. bilirkişi raporu Tür.
    • expertise.
  3623. bilirkişilik Tür.
    • expertise. expertness.
  3624. biliş Tür.
    • cognition.
  3625. bilişim Tür.
    • informatics.
  3626. bilişim Tür.
    • data processing.
  3627. bilişim teknolojisi Tür.
    • information technology.
  3628. bilişsel Tür.
    • cognitive.
  3629. bilistifade Tür.
    • benefiting of.
  3630. biliteral İng.
    • s. iki harfli.
  3631. bilk İng.
    • f., i. dolandırmak, aldatmak, kandırmak
    • bir şeyden sıyrılmak
    • i. dolandırıcı, düzenbaz kimse
    • hile, dubara.
  3632. bill İng.
    • i., f. fatura, hesap, kambiyo senedi, poliçe, tahvil
    • A.B.D. banknot, kâğıt para
    • kanun layihası tasarı
    • afiş
    • dilekçe (bilhassa mahkemeye verildiği zaman)
    • eğlence programı
    • (tiyatro veya konserde) basılı program
    • f. fatura çıkarmak
    • ilân etmek, afişe etmek
    • programa dahil etmek. bill broker kambiyo tellâlı, simsar. bill of entry gümrük beyannamesi, ithalât cetveli. bill of exception itiraz dilekçesi. bill of exchange kambiyo senedi, poliçe, tahvil. bill of fare yemek listesi, menü. bill of health sağlık belgesi, sıhhat varakası. bill of lading konşimento, yükleme evrakı
    • manifesto. bill of rights insan hakları beyannamesi. bill of sale satış bordrosu, fatura. bills payable borç senetleri. bills receivable alacak senetleri. cash a bill çekin bedelini almak, çeki bozmak. fill the bill k.dili vazifesini hakkıyla başarmak. foot the bill k.dili parasını vermek. indorse a bill çeki ciro etmek.
  3633. bill İng.
    • i. bir çeşit balta, keser
    • den. demirde tırnak ucu.
  3634. bill İng.
    • i., f. gaga, ağız
    • f. gagalarım birbirine sürterek sevişmek, koklaşmak. bill and coo sevişip koklaşmak.
  3635. billahi Tür.
    • God is my witness.
  3636. billboard İng.
    • i. ilan tahtası
    • den. kasarada demir yatadı.
  3637. billet İng.
    • i., f., ask. askerlere kışlalar dışında temin edilen ikametgâh, konak yeri
    • bu ikametgâhı temin için çıkarılan yazılı veya sözlü emir, konak tezkeresi
    • iş, vazife, ödev
    • pusula, not
    • kütük, demir veya çelik çubuk
    • f. konaklatmak , yerleştirmek, yer temin etmek.
  3638. billet-doux İng.
    • i., Fr. aşk mektubu.
  3639. billfold İng.
    • i. cüzdan.
  3640. billiards İng.
    • i., çoğ. bilardo. billiard ball bilardo bilyesi. billiardist i. bilardo oynayan kimse.
  3641. billing İng.
    • i. sanatçının isminin şöhretine göre afişlerde aldığı sıra
    • hesap çıkartma.
  3642. billingsgate İng.
    • i. ağız bozukluğu, edepsizce konusma.
  3643. billion İng.
    • i., A.B.D. 1000 milyon
    • milyar
    • ing. 1000000 milyon billionth s., i. milyarıncı
    • i. milyarda bir.
  3644. billionaire İng.
    • i milyarder
  3645. billon İng.
    • i. metal para imalinde kullanılan altın, gümüş, bakır vb alaşımı.
  3646. billow İng.
    • i., f. büyük ve kaba dalga, dalgalar halinde yükselen herhangi bir şey (duman v.b.)
    • f. dalgalar halinde kabarmak, yükselmek. billowy s. dalgalı.
  3647. billposter İng.
    • i. afiş asan kimse.
  3648. billur Tür.
    • crystal. cut glass.
  3649. billur Tür.
    • crystal. crystal kristal. crystalline.
  3650. billurlaşma Tür.
    • crystallization.
  3651. billurlaşmak Tür.
    • to crystallize.
  3652. billurlaştırmak Tür.
    • crystallize.
  3653. billy İng.
    • i., k.dili cop
    • sopa, çomak
    • Avustralya içinde çay yapılan teneke çaydanlık.
  3654. billy goat İng.
    • k.dili teke, erkek keçi.
  3655. billycock İng.
    • i., ing. melon şapka.
  3656. bilme Tür.
    • knowing. cognition.
  3657. bilme Tür.
    • cognition. knowing.
  3658. bilme Tür.
    • cognition.
  3659. bilmece Tür.
    • riddle. enigma. puzzle. conundrum.
  3660. bilmece Tür.
    • puzzle. riddle. enigma.
  3661. bilmece Tür.
    • puzzle. riddle. conundrum. enigma. twister.
  3662. bilmek Tür.
    • to know. to be aware. to understand. to learn. to recognize. to assume. to appreciate. ken. savvy.
  3663. bilmek Tür.
    • know. speak. tell.
  3664. bilmek Tür.
    • be onto. know. understand. be up. be up to. be wise to. wise up to. wise up. ken. savvy. wit.
  3665. bilmiş Tür.
    • sophisticated.
  3666. bilmiş Tür.
    • sapient. worldly wise. know-it-all. smart aleck. smarty. wiseacre. wise guy.
  3667. bilmukabele Tür.
    • in exchange for. and the same to you.
  3668. bilobate,bilobated İng.
    • s. iki loplu.
  3669. bilocular İng.
    • s., biyol. iki hücreli.
  3670. biltong İng.
    • i. Güney Afrika'da güneşte kurutulmuş yağsız et.
  3671. bilumum Tür.
    • in general. on the whole. all.
  3672. bilumum Tür.
    • in general. all.
  3673. bilye Tür.
    • marble. ball of a ball bearing. ball. bead. spindal.
  3674. bilye Tür.
    • marble. ball. ball-bearing. ballbearing. agate. taw.
  3675. bilye Tür.
    • alley. marble. bilya.
  3676. bilyeli Tür.
    • having a metal ball.
  3677. bilyeli yatak Tür.
    • ball bearing.
  3678. bilyeli yatak Tür.
    • ball bearing.
  3679. bimanous İng.
    • s. iki elli.
  3680. bimanual İng.
    • s. iki elin de kullanılmasını icap ettiren .bimanually z. iki elle.
  3681. bimestrial İng.
    • s. iki ayda bir vaki olan
    • iki ay süren.
  3682. bimetalism İng.
    • i. para birimi olarak altın ve gümüşü veya diğer iki madeni birbirlerine olan nispetlerini tespit ederek kullanma sistemi
    • bu sistemi destekleyen doktrin veya siyaset.
  3683. bimetallic İng.
    • s. iki madenden meydana gelmiş
    • iki maden esasına dayanan para sistemine ait.
  3684. bimonthly İng.
    • s.,i., z. iki ayda bir vaki olan
    • ayda iki kere olan
    • i. iki ayda bir yayımlanan dergi
    • z. iki ayda bir
    • ayda iki kere.
  3685. bin Tür.
    • To put into a bin
    • as, to bin wine.
  3686. bin Tür.
    • thousand. thousand. mil. kilo-.
  3687. bin Tür.
    • thousand.
  3688. bin Tür.
    • thousand.
  3689. bin Tür.
    • The usual name of a directory containing runnable programs, possibly derived from the term binary or simply the english word denoting a container See searchpath.
  3690. bin Tür.
    • The first six digits of the account number appearing on the card Each state implements a unique BIN for state program identification.
  3691. bin Tür.
    • National Intelligence Agency.
  3692. bin Tür.
    • In mainframe computing, a Bin, refers to the "mailbox" where computer reports are distributed to computer users AITS maintains numbered bins for its clients" output at each campus.
  3693. bin Tür.
    • In CPU-speak, a single speed increment as defined by a 0 5 multiplier jump For example, on a 66MHz system bus, a 266MHz processor is one bin faster than a 233MHz processor.
  3694. bin Tür.
    • In CPU-speak, a single speed increment as defined by a 0 5 multiplier jump For example, on a 66MHz system bus, a 266MHz processor is one bin faster than a 233MHz processor.
  3695. bin Tür.
    • Each frequency point represented in the frequency domain display of an FFT is called a bin.
  3696. bin Tür.
    • Business Identification Number BPE: Business Process Engineering.
  3697. bin Tür.
    • Any Point of Sale container designed to hold bulk merchandise.
  3698. bin Tür.
    • An old form of Be and Been.
  3699. bin Tür.
    • An electronic capability in the memory of some advanced pulse generators which stores a certain type of data Bins are usually associated with rate ranges For example, one cardiac event is recorded by the pulse generator, classified by rate range and then stored in the bin for that rate range Bin counts can later be interrogated biphasic A waveform morphology having both a positive and negative deflection.
  3700. bin Tür.
    • A MacBinary II encoded file This file type, downloaded as MacBinary or Binary, can be decompressed with Stuffit Expander. [Arabic] son of.
  3701. bin Tür.
    • am.
  3702. bin Tür.
    • A euphonic form of the prefix Bi-. a container
    • usually has a lid the quantity contained in a bin store in bins.
  3703. bin Tür.
    • A DNA fragment size range within which alleles are assigned based on their relative electrophoretic mobilities.
  3704. bin Tür.
    • A directory that contains programs Your home directory probably has a subdirectory named bin The system has directories called /bin and /usr/bin.
  3705. bin Tür.
    • A directory that contains programs on a UNIX system.
  3706. bin Tür.
    • a container
    • usually has a lid. the quantity contained in a bin. an identification number consisting of a two-part code assigned to banks and savings associations
    • the first part shows the location and the second identifies the bank itself. store in bins.
  3707. bin Tür.
    • A box, frame, crib, or inclosed place, used as a receptacle for any commodity
    • as, a corn bin
    • a wine bin
    • a coal bin.
  3708. bin Tür.
    • Abbreviation for "binary" bin is frequently used as the name of a directory on a UNIX file system intended to contain executable programs, such as operating system utilities, or CGI programs in a subdirectory of a Web server"s content root. equivalent to gate.
  3709. bin İng.
    • i., f. ambar, kömürlük,kutu,sandık
    • f. ambarlamak,kutuya veya sandığa koymak.
  3710. bin bir Tür.
    • a thousand and one. an endless number of.
  3711. bin kat Tür.
    • thousand fold.
  3712. bina Tür.
    • construction. door. edifice. erection. structure. building.
  3713. bina Tür.
    • building. structure.
  3714. bina Tür.
    • building. edifice. structure. construction. fabric. facilities. mansions.
  3715. binaen Tür.
    • based on. in consequence of.
  3716. binaenaleyh Tür.
    • therefore. consequently.
  3717. binaenaleyh Tür.
    • therefore.
  3718. binary İng.
    • s., i. iki kısımdan meydana gelen, çift
    • bot. çift
    • mat. çift değişkenli, biner
    • biyol. çift isimli
    • i. iki şeyin karışımı. binary star çiftli yıldız. binary system çiftli sistem.
  3719. binate İng.
    • s., bot. çift halinde bulunan.
  3720. binaural İng.
    • s. iki kulak ile işitme
    • iki kulaklı
    • stereofonik.
  3721. binbaşı Tür.
    • major. commander. squadron leader. field officer.
  3722. binbaşı Tür.
    • major. commander. squadron leader.
  3723. binbaşı Tür.
    • major.
  3724. binbaşılık Tür.
    • rank of major. majority.
  3725. bind İng.
    • f., i. bağlamak yerine tespit etmek, raptetmek
    • dondurmak
    • tutmak, menetmek, engel olmak
    • inkıbaz etmek
    • kenarını tutturmak ciltlemek
    • huk. senetle bağlamak
    • donmak, tutmak (çimento v.b.)
    • i. bağlayan şey. bind over veya down huk. mali kefaletle bağlamak, senetle bir işi yapmaya mecbur tutmak. bind up sargı ile bağlamak. in a bind çıkmaza girmiş güç durumda.
  3726. binde bir Tür.
    • rarely.
  3727. binde bir Tür.
    • one per thousand. once in a blue moon.
  3728. binde bir Tür.
    • millesimal.
  3729. binder İng.
    • i. ciltçi, mücellit
    • bağ
    • cilt kap
    • biçer bağlar makina
    • tutkal. bindery i. mücellithane, ciltevi.
  3730. bindi Tür.
    • Bodywork combining exfoliation, herbal treatment, and light massage. a reusable, adhesive, decoration that is used by women and placed on the forehead between the eyebrows a traditional ornament that was used for women to symbolize that they are married is not used by women of all ages to add color and pizzazz to their outfit Choli - Short top that hits right above the belly Churidar - Fitted pants with extremely narrow legs that have extra length so they gather by the ankle Dupatta - Long scarf that can be worn around the neck, draped on the shoulders or held around the arms Jodhpuri - Styled in the Indian city of Jodhpur Khadi - A type of raw silk Kundan - Delicate beads that are made from metals and are hollow Kurta - A long shirt worn by men Lehnga - A long skirt with a matching top and a scarf Matar mala - Necklace beads that resemble small peas Moajdi - Indian shoes for men Sherwani - Men"s suits that include a long jacket and matching pants Zardosi - Silk embroidery in a authentic pattern.
  3731. bindi Tür.
    • Body treatment combining exfoliation, herbal treatment and light massage.
  3732. binding İng.
    • s., i. bağlayıcı, tutucu
    • geçerli, muteber
    • i. ciltleme
    • cilt
    • kenar şeridi.
  3733. bindirilmek Tür.
    • to be seen aboard. to be put into a vehicle. to be hit.
  3734. bindirilmiş kuvvetler Tür.
    • motorized forces.
  3735. bindirme Tür.
    • overlap. scarf. lading. loading. embarkment. mounting. ramming. boarding. falling aboard. clinker work. clinker built. projection. embarkation. overlapping. overlapped.
  3736. bindirme Tür.
    • imbrication. overlap. joint. corbel. embarkation.
  3737. bindirmek Tür.
    • to cause to mount. to help to get on. to add on. to overlap. to superpose. to run into. to bump into. to ram.
  3738. bindirmek Tür.
    • to add on. to overlap. to see sb abroad. to put sb on. to collide with. to ram. to run into. clash. get on / onto. get up.
  3739. bindle İng.
    • i., (argo) uyuşturucu madde paketi.
  3740. bindweed İng.
    • i., bot. boru çiçegi, kahkaha çiçedi, gunduz sefası, cadır çiçegi, bot Convolvulus arvensis hooded bindweed kopek pençesi, bof Calystegia sepium
  3741. bine İng.
    • i, bot. sarmaşık cinsi bitkilerin sap kısmı.
  3742. binek Tür.
    • saddle beast. mount. for riding.
  3743. binek Tür.
    • riding.
  3744. binek Tür.
    • mount. horse.
  3745. binek arabası Tür.
    • horsedrawn carriage.
  3746. binek atı Tür.
    • saddle horse. steed.
  3747. binek atı Tür.
    • roadster.
  3748. binek taşı Tür.
    • mounting block.
  3749. biner Tür.
    • thousand each.
  3750. biner Tür.
    • An abbreviation of carabiner. short for carabiner.
  3751. biner Tür.
    • American for carabiner which has too many syllables in. abbreviation for caribiner, a short loop of metal with a gate on it to attach things together. n abbreviation for carabiner, a short loop of metal with a gate on it to attach things together.
  3752. biner Tür.
    • abbreviation for carabiner, a short loop of metal with a gate on it to attach things together.
  3753. binet test İng.
    • Binet sistemine göre zekâ ölçme testi.
  3754. binge İng.
    • i., (argo) içki alemi, işret meclisi.
  3755. bingo İng.
    • i. bingo oyunu.
  3756. binici Tür.
    • rider.
  3757. binici Tür.
    • horseback rider.
  3758. binici Tür.
    • equestrian. horseman. rider. horsewoman.
  3759. binicilik Tür.
    • riding. horsemanship. horse-riding.
  3760. binicilik Tür.
    • riding. horsemanship. equitation. riding. show jumping.
  3761. binicilik Tür.
    • horsemanship. horse-riding. equitation. maneage.
  3762. bininci Tür.
    • thousandth.
  3763. bininci Tür.
    • the thousandth. millesimal.
  3764. biniş Tür.
    • style of riding a horse. parade uniform. mounting. boarding. ride.
  3765. binişmek Tür.
    • to get on the same vehicle. to overlap.
  3766. binlerce Tür.
    • thousands of.
  3767. binlerce Tür.
    • thousands of.
  3768. binlik Tür.
    • a thousand-lira note.
  3769. binmek Tür.
    • to get up on. to board. to mount. to ride. to travel. to overlap. to be added to. to go aboard. enter. get on / onto. hop.
  3770. binmek Tür.
    • mount. ride. to get on. to get into. to board. to mount. to ride. to overlap. to be added.
  3771. binmek Tür.
    • mount. board. get on. hop on. ride. sit.
  3772. binnacle İng.
    • i., den. pusula dolabı.
  3773. binocular İng.
    • s. i. iki gözün de kullanılmasını icap ettiren
    • i sık sık coğ. aynı anda iki gözle bakılabilen dürbün veya teleskop.
  3774. binomial İng.
    • s., i., mat. iki terimli
    • i. aralarında + veya -- bulunan iki terim
    • biyol. iki terimli isim bio- önek hayat.
  3775. bioastronautics İng.
    • i. uzay yolculuğunun canlılar üzerindeki etkisini inceleyen bilim dalı.
  3776. biochemistry İng.
    • i. hayati kimya, biyokimya.
  3777. biocycle İng.
    • i. biyosferin üç sahasından biri: deniz, tatlı su veya kara.
  3778. biodegradable İng.
    • s. bakterilerle ayrışabilen.
  3779. biodynamics İng.
    • i. biyoloji ilminin canlıların hareketlerini inceleyen dalı
  3780. bioecology İng.
    • i. bitki ve hayvanların çevre ile olan ilişkileriyle uğrasan ekoloji dalı biog. kıs biographer, biographical, biography
  3781. biogenesis İng.
    • i., biyol. canlı organizmaların sadece canlı organizmalardan geldiklerine ait kuram.
  3782. biographer İng.
    • i. hayat hikâyeleri yazan kimse, biyografi yazarı.
  3783. biographical İng.
    • s. hayat hikayesine ait, biyografiyle ilgili biographically z. bir kimsenin hayatıyla ilgili olarak.
  3784. biography İng.
    • i. hayat hikâyesi, biyografi, özyaşamöyküsü biol kıs biological, biologist, biology.
  3785. biological İng.
    • s. biyoloji ilmine ait, biyolojik biological warfare biyolojik savaş.
  3786. biologist İng.
    • i. biyoloji bilgini, biyolog.
  3787. biology İng.
    • i. biyoloji, hayat ilmi.
  3788. biolysis İng.
    • i. organizmaların ayrılıp dağılması.
  3789. biometry İng.
    • i. insan hayatının muhtemel süresini öIçme ilmi.
  3790. bionics İng.
    • i. canlıların davranışlarını inceleyerek bunları kompütör ve elektronikcihazlar alanında uygulama imkanlarını arayan elektronik bilim dalı
  3791. bionomics İng.
    • i. ekoloji.
  3792. biophysics İng.
    • i. biyofizik, fizik kanunlarının biyolojik hadiselere uygulanması ilmi.
  3793. bioplasm İng.
    • i., biyol. canlı madde, protoplazma.
  3794. biopsy İng.
    • i. biyopsi.
  3795. bioscope İng.
    • i. yirminci yüzylın başlarındaki şekliyle sinema oynatma makinası
  3796. bioscopy İng.
    • i., tıb. biyoskopi.
  3797. biosphere İng.
    • i. dünyanın kara, deniz ve tatlı sularında hayat belirtilerinin rastlandığı kısımlar, biyosfer.
  3798. biostatics İng.
    • i., biyol. uzuvların bünyeleri ile faaliyetleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi ilmi.
  3799. biosynthesis İng.
    • i. yaşayan hücrelerden oluşan organik maddelerin kimyasal terkibi.
  3800. biota İng.
    • i. herhangi bir coğrafi alan ve jeolojik devrenin karışmış direy ve biteyi.
  3801. biotics İng.
    • i. canlıların fonksiyonlarını inceleyen bilim dalı.
  3802. biotite İng.
    • i., min. biyotit, kara mika.
  3803. biparous İng.
    • s., bot. iki yana ait mihver
    • zool. ikiz doğuran.
  3804. bipartisan İng.
    • s. iki tarafı da tutan, iki tarafı da temsil eden.
  3805. bipartite İng.
    • s. iki bölümlü, iki kısımlı
  3806. biped İng.
    • i. iki ayaklı hayvan. bipedal s. iki ayaklı.
  3807. bipetalous İng.
    • s., bot. iki taç yapraklı.
  3808. bipinnate İng.
    • s., bot. çift tüylü.
  3809. biplane İng.
    • i. çift kanatlı uçak.
  3810. bipod İng.
    • i. iki ayaklı sehpa, destek.
  3811. bipolar İng.
    • s. iki kutuplu.
  3812. biquadrate İng.
    • i., mat. dördüncü kuvvet. biquadrat'ic s. dördüncü kuvvetten.
  3813. biquarterly İng.
    • s. her üç ayda bir iki defa görülen.
  3814. bir Tür.
    • Stands for Bureau of Internal Revenue and is in charge of collecting all internal taxes.
  3815. bir Tür.
    • one. single. some. one. single. mono-. uni-. un.
  3816. bir Tür.
    • one. single. some. mono-. uni-. un.
  3817. bir Tür.
    • one. single. a. an. unique. sole. the same. owned in common. united. such a. only. any. certain. identical. indifferent. solitary. some. the.
  3818. bir Tür.
    • British Institute of Radiology.
  3819. bir an önce Tür.
    • forthwith. immediately. straightaway.
  3820. bir an önce Tür.
    • as soon as possible. at your earliest convenience. at the earliest possible date. promptly.
  3821. bir anda Tür.
    • overnight.
  3822. bir anda Tür.
    • in a flash. in a jiffy. momentary. in a snap. trice in a.
  3823. bir ara Tür.
    • sometime.
  3824. bir ara Tür.
    • sometime.
  3825. bir arada Tür.
    • altogether.
  3826. bir araya gelmek Tür.
    • to come together. to happen at the same time.
  3827. bir araya gelmek Tür.
    • amass. cluster. congregate. gather. mass. muster.
  3828. bir araya getirmek Tür.
    • assemble. combine. congregate. gather. gather together. to heap together. pool. put together. rake up. string together. tack together. tag together. throw together.
  3829. bir araya getirmek Tür.
    • aggregate. cluster. raise. rally.
  3830. bir avuç Tür.
    • a handful.
  3831. bir bakıma Tür.
    • as it were.
  3832. bir bakıma Tür.
    • after a fashion. in a sense. somewhat. in a way. in one way.
  3833. bir bir Tür.
    • one by one.
  3834. bir boyda Tür.
    • of the same height.
  3835. bir çift Tür.
    • one couple of.
  3836. bir çift söz Tür.
    • a couple of words.
  3837. bir çırpıda Tür.
    • at once. at one stretch. in a stretch. at one sweep. trice in a.
  3838. bir daha Tür.
    • once again.
  3839. bir daha Tür.
    • again. over again. second.
  3840. bir daha Tür.
    • again.
  3841. bir damla Tür.
    • a drop of.
  3842. bir defa Tür.
    • once.
  3843. bir defada Tür.
    • in / at one go.
  3844. bir defalık Tür.
    • for once only.
  3845. bir hamlede Tür.
    • at one go.
  3846. bir hayli Tür.
    • quite. very. a lot. a good few. some. tons.
  3847. bir iki Tür.
    • one or two.
  3848. bir kere Tür.
    • once. for one thing. for one.
  3849. bir kere Tür.
    • once.
  3850. bir kerecik Tür.
    • for once.
  3851. bir kerelik Tür.
    • one- time.
  3852. bir lahzada Tür.
    • in a jiffy.
  3853. bir nebze Tür.
    • a bit. a little bit. a tiny bit. ray. smidgen.
  3854. bir o kadar Tür.
    • as much. the same amount.
  3855. bir ölçüde Tür.
    • to some extent.
  3856. bir parça Tür.
    • a bar of.
  3857. bir solukta Tür.
    • quickly.
  3858. bir sürü Tür.
    • multitudinous. pocketful.
  3859. bir tane Tür.
    • unit.
  3860. bir tomar Tür.
    • a scrap of.
  3861. bir tutam Tür.
    • wispy.
  3862. bir tutam Tür.
    • a pinch of.
  3863. bir yana Tür.
    • except for the fact that.
  3864. bir yana Tür.
    • aside.
  3865. bir yana Tür.
    • apart. apart from. aside. apart from the fact that. irrespective of the fact.
  3866. bir yığın Tür.
    • a heap.
  3867. bir zamanlar Tür.
    • once-upon-a-time. once.
  3868. bir zamanlar Tür.
    • once upon a time. formerly.
  3869. bir zamanlar Tür.
    • once upon a time.
  3870. bira Tür.
    • beer. wallop.
  3871. bira Tür.
    • beer. ale. hop. suds.
  3872. bira Tür.
    • beer. ale. bitter.
  3873. bira bardağı Tür.
    • beer glass.
  3874. bira fabrikası Tür.
    • brewery. breweries. brewing industry.
  3875. bira fabrikası Tür.
    • brewery.
  3876. bira mayası Tür.
    • yeast.
  3877. bira mayası Tür.
    • brewers yeast.
  3878. biracı Tür.
    • brewer.
  3879. biracı Tür.
    • beer brewer / drinker.
  3880. biracılık Tür.
    • brewing industry.
  3881. birader Tür.
    • brother. old fellow.
  3882. birader Tür.
    • brother. buddy. mate. man.
  3883. birahane Tür.
    • brewery. beer house. public house.
  3884. birahane Tür.
    • alehouse.
  3885. biraz Tür.
    • some. a little. certain. mildly. modicum. rather. slightly. somewhat.
  3886. biraz Tür.
    • any. some. tolerable. any. some. a bit. a little. somewhat. something of. awhile. not least. modicum. somewhat.
  3887. biraz Tür.
    • any. some. tolerable. a bit. a little. somewhat. something of. awhile. not least. modicum. mildly. moderately. slightly.
  3888. birazcık Tür.
    • fractionally. little. ounce. remotely.
  3889. birazcık Tür.
    • a little bit.
  3890. birazdan Tür.
    • soon. shortly after. ere long. presently.
  3891. birazdan Tür.
    • presently. soon. in a little while. a little later.
  3892. birazdan Tür.
    • in a while. a little later. presently.
  3893. birbiri Tür.
    • each other. one another.
  3894. birbiri Tür.
    • each other.
  3895. birbiri Tür.
    • each other.
  3896. birbirinden ayrılmak Tür.
    • to part company.
  3897. birbirini izleyen Tür.
    • consecutive. sequent. successive.
  3898. birch İng.
    • i., f. huş ağacı, bot. Betula
    • bu ağacın kerestesi
    • bu ağaçtan yapılmış falaka değneği
    • f. bu denekle sopa atmak.
  3899. birçoğu Tür.
    • many of.
  3900. birçoğu Tür.
    • many. most.
  3901. birçok Tür.
    • many. multiple. numerous. umpteen. various.
  3902. birçok Tür.
    • a lot of. diverse. not a few. many.
  3903. birçok Tür.
    • a good few. a lot. multiple. various. manifold.
  3904. bird İng.
    • i., f. kuş
    • hindi gibi hayvanlar
    • bedmintın oyunundaki top
    • (argo) herif
    • yuha çekme
    • f. kuş tutmak, avlamak. birdbath i. kuşların yıkanması için çukur tas. bird cage kuş kafesi. birdcall i. kuş ıslığı. bird catcher kuş tutan kimse. bird dog. av kopeği. bird fancier kuş meraklısı kuşbaz. bird grass kuş otu. bird in the hand cantada keklik, temin edilen menfaat. birdhouse i. ağaca asılı tahta kuş yuvası. birdlime i. ökse, tuzak birdman i. kuş avcısı, kuşçu
    • k.dili tayyareci, pilot bird's-nest f. kuş yuvalarını aramak, kuş yumurtalarını çalmak. bird of night baykuş. bird of paradise Yeni Gine'ye mahsus cennet kuşu. birds of a feather huyları benzer olan kimseler. bird watcher kuş gözlemi yapan kimse. for the birds (argo) değersiz, saçma. give the bird (argo) yuha çekmek, ıslıklamak. old bird ihtiyar kurt tecrübeli kimse.
  3905. bird's-foot İng.
    • i. taş yoncası, bot. Lotus corniculatus.
  3906. birden Tür.
    • suddenly. at once. short. bang. all of a sudden. all at once ansızın. aniden. at a time. at the same time.
  3907. birden Tür.
    • instantaneous. suddenly. at a stroke. all of a sudden. at one heat. at once. per saltum. plump. pop. sharp. short. slap. slap-bang. snap.
  3908. birden Tür.
    • all of a sudden. suddenly. outright.
  3909. birdenbire Tür.
    • suddenly. on a sudden. in a flash. out of clear sky. abruptly. all at once. at once. all of a sudden.
  3910. birdenbire Tür.
    • suddenly ansızın. aniden.
  3911. birdenbire Tür.
    • all of a sudden. suddenly.
  3912. birdie İng.
    • i., k.dil
    • küçük kuş, kuşcağız
    • golfda bogi den bir eksik vuruş bird's-eye s. kuş bakışı, tepeden
    • umum, genel, ayrıntsız
    • kuş gözüne benzer benekleri olan bird's-eye maple ağaç kısmı benekli bir çeşit isfendan ağacı bird's-eye view kuş bakışı görünüş, manzara.
  3913. bire bir Tür.
    • most efficacious.
  3914. birebir Tür.
    • wirksam. sehr geeignet.
  3915. birebir Tür.
    • sovereign. the most efficacious. just the job. one-to-one.
  3916. bireme İng.
    • i. çift sıra kürekleri olan eski zaman kadırgası.
  3917. birer Tür.
    • one each. one a piece.
  3918. birer Tür.
    • one apiece. one each.
  3919. birer birer saymak Tür.
    • numerate.
  3920. bireşim Tür.
    • synthesis.
  3921. bireşim Tür.
    • synthesis.
  3922. biretta İng.
    • i. Katolik din adamlarının giydiği köşeli ufak şapka.
  3923. birey Tür.
    • individual. private individual.
  3924. birey Tür.
    • individual. person. individual fert.
  3925. birey Tür.
    • individual. person.
  3926. bireyci Tür.
    • individualistic ferdiyetçi.
  3927. bireyci Tür.
    • individualist.
  3928. bireyci Tür.
    • individualist.
  3929. bireyleşme Tür.
    • individualization.
  3930. bireyleştirme Tür.
    • individualization.
  3931. bireyleştirmek Tür.
    • individualize.
  3932. bireylik Tür.
    • individuality.
  3933. bireysel Tür.
    • individual. individualistic. singular. separate.
  3934. bireysel Tür.
    • individual. individual ferdi.
  3935. bireysel Tür.
    • individual. civil. separate.
  3936. bireysellik Tür.
    • individualism ferdiyet.
  3937. bireysellik Tür.
    • haecceity.
  3938. biri Tür.
    • man. somebody.
  3939. biri Tür.
    • cookie. one. one. any. someone. somebody.
  3940. biri Tür.
    • cookie. one. any. someone. somebody.
  3941. biricik Tür.
    • unique. the only.
  3942. biricik Tür.
    • unique. only. one and only. single. sole. well-beloved. dearie. deary.
  3943. biricik Tür.
    • only. unique. sole.
  3944. birikim Tür.
    • float. fund. accumulation. aggregation. deposition.
  3945. birikim Tür.
    • back demand. saving. accumulation. backlog. depot. nest egg.
  3946. birikim Tür.
    • accumulation. backlog. build up. aggregation.
  3947. birikinti Tür.
    • conglomeration. accumulation. heap. talus.
  3948. birikinti Tür.
    • accumulation. collection. deposit.
  3949. birikme Tür.
    • accumulation. accrual. accruement accrument.
  3950. birikme Tür.
    • accumulation.
  3951. birikmek Tür.
    • collect. drift. to accumulate. to pile up. to drift. to mass. to collect. to gather.
  3952. birikmek Tür.
    • accumulate. pile up. come together. collect. roll up.
  3953. birikmek Tür.
    • accrue. to assemble. to accumulate. to come together. to form a mass. build up. collect. crowd. tot up.
  3954. birikmiş Tür.
    • accumulative. accrued. accumulated.
  3955. birikmiş Tür.
    • accumulated. cumulative. accumulative.
  3956. biriktirme Tür.
    • accumulation. saving. collection.
  3957. biriktirme Tür.
    • accumulation. build up. saving.
  3958. biriktirme Tür.
    • accumulation.
  3959. biriktirmek Tür.
    • collect. save. accumulate. amass. gather. keep back. lay aside. lay by. put aside. put away. put by. roll up. salt. set apart. set by. setaside. treasure up.
  3960. biriktirmek Tür.
    • accumulate. to gather. to assemble. to save up. amass. to lay by. collect. hive. hoard. hoard up. lay aside. lay in. lay up. save. set by. store. store up.
  3961. biriktirmek Tür.
    • accumulate. amass. collect. hoard. store. to save. to put sth aside. to accumulate. to collect. to gather. to amass.
  3962. birileri Tür.
    • some people.
  3963. birileri Tür.
    • ones.
  3964. birim Tür.
    • volume. module. unit. point.
  3965. birim Tür.
    • unit. monad.
  3966. birim Tür.
    • denomination. unit.
  3967. birinci Tür.
    • first. the first. fundamental. initial. premier. prime.
  3968. birinci Tür.
    • first. primary. premier. uppermost. winner.
  3969. birinci Tür.
    • first. premier. primary. champion.
  3970. birinci sınıf Tür.
    • first class.
  3971. birinci sınıf Tür.
    • first class.
  3972. birinci sınıf Tür.
    • classic.
  3973. birincil Tür.
    • primary esas.
  3974. birincil Tür.
    • primary.
  3975. birincilik Tür.
    • first rank / place. championship.
  3976. birincilik Tür.
    • first place. championship.
  3977. birincilik Tür.
    • first.
  3978. birisi Tür.
    • somebody.
  3979. birisi Tür.
    • anyone. anybody. somebody. someone.
  3980. birisi Tür.
    • any. anybody. somebody. one. someone.
  3981. birkaç Tür.
    • few. several. some.
  3982. birkaç Tür.
    • a few. several. some. various.
  3983. birkaç Tür.
    • a few. several. a few. a number of. one or two. several.
  3984. birkaçı Tür.
    • a few of.
  3985. birl İng.
    • f. yuvarlanmak, döne döne gitmek.
  3986. birleşen Tür.
    • concurrent. confluent.
  3987. birleşen Tür.
    • concurrent.
  3988. birleşik Tür.
    • united. joint. connected. conjoint. combined. adjunctive. confederate. conjugate. conjunct. federate. integrated. jointed. unified.
  3989. birleşik Tür.
    • confederate. federal. joint. united. compound. composite.
  3990. birleşik Tür.
    • composite. joint. united. associated. combined. confederate. federal. solid.
  3991. birleşik oturum Tür.
    • joint session.
  3992. birleşim Tür.
    • conjunction. consolidation. mix. session. sitting. union.
  3993. birleşim Tür.
    • combination.
  3994. birleşim Tür.
    • combination.
  3995. birleşme Tür.
    • union. joining. coalition. cohesion. conjugation. accord. alliance. association. coalescence. concrescence. concretion. conjunction. copulation. fusion. hookup. incorporation. integration. joinder. juncture. meeting. merger. reunion. unification.
  3996. birleşme Tür.
    • merger. combination. accord. adjunction. alliance. coalescence. coalition. cohesion. concert. conjunction. consolidation. join. joining. league. marriage. sodality. tie up. unification. union. unity.
  3997. birleşme Tür.
    • alliance. bond. coalescence. coalition. combination. conjunction. consolidation. fusion. incorporation. mating. union. unity. association. junction. unification. merger. sexual intercourse. intercourse. coitus.
  3998. birleşmek Tür.
    • to make one. to unite. to meet. to agree. to combine. accrete. ally. amalgamate. close. coalesce. cohere. confederate. congregate. conjoin. conjugate. consolidate. consort. converge. incorporate. link. merge. piece. warm wise. to merge.
  3999. birleşmek Tür.
    • inosculate. join. unite. confederate. coalesce. combine. conjoin. reunite. agree. affiliate. ally. ally oneself. amalgamate. associate oneself. band together. congregate. conjugate. converge. couple. fasten. federate. fuze. gang. incorporate. knit. k.
  4000. birleşmek Tür.
    • affiliate. ally. amalgamate. assemble. associate. bond. close. coalesce. cohere. combine. communicate. confederate. consolidate. conspire. federate. incorporate. join. knit. merge. reunite. unite. to unite. to join. to connect. to associate. to combine. to couple. to coalesce. to conjoin. to amalgamate. to merge. to incorporate. to band together. to confederate.
  4001. birleştirici Tür.
    • uniting. connective. splicer.
  4002. birleştirici Tür.
    • consolidative.
  4003. birleştirici Tür.
    • connective.
  4004. birleştirilme Tür.
    • being united. consolidating. amalgamation. connection. combination. compounding. union. combining. assembling. connecting. unification. coordination. synthesis. synthetic. grouping. merger. uniting.
  4005. birleştirme Tür.
    • combining. assembling. joining. affiliation. aggregation. combination. fusion. incorporation. integration. unification.
  4006. birleştirme Tür.
    • combination. consolidation. incorporation. union. joining.
  4007. birleştirme Tür.
    • assembling. combination. concatenation. consolidation. fusion. joinder. match merging. unification.
  4008. birleştirmek Tür.
    • join. merge. combine. defragment. to unite. to put together. to combine. to assemble. to joint. to tie. to interlace. to weld. to compound. to incorporate. to connect. to compose. to mix. to unify. to consolidate. to hook up. to integrate. to interweave.
  4009. birleştirmek Tür.
    • consubstantiate. unite. join. combine. consolidate. assemble. put together. stick together. aggregate. ally. amalgamate. associate. colligate. compound. confederate. congregate. conjoin. connect. couple. dovetail. federate. fuze. incorporate. inoscul.
  4010. birleştirmek Tür.
    • affiliate. ally. amalgamate. associate. bind. bond. cement. close. combine. compose. compound. confederate. connect. consolidate. couple. incorporate. join. link. merge. pool. reunite. unify. unite. to unite. to bind. to join. to bond. to couple. to combine. to connect. to associate. to assemble. to merge. to confederate. to incorporate. to conjoin. to amalgamate. to band together. to put together. to attach.
  4011. birli Tür.
    • unary.
  4012. birli Tür.
    • ace.
  4013. birlik Tür.
    • unity. union. confederation. combination. unit. corps. troop. alliance. body. brotherhood. coalescence. collaboration. combine. communion. company. confederacy. conference. contingent. ensemble. establishment. fellowship. force. fraternity. gild. gui.
  4014. birlik Tür.
    • association. assocation. union. unity. oneness. accord. identity. similarity. equity. corporation. unit. combination. confederacy. consolidation. consortium. federation. gemeinschaft. party. sodality. solidarity. squad. unison.
  4015. birlik Tür.
    • alliance. association. block. brotherhood. college. combination. combine. company. concord. confederacy. confederation. consortium. contingent. ensemble. federation. force. fraternity. league. party. pool. solidarity. union. unison. unit. unity. sameness. equality. similarity. corporation.
  4016. birlik olmak Tür.
    • to agree (on a plan of action.
  4017. birlikte Tür.
    • together. in company. in common. cum. all in one. in unison.
  4018. birlikte Tür.
    • joint. co. in collaboration with. in concur with. unisonous. together. as one man. jointly. in common. as well as. co-. cum. with.
  4019. birlikte Tür.
    • along. together. in company.
  4020. birlikte yaşama Tür.
    • living together.
  4021. birlikte yaşama Tür.
    • cohabitation.
  4022. birliktelik Tür.
    • togetherness.
  4023. birliktelik Tür.
    • synergy.
  4024. birsam Tür.
    • insane delusion. mental delusion.
  4025. birtakım Tür.
    • some. a certain number of. certain.
  4026. birtakım Tür.
    • a certain number of. certain. some.
  4027. birth İng.
    • i. doğum, doğma, doğuş, veladet
    • soy, nesep
    • başlangıç, kaynak
    • zuhur. birth control doğum kontrolü. birthday i. doğum günü .birthmark i. doğuştan var olan yüz veya vücuttaki leke. birthplace i. doğum yeri. birth rate nüfusa göre doğum oranı. birthright i. doğuştan kazanılan hak. birthstone i. bir kimsenin doğduğu ayı temsil eden ve kendisine uğur getirecedine inanılan taş. give birth to doğurmak, meydana getirmek, kaynak teşkil etmek.
  4028. birthwort İng.
    • i. kurtluca, zeravent, bot. Aristolochia.
  4029. bis İng.
    • z. iki defa, tekrar.
  4030. biscuit İng.
    • z. bisküvit, çörek, kremasız pasta
    • açık kahverengi
    • perdah vurmadan evvelki haliyle fırınlanmış çanak çömlek.
  4031. bise İng.
    • i. Güney Avrupa,nın bazı bölgelerinde, kuzey ve kuzey doğudan esen kuru ve soğuk rüzgâr.
  4032. bisect İng.
    • f. ikiye bölmek
    • geom. iki eşit parçaya ayırmak. bisection i. ikiye bölme. bisector i., geom. açıortay.
  4033. biseksüel Tür.
    • bisexual.
  4034. biseksüellik Tür.
    • bisexuality.
  4035. bisexual İng.
    • s., biyol. hem erkek hem dişi, iki cinsiyetli, hünsa
    • bot. kendi kendini aşılayan.
  4036. bishop İng.
    • i., f. piskopos
    • satranç fil
    • sıcak ve baharatlı şarap
    • f. piskopos tayin etmek. bishop's miter shell firavun tacı, zool. Mitra episcopalis.
  4037. bishopric İng.
    • i. piskoposluk rütbe, görev ve bölgesi.
  4038. bisiklet Tür.
    • bicycle. bike. cycle. push-bicycle. push-bike. roadster. velocipede. wheel. pushbike.
  4039. bisiklet Tür.
    • bicycle. bike. cycle. push-bicycle. push-bike. roadster. velocipede. wheel.
  4040. bisiklet Tür.
    • bicycle.
  4041. bisiklet yaka Tür.
    • crew neck.
  4042. bisiklet yolu Tür.
    • bike lane. bike path. cycle path. cycle track.
  4043. bisikletçi Tür.
    • cyclist.
  4044. bisikletçi Tür.
    • cyclist.
  4045. bisiklete binmek Tür.
    • to ride a bicycle.
  4046. bisiklete binmek Tür.
    • bicycle. bike.
  4047. bisilicate İng.
    • i., kim. bisilikat.
  4048. Bişkek Tür.
    • Bishkek.
  4049. bisküvi Tür.
    • biscuit. cookie. cracker. cooky.
  4050. bisküvi Tür.
    • biscuit. cookie. cooky.
  4051. bisküvi Tür.
    • biscuit. cookie.
  4052. bismillah Tür.
    • The invocation of the name of Allah in the form: "In the Name of God, the merciful Lord of mercy" It precedes every act of Muslim piety and every surah except surah 9.
  4053. bismillah Tür.
    • Means "In the name of Allah". "In the name of God" It"s used by Muslims to ask for God"s blessing on any action, and is found at the start of almost every surah of the Holy Qur"an.
  4054. bismillah Tür.
    • in the name of God.
  4055. bismillah Tür.
    • In the name of Allah [biss-mih-LAH] What Muslims say before engaging in most anything, especially before reading Qur"an, before eating, when entering a room [before entering toilet area, ask for protection from the male and female jinn], when leaving and entering the house, etc.
  4056. bismillah Tür.
    • "In the name of Allah".
  4057. bismillah Tür.
    • In Islamic culture, meaning "in the name of Allah". "In the name of God".
  4058. bismillah Tür.
    • An adjuration or exclamation common among the Mohammedans.
  4059. bismuth İng.
    • i., kim. bizmut.
  4060. bison İng.
    • i. bizon, bir çeşit Kuzey Amerika yabani sığırı.
  4061. bisque İng.
    • i. birkaç çeşit koyu çorba
    • av etiyle veya deniz mahsulleriyle yapılan çorba
    • bir çeşit dondurma
    • tenis gibi oyunlarda oyuncuya tanınan fazladan bir vuruş veya buna benzer bir hak
    • sırsız çömlek.
  4062. bissextile İng.
    • s., i. artık yıla ait
    • i. artık yıl.
  4063. bistable İng.
    • s. iki sabit durumu olan.
  4064. bister, bistre İng.
    • i. koyu kahverengi bir çeşit boya
    • kurum boyası.
  4065. bistort İng.
    • i. kurt pençesi, yılankökü, bot. Polygonum bistorta.
  4066. bistoury İng.
    • i. neşter, bisturi, teşrih bıçağı.
  4067. bistro Tür.
    • bistro.
  4068. bistro Tür.
    • a small informal restaurant
    • serves wine.
  4069. bistro Tür.
    • a small informal restaurant
    • serves wine.
  4070. bistro İng.
    • i., k.dili küçük bar, taverna, gece kulübü
  4071. bisturi Tür.
    • lancet. scalpel.
  4072. bisulfate, bisulphate İng.
    • i., kim. bisülfat.
  4073. bisulfite, bisulphite İng.
    • i., kim. bisülfit.
  4074. bit Tür.
    • The smallest unit of information on a computer network
    • a binary digit Data is transmitted in bits per second.
  4075. bit Tür.
    • The smallest unit of information in a computer, equivalent to a single zero or a one The word "bit" is a contraction of a "binary digit" Eight bits are needed to create a single alphabetical or numerical character, which is called a "byte ".
  4076. bit Tür.
    • The smallest unit of information a computer can manipulate A bit is either 0 or 1 Eight bits combine to make one byte Abbreviated "b ". -- A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidth is usually measured in bits-per-second See also Bandwidth, Byte, Kilobyte, and Megabyte.
  4077. bit Tür.
    • The smallest unit of data processing information A bit assumes the value of either 1 or 0.
  4078. bit Tür.
    • The smallest element of computerized data A full text page in English is about 16,000 bits.
  4079. bit Tür.
    • The part of a key which enters the lock and acts upon the bolt and tumblers.
  4080. bit Tür.
    • The part of a bridle, usually of iron, which is inserted in the mouth of a horse, and having appendages to which the reins are fastened.
  4081. bit Tür.
    • The cutting iron of a plane.
  4082. bit Tür.
    • Somewhat
    • something, but not very great.
  4083. bit Tür.
    • Short for binary digit The smallest unit of information a computer can have The value of a bit is 1 or 0.
  4084. bit Tür.
    • See Bitstock.
  4085. bit Tür.
    • louse. nit.
  4086. bit Tür.
    • louse. headlouse. cootie.
  4087. bit Tür.
    • In the Southern and Southwestern States, a small silver coin formerly current
    • commonly, one worth about 12 1/2 cents
    • also, the sum of 12 1/2 cents. 3d sing. pr. of Bid, for biddeth.
  4088. bit Tür.
    • In the British West Indies, a fourpenny piece, or groat. the cutting part of a drill
    • usually pointed and threaded and is replaceable in a brace or bitstock or drill press
    • "he looked around for the right size bit" piece of metal held in horse"s mouth by reins and used to control the horse while riding
    • "the horse was not accustomed to a bit" a small fragment of something broken off from the whole
    • "a bit of rock caught him in the eye" a unit of measurement of information
    • the amount of information in a system having two equiprobable states
    • "there are 8 bits in a byte".
  4089. bit Tür.
    • Hence: A small piece of anything
    • a little
    • a mite.
  4090. bit Tür.
    • Fig.: Anything which curbs or restrains.
  4091. bit Tür.
    • bit.
  4092. bit Tür.
    • Binary digit, the smallest unit of information in a computer, represented as a 0 or 1 One character is typically seven or eight bits in length.
  4093. bit Tür.
    • Binary digIT A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidth is usually measured in bits-per-second.
  4094. bit Tür.
    • BInary digiT The smallest unit of information in a computer, either on or off, represented in binary as either 1 or 0. -- A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidth is usually measured in bits-per-second. A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidth is usually measured in bits-per-second.
  4095. bit Tür.
    • A unit of measurement that represents one figure or character of data A bit is the smallest unit of storage in a computer Since computers actually read 0s and 1s, each is measured as a bit The letter A consists of 8 bits which amounts to one byte Bits are often used to measure the capability of a microprocessor to process data, such as 16-bit or 32-bit.
  4096. bit Tür.
    • A tool for boring, of various forms and sizes, usually turned by means of a brace or bitstock.
  4097. bit Tür.
    • a small quantity
    • "a spot of tea"
    • "a bit of paper". a small fragment of something broken off from the whole
    • "a bit of rock caught him in the eye". an indefinitely short time
    • "wait just a moment"
    • "it only takes a minute"
    • "in just a bit". an instance of some kind
    • "it was a nice piece of work"
    • "he had a bit of good luck". piece of metal held in horse"s mouth by reins and used to control the horse while riding
    • "the horse was not accustomed to a bit". a unit of measurement of information
    • the amount of information in a system having two equiprobable states
    • "there are 8 bits in a byte". a small amount of solid food
    • a mouthful
    • "all they had left was a bit of bread". a small fragment
    • "overheard snatches of their conversation". a short theatrical performance that is part of a longer program
    • "he did his act three times every evening"
    • "she had a catchy little routine"
    • "it was one of the best numbers he ever did". the cutting part of a drill
    • usually pointed and threaded and is replaceable in a brace or bitstock or drill press
    • "he looked around for the right size bit".
  4098. bit Tür.
    • A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidthis usually measured in bits-per-second See also: Bandwidth, Bit, bps, Byte, Kilobyte, Megabyte. -- A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidth is usually measured in bits-per-second See Also: Bandwidth, Bps, Byte, Kilobyte, Megabyte. - A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerised data Bandwidth is usually measured in bits-per-second See Also: Bandwidth, Bps, Byte, Kilobyte, Megabyte Go to top. -- A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidth is usually measured in bits-per-second See Also: Bandwidth, Bps, Byte, Kilobyte, Megabyte.
  4099. bit Tür.
    • A single-digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero A bit is the smallest unit of computerized data Bandwidth is usually measured in bits-per-second.
  4100. bit Tür.
    • A part of anything, such as may be bitten off or taken into the mouth
    • a morsel
    • a bite.
  4101. bit Tür.
    • A contraction of binary digit, a bit is the smallest unit of information that a computer can hold Eight bits is equivalent to a byte The speed at which bits are transmitted or bit rate is usually expressed as bits per second or bps. -- A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidth is usually measured in bits-per-second See Also: Bandwidth, Bps, Byte, Kilobyte,Megabyte. -- A single digit number in base-2
    • in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidth is usually measured in bits-per-second.
  4102. bit Tür.
    • A binary digit
    • it is the most basic unit of data that can be recognized and processed by a computer. A bit is the smallest unit of data in a computer A bit has a single binary value, either 0 or 1.
  4103. bit Tür.
    • A binary digit
    • a zero or one The basic unit of storage and information transfer in a computer system.
  4104. bit Tür.
    • Abbreviated with small "b" Binary Digit The smallest unit of data in a computer.
  4105. bit İng.
    • i., s. parça, lokma, kırıntı, küçük bir kısım
    • kısa zaman
    • bilgi iletme birimi, elektronik beyin vb ile muhaverede en ufak birim
    • (sahnede) ufak rol
    • A.B.D., (argo) numara
    • ing. pek az değerli ufak para
    • A.B.D. yirmibeş sentin yarısı: two bits yirmibeş sent
    • s. ufak, önemsiz
    • az .a bit biraz, bir derece. do one's bit kendi payına düşeni yapmak. a good bit hayli, epeyce. a little bit azıcık, bir parça. bit by bit azar azar, yavaş yavaş. give a bit of one's mind haşlamak, azarlamak. not a bit hiç de değil, asla .
  4106. bit İng.
    • i., f. bir aletin keskin olan ucu
    • matkap
    • gem
    • anahtarın kilide giren kısmı
    • f. gemlemek
    • tahdit etmek, sınırlamak. take the bit in one's teeth idareyi eline almak.
  4107. bit yeniği Tür.
    • catch.
  4108. bitap Tür.
    • tired. exhausted.
  4109. bitap Tür.
    • exhausted. feeble. weary. dead-beat. tired out. all in.
  4110. bitaraf Tür.
    • impartial. neutral. unprejudiced. without prejudice. equitable.
  4111. bitaraflık Tür.
    • impartiality. neutrality.
  4112. bitch İng.
    • i., f. dişi köpek veya kurt
    • kancık
    • (argo) Şirret kadın
    • kötü kadın
    • f., (argo) şikâyet etmek
    • acemice iş yapmak. bitchy s. orospu tabiatlı, şirret
  4113. bite İng.
    • f. ısırmak, dişlemek
    • sokmak (arı v.b.)
    • oltaya vurmak (balık)
    • yakmak
    • aşındırmak, yemek
    • ısırık, parça lokma
    • diş izi
    • keskinlik (içki,biber,soğuk). bite off more than one can chew başından büyük işe girişmek. bite the dust düşüp ölmek biting s. keskin
    • acı.
  4114. biteviye Tür.
    • monotonous. ceaseless.
  4115. biteviye Tür.
    • continuously. incessantly bidüziye.
  4116. biteviyelik Tür.
    • monotony.
  4117. bitik Tür.
    • finished. exhausted. worn out. bad. serious. in trouble. flat.
  4118. bitik Tür.
    • exhausted. broken down. in love. wan.
  4119. bitik Tür.
    • all over.
  4120. bitim Tür.
    • ending. end. expiry.
  4121. bitim Tür.
    • close. conclusion. end. epilogue. termination. ending.
  4122. bitimli Tür.
    • finite.
  4123. bitimsiz Tür.
    • infinite. limitless.
  4124. bitimsiz Tür.
    • infinite.
  4125. bitirilme Tür.
    • completion. finishing.
  4126. bitirilmek Tür.
    • to be completed. to be finished.
  4127. bitirim Tür.
    • smashing. crack. smart.
  4128. bitirme Tür.
    • finish. termination.
  4129. bitirme Tür.
    • completion. graduation. conclusion. finishing. finishing off. perfection. termination.
  4130. bitirme Tür.
    • completion. finishing. ending. graduation. closure. consumption.
  4131. bitirmek Tür.
    • quit. end. to finish. to complete. to accomplish. to terminate. to exhaust. to destroy. arrange. carry through. clean up. close. conclude. consume. deplete. determine. devour. eat. to make an end of. finalize. fulfil. get through. pack in. perfect. sap. s.
  4132. bitirmek Tür.
    • finish. leave off. complete. bring to an end. end. terminate. graduate. run out. sign off. call it off. break up. carry through. cease. clean up. clear off. close. bring to completion. conclude. consume. deplete. drink. make an end of. put an end to.
  4133. bitirmek Tür.
    • arrest. complete. conclude. deplete. end. exhaust. finish. heal. scotch. spend. terminate. transact. to finish. to end. to conclude. to break sth up. to break sth off. to get through. to consume. to use up. to complete. to accomplish. to exhaust. to kill. to tire out.
  4134. bitiş Tür.
    • finish. windup.
  4135. bitiş Tür.
    • finish. finale. termination. expiration. expiry.
  4136. bitiş Tür.
    • ending. expiration. finish. end.
  4137. bitişik Tür.
    • adjacent. contiguous. joining. touching. next to. next-door. next-door house. neighbour.
  4138. bitişik Tür.
    • adjacent. contiguous. joining. attached. next door. adjoining. coterminous. neighbouring.
  4139. bitişik Tür.
    • adjacent.
  4140. bitişiklik Tür.
    • contiguity. juxtaposition.
  4141. bitişiklik Tür.
    • adjacency.
  4142. bitişme Tür.
    • juncture.
  4143. bitişme Tür.
    • contiquity.
  4144. bitişmek Tür.
    • to join. to touch. to become contiguous. to adhere. to stick.
  4145. bitiştirmek Tür.
    • concatenate. to juxtapose.
  4146. bitki Tür.
    • plant. vegetable. herb. wort.
  4147. bitki Tür.
    • plant. vegetable.
  4148. bitki Tür.
    • bearer. herb. plant. plant nebat.
  4149. bitki bilimci Tür.
    • plant scientist.
  4150. bitki bilimi Tür.
    • botany.
  4151. bitki örtüsü Tür.
    • vegetation. flora. greenstuff.
  4152. bitki örtüsü Tür.
    • vegetation.
  4153. bitki sapı Tür.
    • haulm halm. stalk.
  4154. bitkin Tür.
    • exhausted. fagged. groggy. haggard. jaded. listless. prostrate. shot. spent. weary. wonky. worn-out. tired out. dog-tired. all-in. dead beat.
  4155. bitkin Tür.
    • exhausted. broken down. bushed. dead beat. dead tired. down- and-out. effete. gone. jaded. knackered. out on one"s feet. peaky. played out. pooped. prostrate. spent. worn. worn out. wretched.
  4156. bitkin Tür.
    • careworn.
  4157. bitkinlik Tür.
    • exhaustion. weariness. deadness. fag. fatigue. frazzle. languor. lassitude. over-fatigue. prostration. staleness.
  4158. bitkinlik Tür.
    • exhaustion. fatigue. languor.
  4159. bitkinlik Tür.
    • exhaustion.
  4160. bitkisel Tür.
    • vegetal. herbal. vegetative. galenic. vegetable.
  4161. bitkisel Tür.
    • vegetable. vegetal.
  4162. bitkisel Tür.
    • botanical. vegetal. vegetable. vegetal nebati.
  4163. bitkisel yağ Tür.
    • vegetable oil.
  4164. bitlenme Tür.
    • pediculosys.
  4165. bitli Tür.
    • lousy. infested with lice.
  4166. bitli Tür.
    • lousy.
  4167. bitli Tür.
    • lousy.
  4168. bitme Tür.
    • break up. culmination.
  4169. bitmek Tür.
    • to end. to be finished. to come to an end. to be completed. to be exhausted. to be worn out. to grow. to sprout. cease. culminate. die. draw to close. draw to an end. to draw to an end. finish. pass. pine. run out. surcease. to be through. wane.
  4170. bitmek Tür.
    • end. come to an end. finish. be at an end. expire. run out. adore. be very fond of. break off. break up. cease. conclude. die down. drop. end off. end up. fag. lapse. lay off. leave off. be out of smth. quit. sprout. stop. surcease. terminate. wear.
  4171. bitmek Tür.
    • conclude. crack. die. discontinue. end. finish. lift. pass. peter. stop. terminate. wane. to finish. to end. to be over. to give out. to run out. to run out of sth. to be exhausted. to grow. to sprout. to fall for. to be fond of.
  4172. bitmez Tür.
    • interminable. unfailing. unrelieved.
  4173. bitmez Tür.
    • infinite.
  4174. bitmez tükenmez Tür.
    • livelong.
  4175. bitmez tükenmez Tür.
    • interminable. livelong. unending.
  4176. bitmiş Tür.
    • exhausted. done for. terminated. finished. all over. clapped out. complete. cut and dried. done. all to pieces. spent. wrapped up.
  4177. bitmiş Tür.
    • complete. departed. done. finished. over. past. through.
  4178. bitpazarı Tür.
    • flea market. jumble shop. rag fair.
  4179. bitt İng.
    • f., i., den. geminin kablosunu biteye bağlamak, biteye vurmak
    • i., den., sık sık çoğ. güverte babası, bite, bita.
  4180. bittabi Tür.
    • certainly.
  4181. bitten İng.
    • bak. bite.
  4182. bitter Tür.
    • Usually considered a fault in but characteristic of such wines as Amarone and certain other Italian reds.
  4183. bitter Tür.
    • To make bitter. the taste experience when quinine or coffee is taken into the mouth English term for a dry sharp-tasting ale with strong flavor of hops proceeding from or exhibiting great hostility or animosity
    • "a bitter struggle"
    • "bitter enemies" expressive of severe grief or regret
    • "shed bitter tears" one of the four basic taste sensations
    • sharp and disagreeable
    • like the taste of quinine very difficult to accept or bear
    • "the bitter truth"
    • "a bitter sorrow".
  4184. bitter Tür.
    • The taste imparted by the resins of hops, best if balanced by other flavors
    • hop bitterness is generally responsible for the drinkability of beer. promotes appetite and aids digestion.
  4185. bitter Tür.
    • Style of English beer that is dry and usually served draft Should not be served too cold. adj bitter [OE biter]. stimulates secretions of digestive and encouraging appetite. adj pahit.
  4186. bitter Tür.
    • See Bitters.
  4187. bitter Tür.
    • One of the four basic tastes A major source of bitterness is the tannin content of a wine Some grapes - - have a distinct bitter edge to their flavour If the bitter component dominates in the aroma or taste of a wine it is considered a fault Sweet dessert wines may have an enhanced bitter component that complements the other flavours making for a successful overall taste balance.
  4188. bitter Tür.
    • One of the four basic tastes A major source of bitterness is the tannin content of a wine Some grapes - - have a distinct bitter edge to their flavor If the bitter component dominates in the aroma or taste of a wine it is considered a fault Sweet dessert wines may have an enhanced bitter component that complements the other flavors making for a successful overall taste balance.
  4189. bitter Tür.
    • Mournful
    • sad
    • distressing
    • painful
    • pitiable.
  4190. bitter Tür.
    • Having a peculiar, acrid, biting taste, like that of wormwood or an infusion of hops
    • as, a bitter medicine
    • bitter as aloes.
  4191. bitter Tür.
    • English term for a dry sharp-tasting ale with strong flavor of hops. the taste experience when quinine or coffee is taken into the mouth. the property of having a harsh unpleasant taste. make bitter. extremely and sharply
    • "it was bitterly cold"
    • "bitter cold". marked by strong resentment or cynicism
    • "an acrimonious dispute"
    • "bitter about the divorce". very difficult to accept or bear
    • "the bitter truth"
    • "a bitter sorrow". harsh or corrosive in tone
    • "an acerbic tone piercing otherwise flowery prose"
    • "a barrage of acid comments"
    • "her acrid remarks make her many enemies"
    • "bitter words"
    • "blistering criticism"
    • "caustic jokes about political assassination, talk-show hosts and medical ethics"
    • "a sulfurous denunciation". one of the four basic taste sensations
    • sharp and disagreeable
    • like the taste of quinine. expressive of severe grief or regret
    • "shed bitter tears". proceeding from or exhibiting great hostility or animosity
    • "a bitter struggle"
    • "bitter enemies". causing a sharply painful or stinging sensation
    • used especially of cold
    • "bitter cold"
    • "a biting wind".
  4192. bitter Tür.
    • Describes one of the four basic tastes A common source of bitterness is tannin or stems Although a mild bitterness can often be a pleasant addition it is usually an indication of a flawed wine.
  4193. bitter Tür.
    • Characterized by sharpness, severity, or cruelty
    • harsh
    • stern
    • virulent
    • as, bitter reproach.
  4194. bitter Tür.
    • Causing pain or smart
    • piercing
    • painful
    • sharp
    • severe
    • as, a bitter cold day.
  4195. bitter Tür.
    • Causing, or fitted to cause, pain or distress to the mind
    • calamitous
    • poignant.
  4196. bitter Tür.
    • Bitter is a style of ale which provides a strong hops taste to the palate In color, they normally range from gold to a coppery red Originally, every brewery in England generally had two ales, a bitter and a mild Compared to the mild, bitters were both dryer and hoppier Bitters are classified into 3 categories, "ordinary" and "best" or "Extra Special" The main difference is that the latter two are of stronger. is said for a wine with too much acidity, that gives a strong astringency in the mouth.
  4197. bitter Tür.
    • A taste you get at the back of the tongue which should not be confused with the taste of tannins.
  4198. bitter Tür.
    • A taste sensation, usually sensed on the back of the tongue.
  4199. bitter Tür.
    • A substance that stimulates secretion of digestive juices and encourages appetite.
  4200. bitter Tür.
    • A style of ale which originated in England Typically pale to copper colored, with a pronounced hop character Some people consider bitter to be synonymous with pale ale.
  4201. bitter Tür.
    • Any substance that is bitter.
  4202. bitter Tür.
    • An unpleasant taste associated with raw teas.
  4203. bitter Tür.
    • An unpleasant, biting flavor usually an aftertaste A bitter aftertaste is sometimes associated with variations in manufacturing and curing or aging procedures It is more prevalent in cured cheeses having higher moisture contents Bitterness is often confused with astringency True bitterness is a sensation that is typified by the aftertaste of a grapefruit peel.
  4204. bitter Tür.
    • A harsh, unpleasant taste detected on the back of the tongue, found in over-extracted brews, as well as in over-roasted coffees and those with various taste defects.
  4205. bitter Tür.
    • Affects digestive system and nutrition due to its ability to stimulate the appetite Bitters stimulate the secretion of saliva and gastric juice reflexively by exciting the taste buds They are not effective if given directly into the stomach, as in the form of a pill. appetite and digestion stimulators, usually highly nutritious as well.
  4206. bitter Tür.
    • A characteristic of over-extracted brews as well as over-roasted coffees, and those with various taste defects
    • it is a harsh, unpleasant tasted detected towards the back of the tongue Dark roasts are intentionally bitter.
  4207. bitter Tür.
    • abject, acrimoniously, bitter, bitterly.
  4208. bitter Tür.
    • A basic taste characterized by solution of quinine, caffeine, and certain other alkaloids Perceived primarily at the back of the tongue Generally normal characteristics of coffees connected with their chemical constitution, influenced by degree of roasting and the method of preparing the brew Canephora are more bitter than arabica coffees A desirable characteristic at a certain level.
  4209. bitter Tür.
    • AA turn of the cable which is round the bitts.
  4210. bitter İng.
    • s. acı keskin
    • sert, şiddetli
    • kötü. to the bitter end iş bitinceye kadar
    • ölünceye kadar. a bitter pill yenilir yutulur cinsten olmayan durum. bitterish s. acımsı. bitterly z. acı olarak. bitterness i. acılık.
  4211. bitterling İng.
    • i. ilik balığı, zool. Rhodeus amarus.
  4212. bittern İng.
    • i. balaban kuşu, okar, zool. Botaurus stellaris. little bittern cüce balaban, zool. Ixobrychus minutus.
  4213. bitters İng.
    • i., çoğ. içine acı otlar da karıştırılan bir nevi içki.
  4214. bittersweet İng.
    • s., i. hem acı hem tatlı olan
    • aynı zamanda iyi ve kötü olan
    • i. yaban yasemini, bot. Celastrus scandens.
  4215. bitterwood İng.
    • i. kavasya, bot. Quassia amara.
  4216. bitüm Tür.
    • bitumen.
  4217. bitumen İng.
    • i., f. zift, katran
    • f. ziftlemek.
  4218. bituminous İng.
    • s. ziftli, zift gibi. bituminous coal adi maden kömürü.
  4219. bivalent İng.
    • s., kim. iki değerli çift değerli.
  4220. bivalve İng.
    • i., s., zool. yumuşakçalardan çift kabuklu midye ve istiridye gibi hayvan: s. çift kabuklu
    • çenetli. bivalvular s. midye gibi birbirlerine kenetli çift kabuğu olan.
  4221. bivouac İng.
    • i, f.açık havada kurulan geçici ordugâh
    • f. açık hava ordugâhı kurmak
    • açıkta gecelemek.
  4222. biweekly İng.
    • s., i. iki haftada bir vaki olan
    • haftada iki kere olan
    • i. iki haftada bir yayınlanan dergi veya bülten.
  4223. biye Tür.
    • piping.
  4224. biyel Tür.
    • tie-rod. push rod. crank arm. connecting rod. motion rod. piston rod.
  4225. biyel Tür.
    • connecting rod. piston rod.
  4226. biyofizik Tür.
    • biophysics.
  4227. biyofizik Tür.
    • biophysics.
  4228. biyografi Tür.
    • life history.
  4229. biyografi Tür.
    • biography. autobiography. life. life history. memo. memoir. personal record.
  4230. biyografi Tür.
    • biography.
  4231. biyokimya Tür.
    • biochemistry.
  4232. biyokimya Tür.
    • biochemistry.
  4233. biyolog Tür.
    • biologist.
  4234. biyolog Tür.
    • biologist.
  4235. biyoloji Tür.
    • biology.
  4236. biyoloji Tür.
    • biology.
  4237. biyolojik Tür.
    • biological.
  4238. biyolojik Tür.
    • biological.
  4239. biyolojik Tür.
    • biologic.
  4240. biyonik Tür.
    • bionic. bionics.
  4241. biyonik Tür.
    • bionic.
  4242. biyopsi Tür.
    • biopsy.
  4243. biyopsi Tür.
    • biopsy.
  4244. biz Tür.
    • Top-level domain reserved for the business community. business.
  4245. biz Tür.
    • ourselves. us. we.
  4246. biz Tür.
    • Business.
  4247. biz Tür.
    • BIZ is designed to promote business on the Internet Consistent with this goal, BIZ will utilize the most advanced data formats and architecture to provide a faster and more secure domain name service A sample of BIZ benefits:. business-related activities Topics related to business This is one of the few area where advertising is tolerated. your occupation or line of work
    • "he"s in the plumbing game"
    • "she"s in show biz".
  4248. biz Tür.
    • A type of newsgroup that discusses business and commercial topics.
  4249. biz İng.
    • i, (argo) bak, show biz.
  4250. Bizans Tür.
    • byzantium. byzantine.
  4251. Bizans Tür.
    • byzantium.
  4252. bizarre İng.
    • s. garip, tuhaf, acayip, biçimsiz.
  4253. bize Tür.
    • us. us.
  4254. bize Tür.
    • us. to us.
  4255. bize Tür.
    • us.
  4256. bize Tür.
    • a dry cold north wind in southeastern France.
  4257. bizi Tür.
    • us.
  4258. bizi Tür.
    • us.
  4259. bizim Tür.
    • our. ours.
  4260. bizim Tür.
    • our.
  4261. bizimki Tür.
    • ours.
  4262. bizmut Tür.
    • bismuth.
  4263. bizmut Tür.
    • bismuth.
  4264. bizon Tür.
    • bison. buffalo.
  4265. bizon Tür.
    • bison.
  4266. bizzat Tür.
    • personally. self. in person.
  4267. bizzat Tür.
    • personally. in person. myself. itself. himself. herself.
  4268. bizzat Tür.
    • personally. in person. in the flesh. him. in propria persona. myself. oneself.
  4269. bıçak Tür.
    • knife. couvert. cutlery. dagger.
  4270. bıçak Tür.
    • knife. chive.
  4271. bıçak Tür.
    • canteen. guillotine. knife.
  4272. bıçak ağzı Tür.
    • knife edge.
  4273. bıçak ağzı Tür.
    • knife edge.
  4274. bıçak sırtı Tür.
    • back of a knife.
  4275. bıçakçı Tür.
    • cutler.
  4276. bıçakçılık Tür.
    • cutlery.
  4277. bıçaklama Tür.
    • stab.
  4278. bıçaklamak Tür.
    • to stab. knife. pierce. pink. stick.
  4279. bıçaklamak Tür.
    • knife. stab. to stab. to knife.
  4280. bıçaklanmak Tür.
    • to be stabbed.
  4281. bıçkı Tür.
    • two-handed saw. bucksaw.
  4282. bıçkı Tür.
    • saw. crosscut saw. rip saw.
  4283. bıçkı tozu Tür.
    • sawdust.
  4284. bıçkı tozu Tür.
    • sawdust.
  4285. bıçkıcı Tür.
    • sawyer.
  4286. bıçkıhane Tür.
    • sawmill.
  4287. bıçkıhane Tür.
    • sawmill.
  4288. bıçkın Tür.
    • tough. toughie. brave. fearless.
  4289. bıçkın Tür.
    • rascal. scamp. roughneck.
  4290. bıdık Tür.
    • tubby. squat.
  4291. bıkkın Tür.
    • fed up. jaded. tired. sick. bored. fed-up.
  4292. bıkkın Tür.
    • bored. tired. gutted. job boredom. weary.
  4293. bıkkın Tür.
    • blase.
  4294. bıkkınlık Tür.
    • weariness. boredom.
  4295. bıkkınlık Tür.
    • disgust. boredom. tiredness. weariness. bellyful. ennui. surfeit. tedium. willies.
  4296. bıkkınlık Tür.
    • boredom. disgust.
  4297. bıkma Tür.
    • disgust.
  4298. bıkmak Tür.
    • weary. to be tired. to be sick. to be weary. to be fed up. to get bored. to sicken of. to have had a/one"s bellyful of. to weary.
  4299. bıkmak Tür.
    • to have enough of. to get bored with. to get tired of. pall. tire.
  4300. bıkmak Tür.
    • be tired of. have had a bellyful of. get tired. get bored. be sickened with. sicken. have done with. tire. weary. wearisome of. wearisome. get the willies.
  4301. bıktırıcı Tür.
    • irksome. tiring.
  4302. bıktırıcı Tür.
    • boring. irksome. prosy. tiresome. troublesome.
  4303. bıktırıcılık Tür.
    • tedium.
  4304. bıktırma Tür.
    • cloyingness.
  4305. bıktırmak Tür.
    • to annoy. to disgust. to bore. irk. sate. tire.
  4306. bıktırmak Tür.
    • irk. pall. satiate. to sicken. to weary. to tire out. to plague.
  4307. bıldırcın Tür.
    • quail.
  4308. bıldırcın Tür.
    • quail.
  4309. bıngıldak Tür.
    • fontanelle.
  4310. bıngıldak Tür.
    • fontanel. fontanelle.
  4311. bırakılmak Tür.
    • to be left.
  4312. bırakma Tür.
    • cession. dismissal.
  4313. bırakma Tür.
    • abelienate. abandonment. quitting. unleashing. bequest. allowance. laying. permit.
  4314. bırakmak Tür.
    • to leave. to quit. to abandon. to let go off. to relinquish. to allow. to grow. to fail a student. to put down. to deposit. to entrust. to bequeath. to put off. to postpone.
  4315. bırakmak Tür.
    • break oneself of a habit. leave. let go. let. abandon. release. discontinue. quit. drop. stop. give up. go without. let smb. have it. walk out. allow. chuck. consign. demise. dismiss. dispose of. drop in. drop out. edge out. expose. fail. take one"s.
  4316. bırakmak Tür.
    • abandon. abdicate. allow. cede. chuck. concede. deposit. desist. discontinue. dismiss. ditch. drop. forgo. forsake. grow. leave. let. park. permit. quit. release. relinquish. renounce. tip.
  4317. bıraktırmak Tür.
    • to make sb leave sth.
  4318. bıyıklı Tür.
    • with a moustache. moustached.
  4319. bıyıklı Tür.
    • mustached.
  4320. bıyıklı Tür.
    • having a m ustache.
  4321. bıyıksız Tür.
    • without a m ustache.
  4322. bızdık Tür.
    • child. kiddy. tot.
  4323. bızır Tür.
    • clitoris.
  4324. bızır Tür.
    • clit. clitoris. clitoris klitoris.
  4325. bızır Tür.
    • clit. clitoris.
  4326. bk İng.
    • kıs. bank, block, book.
  4327. bkkpg İng.
    • .kıs bookkeeping.
  4328. bl İng.
    • kıs. bill of lading.
  4329. blab İng.
    • f., i. gevezelik etmek, boş sözler söylemek
    • ifşa etmek, boşboğazlık etmek
    • i. geveze kimse, boşboğaz kimse. blabber, blabbermouth i. boşboğaz kimse.
  4330. black İng.
    • i., s., f. siyah renk
    • siyah boya
    • siyah elbise
    • zenci
    • s. siyah, kara
    • karanlık, kasvetli
    • kirli
    • uğursuz, kızgın, dargın
    • f. karartmak, siyahlatmak, siyaha boyamak
    • kararmak, siyahlanmak. a Black zenci. black-and-blue s. çürük, morarmış Black-and-Tan terrier kahverengi benekli siyah teriyer. black and white yazı
    • basılı şey
    • siyah beyaz resim. black art büyü. black belt judo'da en yüksek derece
    • A.B.D. siyahların beyazlardan daha çok olduğu bölge
    • A.B.D. toprağı siyah olan bölge. black body fiz. siyah cisim, hiç ışın yansıtmayan kuramsal cisim. black book kara listede olanların isimlerinin kayıtlı olduğu defter black box montajda bir tüm olarak takılan elektronik cihaz
    • içine bakılmadan kullanılacak cihaz. black coffee siyah kahve, alafranga kahve, sade ve sütsüz kahve. Black Death ondürdüncü yüzyılda Avrupa'yı kıran veba hastalığı. black diamond maden kömürü. black eye siyah göz
    • morarmış göz
    • kara leke. blackeyed Susan öküzgözüne benzer bir çeşit sarı papatya. black face (tiyatro) zenci rolüne girmiş beyaz adam
    • matb. siyah baskı. black flag siyah flama korsan flaması. Black Forest Kara Ormanlar (almanyada) black hole hapishane koğuşu, askeri ceza koduu black horehound kara yer pırasası, bot. Ballota nigra. black lead grafit. black letter bir çesit matbaa harfi, gotik harf. black magic büyü. Black Maria k.dili hapishane arabası
    • cenaze arabası. black mark kara leke. black market kara borsa. black mass şeytana ibadet ayini. black medic kelebek otu, kara yonca, bot. Medicago lupulina Black Muslim A.B.D.'de islâm din ve âdetlerini kabul eden bir zenci mezhebine bağlı kimse. black out i., ask. karartma
    • tiyatro v.b.'nde ışıkların sönmesi. black out karartma tatbikatı yapmak
    • geçici olarak şuurunu veya görme duyusunu kaybetmek. black pepper karabiber. black power zencilerin talep ettikleri toplumsal ve kanuni hakları temsil ve temin eden güç. black pudding kıyma, yulaf unu ve kan ile yapılan bir iskoç yemeği. Blaek Sea Karadeniz .black sheep bir ailede diğer fertlere benzemeyen ve hep güçlükler çıkaran kimse. Blaek Shirt Kara Gömlekli
    • Faşist bir kurulusun üyesi black tea siyah çay. blackthorn i. karaçalı, karadiken. black tie siyah papyon kravat
    • smokin. black walnut bir nevi siyah ceviz .black widow zehirli bir örümcek, zool. Latrodectus mactans in the black alacak bakıyesi olan. blackish s. siyahımsı. blackly z .karanlık olarak. blackness i. siyah oluş
    • karanlık olma.
  4331. black-hearted İng.
    • s. kötü kalpli.
  4332. blackball İng.
    • i., f. kırmızı oy, ret oyu
    • f. karşı oy kullanmak
    • toplum dışı etmek.
  4333. blackberry İng.
    • i. böğürtlen, bot. Rubus fruticosus
    • ayı dutu, diken dutu.
  4334. blackbird İng.
    • i. karatavuk, zool Turdus merula
  4335. blackboard İng.
    • i. kara tahta, taştahta.
  4336. blackcock İng.
    • i. siyah erkek keklik.
  4337. blackdamp İng.
    • i., min. boğucu gaz, karbondioksit.
  4338. blacken İng.
    • f. karartmak, karalamak
    • lekelemek, iftira etmek.
  4339. blackguard İng.
    • i., s., f. alçak kimse
    • s. alçak, edepsiz, rezil
    • f. küfretmek, sövüp saymak blackguardism i. alçaklık.
  4340. blackhead İng.
    • i. karabaş ördek, zool. Aythya marila
    • ciltte bulunan siyah başlı küçük yağ birikintisi
  4341. blacking İng.
    • i. ayakkabı,soba. v.b. boyası
  4342. blackjack İng.
    • i. cop
    • büyük içki bardağı
    • bir kâğıt oyunu
    • bot. bir çeşit küçük meşe
    • siyah korsan flaması.
  4343. blackleg İng.
    • i., bayt. bir cins sığır vebası
    • dolandırıcı, kumarbaz kimse
    • ing. greve uymayan işçi.
  4344. blacklist İng.
    • i., f. kara liste
    • f. kara listeye almak, boykot etmek.
  4345. blackmail İng.
    • i., t. şantaj
    • tehditle birinden para koparma
    • f. şantaj yapmak. blackmailer i. şantajcı.
  4346. blacksmith İng.
    • i. demirci
    • nalbant.
  4347. blacktop İng.
    • i., f. asfalt, asfalt yol
    • f. asfalt ile kaplamak. blackwater fever tıb karasu humması.
  4348. bladder İng.
    • i., anat mesane, kese, sidik torbası
    • iç lastik. air bladder zool. hava kesesi. gall bladder safra kesesi.
  4349. blade İng.
    • i. bıçak ağzı
    • kılıç
    • ince uzun yaprak
    • kalemtıraşın ağzı
    • kürek palası
    • delikanlı
    • pervane kanadı. blade bone kürek kemidi.
  4350. blah İng.
    • i., A.B.D., (argo) saçma, zırva
  4351. blain İng.
    • i., tıb çıban, şiş.
  4352. blame İng.
    • i., f. ayıplama kabahat, kusur azar, mesuliyet
    • f. azarlarnak, suçlamak
    • sorumlu tutmak. be to blame for suçlu olmak, mesulü olmak. blameful s. kabahatli. blamefulness i. kabahatlilik. blameless s. suçsuz, masum. blamed s., A.B.D. kahrolası.
  4353. blameworthy İng.
    • s. ayıplamaya lâyık, mesul, kabahatli.
  4354. blanch İng.
    • f. ağartmak, rengini açmak, beyazlatmak, kaynatarak ağartmak
    • sararmak, bembeyaz olmak, rengi uçmak, benzi atmak
    • kabuğunu soyarak beyaz kısmını ortaya çıkartmak (badem v.b.)
    • haşlayarak rengini açmak.
  4355. blancmange İng.
    • i. sütlü pelte, paluze.
  4356. bland İng.
    • s. yumuşak, mülâyim
    • şahsiyetsiz, donuk. blandly z. yumuşak bir şekilde. blandness i. yumuşaklık.
  4357. blandish İng.
    • f. yağcılık etmek. blandishment i. yağcılık
    • albeni, çekici davranış.
  4358. blank İng.
    • s.,i., f. boş, yazısız, açık, beyaz
    • manasız, anlamsız
    • son şeklini almamış
    • şaşkın
    • i. boş ve açıklık yer
    • üzerinde yazı olmayan kağıt
    • piyangoda boş numara
    • nişan tahtasnın ortası, hedef
    • kurusıkı fişek
    • (argo) çok düşük kaliteli uyuşturucu madde
    • f. feshetmek
    • iptal etmek
    • ilga etmek
    • sövmek
    • spor hasmının sayı yapmasını önlemek. draw a blank neticesiz kalmak
    • hatıra getirememek. blankbook i. not defteri. blank cartridge kurusıkı fişek. blank endorsement açık ciro. blank verse kafiyesiz on heceli nazım şekli. blankly z. ifadesiz bir şekilde, boş boş. blankness i. boşluk
    • anlamsızlık.
  4359. blanket İng.
    • i., s., f. battaniye
    • ince bir tabaka halinde olan bir şey
    • s. birkaç şeyi veya durumu kapsayan, geniş kapsamlı
    • f. battaniye ile örtmek, sarıp sarmalamak
    • üstüne örtü çekmek, örtbas etmek
    • geniş çapta içine almak, kapsamak
    • mâni olmak
    • geminin rüzgârını tutmak
    • battaniye içinde havaya atıp tutmak.
  4360. blare İng.
    • i., f. boru sesi, borununkine benzer ses
    • yüksek ses
    • f. boru gibi ses çıkarmak
    • herkese ilân etmek, söylemek.
  4361. blarney İng.
    • i. yaltaklanma, slang piyazlama, yağcılık, dil dökme. Blarney Stone irlanda'da bulunan birtaş ki bunu öpenlerin yaltaklanmada istidat kespettikleri söylenir.
  4362. blase İng.
    • s. herşeyden usanmış, içi geçmiş.
  4363. blaspheme İng.
    • f. küfretmek, sövüp saymak, okumak. blasphemer i. kâfir kimse blas'phemous s. kâfir, zındık. blas'phemously z. kafirce. blas'phemy i. küfür, günaha girme.
  4364. blast İng.
    • i., f. ani esen rüzgâr, şiddetli rüzgâr
    • düdük sesi
    • yaprakların soğuk veya rüzgârdan kavrulması, yanma
    • patlama, infilâk
    • (argo) gürültülü eğlenti
    • (argo) uyuşturucu maddenin kuvvetli etkisi
    • f. tahrip etmek, yıkmak
    • yakmak, kavurmak, mahvetmek. blast furnace maden eritme ocağı. at full blast tam süratle.
  4365. blasted İng.
    • s. yanmış
    • mahvolmuş, tahrip edilmiş
    • Allahın belâsı.
  4366. blasto- İng.
    • önek, biyol. tomurcuk, mikrop.
  4367. blastoderm İng.
    • i., biyol. blastoderm, germ yaprağı.
  4368. blastoff İng.
    • i. roketin fırlatılmasından evvelki ve hemen sonraki olaylar, roketin fırlatılma anı.
  4369. blastula Tür.
    • That stage in the development of the ovum in which the outer cells of the morula become more defined and form the blastoderm. early stage of an embryo produced by cleavage of an ovum
    • a liquid-filled sphere whose wall is composed of a single layer of cells
    • during this stage implantation in the wall of the uterus occurs.
  4370. blastula Tür.
    • early stage of an embryo produced by cleavage of an ovum
    • a liquid-filled sphere whose wall is composed of a single layer of cells
    • during this stage implantation in the wall of the uterus occurs.
  4371. blat İng.
    • f., k.dili düşünmeden söylemek
    • melemek.
  4372. blatant İng.
    • s. bödüren
    • yüksek sesle bağıran
    • kaba, açık, bariz, aşikâr.
  4373. blather İng.
    • f., i. saçma sapan konuşmak
    • saçma laf.
  4374. blaze İng.
    • i., f. büyük alev, ateş
    • parlaklık, aydınlık
    • alevlenme
    • atın alnındaki beyaz işaret, akıtma
    • yolun kolayca bulunması için ağaçların gövdelerine kazılan işaret
    • çoğ, (argo) cehennem
    • f. alevlendirmek
    • saçmak (ışık)
    • ilân etmek
    • ağaçların gövdesine işaret koymak suretiyle yol göstermek.blaze away ateş etmeye devam etmek
    • herhangi bir işi hararetle devam ettirmek. Go to blazes! Cehenneme git ! Defol !
  4375. blazer İng.
    • i. spor ceket.
  4376. blazon İng.
    • i., f. hanedan arması
    • armacılık
    • fiyaka, gösteriş
    • f. renklerle süslemek, tezyin etmek
    • arma çizmek, işaret koymak, ilan etmek blazonry i. arma çizme.
  4377. bld İng.
    • kıs. boldface.
  4378. bldg İng.
    • kıs. building.
  4379. bleach İng.
    • f., i. beyazlatmak, ağartmak
    • beyazlanmak, ağarmak
    • i. çamasır suyu, ağartan sey, beyazlatıcı madde.
  4380. bleacher İng.
    • i. çamaşır suyu
    • gen. çoğ. stadyumda seyirciler için üstü açık sıra veya yer.
  4381. bleak İng.
    • s. rüzgâra maruz, açık, çıplak
    • soğuk, ısınması güç
    • kasvetli, sıkıcı, solgun. bleakly z. rüzgara açık bir sekilde. bleakness i. rüzgara açık oluş.
  4382. bleak İng.
    • i. inci balığı, zool. Alburnus
    • akkefal, gökçe balığı, zool. Alburnus mento.
  4383. blear İng.
    • f., s ağrı vermek, sulandırmak (göz)
    • karartmak, kamaştırmak
    • s. çapaklı, şişmiş (göz).blear-eyed, bleary s. mahmur, uykulu.
  4384. bleat İng.
    • f., i. melemek, meler gibi konuşmak
    • i. meleme, melemeye benzer ses.
  4385. bleb İng.
    • i., tıb kabarcık.
  4386. bleed İng.
    • f.kan kaybetmek, kanamak, kanı akmak
    • akmak, solmak (boya)
    • su boşaltmak
    • matb. sayfanın kenarına kadar basmak
    • bitkilerin özü gibi akmak
    • kan ağlamak, çok kederli olmak
    • k.dili para çekmek, sızdırmak. bleeder i. tıb. hemofili hastalığı olan kimse .
  4387. bleeding heart İng.
    • kalp seklinde pembe ve sarkık çiçek kümeleri olan bitki, kız kalbi, bot. Dicentra
    • sarı sebboy, bot. Cheiranthus cheiri.
  4388. blemish İng.
    • f., i. bozmak, güzelliğine halel getirmek, lekelemek
    • i. leke, kusur, hata.
  4389. blench İng.
    • f. ürkmek, çekinmek, benzi atmak
    • ağartmak. blencher i. tehlikeli veya tatsız seylerden çekinen kimse.
  4390. blend İng.
    • f., i. karıştırmak, harman yapmak
    • harman olmak, karışmak, uymak
    • i. harman, karışım
    • dilb. yakın anlamlı iki ayrı kelimenin kaynaşmasından meydana gelen kelime.
  4391. blende İng.
    • i. çinko sülfür
    • diğer birkaç çeşit sülfür.
  4392. blender İng.
    • i. karıştırıcı şey veya kimse.
  4393. blenny İng.
    • i. kanatları dikenli birkaç çeşit küçük balık, horozbina, zool Blennius.
  4394. blepharitis İng.
    • i., tıb. göz kapaklarının iltihabı, blefarit.
  4395. bless İng.
    • f. takdis etmek, kutsamak, mübarek kılmak
    • Allahtan niyaz etmek
    • inayet etmek
    • mesut etmek.
  4396. blessed İng.
    • s. mübarek
    • Allahın cezası: We didn't catch a blessed fish Allahın cezası bir balık bile tutamadık. blessed event k.dili doğum blessed thistle kalkan dikeni, bot. Carduus benedictus. bless edness i kutluluk.
  4397. blessing İng.
    • i. takdis, hayır dua, nimet, inayet, lütuf, hamt, şükran
    • azarlama
    • slang haşlama
  4398. blest İng.
    • bak. bless.
  4399. blew İng.
    • bak. blow.
  4400. blight İng.
    • i., f. bitkileri kavuran ve mahveden yaygın birkaç çeşit hastalık, küf, mantar
    • samyeli
    • herhangi bir felâket meydana getiren afet
    • f. soldurmak, kavurmak, mahvetmek
    • kurutmak, yakmak (bitkileri)
    • bu hastalıklardan birine yakalanmak.
  4401. blighter İng.
    • i., ing., (argo) mübarek, namussuz kimse.
  4402. blighty İng.
    • i, ing, argo memleket, ana vatan
    • ana vatanına dönmeye zorlayan yara veya hastalık
    • ingiltere.
  4403. blime.y İng.
    • ünlem., ing., (argo) Kahrolayım !
  4404. blimp İng.
    • i. keşif balonu
    • sevk ve idare kontrolu olan herhangi bir balon.
  4405. blind İng.
    • s., f., i. kör, âmâ
    • anlayışsız, anlamamakta direnen
    • şuursuz, gözü kararmış
    • duygusuz
    • anlaşılması güç
    • gizli, gözden uzak
    • çıkmaz
    • körü körüne olan
    • k.dili sarhoş
    • f. kör etmek körleştirmek
    • gözünü almak, kamaştırmak
    • i. perde, stor, güneşlik
    • pusu, avcıların av bekledikleri yer. blind alley çIkmaz sokak
    • neticesi ümitsiz görunen iş. blind date k.dili karşı cinsten evvelce tanışmadığı bir kimse ile gezmeye gitme. blind side görmeyen gözün olduğu taraf (tek gözlülerde)
    • basiretsizlik, zaaf. blind spot anat retinada optik sinirin girdiği nokta, kör nokta. blind stitch kumaşın bir veya iki tarafından görünmeyen dikiş. blindworm i. yılana benzeyen bacaksız bir cins kertenkele, zool. Anguis fragilis. the blind körler. Venetian blind jaluzi stor, jaluzi perde. blindly z. kör bir şekilde
  4406. blindage İng.
    • i., ask. siperlerde zırh levhası.
  4407. blinder İng.
    • i. körleten şey
    • siper teşkil eden herhangi bir şey
    • A.B.D. atın göz siperi.
  4408. blindfold İng.
    • f., s., i. gözlerini bağlamak
    • salim kafayla düşünmesini engellemek
    • s. gözü bağlı
    • düşüncesiz, körü körüne olan
    • i. gözbağı.
  4409. blinding İng.
    • s. körleştiren
    • kamaştıran.
  4410. blindman's buff İng.
    • körebe.
  4411. blindstory İng.
    • i., mim. penceresiz kat.
  4412. blink İng.
    • f., i. göz kırpmak
    • yarı kapalı gözlerle bakmak
    • göz atmak
    • pırıldamak, ışıldamak
    • kaçınmak, gözlerini gerçeğe kapamak
    • göz kırptırmak
    • i. göz kırpma
    • bakış nazar
    • pırıltı.
  4413. blinkard İng.
    • i. durmadan gözlerini kırpan kimse, gözleri iyi görmeyen kimse
    • ahmak kimse, budala kimse.
  4414. blinker İng.
    • i. ışıklı sinyal verirken kullanılan alet, flaş lambası
    • atların arkalarını veya yanlarını görmelerini önlemek için takılan meşin göz siperi
    • (argo) göz
    • çoğ. güneş gözlüğü, renkli iri camlı gözlük.
  4415. blintz, blintze İng.
    • i.bir nevi börek
  4416. blip İng.
    • i. radar ışık aksi.
  4417. bliss İng.
    • i. saadet, neşe, mutluluk. blissful s. neşe dolu blissfully z. neşeyle. blissfulness i. neşelilik.
  4418. blister İng.
    • i., f. kabarcık, fiske, su toplama
    • yakı
    • ask. uçağın üsünde bulunan ve içine silah yerleştirilen saydam odacık
    • f. kabarmak, su toplamak
    • kabartmak
    • azarlamak. blistery s. kabarcıklı
    • azarlayıcı.
  4419. blithe İng.
    • s. neşeli, şen
    • sevinçli
    • memnun. blithely z. neşeli olarak. blitheness i. neşelilik.
  4420. blithering İng.
    • s. saçmalayan, zırvalayan.
  4421. blithesome İng.
    • s. neşeli, canlı. blithesomeness i. neşelilik.
  4422. blitz,blitz.krieg İng.
    • i. yıldırım saldırı.
  4423. blizzard İng.
    • i. tipi, şiddetli kar fırtınası
  4424. blk İng.
    • kıs. black, block, bulk.
  4425. bloat İng.
    • f., i. şişirmek, hava vermek, kabartmak
    • balık tutsülemek
    • şişmek, kabarmak
    • i, bayt. hayvanın yediği yeşilliklerin mayalanmasından dolayı işkembe veya bağırsak yollarında gaz toplanması.
  4426. bloater İng.
    • i. tuzlanmış ve tutsülenmiş ringa balığı
    • aynı şekilde hazırlanmış uskumru, çiroz.
  4427. blob İng.
    • i. su kabarcığı
    • damla
    • leke.
  4428. bloc İng.
    • i. bir gaye etrafında birleşen parti, grup veya milletler, blok
    • bir konuda beraberce oy kullanmak icin birleşen değişik partilerin meclis üyeleri.
  4429. block İng.
    • i., f. büyük parça (ağaç, kaya v.b.)
    • bitişik bir sıra bina
    • blok
    • iki kavşak arasındaki mesafe
    • tahta tezgah
    • mezatlarda tellalın üzerinde satış yaptığı tahta
    • üzerinde kelle uçurulan tahta
    • şapka kalıbı
    • makara
    • d.y. sinyalleri beraber çalışan hat bölümü
    • engel, mania
    • psik. bilinçdışı engel
    • f. tıkamak, kesmek, kapamak, önünü kesmek
    • döviz muamelesini kısıtlamak veya durdurmak. blockhead i. kalın kafalı kimse, dangalak kimse. block and tackle palanga. blockbuster i. büyük uçak bombası. blockbusting i., A.B.D. bir mahallenin sakinlerini evlerinin kıymeti düşecek korkusuyla evlerini ucuza satmaya teşvik etme. blocked funds tic. bloke edilmiş fonlar. block out taslak yapmak. block print basma block up kapamak, tıkamak
    • (bir arabayı) tahtalar üzerine oturtmak. children's blocks kutu şeklinde oyuncak tahtalar. go to the block mezada çıkarılmak
    • idama gitmek
  4430. blockade İng.
    • i., f., den., ask. muhasara, denizden kuşatma, abluka
    • f. denizden abluka etmek, kuşatmak
    • etrafını çevirmek. blockader i. abluka eden düşman gemisi. run the blockade ablukayı yarmak.
  4431. blockage İng.
    • i. tıkanma, blokaj.
  4432. blockhouse İng.
    • i., ask. duvarlarında silah atmak için delikler bulunan mustahkem küçük bina
    • kaba kütüklerden inşa edilmiş ev.
  4433. blöf Tür.
    • four flush.
  4434. blöf Tür.
    • bluff. guff.
  4435. blöf Tür.
    • bluff.
  4436. blöfçü Tür.
    • four-flusher. bluffer. dazzler.
  4437. blok Tür.
    • Russian poet.
  4438. blok Tür.
    • Russian poet.
  4439. blok Tür.
    • block. writing pad. apartment building. bloc.
  4440. blok Tür.
    • block. bloc. complex.
  4441. blok Tür.
    • bloc. block. writing-pad.
  4442. blok inşaat Tür.
    • construction of apartment buildings abutting against each other.
  4443. blokaj Tür.
    • blockage. blocking. turned letter.
  4444. blokaj Tür.
    • blockage. blocking.
  4445. bloke Tür.
    • blocked. stopped.
  4446. bloke Tür.
    • a man who is old and/or eccentric.
  4447. bloke İng.
    • i., ing., (argo) herif, adam.
  4448. bloke çek Tür.
    • blocked cheque. stopped cheque.
  4449. bloke para Tür.
    • blocked currency.
  4450. bloknot Tür.
    • pad. notepad. writing pad.
  4451. bloknot Tür.
    • memorandum pad.
  4452. bloksuz ülkeler Tür.
    • block of neutral countries.
  4453. blond İng.
    • s., i. açık renk, sarışın
    • i. sarışın kimse
    • ipek tül veya dantel
    • bilhassa siyah veya beyaz ipek dantel.
  4454. blonde İng.
    • s., i. sarışın.
  4455. blood İng.
    • i. kan
    • bitkilerin suyu, özsu
    • kan dökme
    • mizaç, huy
    • nesep soy
    • asalet
    • kan rabıtası, kan bağı
    • akrabalık
    • delikanlı. blood bank kan bankası. blood blister kan oturması. blood corpuscle anat. kan cisimciği. blood count kan sayımı.blood feud kan davası. blood group kan grubu. blood heat kan ısısı, 37C. blood and iron asker kuvvetine dayanma. Blood is thicker than water Eninde sonunda akrabalık kendini belli eder. blood money kiralık katillere verilen para
    • diyet. blood poisoning kan zehirlenmesi .blood pressure tansiyon. blood relationship kan bağı. blood serum biyol. kanın renksiz sıvı kısmı, serum. blood strange sıçan kuyruğu, bot. Mysosurus minimus. blood test kan tahlili .blood and thunder gürültülü patırtılı (roman ,sinema blood transfusion kan nakl blood vessel anat. kan damarı. blue blood gerçek aristokrat, soylu kimse. cold-blooded s. sogukkanlı hot-blooded s. çabuk kızan, öfkeli. in cold blood göz göre göre, bile bile
    • merhametsizce. of one blood aynı ırktan, ırktaş. His blood is up Gözü dönmüş öfkelenmiş. blood bath katliam.
  4456. blood sucker İng.
    • i. sulu k
    • k.dili asalak kimse.
  4457. blood-red İng.
    • s. kan kırmızısı.
  4458. bloodcurdling İng.
    • s. kan dondurucu, korkunç
  4459. blooded İng.
    • s. cins, saf kan.
  4460. bloodguilty İng.
    • s. kan dökmekten suçlu.
  4461. bloodhound İng.
    • i. koku alma hissi ,çok kuvvetli olan bir cins tazı.
  4462. bloodily İng.
    • z. zalimce, kana susamış bir halde.
  4463. bloodiness İng.
    • i. kana susamışlık, kanlı oluş.
  4464. bloodless İng.
    • s. kansız, solgun, renksiz
    • cansız
    • kan dökmeden olan
    • beyaz
    • ruhsuz, kuvvetsiz bloodlessly z. kan dökmeden.
  4465. bloodletting İng.
    • i. kan alma
    • kan dokme.
  4466. bloodline İng.
    • i. soy, nesep, cins hayvanın zürriyeti.
  4467. bloodlust İng.
    • i. kana susama.
  4468. bloodmobile İng.
    • i. kan bağışı toplayan araba.
  4469. bloodroot İng.
    • i. kan otu, bot. Sanguinaria.
  4470. bloodshed İng.
    • i. kan dokme.
  4471. bloodshot İng.
    • s. kızarmış, kanlı.
  4472. bloodstain İng.
    • i. kan lekesi.
  4473. bloodstock İng.
    • i. nesep, zürriyet.
  4474. bloodstone İng.
    • i. kantaşı, üzerinde kırmızı lekeler olan bir çeşit yeşil kuvars . blood stream kan akımı.
  4475. bloodthirsty İng.
    • s. kana susamış, canavar ruhlu, hunhar. bloodthirstily z. kana susamışcasına. bloodthirstiness i. kana susama.
  4476. bloodwood İng.
    • i. bakam ağacı, bakkam, bot. Haematoxylon.
  4477. bloody İng.
    • s., f. kanlı
    • kan gibi
    • kana susamış, gaddar, zalim
    • Ing., (argo) Allahın belası, uğursuz, alçak
    • f. kana bulamak, kanla lekelemek. bloody flux dizanteri, kanlı ishal. bloody Mary votka ve domates suyundan yapılan bir içki. bloody minded hunhar, zalim, gaddar.
  4478. bloom İng.
    • i., f. çiçek
    • çiçek açma, ,çiçeklenme
    • tazelik, taravet, gençlik
    • yanakların pembeliği
    • meyva üzerindeki buğu
    • mad. dökülmüş demir kütük
    • f. çiçeklenmek, çiçek açmak
    • çiçek gibi taze ve sıhhatli olmak
    • çiçek açtırmak, güzelleştirmekç in full bloom tamamen çiçek açmış, pürnakil. take the bloom off tazeliğini gidermek, soldurmak.
  4479. bloomers İng.
    • i., çoğ. kadınların jimnastik yaparken, ata binerken v.b.'nde giydikleri bir çeşit şalvar
    • kısa şalvar gibi don.
  4480. bloomery İng.
    • i., mad. haddehane, demirci ocağı.
  4481. blooming İng.
    • s. çiçekli, çiçek açmış, gençlik ve sıhhatle parlayan
    • gelişen, gelişmekte olan, serpilen
    • (argo) karın ağrısı, kör olası.
  4482. bloomy İng.
    • s. çiçekli, çiçeklerle bezenmiş
    • buğulu.
  4483. blooper İng.
    • i., A.B.D., (argo) hata, tekleme.
  4484. blossom İng.
    • i., f. çiçek, meyva baharı
    • f çiçek vermek, bahar açmak
    • gelişmek
    • hali vakti yerinde olmak. in blossom baharı açmış, çiçeklenmiş.
  4485. blot İng.
    • i. tavlada açık pul
    • herhangi bir meseledeki açık veya zayıf nokta.
  4486. blot İng.
    • i., f. leke, kağıt üzerindeki mürekkep lekesi
    • ayıp, kusur
    • silme (yazıda)
    • f. lekelemek, kirletmek, karalamak
    • karartmak
    • kurutma kağıdı ile kurutmak
    • gelişigüzel boyamak
    • lekelenmek, kirlenmek
    • emmek (kurutma kağıdı).blot out bozmak, tanınmaz hale getirmek
    • ortadan silmek, imha etmek.
  4487. blotch İng.
    • i., f. büyük leke, iri mürekkep lekesi
    • derideki kabartı
    • f. lekelemek, lekelenmek.
  4488. blotter İng.
    • i. kurutma kağıdı
    • karakolda tutuklananların kayıt defteri. blotting paper kurutma kağıdı.
  4489. blotto İng.
    • s., ing. (argo) sarhoş, zil zurna sarhoş.
  4490. blouse İng.
    • i., f. bulüz, gömlek
    • f. sarkmak, kendini bırakmak.
  4491. blow İng.
    • f. esmek
    • üflemek
    • rüzgara kapılmak, rüzgarla sürüklenmek
    • çalmak, çalınmak, ses vermek
    • solumak, nefes nefese kalmak
    • k.dili övünmek, yüksekten atmak
    • A.B.D., (argo) ayrılmak, defolmak
    • üfleyerek itmek
    • (cama) üfleyerek şekil vermek
    • (atı) yorgunluktan çatlatmak
    • (sinek) ette yumurtlamak
    • A.B.D., (argo) bol bol harcamak, çarçur etmek. blow a fuse sigorta atmak
    • (argo) tepesi atmak .blow great guns fırtına halinde esmek (rüzgar) blow hot and cold k.dili kararsız olmak, duraksamak. blow in k.dili ansızın gelmek, düşmek
    • mad. yakmak (ocak) blow off istim salıvermek
    • (argo) hiddetle parlamak. blow out üfleyip söndürmek
    • patlamak (lastiği)
    • dinmek (fırtına)
    • atmak (sigorta)
    • üfleyip pisliğini çıkarmak. blow over dinmek (fırtına)
    • unutulmak, geçmek. blow up şişirmek
    • havaya uçurtmak, patlatmak
    • foto. buyütmek, agrandisman yapmak
    • patlamak, infilak etmek
    • patlak vermek (fırtına)
    • k.dili çok kızmak, parlamak, tepesi atmak. blow one's own horn argo övünmek, kendini methetmek. blow one's stack (argo) kendinden geçmek. I'll be blowed! k.dili Hayret!
  4492. blow İng.
    • i. darbe, vuruş
    • hamle, saldırı
    • ani gelen bela, felaket
    • rüzgar, şiddetli esinti
    • k.dili övünme, yüksekten atma. at one blow bir hamlede. come to blows kavgaya tutuşmak.
  4493. blowback İng.
    • i. top atışında arkaya gelen gazlar.
  4494. blowby İng.
    • i. oto dirsekli kol mahfazasından geçen egzoz gazları
    • bu gazları arkaya iten tertibat.
  4495. blower İng.
    • i. üfleyici şey veya kimse
    • havalandırma tertibatı.
  4496. blowfly İng.
    • i tırtılları leşte veya canlı hayvanda büyüyen bir kaç sinekten biri.
  4497. blowgun İng.
    • i. üfleyerek içinden küçük ok atılan uzun boru.
  4498. blowhard İng.
    • i., A.BD., (argo) palavracı kimse, kendini beğenmiş kimse.
  4499. blowhole İng.
    • i. hava deliği.
  4500. blown İng.
    • s. şişmiş
    • soluğu kesilmiş, nefes nefese olan
    • içine sürfe bırakılmış
    • üflemek suretiyle meydana getirilmiş.
  4501. blowout İng.
    • i. patlama (lastik)
    • (argo) eğlenti.
  4502. blowpipe İng.
    • i. üfleme borusu, üfleç, kamışçık.
  4503. blowtorch İng.
    • i. lehim lambası, benzinli kaynak lambası, pompa.
  4504. blowup İng.
    • i. infilak, patlama
    • k.dili hiddetten kendinden geçme
    • kavga
    • büyütülmüş resim.
  4505. blowy İng.
    • s. rüzgarlı.
  4506. blowzy İng.
    • s. bakımsız, karışık (saç v.b.)
    • kırmızı yüzlü (kadın).
  4507. blubber İng.
    • i., f., s. balina yağı
    • ağlayış
    • f. hüngür hüngür ağlamak
    • ağlarken (bir şeyler) söylemek
    • s. şişkin, kalın. blubberer i. hüngür hüngür ağlayan kimse.
  4508. blucher İng.
    • i. bir çeşit kalın deriden yapılmış potin.
  4509. blucin Tür.
    • jeans. blue jeans. denims.
  4510. blucin Tür.
    • jeans. blue-jeans.
  4511. blucin Tür.
    • blue jeans.
  4512. bludsleon İng.
    • i., f. kısa ve kalın sopa
    • cop, bir ucu tokmak gibi olan sopa
    • f. böyle bir sopa ile vurmak
    • bir işi yapmaya zorlamak.
  4513. blue İng.
    • i., s., f. mavi renk, gök mavisi rengi
    • çivit
    • mavi üniformalı kimse
    • sembolü mavi olan bir zümrenin üyesi
    • s. mavi, morarmış, çürük (cilt, et)
    • katı kurallara dayanan, tutucu
    • müstehcen, açık saçık
    • f. maviye boyamak, mavileştirmek
    • çivitlemek. black and blue çürük, morarmış. blue angels (argo) amital. blue black yazarken mavi olup sonra kararan mürekkep. blue book A.B.D. sosyal hayatta yeri olan kimselere mahsus adres defteri
    • yüksek okulların imtihanlarında kullanılan genellikle mavi kaplı defter
    • sınav
    • ingiliz parlamentosuna veya diğer bir resmi daireye ait mavi kaplı kitap. blue blood asil kan
    • aristokrat. blue cheese (iyi cins) mavi peynir. blue chip sağlam bir şirketin hisse senedi
    • kumarda en kıymetli olan mavi fiş. blue-collar s. işçi sınıfına ait blue devils yeis, üzüntü. blue-eyed s. mavi gözlü , blue-eyed daisy ayı kulağı, ayı otu. blue fox arktik tilkisi. blue funk (argo) aşırı korku blue-green i. nil rengi, cam göbeği. blue ground içinde elmas bulunan kil. blue gum okaliptus. blue laws pazar günü eğlenmeyi yasaklayan kanunlar
    • şahsi davranışları sert bir şekilde tanzim eden kanunlar, tutucu kanunlar. blue light işaret için kullanılan havai fişek. blue mold (ekmekve peynirde hasıl olan) mavi küf. blue moon uzun zaman. once in a blue moon nadiren, kırk yılda bir. blue peter den. hareket flaması. blue ribbon herhangi bir sahada en büyük nişan. blue-ribbon jury, blueribbon panel çok önemli bir dava için en yüksek tabakadan seçilmiş olan bir juri heyeti. feel blue çok sıkılmak
    • hüzün duymak. out of the blue aniden, damdan düşer gibi. blue-sky law tahvil satın alacak olanları hileden korumak amacıyla çıkarılan kanun. blue velvet (argo) iğne ile zerk edilen kafurlu afyon ruhu ve antihistamin karışımı. blue streak k.dili yıldırım gibi hızla hareket eden bir şey.blue vitriol göztaşı. the blue (şiir) gök, sema
    • deniz
    • mavilik. the blues hüzün, keder. blues müz. bir çeşit caz müziği . blue baby tıb. herediter kalp hastalığı veya akciğerdeki bir aksaklıktan dolayı mavimtırak doğan çocuk.
  4514. blue-pencil İng.
    • f. atmak, kaldırmak, hükümsüz bırakmak.
  4515. bluebeard İng.
    • i. Mavi sakal, masallarda karılarını öldüren canavar tipi
    • bir çok kadın öldürmüş olan katil.
  4516. bluebell İng.
    • i. çançiçeği.
  4517. blueberry İng.
    • i. yaban mersini.
  4518. bluebird İng.
    • i. Kuzey Amerika'da yaşayan ve hakim rengi mavi olan birkaç cins kuş.
  4519. bluebottle İng.
    • i. peygamber çiçeği, mavi kantaron, bot. Centauria cyanus
    • iri mavimsi sinek, kurt sineği.
  4520. bluecoat İng.
    • i. mavi üniformalı polis, asker veya talebe.
  4521. bluefish İng.
    • i. mavimtırak renkte, lüfere benzer eti lezzetli bir balık, zool. Pomatomus saltatrix.
  4522. bluegrass İng.
    • i. bir cins çayır otu, bot. Poa
    • at yetiştirme mıntıkası.
  4523. bluejacket İng.
    • i. bahriyeli, gemici. blue jay mavi tüylü alakarga, zool. Cyanocitta cristata blue jeans blucin.
  4524. bluenose İng.
    • i. sofu
    • b.h. Nova Scotia'lı kimse veya şilep.
  4525. blueprint İng.
    • i, f. mavi kopya
    • proje, plan
    • f. mavi kopya çekmek
    • tasarlamak.
  4526. bluestocking İng.
    • i. okumuş kadın
    • entellektüel kadın.
  4527. bluestone İng.
    • i. göztaşı
    • yapı ve döşeme işlerinde kullanılan bir çeşit taş.
  4528. blueweed İng.
    • i. engerekotu, bot. Echium vulgare.
  4529. bluff İng.
    • f., i. blöf yapmak, kuru sıkı atmak
    • bir şeyi blöfle elde etmek
    • i. blöf, kuru sıkı. call one's bluff blöfe meydan okumak. bluffer i. blöf yapan kimse.
  4530. bluff İng.
    • s., i. tok sözlü, açık
    • sarp, dik (sahil)
    • i. kayalık, uçurum. bluffly z. tok sözle. bluffness i. tok sözlülük.
  4531. bluing, blueing İng.
    • i. çivit.
  4532. bluish, blueish İng.
    • s. mavimsi, mavimtırak.
  4533. blunder İng.
    • i., f. gaf, aptalca yapılan hata, falso
    • f. gaf yapmak, budalaca hareket etmek
    • düşünmeden söz söylemek, pot kırmak. blunderer i. budalaca hareket eden kimse.
  4534. blunderbuss İng.
    • i. alaybozan tüfeği
    • aptal kimse.
  4535. blunge İng.
    • f. kili su ile karıştırarak çamur hazırlamak.
  4536. blunt İng.
    • s., f. kör, keskin olmayan (bıçak,makas)
    • lafını sakınmayan, açık konuşan, pervasız
    • anlayışı kıt, gabi
    • hissiz, duygusuz
    • f. körletmek, önünü almak, kesmek (iştah,kuvvet).bluntly z. keskin olmayarak
    • açıkça. bluntness i. pervasızlık
    • keskin olmayış.
  4537. blur İng.
    • f., i. bulanıklaştırmak
    • bulaştırmak, yaymak, lekelemek
    • bulanmak, lekelenmek
    • i. leke, bulanıklık. blurry s. bulanık.
  4538. blurb İng.
    • i. ilan, reklam, bilhassa abartmalı bir şekilde yapılan reklam
    • kitap kapağındaki reklam.
  4539. blurt İng.
    • f. ağzından kaçırmak, yumurtlamak, düşünmeden söylemek.
  4540. blush İng.
    • f., i. kızarmak, yüzü kızarmak
    • utanmak, mahcup olmak
    • pembeleşmek (çiçek,gök yüzü)
    • kızartmak
    • i. kızarma
    • utanma
    • pembelik. at first blush ilk bakışta. blush rose pembe renkli bir çeşit gül
    • kırmızımsı bir renk. blusher i. yüzü kızaran kimse. blushful s. yüzü kızaran. blushingly z. yüzü kızararak.
  4541. bluster İng.
    • f., i. şiddet ve gürültüyle esmek (rüzgar)
    • yüksek sesle tehdit savurmak
    • patırtı etmek, yaygarayı basmak
    • i. gürültü, yaygara
    • yüksekten atma, martaval. blusterer i. gürültücü kimse blusteringly z gnrultnyle blusterous s. yaygaracı.
  4542. bluz Tür.
    • blouse. waist.
  4543. bluz Tür.
    • blouse. shirt.
  4544. bluz Tür.
    • blouse.
  4545. blvd İng.
    • kıs. boulevard.
  4546. bm İng.
    • kıs. board measure, bowel movement.
  4547. bo İng.
    • kıs. back order, box office, body odor.
  4548. bo-peep İng.
    • i. saklanıp sonradan boo diye ortaya çıkarak oynanan cocuk oyunu.
  4549. bo's'n İng.
    • bak. boatswain.
  4550. boa Tür.
    • The ORB component that launches servers and accepts notifications about when objects came into existence and when servers are ready to accept incoming requests.
  4551. boa Tür.
    • British Orthopaedic Association.
  4552. boa Tür.
    • boa. boa constrictor.
  4553. boa Tür.
    • Basic Object Adapter Interface defined by the OMG, which offers fundamental operations for managing remote objects.
  4554. boa Tür.
    • a long thin fluffy scarf of feathers or fur. any of several chiefly tropical constrictors with vestigial hind limbs.
  4555. boa Tür.
    • A long, round fur tippet
    • so called from its resemblance in shape to the boa constrictor. any of several chiefly tropical constrictors with vestigial hind limbs.
  4556. boa Tür.
    • A genus of large American serpents, including the boa constrictor, the emperor boa of Mexico, and the chevalier boa of Peru.
  4557. boa İng.
    • i. boa, avını etrafına dolanıp sıkarak öldüren zehirsiz büyük birkaç yılan cinsi
    • boynun etrafına konan uzun ipek eşarp veya kürk. boa constrictor Orta ve Güney Amerika'da bulunan çok büyük bir boa yılanı.
  4558. boa yılanı Tür.
    • boa.
  4559. boar İng.
    • i. erkek domuz
    • yabani domuz, zool. Sus scrofa.
  4560. board İng.
    • f. tahta döşemek, tahta ile kaplamak
    • para karşılığında yiyecek içecek temin etmek
    • (vapur veya trene) binmek
    • pansiyoner olmak
    • denç borda etmek.
  4561. board İng.
    • i kereste, tahta
    • çoğ., (tiyatro) sahne
    • oyun tahtası (satranç)
    • mukavva
    • masa, sofra
    • yiyecek, içecek, iaşe
    • idare heyeti
    • den. geminin yanı veya bordası
    • den. volta seyrinde bir rüzgara karşı gidilen yol. above board dürüst, açıkça. across the board herkesi aynı derecede etkileyen (ücret,vergi). bed and board oda ve yiyecek dahil tam pansiyon. board foot 1 X 1 ayak, 1 inç'lik tahta ölçüsü. board of education A.B.D. okullar idare heyeti. go by the board bir kenara atılmak
    • kaybolmak (fırsat) on board gemide. tread the boards sahneye çıkmak, rol almak.
  4562. boarder İng.
    • i. pansiyoner
    • yatılı ögrenci
    • düşman gemisine çıkmakla vazifelendirilen kimse.
  4563. boarding İng.
    • i. tahta kaplama, tahta parmaklık. boarding house pansiyon. boarding school yatılı okul, leyli mektep.
  4564. boardwalk İng.
    • i. deniz kıyısında tahtalardan yapılmış kaldırım.
  4565. boarish İng.
    • s. domuzca, domuzvari
    • şehevi
    • canavarca.
  4566. boast İng.
    • f., i. övünmek, kendini methetmek
    • iftihar etmek
    • keski ile kabaca şekil vermek
    • i. övünme, kendini beğenme, kurumlanma, kurulma. boaster i. övünen kimse. boastingIy z. övünerek.
  4567. boastful İng.
    • s. övüngen
    • palavracı
    • kendini metheden. boastfully z. övünerek. boastfulness i. övüngenlik.
  4568. boat İng.
    • i., f. kayık, sandal, gemi, filika
    • kayık tabak
    • f. sandalla gezmek
    • sandal ile taşımak, nakletmek. be all in the same boat aynı halde olmak.
  4569. boatage İng.
    • i. kayıkla taşıma ücreti. boat hook den. kanca, çengelli uzun sırık.
  4570. boathouse İng.
    • i. kayıkhane.
  4571. boating İng.
    • i. sandal, kayık, gemi v.b.'nin eğlence yeri olarak kullanılması.
  4572. boatload İng.
    • i. bir geminin alabileceği miktar.
  4573. boatman İng.
    • i. kayıkçı. boatmanship i. kayık kullanma kabiliyeti.
  4574. boatswain İng.
    • i., den. porsun, marinel başı, lostromo. boatswain's chair izbarço iskele.
  4575. bob İng.
    • i. demet, salkım
    • şakul, pendant
    • kısa kesilmiş saç modeli (kadın ve çocuklarda)
    • balık yemi
    • olta mantarı
    • hafif bir darbe, vuruş
    • baş hareketi
    • ing., (argo) bir şilin
    • A.B.D. bir çeşit kızak veya kayak.
  4576. bob İng.
    • f. hafifçe eğmek, aşağı yukarı hareket ettirmek (baş)
    • kısa kesmek (saç)
    • hafifçe vurmak, dokunmak. bob up birdenbire ortaya çıkmak.
  4577. bobbery İng.
    • i. huzursuzluk, kavga, gürültü.
  4578. bobbin İng.
    • i. makara, bobin, ufak tahta iğ .
  4579. bobbinet İng.
    • i. dantel makinasında dokunan bir çeşit tül.
  4580. bobble İng.
    • i., A.B.D., k.dili hata, gaf.
  4581. bobby İng.
    • i., ing., k.dili polis memuru. bobby pin madeni saa tokası. bobby socks rjog, k.dili kısa çorap, özellikle kızların giydiği şoset. bobby soxer A.B.D. son modayı takip eden genç kız.
  4582. bobcat İng.
    • i. vaşak, karakulak, zool. Lynx rufus.
  4583. bobin Tür.
    • bobbin. spool. coil. roller. quill. reel. sheave. spiral. winding.
  4584. bobin Tür.
    • bobbin. coil. spool. armature.
  4585. bobin Tür.
    • bobbin. coil. pirn. reel. spool.
  4586. bobolink İng.
    • i. Kuzey Amerika'ya mahsus güzel sesli bir göçmen kuş, zool. Dolichonyx oryzivorus
  4587. böbrek Tür.
    • nephritic. renal. kidney.
  4588. böbrek Tür.
    • kidney.
  4589. böbrek Tür.
    • kidney.
  4590. böbrek taşı Tür.
    • kidney stone.
  4591. böbrek üstü bezi Tür.
    • adrenal.
  4592. bobsled, bobsleigh İng.
    • i., A.B.D., k.dili hata , gaf.
  4593. bobstay İng.
    • i. mıstaço.
  4594. bobtail İng.
    • i., s. kısa kuyruk
    • kuyruğu kesilmiş hayvan
    • s. kısa kuyruklu.
  4595. böbürlenme Tür.
    • boast.
  4596. böbürlenmek Tür.
    • to boast. brag. crow. plume. to put on side. swank. swing the lead.
  4597. böbürlenmek Tür.
    • boast. brag. crow. to boast. to brag. to crow.
  4598. böbürlenmek Tür.
    • boast. assume an arrogant air. brag. dramatize oneself. flash. plume oneself on. plume oneself upon. vapor. vapour.
  4599. bobwhite İng.
    • i. Kuzey Amerika bıldırcını, zool. Colinus virginiamus.
  4600. boca Tür.
    • Medium-sized Thean rodent, generally found in large herds which can devour all vegetation in sight like overgrown cicadas.
  4601. boca Tür.
    • lee side. lee.
  4602. boca Tür.
    • Building Officials Conference of America, an organization that writes the guidelines for basic community building codes.
  4603. boca Tür.
    • Building Officials Code Administration.
  4604. boca Tür.
    • Building Officials Code Administration.
  4605. boca Tür.
    • Building Officials and Code Administrators - Publishes the National Building Code every three years, with yearly supplements Most commonly referred to in the northeast United States.
  4606. boca Tür.
    • Building Officials and Code Administrators- One of the various U S agencies that write building codes.
  4607. boca Tür.
    • Building Officials and Code Administrators, International, Inc.
  4608. boca Tür.
    • Building Officials and Code Administrators International, Inc.
  4609. boca Tür.
    • Building Officials and Code Administrators, International, Country Club Hills, IL One of the U S model code organizations.
  4610. boca Tür.
    • Building Officials and Code Administrators.
  4611. boca Tür.
    • A minimum model regulatory code for the protection of public health, safety, welfare and property by regulating and controlling the design, construction, quality of materials, use, occupancy, location and maintenance of all buildings and structures within a jurisdiction Its serves primarily the North Central and Northeast United States.
  4612. boca alabanda Tür.
    • turn the helm to the lee.
  4613. bocalama Tür.
    • wobble.
  4614. bocalama Tür.
    • fluster.
  4615. bocalamak Tür.
    • to veer. to falter. to act in a confused manner. baffle. flounder. fluctuate. to get oneself tied up. vacillate.
  4616. bocalamak Tür.
    • falter. flounder. vacillate. waver. wobble. to falter. to flounder. to stumble. to waver. to vacillate.
  4617. boce İng.
    • i. kupes (balık), zool. Box vulgaris.
  4618. böcek Tür.
    • insect. bug. beetle. crawler. lobster.
  4619. böcek Tür.
    • insect. beetle. blight. bug.
  4620. böcek Tür.
    • bug. insect. beetle. bug haşere. crayfish.
  4621. böcek bilimi Tür.
    • entomology.
  4622. böcekçil Tür.
    • insectivorous.
  4623. böcekler Tür.
    • livestock.
  4624. boche İng.
    • i., asağ., Fr., (argo) Alman.
  4625. bock, bock beer İng.
    • i. sert ve siyah bir çeşit bira.
  4626. bode İng.
    • f. işaret olmak, alamet olmak, delalet etmek
    • eski kehanet etmek, gelecekten haber vermek. bode ill uğursuzluğa delalet etmek. bode well hayra alamet olmak.
  4627. bode İng.
    • bak. bide.
  4628. bodhisattva İng.
    • i., ilah. Budalık mertebesine ulaşabilen fakat başkalarının ıstırabına karşı duyduğu merhamet ile bu mertebeden vazgeçen kimse.
  4629. bodice İng.
    • i. korsaj, kadın yeleği.
  4630. bodied İng.
    • s. vucütlü, bedenli, cüsseli. able-bodied s. güçlü kuvvetli.
  4631. bodiless İng.
    • s. vücutsuz, bedensiz, cismani veya maddi olmayan.
  4632. bodily İng.
    • s., z. bedeni, bedensel
    • maddi
    • z. bütün olarak, tamamen, kamilen
  4633. boding İng.
    • i., s. alamet, kehanet
    • s. uğursuz, meşum. bodingly z. uğursuz olarak.
  4634. bodkin İng.
    • i. şerit veya kordonu bir delikten geçirmek için kullanılan iğne, biz
    • saç firketesi.
  4635. bodoslama Tür.
    • stenpost. nose.
  4636. bodoslamadan Tür.
    • from the front.
  4637. bodrum Tür.
    • basement. cellar. subterranean vault. dungeon. cellerage.
  4638. bodrum Tür.
    • basement. cellar. cellarage. halicarnassus.
  4639. bodrum Tür.
    • basement. cellar.
  4640. bodrum katı Tür.
    • basement.
  4641. bodur Tür.
    • podgy.
  4642. bodur Tür.
    • dwarf. short. squat. chunky. low. podgy. pudgy. stumpy.
  4643. bodur Tür.
    • dumpy. podgy. squat. stocky. thickset. chunky. stumpy. dwarfish.
  4644. bodurlaşmak Tür.
    • to become short.
  4645. bodurluk Tür.
    • shortness.
  4646. bodurluk Tür.
    • pudginess.
  4647. body İng.
    • f. şekil vermek
    • şekil yönünden temsil etmek.
  4648. body İng.
    • i. beden, vücut
    • ceset
    • gövde
    • bir şeyin ana bölümü
    • karoser (araba)
    • geom. üç buutlu cisim
    • yoğunluk, kesafet (içki)
    • cisim. body corporate hukuki şahıs. bodyguard i. muhafız asker. body politic hükümetin idaresi altında birleşmiş halk topluluğu. body snatcher ceset hırsızı. just keep body and soul together kıt kanaat geçinmek, zar zor geçinmek.
  4649. boer İng.
    • i. Hollanda asıllı Güney Afrikalı.
  4650. boffin İng.
    • i., ing., (argo) hükümet hesabına çalışan araştırmacı.
  4651. bog İng.
    • i., f. bataklık
    • bataklık bölge
    • f. bataklığa ömülmek veya batmak. bogbean i. su yoncası. bog down tecrübe sonucunda başarılı olamamak. bogland i. bataklık arazi bog moss bataklık yosunu. bog oak bataklıktan çıkarılan abanoza benzer meşe ağacı. bog ore bataklıklardan çıkarılan bir çeşit demir cevheri. bog rush bataklık sazı. bog spavin atın okçesinin iç tarafında hası1 olan şiş. bogtrotter i. bataklık arazide oturan kimse. boggy s. bataklıklı.
  4652. boğa Tür.
    • taurine. bull.
  4653. boğa Tür.
    • bull.
  4654. boğa Tür.
    • bull.
  4655. boğa güreşi Tür.
    • bull fight. bullfight.
  4656. boğa güreşi Tür.
    • bullfight.
  4657. boğaz Tür.
    • jugular. pharyngal. pharyngeal. throat. neck. fauces. mountain pass. bosphorus. constriction. gorge. gullet. sound. strait. swallow. throttle. whistle.
  4658. boğaz Tür.
    • gullet. strait. throat. esophagus. mountain pass. narrows. feeding. a mouth to feed. appetite. gorge. passage. neck. sound. passway. flue. channel. intake. canyon. ravine. gap. water gap. notch. defile. gate. keep. mouth. straits.
  4659. boğaz Tür.
    • gorge. gullet. keep. pass. strait. throat.
  4660. boğaz tokluğuna Tür.
    • for one"s food only.
  4661. Boğaziçi Tür.
    • the bosphorus.
  4662. Boğaziçi Tür.
    • bosphorus.
  4663. boğazına düşkün Tür.
    • gourmand.
  4664. boğazına kadar Tür.
    • over head and heels.
  4665. boğazlamak Tür.
    • to slaughter. butcher. strangle.
  4666. boğazlamak Tür.
    • slaughter. strangle. throttle. to throttle. to strangle. to choke. to cut sb"s throat. to slaughter. to kill.
  4667. boğazlanmak Tür.
    • to be slaughtered.
  4668. boğazlaşmak Tür.
    • to fight violently with each other.
  4669. boğazlatmak Tür.
    • to have someone slaughtered.
  4670. boğazlı Tür.
    • having a throat. having a neck. gluttonous.
  4671. boğazlı Tür.
    • big eater.
  4672. boğdurtmak Tür.
    • to have sb choked to death.
  4673. bogey İng.
    • i. golfta başa baştan bir vuruş fazla.
  4674. bogey, bogy, bogie İng.
    • i. gulyabani, cin, şeytan
    • ask. kimliği anlaşılmamış veya teşhis edilmemiş uçak.
  4675. boggle İng.
    • f., i. ürkmek, korkmak, tereddüt etmek, harekete geçmekten çekinmek
    • iç acemilik
    • paniğe kapılma. boggler i. ürkek kimse.
  4676. bogie İng.
    • bak. bogey.
  4677. bogle İng.
    • i. gulyabani, cin, şeytan.
  4678. boğma Tür.
    • strangulation. stifling. smothering. choke.
  4679. boğma Tür.
    • choke.
  4680. boğmaca Tür.
    • whooping-cough.
  4681. boğmaca Tür.
    • whooping-cough.
  4682. boğmak Tür.
    • to strangle. to choke. to suffocate. to drown in. to constrict by binding. to overwhelm with. to conceal under a flood of words. damp. inundate. overwhelm. smother. stifle. strangulate. throttle.
  4683. boğmak Tür.
    • choke. strangle. drown. overwhelm. asphyxiate. burke. glut. inundate. jugulate. smother. smother with. stifle. strangulate. suffocate. throttle. whelm.
  4684. boğmak Tür.
    • asphyxiate. choke. damp. drown. inundate. overwhelm. smother. stifle. suffocate. throttle.
  4685. bogota İng.
    • i. Bogota.
  4686. boğucu Tür.
    • suffocating. stifling. heavy.
  4687. boğucu Tür.
    • airless. close. heavy. muggy. suffocating. stifling. sultry.
  4688. boğuk Tür.
    • hoarse. raucous. muffled. deep. thick.
  4689. boğuk Tür.
    • hoarse. croaky. flat. guttural. husky. raucous. thick. tubby.
  4690. boğuk Tür.
    • dull. hoarse. husky. raucous. stentorian. deep.
  4691. boğulma Tür.
    • strangulation.
  4692. boğulma Tür.
    • choke.
  4693. boğulma Tür.
    • asphyxia. asphyxiation. strangulation. suffocation.
  4694. boğulmak Tür.
    • to drown. to be drowned. to be flooded. to be stifled. to be flooded with. to feed the fishes. stifle. strangle. suffocate. swim in.
  4695. boğulmak Tür.
    • choke. be drowned. get drowned. smother. stifle. suffocate.
  4696. boğulmak Tür.
    • asphyxiate. choke. smother. stifle.
  4697. boğum Tür.
    • node. internode. ganglion. joint.
  4698. boğum Tür.
    • node. articulation. joint. knuckle.
  4699. boğum boğum Tür.
    • gnarled.
  4700. böğür Tür.
    • flank. side.
  4701. böğür Tür.
    • flank.
  4702. böğürme Tür.
    • bellow. moo.
  4703. böğürmek Tür.
    • bellow. to bellow. to moo. to roar.
  4704. böğürmek Tür.
    • bellow. moo.
  4705. böğürtlen Tür.
    • blackberry. dewberry.
  4706. böğürtlen Tür.
    • blackberry. bramble.
  4707. böğürtlen Tür.
    • blackberry.
  4708. böğürtü Tür.
    • moo.
  4709. bogus İng.
    • s., A.B.D. sahte, düzme, yapma.
  4710. boğuşma Tür.
    • quarrel. fight. dogfight.
  4711. boğuşmak Tür.
    • to be at each other"s throat. buffet.
  4712. boğuşmak Tür.
    • labour. struggle. wrestle. to quarrel. to fight. to struggle. to tussle. to grapple.
  4713. bogy İng.
    • bak. bogey.
  4714. bohça Tür.
    • bundle. pack. package. packet. parcel.
  4715. bohça Tür.
    • bundle. pack. package.
  4716. bohem Tür.
    • bohemian.
  4717. bohem Tür.
    • bohemian.
  4718. bohem hayatı Tür.
    • bohemian life.
  4719. bohemian İng.
    • i., s., Bohemyalı
    • çek dili
    • çingene, Kıpti
    • k.h. Bohem, Bohem hayatı yasayan kimse, toplum kurallarını dikkate almadan yaşayan sanatçı ruhlu kimse
    • s. Bohemya halkına veya diline ait, Bohemya'ya özgü. Bohemianism serbest hayat.
  4720. bohunk İng.
    • i., A.B.D. (argo), aşağ. kabiliyetsiz yabancı asıllı işçi
    • özellikle Balkan asıllı yabancı işçi
  4721. boil İng.
    • i., tıb çıban.
  4722. boil İng.
    • f., i. kaynamak, kaynar gibi kabarmak veya köpürmek
    • öfkeden köpürmek, galeyana gelmek
    • haşlanmak, kaynar suda pişmek
    • kaynatmak, haşlamak
    • i. kaynama, kaynayış. boil away kaynayarak buharlaşıp yok olmak. boil down kaynayarak suyunu çekmek, özü kalana kadar kaynamak
    • kısaltmak, kısmak. boil over taşmak
    • öfke veya heyecanını bastıramamak, galeyana gelmek. boiling point sıvıların kaynama derecesi.
  4723. boiler İng.
    • i. kazan, buhar kazanı
    • ing. su ısıtmada kullanılan ocak veya soba
    • sıcak suyu muhafaza etmekte kullanılan kazan. boiler compound kazan taşına karşı kullanılan kimyasal bileşim. boiler emplacement kazan ayağı. boiler fittings kazan takımı. boiler incrustation kazan taşı. boiler maker kazancı. boiler plate kazan levhası. boiler pressure kazan basıncı. boiler room kazan dairesi. double boiler iki katlı tencere, benmari. tubular boiler borulu kazan.
  4724. boisterous İng.
    • s. gürültülü
    • şiddetli
    • fırtınalı (dalga,hava,rüzgar). boisterously z.gürültülü olarak. boisterousness i. gürültülü olma.
  4725. bok Tür.
    • shit. feces. excrement. worthless. a mess. turd.
  4726. bok Tür.
    • shit. dung. excrement. faecal matter. faeces. crap. bullshit. turd.
  4727. bok böceği Tür.
    • scarab.
  4728. bok böceği Tür.
    • dung beetle.
  4729. boklu Tür.
    • shitty.
  4730. boks Tür.
    • fistic. fistical. boxing.
  4731. boks Tür.
    • boxing.
  4732. boks Tür.
    • boxing.
  4733. boksit Tür.
    • bauxite.
  4734. boksör Tür.
    • boxer. puncher. fighter. bruiser. pug. pugilist.
  4735. boksör Tür.
    • boxer. bruiser.
  4736. boksör Tür.
    • boxer.
  4737. boksörlük Tür.
    • pugilism.
  4738. boktan Tür.
    • shitty.
  4739. boktan Tür.
    • diabolical. pathetic. rotten. shitty. tacky. tinny. crappy.
  4740. bol Tür.
    • Oak Lawn Branch Library.
  4741. bol Tür.
    • BOLometers technical device. [Welsh belly] Also as "bwl".
  4742. bol Tür.
    • Bill of Lading transport or Document used to acknowledge receipt of goods
    • may also be used to serve as a contract for the cargo. Bill of Lading Document used to acknowledge receipt of goods
    • may also serve as a contract for the transport of cargo.
  4743. bol Tür.
    • Bill of Lading refers to the document on which a carrier acknowledges receipt of materials loaded onto the truck.
  4744. bol Tür.
    • Begin Of Life.
  4745. bol Tür.
    • Beginning of Life.
  4746. bol Tür.
    • abundant. plentiful. generous. plenty. full. rich. wealthy. loose. hefty. wide. baggy. abounding. affluent. ample. bounteous. bountiful. copious. effusive. exuberant. fecund. flush. handsome. hearty. lavish. liberal. lush. luxuriant. opulent. plenteo.
  4747. bol Tür.
    • abundant. ample. copious. plentiful. too large. abounding. bounteous. effusive. fat. full. generous. handsome. hearty. hefty. liberal. luxuriant. opulent. profuse. profusely. rich. rife. spacious. superabudant. unsparing. unstinting. wealthy.
  4748. bol Tür.
    • abundant. ample. baggy. copious. full. hearty. large. lavish. lush. luxuriant. opulent. plenteous. plentiful. profuse. rank. redundant. rich. loose. wide.
  4749. bol bol Tür.
    • galore.
  4750. bol bol Tür.
    • bountiful. cut- and-come again. galore. by the gross. largely. liberally. richly. teeming.
  4751. bol bol Tür.
    • abundantly.
  4752. bol keseden Tür.
    • extravagantly promises.
  4753. bolca Tür.
    • amply. abundantly. quite loose. quite wide.
  4754. bold İng.
    • s. cesur, gözüpek
    • atılgan, cüretli
    • arsız, küstah
    • çarpıcı, göz alan
    • dik, sarp. boldface i., matb. siyah harfler. make bold to cesaret etmek, cüret etmek. boldly z. cesaretle. boldness i. cesaret, yüreklilik.
  4755. bole İng.
    • i. ağaç gövdesi
    • birkaç çeşit kil, balçık, çamur.
  4756. bölen Tür.
    • divisor.
  4757. bölen Tür.
    • divider.
  4758. bolero Tür.
    • The Cuban bolero, originally a mid-paced form for string trios, became very popular internationally, usually in a slower and more sentimental form The modern bolero is a lush romantic popular-song form, largely distinct from salsa, and very few singers are equally good at both.
  4759. bolero Tür.
    • The Cuban bolero, a musical and dance style, keeps no much likenesses with its old ancestor, the Spanish bolero Romantic, sometimes too much sentimental, it takes its inspiration in opera tunes, French romances and Napolitan songs Ponctuated by a 2/4 time, it developes classical and sophisticated melodies, immediately familiar for Occidental ears, with poetic lyrics talking about nostalgia, charm of women, and thwarted love.
  4760. bolero Tür.
    • Spanish dance in 3/4 time, 19th century Also known as Cachuca [back]. short small jacket with rounded front corners. music written in the rhythm of the bolero dance. a short jacket
    • worn mostly by women. a Spanish dance in triple time accompanied by guitar and castanets.
  4761. bolero Tür.
    • Originally a Spanish dance in 3/4 time, it was changed in Cuba initially into 2/4 time then eventually into 4/4 It is now present as a very slow type of Rumba rhythm The music is frequently arranged with Spanish vocals and a subtle percussion effect, usually implemented with Conga or Bongos.
  4762. bolero Tür.
    • Operational code name for the build up of US forces in Britain prior to the invasion of France.
  4763. bolero Tür.
    • İspanyol müziği ve dansı. önü açık kısa kadın ceketi.
  4764. bolero Tür.
    • Closely associated to the Latin-American Rumba, where body expression and rhythm is sensually pronounced, the Bolero too is danced with a strong, yet subtle hip-swinging action In character, the Bolero could be thought of as a slower version of the social Rumba. "Bill of Lading Electronic Registry Organization," a system sponsored by international organizations for the generation, delivery, and recording of contract, transport, letter of credit, and other "documents" electronically Financial enterprises, international traders, transport companies, forwarders, and other, usually large, enterprises engaged in international trade are participating in the venture.
  4765. bolero Tür.
    • Business Objects Language EnviROnment, application factory for electronic business by Software AG, released Oktober 98 It contains a proprietary object oriented language that compiles to Java bytecode All development data is kept in a repository In addition to Java, Bolero supports features as long transactions, patterns and persistent classes incl OQL retrieval.
  4766. bolero Tür.
    • Business Objects Language EnviROnment, application factory for electronic business by SAG, released Oktober 98 It contains a proprietary object oriented language that compiles to Java bytecode All development data is kept in a repository In addition to Java, Bolero supports features as long transactions, patterns and persistent classes incl OQL retrieval Product Site.
  4767. bolero Tür.
    • bolero hat, bolero.
  4768. bolero Tür.
    • bolero.
  4769. bolero Tür.
    • Bill of Lading Electronic Registry Organization An electronic alternative to the traditional bill of lading.
  4770. bolero Tür.
    • A Spanish dance, or the lively music which accompanies it.
  4771. bolero Tür.
    • An Afro-Latin ballad form usually with romantic lyric content.
  4772. bolero Tür.
    • A kind of small outer jacket, with or without sleeves, worn by women. a Spanish dance in triple time accompanied by guitar and castanets a short jacket
    • worn mostly by women music written in the rhythm of the bolero dance.
  4773. bolero İng.
    • i. canlı bir ispanyol dansı
    • bu dansın müziği
    • bolero, cepken, bel hizasına kadar inen küçük ceket.
  4774. bölge Tür.
    • region. zone. area. belt. circumscription. clime. closet. denuclearize. dispensation. district. locale. precinct. section. sector. tract. ward.
  4775. bölge Tür.
    • area. zone. region. district. division. section. belt. circumscription. climate. corner. department. latitude. phase. precinct. quarter. sector. sky. territory. tract. ward. parts.
  4776. bölge Tür.
    • area. belt. country. district. latitudes. parish. place. precinct. quarter. region. section. sector. ward. zone.
  4777. bölgesel Tür.
    • regional. vernacular. zonal.
  4778. bölgesel Tür.
    • regional. sectional. territorial.
  4779. bölgesel Tür.
    • regional.
  4780. bolide İng.
    • i. parlak büyük göktaşı, bilhassa patlayıcı göktaşı.
  4781. bolivia İng.
    • i. Bolivya.
  4782. Bolivya Tür.
    • bolivia. bolivian.
  4783. Bolivya Tür.
    • bolivia.
  4784. Bolivya Tür.
    • Bolivia.
  4785. Bolivyalı Tür.
    • bolivian.
  4786. boll İng.
    • i. tohum kabuğu veya zarfı (pamuk , keten). boll weevil pamuk mahsülüne çok zarar veren bir çeşit kurt.
  4787. bollanmak Tür.
    • to get wide. to get loose. to abound. to become plentiful. to be in good supply.
  4788. bollard İng.
    • i., den. iskele babası, duba.
  4789. bollaşmak Tür.
    • to fit loosely. to get wide. to get loose. to get loosely. to abound. to become plentiful. to be in good supply.
  4790. bollaştırmak Tür.
    • to loosen. to make plentiful. to provide liberally. widen.
  4791. bollatmak Tür.
    • to provide liberally. to make plentiful. to loosen.
  4792. bolluk Tür.
    • abundance. lashings. plenty. stores. plentifulness. wealth. looseness. wideness. affluence. ampleness. amplitude. bonanza. copiousness. cornucopia. effusion. effusiveness. exuberance. exuberancy. fleshpot. fleshpots. flood. fullness. fulness. glut. h.
  4793. bolluk Tür.
    • abundance. amplitude. glut. opulence. plenty. profusion. redundancy. stack. store. wealth.
  4794. bolluk Tür.
    • abundance. affluence. plenitude. plenty. wideness. looseness. amplitude. flood. glut. latitude. luxuriance. milk and honey. opulence. overmeasure. plethora. profusion. quantity. richness. stack. stores. wealth.
  4795. bölme Tür.
    • dividing. divisional. division. partition. splitting. dividing wall. screen. curtain. screening. section. compartment. closet. bay. chamber. fraction. hatch. hatchway. repartition. septum.
  4796. bölme Tür.
    • compartment. partition. screen. splitting. divison. dividing wall. bulkhead. dividing. separation. sectioning. severing. cutting. fission. pitch. side. index. panel. component. parcellation. panelling. cell. stall. pane. cabin. resolution. niche. bo.
  4797. bölme Tür.
    • bay. compartment. division. partition. screen.
  4798. bölme işareti Tür.
    • division mark.
  4799. bölmek Tür.
    • divide. separate. split. slice. divvy. divvy up. break down. carve up. cleave. parcel. parcel out. partition. portion. reduce. rend. section. segment. sever.
  4800. bölmek Tür.
    • divide.
  4801. bölmek Tür.
    • barge. cleave. dismember. disrupt. divide. rend. section. segment. separate. split. spread. to divide. to dismember. to partition. to carve sth up. to cleave. to separate.
  4802. bölmeli Tür.
    • divided. sectioned. paned. partitioned. checkered. checker-work. cellular. double-bucketed. cantoned.
  4803. bolo İng.
    • i. tek yüzlü uzun bir çeşit bıçak.
  4804. bologna sausage, baloney, boloney İng.
    • içinde çeşitli etler bulunan iri bir cins salam.
  4805. bolometer İng.
    • i., fiz. bolometre, çok az miktarda radyasyon enerjisini ölcebilen elektrikli alet.
  4806. bolometre Tür.
    • bolometer.
  4807. boloney İng.
    • i., bak. Bologna sausage (argo) saçmalık saçma söz.
  4808. Bolşevik Tür.
    • bolshevik.
  4809. Bolşevik Tür.
    • Bolshevik.
  4810. Bolşeviklik Tür.
    • bolshevism.
  4811. Bolşeviklik Tür.
    • Bolshevism.
  4812. bolshevik İng.
    • i., s. Bolşevik. Bolshevist i. Bolşevik. Bolshevism i Bolşeviklik.
  4813. bolster İng.
    • i., f. uzun süs yastığı
    • yastık, minder
    • f. yastıkla beslemek
    • gen. up ile desteklemek, destek olmak.
  4814. bolt İng.
    • f. elemek, elek veya tulbentten geçirmek, süzmek
    • eler gibi dikkatle gözden geçirmek.
  4815. bolt İng.
    • i., f., z. sürgü, kol demiri
    • kilit dili
    • cıvata
    • fırlama, kaçış
    • top (kumaş ,duvar kağıdı)
    • yıldırım
    • kısa kalın ok
    • kitabın kesilmemiş kenarları ve sayfaları
    • f. süngülemek
    • fırlamak
    • düşünmeden söylemek, ağzından kaçırmak
    • çiğnemeden yutmak, alelacele yemek
    • top veya rulo haline koymak (kumaş , duvar kağıdı)
    • ansızın yerinden fırlamak
    • A.B.D., pol. (partisinden) çekilmek
    • (partisine) destek olmaktan kaçınmak
    • z. ansızın, birdenbire. bolt chisel çapraz keskiç bolt cutter mandal kesecek alet. bolt from the blue hiç umulmadık iş, tam sürpriz, tepeden inme. bolt knife sayfaları kesmek için kullanılan mucellit bıçağı. bolt upright dimdik. ring bolt den. halkalı mapa. shoot one's bolt elinden geleni yapmak, son imkanını kullanmak.
  4816. boltrope İng.
    • i., den. yelkenin etrafına sağlamlaştırmak için dikilen halat.
  4817. bölü Tür.
    • divided by.
  4818. bölü Tür.
    • divided by.
  4819. bölücü Tür.
    • factious. schismatic. schismatical. factionist. schismatic.
  4820. bölücü Tür.
    • divisive. dividing. divider.
  4821. bölücü Tür.
    • dividing. divider. intriguer. plotter. disrupter. separatist. disjunctive.
  4822. bölücülük Tür.
    • divisiveness.
  4823. bölük Tür.
    • troop. squad. company.
  4824. bölük Tür.
    • company. troop. part. division. group. body. braid saç örgüsü. order.
  4825. bölük Tür.
    • company. squadron. part. division. subdivision. compartment. group. body. section. troop.
  4826. bölük pörçük Tür.
    • in bits. itsy bitsy. scrappy.
  4827. bölüm Tür.
    • section. chapter. part. category. division. class. department. instalment. installment. cantle. compartment. desk. episode. fraction. fragment. portion. segment. septum. sequence. side. squad.
  4828. bölüm Tür.
    • chapter. division. quotient. section. part. division. portion. bay. block. book. branch. catch. category. department. episode. instal l ment. office. paying department. piece. repartition. rubric. segment.
  4829. bölüm Tür.
    • bay. branch. breakup. contingent. department. fraction. instalment. leg. movement. part. passage. portion. proportion. quotient. section. segment. segmentation. side. division. chapter.
  4830. bölüm başkanı Tür.
    • department chair.
  4831. bölümlemek Tür.
    • partition.
  4832. bölümsel Tür.
    • partial.
  4833. bölümsel Tür.
    • partial.
  4834. bölünen Tür.
    • dividend.
  4835. bölünen Tür.
    • dividend.
  4836. bölünme Tür.
    • division. splitting. separation. split. segmentation. cleavage. fission. rent. schism. secession. schizo-.
  4837. bölünme Tür.
    • division. separation into parts. dissociation. disunion. fission. schism. split.
  4838. bölünme Tür.
    • cleavage. dichotomy. division. fission. partition. schism.
  4839. bölünmek Tür.
    • to be divided. to be partitioned. to be separated. cleave. divide. fall into. part.
  4840. bölünmek Tür.
    • divide. segment. split.
  4841. bölünmez Tür.
    • indivisible. unitary.
  4842. bölünmez Tür.
    • indivisible.
  4843. bölüntü Tür.
    • part. section. schism. sect.
  4844. bolus İng.
    • i. normalden daha büyük olan hap, kapsül
    • topak, top.
  4845. bölüşmek Tür.
    • to share sth. to divide it up among themselves. share. to go snacks.
  4846. bölüşmek Tür.
    • split. to share. to go shares.
  4847. bölüştürmek Tür.
    • to distribute. to divide sth among a group. split up.
  4848. bölüştürmek Tür.
    • divide. share out. split. apportion. portion out. portion. allocate. allot. lot. mete. serve out. whack up.
  4849. bölüşüm Tür.
    • dividing. distribution.
  4850. bom Tür.
    • The Commonwealth Bureau of Meteorology, the national meteorological authority for Australia.
  4851. bom Tür.
    • Byte Order Mark.
  4852. bom Tür.
    • Bureau of Meteorology, Australia.
  4853. bom Tür.
    • Bureau of Meteorology.
  4854. bom Tür.
    • Book of Mormon Cult writing, part of a religious hoax perpetrated by by Joe Smith, inventor of the polytheistic sect known as Mormonism.
  4855. bom Tür.
    • Booking Office Machine - Located at Premium stations All types of transactions are able to be carried out on a BOM Identified on tickets as "065" fixed installation or "066" portable machine. abbreviation for "Bill of Materials". bill of materials The whole ball of wax required to assemble all of your widgets.
  4856. bom Tür.
    • Bills of Material. beginning of message SIO.
  4857. bom Tür.
    • Bill Of Materials is a complete list of the components which make up the finished goods The BOM should include part number, quantity, and description An indented Bill of Materials include descriptions of sub assemblies and how they relate to the finished goods The BOM is an essential part of the logistics management process.
  4858. bom Tür.
    • Bill of materials A comprehensive listing of all subassemblies, components, and raw materials that go into a parent assembly, showing the quantity of each required to make the assembly.
  4859. bom Tür.
    • Bill of Materials.
  4860. bom Tür.
    • Bill of Materials.
  4861. bom Tür.
    • Bill of Material, a reference to the list of components on a board The total BOM cost of a board is a critical factor in designing a board. [pronounced "bomb"]Bill of Materials A list of components to be included on an assembly such as a printed circuit board For a PCB the BOM must include reference designators for the components used and descriptions which uniquely identify each component A BOM is used for ordering parts and, along with an assembly drawing, directing which parts go where when the board is stuffed.
  4862. bom Tür.
    • Beginning of Message.
  4863. bom Tür.
    • Beginning of Medium: The first location on the medium which can be accessed. bill of materials.
  4864. bom Tür.
    • Beam Orbit Measurement This equipment is at present the main user of the BST.
  4865. bom Tür.
    • A sequence of characters written on a magnetic tape to signify the beginning of medium See also EOF, file mark.
  4866. bom Tür.
    • A sequence of characters written on a magnetic tape to signify the beginning of medium See also EOF and file mark.
  4867. bom Tür.
    • A large American serpent, so called from the sound it makes.
  4868. bom Tür.
    • Acronym for byte order mark.
  4869. bomb İng.
    • i., f. bomba
    • aerosol bombası
    • jeol yanardağın dışarı püskürttüğü küre veya elips şeklindeki lav kümesi
    • f. bombardıman etmek, bombalamak
    • bomba patlatmak. bomb bay ask. uçakta bombanın atıldığı bölüm.
  4870. bomba Tür.
    • Originally a Puerto Rican three-drum dance form of marked west-central African ancestry, the bomba is especially associated with the Puerto Rican village of Loiza Aldea In its old form it is still played there at the festival of Santiago, and New York Puerto Rican folk revival companies also perform it from time to time Even in the dance band form introduced by Rafael Cortijo in the late 1950s, the bomba"s melodies, as well as rhythmic pulse, are strongly African.
  4871. bomba Tür.
    • bomb. spanker boom.
  4872. bomba Tür.
    • bomb. egg. shell.
  4873. bomba Tür.
    • bomb. dynamite.
  4874. bomba Tür.
    • Big drum used in Puerto Rico Name of an African dance and song. 1 A folkloric songstyle of Puerto Rico with predominatly African influence 2 Large barrel-shaped drums used in the Bomba style.
  4875. bomba Tür.
    • 1 A folkloric songstyle of Puerto Rico with predominantly African influence and adapted by Cortijo in the mid-1950"s into a popular dance style as well as tataken up by salsa musicians 2 Large barrel-shaped drums, similar to and shorter than the Cuban tumbadora, used in the Bomba style.
  4876. bombacı Tür.
    • bomber.
  4877. bombalamak Tür.
    • to bomb.
  4878. bombalamak Tür.
    • blast. bomb. bombard. to bomb. to bombard.
  4879. bombalanmak Tür.
    • to be bombed.
  4880. bombard İng.
    • i. en eski cins top.
  4881. bombard İng.
    • f. topa tutmak, bombardıman etmek: bombalamak
    • üzerine varmak, sıkıştırmak. bombarder i. topa tutan kimse. bombardment i. bombardıman, topa tutma.
  4882. bombardier İng.
    • i., ask bombardıman uçağında bombacı
    • tar. topçu, topçu çavuşu.
  4883. bombardıman Tür.
    • bombardment. salvo bombing. shelling. salvo. cannonade. drum-fire. prang.
  4884. bombardıman Tür.
    • bombardment. bombing.
  4885. bombardıman Tür.
    • bombardment.
  4886. bombardıman etmek Tür.
    • to bombard. to shell. to scold sb.
  4887. bombardıman uçağı Tür.
    • bomber.
  4888. bombardıman uçağı Tür.
    • bomber.
  4889. bombardon Tür.
    • The name bombardon is now given to a brass instrument, the lowest of the saxhorns, in tone resembling the ophicleide. a large shawm
    • the bass member of the shawm family.
  4890. bombardon Tür.
    • Originally, a deep-toned instrument of the oboe or bassoon family
    • thence, a bass reed stop on the organ.
  4891. bombardon İng.
    • i., müz. bombardon, mızıkada en kalın sesli nefesli çalgı.
  4892. bombast İng.
    • i. abartmalı söz veya konuşma.
  4893. bombastic, bombastical İng.
    • s. abartmalı saçma, yüksekten atılan, şişirilmiş (söz ,konuşma). bombastically z. şişirilmiş bir şekilde.
  4894. bombazine, bombasine İng.
    • i. çözgüsü ipek ve atkısı yün olan ince kumaş.
  4895. bombe Tür.
    • cannonball, fantastic shot, cannon ball, cracker, bombshell, bomb, bomb, ace.
  4896. bombe Tür.
    • camber.
  4897. bombe Tür.
    • A rich dessert containing cream or custard mixtures arranged and frozen in a mold.
  4898. bombe Tür.
    • An outward-swelling kettle-base construction for chests of drawers and secretaries, found on the Chippendale and Louis XV styles, as well as some American Late Colonial.
  4899. bombe Tür.
    • A low, baroque-style chest with bulging, convex sides. bulbous, curving form
    • convex fronts and sides of chests.
  4900. bombe Tür.
    • A French term used to describe a swelling curve: the fronts of some later-18th century commodes and chests of drawers curve from top to bottom as well as from side to side
    • such fronts are called bombe. commode with a bulging front.
  4901. bombe İng.
    • i. top şeklinde dondurma.
  4902. bomber İng.
    • i. bombardıman uçağı
    • bomba atan kimse.
  4903. bombita İng.
    • i., (argo) bazen esrarla alınan amfetamin içitimi.
  4904. bombok Tür.
    • very bad.
  4905. bombok Tür.
    • terrible. awful. dreadful.
  4906. bomboş Tür.
    • altogether empty.
  4907. bombproof İng.
    • s. bomba geçmez.
  4908. bombshell İng.
    • i. bomba mermisi
    • büyük sürpriz.
  4909. bombsight İng.
    • i. bombardıman vizoru.
  4910. bombyx İng.
    • i. ipekböceği.
  4911. bön Tür.
    • stupid. simple. candid. foolish. gullible. muf. naive. silly.
  4912. bonafide İng.
    • Lat. hilesiz, hakiki, iyi niyet ile.
  4913. bonanzfl İng.
    • i., A.B.D. zengin maden yatağı
    • refah ve talih kaynağı.
  4914. bonbon Tür.
    • toffee. candy. confection.
  4915. bonbon Tür.
    • Sugar confectionery
    • a sugarplum
    • hence, any dainty. a candy that usually has a center of fondant or fruit or nuts coated in chocolate.
  4916. bonbon Tür.
    • candy, goody, lozenge, sweetmeat.
  4917. bonbon Tür.
    • candy. comfit. goody. plum.
  4918. bonbon Tür.
    • a candy that usually has a center of fondant or fruit or nuts coated in chocolate.
  4919. bonbon İng.
    • i. bonbon, şekerleme.
  4920. boncuk Tür.
    • bead. string.
  4921. boncuk Tür.
    • bead. glass bead.
  4922. boncuk Tür.
    • bead.
  4923. boncuklu Tür.
    • beady.
  4924. bond İng.
    • i., f. bağ irtibat, rabıta
    • ip, zincir
    • fertleri bir grup halinde bir araya getiren ilişki
    • yapışıklık
    • yapıştırıcı madde
    • mukaveler bono, senet, tahvilat
    • gümrüğü ödenmemiş malların hükümette muhafaza edilme durumu
    • kefalet
    • örgü (duvar)
    • f. kefalete raptetmek
    • ipotek etmek
    • duvar örmek. bondage i. kölelik, serflik, esaret. bondholder i. tahvilat hamili bondmaid i. kadın köle, cariye. bondman i. erkek köle
    • toprağa bağlı köylü. bond paper iyi cins mektupluk kağıt. bondservant i. köle. bondslave i. köle, cariye. bondsman i. kefalet veren kimse. bondwoman i. cariye, halayık. bonded debt rehinli tahvil, tahvilat. bonded goods gümrükte muhafaza altına alınmış eşya. bonded warehouse gümrük antreposu.
  4925. bone Tür.
    • Whalebone
    • hence, a piece of whalebone or of steel for a corset.
  4926. bone Tür.
    • Two or four pieces of bone held between the fingers and struck together to make a kind of music.
  4927. bone Tür.
    • To withdraw bones from the flesh of, as in cookery.
  4928. bone Tür.
    • To steal
    • to take possession of.
  4929. bone Tür.
    • To sight along an object or set of objects, to see if it or they be level or in line, as in carpentry, masonry, and surveying. a shade of white the color of bleached bones rigid connective tissue that makes up the skeleton of vertebrates the porous calcified substance from which bones are made remove the bones from
    • "bone the turkey before roasting it" consisting of or made up of bone
    • "a bony substance"
    • "the bony framework of the body".
  4930. bone Tür.
    • To remove the bones from meat, fish or fowl Use a sharp boning knife and angle the blade toward the bone to avoid tearing or nicking the flesh.
  4931. bone Tür.
    • To remove all meat from the bone before cooking Braise To cook food slowly in a small amount of liquid, in a tightly covered pan Food is cooked slowly by first sauteeing in hot fat and then simmering in a small bit of liquid.
  4932. bone Tür.
    • To put whalebone into
    • as, to bone stays.
  4933. bone Tür.
    • To fertilize with bone.
  4934. bone Tür.
    • This refers to the measurement around the leg of a horse, just below the knee or hock It is purpose is to determine the horse"s ability to carry weight.
  4935. bone Tür.
    • The size and density of the skeletal frame of the dog The Malamute must be a heavy-boned dog.
  4936. bone Tür.
    • The hard tissue that provides structural support to the body It is primarily composed of hydroxyapatite crystals and collagen Individual bones may be classed as long, short, or flat.
  4937. bone Tür.
    • The hard tissue that provides structural support to the body, It is primarily composed of hydroxyapatite crystals and collagen Individual bones may be classed as long, short, or flat.
  4938. bone Tür.
    • The hard tissue that provides structural support tothe body, It is primarily composed of hydroxyapatite crystals and collagen Individual bones may be classed aslong, short, or flat.
  4939. bone Tür.
    • The hard, calcified tissue of the skeleton of vertebrate animals, consisting very largely of calcic carbonate, calcic phosphate, and gelatine
    • as, blood and bone.
  4940. bone Tür.
    • rigid connective tissue that makes up the skeleton of vertebrates. the porous calcified substance from which bones are made. a shade of white the color of bleached bones. study intensively, as before an exam
    • "I had to bone up on my Latin verbs before the final exam". remove the bones from
    • "bone the turkey before roasting it". consisting of or made up of bone
    • "a bony substance"
    • "the bony framework of the body". living tissue that makes up the body"s skeleton.
  4941. bone Tür.
    • One of the pieces or parts of an animal skeleton
    • as, a rib or a thigh bone
    • a bone of the arm or leg
    • also, any fragment of bony substance. The frame or skeleton of the body.
  4942. bone Tür.
    • Hard material which makes up the skeleton.
  4943. bone Tür.
    • Fig.: The framework of anything.
  4944. bone Tür.
    • Dice.
  4945. bone Tür.
    • Dense tissue that forms the skeleton Bone can be donated and transplanted.
  4946. bone Tür.
    • Cut meat away from the bones.
  4947. bone Tür.
    • bonnet. lady"s cap. bathing cap. coif.
  4948. bone Tür.
    • bonnet.
  4949. bone Tür.
    • Anything made of bone, as a bobbin for weaving bone lace.
  4950. bone Tür.
    • Animal bones can tell us much about a site: The occupants" diet The species of the animals The sex of the animals The numbers of animals involved How the animals were exploited How the animals interacted with man: domesticated, farmed, parasites They show butchery marks and give evidence about the nature of the meat eaten and how it was butchered How the meat was prepared and cooked Age of the animals at slaughter indicates whether they were kept for breeding, for milk or for meat The cortex of animal bones is thicker than that of humans, and is therefore preserved better than man"s See Articulated skeleton, Disarticulated skeleton, Phosphate analysis.
  4951. bone Tür.
    • Alternate name for a domino or tile due to the fact that the original pieces were often made from animal bone.
  4952. bone Tür.
    • A hard type of connective tissue that contains collagen fibers, calcium phosphate, and hydroxyapatite. refers to a gray brown rather porous variety of the mineral smithsonite it is synonymous with drybone. n tulang.
  4953. bone Tür.
    • A hard bone or wood used to rub off pencil or charcoal design to fabric for samples, or for enlargements ".
  4954. bone Tür.
    • A connective tissue that contains a hardened matrix of mineral salts and collagen fibers Its cells include osteocytes, which are embedded within lacunae, and the free-roaming osteoblasts and osteoclasts. derived from naturally deceased animals Bone is usually given a surface texture, most commonly in the forms of pickbone and jigged bone Bone can be dyed to achieve bright colors This is the most common handle material for pocketknives. hard substance that makes the skeletal system.
  4955. bone İng.
    • i. kemik, kılçık
    • çoğ. iskelet, vücut: kemikten yapılmış bir şey
    • balina (korse için)
    • k.dili zar. bone ash kemik kulu. boneblack i. yanık kemiklerden yapılan siyah boya. bone china icinde kemik külü olan tabaklar. bone-dry s. kupkuru. boneless s. kemiksiz. bone meal kemik tozu. bone setter çıkıkçı, kırıkıçı. frontal bone alın kemiği. shank bone bacak kemiği. vomer bone saban kemiği. bone of contention anlaşmazlık sebebi. have a bone to pick with someone paylaşacak kozu olmak, halledilecek davası olmak. feel in one's bones derinden hissetmek, çok emin olmak. make no bones about açıkça söylemek.
  4956. bone İng.
    • f. kemiklerini ayyrmak, ayıklamak
    • gübre olarak toprağa ufalanmış kemik ilave etmek
    • balina geçirmek (korse ,gömlek v.b.'ne)
    • (argo) çok çalışmak, hafızlamak, kuşlamak. bone for an exam imtihan için hazırlanmak. bone up on a subject bir mevzu üzerinde okumak.
  4957. bonehead İng.
    • i., k.dili aptal, mankafa kimse.
  4958. boner İng.
    • i., (argo) hata, ahmakça yapılan yanlışlık.
  4959. boneset İng.
    • i. papatyaya benzer bir bitki, bot. Eupatorium perfoliatum.
  4960. bonfile Tür.
    • sirloin steak. fillet steak.
  4961. bonfile Tür.
    • sirloin steak. fillet.
  4962. bonfire İng.
    • i. şenlik ateşi, açık havada yakılan ateş.
  4963. bong İng.
    • f., i. gong gibi ses çıkarmak
    • i. gong sesi.
  4964. bongo İng.
    • i. tropikal Afrika ormanlarında yaşayan, büyük, kahverengi üzerine beyaz çizgili antilop, zool. Taurotragus eurycerus. bongo drums çift tamtam.
  4965. bonhomie, bonhommie İng.
    • i., Fr. iyi huyluluk.
  4966. boniface İng.
    • i. otelci.
  4967. bonito İng.
    • i. torik, uskumru cinsinden birkaç çeşit balık. large bonito torik, peçuta, zool. Pelamys sarda. .
  4968. bonjour İng.
    • Fr. bonjur, günaydın.
  4969. bonkers İng.
    • s., ing., (argo) çakırkeyf.
  4970. bonkör Tür.
    • generous.
  4971. bonkörlük Tür.
    • generosity.
  4972. bonmot İng.
    • Fr. nükte, espiri.
  4973. bonne İng.
    • i., Fr. hizmetçi kadın, dadı.
  4974. bonnet İng.
    • f. başlık giydirmek.
  4975. bonnet İng.
    • i. bağcıkları olan kadın ve çocuk şapkası
    • başlık şeklindeki kapak
    • ing. arabanın motor kapağı, kaporta. bonnet box şapka kutusu. have a bee in one's bonnet bak. bee
  4976. bonny İng.
    • s.,ing., leh. göze hoş görünen, güzel, zarif, hoş
    • sıhhatli, gürbüz. bonnily z. güzel bir şekilde. bonniness i. güzel oluş.
  4977. bonnyclabber İng.
    • i., leh. ekşi yoğurt, kesilmiş süt.
  4978. bono Tür.
    • bond. coupon.
  4979. bono Tür.
    • bond. bill.
  4980. bono Tür.
    • bill. bond. certificate of indebtedness. trade acceptance. bill of debt. ordinary bill. courtesy card. promissory note. sterling securities. unnegotiable.
  4981. bonsai İng.
    • i. göze hoş görünmesi için çeşitli metotlarla fazla büyümesi engellenmiş ağaç
    • bu çeşit ağaç büyütme sanatı.
  4982. bonservis Tür.
    • reference. testimonial. certificate of good service.
  4983. bonservis Tür.
    • letter of recommendation. testimonial. reference. character.
  4984. bonservis Tür.
    • letter of recommendation. certificate of good service. bene decessit. character. testimonial.
  4985. bonsoir İng.
    • Fr. bonsuar, iyi geceler.
  4986. bonton İng.
    • kibar davranış veya tarz
    • asalet
    • aristokrasi.
  4987. bonus İng.
    • i. ikramiye, fazladan ödenen bir meblağ, prim.
  4988. bonvivant İng.
    • Fr. lüks hayatı seven kimse, keyfine düşkün adam
    • neşeli arkadaş.
  4989. bonvoyage İng.
    • Fr. iyi yolculuklar, yolunuz açık olsun.
  4990. bony İng.
    • s. kemiğe benzer, kemikli.
  4991. bonze İng.
    • i. Japonya veya Çin'de Budist rahip.
  4992. boo İng.
    • ünlem Bööö !
  4993. boob İng.
    • i., A.B.D., (argo) aptal kimse, budala kimse. boob tube k.dili televizyon.
  4994. booboo İng.
    • i., (argo) gaf, hata.
  4995. booby İng.
    • i. budala kimse, bön kimse, ahmak kimse
    • bir oyun veya müsabakada en kötü oyuncu
    • sınıfın en tembel talebesi. booby hatch A.B.D., (argo) akıl hastanesi. booby prize bir oyunun en kötü oyuncusuna veya bir yarışmada sonuncu olana verilen odül. booby trap kamufle edilmiş ufak bomba
    • gizli tuzak.
  4996. boodle İng.
    • i., A.B.D., (argo) para
    • rüşvet, görevini kotüye kullanarak kazanılan para.
  4997. boogie-woogie İng.
    • i. dans müziği olarak bir piyano çalma tarzı.
  4998. boohoo İng.
    • f., i. hüngür hüngür ağlamak
    • i. hıçkırarak ağlama sesi.
  4999. book İng.
    • i. kitap
    • cilt, fasıl, bap
    • müz livre, opera metni
    • (tiyatro) senaryo
    • (iskambil) bir takımın kazandıgı el sayısı
    • (briç) kazanılan ilk altı el
    • müşterek bahis defteri. the Book Kitabı Mukaddes. book of matches kibrit paketi. book club abonelerine indirimli fiyatla kitap satan firma. book muslin ince frenk tülbenti. book review bir kitabı inceleyen yazı, kitap tenkidi. book trade kitapçılık. book value defter değeri, maliyet. bring to book sorumluluğu birisine yükleyerek hesap sormak. by the book resmen, kurallara göre. He knows it like a book Ezbere biliyor. in one's bad books gözünden düşmüş. one for the books fevkalade olay
    • tam örnek. on the books kaydedilmiş, kayıtlı. make book A.B.D., (argo) bahse girenlerin parasını almak. without book ezbere
    • salahiyetsiz.
  5000. book İng.
    • f. deftere geçirmek, kaydetmek
    • yer ayırtmak, rezervasyon yapmak
    • tutmak, angaje etmek
    • ismini kaydetmek, karakolda suçlu olarak kaydetmek.
  5001. bookbinder İng.
    • i. mucellit, ciltçi. bookbinding i. mucellitlik, ciltçilik. bookbindery i. mücellithane, ciltevi.
  5002. bookcase İng.
    • i. kitaplık, kitap rafı.
  5003. booked İng.
    • s. yeri ayrılmış
    • temsil için anlaşmış
    • defterde kayıtlı. booked-up s. bağlanmış
    • ing. bütün yerleri satılmış. bookend kitap desteği, kitapların devrilmemesi için iki yana konan destek.
  5004. bookie İng.
    • i., A.B.D., k.dili, bak. bookmaker.
  5005. booking İng.
    • i. temsil veya konser için anlaşma
    • yer ayırma
    • bilet alma
    • deftere kaydetme. booking-office i., ing. bilet gişesi.
  5006. bookish İng.
    • s. okumaya ve kitaplara düşkün
    • hayat tecrübesinden fazla kitaplara bağlı olan, nazari
    • kitaplara ait veya bağlı, kitabi
    • edebi. bookishness i. kitap düşkünlüğü.
  5007. bookkeeper İng.
    • i. muhasebeci. bookkeeping i. muhasebecilik.
  5008. booklet İng.
    • i. broşür, küçük kitap, risale.
  5009. bookmaker İng.
    • i. kitapçı
    • at yarışı ve maçlarda müşterek bahisleri düzenleyen adam.
  5010. bookman İng.
    • i. alim, bilgin
    • kitapçı, kitaplarla meşgul kimse.
  5011. bookmark İng.
    • i. kitapta sayfayı belirtmek için kullanılan kağıt
    • kitabın sahibini gösteren etiket
  5012. bookmobile İng.
    • i. gezici kütüphane.
  5013. bookplate İng.
    • i. kitabın iç kapağına yapıştırılan ve sahibinin ismini gösteren desenli kağıt.
  5014. bookpost İng.
    • (postada) kitap tarifesiyle.
  5015. bookrack İng.
    • i. açık bir kitap için kullanılan altlık
    • kitap rafı.
  5016. bookseller İng.
    • i. kitapçı, kitap satan kimse veya firma.
  5017. bookshelf İng.
    • i. kitap rafı, kitaplık.
  5018. bookstack İng.
    • i. tavana kadar yükselen kitaplık.
  5019. bookstall İng.
    • i. kitap sergisi
    • ufak kitabevi
    • ing. gazeteci. koşesi.
  5020. bookstand İng.
    • i. kitap sergisi
    • ufak kitabevi
    • açık kitap için altlık.
  5021. bookstore İng.
    • i. kitabevi.
  5022. bookworm İng.
    • i. kitap kurdu, kitap okumaya düskün kimse
    • kağıt kurdu, zool. Ptirida
    • kitap kurdu, zool. Anobium hirtum.
  5023. boolean algebra İng.
    • mantık ve elektronik hesap makinelerine uygulanan bir çeşit cebir.
  5024. boom İng.
    • i., den. seren, bumba, baston
    • akıntının kütükleri götürmemesi ve gemilerin seyrine engel olunması için set şeklinde konulmuş ve araları zincirli tomruk dizisi
    • bu sınırın içinde kalan bölge.
  5025. boom İng.
    • f., i. top gibi derin ve kuvvetli bir ses çıkarmak, gürlemek
    • vızıldamak
    • hamle yapmak, acele hareket etmek
    • A.B.D. hızla büyümek, süratli bir gelişme kaydetmek (şehir ,iş)
    • ileri gitmek, ilerlemek
    • i. hızla ilerleme veya yükselme (ticaret ,iş ,refah)
    • hamle
    • gürleme, uğultu, uzaktan gelen gürültü, derinden gelen ses
    • vızıltı (arı, böcek). boom town belli bir nedenle birdenbire zenginleşen ve genişleyen şehir. boom out kalın sesle bildirmek.
  5026. boomerang İng.
    • i. Avustralya yerlilerince silah olarak kullanılan ve ileri doğru fırlatılınca geri gelen eğri bir değnek
    • ortaya atanın aleyhine dönen durum veya plan.
  5027. boon İng.
    • i. nimet, lütuf, iyilik.
  5028. boon İng.
    • s. neşeli. boon companion ahbap
    • içki arkadaşı.
  5029. boondocks İng.
    • i., the ile, A.B.D., (argo) geri kalmış bölge.
  5030. boondoggle İng.
    • i., f., A.B.D., k.dili faydasız iş
    • f. faydasız işlerle meşgul olmak.
  5031. boor İng.
    • i. kaba ve görgüsüz kimse
    • köylü. boorish s. kaba. boorishly z. kaba bir şekilde. boorishness i. kabalık.
  5032. boose İng.
    • bak. booze.
  5033. boost İng.
    • f., i., A.B.D. arkasından itmek, destek olmak
    • lehinde konuşarak yardımcı olmak
    • artırmak
    • i. destek, yardım
    • artma, artış.
  5034. booster İng.
    • i., A.B.D. ileri götüren şey, yardım eden kimse, propagandacı
    • rokette yardımcı ek motor
    • elek. voltajı yükselten alet. booster shot bağışıklığı artırmak için yapılan ek aşı.
  5035. boot İng.
    • f., i., (eski) veya (şiir) fayda etmek
    • yararlı olmak, işe yaramak
    • i., (eski) fayda
    • çare. What boots it? Faydası ne? Neye yarar?. to boot ilaveten, fazla olarak.
  5036. boot İng.
    • f. çizme giydirmek
    • çizme şeklindeki aletle işkence yapmak
    • (argo) tekmelemek, tekme ile uzaklaştırmak
    • futbolda tekme atmak
    • (argo) işten çıkarmak, kovmak.
  5037. boot İng.
    • i. çizme, potin
    • ing. bot
    • ayak ve bacağı sıkıştıran çizme benzeri işkence aleti
    • ing. arabanın bagajı
    • koruyucu tabaka
    • A.B.D. acemi deniz eri
    • tekme
    • (argo) azletme, işten çıkartma. get the boot azlolunmak, colloq. kapı dışarı edilmek. boottree çizme kalıbı. Bet your boots Emin olun. grow too big for one's boots mağrur olmak, yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmemek. lick the boot of çanak yalamak, dalkavukluk etmek. The boot is on the other foot Durum değişti Eski çamlar bardak oldu. wipe one's boots on hakaret eder şekilde muamele etmek
    • tepeleyip geçmek.
  5038. bootblack İng.
    • i. ayakkabı boyacısı, lostracı.
  5039. bootee İng.
    • i. örgü bebek patiği
    • kadın botu.
  5040. booth İng.
    • i. kulübe, çadır, çardak, barınak
    • satış pavyonuç
  5041. bootjack İng.
    • i. çizme çekeceği.
  5042. bootleg İng.
    • f. içki kaçakçılığı yapmak
    • kaçakçılık etmek
    • satmak üzere üzerinde kaçak eşya bulundurmak.
  5043. bootleg İng.
    • i., s., A.B.D. kaçak içki
    • s. kaçak olarak imal, ithal veya nakledilmiş
    • kaçak, kanun dışı
    • kaçakçılıkla ilgili.
  5044. bootlegger İng.
    • i. içki kaçakçısı, kaçakçı.
  5045. bootless İng.
    • s. faydasız, boş, gereksiz. bootlessly z. boş yere, neticesiz olarak. bootlessness i. neticesizlik.
  5046. bootlicker İng.
    • i., A.B.D., (argo) dalkavuk.
  5047. boots İng.
    • i., ing. otelde boyacılık ve ayak işlerinde çalışan hizmetli.
  5048. booty İng.
    • i. ganimet, yağma, çapul
    • kazanç.
  5049. booze İng.
    • ing. booze, boose, bouse (buz) i., f., k.dili alkollü içki
    • içki alemi
    • f. kafayı çekmek, içmek. boozer i. ayyaş kimse.
  5050. boozy İng.
    • s., k.dili sarhoş, kafası dumanlı
    • alkolik.
  5051. bop Tür.
    • see Businessowners policy.
  5052. bop Tür.
    • Businessowners Policy.
  5053. bop Tür.
    • Bureau of Prisons, part of the U S Department of Justice. A quaint way of describing an entertainment involving dancing.
  5054. bop Tür.
    • Broken Orange Pekoe - Full-bodied black tea comprising broken segments of somewhat coarse leaves without tips The smallest of the leaf grades, it gives good color in the cup and is used for many blends.
  5055. bop Tür.
    • Benefit Overpayment.
  5056. bop Tür.
    • Beginning of Partition: The first location in a partition which can be accessed Identical to BOM if only one partition is defined.
  5057. bop Tür.
    • Basic Object Persistence A serialization mechanism used through the Dataphor toolset to persist object state.
  5058. bop Tür.
    • Base of Preference.
  5059. bop Tür.
    • Balance of payments.
  5060. bop Tür.
    • Balance of Payments.
  5061. bop Tür.
    • A style of jazz characterized by rhythmic and harmonic complexity, improvised solo performances and a virtuoso execution.
  5062. bop Tür.
    • ante.
  5063. bop Tür.
    • an early form of modern jazz dance the bebop.
  5064. bop Tür.
    • An assembly of heavy-duty valves attached to the top of a well casing to control pressure.
  5065. bop Tür.
    • A complex, highly improvised style of jazz Charlie Parker and Dizzy Gillespie were important performers of this style.
  5066. bop Tür.
    • A college disco - usually very cheesy but on the whole good fun [Oxford]. means the Bureau of Prisons.
  5067. bop Tür.
    • Abbreviation for Bayesian oscillation patterns, patterns found using BSA See Ruiz de Elvira and Bevia. An important era in the history of jazz, whose heyday was the 1940"s Bop musicians returned to combos rather than the big bands of the previous swing era, and returned the focus of jazz to improvisation Important bop musicians include Charlie Parker and Dizzy Gillespie. the law enforcement agency of the Justice Department that operates a nationawide system of prisons and detention facilities to incarcerate inmates sentenced to imprisonment for federal crimes. an early form of modern jazz. dance the bebop. hit hard.
  5068. bop İng.
    • f., i., (argo) vurmak
    • i., müz. bap, bir çeşit caz müziği.
  5069. bor Tür.
    • U S Bureau of Reclamation.
  5070. bor Tür.
    • The first god, he was licked out of pure ice by Audhumla" The Great Nurse" He later married one of the frost giant"s daughters see "Creation".
  5071. bor Tür.
    • SAP"s Business Object Repository that contains the definitions of R/3 Business Objects and their associated BAPIs.
  5072. bor Tür.
    • Bureau of Reclamation. nIII: frontier, border, boundary.
  5073. bor Tür.
    • boron.
  5074. bor Tür.
    • boric, boron.
  5075. bora Tür.
    • Term used to describe a katabatic wind in Yugoslavia. a regional downslope wind whose source is so cold that it is experienced as a cold wind, despite compression warming as it descends the lee slope of a mountain range.
  5076. bora Tür.
    • squall. tempest. flurry. gale. gust.
  5077. bora Tür.
    • squall. fresh gale. gust of wind. hurricane. lightning storm. tempest. whole gale.
  5078. bora Tür.
    • gale. gust. squall. tempest.
  5079. bora Tür.
    • A cold, often dry, northeasterly wind which blows, sometimes in violent gusts, down from mountains on the eastern shore of the Adriatic It also applies to cold, squally, downslope winds in other parts of the world.
  5080. boracic acid İng.
    • kim. asitborik.
  5081. boracite İng.
    • i. borasit, Bandırma taşı.
  5082. borage İng.
    • i. hodan, bot. Borago officinalis.
  5083. boraks Tür.
    • borax.
  5084. boraks Tür.
    • borax.
  5085. boran Tür.
    • borane.
  5086. borate İng.
    • i., kim. borat.
  5087. borax İng.
    • i. boraks.
  5088. borazan Tür.
    • bugle. trumpet. trumpeter.
  5089. borazan Tür.
    • bugler.
  5090. borazan Tür.
    • buggle. trump. trumpet. trumpeter.
  5091. borazancı Tür.
    • trumpeter.
  5092. borç Tür.
    • debt. debit. duty. obligation. loan. adjusted trial balance. charge. float. liability. commodate loan.
  5093. borç Tür.
    • debt.
  5094. borç Tür.
    • debit. debt. loan. obligation. liability. accommodation. arrear. care. debit. encumbrance. red. arrears.
  5095. borçlandırılmak Tür.
    • to be debited. to be forced to go into debt.
  5096. borçlandırma Tür.
    • debit.
  5097. borçlandırmak Tür.
    • to debit. to charge. indebt.
  5098. borçlanma Tür.
    • going into debt. loan contracted.
  5099. borçlanma Tür.
    • debt.
  5100. borçlanma Tür.
    • borrowing. loan.
  5101. borçlanmak Tür.
    • to get into debt. to become indebted to. to take on debt.
  5102. borçlanmak Tür.
    • to get into debt. to become indebted.
  5103. borçlu Tür.
    • indebted. beholden. owing. in the red. in hock. debtor. obligor. payer.
  5104. borçlu Tür.
    • debtor. indebted. under obligation to. behindhand. beholden. debitor. in hock. in the red. obligator. obligor. owing.
  5105. borçlu Tür.
    • debtor. indebted. obliged. grateful.
  5106. borçlu olmak Tür.
    • to owe debts. owe.
  5107. borçlu olmak Tür.
    • owe.
  5108. borçluluk Tür.
    • indebtedness.
  5109. borçluluk Tür.
    • indebtedness.
  5110. borçsuz Tür.
    • without any debt. ungeared. clear of debts. free from debt. debtless. free of debt. not indebted. unembarassed. unencumbered. unincumbered. unindebted. without debt.
  5111. borçsuz harçsız Tür.
    • without borrowing any money.
  5112. borçsuzluk Tür.
    • freedom from debts.
  5113. borda Tür.
    • broadside.
  5114. borda Tür.
    • board. boardside. beam. cargo door. topside.
  5115. borda Tür.
    • board.
  5116. bordeaux İng.
    • i. bordo limanı
    • Bordo şarabı .Bordeaux mixture ağaçları korumak için kullanılan karışım.
  5117. bordelio İng.
    • i. genelev.
  5118. border İng.
    • f. sınır koymak
    • sınır meydana getirmek
    • sınırdaş olmak, hemhudut olmak
    • benzemek, yakın olmak. border on sınır komşusu olmak
    • eğiliminde olmak.
  5119. border İng.
    • i. kenar
    • hudut, sınır
    • bir resim veya yazının etrafındaki süs. borderer i. sınırda oturan kimse. borderland i. sınır bölgesi. borderline i., s. sınır s. güçlükle ayırt edilebilen.
  5120. bordo Tür.
    • maroon. burgundy. claret red. bordeaux.
  5121. bordo Tür.
    • claret red.
  5122. bordro Tür.
    • payroll. wage slip.
  5123. bordro Tür.
    • payroll. list. register. voucher. bordereau. deposit slip. paying- in slip. payroll sheet. salaries list. pay sheet.
  5124. bordro Tür.
    • payroll. docket. list.
  5125. bordür Tür.
    • curb. kerb.
  5126. bordür Tür.
    • curb. border. border print. rand. fillet. rim. welt. cincture. framing. kerb.
  5127. bordür Tür.
    • bordure.
  5128. bore İng.
    • i. kabarma sonucu oluşan yüksek tepeli dalga.
  5129. bore İng.
    • f., i. delik açmak, burgu veya matkap ile delmek oymak
    • i. delik, oyuk
    • kalibre, çap. bore bit taş delecek kalem.
  5130. bore İng.
    • f., i. can sıkmak, bizar etmek, baş ağrıtmak
    • i. can sıkıcı kimse veya olay, baş belası.
  5131. bore İng.
    • bak. bear.
  5132. boreal İng.
    • s. poyraza ait, kuzey rüzgarına ait
    • şimali, kuzey.
  5133. boreas İng.
    • i. Yunan mitolojisinde kuzey rüzgarı, poyrazı.
  5134. boredom İng.
    • i. sıkıntı, can sıkıntısı.
  5135. borehole İng.
    • i. yerkabuğunda araştırmalar yapmak için açılan kuyu.
  5136. börek Tür.
    • pie.
  5137. börek Tür.
    • patty.
  5138. börek Tür.
    • flaky pastry containing thin layers of cheese / minced meat. flan.
  5139. borer İng.
    • i. delgi, matkap, burgu
    • meyva veya ağaç kurdu
    • beslenmek için diğer balıkların etine gömülen balık.
  5140. boric İng.
    • s., kim. borik, borakslı. boric acid kim. asitborik.
  5141. boride İng.
    • i., kim. içinde bor bulunan bileşim, borit.
  5142. borik Tür.
    • boric.
  5143. borik asit Tür.
    • boric acid.
  5144. borina Tür.
    • bowline.
  5145. borina Tür.
    • bowline.
  5146. boring İng.
    • i., s. sondaj, delme
    • delik
    • çoğ. delik açılırken cıkan moloz
    • s. can sıkıcı.
  5147. born İng.
    • s. doğmuş
    • doğuştan. He was born in Sivas Sivas'ta doğdu. Where were you born? Nerelisiniz?
  5148. borne İng.
    • bak. bear
    • s. taşınmış, götürülmüş
    • tahammül edilmiş, dayanılmış.
  5149. bornoz Tür.
    • bathrobe. robe. bathing-gown. bath robe.
  5150. bornoz Tür.
    • bathrobe. robe. barber"s jacket.
  5151. bornoz Tür.
    • bathrobe.
  5152. boron İng.
    • i., kim. bor.
  5153. borough İng.
    • i. kasaba, kaza, ilçe.
  5154. borrow İng.
    • f. ödunç almak, borç almak
    • mat. ödunç almak (çıkarma işleminde). borrow trouble önceden tasasını çekmek. borrowing i. başka bir dilden alınan kelime veya deyim.
  5155. borsa Tür.
    • stock market. stock exchange. money-market. share market. bourse. exchange. market. rialto.
  5156. borsa Tür.
    • stock exchange. stock market. exchange. stock exchange. bourse. dealing costs. exchange market. stock- exchange.
  5157. borsa acentesi Tür.
    • market agency.
  5158. borsa değeri Tür.
    • stock-exchange value.
  5159. borsa işlemi Tür.
    • market transaction.
  5160. borsa komiseri Tür.
    • exchange commisionary / warden. exchange commissionary. exchange warden.
  5161. borsa simsarı Tür.
    • jobber. stock broker. floor broker.
  5162. borsacı Tür.
    • city man.
  5163. borsacı Tür.
    • bull. stockbroker.
  5164. borscht İng.
    • i. Rus sebze çorbası, borş.
  5165. bort İng.
    • i. düşük kalite elmas veya elmas kırıntıları, karaelmas, karbonado.
  5166. boru Tür.
    • pipe. tube. trumpet. horn. clarion. conduit. drain. duct. trump.
  5167. boru Tür.
    • conduit. horn. pipe. trumpet. tube. bugle. cane. spout. orifice. flue. duct. beak. cornet. nose. nozzle. penstock. blare. funnel. trump.
  5168. boru Tür.
    • bore. clarion. duct. flue. horn. pipe. trumpet. tube. tubing. bugle.
  5169. boru bileziği Tür.
    • pipe flange.
  5170. boru çiçeği Tür.
    • trumpet flower.
  5171. boru hattı Tür.
    • pipeline.
  5172. boru hattı Tür.
    • pipeline.
  5173. boru kelepçesi Tür.
    • pipe clip.
  5174. boru mengenesi Tür.
    • pipe clamp.
  5175. börülce Tür.
    • pea.
  5176. börülce Tür.
    • kidney-bean. cowpea.
  5177. börülce Tür.
    • kidney bean.
  5178. borzoi İng.
    • i. Rus kurt köpeği.
  5179. boş Tür.
    • empty. blank. vacant. vain. free. unoccupied. disengaged. airy. barren. bootless. captious. chimerical. desert. expressionless. fallacious. flat. without any foundation. without foundation. frivolous. frothy. futile. gaseous. for hire. hollow. idle.
  5180. boş Tür.
    • blank. free. empty. null. idle. uninhabited. unoccupied. vacant. void. waste. useless. unemployed. barren. absent. loose. slack. hollow. unfilled. weightless. unfurnished. unloaded. spare. clear. dead. evacuated. desolate. disengaged. not filled. footle.
  5181. boş Tür.
    • abortive. airy. bare. barren. blank. bubble. clean. clear. desolate. empty. free. futile. godforsaken. hollow. idle. inane. null. pathological. spare. vacant. vain. void. waste. unemployed işsiz. ignorant. useless. blank. blank.
  5182. boş inanç Tür.
    • superstition.
  5183. boş kafalı Tür.
    • empty- headed.
  5184. boş kafalı Tür.
    • absentminded.
  5185. boş küme Tür.
    • null set.
  5186. boş laf Tür.
    • empty talk. babble. chatter. clatter. crap. froth. fudge. gab. gammon. gas. gossip. hooey. hot air. prate. rattle. shallow talk. smoke. twaddle. verbalism. wind. windbaggery.
  5187. boş laf Tür.
    • balderdash.
  5188. boş olmak Tür.
    • to be vacant. trip.
  5189. boş vakit Tür.
    • leisure time.
  5190. boş vakit Tür.
    • leisure.
  5191. boş vakit Tür.
    • leisure.
  5192. boş yer Tür.
    • vacancy.
  5193. boş yer Tür.
    • available vacancy.
  5194. boş yere Tür.
    • unduly. uneconomical.
  5195. boşalım Tür.
    • discharge.
  5196. boşalma Tür.
    • release. unburdening. evacuation. discharging. going dead. ejaculation.
  5197. boşalma Tür.
    • ejaculation. orgasm. discharge. empty. climax. shot.
  5198. boşalma Tür.
    • discharge. evacuation. ejaculation. coming off.
  5199. boşalmak Tür.
    • to be emptied. to empty itself. to run out. to be poured out. to discharge. to uncoil. to run down. to become free. to become vacant. to come out in a hurry. to unburden oneself.
  5200. boşalmak Tür.
    • empty. discharge. ejaculate. cum. cream. exhaust. drain away. drain off. teem.
  5201. boşalmak Tür.
    • come. ejaculate. empty. to be emptied. to be discharged. to uncoil. to become free. to become vacant. to get sth off one"s chest. to ejaculate. to come off. to come.
  5202. boşaltılmak Tür.
    • to be emptied.
  5203. boşaltılmak Tür.
    • tip out.
  5204. boşaltım Tür.
    • excretion.
  5205. boşaltma Tür.
    • emptying. discharge. unloading. depletion. dismantlement. exhaustion. pouring. tipping. vacation. voidance.
  5206. boşaltma Tür.
    • discharge. evacuation. unloading. outlet. bleeding. desertion. runoff. lighterage. release. debarkation. disembarkment. vacation. pouring. emission. emptying. exhaust. priming.
  5207. boşaltma Tür.
    • discharge. evacuation.
  5208. boşaltma havzası Tür.
    • catch basin.
  5209. boşaltmak Tür.
    • to blow-off. to release. to empty. to discharge. to vacate. to pour. to evacuate. to purge. to desert. to relax. to clear. to exhaust. to uncoil. to drain. to dump. to unload. to unlade. to disembark. deplete. disburden. disgorge. fall vacant. land. load.
  5210. boşaltmak Tür.
    • empty. pour from. evacuate. pour out of. discharge. pour. clean out. unload. ejaculate. clean. clear. clear out. close out. debus. deplenish. deplete. disgorge. dismantle. drain. drain away. drain off. draw off. drop off. dump. excrete. exhaust. let.
  5211. boşaltmak Tür.
    • decant. deplete. discharge. empty. tip. unpack. vacate. to empty. to tip. to turn sth out. to discharge. to evacuate. to vacate. to unload.
  5212. boşamak Tür.
    • to divorce.
  5213. boşamak Tür.
    • divorce. to divorce. to repudiate.
  5214. boşamak Tür.
    • divorce. repudiate.
  5215. boşanma Tür.
    • divorce. split. split-up.
  5216. boşanma Tür.
    • divorce.
  5217. boşanma Tür.
    • being divorced. pour. disengaging. runaway. exhaustion. flux.
  5218. boşanma davası Tür.
    • divorce suit. divorce case.
  5219. boşanmak Tür.
    • to be divorced from. to be set loose. to be set free. to break loose. to break through its barriers. to be discharged by accident. to burst forth. to pour out one"s heart. burst.
  5220. boşanmak Tür.
    • divorce. obtain a divorce. be loosed. burst into tears.
  5221. boşanmak Tür.
    • divorce.
  5222. boşboğaz Tür.
    • garrulous. indiscreet. babbler. blabermouth. to have a long tongue. unbridled tongue.
  5223. boşboğaz Tür.
    • communicative. indiscreet.
  5224. boşboğazlık Tür.
    • idle talk. garrulity. indiscretion.
  5225. boşboğazlık etmek Tür.
    • to talk indiscreetly. babble. chatter. tattle.
  5226. boscage İng.
    • i. ağaçlık, çalılık, koru.
  5227. bosh İng.
    • i., k.dili saçmalık, boş söz, zırva söz veya düşünce.
  5228. bosk İng.
    • i. çalılardan meydana gelen küçük koru. bosket, bosquet i. koru, çalılık. bosky s. ağaçlıklı, çalılarla kaplı
    • gölgeli.
  5229. boşlamak Tür.
    • to neglect. to let alone. to let go. to let loose. leave in the cold.
  5230. boşlamak Tür.
    • neglect. to neglect. to abandon.
  5231. boşlamak Tür.
    • let go. ignore. neglect. slacken.
  5232. boşluk Tür.
    • space. gap. hole. blank. cavity. vacuum. slackness. emptiness. nothingness. blankness. abysm. abyss. chamber. chasm. clear. clearance. daylight. desideratum. gulf. hiatus. hollow. hollowness. idleness. inanition. lacuna. nullity. separation. sinus. s.
  5233. boşluk Tür.
    • blank. space. cavity. emptiness. vacancy. vacuum. gap. clearance. room. expanse. hollow. margin. unemployment. windage. looseness. float. interstice. interval. dead space. cavitation. weightlessness. shack. backlash. idleness. vanity. suction. displacemen.
  5234. boşluk Tür.
    • aperture. blank. cavity. gap. hiatus. interim. opening. sinus. vacancy. vacuum. void. emptiness. clearance.
  5235. Bosna Tür.
    • bosnia. bosnian.
  5236. Boşnak Tür.
    • bosnian.
  5237. bosnia İng.
    • i. Bosna. Bosnian Boşnak
    • Boşnakça
    • s. Boşnak.
  5238. bosom İng.
    • f. bağrına basmak, kucaklamak
    • gizlemek, saklamak.
  5239. bosom İng.
    • i., s. göğüs, sine, bağır, koyun
    • elbisenin göğsü kaplayan kısmı
    • s. samimi çok yakın
    • göğüse ait. bosom friend samimi dost, can yoldaşı.
  5240. bosphorus, bosporus İng.
    • i. istanbul Boğazı, Karadeniz Boğazı. the Bosphorus and its shores Boğaziçi.
  5241. boss İng.
    • i., f., bot., zool. bitki veya hayvanın vücudunda meydana gelen şişkinlik
    • mim. fildişi, maden v.b.'nden yapılmış kabartma süs
    • f. kabartmalarla süslemek.
  5242. boss İng.
    • i., f., A.B.D. patron amir, işveren, ustabaşı
    • A.B.D. kendi seçim bölgesinde partinin örgütünü denetleyen politikacı
    • f. kontrol etmek, idare etmek
    • fazla otoriter ve sert olmak.
  5243. boss İng.
    • i., A.B.D., k.dili inek veya buzağı.
  5244. bossy İng.
    • s. kabartmalarla süslü.
  5245. bossy İng.
    • s., i., A.B.D., k.dili sözünü geçiren, hükmeden, sert tabiatlı
    • i. inek veya buzağı
  5246. bostan Tür.
    • orchard. garden ware. kitchen garden. market garden.
  5247. bostan Tür.
    • market garden.
  5248. bostan korkuluğu Tür.
    • scar